İsmail Hakkı Baltacıoğlu

L HAKKI İstanbul Darülfünunu Müderrislerinden

Mürebbilere
Mefkure, Yeni hayat, Cazi, Tipler, içtimaiyat, Çocuk, Türkçülük, Kadın, Ruhiyat, Felsefe Ahlâk, Güzel mazi estetik, Şehircilik

SUHULET

KÜTÜPANESİ:

SEMİH

LÜTFÜ

İstanbul — A n k a r a c a d d e s i 1 9 3 2

MÜELLİFİN DİĞER ESERLERİ: Taiim ve terbiyede inkilâp Jem-Jacques Rousseau, terbiye felsefesi Demokrasi ve San'at Umumî pedagoji Hususî tedris usulleri
I

\ S \ j j j [ j „ „ „ „ „ „ „ „ „ „ „ „

İçtimaiyat noktai nazarından terbi/e Terbiye müsahibeleri Terbiye avam Din ve hayat Ahlâksızlık Maarifte bir siyaset Kaibin gözü Avrupa bizi nasıl tanıyor? Terbiye ve iman | İlmi terbiye konferansları j Terbiye ilmi j Terbiye dersleri 1 Usulü terbiye ve tedris \ Coğrafyanın usulü tedrisi I Hendesenin usulü tedrisi < Resim usulü tedrisi
\

Nüshası kalmamıştır,

"

I 1
<

j Eşya derslerinin usulü tedrisi El işlerinin usulü tedrisi | Mektep temsilerinin usulü tedrisi

„ „ „

İstanbul: TECELLİ MATBAASI

Mefkure

Bu kitap on iki seneden beri yazdığım dağınık ve kısa yazılarımın bir araya toplanmasından vücude geldi. Eğer bir aile uzviyeti halinde birleşmeselerdi öleceklerdi. Bu ölüme razı olamadım. İçindeki fikirler mevzuları olan vakaların tarihinden bazen çok evvel bazen de biraz sonra yazılmıştır. Hemen hepsi Türkiye düşüncesinden doğduğu için aralarında akrabalık vardır. Hayatın aynı manzarasından bahseden parçalar eski yeni sirasiîe birbirini kovalar. Bu yeni teşekkül vesüesile yazılarımın ne şekli ne de manası ' üzerinde heman hiç tadilât yapmadım. Aralarında bazen saf vet ve samimiyetleri bazen de cüret ve cesaretlerile şimdi beni bile düşündüren parçalar vardır. Bazı kanaatlerimin şimdiye kadar hiç değişmediğini gördüm, bundan sonrada belki değişmiyeceklerdir...
Çamlica, 7 Teşrinisani 1931

İsmail Hakkı

Yaşayacakmıyız?
Niçin yaşıyoruz ve niçin yaşamak istiyoruz?. Bir sual ki cevabını kolayca bulmak bence mümkün değil.,. On sene evvel bir gün, Paris Sefarethanesinin intizar salonunda oturuyordum, orada benim gibi işi olan bir genç daha vardı. Söz açıldı. Garbm medeniyetinden, müzelerinden, saraylarından, kütüphanelerinden, tünellerinden bahsedildi... Muhatabım birden bire şu suali soruverdu: — Ya bizim nemiz var?!. Evet, bizim nemiz vardı?!. Hangi tünellerimiz, hangi • müzelerimiz, hangi fabrikalarımız ve gemilerimiz vardı?!. Tıkandım kaldım!. Fakat o zamandan beri bir ses, derinden, ruhumdan gelen bir seş, bana şöyle dedi: — Yaşıyoruz ve yaşıyacagız!.. Ben ki fikirlerimle, muhakemelerimle müdafaa edemediğim bu hakka hissimle, ruhumla çoktan inanmıştım, yaşamıya niçin imanım olduğunu bilmezdim, gönülden gelen haberler gibi bu da, "Trükrn yaşamak hakkı,, da benim için bir "karanlık fikir,, di... Bu iman akla nakadar zıt gelirse gelsin, bir imandır, bu iman ilmî tahlillerden, mantıkî istidlallerden nakadar kaçarsa kaçsın, yine bir imandır, her iman gibi bir kuvvettir, ve her kuvvet gibi yoktan var edici, yaratıcıdır. Harbin zararları, Anadolunun nüfusu, hiç bir felâket hiç bir sebep bende bu imanı sarsmadı, sarsamadı. Bu ka ra günlerde bile türk milletinin bitmez tükenmez olan "yaşa mak kudreti,, ne iman ediyorum; Dinde bütün masivadan mücerret bir Allah var, diye haykıran, ahlükta manfaa i hodbinliği gömen, zevkte, san'atte sadeliği, kibarlığı beye-,

g nen, tarihte bir devir kapayıp ikinci bir devir açan Türklerin insaniyet aleminde bir vazifesi, hatta vazifeleri olduğuna iman ediyorum. Bu iman yalnız benim değil, en cahil köylülerden en münevverlerine kadar bütün Türklerin samimî duygusu, en canlı bir aşkıdır. Bu sihirli kuvvet her gün bir kerre daha Türklerle meskûn olan topraklan sarsıyor, ve ondan yeni insanlar, yeni mucizeler çıkarıyor! Yine onun, o imanın şiddetli bir hamlesile bugün yarın bu topraklar üzerinde yepyeni bir türk medeniyeti dogamayacağım kim, hangi ilim, hangi aklıselim idda edebilir?..

Yalan ve riya
Eğer ruhu madde gibi, canlıyı camit gibi parçalamak caizse, memleket hakkındaki hislerimizi de ikiye ayırmak, parçalamak caizdir: Betbinlik, nikbinlik... Betbinlerin ağZında dolaşan sözler hep: Ölmek, batmak, parçalanmaktır. Bu iki cereyan çok kere zıt ve düşman olan iki şey gibibirbirine çarpar, birleşmiyerek, anlaşmıyarak birbirini ezer ve üzer... Betbinler çok kere hayatın dişini, ölüsünü gören müşahitlerdir; ilimleri müşahedelerinden, hesabtan, akıldan gelir. Nikbinler daha ziyade hayatın içini, seyyalesini sezen müminlerdir; hükümleri histen, kalpten, ilhamdan doğar... Akıl, hesap işidir; his, imana bağlıdır. Betbinlik ile nikbinlik nasıl zıt ise; madde ile ruh, fikirle iman da öylece ayrıdır. Ölü ile diri bir değildir. Dökülen, kırılan her şey maddedir. Ayıbı görülen, kusuru anlaşılan her şey maddedir. Fakat ruh, iman, mefkure, ne derseniz deyiniz, hayat, canlı, yaşayan böyle değildir; maddeden ayndir. Meselâ Allah tutulmaz, gözle görülmez, kusuru, noksanı düşünülemez, her türlü tahlil ve tenkidimizden kaçar. Yalnız yalnız duyulur, yaşanır, sevilir, uğuruda maddeler, vücutlar, miletler ifna edilir...

maneviyatı akılla tartan. yaratıcılığına şehadetler. Sofistlerden.. kurşunlar alemi gibi bir de dinler. bütün emellerimiz yarın için. Felsefenin sırrını.. alnı açık. ölmekle birdir. taşlar.. ölmüştür. Bu defin yalnız bir şartla mümkündür: Ölenin öldüğünü en tiz ve en yüksek sesle bağırmak." hakkı hayatı olmıyan bu ölü maziyi gömmektir. mahrem olan bu his aleminin. Kurunu vustanın ihtiraslı ve iztiraplı hayatından bütün benliği. Omuzlarımıza çöken bu muhterem cesedi.. Gerçi bizim için bu ceset hürmete lâyıktır. hayatı. Fakat ne bu hürmet. ne de bu vazife dirilere karşı olanın aynı değildir.Aristolardan gelen. en azemetli mefkureleri yer yüzünde asırlarca muhafaza ve müdafaa ettiler. akıl cihazının kavrayamıyacağı derecede hususî. madde. Lâkin girdiği gün artık mefkure değildir. vakur bir mimari icat . yalan ve riya!. sütü temiz Türklerindir. Ve en büyük delâletimiz bu felsefedir.Deseartes' İarda. Maneviyat Türkler tarihte büyük vazifeler yaptılar. mefkureler aleminin ve nihayet. mananın artığıdır. bütün istiklâlile sade. En büyük düşmanımız. Mefkure yer yüzüne inince madde kisvesine girer. Onu gömmek lâzımdır. ilmin tekâmülünü bütün tetkik ediniz. imanı fikirle tenkit eden felsefe delâlettir. Fakat ölü daima dirinin na'şıdir. Kante'larda süzülen felsefe hamlesinde ne göreceksiniz? Dağlar.Ruhu madde ile anlayan. elimizde yaşanmış bir aşkın cesedinden başka bir şey kalmamıştır!. Bu yarına varmanın en kısa yolu nedir?. Artık bütün imanlarımız. Ölüye takılmak.. demirler. gerçe bizim ona karşı bir vazifemiz vardır. ilim mantığının. vicdan kudretinin varlığına. büyük ve mukaddes yarın içindir.. ahlâklar. Bu feryat vazifesi ise inkılâpçıların. san'atler.

iztirap ile çöktüler.. Bu inkilâp ilmî bir inkılâptır. ilim yapan mütefekkirler. Artık samimî Türkler için ne rauahedenameden. Şimdiye kadar gelenler Türkün bu içerideki zafını anlayamadılar. zaman ile. heyecandır. Eğer bir millet fikren hasta ise tedavisini akılda._. tetebbüün mahsulüdür. mefkuresinin.. bir sevkulceyş hatasından evvel. manen zayıftır. Her iki dehanın menşei bir olmadığı gibi.. Türk maddeten zayıf. fikir. bütün bu hamlelerinde millî dehalarının şiddetini gösterdiler. çünkü manen kuvvtli değildir. bütün seciyelerile kendilerine mahsus bir medeniyeti hemen hemen yoktan var ettiler. İkincileri yetiştiren zevktir. gözlerinizin önünde duran bir millet yıkıntısı. Bütün bu icatlarında. Bu inkilâbı yanliz mütefekkirler yapar. Birincileri yetiştiren tahsildir. hissi. usulleri de başkadır. Türk manen zayıftır. Türk maddeten zayıftır. Bu intibahı da san'atkârlar yapar. Bütün ananeleri. bunlar da doğrudan doğruya hayatın mevlududur. Asya Türkçesinin canh unsurlarını alarak yepyeni bir terkip ve imtizaçla sade. bir ruh harabesi var! Türk milletinin yarınki hayatını tanzim edecek olan güzideleri başlıca şu iki sınıfa mensup olacaklardır. mantıkî bir dil yabtılar. maddiyatta bulacaktır.. 8 ettiler. Bu intibah bediî bir intihahtır. Garbin. ne muharebeden bahse hacet yok! Bir siyaset iflâsından. her iki faaliyetin tabiati. Darülfünundur. Türkün hasta vücudu örselene örselene bir gün geldi yıkihverdi! . heyecanlarının tekevvününde. Garbın menfaat ahlâkına karşı hasbilik ahlâkını. garbin zinet ve sefahet iptilâsına karşı sadelik zevkini canlandırdılar. onlar zekânın. maneviyatta bulacaktır. hastayı hep dışından tedaviye koyuldular! Hastanın vücudunda çıban gördükçe yardılar. muhakemenin usullerinde. çünkü Türkün maneviyatı mazisinin enkazı altında kalmıştır. aklın. yardıkça başka yerden patlak verdirdiler!. Nihayet Türkler çöktüler.. Acemin. Eğer bir millet hissen hasta ise tedavisini kalbte. mefkureyi yaşatan sanatkârlar.

başka istidatlar lâzımdır. her kahraman bu manevî hastalığı tedaviye ehil.— 9 Mazinin bu hatalarım tekrar etmek için güzidelere başka fikirler. kahpten ruha. Hele seciyeyi "bir cismi mürekkep. henüz yaratıcı olan hayat kuvvetini bulacaklar ve onu canh bir edebiyat. ölüden diriye sıçramak lâzımdır!. İnkılâbın sırrı şu noktadadır: Riyayı kaldunp samimiyeti bulmak!. Mazi ile hal " Seciyeli. çöken mazisini atıp. izan ve takdir işidir. yaratmak kudretini gösterecektir.. Bu iş bir fikir ve mantık yahut cesaret meselesi değil.. canîı bir ahlâk şeklinde cesetlendireceklerdir. herşevden evvel bir duygu. riyadan samimiyete.. bu maneviyat alemini sezmeğe muktedir değildir. Bunun için vicdandan gelen bir hamle ile silkinmek. maneviyatını islâh vazifesi nasıl teslim edilebilir?!. düşünen devirlerinde olduğu gibi. daha doğrusu kelimenin kaç manası var bilmem! Benim bildiğim bîr şey varsa o da bu kelimenin psikoloji kitablarmda bile manasının pek açık surette tespit edilmemiş olmasıdır. Kitapların kuru ibareleri üzerine kapanmış. duygularının bütün berraklığını kaybetmiş. Herkes her alim. Ozaman Türk kendi benliğini tekrar bulmak zevkile tarihinin duyan. kafaları mücerret kelimelerle dolmuş. gibi düşünüp te basit unsurlarını araştıran psikoloji müellifleri . seciyesiz „ diyorlar. Türkün manevî dertlerini sezecek. Türkün hissî inkilâbmı yapacak olanlar yalnız sanatkârlardır O sanatkârlar ki Türkün ölen. gözleri pencereden dışarısını bile göremeyen kafası dolgunlara böyle bir vazife. Kelime ne manada kollanılıyor. memleketin ahlâkını. aklıselimini. altında henüz sıcak. edebiyatını.

.. yazı kâinatında koca bir âlem idi. Dikkat ediyor. o tarihten sonra . kemal şeref ve tevazula diyor ki: — Maşallah Şefik Bey artık bizi de geçtiniz.. Mustafa Rakımlar. Bu lâvhalarm hattatı Kazesker Mustafa İzzet Efendi merhumdur. benim hatırıma gelen şu vak'adır: Ayasofya Camii şerifindeki Ciharı Yarı Güzin lavhalannı herkes bilir: Allah. Bunu ancak yazı ile uğraşanlar hakkile takdir edebilir. eser. Seciye der demez. Mustafa İzzet efendi büyük bir hattat aynı zamanda büyük bir musikişinas idi. hatırlattığı bir vak'a olacak. O.Bu ilmî telâkkilerden sarfınazar her halde seciyenin zihnimizde az çok vazıh bir surette delâlet ettiği. Kazesker Efendi müsveddeyi evirip çeviriyor. diyorlar. Bu yazıların asıl şayanı hayret olan ciheti. her hotbinliği unutuyor. Harbiye nezaretinin methali üzerindeki "Daireyi Umuru Askeriye. Boylan ise belki altı yedi metrodur. lâvhasını yazan Şefik Bey de büyük bir hattattı. Bir gün Şefik Bey büyük bir Celi yazısını tashiettirmek için hocasının.. Kazesker Efendinin eserlerinde yazı tarihinde şeyh Hamdullah efendiler. fakat hiç bir zaman yazıda Kazesker Efendinin kâbına erişemedi. galiba yalısına gidiyor.. oüyüklüğü değil. Bende bu hatıra eski terbiyemize ait bir vaka'mndır. Alfred Fouillee gibi bazı müellifler de "seciyenin terkibinde zekâ da vardır. Hafız Osmanlar. güzelliğidir. bakıyor kî talebesi artık mertebeyi kemale ermiş. cehit karşısında duran bir Türkün alacağı vaziyeti alıyor.- 10 - çoktur. Büyük adam her gururu. Celâlettinlerdeki gibi bir hususiyet vardı. Galatasaray Sultanisin hat muallimi olan Mehmet izzet efendi merhum değil.. şayanı iftihar derecede bir hattat olmuştur. Bunlar yazı tarihinde bir devir başlangıcı olacak derecede müstesna eserlerdir. Kazesker Efendiyi geçmek! Bu. muvaffakiyet. Bazılarına göre seciyenin unsurları sadece irade ile histir. Muhammet. Bu büyük lâvhalarm her elifi bir insan gövdesi kadar geniştir.

Papulasın nutku Dün "Vakit.M gelenler arasında Şefik Bey de dahil olduğu halde kaç hattata müyesser oldu acaba?!. İşte o devrin hattatile şakirdi!. nasıl mukabele etsin ?! — Aman efendim estafurullah!. biz Asyayı Sugaradan Türk- . mazisinden çıkmak ta yok!. yalnız samimiyet. Her şey yakın mazi ile taban tabana zıttır! Acaba nasıl bir tarihî inkilâp oldu da her şeyin altı üstüne geldi. maziyi devam ettirebilmektir. istikbale akmamış. yalnız şuurlu bir tenkittir. kendi yatağını bozmuştur. bir şiirdir. Terakki. Güzelliği zamanına göredir.. yüzde iki ihtimal mevcut olsa.. Ya şimdi?!. mütemadiyen değişmektir. Mamafih bu söz üstadı azamın ağzından bir kerre çıkmıştır... Diyerek hocasının ellerine sarılıyor!. İzmir Rumlarından para toplamak için.. her şey külliyen değişti?! Gerçi feylesoflar derler ki: Hayat değişmektir. bundan dört ay evvel kordonda bir nutuk veriyor. Fakat hiç bir zaman mazisile alâkasını büsbütün kesmek değil! Değişmek fikrinde maziye saplanıp kalmak yoksa da. nihayetinde İzmirin istikbalini karanlık görenlere hitaben diyor ki: " İzmirin bizim elimizden çıkması hakkında çok değil. Ona mecrasını bulduracak olan. Bu bir lâvhadır. Şefik Bey böyle bir iltifata lâkayit kalamıyor. Şimdi mahviyet ve tevazua bu kadar meclüp olan bir milletin dehası nasıl olur da bu seciyeye taban tabana zıt olarak arsızlık ve yüzsüzlük şekline girebilir?!. de okudum. Yunan Ceneralı Papulas. Sadeliğe ve kanaata o kadar mclüp olan bir millet nasıl olur da israfa ve iptizale bu derece meftun olur ?! insanın hüküm edeceği geliyor ki mazimiz yürümemiş. belki tıkanmıştır ve her taraftan taşan hayat.

Papulasın sözlerinde zulmü ifade için öyle bir kudret ve samimiyet var ki. iddiasında bulunan bir hükümet. en müterekki ahalimiz bu işgal edilen kısımdadır. hem de ele avuca sığmayacak bir teşkilâta lüzum vardır: Çeteler!. Çünkü tabiatta hiç bir devlet yalnız değildir..— 12 — leri otuz sene istifadeden mahrum edecek vesaite müracaatta tereddüd etmeyiz. gayet basittir: Bir yandan Türk sekenesini. İcabında da bunlardan tecahül etmek kolaylığı daima vardır! Çünkü aynı gazetenin verdiği malûmata göre Yunan işgali altında kalan türk köyleri ve köylüleri bugün yunan çeteleri tarafından yakılmaktadır. bu Asyanın üarp taraflarını işgal ediyor. O zaman Papulasın diramını oynayacak. Şu halde dört ay evvel Papulasm söylediği nutka mevzu olan o sözler artık bugün. Bugün Yunan kuvveti. İzmir ve Bursa gibi en zengin. askerî satvetini ve madî kudretini tahdit eden . en bereketli. en uyanık. Ceneral. bir niyetin ifadesi değil. Çünkü bazı menfaat endişeler1 buna manidir. Anlaşılan fertler gibi milletlerin de hastalıkları. bu yağmakeriiğj açıktan açığa yapmak istemez. Asyayı Sugaray otuz sene istifade edilemez bir hale getirmek için yapılacak iş. velev Yunan hükümeti olsun. bir yandan da servet ve sanayiini mahvetmektir!. çılgın ve salgın devirleri vardır: Nitekim bütün cihana ilânı harp eden ve yarı Avrupayı istilâya koyulan Almanyanın o zamanki halini tetkik eden içtimahiyatçı Durkheim buna " Dehameti irade „ diyor ve Almanyanın er geç mağlup olacağını keşfediyordu. Şu var ki "Ben Asyayı Sugaraya medeniyet getiriyorum!. belki kanlı bir vakanın hikâyesidir!. Papulasm arzusu veçle.. rum zenginlerinin hamiyetini tahrik için Türk köyleriniu nasıl yakıldığını ve yıkıldığın1 da söylemekten çekinmeyecektir!.. arkasındaki Yunan hükümeti tarafından arzu edildiği gibi terbiye ve tenmiye edilebilir. Asyayi Sugara Türk vatanının en mühim parçasıdır.. topraklarınız. Bu gayrı mes'ul kuvvetler..

iradesi şişmiş demektir. yakacak. para ve kömür kuvvetile işleyen bu harp. vicdandan gelen bizim kuvvetimiz ise bütün manevî ve . İşte Almanya gibi bu hakikati. kesecek. Afrika içlerini ve buz kıtalarını bile keşfe. Yunanistanm bugünkü muvaffakiyeti herne olursa olsun. mütemadiyen sağına soluna saldıracak.. milletin şuurudur. Türk milletinin bu hakarete lâyık olmadığını mevzubahsedecek ve müstesna medeniyetimizi insaniyet âlemine ilân ve müdafaa edecek olan ben değilim. Böyle bir devlet. feylesof Bergson bir nutkunda Almanyayı büyük bir makinaya benzetiyor. bu muayyeniyeti tanımamış olan bir devletin şuuru körleşmiş. bir gün gelup kırılacaktır. İşte o şuura söylüyorum ki: Yunan makinesi pek yakında bir gün kırılacaktır. Papulasın ağzile " İzmirden çıkarsam Anadoluyu yakarım!. sadece. bir makine intizam ve kudretile çalıştığını izahettikten sonra kırıldığını ve aitmda milyonlarca insanın ezildiğini tasvir ediyor ve manevî.. nihayet aşınacak.. iradesi diğer milletlerin iradesile. Türkü belk Türkten daha iyi tanıyailir. milletin namus ve şeref duygusu. Benim müracaat edeceğim kuvvet. Diğer cihetten. bugünkü küçük Yunanistan da iradesi şişkin. zuiüm ve istilâ makinesi çahşa çalışa. hep saldırıyor. Fakat tabiat değişmez. Haktan. Dünkü büyük Almanya gibi. ahlâkî kuvvetlerin ise mahvolmayacağmı. fakat nihayet tükenecektir.. şuuru kör. selâmeti fikir ve muhakemesidir. tetkike çalışan insaniyet alemi.— 13 — diğer devletler vardır. serveti diğer milletlerin servetile tahdit edilmiştir. ^ İşte. yıkacak. „ diyen ve izmirden çıkmak ihtimalinin kuvvetleştiğini görünce aynı Anadoluyu çeteleriie yakan bugünkü Yunanistanın hali dünkü Almanyanın halinden farklı değild r. biçecek. Öyle bir şuur ki Yunan istilâsı karşısında derhal bir orduyu yoktan var etmiş ve diğer bir devlet için yeni bir hayat mebdei bulmuştur. bilâkis yaratıcı ve lâyezal olduğunu kaydediyor..

ve nihayet aşındırıp kırmaktır. tekerleğin geldiği tarafı arar gibi ellerim uzatıyordu. Arabamız köşeyi döner dönmez ileride. artık hareket etmiyordu. hemen yolun kıyısında oturan bir köylüye rastgeldik.. Köklerinden kum.— 14 — rahmani kvvetler gibi lâyezaldîr.çok işletmek. nüfusu çok. hoş bir memleket zannederler. dindar anadolu topraklarının yeşil ve canlı minareleridir! Üzerinde bu yeşil minareler yükselen sırtları saatlerce çıkarsınız ve sulak bir vadiye doğru saatlerce inersiniz. Kaç gündür gönlümüz Anadolunun. Bu mücadeledeki bütün hüner ve dehamız zulüm ve şekavet makinesi ni mümkün olduğu kadar . Kör sadece: — Uğurlar olsun size! Dedi. toprağının her karışında ferdleri on on beş metro yükselen bir çam ailesi vardır. Çamlar.bizim için az zararla . Ilgazlann her sırtında. Akşama doğru artık bu çam dağlarını terk . Arabamızı anadolunun iztiraplarını söyleyen bu canlı heykelin karşısında durdurduk ve ona sadaka verdik.. bu hazin ve rüya memleketinin aşkile dolmuş gibiydi. Öyle zamanı olmuştu. Keder yolcuları Geçen yaz.... Bu adam. gözleri çukura kaçmış bir kördü! Arabanın yaklaştığını duyunca sükûnetle ayağa kalktı. taşmak coşmak için vesile arayordu. nevilerinin bütün neşvmema hırsını. Yüksek bir tepeyi aştıktan sonra bir derenin kenarına inmiştik. temmuz iptidalarında Kastamunu ormanlarını geçiyoruz: Ilgazları görenler yalnız çamlarla meskûn. Zengin bir dekor içinde yolculuk ediyoruz. tepelerinden güneş yiyen bu uzun boylu mahlûklar.. yaşamak ve çoğalmak aşkını duymak işin Ilgazlara gelmişlerdir!. Dağların etek lerinden adım başına sızan sularla ıslanan çamurlu bir yoldan geçiyoruz..

biri kaval. Yolun bilmem hangi noktasında arabamız yine durmuş. Diyordu. O aralık hatamı tamir için çocuğun eline bir mecidiye verdim. Bu kaval her zamanki gibi dokunaklı. . Dedim.. çocuğun kulağına eğilerek gizlice bir şey söyledi. Kadıncağız mahcup oldu ve ne diyeceğini şaşırdı. havaim ve . dedi ki: — Ağa marul istermisiniz? — Marulmu?. Kadın yaklaşınca: — Kardeş! Dedi. bu maruldan başka hsr şeye benziyor! Bu yenmez ki!. O sizin neniz olur? —r İşte o kör bizim köyden. Ben kötü mal gören müşteriler gibi alelade: — Kadın. hem de otuz kırk kişilik bir sevkıyat kafilesinin istirahat halini seyrediyoruz. Kadın böyle diyerek çocuğun elinden totup sürüklerken sualimin samimiyetinden cesaret almış gibi. dedim. ihtiyarın biride raksediyor.raksın tesirini sürükleyüp götürmüştü. çalıyor.. içinden susuzluktan büyümemiş bir kaç marul fidesi çıkardı. Çocuk bu parayı hiç görmemiş gibi bir müddet evirip çevirdikten sonra. ileride bir köre rasgeldiniz mi? — Evet rasgeldik. hiç şübhesiz Harbi Umumîde kocasını kaybetmiş genç bir duldu.— 15 - etmiştik. iki saat kadar ilerde!. acemileri oyuna teşvik ediyor. Az çok neş'elendik fakat.. dinleniyoruz. Kadın korkak bir vaziyetle elindeki mendili açtı. Kafilenin kumandanı olan çavuş. Uzaktan gelen çocuklu bir kadm nazarı dikkatimizi kendi üzerine celbetti. annesine verdi. araba yolcularına bîı kötü marulları satarak geçiniyordu. Nasıl marul bakayım! Dedim. Bu kadın.. daha fazlası mukadder değlmiş. bu raks sade olduğu kadar canlı idi. yine köye götüreceğiz. Kadm tekrar çocuğun kolundan tutup sürüklüyor ve: — Uğurlar olsun kardeş!. Bu tesadüf çok hazindi. Çucuk bize döndü.

biz Türkler hep aynı haldeyiz: hep aynı ikbalin düşkünleri. ince ve titrek bir şeşle soruyor. İstanbullular ne halde?! Ve diyordum ki. ellerile tığ işliyebiliyor.. genç.. istermisiniz?. Adamcağızın sokakta çalışmaya gücü yetmiyor. kızı da bu tığları yirmi beş kuruşa satıyor. ihtiyar. İki taraftan ateş açıldı. Genç adam teslim olmayı güçüklük saydığı için bir kayayı siper aldı. Çaycı bu sefalet ve mücadele hikâyesini anlatırken ben de üç Anadolu seyyahatimle Anadolularm bana sordukları suvali hatırlayordum. Ey kum dağlarını ve çam ormanlarını yaşatan ve çoğaltan Allahim! Körün gözü parlaması. aynı kederin yolcularıyız!. şu yaşayan çocukları olsun öldürme!.. Bir müddet sonra eşkiya kaçtı. tecavuza karşı nefsini müdafaa eden bir adamın hesabiydi. Elinde siyah bir tepsi üzerinde beyaz madenden işlenmiş bir parçayı müşterilerin önünden geçiyor. Dört kişinin tecavüzüne karşı nefsini . aynı talihin kulları. gencin hesabı dörde karşı birin hesabı değildi. Dağda karşısına dört silâhlı çıktı ve teslim olmasını istediler. Daha doğrusu bu bir hesabtan ziyade bir mucizeye benziyordu. çocuk. dulun eri dönmesi hikmeti ilâhiyene mugayirse. Genç salimen babasının evine döndü. bununla geçiniyorlar!. Anadollu.. Vicdan ve irade Geçen yaz Niğde yerlerinden birinin oğlu bağdan dönüyordu. Çaycı izahatat verdi: Bu.' — Tığ. — İstanbul nasıl. evinde tığ yapan fakir bir adamın kızıdır.- 16 — Yine dün akşam çayhanenin birinde oturuyorum.. On yaşlarında sarı benizli sıska bir kız çocuğu girdi. Bu vak'ayı gencin ağzından dinlediğim zaman hayli nazari dikkatimi celbetmisti.

İşte bütün Anadolu harekâtı aklın ve hesabın çerçevesine siğdınlamıyan vicdanî ve iradî eserlerdendir Hatta denilebilir ki bu müdafaa vicdanın.. ve bir kuvveti vardı: İrade.. fakirin zengine karşı zaferinden ibaret olan bu harika ancak manevî kuvvetlerin maddî kuvvetlere karşı olan hâkimiyetiie izah edilebilir. bu. Aynı memleketin evlâtları azmin.— 17 — ne suretle müdafaa edebildiğini o da izah edemiyordu. Zayıfın kaviye. . azın çoğa. iradenin kendisidir. Yalnız bir amiri vrdı: dan. mahvolmamak. Niğdenin hafızasında yaşıyan hatıralar yalnız bu münferit şecaat vakıalarından ibaret değildir. Bn manevî kudret ve kuvvetin şanı yalnız maddî kuvvetlere er geç hâkim olmak değil. kendi eseri karşınında kendisi de hayret ediyordu. yorulmıyor yoruyor. Bu ufak başı bozuk kuvvet bütün da yollarını k apadıktan başka bir gün muntazam bir ordunun altı yedi yüz kişisini de esir ederek Niğde sokaklarına indiriverdi. En ihtiyarları başta olduğu halde iki üç yüzü birden dağa çıkıverdi. O da bizim gibi birin dörde karşı müdafaasını şahane buluyor. Bu ufak kuvvet ne fennî bir pilâna. bitmez tükenmez bir kudret ve kuvvet hazinesine malik olduğundandır. ve bir gün gelip maddî huvvetlereri de yaratmaktır. ne de bir erkânı harbiyeye malik değildi. şecaatin daha büyük manzaralarını gördüler: Millî Hareketin başlangıcında Sivastan gelen istiklâl ve müdafaa daveti Niğdeliler arasında anî bir aksi tesir gösterdi: Bu daveti redde müstait olan memurlar bir gece ansızın memleket haneme sevkediliverdi. Niğde evlerinde bu gün o kahramanlığın maceraları söyleniyor ve en çok hayret edenler arasında yine kahramanlar bulunuyor. alçalmıyor yükselivorsa. Eğer Anadolu korkmuyor korkutuyor.

Bu. duyulan hep o müdafaadır. maddî olan her felâket. müdafaanın bütün fevkalladeliğine rağmen Anadoluda her şey. O âlemde her fikir. bilâkis tarihin büyük vect ve hürriyet zamanlarında olduğu gibi.Anadolu harbinin felsefesi Geçen yaz Anadolunun harp sahasına en yakın olan Vilâyetlerini gezdim. Sakarya harbinin bütün şiddetine. Kalp. Türkiye maarifinin islâhı ile uğraşıyorlardı.. yolda. tayyare takımları.. soğuk. hatta ölüm. için muntazaman ricat ederken. Anadolu müdafaasının göze görünen kısımdır. Açlık. ruhlarda ihtiras yoktu. Öğünlerin birinde cepheden henüz avdet etmiş olan Mustafa Kemal Paşa muharebenin safhaları hakkında Millet Meclisine izahat ve- . bıkkınlık ve yeistir. Zira bu vect her türlü maddî iztirapları eritmiştir. her kes sakindi. Pulath hattına kadar çekmek. Anadoluda ölmek bîr emri tabiîdir. top arabaları. Anadolunun bu sükûnet ve sekineti yanlız mafevkinin emrine itaat eden cahil ve masum halkta da değil. asker kafileleri geçiyordu. sulh içinde yaşayan bir memlekette zannedebilirdiniz. her his müdafaya çevrilmiştir. tarlada. her yer. bu ruhlarda derin bir tevekkül. Ocakta. Ankara Darülmualliminin natamam binasında toplanan genç ve ihtiyar muallimler. her iş en gürültüsüz ve en üzüntüsüz bir şekilde yapılıyordu. Gerçi Ank araya giden bütün şosalardan akın akın cephane kervanları.. O derecede ki kendinizi harp etmiyen. kader ve talihe karşı büyük bir teslimiyet vardı. yorgunluk. hükümet konağında düşünülen. yara. Fakat bu hareketlerde hiç bir gösteriş yoktu. Türk ordusu düşmanı içeriye. Anadolu müdafaasını yoktan var eden kumandanlarda da vardır. Tabiî olmıyan. ruh ciheti ayrı bir âlemdir. Tarihin zulüm ve tecavüz devirlerinde olduğu gibi zihinlerde ihtilâl. her acı bu iklimde duyulmaz olmuştur. Sakarya harbi Ankara muallimler kongurasımn toplandığı bir zamana tesadüf ediyordu.

Ohalde bu saf. vakur insanların vatanıdır. hudutların selâmeti için çalışan köylüleri. Elinde harita. hangi esrarengiz . sırtında cephane taşıyan kadınları görmek kâfidir. ikinci nazariyenin ne derece doğru olduğunu anlamak için mutlaka cephelerde bulunmak lâzım değildir. en ufak bir müsademeden. en sade bir lisanla fikirlerini ifade eden bu zatin hali sade bir lisanla meramını anlatan bir mukarririn hali kadar külfetsiz idi. her zafer nümayişsizdir. düşmanının zebun olduğu kanaati nerden geliyor ? Kim. vesaiti daima katkat faik bir düşmana İnönünde.. atisini tenvir etmek maksadile köylere ve en cahil köylülere varıncaya kadar telkinatta bulunmak maksadile teşkil edilmiş bir propaganda şebekesi mi vardır? Yine hayır!. Anadoludaki j millî hayatın nevi şimdiye kadar zihnin ve lisanın icat ettiği mefhumların hiç birile kabili ifade değildir. Öyle ise Anadoluda bu harbin mahiyetini. Zannedersiniz ki Anadolu kumandanlarının bütün dehası düşmanın her kuvvetini. zafer hususunda yüzde yüz emin olduğunu anlayacak derecede münevver midir? Hayır!. gösterişsiz çalışan bu insanları görenler için iki nazariyeden biri: Ya Anadolu yaptığı muazzam müdafanın tarihî ve insanî kıymetini taktirden aciz insanların ülkesidir. cahil ve fakir halka davasının hak. ihtimallerini düşünecek. Hulâsa Anadoluda en küçük bir neferden en büyük bir kumandana. her tecavüzünü ve hayatın her şeametini sükûnetle karşılamaklar ve her maddî kuvvete karşı sebat etmekten ibarettir. yahut bu insanlar bütün bir orduyu var ettikten ve bu ordu ile adedi. İnsan bu hakikati gözile gördükten sonra kendi kendine sorar ki: Acaba Anadolu halkı türk ve yunan harbinin bütün fennî ve askerî mahiyetini. Cephede ve cephe arkasında sessiz. en büyük bir melhameye kadar her insan sakin.|Q riyordu. Sakaryada galip geldikten sonra kendi mucizesinden gururlanmiyacak ve hiç bir nümayiş yapmayacak derecede yüksek seciyeli.. Uzak köylerde bile cephe menkıbelerini dinlemek.

diyor?!. cepheye koş ! Allah seninle beraber dir. Gerçi Almanya da Belçika ve Fransa gibi dünya üzerinde hak davasında bulunuyordu. istihkâm bulunmayan yerde göğüsle müdafaa ettiren. Artık hiçbir şeyden korkusu kalmamıştı Bugünkü Anadolu hükümetinin vaziyeti için en yakın misal ne olabilir? Bir Frausız mütefekkiri için bu cihanı istilâ sevdasına düşen ve kendinden başka kuvvet. fatihlerin iradesini kendi nefsinde buldu. en derin ve en samimî benliğimizin sesidir. nihayet muntazam bir orduya kaiben. kabiliyeti harbiyesini hesap ettiren. yaşamak ve hürriyetini müdafa etmek şevki tabisîdir. ahlâkın. fakat tarihî ve manevî bir hayatı olan bir milletin vicdanının en derin nahiyelerinden gelen bir ilham. Köylerden asker çıkaran ve onu yeryer müdafaa merkezleri haline getiren. gerçi Almanya da kendisinin ali ve ilâhî bir ırk olduğunu iddia ediyor ve bu iddiasını teyit edecek ırk nazariyetîerine . en nihayet bütün mütemeddin insaniyetin huzurunda "İşte ben varım ve var olacağım! „ dedirten bu şevki tabiîdir. hiçbir talimin ve hiçbir propagandanın mahsulü değil. velilerin. hayatımızın. Bence bu esrarengiz kuvvet iki tarafın kuvvetini. fakat tarihimizin. bir şevki tabiî. mefkurenin adeta kendisidir. Yunanlıların bir çok maddî hususlardaki faikıyetini düşündüren kuru bir akıl ve muhakemenin çıkardığı riyazi netice değil. İşte bu lâhutî kudret aklın ve muhakemenin sathına çıktığı gün Anadolu Türkü kendisini mintarafillâh bir vazifeyi mukaddeseye memur duydu ve peygamberlerin._ on _ kuvvettir ki "Köylü. bir namus uğruna köylüsünden kralına kadar bütün topraklarını ve bütün medeniyetini düşmanına istilâ ettiren Belçikanın ve aynı hassasiyetle düşman istilâsını istihkar eden Fransasra vaziyetidir.. dinin. kvvetten başka hak tanımıyan Almanyan değil. Bu esrarengiz şuur hiçbir ilmin.. sanatın.. silâh olmayan yerde taş. vesaitini.

Almanya yalnız askerî hududlara değil aynı silâhla beşeriyetin mali müştereği olan manevî sahalara. Gerçi Alamanya da dünyanın en cesim toplarını dokuyor ve müthiş tahtelbahirler yüzdürüyordu. gemi.. ve gayet namuskâr olduğu için Harbi Umumîde bitaraflığını bozmak istemiyen ufak bir milletin. „ gibi insanların en mukaddes tanıdıkları kıymetlere ve mefkurelere hücum ediyordu. Aîamanyanın iradesi salim bir irade değildir. hürriyet. Dünkü Alamanya "Millî hududlar.. servetin. şeref ve namus.. Bu gün müteveffa Dürkheim'm nazariyesini teyit eden misal Yunanlıların vaziyetidir. diyordu. gemileri yüzmez oldu!. diyordu. Nüfus.. Büyük Kante'm milleti o kadar büyük feylesofları olmıyan fakat buna mukabil gayet çalışkan.. fakat Alamanya haksızdı!. İradeyi beşer bu kuvvetlerin zaruretlerile mukayyettir. toptan ve gülleden geliyordu! [*].. dışarıdan. para. idare adamlarının kifayet edemiyeceği mesafelere döküyor. unvanile yazdığı risalede: Alamanya mağlûp olacak. bedialara da hücum ediyordu. halbuki Alamanya bu tabiî kuvvetlere de isyan etti. çünkü tabiatta beşerî kuvvetler haricinde maddî kuvvetler vardır. dehamete uğramıştır. fakat münhezim ve makhur oluyordu._j. Belçikanın hududlarım çiğnemişti. top gibi maddî kuvvetlerini nüfusun. Almanya gibi bu milletin de iradesi salim bir irade değildir. kurşun. . Kuvvet içeriden gelmiyor. Fakat topları patlamaz. maddî idi. zaruret tanımıyor. hudut. Gerçi Alamanyanın da namütenahi zannedilen kuvvetleri vardı. Gotik san'atinin en mütekâmil eseri olan Reims kilisesinin dantel gibi mce oymalarını Krup fabrikasının obüsleri tuz gibi dalı*] Bu hükümlerin esasi içtimaiyatçı Durkheim'la feylesof Bergson'undur. Çünkü Alamanyanın kuvveti manevî değil.. 91 sarılıyordu.zaferi nihaî. Gerçi Alamanyada . Bu günkü Yunanlılar da dünkü Atamanlar gibi tabiatin kanunlarına karşı isyan etmiştir. Fakat nihayet tükendi!. dehamete uğramıştır. İçtimaiyatçı Dürkheim " Harbi kim istedi?.

Mini mini çocuklar manasını anlayamadıkları manzumeleri okuyorlar. Harbimizin felsefesi hürriyetin felsefesidir. Bizim ordumuz ricat etse bile inhiiâl etmiyecektir. Çünkü maddî kuvvetler tükenicidir. müsamere seyrediyorlardı.. kadın erkek bütün halk bu tantanalı fakat cansız sözleri mihaniki ve gayrı şuurî surette aîkışlayorlardı. Mağlûbiyetin acısı henüz geçmemişti. Müsamere fikirlerde hiç bir iz. hiç bir his yoktur... Bizim bu itikadımızı sarsacak hiç bir ilim. Halbuki bizim kuvvetimiz tükenmiyecektir. hislerde hiç bir uyanıklık hasıl etmeksizin saatlerce devam ediyordu!. tüfekle her şey mahvolur sanıyordu. Türk kurtulacaktır. Çünkü manevî kuvvetler yaratıcıdır. Bir gün îstadbuiun oldukça uzak bir mahallesinde nümüne mektebinin bahçesinde çocuklar ve aileler toplanmışlar. İlâhî zafer Balkan hezimetinden iki sene sonra idi. Hülâsa ister Anadolu halkı gibi sadece hayat şevki tabiîsine müracat ediniz. Beiçikanın vatanperverliği Türkün namus ve kahramanlığı gibi tükenmiyen kuvvetlerdendir. fakat Yunanistan ölen Efzunlarının yerini doldurmıyacaktır. âlemde tükenen hem de tükenmiyen kuvvetler vardır. adlı makalelerinde dediği gibi. Zira manevî kuvvetlerin menbaı ilâhîdir. Almanya da topla. Halkın bu intizarlarını görenler onun daha manalı bir şey beklediğine . Alamanyamn toplan Yunanistanın Efzunları gibi tükenen kvvetlerdendir. Yunan ordusu ergeç inhiiâl edecektir. nihayet vasıl olacağım netice şudur: Yunanistan düşecek. ister bir içtimaiyat âlimine sorunuz ve yahut bir feylesof gibi harbimizin mukadderatını maddî manevî kuvvetlerin mukadderatile izah ediniz.ğıtıyordu!. Halbuki Meşhur feylesof Bergson'un"Harbin manası. Halbuki Fransamn. Yunanistan makhur olacaktır.

Bunların hiç biri evelden bilinmiyordu. Bu zat doktorluk mesleğine şiiri. senayii nefisesi olan bir devletindi. Genç muallim boğuk. Zaman zaman biz milliyetçiler rüyasında zengin olan fakirler gibi her uyanışta bir kere daha a vuçlarımizın içini arayorduk. hangi millete tevdi etmiş. genç hatibin hayali asla vücut bulmuyordu!.— 23 — zahip oluyorlardı. resmi ve musikiyi ilâve etmiş bir mütefekkirdir.. Bütün genç muallimler. titrek bir sesle. Benim hafızamda millî intibahın ikinci safhasını tespit eden vak'a şudur: Bir akşam geç vakit Şehzade Başından geçiyordum. hangi tarihe onu kaydetmek şerefini vermişti?. Bu ülke tarihin kaydettiği ülkelerin en müterakkisi. muhakemelerinde ki vuzuh ve katiyetle teshir eden bir mütefekkir mevkii değil. toprakları feyyaz insanları çok çalışkandı. ekseriya da ellerinin kollarının sarsak hareketlerine müracaat ederek muhayyel bir türk ülkesinden bahsediyordu. Bu ülke muazzam bir devletindi. mezarlar insanlarla doluyor. Milliyetçilik sukutu hayali her türlü hayalsizlikten daha elimdi. fabrikaları.. Fakat aradan seneler geçiyor. Genç muallimin rüyası o tarihte bütün genç milliyetperverim ruyasiydi. orduları. büyük mektepleri. topları. serviler yıkılıyor. diritnotları.. minareler kırılıyor. Konferansın mevzuu ne idi. İhtiyar bir dostuma tesadüf ettim. cemaate karşı söz söylemekten çok sıkılan bir muallim konferans vermeğe başladı. milletlerin tahayyül ettiği ülkelerin en muhayyeli idi. hatipler: "Bir gün gelecek. idi. Arkadaşları arasındaki mevkii sadece müspet düşünen. Bu ülkenin havası saf. ticaret filoları. Müsamerenin sonuna doğru yirmi yirmi beş yaşlarında bir genç. Diyorİardı. muharebeler oluyor. harap yurdumuz Turan olacak!. Millî intibahın bu safhası en sönük safhadır. hem de hayat hamlelerini taşıyan . Bunlar da meçhuldü. Bu ülkeyi kim. Türkçülük mefkuresinin bediî timsali bu " muhayyel ülke. hangi kudret halk etmiş. kimlere hitap ediyordu? Ne maksatla hitap ediyordu?.

gidelim yangın yerlerinde bir arsa satın alalım. Her ümit. burada belki üç bin kişiyiz. menfi bir teşhirle kalmıyor. her tefekkür tıkanılıyordu. Bu gidişle bir yurt sahibi oimak imkânı olmıyacak. razla olarak tefekkür ediyor. Fakat hayatın huzurunda bu doktorla o muallim ar* mdaki fark ne olabilir? Biri sadece tahayyül ediyor. usulede vakıf. fazla olarak her ay yüz.. içine girelim.. işte o kadar. yine her birimiz birer tuğla getirelim. Günün birinde Çanakkale sperleri içinde ölümle göğüs göğüse çarpışan ve ölümle sade vücudunu değil.. birinde Harbi Umumî Türkiyeyi İtilâf devletlerine mağlûp etmişti.. iki yüz lira masrafımız oluyor.- 24 - mezara girse kendisile birlikte hayatı sürükleyen' bir san'atkâr. Günün. gelecek sene biraz daha ikmal ederiz.. Doktorla aramızda millet bahsi açıldı. hayali hakikate kalp etmek çarelerini buluyor. Biz öldükten sonra da gelecekler çalışsınlar. Her yerde ölüm havası teneffüs ediyordu.. hissinin bütün melekâtını karşı koyan bir kumandan memuren Şarkî Anadoluya gidiyordu.. her birimiz bir gün temel kazalım. her hayal sararıyor. duvarcı olanlar duvarını!. Ak saçlı doktor bu sözleri okadar i ddiyetle ve o kadar samimiyetle söylüyordi ki müteessir olmamak kabil değildi. diğe . Senelerdenberi de ocak için bir bina yaptırmak me'elesi görülşüüyor. Gelecek senelerde yine çalışırız.. Yer yok. Her zamanki gibi parlak gözlerini ileri dikerek kalın ve keskin sesile hikâye etti: "Senelerden beri Türk Ocağına gidiyorum. ciddi bir adammevkiiydi. Öyle ise arkadaşlar dedim. rüyasına vücut verecek fenne. aklının. İki ayda basit bir bina yapalım. Doktorun bu sözleri üzerinde düşündüm: İşte bir miliyetperver ki birincisi gibi hayalle. içimizde mircar olanlar haritasını yapsınlar. Müstakil yaşamak istiyen Türkiye için artık hiç bir ümit kapısı açık kalmamıştı. Bu tesadüflerden sonra hayli zaman geçti. Bu adam kimdi ? Sekiz sene evvel muhayyel ülkeyi terennüm eden .. ölünciye kadar.

bu batini kudretindir. münhasıran iyi düşünülmüş bir plânın. sadece bir asker. Bu adamda genç muallim gibi rüyasında bir ü ke görmüş. belki o mütefekkir gibi emellerin nasıl tahakkuk edeceğini bilen bir adam. yüksek bir hayatiyete malik otan verasetler gibi şuurun. iradenin esrarengiz menbalarından fışkırdıktan sonra. Fakat ne rüyaların içinde boğulup kaldı. düşünülmemiş bir zafer diyeceksiniz vs gayrı kabili izah bir hadise karşısında bulunacaksınız. Bu seciyenin kökü azimdi. ihtiyar mütefekkir gibi ülkeyi inşa etmenin çaresi budur demişti. iyi tatbik edilmiş vesaitiie izaha kalkışacaksınız. kubbelerimizi. bu zaferi idare eden zekâ. Nihayet herkes gibi bilâ ihtiyar siz de harikul ade bir netice. mütefekkir doktorun zekâsıdır. mihraplarını yıkan. vicdanın en derin tabakalarına indiriyordu. ilmî tahlillerden evel hayata yaklaşalım. hassas.- 25 - genç miydi? Yoksa basit projeyi tavsiye eden mütefekkir miydi? hayır. Sağdan soldan. türk milletinin yaratıcı kabiliyetini bir kere daha ispat için ileriye atıldı. hissimizi muhariplerinin hissiie birleştirelim. namusu. ne de fikirler tavsiyesi ile vakit geçirdi. Onun için bütün aklî muhakemelerden. aklımızı Anadolu askerinin sîslile. Anadolu zaferinde tecelli eden rüya. Bu ferdî azimler birleşe birieşe ve her birleştikçe yeni yeni kudretler doğa doğa bu günkü müzafferiyeti doğurdu. Vücudumuzu sperlere yerleştirelim. iffeti körleten. müdekkik insanlarından ayıran bir seciye vardı. şarktan garptan gelen kuvvetler kuvvetine zammoldu. Ruhun bu güzel mucizesini. bu adamı evvelki enmuzeçierden ve dünyanın bütün şair. minarelerini. genç muallimin rüya sidir. damarlarımızda dolaşan kana susayan bir düş- . dağdan tepeden. Yarinki devletin ilk temel taşını sırtında taşıdı ve tuğlasını kendi elile koydu. belki o genç hatip gibi millî rüyaların zevkini tadan. Bu seciye ne hayalî ne de fikrî sahada kalmıyor. fakat bütün bediî ve ilmî tefsirlerle izah edilemiyen bu harikulade eser iradenin. bir kere bu mucize azmin.

Körfezde yatan zıhlılara protestolar çektiler. çoluk çocuk bütün müslümanlar minarelerden gelen bir davet üzerine şehrin meydanlığında toplandılar. gibi.- 26 — manla karşılaşmak için evvelâ ölüm kokusunu duyalım ve ruhumuzun gayrı kabili ifade bir hamlesile irademizin bütün şiddetile sarsılalım. fedakârlık ve istihkarı hayat gibi cevherleriîe beslenen genç bir fidandır... Kadın. erkek. 3 — Milletlerin esaret veya isiklâli mevzuubahsolduğu tarihler tarihlerinin hayat veya memat noktalarıdır. Aradan ^ok geçmeden işgal vaki oldu. hayattan. propaganda. o zaman her fikir millî gayemiz için muti bir alet. Niçin "yaşasın Venizelos! „ bağtrmayorsun diye bir . Efzunla istilâ edilmiyen ülke Günün birinde İzmirin Yunanlılar tarafından işgal •olunacağı şayi olmuştu. azim. tüfek. top. halbuki izzeti nefis. beyhuhude o zamanın âciz valisine müracaat ettiler. namus. Elinde Yunan bayrağı taşıyan bir kız Kordondan geçen taburların önünden yürüyordu... vicdandan gelmiyen maddî kuvvetler tükenicidir. Millî müdafaanın bize öğrettiği hikmetler gayet basittir: 1 — Para.. Büyük adamlar hürriyet yerine zillet yolunu ihtiyar ederek kendilerile beraber milletlerini de ölüme sürüklerler! Halbuki yine o adamlar ölüm bahasına hayat ve istiklâl yolunu tutarak kendilerini ve mîlletlerini hürriyete ksvştururlar. Milliyet kökleri rademizin. işte o zaman bir âlemi imkân içinde yaşadığımızı göreceğiz. hürriyetin ihtiyacı ne sadece bediî tahayüllere. haktan. mefkure gibi manevî kuvvetler lâyezaldir ve maddî kuvvetlerin fevkindedir. 2 — Milliyetin. her emel. Zavallılar beyhude telâş ediyorlardı.. her rüya tahakkuka amade bir maksat olacaktır. ne de sadece fennî plânlardadır.

Venizelos hükümet adamı değil fakat bir komitacı idi. âlemi tenvir için kendisine ilahî bir memur vecdi mi duymuştu ?! Yoksa bu zayıf millet tekessür eden nüfusunu taşırmak için bir müstemlike mi arıyordu?! Anadolu Türklerinin kendi kendilerini idareye kabiliyeti olmadığını bu millet kimden öğrenmişti?! Kendisinin büyük bir müstemlike milleti olduğunu ona kim söylemişti ?! Yunanistanm müdafae ettiği Hak hangi hak. şu basit suali belki hiçbir Yunanlı bir kere olsun kendi vicdanına sormamıştı : Ben neyim ? !.27 zabitimizi şehit ediverdiler. Venizelostu. himaye edeceği ilim hangi ilim. Yunanistan acaba hangi medeniyetini tesise geliyordu ?! Cahil anadolunun vatanında Atina Darülfünununun acaba hangi şubelerini açacaktı ?! Esasen bu ufak milletin ilim ve irfanını taşıyor muydu ?! Izmire ayak basmadan evvel. ezelî zaruretlerini idrak eden durendişler hakikî millet adamları değil. Venizelos müdebbir değil.. Kumandanları beyannamelerin de Anadoluya hürriyet ve adalet getirdiğini söylüyordu. O halde Yunanistan topraklarımızı niçin istilâya geliyor. Bu sualin cevabını hayatın. sergüzeşte neden atılıyordu ?!. Bütün bunlar Yunan idare adamları tarafından bile samimî surette belki hiç mevzuubahsolmamıştı!. İdare adamları nutuklarında Yunan idaresinin esasatı yunan feylesoflarının esasatına göre olduğunu ilân ediyorlardı. zulüm zulmü teştit etti. Bu adam. Ve- . nutukları haricindeki adaleti. Yunanlıların bu beyannameleri. dahilde nümayişçilerin türlü alâyişinden sarfınazar. fakat hilekârdı. aynı hayatın aynı tarihin cahili olan bir serseri veriyordu. neşredeceği medeniyet hangi medeniyetti ? ! İşte bütı n bunlar meçhuldü. tecavüz tecavüzü takipetti. akıbeti meçhul olan bu kanlı. eski yunan feylosoflarmdan alınan esasatı ne idi ?! Bnnu üç buçuk senelik işgalin tarihi göstermiye hazırlanıyordu!. Derakap vukuat vukuatı.. Kıratları da dahi' olduğu halde hariçte pulatikacılarm vaitlerinden.

ona "Dön geril. Gerçi Yunanistan harp için masraf etmişti fakat maliyesi zengindi. nihayet teslim oldu. Gerçi Yunanistan henüz Harbi Umumiden çıkmıştı. Yunanistanda top. sahte pulatikacı da aciz milletinin aklını. Yalnız bir kuvvet. iradesini uyutuyor. karalara yakındı. manevî bir kuvvet: Vicdan! Halbuki o da daha evvel Başvekil tarafından uyuşturulmuştu. zıhlı. Gerçi Yunanistan bu Harbi Umnmide maktul vermişti. Bütün bu maddî vasıtalar haricinde müttefiklerinin manevî müzaheretine lâyık görünmüştü. " Megaloidea „ ile. batım. bütün selâmet hissini.. Bu vaziyette tecavüz eden Yunanistan ne yapacaktı? Kendisini cebren istetecekti!. İpnotizma mütahassıslannın sinirli hastalarını sunî olarak uyuttukları gibi. hayaliham ile melûf bir milletin iptidaî kalan şuurunu büsbütün körleştirdi. tüfek. Yunanistanı bu teşebbüsten vazgeçirecek. diritnot. cephanenin bütün envaına malikti... Filhakika Yunanistan istilâya. haricî olan kuvvetlere benzemiyen. diyecek hariçte dahilde hiç bir kuvvet yoktu. Dırahmi herşey vardı. Hilekâr zekâsının.. dediği millet onun adaletini istemiyordu. Denizlere hâkim. Hastalarını ilâçlarının iksir olduğuna inandıran yalancı hekimler gibi. Bunun haricinde olarak Yunanistan silâhın. bütün tenkit ve ihtiyat melekelerini kötürümleştiriyordu. komitacı ruhunun. fakat büyük zayiata uğramamıştı. hatta kendi dindaşı olan anadollular dahi Yunanistanı istemiyordu. bu yalancı diplomat ta puanının lâyuhti olduğuna kandırıyordu. fakat bu harbe geç girmişti. zulme niyet eden bir milletin bütün hazırlıklarına malikti. fakat bütün maddî.. Yunanistanın "Sizi idareye geldim. dediği millet onun idaresini talep etmemişti I Hiç bir Türk.. fakat fırsat düşkünüydü!.28 nizelos azimkar değil.. Efzu». Yunanistan böyle bir ipotizmacıya teslim olmak için ruhunun en müstait bir zamanında yakalanmıştı. Yunanistanın "Size adalet getirdim. Binaenaleyh Yunanistan ne ha- . zebunküş mizacının bütün kuvvetini sarfetti.

devesinden başka serveti olmayan bir köylü vardır. tabiyesiz. incirinden. Efzunla istilâ edilmeyen ve zaman ile tükenmiyen bir knvveti vardı: Vicdan! O vicdan ki âlemde gayet müstesna bir medeniyeti. Devletin tükenen hazinesini doldura bilir miydi ?!. şehir işgal etmek. Türkün vicdanı denilen bu manevî kuvvet acaba açık limanları kapatabilir miydi. ikinci safhada bu efzunun karşısına çıkan silâh namına elinde yalnız bir asâ . Türkiye İzmirin işgalinden çok evvel mağlup milletler gibi bir mütareke aktetmiş. kan dökmek. silâhlarını bile teslim etmişti. ne de batımnde bu tecavüzünü tevkif edebilecek hiçbir manie tesadüf etmiyerek ipnotize edilmiş bir adam mihanikitiyle saldırdı.. islâm ve türk medeniyetini vücude getirdikten ve hayatının mukadder olan bütün ezalarına göğüs gerdikten sonra Çanakkale muzafferiyetini yaratmıştı. birçok dirayetli zabitleri şehit düşmüştü. Fakat yine bu Türklerin para ile satın alınmayan. Bu safha köylü tarafından mukavemetsizlik ve yeis Efzun tarafından cüret ve zulüm safhasıdır. Yunan bayrağı İzmir kordonunda gezdirildiği gün Türkiyenin asker denilebilecek askeri. Anadolunun azalan nüfusunu çoğalta bilir miydi. ekinleri mahvetmek için saldırdı. esaret yoktu. köy yakmak. istilâlara maruz bir halde idi. Maddî kuvvetlerle manevî kuvvetlerin cidalini bu türk ve yunan harbi gösterdi.ficinde. Türk vicdanının unsurları arasında ölüm vardı. tükenmez bir hazinesi de yoktu. Zaruret vardı. Beri yanda Türkler ise zaten talihin bütün meşum akibetlerine uğramışlardı. Türkiyenîn zengin bir maliyesi. Her taraftan denizle muhat olan Anadoîumın limanları topsuz. Silâhsız ve cephanesiz Türkiye dünyanın en nazik bir kıtasında sakin bulunuyordu. müstakil denilebilecek devleti yoktu. Gençlerinin kısmıazamı Harbi Umumide telef olmuş. Birinci safha.. zillet yoktu. İzmir kordonuna çıkan bir Efzun karşısında ellerinden kollarından başka silâhı. Bu harbi sırf bu noktadan dört safhaya ayırabilirsiniz.

maddî inkılâpların anası heyecanların kaynağı ise. Bu> zafer inkılâpların en büyüğü. milletin bir an.fakat manevî kuvvetlerle beslenen maddî .. Bilinmez ki Yunanistanın bu hezimetinden sonraki akibeti ne olacak?..kuvvetler karşısında evvela dalgalandığını ve sonra nasıl sarsılarak mağrurane değil.- 30 - servet namına cebinde yalnız bir atmişlık taşıyan bir fakirvardır. bizim kazandığımız senin anladığın gibi maddî bir ülke değil. Efzun manevî adamın harikulade bir savletiyle mızrağın ucuna saplanmıştır. Şimdi bazı garip insanlar var.. Arkadaş! ilmî. Belki hiçbir imar. Harbin bu safhasında Sakarya bize faik olan maddî kuvvetlerin maddî . manevî bir ülkedir. Ve hiçbir ülke bir millet için bir hürriyet ülkesi kadar giranbaha değildir. askısı ipli bir tüfek taşıyan köylüdür. Dördüncü safhada maddî kuvvetler aşağıyukarı tevazm etmişti. Fakat arada büyük bir manevî kuvvet farkı vardı. hiçbir İslâhat. iktisadî bütün zahirî. hürriyetini müdafaa etmiş ve vicdanının ülke* sine saltanat kurmuş bir milletin iradesi kadar tarihine hayat bahşedici değildir.. fakat makhurane bir ricatla nihayet bulduğunu gösterir. bir devir için kendi manevî varlığını duyması kendi hürriyetinin zevkine vasıl olmasıdır. hakkını. diyorlar ki: Biz bu harpte ne kazandık ?! Düşman zaten memleketimizde değil miydi ?! O halde onu sürüp çıkarmakla ne kazanmış olduk ?! Evet arkadaş. Efzun ise mitralyozları kullanan Efzondur. Yine bilmezsin ki bu büyük zaferi kazanan millî iradenin hızı tükeninceye kadar âlemde neler yaratacak?.. adıda hürriyettir. Üçüncü safhada Efzun karşısına çıkan namlısı paslı. İnönü muzafferiyetlerini hatırlayınız. bu inkılâp zaferimizin en mukaddesidir» . İlk hamle sırf etten ve kemikten teşekkül eden düşman kuvvetinin erimesi için kâfi gelmişti.

En muntazam.. Yalnız bir şey ifade eder ki o da kaçtıklarıdır. Çünkü en muntazam ve en muharip ordular dahi kaçabilirler.. kaçmakta bir emri mukadderdir. aynı zamanda makhur bir milletin kralı olmasaydı sözlerini bir noktadan şayanı dikkat bulacaktık..Kostantini şaşırtan netice "idaremizin esasları eski yunan feylesoflarından mülhemdir. İşte Kralut beyannamesi bir takım umumî. Çünkü bir tesadüf. bu sözlerime inanıp müteselli olun. İnönü hezimetinin adını mağrurane ricat. sözile ifade edîvermişlerdi!. diyen yunan kumandanları "mağlûbiyet deha. zira galip gelmekte. ve bu mağlûbiyetin düşmanın hatır ve hayalinden bile geçmediğini ilâve ediyordu... Binaenaleyh ey şaşkınlar. Şair milletin feylesof kralı Efzunlar kordondan denize dökülürken bu durendiş milletine neşrettiği beyannamede mağlûbiyetin ordular için gayri mûtat olmadığını söylüyor. ehemmiyetsiz bir sebep bu mağlûbiyeti hazırladı. Kaçmıyabilirlerdi. mücerret lâkırdılardan sıyrı- .. Eğer Kostantin mücrim. siperlerde otura otura canı sıkılır. onum için ey eski yunan feylesoflarının esasatına göre idare ettiğim ey hayali ham milletim. aç kalır. mağlûp hükümdar demek istiyor ki: "Ordum galip gelebirdi. fakat kaçtılar. meyus olmayın. demişlerdi. koymuşlardı.. bir takım ufak sebeblerden dolayı nihayet kaçabilir. meselâ askerleri korkar.. mağlûbiyet de ordular için bir emri mukadderdir. onun için galibiyet de. Son kat'i mağlûbiyetlerini ve makhurane ricatlerini de sıkılmadan "Geri tecemmüleri^. fakat mağlûp oldu. ordumun tabana kuvvet kaçması çok şey ifade etmez.larile mütenasip bir lisan icat etmişlerdi: İzmir havalisinin işgaline "askerî gezinti. en muharip ordular dahi ufak sebeplerle perişan olabilirler.. Fakat bu gün bu sözlerin meyus tebaasının vicdan azabını teskinden başka ne gayesi olabilir?! Zira Kostantinin bu sözlerden kastettiği mana kolaylıkla anlaşılıyor...

Evet Anadolu müdafaası hiçte kolay olmadı. Anadolu köylüsü gece gündüz kazandığını müdafayi milliyeye verirken. Şair. Üç senedenberi bütün Anadolu münevverlerinin timsali müdafaanın şuuru haline inkilâp etmiş ruhlardan ibaretti. Hakikat hal hiç böyle değildir. ansızın vaki olması ve fevkalâde sur'atle inkişaf etmesi.. Üç senedenberi Anadolu erkânıharbinin timsali. mütemadiyen cephane taşıyan bir kölüydü.. Anadolu bu neticeyi kat'iyeyi istihsal için tam üç senedir uğraşıyordu. asker. saçı sakalı tozdan bem beyaz olmuş. Bu gün aynı taaruzun bizi yine hayret ve takdire sevkeden diğer noktası fevkalâde az bir müddet zarfında neticeyi kat'iyesini istihsal etmesidir.. Beyhude bu müdafaanın başlangıcındaki çete tertibatına zihninizi saplayorsunuz ve çetelerin seyyar. hatipler. anî faaliyetlerile bu günkü Anadolu teşkilâtını anlamağa çalışıyorsunuz. neferden sade üniformasının ufak yıldızlarile fark edilebilen mütevazi bir askerdi. plân. Fakat kakikî bir vatanperver kalbiyle son harbimizin inkişafına teveccüh ettiğimiz zaman bizi hakikaten şaşırtan noktalar yokmudur ?!. münakaşeye değer hiç bir mahiyet yoktur. vaızlar. Anadolu erkânı harpleri de gece gündüz düşmanı mağlûp etmek için imalifikrediyordu. Mualimler. Osmanlı . tabiye. Üç senedenberi Anadolu köylüsünün timsali üzeri başı. bütün hükümet memurları boş durmuyorlardı. cephane. O günlerde bizi büyük bir takdir ve hayrete sevkeden iki nokta vardı: Darbemizin fevkalâde surette. Bütün bu hazırlıklar bu neticeyi kat'iye içindi.— 32 — lıpta tafsil ve teşhir ediliverince böyle bir hezeyana münkalip oluyor! Kralın sözlerini bir derece daha çürütmek müzah muharrirlerinin işidir! Ba sözlerde tetkika. Bu suvalimize cevap verebilmek için taarruzun ilk günlerinde ki vaziyetimizi. haleti ruhiyemizi hatırlamak icap ediyor. para. Onlar da mütemadiyen davayı milliyi bir fikir ve şuur haline getirmeğe çalışıyorlardı. basit..

neticesinde zafer olduğuna iman ederek. vicdanımızdı.saltanatının müessesesine bir aşiretten bir devlet çıkardık diyor. Yunanın İzmir e yerleşmesi bir emri vaki olmuştu... bu kadar büyük fedakârlıklar ne içindi? Neticesi gayrı muayyen bir harbe girişmek. pek vazıhdı. fakat bu netice ne zaman kat'i surette istihsal edilecekti? Ne şekilde istihsal edilecekti? Ne kadar müddet zarfında istihsal edilecekti?.. Bunlar hayatın istikbaliydi. halbuki Anadolunun mukadderatine vaziyet edenler yeni devleti hemen yoktan vucude getirdiler. düşmanın korJîaklığıyle izah etmekten daha doğru. Bu kadar büyük bir azim. Halbu ki hayatın istikbali keşfedilemezdi. fedakârlık sahneleri boş değildi. Filhakika sırasıyle İnönü. İddia edilen nokta Yunanlıları sürüp atmaktı. Biz yalnız sebat ediyorduk. Bütün hazırlıklar bu neticenin istihsali içindi. Bütün o üç senelik müdafaa hayatı.. işte okadar. maksat uğrunda şehit düşecek evlâtlarımızın adedini bilmiyorduk. Ruhun bu muazzam eseri karşısında ya Kostantin gibi şaşmak yahut izaha çalışmak bizim elimizdedir. Bu gün bu netice emrivakidir. O halde neticesi malûm olmıyan bir iş için kan dökmeğe neden lüzum vardı?! Halbuki netice iman ehli için pek muayyen. Sakarya. daha asîl hareketler 3 . Bu cehtimızin sonu zafer olacağına iman ediyorduk. can ve mal sarfediyorduk. Dumlupmar muharebelerini yapan bir millet için kendi vicdanından kopup gelen güzel hareketleri tesadüfle. Bunları kimse bilemezdi.. fitlimizin hayır.— 33 — . zaten makûs olan talimize yalvarmak için miyidi ?!. Gerçe biz davanın müdafaası için cehtediyorduk. Sevres müahedesile devletler şöyle böyle bize Anadoluda bir hakkı iskân veriyorlardı. Gerçi bizi davamızın hak olduğuna inandıran hissimiz. İzmir yolunda besalet gösterecek askerlerimizin gizli ruhunu bilmiyorduk. Afyonkarahisar. Anadoludaki harakâtı milliyeyi idare edenlerin ilk rüyaları tahakkuk etmişti. talihle. lâkin maksat uğrunda sarfediiecek emeklerimizin mikdarını.

insanî mefkureler yerine husumeti koyanr fertlerden mürekkep bir ordunun zapturaptı kaç para eder ?! Hulâsa harpte mukavemetin. Nerede itiyatlarımızın ve sevkıtabiîlerimizin eseri olan kuvvetleri tadil için mefkûrevî bir illete müracaat edersek orada cehit vardır. Cehti kuvayi madiyeye benzetemeyiz. Çünkü ordunun intizamı. İntizamsız bir ordu bir toz yığınından başka nedir?! Fakat hissi. bu hareketlere refakat eden "cehıt. daha fikrî şeylerdir. en çok mukavemet gösteren bir yolu takip ettiğimizi hissederiz. Galibiyet ve hâkimiyet müteaddi fiillerdir.- 34 - neden olmasın?! Millî kahramanlığımızın ne izahını ne alelade bir zabıturapt muvaffakiyetinde nede alelade bir sevkulceyş ve tabiye zekâsında bulamayız. en mukavemetsiz yolu takip ederler. diyor ki: Cehdin mevcudiyetini tefrik için elimizde bir miyar vardır. den bahsediyor. Nasıl ki zapturapt da bir ordu için bir hayat ve memat mes'elesidir. Halbuki yeni ruhiyat ve içtimaiyat ilimleri ruhun bu gibi muazzam hamleleri karşısında gayet müspet ve teslimiyetkâr vaziyetler takınmışlardır. tabiyenin mahareti bir orduyu teşkil eden fertlerin ahvali ruhiyesine. vicdanı olmayan daha doğrusu vatanî. ye dair olan kısmında iradî hareketlerin evsafını zikrettikten sonra. Halbuki iradî bir fiilde en güç. mihaniki ve fennî tedbirlerden ibarettir. Sevkulceyş harekâtının ehemmiyeti harbiyesini asker olmadan dahi bir derece takdir etmek mümkündür. pek zengin bir menbaı vardır ki onu ancak " maneviyat „ sözüyle ifade edebiliriz.. hassasiyetine. Meşhur amerikah ruhiyatçı ve feylesof Viiliam James ruhiyata dair yazdığı büyük kitabın "irade.. kahramanlığına göre daha zahirî. Fakat bu nihayet zabturaptı olan bir ordunun kütlesine ait. mukavemette devamın pek derin. Çünkü bu kuvvetler cisme tatbik edildiği zaman sa'yi akal kanununa tabi olarak en kısa. Türk zaferinin harikuladeliğini kabul etmiyecek olan zekâ Kral Kostantin'inki dir. İşte mefkurenin tahakkuk .

Çünkü ruhun her mucizesi gibi yepyeni. Yalnız bizim bileceğimiz bir şey vardır. baş kumandanını da esir etmek şar tiyi e yıldırım sür'atile eziyor. Türkün mefkure dediği şey hayır. Amerikalı ruhiyatçının fert hakkında söylediği sözleri cemiyetlerin hayatına teşmil etmek pek mümkündür. Bir cemiyet.. Onun için bizim zaferimiz dostun da düşmanın da hesabını şaşırtan bir zaferdir. vicdanın yegâne. Şeref kimlerindir ? Yunanlılar İzmiri işgal ettikleri gün Anadolu Devleti henüz teşkkül etmemişti. Millî kuvvetler bir müddet dağınık . ve ne sür'atle İzmir kordonuna vasıl olabilirdi ? Bunu hiç bir ilim. Bu icazkâr zaferle beraber olan mutlaka Cenabı Haktır. ve hüsün sıfatlariyle telâkki ettiği Allahtır.. müptekir eserleridir. Fakat bu cehdin ehemiyetini takdir. çünkü hiçbir akıl ve hesap keşfe muktedir olamazdı. meselâ bir türk milleti bir müdafaa ve istiklâl muharebesinde ne kadar kuvvet sarfedebilir. ve bu cehdi harikulade bir sür'atle inkişaf ediyor. o da şudur: Bir millet ki vesaiti maddiye itibariyle kendisine faik yahut müsavi olan bir milleti. İşte biz Türkler bu Alla hin kuluyuz. Bu eserin azametini takdir etmek için evvelâ onu besleyen mefkurenin azametini takdir etmek icap eder. ruhun. yekpare ve yaratıcı zaferdir. ölümü ne derece istihkar edebilir. milletimizin dünyada hikmeti vücudu bu Allaha tapmaktır. Bunlar öyle hadiselerdir ki ancak zuhur ettikten sonra hayretle temaşa edilir.. Ancak bu gaye için çarpıştık ve Hikmetullahı bir kere daha ilân ettik.— 35 ve tecessüdü için müracaat ettiği kuvvet bu cehittedir. William James'in ilmine istinaden diyebiliriz ki: Ö milletin mefkuresi gayet velut bir mefkuredir. hak. miktarını tayin etmek psikolojinin iktidarı haricinde bir iştir.

Fakat yine bunların aklınca çareiselâmet. İnönünde mükerrejren ve Sakarya harbinde ise müthiş surette mağlup oluyordu. eğer hafızam yanılmayorsa. misale.. olmak istidadmdada değiliz!. Muhalefet bu esası müdafaa için söze. Bunun üzerine düşman istilâsına silâhla mukavemet edilmesini muvafık bulmayan kimseler şu mütalâayı yürütüyorlardı: — Biz demedik miydi?! KuvayıMUUye bu memleket için bir felâkettir. elimizde kalanı da bu adamlar batıracaklar. Bu mantığın esası harpten kaçınmak.- 36 - ve mahallî çeteler halinde çalıştılar. Biz silâhla mukavemet ettikçe Anadolu Yunan istilâsına maruz kalacak. Bu adamlar Yunan istilâsının ilerlemesini millî mukavemete atfediyorlardı. ilerdeki halâs ümitlerini dahi mahvediyordu !. Efkârı umumiyemiz Yunanlıların bu istilâsından çok meyus oldu. silâhlan elden bırakıp teslim olmaktı!. buna "muhalefet mantığı. Bu sonuncular şu tarzda idareikelâm ediyor!ardı: .. ve sulha kavuşmak için siyasete sarılmaktı. Bu bir mantıktı.. Millet büsbütün mahvolacaktır.. mukavemet kat'i bir felâketti.. şimdiye kadar ne kaybettikse siyasetsizlik yüzünden kaybettik.. Bilâkis her ne şekilde olursa olsun. Bu aralık meydanı boş bulan Yunanlılar Bursa ve Bahkesiri kolaylıkla işgal ettiler. Belki bu mülâhazaları doğruydu. hatta ay m siyaset Yunanlıları İzmirden çıkarmak için bile kâfiydi. tecrübeye. her yerde muvaffakiyetler hasıl olmıya başladı: Yunanlılar. el'an da mütenebbih olmuyoruz. Çünkü siyaset her şeyi halledebilirdi. bu suretle Devlet.. Mülkilerin yeni mazhariyetleriyle birlikte İstanbulda yeni bir mantık erbabı hasıl olmağa başladı. Lâkin vaktaki KuvayıMilliye perakende kuvvetler halinden çıkıp müçtemi bir kuvvet haline geldi. vaktaki mahallî müdafaa hey'etleri yerine mîllî ordular kaim oldu. KuvayıMilüye böyle bir mukavemete teşebbüs eylemiş olduğundan memleketi batırıyor. her şeye müracaa etmişti. diyorlar.

Halbuki bu eser vücude geldikten sonra onun azemetini takdir edecek olan alet fikir. kat'i neticeye varmadan evvelki zamandadır. Fakat ne derece kadim lehdarı idiler ?. İster bidayettenberi bu harekete aleyhdar olun.her hangi harekete taraftarlığınızın. harekâtımilliyenin yüzde yüz muvaffak olacağını keşfetmiştik. veyahut her hangi hareketin akıbetini keşf hususundaki firasetinizin delili bu günde değil. Türkün imanı kuvvetlidir. Türk yenilmez. madem ki hareketin iptidasındaki tesiriniz sıfır. netice üzerinde ferden tesahup ve tefahür hakkı sizin değildir. bu hareket . belki bu hareketin iptidasından intihasına kantar muhabbet ve emniyetle bilfiil çalınanlar. sadece gözdür! Siz milletinizin selâmetini. şu kadar ki . Türk devleti ölmez..her hangi neticeye demiyorum.- 37 - — Biz zaten biliyorduk. devletinizin istiklâlini temie eden bir hareketin elbet aleyhinde bulunamazsınız. Çünkü MillîHareketi vücude getirenler ne iptidasında tezyif edenler. Çünkü esasen iyi olduğunuzdan iyiliği istiyordunuz. ister bu hareket muvaffakiyetlerini istihsal ettikten sonra onun meddahı kesilin. çünkü anadolu mefkûrecidir. bulunabilmek için mutlaka suiniyet sahibi olmalısınız! Onun için bir kere mukavemet muzafferiyetle neticelendikten sonra herkes gibi size de bir vatandaş sifatile takdir ve hayet düşer. biz zaten bu harekete taraftardık. atinin emin olduğunu. Şu taktirce HarekâtıMiUiyenin bu günkü takdirkârîarile dünkü muhaleiîerinin çok farkı yoktur ! Her iki mantığı sahiplerinin HarekâtıMiUiyenin inkişafına bir hizmeti olmamıştır. Gerçi bu adamlar bu sözlerile Kuvayı Milliyenin aleyhdarı değildiler. anadoluda azim ve iman sahipleri çoktur. . MUlî maksadın meşru olduğuna ne vakıttenberi inanıyorlardı ?! Çünkü bütün bu taraftarlıklar ve bu memnuniyetler ancak KuvayıMiliiyenin muvaffakiyeti belirdikten sonra izhar edilmişti!. ne de intihasını takdir edenlerdir. muhakeme değil. ve hareketin tekâlümüne yardımınız hiçtir.

için malini. sesi çıkmıyan siyaseti tavsiye ederler. Öyle dakikalar olmuştur ki millî maksadın aleyhinde sarfediien tek sözün bir taburun dağılması kadar meşum bir tesiri olabilirdi. yalnız onlarındır. Böyle hayat ve memat arasında çalışan bir tehdit eden tehlike ne olabilirdi? Düşmana karşı mukavemetin ve dahilde maneviyatın zayıflaması. Bu kimseler harbin şeametini sulhun selâmetini ispat için en ziyade ölen insanlardan. dediler. histe birlik. dörmak yok!. "ilerlemek var. Yine öyle dakikalar oldu ki bir kalbin muhabbeti bir istihkâmın metaneti kadar maksadı tahkim ediyordu. her ne bahsına olursa olsun. O müşkül dakikalarda istiklâl için çarpışan bü kuvvet her kalpten muhabbet. Binaenaleyh dünkü muhaleflerlerle bigâneler bu gün Harekâtimilliyenin müspet neticelerinden isterlerse memnun istemezlerse gayrı memnun olsunlar. şeref en ümitsiz zamanlarda çalışanların. Onun için her zaman. Fakat] sulh aşkına mahvolmayı da arzu etmediklerinden silâh-. canını feda edenlerdir. her türkten yardım bekliyordu.. sönen ocaklardan bahsederler. O tarihte istiklâli samimi surette talep edenler silâha yahut kaleme sarıldılar. yaşamak için ölümü istihkar edenlerin. Bizim memleketimizde harp aleyhdarları yalnız siyasi . Muharebelerin dersleri Anadoiunun silâhlı siyasetini terviç etmiyenler alel-i itlâk harp aleyhdari olan kimselerdir. yetim kalan çocuklardan.sulhu tercih ederler. Bunlar harbi beşeriyet) için bir musibet telâkki ederler.. sız. Filhakika MillîHareke şerefli bir Ölümü zelil bir esaret hayatına tercihle başla mışti. Mazideki her harbin neye mal olduğunu hesap eder dururlar... Bidayette bu hareketin yegâne kuvveti ittihat idi: Emelde..

İnkilâbın heyecanları acaba Tasalya ovalarında duyulmadın»?!. Gerek bu muhaliflerin gerek bu feylesofların hayatî kıymetleri müsavidir.. Kim . bütün istilâ ettiğimiz topraklarden kendimizi çektik! Fakat kim inkâr edebilir ki insan. niyetleri her ne olursa olsun milletlerinin hayatına aynı derece müfit veya muzir kimselerdir. Bu mütefekkirler de döne dolaşa nihayet sulh gayesine teveccüh ederler.an muhalifler değildir. Nefsini san'ate.. bir siperde bulunmak vesilesini hazırladı?! Kim iddia edebilir ki ateş ve Ölüm karşısında zabitle neferlerin bulunması ruhlarında bir kaynaşma husule getirmedi. siyasî hiç bir fayda temin etmiyen bu eski Yunan barbi MektebiHarbiyeden yetişen genç ve münevver zabitlerimizle fakir ve masun Anadoluluları bir arada. bütün milletlere harp nefreti yerine sulh ve müsalemet aşkı telkin etmek. Esasen bu zatler söz telkinile hayatın değişivireceğini zannedecek kadar basit düşünürler.. beyhude para ve cephane sarf ettik. şiire. Bunların umdesi insaiyet umdesidir. Sulhu istihsal için insaniyetçilerin tasviye ettikleri usul gayet basittir. Binaenaleyh. ve felsefeye hasretmiş olan münevverlerimiz arasında da sulhun dostu ve harbin mutlak surette düşmanı olanlar vardır. Beyhude eski Yunanistanm bir kısmini işgal için kan döktük. Hakikatte harp düşmanlarının muhakemeleri gayet tarafgiranedir: Muharebede ölenlerin miktarı kayıbolan toprakların mesahası gibi harbin münhasıren ferdî ve maddî kısımların düşünülür. her iki zümrenin fikirleri. ve millî harpleri insanî vs hdete daima mugayir görürler. Birinciler felsefe yapmaksızin ikinciler siyasî bir fırka teşkil etmeksizin hayata karşı aynı vaziyeti alırlar. para zayiatı itibariyle meşum olan ve maddî. bunlarda milletler arasındaki nifakı ordular arasında ki cidali insaniyet umedesine muhalif sayarlar. ve bunun neticesinde asken aç ve elbisesiz bırakan Saray istipdadına karşı genç ruhlarda isyan hamlesi doğmadı?!. Gerçi Yunanharbi Türkler için büyük bir zayiattı.

müdafaa. kadınları evinden işe sürüklüyor. ve diğer milletlerin kütleriyle temasından türlü fikir ceryanları. Millîharekâtin mebdei degıldır?!. hissi millyiet. elle tutulur bir hale geliyor. Hulâsa muharebeler ne bir dersin ne bir aklın doğrudan doğruya tevlit edemediği içtimaî inküâplarm yalnız başına vücude getiriyor. vezinde fertlerinin kütlesiyle hareketinden. Muharebeler ozatnana kadar mevcut ve müesses olan hayatın şeklini. iradesini kuvvetlendirmek mecburiyeti hasıl oluyor. cemiyetin mürakebesine terkediyor. Bu suretle milletin yeni hayatına yeni yeni ufuklar açıyor. arzuya istiklâl. muhteviyatı gözle görülür. Muharebelerde bütün bir milletin en geç. bir millet için istinatkâhin ancak kendi vicdanı olduğunu. Muharebelerin bu terbiyetkâr tesirlerini kabul etmek . kendi ben ligini idrak etmesi lâzım geldiğini öğretmedi. çocukları ebeveyninin devamlı mürake besinden ahp daha ziyade mektebin. Muharebe esnasında bir çok iktisadî meslekler adamsız kahyor. bazı muharebelerde büyük manevî intibahların mebdei olabiliyor. millî heyecanların dogmasına sebep olmadı?!. vaziyetini değiştiriyor. Bazı muharebeler büyük maddî felâketlerin amilî olduğu kadar. Türk bundan böyle kendini duyması. akil ve muhakeme faaliyetleri hasıl olduğu gibi. Hülâsa muharebelere neresinden bakılsa milletler için manevî inkilâlaplardir. Ve çok kere muharebelerin yaratıcı tesirleri vardır.inkâr edebilir ki: Balkan Harbi bütün hezimetlerine rağmen bize. namus gibi milletin her ferdinin vicdanında zayıf derecede yaşıyan bir takım hisler manevi bir volkan gibi patlayor. millet mefkuresinin. Erkekleri işinden cepheye. Yine kim inkâr edebilir ki Harbiumumide Çanakkale müdafaasında duyduğumuz heyecan. cephe arkasında kalanlar için azamî derecede çalışmak bu suretle günün bütün meşakkatlerine göğüs gererek azamini. bereket zamanlarının kıymetsiz eşyasına kıymet geliyor.

müvesvis. amirle memur. tahsil.. Türk olan ve Türkün istiklâlini müdafaa eden bütün kalbler birleşti. Bilâkis vatanı istilâ edilen bir milletin yaptığı müdafaa ve istiklâl harbidir. edebiyatında. Fakat meşrutiyetten bert biribirini takip eden harplerden hiçbiri bu Anadolu harbi kadar hususî şeraitte olmamıştır. ne de alelade amirlerdir. millet tam bir vahdet haline geldi. değil.' Bu harbte zabitin fenni neferin heyecanına nasıl hizmet ediyorsa.. İşte Anadolu Harbi bu kadar müstesna şeraitin dahil olduğu bir harptir. ahlâkında. 2 — Anadolu harbine iştirak edenler ve bu harbin talihini kabul e a enler ne alelade memurlar. Fakat hayatî bir feveran.. Binaenaleyh mütereddit. Bu harbi temyiz eden başlıca seciyeler şunlardır: 1 — Anadolu harbi bir hükümet ve saltanat harbî değildir. terbiyesinde vücude getireceği yeniliği bugün kimse bilmez! Nitekim böyle bir harp neticesinde yapılacak olan sulhun yarınki Türkiye için nasıl bir istihsal sahası hazırlıyacağmı da kimse bilmezi Fakat bu gün bildiğimiz bîr hakikat vardır ki oda şudur:: . Ve bu harbin iptidası mihaniki bir inzibat ve intizam.. kadın. istihsal. Böyle bir harbin yarınki Türk cemiyetinin zevkinde. aile. alimle cahil. terbiye. Bunlar bizzat istiklâlin arzu eden ve bunun için samimi surette çalışanlardır. bir millet ve istiklâl harbidir. devlet. yepyeni bir zihniyet vermiştir. Gibi bir çok meftunlarımızın muhteviyatını tadil etmiş Türklere adeta. Bu büyük harp kanaat. bütün insanlar. 3 — Anadolu harbi bir vatanını zorla istila etmek için bir millete karşı ilân edilmiş bir zulüm harbi değildir. neferin heyecanı da zabitin fennine öylece itimat ediyordu. Onun için bu harbte zabitle nefer. çocuk. ukelâ seciyeler için bu harbin tarihinde hiç bir mevki yoktur.— 41 — için Harbiumumi esnasında vücude gelen içtimaî tahayyüllerimizi hatırlamak kâfidir. bir ihtilâldir.

Yunan ve Türk ordularının maddiyatında bulamadığımız bu orduların maneviyatında bulmak mümkün olmayacak anı?. Bu mükemmel ordunun cephanesi de kıt değildi. Yunanlıların aradığı evvelâ . Türklet •ise sadece müdafaa ediyorladı.. Mefkurenin galebesi kahirdir Anadoludaki Türk .Yunan harbinin safahatını takip etmiş onlar için merak edilecek noktalar vardır. Fakat bunlar cevaptan ziyade yeni birer sualdir! Çünkü tesadüf ve talii harp fikirleri izah edici olmaktan ziyade bizzat kendileri izaha muhtaç olan fikirlerdendir. bilhassa vesaiti nakliyelerinin mebzuliyetini her vesile ile anlaşılıyordu. muntazam bir orduydu. iradesine sahip olan milletlerin Allahta başka korkusu olamıyacağmı anlamış. gibi bir cevap bulmak güç değildir.AO _ Türk milleti millî ruhun feyiz ve azemetini en ziyada b harpte görmüş. Gerçi bu suale tesadüf. acami köylülerden de teşekkül etmiyordu. bol cephanesîyle. fenni vardı fakat iki milleti hareket ettiren kuvvetler aynı menbadan •gelemiyordu. Çünkü Yunanlılar müteaddid taarziarında fennî surette harbettikierini göstermişlerdi. dağlara tırmandı. Filhakika iki milletinde ordusu.. muallem askerlerden mürekkep bir orduydu.. Yoksa yunan fırkalarına kumanda eden cenaral. Evvelâ Yunanlıların Anadoluya getirdikleri kuvvet dağınık ve serseri bir çete kuuveti değildi.ler cahil miydi?! Bunu da zanndetmeyiniz!.. niçin?!. O halde muntazam ordusu. cephanesi. Yunanlılar alelade tecavüz ediyorlar.. kumandanlarının fennî puanlarına göre hareket eden bu millet neden toplarını bıraktı. tüfeklerini attı. Bu ordu rastgele devşirme askerlerden. muallem askeri. taîii harp. toplarının. ve âlemde kendisin mevdu olan medenî ve tarihî vezifeyi ifaya belki her millet ten ziyade ve her zamandan daha iyi hazırlamıştır..

namus.. gayesinden haberdar değildir. Bir iktirasin menşei uzvî. Meşhur ruhiyatçı Ribot ihtirasların psikolojisine dair yazdığı kitapta hakiki ihtirasları sathi ve muvakkat heyecanlardan ayırmıştır.. Nihayet yorulur. zulüm. istiklâl gibi mefkûrevî hisler değildi. Türk ordusuna hayat veren milliyet gibi bir mefkure idi. kördür. ve hayvanı olunca o ihtiras adeta uzvî ve maddî kuvvetlerin akibetine uğrayacaktır. bütün şiddeti muvakkat bir zaman içindir. Efzun alaylarını Anadolu ovalarına sevketmek için yunan pulâtikacılarının harekete getirdiği hisler namus.. Böyle bir ihtirasın bütün kuvveti. istiklâl. vatan. Bu ihtiraslar uzviyetin amakından fışkırıp ta bir kere hayatın sathına geldikten sonra cihetini.. neticesi bütün uzviyeti tahrip etmektir!. Türk ordusunun mukadderatı ise mefkurenin mukadderatıdi. Yunanı tahrik] eden tamah. sinirli adamlar gibi!. "Yunan ordusunun akibeti maddenin akibetine tabidi.. Halbuki hırs.. şeref. Uzvî ihtirasların ölümü anidir. millet gibi içtimaî ihtiraslar devamlıdır. manevî büyük farklar vardı. muvazenelidir. zulüm.. Halbuki içtimaî ihtiraslar. şekavet gibi ihtiraslar gelip geçicidir. muvazenesizdir.— 43 — sütü sonra da eti yenilebiiecek sağmaldı! Türklerin kuruduğu mukaddes bir hayat. maddî olan bütün müşabehetlere rağmen batını. Yunan ordusu şu üç sene zarfında her ne felâkete uğradıysa uzvî ihtirasların şeraitine tabi olarak uğradı. Türk ordusu üç seneden beri her ne muvaffakiyete mazhar olduysa içtimaî mefkurelerin hayatına tabi olarak mazhar oldu. diğer cihetten uzvî ihtirasların ölümü kendi kendine olur. şuurludur. istikametini şaşırır yalnız hareket etmek için hareket ederler. bu hayatın namusu. şekavet. tabîridiğerle mefkureler böyle ... gibi manevî ve rahmanı tecellileriydi. İki ordu arasında zahirî. Din. Halbuki türk orduları en büyük kuvvatini bu mef küre vî hislerden alıyorlardı. şeref. Birer fikiri sabit idi.

insanî olamar gibi. ister bir aşiret olsun ve bu cemiyetler ister müterakki. kuvvetlendikçe hareketlerini süratlendirirler. bir cemiyetin tarihinden. insaniyet duygularını uyandırarak .. ruhanî mahlûklar değildirler" Bir milletin hafızasında ve kalbinde yaşayan fikirler ve hisler arasında ahlâkî. Bunlar kuvvet ve kudretini bir ferdin. medeniyet saygisıyle bir zamana kadar uzviyetlerinde sakladıkları bu deli ihtirasın zincirlerini kırdılar ve Anadoluya koyverdiler! Bu deli dört bir tarafa saldılar yıktı. büyük adamlar milletin rubunda yaşayan hürriyet. ayakları kırıldılar. heves ve iştahasından değil. Bu kabahat sadece idare adamlartnındır. daima ilâhî. yaktı ve nihayet yoruldular. Mefkurelerin hayatı emin. Yunanlıların Anadoluya getirdiği ordu şeklinde bir zulüm. Şakinin bu intiharını görenler diyorlar ki: Yunan milleti hesabına kabahaı kimindir?. Mefkure hayatı ise akıl ile hissin öyle bir imtizaç ve ahengidir ki ondan "İrade. Cemiyetler ister bir millet. Halbuki sefil ihtiraslarda daima kendi kendini nakzeden dahilî taaruzlar vardır. kanun kıyafetinde bir şekavet idi! Yunanlılar belki Avrupa korkusu. Milletler için zaman zaman bu blisin telkinatı müthiştir.. muvaffakiyetleri kat'idir. adalet. ister gayrı müterakki bulunsun. Uyumak istedi rahat bırakmadılar. Milletlerin melekleri olduğu gibi şeytanları da vardır. bütün şeraitini buluyorsunuz. îşte Anadolu harbinde sefil ihtiraslarla ali bir mefkurenin bütün evsafını. Nasıl ki namusunu müdafaa edenler için de şeref büyüklerinindir.. Mukadderatını tanzim edecek adamları beyendiği için.44 değildir. vucüdü kalan kısmyle Kordondan denize atladı ve boğuldu!. vicdanından alır ve hiç hedef ve istikametlerini şaşırmaksızuı betaetle tekamül ederler. Fakat ne olursa olsun her millet kendi âmelinden? kendi icraatından mesuldür. kaçmak istedi kovaladılar. Hedeflerineb yaklaşdıkça daha kuvvetlenirler. şeytanî ve hayvam loanlar da vardır.. dediğimiz hür ve bakir hayat zuhur eder. hiç bir zaman gaynmakul olmaz. Mefkurelerin tecellisi iâaklî olsa bile..

