İsmail Hakkı Baltacıoğlu

L HAKKI İstanbul Darülfünunu Müderrislerinden

Mürebbilere
Mefkure, Yeni hayat, Cazi, Tipler, içtimaiyat, Çocuk, Türkçülük, Kadın, Ruhiyat, Felsefe Ahlâk, Güzel mazi estetik, Şehircilik

SUHULET

KÜTÜPANESİ:

SEMİH

LÜTFÜ

İstanbul — A n k a r a c a d d e s i 1 9 3 2

MÜELLİFİN DİĞER ESERLERİ: Taiim ve terbiyede inkilâp Jem-Jacques Rousseau, terbiye felsefesi Demokrasi ve San'at Umumî pedagoji Hususî tedris usulleri
I

\ S \ j j j [ j „ „ „ „ „ „ „ „ „ „ „ „

İçtimaiyat noktai nazarından terbi/e Terbiye müsahibeleri Terbiye avam Din ve hayat Ahlâksızlık Maarifte bir siyaset Kaibin gözü Avrupa bizi nasıl tanıyor? Terbiye ve iman | İlmi terbiye konferansları j Terbiye ilmi j Terbiye dersleri 1 Usulü terbiye ve tedris \ Coğrafyanın usulü tedrisi I Hendesenin usulü tedrisi < Resim usulü tedrisi
\

Nüshası kalmamıştır,

"

I 1
<

j Eşya derslerinin usulü tedrisi El işlerinin usulü tedrisi | Mektep temsilerinin usulü tedrisi

„ „ „

İstanbul: TECELLİ MATBAASI

Mefkure

Bu kitap on iki seneden beri yazdığım dağınık ve kısa yazılarımın bir araya toplanmasından vücude geldi. Eğer bir aile uzviyeti halinde birleşmeselerdi öleceklerdi. Bu ölüme razı olamadım. İçindeki fikirler mevzuları olan vakaların tarihinden bazen çok evvel bazen de biraz sonra yazılmıştır. Hemen hepsi Türkiye düşüncesinden doğduğu için aralarında akrabalık vardır. Hayatın aynı manzarasından bahseden parçalar eski yeni sirasiîe birbirini kovalar. Bu yeni teşekkül vesüesile yazılarımın ne şekli ne de manası ' üzerinde heman hiç tadilât yapmadım. Aralarında bazen saf vet ve samimiyetleri bazen de cüret ve cesaretlerile şimdi beni bile düşündüren parçalar vardır. Bazı kanaatlerimin şimdiye kadar hiç değişmediğini gördüm, bundan sonrada belki değişmiyeceklerdir...
Çamlica, 7 Teşrinisani 1931

İsmail Hakkı

Yaşayacakmıyız?
Niçin yaşıyoruz ve niçin yaşamak istiyoruz?. Bir sual ki cevabını kolayca bulmak bence mümkün değil.,. On sene evvel bir gün, Paris Sefarethanesinin intizar salonunda oturuyordum, orada benim gibi işi olan bir genç daha vardı. Söz açıldı. Garbm medeniyetinden, müzelerinden, saraylarından, kütüphanelerinden, tünellerinden bahsedildi... Muhatabım birden bire şu suali soruverdu: — Ya bizim nemiz var?!. Evet, bizim nemiz vardı?!. Hangi tünellerimiz, hangi • müzelerimiz, hangi fabrikalarımız ve gemilerimiz vardı?!. Tıkandım kaldım!. Fakat o zamandan beri bir ses, derinden, ruhumdan gelen bir seş, bana şöyle dedi: — Yaşıyoruz ve yaşıyacagız!.. Ben ki fikirlerimle, muhakemelerimle müdafaa edemediğim bu hakka hissimle, ruhumla çoktan inanmıştım, yaşamıya niçin imanım olduğunu bilmezdim, gönülden gelen haberler gibi bu da, "Trükrn yaşamak hakkı,, da benim için bir "karanlık fikir,, di... Bu iman akla nakadar zıt gelirse gelsin, bir imandır, bu iman ilmî tahlillerden, mantıkî istidlallerden nakadar kaçarsa kaçsın, yine bir imandır, her iman gibi bir kuvvettir, ve her kuvvet gibi yoktan var edici, yaratıcıdır. Harbin zararları, Anadolunun nüfusu, hiç bir felâket hiç bir sebep bende bu imanı sarsmadı, sarsamadı. Bu ka ra günlerde bile türk milletinin bitmez tükenmez olan "yaşa mak kudreti,, ne iman ediyorum; Dinde bütün masivadan mücerret bir Allah var, diye haykıran, ahlükta manfaa i hodbinliği gömen, zevkte, san'atte sadeliği, kibarlığı beye-,