Her tarafta elektirik tramvaylarının tellerini aşan takı zaferler vardı. Bütün sokaklar kadın. Donanmış sokakları seyir ede ede çarşı kapısına kadar gelmiştim. Venizelos da bir hükümet adamıydı. Her dükkânın. bir alay sancağı kadar büyük olan bayraklar Türklerin yüzüne şürüle sürüle gezdiriliyordu. kin. Takı zaferdeki timsal Dün İstanbulda büyük bir sevinç vardı. Fakat bu takın hiç bir şeyi eksik . Arada sırada keskin bir düdük sedasile arkasında koca bir bayrak taşıyan bir otomobilin geçtiğinden haberdar oluyoruzz. Ve Yunanistanı hakikaten idare etti. erkek. bir çok camekânlarm yüzünden allı beyazlı zincirler sarkıyordu... Bütün minimini çocukların elinde birer ikişer minimini bayraklar geziyor. Onun için büyük adamlar milletlerinin hem bir mahsulü. Fakat millî... Fakat Venizelos şeytanî Yunanistandi şeytanca idare ettiği de aynı Yunanistandı. Venizelos gibi bir adam Yunanistanı böyle bir felâkete sokmaya bilirdi. Orada bir sokağın başında caddedeki büyük takızaferlere nispeten daha ufak bir takızafer yapmışlardı. Bu takızaf erler hayatı ve kudsiyeti temsil eden yeşil dallardan yapılmış. her evin kapısında.. çoluk çocuk... Her biri yapanların zevkine göre tenvvü ediyordu.onu selâmet ve saadet yoluna sokarlar ve yahut yine aynı millettin nefesinde yatan tamah. hem de istikbâllerinin nazmıdır.. küçük bütün milletler için ibret: Mefkurenin galebesi kahirdir. üzerleri bayraklar ve fenerlerle donatılmıştı. penceresinde bir bayrak sallanıyor. insanla doluydu. insanî mefkurelerden mülhem olmak şartıyie. zulüm şeytanını kudurtarak onu sefalet ve habaset yoluna sokarlar. Yeni bir karara tevessül eden yeni bir harp ilân eden büvük.

. "Medenî. Halkın neş'esi bu manayı mütemadiyen hatırlamaktan beni ahkoyamıyordu. vahşî. Bunun bir kenarında başı kavuklu. di. Arkasında koca bir Türk sancağı dalgalanıyor. diğer eli belinde tarihî bir kahraman duruyor. ananevi süslerin hepsi vardı: Tefne dalları.. fenerler.. Gerçi bu iâvhada en basit resim ve menazir kaidelerine bile riayet edilmiş değildi. bir elinde kalkan. oradan geçilmez! Oradan geçmek »stiyen efzunun başı kesilir. Fakat resim» fennine vakıf olmıyan bu halk san'atkârı üç senedenberi Anadoluda harp eden Türklerin emelini. bayraklar. müslüman hırıstıyan. kahraman resimleri.Bütün bu yeşil kırmızı süsler arasında yarı kurşun kalemle* yarı sulu boya ile yapılmış bir lâvha en ziyade nazandikkatini celpediyordu. tarihî. Takizaferia üzerine bu timsali asan halkin ruhu demek isteyordu ki. Ben de takı kuranlar gibi ruhumun garip bir ihtiyacile bütün hak ve hürriyet tammıyan müstevlilere. alk beyazlı zincirler. hak ve hür bir türklük tanımamak için inat eden garip medenilere karşı Türk milletinin hakkını ve hürriyetini kastederek bağırmak isteyordum: — Geçilmez! . manası o kadar kuvvetli idiki bütün gece hatırımdan çıkmayordu.. istiklâli mukaddes bir ölkedir. şeklini tenkitten geri kalmadığım bu lâvhanın ruhu. beli kuşaklı. "Geçilmez» in mevzuu şudur: Gayet dar bir buğaz var. ey bu takın altından geçen ve bu takın kurulduğunu işiten bütün insanlar! Biliniz ki: Türklerin namusu. Birde kafası biçilmiş iki efzun yatıyor. Bu lâvhanın adı "geçilmez!. mefkuresini belki de dünyanın en büyük farzedüen siyasilerinden daha iyi keşfederek en büyük san't eserlerinin lisanından daha açık bir lisanla ve en canlı bir timsalle anlatıyordu. ve tacı düşer!. avrupah asyalı. „ Resmini. Bu kelime resmin üzerine birden göze çarpacak kadar kalın yaziyle yazılmıştı. Her taraf kana boyanmış.._ 46 — değildi.

. Çünkü hayır dediğimiz şey hakkın ve hakikatin ahlâkta tecellisidir. Bu itibar ile insanın fiili hür olmak için mutlak insanî bir mefkurenin ifadesi olmak gerektir. ümmetine rahmet yetiştiren paygamberin fiili hürdür. hakikati. fakat bazı vazifeleri. hayra müveçcih. bazı hassaları tayın etmemize imkân vardır. Çünkü bu fiil doğru. san'atin yeni bir ahlâkın zuhuru hürriyetin husuliyle tevemdir.— 47 — Millî Hareket niçin hürdür? Ruhiyat ve felsefe kitaplarını açınız. insanî bir tasvvuru ifadesidir.. seciyeler nerededir?. ahlâkın. yahut ta güzel olmak lâzımdır ki bu da san'attir. Şu halde hürriyet: ilimin. Bunlar gibi mületiee îlik eden bir hayır sahibinin fiili de hürdür. ve hareketi tefrik. Her gün itiyat saikasiyla . iyi ve güzeldir. felsefede hürriyet. Fiil hür olmak için ya doğru olmak lâzımdır ki bu ilimdir. İrade olsun. İrade. Bu mefkûrevîlik şanı hürriyetin tek seciyesi değildir. irade bahsi kadar karışık hangi bahis vardır? Hangi mes'ele hürriyet rnes'elesi kadar âlim ve feylesofların zihnini yormuştur? Ruhiyatta irade. Hür adamı fiiliyle dünya yüzüne ya bir ilim. hisse.. hürriyet olsun. Onun için "İradî bir fiili. şuurlu olmaktır. iptidaî r vazih malûmatın müntehası. Onun için yeni bir dinin. tarif edilemez. tıraş eden san'atkârının fiili de hürdür. hüsnü başka vasıtalarla ifade eden bir lisandır. san'atin. Çünkü bu heykel hakkı. hür bir fiili ihtiyar eden ruhumuzdur. Hürriyetin şanı. Netekim "Venüsü... Hür olan hareketler daima bir fikrin: hakka. hür fiilin en büyük şayanı yeniliktir: Hür fiil her gün bir itiyat veya insiyak saikasıyle yaptığımız şuursuz daha doğrusu az şuurlu bir hareket değildir. temyiz eden. Sualini sorabiliriz. hayatı tetkik eden zekâların takıldığı bir istifham işaretidir. dinilebilir ki bütün basit. ya bir bedi.. yahut hayır olmak lâzımdır ki bu ahlâktır. Nitekim. daha kısası mefkurenin kendisidir. yahut bir fazilet gelir.

ne de üzüntülü bir cehtin eseridir. çünkü şuurludur müteemmilanedir.. gittikçe kuvvetlenicidir. ihtiras bir kere huylandıktan sonra kendi kendine tırmalayan sinirler kadın gibidir! Halbuki hürriyette şuursuz gibi. Hürriyet en sefil bir hüceyreden en ali melekeye kadar bütün uzviyetin ve bütün ruhiyetin ittifakını. mihanikidir. Halbuki zulüm. şevki tabiilerin. Hür olan hayatlarda igtişaş yerine intizam. inhizam yerine ittifak bardır. sadece ahşıkhğın mahsulüdür. îhtiyarsızdır. alelumum safil ihtirasların fiili devamsızdır. yahut huzurunu ihlâl •eden dilencileri kogar gibi imane. gittikçe parlayıcı. hürriyetin nizama tabi olan bu şuuri hemde süreklidir. Bazen bir mefkurenin istihsali için bütün bir batnin ömrü kifayet «tmez. Çünkü böyle bir hareket ne uzun bir teemmülün. haksız bir istilâ hergünü ve fani kuvvet gibi zail olucudur. Mihaniki fiilleriniz. çünkü şuursuzdur. zira beğenilmiş. çünkr bütün kalbin. gelip jgeçicidir. esir hareketlerimiz parlayıp sönücü. şekavet.— 48 — Icâğıt paraların kirlilerini atar gibi. Mefkurelerin icrasını çok kerre nesiller deruhte ederler. bir nizam da vardırki. zira bu hareketleri alelade bir korkunun.veren bir zenginin hareketi hür değildir. Namus ve istiklâl için cephede ölenlerin emeli tahakkuk ettikten sonra büyük maksadı herkes gibi alkışlayan mukallitlerin fiili hür değildir. Halbuki eli ayağı tutmıyan bir kötürümün bile millet yolundaki en ufak bir heyecani hürdür. Halbuki askere iane vermek için boynundaki paraları söken köylü kadınının hareketi çok hürdür. imanı taklittir. Vahdet ve ahenk hürriyetin şanıdır. fitret ve fitne . Hür hareketlerin büyük bir şartı da imtidathr. seçil miş've öylece duyimuştur. hiddet ve şiddetlerin. mefkurenin tahakkuku tarihlere düşer. ittihadını temin eden manevî bir hükümdardır. yahut alelade bir menfaat endişesinin mihaniki tesirlerine muadil gibidir. bütün benliğin ifadesidir.

ne de basit bir fikirdi. zira her ne namda ve her ne içtihatta olursa olsun ilim. Hürriyet ruhun muazzam bir hamlesidir. hiç bir eser sanatte haksızlığı güzel bulmuyordu. taklitten. Hürriyet ne haricî bir hayalin taklidi. Bütün kudreti cehitten. Fakat ölünün diriye savleti hürdür.. ahlâkta.— 49 — yalnız şuursuz ve vicdansız hayatların felâketidir. sonra hiç bir ahlâk meshebi esaretin bir fazilet olduğunu iddia etmiyordu. vahdet ve ahenk. Ne göreceğiz ? Mefkure denilen. Hür hareketler bakir. ahlâkın ve sanatin. Millî Hareket aynı zamanda ilmin. hiç bir zevk. imtidat ve harikuladelikten ibaret olan bu sıfatları aynen ve tamamen milletimizin hayatında bulacağız. nevinde münferit hareketlerdir. çünkü. Millî Harelcet hür bir harektti. zira hesabm zıttıdır.. belki bu bir tasavvur. mihanikiyetten daiam azade idi. hürriyet varlığımızın en derin noktalarında» gelen bir sesin âlemdeki aksi sedasıdır.. onun için hür b'r hareketti. Millî Hareket dünyanın en hür bir hareketiydi. Hürriyet basübadelmevte mashar olan milletlerin sıfatıdır. milletin vicdanından alıyordu. zevkte müstakil olmak tasavvuruydu. mefkurenin yolunu tutmuştu. çünkü bu mashariyet gayrı memul. tekrarden. Millî Hareket hür bir hareketti. ne de bir hesabın mahsulüdür. Hülâsa hürriyet ruhun bir harikasıdır. asırlık bir pulatikanın mukerreren iflâs etmiş eski diplomat zihniyetinin sahte bir taklidini yapmıyordu. Belki kuvvetini şuurdan. çünkü tamamiîe maddî bir hesabın mahsulüdür. gayrı muntazar bir keyfiyettir. zira bu hareketi besleyen ne kuru bir hayal. Millî Hareketin bütün evsafı hürriyetin bu saydığımız evsafıdır. fakat tasavvurların en alisi olan milliyet tasavvuru yani dinde. Millî Hareket hür bir hareketti. Şimdi hürriyetin kat'i bir lisanla ifade ettiğimiz bu seciyelerini milletimizin hayatına tatbik edelim. azimden geliyordu. bütün maddî ve 4 . çünkü bu hareket.. müstesna. istiklâlsiz bir milliyeti teyit etmiyordu. Kavinin zayıfa tesallütü hiç te hür değildir.

vazifeye iştirakini temin ediyordu. kuvvetlendikçe devam kudreti arttı. fert denilen bu içtimaî hüceyrelerin azamî hayatiyet ve azamî faaliyetiyle bir ve bütün olan maksada. en küçüğünden en büyüğüne. müstevli iken münhezim . Millî Hareket hür bir hareketti. Millî Hareket hür bir hareketti. Bu hareket Türklerin uzun bir muharebeden çıktığı ve silâhlarını teslim ettiği tarihte başlamış ve en diri. bütün islâm âleminde maddeten ve manen iştirak ediliyordu^ Sanki bütün türk milleti ve islâm ümmeti yekpare olmuş gibi çalışıyordu. çünkü r hürriyetin en büyük alâmeti olan harikuladeliği vardı. hiç bir zaaf eseri göstermedi. en genç bir millet eserinin fevkalâdeliğini göstermi şti.İşte millî harekette bulduğumuz kudretler temamile hürriyetin yaratıcı kudretleridir. Millî Hareketin hür olan sıfatları karşısında yunan hareketini yalnız makûs sıfatlarla tavsif edebilirsiniz. en. istilâya uğrayan topraklarda. Biz hak vadisine çıktık.Denüebiiirki ilk defa istiptada karşı isyan ettikten sonra şarkta Kütülamare. hatta yalnız Türkiye sahesinda değil. Bizim hareketimiz mefkureden fışkırırken onlarınki hırstan damlayordu! Bizim hareketimiz ilmin. ahlâkın. onlar imparotorluk taklidi yapıyorlardı t Biz devam ederken onlar dağlıyor. garpta Çanakkale kahramanlıkları şek' ünde tecelli eden millî irade Mütarekeden sonra en yüksek şeklini bu Millî Harekette bulmuştur. Millî Hareketi sırf bir hareketi askeriye şeklinde görenlerin zehabına rağmen bu hareket butun müteakip ve müteselsil şekillerde devam edebilecektir. en yakınından en uzağına kadar bütün fertlerin. zenginine en fakirine. Bu maksada yalniz hür Anadoluda değil. biz yaratırken onlar ölüyordu!. zira en cahilinden en alimine.- 50 - haricî olan şeraitin makûs olmasına rağmen. senelerce bu hareket devam etti.. Bu hareket devam ettikçe zayıfhyacak yerde kuvvetlendi. Hiç bir inhilâl. san atin bir tercümanı iken onlarınki hak ve insaniyet denilen mefkureye isyan ediyordu! Biz vicdanımızın emrini yapıyorduk.

Ben türk inkilâbını bu noktayı nazardan mütalâa etmek istediğim zaman onda başlıca üç hassa görüyorum ve bu hassalazı türk inkilâbmın ruhiyatı için mühim farikalar olarak kabul ediyorum: Birincisi: inkılâbın gayesinde ki. Mazide hangi müessiseler vardı. Halbuki bir inkilâp vücude gelirken kendisiyle birlikte ne gibi ruhî haletler doğur du ? Ne gibij kıymetlere vücut verdi. İnkılâbın bütün tarihinde tesadüf edilen ve bir fikri sabit gibi inkılâbın bütün edebiyatını dolaşan istiklâl fikri bu iddianın en kat'i delilidir. muayyen maksatları evvelâ tasavvur ve hazim etmiş ve bunu hiç bir safsataya meydan bırakmiyacak surette tespit etmiştir. "Ya istiklâl ya hiç!. hülâsa inkılâbın tarihte değil.. kudurmuş gibi nihayet kendi kendini ısıracaktır !.. Vicdandan gelmiyen safil ihtirasların tabiati bir derece tefe'ül etmemize müsade ediyor.. hangi mefkureler canlanmıştı? Bütün bu meselelerin inkılâp üzerine tesiri neden ibaret olmuştur? Bunların tetkiki içtimaî noktayı nazara aittir. Saltanat bu neviden hiç bir fikir vücude . Türk inkılâbının psikolojik mahiyeti Bir inkılâp iki türlü mütalâa edilebilir : Onu vücüde geliren içtimaî mütekaddimleriyle. safhaları neden ibarettir? işte bu kısımların mütalâası inkılâbın ruhiyatıdır. hedeflerindeki kat'i vuzuh. hangileri çürümüştür. Yunanista durmayacak... Türk inkılâbı nekadar geç olursa olsun. Binaenaleyh bir psikoloji mevzuudur.Ki olan Yunanistan ne olacaktır ?. fikri bu hükmün kuvvetini göstermiye kâfidir. bilâkis ne gibilerini itibardan düşürdü. Türk inkılâbında istiklâl yalnız münakaşası kabil olmıyan değil. bir de bu inkılâbın ruhu itibariyle. münakaşası caiz olmıyan kir fikirdir. yaşayanların ruhundaki faaliyetleri.

duygularında beşerî bir akis. Ne göreceğiz? Onun başında bulunan büyük adamın psikolojisini. Üçüncü hassas şudur: Türk inkılâbı canlı cansız mevcutlardan mürekkep. tehditler. Şu halde türk inkılâbının farikası yepyeni fikirler olmasa bile. Manialar..getirmemiştir. Türk inkılabı ne kutsî sayılan ne de ihtiyar veya şayanı hürmet sayıldığı için sevilen insanların muhabbeti ile yaşamıyordu. icap ve zaruretten başka bir kanun tanımıyan bir âlemde bir nevi icap ve zaruretten ibaret bir hareket olarak tecelli etti. milliyet.. Türk inkılabını besliyen kaynaklar doğrudan doğruya beşeriyetin idi. Bu iki psikolojinin muvaziliği bizi şu felsefeye sürüklüyor Ferdin hayatında olduğu gibi> cemiyetin hayatında da tek ve mutlak bir istikamet yokturHayat istikamet tellerinden. maddeler.. iradesinde fizikî bir muayyeniyet. aynı âîemde kendisine mahsus bir seyir ve tekâmül vucude getirdi. Hareketlerinde sebat inkılâbın iradesini temyiz eden en mühim hassadır.. Türk inkılâbının ikinci böyük hassası taşıdığı duyguların âlemşümul olan kaynaklarıdır. seyyareler. hatta ricatler. ebediyet. tamamiyle içtimaî menşeli kıymetlerdir. bütün tarihin. İstiklâl. fikirlerdeki hendesî camittik ve kat'i vazıhtık onu son derece temyiz edecek vasıflardandır. bir kaçını intihap etmek onlara . canlı mevcutlar gibi. İnkılâp böyle yaparak asîl ve iâyuhti olduğuna inanıyordu. gibi duygular ki her biri ferdî veya hodbin bir hassasiyetin eseri değil. Bu itibarla türk inkılabı âlemde mevcut olan sabiteler. Şimdi türk inkilabmı temyiz eden bu hassaları nazarıdikkate alalım. temayül ve istidad demetlerinden ibarettir. Her şeyden evvel fikirlerinde riyazî bir açıklık. Çünkü kuvvet aldığı membalar bir şahsın.şamatalar. Bunlardan birini. bütün beşerîyetinidi. medeniyet. hiç bir şey onun zarurî olmak ve tabiatın' icra etmekten ibaret olan varlığına sekte veremedi. bir milletin menbaları değil.

.. Bilâkis diğerlerini terketmek onları dumura uğratmaktır. Ali Osmana itiraz ettim : . dedim. nerede bir sapı bitse orayı kaplar. fakat dakikalarca elini toprağa sokarak karıştırıyor. Dünyada bunun kadar arsız. Sordum: — Ne yapıyorsun. — Temizlemesen ne olur?! Ali Osman hayretle yüzüme baktı : — Ne söylüyorsun sen Efendi! Temizlemesem ne mi olur?! Ayrık her tarafı kaplar dikdiğin şey kaybolur. Ayrık sebzenin. çiçeğin düşmanıdır. Ali Osman her zamanki gibi çalışıyor. Nereye düşse orada biter. toprak belliyordu.— 53 — vücut ve cismaniyet vermektir. Hınzır tıpkı kötü insanlara benzer. Şu halde büyük adamlar milletlerini olduğu gibi sürükliyen insanlar değil. onları temizliyorum. Ben bu fikirleri yalnız tarz ve üsluba soktum : Bir ilk bahar günü bahçeye çıktım. Buradaki fikirlerin asıl sahibi kendisidir. ne de bir şeytandır. Çok ayrık var. Bahçıvanlığı ondan daha iyi anladığımı zanneden ben. Ali Osmanın faaliyetine dikkat ediyordum. Nereye bir tanesi girse orada fenalık c oğahr. artık iyiler yaşayamaz olur. o ne bir evliya. Ali Osmanın bu faaliyetinde vakit geçiren tenbel bir adamın kesik hali vards. yabani otlan ayıklıyordu. alelade bir insandır. millet denilen temayül ve istidad huzmelerinden seçen ve onlardan bir iktidar yekunu vücude getiren san'atkârlardır. — Bel belliyorum Beyim. Geçen sene benim bahçıvanimdı ve memleketine gidinceye kadar benimle çalıştı. Ali Osman bir bel vuruyor. Ali Osman ağa?. Bahçıvan Ali Osmanın anlayışı Bahçıvan Ali Osman. bunun kadar it canlı ne vardırki!. dedi.

Ben tecrübeli bahçıvanın merakını takdir ettiğim için onu bir az daha söyletmek istedim. Artık gücün yeterse uğraş! Bütün emeklerin boşa gider. içinde ayrık değil. "Tohum.. — Canım Ali Osman ağa. kim ki mahsulünü yalnız ottan. bir cemiyettir. köklerini her yere salar.. hayvandandan değil. Bahçıvan Alt Osm ana son sualimi sormak istedim: — Ali Osman ağa kaç senelik bahçıvansın? — Efendi. işte o adam bahçıvandır Efendi.. bir harstır. ise içtimaî hayat hakkındaki müspet fikirlerimizdir. O hınzır ayrık ayıklanır mı hiç?! O bir kerre toprağın altında kaldı mı. kim ki tohumu iyi seçer. kendinden bile kıskanır. irtica.. Tam mahsul yetişeceği vakit birde bakarsın ki başını kaldırmış. taassup. bana söylermisin ?... o halde ayrıkları çıktığı zaman birer birer çekersin olmaz mı? Bu sefer Ali Osman ne güldü. — Kim ki evvelâ tarlasını iyice ayıklar. tüy bile bırakmaz. bir idare adamıdır ? "Bahçıvanlık. tıpkı fena insanlar gibi gizlenir. Bu sefer Ali Osman gülerek şu cevabı verdi : — Çocukmusun sen efendi! Hiç ayrığın kökleri toprağın altında bırakılır mı!? Sen çapa ile üstünü kesersin.— 54 - — İyi amma Ali Osman Ağa böyle ber birini elinle ayrı ayrı ayıklayacağına. üzerine bir çapa vursan olmazmı?... Bu tavsiyemin hayattan aldığı bütün tecrübelere karşı geldiğini düşünürken gözleri evinden fırlar gibi oluyordu: — Delimisin sen Efendi?! dedi. Bu hadler bir kerre malûm oidukt~n . yirmi beş! — Sence usta bahçıvan kimdir. kimki iyi tohumu tam vaktinde dikmeyi bilir.. "Ayrık.. gibi menfi bir hayattır. düzlersin. ayrık öldü sanırsın amma o toprağın altında yaşar. Sonra onu çıkarayım derken bütün mahsulü kaybedersin!. ne de yüzüme baktı.. "Ali Osman. Şimdi Ali Osmanın kanaatini genişletiyorum: "Tarla.

Niçin böyie yipıhmyor ? Bunu ilim ve hars müessiseleri mutlaka yapmalıdır.. Gibi bir çok kelimeler ki mu- . 3 — İnkılâbı sadece tarihin ve içtimaî mukadderatın bir neticesi sanmak. O hatta maddî ve müspet bir şeydir. ruh. İşte vasıl olduğum netice şudur: Bir inkılâp her hangi tabiî bir hadise gibi ancak bir ilmi ve metodu olan insanlar tarafından doğru anlaşılabilir. Halbuki sathî inkılâplar gibi..sonra Ali Osman in kanaatini içtimaî hayatımıza da tatbik etmek mümkündür. Halbuki her ne de olsa.. şe'niyet olarak düşünülebilir. bir emrivakidir. İhtilâl mı.. İnkılâbı tanımak lâzımdır İnkılâp bir kelime değildir. uzvî ve bünyevî olanları da vardır. Bazı fikrî vaziyetler vardır ki inkılabı doğru anlamamıza engel olur: 1 — İnkılâbı kelimelerle düşünmek. 2 — İnkılâbı "siyasî n diyerek daima gelip geçici bir şey sanmak. inkılâp mı? Gustave le Bon bir "ihtilâl» bir "inkılap» değildir. İlim yerine dram ve trajedi yazan bu güzel üsluplu adamın ne demek istediğini acaba yalınız ben mi anlıyamıyorum?! İşte ^'ırk. Halbuki cemiyetin karnında olmiyan ve vakti gelmiyen bir İnkılâp zorla doğurtulamaz. demiş! Bunu derken de türk inkılâbını kastetmiş!.. 4 — İnkılâbı sadece bir adamın eseri sanmak. karacter. Halbuki inkılâp bir şe'niyet olduğundan. İnkılâp şe'niyet üzerinde kazanılmış bir zaferdir. safii. mutlaka bir fert tarafından istihsal edilebilir... ali. inkılâp bir emir.

yarı mütefekkir. ne onun güçlüğü ne de onun gençliğidir. cazip üsluplu bir muharrirdir. fakat hiç bir zaman ikna edici olmıyan bir muharrir!. inkılâp ise bünyevîdir.harririn bunlarla kastettiği ilmî manaları anlamak hemen? kabil değil. Sadece eşyanın tâbiatine ve hayatın seyrine muvafık olmasıdır. Bence Gustave le Bon şe'niyet fikirleri üzerinde çalışan yarı edip. Daima ilhamkâr. "Yaratıcı tekâmül nazariyesi.. Bu kanaat eski olduğu kadar da hayatın bütün vakıalarına uymiyan bir tedriç nazariyesinin eseridir.. Niçin bir ihtilâl bir inkılâp değildir?.. Çünkü ezelî şe'niyetlere uygundur. Çünkü fikrin sahibine göre.ni biyoloji sahesinden sosyoloji sahasine götürmekte hata yoktur.. Bir ihtilâle tekâmül kıymeti verdiren şey. Halbuki inkılâplar anî de olabilir. Türk inkılâbı hak ve hakikattir. Yine aynı kanaata göre. ihtilâl anî ve fevrî. .. ihtilâl sathî. inkılâp ise tedricî ve tarihîdir.

Yen! hayat .

.

Fakat akıl ve muhakememizin aczi ne derecede olursa oısun. tahminlerimiz fevkinde büyüktür. daha doğrusu vakıalara uymıyan eski telâkkimizdir. Zira Harbi Umumîdenberi Türk milletinin ruhunda. zihninde iıasıl olan inkilâp. iktisadî manzumeleri yerinden oynatan zelzelelerdir. kesmek. denilen mefkurenin baş döndürücü bir süratle terakki etmekte olduğunu görenler memnuniyetle karışık bir hayrete duçar olmaktan.„ fiilleriyle ifade edenlerin enfüsî hükümleri nasıl münferit ve mücerret bir merhamet yahut insaniyet fikrinden mülhem olursa olsun. hayat ve hakikat hissimiz bize içtimaî neviden şüphesiz hayırlı ve halâskâr.Yeni hayat "Misaki Millî. Harbeden cemiyetler bünyelerindeki hüceyrelerin nesci değiştiğini de hissederler. muharebelerin içtimaî hayattaki müspet tesirlerini tetkik edenler gözlerini temamile hakikat üzerinde dolaşdırmışlardır.İşte bütün bu içtimaî ihtilâllerin ergeç vasıl olacağı bir tevazün ve . Muharebeleri sırf mekanizmesi noktai nazarından düşünüp "yıkmak. eski ahlâkî. bununla beraber mukavemetsuz bir cereyan içerisinde ferdî hayatımızın akıp gittiğini söylüyor.. bu mefkurenin sihir ve kudreti gibi bu süratin imkânını da bir derece hesap ve mukayese etmek istiyorlar. millî hareketin tarihini az çok asri bir feza içerisinde görmek biz İstanbul Türkleri için tabiî bir haleti ruhiyedir. Malûmatımızın ve tecrübemizin mahdut olan unsurlarüe böyle bir hesap ve mukayeseye muvaffak olamayınca. aynı zamanda tarifi güç bir gurur duymaktan kendilerini alamıyorlar. Bizi şaşırtan en mühim sebepîererden biri belki içtimaî hayatımız hakkında mantık zorıyle edinilen müphem ve mahdut fikrimiz. Muharebeler içtimaî tabakaları sarsan...

Millî müdafaanın tarihi ise fenni usullerle idare edilen bu harbin manevî kuvvetlerle birleşince âlemde şeref ve istiklâlin yegâne müdafii olabileceğini^ bizimle beraber âleme ispat etti. bünyesinden temamiyle hariç kalan mahiyetini gösterdi. Şu taktirce senelerce harb eden bir cemiyetin kendi bünyesinde hasıı olan ihtilûlkâr hareketlerin bir tevazün haline girmesi emi tabiîdir.. Harbi Umumî bir millet için siyasî ittifakların her ne temin ederse etsin. Yeni Türkiye Devletini eski Osmanlı saltanatının bilâfasila devamı addetmek nasıl doğru değilse. mütevali felâketler neticesinde hasıl olan tahavvüîlerin zarurî bir neticesi olarak telâkki etmek doğrudur Meşrutiyet iptidalarından beri devam eden bu içtimaî tehavvüîler neticesinde gerek maddiyet ve gerek maneviyet: sahasinde bîr çok kuvvetlerin tecellisine şahit olduğumuz. Harp nasıl bir hali tabîî ise sulh ve sükûn da onun kadar tabiî bir haldir. gibi. Çanakkale müdafaasının öğrettiği hakikat türk milletinin namus ve istiklâl mefkûrasine verdiği kıymettir. yeni . Bu günkü Türk milletinin hayatında görülen bu süratli yenileşme faaliyetini uzun zamandan beri mütemadi muharebeler. Mütareke günleri bize aciz hükümeti tarafından terkedilen bir milletlerin nefsinden ve iradesinden başka desteği olmıyacagım anlattı. bir takım zayıf kıymetlerin de feyz ve kuvvet kespettiğine şahit olduk. yani ahlakî hukukî zihniyeti de beraber degişmtir Bu uzun cidal hayatının bize öğrettiği hakikatler mutaaddittir Eski Türk-Yunan harbi bize idareyi mutlakanm Rumen'de aç ve çıplak bıraktığı neferlerin sefaletini gösterdi. bütün müdafaaların tarihinden çıkan cani* fikirlerdir. Bu fikirler alelade fikirler değil.— 60 — taazzi hali vardır. zamanda ve mekânda tahakkuknndan başka bir şey değildir. Yeni Türkiye Devleti bu canlı fikirlerin vücudünden. Şu halde cemiyetimizin bünyesi gibi ruhu da. Yoksa cemiyet böyle bir intizama mazhar olmadıkça payidar olamaz.

dinî. siyasette. hukukta. Milletçe nasıl yenileşdikse devletçe de yenileşmek zaruretindeyiz. içtimaî tahavvüllerdir. Es3reti hürriyete. bunun akisleri olmak »lâzım gelir. Halbuki Demokrasi memleketin bütün ahlâk. adamının adi siyaset yapması caiz değildir.— 61 — «devlet hayatımızı eski devlet hayatımızın tekerrürü ve taklidi şeklinde tekâmülünü beklemek te o derece doğru değildir. fakat siyaset ve siyasî inkilâplann ilmini yapması neden cayiz olmasın?!.içtimaîdir. Diğer cihetten ya Demokrasi içtimaî hayatımızın esaslarını sarsacak derecede derin bir inkılâptır. Afakî bir surette tetkik edilmeleri lâzım gelir.. ademi imkân tahvil eden büyük irade şimdi de Demokrasinin icabatını mutlak surette tatbik ediyor. Bu eser karşısında ilimin sağır ve dilsiz kalması mümkün değildir. Demokrasinin ne olduğunu anlamak için de bu sekilin tamamiyle zıddı olan Kast devrine iraei nazar etmek lâzım geliyor: . binaenaleyh ati mutlaka bu nefsin şeref ve izzetine lâyık olacaktır. yeisi ümide. ahlâk. terbiye ve maarif sistemini değiştirecek derecede derin. Binaenaleyh ahlâkta.. Demokrasi nedir? Memleket hiç bir tarihin idrak etmediği ve hiç bir memleketin şahit olmadığı muazzam bir inkiiâbı vücude getiriyor. Çünkü siyasî inkilâplar da . binaenaleyh onların da afakî bir mevcudiyetleri vardır. terbiyede. hukuk. o halde bunun neticeleri hukuk. Bu akisleri ve neticeleri görmek için her şeyden evvel Demokrasinin ne olduğunu vazihen ifade etmek mecburiyetindeyiz. terbiye lisaniyle vazihen ifade edilebilir. Gerçi ilin. o halde bu değişikliğin derecesi ve mahiyeti anlaşılmalıdır. ahlâkî ve iktisadî inkilâplar gibi . Çünkü yeni hayat milletin nefsine itimadından doğmuştur. Yahut ta Demokrasi bu neticelerle alâkadar olmıyan sathî bir değişikliktir.

Demokratik cemiyette sınıf teşkilâtı yoktur. Hiç kimse diğerlerinin ne mafevki ne de madunudur. Butun insanlar sınıf.- 62 - Kastlar Hindistanda yaşiyan ufak cemiyetlerdir. Binaenaleyh meslek* ihtisas verasetin bir tabiidir. diğer bir kastın yemeğini yemek. Aralarında taksimi amel yoktur. Bunları demokratik cemiyetlerden temyiz eden seciyeler şunlardır: 1 — Kast dahilindeki fertler aynı hukuka malik değildir. muharibin oğlu muharip. Muhtelif meslek erbabı arasında hukuk farkları mevzuubahis değildir. Demokrasiye ise en geç vasıl olmuşlardırÇünkü Demokrasi içtimaî tekamülün son merhalelerinden biridir. zürram arasında hukuk farkları vardır. gibi birçok fiiller memnudur.. her Kast diğerinin son derece muhasımidır. demircinin oğlu demircidir. Çünkü bu cemiyetlerde meslek intihabı aile ile mukayyettir. Kast dahilinde rahiplerin. atıldır. rahip muharibin mafevkidir. Bu devrin insanlarında ne fikren. ecnebilerle temas etmek. ne de fiilen cevvaliyet yoktur. Meselâ muharip zürraıa mafevki. Şöyle ki: t — Demokratik bir cemiyette fertler kanun nazarında aynı hukuku. meslek. meshep farkları nazi itibara alınmaksızın müsavidirler. Cemiyetler kastlar devri dediğimiz bu İbtidaî şekli idrak etmişlerdir. . Meselâ rahibin oğlu rahip. aynı kıymeti haizdirler. cins. ırk. Bunlar büyük günah teşkil eden fiillerdir. 3 — Kastın efradı mesleğini intihapta da serbest değildir. muhariplerin. Demokrasi devrine girmiş bir cemiyetin seciyeleri Kastlarî devrindeki cemiyetin bu seciyelerine tamamiyle zıddır. 4 — Kastlar arasında bir nevi umumî vahdet olmakla beraber. 5 — Kast devrinde cemiyet son derece hareketsiz. 2 — Kastın erkek efradı için meselâ diğer bir kasttan kız almak.

4 — Kast devrindeki husumetler Demokrasinin meslekleri arasında yoktur. demircinin oğlu da alim olabilir. millet ile milletlerin müsalehasından mütevellit "tesanüt. husumet değil. Hürriyet. O Kastın bir zerresi değil. şeklinde hürriyet. şeklinde hürriyet. 5 — Demokratik cemiyette fert son derece fail. bilâkis muhabbettir. Şu takdircs demokratik cemiyetlerin seciyelerini hülâsa etmek istersek diyebiliriz ki bu hülâsa "Hürriyet. Cumhuriyetin bir şahsiyetidir... ferdin hem cismanî hem de ruhanî melekelerini azamî derecede ve serbesce neşvünemaya mazhar olmasından tevellüt eden ahlâkî ve insanî bir "şahsiyet» şeklinde hürriyet. istediği veçle intihapta serbestir. bütün vatandaşlar için aynı hukuku kabul eden "Müsavat. şeklinde hürriyet.. Meslek intihabı Kastlar devrinde olduğu*: gibi aile ile mukayyet değildir. Meselâ Demokrasi ferdi istediği cemmiyetten kız almakta ve istediği yemeği yemekte ve ecnebilerle temasta ve buna mümasil olan bütün fiillerinde serbestir Hiç bir dinî kayıtla mukayyet değildir.2 — Kast dahilinde dinî bir mahiyeti haiz oian bir çok fiiller demokratik cemiyette lâdinî bir mahiyeti haizdir. zümre ile zümrelerin. hem fikren. Demokraside meslekler taksimi amele ve tesanüde müstenittir Demokraside meslek zümresiyle meslek zümresi arasındaki his.. ten ibarettir.. Meselâ alimin oğlu demirci olabileceği gibi. kendi kuvvet ve kabiliyetinin müsade ettiği mesleği intihapta serbes kalmaktan ibaret olan "müsavat. 3 — Demokroside fert istediği mesleği. şeklinde hürriyet.. hem de fiilen cevvaldir. Bazı kimseler bu müsavatçılığın bir vahime ve müsavatçılık mücadelesinin sunnî .. bütün vatandaşlar için vicdanın kabul etmediği veya muvafık bulmadığı velayete tabi olmamaktan ibaretan olan " dünyevilik. Bütün ou şartlar ve'neticeler toplanarak denilebilir ki :Demokarsi Adalet mefkuresinin tecellisidir.

umdesile ve "Contrat social. Balkanlarda.. Müttehidei Amerika istiklâli mücadelesinde görüldüğü gibi. fakat söylenen birdi. bazı inkilâbçılar da aynı mefkureyi incilden istinbata kadar gidiyorlardı. Çanakkalede. Fakat ne büyük zarar ve istiraplarla ve ne büyük tehlikelerle!. Aynı mefkurenin uzun bir husufe oğradıktan sonra tekrar tecellisi bir günlük iş olmamıştır.. Gerçi ilmin ve felsefenin tarihinde mefkurelerin bile vahime ve cehil eseri olduğunu söyleyenler gelmiştir. sadece tarihin bir mucizesidir. Kim iddia edebilir ki türk tarihinde bu mefkure tekevvün ederken onun terkibine milletini aldatan Sultanların hatırası. Buna bu gün de mutavaat etmemek belki mümkün olurdu. fakat mefkureyi halk ve icat etmek ellerinde değildir. .Fakat hiç bir zaman içtimaî mefkureler gibi milyonlarla insanın vicdanını saran kuvvetlerin zaruretleri. Bu gün bütün avrupa milletlerinde ve bizde Demokrasi ve Cumhuriyet şeklînde tecelli eden mefkure de tarihî dinlerin zuhuru gibi içtimaî hayatın tevelit ettiği bir zarurettir. Rönesansin edebiyatı yunan felsefesinin mahsulâtı gibi bu mefkureyi de takdir ve tepcil ediyordu. Tarih ve içtimaiyat onu yunan medeniyeti kadar eski buluyor. şu veya bu şekilde yapıp yapmamak gerçi ellerindedir. Bilâkis bu mefkure bazen siyasî bir şuur gibi ronesan'dan beri tenvir ede ede zamanımıza kadar gelmiştir ve bütün asrî milletleri sarsmıştır.'in verdiği hamle ile hareket etmekte idiler.. O. tefsirler ve iddialar arkasında yaşayan ve değişen bir cemiyetin iştiyakı idi. O da bütün bu şiirler._ 64 - •olduğuna âkanidirler. Filhakika Büyük adamlar yanhz hayatın boğuk ve kısık sesini işidebilenlerdir. Fransa İhtilâli Kebirinin kahramanları ruhen rousseau'nun "tabiat. Nitekim Demokrasi mefkuresi de ilk defa Avrupa milletlerinde zuhur etmiş değildir. içtimaî zaruretlere tekabül etmedikçe cehalet yüzünden payidar olmasını akil bizzat nefyediyor. İnkılâbı şu veya bu vasıta ile. Söyleyenler ve söyletenler pek çoktu. Tırabulusta.

bu vasıflarına rağmen Vasil Naom Beyin dersi. :Bu sözler bütün hayatını tecrübe ile geçirmiş ve "Beni kuyuya atsalar yine aç kalmam. İşte size bu cismin terkibi».. rengini de tebeşirin renginden anlarsınız!.. Hocamız tecrübelerinin kıymetli •neticelerini bildirirken açık. sırf Saltanatın1 JHrdarüİfünnunü olduğunu göstermek için yaşatıyordu. o Zamanki Darülfünnunun. hatta en •ufak tacrübelerden bile mahrum bulunuyordu.. hem de bediî bir mahiyet vardı. fakat ellerimizi hiç bir şeye sürmeden dışarıya çıkardık!.. İstipdat. Bu . JHi unutmam.kendime gıda yaparım!. .zatin derslerinde hem ilmî fikirler. İnkilâpta yarım yoktur. Bu kimyahaneyi ancak bir iptidaî mektebi müzesi gibi ziyaret eder.. inkılâbın âlemden beklediği cesaretlerine ve tehlikelerine iştirak olmıyabilir. Biz tahsilimizi Meşrutiyetten evvel İstanbul Darülfünunu Fen Şubesinde yaptık. Lâkin bu cismin kokusunu tebeşirin kokusundan. Fakat hiç olmaisa olanı anlaması ve anlatmasıdır. Diyen ilmine mağrur kimyakerin AbdüJ Hamit istipdadına karşı bir isyanı idi. şim5 . fcir' gün. Fakat bütün .. ilim muhabbetini de vücude getiriyordu. Hocalarımız arasında müteveffa Vasil Naom Bey gibi hüdayinabit olarak yetişmiş meşhur bir kimykker ve büyük bir mürebbi bulunuyordu.. kimyam sayesinde. Darülfünunu âncârk bW hareket ve inkılâp yapmak için değil.. Bizden evvel ders alanlar kendisine atfen şu sözleri söylemişlerdi.. inkılâbımız gözleri karartacak derecede başımızı döndürüyor. kuvvetli ifadesini ve kuvvetli telâkkileriyle bizde ilim fikrini.- 65 - Arabistan da ölen meçhul Mehmetierin âhı da karışmamıştır. kimyanın alat ve edevatından.. Filvaki o zamanki Darülfünnunun kimyahanesin de ancak bir kaç «eza dolabı vardı!.

. Bütün bu eserler. miyordu. istiklâl ve şerefini muhafaza etmek heyecanını duyduğu müddetçe ölmüş . Mutlakiyet devrinde esaslı teceddütlere mani olan. tabiî... bir ferdin. Fakat esasen bu devrin de evvelkinden farkı yoktu. sıkıcı tereddütlerle doludur. Bu noksan. hiç bir şey esaslı ve tamam değildi. Meşrutiyet devrinde aynı teceddütlere mani olan müteaddit fertlerin kararsızlığı idi. tarihinin en kara ve betbaht günlerinde bu camiayı. Sanki içtimaî hayat. Mümkün olduğu kadar günü geçirmek ve yarın için yine yarım tedbirler düşünmek..- 66 - diki DarüimuaHiminin koridorlarından birinde dolaşırken Darülfünunun ziyarete gelmiş olan ecnebileri gezdirmekte olan bir memurun şu sözleri söylediğini işitmiştim: "Darülfünnunu gösterin diyorsunuz. Burada gösterecek hiç bir yok ama'israrınız üzerine yine göstereyim !.. Çüdkü bu devir de hiç bir şey..„. Bazen iyi bazen fena bazen müterakki bazen mütereddi.. Abdül Hamidin bütün dehası işte bu noktada tecelli ediyordu!. olan bu tarih içtimaî ve siyasî hayatın her nevine şahit oldu. arizî endişelerden salim bir surette. iktisat hey şey böyle eksikdi. bütün kudret ve hamlesiyh tecelli için yekpare bir ruh ve ceset bulamamış. Saltanat. Hülâsa mutlakiyet maarifi bir gösteriş ve idareyi maslahat maarifiydi. zayıf fertler arasında dağılmış kalmıştı!. tesadüflerin eseri idi. Meşrutiyet tarihi fasılalı.. Türkiye. Bu tekasüf neticesindedir ki ecnebi istilâsı.. her şey yıkıldı.. zarurî şartlar dahilinde vazedilip halledil-. esaret. Hukuk. O zaman hiç bir şey ciddi.. Aynı tarih bize şu üç hakikati bariz bir surette ispat ve ilân etmiştir: 1 — Bir millet ne kadar cahil ve maddî medeniyet itibariyle ne derece geri olursa olsun. perakende olarak helak olan millî kuvvetlerini ateş ve hararete kalbeden mihrakı buldu. hiç bir maksat zahirî. mutlakıyetin bütün idare şubelerinde vardı. Sultanın iştipdatı idi. Harekatı Milliyenin tarihidir. Her şey vukuatın. parça parça kanaatler taşıyan.

aile. Cumhuriyetimizin temelleri Mutlakıyetin ve meşrutiyetin bir mantığı olduğu gibi. . vatan ve millet namına ölmek büyük bir iş. yeni bir millet yaparken ve yeni bir tarih yaratrıken büyük adamların müracaat ettiği tek usul vardır: Tarlayı baştan aşağıya temizlemek ve yeni binayı yepyeni malzeme ile ve yepyeni nispetlere göre inşa etmektir. Cumhuriyetin esası adalettir.. 3 — Yeni bir eser vücude getirirken. hayat için kazanç mevzuubahsolurken büyük bir ziyandır!. Şan ve şeref. Şu takdirce cumhurî hükümetin ilk mühim vazifesi fertlerin veya sınıfların sultasına mâni olacak. Bu netice.. Âksitakdirde inkılâp hali hayatımızı maziye iade şeklinde ricatle neticelenmez. hiç bir ferdin ve hiç bir sınıfın sultasına maruz kalmamaları.. Adaletin ilk şartı müsavattır.. şehir. İnkılâbın birleşmiyeceği yanlız bir fikir vardır. servet farkı olmaksızın bütün vatandaşların millî hayatın feyizlerinden ve nimetlerinden istifadesini temin edecek olan kanunları ve müessiseleri vücude getirmektir. içtimaî nimetlerden istifade etmeleri ve içtimaî bir meslek intihabı hususunda bütün vatandaşların aynı vesaite mazhar olmalarıdır. o da yarım ve yama fikirleridir. büsbütün ihtilâle münkalip olabilir. asalet. 2 — Asrî kahramanlık. ilim ve teknik kahramanlığıdır. cumhuriyetin de bir mantığı vardır. Müsavat. fakat milletini. vatanını şan ve şeref. sahibi bir vatan ve milleti olarak idameye muvaffak olmak büyük bir dirayet ve fikir eseridir. bütün vatandaşların aynı hukuka malik olmaları. Ei verirki bu heyecana mihrak olacak tarihî kahramanım bulsun. bir heyecan ve irade kahramanlığı olduğu kadar.— 67 — sayılmaz. içtimaî feyizlerden.

bir haksızlıktır. aşhaneler. vicdanlarda şuurlanmasi. Devlet. süthaneler. müsavatçılığın bir şeklidir. edebiyat ve felsefe dersleriyle bu kıymetleri takviye etmelidir. Bu müsavatçılığın hukuk ve kanun şeklinde tecessüt etmesi kâfi değil.. aynı zamanda tarih. Fakat asrî cemiyet içinde müsatçıhğm en büyük düşmanı servettir. tır. cumhuriyet esasına sadık kata mak mecburiyetiyle talî ve ali tahsilde "boursewlar... Şöyle ki cumhuriyet içinde fakir bir aile. işte bu "müsavatçılık. ruhlarda. . Cümhurî devlet bu içtimaî hakslzlıklan bütün kuvvetiyle tamir ve teiâfi etmek mecburiyetindedir. "tesanütçülük..- 68 - Cumhuriyet içinde adlî. Cumhurî devlet "Muaveneti içtimaiye. evlâdıpı tahsil ettirmek şerefinden mahrum kalmamalıdır. Bu tesise yalnız deylet değü. hukukî ıslâhatı idare eden mihver fikir. Taki cumhuriyet inkılâbı aristokratik ve monarşik devirlerin müstehaseleri şeklinde yaşıyan ölü telâkkilerden büsbütün azat olabilsin. Bunun çaresi içtimaî tesanüt teşkilâtı vücude getirmektir. iradeleri tahrik edebilecek bir hayatiyet kazanması da lâzımdır. namı altında adalete hizmet ederken bu hizmeti bir yandan da mekteplerinde ve maarifinde tesis etmek mecburiyetindedir. hep bu umdenin vücude getirdiği müessiselerdir. sandıklar. vakıflar tesis etmelidir.. Hastahaneler. Servet ve onun terakümü sahibine bir tai kim imtiyazlar ve nüfuzlar temin etmekle kalmayıp servetolmıyanların dolay isiyle mahrumiyetini ve servetliye karşı esareti neticesini de tevlit etmektedir.. Onun için cumhurî devlet.. sırf fakir olduğundan dolayı.ajiye kadar bütün mektepler tahsile müstait fakir çocuklar: için meccani olmalıdır. belediyeleri ve diğer cemiyetlerde çalışmalıdır. Bizde vakıf en ziyade tesanütçülükten kuvvetini alan demokratik bir teşkilâttır. ahlâk. kanunları ve mahkemeleri gibi mekteplerinin de hayatını müsavatçılık esası üzerine tensik etmeli.. Bu. çocukları himaye ve fukara cemiyetleri. iptidaîden .

fiilî olarak ta ayrılması lâzımdır. Binaenaleyh din ile devletin yalınız nazarî olarak değil. Hiç bir akidenin hürriyet esasını yıkacak surette neşrine muvafakat etmezken her hangi maddeci^ intifaiyeci veya iftıkâriyeci feylesofun ahlakî kanaatlerini genç nesillerin ruhuna zeredilmesine muvafakat etmemelidir. vatandaşlara zoria. ister metafizkî bir mektep. Devlet insanları zorla mutekit etmek ve zorla zahit kılmak için kuvvetine. vatandaşların manevî kuvvetlerin sultasından azade olması demektir. aklı. böyle şahsî kanaatlere nüfuz etmek değil. Hürriyet. Cumhurî devletin asıl vazifesi budur. ister siyasî bir içtihat şeklinde olsun. Devlet bu vazifesini bir yandan kanunları ve zabitesiyle yapmakla beraber bir yandan da tedrisatına dünyevî bir seciye kazandırarak ve millî terbiyeyi hâkimiyati milliye. Cumhuriyette hiç bir kimse filân akideye sahip.Adaletin ikinci şartı hürriyettir. mefhumlarında tophyabiliriz. Bu devletin mektepte tedrisine muvafakat edeceği manevî c'ersler ancak tarih veya içtimaiyata müstenit. hürriyet ve müsavat esasları üzerine kurarak yapar. . yani ilmî neviden dersler olabilir. filân mezhebe sâlik veya filân siyasî kanaate malik olduğundan ve kabili münakaşa. Cumhuriyeti yükseltecek olan kafaları ancak bu müspet tedrisat sayesinde yetiştirebiliriz. muhakemesi hilafında kabul ettirilemez. Bu kıymetlerin mühim bir kısmını "hakimiyeti milliye ve hürriyeti şahsiye. Cumhuriyetin mektepleri bu bitaraflığı yalnız münakaşayı mucip olan akideler hakkında değil. Bu manevî kuvvet ister dinî bir akide. Devletin fertlerden talep edeceği şey. kabili içtihat oian mes'eleri şu veya bu suretle düşündüğünden dolayı takbih veya tezyif edilemez. hatta müspet mahiyeti olmıyan ahlâkî tedrisat hakkında da göstermelidir. millî hayatm temeli olan müşterek kıymetlerin masuniyetini temin etmektir.. zabitesine müracaat edemez. Hiç kimse şahsına ve ailesine ait olan hususî ahlâk va hayat telâkkilerinden dolayı tecziye olunamaz.

meb'dei yoktur. bilhassa Millî Harekâtın safhaları hakkında bir eser yazacaktır.. Her millette olduğu gibi bizde de muharebeler. açhklar. Çünkü şuursuz olarak mevcut olan milliyetin tarih'. Bu mülakatımız benim için çok istifadeli oldu. Suvallerinde birine verdiğim cevap şu idi: Zannediyorum ki siz milliyet şuurunun zuhuru tarihini sormak istiyorsunuz. zulümler gibi içtimaî akibetler doğuran kitlevî ve bünyevî hareketler bu şuurun uyanmasına sebep olmuştur. Netice malûmdur. iradeden. Çanakkale harbi bize asgarî madde ile mücehhez mefkûreci birordunun cihan ordularına karşı koyabileceğini türk ile gayır arasında insanlık itibariyle hiç bir ayrılık olmadığını söylüyordu. Çünkü bir Amerikalının nerlere dikkat ettiğini ve neleri öğrenmek istediğini anlatıyordu. On altı senelik hayatın seyrini iyiden iyiye tetkik etmiştir. Bu sırrî. samimiyetten geldiğini öğretiyordu. Bu harp. . Bütün bu vukuat türklük şuurunun bir kuvvet fikri haline gelmesi için kâfiydi. Bu itibar ile eski Yunan harbi türk neferini çıplak bir halde gösterdiği. Bu milliyet şuuru bir yandan milliyyetçi ve halkçi bir devlete. sarayın istipdadına ve israfına rağmen Türkün tükenmek bilmiyen hayat cevherini meydana çıkardığı için genç ve mektebli zabitlerin ruhunda şiddetli bir milli" yetçilik veya halkçılık heycamnı uyandırdı.. dinî kıymetlerin şiddetin kaybetmesiyle birlikde şuursuzluk nahiyesinden şuur nahiyesine girmiştir. Bu zat on altı senelik inkılâp tarihi. ve hükümet idaresinde saçın sakalın hiç bir kıymeti olmadığını. bize hem milliyet ateşi ile yanan cemiyetlerin iradesini hem de millî idareye malik olmıyanların şeametini gösteriyor.— 70 — İnkılâbımız ve fikirler Geçende Türk inkılâbının hararetli takdirkârı olan bir Amerikalı ile görüştüm. belki her kuvvetin mefkureden. Balkan muharebesi bu intibahın diğer bir amili oldu.

Bu zatin eserlerinden alınan başlıca iki fikir vardır: Bunlardan biri: cemaatler ananeci ve tahripkârdır. fertlerin de bu tekâmülde bir şey olduğu hissediliyor. bilhassa kavimlerin içtimaî ruhiyatına dair olan kitapları bizi çok müteessir etmiştir.._ 71 — bir yandan da dünyevî ve cumhurî bir idare şekline inkılâp •etti. fakat ne olduğu ilmî surette bilinmiyordu. hangi felsefeler en çok hükmüran oldu?. Bu mektep Durkheim. cemaate de cemaat rolünü verecek müspet bir mektebe ihtiyaç vardı. Eserleri bu suhuletine ve cazibesine rağmen yalınız okundu. Le Bon'nun bizde müspet denilebilecek bir fikir neticesi vücude getirebildiğine kani değilim. Bir kere mütefekkirlerimiz böyle bir mektebe zaten muhtaç bir halde idiler. İşte Durkheimcıhk tam zamanında Türkiyeye naklediliyordu. Bu zatin muhtelif şubelere. feretlerin iradesi ve mihaniki telkin ve tekrarlarıdır. İkinci merhalede fikirlerinizi en çok tenvir eden mütefekkir içtimaiyatçı Durkheim olmuştur. Çünkü inkılâbımızın her günkü tecrübeleri bize ispat ediyordı ki içtimaî tekâmülün amili ne cemaatlerin kör ve şuursuz ihtilâllari.. Durkheim'm mütefekkirlerimiz arasında süratli intişarı muhtelif sebeblerden ileri gelmiştir. Bu tarihin mütefekkirleri nastl çalıştılar? Bu tarihte hangi ilimler. Sorbonne'da tahsil etmiş ve bizzat müteveffanın derslerini takip etmiş . fakat hiç bir tatbikatçı ve hükümet adamı tarafından kollanılmadı. nede bu amil. telkin gibi mihaniki ve nihayet pisikolojik fiillerdir. Doktor Gustav Le Bon' dur. Le Bon'un açık ve cazibeli ifadesi. Cemaatin de.. İtiraf etmek lâzım gelir ki Meşrütiyettenberi bizde en çok okunan zat. Ferde fert rolünü. hususiyle oldukça amiyane olan düsturları ve nassî hükümleri henüz içtimaî meseleleri müspet surette tetkike alışmamış olan memleketimizde kolayca ve çabukça intişârını temin etmiştir. içtimaiyatı olabilirdi. muharriklerdir. Üçüncüsü: bu ananeci ve tahribkâr cemaatleri idare için müracaat edilecek vasıtalar tekrar. Diğeri: bu cemaatleri idare edeır.

Müspet içtimaiyatçıhk Gustav Le Bon'un fikirleri gibi yalınız hafızada kalmamış. müessiseleremize kadar tesir etmiştir.âleminde ki bütün ihtilâllere bitmiş nazariyle bakılabilir. îşte bence inkılâp tarihimizi en çok tenvir eden mektep budur.. nereye gidiyoruz? biz neyiz?. iktısatda vücude gelen bütün tahavvülleri doğrudan doğruya bu mektebin kanadtlarine raptedebiliriz. iradenin de malûmlarını cem ve bel'ederek düşünen bir felsefe» . vücut telâkkileri veya maddeye. sualini sormak tabiî olduğu kadar. Çünkü ilim nekadar müspet olursa olsun bir felsefeni» yerini tutamaz. Çünkü insan için "nasıl?. hissin.. Bu sualin cevabını ancak felsefe verebilir. münhasıran maddeye istinat eden her hangi felsefe değil. Bu tekâmülcülük vicdaniyat sahasine girdiği zaman vicdan felsefeleriyle karşıtaşmıyor. hep birden akim. sualini sormak ta o derece tabiîdir.. Binaenaleyh içtimaî hayat hadiseleri ne derece izah edilirse edilsin yine şu sualin cevabını vermek ihtiyacı baki kalacaktır: "Nereden geliyoruz?.. millî ve insanî bir hukukun yine dünyevî ve müsavatçı bir terbiyenin faikiyyetini müspet bir kaanat olarak kazandırmıştır. Hülâsa bu içtimaiyatla beraber türk fikir . Bununla beraber müspet içtimaiyatçıhk fikir tarihçemizin son merhalesi değildir. Bizde Darvincilik yalnız hayatiyat sahasinde kalmıyor. Evvelden beri Türkiyede felsefe namına hükmünü icra eden mektepler vardı. hayat amüstenit olan tekâmül mezhepleriydi. Fakat münhasıran akla.. Kısaca söylemek lâzım gelirse maddeciliğin. hukukta. saheyi boş buluyor ve bütün genç fikirleri istilâ ediyordu. terbiyede. Çünkü içtimaiyat bize halkçı ve cumhuriyetçi bir devletin..— 72 — olan gene müderrislerin tedrisatı da bu işi çok kolaylaştırdı. kâinat. ahlâkıyat ve vicdaniyat sahasine de giriyordu. Bunlar ya dinî esasta hayat. Devlette. "niçin?. tekâmülcülükün bu tecellisi türk harsi için çok tahripkâr idi. Hususiyle Gök Alp gibi bu mektebin en selâhiyetdar bir mümessili kendi aramızda bulunmakta idi.

Bergson felsefesinin esası içtimaiyat ta dahil olmak şartiyle terkibine bütün müspet ilimlerin son mutalarını almaktır. toprağa inmeyenleri zamanla . Tahakkukları. Hususiyle "Batınî ben. Mefkureler duyulur. Onları . Hülâsa. belki ilmin mutaları üzerinden kâinata tevcih edilen külli ve mutlak bir nazardır. takdis edilir. Gerçi Le Bon bu gün sadece bir hatıradan ibarettir. ne de ilmin gayrıdır... Bu sebeple iki şey biri birine zıt farzedildi. Evvelemirde Begrsonçuluk Durkheimcıhğın bir aksülameii gibi telâkki edildi! Filvaki Durkheim mektebinin tedrisatında içtimaî muayyeniyet fikri içtimaî kadercilik şeklinde anlaşılmaktaydı. Hususiyle mütearız olması lâzım gelmiyen iki tefekkürşubesi gibi. Halbuki Bergson. yere.. düsturlar gibi kat'i.İşte bu felsefe Bergson'unkidir. tekniğimiz. fakat Durkheim ve Bergson içtimaiyat ve felsefe tedrisatımızı şiddetle alâkadar eden iki mühim şahsiyettir. Mefkuremiz kuvvetli. felsefesini ruh âleminde hürriyete istinat ettiriyordu. Bersgonculuk ne" ilmin aynı..daha iyi anlamak lâzımdır. fikir inkılâbımızın tarihinde bu üç zatin ismi mühimdir.'e çok kıymet veriyordu. Bu büyük ilim ve felsefe mekteplerinin tedrisatından memleket çok faide görmüştür. Bergson'da ne bu mistisizm nede içtimaî muayyeniyetin inkârı yoktur. Fakat Beragson tamim edildikçe hakikati daha iyi anlaşılacaktır. fikirler. hendesî vücutlar arzetmezle. Bir de Bergson'un felsefesi mistisizm gibi anlaşıldı! Çünüku her felsefe gibi o da batını idi. zayıftır Mefkureler heyecanlı mevzulardır. Nitekim bizde de bu? suale cevap veren o oldu. Gerçi Darülfünunumuzda Le bon mevzubahs bile edilmez. Fakat Durkheim ve Bergson yaşamaktadır.

fikirler. hakkı da. Türk ülkesini vücude getiren bütün vatan çocuklarının ilk mektep tahsilini görmesini kim emel edinmiştir?. Mefkure bize "Koş. hakikati de. her şeyi orada hulacaksin. hep doğru fikirlere... güzeli şehir. Aranılan ne asabî. cemali de. Esasen aynı günde. güzel maarif. Eakat bunlardan birincisi tahakkuk etmiş. ameliyeler . ne de uziî. düsturlaşması hayli güçtür. Fakat bugün bu mefkure de tahakkuk etmemiştir.. yürü. Bir mefkure hakikate geçerken bir takım şekiller alır. içtimaiyat/ ilimlerinin kanatierine sığınan bir takım amelî bahislerin. Mefkurelerin fikirleşmesi. riyaziyat. doğru hareketlere muhtaçtır. hem de fenne muhtacız.... denilebilir ki ne iktisat. güzel iktisat. fakat okadar.__ 74 — •olur. bizim ihtimamlarımıza bağlıdır. \ bütün fenlerin hizmetine muhtaçtır.. birden tahakkuk edecek cinsten gayeler değildir. der. ne konfor.. Temiz. ilimler yoksa. zengin ve güzel bir İstanbul görmek İstanbulda yaşıyan herkes için bir gayedir. bütün akıbet bizim irademize.. Frkat burada iradenin delâletini iyice kavratnahdır. O bize mukadderatımızın istikamet veçhesini gösterebilir. Duyduğumuz iktisadî. Zekâ olmazsa. Mefkureler tahakkuk etmek için vasıtalar ilmine muhtaçtır. O halde siyasî saheden sarfınazar. kemali de. Bugün siyasî hürriyet ve iktisadî refah heyecanlar vardır? Bunlar inkılâbımızın en büyük hedefleridir. Medeniyet dediğimiz bu vasıtalar. sıhhî. Tahakkuk etmek talihinde olan mefkurenin ihtiyacı eşyanın tabiatine muvafık olan bir faaliyettir. bu faaliyet neye yarar?. ikincisi edememiştir.. Bundan ilerisi. fikrî kıymetlere henüz vücut vermemişizdir. tabiiyat. Fakat bugün mektep görenlerin adedi inanılmaz derecede azdır?. Mefkuremize vücut vermek için hem ilme... bu zekâyı kullanacak malumlar. ne de maarif sahesinde hiç bir mefkuremiz henüz tahakkuk etmiş değildir. Güzel memleket.. O. doğru düsturlara. mutlak ve inkıtasız bir faaliyet değildir. Niçin böyledir? Çünkü mefkurelerin sahesi vicdan sahesidir.

sahelerine akın etmektir. Büyük İnkilâplar ve yeni teknikler Dün Millî Mecmua idarehanesinde eski bir hattatla görüştüm. Türkler ve Türkiye zanedildiğinden çok fazla idealistir.at yazılarından ayrılan zevkimize acıyan insanlarla hasbıhal etmek istiyorum. asabî bir lisan yapan yine Türklerdir. Mademki Türkiye. adlarını verdiğimiz akıl. türk Rıkası Mimtaz Efendiyi. Celi yazılarına büsbütün bediî bir huviyyet veren Türklerdi. Galatasaray hat muallimi *zzet Efendiyi vücude getirdikten sonra daha ne yapabilecekti ? ! Hattatlığın muasır bir san'at gibi zevkimizi terbi- . iktisatta. şimdi muhtaç olduğu bir şey vardır o da. Nesih. Şehirde.tnecmuası mefkuremizi edebiyat semalarından hakikat meydanına indirecek yegâne ağırlıktır. Benim yazı tarihi ve yazı bediiyatı ile uğraştığımı bilen bu zat bazı sualler sordu. Şeref için ölmesini bilen bir millette idial zaafı nasıl tahayyül edebilir?! Milletimizin bu müfrit mefkûreciliğini daralamak için realisttik. Taliki. bedialar vücude getiren yine onlardır. Biz Türklerin san. basit bir şeydir. Sülüs.at yazılarının tarihinde ne büyük bir kudret ve muvaffakiyet gösterdiğini her müdekkik kabul eder. köprüde. hesap. teknik. türk Celisi Mustafa Rakımı. ondan ince. maharet. Rik'ayı icat eden. Fakat türk Sülüsü şeyh Hamdullah Efendiyi.. avrupalı gibi bütün. elektirikte. ilim. fen. Reyhaniden. mektepte. sağlam bir vukufa sahip olan teknik adamlarıdır. mefkuresinin insaniyet aleminde tahakkukunu istiyor. vukuf. türk Taliki Yesarileri. Yesari ve Yesarizade kalemiyle işliyen Türklerdi.. Divaniden. Benim istediğim sade. Şimdi lâtincenin kabuliyle eski san. materiyalistlik istemiyeceğim. Hafız Osmani.' Türkler için silâhsız ve muharebesiz bir Avrupaya istila mevzuubahstir..

Yesarilerin Talikleri ne derece insicamlı olursa olsun bir peysaja muadil olur mu?! Hülâsa Türk hattatlığının hat sahasindeki tarihî muvaffakiyetleri ne derece parlak olursa olsun bunun ilelebet devamına imkân yoktu. Çünkü bu san'at Garp yazılarında olduğu gibi tarihî zaruretler neticesinde inkişaf imkânlarını. hatta bütün varlığını iki budun arasina hasretmiştir. Halbuki bu kabiliyet yazıda yoktur. Nasıl ki mimari bir şekil san'ati olmaktan ziyade bir hacım ve kitle san'atidir.. Eski harflerin yegâne müdafaa noktası olan güzellikleri maatteessüf tarihî bir tekâmülün mahdut-ve muayyen merhalesinden fazla bir şey değildir. Resim. Onun için istikballeri namına teessüre hiç bir sebep yoktur. Hattın doyurmadığı ruh ve zevk ihtiyaçlarımızı zaten resimden. heykelden almıya mecbur idik. Bu gibi şekil san'atlerinin inkişaf mi daim ve tekâmülünü ebedî kılan şey. Mustafa Rakımın elifleri ne kadar canlı olursa olsun bir heykel değildir!. hep üç budüe birden istinat etmeleri ve bu sayede yüksek bir teknikle genişlemiye kadir olmalarıdır. çizgi ve renk san'ati olmaktan ziyade bir manazır ve terkip san'atidir. . Büyük san'at inki lapları için yeni teknikler lâzımdır._ 76 yede devam edememesinin sebebi kendisindedir.

Gazi .

.

Türk Harekâtı Milliyesi ve Mustafa Kemal Paşa Bu serlevha son günlerde Paris te neşredilmiş fransızca bir eserin adıdır. istiklâline hürmet ettirmeyi bilen bütün milletler için mukaddes olan vazifedir... ne tamamiyle edebî. Eserin sahibi sabık Ankara matbuat umum müdürü Hüseyin Ragıp Beydir. şerefine.. düşmanıarmızın husumet eseri olarak telâkki ettikleri bu muzafferiyet hakikati halde biz Türkler için bir vazife. "Türk Harekâtı Milliyesi. ne de temamiyle siyasî bir eserdir. Müteakiben matbuat müdürlüğü ile hükümetin ninıresnıî bir gazetesi olan "Hakimiyeti Milliye. nin ser muharrirliğini deruhte etmişti. türk matbuatını takip edemiyenlere tanıtmak istemiştir. Muharrir büyük muzafferiyetten evvel yazdığı bu eserin mukaddimesi olmak üzere ilâve ettiği satırlarda diyorki: "Dostlarınızın mukabeleyi bilmisil. Bu muharrir arkadaşımızın Anadolu vukuatına dair fransızca olarak neşrettiği eserin hususî bir ehemmiyeti olacağını tahmin etmek güç değildir. vatanına. Şon zamanlarda Anadolonun Paris mümessilliği refakatinde olarak Parise gitmişti.. Fakat heyhat! Tecrübeleriniz bize göstermişti ki: Cidali men' için dünyanın en dehşetli manialarını bile yenmek muzaffer ve haklı olmak . Gerçi hakkımızın müdafaasından sonra böyle bir eseri neşretmek faidesizdi. en şayanı dikkat saflıklarını türkçe bilmiyen. Hüseyin Ragıp Bey Harekâtı Miiliyenin bidayetinden beri fikir sahasinde çalı* şanlardan biridir. Ragıp Bey bu hizmette bir sene kadar çalıştı. Muharrir bunda millî hareketin en canlı noktalarını. Millî hükümet namına ilk vazifeyi İtalyada görmüştü.

buğazlanan evlatlarını müdafaa efmek hususundaki hakkını. esir Adanayı... ihti farları seçiyor. her taraf harabe. Puntusçular. fakat küvvetH. fakat yine meyus olmuyor. zira milletinin ebedî olan hayatiyetine iman «diyor Ve ö kuvveti kalp»ilemeclise giriyor. Yunanlılar tarafından yakılan çocukları.bu ufak mukaddimeden sonra atideki fasıllara ayrılıyor: İstanbolun işgali askerîsi. mahkûm edilen istiklâlini. esir Antalyayi da görüyor. bu fenapezir maddenin ötesinde "Vatan. zira dünyada öyle kuvvetler vardır ki yalnız bir milletin kendi vatanını.„. ruhundan bahsediyor onu yetiştiren muhitleri gösteriyor. her ruh yeis ile dolu!. namı verdiğimiz müstesna tarihin en mühim noktalarından bahsediyor. istilâya uğrayan toprakarını. esir İzmiri. bu üstüste yıkılan kara yurtlar?. Mustafa Kemal Paşa. vazifesini izahla kalmayıp kibir ve gurur ve istilâculuk hırsiyle masum kanı dökmenin müthiş akibetlerini göstermek lâzımdır. "Tür Harekâtı Milliyesi. Yalınız bir adam. İşgal günü Üsküdar iskelesinden vapura binen bir Türkün gördüğü ve duyduğu şeyleri anlatıyor. Görülüyor ki muharrir " Harekâtı Milliye. yangın yerlerini.. Bu fasıl Meclisi Mebusanda Sinop mebusu Rıza Nur Beyin verdiği acı takririn suretiyle bitiyor. BIPyBik adamların aimhitleri >vei terbiyesi noktasından okadar^py&ffiı 'dikkat . Her taraf kara. Üçüncü fasılda muharrir Mustafa Kemal Paşanın şahsından. İstanbulun işgali askerîsi gayet kısa bir parçadır. çünkü bu toz ve toprak yığını arkasında.Icâfi değildir. Aynı adam gözleri önünde esir îstandolu. Büyük Millet Meclisinin küşadı. Bu tek. Ekalliyetlerin hukuku. kadınları. tepedeki kaleleri seyrederken meyus olmuyor. zira mümin adâmhutkü iftitahîsîbi söylerken orada toplânnhşf olan elli millet vekilinin kalbine ateş ve iman Serpiyor.. Türk ortodoksçuluğu.. İkinci iasil Meclisi Millinin ilk günlerindeki Ankarayı anlatıyor. Artık herkes iriâthybr ki turk milleti kurtulacak. çünkü esarete tahamül ' etJemiyecekf ir. denilen manevî ülkeyi görüyor.

. Hükümet isyanınıza nasıl cevap vereceğini biliyor.. Türkler belki asırlardan beri ekalliyet yılanlarının dişleri arasında buğazlandı!. anlıyna sivri sinek sazdır derler!. Türkiyenin midesi "ekalliyetlerin ispirtosiyle» eriyor. Ecnebi tesiriyle vatandaşlarına silâh çekenlerin akibeti söyleniyor. Pontusçularla türk ortadokusluğu eserin kara beyaz iki sahifesidir. millî hükümetinize isyan ettiniz.. elinde hapsoluyor. siz silâhlarınızı vatanına çevirdiniz. Dahiliye Vekâleti "Ey Pontosçular. Türkiyenin siyasî vahdeti ise "akalliyetlerin mektepleri. Bu kısımda Millî hükümetin bütün istihaleleri doğru ve anlaşılır bir tarzda yazılmıştır. her hakikati söyliyor.. Hüseyin Ragıp Bey burada hiç bir şey gizlemiyor. . Burusada buğazlanmadı... yani " hukuksuzluğunu „ anlatıyor!. size son bir ihtar! Kan dökülmesine meydan bırakmayın. köyleri yağma. Daha sonra Dahiliye Vekâletinin bu asılara karşı neşrettiği beyannameyi tercüme ediyor. Zavallı Türkler! Hab il ile Kabil faciasındanberi dünya bir kin ve iftira dünyası oldu. büzülüyordu!. menafimiz ve hâttâ kendi menafimiz aleyhine olarak hariein teşvikatına kapıldınız. " Ankara Hükümeti „ müteakip faslın mevzuudur. Pontusçular bahsinde türk vatanında yaşıyanların cinayeti tasvir ediliyor. Türkiyenin saadeti "ekalliyetlerin nefsaniyetiyle. Hülâsa Türkiyede haktan mahrum olan bir millet var amma hangisi?!... Fakat o tarihdenberi hiç bir iftira sana edilen kadar zalimane değildir.olan bu bahis de güzeldir. Muharrir Yunanistan müslümanarının hukukundan bahsediyor. türk milleti düşmanlarına karşı mevcudiyetini müdafaa ettiği bir sırada.. le tehdit ediliyordu!. Fakat beyhude zahmet değilmi.. Türkiyenin serveti " ekalliyetin sarrafları. "Kim kimi buğazlıyor? ! „ Sualine cevap veriyor: Türkler yalnız İzmirde. insanları katlettiniz. Bu kısım Anadolu hükümetini bir "hükümet olarak düşünmiye alışmamış olan milletler için kısa bir ders olacak! "Ekalliyetlerin hukuku „ bahsinde " Türkiye de ekalliyetlerin zulmü „ nı anlatıyor.

Daha ileride muntazam bir surette kazılmış istihkâmlar vardı. Ragıp Beyin türk ortodokslanndan ve papa Eftim Efendiden bahseden mekalesi Anadolu seyyahatimin bazı hatirauyandırdı: Niğdede. türk olan. malûm cevap.- 82 - gelin teslim olun. Çakal dağına yaklaştığımız vakit ayağımız yerdeki tellere takıldı. Artık tepeye varmıştık.. Bunlar muhtemel Anadolu akınlarına karşı İngilizlerin gerdiği tel örgülerin enkazıydı. Bunlar İstanbolu işgale gelea . Bu hayal diğer bir hayali davet etti: Beş sene evvel bir sabah Binbirdirekte Millî Talim ve Terbiye Cemiyetinin konferans salonundan Marmaraya bakıyordum. Bu levha en muhayyel mevzular kadar zengindi. türkçe giyinen. Kayseride türkçe konuşan. Buğaziçinin tepeler arasından görülen bir parçası uzaktan yağlı boya bir resim levhasına benziyordu. türk zevkine tabi olan milletdaşlarımızın refahını temin den bir papasın hissi selimi daha çok hayırlı imiş. Türkiyeyi uzaktan tanıyanlarla Türkiyeyi Türk sıfatiyle tanıyanların yazıları arasında çok fark var. ve dedim ki bin nazariyeden» bin farziyeden. hatta evlerini. Durgun denizin üzerinde bir takım uzun ve siyah lekeler kayıyordu. odalarını türk zevkine göre süsliyen bu Ortodoksların mukadderatını düşündürdü. ayrı bir dinden olan fakat ırkan Türk olduğunu bilen ve bu fikrini bütün hayatında dindaşlarına neşreden Akdağlı Eftim Efendinin hissi selimini gösterdi.».. Uç hakikat Dün Kısıklıdan Beylerbeyi üzerine iki üç arkadaşla yürüyüş yaptık. Hulâsa "Türk Hareke! MilliyesiM. adeta bir hayaldi.. muharririnin kendine has olan dikkati ve millî meselelerdeki isabetli hükmü itibariyle fransızçe bilenler için okunması çok faideli ve çok zevkli bir eserdir.. malûm mukabele.....

elinden tespihi düşmiyen bir zattı. Şübhesiz Çakal Dağından görülen denizin hatırası da bir hayale kalboldu Fakat bu iki hayal arasında bir hakikat yokmu?! Harakât Millîyenin tarihi! O tanh ki en ümitsiz. Paşanın bütün muvaffakiyet sırları işte bu ibadet.. „ diyordu. zulüm ve şekavet görüyor... her taraftan menfi bir mukabele. Bu his. Bunlar arasında en çok şayamdikkat bulduğum abit ve zahit bir zatin tasviridir: Bu zate göre İnönü muzafferiyetlerin kazanan Kemal Paşa sabahlara kadar ibadet ve taatle meşgul olan. O insan ki bir gün Ankaranın toprak evleri üzerinden ufuklara bakıyor ve vatanının istikbalini seyrediyordu. tarih ve ilim nazarında ne kıymeti olabilir?!. fakat nihayet zafere. Şimdi denizde bunlardan eser bile yoktu. Dünden beri otuz otuz beş saat geçti. Herkes gibi ben de onun şahsi etrafında bir takım hayaller vücude getiriyor ve " hayalimin Mustafa Kemali „ ni tahlil ile uğraşıyordum. te bu taatıta.. İnönü. istiklâle. en kara bir günde başlıyor. bu masumiyet ve tevekkeldeydi!.. Belki hiç!. İşgal günlerinin kara hatıralariyle dolu olan gönlüm hayretle. Sakarya ve büyük taarruz harplarını idare ettikten sonra cumhuriyet esaslarını kuran adamın muvaffakiyet sırlarını bilmek ve yeni .. Avrupa istilâsına karşı koyan. Bu "hayalî Mustafa Kemal. sevinçle kabanyordu.— 83 — galiplerin tekneleriydi... Acaba bu iki hayal arasındaki büyük hakikat hayatının muayyen bir dakikasında atıl ve mihaniki bir memuriyet vazifesi yerine istiklâlin zevkini duyan ve ölümün kokusunu kokhyan bir insanın iradesi değilmidir?. Onun şahsını bir çokları gibi ben de tanımıyordum. beni nasıl meşgul ediyorsa başkalarının onun hakkında hasıl ettikleri fikirleri. Paşa melekler gibi masum. yahut hiç!.. bu zan sahibi için nederece tabiî ve masum olursa olsun. milletin hakimiyetine varıyor. vücude getirdikleri hayalleri de büyük bir alâka ile takip ediyordum. Belki de " ya her şey. veliler gibi mütevekkildi.

. paranın. ilim adamlarının... bir yandan bütün ilimlerin ve tefekkürlerin fevkine çıkan metafizikî bir itikat. Bu üç nokta bir millet programının esasları değilmidir? Söyle ki: Evvelâ : milletçe her sahede ilmin. ehemmiyetini takdir eden ve bilmukabele bunları idare eden bir zekâ.. vatanî.. vukuatla ölçtükten sonra acaba bütün içtimaî teşkilâtında. yazık ilim yerine vehmi. bence millî harekâtın bütün felsefesi bu üç noktanın vucude getirdiği müsellestir. Türk milleti için bu muzafferiyeti vucude getirdikten ve bu üç mefhumun delâletlerini tarihle. iman yerine yesi koyan başlara!. hiç bir hayat için bitmiye mahkum. hesap zekâsı. ilim saltanatının mutlak surette hakimiyetini temin etmeliyiz. eşya ve hadiseleri idaresine muallak. ilmi zihniyetin. Nice bu muvaffakiyetin unsurlarını şu üç noktada toplamak mümkündür: Evvelâ: maddenin yani silâhın. Sonra. mevkiini. âlem bir âlemi imkân. ilmî terbiyenin. . istikbalin anahtarı büyük adamların elinde.. nüfusun. İşte bir yandan ilim ve zekâ.. İlmin vatanında ilimden başka hiç bir şeyin sultasını kabul etmemeliyiz. ilim. harptaki tesirini. bir yandan ali bir hessasiyet. ilmî tedrisatın. manevî kuvvetlerle beslenmiyen maddî kuvvetler nihayet zevalpezir. maddî kuvvetler esir. insanî. hiç bir millet için tarihi münkariz denilemez.- 84 - nesillere doğru olarak bildirmek borcumuzdur. bu flsefeye göre maddî kuvvetler esasen fani. manevi kuvvetler baki. bütün icraat ve İslâhatta yine bu üç noktaya istinat etmek mümkün değilmidir?. fen. ilin: müessiseltrinin. tarihî şekilleriyle bütün beşerî kıymetler dahil. ilmî velayetin. Saniyen: Bazan maşerî bir vecit. bazanda bediî bir hesasiyet şeklinde tecelli eden yüksek derecede mefkurecilik. Salisen: îki şartı ihata eden bir hayat felsefesi. her şey müdir ve mütefekkir bir zekânın iktidarına.. bu mefkurecilikte millî. bazan ahlâkî bir mecburiyet. manevi kuvvetle hür. pilânın.

idare hayatımızı.. Şimdiye kadar gazetelerde tesadüf ettiğimiz resmî ve gayrı resmî malumat gösteriyor ki bu teşebbüs kuvveden fiile çıkmak için hazırlanmıştır. Benim maksadım hadiseyi sırf bir cemiyet hadisesi gibi nazarıitibare almak. yine büyük adamlarına ait birer imkândır. Tarihinden ibret ahp almamak yine milletlere.. fertlerin ve cemiyetlerin hadiselerini tetkik eden ruhiyat ve içtimaiyat ilimlerinin zaviyesinden bir kere daha görmektir. intişarı. Büyük adamın şahsı Türkiye Cumhuriyeti Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin şahsı hakkında suikast havadisi bir haftadan beri bütün memlekette çalkanmaktadır. bediî kıymetlerin hürriyeti. Bu üç şart aynı zamanda hükümet teşkilâtımızı. Evvelâ türkcemiye tinin Mustafa Kemal Paşanın şahsına karşı gösterdiği bu derin hürmet ve alâka ne ile tefsir edilebilir? Bu alelade bir riya veya bir taklit eseri midir? Yoksa içtimaî bir dalâlet midir? Vaka türk inkılabına ve Paşanın şahsına en çok .. terbiye ve tedrisatımızı. bununla bütün maddeci ve bedbin olan felsefelere mukabele etmeliyiz.. ahlakî. teşkilâtı. insanî. terbiyeyi vucude getirmeliyiz. terbiyemiz bir vicdan terbiyesine inkılâp etmelidir. en millî bir felsefe gibi kabul etmeliyiz. Salisen: müstakbel nasillerin terbiyesini idare edecek olan hürriyet ve imkân felsefesini en mücerrep.. neşriyat ve felsefemizi alâkadar eden bir mahiyettedir..- 85 - Saniyen: Millî. ruhlar daki harareti için lâzım olan şartlan. hükümetimiz bir vicdan hükümetine. Buna mukabil bütün memleket cok mühim gördüğü bu suikast teşebbüsünü şiddetle felin etmiştir.

Şu halde türk milletinin Mustafa Kemal Paşa hakkındaki bu şuuru ne bir tesadüfün.„ Fakat hadiselere dikkat edelim ve türk milletinin tarihî hayatını düşünelim. Bence şudur: Türk heyeti içtimaiyesi Mustafa Kemal Paşanın şahsını türk milletinin selâmetinde bir " amili mutlak „ olarak tanımaktadır. Hiçbir mecburiyet bu muhabbeti türklerin kalbine tahmil etmediği gibi hiçbir sebep de sunî bir hassasiyeti bir milletin hayatında devam ettiremez.- 86 - düşman bir insan tarafından mütalâa edilsin farzedelim. hep aynı gayelere yaklaşmıştır. Aynı millet insanlara muhabbet etmek gibi nefret etmek tecrübesini de mükerreren yapmıştır. darlıkla olmuştur. Şimdi meselenin ikinci safhasına geçelim: Türk vatanının tamamiyetini ve türk milletinin istiklâlini temin eden aynı . Türk milleti onun idare ettiği ve onun kanşdığı bir millet meselesine şeytanî kuvvetlerin karışamıyacağına inanıyor. içtimaî vicdanın doğurduğu yine içtimaî nevinden bir kanaattir. aynı kuvvetle çalışmış. ne de bir zilletin eseridir. Bu kanaati istiklâl tarihinin bütün safhalariyle elde etmiştir.kafa. Türk milleti bu büyük adamın şahsı hakkındaki bu layezal kanaati bir günde yoktan elde etmemiştir. denilsin ki " Bu hürmet ve alaka sırf şeklîdir. O halde millette Paşanın şahsına karşı tavî surette duyulan bu muhabbet ve taktir duygusunun tabiî sebeplerini düşünmek lâzım geliyor. tşte cemiyete ait olan bu karar ferdî zekâlar ve mücerret mantıklar tarafından ne derece tenkit ve tenzil edilmek istenirse istensin şimdiye kadar umumî mahiyetinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Paşa herne vadetmişse yapmıştır ve bütün bu mazhariyetler rahatla. sıhhi ve bediî refahını da temin ede- . Paşa milletin istiklâli ve refahı hakkında vicdanının sesini duyduğu günden beri hep aynı tarzda. fedakârlıkla. aynı irade türk milletinin halde veya istikbalde ki ktisadî medeniyetin. Bu. iziyetlerle. huzurla ve sırf para ile olmamıştır. içtimaî bir tecrübenin. zahiridir ?.

Bu anlayışa göre fertlerin hiç bir kıymeti yoktur. bu kuvvet. Fakat ne gariptir ki halkın bu hissi selimi bazı münevverlerde bozulmuş. Paşanın mazideki eserini sırf askerî diye takyit etmek delâletten değilse bile hamakattendir. bir kaç Mustafa Kemal daha yetiştirir. gibi mülâhazalar ilimi olmayan bir anlayış tarzından başka nedir?. görülecektir ki Paşa bu mukaddes kavganın her devrinde her şeyden evvel milletin ebedî hayatına iman eden mefkûreci gibi çalışmış. İstikbalin tarihi tetkik edilsin. Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin şahsı böylece en bitaraf ve en afakî bir tarzda tetkik edildiği zaman ona büyük adam. millet sağolsun. müteredditlerin. Evet gerçi içtimaî hadiselerin ilk izahı cemiyetin kendisinde. O halde Paşanın şahsı hakkında türk cemiyetinin heyecanını bir de yarın şuuriyle izah etmek mümkündür. onun yerine kuru mantık. İşte " Biri gider biri gelir.. cemiyetin teşkilâtında. aynı zamanda kahraman ve müteceddit sıfatlarını vermekte mütefekkir olan bir insan tereddüt edemez. hususiyle şahsi bir çok ümitsizlerin. Bu suale doğru cevap verebilmek için yine maziyi hatırlamak mecburiyetindeyiz. Bir milliyet. En çok milliyet taraftan olan içtimaiyatçılar bile bunu idda etmemişlerdir. bir istiklâl . Fakat her tarafına basdıkca kahraman veya dahi çıkaran bir makine gibi bir cemiyet mefhumu sakattır. Fakat bu anlayış ne ters bir anlayıştır!.- 87 - bilecekmidir? Mnstafa Kemal Paşa yalnız büyük bir asker sıfatıyla millî faaliyeti kendi sahesıne münhasır kalmış bir zat değil midir?. cansız bir izan İtayım olmuştur. bünyesindedir. tesanüt ve vahdet mihveri teşkil etmesi kadar tabiî bir şey olamaz. Hayatta bu kadar büyük bir icaz sahibi olan birMustafa Kemalin istikbali için en kuvvetli bir ciheti camia. Yaradan hep cemiyettir ve içtimaî bir kadercilik eseri olarak milletleri muhtaç oldukları güzideleri hep bulacaklardır. zaıyf kaplilerin bile hayat ve kuvvet aldığı bir menba ve mihrak vazifesi görmüştür.

berrak. Aksine.. hiç bir mefhum askıda değildir. Bu kuvvetler neden ibarettir? Eevvelâ zekâsının hayret edilecek bir derecedeki "açik görmek kabiliyeti. bu zekâ şeinleri. Eğer bu sanatkârın sinirleri olmasaydı ve damarlarında ki kan öyle dolaşmasaydı. dehanın çocuğu. herhangi mfitevassıt yaradılışlı bir Mustafa bir Kemal o sanat eserini vücude getirebilecekti.. Evet türk milleti şüphesiz ki istiklâle çok lâyıktı. Michel-Ange'm bir heykeli.— 88 — olmak için gerçi bir cemiyet mevcut olmalıdır. Fakat bu milliyet bu istiklâl Rübens'in bir tablosu. Mustafa Kemal şahsiyeti Mustafa Kemal gibi büyük bir adamın. Bu liyakatten istifade edip onu müstakil kılacak sanatkâr kimdi ? Tarihin bütün sırrı işte burada. Ve o sanatkârın iradesi oderece mühim ki bu iradenin hayır gibi şerre de taluk etmesi için içtimaî hiçbir mani yoktur... her fikir bir hududa malik. Milletler için büyük adamları tanımak çok hayati bir meseledir. Fakat şahsiyetini vücude getiren büyük kuvvetleri seçmek daha kolaydır.. her fikrin doldurduğu bir boşluk vardır. şahsiyetini tarif etmek güç bir iştir. Sinanın bir camii gibi bir sanat eseri. Bu zekâ her gördiğünü içine alan. faak büyük adamlarını da birer kukla farzetmek ondan daha az yanlış mıdır?. Milletleri yalınız itaat eden koyunlar farzetmek çok yanlış bir teşbihdir. ve hadise- . ilhamının mey vasidir. Mustafa Kemalin zekâsında hiç bir fikir karanlıkta.. Evet cemiyet var ve lâzım. fakat onu işliyen bir sanatkâr da lâzım. aldığım olduğu gibi . her şey açık.yutan ve içinde kaybeden aç zekâlardan değildir. Fakat esarete girmişti... Milletler bu büyük adamların asırlar ve batınlar verasetinden topladığı hilkat ve yenilik cevherlerini kullanarak tabiî kuvvetlerin servetinden istifade etmiş oluyorlar..

Bu Büyk adamın ruhî şahsiyeti ne derece şayanidikkat olursa olsun insanların tarihinde oynadığı rol ondan daha şayanı dikkattir... Mustafa Kemal şahsiyetini vücude getiren son büyük hassa iradesinin hususiyetidir. Mustafa Kemal hayat ağacının kuruyan.çünki bu kıymetler o azameti vücude getiremezler . sırrına mazhar eden esrarengiz bir fert te değildir. Bu iradenin haricî tesirler karşısında bir türlü bozulmuyan bir muayyeniyeti. şaşırmiyan bir istikameti vardır. medeniyet.- 89 — leri dayıma süzen ve yalnız kendisine yarayan cevherleri kabul eden ve her sunî. hiç bir ölüm korkusu şimdiye kadar onu tuttuğu yoldan çevirmemiştir.^ gibi büyük ve beşerî neviden kıymetlerdedir. belki türk halkının tarihî akli seliminde bulmak mümkündür. Mustafa Kemalin büyük kalbini görmek için ferdî hayatından uzaklaşmak ve bu kalbin beşeri muharriklerini uzaktan seyretmek lâzım gelir . ve tarihî mukadderatın sadece neticesi değildir. Mustafa Kemal mistik tarihçilerin kabul ettiği gibi türk milletini "basübadelmevt». artık meyve vermiyen hasta .. her muvakkat şeyi kovan bir tabiat cihazıdır.. Bu kalbin azameti meselâ arkadaş hissi yahut aile muhabbeti gibi ferdî hislere çok civar olan dar kıymetlerle değildir . insaniyet... Büyük adamın iradesi tabiatin bütün kuvvetleri gibi zaruretin. Hiç bir hadise. Mustafa Kemalin zekâsında bulduğumuz açıklığın eşini medrese kılâsiklerinin şekli ve lisanı olan belagatlerînde değil.. her yalan.. Bu beşerf neviden kıymetler bu kalbi o derece kaplamıştır ki diğer ufak kıymetlerin orada tam bir seyrini bulmak mümkün bile değildir. ebediyet.belki milliyet. Mustafa Kemal tarihî kadercilerin anladığı gibi türk milletinin alellâde bir mümessili.. Zekâ Mustafa Kemalinin türklüğü işte bu noktadır. " Mutedil adam „ mefkuresi bu hilkati katiyen ifade edemez. Mustafa Kemal şahsiyetini vücude getiren ikinci hassa Kalbindir. icabın bir tecellisidir.

. Onun için türk inkılâbının ispat ettiği hakikat şudur: İçtimaî tekâmülde büyük adamların rolü yalnız büyük olmakla kalmıyor. hakiki ölümden muhakkak kurtarmıştır. Bütün aşılar gibi bu medeniyet aşısının da hakikî kıymeti ancak meyvelan kemale geldikten sonra anlaşılacaktır. bütün medenî hamlelerini kovahyan yaratıcı kudreti işte bu ( Anlayış ve duyuş tarzı) dır. kurtlara terketmiyen. Gazinin en büyük eseri Bence Gazinin en büyük eseri Türk milletinin yaşamak kabiliyetini hiç bîr inkılpâıçya. Çünhi bu büyük adamın elan aklıma hayret veren bütün maddî teşebbüslerini idare eden. bu rol bazan içtimaî kaderciliği inkâr ettirecek.. yahut hiç bir milliyet sanatkârına müyesser olmıyan büyük bir ihtirasla bu düşünceye inanmasıdır.«dallarım hiç acımadan kesen. böceklere. O.ağacın hayatını fırtınalara. . Onun için Mustafa Kemalin turk tarihindeki mevkii eskiyi tamire. kıskanan emsalsiz bir sanatkârdır.mütevekkil bahçıvanlar gibi . ona mükemmel bir medeniyet aşısı vuran. yahut ayrı cinsleri yakiaştırmıya çabahyanların yeis getirici rolündan tamamiyle ayrıdır. fakat bu aşıyı vurduktan sonra . onu daima gözliyen. yahut hiç bir fikirciye müyesser olmıyan bir zekâ ile anlaması ve hiç bir milliyetçiye. yeni türkleri bir mabut gibi yoktan var etmiş olmasa bile. hatta içtimaî muayyeniyetçiliği bile şüpheye düşürecek derecede iradîleşebiliyor.

Tipler .

.

ya göre iradenin dahileri olduğu gibi aptalları da vardır: Kendi kendine karar veremiyen.. zevkin aptalları ise gayrın zevkiyle geçinen mukallitlerdir.. çünkü kararını icra için lâzım gelen cehit ve gayreti sarfedemiyen. malik olmak kabiliyetinde de bulunmıyan insanlardır. güzellik hususunda bir aptal ve yahut bir cahildir. Bütün hayatları diğerlerinin vücude getirdiği güzellikleri hiç anlamıyarak.. Onlar için yalnız madde âlemi. hakkındaki eserinde bir sınıf iradesiz insanlardan bahısediyor. Bunlarda güzellik şuuru. İradenin aptalları haricin tesiriyle. incelik. kimya. gibi baıslerde gerçi zeki ve malûmatlıdır. fakat sadelik. hiç bir hisse malik değildir. Bir insan fikir ve ilim hususunda münevver olmakla beraber. Bunlar incelik.. Ribot bunlara " aptal „ demek istiyor.. irade aptallığı. nefsinde bulmıyan insanlar bu sınıftandır. fakat zekâ aptallarına karışmasın diye "irade aptalları. sadelik. Ribot' nun irade hakkındaki bu tasnifini diğer kabiliyetlere de sokmak.. karar verse bile icra edemiyen... Bu nevi aptallar kendiliklerinden ne bir güzelliği idrake ne de bir güzelliği icada muktedir değildirler..Zevk aptallar ı Meşhur ruhiyatçı Ribot "İradenin hastalıkları. hikmet. . Hakkında hiç bir fikre. güzellik idraki yoktur. İradenin aptalları olduğu gibi zevkin de aptalları vardır. zevk hususunda budala kalabilir!.. başkalarının iradesiyle haraket eden otomatlardır. İnsan vardır ki hesap.. güzellik. Bunlar haricî tesirlere maruz kalan cansız mevcutlar gibi mihaniki bir surette hareket eden cehitsiz ve aizrasiz kimselerdir. hendese. zevk belaheti mutlaka fikir belahetini istilzam etmez.. güzellik hissinin de dahileri vardır. taklitle geçer. mutlaka fikri aptallığı icap etmiyeceğin gibi. Ribot. diyor!. bence kabildir: İradenin dahileri olduğu gibi meselâ zevkin.

bir aptal değildir... derece derece zeki yahut aptal insanlara tesadüf edildiği gibi. aptal değildir. İnsanlardaki bu fikir ve zevk farkları miltlerin hayatında da olacak. arap. Adam vaıdır.. zeki ve çok zeki.o nevi aptallıklarından olacak! .Güzel namına ne varsa farkına varmaksızın yakarlar yıkarlar !. Çünkü her güzellikten anlamıyan adam zevk hususunda mutlaka bir kabiliyetsiz. Zekânın derecesi vardır. Belki bu. mütevassıt. Netekim her âlim olmıyan insan. zekâlarının kuvvetiyle mevki iktidara geçince yine . bir milletin hayatında da derece derece zevkli zevksiz devirlere ve bu zevkte derece derece belâhet ve dehaet anlerina tesadüf etmek mümkün olacak. ahmak. gayet duygulu. o zaman güzellik belâheti karşı smda değil. İkisinin arasında aptal. bediî zevki " bediî terbiye „ ile inkişaf eder. bütün çirkinlikleri. bütün kabahklariyle be- . güzellik cehaleti karşısındayız demektir. kanundan selâhiyetle bahsederler ve anlarlar da. Bu dereceleri yalnız istidat ve veraset noktasından değil. ne de yaşamasını bilmezler! Hele ilimlerinin. derece derece insanlara tesadüf etmek mümkündür. bir de tahsil ve terbiye noktasından kabu' etmek lâzım geliyor. gözle idrake. hüsün kanunları yoktur ve onlardaki ilimleri bunlardaki cehillerini tazmin etmezt Bu nevi alimler gerçi ilimden. öbür ucunda dahiler bulunur. gözle icade gayet müstait.. dehası işlememiştir. meknuzdir. ne söylemesini. Fakat mümarese ile inkişaf edebilir.... Yunan. nitekim zekâ " fikrî terbiye „ ile.. Kabiliyet daima kabiliyet olarak mevcuttur. Her birimiz yaradılışımız itibariyle zevkin derecelerinden birine dahiliz. Fakat aynı zatler ne giyinmesini. gotik. gabi. Hattın bir ucunda aptallar. türk sanatinin itilâ noktalarını takip eden devirlerin zavkinde hep bu belâhet eseri görülmüştür. bir milletin hayatında büyük bir hamelin icapettiği rehavettir. lâkin bu istidadı tahsilsiz.mantık esasları vardır. hüsün kâinatı. mümaresesiz kalmış.

şımarık çocuklar gibi sıyırtan evlermiz. Beyazit meydanını dolduruyor. Çangırı. Anadoluda nüfusun inkirazma. Elimizden gelse güzel olarak na varsa Beyazıtin Camisi. Hep böyledir. hem de bir hars ve hüsün merkezi olduğunu galiba anlamıyor. heykel hakkında makul ve güzel denilebilecek bir fikrimiz yokmuş. kibar olan şeyi henoz duyuyor. koyuyor.. mefruşatımız. Fakat temadisi ne derece tabiîdir?. Ortasına asian şeklinde bir "musluk taşı. esaletini tamamiyle muhafaza etmiştir. âlemde bir sanat .- 95 — raber zarurîdir. yahut tanımıyor! Bunun hem bir tarih. Bizim zevksizlik hususunda uğradığımız tereddiyi görmek için etrafımıza bakmak kâfidir: Manasız. Anadolu T u r ki sade. Allanın evi de olsa yine defnedeceğiz!. halkın zevkini münevverlerinin idraksizliğinden korumak..Emanetin bedîi idraksizliğine şaşıp kalmamak mümkün değildir: Bu aralık Emanet İstanbolun en eski ve bütün mimari yeniliklerine de adeta nümunevazifesi görmüş olan Beyazıt Camiini görmüyor. Anadolu halkı zevkini.şehrin iradesini temsil eden . Avanuş... asaletsiz. bütün bu zevksiz şeyler tamamiyle bedii bir aptallık devresinde yaşadığımızı göstermiyormı ? ! Beyazit meydanını yakından tetkik eden kimse için . yazıları çerçivesinden fırhyan kocaman lavhalar.. pencerelerini kaphyan. resmî hususî binaların kapılarını.. yalnız mühendisler. tezyinatımız. meydan. Hamdolsun ki zevki bozulan yalnız münevverler. bu tesviyeyi yapmak için Beyazıt camisini ayaklarına kadar toprağa gömüyor. Meğer bizim şehir. binaların çökmesine rağmen asıl ve Türk kalan şehirler çoktur: Kastamoni. ve şehir eminleridir. asıl halk. cami. Münevverlerinizin bedii aptallığına yahut cahilliğine karşı samimi münevverler için ilk yapılacak iş gayet basit ve menfidir. Şimdi Beyazit camisi tramvay yolu tarafından toprağa batmış bir binadır ve hissen mevcut değildir!. Kayseri. Nevşeir..

. siz gülersiniz! Onu ben bilirim: Uyuyanca araba ağırlaşır mı..... aksilik. Halkı bu münevverlere " zevkime gölge etme. Samsuna kadar on beş gün zarfında kendi hesabıma. Fakat herif hiç gülmiyor.. Sırtlan göziyle Anadoluda günlerce araba yolculuğu yapanlar bilir: İyi bir arabacıya düşmek ne mutludır! Bu yaz bizi Kastamoniden Ankaraya götüren arabacı Çangırıh Cemal gayet iyi bir gençti. Fakat iş tamamen aksine oldu.96 - yaratan Türk milletinin zevkini mühendis.. sözünde devam ediyordu: — Ya. Bilmem seyyahatımızın kaçıncı günüydi. şehiremini şeklinde millî zevee isyan eden münevverlerinizden korumaktır.. çektiğimi Allahla ben bilirim! Huysuzlık. Yine bir gün ikindi vaktiydi. Arabacı uyukladığımızın farkına varınca başını çevirip bize dediki: — Ne uyuyorsınız be ? ! — Ne olacak ? — Araba ağırlaşır! Hepimiz gülmiye başladık. diye gayet götü huylu bir bunağın arabasına koydular. tecrübelidir. başka ihsan istemem !„ diyor..... Tecrübe edin de bakın!. Günde dokuz on saat yaylıda sallanmaktan adeta hasta olmuştuk öğle zamanı sıcak da bastırınca uyuklamıya başladık.. mimar. Üç kişiydik. Her türlüsü bu adamda vardı. Niğdeden bizi "yaşlı başlıdır. arabanın içinde her . Niğdede kaldığımız müddetçe hep şu temennide bulunuyordum: Samsuna kadar on iki günlük yolda iyi bir arabacıya düşsek. ağırlaşmaz mı... namuslıdır. Arabacının bu ciddiyetine karşı bozgunluk olmasın -diye mecburi sustuk. Ankaradan Ürkübe kadar götüren Erzurumlu AH ağada gayet iyi bir insandı..

Terbiyesiz adam her dakika bir suretle bizi rahatsız ediyor ve kizdıryordu..- 97 - birimiz bir tarafa yaslanmış kalmıştık. Fakat ne atmak mümkündü. Günün birinde akşam üzeri Amasya'ya yaklaştık. ağzına gelen küfürleri savuruyordu.. Yolun iki tarafında kağnı kervanlaiarı durmuş. — Artık yeter! Bari nefes almak için de senden izin alalım! dedim... mola veriyor7 . Bize diş geçiremiyeceğini de anladı..Ağa biz türkü bilmeyiz! dedik. Bütün gün arabacının lan etliğini nasıl savuşturacağız diye düşünüyorduk. Alt mı geleceğiz. Fakat bunak herif bir türlü huyundan vazgeçmiyordu.. Ben geçende Malatya'ya bir maarif müdürü götürmüştüm. Bu sefer muharebeyi tenkide başladı. artık yeter!. T. üst mü geleceğiz anlaşılsa. Fakat herifin kulağına lakırdı mı girer! O boyuna söylüyor ve küfrediyordu.. Herif gitgide tahammülfersa olmıya başladı.. Samsun'na kadar bu derdi çekecektik. Arkadaşlardan biri muharebenin millî gayesini izaaha çalıştı. Arabacı yine başını çevirdi: — Ne susuyorsunuz be ? Türkü söylesenizeL dedi. ne de satmaic!. Hemde ciddi olarak. Bir kaçkerre homurdandıktan sonra aynen şu sözleri sarf etti: — Siz ne biçim hocasınız ?!. Yine bir gün şosanm bir kıyısında iki kamyon enkazına rastgelmiştik. gibi sözler söylüyor.. Fakat arabacı bunları hep bu günkü harbe vesile edinerek atıp tutuyordu: — Yazık Türkiyenin paralarına yazık!. ben de.. — Şu kavga ne zaman bitecekse hayırhsiyle bitse. Yine bir gün adi bir sebple bana çattı. Artık belâmızı bulmuştuk. Yolda hep güzel güzel türküler söyloyordu. Bunların Harbi Umumî zamanından kalma enkaz olduğu pek alâ anlaşılıyordu.

uzun sakallı. O vaziyetle haykırdı: — Söyle söyle! Kimdir şu memlekette imansız olan?!. her tarafı toz ve topraktan bembeyaz olmuş bir adam çıkıp bir iki adım attı. Akıl ve mantıkla izah edemediğimiz bu manayı başka bir usûlle daha kolay anhyabiliyorduk. Bu adamın halüvaziyeti.. kağnıciiara hücum başladı: — Utanmazlar. İşte o zaman: — Türk . Bir insan. her şeyi izah ediyordu. lanetin dili tutuldu !. taşmıya başladı. Yarım dakika sonra tekerleklerin büyük bir mukavemete çarptığını anlatan sert bir ses işittik.- 98 - lardi. Fakat aksi herif kağnı kervanları arasındaki dar ve taşlıktı yerden geçmek istiyerek zaten yorgun olan atlan sürdü. bu müsademede hayvanlardan birinin kayışı kopmuştu. yorgun mandaları.Yunan harbi bizim ya altında yahut üstünde . Üç gün sonra Samsun'a vardık. miiletdaşlarıne karşı niçin bu derece mütecaviz oluyor neden?. kendi fikir ve kanaatimize ayit ne kadar hak ve hakikat fikirleri varsa onlardan tecerrüt edip arabacının ruhuna girmek. Tekerlek taşa takılmış. Kağnılar dar yolun iki tarafını tamamiyle kapamış. Küfürün kazam zaten kaynıyordu. gayeyi. İhtiyar kağmcımn bu sözü o kadar yüksek ve keskindi ki!. maksadı. yalınayak başı kabak manda güden çocukları. Arabacı ağzını bozmak için haricî bir sebebe muhtaç değildi. bir müslüman. dedi.. Şöyleki kendimize.. iman olsa biraz kenarda durur sunnz!.. bizim araba için durup beklemek vardı. oraya yerleşmek. kağnı kârvanını. O ane kadar sessiz ve haraketsiz duran kağuıcılar arasından uzun boylu. Üç gün üç gece bu ters adamın haleti ruhiyesini tahlile çalıştık.. milletine. sonra bütün hadiseleri ve kâinatı o kirli ruhun penceresinden görmek lâzımdı. arlanmazlar! insafsız herifler! Yolu böyle tutarlar mı? Siz de din... niçin bu kadar kötü huylu.

fakat mutlaka bitmesi lâzım gelen. dediler. Şu halde bizim kendi aklımıza göre yanlış. Halbuki fenalıkla o adam arasında ayrı gayrı yoktu. kendime bir iş arıyordum. Karcıma iri yapılı. milleti hep sjrtian göziyle görüyor ve sırtlan burniyle kokluyordu. onun hükmü değil. kağnı taşıyan ihtiyarlar birer imansız. Bu adam nasıl oluyorda fena oluyor? diyorduk ve fenalığı o adamla birleştirmek için zihnen çabalıyorduk... dedi. Ben sevindim. Eshişehir cephesi çocuklarınızı yemek için açılmış bir ağız. Onun hanei kalbinde ise dişlek bir sırtlan yatıyordu. sakat dediğimiz şeyler arabacının aklına. çok düzgündü! Ve sanki yanlış olan. son baharı tasvir edersem memuriyet verecek dedim.- 99 - kalarak. hodbin olmak için ne bir dikkat. harbi. Haydi bakayım bana son baharı bir tasvir edivir!. Fena. mantığına göre çok doğru.. " Hazine! Hassada adam alıyorlar. Anadolu Paşaları hep birer sergerdedir!. derler. İstidamı okuyunca "sen ne bilirsin? „ dedi. bizim tenkidimizin tarzıydı. He- . kalın sesli ve güler yüzlü bir zat çıktı. O adam fenalığın ta kendisiydi. bir güreş. kırık kamyonlar zavallı Türkiye'nin zavallı parası. İnsanlıktan bir şey feda etraiye mecbur değildir. ne bir zahmet sarfetmiyordu. idadi şahadetnamesini almış. Vefa İdadisinde okuduklarımı birbir saydım. A "abacımız müşteriyi. kumandanı. Bir istida yapıp müracaat ettim. Fena adam. Bu zat dairenin müsteşarı idi. olduğu gibi kalıyor ve fena oluyordu! "Herkesin hanei kalbinde bir aslan yatar. Bir sırtlan için bundan daha tabîî ne olabilirdi ? Yeni adam enmuzeci Henüz yirmi yaşını bitirmiştim. " Ya ! demek edebiyat ta okudunuz? !.

beni görünce tanıdı: "Oğlum seni alacağız... bir hafta sonra da gidiyorum. Türlü terkipler ve türlü hayallerle süslenmiş bir son bahar tasviri vücüde getirdim! Nihayetine de 11 Tevfik Fikret merhumun ne zaman zert ve muhtazır eylül. Ben hemen babama koştum: Yazım beyenildi. fakat burada değil.... "Hiç merak etme oğlum işin oldu. arzuhali verdim. Artik o da sıkılmış olacak kîii: " Senin için iş var. Gittiğim zamanlar kalem odasında. girerim ne vazife de olsa yaparım. Bir müddet daha kâğıdıma baktıktan sonra gay*t yavaş ve mülayim bir sesle: "Bir hafta sonra gel!. Fakat bir az müsaade et!. "efendim. Evde herkes sevindi. Gözüm gözünün içinde idi.. Acaba ne diyecek.. yine gittim. baş kâtibin yanında oturuyordum.. imtihandan kaçmıyorum.. Aradan bir az vakit daha geçtiktan sonra yine gittim. dedim.— 100 — men müsteşarlık odasının yanı başındaki ufak odaya geçtim. „ Dedi Allahtan ümit kesilir mi ?! Ben eski neşemden bir şey gayibetmiyor.. Üç beşkerre sertabibi görmek için gittim bulamadığa. " Öyle ise bir arzuhal ver de oraya havale edeyim. Hafta sonunu iple çektim! Nihayet ken îimi Müsteşarın karşısında buldum. dediler. diyordum. dedi. Daha bir iki haftabekledim. hep kati neticeye intizar ediyordum. dedi.„ dedi.. üslubun da parlak !. dedi..„ Mısraiyle başlıyan eylül manzumesini koydum birde imzalayıp heman verdim. Hamidiye Etfal Hastahanesitıde! İmtihane girer misin? dedi. havale edildi. Çünkü bu zat galiba aynızamanda Sarayın da tabibi idi. Müsteşar Bey bir kâğıda..„ Birkerre daha imtihan olduk. Hamidiye Etfal Hastahanesi sertabibine müracaat et!. ben. O tarihte geceli gündüzlü ciltlerini ezberlercesine okuduğum " Servetifünün „ kolleksiyonu gözümün önünde duruyor gibiydi. Nihayet adamcağız Hazineyi Hassa Müsteşarının onkerre de söyleyemediği sözü o günü bir defa da söyleyiverdi: "Size doğ- . Nihayet "imtihanı kazandın. dedim. bir de yüzüme baktı: " O ! Kuvvei kalemiyen var. fakat daha bir iki hafta bekle!.

Etfal Hastahanesini terketmiştim.. Avrupa'yı görmüş zat Avrupa'yı görmemiş olan "babayani. Ben yaşta olanlar arasinda müstakil vazife görenler yok gibiydi. iş adamı hakkındaki haleti ruhiyesini gösterir.. salis. pek gençsiniz! Bu yaşta size bu vazifeyi tevdi edemiyeceğiz!. muamelâtın sırrına vakıf bir Efendi! „ idi.' nin makûsudur. Bu vaka o tarihdeki insanların memur. Meşrutiyet bu enmuzecin enbüyük düşmanı oldu. nutka. Harbi Umumî ile birlikte bu enmuzeç de mütarekesini yaptı. muaşerete vakıf.— 101 — rusunu söyleyeyim mi ?! İmtihan evrakınızı gördümı pek iyi yazmışsınız. . Bu enmuzecin en mübalağalı şeklini aynı zamanda kudretli şair ve merhametsiz bir hicivci olan bir arkadaşımız bundan üç sene evvel "Avrupayı görmüş zat. Bu ihtiyarın hayatına en büyük darbeyi o vurdu.. mukayydi sani. Meşrutiyetin bulduğu. dır.. Bu devrin adamları arasında Babıali kalemlerinde görüldüğü gibi selâm sabaha riayet etmek şartiyle kalemi hokka yabatirmadan senelerce memur olanlar vardır!. fakat ne çare ki gençsiniz. İşte Meşrutiyet'ten evvelki memur enmuzeci "saçlı sakallı. Harbi Umumî firarileri gibi nihayet o da kaçtıgitti. dedi! Ben bu sözleri işidince şaşırdım kaldım.. Birde en ehemmiyetsiz vazifeler bile meselâ mukayyittik aklı başında tek adama değil. mülâ kata müsteit genç bir kavval „ <iur. Hemen Meşrutiyete kadar devam eden bu devir adeta "ihtiyarlar devri. hüsnühatınız da var.gibi!. O zamana kadar iş başında gördüğüm insanların simasını yaşım gözümün önüne getirdim. yaşlı başlı.„ . daha doğrusu yarattığı enmuzeç ise: "Lisan aşina. Her ne hal ise ben o gün meyus ve raakhur bir lhalde. . Bu gayri tabiî enmuzeç de çok yaşamadı. bir kaç adama birden tevdi edilirdi: Baş mukayyit. O günden sonra ilk işim insanı ihtiyari atmıyacak derece de çabuk biten bu İdadi tahsilini kâfi göimeyip Darülfünun'a yazılmak oldu. serlevhasiyle Akşamda teşhir etmişti. Hep ihtiyar adamlardı..

umumiyetle. Bu his meclisini muvaffakiyetler iyle. Meşrutiyetten sonraki idare adamları ekseriyetle faal. Fakat ümit. Onun için denilebilir ki Harakâtı Milliyenin tarihi.. Fakat büyük misal gözümüzün önündedir. Bu devri vucude getirenler aynı zamanda "faal vefekkâr „ insanlardır. vazih bir hale getirmek lâzım. daha başka şekilde. bizim için insan enmuzeci belki pe "meyus. bir milletin ümidine.. ondan ibret almak yeni Türk enmuzecini şuurlu. vukufun.. bedbin ve daha ziyade menfaatperest. sıfatlarından teşekkül edecekti. az kalsın mahvoluyorduk!.. Bu ilim. emel ve iman itibariyle bütün onların fevkinde olduğunu iddia edebilirim. Mefkûrecilikleri de marazi bir mefkûrecilik çokkerre mevhumecilik idi.. Bu adamların iradesi Almanya'nın iradesi gibi marazı bir irade idi. bunu itiraf ederim. onlarda da vardı. müstesna insanlar vardı. Yeni insan enmuzeci. cevval insanlardı. makhur.. Fakat şayanı dikkat olan nokta şudur: Bütün Harakâtı Milliye tarihince "kalp ve ihtiras vazifesi gören.. ve müdafaa hatlarmız Pulath'ya kadar gerilediği zamanlarda bile yerinden kımıldamayan bu iyi yürekli insanlar arasında "beyin ve irade vazifesi gören. Fakat birincilerin cehli. Gerçi Büyük Millet Meclisinin ilk azasından bir heyet İstanbula geldiği zaman içlerinden bir Darülfünun konferans salonunda darülfünunlulara hitaben şu sözleri söylemişti: "Efendiler! Bu meclis şimdiye kadar.. Bunun için de zihninde şu mantıkî silsileyi vcüude getirmelidir: Meşrutiyete kadar memleket hem cahil hem de atıl ihtiyarları tecrübe etti. gelmiş olan meclislerin fikren belki madunudur. demişti ve doğruydu.- 102 - Eğer Anadolu'da yeni bir türk ordusu teşekkül edip te yeni bir devlet kurulmasaydı.. yeni idare adamı enmuzeci bu hasta ve ölü unsurlarla terkip edilemez.. imanına müracaat ederek kuvvet al- . Yeni hayatımızın müdürlerini ancak bu hayata imkân ve hürriyet bahşeden Harakâtı Milliyenin tarihçesinde görebileceğiz. zaferleriyle tenvir ve tahkim edenler hep onlardı. tecrübenin tarihidir. ilmin..

muzaffer olduğu muharebelere bakınız. hiç teslimi salâhiyet etmeyiniz! İdare hayatında yalnız sahibi irade olanlar şayanı itimattırlar. Vilâyet idaresi mi mevzu bahis?. Yaptığı yollara. zihnî sermayeleridir. fakat "yaratıcı bir insan.. müdafaa ettiği cephelere. Bu iradenin en tabiî unsurları hissi selimi gayip olmamış bir zekâ ile bu zekâyı fiile isal eden bir hasasiyet manzumesidir. Yine çok dikkat edelim ki Türk milletine tarihini. Evvelâ söyleyiniz hangi meslek mevzuu bahistir ? Askerlik mevzuu bahis ise kurtardığı tarihe. ameldedir. lakırdı ebelerine.. istiklâlini iade eden ve istikbalini eminleştirmek ümidini kazandıran bu ilim tamamyile hususî bir mahiyeti. amelden haraketle akılda nihayet bulan faal ve yaratıcı bir ilimdir. züppelere. Yine yeni hükümet makinesini kuracak olan mesul insanlara bir vatandaş gibi tavsiyem: Umumiyetle menfilerden.— 103 — dığı için akamete mahkûm kalmadı. ne biri ne diğeri akıldan başlayıp amle müntehi olan. nede Meşrutiyetten sonraki kavvalların sırf nazarî. gayrı kabili zeval bir hayatiyeti haizdi. Zira bu ilim ne Meşrutiyette evvelki ihtiyarların sırf ameli. parmakların ucunda. atillerdan ve mürtecilerden sakınınız. olsun. ihya ettiği ormanlara . ihtîbari vukufu. bir kökü kalpte bütün dalları. kevezelere. Onların kimler olduklarını mı soruyorsunuz?.. kuruttuğu bataklıklara. Şu halde sırf nazari adamların ve adi manasiyle: kelimecilerin ve hayalcilerin hayatta bir kıymeti yok! Fakat ayni hayatta sırf faal ve maceraperest insani arında bir kıymeti yok! Bütün mesele hadiselere. Bu hayvanların işleri ne kadar hayretaver olursa olsun zekâ için numune teşkil etmezler! Cırcır Böceklerini de örnek a'mayıniz! Çünkü sesleri ne kadar çok olursa olsun iş yapmazlar! Gayeyi hayaliniz "insan.. tabiatı eşyaya mutabık bir iradenin sahibindedir. Bu melekenin bir kökü kafada. kolları elleri de.. Yeni nesli teşkil edecek olan mürebbilere bir meslektaş gibi tavsiyem: Arı ve kunduz yetiştirmekten sakınınız..

Parkı ziyarete gelenlerden çocuğun kanepeye oturmak ihtiyaciyle gerçi ayakları yerden kesildi. yerden yüksek yerlerde yemek. Muarif İslâhatı mı mevzuu baıs?! İdare ettiği mekteplere.. numuneyi imtisal olduğu yeniliklere bakınız. yahut mantıkî bir mahiyeti vardır. içmek. yerlerden yüksek bir yerde oturmak. yerde yaşamak ve yer için ölmek adeti hep değişecek. yerde içmek. Hülasa icraat hayatında insanı yalnız ve sade işiyle.— 104 — bakınız. Maksat adamların ahlâkını. milliyetperverliğin insaniyetperverliğin en müspet tecellisi işte bu feragat. faziletperverliğini ölçmek ise bunun da gayet afakî bir usulü vardır: Mevzuu bahs olan §ahsın menfaati şahsiyesini hayatta kaç defa ve kaç türlü feda ettiğini anlamak lâzımdır. ve her şey yere oturmak. dedi. Garip netice!. iradenin bu meşru evlatlariyle ölçünüz. yere oturmiya alışan. Terakkiden kaçan adam İstanbul şehrine Gülhane Parkını kazandıran şehremini günün birinde dahiyane bir fikre malik oldu: "Parkın muhtelif noktalarına yeşil tahtalı.... nefsinden... Çünkü dindarlığın. menfaati şahsiyesinden feragattir. yerden yüksek yerleri sevmek. Hakikaten yerde oturmak kanapeye oturmak adetine münkalip olursa şarkta büyük bir tahavvül olacaktı. Bu feragat olmadıkça söylenen her sözün ve dermiyan edilen her iddianın nihayet edebi. kanapeye oturmak çamurdan ve tozdan kaçınmıyan bu halka temizlik dersi veririm!.. demir ayaklı kanepeler koyarım. koyduğu usullere. fakat bunlardan hiç biri kanepeye avrupah bir insan gibi .. yerde oturmak yani yerde yemek. yerden yüksek yerlerde yaşamak ve yerden yüksek yerler için yaşamak adeti teessüs edecekti. yerleri bu "Haki fena „'yi sevmek. asıl ahlâk ona bir kıymet vermez!. yanılmazsımz....

Çünkü insani Terakki demek durup dinlenmeden zahmet çekmek demektir.. Ve bu terakkigirizliği bir türlü izah edemedi. İnsan uzviyeti iktizası terakkiye değil. diyorum ki: — Ey kanepeye otururken mafsalları acıyan insan! Sen terakkinin zahmetlerine nasıl katlanacaksın?!. Terakki yalnız ceht ve elem ağacının meyvasıdır. fiilen icrası güç olan bir şeydir. bu izahı o kadar kabul ettim ki her terakki davasının peşinde zahmetten. Bilâkis hepsi kanepeyi tahtadan bir yer faz ederek üzerine bağdaş kurdular}. Ve onlara sessiz velveîesız bir }isan ile hitap ediyorum. Ben bu düşünceyi. elemden.105 oturamadı. Bu suretle o vakit Şehremini insanların bu garip inadı karşısında şaşırdı kaldı. ne bir fikir. Sanatten kaçan adam! Durkheim insanı kendi kendine cehte muktedir bir mahlûk olmak üzere tavsif ediyor. Onun için terakki bir fikir gibi nekadar arzu edilirse edilsin.. Cemiyette vücude gelen her terakki uzviyetimizde derin ve elim aksülamellerie. Filvaki hayvan da ceht eder. . itiyatlarını muhafazaya. elem mabdünün dinidir!. Şimdi bile terakkinin meşhur düşmanlarını görüyorum ve gayizlerinin illetini anlıyorum. yeni zahmet ve meşakkatlerle olur.. Lâkin bu hadiseyi gözden kaçirmıyan bir insan şöyle izah ediyordu: — Terakki bir emri cebrîdir. Yazık o lisana ve edebiyatına ki terakkiyi bir zevk gibi gösterir!. Seni adam yapacak olan din. Halbuki her yeni itiyat yeni tefekkürler. nede bir muhakeme dinidir O sırf katı mafsalierin ve uyuşuk adalelerin ile mücadele edecek olan bir zahmet dini. kaçan insanların feryadını işittikçe hiç garip bulmuyordum. alıştığı gibi yaşamıya müstaittir. yeni yeni itiyatlar hazırlar.

o eseri ruhunda yeni baştan yaratmak demektir. Sadece .. den başka bir şey değildir. İnsan en güç işlerde bile bu cehte yalnız başına muktedirdir. anlamak. Çünkü bu insan dinlemeye ahşmamıştir! Çünkü dinlemek. Zavallı yoruluyor. ahengi. Fakat bu ceht bir günün mahsulü değildir. hayatı isthkar eden adam..— 106 — Fakat hayvanın cehti haricî bir tazyik ile olur. Halbuki burada ne bir lüzum nede bir ispat mevzuubahstır. sanat eserini manayı. diyorsun. İnsan terbiye tesiriyle senelerce cehtetmeliki kendi kendine cehtetmeğe alışabilsin. siz ciddi ve ilmî bir bahsi izah ederken gözleri süzülen ve ağzı açılıp kapanan şu adama!.. dağnık ve mütezat görünen parçalara büyük bir ahenk sokulmadıkça bu musiki bizim için cehennemi bir gürültü. Bunlar bilbedahe ve bilâ vasıta şuurumuza yerleşecek basit eserler değildir.. Bu hayvanı cehte sevkeden kirpactır! Halbuki insan terbiye sayesinde o hale gelir ki haricî hiç bir tazyika muhtaç olmaksızın cehtedebilir... heycanı. Avrupa musikisinde bazen en derunî ve en fevzaî ihtiraslarımızın bazen de en insanî ve en beşerî emellerinizin ifadesi vardır. insanı neviden olan hangi idrâkimizde cehtimizin müdahalesi yoktur ?! Bakınız. Fakat terbiye almış bir insan için bu iş kolaydır. Onun için insana " yalnız başına cehte müstait olan hayvan „ demek doğrudur. Yük taşıyan at misalinde olduğu gibi..i anlamak için zekâmızın. Zaten bir sanat eserini anlamak. o da bir cehttir. Büyük bir sanatkâr dikkatiyle tahlil edilmedikçe.. Beşerî olan hangi vazifede.. Meselâ çocuk için en güç iş elbise giymektir. Bunu elde etmek için seneler lâzımdır. İlim gibi sanatta bizden dikkat ve ceht ister bir Mozart ve bir Wagner. Şu halde nevinin İstırabını duymıyacak derecede kulakları sağırlaşan ve en ufak bir aşk heycanı yaşamıyacak kadar içi kuruyan bir adama doğrudan doğruya " sanatin ve sanatkârın sesini işit „ demek manasız olur. dinleyemiyor !. Güzelden kaçan. rast geldiğine " bunların ne lüzumu var?. dikkatimizin müdahalesi şarttır.

si " tesanüt ahlâkı „ . gene cemiyettir. Bu günkü çocuğun aile hayatı dar ve mahduttur. Bize zümrevî hayatın bütün icaplarını tanıyan ve yaşıyan vatandaşın hayatı lâzımdır. senin! Cumhuriyetin adam numunesi Eski Yunan medeniyetinin ekmel numunesi " Hakim „ idi. irfanı yaratıcı.... dır. Yeni vatandaşın siması ancak yeni cemiyetin çizgilerinde» ve renklerinden teşekkül edecektir. dır.. ne sahibinindir.'.. Sonra. aile değil. Bu gün evliyalar yoktur! " Mübarek adam „ enmüzeci bile silinmiş gibidir. Bu günkü vatandaşın seciyesi acaba nedir?. "Honnete Homme. On altıncı asrın mükemmel adamı "Honnete Homme. " Sıkılgan adam „ tipi yeni tipin tamamiyle zıdtıdır. leri vücuda getirdi.. Kendisini bütün cemiyetin cüzü duyan ve cüzü gibi yaşiyan vatandaşın ahlâkı. Bunu bulamıyorsan kabahat ne eserin. yalnız senindir. " akıllı ve hisli adam „ . fakat yeni cemiyetler çin kâfi değil.. On sekizinci asrın beğendiği adam. devamlı ve feyizlidirMektep bu yaratıcı tesirini yapabilmek için her şeyden evvel ve her şeyden ziyade şu hakikate dikkat etmelidirTesanütçü bir ahlâkın ve istihsalci bir irfanın hakikati . Yeni vatandaşı yaratacak olan sanatkâr. Yeni cemiyetlerin " Ahlâkı hasene „ . dir. Aile vasıtasiyle mektebi ıslâh etmek fikri sakattır: Aile muktedir ise kendi kendini ıslâh etsin!. mektep hayatı ise geniş. muhterem. Yeni tipin hamurunu yoğuracak olan muhit... Kurunu Vüsta "Aziz.- 107 - büyük ve elemli bir cehtin teslim edeceği bir zevk vardır. fakat bu günün hayatı için müphem ve umumîdir. meslekî istihsalleri vücude getirici olmak lâzımdır. vatandaşın ilmi. " ukelâ ve sathî adam» tipi yeni tipin tamamiyle zıddıdır. mekteptir.. " Akıllı ve hisli M adam enmüzeç güzel..

.. Sonra ilim.. Kendisinden çıkacaktır. Mektep canlı bir mevcuttur. Kendi kendini ıslâh edemiyen bir mevcut başkalarını ıslâh edemez!.. başka bir yerden gelmiyecektir. yeni bir idare ise yeni insanlarla yaşayabilir. Faal adam! Meşrutiyetten evvelki adam teşebbüsü şahsiden mahrum olan atıl adam idi. diyoruz. Yalnız "müteşebbüs' adam.. Millî İnkılâbın vücude getirdiği adam enmuzecinin tasvirini henüz vazıh surette göremiyoruz. talim sarf ve helak edici halinden kurtulup istihsal ve istismar edici hale gelmelir.nin destanını okudular. "Tanırım.. oldu. tasvifi yerine "faal adam.. Meşrutiyetten sonra aranılan. faal adamdır. Öyle ise mektep her şeyden evvel tesanütçü bir h yata mazhar olmalıdır. Cumhuriyeti yaratan irade mekteplerin binalarına da teveccüh etmelidir. ve türk milletinin şimdiye kadar felâketi "teşebbüsü şahsînin fıkdanından dır. "müteşebbüs adam. Yeni idarenin mukadderatından mes'ul olan artık yeni terbiyenin mahiyetidir. Talebe ve muallimler denilen zümreler müstait oldukları zümrevî hayatı azamî derecede yaşamalıdır. dediler.. tavsifini kullanıyoruz. Ve insan kendi kendine soruyor: Demek ki fa- .— 108 — ona dışarıdan... Ve ondan İnkilâp namına iki şey istemelidir. "Filan adamı tanırmısın ? „ diyorlar. "tanırım. "Falan muallimi tanınınsınız ? „" diyorlar. „ diyoruz. Bunlar haricinde yeni vatandaş teşekkül edemez. faal adamdır. Mektep cemiyetinin içtimaî hayat zevklerini tatmasına müsayit mesafe ve mekân ile mektep cemiyetinin müstahsil hayat şartlarını teminine müsayit aletler ve teknikler. Meşrutiyet inkılâbında nntuk söyliyen hatipler "teşebbüsü şahsî.

Her hareketlerini. . her teşebbüslerini mantıklariyle teyit ederler. iyi.. şuur. Yani neticede gene istihsal yoktur. Otomatik faaliyeti temyiz eden şey iradî faaliyetin zıttı olarak şuursuzluk ve terkipsizlik tir. „ diye kabul edeceğiz. her şeyden evvel bu faaliyet fikrine biraz vuzuh vermeliyiz. Birincisi otomatik faaliyet. doğru. demeli? ! Hayır.. Alelumum deli de faal bir mahluktur. Bu faaliyette gerçi intizam ve şuur vardır. Çünkü bu faaliyetin intizamı. Çünkü bu faaliyet yapıcı olmaktan ziyade yıkıcıdır. Fakat yaratıcılık. . İkincisi: mantığa müstenit faaliyettir. hatta felâkettir. Otomatik faliyet. doğru. sevk ve idare yoktur. Fakat bakınız size bir kaç faaliyet numunesi ki meziyet olmak şöyle dursun. güzel nev'inden eser denilebilecek hiçbir şey vücude getirmez. in ne olduğunu düşünüyor i İstiyerek fikrimizi şüpheye düşürelim ve soralım ki: "Faaliyet bir meziyet midir ? „ . güzel faaliyetler arasınde ne münasibet vardır ? O halde ne demeli ? "faaliyet bir meziyet değildir mi. mantıkî. Fakat faaliyetlerine rağmen eser vücude getirebildikleri eser payidar olmaz. şuuru sathî bir şuurdur. Ekseriya cahil ve zekâsı cevval olan insanlarda görürüz. Şu halde çocuk faal bir mahluk olmakla beraber makbul bir insan enmuzeci midir ? Daha ağır bir misal delidir. Fakat olduğu gibi kalan bir çocuk faaliyetinin medenî nev'inden hiçbir kıymeti yoktur. faaliyetlerin en iptidaî şeklidir. Fakat delinin faaliyetiyle medenî faaliyeti ifade eden iyi. bir ittırat vardır. Evvelâ çocuğun faaliyeti. istihsal kadreti. Otomatik harekette gerçi kendisine göre bir intizam. Mütalaayı kolaylaştırmak için üç nevi faaliyet enmuzeci kabul ediyorum:. Fakat pek az kimse bu meziyet olmak imtiyazım alan "faaliyet. Şüphesiz derhal "faaliyet bir meziyettir.. belki noksan.— 109 — aliyet bir meziyettir. Bu faaliyet ilerde içtimaî faaliyetlere mebdei hareket olmak itibariyle gayet şayanı dikkattir. hayvanı jir faaliyettir. Fakat netice gene birdir.

Bence alelıtlak faaliyetin. Şu halde denilebilir ki: İlmî . Çünkü muntazam ve şuurlu olmkla beraber yaratıcıdır.. fen zekâsidır. Müsbet kafalı insanlara muhtacız Asrî bir milletin mühim seciyelerinden biri de ilim hâkimiyeti değil midir? Asrî milleti orta zaman cemiyetlerinden ayıran mühim fark din yerine ilme mevki vermesi değil midir? Orta zamanda itikadın ve kitabın idare ettiği yerleri bu gün hep ilmin fikirleri tabiatın kanunları idare ediyor. Bu faaliyeti mutlaka âlim. Dün dinle idare edilen işler bu gün ilim ile idare edilmektedir. Muasır faaliyet enmuzeci teknik faaliyettir. Cahil insanlarda da bir istisna halinde tecelli edemez. tabiyetten alır. itikatler.- 110 — Üçüncüsü: tekniğe müstenit faaliyet. yerine akla. Çünkü zekâsı ferdî zekâ değil. ve eseri mutlaka payidar olur. Gariptir ki bu faaliyet mütevassıt zekâlı insanlarda da tecelli edebilir. ilmî yani gayrı şahsî zekâdır. O halde dün dinin tuttuğu yerlere bu gün ilim geçmiştir.. Teknik faaliyet mutlaka eser vücude getirir. aklı selim ile faal olan mı. fazla olarakta aldatır. Kuvvetini mantıktan değil. hangisi?. rnütefennin insanlarda görürüz. Müsbet olmıyan şeylerin tabiatına uymıyan fikirler. Muasır faal adam ancak bir ihtisas sahibi olabilir. Bu faaliyetin zekâsı aklı selimin zekâsı değildir. yoksa teknik faaliyetin sahibi mi. Otomatik faaliyetin sahibimi. mantığın faaliyeti de birincisi kadar yıkıcıdı. Şimdi beğendiğiniz faal adam kimdir?. ananalar hayat meydanından hep koğuIuyorlar. hele otomatik faaliyetin bu bahiste hiçbir değeri yoktur.. Bu nevi faaliyet faaliyetlerimizin en yüksek şeklidir. hesaba. tecrübeye dayanan müsbet kanaatler geçiyor. Hattâ aklı selimin faaliyeti gibi zekâya onun kadar muhtaç olmıyan bir faaliyettir.

Muaşeret kaideleri ayni zamanda doğruluğun. Adabı muaşeret ince ruhlar gibi kaba ruhların yüzünüde cilalayabilir. Fakat umumî malûmların sahibi olmak. " Asrî olmak „ . Fakat bu mefhumların içine girelim ve onların içinde bulunanlara dikkat edelim. asıl bu kaidelerin doğduğu telakki farklarını taşımaktadır. binaenaleyh sathî kalmıya mahkûm plan malûmlar ile bir millet medeni tekâmülün zaruretlerim k vrayamaz. bu sermayelerin medeniyetin uzviyetile doğrudan doğruya münasebeti yoktur. Umumî malûmat sahibi olmak hele bunun bir derecesi köylüler. azaltmaktır. her hangi meslekte mutahassıs kimselere muhtaçtır. her yerde muhabbetle. iyi ve güzel kıymetlerin hür bir surette cevlânına engel olabilecek sebepleri kaldırmak. Asıl mesele millette doğru. Muaşeretini tanzim etmiyen bir milletin içtimaî hayat yüzü daima pürüzlü kalacaktır. salonlarda. " muasır millet „.. ilme dayanmak asri milletlerin mühim tabiatlarından biridir. işte âlimler. mutahassıslarıdır. kitaplarda. bir ilimde mutahassıs olmak değildir. Umumî. Bir milletin umumî muaşeret kaidelerine vakıf olması ve bunları hayata tatbik etmesi lüzumlu ve hayırlı bir şeydir. Hülâsa nereden hareket edilse " asrîlik „ mefhumunun . iyiliğin ve güzelliğin bir tecellisidir. bu hükmü bir kerre daha genişleterek diyebiliriz ki: Böyle bir millet en çok menfaatlere. Ne göreceğiz? Çok kerre umumî ve sathî malumlar. " yenilik „ " yeni adam „ sözleri derslerde. iştiyakla tekrar edilen canlı sözlerdir. "asrileşmek. Fakat cemiyet itibarile incelmek daha güç bir şeydir. çobanlarda dahil olduğu halde asrî bir milletin bütün fertleri için lâzımdır.— 111 — olmak. Çünkü bütün bu muaşeret kaidelerinin ehemmiyeti onları kukla gibi yapmakta değil. serbest söz söylemek melekesi ve salon muaşeretinden ibaret bir takım unsurlardir! Halbuki bu melekelerin. Asrî bir cemiyetin en çok muhtaç olduğu şey.

bütün istifadesinide birlikte kazanmış oluyoruz. hattâ ahlâkî düsturları ile aynen ve harfiyen getirmektir. ilmin vazifesinede katlanmak şartiyle.. Bu hayret sahiplerinin söylediği söz daima şudur! "Şu Avrupalılar ne çalışkan adamlardır!. ilmi anlıyan hakiki kanaat sahibi gibi ilmi isteyince ilmin bütün hürriyetini. Türk çok kerre ferdî zekâsının icabatım . Fakat bu medeniyetin hakiki sırrı çalışma saatlerinin daha çok olmasımıdır?! Bunu zannetmek doğru değildir. Fakat ezberci gibi değil. Usulsüz faaliyet ne işe yarar ? Avrupa memleketlerini ilk defa ziyaret eden bir şarklının intibaı ne olabilir? Ezici bir faaliyet içinde çalışan kütlelere ait intibaı. müsbet hakikatlere iriştirebîlecek olan yegâne kılavuzdur. müesseseleri. İnkılâbını yapmakta olan yeni Türkiye için büyük gaye şudur: Garbın ilmini bütün mevzuu.. vasıtaları. Onun için aslî bir millet mevkiinde ilmi istemeliyiz... Asrileşmek. O da asnn maddî ve ahlâkî hayatına imkân veren inkılâp umdelerini yakalamakla mümkün olacaktır. düsturu vardır. Bu faaliyette her şeyden ziyade görülmesi lâzım gelen bir şey varki o da "metot. bu asır da yaşamaktan fazla bir muvaffakiyettir. Akıl bizi.. İşte bu umdelerin başında " müsbet neviden olan her şey akıl içindir. Şu halde Avrupa medeniyetleri mevzuu bahsolduğu zaman gözümüze en çok çarpan onların çalışkanlığıdır. Fakat ilmin mahrumiyetlerine. „ İngiliz avamı da Belçikalı komşularım taktir ederken ona benzer bir söz söylüyorlar: "Şu Belçikalılar ne çalışkan adamlardır!. dur Avrupalı adam ilmî bir metot içinde çalışan adamdır.— U2 - kökleri vicdanın pek derin tabakalarına kadar iniyor.. kapları. bütün feyzini. usûlleri. ilmin yorgunluğuna.

Bu metot fikrini yalnız tayyare ve demiryolu yapmak hususunda değil. Bütün servetini bir çocuğunun elbisesine ve oyuncaklarına sarfederek geriye kalan dört beş çocuğu aç ve çıplak bırakmak doğru değildir. Ben bu ayrı çalışan ve ayrı eser vücude getiren yalnız adam sevkitabiîsinden ürkerek dayima şu cevabı veriyordum: Keşke o adam bu geniş ve ıssız caddeleri vücude getirmeseydi. bamye. kanaat sahibi olan adam yer yüzüne yayılmak ve bir hayvan gibi çalışmak sevkıtabiisinden uzaklaşacak. Nihayet ilme istinat etmiyen kaba bir tecrünin esiridir. Çünkü imar mefhumu alelitlâk genişliğin müradifi olamaz.. en basit bir ticaret işinde bile kabul etmeliyiz. şöhreti için vesile.. ferdî hassasiyeti onu mümkün olduğu kadar çok bel bellemiye sevkedecektir. toprağı mütemadiyen ayıkhyacak beli âdetten ziyade derin vuracak ve türlü vasıtalarla bu toprağı islâh edecektir. fakat inadına ıssız yollarını göstermişlerdir: "Şu geniş caddeyi görüyor musunuz ? İşte bu filân belediye müdürünün eseridir. belki ilmî bir usûlle çalışan adam demektir. İşte. muayyen tekniklere malik olmalarıdır. Bana kaç kere Çamhcalann kırk elli metro geniş. dikmek için bel belliyen iki adam tatsavvur ediniz. demişlerdir. Ferdî zekâsı. Bunlardan biri bel bellemek işinin içtimaî tecrübesine henüz malik değildir. Bizi onlardan ayıran avrupahlann cemiyetçe tatbik edilen asrî usullere. Medenîlik mutlaka çok çalışmak. Şu halde medeniyetin faaliyette tecellisi doğrudan doğruya azlık veya çokluk şeklinde olmuyor. Öyle ise "Asrî adamn alelitlâk zeki adam değil.. yahut teşkilât.. Fakat usullü çalışkanlık onları bizden katiyen ayırabilir. en ufak bir sanaatte. Bir ayile hayatında . yahut içtimaî bir tesanüt şeklinde oluyor. metot yahut prosede. tecrübe. fakat Üsküdar belediyesinin bütçesi için bir mezarlık açmasaydı! . en adi bir işte bile: Fasulye. Fakat usûl. Onun için alelıtlak çalışkanlık onları bizden ayıramaz. çok geniş caddeler açmak değildir.— 113 - takip eder.

daha mutabık bir hayal bulunabilir. Yalnız şehir idaresinde değil. Fakat her halde yalnız başına tetriç. Tekâmül için daha canlı. Çünkü tetriç tekâmülün dayimî bir vasfı değildir. Hakikati halde tekâmül ne mazinin aynı. fakat maziden yeni bir mahsûl vücude getirmek üzere gebe kalan bir haldir. Tekâmülün birdenbire olan safhaları da vardır. Yoksa bir türk inkılâbı derece derece ve muntazam bir surette tahakkuk etmesi lâzımgelen makul.— U4 — olduğu gibi bir şehir imarında da tatbik edilecek adalet düsturları vardır.. bu günkü neticelerden mahrum olacaktık. Bir hal ki mütemadiyen istikbale doğru şişer. metodik faaliyetin bir müradifidir. muntazam bir hareket olamak lâzımgelirdi. Mefhumlara esir!. Hakihati halde takâmül ne tetricî. mefhumumlara esirdir. Bizim sakat fikirleriniz yalnız tekâmül bahsine ayit değildir. ne de bu mazinin gayrıdır. Eğer bunda mühendis intizamı ve akıl mantığı şart olsaydı. Çünkü fennî olmıyan. belki maziden müstağni kalmıyan. Fennî olmıyan çalışkanlığı beğenmiyelim ve nafile cesaretlendirmiyeiim. yahut intizam hayali ona yabancıdır. Her sahede asrî faaliyet. yani makul ve şeylerin tabiatine uygun olmıyan faaliyetler mutlaka yıkıcıdır. temiz ve işlek bir hale getiremiyen bir idareye asrî diyemem. Şu veya bu süsü yapan fakat elindeki şehri bütçesiyle mütenasip bir derecede sağlam. tetricî. Gene " Son saat „' in sayfalarında idi. Halbuki inkılâbımız anî gibi olmuştur. Belki tekâmül yaratıcıdır. Burada içtimaî tehavvülleri bir hattı müstakim hayaline irca eden akliyecileri tenkit etmiştim. Zekâlar vardır. Mu- . " Tedricen ! „ Serlevhalı bir makalem çıktı. ne de mutlak surette anîdir.

bir nevi insandır. Cesaretin. sabır ve sebat hakkında da bir çok fikirleriniz vardır ki hakikati halde bunlar hasta klişelerden başka bir şey değildir. bazen de mazi için daha az müşkül pesentiir. ^ Cemiyete küskün adam! " Cemiyete küskün adam „ . Bu mefhumlar eski cemiyete göre düstur olarak kifayet eden şeylerdi. eski harsın sür'ati iptidaiyesidir. bu. meslek muhitlerinde dayima böyle insanlara rasgelmek mümkündür. Çünkü bizden evvel yaşamış bir cemiyetin mirasıdır. Cemiyte küskün adamın mantığını yoklayımz. düm düz bir sebat „ ve inatçı bir sabır „ yerine gerek ferdin gerekse cemiyetin hayatında cesaretin. ayile. fikirlerinin seyrini kovalayınız. Yeni neslin terbiyesinde metafizikî hükümlermizin de mesuliyetini idrak edelim Din taassubunu kaldırmışken yerine tefelsefe taassubunu koymıyahm. Öyle ise niçin bu mefhumları taşıyoruz ?. sabrın. Fakat pek mudH ve pek müterakki olan yeni hayatımızı idareden acizdirler. Bunlar tabiî kuvvetlerdir. istikbalden ümitsiz. Bunlarında kendilerine mahsus hudutları ve nihayetleri vardır. sebatın her şey olduğunu gençlere öğretmekle çok bir şey kazanmış olmayız. Bunları bize kazandıran asrî ve felsefî tefekkürümüzün faaliyeti değil. memnuniyetsizliğini ispata çalışan bir dikkatle karşılaşacaksınız: . sebatın canlı vazifesini öğretmek doğrudur. Tenkit eder.. Hayatta. Bunlar şuun ve hadisatı aşan mutlak kuvvetler değildir. ümit. Biz ana ve baba hikmetlerinden ziyade ilmin muttalarına ve yalnız ilim mutaları üzerine kurulan bir felsefenin terkibçi mefhumlarına muhtacız. Şu halde " mutlak bir cesaret. sabrın.lig vaffakıyet.

en afakî bir müşahit ve rasıt mevkiinde tekrar ettiğine sjzi inandırmak istiyecektir. Onun için cemiyete küskün adamla münakaşa ederken hep bu ilmî ihatasizlıkla.. Cemiyete küskün adamın siyasî vaziyeti ekseriya dar bir muhaliflik şeklilde tecelli ediyor. Halbuki bu küskünlerin dar zekâları hakikati halde siyasî bir idareyi besliyebilecek içtimaî tekâmül telâkkisine malik değildir. yahut hüküm ve muhakeme işlemiyen esrarengiz derecede münferit bir kabiliyete atfetmekten ibarettir. bu hodbin hassasiyete çarparız. Cemiyete küskün adam tipinin menşei marazîdir. O halde cemiyete küskün adamın tevekkülünü fikrî mantığında. şahıslara yükletmekten. ve aynı zamanda hodbindirler. Hodbin hassasiyetleri ise siyasî faaliyetin muvaffakiyeti için elzem olan fedakârlık şimesiyle de kabili telif değildir. Hayır. Cemiyete küskün adam hakikî bir müdekkik. Salim bir cemiyet adamı dayıma mefkûrecidir. bürokrasinin» zararlarını. ehliyetin takdir edilmediğini. Bu menşe bizzat cemiytin hayatında hasıl olan boşluklardadır.. Ve bütün bunları en bitaraf.. İlâh. mekteplerin eskisinden daha geri olduğunu. Muayyen fertler içtnaaî hayatı sıkıca yaşamadıkları. Fert bu faaliyeti. Salim bir cemiyet adamı dayıma faaldir. ilmî bir mütefekkir midir?. Cemiyete küskün adamın zihnî faaliyeti iki şekle irca edilebilir: Bir yandan içtimaî hadiselerde zaruret tanımıyan bir teffekkür. mefkureciliği kaybettiği dakikada artık hastalanmıştır. cemiyt maneviyatını şidditlice taşımadıkları için aynı zamanda bedbin.— 116 — Bu dikkat mütemadiyen sokakların kirliliğini. çünkü bu zekâda ilmin en mühim temeli olan icap ve zaruret fikirleri yotur. size söylüyecektir. yahut dar hodbinliğinde aramak doğru değildir. bir yandan da ferdî endişelerden gelen bir memnuniyetsizlik. Küskünler cemiyet . Cemiyete küskün adamın bütün fikrî faaliyeti küskünlüğüne sebep gösterdiği hadiseleri muayyen fertlere.

O halde cemiyet içinde bobinleri. mefkure veren bediî ve manevî muhitlerini uyandırmakatan başka çare yoktur. hafıza veraseti değil. neşe. Şu halde mütebahhirin teşekkülünde terbiyenin rolü mahdut demektir. . Fakat bu ehemmiyet bir dereceye kadardır. Rolü daha ziyade icat rolüdür. Bir çocuk bu veraseti taşımıyorsa ne kadar terbiye edilse de mükemmel bir hafızaya malik olamaz. belki bir teşkilâtçıdır. Şuhalde mütefekkire lâzım olan. Elverir ki bu malûmat usulü daiyresnide tedarik. Filân adam tarih alimidir . Halbuki kuvvetli bir hafızanın en büyük sebebi verasettir. mukayese. Bunlar cemiyetten koparak yalnız adamın tabiatine ricat etmektedirler. tahkik ve tensik edilmiş olsun. Mütefekkir bir toplayıcı değil. Demek mütefekkir hazır fikirleri tefekkür eden adam demektir. Filân da atikiyat ile uğraşır. Yalnız başkaları tarafından bulunan bu malzemeyi kullanarak eser vücude getirir. Halbuki mütefekkir. Mütefekkirin asıl cihazı tasnif. izah. Mütefekkir İlmi bipayan insanlar vardır. vecit. Mütefekkirin teşekkülünde hafızanın rolü mühim midir? Şüphesiz bir bakıma öyledir. morfoçya alimidir. Mütefekkir hıfzu tahattur ve tahsil hususunda mütebahhirin dehasını gösteren adam değildir. Filân adam mükemmel bir nebatçıdir. bambaşkadır. bedbinleri azaltmanın tek çaresi içtimaî mevcudun bilhassa haz. Bu adamları türlü sıfatlarla tavsif etmek ve derya misali olan ilimlerinden dolayı takdir etmek pek tabiîdir. Mütefekkir fikir binasının malzemesini bulmaz. Mütebehhirin teşekkülünü hazırlıyan en mühim meleke kuvvetli bir hafızadır.— 117 — denilen manevî terkibin inhilâl eden cüzü fetleridir. farz ve tahmin kuvvetidir. Yeni cemiyetimizi ahlâkî ve bediî zevki idrake müsayit cihazlarla zenginleştirmek lâzımmi geliyor.

Mefhumun öldürdüğü adam! Anadolu'dan geldiğim zaman " Acaba güvelerini yedi ? ! „ diye bermutat büyük dolabın altındaki gözü çektim. resim dersanesinde idik. Çünkü mütefekkir hafızasının noksanını türlü tarikler ve kolaylıklarla dahi telâfi edebilir. kabartma çiçekler» renkli şekiller. dıvarlann sadeliği. bu usuldür. fikir adamlarının azlığından değil. gayet temiz giyinmiş yirmi. " Parlak zekâlar „' a kıymet verecek yerde. ölgün. mütefekkirlerin ruhunda oluyor. sualine verilecek cevap gayet basittir. Ancak tebehhurun da. Alçı keykeiler. Şimdi yeni Türkiyenin muhtaç olduğu fikir adamı hangi cinstendir. Sehpalrı karşısında çalışan. Çünkü milletin fikir hayatının mey vasim toplattıran teşekkül. hele sekenesinin huşu ve sükûneti burasını eski bir yunan mabedine benzetiyordu!-. Onun için bizim tedrisat hayatımızda mühim olan şey.. Orada bir İkdam gazetesinin yaprakları arasında sakladığım resim koleksiyonunu karıştırmağa başladım. Mekteplerimizde ve ilim müesseselerimizde adet kıymeti yerine keyfiyet kıymetini koymalıyız. Solgun.. bir tefekkür usulüne malik olanların kıymetini düşürmemeliyiz. yağlı boya bir ördek resmi. usul sahiplerinin kıtlığından şikâyet etmelidir. yirmi beş kız çocağu resim yapıyordu. merhum Teke Zade Sayit Bey'dir. ilim tekniğine malik olmıyan bir adam için ilim yapmak ümidi yoktur. Türkiye fikir adamının her cinsine muhtaçtır.— 118 — tam ve mükemmel bir tefekkür cihazıdır. Türkiye. çocukların lisanı kadar masum şeyler L Onu bana hediye eden zat. Kara kalem heykel başlan. Fakat tefekkür usulüne. Sanatkârı beş altı sene evvel bir mektebi ziyaret ederken tamdım. tefekkürün de usulleri memleket için pek yenidir.. .

" Teke Zade „ unvanının benim hafızamda derin bir hayali vardır: Vefa idadisinde talebe olduğumdan beri Şehzade başından geçer.. insan kafası. Resim yapan kızlar hiç kımıldamaksısın gözlerinin ucu ile bize baktılar. ora da bir dükkânın camekân içerisinde ki yağlı boya insan resimlerini: köylü. Bu mevzular bize o kadar garip o kadar cür'etkârane gelirdi ki!.— 119 — Sınıf o kadar çıplak ve beyaz. orta yaşlı. aynı hürriyetle atılmış bulurduk. satıc kfalarım seyrederim. mühmel fakat. hurda ve kati çizkiler zevkine isyan edercesine kalın. dedi. Bizi görünce yaklaştı. İşte biz. hele hamalların. hamal. bariz. Köşede. ve evlerle oyalar. alkişhyan bir üstat vaziyetinde. Müdirenin odasına döndüğümüz zaman kendisinden bahsettim. çalışkan kızlarının eserini koruyan. Mekteplerde aldığmız resinf dersleri bizi hep mikâp ağaç. Çünkü . Zeki kadın derhal bahse lüzumu kadar ehmmiyet verdiğini ispat eder bir vaziyet aldı... altındaki " Teke Zade „ imzasını da aynı canlılıkla. İmzanın sahibine karşı uzarktan uzağa bir hürmetimiz vardı.. Müdirenin bu cevabından çok memnun oldum. satıcıların kaba ve kalın suratları çirkin hissiyle klâsik tedrisatın haricinde kalırdı!. Hemen şu sözleri söyledi: — Evet! Teke Zade bizim için alelade bir resim hocası değil. o kadar sade ve heybetliydi. Mektepte kendisini görünce san'ati gibi şahsı da dikkatimi celbetti. resmi ve kâinatı bunlardan ibaret zannettirirdi!. tıknaz bir adam duruyordu. İnsan resmi... göziyile. inadına canlı ve mistik idi. bir insanı kâmildir. Kendisim bize — Resim muallimimiz Teke Zade Sait bey. resim ve model hakkına eski telâkkilerimizi yirtan bu canlı halk resimlerinin meftunu olurken. ve eyiye olan muhabbetiyle kızlarımız için büyük bir mürebbidir. Teke Zade'nin resimleri eski. diye takdim ettiler.. Bu hareketsizliklerinde bir mahviyet ve bir selâm manası vardı. fakat şahsiyle.

. İşte ne şahıs ne de kasıt mahiyeti olmadığını ilân ettiler.. bütün muvaffakiyetleri. inceyi anlamak itibariyle taş devrinde çalışan iptidai insanların seviyesinde kalmışlardır!. Fakat netice hasıl olamadı. Çünkü doğrudan doğruya kendi işi değildi. bir musikişinas hakkında yalnız böyle söylenmesini istiyordum . "Sırası gelince ona başka bir ders daha vereceğiz» dediler. terbiye ve insanlık namına protesto ettim. " Güzel „ denilen hak ve hakikat karşısında yirmi yirmi beş kızın büyük şuurlarla çalışması sizin için. bu adamların bir mantığı ve memleketin idare usûlleri varmış!. Bir memleket için ne garip. "Acaba güvelermi yedi!w diye telaş ettiğim güzel kolsksiyon işte budur. Bu teşkilât ve ıslâhat o kadar gücüme gitti ki o zaman mevkii iktidarda bulunan büyük bir memura müracaat ettim ve haykırdım: Hükümetin. gruptan bahsettiler. ne meşum talihsizliktir yarabbi!. Bütün bu talebeyi. Bu. Hep kaba görürler... idarenin bu hareketini sanat. İşin tamiri için lâzımgelen teşebbüste bulundu.— 120 — bu hükümler benim hislerimi okşuyordu: Ben. usuller çalışa çalışa ve bu "pedagojiye muvafık„ ıslâhat " terakki „ ede ede varmış. dersi bam başka düşünen idare adamları. bütün hisleriyle pencereden aşağı atmıştı: Ziyaretten bir iki ay sonra Teke Zade'nin derslerini elinden aldıklarını işittim. bir ressam. hocasını. talimattan. Bir de bu tebeddülat kanuni ve mantıkî bir çerçeve içinde yapılmıştı. Ziyaretimi müteakip Teke Zade hatıra olarak güzide çıraklarının resimlerinden bir koleksiyon yapıp bana günderdi.. bir milletin ruhu için iflâs değil de nedir?!. Ben öylelerini gördüm kü güzeli. memleketiniz için manevî. Muhatabım şüphesiz izan sahibi bir zatti. hattâ maddî bir kazanç değil midir? İşte ben de aynı sebepten dolayı memnun ve mes'ut bir ruhla bu ziyaretten avdet ettim. intizamdan. Nizamdan. Kız Sanayi Mektebinin resim dersini tahta kollariyle yakalamış. hep katı düşünürler!. muallimi. Bu mantıklar. Onun için istiyordum ki sanatkârlar her yerde çok sevilsin. usulünü.

bütün çıplaklığiyle imana kalbolmuş bir fikridir: Kanun... adalet. bu ruh beni boğuyor! Ben artık nasıl yaşıyabilirim. nizam. oazil ve ilga vak'ası öldürüyor. çıldıran ve intihar eden enesinin sözleri imiş! Tam beş gün sonra "Teke Zade öldü!n dediler. Diğeri bütün basitliği. Bu mektupta güzel rıkkası ve açık türkçesi fakat aynen hatırımda kalmıyan bîr ifade ile hislerini anlatıyordu. Doğrudan doğruya hiç bir hakikat öğretmezler. Ben bu haberi işitince dondum kaldım! Sonra tabiat ve ateşte çok haksızlık etti. gibi bütün mefhumlar canlı. Mücerret olarak hiç bir manaları yoktur. mücerret düsturlardır. ruhsuz bir ceset gibi tutunamaz ve artık yaşiyamaz bir hale getirdiler! Benim dersimi benden.— 121 — Teke Zade benim bu hasbî mücahedemi işitmiş. hür ve yaratıcı hayattan çıkarılmış cansız. Bu ölümden yalnız sizi haberdar ediyorum. bu mümkün?! Beş altı gün sonra ben öleceğim. Hayat için hiç bir . İzmir'de bulunduğum sene kütüphanemin bir tarafında sakladığım bu mektubu. yalnız size borçluyum. benliğimden kopardılar! Ve onu hisle.. Şimdi Teke Zadenin hayatından bana kalan yadigâr ikidir: Biri İkdam gazetesinden bir kefene sarılmış on on beş parça baygın ve solgun bir resim koleksiyonudur.. " Beni öldürdüler! Çünkü dersimden ve kızlarımdan ayırdılar. suru.. Şimdide aynen beni zillet öldürüyor. hayatta mevcut olan manalara delâlet ederler. Şimdiye kadar beni yaşatan namus ve gururdu. Bütün hayatımda saimi. Size rica ediyorum.„.. elyazısını yaktı. ruhumu en yakından anlıyan siz oldunuz. Son günlermi size. talimat. hayattan öğrenilen hakikatleri ifade ederler. milliyetle hiç bir dostluğu olrauyan bir adama verdiler! Ruhum kayniyor. Beni emelsiz bir ruh. bunun üzerine bana bir mektup yazıyor. Herkese bildiriniz ki beni yalnız o vak'a. Hakikatte sanatkâr yanılmamıştı: Sözleri. sanatle. hak.. namus.

bir takım hayat ve tecrübe aptallarını ilim... Bunlar mutlak surette ne bir hak. bedahetsiz mefhum. ruhsuz bir beyin gibidir.. Hissiz. ben size: "Ruhsuz beyin yaramaz. "Kaş yap ayım! „ derken göz çıkarırlar. "Bana beyin lâzım değilmi ?!„ demeyiniz. O esnada yanımda asistan vazifesiyle çalışan genç bir Ffendi vardı. Aramızda şöyle bir muhavere oldu: — Eşyayı taşıtmıyacak mıyız efendim? — Hayır. Canlı olan hakikat. . Nasıl söyleyeyim bilmiyorum kü!.. kanunla mektep yıkarlar. remzidirler. zekilre hizmet ederler.. irfan. Bıraktığım odada tirşe renginde güzel bir kumaşla kaplanmış beş altı parçadan ibaret yazıhane mobilyesi bulunuyordu... ne de bir hakikattir.— 122 — zekâ vermezler. Fakat hiç bir zaman hayatın kendisi ve selâmetin kendisi değildirler. Bunların arasında bir de amerikankâri. diyorum. bu da elverme zse. Her biri birer mefhumdur. yakinsiz. Yeni odaya yalnız bana ayit olan eşyayı naklediyordum. Birtakım akılsız ve izansız adamları. — Fakat hiç olmazsa bu amerikan koltuğu burada bırakmasak?. fikrin hayatı selâmeti için elzem şeylerdir. selâmetsiz bir müfekkire. Kaplumbağalr gibi İşaret etmek istediğim haleti ruhiyyeyi şu vak'a ile teşhir edebil irim: Harbi Ummî esnasında Darülfünun'da ders veren Alman müderisleri memleketlerine döndükleri zaman bizim darülmesainin yerini değiştimek lüzumu hasıl olmuştu. bunlar burada kalacak. oludur. terbiye ıslâhat mefhumlariyie oynatmayınız. alçak istirahat koltuğu vardı. bu zihnî mefhumlar haricinde yalnız tabiatte ve vicdanda gömülüdür. Belki hakin ve hakikatin kelimesi. Mefhumlar. izansız. nizamla adam öldürürler!.

. Bu kadar açık ve temiz bir itiraf karşısında takdir ve hürmet duymamak elde değildi. benim için yeni bir şey.. kendi şehvetinin uşağı farzederek serbeslik davasında bulunuyor? Niçin bir nazır iki üç bigünahı. Bir kaç gün sonra beni tekrar gördüğü zaman samimiyet ve mahcubiyetle şu sözleri söyledi: — Efendim size bir şey söyliyeceğim: Geçen gün koltuk için vrediğiniz cevap doğrusu ya beni düşündürdü..— 123 — niçin?! — Ffendim çok güzel bir şey. takımın parçası. itiraf ederim ki. Yalnız bir az şaşırır gibi oldu.. Asistanın bu cevabı pek masumdu. aynı renkte. Bu koltuktan şimdiden sonra da o istifade etsin olmaz mı?. Buraya diğer bir muallim gelecek. — İyi ama azizim.memlekette garip bir haleti ruhiyenin. . koltuğu sürüklemediğimizden dolayı bu gün âdeta içimde sevinç duyuyorum. Bu basit cevabım üzerine sesini çıkarmadı. Vukuatı böyle geniş bir çerçive içinde görmek bizim için lüzumlu bir şey olacak. müdafaasız: memuru azletmekte kendisini selâhiyettar buluyor? Niçin ve neden ?! Bütün bunlar ... Hem de burası bir darülmesai olacak. Aynı zamanda bu tahsil görmüş genç ruhu. öbür tarafta buna benzer bir şey yok. bu koltuk. aynı tarzda ypılmış. bunu düşünmek vazifemizdir Bunun gibi daha bir çok sualler hatıra geliyor: Niçin bu muharrir dünyada yalnız kendisini doğru düşünebilir farzediyor? Niçin bu kadın bütün hayatı... hatta daha evvel bir nevi duyuşun eseri değil midir ?.. Öyle bir his ve hayat kaplumbağası kî bütün kâyinatı.. niçin bu kadar hasis kalmış. Bunu diğerlerinden ayırırsak yazık olur. tarzı muhakemeniz. cemiyeti kendi arzusunun. Bütün bu hallerin müşterek seciyesi hodbinlik değil midir ? Bütün bu kimselerin ruhunda bir kaplumbağa yatmıyor mu ?!.. tabiat ve insaniyeti kendi kabuğunun altından seyrediyor. bir anlayışı ve düşünüş tarzının. Her halde alalım.

kendi nefsi haricindeki mil'î.- 124 — İşine gelirse başını çıkarıyor. ahlâkî heyecanlariyle felce mahkûm kalıyor. Bu haricî ve maddî tahsil ferdin malûmat. Bu sayede fert kendi üzerine katlanır. tesanüdü muhafazaya herkesten ziyade memur olanların bu işteki vazifesi gaeyt sarihtir: Mekteplerde bilhassa pu mütebayit anümerkes olan kuvveti tenmiye etmektir... Bu künkü mektep muallimleri ise gençliği hep " Fena filmal „ muvaffakiyetine eriştiriyorlar!. vicdaniyle değil. Bu maksat için .işletiyor. menfaatini tanıyabilecek. Eski tekke mürşitleri mütebait anümerkez olan telkinleriyle müritlerini " fenafülâh „ sırrına mazhar ederlerdi. ağziyle ve midesiyle seviyor !. dayıma bir fikir ve eşya tahsilidir. rızkını kazanabilecek. Bu sayede fert kendinden geçerek gayra. kimya. hesap. Bizim maarifimizle iyi tahsile muvaffak olan bir genç belki iyi bir müstahsil. tahsilimizin bu işteki hissesi. Çünkü tahsilimiz hemen bir fikir ve eşya tahsilidir: Hikmet. sadece aklı işletiyor. Şeklinde. eğer zarar geleceğini sezerse gene o başı içeriye çekiyor! Bütün mevcudatı ruhiyle. Vahdeti. hakka kavuşur. hendese. istihsal gibi sırf ferdî ve intifaî olan melekelerini .. Bu sayede ferdi hayat kavgasına hazırlamak maksadına yarıyor. muvaffakiyeti nedir ? Kaplumbağa sevkjtabiîsi yerine lâzım olan insan şuurunu koyabilioyr miyiz ? Maalesef hayır. bediî. Acaba bu menfaatperestliği ruhlardan kovmak için ne yapıyoruz ? Bütün maarifimizin. Hulâsa bizde mektep kalbi yaşatmyor. zekâ.o da muvaffak olmak şartile . fakat başkalarının istihsaline. insanî hakikatlere ne derece inanacak ve tapacak?! Garplı bir mütefekkirin tabiri veçhle ilim ve talim fert rçin mütekarip ilelmerkes bir kuvvettir. Hars ve terbiye ise mütebayit anümerkes bir kuvvettir. Fakat bu uzvî ve fikrî faaliyetler haricindeki şuur âlemi: dinî. başkalarının emeğine. kozmografya. iyi bir işçi olabilecek.

Siyaset endişesi yahut cehalet saikasiyle yapılan her türlü ıslâhat yapanlarla beraber gidiyor. talimler kadar hissi.— 125 - fikri. Bunun yegâne çaresi butun maarif teşkilât ve ıslâhatını her gün değişen memur ve memuriyet işi halinden çıkarıp felsefenin âlemşümul esaslarına bağlamaktır.. Bütün bu indî ve keyfî icraattan kalan eser. . Mektepler yalnız maddiyat ve müspetat itibarile değil. zekâyı tenmiye eden ilimler. ancak ezilen ve üzülen bir hayattır!. bilhassa maneviyat ve vicdaniyat noktasından da islâh edilmek lâzımgeîir. vicdanı sınırlandıracak harslere. terbiyelere mevki vermek lâ~ zımgeliyor.

.

içtimaiyat .

.

fayidesi âlemşümul bir esere tesadüf edilemiyeceğini artık öğrenmiştim. Muallim coğrafyayı okutmuyor. Say isminde büyük bir mektep vardır. yaşatıyordu. Bu muvaffakiyetli hocaya. Beni derhal tanıdı. selâmlaştık.— 129 — Anadolu meçhul bir ülkedir Bundan dört ay evvel Anadolu'da yapmak istediğim tetetbu seyyahatine medar olur diye bir coğrafya kitabı arıyordum. Sırf bir nezaket olsun diye ders hakkındaki mütalâamı sormakla söze başladı ve nihayet şu sözleri söyledi: — Biz Fransızlar coğrafyayı az bilmekle ismi çıkmış bir milletiz! Biz coğrafya cehaletinin zararlarını memleket 9 . bu sayede mevzu üzerindeki ihatasını arttırdıkça arttırıyordu. Tesadüfen yanımda oturan zat biraz evvel dersini dinlediğim coğrafya hocasıydı. Darülfünunda hayli zengin bir coğrafya kütüphanesi vardır. Memur bana bu maksat için rehberlik edebilecek hiç bir kitap bulunmadığını söyledi!. bu âlim san'atkâra karşı kalbimde bir hürmet uyandı. iki yüzsahifelik bir eser bulunmuyor ? ! Gerçi kütüphanede Anadolu'nun ahvali tabiiyesine ayit almanca büyük eserler yok değildi. O aralık zihnim on senelik bir hatıra üzerine katlandı: Paris'in Auteuil taraflarında Ecole J . Yüzlerce. B. Bir gün bu mektebin yüksek sınıflarının birinde coğrafya dersi dinliyordum. hayat ve medeniyetini tanıtabilecek. binlerce eser arasında nasıl oluyor da bir Anadolu seyyahatini tenvir edebilecek.. Desrten sonra otobüsle şehrin merkezine iniyordum.. Bu cevap beni şaşırttı. Adeta insan bu muallimin ifdesini canlı vukuatın şahidi gibi merak ve heyecanla dinliyor. İşime yarar bir şey bulurum ümidiie kütüphane memuruna müracaat ettim. Fakat ihtisas maksadiyle yazılmış olan bu hususî eserler istisna edilince Anadolu'nun bilhassa ahvali beşeriyesini.

Meşrutiyetten sonra bu ilim sahesinde yapabildiğimiz §ey nedir ? Birkaç klâsik ecnebi kitabının kaba saba ve çok kere eksik tercümelerinden ve bunları programa mu* vafıktır diye mekteplere sokup çocuklarımıza ezberletmek ten ibaret değil mi ? Daha sonra bu kitapları daha süslü.vererek ve iktisat sahesinde diğer milletlere mağlup olarak ödemişizdir.. Bilmem siz Türk* ler coğrafya için ne yapıyorsunuz?. on dört sened enberi memlekette ne bir coğrafya heyecanı hasıl oldu. Bugün el'an bunu düşünüyorum.. namuslarının muhafazası için dağlara çıktıkları zaman. Belki her iki hükümde yanlıştır... her keşçe meçhul olan Anadolu ruhunun en tabiî ve en basit bir hadisesi. Bir kere bir Fransız ağzından coğrafya cehaletinin bu kadar açık itiraf edildiğini işitmek tuhafıma gitti!. Onun için son zamanlarda bizde de bu ilme çok ehemmiyet verilmeğe başlandı. Fransız mualliminin bu sözleri beni bir kaç cihetten hayrette bıraktı. bir aksi tesiridir. daha büyük bir kudretin şu dakikada sahiptir.!. O derecede ki bu meçhul ülkenin meçhul seknesi.. daha fazla resimli bir şekle soktuk değil mi? Bu sırada bazı ferdî ve mahallî muvaffakiyetler de var. ne de bir coğrafya ilmi teessüs edebildi.. Fakat bundan sarfınazar. Belki de Anadolu akla daha çok hayret verici.. ruhunu bizim gibi tanımıyan Avrupalılar "Taassup galeyan etti! „ dediler. dediler!. Sonra biz "Türkler coğ rafya için ne yapıyoruz ?! „ diye düşünmiye başladım. Asırlardan beri Anadolu'yu idare etmek iddiasında bulunan İstanbul münevverleri ise aynı harekete "Basübadelmevtw yahut "mucize.. Belki de "taassup ve icaz» dediklri bu isyanlar. Fakat gene hiçbir şey bilmiyoruz! Ne . Kendi kendime dedim ki: Vidalde la Blache gibi büyük alimlere malik olan bir memlekette kendini coğrafya bilmemekle itham edebilirmiş!... Neticede Anadolu denilen esrarengiz ülke şimdiye kadar Afrika içleri gibi karanlıkta kaldı!.

ince ve derin bir hayatı olduğunu hatta muhtacı ispat bir farziye gibi söylemek bazı ukalâlar nezdinde bir cür'et sayılıyor. zevkimizin. demiyor!.... taassup ocağı !„ diye tarif ve tasvir edilirken kimse bu insanlara "yanlış ve günahtır. mübalağaya atfediliyor. Belki millî zaruret ve İstıraplarımızın yaratacağı bir fikir kahramanı bir gün bu meçhul ülkeyi ilmin vasıtalariyle keşfedecektir. toprak yığını.- 131 - maddî Anadolu'yu ne de manevî Anadolu'yu. tezyinat ve tefrişatı. lâkin mazül bir kaymakam ağzından dinlendiği gibi bellenen sahte bir Anadolu fikri bizim için dayima yanılmak ve aldanmak vesilesi olup kalacaktır! Bizde bu memleket. Anadolu'nun ruhu duyulmadığı. Belki o zaman eski medeniyetlerin. . ırmakları ne de zevki. dehası. kıtalarla ödedik. yani toprak ve ruh tanımamanın zararını Fransızlar gibi memleketlerle değil. ticaret ve ziraatimizin kuvvetlenmesi için lâzım olan usareyi bu yeni âlemde. hiç anlaşılmadığı halde bu ruh "ölmüş ve çürümüş! „ diye takbih edilirken bu sözler "yalan ve cehaletn sayılmıyor!.. mimarisi.. coğrafya bilmemek günahının cezasını bu güne kadar kanlar dökerek çektik!. bediaların eserleriyle karşılaşan bir Kurunu Vusta nesli gibi bizim neslimiz de uyanacaktır.. san'ati. Anadolu meçhul bir ülkedir! Üç aylık bir seyyahatten sonra müşahedatımı dinlemek istiyenlerin huzurunda Anadolu'nuu kendine mahsus bir ruhu. ahlâkı mefkuresi hakkında sarih denilebilecek bir fikrimiz yoktur.. Anadolu'nun ne dağları.. meçhul ülkede bulacağız. Lâkin gariptir ki hiç bilinmediği halde bu ülke kendisini tammıyanlar tarafından " harabezar. Aynı zamanda san'atimizin.

değişmektedir. Yoksa ne dışarıdan eklenecek bir yama. O halde terakki meselesini vazedebilmek için her şeyden evvel bizzat yaşıyana hürmet etmeniz lâzımdır. Terakki varsa terakkinin amillerini hariçte aramıya lüzum yoktur. Siz bu hayatlar w nasıl terakki edecek ? n sualini sorarken onları esasen " terakki etmiyor „ farzediyorsunuz! Zannediyorsunuz ki memleket duran.. O.. Gene zannediyorsunuz ki " terakki „ hariçten gelip bu katı ve cansız cismi harekete getirecek yabancı bir kuvvettir. Bir gün Darülfünun gençleri bana şu suali sordular: — Efendim memleket nasıl terakki edecek ?.. ne de nefhedilecek bir havadır.. Bir millet ne halde . Biz Türkler her gün her yerde bu gibi sualleri işitmek talihindeyiz. Bunlar başka meseleler ! Esasen memleket.. hakkındaki fikrinizi tashih etmek mecburiyetindeyiz. o neviden daha başka sualleri de hatırlattı:: — Ziraat nasıl terakki edecek ? ticaret nasıl terakki edecek ? Sanat nasıl terakki edecek ? Maarif nasıl terakki edecek ?..— 132 — Nasıl terakki edecek ?!... Tçrkki her yaşıyan mevcudun hâl ve şanıdır.. bu fikriniz tamamiyle yanlış! Memleket canlıdır. katı. hayatın kendisidir. Bence mühim olan cihet yalnız bu cevapların doğru veya yanlış olması değil. hatta terakki ediyor.. Bütün bu suallere verilen doğru yanlış bir takım cevaplar vardır. Ama diyeceksiniz ki bu terakki ağır oluyor ve yahut bu terakki şu merhaleye varamamış. kımıldamıyan. Ben de o felsefeyi düşünerek şu cevabı verdim: — Bu meseleyi halletmek için evvelemirde memleket» sanayi. fikrinde terakki var mı yokmu ? Mühim olan nokta budur. Çünkü terakki bünyevî ve dahilîdir. Hayır. cansız bir şeydir !. asıl bu suallerin istinat ettiği felsefedir. maarif. Bu sual nazarı dikkatimi celbetti.

Bu muhabbeti duyduktan sonra. O ufak muvaffakiyetleri. şer... terakkisi anlaşılmaz. hayatın kendisine dönelim ve kalpgâhına yerleşelim.ceht akıl sahesinde ilimdir. sokakta. ruhun maddeyi yenmek hususunda sarf ettiği can hamlesidir.. Cehil. ölümü. Uzaktan ve hariçten bakılınca camit gibi görünür.— 133 — olursa olsun yaşıyorsa asla istihkar etmeyiniz. ne göreceğiz? Her gün. hayatımızdan. Birinci yolu ihtiyar etmekle ceht sarfına mecbur oluyoruz. maddeyi yenmekten ibaret bir terakki. hürriyetleri arttırmak. bazen esirliğe mahkûm olduğunu göreceksiniz. Çünkü terakki bir ceht.. ahlâk. Şu halde terakkiyi bir meçhul. her yerde ataleti. ve canına hürmet [ediniz.. Fakat yaklaştıkça terakkinin sezilmek imkânı artar. çirkin ise ölümdür. maddeye esir olmaktan ibaret bir tedenni. memuriyette. harbte. sanat ruhun cehil. ölüme mağlûp. Evvelâ canlı ve değişici bir şey olduğunu kabul ediniz. ahlâk sahesinde hayırdır. Fakat işi tabirlere boğmayalım. terakki eden bu mevcudun nasıl yaşadığını ve nasıl terakki ettiğini anlamaktır. bir takım muvaffakiyet ve ademi muvaffakiyetlerden ibaret olduğunu. Onu katı ve ölü bir şey de sanmayınız. bilâkis atalete mahkûm. ufak engelleri kaldırmak suretiyle hayat terakki edecektir. yahut mabadüttabiî bir mevzu gibi bizden. Bunun için de gene tetkik ve tefekkür usullerinizi değiştirmek mecburiyetindesiniz. aynı hareketlerin bazen hürriyetle tetevvüç ettiğini. Zira dediğim gibi terakki. hayatın gayrı değil. Hayatın tarif ve tavsifi kabil olmıyan bir çok ufak hareketlerden. sizin için yapacak bir şey daha kalıyor ki o da iyi kötü yaşıyan. şer ve çirkin dediğimiz manevî ölümlere karşı yaptığı azemetli mücadeledir. aynıdır.. ölümün kendisidir! İlim. Canlı bir mevcuda uzaktan ve hariçten bakılınca onun nasıl terakki etmekte olduğunu anlamak güçtür. .. mektebte. sanat sahesinde güzeldir. İşte bu ceht terakkinin kendisidir. her dakika evde. İşte bu..

Hülâsa terakki için mesele yok. bakınız. kendisine müracaat eden her insana yardım eder. mütemadiyen gayr için. iyilik. ve güzellik için yaşadı. memlekete ayit olan her işe yardım ederdi. bizimle beraberdir ve her yerdedir. Kötü. terakki diyorsunuz. Bu da bir terakkidir. doğruluk. arkasından o yirmi otuz kişi mihaniki olarak koşuştu. terakki ne derce mütevazi faaliyetlerin eseridir: Bir gün Gülhane Parkının rıhtımında dolaşıyordum. çok hisli bir adamdı. gayet şık giyinmiş bir genç hasıl oldu. mavna göz göre göre parçalanacak. O da diğerleri gibi mavnay seyredecek sandım. Şu zavallı mavnacıya yardım edelim. hep birden yedeğe asıldılar ve mavnayı selâmete çıkardılar. O esnada orta boylu. . Misal olarak size bir adamdan bahsedeyim: Merhum Sami Bey . terakkinin mücahidi idi. kalabalığa sokularak yüksek sesle haykırdı: — Haydi arkadaşlar.— 134 — muhitimizden hariçte aramıya lüzum yotur. yirmi otuz kişi durmuş bu felâketzedenin seyrine bakıyor. Deniz gayet fena. Terakki hayatın ölüme karşı açtığı harptir. Terakki. Önüne çıkan her çaresize yardım eder. çirkin» yanlış hiç bir şey yapmadı. halata asıldı.çok zeki. kır saçlı. dedi ve bunu diyerek yedekcinin yanma koştu. terakki. Bu tarik ya zihniyecilerin felsefesi yahut tenbellerin saf sasatasidır.Süleyman Nesip . muhabbetin vücudu. Bu adam hayrın. Görüyorsunuz kü benim terakki hakkındaki felsefem gayet basittir!... dalgalar çatlıyor.. zahire yüklü bir mavna akıntıdan kurtulmak için yorgun bir yedekcinin sırtında çabalıyor. Fakat böyle yapmadı. Yaşadı. ceht vardır.

Kazlar öle öle bir tane en zayıfı kaldı. Su. Arkasından biri. yiyecek. Nice cahil doktorlar görülmüştür ki hüsnü niyet ve gayretle adam öldürmüşlerdir} Nice cahil siyasetçiler gelmiştir ki hüsnü niyet ve gayrette memleket batırmışlardır! Nice cahil ebeveyne rasgelinmiştir ki . Böylelikle on beş yirmi gün içinde mübalâğa olmasın. Karınları şişince havuza giriyorlar. bir çok tedbirlere müracaat ederiz. biz bu ölüm vak'alan karşısında türlü tevillerle vakit geçirmiştik: Zehirli ot yedi. biri daha öldü. başı dayima önüne düşüyordu. analarından fark edilmez bir hale geldiler. Bir çok şey düşünürüz. yaptığımız bütün tedbirler boşa gitti. Palazlar enine boyuna geziyorlar. diye tentürdiyot sürdük!. bir müddet yıkandıktan sonra çıkıp gene dolaşıyorladı. her şey vardı. Hayvan yürüyemiyor. bir çok para» emek sarfederiz.Ötekine berikine sordumsada kimse doğru bir cevap veremedi. yemiyor. Çünkü vukuatın mahiyeti anlaşılamamıştır. Bu yaz Anadolu'da rasgeldiğim bir çiftçi bunun sebebini anlattı: Kazlar haddinden fazla yer içerse çatlarmış! Böyle fazla semizlemiş kazları kesmekten başka çare yokmuş!. Bu vaka bana merak oldu. Bunları elli dönümlük boş ve münbit bir araziye salıverdim. dut ağaçlarının altına dökülen taneleri topluyorlardi. fakat netice sıfırdır. Bu kaz misalini kaba bulanlar olsa da müddeamı tenvir edecek kadar basittir: Bir çok vukuat karşısında vaziyetimiz böyle cahil tabip vaziyetidir. diye başlarına kova ile su döktük. içmiyor. otluyorlar.Meçhul dertler Bir tarihte beslemek için dokuz yavrulu bir kaz kuluçkası satın aldım. Bir diğer defa da güneş çarpmıştır. Fakat hiç birinin faiydesi olmadı. diye arazide ne kadar baldıran varsa sökdürdük! Ayaklarına sızı geldi. Bir iki gün sonra oluverdi. dediler. Günün birinde kazlardan biri hastalandı.

kıymeti gene " cehaletin fakrü sefalete mebde olması „ hükmüne tabidir. fakat . İnsan oğlu gariptir. Hülâsa. amelî adam yetiştirelim. Yüz binlerce misaller. O zaman felâkettir. mütekaddimleri vardır. diyeceksiniz. Ya cehalet fakrü sefaletin mebde değilse?!. Artık bu uğurda sarfedüecek her emek ne kadar büyük ve ne kadar şiddetli olursa olsun. mütekaddimler nelerdir?! tt Böyle düşünülmez. hemen izalesine çalışılır. Böyle teşebbüsleri menfi akıbete uğrayan kimseler için intibah müyesser olmazsa hayret yahut hiddet mukadderdir.. daha karışık bir iddiaya girişmiş oluyorsunuz. Yerine masruf olmıyan bu faaliyetler benim kaz tedavisinde sarfettiğim emekler gibi faydasızdır! Ölen gene ölecektir! " Memleketteki fakrin sebebi alelitlâk cehalet değil. bir neticedir. akılsız terbiyenin müessir olamıyacağını söylüyor. İşte fakrü sefalete maruz bir memleket içindesiniz. bir çok meselelerdeki ihtisasımız benim kaz tedavisindeki tebabetime benziyor! Gayet cahilane. hayat mektebi şekline sokalım. Ve meselâ ahalisi sıtmadan ölen bir köyde imlâ ve musiki dersi vermiye!. mekteplerde verilen nazarî derslerdir. hepsi teşhissiz tedavinin. Bu yeni teşhisiniz doğru mu.. Acaba neyin neticesi?! Fakrü sefaletin elbette sebebleri. yanlış mı?! Acaba fakrü sefalet mekteplerdeki tedrisat amelîleşince mi kalkıyor.. Bu hüküm bir kere verilip fakrü sefaletin mebdei cehalet olarak kabul edildi mi. izansiz siyasetin... Basit şeyleri pek geç ve güç anlar. Gene emeklerinizin kıymeti yeni iddianızın kıymetine tabidir. Başlar adam. hemen hükmedilir: Meselâ cehalet !„ diye. binaenaleyh mektepleri amelîleştirilelim. her işi gücü tehir edip ilim ve marifeti takdim etmeğe!.Acaba bu sebepler. O zaman daha ince.— 136 — hüsnü niyet ve gayretle çocuklarının terbiyesini bozmuştur!. Fakrü sefalet elbette bir vak'a. nitekim bu tedrisat nazarîleşince mi konuyor ?! Bu hususta müspet bir kanaatiniz var mı?! Bunu bir kere kendinize sorunuz!.

Diğer taraf esasen böyle bir düşkünlük vardır demiyor. Bence bu noktayı nazarlar zahiren telif edilemez görülüyorsa da hakikatte birdir.. Şöyleki her iki tarafa göre de endişeyi mucip olan kadın hayatını zecir yahut rıfk gibi her hangi terbiyevî bir vasıta ile tevkif etmek mümkündür. imlânın hayatı Çocukluğumdan beri yazıya. Kadınlık meselesini tetkik edenler iki taraftır. İslah için vaazü nasihate.. Yazılarımızı en ziyade bediî cihetinden tanır ve bir hattat . Tedavi etmenin yahut edilmenin en mühim şartı tedavi ilmine innamakttr. İlme inamlmiyan. Bir taraf esasen kadının ahlâkı düştüğüne kani.— 137 - hüsnü niyetli bir cüret!. daha âlemşümul ve meselâ iktisadî bir sebepten ileri geliyorsa o zaman bu tetbirlerin faydası ne olacak ?! Tabiî hiç! Ö halde meçhul bir dert için malûm bir dava tavsiye etmekten ne çıkar? Malûm davayı tatbik etmeden evvel meçhul derdi bulmuya çalışmak daha doğru olmazım ?. Hattatlığın ve müzehhipliğin muhtelif şubeleriyle uğraştım. hattatlığa merakım vardır. Bu düşkünlüğe mani olmak için menfi ve zecrî tedbirlere müracaat edecek. Mevcut olduğu kadarını her zaman ve mekânda olan bir fenalık gibi zarurî görüyor. yahut ilmin erbabı olmiyan bir memlektte böyle bir tedavi nasıl mevzuubahs olabilir ?! Bu hafta matbuatımızı istilâ eden iki mühim bahisten biri maarif. Böyle olmayıp ta daha başka. diğeri kadınlık hayatının İslahına dayirdi.. ve nasihatsizlîkten ileri gelme bir hâl ise bir diyeceğim yoktur. seciyeyi takviye gibi usullere müracaat edilmesini tavsiye ediyor. Neticesi dediğim gibi sıfrı!. fikirsizlik. Eğer kadın hayatında var dedikleri endişeli hâl cezasızlık.

amelî işlerde az çok isabeti fikri vardı [*]. bazılannında aşağı taşmak istidadı idi. o halde yazımızı lâtince gibi munfasıl bir hale getirelim. Filvaki arkadaşımın dediği oldu: Geceleri gündüzlere katarak çalışmağa başladık.. Böylece bir yandan memleketçilik hissine kuvvet vererek bir yandan da hattatlık gururumu okşuyarak kendince makul ve meşru olan bir inkılâp teşebbüsüne beni de teşrik etmek istiyordu.'ın müstakillen mevcudiyeti. Harflerimizi lâtincede olduğu gibi müstakil ve matbaacılığa elverişli surette islâh edelim. Bu müşkülâtı da intihapta uygun şekilleri tercih ederek bazen de güzellikten bir az feda ederek nihayet yendik. gibi bütün şekil ve resim menbalarına müracaat ettik. Arkadaşım böyle söylüyerek beni teşvik ediyor ve bu İslâhatı yazı ile meşgul olduğumdan. okunması güç ve ihtiyaca gayrı muvaffik bir alfabe ile imlâya malik olmasından ileri geliyordu. nesih. Yazıyı parçaladık. daha salâhiyetle ve muvaffakiyetle yapabileceğimi ileri sürüyordu. Yazımızın lâtinceye temessül eden munfasıl şeklinde mühim olan bir kusur: Bazı harflerin umumî hizadan yukarı. Aynı yazı lisan ve imlâ için âdeta bir belâ idi! Bunun gibi milletimizin felâketi. Yüksek bir tahsili. calibi dikkat bir güzelliği yoktu... her harfe.. talik. Böylece yarı türkçe yarı lâtince melez bir yazı vücude geldi!. İhtira[*] Bu 2at Cihangirli ezcacı Şinasi merhumdur.— 138 — gibi severim. her sayite müstakil bir şekil bulduk. divanî.. rıka. Bu sebepten hem manen hem de matteden bir çok zararlara uğruyorduk!. . Günün birinde yazılarımız hakkındaki muhabbetimi bir arkadaşın o zaman doğru bulduğum tenkidi sarstı: Bu arkadaş hayatını müspet ilimlere ve lisan hocalığına hasretmiş bir gençti. Arkadaşımın fikrince yazılarımızın bütün kıymeti güzel olmasından ibaretti. Bunları yapabilmek için yazımızın sülüs. Arkadaşım diyordu ki: — Mademki lâtinceyi kabul edemiyoruz. Bu "ihtira.

İhtiyar gazetecinin bu tenkidi bizi hayli şaşırttı. Buna. Teşebbüsümüz için yalnız hususî encümenlerde değil.. Halbuki İngiltere'de maarif iptidaiye ne derece müterkki ise. doktoru da dahil olduğu halde beş on müteced- . fakat lâtife şekillerine benzeyememekti!.. Diğer cihetten güya matbaa yazısını hal ve fasletmişizde. îng'lizler ise imlâsi en güç olan bir millettir. Mamafi"filân sâyit için şu şekli mi kabul edelim.— 139 — timizin bütün imtiyazı. İspan ya'da o nisbette geridir?... Biz bu yazı ihtilâlini meşru göstermek için en ziyade tahsili iptidaîmizin intişar edemediğini ileriye sürüyorduk. diye seviniyor. matbuat sahesinde de faaliyet imkânı buluyorduk. imlâsı en kolay olan bir millet. Ebülziya'nın şayanı dikkat: olan bir fikri de şu idi: "İmlânın güçlüğü terakkiye mani. rastgeldiğimiz. Fakat o zaman bunun farkına kim varacaktı ? ! Biz kendimize "muhteri„ süsü vererek yazımızın mazisine muvafık ve munfasıl harflerin şeraitine mutabık şekilleri bulduk. değildir: İspanyollar. münakaşası Gazi Ahmet Muhtar Paşa merhumun riyasetindeki komisyonda devam edip duruyordu. Günün birinde Ebülziya merhum Tasviri Efkâr'da bir fıkra neşretti. yazımızın aslî olan seciyesini mahvettiğimizi söylüyordu.. Fakat ilk şüphe kalbimize sokulmuştu. şimdi de sıra elyazısma gelmişti!. Müddeamızın masuniyyetini temin için çabaladık durduk. yerde munfasıl harfler lehinde telkinatta bulunuyorduk!. Aradan üç beş sene geçtikten sonra biçare arkadaşım ispanyol nezlesinden öldü. sebep olarak ta yazı ve imlâmızın güçlüğünü gösteriyorduk. Bunda tadili huruf meselesine dayir olan risaleyi ve muaddel numunelerini tenkit ediyor. Maamafih daha da yaşasaydı çok bir şey " göremiyecekti... bu şekli mi? „... Zira o kadar tapındığı munfasıl yazı mefkuresi bir türlü tahakkuk edemedi: Bir zamanlar muallimi de. Ve eminim ki maksadına ve emeline kavuşamuyan insanlar gibi müteessir ve müteellim bir halde öldü. arap yazısından kopmak.

biçilir.. ne de diğerlerininkine benzemiyen bir munfasıl elifbeyi ve imlâsını orduya kabul ediyor. Fakat biz. mektepte öğrendiğim imlayı kaybettim! Aynı sayfada aynı sözü mnhteltf imlâda yazar. canlı olan şeyi cansız. nazarı itibare alıyor ve onu elimizdeki taklit ve tercih desteresile istediğimiz tulde. gibi canlı ve mütekevvin imiş. diğer milletlerinki iyi. Bu zarara mukabil hayat için büyük bir ders almış oldum: Bizi munfasıl harfler gibi kısır bir teşebbüsün yorucu zahmetlerine atan fikir şu idi: " Bizim imlâmız kötü. Birden kabul edilen bu elif be.. sanıyorduk. bazı gazetelerde munfasıl harflerle yazılmış mağaza ilânlarıdır! Onlar da galiba kolayca okunarak anlaşılsın diye değil. Hiç düşünmüyorduk ki esasen imlâmızın bu günkü makul veya gayrı •makul şekli dahi dünkü mantıkî tefekkürlerimizin veya .. gene birden kaldırıldı! O tarihten beri bu resmî teşebbüs haricinde göre bildiğim şey. sanat... katı şeyi madde gibi. istediğimiz biçimde kesilir. Ve nihayet Ebüzziya'mn dediği gibi âdeta seciyesiz bir yazıya vasıl olduk. İster bir imlâ. ahlâk. bütün muhaberatı askeriyeyi bununla icra ettiriyordu. Bu işteki mantığımız tamamiyle nazarî idi. ister bir ahlâk olsun. o tarihlerde bunun farkında bile değil idik. diğerlerininki mütekâmil!.. Bir gün geldi ki işin yürüyemiyeceği anlaşıldı. Meğerse imlâ da lisan.. Harbiye Nazırı Enver Paşa merhum ne bizimkine.~ 140 — •ditle yüzlerce mürit ve muhibbi peşinden sürüklüyen bu munfasıl harfler teşebbüsü memlekette umumî denilebilecek yalnız bir aksülamel tevlit etti: Ordu Elifbesi!. İşte biz bu kanaatin tesiri altında kaldığımızdan dır ki bütün o girift ve dolambaç işlere karıştık. Hayatımın hemen üç beş senesini yutan bu harfçilik faaliyetinden şahsen olan istifadem tamamiyle menfidir: Bir kere iyi kötü. güçlükle okunarak nazarı dikkati celbetsin diye yazılıyordu!. bazen yazdıklarımı kendim de güçlükle okuduğum vaki olurdu!.. bizim yazımız iptidaî.

. imlânın yaşadığını duymuyorduk! Bugün el'ân imlâmızın ıttiratsızlığından. imlâya da. muayyen ve müstakar kayidelere tabi olmadığından hararetle bahsedenler vardır. bu tabiî buhranların müzminleşmesi de o derece gayrı tabiîdir. mutlaka intizamdır. O hayat ve sayrurettir ki bazen bizim elimizi haberimiz olmadan .şekiller.. Korkarım bu zatlerin zihnin deki"ıttiratw ve "kayde. Ve bütün mevcudat bunlar gibi mikap. . hakikatta yarınki tipleri için hayatî oir ceht değilmidir ? Eğer böyle ise. hatta bu ihtilâlin imlânın istikbaline doğru bir ceht. ahlâk buhranları olduğu gibi acaba imlâ ve yazı buhranları da yokmudur ? Acaba imlâmızın bugünkü tezebzübü. hendesî kalıplara sokmağa çalışıyorduk! Zannediyorduk ki her şeyde kemal. ve intizam mutlaka hendesî olur! Düşünmüyorduk ki: tabiyette bu mana ile muntazam olan mevcutlar yalnız billurlardır. batınî bir faaliyet olduğunu farzediyorum. Hülâsa hayata da muhabbetimiz yoktu. Çünkü imlânın da bütün uzviyetleri gibi. kendi kendini yapan ve yaratan batını bir hayatı. İşte hayatta bu gibi buhranlar ne derece tabiî ise.. bizi faaliyetimizin bu garip inkiyadı karşısında mütehayyır bile bırakıyor!. mefhumları imlânın vücudu ve canı için bir engel. İmlâyı bilmiyor. batını bir istihalesi vardır.. ben de "ihtilâl devam etsin! „ Diyor muyum ?î Yalnız imlânın bir ihtilâle girmesi tabiî. mütevazilmustatilât şeklinde dönseydi kim bilir hayat için ne felâket olurdu!.. Diyeceksiniz ki " b u ihtilâl devam etsin mi ? ! „ .. bu hamil ve tevellüt buhranında isti— rap çeken imlâyı intizam kalıbı içinde ezip büzmekten ne çıkar?!. gayrı mantıkî .— ut — makul ıslâhlarımızın eseri değildir. Hayatın hep ittirat. Fakat insaf ediniz. kalıplar içinde gezdiriyor. hep intizam ile mümkün olduğunu kimiddia edebilir ? ! San'at. Canlı olan imlayı kuru mantığımız için kabul edilmesi elzem olan... Fakat biz acemiler bundan haberdar değildik. imlânın seyri ve hürriyeti için bir düşman olmasın!. bu zahirî kargaşalık.gayrı makul.

. Fakat bu farklar birinciler gibi " yaradılış farkları „ değil. kadın hayatı. kadınla erkek arasında bir fark olmasıdır: Bir kadın erkek gibi düşünmez. meslekini... faaliyetidir.. Ve kadın akılsızdır.. Hayır: O halde bu hükmü nasıl veriyorlar? Sırf hislerinin yahut görgülerinin tesiriyle.. meşgalesini hariçteki hayattan almıştır: İşçi kadınlar. kadının kadın olması değildir. erkek gibi duymaz bir kadın zihniyeti vardır. şöyledir böyledir.ruhî farklar var.— 142 — Hayat kadını "Nasıl kızlarınız zekimi.. Sonra bilhassa bizim kadınlarınızla erkeklemiz arasında zihniyet farkı. Meselâ bütün seciyesi. memur kadınlar. hassasiyet farkı gibi sırf manevî faraklar da var. diyenler bile vardır! Niçin? Kadın fiziyolojisi. .. bütün hususiyetleri ile türk kadınını anlamak için türk evini. türk evinin hayatını anlamak lâzımdır. kadın psikolojisi hakkında ilmî bir fikir edinmişler ?. nasıl bir faaliyet gösteriyorsa ruhu da ona göre bir ruhtur. Hatta bu farklar elle dokunulacak kadar barizdir. Hatta "Kadın istidatsızdır. kabiliyetsizdir!. Eski türk kadını halis bir " ev kadını „ dır. istidada vermek istiyorlar. erkekler gibi çalışıyorlar mı? „ çok kimseler kız mekteblerinde dersi olanlara bu gibi sualler soruyorlar. Bu farkın sebebi nedir ?. " Hayat kadını „ ev kadınından başkacadır.„ İşte bu zümrenin mantığı!. Bazıları bu farkı doğrudan doğruya yaradışa. Bunun sebebi. Bu bir kadındır ki ev hayatından ayrılmış.. Gerçi kadınlarla erkekler arasında farklar yok değil' Bir kere cinsiyetten mütevellit uzvî ve uzvî . çünkü kadındır !. Bizde kadın nasıl bir hayat yaşıyor. " yaşayış farkları „ dır: Kadın ruhunu erkekten ayıran asıl sebep. Bir çoğumuz kadınlarınızın zekâsını erkeklerle mukayese ederek düşünmek istiyoruz. muhakemesizdir.

hülyakâr kadın maddî.. hayat kadını bir kadındır ki faaliyeti evin dar muhitini kırmış. şehire mi? Meşrutiyet inkılâbıyla beraber İstanbul'da yeni Darülmuallimin tesis edildiği zaman memleketin en münevver tanınmış insanları bile şu itirazda bulundular: — Bu teşkilât çok iyi. ilme münhasır kalacaktır... bu dar. ticareti. yeni itiyatlar kazandıracak olan halik kimdir?. Fakat düşüncesi eve saplanmıyacaktır.. Kadın hayatını islâh etmek isterseniz her şeyden evvel hasta olan bu muhiti İslah ediniz... sadece mekteptir: Fikir ve tahsil yeridir.. kanunları. Muhittir: Edebiyatı.. Hayat kadını da evine bakacaktır. . mütevekkil kadın müteşebbis. Hülâsa. olmalıdır. matbuatiyle. mektep mi?. Evde yetişen bu ruh cemiyetin istediği ruha istihale etmelidir: Korkak kadın cessur. sessizlik. her vazifeyi ona yüklemek. mübarezelerinin bütün şiddetiyle bu halik muhittir.. Köye mi.. mistik bir ruh. fakat kuvvetli. cemiyetin geniş muhitine taşmıştır. muhitin bütün itiyatları bu kadında yaşamaktadır: Korkaklık. sanayii.... Her kusuru. bütün mübarezeleri. Lâkin bu inkilâp henüz yenidir. Bunlar mektepten çıktıktan sonra köylere gitmezler!. fakat bu hazırlık fikre. Bu inkılâbı kim yapacak..- 143 - tüccar kadınlar. sebat. devam. Mektep her şey değildir. Kadın yuvayı henüz bırakmıştır. bütün kuvvetiyle evin. o kadar. Onun için bütün derinliği. acul kadın saburlu.. hayat kadını da evini düşünecektir. Şüphesiz hayat kadını hayat mekteplerinde yetişecekti. mektebin asıl vazifsi ne olduğunu anlamamaktır. Bunun için bütün bir ruh inkılâbı lâzımdır. fakat bu suretle müstakbel muallimleri şehir hayatına alıştırmış oluyorsunuz!. amelî bir zekâ. O halde hayat kadının seciyesini kim yaratacak? Kadınlara yeni kudretler.

Yetimleri temizliğe ve güzelliğe alıştırıyoruz. bin. köylere gitmiyeceklerdir. temiz. ve aynı yetimlere insanca giyinmek. hangi köylere gittiğini soranlara biri cevap veriyordu: — Köylere gidiyorlar. . Fakat bunların sonu?. babalarını beğenmiyecekler. çamaşırlar. anasını babasını beğenmez diyorlar!. Çünkü bu yüzden memlekete zararımız. O halde ne yapalım?! Bu gün bu suali açık sormak mecburiyetindeyiz. hayatsız darülmualliminler yerine meselâ İstanbul'da. şık gezmiye alıştırıyorsunuz. Erenköyüne. Alelıtlak bu hâlin marazı olduğunu kabul etmiyorum.— 144 — Gene bir gün Darülmuallimin mezunlarının nereye.. İstanbuldaki Darüleytamlar tevhit edildiği ve yetimler mugaddi yemekler.. diye soysuzlaştınyorsunuz! Geçen gün Ankara'dan gelirken trende Darülmuallimlerimizin atisini mevzuubahs ediyoruz. — Yetimlere. iki bin kişilik mükemmel ve mücehhez asrî bir darülmuailimin açılması lüzumunu ve imkânını mevzuubahs ederken yanımızda bulunan bir maarif adamı da şu mütalaayı dermiyan tmişti: -*. insanca tuvalet yapmak öğretildiği zaman aynı kafadaki insanlar şu itirazda bulunuyorlardı. Bence her şeyden evvel tenvir edilmesi lâzim gelen nokta şudur: Köylülerin şehirlere akın etmesi marazı bir hâlmidir değilmidir ?. Feriköyüneî. temiz giyinmeye. İstanbul da Darülmuailimin açıyoruz. Ben taşrada adedi on dörde baliğ olan fakat her birinde yüzden yüz elliden fazla talebe bulunmuyan binasız vesayitsiz.Fakat İstanbul'da açılacak olan bu büyük Darülmualliminden çıkanlar taşraya. iyi yimeye. Nitekim İstanbul Darülmuallimini mezunları da gitmiyorlar. çoktur. Görülüyor kü şehir ve köy hakkındaki bu haleti ruhiye bir derece müstevlidir.. talebe taşrıya gitmez diye korkuyorlar. Sonra anaarını. köylerine gitmiyecekler! Yetimleri terbiye edelim. ve rahat karyolalar tedarik edildiği.

. fakat köyden şehre olan her hicretin mutlaka fena olduğunu nasıl iddia edebiliriz?.. Bu sırada en büyük boşlukların en büyük cazibe ile çekmesi kadar tabiî bir şey olamaz. gençlerin istikbaline gelince: köylünün çocuğu köylü olmasını düşünmek ve köylü çocuğunu köylü bıramıya çalışmak son derece yanlış bir 10 . Ve bu uzviyetler bir cihetten köyler sayesinde tagaddi ve tenmmi ederler. köyde bir vazife deruhte edecek yerde bu vazifeyi daha geniş..k kalmıştır.- 145 - Çünkü şehirler de köyler gibi içtimaî uzviyetlerdir. çünkü daha içtimaî şeraitte olarak şehirde deruhte ediyorlar. daha müsmir. Çünkü hakikat halde bu gençler hiç bir vazifeye gitmiyorlar değil.. Köylülüler şehre gelmezlerse ve yahut şehir kendi vasitalariyle artmazsa nasıl neşvünüma bulabilir? Gerçi bu hicret köy için bazan marazı olabilir. Darüknualliminlerden ve Darülmuallimatlarda iyi. Şehir mekteplerinde bu kaht ve bu gala varken iki şeyden biri: Ya Darülmuallimin mezunlarını şehirlerin ihtiyaçlarına rağmen zorla köylere sevketmek ve yahut şehrin büyük ihtiyaçlarını tatmin için bu mezunları tabiî olarak şehirde bırakmak. Hususiyle Türkiyenin maarif itibariyle pek hususî bir vaziyeti vardır: Asırlarca iptidaî maarifi memleketimizde mühmel ve metrr. Darülmuallimin meselesinde hakikat şuki: Şehir maarifimizde büyük bir boşluk köylerden kasabalardan gelen muallim unsurlarını şiddetle cezbetmektedir. Böyle diyerek ne Darülmuallimin mezunlarının köylere gitmesi aleyhinde söylemiş oluyorum. ne de bu vaziyetin ilânihaye devam etmesini tabiî görüyorum. maksadım sadece hayatın bir zaruretini ifadedir. temiz ve güzel yaşıyan gocukların. Hangisini tercih edelim? Bence tabiî ve müreccah olan ikinci yoldur. O halde Darülmuallimin mezunlarının taşralara gitmesini alelıtlak bir felâket olarak telâkki etmiyelim. Şimdi her boş yeri birden doldurmak mecburiyetindeyiz. Şehirlerde bu muallim kıtlığı devam ettikçe bizim için köylere hoca bulmak ihtimali zayıftır.

köylü kalmak için bir mecburiyet midir? Bilâkis hürriyet ve musvaat şunu emreder: Köylünün çocuğu mutlaka köylü olmasın. Cemiyet kastlar devrine'e ikendir ki çocuk için ayilesinin mesleğini takip etmek bir emri zarurîdi. güzelliğe alışan insanların köylere gitmeyeceğini-ve köyleri beyenmiyeceğini ileri sürenlere karşı şu kısa cevabı ve itirazımı söyliyeceğim: O halde köylere gitmelerini temin için pisliğe. Hatta köylü ve çocuğu hakkındaki malûm telâkkimiz bile o devirlerin bir yadigârıdır! Ben diyorum ki. O halde elimizden gelirse yetimlerin her şeyden evvel tam bir insan ve mütekâmil millet fertleri olmasını temin edelim. O devirde meslek intihabı kat'iyen serbes olarak icra edilmezdi. ister köylere. köylünün çocuğu neden mutlaka köylü olsun? Köylü çocuğu olarak doğmak..— 146 — fikir ve tefekkürün mahsulüdür. her birini müsayit olduğu mesleğe terkedelim.. Bu suretle bir kerre istidatları inkişaf itti mi. Terbiye maziye menfi bir intibak değildir ki bunun icabı .. ve köylü ağır ve sefil şeraite irsen mahkûmdur. neye müstayitse ve ne olmak isterse onu olsun. O halde hükümetin vazifesi mesleklerin inhisarına karşı bilâkis hürriyetin tedbirlerini almaktır Hiç kimse diyemez ve hiç bir ilim idda edemez ki: Dahi şehirden çıkar. çirğinliğe mi alıştıralım?! Diğer cihetten temizlik ve güzellik hissini almış insanlar için pis ve çirkin köylerden iğrenmek kadar tabî ne olabilir ?!. Zira demokrasi aynı zamanda hukuk nazarında insanların bir ve aynı derecede kıymet ve şerefli olması ve dilediği mesleği intihap hususunda da serbes kalması demektir. Bu cihet size ayit değildir !. Çünkü meslek ile veraset tveemdi. Temizliğe. Hayır. ve o zaman ister şehre gitsinler.. Aristokrasi devirlerinde de aynı şey.. Temeli • " müsavatçılık „ dan ibaret olan demokrasi içinde insanları babalarının ve analarının mesleği ile bağlamak mümkün değildir. Bu talep asrî olmıyan cemiyetlerde meyzuubahs olabilir.

pislikten ve çirkinlikten iğrendirelim. ayilevî. türklüğün mefkuresinden uzaklaşırmak hakkımız değildir.. insanî vazif elet in muta olması için ne lâzımdır? . En basit fikirli bir adama sorunuz: — Memleketin terakkisi için ne lâzımdır? Alacağınız cevap pek basittir: — İlim ve irfan! Fakat bu adama gene sorunuz: — Bu ilim ve irfan neye mütevakkıftır ? ^ Aynı suale bir diğerinden. Türkten. millî.. basitlik âdetlerini yeni ruhlarda idame edelim!. Terbiye etmek bilakis mefkureye.bir nevi muhafazakârlık ve tassubun kendisidir. fakat köylüden. daha münevverinden alacağınız cevap şudur: — Ahlâk lâzım! Fakat gene sorunuz: — Ahlâkın. Bu ihtiyaçların temini gene terbiyenin vazifesidir..- 147 - olarak bizde pislik. O halde ?. fakat millet. Meş'um kesafetsizlik!. milliyeti medeniytsizlikle muhafaza etmek istiyen milliyetçilik sahtedir. O halde yetimler için yapılan iş de gayet doğrudur.. milliyet. Medeniyetin milliyete muzur olduğunu hiç bir zaman kabul etmiyelim. Dikkat edilecek bir nokta var. çirkinlik. sıhhat.. güzelliğe alıştıralım.. halkçılık mefkûresinide hiç kaybetmemelidir. konfor ve sayire dediğimiz medeniyetin azamî derecesini idrak etmeli.. O. yeni hayata intibak ettirmektir. Müstakbel nesil temizlik. Yeni nesil temizliğe..

çalışmamak araz olduğuna hükmedebilirsiniz! Acaba bu " her hangi fert „ çalışmak için büyük bir tefekkür kuvvetine mi maliktir?! Hayır! Aynı adamda yüksek derecede bir azim ve teşebbüs kudreti mi vardır?! Hayır.. Fransa'da Almanya veya İngiltere'de çalışan her hangi ferdin psikolojisidir. Bir de diyebiliriz ki her . irfan.. — Terbiyeyi nasıl tesis etmeli ?! \ Dayima bu ikinci suallerin cevabı ya hiç yoktur. gibi bir talâkkidir!. için çalışmak asıl. Halbuki . Şimdi bu memleketteki çalışmayı iki noktaiyi nazardan mütalâa ve iki sebebe irca edebiliriz. gibi garip bir iddia.. halbuki avrupalı ile şarklı arasında ne alelitlâk hilkat.. Meselâ: "Terakki etmek için çalışmak lâzım!» diyenler vardır. o halde niçin ve nasıl çalışıyor demelisiniz. memleket idare etmek îstiyen bir insan için en şayanı istifade bir müşahede. lâkin bunlar da çok bir şey ifade etmiş olmazlar. yahut "ilim. Çünkü onlara da aynı güç suali sorabilirsiniz: — Ya çalışmak için ne lâzım?! Cevap ya "gene çalışmak lâzım!.. ne de alelıtlak zekâ farkı olmadığı bir bedahettir. muntazam. muttarit ve lâyhuti bir surette çalışır. O muhitlerdeki "her hangi fert. Bu " her hangi fert „ bir otomatik mihanikiyetyile.. zeki de olsa gabi de olsa mutlaka çalışacaktır. Bir kere diyebiliriz ki: O "her hangi fert „ sırf ferdî kuvvetlerinden ve ferdî meziyetlerinden dola çalışıyor. ayile terbiyesi lâzım!. O derecede ki bu "her hangi fert.j 148 - Aynı suale bir üçüncüsünden de belki şu cevabı alacaksınız: — Terbiye lâzım! Fakat sorunuz. yahut manasızdır. Şunun için ve şu suretle ki o memleketlere göre " çalışmak „ bir emri tabiî ve bir emri zarurîdir.

Bunlardan hiç biri tarihî maddeçilğin izahı karşısında duramaz.. Bu hüküm ilmî bir hakikat ise. Bu içtimaî muhitin tazyikiyie fert tarafından hatta zorla kabul edilmiş bir itiyattır!. ilim ve sanat gibi hiç bir hâdisesi yoktur ki onda içtimaî varlığının tabiati müssir olmasın. Henüz vüstaî itikatları zinde olan çünkü içtimaî bünyesi ilmî taksimi amele müsaade etmiyecek derecede kapalı ve parça parça olan bir cemiyette bu fikirler nasıl revaç bulsun? Hülâsa hangi içtimaî hâdiseyi nazarı itibare alsak da tamik etsek. Fakat cahili de alimi de çalıştırmak içtimaî muhitin elindedir. Şu halde o adamın çalışmasında kendi ihtiyarı haricinde muhtelif amiller vardır ve bu amiller içtimaîdir. Bir cemiyetin en mukaddes hisleri de dahil olduğu halde ahlâk. her hangi türk ferdini o avrupalı gibi sade talim ve terbiye etmekte yakın birfayide yoktur. Bu nazariye. çalışmak hâdisesi için doğru olduğu gibi bütün içtimaî hâdiseler için de böyledir. hülâsa her hangi manevî bir mevzula izah eden bütün nazariyelerden daha kuvvetidir.. insanî ve beynelmilel ahlâk kayidelerinden bahsediyorsunuz. Meselâ.— 149 — hangi adamı çahşmıya mecbur eden sebebler vardır. Onun için belki cahil ten beller yerine alim tenbeller koymuş oluruz. diyemezsiniz! Fakat "Söyle bana cemiyetin her fert üzerindeki faaliyete sevkeden ve tahsili mecbur kılan tayzikini.. "Söyle bana zekâ ve malûmatını.. söyleyim sana faaliyteinin derecesini... Çünkü çalışmak veya terakki etmek bir çok kimselerin zannettiği gibi aklî ve mantıkî nevinden basit bir hâdise değildir. Müspet ve dünyevî bir irfandan bahsediyorsunuz. Bu izah. Henüz kabilî bir hayat yaşıyan bir cemiyette bu kıymetler nasıl vücut bulsun?!. çalışmasa medenî ihtiyaçlarını temin edemez. onun altında "içtimaî bünye. iktisat. diyebilirsiniz.. . yahut dinle veya adaletle. Meselâ çalışmasa ölür. söyleyim sana faaliyetinin derecesini. tarihi fikirlerle. Meşhur kari Marx tarihi iktisadî hayatın evveliyeti ve hâkimiyeti ile izah eden bir nazariye orhya koymuştur. ahlâkla.. hukuk. dediğimiz temeli buluruz..

iktisat siyaseti akim kalacaktır. Çünkü nüfusun yalnız çokluğu değil. cemiyet bu bünyenin kitlesine de tabidir. Bu kök içtimaî morfoloji dediğimiz şeydir. içtimaiyat ilmi nazarında en mes'ut cemiyet. Nüfus siyaseti yapacak olanlara bir de şunu diyebiliriz ki: Tat- . hemde ağır ve sert olanlardır. bütün hakikat değildir. nüfus kesafeti nüfus vahdeti dediğimiz bünyevî hâdiseye istinat etmiyen ilim. Tabiri diğerle büyük ve kesif bir kitlesi olan milletler en müterakki ve en kuvvetli olanlardır. Bir cemiyette vücude gelen bütün tahavvüillerin ve tecellilerin ilk menşei» anası o cemiyetin bünyesidir. Bu bünyenin dağınık veya sık zümrelerden teşkkül ettiğine göre cemiyet başkadır. Böyle bir cemiyette terakki. mücadele.. Bütün diğerleri onun gölgesidir!. Fakat bu da gelişi güzel değil eğer nüfus biribirini anlamıyan fertlerden teşekkül ederse kıyamet kopar. O halde biz memleketimizde Türkleri ve Türkler arasındada hars birliğini temin ederek nüfusumuzu çoğaltmıya çalışmalıyız. faaliyet. ihtira. "Nüfus nasıl çoğalır?„ sualini sormamahdır! Çünkü biz kendimizi nüfus mütehassısı diye hiç bir zaman takdim etmiyoruz: Biz sadece iddia ediyoruz ki nüfus. Çünkü cemiyet âleminde iktisadî hâdiseyi de besliyen büyük bir kök vardır. gölge der! Ona nazaran hakikî hâdise iktisadî olandır.. hem büyük. aynı zamanda nispeten ufak kıtalarda büyük nüfus ihtiva eden milletlerdir. Bunun aksini söyliyen varsa söylesin de biz de öğrenelim.— 150 — Marx ahlâk. hars birliğinin kuvveti de lâzımdır. Acaba Marx'cılık ilmin son sözümüdür? Hayır.. Daha açık tabirle iyi bir cemiyet. İlmin bu müşahedesinden sonra. nazariysinedeki hakikat parçası büyük olmakla beraber. fertler arasındaki manevî mümaseletin. Bu kadar değil. bazı avrupa milletleri gibi. bir emri tabiîdir. hukuk. terakki istiyen bir cemiyetin en büyük vazifesi nüfusunu arttırmak ve bu nüfusu zümre halinde sıklaştırmak olabilir. sanat gibi bütün içtimaî hâdiselere şibih hâdise. ahlâk. Gevşek cemiyetlerin hayatı da gevşektir.

Binaenaleyh nüfusumuzu azaltan kuvvetleri öğrenirsek türk devletinin dayimî düşmanlarını da öğrenmiş oluruz. Çünkü bu iddiayı bir çok misallerle cerhettnek mümkündür. ahlâkı. Nüfus siyaseti Cemiyetlerin hayatını tetkik edenler içtimaî tekâmül hâdisesini muhtelif sebeplere atfetmişlerdir... Cemiyetin mukadderatını toprağa bğhyanların davası münakaşaya bile değmez. Çünkü tevellüdatı çoğalmak güçtür. içtimaî muessiselerden birini meselâ iktisadî müssiseyi yalnız başına amil gürenler de vardır. hukuk. Bunlar arasında muhiti coğrafiyi yalnız başına amil görenler olduğu gibi.. muhiti coğrafî dediğimiz fizikî ve fiziyoloçyaî amillerle kabil değil izah edilemez. Bu zatin " Tarihî maddiyecilik „ denilen mektebine göre ictimî hayatta asi olan hâdise iktisadî hâdisedir. sanat.. Fakat ilmin bize keşfettirdiği hakikî düşman şu değilmidir: Me'şum kesafetsizlik!. Bu nazariye birincisine göre daha ilmîdir. Kari Marx bu mütefekkirlerin en meşhurudur. Halbuki ilim nazarında tarihî maddiyecilik daha çok kabili münakaşa ve kabili müdafaadır. ahlâk. sualiyle tecelli edecek değildir. fakat vefiyata sebep olmak o çok kere bizim elimizdedir. hep birer " şibih hâdise „ dir ve bunlar asıl hâdisenin bir gölgesidir!..- 151 — bikatta büyük mesele "nüfusumuzu nasıl arttıralım. ve bütün diğerleri: din. Bu izahta ilmin de kabul edebileceği bir hakikat hissesi olmakla beraber. Filhakika bir milletin dini. lisanı. Belki de elimizde değildir. . hakikat muhitçilerin anladığı gibi değildir. büyük mesele "mevcut veya vücut bulan Türkleri ölümden nasıl kurtaralım?„ meselesidir. Şimdiye kadar düşmanı bazen şarkta bazen de garp taaraya geldik.

Cürümlerin. Durkhim'a göre " dahilî muhit „ denilen bir sebeptir. iktisadî kıymetlerle manevî kıymetlerin bu münasibeti bilhassa " İptidaî „ dediğimiz cemiyetlerin hayatında zahirdir. içtimaî ve dahilîdir. hukukî. Fakat bu muhit coğrafî.. iktisadî iradenin de bütün bu kıymetlere tesir ve müdahalesi vardır. Acaba bu mühim sebep nedir? İçtimî hayatın motoru neden ibarettir? İktisadî hayatta dahil olduğu halde. Fakat buna mukabil cemiyetin dinî.. haricî değil. ahlâkî. cinayetlerin.. hayvanları ehlileştirmek.. Durkheim'da coğrafî nazariyeciler gibi cemiyetin tekâmülünü muhit ile izah ediyor. bediî. Şu taktirce cemiyeti cemiyetten ayıran bir kere nüfusunun .- 152 — Hususiyle tarihî maddiyecilere mülayim gelebilecek olan şu fikrin hiç bir yanlış tarafı yoktur: " İktisat gibi bir müessise bir kere teşekkül ve taazzuv ettikten sonra cemiyetin bütün diğer müessesileri üzerinde mutlaka müessir olur „ .. Hatta Simiand gibi içtimaiyatçılar manevî kıymetlere en yabancı görünen iktisadî kıymetlerin dahi bu kıymetlerle münasibeti olduğunu göstermişlerdir. muhafaza etmek kayidelerinin müessisi olmuştur. tahavvülleri vücude getiren amil nedir? Bu amil Auguste Gomte'tan sonra müspet içtimaiyatçıhğın vazu olan E. Meselâ bu cemiyetlerde din. hatta bediî müessiseleri de iktisadî hayatı üzerine müessirdir. daha uzvî bir sebeble tabidirler. san'at gibi cemiyet müessiselerinin iktisadî hayattan alacakları bir çok tesirler vardır. ahlâkî. İktisadî taksimi amelin de. dinî. Hülâsa bir çok müşahedeler ve mukayeseler neticesinde iktisadî müessisenin içtimaî tekâmülde yalnız başına hâkimiyetini kabul etmek mümkün değildir. Muhiti dahilî muayyen bir cemiyetin içtimaî bünyesini temyiz eden başlıca iki unsurdan ibarettir: Bunlar bir yandan cemiyetin hacmiyle bir yandanda bu hacmin kesafetiyle tayin edilir. intiharların ekmek ve kömür fiyetiyle artıp eksildiğini istatistiklerle ispat etmek güc değildir. Bilhassa ahlâk.. Bu müessise de diğer müessiseler gibi kendilerinden daha esaslı.

gibi gayet mütedahil ve mütesanit uzuvlar ve vazifelerden nri teşekkül ediyor?. Tabiri diğerle cemiyet denilen uzviyet iptidaî mahlûklarda olduğu gibi. bu dahilî ve uzvî bünyeyi daha mütekâsif.. Nitekim muharebeler. Şu takdirce fikrimizi kısaca ifade etmek için diyebiliriz ki: içtimaî tekâmül mofoiojik bir tekâmüldür. dinî. Binaenaleyh cemiyetin bünyesini sarsmıyan. cemiyetin içindeki meslek zümrelerinin vaziyet.. ahlâkî tefrikalarla mı malûldür. muhaceretler ve hastalıklar neticesinde büyük millî inkılâplar olduğu çok kere vakidir. cüzü fertlerin vaziyet ve hareketi nasıl bir takım yeni hâdiseleri vücude getiriyorsa. hareket ve mesafesi üzerine müessir olmıyan her hangi tarihî hâdise içtimaî mahiyeti hayiz değildir. Fakat bu kadar değil. İşte bu morfolojik sebeplerden bünye ve taazzuv farklarından dolayıdır ki bir cemiyetin ahlâkî. hastalıklar.. muhaceretler. aynı nüfusa ve aynı içtima! hacma malik olan iki cemiyette bu nüfusun sureti tevezzuudur. gibi sebepler görünüşü ve gösterişi ne derece meşum olursa olsun. Bu nüfus Hindistan'da olduğu gibi. yok ali mahlûklarda olduğu.. yoksa avrupa milletlerinde olduğu gibi. içtimaî taksimi amelle ve bunun neticesi olan maddî ve ahlâki tesanütle mi mücehhezdir ?. Hikmet ve kimyaya mevzu olan maddiyatta olduğu gibi.- 153 - mikdarıdır. Halbuki muharebeler. iktisadî müessiseleri şu veya bu şekli alıyor.. Bir kavmin nüfusu Hintliler kadar çok olmuş neye yarar ?!. Şu taktirde hâdise ve şibih hâdise tabirlerini bu fikrimizi ifade için kollanmak lâzım . daha müteazzi hâle getirmek şartiyie cemiyeti için mahzi hayırdir. Yedi milyonluk İsviçre kadar mütesanit olmadıktan sonra!.meslekî zümrelerin vaziyet ve hareketi de yeni yeni kıymetlerin ve bu kıymetlerin canlı bir vücudu makamında olan içtimaî müessiselerin zuhuruna sbep oluyor. Asıl mühim olan şart ikincisidir. vahidülhücey veya senaiyülhüceyre midir.fertler değil! . içtimaiyatta da cemiyetin hüceyresi makamında olan . hukukî.

türk nüfusunun tesanüdü.. sadece bir hayır.. hülâsa nüfus vasıtasiyle türk cemiyeti bünyesinin tekemmülü için beşeriyetin fikirlerinden ve . bunlar da bilmukabele içtimaî bünyenin teşekkül ve taalisinde kendilerine mahsus bir rol yapmaktadırlar. Ezcümle din cemiyeti teşkil eden muhtelif kasetlar için muhtelif telâkkiler ve muhtelif vahdetler şeklinde tecelli ederse. Çünkü içtimaî bünye esas olmakla beraber. gibi bütün diğerleri bir şibih hâdisedir demek lâzım gelecektir. yapmıya mezun olduğu iş. fakat siyasetçilerin müspet gibi istinat ettiği fikirler hiç müspet değildirya ?!.. türk nüfusunun tekasüf. ahlâkî. Bence bu " içtimaî iradenin içtimaî hayata tatbiki. hukuk. bu ahlâk içtimaî bir taksimi amele ne suretle müessir olabilir?!. bu esasın değişmesi yalnız başına olmuyor. iktisat. hatta bediî bütün müessiselerin bir rolü vardır. yoksa sırf keyfî. siyasetçinin vazifesi nedir ?!. Mahaza bu hüküm de tamamiyle ilmî değildir. ahlâk. bir murahhasıdır. iktisat. Hülâsa bütün diğer müessiseler içtimaî bünyenin neticesi olmakla beraber. Gene ahlâk telâkkileri ayile hududuna münhasır kalır. Evvelâ " siyaset „ nedir ?!. Denilecek ki: bu sosyoloji temamiyle müesses değildir! Evet doğru. gayet basittir: Hukuk. Hükümet adamı cemiyetin bir mümessili. Çünkü bunda dinî. millî ve insanî bir ahlâkta olduğu gibi geniş hudutlara şamil olmaz ve. siyaset için de sosyolojidir. Acaba ilmin bu müspet fikirleri ve keşifleri karşısında idare adamının.. asayiş vazifeleri gibi bir de nüfus vazifesi olduğunu düşünmek. Hükümet adamının yaptığı. O halde yapılacak şey. türk nüfusunun artması.nden ibarettir.— 154 — gelirse o zaman içtimaî bünye bir hâdise. yani cemiyetin ıslâhıdır. nefsî bir iş midir ?!. Olmak lâzım gelir! Bu esas tababet için fiziyoloji olduğu gibi. kâfi derecede umumiyet ve alestiyiyet kazanmazsa. Bu ıslâh ameliyesinin müspet bir esası var mıdır. iktisadî. bu parçalar biri birine nasıl yaklaşsın ?!.

Türlü hislerimiz.. Bu cemiyet kuvvetli mi. İntiharların menşei içtimaîdir. sağlam mı. gün geçmiyor ki gazetelerde bir iki intihar vak'ası okunmasın. Bu intiharlara karşı bizde sade bir ürkeklik var. içtimaiyatçı Durkheim'dir. içtima' zevklerdir.I ı/u aynı beşeriyetin mütehassıslarından istifade etmektir. Fakat intiharlar bir dereceyi bulur ki bu şekli tamaiyle marazîdir. mensup olduğu cemiyetin hâlidir. gevşek mi. yahut her hangi bir deliliğin neticesine atfetmek pek sathî bir izahtır. İntiharlara karşı Türkiye'de intiharlar çoğalıyor. Yine Durkheim a göre içinde intihar olmiyan cemiyet yoktur. belki fikir ve dikkati bu esaslı hayat meselesi üzerine celbetmektir. türlü heyecanlarımız var ki . İntiharları. Binaenaleyh intihar bütün cemiyetlere şamil olmak itibriyle cemiyetlerin hayatında tabiî birer hâdisedir. O da üme müstenit bir içtimaî bünye siyasetidir. Fakat bu gibi hassasiyetlerin intiharların azalmasına hiç bir tesiri yoktur. mefkûresiz mi? Bütün bu hâller intiharların azalıp çoğalmasında amildir. İntiharlar üzerinde müessir olabilmek için her şeyden evvel intiharların hangi sebeplerle vücude geldiğini ilmî surette bilmemiz lâzımdır. Yani intihar eden adam sırf kendiliğinden intihar etmez. Buna karşı tedbir almak cemiyetin vazifesidir* İnsanı hayata bağlıyan zevkler yalnız hayvanı değil.. Yahut alelade bir merhamet. Onu intihara sevkeden asıl sebep. intihar edenlerin düşüncesizliğine. hasta mı. mefkureli mi. Durkheim'a göre intihar içtimaî bir hâdisedir. Türkiye'de bir çok şey yapıldığı hâlde hiç bir şey hiç yapılmamıştır. Bizim vazifemiz bu ihtisas şubesi hakkında esasen malik olmadığımız malûmatı uydurmak değil. İntiharların içtimaî mahiyetiini bariz bir surette ortıya koyan zat.

Şu takdirde intiharlara en çok müsayit olan devirler içtimaî kıymetler dediğimiz dinî akidelerin. şiddeli bir derecede müteessir olurlar. yaşamakta mana buluyoruz. Böyle zamanlarda fertler eski mefkurelerini canlı bir surette yşıyamadıkları gibi yenilerine de temamiyle sarılmış değildirler.— 156 — ölüm yerine ayilemizin. Şimdi Türkiye'de vukua gelen inkilâpların sürat ve şiddeti bir kerre nazarı itibara alınırsa ruh buhranı itibariyle fertlerin ne oldukları tahmin edilebilir. Bu intihara en çok müstaiyt olan fertler bilhassa sinirli dediğimiz fijiyoloçiyaî enmuzeçlerdir. Bilâkis bu yesi de intiharı da vücude getiren cemiyetsizlik. İşte müntehirlerin sinirli ve muvazenes z adamlar arasından zuhuru bu kimselerin mefkure buhranına en az mütehammil olmalarından ileri geliyor. Onan için kıymetlerini değiştiren ve kendisine yeni bir vicdan sarayı yapan bir cemiyette en çok iztirap çeken bunlardır. Ye bu tatsız. Cemiyetlerin eski mefkurelerini yıkıp yeni mefkurelerinin binalarını da temamiyl kuramadıkları devirler fertlerininin tihara en çok müstayit oldukları zamanlardır. İnsanı intihara sevkeden zannedildiği gibi mutlak bir yeis değildir. Çünkü bunlar içtimaî sarsıntılardan. meslekî tesanütlerin gevşediği. Dürkheim bu davayı ispat için intihara dayir eserinde bir çok istatistikler göstermektedir. Hatırım<la kalan garip müşahedelerinden biri de şudur: Kalabalık bir ayilenin reisi intihara diğerlerinden daha az müstayittir. Halbuki bütün bu haller en ziyade inkilâp zamanları olur. boşandığı devirledir. mesleğimizin hayatını bize tercih ettiriyor ve bunları yaşamakla kendimizi bunları ihtiva eden cemiyete bağlı sayıyoruz. mektebimizin. . cansız hayata ölümü kat'i bir nihayet olarak tercih ediyoruy. Halbuki bir cemiyet içerisinde her kes aynı derecede intihara müstayit değildir. Çünkü hayata daha bağlıdır. İşte bu bağsızlıktır ki ölümün girdabına kolayca düşmelerine sebep olur. ahlâkî kayidelerin. bedbaht. meyus oluyoruz. Fakat bu bağlar günün birinde çözülüverirse işte o zaman felâket zuhur ediyor. bağsızhktir.

Meslekte ayile gibi içtimaî bir muhittir... Akşamlan toplanmasiyle dağılması bir oluyor. Meslek muhitim vücude getiren meslekdaşiar arasındaki zevk. Ayilede geçen hayatımız dar ve mahduttur. Durkheim bu bağların ne olabileceğini birer birer tetkik ediyor.. gittikçe genişliyen ve yeni . Şu halde bu pek dar zamanın cemiyeti bizi nasıl sıkı sıkıya saracak ve ölümden koruyacak?!. Din ferdin bütün hareketlerini. Ferdi intihardan korumak için ayile muhiti müessir olamaz mı?. meşgale benzerliği bu cemiyete son derece ahlâkî bir şekil verebilir* Bir de meslek muhiti ayile muhiti gibi bu günkü hayatta gittikçe daralan bir muhit değil. Bu muhit meslek muhitidir. Dinler böyle bir rol yapabilmek için hayata pek yakın olı/mk. fakat bu çok sevdiğimiz insanlarla birlikte geçirdiğimiz içtimaî hayatın kemiyet ve keyfiyeti pek mahdut. hayatın içinde olmak gerektir. Hayır çünkü bu günkü ayile sıkı bir muhit. yahut alelade bir vücut hastalığı gibi anhyarak doktor ve ilâca müracaat etmek intihar denilen cemiyet hastalığını hakkiyle teşhis edememekten ileri geliyor. zayıflamış manasında değil. Fakat bu din ve ayile muhitleri haricinede bir muhit kalıyor ki her hangi hayatımız onun içinde geçiyor ve devam itibariyle hepsinden üstün. bütün işlerini yakından idare etmeli ki onu bir nevi cemiyet ayrılığı olan ölüme yaklaştırmasın.. devamlı bir cemiyet değildir.. Bir memlekette intiharların fevkalâde surette çoğalmasına karşı yapılacak tedbir nedir? Durkheim'm tetkiklerine göre yegâne çare fertleri içtimaî bağlarla bağlamaktır. Bu gün ise dinlerin böyle bir rol oynaması mümkün değildir. Evvelâ dinlerin intihara krşı müessir olacağı hatıra geliyor. Çünkü umumiyetle dinler tarihteki dünyevî vazifelerini terkedip büsbütün bediî ve mefkürurî bir mahiyet almışlardır.Şu anlayışa göre müntehirin hastalığını doğrudan doğruya bir mantık kastalığı zannederek vazü nasihata müracaat etmek. muhabbet azalmış. Çocuklarımız hakkında beslediğimiz his.

Üç ilâ yedi yaşında çocuklar tarafından yapılmış olan insan resimlerini hep toplamış ve binlerce insan resminden bir kolleksiyon elde ettikten sonra bunların boyları ile enleri arasındaki nispeti bulmuş. Orada dıvarda asılı olan bir grafiği gösterdi.— 158 — yeni uzuvlar vöcude getiren canlı bir muhittir. Fakat bu vaziyetimiz uzun uzadıya devama mü say it değildir. Çocuk ana mektebinden ilk mektebe geçtiği zaman dehşetli bir zekâ buhranına oğruyor. Ben yalnız şunu söylemek istiyorum ki: Bu günkü ana mektebi ile ilk mektep arasında bir uçurum vardır. Daha evvelki gün Milliyet gazetesi İzmir Ticaret ve Lisan Mektebi talebesinden on altı yaşında Cahit isminde bir gencin mektepten kovulduğu için beynine kurşun sıktığını yazıyordu. Bu derece şayanı tetkik olur da dün hocasına . Mahaza amelî sahede çalışmak için intiharların nevilerini tespit etmek lâzımdır. Bu grafiğin esası şudur. İşte intihara karşı içtimaiyatın tavsiye edebileceği amelî bir tedbir budur. Meselâ sık sık mektpliler arasında vücude gelen intiharlar bize mektep dediğimiz ahlâkî mevcudun dahi bir buhran geçirdiğini ve bunun içinden nevrastenik bazı unsurların yandığını gösteriyor. Doktor Schuyten beni Belçika hükümeti tarafından ilmî tetkikleri için tahsis edilen eve götürdü. Bundan on beş> on altı sene evvel Bürüksel mekteplerini tetkik ettiğim sırada Belçika'nın etfaliyat mütehassıslarından doktor Schuyten ile görüşmümş idim. Binaenaleyh iki meklep arasında açıklık bu itibarla son derece şayanı tetkiktir. Mektepli intiharları karşısınde aldığımız vaziyet sadece teessüf ve hayretten ibaret kalyıor. Şu halde meslek muhitini eski ayile muhiti yerine koymak ve ondan ahlâkî bir tesanüt neticesi beklemek mümkündür. aynı müşahedeyi yedi yaşından sonraki çocukların resimleri üzerinde de yapmış ve görmüşkü iki nispet arasında bir uçurum var! Doktor Schuyten bana demişti ki: Bu hâdiseyi herkes bir türlü tefsir edebilir.

pacak olanlar müspet bir usûl sahibi olan içtimaiyatçılardır. Binaenaleyh içtimaî noktayı nazarlara son derece ihtiyacımız vardır. Hayatlar ve kapları Son Saat gazetesinin 8 Teşrinievvel 1926 tarihli nüshasında " Türkiye maarifinde bina siyaseti „ serlavhasiyle bir makale neşretmiştim. Burada yüzlerce çocuk oynuyordu. bir aralık müdür. merkezlerini. Duvarları rutubetli. en iyi hocaları oraya topladıktan sonra en iyi usullerle terbiye vermiye çalışıyordu. hep mubah idi. dahiliye. Bu tetkikleri y. emniyeti umumiye. O zaman mektepte oyun. Bu mektebin başında bu gün maalesef maarif hizmetinden ayrılmış olan kuvvetli bir adam bulunuyor. Mukaddemesi şudur:. " Bundan on beş sene evvel bir gün Beyazıt Rüştiyesi denilen mektebi ziyaret etmiştim. istidat ve temayüllerini görmek mümkündür. bir çok odaları güneş almaz. Kanaatimce memlekette bu #ibi tetkikleri himayesine alabilecek olan yegâne vekâlet Maarif Vekâleti olabilir.tabanca çeken. İçtimaiyatçıların hâdise kaydeden ve istatistik neşreden hükümet şubeleriyle tesanüdü neticesinde memlekette intihar namına olup biten hareketlerin seyrini. Bu binanın maddî sefaleti ise son derecede idi. Binaenaleyh sırf bu maksatla içtimaiyat tetkiki yapan mütehassısların meşgul olmasını ve hükümetinde bunlara müzharet etmesini temenni etmek zamanı gelmiştir. Bunlar bir kere mütalâa ve izah edildikten sonradır ki polis. maarif işlerinde intiharla mücadele iradesini kollanmak mümkün olur. Bir hal son derece . dar ve loş idi. beni teneffüshane hizmetini gören taşlığa jndirdi. bu gün de tabancayı kendi kafasına sıkan mektepliler buhranı şayanı tetkik olmaz mı ?!. haraket. muaveneti içtimaiye.

. konfor. ayilenin hakikî hayatiyle. Onun için çocuklar muhtaç oldukları mesafe noksanım şakulî haraketlerle telâfiye çabalıyorlardı!. Evlerin cesameti. dedim. her oda. içinde yaşiyan ve ayile denilen zümrevî hayatın kaparıdır. bahçe ne derece hâkimdir?. Onun adele ile. Fakat bu gün madde ile uzananın bir çok yerlerdeki tesanüdü gibi kaplarla içindeki haytlann tesanüdüne kuvvetle inanıyorum..... Çünkü çocukların mikdarı çok. ihtiyaçlariyle . vaziyetle samimî bir alâkası vardır. bir vaziyet alış ister. bir mektebin hayatında mesafe mekân. halbuki mesafe son derece azdı. Çünkü Durkheim'a göre evler. taş. her sandalye. mekânlar vardır. O zaman şu sual kafamda canlandı: " Acaba. her nevi tefekküre müsayit değildir. taksimatı. teki bazı neşriyatı da beni bu meselede çoktenvir etmiştir: Durkheim evvelâ içtimaiyatın içtimaî morfoloji içinde mütalâa etmek istediği evleri bilâhara içtimaiyatın teknoloji kısmına sokmuştur. Her nevi dikkat kendine mahsus bir duruş. zamanlar.. vaziyeti. Şu halde her hava. ağaç. Bu gün bile bu sualin tam cevabını veremiyorum. her oturuş her nevi dikkate. Fransız içtimaiyatçısı Durkhei'mm "Annee sociologitjue.. Ribot'ya nazaran dikkat sırf manevî bir hâdise değildir.. bir bakış.— 160 — nazarı dikkatimi celbetti. Dikkat eden zekâlar gibi dikkat ettiren.. Binaenaley ne kadar ayile enmuzeci varsa o kadar ev enmuzeci bulunması tabiîdir. Bu kanaatimde yalnız değilim. hep bu ayilenin içtimaî tabiyetine göre bir türlüdür. Ve bu hâkimiyet maddî saheden haraket edip manevî sahey e ne kadar girebiliyor? „. Niçin ? Çünkü evler hakikî hayat şartlarından zaman ve mekân münasibetlerinden hariç mücerret bir fikrin mahsulü değil. Hatta onun vücude gelmesinde başkalarının da hizmeti vardır: Fransız ruhiyatçısı Ribot'nun " Dikkatin ruhiyatı „ adlı kitabı bende bu fikri kuvvetlendiren ilk eserlerden biridir. Bütün çocuklar etrafa dağılıp sağa sola haraket edecek yerde sade zıplıyorlardı!.

. ne müspet bir içtimaiyatçının.. hiç bir vasıtayı tahkir etmezdik . Mutlaka yeni bir zarf. " Biz madde istemiyoruz. bütün atelyelere.. Eğer telâkkimiz hakikî ve canlı bir telâkki olsaydı. " Ecole Nouvell' „ ler mektep terbiyesiyle mektep kabının tesanüdünü başka bir dille iylân eden teşebbüslerdir. O halde niçin binalara. hatta şehir denilen içtimaî vahdetlere bile teşmil edilebilir. Bu ilimleri tatbike çalışan pedagoji sahesinde de rasgeliyoruz: Gençliğin ancak açık havada ve kır muhitinde terbiye edilebileceğini iddia eden "New-SchoolMler... hakikî bir tesanıdün bulunduğunu iddia edenlere rasgeliyoruz. yahut söylediklerini ispat edemiyecek kadar fena biliyorlar. yeni bir ruh kazanmıştır. ve güzelliklere itiraz ediyoruz?!. hangi ilme sorulsa hayatlar ile onların maddî zarfları arasında sıkı bir münasibetin. Ruh hayatını anlayışımız ne müspet bir ruhiyatçının.. Froebel'in meşhur terbiye vasıtalarından farklı bir terbiye tarzı icat ettiğini anlatan italyan terbiyecisi Montessori her şeyden ziyade mektep sıralarına itiraz ediyor ve eseriyle onları yıkıyor. yeni bir kalıp ister. Esasen bu mesele hissi selimin inkâr edebileceği bir müphemlik mi taşıyor?. 11 . sus istemiyoruz tahsil isteyoruz.. Çünkü " ruh „ hakkında müspet olmıyan. Ev hakkındaki bu mülâhaza bütün mekteplere. mana istiyoruz. Nereye gidilse.„ diyenler ya ne söylediklerini bilmiyorlar. Bu fikirler ruhiyat ve içtimaiyat ilimlerinin nazarî sadesine münhasır kalmamıştır. şekil istemiyoruz cevher isteyoruz. Türkiye bir inkılâp yapmış. Hayır. Bu anlayış Orta Zaman sofusunun esrarengiz ve miskin telâkkisidir. ilmî olmayan bir kıymet hükmünü bilmiyerek taşıyoruz. konforlara.. nede müspet bir terbiyecinin anlayışıdır. Ayile ile evin bu tarihî münasibetine bakıp hükmedliebilir ki bir ayile ancak kendisine lâyık olan kabı bulduğu zaman tabiî hayata mazhar olabilecektir. onun hürriyeti ve ouun sayrureti için hiç bir maddeyi.— 161 — birlikte teşekkül ve tahavvül eden içtimaî aletlerdir.

. Konforu. Her demir parçasını "arzu talep. İçtimaî tmorfoloji cemiyet bünyesinin teşekül tarzını gösterir. Bu benzeyişe isterseniz hars diyebilirsi- . nüfusun çoğalmasına ayit her işi yalnız sıhhî bir alâka ile takip ediyoruz. cemiyetin maneviyat tekâmülü hakkında fikir sahibi olmamak lâzım gelir. çok mu? Çokluk müsavi şartlar içinde içtimaî tekamül için bir hayır.Yeni Türkiye için yeni bir mektep binası ister. O içtimaî morfolojidir. haktır ve hakkınızdır. bir menşei vardır. Fakat maddeyi istihkar etmeyiniz. Azlık mı? Yine müsavi şartlar içinde bu müsayit bir vaziyet değildir. Bu demir yolu örgüsünü sırf iktisadî bir eser zannedenler aldanıyorlar.Bu yeni kazançlarını muhafaza için yeni bir zarfa muhtaçtır. medenî bir hodbinlik zannediyoruz. Ey mefkûreciler. Türkiye Başvekilinin demir yolu siyasetini herkes bilir. her konforu da lüks addediyoruz. Onsuz mefkureler cisimlenemez. her lüksü israf olarak kabul ediyoruz!. Hususiyle öyle bir madde ki ruhun kabı ve kalıplanmışıdır.... Demir yollan Taşa. müsaadedir. Cemiyeti teşkil eden fertlerin sayısı ne kadardır? Az mı. demire ayit her teşebbüsü maddî biliyoruz. Içtimayatçi Durkheim'a nazaran içtimaî hâdiselerin bir temeli. Fakat aralarında kâfi.. Mefkureyi istediğiniz kadar takdis ediniz... bir yapışma. Türk ayilesi yeni kıymetler kazanmıştır. kaynaşma olamıyan çokluk neye yarar? Bir cemiyet olmak için lüzumu kadar benzeme lâzımdir.... Nüfusa. ile münasibetli bir madde zannetmek için cemiyetin maneviyat hayatı. Korkuyorum ki bu kıymet hükümlerimizin altında zuhdî bir hassasiyetin menfi vicdanı gizli kalmış olmasın..

Öyle ise şimendiferler cemiyetin hareketleri. Bazı kimseler en hasis bir ticaret adamı gibi soruyorlar. oraya şimendifer işliyor. Cemiyetin bünyesi incelir. tazelenen emelleri. Şimdi bu birlik vücude geldikten sonra cemiyet için uzviyetleşmek. Fakat şimendiferler vasıtasıyla açılan firkirleri. Evkaf meselesi Evkaf meselesi hakkında Yunus Nadi Beyin " Cumhuriyet „' te çıkan makalesini okudum. Şu halde yalnız çokluk değil. Fakat haksızlık ediyorlar. mükemmelleşmek pek mümkündür. büsbütün yeniieşen bir milletin ruhunu. en büyük tekâmül amili olduğuna kanaat ediyorum. türk istiklâlinde en birinci. türk inkılâbında. uyanık bir hâle gelir. ferler ve meslek zümreleri arasındaki mesafeyi azaltmak. O halde tek çare. çokluğu vücude getiren cüzlerin meselâ lisan gibi maneviyat çimentolariyle yapışmaları da lâzımdır. buna hep manidir. Halbuki dağlr. Fertler bir vücudun parçaları olduklarını duyabilmelidirler. Ben şimendiferlerin türk harsinde. Bunn en makul vasıtaları şüphesiz ki vapurlar. şimendiferler. Böyle bir netice hasıl olmak için fertle fert arasında. tayyarelerdir. uzun mesafeler. " Otuz bukadar senedir. kuvvetlenir. hele zümre ile zümre arasındaki mesafe darahnalıdır.. Böyle bir kitlenin içinde hususi istidatlar çıkar hususî meslekler. çünkü bu kimseler şimenferlerin sırf iktisadî tesirlerini ölçüyorlar. iktisâdı hayattmda ne değişiklik olmuş?! Milletin parsına yazık değiltni?!. ihtisas işleri vücut bulur.. kayalar.— 163 — niz.. yaşamak idaresini düşünmüyorlar. cemiyetin tekamülü noktasından bakılırsa âdeta manevî neticeler kazandıran vasıtalardır. Bu makale vakıf işleri hakkında millet meclisindeki ilk haleti ruhiyeyl ve bir baş vekilin vakıf meselesini derhal halledivermek için ..

gibi şeyler satılıp vâkıfın meşru maksatlarına muvafık şekilde işletilmeli ve sarfedilmelidir. Bu servetin bir kısmı da vakıf teşkilâtının asrîleşmemesi: yüzünden mahvolmuştur. çeşmeler. Bu sırada bizde vakfa ayit bazı müşahede ve mülâhazalarımı burada tespit etmeyi fayideli görüyorum. hamamlar. kabristan arsaları. medreseler. Yalnız İstanbul'da on üç bin vakıf vardır: Camiler. kitabeler. yetimhaneler. İcareyi vahideli akaretlerin vaziyetleri yeni hukuk telâkkileriyle hemahenk surette ve bir defaya mahsus olmak üzere tespit edilmelidir. kabristanlar. kütüphaneler. ilim. işçilik itibariyle de büyük manası olan eserlerdir. Bu memleketlerde yapılacak olan ilmî tetkikler... hastahaneler. vakıf teşkilâtını asrîleştirmek için kâfidir. veya hayır . mektepler.— 164 — vaziyeti pek müsayit bulmasına rağmen gene ihtiyata riayetle: meseleyi ilmî surette tetkik etmek ve kâfi derecede mücehhez. imaretler. Teşkilâtsızlık yüzünden bir müddet: sonra geriye kalanlarında çoğu mahvolacaktır. alhâk. Bunlar yalnız maddî kıymeti hayiz olan eserler değil. Türkiye'de vakıf. köprüler. türbe. hattatlık. çok defa mimarlık. olmak arzusunu göstermesi itibariyle son derece şayanı dikkattir. muvakkithaneler. zinet eşyasının yerleri belli değildir. tezyin sanati. Böylece kaybolan cami. Bizi bu hususta en çok: tenvir edebilecek olan misaller diğer muasır memleketlerdeki vakıfların muasır teşkilâtıdır. Vakfa ayit olup ta bu gün için ne maddeten ne de manen kabili istifade olmıyan bina. Bundan üç sene evvel " Akşam „' da neşrettiğim bir makalede bu işin her türlü enfüsî telâkkilerden azade bir surette. tımarhaneler.. Maddeleri itibariyle değilse bile sanatleri itibariyle muhafazalarında millî menfatlar vardır. kütüphaneler. Sıhhat. arsa. millî servetin el'an mühim bir kısmım teşkil ediyor.. Son günlerde Türkiye Baş Vekilinin vakıf teşkilâtı için İsviçre'de tetkikler yapılmasını arzu ettiğini gene gazetede okudum. sebiller. sırf içtimaî bir nazarla tetkik edilmesi lüzumunda İsrar etmiştim. hanlar.

dayima bir program takip edilir. müzeler. sebil. iş odaları. Her iş umumî bir mahiyet ve çehre gösterir. Fakat her şeyden evvel mühim olan şey vakıf denilen tesisatın medenî ve asrî şekli hakkında sarih ve müspet bir fikir elde etmemizdir. Dedi ki: Bizde bir kusur var. çeşme.. Vakfiarda her sene bir derece daha artacak olan millî servetin bir kısmı da cami. Arkadaşımın pek makul görünen bu sözleri üzerinde bir . kütüphanesini. Halbuki bu hâl diğer memleketlerde yoktur.. Prograrosızhk belediye. Vakıf teşkilâtı böyle asrî bir hüviyet kazandıktan sonra bir vâkfın hayır için terkettiği servet sahipsizde olsa maksadına hizmet etmek hürriyetini dayima bulacak ve ona şu fert veya bu idare tarafından tecavüz edilmiyecektir. maarif. bu suretle şimdiye kadar bir türlü halli çaresi bulunamıyan eski ve güzel eserlerin muhafazas emri devlet bütçesine yük olmadan temin edilebilmelidir. Halef selefi niçin takip etmiyor? Dün münevver bir zatle görüşüyordm.darülrfününlar. gibi türk sanatinin güzel eserlerini mütemadiyen muhafaza ve tamiri için de sarf edilmeli. malini vakfetmek istiyen insanların cesaretini kırmamahyız. gelen gidenin eserini bozar. kütüphaneler.- 165 - ımaksatlariyle vücude getirilen ufak vakıfların nemaları ve varidatı cem ve teksif edilerek halk mektebleri. Bu fikri kazandıktan sonra vakıf teşkilâtına müstayit ve lâyık olduğu içtimaî mahiyeti vermeliyiz. iktisat işlerinde bize en çok zarar veren en büyük eksikliktir. halef selefini beğenmez. Türklerin imar ve temdin işlerindeki bir noksanını işaret etti. Darülfünun talebesinin tahsili için servetini. gibi içtimaî hayatın inkişafına toptan hizmet edebilecek büyük tesisler vücude getirilmelidir. Ve Türkiye'de meselâ yetimlerin.

Türklerden bir çoğunun fikri değilmidir?. tenafür ve tenakür yoktur. Fakat teknik işlerde bu niyet hiçte kâfi değildir. devlet veya şehir işlerinde dayıma muta ve makbul olmak kuvvetini temin edebilir mi ?. O halde selefini takip etmenin ilk şartı mütekaddim teşebbüslerdeki bu tabiîlik ve afakîliktir.lâhza duralım.. Fakat ilk şart temin edildikten sonra bunun o kadar tehlikesi kalmaz. Hepimiz sırası geldikçe programsızlıktan şikâyet etmiyor miyiz?.. Çünkü bir kere mütehassıs mütehassısı tekzip etmez. Fakat ihtisas şartı kâfimi?. Denilecek ki: Nefsülemre ve tabiati eşyaya muvaffık bir projenin zamanla tahakkuk ve tekâmül etmemesinde şahsî garezlerin. Türkiye'nin teşebbüslerine bu tabiîlik ve hakikilik hassalarını vermek için hüsnü niyetin her işte olduğu gibi bir şart olduğunu biliyorum. böyle bir programın büyük meziyeti daha evvel tespit edilmiş olmaktan ibaret kalacaktır! Bu. Şu halde halefin selefini takip etmemesinin sebebini işlerin bidayette ihtisas eliyle yapılmamış olmasına irca edebiliriz. Meselâ gelen şehiremîninin giden şehiremininin işini beğenmemesinin ve izini takip etmemesinin asıl sebebi budur. İlmin ve sanatin düşmanı olanlar yalnız yarı ilimlilerdir. Mühim mesele " tabiîlik „ hassasını temin edecek olan ihtisastır. Olur. Yani bir işi hususî surette bütün tafsilâtiyle bilmelidir. hakikî irfanda tesanüt vardır..Fakat bu programdan ne anlamak lâzımdır? Program fikri her hangi halef tarafından gelişi güzel tespit edilmiş bir karar mı ifade ediyor? Eğer böyle ise.. Başka memleketlerin işlerinde gördüğümüz istikrar ve tekâmül hep bu tabiîlik hassasının neticesinden başka bir şey değildir. tabiati eşvaya mutabık ve muvaffık olmasıdır. ferdî istirkaplarm müdahalesi olamaz mı?. Esasen bu tarzda yapılan itirazlar düşünen. Benim kanaatimce halefin selefi tekzip etmemesinin en büyük sebebi halef tarafından vücude getirilen projenin nefsülemre. .

müfettişlik.Birde mütehassıs kendi kudretini göstermek için muvaffak olmuş bir eseri yıkmiya muhtaç değildir. 2 — Fransa'da. 3 — Avrupa'yı görmek. tekemmül etmiş olan müessiselerin en ziyade hali hazırına ve istikballerine ayit olan temayüllerini gösterebilir. kimyakerlik gibi meşhur ihtisasları mı ihtiva ediyor? Belediyecilik. Onun için Avrupa Türklerin mütefekkirleri tarafından tetkik ve tefekkür edilmedikçe Türkiye için model vazifesini göreceğini zannetmemelidir.. Hakikî dert işlerde ancak bir mütehassıs elinden çıkan işlerde bulunan devam kabiliyetinin bulunmaması veya az olmasıdır. gibi sade hissi selim ve gayretle olabilir zannedilen meşgaleler de ihtisas sahesi midir ?.. yahut kalem odalarının hüsnü idaresine. Avrupa'da birkaç gün veya birkaç sene kalmak Avrupa'yı anlamak için kâfi değildir.. 1 — " İhtisas „ mefhumu ne derece geniş bir mefhumdur? Bu mefhum yalnız erkânı harplik. Binaenaleyh " Türkiye'de halef selefi takip etmiyor. Bence Türkiye'nin bu meseleyi kalletmesi için evvel emirde şu noktaları halletmesi lâzımdır.„ şeklindeki müşahede ve izah tamamiyle doğru değildir. İngiltere'de. iktisadiyatına ayit ne gibi düsturlar vardır ki tabiati eşyaya muvafık olmaları sebebiyle âdeta beynelmilel bir mahiyet almıştır? Gene meselâ insanlar İstanbul gibi büyük bir şehrin imar ve tanziminde ne gibi esaslar keşfedebilmişlerdir ?. Avrupa'da seyahat etmek.. Binaenaleyh iymar ve temdin işlerinde hakikî bir imti-madm. tabiî bir tekâmülün tecellisini arzu ettiğimiz dakikada ihtisas noktasına dikkat etmek zarurîdir. . Şahsî kudretini eserin tekâmülü yolunda da gösterebilir. Fakat imar ve teceddüt siyasetini teşkil edecek olan mücerret fikirler» mülâhaza ve muhakemeler bu görgülerle elde edilemez.Almanya'da meselâ şehirlerin. Gerçi bunlar tabiatiyle teşekkül. şifendifercilik. çünkü gelen gideni beğenmemek zafına müptelâdır.

türkçeyi kullanan ve yaşıyanların birleşmesi. yoksa mahdut fakat mütefekkir zümreden ve yaratıcı bir kudreti taşıyan mahdut insanlar mı göndermelidir ?.. Türkçenin kuvvetini bilelim Türkçeyi düşünenler arasında türkçenin kendine kâfi gelmediğini. Hiç hayret etmiyorum. yoksa terkipler. O halde her şeyden evvel tarihî bir müşahedeye lüzum vardır. Bu değişme bir emri vaki midir değil midir ? Evvelâ buna cevap vermek lâzımdır.. Sade veya süslü fakat dayima samimî bir türkçe istediğimiz zaman bize türkçenin bu günkü hâlini gösteriyorla ve " Bakınız. 4 — Şu taktirce Avrupa'nın ihtisaslarından istifade etmek için alelade çok adam mı göndermeli... diyenlere rastgeldim ve kanaatlerine şahit oldum. Her halde bu sınıfın içinde türkçenin arapçadan. şu veya bu terkibi bu türkçe ile nasıl ifade edelim?!. türkçenin arapçaya. Türkçe türk cemiyetinin hareketi nisbetinde.... Çünkü bir dava gibi ikame edildikçe. o da türkçenin kendisidir. Bu dava kıyamete kadar sürebilir. diyorlar. ve iki tarafın biri birini anlamak için müşterek bir dili olmadıktan sonra!. Fakat ne çare ki şimdi hu moddır!. itibariyle midir? Bunu pek tasrih otmiyorlar. Fakat bu muhtaç oluş kelimeler itibariyle midir.— 168 — ... fikir güreşlerini beklemeksizin değişen bir hakikat vardır. kaynaşması ve meslek zümrelerine ayrılması nispetinde bizim . acemceden terkipler almak suretiyle zenkinleşmek ihtiyacında olduğunu iddia edenler vardır. acemceye muhtaç olduğunu söyliyenler vardır. Ben eski edebiyat adamları arasında firenkçeden ter" cüme ettikleri metin için: "Terkipleri türkçe kayidesi üzerine yaptım. Fakat mantık kavgalarını. „ diyecekler.. Gerçi bunun güzel olduğuna kanatim yoktur. " Bir emri vakidir!..

O halde alime ve ilme ne lüzum var.— 169 - arzu ettiğimiz ve " tabiati eşya „ ya uygun dediğimiz seyri takip ediyor mu?. türkçenin en tabiî mantığını keşfedebiliriz.. Ancak davanın mevzuu bu günkü türkçe olduğundan tetkikatı müşahhas olarak onun üzerinde yapmak lâzım gelecektir. Fakat mademki her ne olursa olsun tekâmül eden bir türkçe vardır. Türkçeyi ilim gözüyle kovalıyarak yalnız lisanın sadelik hamlelerini değil. salim bir tekâmülün vücudunu ispat edecek elimizde akıl tarafından verilmiş başka bir vasıta yoktur. İlim adamlarının vazifesi onun seyrini sadece tespit etmek. güzelliğin icadı ve . Etmiyorsa muarızlar haklıdır. Ediyorsa tekâmülün yolu üzerindeyiz. Arkadaşım. tekâmülün istikametini görebilir bir hale getirmek. bu suretle tekâmülü kolaylaştırmak için o kaiydelerden istifade etmektir. Gene tabiî türkçenin muarızları haksız olarak diyorlar ki " Bu iddialarnizın meydana getirdiği güzel türkçe nerededir? !„ Fakat iki şeyi biri birine karıştırmamak lâzımdır. ve şayet mümkünse bu tekâmülün tabiatinden doğan muayyen kayideleri de tespit etmek. Darülfünun müderrislerinden Halil Nimetullah Beyin "Müşahedeye doğru» serlevhasiyle " Millî Mecmua „ nüshalarında neşrettiği makaleler bu arzuyu tahakkuk ettirebilecek tabiatte yazılardır. İşte merhum Ziya Gök Alp'in türkçülük esaslarında mevzuubahs ettiği lisanların tekâmülüne ayit umumî zaruret kanunları bu nevidendir. Tabiî.. Alim. bir sanatkâr değildir. Gök Alp'tan evvel ve sonra bizim fikir âlemimizde ilim namına bu neviden müspet ve kat'i iddialar -dermiyan eden zatlere rasgelinmedi. Her şeyde olduğu gibi türkçe bahsind de hisler karıştıkça ve noktayı nazarlar indî kaldıkça bu meselenin fikir sahesinde halline imkân yoktur. Fikir adamının davası hiç bir zaman duygu adamının ilhamı yerine geçemez. Binaenaleyh tabiî türkçenin aleyhtarları için hasımlariyle mücadeleden evvel kabul edilecek olan nokta ilmin bitaraf noktayı nazarından başka bir şey olamaz.

Mefkure ile mevhume Bir arkadaşım ideal yahut mefkure. Ondan sonra hür sanatkârların.— 170 — tasarrufu sanatkâra ayit olduktan sonra?!. fakat her halde hazırlayıcı rolünü yapabilir deyince inanmamahdır. mefkureler. olan şeylerdir. Fakat sanatte ilmin. salim. Zaten mevcut ve hakikî olan bir hayatın istikbale uzamış kısımlarıdır? Binaenaleyh tahakkuk edebilirler. evvelâ tarlayı temizlemek lâzımdır. Montaigne. samimî ruhuna kavuşmasıdır. sanatkârın derunî enesine. mevhumeler değildir. Mefkureler tahakkuk edebilecek. tabiî türkçe inkılâbına muhtaçtır. Hayır. „ îtim adamına: şu itibarla lüzum var ki her yeni zevkin ve yeni güzelliğin. geçi maddî ve haricî. İlim sanat yerine geçmeyi iddia ettiği zaman dalâlettedir. Bu düsturlakast edilen fikir. Bu günkü türkçe güzel türkçe inkılâbından evvel doğru.. vuslatı mümkün olmıyan bir fikirdir. sanatkârın cismanî hareketi değildir. Ben de soruyorum ki o halde nasıl oluyorda akıllı bir adam mefkûreci oluyor?!. Mefkureler vehimden. Burada kastedilen mana. ecnebi zekleri kovmak. telâkkisine tekaddüm eden maddî ve mantıkî neviden ibaret kalan ihtilâlci hareketler vardır. şekiller değildir. diyor. Her şeyden evvel türkçenini harimine giren: ecnebi elleri. Descartes ve Jean-Jactlues Rousseau'nun yaptığı gibi. Müsyait şartlarla tahakkuk edeceklerdir. yaratıcı muhayyilesiyle istenmelidir. mantığın.. Bunu sanatkârın ilhamı şeklinde telâkki etmek ilhamı verenle alan hakkında gayet kaba bir hayal sahibi olmaktır. Bu münasibetle " Halka doğru gitmek „ düsturunu hatırlatmak isterim. Eğer mefkure yanına yaklaşılması mümkün olmıyan bir fikir ise bu imkânsızlık nispetinde o bir mevhume olacak değil midir?. . hayalden kopup uçuşan renkler. Rabelais.

Hatırımda kalan doğru ise Durkheim içtimaiyat usullerine dayjr yazdığı kitabın bir tarafında şöyle diyordu: Devlet adamının vazifesi cemiyeti bir mevhumeye doğru koşturmak değildir. muharebeleri. çiçekleri ve meyvalam istikbaldedir. Bizzat Amerika'nın kendi kendini geçmek için sarfettiği kudretin zaman ve mekânla mukayyet fizikî ve içtimaî kudretlerden ibaret olduğunu unutmamalıdır. mücadeleleri. devlet ve siyaset adamının vazifesi de bu iki şeyi karıştırmamaktır. Ancak bu gayeleri bize gösterecek olan bitaraf el. Bunlar arzunun ve iradenin birden bire halledebileceği şeyler değildir. muhakemesiz surette atıp tutan. Bunlar ancak eşyanın tabiatine ve müsaadesine göre hüküm ve muhakeme edilebilecek şeylerdir. her millet için vasıl olunması mümkün ve ihtiyarî olan mefkûrevî gayeler vardır. diyen bir adamın iddiasına şaşmamak kabil değildir. hesapsız. vadeden insanlara hayretle bakıyorum. fikrî seviyesi arasında uzvî münasibetler vardır. Bu adamlar hakikaten sözlerinde ve fikirlerinde samimî insanlar mıdır. Bunları iyice görüp te bunlara doğru ilerlemek kadar bir cemiyet hesabına afif ve meşru bir haraket ne olabilir?.. Mefkure ne bu gün için ne yarın için bir yalan değildir. beynelmilel münasibetleri. İlim adamının vazifesi bu iki şeyi ayırmak olduğu gibi. Eğer ilmî tetkikler yalan söylemiyorsa bir memleketin nüfusu ve serveti ile coğrafî vaziyeti. Şu halde mefkure ile mevhumeyi ayırmak lâzım geliyor.— 171 Mefkurenin koku hakikatte. Onun için nüfusumuzun. Onun için "Biz on seneye kadar Amerika'yı bile geçeceğiz!. ilmin elidir. cemiyetin mefkuresine yaklaştırmaktır.. servetimizin artması hakkındaki gelişi güzel. diyorum. Fakat bu mevhumecilerin iddiası ne olursa olsun her cemiyet. bir sene zarfında çocuklarına kazandıracağı irfan hamulesi hesap edilmeden. İçtimaî ve iktisadî cografiyası tetkik edilmeden. nüfusunun tezayüt veya tenakusu sebebleri ya- ..

irtica.kalanmadan cemiyet için bu hedefleri müspete yakın bir surette işaret etmek mümkün değildir. — Çünkü bu benim içtihadımdır.. Bir kere içtihat mevzuu olmiyan hakikatleri düşünelin. Hiç kimse "iki kere iki beş eder. böyle başı boş bir zekâ ile içtihat edilemez mi?! Şu halde içtihat fikrine bir gem vurmak. Her vatandaş içtihat hakkını taşır mı?. içtihat fiilini bir dayire içine almak lâzım geliyor. Şimdi düşünüyorum: İçtihad bir hak mıdır?. Çünkü burada içtihada mevzu olacak bir keyfiyet yoktur.. Gene hiç kimse arazı müspet. Her millet gibi türk cemiyeti de mevhumecilerin iddialarına değil. Hülâsa türk cemiyeti her şeyden evvel müspet çalışmak mecburiyetinde olan bir millettir.. diyemez. Her şeyde olduğu gibi terakki mezhebinde de samimiyet esas şarttır. iğtişaş lehinde bile. müspet. afakî tecrübelerimizin mahsulü olan hakikat . Fakat maziperestlik. Bunlar riyazi ve maddî ilimlerin mevzuudur. samim îmefkûrecilerinin itikadıne kendisini bağlamahdır.. çünkü bu benin içtihadımdır!.. Bunlar maddî. Cavap veriyor: — Bu benim içtihadımdır. Ve hiç kimse " Sukut kanununu bu kanununu benim içtihadıma zit.. içtihat hakkı Soruyorum: — Niçin garp medeniyeti haricinde bir medeniyetin hakikî bir medeniyet olduğuna kanisiniz?. diye tekzip edemez. tedavi usulü müspet bir hastalığın tebabetine itiraz edemez. Gene soruyorum: — Niçin eski ev kadınının hayatı daha ahlâkî ve daha mesut olduğuna kanisiniz?. Şüphesiz.

- 173 - fikirleridir. Çünkü herkes bu bahislerin keyfî ve şahsî bahisler olduğuna kani gibidir. mezhep fikirleri. içtihat mevzuları gibi tecelli ediyor. o da müspet hakikatlere dayanmak şartiyle. şahsf telâkkiler değil. Ne göreceğiz? Hürriyet* müsavat. Tekâmülü tekâmül olduğu için kabul eder. Fakat iş ruh ve maneviyat sahesine. Fakat dikkatimizi teksif edelim. demokrasi. İçtihat melekesi müspet muhakemenin halledeceği işlere karışamaz. güzel çirkin fikirleri şahsî fikirler. dine. Türkçenin zenginliği Geçenlerde Maarif Vekâleti Vekili bulunan İsmet Paşa Hazretlerinin kendi riyasetlerinde toplanan İlmî İstılahlar Komisyonunun ilk celsesinde söyledikleri nutkun suretini gazetelerde okuduğum zaman bir sürpriz karşısında bulu- . ihtisas. ahlâka. Bu dikkati içtimaiyat tetkiklerinin vasıl olduğu mahdut. Bu gün ilmî bir tahsil görmüş olan cemiyet adamı içtimaî tekâmülün eseri olan bu tecellileri garipsemez. eyi kötü. yanlış. yahut güzel çirkin olduğunu münakaşa etmez. teneffüs. Tabiat ilimlerinin telâkkisi. tekâmül gibi doğrudan doğruya tabiî ve afakî fikirlerdir. Burada doğru eğri. İçtihat.. lisana karışınca herkes müçtehit kesiliyor. kadının bir meslek sahibi olması fikirleri içtihat fikirleri. müspet hâdiseler sahesinde itikat unsurunu kaldırdığı gibi içtimaî ilimlerin tarakisi de içtimaî hayat meselelerinde içtihadın müdahalesini kaldırmaktadır. mütevazı fakat kuvvetli kanaatlere tevcih edelim. eyi kötü. iş bölümü. onların doğru. cemiyete.. Neden?.. sanata. Netice şudur ki garp medeniyeti hiçbir ilmin ve hiçbir alimin tenkit veya muaheze edemiyeceği bir hakikat olduğundan onun naklinde şahsî fikirler müdahele edemez. ölüm.. hayat. ancak akim müspet bir surette karar vermediği vakitlerde çalışır. tegaddi.

menuslukları her ne olursa olsun. Bundan yirmi sene evvel bütün yazılarımdan arap ve acem kayidelerine göre yapılan terkipleri atmıştım. Onu arayıp meydana çıkarmak lâzımdır. Yavaş yavaş anlıyordum. gayet feyizli bir aksisedasi olacaktı: Türkçe zengin bir lisandır. Siyasî bir velayetin türk lisan ve san'at adamları için açtığı yenilik hayatının kıymetini ancak evvelden beri çalışanlar bilebilir. O bir hazînedir. . büyük ve temiz inkılâbımıza o kadar çok inanmış ve bu inkılâbın manzaralarını ve renklerini o kadar eyi işlemiş kudretli bir fen ve hayat kahramanı tarafından söyleniyordu. Türkçenin bir şiir lisanı olarak ne kabiliyette olduğunu selâhiyet sahibi olan san'atkârlara bırakıyorum. kelimesini okunduğu gibi yazdığım ve "kader w şeklinde yazmadığım için şiddetli bir hücuma uğramıştım.. Bir gün bir makalemde "kadar. bir mevhumeci tarafından ortıya atılmıyor. gayet şiddetli. Kelimeleri. O zaman arap harfleriyle yazılan türkçenin imlâsını da elimizden geldiği kadar sadeleştiriyorduk. daha doğrusu sevindiren bu tesirin mahiyeti ne olabilir?. Ve kendi kanaatimce tarihî bir kıymeti olan nutuklarının bir örnek olarak söylenilmediğini tahmin ediyordum • Onun için bir müddet düşündüm: Beni şaşırtan. Fakat bunları yalnız şahsî kanaatimizin dayiresine hapsetmiyorduk.. sebep şu idi: Bu nutuk alelade bir ütopist. Türkçenin hür ve medenî bir milletin meramını ifade etmek kudretine kani olduğumuz içindir ki Darülfünun arkadaşlarımızdan üç zat ile birlikte türkçe bir felsefe kamusu vücude getirmeğe altı aydan beri çalışmaktayız. Darülmuallimin talebesine de telkin etmiye çalışıyorduk. Ben de ismet Paşa Hazretlerinin bir lisancı._ 174 - nan insan gibi şaşalamıştım Fakat benim bu şaşalamam bazı kimselerde olduğu gibi kullanılmamış ve hiç bir yeni yazıda yer tutmamış olan türkçe kelimelerin verdiği sade bir hayretten ibaret değildi. nutkun. yahut bir lisan inkılâpçısı olmadıklarını biliyordum. Bu gün o telâkki devrinden çok uzaktayız..

hemen hepsinin kapıları. Çiçekler. Zayıf. Elimde Maarif İdaresi tarafından verilmiş bir cetvel var. boyalı. diye kelimeyi hayalimde tefsir edip duruyordum. kuşlar. sisli manzarasına zıt... kışlayı hatırlatan bir şey yok! Çocuklar bahçede imiş. yeşil. vahşî bir bahçe var. Burada bize göre mektebi. Ağaçlar. daralıyor. Ta uzaklarda bir çocuk kümesi taplanmış. biri de tarihî bir manzume okudu. Yaklaştık. Nihayet mektebe vardım.. sağır.. hesap yaptılar.. çalılıklar ve çiçekler içinde nefti yeşil boyalı. Bu cetvelde ziyaret etmek üzere olduğum mektebin ismi hizasında " Deaf Sehool „ diye bir işaret gördüm.. besbelli ders yapıyorlar . ingilizkâri bir köşktü... hocaları aynı biçimde bir adam. Zavallı dilsizler 336 senesi Londra'da aptal. genişliyordu.. açık. Nihayet en sevimlilerinden bir kaç kız hocanın teşvikiyle yanıma yaklaşdı. uzun boylu. şirin bir park. köşk tarzında evler.. mekteplerin isimleri ve adresleri yazılı. Çocuklar yazdılar yazdılar. o zaman ingilizce pek az bildiğim için manasını anlayamadım. böcekler.. koullananlarındır. parlak ve neşeli idi. kör çocuklara mahsus •olan iptidaî mekteplerini ziyaret ediyorum. çocuklar her şey. şık. her şey. pancurlu nefti boyalı!. Hemen hepsinin önünde ufak. Mektebin bulunduğu mahalle merkezi Londura'nımn kara. Gayet açık bir telâffuzla ve . bütün canlı mahlûklar. Sokaklar inadına zikzak! Yanıltıcı ve gözleri eğlendirici bir perişanlıkla sağa sola dönüyor. matruş bir İngiliz. raksettiler. Baş muallim yanlarına götürdü. İki keçeli ufak.- 175 - Tecrübelerimize göre türk lisanı en felsefî düşünceleri bir avrupa lisanı gibi vuzuh ve kuvvetle ifade edebilir. ağaçlar. Bahçe dedikleri yer. dilsiz. Şimdiye kadar bu asaletli lisan felsefeleşmemişse kabahat •onun değil. Kör.

Pek az bildiğim ingilizce ile yalan yanlış bunlara cevap vermeğe çabaladım.. bilmiyor musunuz?! Burası bir "deaf schoolw dur! Burada gördüğünüz bütün çocuklar anadan doğma sağırdırlar. ve lakırdı anlamiya mukatedrir oluyorlardı.. Demek bir dilsiz mektebi varmış!. Ben de tabiatiyle bir kere bu mektebi ziyaret etmek merakı uyandı.. malumatı„ idi!.. — A Efendi.. Çok şey... Beni büsbütün bir merak aldı.— 176 — benim anhyabileceğim derecede sade bir ifade ile nereden» geldiğimi. Hatta hocaları bile lakırdı işitmez!. varsa hepsini ziyaret ettim. nereye gideceğimi. Dilsizler konuşmayı öğrendikten sonra böyle kısık sesli adamlar gibi konuşurlar! Dilsizlerin dillilerden farkı budur. Gittim. seda mahreçlerine dikkat ettirerek. Evet vardı... Burası eski hatıraları uyandıran ağır başlı .. dedim. lakırdı işitmiye değilse bile. Daiyma "Padişahım çok yaşa. İstanbul'u Türkleri sordular. Bu neden ?!. Nihayet İstanbul'a geldim. eksik olan biçare dilsizlerin dili değil.. Hakikat. Bu derecesi inanılır şey değildi!. Bu açık hava mektebini terk ettikten sonra yolda baş. Bu basit görgüler hem hoşuma gidiyor hem de şarkta dili yoktur. "lakırdı görmiye.. Hatta çocukken resimli gazetelerde resimlerini bile görürdük. işaret eden vaziyette çıkarırlardı!!. Ragip Paşa Kütüphanesinin önünden geçerken gözüme ilişti: Dilsiz Mektebi. Hem de en basit pedagoji kayidiyle: Ağız hareketlerine. Bir gün Aksaray'dan aşağı doğru iniyordum.. Usulü tedrislerini tetkik ettim. muallimin bir nokta hakkında nazarı dikkatini celbetmek istedim: — Affedersiniz efendim.. dikkat ettim. Londra'da nekadar "deaf school. çocukların ekserisi ingilizceyi pek güzel telâffuz ediyorlar! Fakat boğuk bir sesle!. Dilsiz dediğimiz "sağır dilliler» " işiten dilliler „ gibi konuşmıya. dillilerin "dilsizlik hakkındaki fikri. diye konuşturulmıyan dilsizleri düşündürerek beni mahzun ediyordu..

ziyarete hayret eden adam hali vardı!. Hamdolsun.. Meğer bu memlekette dilsiz mektebini görmek istiyen insanlar da varmış!. Yerinden kımıldamıyan adam gene mukabele etmedi. müsaade ederseniz bir fikir alacağım?. vukufsuzluğun dilsiz çocukları gömdüğü bir mezardı!. ne kadar acıklı şeylerdi: — Ah Efendi oğlum! Soruyorsunuz ki dilsizler de tahsile heves var mıdır? Neden olmasın?! Ba*k şu çocuğa! İşte o. Yanındaki sandalyeye oturdum ve dedim ki: — Dilsiz Mektebini ziyaret için geliyorum. kır sakallı bir zat vardı.. Büyük ve loşca bir odaya giriliyor. zavallı bir yetim! Bir ablası var.. Derdii adamın hali bana çok dokundu. Mermer bir merdivenden yukarı çıkılıyor.- 177 - tarihî bir yerdir. O da onun gibi fakir ! Her gün elin12 . her gün buraya Eyip Sultan'dan gelir! Fakir. Adamcağız selâma mukabele etmediği gibi yerinden de kımıldamadı! Onda vakitsiz bir misafiri istiskalden ziyade. Hele bir muallim olduğuma sıkıldım. orta yaşlı. Selâm vererek yanına yaklaştım. Dinledikçe ezildim.. Mektebin yegâne sekenesi olan bu beş çocuk halâ ellerini.. çok şükür yarabbi!. gençlik ve insanlık namına ezildim.. Havlıya girer girmez sağa dönülüyor. cehlin. Burası ihmal ve teseyyübün. Fakat bunu kim ayıphyabilirdi?! Bakınız müdürün anlattığı vak'alar ne kadar canlı. diye haykırdı ve titriyen sesiyle şu sözleride ilâve etti: — Yarabbi! bu ne hikmet ?! Otuz senedir burasını bekliyorum. Yarabbi! Otuz senedenberi belki hiç değişmemişti. Bu odada üç beş çocukla köşede ufak ve eski bir yazıhanenin başında oturmuş. Artık mektebi tedrisatı. gözlerini ve kaşlarını kımıldatıp duruyorlar!. Bir kaç saniye geçtikten sonra başını pencereden tarafa çevirerek. her şeyi bıraktım. — Of!. Bu otuz senelik dilsizler babasını dinlemiye koyuldum.

İşte dillilerde bu kafa varken buna dilsiz ne yapsın? . Teessrden yaşarmış gözleriyle dilsizin ablasını aramağa başladı.. ne Şehremini'ne. diye dilsizleri insanlık haricine çıkarken tasnifle yine dilsizleri tahsilden mahrum bırakan kalp mantığın düşmanıyım. Bak şimdi oradadır!... diye rasgele yakama sarılırlar diye korkuyorum! İşte Şehremini'nin "var mı?M dediği dilsiz mektebi vardır. ta evinden buraya kadar getirir. derken düşündüğü "dilsizler» de onlardır! Şehremini'nin insanlık kafilesine seçtiği dilliler hep birden işte bizleriz!. Akşamlara kadar.. ne de Şehremanetine!. uzaklaştım. Şu dakikada ben dilsizleri yazarken elim titriyor! Bir gün dilsizlerden biri çıkıp ta bizi süründüren dillilerden bir intikam alalım.. O teessürü veriyorlardı. Sersem ve perişan bir halde kütüphaneden çıktım... Ben "Dilsizler! Dilsizler!. Sanki bunlar benim cinayetimin kurbanı olmuş biçarelerdi!.. Yine Şehremini'nin "dilsizleri mi?! Elimden gelse dillileri okuturum!. Hiç kimseye düşmanlığım yoktur. O işte budur. sonra gider. kalktım. O tarihten beri dilsizlere çok tesadüf etmedim. Artık dayanamadım. Kederli adam başını pencereden tarafa çevirdi. Ettimse de görmemezliğe geldim. şu karşıki viranenin otları üzerinde oturur.- 178 - den tutar.

Çocuk .

.

bu sekiz çocuk annesinin arzusunu yerine getirdi.. İstanbul'da bir ayile tanırım ki sekiz çocuk sahibidir. Bundan üç ay evvel gene bu kadına rasgeldim. büyük adamın iradesi. Kadın bu sözlerimi çok hissetti. Baba beş yüz kuruştan fazla maaşı olmıyan fakır bir müezzindir. Hayat. Bu istidayı Heyeti İlmiye içtimaına giderken Ankara'ya götürdüm. Manzara çok samimî ve çok acıklı idi. Cenabı Hak bu ayilenin çucuk nüfusunu yakında dokuza da baliğ edecektir diyorlar. bu çocukların babası fakır bir muhacirdir.. Hemen kendi ağzından bir istida yazdım. Aynı istidayı Darülfünun müderrislerinden maruf bir zat Muaveneti İçtimaiye . muhtacı muavenettir. Allah onun düşmanlarını kahretsin.... Byeim. ahllah Mustafa Kemalin ordularını muvaffak etsin.. mukadderat. çocuklarının nafakasını soruyordu. hükümet ve memleket bunlara şefkatini göstermek mecburiyetindedir „ diyor. Gözleri gözlerimin içinde. dedi. dedim.. Baba her akşam için beş okka ekmek parası olan seksen üç kuruş otuz parayı kazanmak için ayrıca rençperlik ediyor.. Bir gün bu valideye yanında dört beş çocuğu okluğu halde rasgeldim. "Akşamnt' nevvelki günkü nüshasında " üç sende yedi çocuk validesi „ diye bir fikra vardı: Bu fıkra bu gün ber hayat kalan evlât anası bir valideden bahsediyor. ne derseniz diyiniz. Valide gene hiç varidatsız ve servetsiz zavallı bir kadındır. Ve onlara benim zihnimdekinden fazla ehemmiyet verdi: — Ah. Milli Harekâtın henüz başlangıcında bulu nuyoruz.. bütün bu yavrular onun emeline feda olsun.. Bu ayileye ayit gayet hazin bir vakayı burada hikâye edebilir miyim? Senelerce evvel.— 181 - Çocukları yaşatalım. Gayrı ihtiyari: — Hanım? İnşallah Mustafa Kemal Paşa İstanbul'a gelir de senin çocuklarına nafaka bağlar.

Bu seri hassasiyet çocukların müdafaası.- 182 - Vekâletinde bulunan doktor Tevfik Rüştü Beye verdi ve tavsiyede bulundu Bu istidanın neticesi ne olduğunu henüz öğrenmedim.. fakir. Yine bu bahsin şayanı dikkat keşiflerinden biri de şudur: Nüfusun eksilmesi aleltlâk tevellüdatın azalmasından değil. Bu gün tenakusu nüfus ve tezyidi nüfus bahsinde ortiya konulan en basit hakikat şudur: Bir memleketin nüfusu doğurmıyan. Biz bunu haber alıp imdada gidinciye kadar çocukların üçü de ölmüştü !. Milletteki sefalet fertlerdeki hissizliğin bir neticesi olduğunu söylemek istemiyorum. Bu şevk zaten mevcut ve bu heyecan kâfidir bile. üçüzlere hediye göndermişlerdi. çouk vefeyatimn artmasından ileri geliyor. yurt yoktu. fakat tabiyetiyle doğan çocukları yaşatmakla artabilir. merhametini celbetmek için teşvike. O halde bütün çocuk siyaseti yeni doğanları ve doğmuşları öldürmemek esbabını .. ve doğurmak istemiyen kadınlarını zorlamakla değil. erkek bir çok Akşam karileri matbaaya hücum etmişler. kadın. Tahta parçaları yakarak çocukları isıtmıya çalışıyorlardı. Daha bir vaka ki hatırası hayatımın en müellim dakikalariyie karışmıştır: Bundan dört sene evvelgünün birin de Çamlica'da bir kadın üç çocuk birden doğurdu.. fıkrasını Akşam'a yazdığımve Allah'tan bu çocukları ısıtmak için kömür ve çıplak vücutelrini sarmak için kundak istediğim zaman zegnin. neticelerini ilâna ve ispata da muhtaç değiliz. tehyice de hacet yoktur. Harap bir evin çerçevesi» ve camsız odasına sığınmışlardı.. Binaealeyh fakir çocuklar hakkında türk milletinin hissini.. "Bir batında üç çocuk!. Valide için çocuklar için yer. Bütün bunları sayıp döküp ferden ferda merhametsizliğimizi iddia edecek diğilim.. çocukların himayesi için milletimizin ruhunda ne sağlam bir merhamet kumaşı olduğunu ispat eder.. Çocuk müdafaası ve çocuk himayesinin nüfus ve iktisat noktasından kayidelerini.

farzediyorum ki İstanbul'un en güzel bir mevkiinde oturuyorum. Demek ki bu çocuk asrında bu çocuk mezhebini gütmek. tabiî bereketi tenasülleri teşvik edecek içtimaî bir teşkilâta henüz malik değiliz! Bu teşilatsızhğın. aynı milletin iradesini müstakbel vatandaşları olan . dayima "içtimaî bir teşkilât. ve bu çocuk nüfu-< sunu himaye etmek için ihtiyaç "içtimaî bir teşkilât. mahiyetinde. Ben bir şehirliyim. mikropsuz sütten ve fakir olan anaları babaları mahalle ve köy tsanüdünden en çok mahrum olanlar onlar. ölmekten ve öldürülmekten niçin kurtaramıyoruz?! Bence bunun sebebi gayet basittir: Ferden ferda merhametli. çocuk muhabbetlisi olmamıza rağmen biz Türkler. ve insanların ayaklarını inciten bir belediyeniz faaliyette oldukça!. eğer farziyemde yamlmayorsam. Bu insan geçmiyen kaldırımları benim ve birkaç mahlelinin eline kürek alarak yapması mümkün müdür ? Bu koca yolu belediye yapmazsa ben nasıl yapabilirim?! Hatta vergimi muntazaman vermem.. fakir çocuk analarını doyuracak. vatanî vazifelerimi günü gününe yapmam bu işde neye yarar?! Varidatın. Buna muktedir misiniz? Değilseniz doğurmıyan.. o biçarelerdir. ister Himayeyi Etfalin tevessuu şeklinde olsun. Acaba çocukları ölümden.- 183 — aramaktadır. doğurmakta manevî bir zevk bulmıyan. eyi sudan.a' dır. fikirle mantıkla. çocuktan hoşlanmıyan anaları akılla. en büyük zararını gören ve çeken şehirlerdir.. fakat buraya gitmek için ne araba yolu ne de piyade yolu yoktur. çccukları yaşatacak.. hamiyetli. millî bir tesanüt halinde tecelli etmelidir. Çünkü çocukları temiz havadan. Halbuki köyde?. İş daha başka türlüdür. servetinin menbaı olan arabaların tekerleklerini kırdıran. Bu teşkilât ister Hilâliahmerin bir şubesi gibi vücude getirilsin. Büyük bir kumandan yaratıcı dehasiyle milletin iradesini gene milletin halâsı için istimal ettiği gibi.. bu çocuk muhabbetini yapmak. istatistikle zorlamakta bir fayide yoktur.

Mademki yetimdirler... halbuki bunlar esasen yüksek tahsil görecek derecede zengin değildirler: Konfora alıştırıyorsunuz. mazisini.. O de- ... anaları babaları yoktur. işte darüleytamlar için gayet kuvvetli..- 184 — mini minilerin canım kurtarmak için de işletmek mümkündür ve lâzımdır. Çünkü bu gün yetimleri ve muhtaç çocukları ile Türkiye baştan başa bir darüleytamdtr. meşakkate katlansınlar. Halbuki esasen fıkara çocuklarıdırlar! Hülâsa siz darüleytam mürebbileri. halbuki bu zavallıların ayilelerinde yatacak yer yoktur! Paranın. fazla okuyacaklarına iş öğretsinler.. ve gayet müessir olan telâkki. içtimaî sınıfını nazarı itibare almıyorsunuz! Çocukları bozuyorsunuz!. Bu tarzı telâkkiyi kısa bir sözle ifade edebiliriz: " Yetimi yetim bırakınız!.. „ Darüleytamlara yetim olarak gelenleri gene yetim olarak çıkarmak. Bu mübalağada çocuk vaziyetinin vehametini gösteren bir kasıt vardır.. Yetimde bir insandır L Darüleytamların mukadderatını düşünen insanların bir kısmı şöyle diyor: " Bu çocuklar mademki yetimdir. hayatın bütün mahrumiyetlerine alışsınlar ve illâ bu kadar temizliğe ve güzelliğe alıştıktan sonra betbaht olurlar!. servetin imkânlarından istifade ettiriyorsunuz. yn* fikirlerle darül ey tamları tenkit ederek diyorlar ki: "Çocuklar bu tedrisatınızla fikir mesleklerine sevkediyorsunuz. konforu bilmesinler. Bir zatin dediği gibi: Türkiye'de darüleytamlar tesisi tnevzuubahs değildir. çocukları müstakbel hayatlarının sefalet ve zaruretiyle mütenasip bir surette yetiştirmiyorsunuz! Onların ayilesini. On seneden beri memleketimizde darüleytam teşkilâtı etrafında yapılan bütün itirazların ve yapılan bütün hücumların belli başlı fikri ve felsefesi işte bu garip mülâhazadır.

Yetimlerin iyaşe ve ibatesine aiyt her ne teceddüt yaptımsa kabul etmediler.. İşe .. çok iyi bir müdiri umumî. Teessüf ederim ki bu haleti zihniyenin menşei ne içtimaî bir endişe. Hülâsa yetimler bahsindeki bu zihniyet umumî ve saridir. Düşünelim ki. Bu yalnız cahillerde değil. Ben darüleytamların teşkilştını bu tarzda tenkit ve tezyif edenlere çok rasgeldim. kibar ve avam. bir dereceye kadar münevverlerde de vardır. fakat fena roürebbi. Çünkü bu düsturun menşei ahlâkî bir mülâhaza değil.— 185 — recede ki günün birinde İstanbul şehri düşman kuvvetleri tarafından işgal edildiği ve yetim yuvalan basılarak üç bin yetim sokağa döküldüğü gün hepsini saraylara yerleştirmek suretiyle hayatlarını kurtaran adamı düşürmek için de aynı mantğı. rençber yapacak yerde muallim ve lise talebesi yapıyor? Bu sefahat. bu sırf inhisarcı bir kafanın mahsulüdür.. İnsanları zengin ve fakir. "yetim de bir insandır ve her insan gibi cemiyetin bütün nimetlerinden hissedar olmak hakkini taşır„. "Niçin bulgur çorbasiyle beslemiyorsun?!.» diyorlardı!. ne de ilmî bir mülâhazadır. dediler ki: — Bu adam çok çalışkan.. tertemiz karyolası var! Yetimlere bulgur çorbası yerine 5 et ve tatlı yediriyor. artık yıkılması lâzım gelen bir hurafedir. aynı silâhı kullandılar. "Yetimleri yetim bırakmak!. Çünkü yetimlerin erkeklerini " Bey „ kızlarını " Hanım „ yapıyor. ve bu israf yetim lerin atisi için büyük bir tehlikedir. düsturu bir terbiye düsturu değil.. Bu satırları yazmadan üç saat evvel görüştüğüm kıymetli bir maarif adamımız ise Balıkesir'deki darüleytamin müdürü bulunduğu zamana ayit hatıralarından bahsederken diyordıki: — Bana en çok yetimlere et ve tatlı yedirdiğim için hücum ettiler! Hücum edenler arasında maatteessüf münevverler de vardı. tarihî bir hurafedir.. şehirli ve . Ve evlerinde görmedikleri şeylere alıştırmak muzurdur dediler!. her yetimin kat kat çamaşırı.

anası. ve madem ki her fert kendi kuvvet ve kabiliyetini inkişaf ettirmek hususunda serbestir. kıymetli ve şerefli bir insandır. ne ebeveyni ne de hükümet olmalıdır.. Sonra mademki Türkler hukukan müsavidirler. o halde yemek. babası. fikir ve iş mesleklerinden birini intihap etmek hususunda yetimde niçin hürriyet ve hak tasavvur etmiyorsununz?! için bir yetimden bir çiftçi. içmek. Bu kadar da değil. okumak. evi malikânesi olmamak insanlar için kabahat olsa bile. Yetim de bir insandır ve bütün insanlar gibi.. giyinmek. tekâmül kapılarını açalım ve bırakalım girsinler. Herkese her çocuk veya gence mesleğini kabul ettirecek olan kuvvet. Her Türk müstayit olduğu ve arzu ettiği mesleği intihapta serbes olmalıdır. Fert bu mesleği kendi kendine. gibi farklarla ayırmak musavatçı bir millette nasıl mevzuubahs olabilir?.- 186 - köylü. fertlerin o müessiselerden istifadesi imkânını da temin edeceksiniz.. bir avukat ve bir kimyaker olabileceğini kabul etmiyorsunuz? Yoksa yetimlerde yetimlikle beraber uzvî bir noksan olduğunu mu tasavvur ediyorsunuz?!. serveti. terakki. Bunun için ferdin kuvvet ve kabiliyetlerini inkişaf ettirecek müessiseleri bir hükümet adamı sıfatiyle hazırlamak mecouriyetindesiniz. o halde anası babası olan türk ile olmıyan türk arasında hiç bir imtiyaz farkı olmamak lâzım gelir.. bir demirci olacağını tasavvur ediyorsunuz da bir kumandan. kendi kuvvet ve kabiliyetlerinin tabiyetine ve istikametine göre serbesce intihap edebilmelidir. . Her halde yetimi bütün diğer insanlardan ayırmak yanlıştır. Mademki bir demokraside insanla insanın kıymet ve şeref itibariyle hiç bir farkı yoktur. beyaz ve siyah. yetimin değildir! O halde kendi çocuklarımız için reva görmediğimiz bir hayat tarzını diğerlerinin yetim kalan yavruları için hiç reva görmiyelim. yazmak. Eğer bu müsavatçılık bilfiil tahakkuk etmezse demokrasi yalan olur!. Bütün insanlar gibi yetimlere de inkişaf. Müsavatçılık demokrasinin temelidir.

. Çünkü kaldırmak istediğimiz şey "inhisarcılık»'tır. Biz "yetim.— 187 — — Bütün yetimler yalnız fikir mesleklerine mi hazırlansınlar?! Bu suali sormayınız. Bunun farkı olsa olsa hususî ve ayilevî bir terbiye ile umumî ve resmî bir terbiye farkı olabilir ki cemiyetler içersinde ikincisi en tehlikesiz olanıdır.. Fakat her insan gibi aynı yetim neden rahata da alışmasın. Tarihte tahsil bir inhisardı... fakat yetim olmtyan her çocuk gibi! Çünkü icabında meşakkati çekmek. bulgurla tagaddi etmek. Bu mülâhazaya binaen " yetimi yetim bırakmak „ düsturu yerine "yetimi yetim bırakmamak „ düsturunu koymak lâzım gelir. "Bütün yetimleri hep işçi yapalım! „ demek nekadar yanlışsa. Yoksa biz değiliz! Biz sadece istidat dediğimiz bu tabiî sermayeyi azamî derecede neşvünüma ettirmiye memuruz. yetim kuru tahta üzerinde yatmıya alışmasın mı?. ve kuru tahtalar üzerinde yatmak için.. "bütün yetimleri fikir adamı yapalım demek te aynı derecede yanlıştır. vasisi mevkiinde bulunuyor. Bunun aksi ne haktır ne de adalet. meslek intihabı ayile ve . alışsın. — Evet efendiler.. Hususiyle devlet burada yetimlerin doğrudan doğruya babası.. Onun için bütün yetimleri terbiye edelim ve hangisi neye müstayitse onu olsun. münevverlerin çocukları için tavsiye ve tedarik ettiği maarif nimetini yetimlerden. neden temiz karyolada yatmayı öğren" meşin ve neden içtimaî meslekler arasın en müstayit olduğuna hazırlanmasın? Buna da siz cevap veriniz!. diye bir sınıf bilmiyoruz ve kabul etmiyoruz ve yetimlerle yetim olmayanlar arasında da hiç bir fark gözetmiyoruz. Olacakları şeyi tayin edecek olan hâkim. yalnız istidatlarıdır. şehirli. neden et ve tatlı yemesin.. Gene soruyorlar ki: — Fakat yetim hiç meşakkata alışmasın mı. yani kendi çocuklarından esirgeyemez?. Zengin. Şu takdirde yetimlerin mektebi alelade mekteplerden hiç farklı olamaz.

Tekrar sordum: — Şehzade taraflarına gitmiyormusunuz ? — Hayır. Kundura boyacılığı eden dokuz yaşında sarışın gözleri parhyan bir çocuğa iskarpinlerimi boyatıyorum. Yeni cemiyetlerde ne bu inhisar nede bu kayıt yoktur. Sokaktaki Çocuklar! Dün öğle zamanı Edirne Kapısı'ndanberi yaptığım bir gezinti neticesinde çok yorgun bir halde Fatih meydanına varmıştım. bütün hayat mutazarrır olur. anası kardeşleri. Herkes bir ve herkes meslek intihabında serbestir. Meydana bakarak açık hava kahvelerinden birinde oturtum. softanın elinden aldığımız taassubu ukalâların idaresine birakmiyalım. irili ufaklı çok tesadüf edilen bu fakir sınıfın hayatı. Çocuğun babası. . belediye bırakmıyor!. Yetimler ise bu kayideden hiç müstesna olamazlar. mukadderatı üzerinde zarurî olarak tekrar düşünmiye başladım.- 188 — -verasetle mukayetti. babasız. hangi mektebe gittiklerini. Hürriyet ve müsavat temelleri üzerine yeni devletin binasını kuran türk milleti için. bundan. Dikkat edelim. daha doğrusu niçin gitmediklerini sormıya lüzum yoktu. Pek te fazla düşümiyerek sordum: — Nasıl günde elli kuruş kazanabiliyormusunuz? Çocuk acıklı bir tavırla başını soluna çevirdi: — Ne gezer! yirmi kuruş kazanırsak iyi! Sabahtanberi beş kuruş aldım!. anasız. Yalnız bu ufak temastan sonra köyde şehirde. bu inhisarcılıktan yalnız yetimler değil. Çünkü alınacak cevabın ne olduğunu bu gibi çocuklara sora sora artık öğrenmiş bulunuyordum. nerede oturduklarını. Dedi. Çünkü vasileri develet yani bütün milletin iradesidir.. olup olmadığını.

Bir milletin çocukları için cemiyetsiz kalmak felâketlerin belki en büyüğüdür. icraata sevketmez. Çocuk kendi kendini yetişdiremez. Gerçi her iki nevi fikir bir ismi taşıyor. Daha bir çok ispatlar ve işaretler var ki Türkiye'de çocuk himayesi fikri mevcut olduğunu gösteriyor: Ancak bir nokta var. Gerçi bizde çocukları himaye fikri vardır. Bunların işi hafıza ve muhakememizle değil... zengin insanlık fikirlerinden kim şüphe edebilir?. mutlaka. Çocuk ehli bir fidandır. o cansız. mutlaka adam denilen bahçıvanın ihtimamına muhtaçtır. Bunlar yalnız öğrenilen fikirlerdir. Himayeyi Etfal cemiyeti ise millî bir müessise olarak mevcuttur. haline getirmektir. Türkiye matbuatında çocuk himayesini mevzuubahs eden sayifeler az değildir. Daha ziyade zihnimizin yüzündedir.. Halbuki canlı fikirler duyulan.. fakat bu henüz tamamiyle kuvvet fikir hâline gelmiş değildir.. sadece bir zekâ ve mantıktır. Fakat ruhdaki işleri bir değildir: Gölge fikirlerin hayatta canlı bir rolü yoktur. irademizle ve faaliyetimizledir. Denilemez ki bu sefaletin menşei kalpsizliktir! Hayır.- 189 - şehit çocuklarını.. fıkara yavrularını elinden tutmaktan daha mukaddes ne iş olabilir? Türk milletinin insanî duygularından. ölü fikirdir. Hatta meşhur Fransız feylesofu Alferd Fouillâe fikirleri ikiye ayırarak " kuvvet fikirler „ ve "gölge fikirler» demişti. yüksek. Bir fikir ki insanı teşebbüse. Bu husustaki tavsiyelerim şunlardır. Fikirden fikire fark vardır. yaşman fikirlerdir. bu sefaletin menşei sedece teşkilatsızlıktır. Fikirler hep bir çeşit değildir. Onun için fakir çocuklara yapacağımız en büyük hizmet onların ihtiyacını bir "kuvvet fikir. 1 — Herşeyden evvel ufak çocukların zekâsı ve kabiliyeti . demek lâzım gelecek. Yeni Türkiye senenin bir gününü çocukların yardımına vermiştir. Şu halde " bizde çocuk duygusu var ise de çocuk teşkilâtı için fikir yok!. Fakat bakalım bu fikir de doğru mu?.

4 — Bütün bu teşebbüsler için memleketin bu günkü vastalarından istifade etmelidir.. yüz binlerce türk çocuğunu bu günkü sefaletlerinden kurtarmaktır O halhe zaten mevcut ve metruk olan mescitlerden. marangozluk. Sonra kendilerine mahsus dükkânlarda satarlar. Bu gibi müessiseleri iyiden iyiye tetkik etmeliyiz. Onlar nevinde münferit. Bu tetkik o derece müşahhas olmak gerektir ki müessiseleri görmiyen türk müteşebbisleri tarafından da yapılması mümkün olsun. Çocuklar insanların ufalmışn numuneleri değildir. kendilerine göre hayatları.. oymacılık. Bu gün sokaklarda sürünmekten kurtulan bu çocuklar . 3 — Çocukları himaye için büyük mikyasta teşebbüslerde bulunamamızm bir mühim sebebi de Avrupa'da ve Amerika'da bu gibi işler hakkındaki teşkilâtı bilmememizdir. kabiliyetleri olan mini mini mahlûklardır.. ufak hah. 6 — Çocukları himaye tesisatımızı Hilâliahmer ve tayyare teşkilâtı gibi memlekete yaymakta mutlaka hayır vardır. gibi orjinal türk motiflerini taşıyan el işlerine sevketmek mümkündür ki bu suretle işlerin ecnebi memleketlerine ihraç kabiliyetini arttırmış oluruz.. istihsal ve iktisat kuvveti hiçte yabana atılmıyacak olan bir amildir. Maksat zengin bir memlekette muhteşem dershaneler veya iş odaları vücude getirmek değil. medreselerden neden istifade etmiyelim? 5 — Diğer bir imkân olmak üzere bu nevi faaliyetleri meselâ yemeni. Binaenaleyh cemiyet için pek iayideli olan bir takım işleri bu çocukların kuvvetlerinden istifade ederek yaptırmak pek mümkündür.. 2 — Yedi sekiz yaşında bir çocuk sade tahsil için bir talebe değil. terzilik. Buralarda çocuklara sepet. Avrupa'da bilhassa şimal memleketlarinde meşhur İsviçreli terbiyeci Pestalozi' nin tasavvur ettiği gibi işle tahsili birleştiren mektepler vücude getirmişlerdir. her şey öğretirler.— 190 — hakkındaki fikrimizi tashih etmeliyiz. mozayık. dokumacılık.

Hulâsa çocuk. en güzel vasıtalarla okutmak lazım değiimidir ?. hareketle münasebeti olan her mevzu onun dikkatini uyandın. Çocukların en koyu metafizikciler gibi en mutlak sualleri sormak ve cevap istemek tabiatinde olduklauni da unutmayalım. Muhayyilemizin ateşini söndürmek için çok kere harekeli masallara bile muhtaç oluyorduk!. Çocuk maarifine olan ihtiyaç " Çocuk maarifi „ tabiri evvelâ kulağa ve zihne garip geliyor. millî ruhlu eserler de vsrdı. Bu vazifede . Nihayet günün birinde (Çocuklara mahsus gazete) imdadımıza yetişti.. Gerçi bunların arasında halk menbah. Çocuklar zannedildiğinden fazla okuyucu ve iyi yazıları seçici insanlardır.— 191 arasından yarın bir dâhinin zuhur ettniyeceğini kim iddia edebilir? Yahut bunun aksini ispat edebilecek ilmî bir Icuvvet var mıdır?. Çocukluk devri kızgın bir muhayyile devridir. meraklı bir okuyucudur.. Çocuk hayalini kımıldatan her yazıyi okumak okutmak ve dinlemek ister. Bu gün bile o mecmuanın bazı resimlerini hatırhyabilıyorum. sırrıdır. Bizim çocukluğumuz lıiç te talihli bir devir değildi. sergüzeştleri ve renkli kâgıtlariyle bizi âdeta teshir ediyordu. aradığı şey hep eşyanın içi... Fakat yirminci asırda yaşıyan bir milletin çocukları ruhunun bütün yiyeceğini millî de olsa bu harekeli masallardan alamazdı.. O iptidaî mecmua karikatürleri. Çocuk ezeldenberi oyuncaklarını kırar. fakat bahse yaklaştıkça munis bulacaksınız. Bunu böyle kabul «ttikten sonra inkılabımız için acaba büyük bir vazife meydana çıkmaz mı ? Bu büyük "küçükler kitlesini» en eyi. Çocukluk devri faaliyet •devridir. Hele hayatla.

Çocuklara masal söylemek. Kabul edelim ki " hakikat en büyük mürebbidir.. çocukların kızgın bir muhyile sahibi olduğunu. İşte asıl terbiye. Muhyile gibi bir kuvveti u tahrik „ etmekle " terbiye ve tanzim „ etmek bir şeymidir acaba ?!. lafontik masalları hakkındaki tenkitlerini hatırlarım. Bunun için vasıta yalnız yilan ve fil hikâyeleri değildir.. asıl ahlak budur. olmıyacak şeyleri olmuş gibi gösterirler. . „ Çocukları doğrudan doğruya yahutta dolayisiyle hakikatla temasta bulunduralım. çocukların tahyiiden zevk aldıklarım hep biliyoruz. Evet. Çocuk peyniri ağzından kaptıran kargadan safdillik zararlarının» öğrenecek? ya tilkinin hilekârlığını öğrenmeyi tercih ederse?!. Ben bu bahtsta dayıma Jan Jak Rosunun.— 192 — muvaffak olmak için her şeyden evvel çocuk ruhunun ihtiyaçlarının göz önünde bulundurmalıyız. Şu halde çocukları müstefit etmek için onların karşısına geçip mutlaka ehlak dersi vermek yahut kafalarını harcıalem masallar ve yalanlarla doldurmak lazım değildir. Bazı ukalalarda " Kıssadan hisse almalı „ fikrini takip ederler. Doğrudan doğruya verilen ve haplar gibi yutturulmak istenilen bu sözlerden çocuklar için fayda beklememelidir.. Gerçi mesele bu değil. Hatta bence çocuk her ikisini de öğrenir. çünki ikiside bir fikir. Yirminci asırda makine. sanki bütün bu yalanlar süzülüp bir ahlak ve fazilet olacakta çocukların kalbine akacak!. ev vesaitinakliye. hayvanları konuştururlar. masal okutmak zannedildiğinden çok nazik ve mes'uliyetli bir iştir. Fakat çocukların bu muhyilelerini deli saçmalarile çıldirtup yakmaktada ne çocuk ne de cemiyet için bir fayda yoktur. Bazı kimseler çocuklar için kitap. Bunları bilmekte mutlaka zarar vardır denilemezFakat lazımdır ki çocuk yalınız doğruluğu ve iyiliği sevsin. o tilki ve karga manzumesini hatırlayınız. bir hadise ve bir imkândır. gazete ve yazı deyince bir yığın bayat nasihat reçeteleri düşünürler! Bu ne şaşkınlıktır!...

Şüphesiz bu tedrisatın hikmet ve mantığını kavrıyan mürebbilere sözüm yoktur. çocuğu elleriyle çalışıp fikrî ihtiralar vücude getirmek fırsatlarına mazhar etmelidir. Bir de " elişini „ is- 13 . seyahatnamelere.- 199 — Her şey her şey. hakikî sergüzeştlere. hariç için yahut mektep için yaptırdılar. gerekse içtimaî vak'alar kadar canlı ve istifadeli bir şey olamaz. Ben ingilizce çocuk edebiyatında çok rasgeldiğimiz güzel resimli peri masallarına doğrudan doğruya taraftar değilim. muhayyile bahsinde en büyük hisseyi fennî. ezber resim idmanlarından maksat hep budur. Bu sahede maarifimiz için yapılacak inkilâp bu usulleri sadece neşretmektir. çocuk muhayyilesine hitap edecek yazılara gelince: Burada en mühim hisseyi tarihe. sınaî ve bediî ihtiralara ayırmak en doğru şeydir. hatta bir derecede muhabbetli bir muhit hasıl olması beni çok sevindiriyor. hayalî. İşi çocuk için ve tekâmül namına değil. Fakat çocuk için iyi yazılmış gerek tabiî. O halde esk eşya derslerini ve yeni tabiat derslerini " hakikat dersleri „ şekline sokarak bunlara çocuk edebiyatında mühim bir mevki ayırmak doğrudur. bu hakikatin içindedir. Fakat umumiyetle tedrisat mevzuubahistir. Bu günün çocuk terbiyesinde " kendi kendini yetiştirmek „ usulünü kabul etmeli. 1 Çocuk için masal gayet tehlikeli bir şeydir. "El işi dersleri» serlevhasiyle on altı senedeberi Türkiye maarifinde teşhir ve müdafaa ettiğim fikrin etrafında bu gün nispeten müsayit. Bunun yegane sebebi henüz memleketimizde gerek maarif memurlarından gerek mürebbilerden mürekkep bir elişi mutahassıslan zümresinin teşekkül edememiş olmasıdır. Fakat bu şayifelerde iddia ediyorum ki şimdiye kadar elişi namına memleketin mekteplerinde ciddiden ziyade gösterişe ehemmiyet verildi. İlk tedrisat programlarının tarafımdan yazılan resim müfredatındaki tezyini. vukuata vermek kadar doğru bir şey olamaz.

Bu memlekette cisim hastalığı için bir doktora müracaat etmiyen. Bu böyle olmakla beraber "Çocuğumuzu nasıl terbiye edelim? „ sualini soranlar çocuklarında muayyen ve müşahhas îbr kusurun tashihi çaresini araştırmıyorlar. Biz " elişleri muallimleri mektebinin „ tesisini ve Harbiye Mektebinden zabit yetiştiği gibi buradan da iş ordusunun küçük zabitleri yetişmesini bekliyoruz.. Ruh hastalığı.. Bu fikirler etrafında bütün bir milletin çocuk terbiyesi prorgamı hazırlanamaz mı? .— 200 mine bakıp ta ellerin işi zannetmek yanlıştır. Acaba Türkiye'de bunu yapacak adamlar yok mudur? Çocuklarımızı evde nasıl terbiye edelim ? Bazı anneler ye babalar bana soruyorlar: "Çocuklarımızı evde nasıl terbiye edelim?... Geçen gün bir gazetede Maarif Vekili Mustafa Necati Beyin Kılıç Zade ile mülakatını yazan satırlar arasında Maarif Vekilinin mektepte inzibat usulleri hakkındaki sarih ve tamamiyle gelişi güzele söylenilmemiş olan bu sözlerinden çok ümitlendim. Bir iş saltanatı olan demokrasi on altı senedir işidüen sesimizi elbette herkesten fazla dinleyecektir. terbiye derdi için bir terbiyecinin fikrini almak istiyenler ise yok denilecek derecede azdır.. doktoru ye doktorluğu hakir gören insanlar vardır. suallerini hep . Türkiye Cumhuriyeti maarifi bütün cihan milletleri arasında çocuk ruhiyatına birinci derecede riayetkar bir çocuk harsinin temelini atamaz mı? Hatta Türkiye maarifi bu itibar ile bir hususiyet bile gösteremez mi?. Bir çocuk sahibinin böyle bir müracaatı şüphesiz ki şayanı dikkat bir seviyeyi gösterir.

Bir çocuktan henüz almadığı ve kazanmadığı terbiyeyi istemeyiniz. ama sarfiyatınız makul. eşyanız fakir olabilir. Perdeniz basmadan. yemek masanız çam ağacından olabilir. Zanneder misiniz ki her şey..'lerinden mahrum kalabilir.— 201 — umumî olarak soruyorlar. Ezcümle fakir çocuğun eline kâğıt kalem de geçmeyibilir. iniscama ayit bir inzibat koyunuz. vastasiyle olur farzediyorlar ve çocuk ana mektebinde değ&.. Ne garip telâkki!.. çünkü terbiyeyi vücude getiren asıl kuvvet. Hülâsa. yapınız ve yapa dursunlar. ama hakir olmasın.. Çocuklarınızı iyi ve asil bir terbiye sahibi etmek mi istiyorsunuz... Hayır.... adalete taksimi amele. Yoksa binaya maddî serveta değil!.. tagaddiniz sıhhî olsun. Adi ve sefil bir evde ali ve asil duyguların yaşıaycağına inanmayınız [*]. içtimaî hayat denilen şe'niyettir. Çocuk "Froebel hediye. Bizzat siz bu terbiyeyi. onun yaratıcı hayatı üzerindeki tesirlerini anlamıyacak derecede dikkatsiz bir adamım!. her şeyden evvel evinizi mutlaka evinizi is'âh ediniz. yemekleriniz basit olabilir. oyunlar.• Eviniz. hususiyle terbiyenin en mühim fırsatları artık kaybolmuştur?.. bu inceliği taşıyor musunuz? Her şeyden evvel ayilenin fertleri arasına emniyete. her şeyden evvel iyi ve asil bir "yuva. sahibi olunuz. Bulduğum illet şudur: Bu anneler ve babalar çocuklarım " terbiye etme.. Bütçeniz dar. ama temiz ve güzel olsun. evde olduğuna nazaran ni gibi aletlerle onu terbiye etmek lâzım geldiğini anlamak istiyorlar. Ondan sonra yapabileceğiniz en büyük İslâhat nefsinize ayit olacaktır. Fakat terbiyenin illetleri daha büyük ve daha bünyevîdİr. Bunlar iyi. Bu umumî suallerin illetini araştırdım. hele bir kaç renkli kalemin onun zekâsı. Zannetmiyiniz ki ben çocuğun eline verilecek olan bir kaç tahta parçasının. Hayır.'yi meselâ bir ana mektebinde olduğu gibi ancak muayyen aletler.. Taki çocuklar kendilerini ahlâk bağlarına bağlanmış bir muhitte [*] Burada mevzubahs olan asillik ayile hayatının maneviyatına ayıitir. şarkılar. .

. mutlaka kullanılabilecek gibisini alınız. kitaplar. masa. Yavrularınızı böyle bir odaya mazhar etmek kudretini taşıyormusunuz.. mevhumecilerin iddiasında aramayınız. dünyanın en mes'ut anası yahut babası siz: olursunuz. Bence . en cazibeli oyuncaklarıdır. derken beni büsbütün oyuncak aleyhtar! sanmayınız. sandalye. bir yandan bu hakikî ayilenin içinde çocuğun hayatı ve hürriyeti için terkedilmiş olan hakikî eşya. Fakat "Hangi oyuncaklar? „ sualine cevap vermek kolay değildir. şu veya bu alâka ile ona mani olmayınız..- 202 - hissetsinler...... Bununla beraber belli başlı noktaları tespit edebiliriz. masalar. yastığı.. Oyuncaklar çocukta faaliyetin en mühim sebeplerindendir. yazıhane ve tuvalettir. kalemler ve bahçedeki taş ve toprak. Sandalyeler. mutlaka hakikîsini alınız. minderler. Oyuncak. Emin olunuz ki onun için en hakikî oyuncak ona ayrılacak bir odanın içindeki mini mini karyola. Bilâkis onlarla oynamayı ve sıra geldikçe de onları kullanmayı öğretiniz. hep mini mini gardrop... Elverir ki çocuk bunlarla oynarken siz. Ucu] bucağı bulunmuyan bu dükkân oyuncaklarını vermiye mecbur değilsiniz. Asıl oyuncaklar evin eşyasıdır. Hülâsa her şeyden ziyade ve her şeyden evvel çocuğu hakikatle temasta bırakınız. İşte çocukların hakikî tekâmülü için müsayit olan en kuvvetli vasıtalar bunlardır2 Bu vasıtalar gözünüzün önünde ve ayağınızın altında durup dururken onları dışarıda ve başka yerde fabrikatörlerin kafasında. Bir yandan hakikî bir ayile hayatı. bile onun için en canlı. Çocukların oyuncakları Oyuncakla çocuğun alâkasını herkes bilir.. Çocuklara mutlaka oyuncak almak isterseniz irisini. dünyanın en mes'ut çocuğu da mutlaka sizin çocuğunuz olacaktır. Hatta çacuğun kendi karyolası.

Ufak bir keserle çivinin çocuk için en mühim bir vasıta olduğunu kabul etmelisiniz. Son yirmi otuz senedenberi çocuk oyuncaklarının resimlerinde bir tekâmül vücude gelmektedir. çocuğun yaşiyle mütenasip ve tehlikesiz bir surette kullanılabilecek olması şarttır. Bahçede mutlaka bir miktar kum yığıntısı bulunacaktır. Bahçe bu vasıtaların başında bulunuyor. Tafsilât. Şekiller mütemadiyen basitleşmektedir. Bilâkis inşaat işlerinin büyük parçalarla yapılması çok faydalıdır. teferruat yerine daha ziyade ana hatlar ve bariz renkler kayim olmaktadır. Yalnız mağazalarda satılan hazır tahta parçaları "Konstrüksiyonw kutuları bu maksat için kâfi gelmez. Çocuk haklı olarak bu mihanikiyetleri arıyacak ve o sırada oyuncağını behmehal kıracaktır. Bir çocuk mevzuu yaptığı zaman hiç olmazsa yarı boyuna varmalıdır. Bu kumdan çocukların istifadesini temin içinde mutlaka ufak kürek ve kova gibi şeylere ihtiyaç vardır* Avrupa'da umumî parklardaki çocuk bahçelerinin ve kum havuzlarının hikmeti vücûdu budur. umumiyetle vasıtayi nakliyeler çocuk için belli bşalı cazibe mevzuudur. Arabalar. Netice hem zararlı hem de çocuk için kederli bir neticedir. Evin içine gelince bence en mühim olan şey takozlardır Dört köşe dört köşe kesilmiş olan tahta parçalariyle çocuk için mükemmel oyuncak vücude getirilebilir. çocuk için zarurî olan oyuncakları. Çünkü bunlar umumiyetle pek ufak parçalardan yapılıyor. Çocuk ekseriya yalnız olarak bazen de büyüklerin yardimiyle çalışarak bu vasıtalarla bir takım oyuncaklar vücude getirecektir. Bu günkü oyuncak fabrikalarının mamulâtı ne mürebbileri ne de bizzat çocukları memnun edebilecek bir . meşgaleleri tespit etmek lâzımdır. Nasıl oyuncaklar alalım diye düşünmeden evvel. Çok kapalı. mihanikiyeti çok gizli oyuncakların tavsiyesi mahzurludur.— 203 en mühim mesele şudur. Ancak bu oyuncakların pek mini mini değil. Onun için hazır satılan kutuları örnek yaparak marangoza büyük mikyasta yaptırmalıdır.

. Gerçi pedagoçya oyuncak fabrikalarına hulul etmek için çabalıyor. Halbuki çocukta şahsiyetin teşkkülü. O. bir çok anneler "Çocuğuma nasıl bir terbiye vereyim?^ diye soruyorlar ve terbiye gözlerinde esrarlı bir şeydir!. umumiyetle knndisine kifayet edebilen tam bir mahlûktur. Çünkü ouyuncak amilleri bizzat mürebbiler yahut çocuklar değil. Çocuklarının terbiyesini mürebbiyelere teslim edenlerin sayısı nispeten azdır. Hangi oyunlar. Hele bu terbiyenin vasıtaları msvzuubahs olunca daha çok müteretddittirler. Bence oyunlardan ve oyuncaklardan daha mühim olan şey çocuğun odasıdir. mesuliyetin vücude gelmesi hatıra gelmiyen basit vasıtalarla oluyor. nev'i kendisine münhasır bir mevcuttur.. büyük adamın ihtiyaçları da hâkim olmamalı. Fakat henüz bu hulul vaki değildir. Binaenaleyh çocuk büyükler tarafından mütemadiyen tamamlanması lâzım gelen bir eksik değil. Çocukların odası Bizde çocukların terbiyesiyle yakından meşgul olan< anneler çoktur. hangi oyuncaklar. Her şeyden evvel şu yanlış fikrimizi tashih etmeliyiz: Çocuk ne küçülmüş bir adam. çocuğu nazar itibara almalıdır. Garip şey. haysiyetin. hangi kitaplar ?. ne de büyük adamın ufak bir numunesi dir.. nevinde münferit. En sabit ve en mütevazi vasıtalarla çocukları çok eğlendirebilecek oyuncaklar vücude getirmek mümkündür. Elverir ki bun numuneleri yaparken yalnız fabrikatörün değil. yabancılardır. Halbuki bilzat ı nneleri ve mürebbiyeleri çocuk için oynncak imaline davet etmek çok doğm bir harekettir. Terbiyede .— 204 — halde değildir. Onun için bu bahis üzerinde annelerle hasbihal etmek faydasız değildir.

küçük. Ayilede çocuğun müstakil bir odası olmalıdır. büyük insanlara mahsus olan eşya da zarurette çocuklara tahsis olunabilir. Çocuk tasarrufun bütün mesuliyet ve selâhiyetlerini taşıyacaktır. lavabo. Karyola. Şayet bu mümkün değilse. Odanın ortasını dayima açık bırakmak lâzım gelecektir. sandalye.. gibi. hakikî bir oda olmalıdır. sade ve dayanıklı olmasıdır. gardrop. Bu odanın irçerisinde oyuncakların muhafazasına mahsus birde dolap yahut raf bulundurmak pek muvafıktır. çocuğun odası bir oyuncak gibi taklit oda değil. Fakat bu kadarı kâfi değil. hikâyeler. Çocuk odaları ressamları odanın duvarlarına dayima itina etmişlerdir. Şayet bu mümkün değilse muayyen bir oda içinde çocuğun kendisine mahsus eşyası bulunmalıdır. Bu duvarların yağlı boya olmakla beraber üzerinde çocuk hayatını tasvir eden mevzular. Çünkü çocukla büyük adamı ayıran şiddetli oyun ihtiyacı bu boş mesafeyi zarurî kılar. İşte bu terbiyenin ilk muhiti ayile olduğuna göre en mühim vasıtalardan biri çocuğun odasidır.- 205 — bütün mesele bu eksik mahlûku tamamlamak değil. masa-. İçerisinde eşya hakikî ve kullanılabilir eşya olmalıdır. Şüphesiz ideal. yahut hayvanlarla süslenmesi muvafıktır. Bu eşyanın yegane sahip ve hâkimi çocuk olacaktır. Avrupa'da onunla bilhassa oğraşan ressamlarda vardır. bu eşyanın çocuk tarafından kolayca kollanabilecek gibi alçak. fakat bu tam mahlûkun gene tam şekilde istihalesini temin edebilmektir. Çocuk odasının eşyası hakikatten ibaret olduğundan bu eşyanın tertip ve istimali tamamiyle büyük adam eşyasının aynı olmalıdır. Bir çocuk odasının eşyası hususî bir mobilye fikrini ifade eder. Bir odaya ve müstakil sşyaya malik olan çocukta ahlâkî şahsiyetin teşekkülü şayanı hayret derrecede çabbuk olur. . Bu odada aranılacak şey en mühim şartlardan biri şüphesiz sıhhattir.

Yalnız çocuğunuz hakkında umumî tavsiyelerde bulunmamı istiyorsunuz. Çünkü o. Yeni hayatın temas ve ihtilât yolları çoktur. Fakat asıl mühim olan mesele başkadır. Çocuğunuzun terbiyeli olması için hiç olmazsa şayanı tenkit olmıyan bir yuva hayatı vücude getiriniz. Bununla beraber meyus olmayınız. Benim de sizden istediğim bir şey var: Tavsiyelerimi dikatle okumanız ve bir kere tecrübe etmedikten sonr harcı âlem fikirler gibi yabana atmamanızdır. İntizamperver olmasın1 . Bir kere şu hakikati kabul ediniz ki çocuğumuza istediğimiz gibi terbiye vermek bizim elimizde değildir. Bnnda şüphe yok. O halde size en az ehemmiyet verilen fakat en büyük farkları vücude getiren bazı sebeplerden bahsedeceğim. Bu sizin hakkınız olabilir. nehiylere çok kıymet vermeyiniz. muayyen bir cemiyetin içinde yaşıyacaktır. Çünkü bu muhitlerin en yakını gene sizsiniz. Siz bana muayyen vakalardan ve meselâ çocuğunuzun muayyen itiyatlarından bahsetmiyorsunuz. çocuk terbiye etmiş bir adamın amelî tavsiyeleri olarak kabul edebilirsiniz.— 206 — Çocuğun terbiyesini soran anneye cevap Bana çocuğunuzun terbiyesi hakkında müracaat ediyorsunuz. Benden bu terbiye için faydası olacak amelî kayideleri soruyorsunuz. Bu sözlerini muhayyilesi kuvvetli bir nazariyecinin tasavvurları olarak değil. Bukünğüayile hayatımıza göre çocuk tamamiyle bizim nüfuzumuzun altında kalmıyor. Çocuklarınızın daha ziyade yakın muhitlerinin terbiyesini alıyorlar. Şu halde siz de çocuğuna ideal bir terbiye vermek istiyen her ana gibi iyi ve güzel usuller keşfetmek sevdasındasınız. Ne yapacaksınız? Bence emirlere. Onun münzevi ve bedbaht olmaması için muhitini nazarı itibar e almak mecburiyetindesiniz. Bu itibarla çocuğunuz mümkün olduğu kadar mükemmel ve mücehhez bir türk çocuğu olacaktır.

uyuma. elbisesinden. Çocukla her gün meşgul olmak ta bence bir kabahattir. Onlar çok kere emretmeyi bilmezler! Çocuğun müracaatını ve hususiyle ricasını kabul etmeyi bilmedikleri gibi!. intizam dersini sizin ağzınızdan değil. sus. Sonradan pişman olmayınız ve sonradan! fedakârlık etmeyiniz. kımıldama.kadar inicin onu itaat dayiresine sokmadınız ?!.. yemek saatlerinden. evin odalarından. O halde?. Annelerin gerçi pek azı zalimdir. Çocuğunuzu niçin bu hale getirdiniz?!. Fakat her ne hal ise bir kere emri vediniz. Ben ihtilâl tarihlerinin kaharamanlarım sayan. hep kendisine tabi olduğunu görüyorsunuz ve haklı olarak endîşe ediyorsunuz.. bu da terbiye midir? Terbiye de olsa. ona keyf ve hevesinizin kılıcını havale etmeyiniz!. Çocuk için intizam bir iikir değil.. Tabiî bilmiyorum. Bilmiyorum. dolaplarınızın eşyasından alacaktır. Çocuk sizi makul ve adil tanısın. ne işe yarar ?!. Belki siz de bir çok anneler gibi çocuğunuzun söz dinlemediğinden dolayı hiddetleniyorsunuz.. Çocuğun maddî yahut manevî varlığı tehlikeye girmedikçe ona karışmayınız. Her şeyden evvel makul olmıyan ve çocuk tarafından yapılması da mümkün olmıyan emirleri hiç vermeyiniz: " Aç dur. karın teşkkülünü izah eden mini mini çocukalr gördüm!.." Çocuğunun nefeslerini sayarcasına hayatım kovahyan bir valde iyi bir eser vücude getiremez. ses çıkarma! „ gibi. yahut seyyareleri bilen ve yahut yağmurun. Bakınız size annelerin fena itiyatlarını işaret edeyim. hiç olmazsa yaptırınız. Çocuğunuzun size değil. Bunlar arasında büyük türk şairlerinin manzumelerini ezber okuyanlar vardı. Sizin tarafınızdan tereddüt onun için pek mühlik olur.. Çocuğunuzu kukla .. belki bir alışkanlıktır. Çünkü bu emirleri verdiğiniz taktirde dinlenmemek akibetine oğrıyacaksmiz!.— 207 — arzu ettiğiniz mini mini. fakat çoğu da haddinden ziyade mülayimdir. fHer dakika elinden tutmayınız ve düşünce de her zaman kaldırmayınız. Daha doğrusu şimdiye . Hayır.

Binaenaleyh bahçede hayatî. güzel bir faaliyet olarak düşünüyorlar: Koşmak. Ben bu başı boş» daha doğrusu insiyakı faaliyetin ehemmiyetini inkâr edecek derecede gafil değilim.. bediî olmak üzere üç mühim alâka mevzuuîbahstir. yahut mürebbiler çocuğun bahçedeki faaliyetini geliş. çocuk kalsa daha iyi olur. taşları toprakları karıştırmak. sıhhat.. Çocukta bu üç alâkanın uyanması ve üç nevi şahsiyetin teşekkülü için en mühim şart "çocuğun büyük bir adam gibi mümkün olan bütün işlere .. Bahçede yapılan bu nevi hareket sporlarının fayidelerini en ziyade tenefüz.. Bahçe de çocuğun tekâmülünde büyük bir rot oynamak kudretinde bir amildir. Bu bahiste başka fırsatlarla söyleyecek daha bir çok sözüm vardır. Onun ne allâme. oynamak. salisen bu nebatların tanzimi. Yapacağınız en büyük hizmet. saniyen bu nebatlardan istifade. Ancak bahçe daha başka noktalardan görülecek bir mevzudur. babalar.. Burada en mühim hâdise 'çocuğun nebatlarla olan müaasebetini temin elmektir. iktisadî. Bırakınız o çocuk kalsın. ne de ukalâ olması iyi bir şey değildir.'te çıkan bir makalemde çocukları» tekâmülünde hakikî evle eşyasının büyük tesirleri olacağını söylemiştim. Fikrimi açıkça söyleyebilmek için evvelâ fikrimin ne olmadığını bildirmeliyim: Bazı analar.. Çocuk. fizyoloçyaîdir. kafasını yalanlar ve yanlışlarla doldurmamak ve vücudunu hastalık larla çürütmemektir. Fakat unutmamalı ki bu ehemmiyetin mahiyeti psikolociyaî olmaktan çok ziyade.- 208 - yapmayınız. Çocuk ve bahçe "Çocuklarımızı evde nasıl terbiye edelim?„ Serlevhasiyle yine "Son Saat . noktasından düşünmelidir. Bu münasibet bir kaç cepheden tessüs edebilir: Evvelâ nebatların hayatı.

Binaenaleyh her işte olduğu güi. 2 . Binaenaleyh teknik adamı hoşa gitse de gitmese de içtimai tekâmülün muhtaç olduğu adamdır. Bu kıymetler dizisi de sebepsiz değildir.- 209 — karıştırılmasıdır. Şu halde bu güukü Türkiye'nin muhtaç olduğu vatandaşlar faaliyetin? senpatik gösteren işgüzarlara değil. tabiyetinden koparır. 3 . hâdiselerin muayyeniyetini görür. yahut acemi adam için meçhuldür. Ancak hayatiyatın mutalariyle izah edebilir. daha doğrusu " icat ve istihsal „ fikirleriyle birleştirmelidir. Çocuklar bu mevzuların her biri hakkında ya büsbütün malûmatsızdır. sıfaitı terbiyede "gözle görülen„ mevzulara veriyorlar ki tamamiyle yanlıştır. 5 .Ananın çekirdeğinden yetişen yabanilere aşı vurarak. faklı değildir. Fakat bu beş şeklin bşe ayrı kıymeti ihtiva eder. Bahçe işle rizannec ildiğinden çok fazla zekâya ve tefekküre muhtaçtır. eserinin muvaffakiyetini söz ve fikir rüşvetinden değil.Ananın dallarından çelik yaparak.Ananın çekirdeğinden dikerek. Bir çok kimseler "amelî. yahut kafasında bir çok yanlış malumatla beraberdir. Bunlarda da yine hayat. Meselâ ağaç dikmek. 4 . ağaç aşılamak. Bir mevzu maddeye ayit olup ta hasseler ve adaleler ile yaşanmıyorsa " Amelîlik „ sıfatını alması haksızdır. eşyanın tabiiyetine müstenit ve içtimaî tekâmüle hadim yaratı. Bunlar çocuk.fl Babası bahçesindeki gülleri tımar ederken* sade seyreden bir çocuğun istifadesi kitap okunurken dinleyen veya tımar resimlerini gören çocuktan esaslıca. O efkâr umumiyeden çok ziyade eşyanın tabiyetini.Yabaninin çekirdeğinden yetişen yabanilere ananın aşısını vurarak.. Meselâ "Bir cins ağaç nasıl çoğaltılır? „ sualine derece derece doğru ye kıymetli cevaplar vermek mümkündür: 1 . iktisat ve güzellik esasları vardır. ağaç budamak ameliyeleri keyfî. . tesadüfi faaliyetlerden değildir.Ananın yavrularından ayırarak. bahçe işlerinde de amelîlik sıfatını " adelî faaliyet „ .

hiç «olmazsa tulumbası. ekseriya akar suyu. kâfidir. Bu binalar böylece kapalı kalmıya mı mahkûm olacaklar? Bunları alelade mektepler olarak kollanmak mümkün olmasın. aç ve çıplak çocuk vardır. Bunların kendilerine göre vakıfları. Malin iyisi kötüsü gibi. dokumacılık. en kolay bir sanatın •çıraklığı öğretilecektir. Sonra bunları okutup yazdırmak lâzım.- 210 — cılık hassasını gösterebilenleredir. Her şeyden evvel karınlarını doyurmak lâzımdır. Bu da gayet basit bir teşkilâtla: Fransız mekteplerinde olduğu gibi "Cantine scolaire» teşkilâtı yapılır. Sonra çarşıda bu fakir çocuklara . Öğleden sonra ayrı bir hoca daha doğrusu usta gelecektir. daha sonra ufak ve sermayesiz bir meslek. Bu tahsil gayet basit bir tahsil olacaktır. Halbuki her mescidin yahut ufak caminin büyük bir salonu. Fikrimi izah ediyorum: Her şehirde. . çok defa da açlıktan yahut hastalıktan ölür. faaliyetin de hakikîsini ve kalbini seçelim.metruk camiler hiç bir işe yaramaz mı ?. paspas yapmak. Bütün bu çocuklar yalnız türk nüfusu değil. Acaba bu cemaatsiz. Bütün çocukları mahalle mahalle bu ufak mabet binalarına toplamalıdır. En ucuz. Bu yavrucaklara sepetçilik. Çocuklar için iş odaları Türkiye şehirlerinde bir çok mescit... Bunların üç şeye ihticı yardır: Evvelâ yiyecek. bu faaliyet öğleye kadar devam eder. Bunlar metruk bir hâldedir.. gibi en basit. sürünür. millî servettir. yüzlerce fakir. ufak cami vardır. fakat fevkalâde mektepler olarak kullanmak mümkün değil midir?. fakat en sıhhî ve mugaddi bir kap yemek verilir. Bunun için hatta yüz çocuğa tek hoca. apteshaneleri vardır. sonra biraz terbiye ve tahsil.. varidatları da vardır. Bunlar dilenir. fırçacılık.

Türkiye'de binlerce çocuk aç ve tahsilzisdir. tahakkuk etmiş bir fikirdir. Ondan sonra iş odalarında tahsillerini bitiren çocuklar oraya buraya çırak olarak yerleştirileceklertir. nahiye ve belediye muavenetleridir. üstlerine. O halde bu çocukları sefaletten kurtarmak bir vazifedir. talebe işlerinin satış hasılatı. Norveç iş evleri nahiyelerden yardım görürler. . Norveç iş evlerinin varidatı hibeler.. Bu teşkilât bir tasavvur değil. Bu müessiselerin gayesi himayesiz çocukları sefaletten kurtarmaktır. 1886 da Norveç'te yapılmıştır. Bu eşyanın getireceği para yiyeceklerine. Türkiye'de çocuk sarayı yapabilecek maddî ve manevî sermaye imkânları vardır. Tesisat masraflarına mahsus olmak üzere zengin bir vakıf ta vardır. Bizde bu teşkilâtı vücude getirebilecek olan en yakın müessise Himayeyi Eytfal Cemiyetidir Türkiye'de mescit ve ufak camiler boştur. başlarına sarfedilecektir.— 211 — mahsus olan dükkânda bütün bu eşya satılığa çıkarılacaktır. Bu evler Norvoç'te ekseriya zengin sınıfın kadınları tarafından meccanen idare edilir.

.

Türkçülük .

.

Hiristiyanhğm ve İslâmlığın zuhurundan sonra başka başka olduğunu ve "insaniyetlin etnografyanın fiziyolojinin tavsif ettiği bütün insanları değil. ahlâk ve "kavaidi ahlâkiye. sadece derunî tefahhusların yakın bir neticesidir. Bu tabiatın ihtiyaçları.. bu sabit ve lâyetagayyer olan tabiati beşeriyenin esaslı ihtiyaçlarına istinat etmelidir. Halbuki tarih ve etnografya malûmatının mukayeseli bir surette tetkiki neticesinde vasıl olacağımız mühim neticelerden biri " insaniyet „ fikrinin mutlak olmayıp izafî olduğu. Roma'da. Levy-Bruhl bu eserinde " insaniyet „ fikrinin tarihin bildiği bütün devirlerde bir olmayıp Yunanı kadimde.. ve bu tahavvüllerin tabi olduğu sebepleri araştırmak hiç lâzım değildir. Fransız içtimaiyatçılarından Levy-Bruhl bu değişme hâdisesini ahlâk ilmine dayir olan meşhur eserinde açık bir tarzda göstermiştir. Filvaki Yunam kadim felsefesinde mevzuubahs olan " adam „ insaniyet değil. Eflatun'un Cosmo14 . Feylesofların lisanyile "ilimi ahlâkw'i tesis için ne tarihe. sadece " Yunanlı „ idi. ne zaman ne de mekânla değişmez " insan dayıma insandır! Yine aynı feylesofların fikrince.sabit ve lâyetagayyerdir.Asrı Türklük Bir çok"feylesoflar için "tabiati beşeriye. zaruretleri birdir. Bu tecrübeler diğer feylesofların nefsî tecrübeleriyle daha takviye edilirse ne alâ.. saikaları. sadece bir kısım insanları ihtiva ettiğini söylüyor. haricî tabiyetin afakî bir surette tetkiki neticesinde tesis edilecek bir şey değil. biyoloji ilimleri gibi. zaman ve mekânda sabit olmayıp bilâkis cemiyetten cemiyete ve muhitten muhite değişmiş olduğudur. Onun için bu enfesü usulü kabul eden feylesofların nazarında ahlâk ilmi hikmet. Ahlâk ilmini tesis için yalnız feylesofun nefs ve nefsine ayit tecrübeleri kâfidir... ne etnografyaya müracaat etmek ve bu suretle beşeriyetin zaman ve mekândaki tahavvüllerini tetkik etmek..

aralarındaki servet.. Fakat bunlar ikinci derecede insanlardan addedilirlerdi. Bu dar insaniyet fikrinin devamına diğer bir misal de psikoloji ve ruhiyat dediğimiz eski ilmin tekâmülüdür: Bu "ilim. bütün insanları hak ve hakikat karşısında bir farzediyor. müstemlike hakkındaki ahlâkî kıymetlerin bir tabiidir.'nin.. Avrupalılar nazarında " yerliler „ insaniyet fikrine pek zayif nispette iştirak eden unsurlardır. nesep farklarını siliyordu. Levy-Bruhl'ün iptidaî cemiyetlerde zihnî melekâtm tetkikine dayir olan içtimaî psikoloji nevinden kitaplar eski neşriyat arasında pek görülmez. Eski psikoloji de mevzuubahs olan bütün " melekât „ bu beyazın ve avrupalının melekâtıdir. hatta Mısır'dan ve Şarktan aldıkları medeniyetleri sonraları unutuyorlardı.— 216 — lojisi ancak yunan sitelerini ihtiva ediyordu. yakın zamana kadar beyaz adamdan. Fakat yine şayanı dikkattir ki Hıristiyanlık alemşümul bir din olmak iddiasına rağmen.. Bu tarz anlayış duyuş el'an avrupahlarda devam etmektedir.. hariçte kalanlara aynı kıymeti vermiyordu.. Ve yakın zamana kadar ahlâkî felsefe dediğimiz bahisler yunanı kadim felsefesinin yakından veya uzaktan tabii idi. Bu adam ve onun müradifi olan tasavvur. Roma İmperatorluğunun tesisi bilhassa İslamiyetin intişarı bu dar insaniyet fikri yerine insanlara daha geniş muhtevalı bir "insaniyet. Eski Yunanlılar kendilerile barbarlar arasındaki mesafeyi büyük farzediyorlar.. insaniyet fikrini yalnız hâkim olduğu insanlar fikriyle birleştiriyor. avrupalıdan gayrisini mevzuu haricinde bırakmıştır. fikri kazandırdı. Gerçi Yunanlılar nazarında barbarlarda insaniyet mefhumuna dahil idiler. Barbarların nıüessiseleri Yunanlılar için yalnız bir eğlence mevzuuydu. Avrupalıların müstemlike siyasetleri şüphesiz " müstemlike fikri . mücerret bir . Aynı tahavvülü muhtelif cemiyetlerin terbiye gayesinde de görmek kabildir: Her cemiyette terbiyenin gayesi "Adam n dır. Amerika'da yerliler hakkında cari olan örfler herkesin malûmudur. Bihassa İslâmiyet.

Meşrutiyetten beri "Adam» hakkındaki telâkkimiz mütemadiyen tahavvül etmiştir. pek müşahhas bir fikir yani bedenî. Bu seciye eski. sıfatlariyle tavsif ettiğimiz müteaddit adam enmuzeçleri vardır.. Aynı fikrin Rönesans'ta daha lâdinî. melek. hürriyetperver ve edebî bir delâleti vardı. Bu telâkki eski dar ayile ahlâkı telâkkisine karşı gelen bir kuvvettir. Harbi Umumî bütün avrupa milletlerinin iktisadî. kendi halinde. Bu seciyeden ikincisi "içtimaî bir ahlâk telâkkisi» dir. enmuzeci acaba nedir?. Bütün bu tahavvülleri vücude getiren sebepler şüphesiz sathî.. mücerret mübahaselere kadir olandı. Atina'nın nazarında bu adam ince fikirli. Romalılar nazarında aynı adam zafere teşne. belki cemiyetimizin esaslı telâkkilerini müteesir edebilen bünyevî sebeplerdir. "iyi mübarek. Her iki seciyeyi hayız olan adam asrî türklüğün başlıca seciyelerim taşıyor demektir... Bu tahavvülü görmek için iki üç bin senelik tarihe müracaat etmek zarurî değildir. Ayni adam fikri Kurunu Vustada zühdî bir mana ifade ediyordu. . zevk sahibi. bünyesinde mühim tahavvüller vücude getirdi. ahlâkî. Aynı harp ve onu temadi ettiren büyük sarsıntıların da " adam n 'ı anlayışımız ve düşünüşümüz üzerinde tesiri olması zarurîdir. kof belâgatçiliğe ve seri tefekküre karşı gelen bir kuvvettir. gelip geçici hâdiseler değil.'dır. Bizim gibi süratle değişen milletlerin tarihinde de bu tahavvülü işaret etmek mümkündür. fikrî ve ahlâkî itiyatları olan bir emmuzeçtir. Bence bu enmuzeci vücude getiren iki seciyeden biri " ilmî ve müspet bir kafa . edebiyat ve senayii nefiseye bigâne olan bir enmuzece ayitti.. mukavim vücutlu. insan.. görülüyor kü müceret ve sabit farzettiğimiz mefhumlar bile zaman ve mekânla tahavvül edebiliyor. Bu tesirlerle bu günün Türklerin nazarında tecelli eden "adam.- 217 - fikir değil.

. Sizin büyüklüğünüzü teslim için susmak lâzımdır. Ziya Bey! Senelerce evvel hislerimiz maddî ve hodbin hislerdi. Çünkü sükût bilirsiniz ki ekseri ahvalde bir belagattir. ümitsizliği kovdunuz. yerine istiklal ve hüriyyeti koydunuz. mezarınızın başında susarken içtimaiyatınızın . Siz. büyük alim. ondan bir Millet çıkardınız. bize ışığı gösterdiniz: Fakat Ziya Bey siz.. Büyük feylesof siz. ilminizin ve felsefenizin edebiyatını da yaptınız. o kadar büyüksünüz kü bunu ifade etmek için bizzat yarattığınız millî edebiyatın kuvveti bile kâfi gelemez. Ziya Bey! Hayatınız hayatı bir takım maddî ve süflî kuvvetlerin bir terkibi gibi anlayanlar için ne kat'i bir tekzipti. Ölümünüz ise mefkurenin ebediyetine ne büyük şahittir. fikirlerden anarşiyi kaldırdınız. siz. bize ışığı göstermekle kanmadınız.. Yalnız Ziya Bey. senelerce evvel irademiz mefluç bir hâlde sanki paslıydı.. güneşe bakmayı da öğrettiniz. Ziya Bey siz. Siz bir Ümmeti ışıldattınız. Hülâsa Ziya Bey. Ziya Bey siz. İstibdat ve Saltanatı kaldırdınız. bize millî ve insanî hislerin varlığını öğrettiniz! Ziya Bey. her millî hissi alıp türk ölkesinin en hücra köşelerine kadar götürdünüz ve onlarla her türkün kalbinde histen bir abide inşa ettiniz. yerine imanı koydunuz... yalnız bir ilim ve felsefe yapmakla doy madınız. siz. Büyük mümin.— 218 — Büyük üstadın kabri başında Büyük alim ve müderris Ziya Bey! kabrinizin başında ve arkadaşlarınızın lisanından size hitab ediyorum. siz bize iradenin yaratıcı kudretini ilân ettiniz. yerine usulü koydunuz. ilâhî bir hamle gibi cehli yıktınız» yerine ilmi koydunuz. Ziya Bey! Bundan senelerce evvel gözlerimiz karanlığa çok alışmıştı.

Gerçi hayat da bu kanaati te'yitten başka bir şey yapmadı.n. Gök Alp Türkçülüğü mazimizin sultasından kurtarmak için hep mefkureyi işaret ediyor ve ona sanki İâhutî bir makam veriyordu. ancak Mustafa Kemal'in irade* sinde görebildik. Bunların mezhebine " Tarihî Türkçülük „ derdi. Bilmem bu noktada haklı mıyım?!... bazen de millî bir feylesofun vicdanına sokup çıkarmak istiyordu. O sanat ananasi ki şimdiye kadar hep yeniyi ara- . Bu parmağı bazen sanatkârın.milletler ise sırrı ebediyete mazhardırlar. Yaratıcı Türkçülük Merhum Gök Alp Ziya Türkçülüğün tarihini vücude getirirken bütün menfi ve irticakâr telâkkilere isyan ederdi. Biz ilmin kafasiyle olması lâzım geleni düşünmekle kaldık.. şahsını. Gök Alp hemen her yazısında Türkçülük mefkuresinin ne olmadığını göstermek istediği zaman felsefesinin parmağıyle işaret ediyor. Roger Marx ismindeki müellifin " Art Social „ adlı kitabının nihayetindeki ankete iştirak eden Bergson şöyle diyor: " Ana navîyi tekrar etmekle büyük sanat ananemize riayet etmiş olmayız. cebrin düsturları sırf zihnî kalacaktı. Eğer bu millî kahraman zuhur etmeseydi ilmin mütalâası. vücudunu madenî bir billur gibi gösteremez!. hiç bir içtimaî tefekkür bize henüz " olmıyan „ fakat * olmakta olan „ bir hayatın şahsını. Ziya Beyde canlı harsı afakî usullerle keşif ve tespit etmek iradesi son zamanlarda tereddüde uğramış gibiydi. Türkçülüğü mazimizin devamı gibi anhyan muhafazakârları tanımazdı. Fakat bu olanın vücûdunu. Çünkü hiç bir ilim. O hâlde hayatı hayalleriyle duyurmak istiyen sanatkârla hayatı mefhumlariyle anlatmak istiyen feylesofa müracaatten başka bir şey kalmıyordu.Mİ 1/ büyük ve sert bir kanununu tekrardan kendimi alamıyorum: "Fertler fani.

yahut ne de sükûneti kalır.. Bence lisanda... Bilgi türkçülügünün vaziyetif tefekkür vaziyetidir. aklımızla kalbimiz arasında garip bir çarpışma başlar. değişmek ananesine uymakla kabildir. Fakat vaktaki bu bilgi. eski ananelere riayet etmekle değil. O zaman bilgilerimizle duygularımız. anler olmuştur. Bununla beraber bu milliyet duygusunun ne tabiîliğini. Elverirki bu kıymetler lüzumu kadar sınırlanmış olsun. Hangi yenilik " yeniliksiz n 'dir ?.. Bir susuzluk..mak olmuştur . açlık duygusu gibi milliyet duygusu da ta* biatin zaruretini bildiren kuvvetlerdendir.. Ruhumuzun ne ahengi kalır... Hangi ufuk geridedir ? . „ Bergson'un Fransızlar için söylediği bu> sözler hangi milletin anane felsefesi için doğru olmaz ? . ne de feylezof olmasına lüzum yoktur.. Bu kontrol son hadlerine varınca milliyetler ilminden ibaret bir nevi muhkem bilgi vücude gelir. bu duygyu|tabiî ve zarurî bir kuvvet olarak izah ediliyor. o zaman bu tabiî saikanın imkân âleminde vü- . sanatte yaşayışta yenilik. Türkçü her şeyden ziyade sanatkâr bir feylezof olmak mecburiyetindedir.. bilgilerimizin kontrolü lâzım gelir. Milliyet duygusu mücbirdir. Artık o zaman: ya kalbimizin durması. Benim anladığım türkçülük Bir Türk için en samimî hayat türklük denilen manevî kıymetleri yaşamaktır. Bu hâlin adına "duygu türkçülüğü» diyorum. Hangi değişiklik inkârsizdır ?. Duygu türkçülüğünün vaziyeti vecit ve istikrak vaziyetidir. Bu kıymetlerin duyuiabilmesi için bir Türkün ne alim.. Türkçülük fikri sanat ve: felsefe fikridir. Bu son bilginin türklük için elde edilmesine de "Bilgi türkçülüğü* diyorum. Tekniksiz bir sanat ve ilimsiz bir felsefeyi anhyamadiğımı söylemiye lüzum varmi ?.. ne de zarurîliğini hakkiyle idrak edemediğimiz.

Yaşayışın bu manzarasına da "irade türkçülüğü „ diyorum. Bu istilâ devrinin sanatkâr mantığı şundan ibaretti: Eski Yunanistan sanati. Bu çalışma bir yandan milliyet vicdanımızı» tazyiki. Camiler. Ve harekete başhyoruz. O halde bugünkü Türklerin vazifesi ne duygu türkcülüğü. Şimdi benim anladığım türkçülük işte budur. bir Hayrettin. Rokoko tarzı en yüksek sanat nevidir. bir Kasım ağa vardı. Binaenaleyh sanatın bu yüksek numunelerini taklit etmekten başka bir şey yapılamaz. bir yandan da milliyet ilmimizin irşadı ile oluyor. belki bir ilim. İrade türkçülüğünün vaziyeti yaratmak vaziyetidir. Onları elde etmek için çabalamak bir ihtiyaç oluyor. Bir çok Rum. iktisat ve adalet Türkiye'sini tamamlamak için mütemadiyen irade sarf etmektir. İtalyan ve Firenk ustalar bir . bir Mehmet Ağa. fakat eserlerine türklüğün damgasını vurdular. Türkiye'de türkçülüğün tekâmülü nazarı dikkate alınırsa bunun bu üç merhaleden ikisini geçtiği ve üçüncü merhalenin siyasî derecelerine vardığı görülüyor. Bunlar mimar idiler. irade türkçülüğüdür. yahut siyasî istiklâlini elde etmek için değil. türbeler. ne de düşünce türkçüiüğüdür. yahut Barok. Türk toprakları garp sanatinin zevki tarafından istilâ edildiği zamanlar bu üstatların eserleri anlaşılmaz oldu. eserleri mubah ve insanî görüyoruz. çeşmeler vücude getirdiler. Türk mimarı idiler. Hep bu eserler Türk oldular. yahut Rönesans sanati. Türk sanatkârının anlaşılmayan s/ •• Eskiden bir İlyas Ali. Belki de bir türkçü. turkiyatçı değildiler._ 221 — cude getirebileceği bütün hareketleri. fiilleri. Bu da türklerin siyasî vahdetini. bir Sinan.

taşınıyorlar. her haricî sultayı olduğu gibi kabul eden menfi bir mevcut değildi. Bu istihale tabiatiyle. müstehaselerden değil. Onun için Yunanîden. vücude getirdi. Âlim ve içtimaiyatçı olan yeni mimarlar bize yeni bir sanat kazandırabildiler mi? Eski mimarlar kırık kemeri. Hep teceddütçü olan bu adamların misalinden koyu bir muhafazakârlık ve ananeperestlik düsturu çıkarılabilirini?. kubbelerini. Türkçülük mefkuresinin açtığı çığır ne dir? Bunu anlamak için otuz senedenberi Türkiye'nin her tarafında kırılan cami kemerlerine ve her tarafında şişen cami kubbelerine bakmak kâfidir!. insiyaki bir surette. vicdandan ve muasır cemiyetin hayatından aldılar. lar. istilâktiti şekil âlemin Türkleri olarak kullanmadılar. tezyinatlarım türkeştirdiler ve ilhamlarını maziden. Rokokodan..— 222 — bakıma türk şehirlerini zevkler vatanına benzeten yabancı eserlerini hep böyle vücude getirdiler. Bu ustalar sade türk ve büyük sanatkâr oldukları içindir ki kemerlerini. . kendi kendine oldu. Mimar Vedat Bey Yeni Postahane binasını yaptığı tarihten beri yeni türk sanatkârlarında şayanı dikkat bir uğraşma var. mantıkî bir mücahede ile sunî bir surette olmadı. her binaya bir türklük dam ğasını vumak için çabalıyorlar. Rönesansdan. Âiim ve içtimaiyatçı olmıyan eski ustalar tarihe bir türk sanati kazan" dırdılar... düşünüyorlar. Mimarlıkta hep milliyeti türklüğü arıyor. Çünkü millet her şeyi. başka bir Rönesans. Fakat buda ilmî bir kastla.. Barokdan hemen hemen başka bir Yunanı. Lâkin bu istilâ kat'i olamazdı. lkubbeyi.

kadın .

.

Professör Bouglö "Kadın bütün içtimaî mesleklere. bu milletlerde hükümet yalnız halk için çahşmıya değil. Muasır garp medeniyetinde bu hâkim kuvvetler üçtür: Sanayi. bilhassa Parlamentoya dahil olmalı mı.- 225 - Demokrasi ve kadın Geçen sene îstanbu'Iu ziyaret etmiş ve Darülfünunda fransız sosyolojisine dayir bir konferans vermiş olan Paris Darülfünunu müderrislerinden Müsyü Bougle "De la Sociologie â l'Action Sociale „ adlı bir eser neşretmiştir.şüphesiz müspet ilimler .medeniyetidir. Bu kitabın bir faslı "Fâminisme et Sociologie. İşte müsavatçılık içtimaî bir vak'a gibi kabul edilince kadınların da bundan müstefit olması kadar tabiî ne olabilir ?! Fakat buna karşı iki cinsin arasındaki " uzviyet farkı. olmamalı mı? „ sualine içtimaî vakıalara müstenit tetkikat yapan bir ilmin. Garp büyük sanayiin vatanıdır. ilim. Müsavatçılık mefkuresini vücude getiren..'nı ileriye sürerler ve derler ki: Kadınla erkek arasındaki uzvî fark fikrî ve hele sisasî . Garplı her şeyden evvel tabiate hâkim bir adamdır. Garp cemiyetlerinde müsavat fikirleri bir tesadüf veya keyif mahsulü müdür?! hayır! Belliki bu fikirler bizzat cemiyetin bazı esaslı akidelerine dahildir. Garp milletlerinde demokrasinin tarakkisi de şayanı dikkat bir vasıf mümeyyizdir: Bu milletler gitgide kendi mukadderatlarına kendileri vazıülyet olmakta. Fakat ilimle beslenmiyen bir sanayi nasıl yaşar?! Onun için garp medeniyeti bir sanayi medeniyeti olduğundan ziyade bir ilim . bünyevî bir sebeptir.dir. yani içtimaiyatın şimdiden cevap verip veremeyeceğini mevzubahs ediyor. demokrasi. halka hesap vermiye mecbur tutulmaktadır. Vicdanı ammede bu kontrola mesnet olan fikirler müsavat fikirleridir. Bougle'ye nazaran her medeniyette bir takım hâkim kuvvetleri vardır. bu mefkurenin müradifi olan içtimaî bir tahavvül..

Kadının deruhte ettiği vazifeler ne yeknesak. Halbuki tarih ve etnografya bunun aksini gösteriyor. demektir. Filvaki uzvî farzettiğimiz bir çok kuvvet ve kabiliyetlerimizin menşei.. fikrini her cemiyette bulmak kabil değil.. Ve gene dinî bir akidenin kadına kapadığı bazı yolları iktisadî tekâmülün açması mümkündür. ahlakî akideleridir. bu cemiyetin dinî. ahlâkî bir sebeptir. içtimaî muhitimizdir. İlim bu gibi farziyeleri teyit ediyor mu? hayır. Bu sualin cevabı da teşrihte değil. fakat terbiyenin yani cemiyetten gelen tesirlerin pek mühim olduğudur. ayilesinin reisi olabilir. zevce. bilâkis soyolojinin bu noktada •öğreteceği dimağın her şey olmadığı. balıkçılık. Biyoloji ile izah edilmek istenilen bir çok ruhiyat hâdiselerinin hakikî izahı içtimaiyattadır. Patriyarkal ayilede baba ufak . bütün zaman ve mekânda kadınla erkek arasındaki taksimi amelin doğrudan doğruya cinsî bir esas üzerinde yapılması iktiza ederdi. Meselâ çiftçilik. Burada müessir olan kadının bünyesi degii bizzat cemiyetin bünyesi. ne de zaman ve mekânda sabit. Fakat bu istişhadin temeli maddiyeci bir kanattir: Zira böyle demek. içtimaî bir zaruretti. Bir çok kabileler gösterilebiürki arada kadının vazifesi muarızların mikyasiyle hiçte kadın işi değildir. Kadın ancak bir ana. Nitekim dün kadının yalnız valide. hammallık.. olmak lâzım geliyor. hatta bazı kabilelerde muhariplik bile!. Mubah ve haram fikirleri tarih menşeli fikirlerden olduklarından cemiyetin değişmesiyle bunların de değişmesi mümkündür. Şu takdirce bir cemiyet içinde kadının iştirakten mahrum kaldığı bazı vazifeler varsa bunun da menşei dinî. aklı teşrihi bünye tayin eder... Eğer böyle olmasaydı. ahlakî.— 226 — sahede kadın ile erkeğin müsavi olmalarına bir manidir. Bu gibi iddiaların neticesi dayima menfi veya meşkûk. Şu halde kadınla erkek arasındaki taksimi amelin menşei uzvî değil. tarihte ve zaman ve mekânın icabatindadır.. "Cinsi zaif. zevce ve ayile reisi olması biyolocyaî bir zaruret değildi. manevî. Ya bu gün aynı kadın nasıl bir mevki sahibi olacak ?!.

kazanamazsa o kadınların dahil olduğu cemiyete nasıl müstakil diyelim?!. Diyordiki: . nasıl bir istiklâldir ?! gümrüklerinize hâkim olmadıkça. aynı ehemmiyetle içtimaî hayata karıştırmıyan ve kabul etmiyen hayat nasıl müstakil bir hayat olabilir ?J Türk kadını yuvasını terk ettiği dakikada her hangi içtimaî vazife alamazsa.- 227 - bir hükümetin reisi ve muayyen bir dînin nâzımıdır. Müsavat fikirleri. talâkkilerimiz üzerinde tesiri olmaması: mümkünmü ?! Kadına bütün iktisadî mevkileri bahşettikten sonra daha doğrusu kadın iktisadî hürriyetini aldıktan sonra ondan siyasî hürriyeti esirgemek mümkünmüdür ?!. Bu fırsatla kadınlar o zamana kadar mahrum oldukları erkek işlerine girmişlerdir. Bu hatibin mantığı gayet kuvvetliydi. Artık yuva ne bir hükümet.. Harp cephelerine giden erkeklerin bıraktığı boşlukları doldurmak için kadınlara seferberlik ilân etmişlerdi. Aynı zamanda istihsal ve istihlâk etmek kudretini ve kendi kendisine kifayet etmek iktidarını kaybetmiştir. büyük bir nüfuz temin eden ve buna mukabil kadına hürriyet vermiyen bu bünye garp cemiyetlerinde muhtelif amillerin. Derken kürsüye bir ikinci hatip daha.. Kadın ve hayat — Efendiler iktisadî olmıyan bir istiklâl. çıktı. ise feminizm haricinde nemalanamaz. on iki sene evvel böyle söylenerek tt İstiklâli millî „ şerefine yapılan bir içtimada nutkuma devam ediyordum. kadınlarınızı erkeklermiz gibil aynı hizada. İşte ben bundan on.. Bu gibi vukuatın kadın hakkındaki fikirlerimiz. ne bir atelyedir. Hü* lâsa demokrasi müsavat fikriyle tevemdir. Ayile bünyesini sarsan son hâdiselerden biride Cihan Harbi olmuştur.. Babaya. tesiriyle bozulmuştur. iktisadî haklarınızı taarruzdan kurtarmadıkça biz Türkler için bir istiklâl naşı mezubahs olabilir?! Efendiler.

Acaba el'an kuvvetli olan bu mantık değilmi dir ?! Mantıkçılar diyorlar ki: — Pek güzel! Biz kadının içtimaî hayata karışmasına da taraftarız.. ondan sonra erkekle yarışa çıksınlar. cemiyet. Halk bu mnatığı daha kuvvetli buluyor ve sahibini daha çok alkışlıyordu. düşmezsiniz. hep birdenbire ihdas edilmiş ve gittikçe kuvvet ve metanet bulmuş sayısız emri vakilerdir. ondan sonra piyano çalsınlar!. Hayır» Hammler. Kadın inkılâbına sekte vermek istieyn bu kara kuvvet her ne olursa olsun. gibi muhtelif isim ye tabirlerle ifadeye çalıştığımız bir hayat denizi vardır. ticarette kadın.. Evvelâ kadınlarınız iyi yemek pişirmeyi ve çamaşır yıkamayı öğrensinler.- 228 - — Bey biraderimizin dedikleri çok iyi. Zahiren kadın inkılâbını meşru gören ve halkın dikkatini inkılâbın usulüne çağıran bu hakikî mürteci ve yalancı müteceddidi halk daha çok beğeniyordu. ondan sonra !. On beş senedenberi bu masum halk gibi cahil hükümet adamı da bu mantığın kurbanı oldu. ikiden biri: Ya bir gün gelip kadının bu denize çıkacağını ve denize düşeceğini bildiğiniz halde.Fakat kadınlarınız ekekler seviyesinde mi?! Kadınlarınızı bîr kere o seviyeye getirelim.. bu mantıkçılarla mantık dayiresinde anlaşmak faydasız değildir. çok doğru. . „ . ne istiyorsunuz? Önümüzde hayat.. fakat evvelâ kadınlarınız Mal Hatun kadar "Saliha» olsunlar. Bir maarif vekilinin dediği gibi: " Kadınlarınız mütemadiyen içtimaî emri vakiler ihdas ediyorlar. mantıkî mantıktır! — Efendiler. diyoruz. sizin için yüzmek ihtiyacı . hayata musallat olmak istiyen aklı mücerredin mantığı.. Çünkü mantıksız olan asıl mantık değil. darülfünunda kadın. karada kalacaksınız. Memuriyette kadın. Kadın meselesi bütün bir " emri vakiler „ silsilesidir. iktisat. fakat bir kere hayata bakalım.. Biz de. sanatte kadın. Bizim için bu emri vakileri takip edebilmek ne büyük bir muyaffakiyettir ! . yirminci asrın içtimaî şerayiti.

. denize sokmak! — Ya boğulursa ?!. Fakat acele etmiyoruz.. ondan sonra kadını denize çıkmakta serbes bırakalım*.. tedrisatında.. usulünde idi. " Sokmak „ dedim. ilim..„ diyeceksiniz ve böylelikle onları aldatacaksınız !. Onları islâh etmeli. Büyük terbiyeci en müstayitleı inden birine şu suali sormuş: " Oğlum sen denize düşsen ne yaparsın? „ Cevap gayet samimiydi: "Batarım efendim!. — Fakat bütün bu muhitler. Bakınız fikrimi izah edeyim: Amerikalı feylesof ve pedagok mister Dewey bir gün Amerika'daki yüzgeç mekteplerinden birini ziyaret etmiş. Bunlardan hangisini kabul ediyorsunuz ? — Şüphesiz kadının bir gün gelip bu hayat denizine çıkacağını kabul ediyorum. biz de sizin gibi yüzme öğrenmesini istiyoruz. — Nedir o çare ?!... Bir kere " Denize atmak! „ deme•dim. bacaklarını kımıldatarak yüzmeye ahştırıhyormuş. — O halde ?!. — O halde bu yüzmeyi öğretmek için nasıl bir usûl takip etmeliyiz? — Mektep.. terbiye. — O halde müsaade ederseniz sözü selâhiyettarlarma bırakalım..... tahsil. — O halde.. idmanlar evvelce de vardı. — Olmadı amma kabahat bu mekteplerin şerayitinde.— 229 — yoktur ! . — Telâş etmeyiniz. Yüzme öğrenmeden evvel kadını denize atmak yazıktır! Evvelâ yüzmeyi öğretelim.. Binaenaleyh bu çocukları yüzdürmek için tek çare kalıyordu. Çünkü bu çocuklar yüzmenin gramerini yani aklını tahsil etmiş olmalarına rağmen yizmenin itiyadını ve şevki tabiîsini kazanmamışlardı!. Kadın inkılâbına tekaddüm etmişti. boğulmak o kadar kolay . Yahut yüzmek ihtiyacını teslim ederek alıştıracaksınız.. Sonra.. matlup hasıl oldumuydu?!. — Yüzmeyi tariften evvel. Bu mekteplerde çocuk sunî ve iradî hareketlerle bir oda içerisinde kollarını.

Taaddüdü zevcat bir fikir meselesi midir? Biri diyor ki: — Taaddüdü zevcat dinen menedüemez. Ne gariptir ki bütün münakaşalar ya dinî. Fakat dayıma bir şart île: "Yüzmek ancak ve illâ su içinde öğrenilebilir... mukayyettir. Gerçi taaddüdü zevcat dinen meşrudur. Ve her ihtimale karşı yanında* smız. Taaddüdü zevcata kanun cevaz vermelidir.. fakat bu meşruiyet mutlak değil. taaddüdü zevcatm kanunen menedilmesidir.... „ . Ne hacet bazı milletler çocuklarını bu usulle yüzmiye alıştırmıyorlar mı ?. Buna karşı bir diğeri cevap veriyor: — Bilâkis taaddüdü zevcatm dinen meni lâzım gelir. söylenilen bütün söz- . ya hukukî veya sırf iktisadî bir noktayı nazardan yapılıyor ve taaddüdü zevcat meselesi sırf dinî bir itikat.. Çünkü bu cihet ruhu şeriate daha muvafıktır. Zira her fiilin tecrübesi kendindedir. Ve binnetice meşru olan. hayata çıktıktan sonra ve hayat içinde hayat melekesini kazanabilir. Çünkü bu cevaz nüfusumuzun tekessüriyle ve eşsiz kalan yüzbinlerce kadının refah ve seadetiyle alâkadardır. kadın ancak ve illâ hayata çıkarak. Çünkü hakkında ahkâmı seriye vardır. elverir ki mürebbiler şevki tabiînin ilhamları yerine mücerret aklın düsturlarını ikame etmiş olmasınlar!. haricindeki bir akılda ve tahsilde değil!. Bir üçüncüsü diyor ki: — Taaddüdü zevcat asıl hayatî bir meseledir..— 230 — değildir! Elverir ki fert bir hayvan ve bir çocuk safiyetini muhafaza etmiş olsun. bir mantık ve bir menfaat meselesi gibi vazediliyor! Lehte aleyhte. Eğer hata ederse tashih edersiniz.

çünkü bu cihet ruhu şeriate daha muvafıktır» diyenlere soruyorum : — Gayet açık olarak söyleyiniz. — O halde acele etmiyelim!. gibi tamamiyle "maddîw yahut "intifaîB bir mecraya sokuyorsunuz ve ahlâkî meseleyi iktisadî endişelerle sarıyor15 . her iş ruhu şeriate daha muvafık olduğu için mi menediliyor.... "Bilâlkis taaddüdü zevcatın meni lâzım gelir.. Afakî olmadan evvel meseleye vaziyet etmeniz lâzım gelir. bir meseleyi bereketi tenasül.. afakî bir surette halletmeyi düşünüyoruz!. her şey. hangi alimden aldınız? Yarın bir takım köylüler taaddüdü zevcat meselesini "ucuz amele temin eden bir usul „ gibi vazederlerse onlara karşı ne diyelim?! Bu köylülerin aynı meseleyi vaz'ile sizin vazuuz arasında bir nezaket farkından başka ne vardır ? Fakat diyeceksiniy ki: — Biz meseleyi enfüsî bir surette hâlletmek istemiyoruz. Fakat suali yalnız her günkü müşahedelerinize ve vicdanınıza sormak kâfidir. Veya muvafık olduğu için mi cayiz görülüyor ? Bunun için cevap istemez... çünkü bu cevaz nüfusumuzun tekessüriyle alâkadardır» diyenlere soruyorum : — Fakat taaddüdü zevcat meselesini nüfus miyariyle hâlletmek selâhiyetini veren kimdir? Bu selâhiyeti ve bu cevazı kimden. nereden. çünkü hakkında şu veya bu ahkâmı seriye vardır„ diyenlere soruyorum: — O halde menetmeyinizL Menetmediğiniz müddetçe taaddüdü zevcat hâdisesi çoğaldı mı?! Menetmemekte devam ederseniz aynı hâdisenin tenakusuna mani olabilecek misiniz?!. "Taaddüdü zevcat dinen mendilemez. "Taaddüdü zevcata cevaz vermeli. çünkü bu sözlerden hiçbiri taaddüdü zevcat meselesini afakî bir surette vazetmiyor. — Bu ne demek?! — Sarahaten şu demek ki siz taddüdü zevcat gibi sırf "ahlâkî. sonra afakî olabilirsiniz.- 231 — ler fikrî ve edebî olan bütün servetlerine rağmen aynı derecede sakattır. tezayüdü nüfus refahı iktisadî.

Daha nasıl delil istiyorsunuz ?!. fakat "mefkûrevî milletin „' dir. Çünkü bu ahlâkî bir «zillettir.. diyor. O. ne de milyonlara baliğ olan köylü kadınlarınındır.. benim vicdanım mı yoksa ekseriyetin vicdanı mı ?.. ne de dinin uşağıdır! Ahlâk ahlâktır.. Zaten buna ne hakkınız var?! Binaenaleyh evvela taaddüdü zevcat meselesinin ahlâkî bir mesele olduğunu kabul ediniz ve teslim^buyurunuz ki: Ahlâkî hayat orijinal bir hayat demektir.. her hangi münferit şahsın vicdanı değildir. Ve belki de haberiniz olmıyarak vicdanın emri yerine pergerinizinfuçlarımzı gösteriyorsunuz. çünkü bugünkü ahlâkî vicdanımıza tamamiyle mugayirdir.. ahlâkî vicdan milletin. Ve çünkü ahlâkımızın vicdanı: "yanlıştır.. Birden fazla kadın alamazsınız ve birden fazla kadın da size varmaz. Onun için ferdî fikirlerimizi o vicdana musallat edeceğimiz yerde o vicdanın mantığını kendimize mantık yapalım. milyonlara baliğ olan köylü kadınlarının mı?!. — Sözünüzü bitirmiye lüzum bile yok! Çünkü ne diyeceğinizi biliyorum ve bekliyordum: Evet " Senin benim vicdanım mı. Hiç bir kimse hiç bir vîcdanfbizejtaaddüdü zevcat gibi bir milletin harsi için en r manevî ve en harim bir davayı cetvel ve pergerle hallet dememiştir !. diyelim. millî hayatın vicdanıdır. — "Fakat ahlâkî vicdan„ dediğiniz şey nedir?! Senin. Bütün cehline ve bütün sefaletine rağmen yaşıyan. ne iktisadın kölesi. çirkindir!.. fenadır.sunuz. diyecektiniz değil mi?!. yoksa ekseriyetin. ne benim. ve emirleri müstakildir. O hepimizden büyük ve biz onun belki bir tabiiyiz. "Ahlâkî vicdan.. Çünkü asıl hayatın mantığı yalnız ondadır ve bu ahlâkî vicdanın emirleri mevzuubahs olduğu zaman gözümüzü Anadolu'nun insan barınamıyan ve ot yaşamıyan tuzlu ve kireçli . askerlik sahesinde zaferi. millî tarihin. siyaset sahesinde istiklâli. İşte cevabı: "ahlâkî vicdan» ne senin. kadın hayatında hürriyeti ve hukuk sahesinde müsavatı tesis eden "mületw denilen o manevî mahlukundur. "Taaddüdü zevcat cayiz değildir ve müdafaa edilemez.

. Türkiye'de cemiyet ve kadın Yirmi seneye yakın bir zamandanberi türk kadını inkılâbını yapıyor. — Doğru! taaddüdü zevcat makalesiyle bilmiyenlere içti* maiyat dersi verilemez. — Fakat sizin müdafaanız çok müphem. Bütün acemiliklerine rağmen girdiği sahede türk kadını muvaffak dahi oluyor. İzmir gibi en mütekâmil şehirlerimizi tercih edelim.. ve bu şehirler arasında İstanbul.. Fakat kadın inkılâbını sevmiyenlerin mantığı bu yirmi senedenberi sanki donmuş gibi hiç te değişmiyor! Her yeni mecliste.— 233 — çöllerine çevirmiyelim. Çünkü ahlâkî vicdanın en ziyade temerküz ettiği mihraklar yalnız bunlardır. İlme giriyor.. Medeniyet meselesinde "köylere gidelim!„ demek nasıl sakatsa.giriyor.. Yalnız sunuda ilave edeyim ki: İçtimaî bahisleri münakaşa edenler için iki noksan pek tehlikelidir. Bunlardan biri: "hissi selim„ dediğimiz hayat ve tekâmül hissini kaybetmektir. ahlâk ve "taaddüdü zevcatnmeselesindede"köylülerin fikrini alalım!„ demek öylece sakattır. diğeri içtimaî hâdiseleri kendi tabiat ve zaruretlerine mutabık bir ilim zihniyetinden ve ilmî bir usulden mahrum bulunmaktır!.. sanate giriyor.. hatta erkekle mücadeleye . Fakat her hâlde hissi selimi zedeiemiyen bir cehil ahlâkî kıymetleri hırpalıyan sahte ilimcilikten daha az zararlıdır!. her yeni mübahasede gene aynı sabit fikir: " Kadın erkeğin müsavisi olabilir mi? »Bereket versin ki içtimaî hareketler yalnız kendi temayüllerini ve istikametlerini kovalıyorlar. bilâkis bugün medeniyetin " mehdi zuhuru» olan şehirlere çevirelim. Hiç bir kadın yeniliği mantık müsademelerinin. "ahlâkî vicdan„ diye " mistik „ bir mahluktan bahsettiniz! Bu mevzu bizatihi muhtacı ispat değil midir ?!. . ticarete giriyor. Zaten benim sözlerim içtimaiyat bahislerine alışık olanlar içindi..

Filhakika kadın ile erkeğin uzviyeti mevzuubahs olduğu zaman bir takım fizyoloçyaî farkları kabul etmemek mümkün değildir.n Olduğunu söylüyorlar. Fakat ilim mümkün ile muhali ayırmaz? Bir mefkure ile mevhumenin ayrılması ilim vasıtasiyle olmaz mı? Cemiyet hayatında tabiî ile marazı olan hâdiselerin farkedilmesi ilim sayesinde olmiyacak mı?. Evet ilmin tabiî olan vazifesi budur. Gerçi türk kadının inkılâbına fikren taraftar olmiyanlar da bize itirazlarının mebdeini ilimden aldıklarını söylüyorlar ve diyorlar ki. kadın • dünden bu güne • daha içtimaî ve binaenaleyh daha şerefli mevkiler kazanıyor Fakat içtimaî bir inkılâp olurken ilmin vazifesi nedir? Susmak mı? t Elbette değil. Biz de bu emri vakii inkâr etmiyoruz. yoksa bu emri vakiler kadının tarihî . tahammülsüz. „. îtim bir inkılâbı doğrudan doğruya yapamaz çünkü ilim ihtilâlci değildir. — muzafferiyeti gibi vücude gelmiyor. Siz iddia edebilirsiniz ki: Sırf bu farklardan dolayıdır ki kadın erkeğin müsavisi olamamış ve hiç bir . İlim bize türk kadının erkeğin müsavisi olup olmadığını göstermelidir. Yahut bu sualin manasını bizim gibi anlamıyorlar. Kadmcıhk aleyhtarları bazen psikoloçya sahesine girerek bize kadının taba'n "Nazik. türk ayilesinin tabiî bir surette değişmesi neticesinde değişiyor. Muhafazakârların yahut müteassıpların fikirleri..... yahut kanaatleri her ne olursa olsun.zaman kadın hayatı bu günkü ev kadını şartları haricindeki şartlarla birleşmemiştir? İşte kadmcıhk cerayemnın muarızları senelerdenberi bu sualimizin cevabını vermiyorlar.. Yalnız muarızlarınızla bir türlü anlaşamadığımız nokta şudur: Mühim mesele bu farkların bulunup bulunmaması değil.— 9'Kâ. ince. Türk kadını. yalnız gene soruyoruz ki: Bütün bu emri vakiler kadının fiziyoloçyaî tabiatının ebedî müradifleri midir. "işte kadının fizyioloçyası! Bu tabiat erkeğin müsavisi mi dir ?. belki bu gibi farkların içtimaî hayat sahesinde hakikî bir müsavatsızlık icap ettirip ettirmiyeceğidir.

bu cereyanın selâmetini temin için dayima maniaları önünden kaldırmaktır. Kadıncılığın muarızları bu suale de müspet bir cevap vermiyorlar. muarızların doğruya benzer mülâhazaları gibi eğri mülâhazaları da Türkiye'de kadın cereyanı üzerine tesir edememiştir.- 235 - hayatının vücude getirdiği muvakkat ve yeni şartlarla zeval bulması şüphesiz olan içtimaî emri vakiler midir?.. Asrî bir devletin yapacağı şey. Hülâsa. Bu tabiatin tamamiyle salim olduğunu tarihin ve etnografyanın malûmlariyle de görüyoruz. . Kadıncılık hareketinin tabiî bir hareket olduğunu gösteren alâmetlerden biri de inkılâbın mücbir olan tabiatidir.

.

Ruhiyat .

.

ve arap minarisine nazaran türk minarisi çirkindir.239 - Türkün seciyesi Kitapları bizde çok okunan bir fransız muharriri vardır : "Güstave Le Bon» iâtin ve anglosakson medeniyetlerini tenkit ederken iki kavra arasındaki seciye farkı üzerine nazarı dikkati celbediyor. Bu seciyesizlerin seciyelenmesi için çare seciyeli millete temessül etmektir. türk mimarlarını minareyi anlamamakla itham ediyor. Demolen mektebini. fakir ve cahil milletler seciyesizdir. Bu hüküm gene bir kısım münevverlerimizin türk san- . arap sanatinin inhisarıdır. fedakârlık gibi seciye unsurlarının ehemmiyeti çoktur. hayatta muvaffakiyet için malûmatın o derece ehemmiyeti yoksa da teşebbüs. Türk müteşebbis değildir. Meselâ bir türk mimarisi mevcut değildir... Rumda. kuvvetlerini kuvvet. Ecole des Roches sistemini tavsiye edenler hemen bu kanaatle hareket eden kimselerdir Bu nazariyecilere göre seciye bir milletin. türkün sanayii nefiseside yoktur. fikrince lâtinlerin felâketi seciyelerinin zayıflamasıdır.. ve dayima iktisadî medeniyeti müterakki olan bir milletin imtiyazıdır. Bu münevverler seciyemizin zayıf olduğuna hayatta muvaffak olmak için bu seciyenin kâfi olmadığına kanidirler. Gene Gustave LeBon araplarm medeniyetine dayir yazdığı kitapta türkleri cılız minare yapmakla. anglosaksonların kudreti seciyelerinin metanetidir. Aramızda türk seciyesinin noksanlarını mekteple dersle. buna mukabil. konferansla islâh etmek fikrinde olanları da vardır. onun adetlerini. sebat. derler. mukaddeslerini mukaddes bilmektir. meziyetlerini meziyet. Fransız muharririnin bu fikirleri bir takım münevverlerimizin fikirlerine uygundur. Böyle düşünenlerin nazarında türkte olmıyan yalnız seciye değildir. Binaenaleyh dünya üzerindeki bütün talisiz. Ermenide buldukları seciyeyi türkün noksanı sayarlar. islâm mimarisi de bir sanatin. hatta Musevide. Gustave Lebon'a göre seciye nasıl bir milletin imtiyazı ise. onun terbiyesini kabul etmek..

Zaman geçtikçe gayet müstesna. Bizanstan kubbeyi almış. bilhassa Endülüste'ki metrukâtını taktir ediyordum. tedahülleri ile aklahayret veren hendesî arabsekler beni teshir ederdi. ne de basık kubbesinin sıkletiyle çöken Bizans sanati idi. türk tezyinat- . bunları karıştırarak melez bir mimari yapar ştup. Bilâkis. Artık bu basit lâle timsalinde türk güzelini seyrediyordum. acemden kemerleri. hattâ en basit bir türk motifi bile Araptan. Sinanlann. taklitten ibaret kalıyordu. hatta Selçuktan ayrı nevinde güzelliklerin. Meselâ türk araptan tezyinatı. Tecbrübe ile anladım ki türk sanatı.. Bizans arap ve acem sanatının halitasidir. Ben de bir takımlari gibi türk arap ve acem sanatlerinin muhtaser bir taklidi farzederdim. kendi hususî telâkkisiyle müstakil bir sanat . İşte o zaman bir çokları gibi ben de mimaride hep tenazur. Mehmetlerin Kasımların sanatİni bir türlü keşfedemiyordum. Hattatlık ve tezyinatçılıkla uğraştığım tarihte ben de islâm mimarisi ve tezyinatı namına yalnız arabi. hendesî bedialar ariyan bir zevkle türk sanatinin asaletini. Bir tesadüfle bu uykudan uyana bildim: Bir gün Beyazıt camisinin civarında bir kubbenin üzerinde lâleyi hatırlatan mermerden oyulmuş bir çiçek gözüme ilişti. O dakikada duydğum saadetin gururu yalnız bana. bu güzellik trkündü. tenazurları. kendi dehasiyle. ne de acem idi. millî benliğime ayit oluyordu. O tarihtenberi türk mimarisini. Sadece türktü. Elhamra Sarayı benim için islâm sanatının yekâne bediası idi. Türk sanatini meselâ şu İstanbul camilerinin bir türlü anlayamazdım..karşısında bulunduğumu anlıyorum. Acemden. Bu sanat Gustav Le Bon'nun perestidesi olan Arapların sanati. bediî hislerin menbaıdır. Bütün zevkim bu garip tezyinatı seyirden. Bu güzel motif ne arap. Bunu ahşap bir evin tezyinatı için çizmek hevesine düştüm.— 240 — ati hakkındaki şüphesin? kuvvetlendirebilir. ne icabetlerinin kapısı hadinden fazla açılmış bin bir ağıza benziyen acem sanatı. Bu münevverler derler ki: Türk mimarisi diye müstakil bir sanat yoktur.

teşebbüsün. hatta türk ahlâkını kendi hayatının seyrine dalmış. üzerinde yerleştiği toprak. her seciyeyi hususî bir hilkat. Bunlar sevilmek ve tepcil edilmek için hususî birer sebeptir. olduğu gibi. her kavmin intihap edildiği bir vazife vardır. türk hattatlığını. Ve şüphesiz Gustave Le Bonun sözlerinden daha doğrudur. Her kavmin tarihindeki muhtelif hâdiseler. ingiliz . büyük adamlarının teşebbüsleri. „ Bu sözleri meşhur Fransız içtimaiyatçısı ve feylesofu Bougle'nin " fransiz demokrasisi için „ yazdığı kitaptan aldım. ve ihtilâlkâr tesirleri vardır: Yeni nesiller kendi varlığından.— 241 - çılığını.. hükümeti nefisin. Bu milletlerden biri sanayii nefisenin. kendi hususiyetleriyle duymağa çabaladım. milliyet ve tekâmül bahislerinde Gustave Le Bon'un felsefesini kabul etmek nasıl cayiz olabilir ?! Böyle bir nazariyenin gençlerin terbiyesi hususunda gayet muzır. her vatan bu amelin hissesine düşen kismını yapar.. her tarihi. Böyle bir insan için seciye. onun şahsiyetini yabancıların zevkine göre değil. İtalyan milleti sanayii nefisenin. kendi milliyetini sevecek yerde ecnebi milliyetlere imrenir. diğeri ticaretin. Bu hâller tereddidir. bir eseri olarak telâkki eden bir adam için kendi milletinin seciyesini beğenmemek nasıl mümkün olur ?!. Her milleti. kendi talihine bağlanmış manevî bir insanı arar gibi aramak sevdasına düştüm. bir diğeri vazıh fikirlerin. ve hayatın müptekir. bir diğeri de derin fikirlerin Arzı Mevudu olmakla iftihar eder. daha bir çok sebepler her birine has bir an'ane icat ederek insaniyet âleminde mefkurenin şu veya bu muayyen bir şeklini temsile müstayit kılar.. 15 " İnsaniyetin bütün kuvvetlerini fiile kalbeden amel milletler arasında inkısama oğrar. kendi esaletinden şüphelenir.. Ve her birinin temsile memur olduğu muayyen hah ve hüsün şekilleri vardır. Rabbini nefsinde ariyan milletlerin ise başka felsefesi. sanat. müessiselerin seciyesi. kendi varlığı içinde. ve bulduğum yerde onu. başka feylesofları olmak lâzımgelir.

bu asil ve metin seciyenin hürriyetine. fakat hiç olmazsa hürriyeti müdafaa edebilir. seciyesinin metanetinden kimin şüphe etmiye hakkı vardır ? ? Fakat diyeceklerki: Bu iyi ve metin seciye ile niçin tarakki edemiyoruz. mayası hep iyilikle._ 242 — •milleti teşebbüsün ve hükümeti nefsin Arzı Mevudu ise.. bazande zekâyı bu çerçevenin dişarsmda bırakmışlar. Seciyeyi . Bu cevaplardaki manaları geniş ve dar olmak üzere iki kısma ayırmak mümkündür. Seciyeyi dar mana ile tarif edenler zekâyı bazen bu tariflerinin çerçevesi içine almışlar. La Bruyere seciyeyi bu manada almıştı.. güzellikle. Seciye nedir?. temayüllerinin heyeti mecmuasıdır. faaliyetine engel olan manialara sorun. Müdafaası uğrunda ölümü bile ihtiyar ettiren bir hayatın esaletinden. ve islâh edelim diye Türkün yekpare seciyesine yama uracağımza. Bir hayat imal edilemez. Seciye kelimesi fransızcada olduğu gibi türkçedede muhtelif manalarda kullanılan ve muhtelif talâkkilere uğrayan bir kelimedir. hürriyeti için mücahede edenlere yardım edin. Seciye Seciye fransızcadaki "caractere w kelimesinin mukabili ve tercümesidir. Geniş manasiyle seciye bir ferdin fikirleri.. Meselâ niçin zenğinleşemiyoruz?! Siz onu. hisleri. mevcudatı ottan ve kayadan ibaret olmıyan Türk vatamda şüphesiz diğer neviden manevî kuvvetlerin arzı mevududurSiz bu iddianın ispatını istermisiniz? îşte o toprakların müdafaası için ölen insanlar!.. Bu suale muhtelif müellifler muhtelif tarzda cevap vermişlerdir. bazen mizaç seciye telâkkisi dışında bırakılmıştır. Diğer cihetten mizaç bazen seciyenin bir unsuru gibi tarifin içinde görülmüş. doğrulukla yoğrulmuş olan türk seciyesine değil. Dar manasiyle seciye bir ferdin hassasiyet veya faaliyet tarzıdır.

O derece ki aynı mizaca mensup insanlar arasında seciye farkı mevzubahs olabileceği gibi. Evvelâ seciye kelimelerinin müradifi değildir. ne de şuuruna dahil olan ene idrakidir.- 243 - doğrudan doğroya mizaç müradifi anltyan müellifler de vardır. fazla tekrarlarından sarfı nazar edilmek lâzım gelirdi. girmesin mi?. Bu ihtilâfın esası şudur: Seciyenin terkibine zekâ girsin mi. . yüksek adam» tabirlerinde ifade edilen hakikat ne bir adamın nazarî kabiliyetleri. Fakat her iki talâkkide faaliyetin esaslı mevkii muhtaıcı münakaşa değildir. Ribot bu unsuru seciyenin hududu haricinde bırakmıştır. seciyesiz: adam. Filvaki "seciyeli adam. Seciyeyi tarif eden müelliflerden mizaç ve fitir temayülleri bu tarifin hududu harcinde bırkanlar arasında da ihtilâf vardır. İşte seciye kelimesinin uğradığı ithamlar böylece uzaklaştırıldıktan ve hususiyle seciyenin ne oimadığj anlaşıldıktan sonra seciyenin ne olabileceğini düşünelim. Her müellifin seciyeden anladığı mevzu bir değildir ki bt£ mevzuun tarifleri arasında tevafuk olabilsin. Bilâkis Alfred Fouillee zekâyı seciyenin bünyesine sokmuştur. ne ferdiyetini teşkil eden uzvî ve ruhî farkları. bir hassa kast: ediliyor. Eğer seciye bu üç fikrin müradifi olsaydı lüzumsuz bir kelime gibi işaret edilmek. insanın şahsiyet sahibi olmakla beraber yine seciyeli veya seciyesiz olabileceği de düşünülebilir. Hülasa secize öyle bir fikirdir ki bukadar muhtelif ve hatta biribirine zıt tarifleri olmasına bakılınca tarif edilemez bir mevzu zanedilir!.. Salisen seciye şahsiyet mizaç ve ferdiyet kelimesinin bir müradifi değildir. belki bu unsurlara istinat eden ve hatta onları terkibine almakla beraber oniardan ibaret olmayan bir terkip. Onuniçin her şeyden evvel seciye ile her müellifin hangi nevi hâdiseyi kastettiğini aramak bir de hususiyle seciyeyi seciye olraıyan şeylerden tefrik etmek lâzım gelir. seciyesi zayıf adam. Şayanı dikkattir ki seciye tarifleri arasındaki bu ihtilaf bizzat seciye fikrinin muhtelif olmasındandır. T. seciyesi kuvvetli.

Çünkü asıl otomatizim ister bir çocuğun haraketleri. Hangi nevi faaliyetlerdir ki seciyenin terkibine giriyor ve ona seciye ismini verdiriyor? Pisikolojide faaliyet başlıca otomatik ve iradi faaliyetler olarak ikiye ayrılıyor. Seciye fikri şüphesiz bu ikinci kısımdadır. ve temayüllerle tespit etmek isteyenler nezdinde bile müessir olan fikir. Halbuki ali umdeler dediğimiz umdeler hep içtimaî . Hatta seciyeyi infiali hayatta arıyanlar. buna seciyeli dimeye salâhiyettar değiliz. Fakat her iradî hareket seciyeyi mi ifade eder ? Hayır. İradî faaliyet ali umdelere tabi olmadıkça ve bu faaliyet bu umdeleri tatbik hususunda sadakat ve vehdet göstermedikçe seciye ismini alması mevzubahs değildir. menşei uzvî ve suflî olmıyan umdelere göre faaliyette sebat. Şu taktirce seciye olmak için ali umdeler karşısında iradenin faaliyette sebat. seciyeli adam fikriyle alâkadar değildir. Fakat bizzat faaliyet mefhumu umumîdir. hassasiyetle faaliyetin münasibeti fikridir. Bilâkis bu fikre münafidir. müşahhas değildir. Şu halde seciyeyi diğer tabir ve hadlerin biriyle karıştırmaksızın düşünenlerin tarifinde müşterek olan unsur bu faaliyet unsurudur. Secize faaliyeti ihtiva eden faaliyetle alâkadar olan bir mefhumdur. faaliyette ahenk hassasıdır. "Filân adam seciyelidir» deriz. istikrar ve vahdet bulunmak gerektir. ister bir mecnunun veya bir fikri sabit sahibinin haraketleri şeklinde olsun. O halde iradeyi seciyenin başlıca unsuru olarak kabul edelim. hareketinde sebat etmiş' eğrilmemiştir. hiç bir korkunun tesiri altında oltmyarak belki yalnız ahlâkî vicdanına tabi olarak haraket etmiş. Çünkü filân hâdise münasibetiyle hiç bir ihtirazın._ 244 — Çünkü faaliyet seciyenin en esaslı unsurudur. Seciye. Demek ki seciye fikrinin delâlet ettiği faaliyetler iradî nevinden olanlardır. Bir insan menfaati şahsiyesini istihsal hususunda istediği kadar faal ve müteşebbis ve hatta muannit olsun. seciye alelitlâk iradi haraketlerin heyeti mecmuası değildir.

. Seciyeye kıvamını veren ve onu mukavim bir hale getiren ancak içtimai muhittir. seciyemizi düzeltelim. Pek güzel anlaşılıyor ki seciyenin istihsali. Bu münasibet nazarı itibara alınarak dinilebirlir ki: Seciyenin İslahını. böyle ferdî ihtirasları mağlûp ettirecek.— 245 - menşeli kıymetlerdir. ahlakî umdeleri sarsılan bir memlekette seciye terbiyesinin bir buhran safhasına girmesi gayet zarurîdir. fertteki seciyenin mukabili cemiyetteki adalettir. Şu halde ^seciyeli ol... Çünki bizi uzvî ve ferdî amirlerin sultasına karşı ahlâkan mücehhez bulunduracak kuvvet ve iktidar menbaı yalnız odur. intizamsızlık tecrübelerinin izalesi dolayısiyle seciyenin hayatına müessir olmak mümkündür. a Fertlere Seciyeli ol! „ diyende " Olma ! „ diyen de odur. Binaenaleyh dinî. Fakat muhitte ahlâki umdelerin vuzuh ile tecellisine mani olan şeytanî kuvvetleri uzaklaştıracak tenkitler ve gene muhitteki ihtilâl. Ferdi seciyeli kılan cemiyeti. seciyenin teşşekülü basit bir iş mevzuu gibi doğrudan doğruya terbiyecilerin elinde değildir. iğtişaş. uzvî amirleriyle çarpıştıracak bir cazibe ve kuvvet mebaı da vücut bulmazdı. Ve bu seciyenin içtimaî hayattaki kıvam ile mütenasip olarak tevazün ve selabet kespetmesi kadar tabiî bir şey olamaz.. mektep.. cemiyetin manevî hayatı ve kuvvetidir. hatta seciyeli ferdi kendi ferdî kuvvetleriyle. Adalet maşerî amirlerin ferdî sultalara galebesi. seciye lâzımdır.. demekte filen bir kıymet yoktur. ayile. Sözün kısası. denilen içtimaî mevcutta aramalıyız. Eğer bir cemiyet ve onun tarihi olmasaydı. Şu halde seciyemizin mukadderatı her şeyden evvel cemiyetimizin mukadderatına tabidir. millet. meslek. seciyenin terbiyesini ve seciyenin irtidadını kabile. şahsî ve keyfî emirler yerine gayrı şahsî umumî emirlerin ikamesidir.

Bu gence şu suali sordum: "Fakat siz ne olmak istiyorsunuz ? „ Aldığım cevap şu idi: "Bilmiyorum ki!. bir şahsiyet ve muhtariyet kazanıyor. Asrî çocukların ayilelerinde kazandıkları hukuk tarihi misallerle kabili mukayese bile de» ğildir. Bu müracaatler ve bu sualler beni hayli düşündürdü. Şu cevabı vermişti: "O da tayin edemiyor. Fakat . buna tabiyetile muktedir olmalıydı. yeni hayatta aynı meslekleri bizzat çocuklar intihap ediyorlar. ahlâkî ve iktisadî faaliyetleri daralarak büyük cemiyete intikal ediyor.w Acaba bu sualler. Tabiri diğerle. Büyük mektep lerden birine girmek istiyor. orta tahsilini bitirmiş ve yüksek mesleklerden birine girmek istiyordu.. Fakat bir türlü kararını vermemiş: "Acaba ben ne olabilirim? „ sualini soruyordu. fakat hangisine vereyim tayin edemiyorum. Fakat niçin bü genç ve bu kız babası bana veya size müracaat edip meslek soruyor? Çünkü bu çocuk kendi kendilerine meslek intihap edecek bir kudrette değildirler. Diğer bir gün bir çocuk babası geldi. Çünkü cemiyet. kendisi ne olmak istiyor ? „ dedim . bu da muh terem bir zatidi: " Size bir müşkülümü hal ettirmek için geliyorum. ben de!. cemiyetimizin hususî bir safhayı işaret etmiyor mu? Eski hayatta mesleği intihap edenler babalar. taksimi amele mazhar oldukça ve meslekî zümreler teazzi ettikçe eski ayile suretleride inhilâl ederek yeni ayile şekli zuhur ediyor. Halbuki asrî genç. „ dedi. zamanın çocukları. tt Ya kızınız. ayilenin eski dinî. Liseyi ikmal etmiş bir kızım var. Çocuğum için hangi mesleği ve hangi mektebi tavsiye edersiniz? . Bu sırada ebeveynin çocuk üzerindeki velayeti azalarak çocuk. „ Aynı suali çocuk babasına da sordum r. Hülâsa.- 246 - İstidat bahsi Günün birinde bir genç geldi. muayyen bir yaşta kendi mesleklerini kendileri intihap mecburiyetindedirler.. analar idi.

tabiiyat ve riyaziyata müstenit değil. Demokrasi ve cumhuriyet inkılâbı namına mektepte görmek istediğimiz en büyük tahavvül istidatlara hürmet etmek. Sonra tam ve temamiyet düsturuna muvafık bir tedrisat. felsefe. istidatların inkişafına müsayit faaliyetleri hazırlamak ve istidatların inkişafına müsayit usuller kullanmak olabilir. Binaenaleyh bu gün ayile hayatının yeni şartlara göre tanzimi icap eder.- 247 — bu kudretsizlik neden? Bu kudretsizlik şüphesiz. resim ve elişine müstenit bir tedrisat. Mektebe gelince burada en mühim vasıta derslerdir. tabiri diğerle yalnız maddiyat. Diğeri mekteplerde fikrî hayatın inkişafına engel olan ezbercilik ve şahsî mesainin tanınmamış olmasıdır. içtimaî bir mahsûl Meşrutiyet inkılâbı bize muhtelif içtimaî mefhumlar 16 . Bir de demokrasinin en büyük vazifesi istidatların hakkını vermektir.. Bu deslerin müsavat namına müdafaası lâzımdır. basit bir iki fiilden ve muameleden ibaret değildir. ki bu gençlerin aldıkları terbiyeden ileri geliyor. tahlili nefs. Seciye. Tedrisatın bilhassa lisan ve edebiyat derslerinin marifeti nefs. Ebeveynin her fiili ve her muamelesi mutlaka müspet veya menfi bir tesir vücude getirir. müteaddit istidatların inkişafını temin edebilir. Ayile hayatında arzu ettiğimiz gibi uyanık ve kendinden haberi olan çocukları yetiştirecek olan terbiye. hakikaten muazzamdır. edebiyat. Marifeti nefs ve şahsiyeti öldüren başlıca iki sebep vardır: Biri eski ayile terbiyesinin büsbütün menfi ve korkak yetiştiren tesirleridir. Ancak bu şeraitle müstayitierin istidatla* rını seçmek müyesser olacaktır. O dersler ki tarzı tedrisine göre müspet bir zihniyet gibi vustaî bir kafa da teşkil edebilir. istipsan nefs hususunda oynıycağı rol..

Çünkü bu cemiyetin müessiseleri tezat halinde idi. Yaratıcı bir muhayyileye ancak yaratmak ihtimallerini taşıyan bir cemiyet hayatiyle sahip olabileceğiz. Hakikat şu idi: Din ile ilim.. . Fakat cemiyetin hayatında birleşemiyorlardı. Aynı fert muhayyilesi itibariyle halk ve icade muktedir değil. adalet gibi. Saray ile halk zahidin telâkkisiyle lâik zihniyet boğuşuyordu. Bütün tefekkürlerinizin adesesini onun üzerinde dolaştırıyorduk. uhuvvet. Bu itibarla cemiyetimizin sadece bir makesiyiz. müsavat.. Mütefekkirler için bunları müşahhaslaştırmak elim bir tefekkür mücahedesi idi. O halde ferdin bu uzvî kuvvetlerine vahdet. Bu mevcut şüphesiz ki cemiyettir. İnkılâp pedagojisinin bu bitmek tükenmek bilmiyen davasını son defa rüyet etmek lâzımdır. Çünkü seciye psikolojisi bize seciyenin en mühim mümeyyizesi olarak ferdî faaliyetlerde ittıradı. Seciye terbiyecilerin en büyük endişesi idi.getirdi. Biz böyle yaparak bazan bir seciye psikolojisi. ve otomatizm vardır.. bir muharriptir. Ruhlarınız ikizlikten ancak ikizliği atmış bir cemiyetin devamlı ve ahenkli hayatiyle kurulacaktır. fakat sedyenin kendisini icattan âciz kalıyorduk !. Seciyemiz içtimaî varlığımızın bir parçasıdır. seciyenin sosiyolojisi ise bize en mühim bir hakikat olarak iradenin içtimaî menşeini gösteriyordu. Ezcümle Meşihat maarifi tadil ediyor. bazan bir seciye sosiyolojisi yapıyor. terkip ve ibda kudretini veren yüksek ve hâkim bîr mevcut olacak. gayrı Türk unsurlar Türk samimiyetinin tabiatini bozuyordu. Cemiyetin bu yaratıcı kudret veren tesiri ne suretle vaki oluyor? İşte seciye pedagojisinin bütün mukadderatı bu sualin hâiline bağlıdır. Hürriyet. Bu mefhumlar zihinlerde biri birine zıt okuyan şeylerdi. hezeyana mütemayildir.. Bu ittırat Meşrutiyet cemiyetinde yoktu.. Aynı ferdin faaliyetinde irade ve terkip kudreti yerine insiyak. Fert hayvanı tabiati iktizası bir mübdi değil.. Ruhlarınızda vahdet ve kıvam bulmak için vahdet ve kıvamı olan bir cemiyetin hayatını yaşamış olmalıyız.

Bir ev.. kendi kendine icat etmesi lâzımdır. İnkılâbın kıymetlerini taşıyan irfan. Senelerden beri Avrupa'dan Türkiye'ye idhal edilen inşaat resimleri vardır. yaratıcı olan hayatını bütün feyz ve şiddetiyle yaşatabilmektir. O halde bütün mesele yeni bir cemiyetin teşkküiünü beklemek değil. Gene günün birinde bir ilk mektep . teşekkül hâlinde bulunan bu cemiyetin. yekpare.. Yokluktan varlık çıkarmı?! "Yokluktan varlık çikârrm?. Bu çocuklar yeni cemiyetin doğru. makasla keserler ve uç uca getirerek inşaat numuneleri yaparlar Ben bu eğlencelerin terbiyevî mahiyetlerine şiddetle kaniim.— 249 — Halbuki yeni türk cemiyetinin hayatı bu gün bu şartları Jıayizdir.. metin ve yaratıcı fertler olarak neşvünüma bulacaklardır. Halbuki maksadım kelime oyunu değildir. O halde yeni türk neslinin seciyeli olarak teşekkülüne hiç bir mani yoktur. iyi ve güzel nüskundan mümkün olduğu kadar çok içsinler. Bu renkli resimleri çocuklar... bir değirmen ve sayire. Ve ben bir bedaheti münakaşa etmek istiyen adam mevkiine düşmüş oluyorum!. Bakınız ne garip cevaplar alınıyor. sanat. Yedi sekiz yaşındaki çocukların kendi kendine icat etmesini istiyen bu zatin sözlerindeki ilmî mahiyet acaba nedir? Bunu düşündüm. Günün birinde bir zat bana şu sözler söyledi: ''İnşaat işleri terbiyevî değildir. Çocuk hazır numuneleri kesip yapıştıracağına. Çünkü bu nevi işler çocuğu*mihaniki surette çalışmıya alıştırır. Bu suali bir de iş lisaniyle sorunuz. bu suali böyle bir fikir suali olarak akıllı bir adama sorunca: "Ne mümkün! „ cevabım alıyorum. bir çiflik. Osun için çocuğu olanlara her zaman tavsiye ederim. Bir iki vakayı misal veriyorum. ahlâk kaplarını genişletiniz ve bu kapların ağızlarını bütün türk çocuklarına tamamiyle açınız.

Onlar kendisinden evvel vücut bulmuş müessiselerdir.müfettişi bu hazır numuneleri kestiren bir muallime soruyor: " Ne yaptırıyorsunuz?!. . kazançları cemiyet öğretmezse tabiat nasıl verir?!. Taklit olmıyan yerde icat nasıl olur?! Fakir kalan bir hafıza zengin bir muhayyileyi nasıl besler ?! Bu da bir ruhiyat hatası olacak: Bırakınız çocuk icat etsin. Şimdi istiyoruz ki henüz içtimaî rüşte vasıl olmıyan bu biçare vahşiler icat etsinler. Biz de şaşırdık kaldık. Elma. bes'lenmek. anlamaz. diyorlar! Fakt bırakınız çocuk evvelâ temeddün etsin.. böylelikle istifade ederler. işlemez. halbu ki müfettiş Bey diyorlar ki bırakınız kendileri icat etsinler. Terbiyenin vazifesi ona dilini.. Dil.. ahlâk.. Çocuk dünyaya geldikten sonra. Bırakınız çocuk kendisi icat etsin. armut ağacı da tomurcuk yapıp meyva vermeden evvel büyümek..„ diyor. medeniyet çocuğun icat ettiği bir şey değildir. hatta muayyen bir tekâmül devresine kadar onları icat edecek değil. onları olduğu gibi kabul edecektir. Bildiğimizi açık söylemekle mükellefiz. Biz bunları çocuklardan öğrenecek değiliz. İlmî bir münakaşa neticesinde kati bir hezimete uğrayıncıya kadar kanaatimizi muhafaza edeceğiz. Cemiyete ayit olan sermayeleri. nasıl hareket edeceğiz bilmem?!.. mütemadiyen tegaddi ve temsil etmek ihtiyacındadır. Henüz söylemez. fakat neyi ?! Medeniyeti mi ?! İşte çocuk buna muktedir değildir. Gene bu muallim bir gün bana rasgelince soruyor: "Siz diyorsunuz ki mini mini çocuklar hazır numuneleri kesip yapıştırsınlar. Çünkü tabiatin mali değidir.. ahlâkını medeniyetini öğrenmektir. Muallim anlatıyor: " Mevsim münasibetiyle hazır bir soba* nümunesinini çocuklara kestiriyorum „ • Müfettiş itiraz ediyor: " Böyle hareket etmek yanlıştır. diyor. çocuklara bunları biz öğretecğiz.. beşeriyetin mirasını elde etsin. Çocuk içtimaîleşmek iztırarmda olan bir mahlûktur.

İstidatlı diye talebesinin bir kısmını teşvik ederken. Bir çok hilkatler de hayatın ilk devirerinde inkişaf etmemekle beraber daha sonra birden yaratıcı bir hamleyle inkişaf etmişlerdir.. adaletsizliğe sevkeden tehlikeli aletlerdir. arkadaşlarından geri kalan çocuk istidatsız. muayyen ve kat'i bir zekâ yok. hiç olmazsa canlı denilebilecek bir tellâk ki sahibi değildir.. kabiliyetsiz. belki hususî zkâIar vardır.Bu adam klâsik kayidelerine ve ananevi usûllerine rağmen çocuğun. her hangi musahabede yahut tenkitte gelişi güzel kullanılan klişelerdir.Istidaden zayıf! Geçende ecnebi bir mektebin imtihanında donen bir çocuğun vaziyetini tetkik ettim.. Bir çocuğun tekâmülü ötekine benzemez Çocukların tekâmülleri arasında kat'i bir muvazilik tesis edilemez. „• On beş yaşırçda bir gencin bir senelik hayatı üzerinde hükmünü veren bu mektebin sözünü düşünüuyorum: İstidat. Bana bilvasıta şu cevap verildi : "Istidaden zayıf olduğundan!. yahut tenbel ve sayiredir. istidatsız diye diğerlerini ihmal eden bir mektepçinin mesuliyeti şu notadadır. Hele muayyen bir mektepte beğenilmiyen bir çocuğun diğer bir mektepte takdir edildiği çok kere vakidir. umumiyetle insanın tekâmülü hakkında felsefî. Onun nazarında ikinci senede şu muayyen malûmatı kazanmıyan. Şu halde nasıl oluyor da bir iki lisanı zararsızca yazan ve okuyan temiz ve gözel giyinen ve muaşeret kayidelerini tatbik ede- . meleke. Bir çok hilkatlerin mektep haricinde ve mektepten sonra inkişaf ettikleri görülmştür. Halbuki tekâmül fikrinin bu gün en samimî müradifi orijinalik fikridir. kabiliyet. bunlar mektep hocalarının dilinde ve terbiye kitaplarının sayfalarında. Bu çocuğun niçin sınıftan döndüğünü anlamak istedim. iktidar. Bunlar çok kere müphem oldukları için vazh ve kat'i fikirler gibi kuUmldtkları zaman ekseriya dalâlete. seciye.

Froebel'in icadı olan w Çocuk bahçesi „ hayali ne kadar beşerî bir hayaldir. çünkü bir hüküm ve muhakeme hissesi vardır. Fakat bu nasıl mümkün olur ?. az okumak mı iyidir? „ gibi avamca bir suale cevap verecek değilim.. yahut zengin bütün çocukları» tekâmülünü idareye mahsus bir bahçe ve hocaların bu nebatlara karşı betbin ve bethah yabancılar değil. yalnız bir şartla : Bu unsurlar beynimizin dokunmasına karışmalıdır.9^9 _ bilen bir gence istidaden zayıf diyebiliyoruz ?!. fakir. yalnız? kemiyetini ölçü olarak kullanan telâkkilere karşı yazmaktır. Terbiyeye memur olan çocuk değil. mekteptir. Evvelâ şunu ehemmiyetle işaret etmeliyim ki malûmatın. etnografya. Meselâ tarih. En amelî en ziyade müşahedeye muhtaç olan tetkiklerde bile bu böyledir. nasıl oluyor da birden onu sınıftan dışarıya ata biliyoruz!. Mektebin zayıf yahut kuvyetli. Bu bahisler tabiatin kanunlarını arayıp bulmak vayifesini taşımadıkları hâlde bir müdekkik ve bir tespit edici mevkiinde yine ilmî bir tefekkürdür.. Çok okumak Bu serlevhanın altında "çok okumak mı iyidir.. Maksadım okumanın yalnız çokluğunu. ehlî yahut vahşî. psikoloji ve sosiyoloji gibi sırf tefekküre. Haydi bunu diyebildik. Kaldı ki biyoloji.. nebatların ve hayvanların yalnız tavsifini yapan morfoloji bahisleri de böyledir. birer dikkatli bahçıvan olduğunu unutmıyahm.. görgünün çokluğu kadar akıl hayatımız için mühim bir sermaye ve azık olmaz . Mektep çocuğunun hususî kabiliyetlerine intibak edebilecek gibi tedbirler almış mıdır ? Mektep bir türlü çocuğu kavrıyamiyan çerçivesini biraz daha daraltmış mıdır? Hayır. istiyor ki çocuk mektebe intibak ettsin!. yani . Mahkemede. kanunda aradığımız adaleti mektebin işlerinde de arıyahm .

Aklın hangi çeçe- . Yalnız çok okuyan hatta okuduğunu iyice hazmeden ve böylece muhtelif meselelerden bahseden bir içtimaiyatçı farzediniz. madde sebep. terbiyede " Fikircilik „ kılığına girerek kuvvetini ya eksik bir ilimden alan yahut ilmini yanlış bir felsefeye saplıyan bu mezhepler.— 253 — mukayese ve istidlale istinat eden ilim şubeleri. gibi ruhî ve vicdanî mevzuları aynı suretle tezyif. ruh ile vicdan netice sanıyorlar. siyasî bir inkılâp. gibi aynı hayatın tecellileri hakkında yalnız başkalarını nakleden fakat felsefesi yahut felsefe görüşü olmiyan bir "çok okumuşsun kıymeti ne olabilir ?!. ve maddenin katı elleriyle ruhun. sanat. dayima karışık olan hakikat karşısında insanın usulü dayiresinde düşünmesidir .. Böyle olduğuna göre zekâ. Siyasiyatta " Tanzimaçılık „ hayatta "Mihanikiyetçilik» . vicdan.. ahlâkî bir buhran. ahlâka tasallut ediyorlar. böyle bir zatin ne ilmî bir kıymeti ne de ilmî bir rolü olamaz.. kalp... irade. aynı vaziyettir. madde ile ruh ve vicdan hakkında aynı galeti ruiyyetin esiridirler. ahlâkıyatta "Menfeatçilik. Bunlar doğrudan doğruya tefekkür mevzularıdır .. yahut bediî bir iştiyak şeklinde görünen fakat dayima batını bir tekevvünden haricî bir teşekküle doğru seyreden .. ruh ve vicdan mahlûk. ilim. terakki. Şöyle ki madde halik.bu ruh ve vicdan inkişaflarına maddenin . Felsefe hayat yakut tekâmül dediğimiz hiç te sade olmiyan. servet ve saman gibi haricî ve maddî mevzuları aynı kafa ile tepcil ediyorlar!. İlimden felsefeye geçelim.. mefkure. zevke. vicdanın en harim eserlerine. ahlâk.dayima hariçten dahile doğru olanmihanikî tesirleriyle müdahale ediyorlar. Maddiyatperestler ve yeni gençlik Bu memlekette bir kısım münevverler var ki hak. fen. dinî bir intibah..

Maddenin mihanikiyeti haricinde amel.kelimenin en geniş telâkkisiyle . Galebe kavinindir. hesaba." Maddecilik .— 254 — çevesine girerse girsin. tahsili manevî ve ahlâkî inkılâplara mebde bilen terbiyeciler bence hep bu mezhepten sayılabilir. bütün aklî ve iradî tedbirler ve teşepbüsleri fevkinde kadere karşı göstediği tevekküle " aciz „... " Hayat bir kavgadır. mahsusat ve maneviyat âleminden haberdar görünmüyorlar. rahmaniyi takdis etmenin hissî ikrarı olan mahviyetine " zillet „ . ilme teveccüh ediyor: Tabiatte " vahşî „ hayvanları .. Maddeciler işte bu mebdeden hareket ederek milletin vicdanî duygularını. Kanaat. şan ve şöhreti istihkar.idare eden kanunlara bakıyor. kavî ile zayıf arasında bir güreştir. mefkureyi iştiyaklarını bile tezyiften çekinmiyorlar: Meselâ Türkün yaşayışında iffetin en büyük düstûru olan kanaatine " miskinlik „ . Aynı. içtimaî hayvanları değil . denilen hayatı duyduktan ve yaşadıktan sonra iğrenerek'mi ? Hayır. fikri. Maddeciler makulât ve maddiyat dünyası haricinde ve akıl ile ilmin maverasında mevcut ve müstakil bir âlemden. vicdanın hangi mevzuuna çökerse çoksun. hayır ve şer mefhumlarını ferdî hesaplarla hâlle kalkışan ahlâkıyatçılar. gözle görülemiyen.. sonra düşünerek !. evvelâ iğrenip. kavga. kuvveti atkdis. „ diyerek kavgayı. tahlile girmiyen. mağlubu takbih ediyor. fakat ezelîyi. tevekkül. her türlü külfet ve israftan azade olan hayatına " iptidaî „ diyorlar !. zayıfı. akılla izah edüemiyen.'tir. hayata hikmiyen kimyevî bir hâdise diyen hayatçılar tekâmülü sırf muhitin kör ve tesadüfi tesirleriyle izaha yeltenen tabiiyatçılar. bu mezhebin en derin temeli .. vicdanlarda bulamayınca akla. Maddecilik..kafa ile madde- . ilmin muayyiniyeti haricinde nizam yoktur.. keşfe sığmayan bir hakikat yoktur diyorlar. mahviyet. kökleri hayatta o'mıyan her harici kuvvet gibi müeyyidesini kalplerde.. Bu hükmü nasıl veriyorlar ? !. Avrupa'yı kör körüne taklitle memleketi islâh etmek istiyen tanzimatçılar.. kuvvanî bir hakikat.

ameliyatın icrası için her şiddeti. Maddecilerin zihninde u Anadolu köylüsü „ hasta. Maddeci bolulu Türkün bu saygısızlığa karşı isyanında medeniyet için bir kabiliyetsizlik manası buluyor. terakki ve temetdüne asi. Türk yaşamak kabiliyetini gösterdikçe " Halâ yaşıyor ! „ diyor. her cebri mubah sayıyorlar.. Hatta avrupahlarm " Hasta adam „ dedikleri bu Türke o daha fazlasını söylüyor: " Bitmiş ! „ diyor. Türk yaşamakta inat ettikçe " Acaba niçin ölmüyor ! „ diye şaşırıp kalıyor. Nazariyelerinin çürüklüğünü görmekten âciz olan bu insanlar çürüklüğü halkin hayatında bulmak istiyorlar. Medenî adam... bütün geriliğimizi kafa tasiyle izaha kalkışıyorlar !. „ diyor!. vicdanından istifa edenler görülmüye başladı. Bir kere halkle münevverlerin arası açıldı. Tahribat halkın aklı selimine çarptıkça maddeciler şaşırıyorlar. maddeciler de kendilerini istırarî bir mevkide görüyorlar.. Hakikati halde maddeciler islâh etmek istedikleri hayatı seviyorlar mı ? !. bu hayattan sadece iğreniyorlar.. Halk münevvrlere. Bu içtimaî şakavetin tahribatı bereket versin ki münevverler sahesinde kalıyor da halka giremiyor. mütefessih bir mahlûk gibidir !. kangren bir uzva ameliyat yapan cerrahlar gibi. " Avrupa görmüş zat „ 'tir! Anadolu köylüsü ise . medeniyete husumet gibi telâkki edildi. " Sürünenler için ölüm saadet.- 255 — cilik göz önünde olanlara başını çeviriyor. Hasta. halkı bu enmuzçeten çıkarmaktır.. Memlekette bir yeis dalgası gibi süratle yayılan bu tefekkür hastalığı meşum neticeler doğurdu.evvel emirde yalnız bıyıkları tıraş edilmesi lâzım gelen bir aşçı yamağıdır!. Maddecilerin gayesi " Medenî adam „ yetiştirmekti.bir edibimizin tasvir ettiği gibi . Maziye muhabbet. Milliyetinden irtidat. ve " eşek Türk! „ demekte tereddüt etmiyor. O zaman merdut bir ırk nazariyesine yapışıyorlar. firengili. Hayat ve necat . münevverler halke karşı derin bir gayz duydu. Sevmiyorlar. geriye kalanlara hayat haktır. Bütün siyasetlerinin gayesi hasta hayale karşı nefret telkin etmek.

vicdanı.. katı. bediî bir hayatı. sanatin. bir sanatkâr kalbiyle duyacaklar ve bir sanatkâr aşkıyla seveceklerdir. Tekâmülün bir tahrik eseri değil. mahallî olan şeylere karşı husumet edildi. Tarihin devamında ise ölüm tehlikesi görüldü. mefkurenin yalnız vicdandan doğabileceğini bir türlü anlıyamadilar. orjinal bir ruhu olduğunu. türkçe yaşamak âdeta güçleşti. Yeni gayreti. canimin canlıdan. büzmek. her kavmin diğerine göre iyi kötü. ve yine müstesna. Türk milletinin de müstesna. yahut hariçten düşman gözüyle görülen ve iğrenilen bu hayatı bütün samimiyet ve harimietiyle bir kere kavrayıp nefret siyaseti yerine muhabbet felsefesi koyacaklar.taklitle şark terakki eder.. hülâsa kendine göre bir oluşu ve duyuşu olduğunu düşünemediler. eski nefreti âdeta bir din oldu. zorla güzellik olur. Artık bu günkü gençler şu iki yoldan birini tutacaklardır : Ya maddeci kafasiyle maneviyat sahesinde ki tahribatımızı sonuna kadar götürecekler..- 256 - hep mazinin inkıtamda arnadı. O derecede ki türkçe söylemek. Terakki ilâç gibi hariçten şırınga edilir. Gençlik bu felsefî inkılabı yapabilmek için lâzım ki her şeyden evvel yabancı bir hayatın cansız mefhumlarını zihninden atsın. bu tarihi bütün canlı sadmelerinde ve yaratıc» hamlelerinde duysun.. f Bu katlanış ve dönüş ne maziyi parça parça . istikbalin ancak maziden. ilim yayılır. bütün seyirleri ve zarureleriyle bu tarihi yaşasın . zevkin. Bilâkis ruhu. cansız bir şey gibi ezmek. orjinal bir medeniyet yaratabileceğini. zihinlerdeki madde kahbiyle kalıplamak istediler. avrupaî olmakla beraber lisanı. Maddeciler tekâmülün içeriden gelme bir şey olduğunu bilmediler. Bütün bu ceryanm neticesinde seciyemizi tahripkârlık ve riyakârlıktan ibaret bir tabaka kapladı. makul gayrı makul. türkçe anlaşmak. sandılar. garbı . Millî. hayatı bir mühendis gözüyle görecek yerde.kör körüne . bir tekevvün mahsulü olduğunu farkedemediler. sonra tarihine katlansın. ahlâkın canlı olduğunu. tarihin canlı. ahlâk düzelir.

aynı nehrin dalgaları.. inadına gider kubbenin ta ortasında sinekleri yakalamak için ağ kurar! Aşağından bakanlar bazen bu ağı kubbeye sürülmüş siyah bir leke gibi görürler..— 257 - tespit eden müverrihin. İşte Bu vaziyetlerde örümceği almcıya kadar kan ter içinde kalırlar. Artık kubbenin güzelliğini kirleten bu lekeyi temizlemek farzolur. Yüksek cami kubbelerine elle yetişmek. Örümcek alan canbazlar. benzemiyecek.. bu canbazlarln bütün hayatları böyle örümcek almak için kubbeden kubbeye tırmanmakla geçer. Fakat örümcek denilen cılız ve sessiz bir hayvan vardır . Onlara "filân kubbe nasıl?„ diye so- .. bir hayat ve tarih sanatkârının sezişine benzeyecektir. sanatın maziden beri ardı arası keislmkesizin akıp gelen nehrini duyacak. şelâleleri kendi vicdanının derinliğinden bu gün bile akıp geçtiğini işitecektir. ne de bu parçalan zorla yaşatmak istiyen mürteciin teşebbüsüne. Örümcek alan. ne meyzin. altında dolaşan insanların temasından uzak kalırlar ne güzel!. ne de o güzel kubbeyi yapan sanatkârdır. ayakla tırmanmak mümkün değildir. Bu işi görebilecek adam. Bir sanatkâr ki ahlâkın. Bazen de bellerinden iple bağlanarak kubbenin etrafındaki gezinti yerinden ileriye sarkarlar ve ellerindeki tavan süpürgesini uzatırlar. belki cani* mevzuun duyan bir sanatkârın. Bu canbazlar bazen hayatlarım tehlikiye koyarak orta kandilin zincirine tırmanırlar. Bir kere kurulup örüldükten sonra bu kubbeler. Ruh. gerileyip gerileyip te canlı mazisinden aldığı bu hızla ancak. mahsus canbazlar vardır. ne imam. üzerinde ki riya ve irtidat kabuğunu atıp halin mütereddit günlerinde mevut istikbaline atlıyacaktır.

mecmuanın.. Bu tenkit canbazlarma sorsalar ki kitabın. şairler.rulsa. kubbe hesabı anlamak kabiliyetleri» sanki örümcek ağiyle örtülmüştür!. Yalnız örümcek ağının kara hayali vardır . Çünkü bir canbaz her gün bir yerde çalışsa senede yüzlerce caminin örümceğini alır. fazla olurlarsa aç kalırlar. Nazarlarında kubbe. ya altından. ne zaman yeni bir kubbe örülse derhal altına gelip örümceği var mı diye kubbesine bakarlar ! Bulamazlarsa kızarlar. zira geçinmeleri o yüzdendir! Bulurlarsa hemen kollarını sıvarlar. ya kenarından eserin örümcekli yerlerine tenkitlerinin süpürgesini uzatırlar !. Bu münekkkitlerin bütün gayretleri filân kitabın. Bunlar ne kadar çoğalsalar belki o derece hayırlı olur. çok kirli!. şekli.. bu örümcek canbazlara benzerler ! Ne zaman yeni bir kitap. filân mecmuanın... Bazı münakkitler vardır. mimarlar için iş böyle değildir. Ne örümcekli kubbenin ne de örümceksiz kubbenin zihinlerinde bir manası yoktur. Örümcek canbazları İstanbul gibi kubbesi çok bir şehir için pek lüzumlu adamlardır: Eğer onlar olmasaydı.. ne zaman yeni bir fikir ortiya konulsa... Ne kubbeyi yapan mimarın zevkinden. noktası ve yahu I bilmem nesidir!. yeni bir mecmua çıksa. felsefesinden ne haber?!. „ derler. filân faslında ve filân satırındaki filân kelimenin ve filân harfin manası. ne de kubbeyi tutan fennin hesabından haberleri bile yoktur. Bu sözden hiç bir şey anlamaya- . yine o kadar bir derinliğe sarkan bu zavallıların kubbe zevki duymak. ekmek parası kazanmak zaruretiyle örümceği alınması lâzım gelen yüksek bir tavandır! İşte o kadar. İnsanları böyle mesleklere teşvikte belki daha ziyade fay ide memul ola. manasından. "Çok pis. cami kubbelerini örümcek ağları kaplardı • Fakat bir kaç canbaz bütün İstanbul kubbelerinin örümceğini almak için kâfidir .. Yerden kırk elli metre yüksekliğe tırmanan. ruhundan. Onun için her keşi örümcek canbazı yapmakta fayda var mı bilmem ?! Halbuki ressamlar.

kısmen örümceklidir. imlâ. Fakat. müfit adamlardır. canlı eser olamazdı.. Sanat eseri bir dokuma değildir ki her bir teli ayrı ayrı çekilip yoklansın. Kusuruz olan yalnız Allah'tır!.— 259 - rak ve dayima örümcekten bahsediliyor sanarak " Aman sormayın çok kirli.. mana. Eğer münekkitlik bu canbazların zahmetinden ibaret olsaydı dünyada güzel. kelime. büyük. kuvvet âlemini göremez. mefkureyi aramıya mü say i t değildir. Ve bütün gibi görülmek. Gerisi?! Kuru kalabalık !. böyle bir kaç tane olursa bütün bir şehir için kâfidir!.. Çünkü ne vaziferi. Çünkü her eser mutlaka kusurlu. Her eser vücudiyle. nokta ağları altındaki koca bir âlemi. canlı bir bütündür. Gözleri harf. hatalı. dediğim gibi. bacakları zincire tıranacak kadar kuvvetli.. ne de idraklari asıl fikri. Fakat denilecek ki bu nevi tenkitçiler mücrim midir ? Hayır bilâkis. derler.. O da.. öyle anlaşılmak lâzım gelir. kollan tavan süpürgesini sallıya^ kadar uzun olmak şar tiyle. ruhuyle yekpare. çok fena!.. maksat. . ruhu.

Felsefe .

Felsefe .

.

Bir müddet yüzlerine bakarak. utandırmak.. Şehirli ananesinin bu çirkinliğine karşı köylü ruhunun sadeliğini tercih ettim. yiyecek. Bu güne kadar devlet ve milletin muammer olmasını bile münevverlerin ilminden ziyade. içecek bulunup bulunmadığını sorduk. Hiç cevap vermedi. çocukları mektebe göndererek sersemleştirmekten ise. halkın ruhundaki safvet ve bekârete veriyordum !. daha iyidir. manasızca sırıttı. Fakat yolu bilmiyoruz ... Deniz seyahati uzun sürdüğü için canları sıkıldığı anlaşılıyordu. cahil bırakalım. Tekrar sordular. gözü karışık. Gerçi benim böyle söylenmemi cehalet taraftarı ve ilmü irfan düşmanı olduğuma atfedenler oldu ! Hatta zürefadan biri bu " İlim husumeti. gemirip duruyor ! yanımızda bir kaç musevî genci var. Çocuk bize istizaha hacet bırakmıycak derecede açık ve kat'i cevaplar verdi. diyordum!.. Köye vardığımızda çocuğun verdiği bütün malûmattan istifade ettik . O tarihte intişar eden kitaplarımda hep bu miskinliğin aleyhinde yazıyordum. Şehirli çocuğun bu yabaniliğini görünce o köylü çobani hatırladım. lakırdı söyletmemek. Çocuğa: İsmin ne ? diye sordular. kirli. Bir iki gün sonra İstanbul'a avdet ederken vapurda kamarotun oğlu olacak .'nin tarihçesini bile yazmıya kalkıştı!.— 263 — Babnî hakikatler 1912 senesi Mudanya karşısında Armutlu köyünde bulunuyorum. değnek elde hayvan gibi sürmekten ibaret olan ananevi usullü terbiyemize isyan ettim. kaç dakika uzakta olduğunu.. Hiç unut17 . Sonra başını önüne eyip yine ayvasını. Böyle bir maarife cehaleti tercih ederim. Tarlanın kenarından sekiz on yaşlarında küçük bir çobana rastgeldik. Vapur Bozburun'n dolaşamadığmdan Armutlu limanına iltica etmiştir . bu sefer daha dişliyerek koparmıya başladı !. Elinde koca bir limon ayvası.yine sekiz on yaşlarında diğer bir çocuk bulunuyordu : yüzü. Çocuğa köyün yolunu.. Köyü dolaşmak istiyoruz . alık salık bir şey!.

insan vücudu. Bence iki türlü. Adamcağız gerçekten inanmış ve şimdide hayret ediyordu. diyeceksiniz!. Bu zat gayet tabiî olarak: — Ayol halâmı öylesin?! dedi!. Nasıl oluyor da böyle bir adam cehalet propagandası yaptığıma kani oluyordu ?! Bunun sebebi o adamdaki mantıktır. cisimler yaratıyor . yahut bir ressam gibi duyarak göreceksiniz . San'atkâr ruhunu bu batini tabiat vasitasiyle ve bu tabiat vesilesiyle tecelli ettiriyor demek. bahçe. Gerçi her ikisinde de gözün rolü bir değil. sokak.. zaptetmek lâzımdır . hem görmez ! Bazı çizginleri alır.. Sanatkâr onu duyuyor. biz cehalet taraftarıyız!.. göz. Fakat sanatkâr için böyle değil: O hem görür. onu renge. haksız olur . Ancak heyecan ve güzellik itibariyle kendi tabiatına ne derece mutabık yani manevî dünyasını ne derece tasvir etmiş diye tenkit etmelisiniz . Batinî bir hakikat . maksadımı izah edeyim: İşte bir şehir. çiçek.— 264 — mam bir gün de fazıl ve müdekkik tanınmış bir dostumla görüşüyordum. bunu ya bir mühendis gibi tahlil ederek. Çünkü sanatkâr bu suretle gördüğünü çizmek değil göz için mekşuf olmıyan bir hakikata vasıl olmak istiyor. bazılarını da mübaleğalandırır.. karşısındasınız. şekiller. ne derece canlı diye. Kullandığı mantığın vukuatı kavramağa ... dedim . Kaç türlü mantık vardır. tabiatin kendisi değildir. Öyle bir bediî âlem ki hiç bir hakikati tabiatinkine mutabık değil! Şu halde sanatkârın icat ettiği tabiat. bazılarını atar. takdire müsayit olmamasıdır.. çizgiye sokmak için yepyeni bir âlem. belki kendi ruhunun tabiatıdır . Lâkırdı sırasında lâtife olsun diye: — Malûm a. bazılarını hafifletir. Siz sanatkârın resmini fotoğraf ve mühendis göziyle tabiate ne derecede mutabık diye tenkit ederseniz. bir alet. mühendis için.. .. hatta bir gayedir! Mühendis için. Ne derece doğru diye değil. hatta iki türlü görüş vardır. göze göründüğü gibi çizmek.

mevzua göre değişir. Tarih ve hayat İçtimaiyatçılar derler ki: " İçtimaî hayat. iştiyak. ne kadar yaşadı ve yaşattı.. neyi ifade etmek istiyor! Zahirî bir hakikatimi. yoksa batını bir hakikatimi. yeşillik. Din. Binaenaleyh zevke. miyar artık zevktir . Canlı mahlûkların uzviyetlerine mutabık fiilleri olduğu gibi. ıstırap. müessisesiz içtimaî hayat yoktur. iktisat. Bu batını hayat zahirî bir vücude tutunacaktır. iyi ve güzel olandır . fakat o kadar.. ahlâkî. Bu hakikat «şyaya.. dinî. Batıl. Sanatkâr bunları söylemek için bir lisana muhtaçtır. diye tenkit edebiliriz. ahlâk. kırmızılık gibi maddî.. Her cemiyette din. Mevzu nedir. müesseseler. zahirî hakikatler değil elem.. Hülâsa tenkit. cemiyetinde içtimaî uzviyetine muvafık müessiseâeri. hesaba. kısalık. bu ister bir ressam. aklın mantıhını kullanmakta elbette haklıyız. müessesesiz cemiyet. Fakat mana sahasinde hakikat. ve duydurdu.. Kabul edelim ki madde sahasinde hakikat " Doğru „ olandır. sanate. dediğimiz müe- . Kendi hakikatine kendi hakkına vasıl olmak için. ister bir heykeltıraş olsun. hayata temas «den bahislerde göz manasiyle ne kadar doğru gördü diye değil.. batini hakikatlerdir. akla taalluk eden neviden ise.. gibi manevî. Cemiyet olan yerde bu müessiseler vardır. Tutunduktan sonra bu vücudu yani bu renek ve çizgileri taşar aşar.. hendese mevzuu mu? Yoksa bir ruh ve heyecan mevzuumu ? Yazan. iktisat. müessiseleri o cemiyetin bünyesine göre bir türlüdür. düşünen adam. ahlâk.. bir takım anüessiselerden teşekkül edrr. Bir hesap.. bediî. kalp manasiyle ne kadar iyi duydu. yalnız çirkin ile fenadır. Değilse mikyas. ahenk.— 265 - Çünkü sanat aleminde ifade edilen hakikatler uzunluk. vazifeleri vardır.

. teceddüdü ne kadar arzu ederse etsin ve bu uğurda ne kadar çalışırsa çalışsın cemiyetin bünyesi değişmedikçe. Bu bünye değişmedikçe.yani tahassüs ve tefekkür tarzlar» . tesanüdü ne derecededir. Fert. arzuyu hod yi kılamaz ! „ İçtimaiyatın bu hükümlerini dinledikten sonra birden bire kendimize. Bu değişmenin aleti. soracağımız sualler şudur: " O halde fert içtimaî bir cebriyetin tarihi şeametin kör körüne esirimidir ?!. O halde evvelâ bu içtimaî bünye nasıl değişir. " içtimaî bünye „ denilen hakikattirİçtimaî bünye... Bir fert terakkiyi. iradî hareket. Ferdin iradeyi cüziyesinin. buna dikkat etmeli. içtimaileşemiyecektir. cemiyetin bünyesine bağlıdır. gibi her hangi bir cemiyet dahilinde yapılacak olan bütün inkılâp teşebbüslerinin. ve ne gibi maddî tesanütler vardır?. kabilevî bir hayatmı yaşayorlar. cemiyetine karşı menfi kalmak vaziyetinden kurtulamaz!. beynemilel münasebetler. devlet. yani cemiyet dahilinde de. . devirden devire değişir. " İçtimaî bünye n gibi ilk uzvî bir mebdein neticesi olan içtimaî müessiseler^ ve bu müessiselerin toptan ifadesi olan içtimaî hayat.. içtimaiyatın irşadından çıkarılacak doğru netice şudur: Kabile. Meselâ umumiyetle bu fertler arasında ne gibi manevî müşabıhetler. yoksa muhtelif işler ve muhtelif ihtisaslerle birbirine bağlanmışım bulunuyorlar ? Fertler tarafından vücude getirilen zümrelerin tedahülü. ferdî iradelerin hedefi. aşiret. ihtiyarının cemiyet hayatında bir kıymeti. „ Fakat bilâkis.. ehemmiyeti yokmudur ?!. fertlerinin işte bu tarzı teşekkülüne. Coğrafi muhit.cemizetten cemiyete. bünyeyi değiştirecek inküâplar olmadıkça teceddüt hususundaki bütün mesaisi kısır kalacak. ferdin keyfi. bir cemiyeti teşkil eden zümreler arasında içtimaî münasibetin U biatidir. Fertler dağınık. cemiyetin hayatına müessirdir. . doğrudan doğruya cemiyetin bünyesi olmak lâzım gelir.— 266 - ssiseler.? Bütün içtimaî hayatın mukadderatı. içtimaî hayatça değişemez. Bu bünyeyi tadil ve ıslâh edecek mahiyette olan her ferdî.

vefiyat. Bilhassa büyük yeis ve tereddüt anlari vardır ki fert.. tevellüdat. yenilmez zannedilen setlerin karşısında kalan fertlerin ve millet- . düşünmıye muhtaç olur. iktidar ise imkâna asılır. en karanlık tabakalarından kopup aklımızın en aydınlık yüzüne çıkar. gibi büsbütün cihanşümul ve beşerî sebeplerle bu tahavvülün mihaniki bir surette vücude geldiğini farzedelim.— 267 — iktisadî muameleler. diğer bir neviden ve diğer bir tabiat demek olan içtimaî kuvvetlerin varlığı bu ihtiyarımızı neden selbetsin ?! O şartla ki sarfedilecek emek. vicdanımızın en derin. istikametidir. belki bu iradenin hedefi.. rzvî sebepler. Keyfin tazammün ettiği şekiller mevhumdur. Böyce aşılmaz. her duyulması lâzımgelen arzu. mektepler. batını mücahedelerle... aşmak vazifesiyle mükelleftir. türlü düşünceler. iktidar ifade eder. madde üzerinde ki nüfuz ve hakimiyetimizi selbetmiyor. Cansız tabiatte cazibeyi arz. Bu cebrî şeraitte bile ferdin iradesinin ve tabiatiyle zekasının. Filhakika içtimaî ilimlerin ve tarihî tetkikatın bize nefiyettiği şey ferdin iradesi değil. ziya. kanunlar. sonra o asırda ulûm ve fününun terakkisi.. Bu ihtiyaç. muhakemeler. tahlil ve tarifi imkânsız olan bin türlü heyecanlar. Çünkü irade.. devirmek için aramıya.. büyük dinlerin zuhuru.. böyle olurken şuurumuzu. bir mefkureye koşar!. hayatının seyrine karşı gelen hailleri yıkmak. ilimler fenler ile yine şüphesiz. gibi kuvvetlerin mevcut olması. muharebeler.. Şüphesiz bu vazifenin imkânı. ihtiras gibi. gibi haricî/ siyasî sebepler. keşfiyat. gibi dahilî. Demek ki mesele içtimaiyat noktayi nazarından mevzuu bahs ve münakaşa olan ferdî idarenin vücudu değil. keyfidir.-kanularına uygun olsun.. pek büyük. Hülâsa fert içtimaî hayatta bir takım mukavemetlere maruzdur ve bunları yenmek. aksam ve anasırı meçhul. heyecanlarının mühim bir faaliyeti mevzubahs olmaktadır. Öyle dakikalar ki büyük. bütün benliğimizi sarsar.. gayret ve cesaretle çalışmak ihtiyacını duyar. bu kuvvetlerin de tabiatıne. elektrik. sari hastalıklar.

hızlanır... ölümü aşmak zaruretinde olan bir hayat için. Çünkü derinleşmek ve gerilemek. Düşününüz bir kere. hürriyetini tehlikede görünce. yeni yeni müessiseler vücude getirmiyormu ? !. Haricin nazarında aşikâr bir irtica olan bu hareket. hayatın kaynağıdır.. Vardığı yer.. bir mimar ki muhayyelesinin doğurduğu taş ve demir şiirini okuyacak bir meslek. istikbale atlar. kendi aklı. yeni ihtiyaçlara göre yeni baştan vücude getirmektir. Fertte hafızanın ve garyi şuurî * hayatının oynadığı bu rolü. en dik yokuşlarına tırmanır. Sanatkâr. öyle bir noktaya varır kî artık içtiği su.. Teneffüs ettiği hava. Her terakki bir icat. bir mektep bulamıyor. en tabiî. ö'ümle karşılaşan böyle bir ferdin halâs ve hürriyet için baş vurduğu çare nedir ? Yine kendi ruhu. hürriyet havasıdır.. nihayet o yoldan bütün mazisinin en uzak. en karanlık nok talanna doğru. cemiyette aceba tarih ve sanat oynamıyormu? Onun için meselâ Türklerin . yaratıcı hamlelere pek müsait bir zemindir: Bir şair ki canlı ilhamlarını sığdıracak lisan bulamıyor. en kuvvani nahiyelerine inerek esrarıenğiz bir kuvvet ve kudret menbaı arar gibi dolaşır dolaşır. Ferdin hayatında gördüğümüz bu canlı irticai aceba cemiyetin hayatında bulmıyormuyuz? Cemiyet te zaman zaman bilhassa büyük bir hezimet ve atalet devirlerinden sonra hayatını.. Cemiyet mazisinin canlı hatıralarını karıştırarak eski unsurlarla yeni eserler. her hangi adam ki hayatının önüne dikilen koca duvarı yıkmak için vücudünde takat. bîr radde gelir.— 268 — lerin hayatı son derece esrarengizdir. ruhunun en gayri meşur. geriye sıçırayarak mazisini yoklamıyormu ?. Fakat bu sefer ruhunun en derin. batının zevkince kat'ı bir itilâdır.. hayat ırmağının suyudur. yahut kahraman. hızlanarak ta ileriler. Ruhlar ihtilâlci sadmelere. böyle bir adam. kendi vicdanıdır. kuvvet bulamıyor .. her icatta maziyi karıştırıp yeni şartlara. en selikavî bir harekettir: Hayat geriliyerek.

olduğu gibi. mazimizin en uzak. diyorlar. maziyi mazinin hayatını.— 269 — bu gün tarih ve sanat eliyle mazilerini karıştırmaları bir hayır çünkü bir hayat alâmeti değil midir ?. tamamiyle mutabık da değildir . ne de bir takım muallimlerin zannettiği gibi. Langlois ile Ch. tarihten de istenilen bunaktır. Tarihin hayatî rolü hakkındaki tahminim. Yeni kanaatimi demokrasi ve sanat adlı kitabimde izah ettiğim gibi tarih ve terbiye ye dayir neşr etmek üzere olduğum yeni eserimde de mevzubahs ediyorum. bütün iyilikleri. Seignobos tarihi methal tetkiklere olarak yazdıkları eserin sonunda: Bütün ilimlerin kıymeti. hak olmasına tabidir. haricî tehlikiye en çok maruz kaldığımız dakikalar değil midir. İki müellifin tarih ve tedrisatı hakkında ki fikirleri aşağı yukarı budur. Tarih. Fikrimce tarihin eseri. bütün güzellikleri. hak ve hakikat fikri vermekten daha derindir: Bir milletin zihninde tarihi tedrisatın nüfuz ettiği tabakalar. . hatta ruhun en münzevi. [*] Maziye dair Müverrih Ch. büyük müverrihlerin fikrine zıt değilse bile.V. en sırrî nahiyeleridir. ne Almanya'da olduğu gibi.. Düşünelim.. vatanperverlik hissini tahrik için alet olmalı. Bunun gibi milletin en felâketli en buhranlı dakikaları hangi dakikala rdır ? Varlığının tehlikelere girdiği. yani. Çünkü tarihin hakikî hizmeti mazinin hakikatim öğretmek. müessiselerini.Mefkure ile mazinin munasibetini bu gün böyle duşünmeyorum. en kaçıcı hatıralarını yokladığımız anler hangi anlerdir? En müşkül. zihnin hüküm. büyük savletlere davet [*] Mefkure ile mazının münasebetine dair olan bu yazıları 1922 neşr etmiştim. fenahklariyle. ahlâk hocalığı yapmalıdır.. çirkinlikleriyle göstermelidir. . Yalnız hakka hizmet etmeli. hakka hizmet etmektir . hakkı öğretmek. muhakeme gibi nispeten sathî ve kışrî olan tabakaları altındadır.

iptidası dır. en hayatî faaliyet hangisidir ? Maziye. Bu mazinin sermayelerini. bu hafıza ise o anlayışın şuurudur. vücudunden . istikbale atılan hayatın hafızası. bu istikbal için hayırlı bir alâmettir. yıkılmaya mahkûm bulunuyor!. Bu yanma ve yıkılma tehlikesi karşısında. hayatın mazisine muhabet edenlerin her işi. harap olan camilerin. yaratan.. tarihî tahsil zevki uyanmişsa. lezzet ve elemlerini. bir mimari tarihinden evvel.. Tasavvuf ve tarihi hakkında yapılacak her teşebbüs. yahut bu tarihi öğretecek vesikaları tesbit etmektir. hep yanmıya. istikbali noktayı nazarından gayet büyük bir ehemmiyeti vardır. Onun için bir tasavvuf tarihinden evvel. mutasavvıfların yazma kitapların. bütün hatıralarını. Tasavvuf. Demek ki hayat. Bu taktirce tarihi şuurun milletlerin bakası.— 270 — edildiği dakikalar değil midir ?. mazinin tasvirinden evvel. muvaffakiyet ve inkizarlarını yokluyor. Nitekim geçende öğrendim ki"Cemiyeti sofiye. çeşmelerin. halin en canlı bir idrakma dokunacaktır. tarihe katlanmak degilmidir ?. yeni bir istikbale namzet olduğu ande canlı bir irtica ile mazisine katlanıyor. onları eritiyor ve yeni bir hayat şekline döküyor. Tarih. felsefemizin bir mazisidir ki müslümanlığm en mahrem heyecanlarını mütalâaya çalışır. isminde tasavvuf meraklılarından. Bu teşebbüs iki şek'lde yapılabilir : Ya tasavvufun ve umumiyetle hayatın tarihini yazmak. Bir millet için tarihî tetkikat. Yevmî matbuattan başhyarak haftalık mecmualara. ister bir mescit harabesi halinde olsun. Diğer cihetten maziyi tenvir için çalışan hususî teşebbüsler vardır. Bu dakikalardaki en tabiî. her şeyi sadece " kurtarmak „ maksadına dönmelidir. ilmî eserlere kadar tarihî neşriyat inkişaf etmek istidadını gösteriyor. Bu itibar ile tasavvuf bizim için dinî halin bir mazisi. mürekkep bir cemiyet mevcut imiş . Bu gün hangi mevkide bulunuyoruz? Mazimizin hakikatine bizi götürecek olan eserler ister bir yazma kitap şeklinde.. Bu cemiyet bir zamandan beri tasavvuf tarihi yazdırmakla meşgul. neş'e ve İstıraplarını..

Ve bizzat Bergson'un eserlerini okumasını tavsiye ettim. takdir edilsin!.. Her halde doğru telâkki edilmiye müsayit bir muhitte intişar etmesi doğru telekkiye müsayit dimağlara ekilmesi lâzımdır. bir chopin neden takdir edilsin ? Yeniyi kabul ve temessül hazırlığı yalnız ilim ve sanat için değil. anlaşılması için doğru olması. feylosofla onu okuyan mütefekkir arasında her şeyden evvel canlı bir münasibet lâzımdır.. Bu tesadüf. Felsefe ile devir. felsefe için de lâzım değil midir ? O halde her memleket. bu muhavere tekrar gösterdi ki bir feisefenin bir memlekette. Bergson'un felsefesine dayir Millî Harekâtın henüz başladığı tarihte idi. hatta açık bir lisanla yazılması kâfi değildir. Birgün. her devir. Memlekette ilim aleyhine cereyan olacak „ dedi. (Akşam)'da manevî kuvvetlerin hakikatinden ve yaratıcılığından bahseden bir iki makalem çıkmıştı. her felsefî telâkkiye müsayit olmadığı gibi. Arkadaşım o zamana kadar Bergson'u okumadığını itiraf etti. Ben sadece Bergson'culuk cereyanını kasdediyorsa bu felsefe ne zannetliği gibi ilim aleyhtarı ne de mystik bir felsefe olmadığını söyledim. Ve kendisinin mistiissme aleyhinde yazacağını söyledi.nasıl ki yeni bir ilim ve sanat . O münasibet ise muhabbettir. arkadaşlarımdan biri : u Nedir bu yaptığınız ? mistisisme gidiyorsunuz!. Devrimizin ruhunda ve bizzat ruhumuzda yeni felsefeye . Nitekim fikrî terbiyesi olmıyan bir memlekette ilmin telâkkisi. her okumuş yazmış ve bir az düşünmiye alışmış olan insan da her felsefî bir telkâkiye hazırlanmış değildir. Artık bu vazife kimlerindir. ilmin kıymeti ne olabilir ? Bediî terbiyesi iptidaî olan bir memlekette bir Wagner..- 271 - baki kalan eserlerin muhafazası.

Âlemi hariciye ayit bir mevzuun. görünen bir çok hükümlerin canlı bir vahdet içinde eridiğini gcrürüz. her talim ve tahsilden evvel bu duygu. bu muhabbettir. Yeniyi anlamak için yaptığımız her türlü tahlil ve mukayeselerin altından bu canlı alâka tessüs etmek sayesindedir ki yeni felsefenin kalbigâhına vasıl oluruz. Bütün Bergson felsefesi bu iki iddianın istiklâline ve yeniliğine dayir ilhamlar ve ispatlarla doludur .— 272 — telekkisine karşı . Alelade zamanlarda bile karşınızdakinin meramını anlamak için yaptığımız hamle dahi katiyen bundan başka bir şey değildir. samimî fakat lâ-aklî vaziyet dahi bunu gösterir. Filvaki idrâkimizi bu feylosofun idrâkiyle birleştirdiğimiz zaman felsefesinin fikir âlemine başlıca iki istiklâl davasiyle girdiğini görüyoruz: bunlardan biri felsefenin mevzuuna. çünkü lisan ile temamen ifade edilemiyen samimî bir idrâkin noksanından ileri geldiğini zannediyorum . mistisismedir. yeni bir hayat eserini de anlamak için böylece samimî bir idrâke muhtacız. hususiyle yoktan vücude getirir gibi görünen eserleri müelllifin alâkası ile yaşansaydı BergsoncuUık ilme mugayirdir. Zira Bergson'un eserlerini canlı bir alâka ile ile tekrar tekrar okumuş olsaydı ve bu feylosofun dediğinden ziyade demek istediği sezilseydi.bu muhabbet olmadıkça onu anlamak güçtür. Yeni bir sanati. bizi yeniyi. noksanları ve tezatları maverasında dolaşan manayı bulmak ve onu yakalamak için sanatkârın aldığı gerçi hayatî. belki ruhuna. diğeri usulüne dayirdir. meselâ bir binanın. gibi itirazlar dermiyan edilemezdi. İşte Bergson'un felsefesine ayit başlıca itirazlar muhabbet sözü ile ifade etmek istediğim belki de temamiyle ifade edemediğim. çünkü yeniyi anlatan. Sanatkâr bu suretle eşyanın parçalarına değil. anlıyacak vaziyete koyan her şeyden. manasına vasıl olur ki bedi odur. bir hayvanın yahut bir insanın. O zaman bu felsefede zahiren garip ve mütezat. Çok kere . canlı cansız bir manzaranın acizleri.

feylesofun âlimin işini tekrareden bir alim farzetmişler. imkânlarına yalnız hakikatin yüzüne serpmemiştir. Halbuki insan şuuru için tecrübe sahesi sadece ilim sahasinden ibaret değildir . biçmek. güzel. Çünki nebatat ve hayvanata oğrayarak bütün kâinatı dolaşan hayat ırmağının son yatağı bizim ruhumuz. iztirap. Madde ve hayat. vicdanımızdız. haş- . çirkin. Hülâsa sanatkârın vazifesi neş'e. ruhiyat ve içtimaiyat dediğimiz ilimlerin mevzuları hep bu tabakanın sekenesidir. Onları akıl gözünün görmesine imkân yoktur. cebrî lisanlarla ifade etmek suretiyle ilmin faaliyetini devam -ettirmek değil. sahibi bir mühendistir. hakikatlerin ancak cemiyetleşmiş kısımlarım tetkik edebilir . Asıl ilim maddeyi ve ilim dediğimiz. İlmin melekesi olan akıl. cismi değil. fekat yine bu ilmi taşan bir nevi ilimdir . bilakis ilmin giremediği nahiyelerde çalışarak mevzuunun vahdetini bırakmak ve onun şekli. Hikmet kimya. Belki felsefe ilmi kavrıyan. Madde ve hayatın yüzünü tenvireden mihanikiyet ve muayyeniyet tabakaları altında öyle taviyet ve hürriyet nahiyeleri bu nahiyelerinde öyle hür ve tabiî sekenesi vardır ki bunlar hendesemizin. hakikatin bu kabili mukayese ve muhakeme olan katı kısımlarını yakahyabilir. Çünkü ilim bir alet. . İnsan için böyle batini bir tecrübelerin kabiloiduğuna delil işte hakikate tahlil ve mukayese etmeyerek vasıl olan sanattır. hayatiyat. Bergson'a göre felsefe ne ilme aynen mutabık ne de ilme büsbütün mugayirdir . bazen de feylosofu alimin ve felsefeyi ilmin düşmanı sanmışlardır . hesabımızın şekillerini' hassalarını taşan mevcutlardır. Fakat zevk ve hats dediğimiz kalp gözüyle görülebi~ lirler. diğer mevzularla münasebetini bulmak ve onu aklî mefhumlar. Sanatkârın işi mevzuunu ölçmek.Hakikatin bu kısmı ilim için tecrübe sahesidir. manayı ifade edebilecek bir lisanla ifade etmektir. Feylosofun "moi fondamentalw dediği batını ene bu tahtanı cereyanların arzıdır.

• • fa 074 I *x — - met. Ruhun . Hakikî felsefe hakikî ilmin mabadıdır. azamet kelimeleriyle ifadeye çalıştığımız fakat bir türlü ifade edemediğimiz bâtını âlemin sekenesini bulmak ve onları haricî âleme kadar sürükleyip merî bir hale getirmektir. fikre kadar gitmek ve sanatin temsillerinden daha fikrî olmak üzere ifadeler bulmak mümkün olmaz mı ? Sorulacak ki felsefe bu faaliyetinde iime muhtaç deiğilmıdır. çalışan bir aklı vardır. Fekat sanat bu tetkikte kalmaz . Nasıl resim ve heykeltıraşlık gibi sanatler asıl terkibi mevzularını bulmak için bidayeten bir takım tahlillere muhtaç oluyorsa. Fakat sanatkâr samimî. Buna tutunarak daha içeriye girer ve manaya doğru ilerler. Onun için her tasavvurun meşur ve ya gayrı meşur bir tahlili vardır. ruhî bir eneyi ifade hususunda yalnız temsilci bir vazife görüyor. Faaliyetinin bu safhasında sanatkâr maddeyi tetkik eden âlime yaklaşır . bütün ve canlı merkezini. Ona bu tahlilleri veren ve feylesofu hakikatin evvelâ soğuk yüzü ile temas ettiren vasıta ilimdir. anlamak mecburiyetindedir. Sanatkâr gibi feylesof ta asıl mevzuunu kavramak için bir takım tahlillere muhtaç olacaktır. felsefe de asıl mevzuunu kavramak için bidayeten bir takım tahlillere muhtaç olacaktır. hayat ve fevza merkezini bulur ve görür ki bütün o hâdiselerin anası. Feylosof bir fizik alemi olan ilme basarak bir metafizik âlemi olan felsefeye athyabilir. Her ressam manayı ifade etmeden evvel az çok şekli taklide başlar . Acaba feylosof için sanat yolundan daha ileriye. O halde felsefenin ilim tabakaları altında arayan bir gözü. hayatın bu sıcak ve zaman zaman infilâk eden burkanıdır. fakat felsefe için ilim basamaktır. Onun için feylesof ilim vasitasiyle hakikate teması temin ettikten sonra sanatkâr gibi daha içeriye girer ve alimin dağınık mütalâalarına hep birden menba teşkil eden bir. Sanatkâr hayata ve manasına vasıl olmak için evvelâ bu hayat ve mananın tutunduğu maddeyi ve şekli bulmak. Asıl bediî faaliyet işte bu batini âlemde olur.

kuvvanîdir. Şimdi insan bu felsefeye ilme mugayirdir demek için anlamamış olmalıdır. Halbuki felsefe hakikatin kısır gibi kabili tecezzi olmayan kuvvanî kısmını bütün ve canlı olarak gösteriyor. batini rûyetlere vasıl olan her idrâk az çok mistiktir. müşabih olan unsurlarını ayırıyor . Bu böyle anlaşıldığına göre Bergson'un felsefesi ile ilmin mutaları arasında nasıl taarruz olabilir?!. İlim hakikatin kabili müşahede. batini. İlmin melekesi akıl usûlü tahlildir .. felsefenin de mevzuu hakikattir. dinamik hakikattir. "Mistik.. Şu halde ilim sanatten ziyade hirfete. Bilâkis tesanüt vardır . İlmin akıl vasıtasiyle maddeyi ve ya madde gibi gördüğü hayatı tahlil. kabili mukayese ve kabili muhakeme olan sathını tenvir ederken felsefe aynı hakikatin bilâkis yalnız kabili tahaddüs. yani ilmin mutalarını belediyor . İlmin de. Şu taktirce felsefe ilme nazaren müstakil bir mevzu oluyor.. yani derunî. Felsefecin melekesi hats ( intuition ).- 275 - karanlıklarını delen nur. Sanat ve felsefe içini bu mana ile mistik olmak kendine sadık olmak demektir- . Bergson felsefesi ilmin bıraktığı yerden başlıyor ve ilmin rüyetlerini vahdete irca edecek olan asıllarını bulmak üzere derinleşiyor. Hayatın sırlarıiını keşfeden meleke bu aklın melekesidir . İlmin mevzuu tastik hakikat. felsefenin mevzuu kuvvanî. Filvaki ilmî nazarlardan uzaklaşan. Nitekim her sanat te bu mana ile mistiktir. felsefe ilimden ziyade sanate yakındır diyebiliriz yine böyle anlaşıldığına göre felsefenin usûlü ilmin usulünden başka olduğu görülür. bu gözün nurudur. daha doğrusu duyuruyor . demek içinde " mistik „ kelimesine müspet telâkkisi haricinde menfi bir mana vermiş olmalıdır. tasnif ve mukayese ediyor. kabili tasvir ve kabili telkin olan umkunu keşfediyor . usûlü terkiptir .

ahlâk. iktisat. Kavimlerin terakkisinden de tedennisinden de mesul olan müessiseleri değil midir ?.. Terakkiyi de. tedenniyide icap eden din.. içtimaî vakıalar de:ğil midir ?... Bu fikir etrafında biri az münakaşa oldu. Buna aksiyle itiraz etmek daha kolay olduğunu söyledi ve Fransa'da olduğu gibi Türkiye'de de millî ve harsî vahdetin emniyet ve selâmeti için bu mıntıka fikrini kabul ve tatmin etmekten başka çare olmadığını söyledi .. Hususiyle ilk tahsilin mecburiyeti memleketimizde tatbik edilip edilmediğini. Bu zatlerdan biri taşra maarif teşkilâtımız hakkında malûmat istedi . kadınlarımızın içtimaî hayattaki mevkilerini ve intihabata iştirak edip etmediklerini. Türkün terakkisine bir mani varsa bu kafa . gibi müessiseler. Hilkaten ve hayaten terakkiye müstayit olmiyan kavim var mıdır?.— 276 — Taklit mi.. hep sordular. Mu safirlerimiz arsında şayanı dikkat münevver zatler vardır. Ben bu teşkilâtın memlektimizde taraftarları olduğunu ve yeni yapmakta olduğumuz maarif kanununda bu esası kabul ettiğimizi söyledim ve bunun aleyhinde bulunanlar tarafından müfrit bir merkeziyet itirazı dermiyan edildiğini söylediğim zaman muhatabım gi'ldü . Demek istedi ki : Türk filân falan kavim gibi terakkiye gayri müstayit değildir. hukuk. Bundan sonra misafirler muhtelif fırsatlarla ve muhtelif tabirlerle Türkiye'de vukua gelen siyasî ve içtimaî inkilâplann harikulade mahiyetinden ve Gazi Paşa Hazretlerinin müstesna şahsiyetlerinden bahsettiler. Aralarından biri " Türk kavmi dünyanın müstayit kavimlerinden biridir „ dedi. Aynı zat Fransa'da olduğu gibi Türkiyede akademi mıntakaları vücude getirilmesi hakkındaki fikrimi soruyordu. lâiklik meselesini. Hemen bahis maarif teşkilâtımıza intikal etti. sanat. hazım mi ?! Dün Sümmer palast'a Strasburg'lu müsafirlerimizle Şehremini Beyin ziyafetinde bulunuyorduk .

Ben bu tecrübeyi yaptım. meslekî. umumî. Hiç bir memleket bu dersler hususunda Fransız muallim ve müderrisler kadar hedeflerini vazıh bir surette tayin ve usullerini psikolojik esaslar üzerine vazedememişlerdir. edebiyat. diyorlar! Bu fikir ve itikat öteden beri bizim bir kısım münevverlerimizde de vardır . Fransadaki kat'i müşahedelerimin verdiği salâhiyetle diyorum ki: Fransa Usan. O halde . İngiltere'nin spor ve " selfgovrenment. Bahis. ve bunları birleştirerek asrî bir terbiye ve maarifin «sasını kurunuz . Fakat hepsinin esası şudur: Medeniyet parça parça unsurlardan şuradan buradan alınıp eklenmesiyle teşekkül eden bir halitadır. yüksek. Mübahasa esnasında pek munsaf davranan Strosburg lisesi müdürüne şu cevabı verdim: Evet her kes bize buna yakın tavsiyelerde bulunuyor. Avrupa memleketlerini mütehassıs oldukları cihetlerden taklit ediniz „ . fakat Avrupamn iyi taraflarım alalım. Italyadan sanayii nefise vatnı olmak itibariyle. dediler. orta. siz Fransa'dan lisan ve edebiyat dehasını.- 277 - tasiyle . Misafirler bu sözlerden çok memnun oldular. Onun için bana Fransa'nın maarifini tarif için üzülmeyiniz. Bu münevverlerimiz derler ki : " Avrupayı rehber ittihaz edelim. Ben dedim ki: Mektep ve tedrisat Fransa'sını doğru olarak anlamak için hiç olmazsa bir sene onun ilk. toprağı mevkiindeki hakimiyetinden bahsedildi.dimağının hüceyreîeriyle değil. fena taraflarını almayalım . felsefe. Meselâ . Bu dava etrafında hayli konuştuk. Almanya'dan iktisat pedagojisni. salim gayrı salim mekteplerinde yaşamak ve bu mekteplerin hâlile hemhal olmak lâzımdır. tedrisatı itibariyle dünya üzerinde birinci derecede bir raemlikettir . müessisleriyle alâkadardır. tarihiyle.. yazı. Nihayet bahis mektep ve tedrisat notayi nazarından Fransaya intikal etti . Ingiltereden ferdiyet harsini alınız. diğer memleketlerin maarif hayatına intikal ettiği zaman Almanya'dan tebahhur ve sınarri tedrisat notasından. „ Bu tavsiyeleri biri birinden daha makul ve mantıki olabilir.

. Almanya'dan teknik unsurunu.. dediler. hazım !. Fransa vazıh fikirler ve mantık memleketi. Bir içtimaiyatçınızın. İngiltere'den hürriyet ve ferdiyet dehasını alan ve tophyan Türkler bunları yan yana getirmekle kendilerine mahsus bir tarz ve şekil icat edebileceklerdir!. bütün milletleri görmeli.. İngiltere ise " Selef Governemnet „ memleketidir .bittabi insanî ve beynelmilel olan esaslar başka . italya sanayii nefisenin arzı mevudu. Bizim yeni bir medeniyeti nasıl icat edeceğimize gelince Türkler yalnız şu veya bu milleti değil. profesör Bougle'nin dediği gibi.. Eğer öyle olsaydı siz Fransızlar hâkim oldukları noktada Almanları. Zira kendi ruhunun ve kendi samimiyetinin zadesidir. Şimdilik! Fenamı? Sakarya harbi esnasında Tokat'tan geçiyordum.. keza İngilizleri. hatta yaşamalı. ve bütün büyük milletleri taklitte tereddüt etmezdiniz!. hazım. taklit değil. fakat eseri kendinindir. Sözümü bitirir bitirmez muhataplarımdan biri şu kısa cevabı verdi: — Evet. Fakat hayır! Buçalşma icat ve ibdaın sırlarına mugsjiıc'ir terakki hiç bir zaman bu yan yana getirip eğlemenin mahsulü olamaz. hatese bırakarak samimî bir faaliyetle icada çalışmalıdır... Han .ve sonra kendi memleketlerinde işin gerisini akli selime. O şair gibi ki bütün klâsikleri okumuş ve zamanın bütün sanatkârlarını tanımıştır.» İktisadî hayatta olduğu gibi harsı ve manevî hayatta da her milletin dehasını tebarüz ettirecek içtimaî bir taksimi amel mevzuubahs oluyor.— 278 — Fransa'dan vuzuh vemantık unsurunu. " Size Darülmuallimini iptidaiye binasını gösterelim. en samimî ve en derunî bir tarzda fakat hiç birini hiç bir şeyi mihaniki olarak taklit ve kabul etmememeli .

ayile evleri değildir... — Şimdilik !. Yeni şehri vücude getirecek olan en mühim binalar bu hususî meskenler. Şimdilik diyenler bu büyüklüğe inanmıyanlardır. — Darülmuallimini İptidaiye binası dediğiniz yer burası mı ?! dedim. ömrümüz yaprakların ömrü değildir. Ve bizim hayatımız yalnız ebedîlikle ölçülebilir.. " Şimdilik ! Fenamı ? !. Şimdilik düsturu yanlıştır. Bu kanaatin altında yatan zühtî bir kıymet var.... biz ise bakaya. Bu defa arma komisyonu münasibetiyle Ankara'yı ziyaret ettim... şimdilik düsturu fenadır. — Şimdilik!. dedi. Fenamı ?. on iki ay değildir. Yukarı Ankara'da büyük taş binalar yapılırken yeni Ankara'da mukavva şatolar gibi yapılan ufacık tefecik evleri gördüm. ve ticaret evleridir ki bu büyük şehre hususî bir sima verecektir . Onlar fenaya. " Şimdilik ! Fenamı ? . Bu söz beni senelerdenberi sinirlendiriyordu. faniye itikat ediyorlar.. Bn evlerin hâli nedir ?. Hakkınız yoktur. Bir kaç sene evvel Derülfünün binası olan Ziynep Hanım konağının önünde asarı atikadan olan süslü sebilin yanında tahtadan bir belediye kulübesi yapıyorlardı. Yeni Cumhuriyetin şehirlerini vücude getirirken ve binalarını yaparken " Şimdilik ! „ dimeyiniz.. Bu karanlık binanın çürüyen döşemelerini değiştiriyorlardı. Biz bir milletiz. Arkadaşım şk cevabı verdi : — Şehremaneti bunları yersiz kalan ufak memurlar için yaptırdı. hayır ... „ Biz bir göçebe kavim ve bir kabiyle değiliz. ebedîliğe inanıyoruz. Arkaşıma dedim ki: — Yeni şehir mutlaka bu düzlükte teşekkül edecektir. Asıl cemiyet müesşişeleri... Hayır...97O - gibi karanlık ve dar bir yere girdik.. Dediler. Şimdilik ! Fenamı ?. Fenamı ?... ilim. Cumhuriyet hayat siyasetinin düsturlarını ebedilikten ve cidalden alırken siz 18 .. Bizim senemiz.. „ düsturu doğru değil. Birine sordum : — Bu nasıl belediye kulübesi ?!.

olsa olsa. „ düstûrunu alınız... İşte sanatkârların asıl icadı bu manadır.. Sanat ve felsefe Bir felsefe sistemini bir sanat eserine benzetmek kadar uygun bir tespih olamaz.. mefkurelerin hayatındadır. çizkiler.. onu vücude getiren faaliyet bu unsurların " gelişi güzel karışması „ değildir: belki " hususî ve manalı bir tarzda imtizacındır. günlerden ve senelerden alsaydı yer yüzünde Türk kalmazdı. Şu hâlde sanat te. anlaşması . " Yarın için ve ilelebet için .— 280 — imar siyasetinizin düsturlarını zühtîlikten. cisimler veya seslerden teşekkül eder» her felsefe sistemi de bir takım fikirlerden.'tir. " Şimdilik! „ düstûrunu gömünüz. Çünkü felsefe sistemi de sanat eseri gibi bir nevi " terkip . Milletin ebdî hayatına kayil olunuz.. felsefe de haricî âlemden. Her sanat eseri bir takım renkler. Sanat eseri bir takım unsurlardan teşekkül etmekle beraber... bunların " bir manaya. hayallerden teşekkül eder . Bu ölçü. Ey imarcılar! Milletin hayatı için kullanacağınız ölçüleri fani olan hayatınızdan almayınız. İki nevi terkip arasında yalnız şu fark vardır: Sanat eserinin ifade ettiği mana bediî bir kıymettir. maddeden... kanaatten almıyınız. müstakbel ihtiyaçları için yapınız. Her işi milletin ebedî olan hayatı. Halbuki felsefe eserinin ifade ettiği mana fikrî bir kıymettir. mutlak fikirlere delâlet edecek surette birleşmesi. her zayii şeyin adına " Fena „ diyiniz. İşte felsefe sistemini de vücude getiren fikirlerin. İyiyi yalnız ebedîlikte ve bakada arayınız.'dır. Sanat ancak hayale kada varır. . felsefe en mücerret mefhumlara kadar varabilir ... Türk hayatını kurtaran insan mücadelenin mikyaslarını saatlerden. Her fani. muhakemelerden. hayallerin " yan yana gelmesi „ değil.

taşlar sanat eseri için nasıl bir vasıta ise. taşlar vasıtasiyle ifade edebildiği manadır.ilmin yaptığı gibi . Nasıl ki felsefenin vazifesi kâinat hakkında . bazan mugayir de olabilir. sanat ve felsefe gibi tabiatı duymak veya anlamak için çalışmaz. Sanat ve felsefenin terkip çiliğine mukabil ilmin fiili tahlilcidir. İki faaliyetin istikametleri. Halbuki alimin işi bunun aksidir: İlim. Ancak bir sanat eserini sanat eseri yapan asıl hakkiat ne müracaat ettiği çizgiler. afakî hahikatiari bildirmek değildir. fikirler. . ne de taşlardır. unsurlar vasıtasiyle kaçıcı manaları ifade edecek yerde hiç bir manası olmıyan cansız maddeleri parçalıyor. ilme mutabık. Çünkü burada ilmin eserinde olduğu gibi çizkileri. ilimden aldıkları unsurlarla bir takım yeni yeni kıymetlere vücut veren orjinal eserlerdir. anlamaktan ziyade duymak lâzımdır. Çizgiler.— 281 — fikirden. İlim. sadece gördüğünü u kayt ve izah „ eder. manzaralarını doğru öğretmek değildir. asıl bu unsurların vücude getirdiği ahengi. İlim yalnız " nasıl ölüyor ? „ sualine cevap verir.müspet fikirleri. bir ilim adamının davasını anlamak için müracaat edilecek usul şüphesiz ki tektir: Zekâyı bu esere tatbik etmek. Nihayet haricî âlemdeki şeniyete mutabakatını aramaktır. Bir felsefe sistemi ilme müracaat ve ilmi istimal etse bile doğrudan doğruya ilmin kendisi değildir. ilimlerde felsefe sistemi için sadece bir vasıtadır. Çünkü sanatin vazifesi haricî âlemin eşyasını. gayeleri de ayrıdır: Hatta bir sanat. cisimleri ayrı ayrı tahlil etmek değil. Sanatkâr gibi feylesof ta bunları yalnız vasıta olarak kullanır. bunun aynı değildir. Şimdi bir ilim eserini. eseri parçalamak ve parçasını bin türlü tecrübe etmektir. onları hesap ve istifade edilebilir bir takım basitlere ayırıyor. Halbuki bir sanat eserini anlamak için müracaat edilecek usul. şekilleri. belki sanatkârın hayatından aldığı ve çizgiler. bir hâdiseyi diğerine bağlar. fakat " nedir? „ sualine cevap vermiye uğraşmaz. Sanatkârın eserini parçaiıyacak yerde toptan kavramak.

kabitülâsyon»arın esiri. asksrî. Onların nazarında bu mektep siyasî. Tkrk köyleri için mektep istemek kadar meşru bir hareket ne olabilir ? . ahlâkî bütün teceddüt ve tekemmül hareketlerinin hülâsa.'dır.. Bunlar basit görüşlüdürler. Demek ki " Halk için mut- . Göreceksiniz ki onların nazarında " mektep „ yalnız mektep değil.. toptan kavramak lâzımdır. Basitçilik Memlekette bir sınıf vardır ki aynı zaaf. türk köylüsü. Felsefe eserinde anlaşılması lâzimgelen mühim hakikat fikirler* hayaller.. Sanatkârın eseri ilmİD eseri gibi anlaşılmak istendikçe anlaşılmaz bir hâie gelir.. Bunlar senelerdenberi: a köy ve mektep ! „ demişlerdir. ideal bir hayatın yegane.. Aynı adamlar. Basit görüş ne demektir ? Meselâ memleketin maarifini.. iktisadî.. Fakat bir de bu istediklerinin menşelerini. Her şeniyetin vahidi kendinden olur. fyelesofun telâkkisi. köy için her şeydir. sayiklerini yakından tetkik ediniz. cümleler değil. " kâinatı görüş tarzı . sıtma mikroplarının hastası iken de helası için yalnız bu mektebi istemişlerdir. Bir felsefe sistemi bir sanat eseri gibi mütalâa edilmek lâzım gelir. aynı noksan ile malûldürler. onların anlaşılması için kullanılacağı vahitlerin de ayrı cinsten ve kend| cinslerine mutabık şeniyetler olması zarurîdir. Bunun için eseri parçalamıyıp toplamak..'tir.. mektep ve terbiye tarzını ıslâh sevdasında olan alelade münakkitleri nazarı itibara alınız. Yani ilim eseri gibi zekâ ile tahlil edilecek yerde bir sanat eseri gibi kalp ile duyulmalıdır. imparatorun askeri. ve asîl mebdeidir.— 282 derunî lisanı keşfetmek lâzımdır. İlmin melekesi " zekâ „ sanat ile felsefenin melekesi " hats. Madem ki ilmin mevzuu olan madde ile sanatın ve felsefenin mevzuu olan mana ayrı şeniyetlerdir.

Mevzuubahs olan mesele diğer bir şehri güzelleştirmek midir ? O hâlde her şeyden evvel eski namına nesi varsa yıkmalı.. Sonra ahlâkî hayat sahesine giriniz.. fakat kos koca caddeler açmahdlr. Çünkü bu işsizlerin ve memlekette işsizliğin yegane mesulü fertlerin iradesi olduğunu farz ve tahmin ederler.. daha âlemşümul şekiller alır. Demekki bu adamlar refahın. Nerede boş ve avare bir insana rasgelseler: " durma çalış! „ derler. yahut sefahetin dışarıdan tutulabileceğini ve her geniş caddenin elzem ve elzem tevehhüm edilen her yolun güzel olacağını kabul edecek kadar şehirlerin uzvî hayatından gaflet ederler. Mevzuubahs olan mesele meselâ bir şehri zenginleştirmek midir ? Q hâlde evvelâ onun " bir sefahet merkezi „ hâline getirmelidir ... tahavvülleri hakkında yahut ayile ve kadın örfleri hakkında hakikî denilebilecek hiç bir fikre ve kanaate de malik olamamışlardır. Çok . Bir memleketin iktisadî sefaletinden sadece şahısların mesul olduğunu iddia ederler . istiyen bu adamlar içtimaî hayatın esaslı zaruretlerinden ve mektebin cemiyet içinde ki hakikî vazifesinden tamamiyle habersizdirler.... Demek ki bu adamlar ahlâkî kıymetlerin şeniyeti. Asıl iktisadiyat sahesine geçince bu adamların iddiaları daha garip. ne de ahlâksızlıkla. Bütün bu . doğrudan doğruya bir münasilaeti olmıyan kıyafet ve tuvalet meselelerini bile samimî olarak bir namus ve iffet meselesi gibi telâkki etmekte inat ederler. Bu adamlar " iyi ahlâk „ isterler. kere "tesettür..- 283 - laka bir mektep.. Demek ki bu adamlar ferdî istekler haricinde ve şahısların gayretj ve teşepbüsü fevkinde memleketin iktisadiyatını idare eden millî ve beynelmilel faaliyet veya atalet sebepleri olduğunu duşünemiyolar.. Hatta " garp medeniyetinin iyi adetlerini „ alıp ta " kötü olan adetlerini „ onlara bırkmak isterler!.. gibi ne ahlâkla. Basit görüşlülerin bir kısmı da vardır ki memlekette fuzulî gayretkeşlik vazifesini ifa ederler..

Çünkü salim bir iradenin şartı. Faaliyetlerinin amiri olan iradelerinde salim bir kudret değil. Bütün bu fikirçilerin terbiye.. Halbuki basitçi fikrî zaafı sebebiyle kendisini "kadiri kayyum. ahlâk. muayyetiyetlerin vücudunu kabul etmektir ve onlara itaat etmektir.. Basitçiiiğin bu tabiatleri malûm olduktan sonra onun menşeini görmek ve menşeine kadar çıkarak tedavi etmek mümkündür... hudut tammamasıdır. gem. Bu adamlar marazı bir surette her şeyden gayrı memnun. Basitçilerde görülen ikinci hâl taşkın bir hassasiyettir. akim inzibatsızlığı..— 284 — muhtelif fikircileri biri birine bağlıyan bir zihniyet birliği vardır ki o da " basitçi „ olmalarından ibarettir. iktisat ve şehir denilen ve dayima fizik. Mademki basitçilik esasen bir fikir hastalıkı- ... Ukalâlık. Bence basitçüik her şeyden evvel bir zekâ fakrüddeminin eseridir^ Aynı hastalık tabiatiyle bir takım arazlar meydana getiriyor ki bunlar da tespit etmek güç değildir. Evvelâ bütün basitçiler " ukalâ „ kimselerdir. fakat en ufak iddi— alamdan dolayı sermestirler.'de şayanı: dikkat olan bir nakise de iradelerinin başı boş olması. " Basitçiler . kaba mefhumlara sahiptirler.. uzuv ve ruh mevzuları haricinde mütalâa edilecek derece hususî ve mudil olan içtimî hayat hakkında son derece iptidaî fikirlere. İçtimaî hayat hakkında ki bu müşterek telâkkilerinin ve fikirlerinin noksanıdır ki hangi faaliyet veya mesuliyet sahasine dahil olurlarsa olsunlar onları hep biri birine benzer bir tarzda duyar ve işler adamlar hâline getiriyor. eahamet.. daha doğrusu salim faaliyeti için muhtaç olduğu ilmî müşahede ve mukayese faaliyetlerinden mahrum kalması ve hâdiselerin derinliklerine dalacak yerde yalnız sathında yüzmesidir. vardır. gelişi güzel akılsızlık değil. faaliyetinin hedefi olan tabiatte bir takım. fziyoloji ve psikoloji ilimlerinin mevzuunu teşkil: eden madde. zaneden bir adamdır .. Basitçiler içtimaî hâdiseler hakkındaki sathî fikirleri sebebiyle kadir her şeyi kendilerini her şeyde kendilerine tabi farzederler.

menfi cihetten hareket edilmiş olsa bile Cumhuriyet nesillerinin terbiyesinde bizi müspet neticelere ulaştıracaktır. hayatiyat. İşte hakikî ilim terbiyesine istinat edilerek yeni nesillere ilim ve hakikat kafası verilirse Türkiye tefekkür âlemi muhtaç olduğu " Şeniyet hürmeti w 'ni kazanacaktır. Fakat " ilim „ diyerek " malûmat „ kelimesinin müradifini değil. tasnifli ve izahlı ilimleri kastetmek lâzımdır: Matddiyat.. cehli temsil ediyorum. Böylece inşa ve icat nevinden bir zekânın mürebbisi yalnız ilim olabilir. „ .. Fikrî noksanlarımızı korkmiyarak ve aldanmıyarak teşhir etmek..- 285 - tır. Halbuki ilim harsinin bir vazifesi de aklı selim hudutlarını göstermek ve mücerret bir mantık olmadığını. Çünkü malûmatımız fikrî terbiyemizin kerestesidir. Evvelâ basitçideki fikri zaafı herhangi malûmat noksanı değildir. binası değildir.. Türkiye millî idaresinin her noktasında ihtisasa hürmet ederse gene millî hayatımız basitçilerin tahribatından kendini kurtarabilecektir. İlim ve ihtisas mefhumları Hiç kimse "ben cehil namına hareket ediyorum. her şeniyetin mantığı kendi içinde bulunabileceğini ispat etmektir. işte bu ilim terbiyesinin noksanıdır ki tabiat ve şeniyet zekâsı yerine o hasta ve kör zekâların vücudüne meydan vermiştir. mukayeseli. onu fikrî terbiye sahesinde tedavi etmek çarelerini aramalıdır.. Gene bu ilim noksanının bir neticesi olarak basitçi dayima aklı selim ve mücerret mantığa istinat etmek istidadındadır. benim düsturlarım cahilane fikirlerdir. ruhiyat ve içtimaiyat ilimleri gibi. O hâlde fikrin inşaî bir noksan demek olan basitçiliğin menşeini ansiklopedik bir tahsilin noksanında aramamalıdır Asıl düşünücü zekânın kuvvetli olmamasıdır ki bu nevî kafaların teşekkülüne meydan bırakıyor.

ilimi tarîh.- 286 - demez. şüphesi yoktur. "ilimde ihtisas.„ der. " Terbiyede. ilim muayyen bir mevzudur. sanatkâr mısın ? „ diyemezsiniz. Diye ilim yoktur. diyorlar. Fizik. siyasette. Çünkü yaptığı iş yaratıcılık değil. küllî hakikatler olmak lâzımgelir. san'atkârmısm?!. Fakat bahis manevî ilimlere. iktisatta. yarınki hayatı kat'î olarak bugünden tayin edebilir mi?!. san'atte ihtisas. bediî vakıalar üzerinde mukayeseli tetkikler yapan bu bediyatçıyâ " sen niçin bu işe karışıyorsun. usulü dayiresinde bir görüş ve anlayıştan ibarettir. içtimaiyat ilimleri vardır ve olabilir. Fakat " ilim „ fikrini süyiistimal etmiyelim. Resim. san'at tarihçilerine yahut estetik mütehassıslarına ayit olan fikrî ve ilmî ihtisas şekli başkadır. Bir de hikmet. fikirlerim ilmin fikirleridir . mimarlık gibi san'atlerin san'atlere ayit olan hususî ihtisas şeklî başka. gerçi bunlar hep haki kîihtisaslardir. Onu süyiistimal etmemek gerektir. fen memurlarınaayit olan tatbiki ihtisas şekli başka. Çünkü sanat aserlerini müşahede ve tasnif kudretini teşıyan o adam yerli yerindedir. ahlâkta... Herkes ilim namına hareket ediyorum. Fakat hiç birini diğerine karıştırmamahyız. tte. Sanatin tarihini yazan bir mütehassısa "ne selâhiyetin var. İlim kelimesinin her şeye izafe edilmesi tehlikeli bir harekettir... ilme istinat ediyorum. tekâmül ve inhitatındaki sebepleri tetkik eden. içtimaiyatta nasıl iddia edebiliriz ki müpset kanunları nadir ? İçtimaiyat mefkureyi keşfedebilir mi? yarmki zevkî. Sonra " ilim „ fikrine bitişik olarak " ihtisas „ fikri vardır.. diyemezsiniz. ruh. kimya gibi müspet ilimler için kimsenin itirazı. meselâ içtimaiyata girince bir çok kimselerde tereddüt baş gösteriyor. cemiyet denilen afakî mevzulara ayit ve yine afaki neviden sabit tabiatler. Çünki ilim olmak için madde. mühendislere.. kimya.. Fakat iç- . fende ihtisas. Her şey ilim değildir: İlimi eşya. ilimi hesap ilimi servet . Şu hâlde ihtisas hudutsuz ve hesapsız müphem bir fikir değildir. ruhiyat. Sonra sanat eserlerinde nevilerin zuhur. Pek muayyen bir şeydir.

hiç bir şey çizemezlerdi! Şimdi de serbes bırakınız. Bir zaman matbu modellerden yaptırdık. Mecburuz. İstikamet bize istikbalin keşfi için düsturlar ve reçeteler veremez amma. Başını boş bıraksam arsız oluyor. serbes bıraktık. sıksam miskin oluyor. "Talebeme resim dersi veriyorum.. Ilmden başka bir istinatgahı yoktur.?!„ Bir baba böyle söylüyordu. Fakat netice aynı: Yine bir . ciheti ve istikameti olabilir. ne de bir misaldir. olarak kabul edebilir. Yoksa mazi tefekkür hamlemizi boğacak yepyeni orijinal inkılâbın duygusunu körletecek bir ağırlık değildir. âlem şümul hakikatleri itibariyle nazarı dikkate alarak. ben de şaşırdım ne yapacağımı . " Çocuğumu ahlâkî bir insan olarak yetiştirmek istiyorum. Fakat o da maziyi ancak sabit. arasında fark vardır. Çünkü içtimaiyat cemiyet hayatının eserleri üzerine tatbik edilmiş ve bu eserler üzerinde çalışmış olan akıldan başka bir şey değildir.— 287 — timaiyat gibi mevzuu süratle tekamül eden ve hayat olan bir âlemde aranacak katiyet ancak tekâmülün seyri. Bu ilim ne derece iptidaî olursa olsun ona istinat bir zarurettr. " Fakat bu ilme yahut bu ilmî tefekküre istinade neden mecburuz?. sadece tekâmül. idaremiz müspet bir idaredir.. Bu suretle tekâmülün seyrini kolaylaştırır.. Fakat "mazi ilmi yapmak. Mademki medeniyetimiz müspet bir medeniyet. Mazi ne bir model.. Fakat kabahat çocuğun değildi. Ne esaret ne de anarşi.. ile "maziyi mezhep yapmak. Maziyi "bir ibret. bir takım mukayeseler sayesinde cemiyet hayatında salim olanla salim olmıyam ayırtır. denilecek.. çünkü içtimaiyata istinat akla istinattır.. diyorlar.

Terbiye meselâ: yüzme bilmiyen adamın beline sardığı iptir! Hem lüzumu kadar karaya bağlıdır. muayyeniyetle müzdeviç olarak görmüştür. Hayır onların da değil. Onun için terbiye bilâkis inzibatı kabul etmiyen Tolstoi'in anarşist nazariyesine de hapsedilemez. O hâlde kabahat kimindir? O baba ile bu mürebbinin mi ?... Bilmiyorum ki ne yapmamalı ?!„ . Çünkü terbiye çocuğu ne kapamak ne de başı boş bırakmaktır. Terbiyeyi mutlaka başıboş bir idare yahut mutlaka esaretli bir idare gioi anlamaktır ki bu muvaffakiyetsizlikleri vücude getiriyor. Terbiyenin hakikî tabiatini en iyi gören Jean-Jacques Rousseau'dur ki onu aynı zamanda hür vetabi. tehlike olmadıkça bırakır. Hem de lüzumu kadar serbestir.. Şu hâlde tezyinat tedrisatının siyaseti şudur: Çocukların hafızasını en iyi. Terbiyenin tekâmül mahiyetini yalnız ahlâk terbiyesinde değil. Rousseau'nun nazariyesi ise hakikî tekâmül nazariyesidir. " Tekâmül „ hakkındaki yanlış ve sakat telâkkilerin .. Kabahat fikirlerin. Çocuk yalnız başına da bir şey icat edemez. Kant'ın nazariyesi bircehit ve inzibat nazariyesi. Bu iki imkân hakikî imkân olmakla beraber usul olarak sakattır.. bütün terbiye fiillerinde bulacaksınız. Tehlike oldukça bırakmaz. en âlemşümul mahi- . Tek çare şudur: Çocuğu hem modellere bağlamak. aynı zamanda " hürriyet „ fikirlerini tophyan canlı bir fiildir. Şunun için ki çocuk modelleri taklitle kalamaz. O hâlde terbiye aynı zamanda "inzibat. Bir mürebbi de böyle söylüyordu. Meselâ yaratıcı muhayyilenin tebiyesini nazarı itibara alalım: İstiyoruz ki çocuklara resim dersleri sırasında tezyinat resimleri yaptıralım İki imkân vardır. esir olur. çünkü tezyinat âleminde haylaz olur !. Çocukta hazır tezyinat şekillerini taklit ettirmek. hem de kendi kendine icatta serbes bırakmak. Bulunmazsa çocukları serbes bırakmak .. Fakat kabahat resim yapamıyan çocuğun yine değildi..— 288 — şey öğrenmediler !. Tolstoi'in nazariyesi sadece serbeslik ve kayıtsızlık nazariyesidir..

kelimesine mukabil şunun bunun kafasında yaşayabilir... Fakat felsefe bu fikirlerin hangisidir. Ben hayatımda felsefe ile uğraşan hem de pek kıymetli . İşte bir çok sualler ve fikirler ki "felsefe.'idir !.. ihtira yolunda yürütmek.. " Felsefe bir zevk • tir. " Felsefe yalandır ! „ demek güçtür.. Şu hâlde felsefenin mevzuu olan bütün tekâmül bahislerinde olduğu gibi terbiyenin ve tedrisatın tekâmülünü de canlı bir anlayış ile anlamak lâzımdır. Belki esaret ve anarşi unsurlarının canlı izdivacı olan tekâmül hayalini araştırmalıdır. Böyle yapa yapa çocuk hem beşerin mazisine bağlı. Fakat " Felsefe bir eğlencedir ! „ demek kolaydır. İdrakimiz ne esaret nede anarşi hayalinde hapsedilmemelidir.. felsefe dostları ile felsefe düşmanlarının anlaşması için bir çare vardır. O da her şeyden evvel dost ve ya düşman oldukları şu " felsefe „ mefhumunu tespit etmektir. İlmin düşmanları olduğu gibi felsefenin düşmanları da vardır. hem de onun harsinde yenilik yapacak derecede ayrı kalmış olacaktır. Hangisi?!. Yahut "Felsefe hakikat hakkında mevcut ilmî kanaatlerin umumî bir yekûnu „ mudur ?. Felsefe gayzı İlim gayzı olduğu gibi felsefe gayzı da vardır. Bunu ancak felsefe kelimesini kullanan adamlar bilir. hem de çocukları serbes bırakarak icat. Felsefe zihnin bir " art decoratif . mudur?. felsefe zihnin bir nevi mimarlığıdır.. „ diyenlerin " felsefe „ kelimesini ne manada anladıklarını anlamak güç bir iştir. Felsefe bir " ilim „ midir ? Felsefe bir " cehil „ midir ? Felsefe " Güzel sanatlerden biri „ midir ? Felsefe " Hakikat hakkında ind ve enfüsî kanaatlerin mecmuu. Fakat ne olursa olsun.- 289 - yette örnekler göstere göstere zenginleştirmek.

diğeri felsefenin usulüdür. felsefî.. Felsefenin keyfiyet ve hayat âlemini bütün olarak idrak eden zihin kısmı. bu kelimenin medlulünü vazıh bir surette tespit etmemişlerdir. Bunun üzerine o aralık "içtihat. Yalnız Bergsonun felsefe müessisesi için temel taşı olarak koyduğu iki mühim fikri işaret ediyorum : Bunlardan kiri felsefenin mevzuu. Böyle söylerken feylesof Bergso'nun «Evolution creatri'ce>>'te yahut Les donnees immediates de îa conscience»'ta vasıl olduğu neticeleri düşünmiyorum. Nitekim bir takım müellifler vardır ki " felsefe. j . „ dedikleri hâlde. Eğer felsefe esaslı bir nevi tefekkürden ibaret olan ilimden ayrılabiliyorsa -vardır. " Bergson denilen herif! „ sözleri söylenildiğini duyduğum zaman felsefe kelimesinin ne talihsiz bir kelime olduğunu görmüştüm.— 290 — gençlerin zihni faaliyetlerinin şiddetine ve felsefe zevklerine rağmen " felsefe „ mefhumu üzerinde düşünmediklerini ve felsefenin vehminden evvel hakikatini mütalâa etmediklerini gördüm. belki bu ilmi ihtiva edicidir. İlmin mevzuu olan kemiyet ve madde âlemini parçalar hâlinde idrak eden zihin kısmı.' tir. Onun için felsefe ilmin ne aynı.. yani keyfiyetidir. belki ilmi de ihtiva etmek şartiyle teessüs edebilir.' mecmuasının bir nüshasına Bergson'culuğun ne olduğuna dayir kısa bir makale yazmıştım. Halbuki ilmin mevzuu da " şeniyet. ne de gayrı olabilir. Bence Bergson'culuk felsefî bir meslek değil.. felsefesi. O hâlde ihtiva edici olan felsefe ilmin içinde değil. f esef em. ilmin dişinda da değil. Halbuki canlı şeniyet cansız şeniyeti taşan ve onu ihtiva eden bir şeydir.. beşerî bir müessise gibi teessüs etmek istidadında olan felsefenin kendisidir. İstanbul işgali esnasında Darülfünunda tekâmül bahislerine dokunan tedrisatım esnasında feylesof Bergson'dan bahsettiğim sıralarda orada burada " ilim aleyhtarlığı yapıyorlar !. f esef eler. hats kuvvetidir.. zekâdır. Şu hâlde ilim şeniyetin parça parça olarak akılla mütalaası» . İlmin mevzuu bu şeniyetin cansız kısmı. . ayrılamiyorsa yoktur.

yaşamıyordu. Zaten mahvolan kıymetleri feda edip ölü harsı müdafaa ediyorlardı. her telâkki duruyor. belli başlı iki zümrenin şahidi olduk. Bu şart "tedriçtir. felsefeyi limsiz.- 291 - halbuki felsefe şeniyetin bütün olarak hats ile kavranmasıdir. içtimaî muhayyile. Muhafazakârlar ve tekâmülcüler !. O hâlde mutlaka iyi kötü bir cevap vermiye mecburuz. Tehlikeli olan. Bunlar ne istiyorlardı. Otuz bir mart vakası sarih bir irtica idi.. O devirde her kıymet. bütün yaratıcılığım kaybetmiş. „ denilen mevzuların mutlak olarak mütalâasını deruhte etmiyor. bir yandan da Postahane binası ile tecelli eden yeni türk sanati pek gizli ve çok kerre de kendini bulamıyan millî şuurun indifaları gibidi. Değilmi ki ilim. Tahâmülcüler ise inkilabi anca bir şartla kabul ediyorlardı. Vaktaki Hareket Ordusuyle içtimaî muvazene temin edildi.? Muhafazakârlar mazi üzerinde serbesce bir tasfiye yapıyorlar. içtimaî vicdan âdeta bir atalet kazanmıştı. Şurada burada bn sal" tanata karşı yıkıcı ruh taşıyan ihtilâlciler bir tarafa bırakılırsa bir yandan Edebiyatı Cedidenin kozmopolit iştiyakları. Tedricen Abdülhamit devri dönmüş bir devirdi. saltanatı ve istiptadı tehlikiye düşürebilecek olan her temayülü boğuyordu.. tekâmül. Hakikati hâlde millet ve devlet namına kat'î ve şeklî bir muhafazakârlık hükümran idi. Fakal niçin tedriç?! Çünkü tecriç tekâmülün şartı. " hayat. Bu devirde bütün akıl. mukadderat. gelişi güzel yapmaktır. kâinat. metafezikî bir hayvan olan insan için şu ezelî sual dayima mevcuttr : " Neredea geliyoruz ? Nereye gidiyoruz ? Biz neyiz ?„. kımıldamıyor. felsef eyapmak değil. Meşrutiyet inkılâbı bu camit zihniyeti sarsar gibi oldu. usulsüz. bütün mantık. kendi" .

— 292 — sidir, onun için.. Tekârnülcüler anî, ihtilâlci, ayratıcı olan her hareketten sakınıyorlar, hareketi, tekâmülü sarsıntısız olarak arzu ediyorlardı. Muhafazakârların da, tekâmülcülerin de arzusu bir neticeye varıyordu: O da hayatı olduğu gibi seyretmek ve seyrine insan elini karıştırmamak. Bu iki telâkki arasında felsefe namına müdafaası kabil olan yalnız tekâmülcülüktür. Çünkü mutalarını hep ilimden aldığını iddia eder ve unsurları itibariyle müspet olduğuna inanır. Fakat tekâmcülüğe hakkyile yaklaşalım. Onda "tedricen „ tavsiyesini meşru kılacak bir tabiat var mıdır ? Bu tekâmülcüîer içtimaî hayatta tedriç istiyorlar, çünkü içtima* tekâmülü tedricen vukua gelir düz, muntazam, makul, hendesî bir tekâmül zannediyorlar. Bize cemiyet hayatının düz bir çizgi üzerinde gayet muntazam bir surette tedricen de-, ğiştiğini ve bir hedefe doğru ilerlediğini gösterecek olan şey nedir? Elbete tarihî bir tetkik üzerine kurulmuş olan bir tekâmül felsefesi değil midir ? Halbuki tekâmülcüîer esasen felsefelerini tarihe değil, bilerek bilmiyerek hâyatiyata istinat ettiriyorlardı. Çünkü zihinlerdeki hayaller, hep Lamack'm hayalleri idi. Onlar da Lamack gibi zürafalan boynu yüksek ağaçları yemek ihtiyaciyle uzamış sanıyorlar ve âlemde hiç bir şeyin anî olarak vücude gelebileceğini zannetmiyorlardı. Halbuki ilmin tam mutaları üzerine kurulmuş olan bir tekâmül felsefesi bize tekâmülün mihaniki değil, yaratıcı mahiyetini gösteriyor. Tekâmülün haricî ve muhiti değil, batını ve uzvî bir emir olduğunu anlatıyor. Tekâmülü hep böyle bir hendesî çizgi hayaline sokarak yaptığımız farziyeler arasında kim bilir ne kadar yanlışları vardır: Dinlerin zuhuru, san'atlarin zuhuru, dillerin zuhuru ve tekâmülleri hakkında kim bilir ne kadar delâlatte kalmış olanları vardır. Muhafazakârlar niçin böyle düşünüyorlardı?.. Çünkü değişmek kabiliyetinde olimyan cahil adamlardı. Tekâmülcüîer niçin böyle düşünüyorlardı?. Çünkü okumuş olmakla beraber ruhen muhafazakâr insanlardı. Bizim

-

293 -

neslimiz bu yaratıcı kudrete niçin iman ediyor? Çünkü yaratıcı bir devrin neslidir onu için. Hükümetler gibi felsefeler de ancak lâyık olanları buluyor. İnkılâbın en büyük eserlerinden biri de bizi tam ve hür bir hayat felsefesine vasıl olmak için ruhen hazırlaması değil midir? Bu felsefeyi elde ettikten sonra " tedricen „ düstûrundan belki ilelebet uzakuzaklaşacağız.

Hürriyet
Jean-jacc[us Rousseau terbiyecilerin en hür ve en hürriyetperver olanıdır. "Emile,, başından sonuna kadar hürriyetin, hürriyet hayatının, hür yaradılan adamın, hür yetiştirilen çocuğun destanıdır. Hiç bir tefekkür onun kadar hürriyetin zevkini, hürriyetin aşkını terbiye emellerine karıştırasıamıştır. Hiç bir sistem onun kadar terbiyede haricî sultaların müdahalesini men'e muktedir olamamıştır. Hatta onun içindir ki Rousseau'yu tenkit eden Greard; Rousseau'nun terbiye plânını "tehlikeli bir vahime,, olarak teşhir etmiştir. Halbuki hakikat büsbütün başkadır. Kitabın her tarafında "hürriyet, hürriyet!,, diye bağıran Rousseau terbiye âleminde zahmete, meşakkate en çok mevki veren, terbiyenin hamurunu en ziyade zahmet ve meşakkat duygularyile yoğuran bir feylesoftur. Çocuklarda keyfe, hevese mevki vermek, hayatını hayvanı sayiklerine terketmek şöyle dursun, bu keyef ve heves mekanizmasına en çok kızan, hatta zahmet ve meşakkati, elem ve istirabı tabiatin içinde bulan kendisidir. Rosseau'nun pedagojisi her şeyden evvel bir ceht ve tekemmül pedagojisi, bir zaruret ve meşakkat pedagojisidir. O hâlde Rousseau'nun terbiye sistemindeki bu tezadın menşei nedir? Felsefesidir. Fakat felsefesinde mevcut olan bu menşe bir tezat değil, bir ahenktir. Şöyle ki

— 294 —

hürriyetin en iptidaî telâkkisi her istediğini yapmaktır, yani başı boş olmaktır. Halbuki bu mümkün değildir. Zira insandan daha kuvvetli olan bir tabiat vardır. İnsan bu tabiatı ne istihfaf ne de ist'hkar edemez. O hâlde insan her istediğini değil, istediklerinin yalnız mümkün olanlarını yapabilecektir. Şu şartla ki istediği şeyler aynı zamanda tabiatin kanunlarına uygun olsun... O hâlde hürriyeti adamın, yalnız istemesi değil, istediğini bilmeside lâzımdır. Sonra hürriyetini istiyen adamın arzusu tabiatı eşyaya muvafık olması kâfi değildir. Çünkü bu arzunun tahakkuku bir istihsale bağlıdır. İnsan hürriyetini, istihsal etmek sayesinde kazanır. Bu istihsal için yalnız usul, teknik, vasıta, fikir kâfi değil, kendini idare etmek, müstahsilin kudretine, fikrî hayalî, hissî ve iradî kudretine kavuşturmak ta lâzımdır. Müstahsil bir anarşist değildir. O hem fizikî tabiat üzerinde hem de ruhî, batınî tabiat üzerinde işliyen mükemmel bir sanatkârdır. İstihsal eden adam yalnız bilen adam değil, aynı zamanda gücü yeten adamdır. Kendi kendini idare edemiyen hırçınlıklarını, muvazenesizliklerini, sersemliklerini yenemiyen bir adam âlemi harcîde hür yani doğru, iyi, güzel, faydalı birfiili nasıl vücude getirebilir ? O hâlde hürriyete lâyık olan adam hem fikrin, hem de iradenin kahramanı olan adamdır. Hür olmak için hem serbes olmak, hem de bağlı olmak lâzımdır. Rousseau bu iki ayrı şeyi bire kalbetmiştir. Hürriyeti başı boş kalmaktan, tabiati de esaretten uzaklaştırarak biri birine yaklaştırmış, tabiî terbiye dediği telâkkiyi vücude getirmiştir. Bu günkü ilim Rousseau'unun hatsine hiç bir şey ilâve etmemiştir. Yalnız bu hatsi izaha gayret ediyor.

Tezat kabul etmîyen felsefe
Oduncu ile Ezrayil'in masalı bence ruhumuzun garip bir ikizliğini ifade ediyor : Çok kere bir şeyi hem aklımızla istemiyiz, hem de hissimizle isteriz, Çok kere aklımızla beğenmediğimiz hayatı hissimizle iyi buluruz. Sahte ilmimizle tezyif ettiğimiz şeyleri halis hayatımızla kabul ederiz. Cihan harbinden evvel memleketleri için « un vieux paıjsl » diyen Fransızlar muharebeden sonra aynı memleketi genç ve zinde buldular. "Bu memleket adam olmaz !„ diyen Türkler de adamlıklarını bile Borçlu oldukları bu memleketin eseri karşısında şaşırdılar. Bedbin, hayâtı istemediğini söylediği hâlde Ezrayili görünce odun yüklenen bir köylüdür. Şu hâlde hissimizle ve irademizle beğendiğimiz hayatı aklımızla niçin inkâr edelim ?.. Ve bu ikiz hayat yeirine tek ve ahenktar bir hayat neden koymuyahm ?.. Buna mani olan; hayat, zaruret ve tekâmül telâkkimiz olsa gerektir. O hâlde sevmediğimiz, beğenmediğimiz şeyler hayat değil, başka bir şeydir. Filhakika asıl hayat, sevilen ve Ezrayile teslim edilmiyen kısımlardan ve kıymetlerden teşekkül ediyor ... Fakat hayatın ağır gelen, ezen yükleri de vardır. Şu hâlde bu yük ile bu kıymetleri ayırmak lâzımgelir, İki şıktan biri: Ya yükü azaltmak, yahut tahammülümüzü çoğatlmak için bu kıymetleri daha ziyade duymak Iâzımdir. İnkılâbın gördüğü şey zebun ve ezik bir Türkiye idi. Fakat duyduğu şey bu Türkiye'nin can hamlesi, irade kuvveti idi. Bir inkılâbın yoktan var olduğunu zannetmek aklımızı tırmalıyan bir dalâlettir. Fakat inkılâbın hayatın her günkü en sathî itiyatlarından teraküm edebileceğini farzetmek te bir dalalettir. İnkılâbın müracaat ettiği zengin kudret Türkiye halkının vicdanı olmuştur. Bu vicdanın kudreti ve nuru sayesindedir ki Türkiye bir çok yüklerini azalttığı gibi bir 19

— 296 — •

takım yüklerini taşımak için de kudret ve kuvvet kazanmıştır. Eski, vusatî itiyatlara karşı gayz duyalım; bu bizim hakkımızdır. Fakat yeni ve canlı olan hayatımızdan şikâyet etmiyelira. Birini istememek için ötekini inkâra lüzum yoktur. Hasta fikir, sakat muhakeme bize bedbinliği tavsiye edecektir. Fakat vicdanın lâyuhti sesini işitelim. Ancak o zaman hakikî hayatımıza uygun, samimî bir felsefe yapabiliriz, zaten felsefenin vazifesi sathî ve haricî müşahedelerin inhisarcı hükümlerine karşı yekpare ve canlı bir hayat rüyeti vücude getirmek değil midir ?..

Mefkure ile mevhume
Bir arkadaşım " ideal yahut mefkure vuslatı mümkün olmıyan bir fikirdir „ diyor. Ben de soruyorum ki o hâlde nasıl oluyor da akıllı bir adam mefkûreci oluyor?! Eğer mefkure yanma yaklaşılması mümkün olmıyan bir fikir ise bu imkânsızlık nispetinde o bir mevhume olacak değil midir?. Hayır mefkureler mevhumeler değildir. Mefkureler tahakkuk edebilecek olan şeylerdir. Mefkureler vehimden, hayalden kopup uçan renkler, şekiller değildir. Zaten mevcut ve hakikî olan bir hayatın istikbale uzamış kısımlarıdır, binaenaleyh tahakkuk edebilirler. Müsayit şartlarla tahakkuk edeceklerdir. Mefkurenin kökü hakikatte, çiçekleri ve meyvaları istikbaldedir. Mefkure bugün için bir hayaldir, fakat ne bugün için ne yarın için bir yalan değildir. Şu hâlde mefkure ile mevhumeyi ayırmak lâzımgeliyor. İlim adamının vazifesi bu iki şeyi ayırmak olduğu gibi, devlet ve siyaset adamının vazifesi de bu iki şeyi karıştırmamaktır* Hatırımda kalan doğru ise, Durkheim içtimaiyat usullerine dayir yazdığı kitabın bir tarafında şöyle diyordu: Devlet

adadamının vazifesi cemiyeti bir mevhumeye doğru koşturmak değildir, cemiyetin mefkuresine yaklaştırmaktır... Onun için nüfusumuzun, servetimizin artması hakkındaki gelişi güzel, hesapsız, muhakemesiz surette atıp tutan, vaadeden insanlara hayretle bakıyorum. Bu adamlar hakikaten sözlerinde ve fikirlerinde samimî insanlar mıdır?., diyorum. Eğer ilmî tetkikler yalan söyleniyorlarsa bir memleketin nüfusu ve serveti ile coğrafî vaziyeti, beynelmilel münasibetleri, muharebeleri, mücadeleleri, fikrî seviyesi arasında uzvî münasibetler vardır. Bunlar arzunun ve iradenin birdenbire halledilebileceği şeyler değildir. Bunlar ancak eşyanın tabiatine ve müsaadesine göre hüküm ve muhakeme edilebilecek şeylerdir. Onun için biz on seneye kadar Amerika'yı bile geçeceğiz! diyen bir adamın iddiasına şaşmamak kabil değildir. Bizzat Amerika'nın kendi kendini geçmek için sarfettiği kudretin zaman va mekânla mukayyet fiziği ve içtimaî kudretlerden ibaret olduğunu unutmamalıdır : Fakat bu mevhumecilerin iddiası ne olursa olsun her cemiyet; her millet için vasıl olunması mümkün ve mukadder olan mefkûrevî gayeler vardır. Bunları eyice görüp te bunlara doğru ilerilemek kadar bir cemiyet hesabına afif ve meşru bir hareket ne olabilir ?.. Ancak bu gayeleri bize gösterecek olan bitaraf el, ilmin elidir, içtimaî ve iktisadî coğrafyası tetkik edilmeden, bir sene zarfında çocuklarına kazandıracağı irfan hesap edilmeden nüfusunun tezayüt veya tenakus sebepleri yakalanmadan cemiyat için bu hedefleri müspete yakın bir surette işaret etmek mümkün değildir. Hülâsa türk cemiyeti her şeyden evvel müspet çalışmak mecburiyetinde olan bir millettir. Her millet gibi türk cemiyeti de mevhumecilerin iddialarına değil, samimî mefkûrecilerinin itikatlaırna kendisini bağlamahdir. Her şeyde olduğu gibi terakki meshebinde de samimiyet esas şarttır.

— 298 —

Hayatın arkasından giden felsefe
Mütarekenin en meşum günlerinden biri idi. Bir türk mütefekkirine rasgeldim bana bir münasibetle şu sözleri söyledi: — Türkler dejenere değil midir ?.. Cismen demeyorüm* ahlâkan dejenere değil midir?.. Muhatabımın bu zalim iddiayı ortıya atıvermesi beni çok şaşırttı. Hiç bir şey söylemedim. Halbuki ben mütareke zamanı değil, meşrutiyet zamanı da değil, ta çocukluğumdan beri Türklerin yaşama kabiliyetine çok inanmış bir insanım. Gerçi bu kanaatimi hayatımın her devrinde aynr vuzuh ve aynı müspetlik ile taşımadım. Fakat o-ir şevki tabiî gibi duyuyordum ve yirmi senedenberi bütün yazılarımda ve derslerimde aynı itikadı, aynı dini neşrettim. Milleti hakkında kanaati yıkılan bu adam beni çok ürkütmüştü. Zeynep Hanım konağının üst pencerelerinden görülen yangın yerleri ve ayağı çıplak çocuklar bu kara kanaat için kara bir çerçeve oluyordu. Fakat bir adam, cihanın bile en büyük feylesofu olan Bergson beni çok irşat etti. Ruhun yaratıcı kudretini onunla daha vazıh olarak düşünmüye başladım. Bir türk hadisesi bu yaratıcı kudret feylesofunun davasını bilâkaydüşart teyit etmişti: Anadolu'da Mustafa Kemal'in zaferi. Bu büyük adam bir mütefekkirin tereddi ile tavsife kıyam ettiği milletinin hayatiyetini cihana kabul ettiriyordu. Bir feylesof hayatın imkânlarını, meydanlarını kavrıyamiyacak derecede katı ve maddeci ise neye yarar ?.. Felsefe bir inkılâpçının eserlerini anlamıya çalışacak yahut izah edecek bir ilim değildir. Vazifesi hayatın önüne geçmektir Mütemadiyen hayatın mazisine bakarak ve hâlini tartarak cemiyetin istikbale müteveccih meydanlarını seçmek, işte feylsefenin vazifesi budur. Ne sırrîlik, ne akılcılık ve maddecilik ne de yalnız başına

anlamak arzusu lâzımdır. Eserin yüzünden ziyade yüreğine varmak istemeliyiz. sanatkâr. Beş on gün sonra kitabı iade etti. O da alim. Feylesofun dili halkin dili değildir. Bu müsayit ruhî vaziyeti aldıktan sonra yapılacak şey şudur: feylesoftan ne bekliyoruz? Bence beklenecek şey sadece kâinatı bir görüştür ve ezelî bir seziş tarzıdır. Feylesofun büyüklüğü kendi zamanında felsefe binasına koyduğu taşın ağırlığına bakar. Bence bir feylesofu ve bir sanatkârı anlamak için en büyük şart bir nevi muhabbettir.. Okuyanda bu muhabbet yoksa eser ona açılmaz.— 299 - tüm bu istikbal hamlelerini veremez bunu ancak hayatı seyrinde ve ihtilâllerinde şuurla yakalıyan felsefe yapabilir. hatta alimin . ne insanî olabilir. Sonra hiç unutmuyahm ki feylesofu ancak kendi diliyle ve kendi mantıkiyle anlıyabilirîz. Bir gün kendisine Henri Bergson'un "Evolution creatrice „ adlı eserini verdim. beşerî tekâmüle ettiği hizmettir. resul gibi bir muhitin adamıdır. Şu hâlde keşfedilecek şey. Feylesofları anlarken Gustave Le Bon'u çok okuyan ve çok seven bîr arka daşım vardır... hâlini yakalamakla beraber istikbalini araştırmaktır. Bu muharriri büyük bir mütefekkir olarak kabul eder. Ve hiç bir şey anlamadığını söyledi!. O hâlde sahibinin ne demek istediğini anlamak kararından evvel. Bu dostum gibi bir çok insanlar da felsefelerden bir şey anlamadıklarını söylerler. Türk feylesoflarının vazifesi olmuş bitmiş şeylerin ve tarihî emri vakilerin adilâne seyir ve temaşası değil.. deyiniz. Feylesofu anlarken dikkat edilecek bir nokta daha mütefekkirin muhitidir. türk milletinin mazisine bakmakla. İsterseniz buna "sympathie. Gözü arkada kalan ve hayatın arkasından giden felsefe ne millî olabilir.

bu tabiati kullanmak için görür. medeniyet mi ? Tabiatle medeniyet kiymetleri hayatımızın her cephesinde çarpışıyor. o da şudur: Ne tabiat ne de medeniyet hakkında doğru bir kanaate sahip olmamak.anft çili değildir. ne efendimiz. Hele iradesi sönmüş biçareler vardır. hayatının son günlerini tenha bir köyde geçirmek isterler!. hep inziva aralar!. Muasır kafalar tabiate teslim olmak için değil. Şehir hayatına bir türlü uyamıyan bir nevi sinir hastalarını hatırlayınız.. O hâlde muasır milletlerde " Tabiat aşkı. sadece hizmetkârımızdır. Nihayet feylesofu anlamak için okumak lâzımdır. . Hayat felsefesi yaptığını zanneden bazı kimseleri hatırlayınız. Bütün bu hükümler birbirine irca edilemiyecek kadar manevî vaziyetleri ayrı kimseler tarafından veriliyor.. Eski medeniyet tabiatte kemal ve mutlakiyet âleminin bir hayalini görüyordu. Bu dil ifade etmek istediği orijinal manzarama dizgileri ve renkleridir. Tabiat bizim ne dinimiz. Rönesans beşerî kurtuluşu bu tabiatte zannetti. İnsanların tabiatten ayrıldıklarına esef ederler !. Bizim zamanımızda tabiatın ne maveraî ne dinî ne de ahlâkî hiç bir kıymeti yoktur. Sistemler sakinlerini çoğaltmak istemiyen kıskanç âlemlerdir. Tabiat yalnız fizikî kuvvetlerin sahnesidir. Bazı nazariyecilere göre de tabiat sanatin. tekrar tekrar okumak. ilhamın kaynağıdır. Fakat bu ayrı adamların benziyen bir tarafları vardır. bence bütün felsefesini anlamıya bedeldir. çok okumak. Tabiat ıhı. Ortazaman medeniyeti tabiati sırlarla dolu görüyordu.. içerilerine katılmak için cazibelerine katılacak kadar yaklaşmak lâzımdır. Onun için bir feylesoftaki orjinat tabirleri anlamak. ne de üstadımızdır. hemhal oluncuya kadar okumak lâzımdır.

Bu sual madde dilindeki klişelerinden bazıları: " ayırmak. Hangisi ?. sadece amelî ve mihaniki bir iştir!. Acaba " vuzuh. Vuzuh İçtimaiyatçı Bougle fikirlerin tarihinden bahsederken H.. Yalnız tabiatı kullanmak. mefkurelerin) iradelerin tekevvününü ifade için salih değildirler. Bergson'u maddî âleme mahsus klişelerle batmî âlemi düşünmenin tehlikesini gösteren feylesof olarak anlıyor... Bence bir Durkheim. sanatte olsun. berraklaştırmak. tabiatı zaptetmek. tabiat terbiyesi . " tabiate dönelim» denildiği zaman hep bu manayı anlıyorum. tavzih „ dediğimiz zaman ne kastdediyoruz ?. sadelik ve samimîliktir.. Ben ahlâkta olsun. ne de felsefî bir iştir.„ gibi sözlerin müspet bir delâlet olmamalıdır. Bu suretle işleri ne ilmî. Froebel.. felsefenin canlı ve terkipçi lisanına müracaat etmek lâzımdır. Asrımızın tabiatı müsavat. bir mana.'tır. hatta sezişlerin . hatta bu günküler hep birer başkalıktır. meselâ ihtirasların. Durkheim ve Auguste Comte'un. Bergson'a göre haricî âlemin klişeleri. tabiatten istifade etmek gibi sözlerin asrî bir kiymeti olabilir. şahsiyet.. sade bir neşircisinden ve tamimcisinden başka nedir ?. Jean-Jactjues Rousseau'nun.. keyfiyet ve seyir âlemi olan batmîyi/ derunîyi. vazjh. Bu adamların ya canlı bir rolü var yahut yok. Vuzuh bu mudur ? Eğer bu ise. içtimaiyat için E. bir Pestalozzi. Bu anlayışa göre sonradan gelenler evvelden gelenleri ayıklamışlar. terbiye için Pestalozzi. açmak. temizlemişler. Hatta fikirlerinin en müşterek olan " muayyencilik „ yüzünnde. birFroebel.— 301 — tabiat harsı. O hâlde katı maddenin sert ve dümdüz lisanı olan ilimden başka olan bir lisanla. hatta bunlar ilmî de olsalar.. berrak bir hâle getirmişlerdir !.

. felsefede tessüs etmiş olan İstılahlarımızın sayısı binlercedir . Bu eserleri vücude getirecek olan heyet mutlaka bu lügat işiyle uğraşan kimselerden mürekkep olmalıdır.. Vuzuh !. Bütün ilim lügatlerini cem ve telif etmek teşebbüsü hakindaki fikir ve kanaatimi burada söylemek istiyorum . birleşmek noktasında görülüyor . tabiat. mecburiyet vardır. fende.. bu fikir adamları hep " tabiat. Roussean'dan beri. fakat acaba kendi ananesi içinde yaşıyan bizler onun mukallitlerimiyiz Varisleri. hangi ilim mensubu alâka göstermez ?.. meselâ maddiyat. hayatiyat yahut biyolocya. ruhlara kadar inerek canlı bir iş görmüşse o. Yüksek ilim tedrisatının bu mühim ihtiyacına karşı kim. Bizde ilim İstılahlarını tespit etmek teşebbüsü yeni değildir.. Istılahların konulmsında en büyük güçlük îstilahların şekli hususunda. ruhiyat. taşlara.. tip kamusu. Tıpta. topraklara. ruhiyat ilimleri kamusu. Bunlar koca bir mecelle olacağına. Bu müşkül vazifede . hatta Rönesans'tan beri. İlim İstılahları Bir ilim İstılahları kamusu yapılacağını okudum . Bununla beraber ilim dilimizin bütün parçaları da müdevven olduğunu iddia edemeyiz . kopyecilarıiyiz ?. Benzemekle bir olmak bir şey değildir. Adî neşirci ile yaşatarak tekemmül ettiriciyi biribirinden ayırmakta sadece bir iffet değil. diyorlar. ?. içtimaiyat ve felsefe şubelerini ihtiva etmelidir. Her şeyden evvel böyle bir kamus ilmin maddiyat yani fizik ve kimya. diğerlerinden ayrıca bir şeydir..en eş olan " tabiat „ fikrinde bile. Çünkü bu dikkat haricinde şuunu kavrayamazsınız... Bunu iyice anlamıya çalışalım : Vuzuhlandıran adam. felsefe kamusu gibi menus ve kullanılması kolay parçalara ayrılmalıdır.

Müşterek bir ilim dili ilmin içtimaî hayatı için bir şarttır.. varsa ve canlıysa. zengin bir lisan olduğu kanaatini vermiştir. nasıl bir zaruretin ifadesidir? Ben içtimaî bir dava ortıya atmak arzusiyle değil de misafirimi memunun etmek için biperva şu izahatı verdim: — Kant'ta Ansikiopedistler ve Rousseau. İstilâh kamuslarını vücude getirecek olan heyetler kendi kabul ettikleri karşılıkları yazmakla beraber şimdiye kadar neşredilmiş diğer karşılıkları da işaret ve zaptederlerse tarihî hizmetleri daha mükemmel olur. Fenomen ve Numen'ile Kant.Beynelmilel mahiyette olan tabirleri aynen kabul etmek . acaba neyin. Dilde iştirak içinde söylediğini yazmakta lâzımdır .— 303 ^ muvaffak olmak için kabul ettiğimiz esaslar şunlardır : 1 ..İstılahların kabulünde birleşilmeyince her kes tercih ettiği tabiri imzası altında yazaaktır. Şimdiye kadar yaptığımız tecrübe bize türkçenin felsefe düşüncelerini açık ve kat'i bir surette ifade edebilecek. yahut mistikler gibi bir devrin adamıdır. Bu esaslar sayesinde faaliyetimiz iierileyecektir . bu türkçe. aynen kabul etmek. Bence felsefeler bir nevi içtimaî haletlerdir. Metafizik Bu bahse nasıl girdiğimizi eyice hatırlamayorum. 4 . Bir çokları gibi o da Kant'çıdır. 2 .Bir feylezofun sistemine göre orjinal bir fikri ifade eden tabirleri keza aynen kabul etmek. Bunlar şeniyet manzarasını seyretmek için batın kâşanesinden açılmış pencerelerdir. Arkadaşım Almanyada felsefe yapmış olan bir gençti. 3 . Bu şeniyet o kadar . Her zamanki gibi güç suallerinden birini daha havale etti: — Nazarî ve amelî akılları. emperatifleri.Her tabirin evvelâ türkçesini aramak.

Fakat dayıma böyle olması neticesi çıkarılamaz. ne akliyeci. Fakat Rousseau.. Kâinatı seciyemizin gözlüğüyle seyrediyoruz. şeniyeti tam ve bütün kavramak iti— barile kaba sabada olsa daha genç bir kafadır. Halbuki Rousseau. bir harsın. zaruret unsuruna irca edilmiş bir J-J. Kant kendi zaruret mezhebinde gerçi ince bir mütefekkirdir. Hatta keşiflerinin neticesini. millî yahut daha geniş olarak beşerî mahiyette bir şey olacak. şeniyeti hep intizam. Bergson'dur. Hatta onun içindir ki Kant. — O hâlde sizin anlayışınıza göre bir feylesof kimdir ? — Bu adam şüphesiz H. cebir manzaralariyle idrâk etmek olacaktır.. Vatanı yoktu. hatta ne İsviçreli. aynı amel hakkında aynı nazara malik miyiz. „ .Rousseau'dan başka bir şey değildir. Aynı vaka. beşerîdir. Böyle yoğurulan bir seciyenin mukadderatı.. Seciyemiz bizim rüyetimizi tadil ediyor.. Niçin ? Çünkü Rousseu'da şahsiyet millî değil. bir medeniyetin tabiatine takılıp kalması bu tefekkürün tarihi bir kaderdir... Şahıs veya mezhep işinden kurtulması mümkündür. bakınız bu adam ne zaruretçi. metafizik tarihini nazarı itibara alırsak gerç* böyle. Bu hayatın ne kadar inzibat aştkı bir hayat olduğu görülecektir. Metafiziğin bir şahsın. Felsefesinde keşfettiğini zannettiği tabiî adam. ne benci. kontrol için laboratuvara sokması bile mümkündür .. — Evet. Herkes aynı şeniyeti aynı tarzda görmeğe sevkedilmiş değildir.— 304 — girift. ne de elcidir. ne hissiyeci. Çünkü vatan yerine küreiarzı iskân etmişti. ne İngiliz. Kant'm hayatı tetkik edilsin. kendi halis Enesinden başka bir şey değildi. Metafizik te ilim gibi afakî bir tefekkür mahiyeti alabilir. O hâlde rüyetlermizide enfûsî kalan bir mahiyet vardır.. sadece insandı. ne Fransızdır. Rousseau ne Alman. O hâlde metafizik şahsî. Fakat mutlaka " Evolution CrĞatrice „ yahut " Les Donnees immâdiates. amiriyet. o kadar karışıktır ki türlü cephelerinden türlü man* zaralariyle görmek kabildir.

tasavvur ve mefhum sahesine giriyor. mezhepçilikten kurtulamıyacağım söylerim.. — O hâlde tarihî feylesofların rolü ? — Bunların rolü. Mevzuu ne olursa olsun metafizik toplar.. Hayasızlık Tophanenin üstünde Sormagir derler bir türk mahallesi vardır. Ben de sanat terbiyesi almıyan metafiziğçinin. ister uzviyet ve ruhiyetin isterse cemiyetin tekâmülü olsun. sanat yolundan . çünkü sade hayal ve his sahesinde kalmıyor.. fakat bütün tekâmülü birden kavrıyamamışlardır. Çocukluğum o civarda geçtiği için o civara. Bunlar tekâmülün anlayışına hizmet etmişler. şeniyeti bütün ve seyyâl olarak mütalâa eder. gerçi ilim yolundan değil. Halbuki metafiziğin mevzuu tekâmül.. Bir çokları ilimden geçmiyen kafaların metafiziğe kadir olmiyacağını iddia ederler. tekâmül dediğimiz mevzuun cephelerini ayrı ayrı keşfetmeden ibaret kalmıştır. Bergson'un bütün arzusu metafizikin ilim gibi beynelmilel ve gayrı şahsî bir hâle gelmesidir. sadece tekâmüldür. şeniyeti canlı olarak mütalâa etmek. .. İster maddî.. biraz daha vazıh olarak nedir? — Şudur: İlimin mvvzuu maddedir.feylesofu Bergson değil. hendesedir. İlmin usulü cebir ve hendese yani akıldır.. Halbuki metafiziğin usulü hatstir... Mevzuu ne olursa olsun ilim parçalar. İster maddenin. usulünü ilmin usulünden ayıran ve metafiziği de ilim gibi afakî bir tefekkür olarak anhyan Bergson. ister uzvî ve ruhî. isterse içtimaî hayata ayit olsun. mütecanis parçalara ayırır. metafiziğin mevzuunu ilmin mevZuundan.. fakat sanat değil.. — O hâlde metafizik sanat gibi bir şey oluyor ? — Evet sanat gibi bir şey. şeniyeti madde gibi mütalâa etmek. Onun için hepsi mezhepçidir.. — Bergson'un hizmeti.

isterse bir " antika merai „ şeklinde olsun. fakat " akla mugayir „ olanlar pek az !. Uzun seneler bilmiyerek. mahalle hayatındaki mevkileri o kadar hiçti ki.kendisine gayrı meşru. Fakat bunlar o kadar az. Bir gün Sormagir camimin önünden geçiyordum.. Bu mezarlık Çeşmi Hüseyin Efndi isminde evliya tanınmış bir zatindir. Hatta bu inanışımı çok kere izah edemiyorum . Çeşmi Hüseyin Efendi kerametinden çok bahsedilmiyen velilerdendi.. cahil bekçi bu teklifin kabalığına karşı . mazisini seven bir kavimle sevmiyen /bir değilmiş. Gerçi o tarihte bile mahalleli arasında ölüyü. sert ve haşin bir tarzda : — Efendi. hakkın sesidir. çok şey var.. Bunlardan biri Sormagir bekçisine dönerek dedi ki: — Nasıl Ahmet ağa. Sokakta üç beş kişi toplanmış. < u yaz Surler haricinde gezmeğe gitmiştim. Şimdi mahelleli kazanın önüne geçmek için çmarı kesmiyi düşünüyordu. İster evliya . anlamiyarak ölülere hürmet etmekte devam ettim . gayrı ahlâkî bir hizmet teklif edilen insanlar gibi .- 306 - ayit hatıralarım çoktur. „ Zaman bu hükmü tasdik ettiriyor.. şu çınarı devirebilir misin ? Bu zatin nazarında çınar devirmek.. Mezarlığın içindeki kocamiş çınar son günlerde devrilmek tehlikesini göstermişti. Halkın itikadında "akıldan hariç. Halk bunların her birine " gâvur farmason „ gibi bir isim takarak " sen benden değilsin! „ demek istiyordu . Hiç unutmam.kizararak bozararak geriledi.. kim bilir ne kadar adi bir işti!. dedi. Bu cevap bütün manasiyle yirmi beş sene evvelki Sormagirlilerin ölülere karşı hissiyatını bildiriyordu . ben o zatin çinarma dokunamam !. Küçüklükte alınan bazı fikirler iman kuvvetini taşıyor. Maksadı» .. Buna rağmen Sormagirliler onu severler. Lâkin " Halkın sesi. karşıdaki mezarlığa bakıyorlardı. kabrini tahkir edenler vardı.. ister mabet hürmeti.. maneviyetma sığınırlardı.

Yazık k* bu hakaretin bediî şeklini bulamamışlar !.. vahşî çitlenbikler.. bu itikadın zadesi olan kabristanları tahrip ediyor . Merkez Efendi dergâhından Yenikapı Mevlevihanesine doğru İlyas Zadelere ayit tarihî bir kabristan var .. Kız Taşından beri bütün evlerin münasibettar olduğu bir mecraya yol açmak için bu kabriatanı ortasından ikiyeye ayrılmışlar. Fakat Aksaray'a geldiğim zaman Horhor'a doğru yine bir cami ve kabristan harabesine daha rasgeldim . Zaman ile camisinden ayrılmış . bu üç yüz senenin eritemediği mermerleri parçalamış atmış ! Buraya artık bir kabristan diyemezsiniz ! Belki bir kabristan.. yerde yatan taş kavuklar üzerine at başı iskeletleri koymuş !. Artık ne bu çukuru ne de bunu açan mühendisi benden sormayınız . fakat İlyas Zadelerin. eski türbe' leri . kim bilir " neslicedit „ imarcilari atalarının itikadını pek cahilane bulduğu için olacak. Ağaçlar. Burası en aşağı üç yüz senelik bir mezarlık. . Belki bu türlüsü bir tanedir . En yeni taşının üzerinde 1190 tarihi okunuyor. tarlalar istilâsına uğramış hazin bir bucaktır. idare adamlarının seyyiatı lâhitlerdeki eski sanatin nizamım bozmuş. diyordum. sadece hayvanların kabristanı! Artık buraya ne meşhur ne de meçhul insanlar gömülmüyor. bilmem ki nasıl bir yaşamak hırsiyledir. eski lâhitleri bir kere daha görmekti. bütün mezar taşları. gövdeleri öbür tarafta !. İçerisindeki lâhitler hep kırılmış. sadece civardaki at leşleri dökülüyor! Zamanın telâkkileri. kitabeler mdeniyet elinin açtığı bu nezafet çukuruna yuvarlanmış. kavukları bir tarafta.— 307 — tarihî ve kutsî hatıralarla dolu olan bu yerleri. hatta insan zadelerin bile değil.... her tarafından civarındaki evlerin.

.

Ahlak .

.

ikametimin son günüydü.. dolaşık sokaklardan geçerek bir tepeye çıktık.. Oradan şehre. yahut bir selçuk kapısı yükselen bu }ürk ve tarih şehri. ufak gösterişsiz evler arasından girersiniz.. Ankara'da emsalini gördüğüm bir mektepti. Nihayet dar. ziyaret edecek bir müessise kalmıştı. oturaklı.. Uzaktan sanayi mektebinin büyük binaları görünüyordu. dediler . hiç şüphe yok. Yaklaştıkça sönmüş bir saltanatın enkazım göreceğiz gibi acı bir hisle müteessir oluyorduk. zevk sahibi bir mimarın daha evvel bir valinin eseri. Kollejin bulunduğu tepe gibi. Kayserimden gelen yolcular için bu azemetli. penbe dağlar memleketidir. Alçak. Sabahleyin. kemerleri renkli taşlarla süslenmiş. penbe dağları aşmak lâzımdır. kapıları. şurada gene mektebin elişlerinden gayet ince dokumah ziynet halıları.. Dershaneleri de öyle güzel. bir millet hafızası gibi zengindir. Bu. Darülmuallimatı.. Nihayet Kızıl ırmağa varırsınız. diyordum.. Acaba Sıvas'ınki nasıl...- 311 -s Hayır ile şer Sivas azemetli. Maarif müdürü bize Darülmuallimni. İşte asıl mektep.^ her şey ciddidir. bu intibaı almıştım. Yolda Sanayi Mektebim aynı zamanda idareye memur edilen Darülmuallimin müdürü malûmat veriyordu. köşede duran ufak bir sigara 20 . Sivas her tarafında bir selçuk minaresi. O da Mektebi Sanayi. şehre hâkim bir tepeye . erkek kız iptidailerini gezdirdi. Bursa'da.. misafir kabulüne mahsus olan salon hep mektebin mamulâtiyle döşenmiş. Üç günlük ziyaretlerim gene bu intibaı teyit etti. ilk defa şehre çıktığım zaman. Orada her şey ağır. Bütün insanlar ağırbaşlılık için yaratılmış zannedilir . İşte mektebin mamulâtından : On Beşinci Louis tarzında cevizden oymalı bîr masa. İstanbul'da. bana mektebin mazideki bütün ikbal ve itbar devirlerini anlatıyordu. İzmir'de. ne güzel bina .

netice bunun tamamyle aksi olmuştur! Böyle olduğunu hem içeride. bu çocuklar belki bu hayatı da buiamıyacaklardi. Darülmuallimin idaresi sanayie vaziyet etmeseydi. beynelmilel hayatı. yünlerini boyamalı. her tarafı selçuk tarzında çiçeklerle. değil mi ?. dokumada. hakte. Eğer Sanayi mektebi DarülmualHmme yerleştirilmese. üzerinde bir tablo var ki tablodan ziyade bir resim levhasına benziyor. taşlarını o kadar güzel tıraş eden türk sanatkârlarının memlektinde bu gün taş oyan tek bir türk taşçı kalmamıştır ! Kendi kendime soruyorum: O " mektep siz itilâ „ ne idi.iskemlesi. servetini arttırmalıydı. O renkte. bu " mektepli inhitat „ nedir ? diyordum . Aynı salonun dışarısında gene bir kapının üzerinde vaktiyle resim hocalığı eden bir zatın yağlı boya levhası var ki klâsik italyan sanatkârlarının eserlerini hatırlatıyor.. Bu işler yeni idarenin temin ettiği ilk vazife. "esimde bu kadar ileriye giden bir mektebin Sivas'ın iktisadiyatına hizmeti ne olmalıydı ? Pek büyük dğeil mi ? Her sene yetiştirdiği yüzlerce sanatkârlarla Sivas'ın taşlarını oymalı.Talihsiz çocuklar! dedim ve bu sukutun sebebini düşünmiye başladım. yapraklarla işlenmiş. ilk faaliyetti. " Tarih „ diyerk iktisadî. Hayır.. Bu sual ne kadar garip olursa olsun. hem dışarıda öğrendim: Mektebin hâli hazırda mevcut olan marangozhanesine indiğimiz zaman gördüm kü: Orada talebe namına yalnız yedi yetim var! Önlerinde bir iki tahta parçası. mesuliyetini hesaba katmamak nasıl mümkün olur ? !. gene hatırıma geliyor . uğraşıyorlar. Tarihimiz ve topraklarınız haricinde aynı zamanda zaruret ve suhuletle teşekkül eden bir takım iktisat ve ilim merkezleridir ki bizde dahil oldu- . Imî. Sivas'ın en mutena bir eseri mimarisini gözle görülemiyecek derecede ince olan taksimat ve tersimatiyle bunun üzerine hakketmişler. Filvaki. içtimaî tedahülleri kastediyorum. bir kaç fotin. Şimdi tasavvur ediniz. bu neticede tarihin hissesini. Dışarıya çıktığımız zaman öğrendik ki vaktiyle Sivas'ın kayalarını. ne şekilde olursa olsun.

idi. kerestelerine doğramacı. Sivas evleri için doğramacı. depdebe ve saltanatta ariyan Sivas Sanayi Mektebi kendi kendini kaybetti ve bu parlak baş* langıcın sonu böyle karanlık ve hüzünlü oldu!. İkinci yol u hakikat ve ihtiyaç yolu . Ya gösterişi. gene bu ikiden biridir. yahut haricin fani. bütün •muvaffakiyeti. valilere. İşte bütün bütün aklı. ipek gibi ince halılar lâzımdı.. yapılarına kalfa bulannyorsa bundan mesul olması lâzımgelen kimlerdi ? Öyle tasavvur ediyorum ki Sivas Sanayi Mektebi tesis •edildiği gün bu mektebin hayatını idareye memur olan büyük küçük memurlar hayat tarafından iki yoldan birini intihap etmeğe davet edildiler: Biri. Şimdi her sanayi mektebinin idaresine.zerre mihanikiyetiyle kendisine doğru çekmiş. şahsı düşünerek ellerinin altındaki çocukları öldürecekler.. Sivas sanayi mektebi sade bir misaldir. o kuvvettediğer her hangi bir merkezin teşekkülüne. hatta fertten ferde değişen refah ve muvaffakiyet şartları irefah ve muvaffakiyet noksanları da vardır. işte evliyayı umur Efendiler bu iki yoldan yazık ki birincisini intihap ettiler. kıymeti.. Fakat haricî münasibetler sabit kalmakla beraber dahilde gene unsurdan unsura. Sivas hayatı için adam lâzımdı. Sivas. makama hizmet ettiler! Sanatkâr yetiştirecek yerde. kârlarına iltifat .tımuz hâlde hariçte kalan bütün unsurları birer maddî . her hangi uzviyetin taazisine engel olmuştur. harici. Otuz otuz beş sene kendisine taptıran bir Saray ve her yerde bunun yerine kayim olan saray zihniyetti valiler vardı. Bunların hoşuna gitmek için ancak süslü sigara iskemleleri* On Beşinei Louis tarzı masalar. her maarif teşkilâtının başına ve her resikâra geçen müdürlerin. şuuru makamı vilâyetpenahiye donen. Artık Sivas'a ve çocuklarına hizmet edecek yerde. " gösteriş yolu „ idi. Sivas aptesthaneleri için taşçı. Sivas'ın selâmeti bu yolda idi. binalarına taşçı. sathî olan zevklerine.. idare adamlarının gideceği yol. sadece eseri sanat yaptırdılar.

Onun için yıkandıktan . Derilerimiz dayimî surette yağ ifraz etmektedir!. çünkü sağ el temizdir. kaşık. gayrı için mi ?!. O vakit bu iki yoldan birini intihapta mustar kalacaksınız.. hatta sabunla yıkanarak tamamiyle temizlendiğini farzetmek bile biraz tehlikelidir.— 314 — etmiyip vazifenin içine. kürek. hatta mübarektir!. mektebin haliyle hallenmek.. Bu gün bu kahramanlardan birini ziyarete gittik. temizlik kahramanlarıda vardır . Bunlar da halk arasında meşhurdurlar. Abani sarıklı zat bana " Efendi. „ demişti.... Yine bir gün istanbul'un en meşhur muhallebicilerinden birine gittik.. tezgâhtarı büyük tavuk göksü tabağını kaşıkla ufak tabaklara istif ederken eliyle tatlıyı tutmak için baş parmağım da kullanıyordu !... Bu zatlere sorarım: Kendiniz için mi çalışıyorsunuz. Ona tarak. Neticede şu ikiden biridir: Bir hayır yahut bir şer ! Temizlik ve Medeniyet Yarış. Eliyle matruş başını kaşıdıktan sonra aynı elini etrafındaki bütün eşyaya sürdüğünü gördük L Ankara'da temizîiğiyle meşhur bir lokanta var dediler. Hususiyle yikanıyor. Bu son vakayı kendisine hikâye ettiğim bir doktor bana şu cevabı vermişti: Ellerin. kepçe. müessiselerini. memleketlerini baka sırrına mazhar etmek istiyeceklerdir. Yine bundan on sene evvel o kadar meşhur olmıyan diğer bir muhallebicinin de muhallebileri avucu içine alarak ufak tabaklara geçirdiğini görünce tahammül edemiyerek itiraz etmiştim . sen afedersin. bu el beş vakitte yıkanıyor!-. vazifesi gördürülebilir... Evet halkın kanaatince sağ el her yere sürülebilir .. güreş kahramanları olduğu gibi. hakikate girmek. memleketin ihtiyaciyle ünsiyet etmek.. oradaki ilk müşahedem de garsonun baş parmağını çorba tabağına sokması oldu !.

. Buna ancak şu yoldan gidebiliriz: Bu tarz temizliği yaşiyarak ve yaşamakta olan temiz manasiyle medenî insanları bu terbiye muhitlerinin başına getirerek . hamamiyle.— 315 — dakika sonra bile kirlenenirler . hiç olmazsa tevekkufumuzun amilleri olacaklardır !. Ben on altı. göreceksiniz ki kâğıt lekeleniyor! Kaldı ki günde bir kaç kere yıkanan eli temizdir dîye on altı saat zarfında rasgele. yahut ayak yerine gaz sandıklarının parçalarını çivileten bir mektebe mektep demem L Bu mana ve bu itibar iledir ki hükümetin . Gerçi her biri bir fikir • e zan ihtiva ediyor: Yıkanan ellerin kir tutmıyacağı gibi!. darüleytamlar." Değilmi ki yine kirlenecek o hâlde temizlenmiye ne lüzum var ?!. bilhassa leylî mekteplerin hayatını bilfiil değiştirerek. Halbuki temizliğin de mürtecileri vardır !. müstebit. Türkiye garp medeniyetini temsil etmek istiyorsa mekteplerinin programlan kadar mekteplerinin aptesthaneleriyle. yemekhane veyatakhanesiyle de meşgul olmalıdır... Halbuki itirazların bu nevini de idrak etmişizdir !. liseler. „ di- . yalnız dinin mürtecilerine takılmıştır !. veya ihtilâlci. Binaenaleyh memlekete lüzumu kadar fennî temizliğe muktedir . Saniyen mekteplerin. Bir çok harekektlerimiz var ki onları sırf şuursuzlukla muhafaza ediyoruz. anarşist „ diye hücum edilir ama. her yere sürtmek! Tarihî itiyatlarımız ve doktorun izahatı herkesi düşündürebilir mahiyettedir.elinde bulunan leylî iptidaîler. ona mektebin yataklarını niçin bu kadar temiz tuttun ? „ diye itiraz edilemez!. "Taasupw . on sekiz leylî talebesine kapaksisz dolap -veren ve verdiği dolapları da ayaksız bırakan. Bir maarif adamına " zalim.sıkılgan bir kelimedir. ali mektepler medeniyet âleminde terakkimizin olmasa bile tedennimizin.. Bunun tecrübesi gayet kolaydır : Her hangi tahareti müteakip vücudunuzun muayyen kısmraı sigara kâğıdiyle uvahymiz.ayileler hazırlamak temizlik medeniyetinin memlekette yerleşmesi için kâfidir. v Her yenilik gibi temizlik te ustadan öğrenilir.

Bir insanın asri seviyesini en iyi ölçen mikyaslardan biri de meselâ o adamın hürriyetperverliği. ne de mektepte buna benzer bir vaka zuhur etmişti.yenler çok olduğu gibi. Bence medenî İslahatımızın büyük bir safhası budur .ası yapabilirsiniz. Bu mektup- .. yani cismanî ahlâğı değil midir ? Fennî. Onlara inanmıyahm ve çocuklarımızı inandırtnıyalım . bu mektuplarda sizin makalede mevzuubahsolan hademesini doğen müdür ben olduğum iddia ediliyor. serlevhah makalemden bahsediyor. temizlik fikrini sonuna kadar tafsil edebilirsiniz ve ondan bütün bir kayideler ve edepler mecmr. Bütün bunlara rağmen. Fazla olarak bu mektep İstanbul mekteplerinin en iyilerinden biridir.. fenne itibar etmeksizin temizlik: iddia edenler de vardır. Fakat bütün mesele bizzat yeni nesilleri yetiştirecek olanları fennî temizlik mefhumuna göre. ve kesik gazetelerle de aynı şey hatırlatmak isteniliyor „ diyor ve makalede mevzuubahs olan mektebin kendi mektebi olmadığı hakkında benim tarafımdan izahat verilmesini de rica ediyor. üçüncüsü mutlaka temizliği. Cezası olmıyan cürümler! Geçende bir mektep müdürümüz bana bir mektup yazıyor. diğeri muktesitliği ise. Filhakika hademesini döğen mektep ile bu mektep arasında sadece bir semt münasibeti vardıKendisine mektup ve gazete parçaları gönderilen bu zat ne hademesini dövmüştü. temiz bir muhitte ve temizlik kayidelerine tevfikan temiz olarak yetiştirebilmektedir. mektebin etrafında derhal dedi kodu oluyor ve dedi kodunun olması için semt münasibeti kâfi geliyor. Bu mektep müdürü: u her gün müteaddit mektuplar ve Akşam gazetesi parçalarım alıyorum. Bu mektubunda Akşam'da intişar eden " dayak „.

. yıkacak derecede şiddetli bir tesir hasıl ettiği görülüyor.. her memlekette ve her zümrede bulunabilir. cinayetler. Binaenaleyh bunların tahrikatından derhal müteessir olmanın manası nedir. sonra cürüm atfederken imzalarını gizlemek zilletini irtikâp edebilmişlerdir. Dedi koduların. tekrar ve telkinle. şu veya bu ferdî sebeple. şöhretini sarsacak. Dedi kodu şahsî kıymetleri alçaltmak için yapılan bir teşebbüsdür. insanlık şerefini ve haysiyetini müdafaa eden başlıca müeyyideler kanunlardır.. Bunu zannetmiyorum.Samimiyet bu fiilin neresindedir?!. diyebilirsiniz . Bu dereceyi bir kere aştıktan sonra dedi kodu da marazî bir şekil almış demektir. bir memurun. fakat bunlar insanları hukukundan mahrum edecek. Çünkü çalışanlara karşı beslenilen muhabbet ve hürmet imzasız mektupla tahrikat yapmıya manidir. ferdin hürriyet ve saadetine engel olacak bir mahiyet aldığı zaman o cemiyetin hayatında bazı gayrı tabiîlikler mevcut olduğunu kabul etmelidir. Memleketimizde her hangi neşriyatın ve her hangi propagandanın bir millet adamının. hissiyata müracaat edilerek yapılır. Fakat maatteessüf dedi kodu dediğimiz ve binnazariye kendisine hakikat ve kıymet atfetmedtiğimiz telkinatm ve neşriyatın içtimaî hayatımıza merhametsizce tesirleri oluyor.. intiharlar gibi içtimaî hayatın elîm zaruretlerinden biri olduğuna gerçi kaniyim. ve her hangi menfaat endişesiyle evvelâ muğber olmuşlar. Şu takdirce her hangi . Halbuki bir memlekette şahsî kıymetleri. Çünkü intihar ve cinayet gibi hâdiselerin cemiyet hayatında tabiî olan birer derecesi vardır. Kanunlar ise esasen ahlâkın ifade ve istitalesi demek olduğundan bu şeref ve haysiyetin muhafız ve mürakibide efkârı umumiyedir. Bunlar şüphesiz husumetkâr ve insafsız kimselerdir.- 317 — lan yazanlar ve o makale parçalarını gönderenler acaba samimî ve hasbî kimseler midir ?. her hangi mektep müdür veya mualliminin mevkiini. Gerçi böyle adamlar her yerde. Ve bu teşebbüs müspet bir surette meşru usullerle değil..

ammenin. avuca sığar veya tartılır cürümlerden değilir !. bediî ve iktisadî şekilde islâh etmek yani içtimaîleştirmek onun vazifesidir.— 318 — sebeple bu iki müeyyide zayıflar veya lüzumu kadar kuvvet ve selâbet kazanamazsa ferdin kıymeti ve şeref ve haysiyeti de yalnız başına terkedilmiş olacağından her taraftan şeytanî ve gayrı ahlâkî kuvvetlerin hücumuma. efkârı umumiyedir. fazla olarak pusula adres- . Halbuki bu nevi gayrı ahlâkî faaliyetlere mani olacak yegâne kuvvet. nefsanî temayüllerinizi ilmî. Şimdiye kadar bir takım alimlerimiz sırf madde felsefesi yapmasalardı.. onun işi şüphesiz ahlâkî kıymetleri icat etmek değildir.. ve kast zihniyetini yıkalım. Bilenle bilmiyen müsavi midir ?!. muhakkak ahlâkî felsefemiz gibi ahlâkî terbiyemiz de daha başka türlü olurdu . Elbette değildir. taarruzuna oğrayabilir. Darülmualliminde bulunuyoruz. yerine millî va insanî bir ahlâk telâkkisi koyalım. ve çünkü dedi kodu dediğimiz şey ele. Her vasıta ile eski mahalle ahlâkını. bir takım feylesoflarınız da sevkitabiî ve menfaat felsefelerini mezhep edinmeselerdi.. ahlâksızlığın bu nevine de müdahale edemez. Ben hayatımda bir vakaanın şahidi oldum ki bütün insanlar için şayanı ibrettir: Meşrutiyetin ilk seneleri idi. Binaenaleyh meselâ lise tahsili görenle görmiyen ahlâkî telâkki itibariyle bir olamaz. Bunun için ahlâkımız mahalle ahlâkından çıkıp millet ahlâkı şekline girmeli. cumhurun vicdani olabilir. fakat bir çok sevkitabiîlermizi. zevke müdahale edemediği gibi. Bu vicdanın nur lan ması. Akıl dayima bir dümendir. cezanın yapacağı şeyi yapabilir. O hâlde bu gibi cürümlerin yegâne müeyyideleri efkârı umumiye. bu vicdanın kuvvetlenmesi kanunun. Çünkü kanunlar tuvalete. içtimaî hayatımız gene mahalle hayatının icap ettirdiği infiratçılıktan kurtulup millet hayatının muhtaç olduğu tesanütçülüğe vasıl olmalıdır. O zaman mektebin heyeti idaresinden olan bir zât tabiiyat muallimlerinden birine hademesiyle bir pusula gönderiyor ve bu pusulada belki lüzumundan fazla amirane bir lisan kullanıyor.

kendisi o işte haksızdı. gayrın kiymtele- . en vazifeşinas bir darülmualümin hocası olduğunu ve müessesenin kendisiyle iftihar edebileceğini söyledi. Bu vaka ferdî iğbirarla içtimaî kıymetlerin karşılaşmasına ve içtimaî mefkurenin hakimiyetine bir misaldir.. tuvaletsiz adam her salona girmediği gibi. dinliyen kulakların çokluğudur !. Bilâterddüt cevap verdi. Cahil adam. Muallim de müracaatin bu şeklini haysiyetşiken bularak ağır bir mukabelede bulunuyor ve arada gayrıkabiliizale bir suyitefehhüm hasıl oluyor. Fakat bir gün mevzuubahs idare adamiyie bir yerde bulunuyorduk. Halbuki millet ahlâkını kazanmış olan seciyeli bir insanın kulağı bu gibi ihtirasların sesini katiyen işitemez. muallimin bahsi geçti. Bir aralık kendisine şu suali sormaktan kendimi alamadım: "Hâlbuki o sizi bir muhavere meslesinden dolayı rencide etmişti* Şahsına karşı bir iğbirar duymuyor musunuz ?!. Aynı sebeple kendisinin hizmetine ve iktidarına da muğber olmak için ne sebep var ?! Tekrar ediyorum ki kendisi Darülmualliminin en iktidarh ve en vazifeşinas bir hocası idi „ . Zannedilirdi ki bu iki zat artık biribirinin hasmıcam olmuştur . Bu samimî itiraf ve bu millî hassasiyet karşısında hürmet duymamak kabil değildi. kirli adam. Efkârı umumiyenin bu sahedeki tecellisi dedi koduculari bellemek ve mütemadiyen hariminden kovarak onları içtimaî hayatın seyr ve tekâmülü üzerinde gayrı müessir bir hâle getirmektir .— 319 - siz bırakılmıştır .. dersinde çok muvaffak olduğunu. „ Şu cevabı vermişti: " Filhakika o vakaadan dolayı son derece muğberim. çünkü dedi koduyu teşvik eden şey. dedi koducu adam. Bütün millet işlerinde aynı zihniyetle hareket etmek ve aynı kafa ile hareket etmiye alıştırmak nefsimize ve nesillere karşı bir terbiye borcudur. Biz bu tesanütçulük mefkuresini şuurlu bir hâle getirirsek dedi koduya karşı en müthiş silâhı elde etmiş oluruz.. Kendisinden bu zatin ehliyeti ve iktidarı hakkında fikir soruldu. Fakat bu iğbirar tamamiyle ferdî bir mahiyettedir.

rmı her vesiyle ile münaksaya koyan muhtekir dahi her salona giremez. Filânın hayatı, filânın şahsî ahlâkî hakkında söz söylemiye başhyan adamın medenî bir muhitte göreceği mukabele pek aşikârdır: " Bu bizi alâkadar etmez i „ derler ve sustururlar. Şu hâlde dedi kodunun mahiyeti ve dedi koducularon ahlâkî seviyesi hakkında gayet vazıh bir fikir sahibi olmak onların faaliyetini ve cesaretini sıfıra yaklaştırmak için en kat'i çaredir. Kanunlarımızı millet kanunları hâline getirmekle beraber ahlâkî terbiyemizde ahlâkî tetrisatımızda muhabbet ve tesanüt umdelerine lüzumu kadar mevki verelim. Unutmuyalım ki muhabbet içtimaî hayatın kanunnudur . Tesanüt ise onun uzvî bir mukabilidir. Ne muhabbet ve ne de tesanüt olmıyan yerde hürriyet yoktur. Hürriyetsiz bir cemiyet bir kabiyle ve aşirettir, fakat bir millet değildir..

Adabı maşeret
Hangi hareketlermiz muaşerete muvafıktır ?! O hareketler ki hayvanın diğer hayvanlarla münasibetinde ki hareketerden uzaktır!.. Çünkü adabı muaşeretin esası, insanlarlaolan münasibetlermizdeki temizlik, güzellik ve hakşinaslıktır. Hangi fiil ki insanlarla münasibetimize ayit olmakla beraber kirlidir, çirkindir ve hakksızday adabı muaşerete muvafık olamaz ... İşte ben bir lise talebesinin adabı muaşeret hakkındaki sualine böyle cevap vermiştim. Bu cevap belki tamamiyle doğru değildir; fakat adabı muaşereti en iyi temyiz eden bir mahiyeti haizdir. O da bu adabın hayvanî, uzvî menşeli olmadığı, tabiî temayüllerin, sevkitabiîlerin basit bir faaliyetinden husule gelmediğidir. Filhakika adabı muaşeret namına yapdiğımiz bütün hareketlerde ve gene o nama kaçındığımız bütün fiillerde sıhhî, ahlâkî, ve bediî bir endişe

— 321 —

hâkimdir. Bir milletin kendi ahlâkî, bediî ve ilmî telâkkisine göre bir insanla diğer insanlarının münasibetini tanzim etmesi... Bence adabı muaşeret budur. Binaenaleyh adab^ muaşeret insanla insan arasında mümkün ve muhtemel olan bin türlü çirkin, gayrı sıhhî, ve haksız temaslar ve münasibetler yerine bilâkis güzel, temiz ve dürüst münasibetler ikamesi demektir. Bu suretle adabı muaşeret insanla insanın münasibetinde ahlâkın, sanatin, ilmin ve fennin müdahalesi demek olur. Muaşeret adabının bu içtimaî mahiyeti bir kere iddia edildikten sonra bu adabın içtimaî vakıalara ayit bazı: hususiyetlerini işaret etmek icap eder: İçtimaî hâdiseleri diğer nevi tabiî hâdiselerden fark ve temyiz eden belli başlı vasıf, afakî bir mahiyeti hayız olmalarıdır. Yani din,, ahlâk ve sanat gibi adabı muaşeret kayidelerinin de haricî mevcudiyeti vardır. Onları tesis eden biz ve bizim ferdî idaremiz değildir; bunlar zamanla muayyen mekânlarda, tarihî zaruretlerle teessüs etmiş ve tekerrür edegeimiş olan içtimaî kiymetlerdir. Milletin lisanını, dinini değiştirmek insanın elinde olmadığı gibi, içtimaî muhitin muaşeret kayidelerini inkâr etmek te kimsenin elinde değildir. Bu kayidelerde yalnız afakîlik vasfı değil, umumîlik hâli dahi vardır. Muaşeret kayideleri aynı muhit ve bünyede olan bütün • insanlar için bilaistisna cari ve hâkimdir. Bu afakîlik ve bu umumîlik neticesi gayrikabilicerh ve mukavemetsuz olmalarıdır. Tabiî kuvvetleri temyiz eden sıfat haricî taarruzlar karşısındaki mukavemetleridir. Taşı, denizi zorlamak tecrübesi dayima bizim zararımızla, aksülamele duçar olmamızla neticelenir. Bunun gibi, muaşeret kayidelerinin ihlâli de muhitimiz tarafından şiddetli bir aksülâmelle neticelenecektir . Bu ihlâle cüret eden adam gerçi dinsiz, ahlâksız ve cahil sıfatlariyle tezyif edilmezse de her hâlde " kaba „ sıfatiyle tavsif edilir . Binaenaleyh ferd içtimaî muhitine intibak etmek zaruretiyle bu kaba sıfatından kaçınmak ve " nazik, terbiyeli „ sıfatlarını kazanmak mecbu-

•- 322 •riyetindedir. Her cemiyetin adabı muaşereti kendine göre •olmak lâzımgelir. Çünkü adabı muaşeretin menşei her cemiyetin " kaba adam „ ve " nazik adam „ fikirlerine verdiği manaya göre değişir . Bu itibar ile kabiyle muaşereti, aşiret muaşereti, millet muaşereti .. diyebiliriz. Adabı muaşeret yalnız cemiyetten cemiyete değil, aynı cemiyetin muhtelif tekâmül devirlerine görede degişecektir.Meselâ cemiyette müspet ilimlerin, iktisadî müessisenin, lâik fikirlerin hâkim oluşuna göre, muaşeret tarzlarının da bir türlü olması iktiza eder . Bunun en açık misali bizim memleketimizdir . Memleketimiz müspet ilimler, büyük iktisat ve :lâiyık devlet medeniyeti olan avrupa medeniyetine giriyor. Adabı muaşeret telâkkilerimizinde değişmesi zarurîdir. Bu esnada mahalle hayatında olduğu gibi vüstayî ve zühtî bir takım kayideler yerine asrî ve dünyevî kayidelerin kabulündeki zarureti takdir etmeliyiz. Bu büyük iktisat devrinde vaktin nakit, temizliğin ancak fen, itikatların ise mutlaka serbes olduğunu bilmeliyiz. Artık gelişi güzel her kese misafir gitmek ve gittiği yerde saatlerce kalmak, istiskal edilince de darılmak ve istediğimiz gibi yemek yimek, ve rastgele her keşi din namına aforoz etmek elimizde değildir... Mevzuubahs olan ihtiyaç, Fransız ve İngiliz terbiyesini kabul veya retetmek değil; zarurî ve küllî bir medeniyetin zarurî ve küllî kayidelerini kabul etmek veya bu medeniyete girmekten vazgeçmektir. Yeni Türkiye garbin iktisadî ve ilmî aynı zamanda lâik ve müsavatçı medeniyetine girmek istedikçe muaşeretinde de şu medeniyetin adabım olduğu gibi kabul etmemek mecburiyetindedir: 1 - Hiç kimseyi tasdi etmemek ve kimseye kendi vaktini israf ettirmemek. 2 - Bütün hayat ve muamelâtta ilmin tatbikatını bilâkaydüşart kabul etmek. 3 - Gayrın itikatlarına hürmet, ve kendi itikatları namına kimseyi taciz etmemek. 4 - Heryerde kadın erkek, zengin fakir, bütün insnalari müsavi muameleye tabi tutmak. Maaşeretin bu esaslar1

— 323 —

beynelmileldir, insanidir. Bunlar üzerinde pazarhketmek yalnız Türklerin değil, asrî olan hiç bir milletin eline değildir!..

Kast zihniyeti
"Kast,, Hindistan'da mevcut bir nevi cemiyettir. Kastat mensup olan bir adam diğer kasttan kız alamaz. Hatta diğer kastın yemeğini yiyemez, ecnebilerle temas edemez. Her kast diğer kastlara karşı muhasim bir vaziyettedir. Hülâsa kast kapalı bir cemiyettir. Kastın benzemediği cemiyetler bugünkü Avrupanın açık ve mütesanit cemiyetleridir. Bu avrupa cemiyetlerinde gördüğümüz şeyler kastlarda gördüğümüz şeylerin temamiyle aksidir. Onun için bir avrupalı zihniyeti gibi bir de kast zihniyeti vardır. Nsfeıl ki bir aşiret ve millet zihniyeti de vardir. Kast zihniyetinin ifade ettiği şey, millî vahdete, millî tesanüde, içtimaî mefkûreciliğe ayit bir dar kafalılıktır. Bu dar kafalılığı, ve kast zihniyetini yalnız Hindistan'daki cemiyetlerin haleti ruhiyesini ifade etmek için değil, asrî cemiyetler içinde bile bazı insanların zihniyetini bildirmek için kullanıyoruz. Kasttan bahsederken Kast zihniyeti dediğimiz gibi, bu insanlardan bahsederken de " bu adamda kast zihniyeti var! „ diyoruz. Hulâsa "kast zihniyeti„ içtimaî hayatımızda bir nevi dar hassasiyetin ve bir nevi dar zekânın alemi olmuştur. Acaba bu zihniyetin amili nedir ? Ruhiyat ilmini içtimaiyat ilmine istinat ettiren alimlere göre her hangi şekilde olursa olsun zihniyet, bir haleti uzviyeden evel bir haleti çtimaiyenin ifadesidir. Dindarlığı, taassubu, milliyet ve insaniyet mefkuresini ve bunlara göre muayyen zihniyetleri vücude getiren, insanların yaradıhşmdaki hususiyetler değil, bw insanların muhtelif hilkat ve istidatta olmalarına rağmen muhitlerinin yani ayile, meslek ve cemiyetlerinin bir ve-

— 324 — tnütebeller olan hayatı, bu hayatın fertler üzerinde yaptığı muayyen tazyiklerdir. Nitekim kastların dar zihniyetinden mes'ul olan bu cemiyetlere mensup insanların kafa tasları değil, belki içtimaî hayatlarının tarzı, içtimaî teşrihleridir. İşte zekâ, namus, vicdan, irade gibi ali melekelerin zuhur ve teşekkülü ancak muhitle, muhitin içtimaî bünyesiyle kabiliizahtır. Tavus kuşunun ayakları kadar kastın da taassubu tabiidir! Fakat bu cemiyetlerin bünyesi bir kere değişmiye başlayınca kast zihniyetide tabiatiyle yumuşar,içtimaî manasiyle dar kafalık azalır.Asrî cemiyetler bu itibarla kastlara en zıt olan cemiyetlerdir. Çünkü bunlarda müsavatçılık hâkimdir, insanla insan arasında fark gözetmemek, bütün insanları aynı hakla mücehhez bilmek asrî cemiyetlerin şanıdır. Halbuki bu cemiyetlerde bile kibarla avam, şehirli ile köylü, memurla amele, elişçisi ile fikir işçisi, siyah ile beyaz farkı yaşamaktadır. Gerçi bunlar hukuata değil, fakat itiyatlarda yaşıyor. Bunun sebebi eski cemiyet kast zihniyetine mütehammil olmıyacak derece inhilâl etmekle beraber bu zihniyeti barındıracak bazı hususî muhitlerin henüz tamamiyle mahvoimamasıdır. Servet gibi, umumî ve millî bir tahilin noksanı gibi bazı sebeplerle kast hâli, vlev artık bir surette, yine yaşamaktadır ... Bu zihniyetle yapılacak mücadelenin mebdei bizzat cemiyeti harekete getirmektir* Elimizde iki mühim vasıta vardır: Biri ordu, diğeri mekteptir. Ordu ile mektep millî kaynaşmanın birinci vasıtasıdır. Fakat terbiyeci için her iki mefhumu bütün genişliğiyle ve içtimaî hayatın zevklerine, heyecanlarına ayit olan bütün müsaadeleriyle düşünmek icap ediyor. Türkiye'ye refah ve saadet verecek mekteplerden ne kast" tedildiğini henüz anlayamadım!.. Mektepten mektebe fark vardır! Evet mektep, fakat on yedinci asırda mektep ile yirminci asırda mektep bir şey midir?! Daha ileriye gidebiliriz: Yirminci asırda her mektep mektep iştiyakımızı, mektep mefkuremizi ifade edebilir mi ?! Bakınız ben alel-

îtlâk Türkiye yeni mekteplere muhtaçtır „ demiyorum; u Türkiye içtimaî hayat icabına göre tesis edilmiş Cumhuriyet mekteplerine ve bu mektepler içerisinde bir teşebbüs ahlâkına yani iş hayatına muhtaçtır.. „ diyorum. Bu muammanın halli için evvelâ bir mimar cumhuriyet mefkuresine bunu kazandıracak içtimaî bir mektep plânını çizmelidir .„

tt

Gösteriş
Belçika, pedagoji noktayı nazarından görülmeğe değer bir memlekettir. Mekteplerinde, teceddütlere dayıma tesadüf etmek mümkündür. 325'ten sonra Bruxelles'de idim. Şehrin usulü tedris itibariyle meşhur olan bîr iptidaisini ziyaret etmiştim. Bu mektebin muallimlerinden biri, elişlerini tedrisata tatbik etmek, dersleri Amerikalıların tabiri veçhile "işleyerek öğrenmek„ usulünü kullanıyordu bu muallim, her veçhle şayanı dikkat bir zatti. Söz arasında BruXelles'de bir sene evvel açılmış olan sergiye dayir bir vakayı hikâye etti; dedi ki: "Geçen sene maarif müfettişlerinden biri mektebimi ziyarete gelmişti; benim elişi tedrisatına merak ettiğimi öğrenmiş. Talebe tarafından hazırlanmış bazı numuneleri istedi. Ve sergiye konulmak üzere bazı numuneler daha hazırlatmamı tavsiye etti,,.. Ben de çocukları çalıştırarak arzu ettiği şeyleri hazırladım. Müfettiş Efendi tekrar gelip numuneleri gördüğü zaman hoşnutsuzluğunu gizlemedi; "ben sizden daha güzel şeyler bekliyordum, bunları sergiye nasıl koyalım ? ! „ dedi ... Ben de : "efendim siz benden çocuk işi istemiştiniz ! Bu yaştaki çocuklar bunu ve bu adarım yapabiliyorlar» Filhakika bunlar sergi için ilmî veya pedagojik mevzular olabilir. Fakat arzu ettiğiniz reklamların yerini tutamazlar, dedim. Ve numuneleri vermedim. Muallimin bu samimiyeti şayanı dikkat idi. Bu vakayı dinlerken bizim

— 326 —

eski tevzii mükâfatlarda ve yeni müsamerelerde çocuklara zorla ezberletilen nutukları ve tiyatro piyeslerini hatırlıyordum !.. Bunlar ne garip, ne cebrî teşebbüslerdir İ Pariste " Butes Chaumont „ civarında bir iptidaî mektebi vardı; " mektepte sanat „ isminde bediî terbiye komitesinin himayesi altında bulunuyordu. Mektebin dıvarlan, bilhassa yemekhanesi yağlı boya çiçek tezyinatiyle örtülmüştür. Burası bir mektep avlusundan ziyade şık ve kibar bir tiyatro dekoruna benziyordu. Aynı şehrin diğer bir mahallesinde ziyaret ettiğim diğer bir mektepte, bediî terbiye namına ne yapıldığını sorduğum zaman : "Efendi mektebin badanası için kâfi tahsisat alalım da tezyinatım sonra düşünürüz! „ demişti. Bunun gibi bizim hayatımızda nice misaller vardır. Hemen bir bina cesametinde kıristal lâvhalar üzerine yazılmış yaldızlı iri yazılar, aynalarla süslenmiş lustura dükkânları, toz ve pislik içinde olmasına rağmen bu kabil tezyinatı bir türlü ihmal edemiyen lokantalar, gazinolar... Bunlar hep aynı gösteriş ve yaldızcılık kafasiyle yapılan şeylerdir. Şu hâlde hayatta ihtiyaç için yapılan ile gösteriş için yapıla» vardır. Samimî gibi cali de var, çok kerre bu cali, samimînin ve hakikînin yerini çalıyor!. Bu sırıtkan eşya, nezaketinin değil, arsızlığın eseridir. Bu, süslenmek ve güzelleşmek ihtiyacından ziyade lâubalileşmek ve zevkçe çıldırmak hâdisesine bağlanabilir. Eşyamızda, ticaretimizde, senayiimizde gördüğümüz bu riyayı, bu tereddi ve ölüm hassasını bizzat sanatimizin tarihinde bulmak mümkündür: Fatihin camiinden gelen, ikinci Beyazit Camisinin o ebedî eserinden geçen nihayet Yeni Camide "mertebeyi kusva» sini bulan türk mimarlığı, Üçüncü Ahmet devrinde çıldırmıştı. Babı Hümayun önündeki çeşmeve daha o devrin diğer çeşmeleri, bu sarhoşluğu» abideleridir!. Türk bu kadar sefih ve bu kadar hayasız, bir mimariyi bütün tarihinde görmemiştir.

Durkheim " İntihar. Yani cemiyet şarlatan ile ciddiyi. ilim simsarlığı yapmak . Bence bu şartların başlicası hakikî «vasıflar. samimî ve hakikî hayatın düşmanlarıdır. . bu sahte vakarların içtimaî tetkikini yapabilir. Bilâkis. Olduğundan fazla dindar görünmek. saçakta. cümleyi asabiyenin bir icabı ve hususiyeti midir ? Bence her içtimaî hâdise de olduğu gibi bunda da ferdin hissesini ayırmalı. Riya da.. Kemerde. bunlar da her riyakârlık gibi.. . . Bir sual: bu riya. alim ile cahili. bir kalfanın •şahsî temayülü eseri olsun . mukayese. yaşayış için de böyledir.. sütunda. samimî ile riyakarı. Bunlar da bir nevi riyakârlık. " İçtimaî iş bölümü „ ve " Dinî hayatın ilk suretleri „ hakkında içtimaî tetkikler yaptı. bu sahte kerametfüruşluğun menşei acaba ferdî bir temayül. Riya da tassup veya mübalâtsizhk gibi içtimaî hâdiselerden biridir. bir Üçüncü Ahmet devrinin sanatinde görülen çılgınlık bir mimarın. türk zevkine yabancı idiler !. fevkalâde gösteriş merakı da içtimaî hayatın imkânları ve zaruretleriyle izah edilebilir. Onlar da bugün türk mimarisi namına Lehistan sanayi sergisinde sivri kemerli bir kapı üzerine bir çiçek sovanı oturtan Leh kalfaları gibi.. samimî küvetler hakkında cemiyetin henüz vazıh. ilim. ve istikra usulüne v •müracaat etmeksizin riya psikolojisinin mantıkî şartlarını tahmin edemez miyiz ? . hem de hâli hazırda tereddi eden zevkler vardır. fiiliyatiyle kabul etmediği ahlâk umdelerini fikriyatla müdafaa etmek. fakat hiç zanetmiyorum ve kabul edemiyorum ki. yalnız zevk için değil. Fakat teşebbüs güç • e yorucudur. asrî adamla müstehase adamı tefrik edemediği bir zamanda21 . Bu. Hülâsa hem tarihte tereddi etmiş devirler.Ondan sonra gelen bütün mimarlar sanki şeytanî bir muhayyilenin kulu idiler!. çirkinliğin. kubbede. Acaba tetkik. Bir içtimaiyatçı da bu görünmek merakının. tezyinatta anarşinin bütün tecrübelerini yaptılar. ahlâk. snuayyen ve kafi fikirleri olmamasıdır. soysusluğûn. riyacı eserleri izah eden riyacı devirler vardır.

hemşiresini. Siz düşünüyorsunuz. Parodi'nin dediği gibi "Honnete homme. Gayzm mantıki Muhatabınız diyor ki : " ahlâk sukut etti. Evet oluyor. Hakikî seciyeler yerine yalancıları teşekkül ediyor. intiharlar çoğalıyor ve muhtelif şekillerde oluyor. hakikî mataları temyiz „ . Cemiyetler böyle adam mefkurelerini değiştirdikçe seciyelerin teşekkülünde bir çok zararlı tecrübeler oluyor. ihtikârdan kurtarmanın başka vasıtası yoktur ! . Asrî adam ise. fakat bütün bu vukuat ahlâkın sukut ettiğine ilmen delâlet eder mi etmez mi ? . fakat bir kerre maziye bakalım. cinayetler. hülâsa bütün vasıtalarla temin etmektir. ruh âleminde de sahte mataları teşhir. . ilmin. babasını. içtimaiyatın size temin edebildiği bir selâhiyetle ve meseleyi afakî bir tarzda mütalâa ederek diyorsunuz ki: " kerçi cemiyette büyük bir buhran var. . içtimaî hayatı. Bu suretle gösteriş. tenkitle. .. Filvaki milletler büyük devirler nihayetinde " adam „ mefhumlarını değiştirirler: Rönesansm adam mefkuresi ne eski hakim. dersle. iş ve kıymet yerine geçiyor! Bu sahte hayattan kurtulmak için yegâne çare " eski ve müstehase adam „ fikriyle mücadele. edebiyatla. sokaklarda kadınlara tecavüz. bu fikrin hürriyetini. Hayır. evvelâ muhatabınızın dediği vukuat oluyor mu ? .'dur. Bu. mazide ferdin . felsefe ile.. „ . ne de Kurunu Vüstanın dindarıdır. her yerde işüişret.- 328 - dır ki bu nevi " seciye yalanları „ zuhur ediyor ve muhite kendisini besletebilir! . tamamiyetini. Aynı adam on sekizinci asırda " faziletkâr ve hassas „ sifatleriyle tecelli ediyor. " Ticaret âleminde olduğu gibi. karısını öldürenler ! . büsbütün başka vasıfları hayizdir. " yeni ve asrî adam „ fi rine mümkün olduğu kadar vuzuh vermek.

. Bunlar da hep ahlâk mevzular imidir ? ! . .. bu günkü hürriyetin ve bu günkü kudsiyetinin derecesi nedir ?. Bir diğeriyle medeniyet mübahasesine girişiyorsunuz. gençlerin her yerde maruz kaldığı tecavüzlerin şekline bakalım. sukutu ahlâk müthiştir! Ben de bu memleketin öz evladı. fakat bazı şartlarla: " Avrupa medeniyetinin eyi taraflarını almak.. „ Nihayet kâinatı hep kanlı gören bu bedbinle münakaşadan vaz geçiyor. Bütün bu suallerin cevaplarını afakî bir surette veriyorsunuz ve münakaşanıza mevcut ve muayyen sedalarla devam etmek istiyorsunuz. fakat muhatabınız aynı noktaya geliyor ve diyor ki: " Avrupa medeniyeti sahtedir ! Şarkın kendine mahsus bir medeniyeti vardır. ve susuyorsunuz. fena taraflarını bırakmak ! „ . değil mi ? „ Muhatabınız Aavrupahlaşmak aleyhindedir. Siz diyorsunuz ki: " aman ne güzel şey. Bunsuz. Siz bu lüzumu ispata çalışlyorsunnz.— 329 — tabi olduğu gayrı insanî kayıtların derecesine.. Memleket müthiş bir uçuruma sürükleniyor ! . Diğer bir muhatabınız Avrupalılaşmak taraftarıdır. bu medeniyetsiz yaşanmıyacağını ispat ediyorsunuz.. baloya gitmek veya gitmemek. Hep bunları tetkik ve mukayese ettikten sonra hükhmedebiliriz ki memlekette ahlâk sukut etmiş veya etmemiştir. • Fakat beyhude zahmet! Çünkü muhatabınız İsrar ediyor. . bir vatanperveri değil miyim ?! Size o selâhiyet ve bu hisle tekrar ediyorum ki: heyeti içtimaiyemizin vaziyeti vahimdir!. mazide çocukların. siz ne söylerseniz o yine aynı şeyi tekrar ediyor : " hayır..... Siz kendi kendinize yegane tedbir olarak " Avrupalılık nedir ? Avrupalılaşmak nedir ? Biz ne için Avrupahlaşmallyız ? Biz nasıl Avrupahlaşırız ? . gezmek. " Avrupalılaşmak lâzım mı. Nafile! Muhatabınız hep sözlerinizi cerhe çalışıyor.. Nihayet meyus görünüyorsunuz . Mazide fert bir derece hür ve muhterem idi. şu şekil veya kıyafette sokağa çıkmak. içmek. fakat şunun bir de tatbikatını gösterseniz ! „ . Sonra yine ilâve ediyorsunuz ki: ahlâktan kastınız nedir ? Yemek. . hayır.

hürriyet. taşkınlıkları. . . asrî irfan. Bazan yüksek perdeden takdir de ederken bazan da alelade tezyif ediyor. Nihayet siz şaşırıyorsunuz ve münakaşadan vaz geçip soruyorsunuz.Muhatabınız tatbikatını gösteriyor : Avrupa medeniyeitni alacaksınız fakat israfları. Muhatabınız size ta bidayetten.. muaşeretine karışılacak !. his ve ihtirastır. bunun için zabita kuvvetine selâhiyet verilecek. o derecede ki sanki olmasa da olurdu !. Beyhude zahmet! Çünkü bütün münakaşaların umumî neticesi ya medeniyeti istipdatla birlikte kabul etmek ve yahut hiç bir şey kabul etmemek!. sefahetleri. bermütad EnVer ve Cemal Paşalar birer klişe gibi geçip gidiyorlar. Diyorsunuz ki: " bu nasıl şey ? ! Medeniyeti bir hürriyettir diye alırken bir okadar da istipdat mı getirelim ? ! „ . iktisadî teşkilât davasıdır. Hülâsa bir diğeri tenzilât yapa yapa Türk halaskarını da alelade bir mümessil. bütün bu muhakeme ve münakaşaları idare eden yegane kuvvet.. Muhatabınız eski hükümet nazırı ise " ben bunları filân tarihte tatbika başlamıştım ! „ diyor. Millet Meclisinin teessüsü. coşkunlukları girmiyecek. saltanatın ilgası Cumhuriyetin ilânı muhatabınız her birinin etrafında dudak büküyor. Nihayet Arabistan ve Kafkasya seferlerini sayıp döküyor. En nihayet mütareke ve işgal hâdiseleri . Eğer aynı zat kıskanç bîr komiteci ise „ bu neticeler zaten bizim eserimizdir ! „ diyor.„ diyor. dolaşıyor.. Şimdi bütün bu muhakemeve münakaşaları idare eden kuvvet nedir ? Akıl ve ilim melekesi ve hakikat hissi midir ? . Muhatap mütekait bir sefir ise " ben bu istikbali İspanya'da iken sezmiştim ! „ diyor. harekâtına. kuru bir hayal hâline getiriyor. Hayır. . Harekâtı MiUiyenin tarihi. Harbi Umuminin ilânından başlıyor : " hata ! „ diyor. herkesin kıyafetine. Eğer mutaassıp bir dindar ise: "jyokdan hiç bir şey var olmaz ki devlet halkedilsin !. Nihayet Türklerin mukaddes ve ebedî davasını açıyorsunuz: Bu dava istiklâl. seyrüseferine..

tarihî hakikatler. gayzın kendisidir. Filhakika hissin mantığını aklın mantığından ayıran asıl fark. inkılâptan. bir his mantığıdır. hissin mantığında hükmün evvelden verilmiş olmasıdır. teyidi ve müdafaası içindir. mutedil ve vatanperverane renklerle boyansın.. yoksa kendi hakikâtini zorla bana kabul mü ettirmek istiyor ? „. ihtirasın zebunu bir bedbahttır! Bu adamın yapmak istediğine ilme. dediğimiz şeyler İttihatçılar.— 331 _ Muhatabınızın aradığı şey.. sema gib. Muhatabınız " acaba hakikat nedir ? „ diye etrafını araştırmıyor. Ancak bu sualin cevabını verdikten sonradır ki işe başlıyabilirsiniz. terbiye ve mektep adamları için varit olan şu sualin cevabı verilmesi lâzım geliyor: a muhatabım bir akü mantığı mı yapıyor. medeniyyetten. ezelî tekevvünün merhaleleridir. Muhatabınızın gayesi zekâsının sıhhat ve katiyetle istimali değil. bir his mantığı mı ? Ve muhatabım benimle beraber hakikat aramıya mı çıkıyor. mugalâtalar o hissin teşhiri. Bütün o muhakemeler. bir ihtirasın teşriidir. sadece tenzilâttır! Hürriyyetten. akıl mantıkında hükümlerin muhakemelerden sonra verilmesi. siyaset. Hakikati hâlde bu adamların yalnız bir gayzı vardır. dünyanın yuvarlak olması gibi ispat ve kabul edile- . aynı şeydir. Çünkü ahlâk medeniyet. tezahürü ve ispâh değildir. bir akıl mantığı değil. Onun için muhatabınızın kullandığı mantık. değilml ki neticesi inkılâptan tenzilâtdir. bu ihtirasının sadece masuniyetidir. Bu gayz istediği kadar makul. medeniyetin fenalıklarından Türk halaskarlarının menfi rolünden bahseden adam hakikati hâlde hakikat aşikı bir mütefekkir değil. dinîler veya gayrı dinîler tarafından ihtira edilmiş klişeler değil. " benim olan bu heyecanı. fakat bu hissesinin. asrîlik. Güneş gibi. yeni bir hakikatin keşfi. O ahlâkın sukutundan. ne de hakikate hizmettir. sadece bir hissin telkini. O hâlde münakaşa mevkiinde olan bütün idare. bü ihtirası nasıl teyit edeyim ? „ diye çalışıyor !. Ve bu gayz inkılâba müteveccihtir. tenzilât!. îttilâfçilar.

ihtiraslar bir fikir ve muhakeme ile tadil ve tağyir edilebilecek kadar sathî mevcutlar değildirler. Binaenaley inkilâbı tehdit eden herşey. cumhuriyet ve asrîlik mantıkiyle meşbu yeni nesli doğrudan doğruya vücude getirmektir. fakat bu neticeyi bizzat kendi yaratıcı faaliyetyile istihsal etmektir. ikincisi zekâsı hürriyet. İlim. Fakat inkâr için batıl bir itikat gibi tefekküre müdahale eden hissî bir amil mevcut olmalıdır. inkilâptan tenzilât yapan herşey inkılâbın bizzat düşmanı sayılmalıdır. İnkılâbı doğuran içtimaî iradedir. asrî ve dünyevî bir irfan umdelerinin hürriyet ve tamamiyetlerini bütün müessiselerde temin etmektir.- 332 - bilir. İçtimaî iradenin mantığı da içtimaî bir mantıktır. cumhuriyet. Diğer cihetten bir inkılâp kuru ve mücerret bir mantığın neticesi değildir. Münakaşaya dahil olan bir inkılâp intihara mecburdur. ret ve inkârda edilebilir. Binaenaleyh akıl ve muhakeme tarikiyle İslahlarına imkân yoktur. itidal kisvesi içinde ki inkılâp gayzını katiyetle teşhis edelim. hürriyet. Bunun için. Biri inkılâba hadim içtimaî teşkilât. . Binaenaleyh iki fikir adamı arasında bu hakikatlerin münakaşası bu mahiyette olamaz. diğeri inkılâba göre bir terbiye ve tedrisdir. mani olan bütün madî veya manevî neviden engelleri kaldırmak lâzımdır. Bunlar kökleri itiyatlarda. . sıfırdır !. Bunlar haicinde istinatgah ve kuvvet aramak dalâlettir. Bence hiç. Fakat bütün bu münakaşaların hayat için amelî fayidesi nedir ? . İçtimaî iradenin mantığı selâmet ve seadetini mücerredata terki nefs etmek değil. ruhun gayrı meşur nahiyetlerinde olan haletlerdir ve çok kere marazı şekilde tecelli ederler 2. Bir inkılâp kendini münakaşa ede ede tessüs edemez. hakikat. münakaşa olsa olsa akim tenvir edemediği karanlık noktalar üzerinde yapılabilir. Bu da iki suretle: bir kere " istiklâl. hak. Çünkü bu gibi hisler.. Bir inkılâp kendini yiyen ve yutmak istiyen bütün şeytanî kuvvetleri mahvederek inkişaf edebilir. istiklâl. İşte her devirde inkılâpçıların istinatgahı yalnız bu iki şeydir.

Tezyif âcizlerin içkisidir
Arkadaşlarımdan biri bir gün " döşeme mevzuubahs olunca medeniyet parkedir „ demişti. Bu söz benim zihnimde yer etmiştir. Yine zihnimde yer eden vakalardan biri de bir Alman kadınının İstanbul'da bir evde tahta kurularına karşı açtığı mücadeledir. Bu kadın vatanında ve şehirinde mevcut ve malûm olmıyan bu fena kokolu haşaratın döşeme altından ve tavan üzerinden döküldüğünü görünce dayanamamış, kollarını sıvamış, başına bez sarmış, sabaha kadar deliği deşiği gazlamıştı. Bir Avrupalının tahta kurularına karşı açtığı bu on iki saatlik kanlı mücadelenin hatırası bende çok kuvetlidir . . . Ben şerefli adam hatırasında temiz derili bir insan bulurum. Bendeki duygulu adam hayalinde şık bir insan gizlidir. Ne temizliği, ne şıklığı, ne de parkeyi medeniyetten, hür ve temiz yaşamak iradesinden ayıramam. Fakat bir gün Zeynep Hanım konağının bahçesindeki ballı babalarla aylandoz ağaçlarım yoldurduğum zaman " zalim, meyva ağaçlarını kestirdi! „ dediler. Yine bir gün Yıldız, Sarayın'da, çürümüye mahkûm elli bin cilt kitabı taş bir binaya yerleşdirttiğim zaman " kütüphane değil, anbar yaptı! „ dediler. Yine bir gün altı mermer, üstü çini, dıvarları kârgir her tarafı aydınlık ve temiz bir eczacı ve dişçi mektebi hazırlattığım zaman "mektebi ahıra soktu! „ dediler. Yine bir gün kolundan kurşunla vurulmuş Darülfünun gencinin " bu, haksızlığı tecviz edermisiniz ? „ sualine karşı hayır oğlum ben haksızlığı tecviz etmem didiğim zaman, bak Darülfünun Eemini talebeyi ihtilâle teşvik ediyor ! dediler. Yine bir gün zevki bediî sahibi bir arkaaşm hediye ettiği al renkli bir ipek mendili ceketimin yan cebine koyduğum zaman " bu nedir, neye delâlet eder ? ! „ dedüer... Şimdi bütün bu memnuniyetsizliklerin ve bütün bu hü-

— 334 —

cumların sebebini soran genç muharrir ! Türk milletinin İstiklâl ve hüriyetini iade edenler de dahi dahil olduğu hâlde tarihte tek bir adam göster ki bütün ammenin muhabbetine mazhar olmuş olsun! Yine bana tek bir müessise göster ki eyilik ve güzellik numunesi olarak hatırası müebbet kalsın.. Tezyif âcizlerin içkisidir. Bir müddet için başı döndürür. İşte yavrum ben hasta değilim, onlar sarhoşturlar. .

İçtimaî mesleklerin adisi olur mu?
Bundan on iki esne evvl hususî bir mektebin salununda sanayi mektepleri ve sanayi tedrisatı hakkmta umumî bir konferans veriyordum. Bu konferansta işçinin içtimaî mevkiinden, işin şeref ve haysiyetinden bir hayli bahsettim. Konferans bitince Mektebi Sanayi elbisesini taşıyan iki, üç genç yanıma yaklaştı ; " size bazı şeyler söylemek istiyoruz „ dediler. Bu gençlerle bir müddet konuştuk. İtiraf ettiler ki o güne kadar sanayiin manevî hayatla, bir cemiyetin şeref ve istiklâliyle münasibetine, işçinin içtimaî mevkiine, işin millî hayattaki yaratıcı kudretine dayir tek süz işitmemiştiierdir... Yine bu gençler dediler ki " biz son sınıf talebesiyiz, yesîmizden hemen hemen mektebimizi terketmek üzereydik.Çünkü cemiyet içinde kendimize bir mevki bulamıyorduk. Fakat sizin sözleriniz bizi çok sarstı, gözlerimin önünde mesleğimiz için yeni bir ufuk açıldı. Şimdi biz ne yapmalıyız ? Özlediğimiz gayelere nasıl irişmeliyiz ? . . . „ . Bu gençlere ilk tavsiyem, ne olursa olsun mekteplerini terketmemeleri oldu. Filvaki şahadetnamelerini aldıktan sonra her biri bir suretle, tahsillerinde devam ettiler. Bunlardan biri İsviçre'de elektrik mühendisliği tahsilinin bütün derecelerini ve sitajlarım gördükten sonra memlekete avdet etti.

Eİyem Vekâletlerden birinin heyeti f emayesinde azadır. Zannederim ki bu, Türkiye'de çalışan genç mühendislerin en kuvetlilerinden biridir. Şu gençlerin ruhuna bedbinliği yerleştiren mekteptir denilemez. Bir mektep kendi gayeleri aleyhine nasıl çevrilebilir ?! Gerçi sanayi mekteplerinin bu itibar ile lüzumu kadar mefkureci olduğunu da kabul •edemiyorum. Türkiye'de mevcut sanayi mekteplerinin bir kısmını reyelayn gördüm ve etraflıca tetkik ettim. Bu eylerde genç işçilerin içtimaî duygularım, meslekî aşkını besliyecek ne ahlâkî bir tesanüt teşkilâtına ne de bediî bir ayine, hatta ne de mesleğin kudsî duygularını temsil edecek bir armaya, bir remze tesadüf edemedim!.. istanbul Mektebi Sanayiini bundan on sene evvel mükerreren ziyaret ettiğimiz zaman bu cinsten olarak bütün gördüğüm varlık - hatırımda kalan doğru ise - demirhanenin kapısı üzerine asılmış olan bir sanayi armasından ibaretti. Bu arma da merhum Ebüzziya Tevfi'ğin müdürlük zamanına ayit bulunuyordu. Remizler, armalar, bayraklar, ayinler, zümrevî duyguların madî tecellileridir. Bunlar bir müssisenin hayatında zuhur etmemiş ise bizzat duygularının henüz canlanmamış, küvetle memiş olduğunu kabul etmemek lâzım gelir. Acaba bizde sanayi mektepleri Türk sanayiinin asrîleşmesi ihtiyaçlariyle tesis edilmiş hakikî tekâmül müessiseleri midr ? .. Bu sualin cevabını ancak ilk müssiselerinin iradesinde bulmak mümküdür .... Bizde sanayi mektepleri her hangi bir gaye ile tesis edilmiş olurlarsa olsunlar, bir kerre tessüs ettikten sonra acaba asrî ihtiyaçlara tekabül etmişler midir ? Bunun cevabını da ancak mezunlarının cemiyet içindeki muvaffakiyetleri tayin edebilir. Her hâlde benim bildiğim mühim bir hakikat varsa o da şudur: Bütün inkılâplara rağmen, halkın dememeli, bir nevi güzidelerin demeli - tahteşşuurunda yaşıyan sanayi düşmanı bir takım yanlış itikatlar, hurafeler vardır. Demircilik, marangozluk, taşçılık... bütün bunlr o itikatlar

— 336 — nazarında adi, sefil ve hasis işler gibi görülmektedir. Muhitin bir kısmı bu menfi ve düşman hükümlerle, meşbu bir hâldedir. Fransa'da Jules Ferry umumî, meccani ve lâyık bir devlet maarifinin temellerini kurarken mekteplere tarih, coğrafya dersleriyle birlikte marangozluk, demircilik, çamur.. dsrslerinin de girmesini istiyordu. " Ancak o zaman Fransız mekteplerine millet mektebi diyebilirim „ diyordu... Hayatımızın haricî düşmanlarını hep attık. Fakat hayatımızın dahilî düşmanlariyle mücadeleden vazgeçmemeliyiz, işçiyi, işi, iş mektebini, iş mefkuresini tenzil eden, tezlil eden her şey kendine mahsus silâhlarla iş cemiyeti tarafından mahvedilmelidir. Zaten demokrat olad Türk halkının iktisadî müessiselerine karşı çevrilen hakaret ve istihfaf nazarları körletilmelidir. Bunun için takip edeceğimiz terbiye siyaseti gayet basittir : Her şeyden evvel iş ruhunu ve iş dehasını besliyen mektepleri maddî ve amelî oldukları kadar, hatta olduklarından daha ziyade menevî ve harsî müessiseler hâline getirmek, sanatkâra yalnız meslekî tekniklere değil, manevî kıymetleriyle de aşılmak.. Bazı dersler, konferanslar, ilmî, ahlâkî, millî vesilelerle yapılan dahilî içtimalar, bediî ayinler, bütün bunlar vasıtasiyle genç Türk işçisinin ruhunda aynı zamanda millî, meslekî ve insanî mefkureyi tesis etmek, sonra Türk işçisini hiç bir sınlf farkı düşünmeksizin vatandaş mevkiine, zeki, vakur, temiz, hatta şık bir vatandaş hâline getirmek. Cuma günü şehirde gezerken diğerlerinden medeniyet, zekâ ve şeref itibariyle hiç bir suretle ayırt edilemiyen bir vatandaş yetiştirmek. Sanayi mekteplerini misal verdim. Çünkü bunlar en ey i tanınmış olan meslek müessiseler dir. Bugün bu mülâhazaları dıvarcılara, nakkaşlara, garsonlara, şoförlere, dülgerlere tatbik etmek neden cayiz ve mümkün olmasın ?. Bunlardan hiç biri avukatlıktan, şairlikten, diplomatlıktan daha aşağı, daha kıymetsiz faaliyetler değildir. Hepsi ma-

demki içtimaî mesleklerdir, içtima! mesleklerin adisi, bayağısı yoktur. İnsanları eli çekiç ve orak tuttuğu için içtimaî haklarından mahrum eden, örs ve önlüğü tahkir eden devir mazide gömülüdür. İçtimaî bîr mesleğin kötüsü olmaz. Meslekdaşlar arasında fenaları bulunabilir. Fakat bu kabahat ferdindir. Türk inkilâbinm müsavat ve adalet temelleri üzerinde yeni işçinin terbiye binasını kurmak için dikkat edilecek mühim nokta bu binanın yalnız ilim ve teknik harciyle yapılması değil, mefkure ve heycanla da işlenmesidir...

îstirap çekenler için
Bundan üç sene evvel Tıp Fakültesinin teşrihhanesini ziyaret ediyordum. Şimdi Darülfünun Emini elan Nurettin B. beni teşrihhanenin içinden, içinden kol ve bacak fırlayan ölü havuzlan arasından geçirerek üzerinde yine kol ve bacak parçaları dolu bir masanın başında çalışmakta olan sarıca benizli bir zatin yanına götürdü: — Teşrih muallimi İsmail Hakkı B. ... dedi. Ben İsmail Hakkı Beyi ilk defa orada, teşrihhanede tanıdım. O tarihten sonra İsmail Hakkı Beyin en samimî bir dostu olmuştum. İsmail Hakkı Beyi burada tavsif edecek değilim. Yalnız pek şayanı dikkat bir iki vasfını söylemek istiyorum. Bu adamda büyük bir sükûnet ve tevazu içine gömülmüş büyük bir nefsine itimat hassası vardı. Bu hassa onu zannederim ki teşrihi malûmatı en büyük dikkat ve kat'iyetle zabt ve tasarruf edebilen bir insan kudretine mazhar etmişti. İsmail Hakkı B. aynı zamanda itimat ettiği bu nefsinden büsbütün feragat etmek hassasını da taşıyordu. Bu hassa da onu bir teşrih muallimi vaziyetinden çıkarıp büyük bir vatanperverin marazı derecede şidetli hasasiyetiyle yaşatıyordu. İşte böyle tanıdığım teşrih muallim ile son defa An-

— 338 — kara'ya giderken Çamhca'da büyük fıstık ağacının altında diğer Darülfünun arkadaşlariyle birlikte görüşmüştük. On beş gün sonra istanbul'a avdet edip te memnun olacağı bir haberi kendisine vermek istediğimiz zaman öldüğünü haber aldık... Garessiz ve hesapsızca sevilen .bir adamın ölümü ne olduğunu ancak bu acı tecrübeyi yapanlar bilir ... Fakat daha acıklı bir şey: bu hep kendisine itimat eden fakat hep kendisinden başkaları için çalışan adamın haksız ölümüyle beraber yetim kalan çocukları idi. Bu çocuklar için Darülfünun hasasiyetîni gösterdi. Yetimlerin himayesini Maarif Vekilinden ehmiyetle rica etti. Türkiye'de kim bilir kaç mektep hocası için aynı akıbet mukadderdir. Kadavra, mikrop, kesik kol, bacak arasında geçen iztiraph bir hayat günün birinde de apansız ve saygısız bir ölüm, arkasından yıkılan bir ayile, ve bu ayilenin mükâfat namına iztiraba kavuşan fertleri.. Bu meşum akıbetten mesul olan kim dir? Ölen mi ? ! O teşrih öğretmiş, teşrih öğretmiş, " git dinlen, öleceksin!..,, dedikleri zamanda "bırakınız teşrihhanemde öleyim ?!„ demiş ve ölmüş.. Kabahat, para biriktirmemesi mi? Para sahibi olmaması bir kabahat im ?.. Kabahat ölümde mi ? Fakat o ezelî bir şeamet yahut bir seadettir. Onun hesabı, mantığı, hele hiç bir adaleti yoktur ki... Yine kabahat kimde, çocuklarında mı ? . . Belki onlarda olacaktı... Eğer tahsillerini bitirmiş, tekmil etmiş olsalardı. Fakat hayır, bunlarda henüz çocuk . . . O hâlde kabahat hükümette mi ?! Fakat bu uzvun da muayyen faaliyetleri vardır, hükümet bütün felâketleri tamir eden mutlak bir adalet müessisesi midir ?.. Şu veya bu yetimi himaye etsin, bütün Türk yetimlerini nasıl kurtaracak ?.. Bu zümrede nihayet bütçesiyle mukayyettir. Görüyorsunuz ki bileğinin kuvveti ile yaşıyan ve ayile denilen müessisenin cayiz değil. Bir ana ölümü her saadeti ölümü her istikbale nihayet veriyor... ve gözünün nuru kuvvetine inanmak bozuyor, bir baba Namusluca yaşman

— 339 — ferdî bir hayat adama dayima servet temin etmiyor. O zaman tek müessise, tek istinatgah kalıyor. Biz öldükten sonra çocuklarımızı teslim edebileceğimiz tek zümre... Bu şüphesiz meslektir. Bu meslek ki biz onun haysiyetinin, şerefinin bir parçası, .varlığının bir zerresiyiz. O, yıkılan ve bu dünyadan giden meslekdaşlann çocuklarını maddî, manevî himaye etmekle mükelleftir. Yazık hocalık gibi meslekî tesanüdün icaplarını sonuna kadar götüremiyen, babalarını daha diri iken ölülerin yanma sokan, öldükten sonra da çocuklarını parasız pulsuz bırakan, yetimlere kucağını açamıyan mesleklere... Bu meslekler bizi niçin bu tehlikiye atıyorlar?!-

Tasarruf fikrinin ahlâkî mahiyeti
Geçenlerde Galatasaray Lisesinde yapılan tasarzuf sandığı teşkilâtı mühim bir vaka olarak gazetelere aksetti. Bu telâkki çok tabiîdir. Ancak bu mektep tarafından gösterilen örneğin diğerleri tarafından ne suretle kabul edildiğini bilmiyoruz. Böyle bir teşkilât sade fikirle ve sözle takdir edilecek her hangi eyi bir şey midir, yoksa ehemiyeti büyük olan bir teşebbüs müdür?..Bu bapta herkesin ne düşündüğünü bilmiyorum. Yalnız bildiğim bir cihet varsa o da bazı memleketlerde ciddi ve sağlam, taşkilâta malik olan bu tasarruf teşebbüsünün henüz mekteplerimize girmediğidir. Tasarrufun bu büyük ehmiyeti ne olabilir ? Bunu takdir etmek için her şeyden evvel tasarruf vakasının ferdin çalışması ve ferdin kazanması ile değil, cemiyetin idaresi ve iktisadı ile münasibetini düşünmek mecburiyetindeyiz. Bizim kafamızda tasarruf fikri bu geniş cemiyet çerçevesi içine yerleşmiş bir fikir değildir Hep israftan kaçınmak, paramızı eyi idare ötmek isteriz ; fakat hemen dayima bir endişe ile : ferdî menfaat. Fakat fertleri tasarruf eden bir

pansiyonun sahibi olan kadındı. Tasarruf fikrini " medenî ihtiyaçlara karşı susmak. Fransız mektebine girildiği zaman bu millî itiyadın mektep teşkilâtını bulmak mümkündür. idareye teşvik edilirdi. işte bir vaka : Paris'te bulunduğum sırada Auteuil semtinde Boulevard £xelmans'ta bir Fransiz ayilesinin pansiyoneri idim. Bu teşkilâtın ferdî kazanç neticesini gözlemiyerek içtimaî tesanüd neticesine varması büsbütün ahlâkî bir mahiyet gös- . bu pek bedihîdir. iktisadî rekabet ve hayat mübarezesi olduğu hâlde parayı israf eden bir millet parasını idare eden bir milletle müsavi olamaz. Her talebe meselâ pazartesi günü getireceği bir miktar parayı sınıfın mürebbisine verecek mukabilinde lâzım gelen kayıt yapılacaktır.. Şu hâide Türk çocuğu bu itiyatları işliyen bir muhit içinde yetişmelidir. Kutunun içerisine üç kibriti koyan. Benim gördüğüm ve tanıdığım bütün Fransızların seciyesi bu itiyatla yoğrulmuştur. Hizmetçiden kibrit isterdik. iptidaî ve kısır bir hayat yaşamak. Fransa birinci derecede tasarrufçu bir memlekettir. Her defasında hizmetçi bir kutu kibrit ile gelir. Çocuklar mütemadiyen tasarrufa. „ manasında almamalıdır. Bence salim ve hakiki bir tasarruf muayyen bir hars ve muayyen bir medeniyet taşıyan içtimaî adamın müsmir ihtimaller karşısında müsmir olmıyan ihtimalleri terketmesidir. Tasarrufun zekâsı izah edilirdi. fakat içinden yalnız üç tane kiprit çıkarırdı. kendini mahrum etmek. Her cumartesi günü Sein Darülmuallimini tatbikat mektebinin müdürü tarafından teneffüs bitip sınıflara girileceği sırada gayet açık. Fransız mekteplerinde " Caisse d'6pargne „ denilen tasarruf teşkilâtı vardır. gayet kat'i ve kısa bir nutuk söylenirdi.- 340 — cemiyette fertleri tasarruf etmiyen bir cemiyet müsavi midir? Cemiyetler arasında harp. Alman para emniyet sandığına gidip yatacak ve çocuk mektepten çıkdığı zaman eline fayiziyle birlikte ve ihmal edilem'yecek olan bir yekûn geçecektir.

. ne de içtimaî bir hayır yoktur. hakkındaki eserinin bir tercümesini okudum. Butun kabahatleri babalarının. Tür çocuğunu parasının kıymetini bilen ve fazlaları muhtaç vatandaşların hayatına.terir. Tercümenin sahibi. Yalnız şiddetle itiraz edebileceğim nokta Türkçe olmiyan terkipleriydi. Cemiyetlerin vicdanı artık " para benim değil mi ? İstersem sokağa atarım ! . Ben de öyle demiştim. mektebin işidir.'Ierin israfına tahammül edemez bir hâle gelmiştir. Mektep tarihimizde Hilâliahmer Cemiyettnin vücude getirdiği meccani gıda teşkilâtı kadar insanî ve onun kadar ahlâkî bir teşebbüs hatirhyamıyorum. . O da " Cemler ve terkipler Türkçe olsun. „ tarzında düşünen " sahibi iradet! . muvaffakiyetine sarfetmek kudretini taşıyan reşitler hâline getirmelidir.. Sarfiyatın da ahlâkî bir hududu vardır. Ve bu bakanların hiç bir kabahatlari yoktur. içmekte. hür bir cemiyet hâline girmek mümkündür. Tahakküm var mı ? Bu hafta Hippolyte Taine'in "sanat tarihi. hem Türkçede hem de Fransızçada üstattır. cemiyetteki mevkiiyle kuvvetli ve şerefli geçinen çocuklar da dahil olduğu hâlde yemekte. . En ufak bir fedakârlıkla mektebi parasîyle...„ demişti. analarının fukara olmasından ibarettir! Bunlar arasında üstü başı yırtık ve kitap almaktan âciz olan zevkli ve ahlâklı çocuklar da vardır. giyinmekte az çok müsavatçı. Fakat bütün mesele Türk çocuğuna sokağa atarcasına harcettiği kuruşu kendi gibi çucuklarm kanı ve canı için vermeyi öğretmektir. Bu. Açlar ölürken tokların şişmesinde ne ferdî. Bu terkipler daha benim gibi bu tercümeyi okomuş olan bir arkadaşımın da nazar dikkatini celbetmişti. Mektepte yiyenlerin yanında bakanlar da yardır.

Çünkü orijinal bir hayatı olan ağacın. bir büyüğün tahakkümü ile oluyor. Şimdi bu "tahakküm „ kelimesi beni hakikaten düşündürüyor. kümün eseridir. Tahakküm fikrinde bu haricîlik olsun. talebesine karşı bir " nümunei ekmel „ olan mektebinin. insanın varlığı da bu haricî kuvvetlere karşı itaat edici bir vaziyette kalmıya mahkûmdur . ziya. " Tahakküm „ ile " tecebbür „'ile.. Hulâsa tahakküm alelitlâk haricî bir kuvvetin fiil ve tesiri gibi anlaşıldıkça hep kabul edilemiyecek hükümlere. Eğer öyle ise hatta hava. Fikrimi ancak bir misalle açık söyliyebilirim t Gülhane Parkının kapısunda kökünün etrafı kaldırımla çevrilmiş ... Ancak bir reşidin.. Demek istiyorum ki terbiye çocuğu kendi kendine bırakmakla olmuyor. Acaba tahakküm kelimesinin yukarıki cümlelerde ifade ettiği mana nedir ? " Haricî bir kuvvetini fiil ve tesiri „ midir?. fakat mutlaka başka menfi bir unsur var ki onu hayırlı.. neticelere bizi sevkediyor. ile kasttettiğimiz mana nedir?. " istipdat.. zarurî olan bütün haricî tesirlerden ayn. Lisana tahakküme hakkımız var mı ? ! Kıyafete tahakküme hakkımız var mi ? ! „ İmlâya tahakküme hakkımız var mı ? ! „ diyorum.. Çünkü terbiye ancak bir nevi tahak. Zihnim hayh karışıyor ve bir müddet işin içinden çıkamıyorum. su da bir tahamkküm ifade ediyor. . Eğer böyle ise bir çok işlerimiz tehakküm işidir : Başta terbiye . ve herkesin hürmet ettiği bu zat te " lisana tahakküm etmiye hakkımız var mı ? ! „ diyordu. Bu ağacın gövdesinde zannediyorum. Eğer böyle ise meselâ bir sanatin tahsili de tahakküm eseri oluyor. merdut bir şey olarak tespit ediyor» O nedir ? .— 342 — Fakat mübahasemize vâkıf olan diğer bir arkadaşımız. . üslûbunun telkininden başka bir şey değildir..gayet bübük bir ağaç vardır. Bu taş» . Çünkü ustadm yaptığı şey. Fakat her şeyden evvel bu " tahakküm „ kelimesini anlamak istiyorum. topraktan aldığı ve senelerce taşıyarak yukarıya kaldırdığı büyük bir taş parçası vardır.

Denilemez ki ağacın köklerindeki taşın veya toprağın vaziyeti de deminki gibi bir vaziyettir. cemiyetindir. taş gibi maddî kuvvetlere maruz kalabilir. bu kaza ve kaderden dolayı muztariptir. Yine her canlı mahlûk talim. ister tekâmül eder ister etmez. değil miki ağaç yahut insan. Bu itiraza karşı gayet açık bir cavap vermek için diyorum ki : Evet belki haklı olurdunuz ve ağaç bahsinde belki bir münakaşa yapabilirdiniz. ne de ikinciler esaret. topraklara batan ağaç ise taliin bu lutfundan dolayı müteşekkirdir!..— 343 — tahakkümün bir timsalidir !. Kökleri taşlara.. Veillâ hükmümüz sakat olacaktır. bu tekâmüle yardım etmek bile bir nevi tahakküm ve tasallut değil mi idi ? !. Bu içtimaî tekâmülde sizin reyiniz "reyi hod.'unuz değil. hükümet. daha doğrusu yalnız sizin değil. idare. İşte haricî bir kuvvetin canlı bir mevcutla alâkasını muhakeme edebilmek için mutlaka bu tekâmül fikrini karıştırmıya muhtacız.. Çünkü mevzuubahs olan lisan. terbiye. eğer canlı mahlûğun batini tekâmülünü rahnedar etmiyorsa ve bilâkis bu tekâmülü temin ediyorsa. belki yardım etmektir. gibi manevî sultalara. emir. Halbuki bir ağacın hayatı taşların varlığına karşı dayiraa bigâne değildir. Fakat insan bahsinde asla!. bizzat cem22 . Ağacın kökleri bu taşın eriyebilen kısımlarını yer içer ! . ziya.. kıyafet... Şunun için ki iki vaziyet arasında büyük ve esaslı bir fark vardır : Gövdesinde kaya parçasını taşıyan ağaç. amirlere de maruz kalabilirFakat ne birinciler. terbiye. sizin.. sizden gayrı bir vücuttur. imlâ. O hâlde cebir ve tahakkümü onu zıddindan ayıran bir şey var : Her canlı mahluk hava.. Çünkü bütün bu hareketlerin eseri ağacın tabiî olan tekâmülüne engel olmak değil. hatta ağacı budama bir tahakküm değildir. İşte ağacı sulama bir tahakküm değildir. istipdat. kurularını ayıklama bir tahakküm değildir.. tahakküm fikriyle müşterek değildir. toprak. inzibat. Bir şart. Fakat denilecekti: Velev ağacın tekâmülü neticesini doğursun..

çünkü zulüm işleyen tenkitlerin vücudüne kaniim. Bu serlevhayı intihap ediyorum. Siz ne hak ile içtimaî bir tekâmülü kendi keyfinizle geri birakacaksınız ?!.. doğru usul hakıknda bazan ammenin vicdanından. Hayır . düstur . Bu serlevhayı niçin intihap ediyorum. Çünkü elimde eyi kitap. bazan tabiatın zaruretlerinden gelmiş esaslar. Bence yeni Türkiye'nin din. Meselâ ben bir kitabı. Nasıl tekâmül bahsini keyfî arzulara bırakamazsak tekâmülün mefhumunu da enfüsî kanaatlere teslim edemeyiz.Ve bu tenkit afakî. Tenkit malûm ve müşahhass eserler hakkında yapılır . bir binayı. Tenkidin zulmü!.. Çünkü şu veya bu şahsın hissine rağmen içtimaî tekâmüle mutabık ve bu içtimaî tekâmül mefhumunun keyfî tefsirlerine meydan bırakmıyacak derecede açıktır. Tenkit edenin maksadı eseri bu düstûrlara ve bu Ölçülere göre tahkik ve muhakeme etmektir. Fakat yine diyebilirsiniz ki bakalım içtimaî tekâmül sizin anladığınız gibi mi. bir usulü tenkit ederim.— 344 — iyetin hayatı mevzuubahstir. kıyafet ve muaşeret sahelerinde yaptığı bütün inkılâplar mahzi hayırdır. benim anladığım gibi mi oluyor ? „ .. O hâlde münakaşa tamamiyle ilmî bir saheye giriyor. Tekâmülü mütalâa eden bütün ilimleri ve onların son mutalalarım ele alalım ve bakalım: Dünyada serpuşla muhafaza edilen miliyet var mı ? ! Bakalım ecnebi usuliyle terkip yapan millî bir dil var mı ? Bakalım hür ve vicdanî olrnıyan bir terbiyenin asrisi olur mu ? !. siyaset. Maksadım yazılarımın mahiyeti ne olursa olsun nazar dikkati celbetmek midir. yahut tabiatı eşyaya muvafık farzedilen birtakım miyarlar ve mikyaslar vasıtasiyle olur. güzel bina. iktisat. Tenkidinde zulmü vardır.

fakat dayima zulmü cesaretlendirmek. dediğimiz şeyin esası kıymet olarak tanınmış olan bir vücudun hayatına. O hâlde tenkidin taşıdığı hükümler indî ve keyfî hükümler olmak lâzım gelir. Fakat zulme yaklaşalım. Fakat madem ki bu tenkit aklın yahut vicdanın ölçülerine göre hükümlerini vermiyor.. O hâlde zulüm olmak için bu tecavüz fiili olmak lâzım gelir. Bunlardan bir kısmının tenkitleri adildir. fikrin ölçüsüne göre asıp kesiyor. sırf adil bir hüküm vermek niyetiledir. Zulüm..Adalet işliyen bir tenkit olduğu gibi zulüm işliyen bir tenkit de vardır.. . hiç olmazsa bahaneler ariyan bir zekânın faaliyeti! .hürriyetine karşı yapılan tecavüzdür. Diğer cihetten zulüm. alevlendirmek için çalışır. Ferdi varlıktır . Memleket işlerini tenkit eden ecnebi ve yerli fikir sahiplerini başlıca iki kısma ayırabiliriz. Bence zulmü yaratan bu zekâ değildir. Şimdi asıl hedefim olan içtimaî hayatımızın sahesine girebiliriz. Fakat bu ferdiyet bir kerre haddinden fazla neşvünüma buldu mu yaşamak. kendi hürriyet hudutlarını geçen serseri ve mütecaviz bir kuvvettir. Bu cinnet kendini kendi vasıtalariyle doyuramayınca inbisatın vasıtalarından biri olan zulürae de müracat edebilir. Bir kaç hasis kabh. zaruret ve tekâmül mebdelerine göredir . imtihan meydanına getirilenleri onlara göre ölçer biçerim. hiç olmazsa mazur göstermek için sebepler. Bu zatlerin tenkitleri şahsî menfeatlarinin doymayan hırslarını beslemek için değildir. mazeretler.— 345 — fikirler vardır. ferdiyettir. Dayima kendi kendini meşru göstermek. topal bir zekâdır. Tenkit aklın yahut vicdanın zarurî bir surette tevdi ettiği mutalara göre hüküm etseydi adil olacaktı. Ona zulüm eden tenkit demek de hakkımız vardır.. tabiat. Bu zekâ dayima sakat. kendini devam ettirmek için başkalarının ferdiyetine tasallut etmek istidadını kazanacaktır. ne göreceğiz ? . Çünkü zaman ve mekânla mukayyet. kör. Şu hâlde zulmün en büyük müşevv iki bir nevi yaşamak cinneti dir. O hâlde zalimdir. .

-

346 —

Bir kısmının tenkitleri de tamamiyle zalimdir. Çünkü bu tenkitlerinde bitaraf değildirler. Çünkü tenkitleri şu veya bu şahsî endişenin, tesiri altındadır. Ve en büyük hakikatlere bir tecavüzdür. Tarihî, hali pek malûm olan Türkiye her ne bahasına olursa olsun yaşamak iradesini taşıyor. Bu irade her müşkülâta karşı gerilecek, mutlaka mutlaka faal olacaktır. Bunun için şimendifer yapacak, vergi alacak ve yaşamak iradesini kırmak istiyen yabancı bir kuvvet bulursa mutlaka ezecektir... Bunun için, bu yaşamak iradesi için fert denilen, servet denilen, ayile, meslek denilen bütün parçaları, içtimaî vahdetleri, kuvvetleri çalıştı racak, yoracak, hatta aşındıracaktır.. Bu yaşamak emeli, bu yaşamak dinî karşısında bütün sarfiyatin, hatta bütün israfların bile ahlâkî bir mahiyeti vardır. Bunu görmeyip, yolların çamurlarını, sebzenin fiyetini, şirketlerin münasibetsizliğini yeni idarenin selâmetinden şüphe etmek için kâfi gören bir tenkit matbuat sahesinde olmasa da şahsî fikir sahesinde bile olsa, yine zulüm eden, günahkâr bir tenkit değil de nedir ? .. Türkiye, müstakil Türkiye olduğu gibi zengin ve müreffeh bir Türkiye olmak için de yalnız vücutlerin ve faaliyetlerin değil, kanaatlerin ve imanların da bir, bütün sarsılmaz bir kitle hâlinde olmasını ister. Türk vatanının hürriyeti, müdafaası, inkişafı namına bu günkü Türklerin çekdiği ve çekeceği zahmetlerin mükâfatım çocuklarının idrâk etmesini beklemeden evvel yine aynı Türkler idrâk edebileceklerdir. Her ne olursa olsun, Türk mevcudiyetinin müdafaası her kıymetin fevkindedir. Tenkitte bu mikyası unutan bir zekânın hükümleri birer hiyanettir.

347

Bugünkü ahlâkî telâkkimiz ve lüks
Harbiumuminin vücude getirdiği sefaletler fakir ve servetsiz insanların iztirabım daha göze çarpacak bir hâle getirdi. Harbin sonu ile beraber ahlâkî telâkkilerinizde de bir çok tahavvüüer vücude geldi. Bu günkü zengin dünkü gibi gözden uzak ve her hususta manevî mesuliyetten beri değildir. Yeni milletlerde müsavatçılık fikri insanları he r hususta olduğu gibi servet ve sarfiyat hususunda da daha hassas kılmıştır. Onun için temerküz eden servetlerin marazı bir faaliyetinden ibaret olan lüks her devirden ziyade bu gün insanların gözüne çarpıyor. Her yerde, her medenî faaliyet şubesinde lüksten kaçan fakat sadelik ve samimiyete yaklaşan içtimaî bir temayül seziliyor. Şehircilik, mimarlık, mobilyecilik, tezyinat bağçeleri, giyinmek .... Gibi her saha da vicdanlar lükse karşı çekingen bir hâldedir. Hulâsa hakikate, zevke, kıyafete isyan eden her israf yalan, çirkin ve gayrı beşeri sayılmak istidadındadır. Denilebilir ki halis demokrasi lüks ve israf fikirlerinin yabancısıdır. Yalnız bir mesele insani düşündirebilir : Acaba büyük servetlerin temerküzü neticesinde güzel sanatler sahesinde vücuda gelen teceddütleri lüks nefretile birlikte insanlar kayip etmiyecekler mi ? Meselâ Versay siz bir on dördüncü Louis tezyinatı, saraysız bir Lâle devri nasıl teşekkül edecek ?. Hakikat şudur : Lüksün inhitatı halk muhayyelesini zenginleştirecek, halk sanatlarının inkişafına sebep olacaktır. Diğer cihetten lüksün vücuda getirdiği inhisarcılık yerine umumî ve münteşir bir zevk kaim olacak, yalnız inhisarcı merkezler değil bütün hayat güzel olacaktır.

— 348 —

Şu hâlde ahlâk sahesinde hasbîlik, tesanüt, teavün sözleriyle ifade etmek istediğimiz demokrasi mefkuresi sanat sahesinde lüksün ilgası ile kendisini gösteriyor. Avrupa'da yeni mimarlıkta motiflerin ilgası bu demokratik hareketin başlıca eserlerindendir. Yeni telâkkiye göre mimarlık motifleri iptidaîlik addediliyor. Daha doğrusu motifler bir nevi zaaf, tahakümdür. Bu gün bir Versaiiles vücude getirmek kabil olmamakla beraber, bütün halk eserlerini birden sade ve güzel olarak vücude getirmek mümkün oluyor. Şu hâlde müsavatçılık umdesini samimî surette benimsiyen milletler için yalnız ahlâkî hars sahesinde değil, bediî ve medenî icatlar ve tesisler sahesinde de uyanık bulunmak lâzımdır. Türkiye şehirlerini imar ederken, yeni Türk mobilyeciliğine levac verirken medenî müessiselerimizi vücude getirirken hep müsavatsızlığın helak edici mahsulü olan lüks yerine, müsavatçılığın öz mahsulü olan sade ve samimî zevki koymalıdır. Lüks ile mücadele, demokrasi için ahlâkî bir vazifedir.

Kör gayz
Ruhumuzun garip bir hâli vardır : Her adamdan hoşlanmayız, her rengi sevmeyiz, her müellif bizim için aynı derecede cazip değildir. Hatta her saat çalışmamız için aynı derece de müsayit bulunmaz. Bu hâlleri tetkik ettiğimiz zaman aklî bir surette izah edemeyiz. Muhabbet veya nefretimizin mücazip yahut münafiretimizin köklerini haricî bir sebepte, makul ve müspet bir izahta bulamayız. Bulamayınca bu bir his meselesi dir, hislerimizin kendine mahsus bir mantığı vardır, deriz. İşte hayatımız böyle şuursuzca sarf ve israf ettiğimiz muhabbet ve nefret seyya-

— 349 —

ieleriyle dolu bir hazine gibidir. Yaşıyan insan duyan insandır. Duymak bir bakıma muhabbetini, nefretini şuursuzca sarf ve israf etmekten ibarettir. İşte çocuğun ruhiyatı budur. Hatta bütün hayatî duygunun hamleleri ve zelzeleleryile sarsılan san'atkânn ruhiyatı budur. Hatta denilebilir ki aklın, muhakemenin hakimiyetine teslim olmıyan tabiî ve serazat insanların ruhiyatı budur. Muhabbet nefret hayatını tabiî surette yaşıyan adamın mantığı şudur: filân adamı, filân müellifi, filân felsefeyi sevmiyorum. Çünkü sevmiyorum. Lâkin evvelâ hayvan için sonra mini mini çocuk için, daha sonra tefekkür manasiyle medeni leşmiş köylü için, nihayet ruhî faaliyetinin nevi itibariyle duygu, ilham nahiyesinde çalışan sanatkâr için bu garip hasasiyet tabiî, yahut zarurî olsun. Medenî adam, ictimaileşmiş adam, akli ve muhakeme mesleklerinden birine girmiş adam için bu hasassiyet tabiî midir?.. Bu uzvî ve hayvanı hasassiyetimizi bütün akıl ve muhakemenin sahelerine kadar yapmıyacağımız var mıdır ? Meselâ bir idare adamı tasavvur ediyorum. Bu adamın maiyetinde çalışan derece derece memurlara karşı hüküm ve kararlarını bu uzvî hasassiyetin emirlerine göre vermesi ahlâkî vaziyetle kabili telif midir ? Korkusmdan hoşlandığı adamın ayaklarına kapanmak hayvanı tabiati olsun, çehresini beyendiği adamın kucağına atılmak çocuğun hakkı olsun, sırf çehresine, saçına sakalına bakarak adam hakkında iyi, mübarek.. Hükümlerini vermek cahil köylünün muhakemesi, olsun yıldızları çirkin görmek, beşeriyete gayzetmek, hatta insanlığı tezyif etmek sanatkârın sanati olsun.. Fakat bütün bu hissî hükümleri idare,, akıl, ilim, hürriyet, zaruret fikirleriyle birleşebiîir mi ? Bence Pestalozzi müziç bir pedagoktur, fakat okurum. Filan adamın şahsı bende tabiî nefret uyandırır. Fakat onu medenî hürmetle taktir ederim. Fakat hiç bir kimse filan arkadaşıma daha samimî olmaktan beni menedemez. O da benim ferdî hürriyetimdir»

— 350 — Ona kimse karışamaz, Meşrutiyet inkılabını müteakip mühim bir muallim mektebinde idare hayatına iştirak etmiş olan genç bir arkadaşımıza bir gün sormuştuk: Filân hoca hakkındaki fikriniz nedir ? Cevap olarak " emsalsiz bir mütefekkir, gayet iyi bir hocadır.. „ dedi. " Halbuki siz onu hiç sevmediğimizi ihsas etmiştiniz I „ dedik. "Ben ferdî ve hissi takdirimi vazifeme siçratmam! „ cevabını verdi. Ferdî duyuşlar içtimaî görüşlerimizi bozmamalıdır.

Bu kitabın sonuna kap sayifesindeki mündericat lavhasında zikredilen " güzel mazi, estetik ve şehircilik „ hakkındaki yazılarımı dercetmek istiyordum. Böyle yapsaydım kitap beş yüz sayîfeyi geçecektir. Sanate ayit olan yazılarımı sanat serlâvhast altında toplaayip bu eserin ikinci kısmını teşkil etmek üzere ve "sanat n adiyle ayrı bir kitap hâlinde neşretmeyi daha münasip gördüm. Bu yeni kitabım da basılmaktadır.
İsmail Hakkı

FİHRİST Mefkure Maksat Yaşiyacak mıyız Yalan ve riya Maneviyet Mazi ile hâl Papulas'ın nutku Keder yolcuları Vicdan ve irade Anadolu harbini'n felsefesi İlâhî zafer Efzunla istiiâ edilemiyen ülke Konstantini şaşırtan netice Şeref kimlerindir? Muharebelerin dersleri Mefkurenin galebesi kahir dir Takı zaferde ki timsal Millî Hareket niçin hürdür? Türk inkılâbının psikolojik mahiyeti Bahçıvan Ali Osman'ın anlayışı İnkılâbı tanımak lâzımdır İhtilâl mi . İnkılâp mı? Yazıldığı tarih 7 Teşrinisani 28 Şubat 9 Mart 22 Ağustus 23 Şubat 16 Mart 25 Mart 23 Teşrinisani 6 Eylül 10 Eylül 16 Eylül 20 Eylül 25 Eylül 29 Eylül 6 Teşrinievvel 20 Teşrinievvel 23 Teşrinievvel 29 Ağustos 15 Şubat 1 Mart 10 6 29 3 6 2 Teşrinisani Mart Nisan Mayıs Temmuz Şubat 1931 1920 1920 1920 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1927 1928 1929 1929 1922 1924 1924 1924 1924 1927 Sayfa 4 5 6 7 9 11 14 16 19 22 26 31 35 38 42 45 47 51 53 55 55 59 61 Yeni hayat Yeni hayat Demokrasi nedir? İnkılâpta yarım yoktur Cumhuriyetimizin temelleri İnkılâbımız ve fikirler Mefkuremiz kuvvetli. tekniğimiz zayıftır. Büyük inkilâplâr ve yeni teknikler 65 67 70 73 75 79 82 20 Kânunuevvel 1928 Gazi Türk Harekâtı Milliyesi ve Mustafa 3 Teşrinievvel I92l\ Kemal Paşa Üç hakikat 7 Teşrinievvel 1923 .

şehre mi? Meşum kesafetsizlik Nüfus siyaseti İntiharlara karşı Hayatlar ve kapları Demir yollaaı Evkaf meselesi Halef selefi niçin takip etmiyor ? Türkçenin kuvvetini bilelim Mefkure ile mevhurae İçtihat hakkı Türkçenin zenginliği Zavallı dilsizler 132 135 137 143 147 151 155 159 162 163 165 168 170 172 173 175 .Büyük adamın şahsı Mustafa Kemal şahsiyeti Gazi'nin en büyük eseri 354 — Yazıldığı tarih 29 Haziran 27 Haziran 9 Haziran 6 13 16 15 22 1 3 Kânunuevvel Kânunuevvel Teşrinievve Mart Nisan Teşrinisani Ağustos 1926 1927 1929 sayfa 85 8S E0 93 93 99 104 Tipler Zevk aptalları Sırtlan gözüyle Yeni adam enmuzecî Terakkiden kaçan adam Sanatten kaçan adam Cumhuriyetin adam en müzeci Faal adam Müspet kafalı insanlara muhtacız Usulsüz faaliyet ne işe yarar? Mefhumların esiri Cemiyete küskün adam Mütefekkir Mefhumun öldürdüğü adam Kaplumbağalar gibi 1921 1921 1923 1925 1925 1925 1927 1927 17 Teşrinievvel 1927 9 Kânunuevvel 1927 22 Kânunusani 1928 1 i Haziran 1928 7 Teşrinisani 1921 20 Teşrinisani 1921 21 11 3 23 24 28 24 4 30 7 20 26 6 15 23 2 15 17 Teşrinisani 1921 Kânunuevvel 1927 Kânunusani 1922 Kânunusani 1922 Teşrinievvel Mart 1924 Teşrinievvel 1924 Haziran 1924 Mayıs 1926 Kânunuevvel 1926 Kânunuevvel 1926 Künunuevvel 1926 Ağustos 1926 Mart 1927 Nisan 1928 1928 Eylül Haziran 1929 Kânunusani 1922 105 107 108 110 112 114 115 117 118 )22 129 İçtimaiyat Anadolu meçhul bir ülkedir Nasıl terakki edecek? Meçhul dertler İmlânın hayatı Hayat kadını Köye mi.

355 Yazıldığı tarih Çocjklar Çocukları yaşatalım 10 Yetim de bir insandır 23 20 Sokaktaki çocuklar Çocuk maarifine olan ihtiyaç 25 Çocuklarımızı nasıl terbiye edelim? 23 Çocukların oyuncakları 31 Çocukların odası 10 Çocuğunun terbiyesini soran anne.6 ye cevap Çocuk ve bahçe 2 Çocuklar için iş odası 2 Teşrinievvel Mart Nisan Mayıs Kânunuevvel Teşrinievvel Teşrinievvel Teşrinievvel Şubat Eylül Haziran Teşrinisani Kânunuevvel Mart Mayıs 1923 1924 1928 1926 1927 1927 1927 1927 1927 1927 1924 1924 1923 1928 1928 181 184 sayı 188 191 200 202 204 206 208 210 215 219 219 220 221 Türkçülük Asrî Türklük Büyük üstadın kabri başında Yaratıcı türkçülük Benim anladığım türkçülük Türk sanatkârının anlaşılmiyan türkçülüğü 7 5 8 13 23 Kadın Demokrasi ve kadın Kadın ve hayat Taadüdü zevcat bir fikir meselesi midir? Türkiye'de cemiyet ve kadın 14 Kânunusani 22 Şubat 26 Şubat 20 Eylül 1 Eylül 4 Ağustos 18 Eylül 1 Kânunusani 2 Mart 4 Nisan 30 Kânunusani 14 Şubat 12 Mavi s 1924 1924 1924 1927 1922 1924 1924 192S 1928 1924 1930 1921 1921 225 227 230 233 239 246 247 249 251 252 253 257 Ruhiyat Türkün seciyesi Seciye İstidat bahsi Seciye içtimaî bir mahsul Yokluktan varlık çıkar mı ? İstidaden zayıf Çok okumak Maddiyatperestler ve yeni gençlik Örümcek alan canbazlar .

fena mı ? 6 Kânunuevvel 1926 Sanat ve felsefe 20 Kânunusani 1927 1927 Basitçilik 4 Şubat 1927 İlim ve ihtisas mefhumu 18 Mart 1927 Ne esaret ne de anarşi. sadece 15 Nisan tekâmül 1927 Felsefe gayzı 3 Mayıs 1927 Tedricen 16 Ağustos 1928 Hürriyet 15 Mart 1928 Tezat kabul etmiyen felsefe 14 Nisan 1928 Mefkure ile mevhume 23 Nisan 1928 Hayatın arkasından giden felsefe 26 Temmuz Feylesofları anlarken 27 Kânunuevvel 1929 1929 Tabiat mı. medeniyet mi? 1 Ağustos Vuzuh 15 Teşrinisani 1929 ilim İstılahları 24 Teşrinisani 1929 1930 Metafizik Temmuz 1922 Hayasızlık 5 Temmuz Ahlâk 1922 Hayır ile şer 5 Mart Temizlik ve medeniyet 23 Haziran 1924 Cezası olmıyan cürümler 20 Temmvz 1924 Adabı muaşeret 20 Ağustos 1924 Kast zihniyeti 29 Ağustos 1924 Gösteriş 10 Eylül Gayzın mantığı 18 Teşrinievvel 1924 1925 Tezyif âcizlerin içkisidir 1 Mart 1926 İçtimaî mesleklerin adisi olur mu? 7 Mart İstirap çekenler için 21 Kânunuevvel 1926 1927 Tasarruf fikrinin ahlâkî mahiyeti 2 Nisan 1927 Tahakküm var mı? 3 Şubat Tenkidin zulmü Bugünkü ahlâkî telâkkimiz ve lüks Kör gayz sayl 263 265 269 271 276 278 2S0 282 285 287 289 291 293 295 296 298 299 300 301 302 30î* 305 311 314 316 320 323 325 328 339 334 337 339 344 347 348 341 .— 356 Felsefe — Yazıldığı tarih Batınî hakikatler 29 Kânunusani 1922 1922 Tarih ve hayat 8 Şubat 1922 Maziye dayir 28 Şubat Bergson'un felsefesine dayir 25 Kânunusani 1923 1924 Taklit mi. hazım mı ? 27 Ağustos Şimdilik.

Nitekim sanat harsini müdafaa ederken de ona ahlâkî bir hüviyet eklemem. Her makale ayrı bir tarihte. yüksek mektepler. ilim ve terbiye. Meselâ ahlâk terbiyesini müdafaa için. Uzviyet hayatında hiç bir vazifenin ötekinden daha lüzumlu veya kustî olacağım düşünmediğim gibi. Bu da faiydesizdir. Beni1 bütün fikir ve meslek hayatinea en çok sinirlendiren temayüllerden biri de kelimeler ve klişelere şeniyetlerden daha fazla ehemmiyet . buna lüzum yoktur. Başlıca mevzuları şunlardır: Maarif teşkilâtı. müşterek terbiye.'ın neşrindenberi aynı kanaatleri taşıyorum ve yirmi senedenberi bunlardan hiç ayrılmadım Bence terbiye fikri medeniyet fikrinin bir manzarasıdır. Her medeniyet gibi terbiyenin de tabiatte bir yeri vardır. kısmında şu sözler vardır: " Bu kitap on iki senedenberi Cumhuriyet maarifi ve terbiye tenkitleri hakkında yazdığım dağınık yazıları topluyor. sanat ve terbiye. Çünkü ben ilk kitabım olan " Talim ve terbiyede inkilâp .. cemiyet hayatında da hiç bir harsın ötekilerinden fazla veya eksik kıymette olacağını düşünmem. Fakat bu ayrılık düşünce esasında birleşmelerine mani olmamıştır. ayrı bir davanın müdafaasıdır.. iktisat ve terbiye. usul. Kitabın «maksat. hem de hususiyle bir zihniyet ifadesidir Bu zihniyet esasını taşı m ıy an bir terbiye sağlam değildir. ilim veya sanat terbiyesinin mevkini sarsmam.Terbiye Müellifi: İsail Hakkı İstanbul Darülfünununda terbiye ve içtimaiyat müderrisi İsmail Hakkı beyin muhtelif terbiye meselelerini tetkik eden yeni bir eseridir. Salim ve tabiî şahsiyetlerin teşekkülü için beşerî mirasın her parçası alınmalıdır. Terbiye hem bir tenkit ifade eder. Onun için bu kitabın parçaları arasında aynı eserin fasılları arasındaki şekil ve tertip münasebeti yoktur. Cemiyet sınıflarından kalkmış olan imtiyazlar medeniyet müessiselerine yerleştirilmemelidir. Darülfünun. terbiyeciler. Ben şeniyetin şu veya bu unsuruna ötekilerinden daha fazla ehemmiyet verenlerden değilim. Bence medeniyette her şey yerli yerinde ve kendisine göre bir ehemmiyette olmalıdır.

ve intizamsız bir surette söylediğim bir çok sözleri ve yazdığım bir çok yazıları bir kitap kabı içinde toplanmış olarak Türk vatandaşlarına arzetmek. Susmak. Dağınık. Kitap 156 Sayifedır. işte ben onu yaptım.ve kıymet verilmesidir. kötü ve çirkinle oyalanmak içtimaî ölümün kendisidir. Bu eser Türk şuurunu teşekkülünde en ufak bir yazife yapsa yine mesut olurum. Fikir sahesinde meşum olan. Yanlış bir tenkit doğru bir tenkitle daraianır ve ondan hayata hiç bir zarar gelmez. Yoksa fikirler terakkinin amili olacak yerde engeli olurlar. hangisini beğenmez atar. doğru. El'an bir çok terbiye meselelerinin gayet yanlış bir surette anlaşılmakta olduğunu görüyorum. kesik. Fikirlerdeki anarşi bile ahlâkî anarşi gibi helak edici değildir ve hayat için anî hiç bir tehlikesi yoktur. Fakat söylemek lâzım olan yerde söylemelidir. poğruyu aramak için doğru niyetlerle yazılmıştır. Tenkidin dili ne kadar keskin olursa olsun. Türkiye siyasî sahede çok büyük adımlar atmıştır. Bu kitabın içindeki yazılar doğru söylemek. onu hiç kimse kestiremez. söyliyeceği sözü biliyorsa incitmez.. Hurafelerin daığlması için tam ve doğru fikirlere ihtiyaç vardır. Fiat 150 kuruştur. . iyi ve güzel ihtiyacı duyulurken eğri.. susmak ve bildiğini. Benim için yapılması lâzım gelen bir şey vardı ki onu yaptım. Hayat bunların hangisini beğenir alır. Bu adımları teknik sahesinde de atması lâzımdır. doğru bildiğini söylememektir.

.

„ Kadın kalbi Saffet Nezihi Leke Vü . Bahri Gizli ilimler ansiklopedisi Muhittin Dalkılıç .30 Türk" inkılâbı Celâl Nurij 75 Yeni adabı muaşeret M.A. Alâettin 15 içtimaî mektep ismail Hakkı 75 Mürebbilere „ „ 75 Terbiye „ „ 125 Tarihi'n tedrisi „ .. „ î—48(yeni) Cemil Musiki nazsrîvan Muhittin Sadık ŞİİRLER 150 100 75 75 50 75 75 Bir^ömür böyle geçti Faruk Nafiz 25 Ben ve ötesi Necip fazıl 50 Kafatası Nazım Hikmet[290 Benerci kendini niçin öldürdü J Persefon Salih Zekij 30 Asya şarkıları 15 Çanakkale izleri I. Nihâi Derviş sözleri Tokatî zade Sekip Zehrifüsun M.. 1150 Bediiyat Mustafa Namık. Adem Kooperatifçilik Suphi Nuri Tarih ticaret Kenan Centlimen H.Nû Çocuk kalbi İbrahim Alâestin Şen Yazılar tik gençlik „ „ Tais Anatol Frans Babil Melikesi Selâmı îzzet Küçük hanımın kısmeti „ Geceye aşık „ Cennet Hanım M. Ankara Avrupa siyaseti H. Hayret 125 125 125 100 100 100 100 İLİM KİTAPLARI İstanbul nasıl eğleniyordu? R.. Dalkılıç! Çakıl taşlan Necmettin Halil Zindan ismail Safa Tıirk edebiyatı tarihi ve nü'muneleri Sadettin Nüzhet Hazan rüzgârları Ş. Sadretthı Çölde istanbul kızı Esat Mahmut Aşk ve IhanK Tolestoy Acıklı bir sergüzeşt „ Küçük Yakup Mehmet Ali Robenson ıssız adada „ „ Mefe Yusuf Osman Kalpazan Salih Münür Zümrütüanka koleksiyonu 2 Cilt (müceîîet) Bir Heyeti edebiye Zümrütüanka Salnamesi „ „ Ayine koleksiyonu „ „ „ Cem koleksiyonu (eski) Refik 1-33 Halil .I-1 AT İ f ttö : ÜİlTÜlSİ 1HO KUfttJŞ SUHULET KÜTÜPANESİ NEŞRİYATI I0Ü 100 75 75 125 100 150 150 i 00 100 150 i 50 150 150 100 100 50 40 150 150 175 50 125 100 60 75 50 50 Aka Gündüz J 75 Onların lomanı Üb kızın romanı İ200 Aysei İ25 Reşat Nuri 125 Acımak Yeşil gece 1150 Leylâ ile Mecnun 75 Şimşek Peyami Safa 100 Bir akşamdı 100 Fatih-Harbiye 50 Bir tereddüdün romanı „ „ 100 Ak saçlı genç kız Mahmut Yesarİ 75 Çulluk 75 Su Sinekleri 60 Bahçemde bir gül açtiM „ 35 65 Kalbimin suçu „ „ 20 Ölünün gözleri » „ 50 Kırlangıçlar 50 Şeker Osman Yusuf Ziya Yakılacak kitap Etern îzzet 50 Iztırap çocuğu 100 Beş hasta var 25 Gün doğmayınca Ercüment 700 Ekrem 35 Meşhedi Aslan peşinde „ 300 Meşhedile devri alem Zeynep Hayriye Melek Hunç 500 Gönül gibi Suat Derviş Benimi? 500 Buhran gecesi „ „ 50 Gökmen Güney Halim Son yıldız Mehmet Rauf Sönen iŞik Mebrnre Niçin beni aldattın .