g nen, tarihte bir devir kapayıp ikinci bir devir açan Türklerin insaniyet aleminde bir vazifesi, hatta vazifeleri olduğuna iman ediyorum. Bu iman yalnız benim değil, en cahil köylülerden en münevverlerine kadar bütün Türklerin samimî duygusu, en canlı bir aşkıdır. Bu sihirli kuvvet her gün bir kerre daha Türklerle meskûn olan topraklan sarsıyor, ve ondan yeni insanlar, yeni mucizeler çıkarıyor! Yine onun, o imanın şiddetli bir hamlesile bugün yarın bu topraklar üzerinde yepyeni bir türk medeniyeti dogamayacağım kim, hangi ilim, hangi aklıselim idda edebilir?..

Yalan ve riya
Eğer ruhu madde gibi, canlıyı camit gibi parçalamak caizse, memleket hakkındaki hislerimizi de ikiye ayırmak, parçalamak caizdir: Betbinlik, nikbinlik... Betbinlerin ağZında dolaşan sözler hep: Ölmek, batmak, parçalanmaktır. Bu iki cereyan çok kere zıt ve düşman olan iki şey gibibirbirine çarpar, birleşmiyerek, anlaşmıyarak birbirini ezer ve üzer... Betbinler çok kere hayatın dişini, ölüsünü gören müşahitlerdir; ilimleri müşahedelerinden, hesabtan, akıldan gelir. Nikbinler daha ziyade hayatın içini, seyyalesini sezen müminlerdir; hükümleri histen, kalpten, ilhamdan doğar... Akıl, hesap işidir; his, imana bağlıdır. Betbinlik ile nikbinlik nasıl zıt ise; madde ile ruh, fikirle iman da öylece ayrıdır. Ölü ile diri bir değildir. Dökülen, kırılan her şey maddedir. Ayıbı görülen, kusuru anlaşılan her şey maddedir. Fakat ruh, iman, mefkure, ne derseniz deyiniz, hayat, canlı, yaşayan böyle değildir; maddeden ayndir. Meselâ Allah tutulmaz, gözle görülmez, kusuru, noksanı düşünülemez, her türlü tahlil ve tenkidimizden kaçar. Yalnız yalnız duyulur, yaşanır, sevilir, uğuruda maddeler, vücutlar, miletler ifna edilir...

yalan ve riya!. en azemetli mefkureleri yer yüzünde asırlarca muhafaza ve müdafaa ettiler.. vakur bir mimari icat . gerçe bizim ona karşı bir vazifemiz vardır. Ölüye takılmak. Sofistlerden. bütün istiklâlile sade. vicdan kudretinin varlığına.. Bu feryat vazifesi ise inkılâpçıların. madde. Felsefenin sırrını.. mananın artığıdır." hakkı hayatı olmıyan bu ölü maziyi gömmektir. maneviyatı akılla tartan. Artık bütün imanlarımız. Onu gömmek lâzımdır. demirler. Bu yarına varmanın en kısa yolu nedir?. kurşunlar alemi gibi bir de dinler. bütün emellerimiz yarın için. Mefkure yer yüzüne inince madde kisvesine girer. Omuzlarımıza çöken bu muhterem cesedi. Fakat ölü daima dirinin na'şıdir. san'atler.. ilmin tekâmülünü bütün tetkik ediniz. taşlar. Lâkin girdiği gün artık mefkure değildir. ilim mantığının. Kante'larda süzülen felsefe hamlesinde ne göreceksiniz? Dağlar. mahrem olan bu his aleminin. ölmüştür. alnı açık. Gerçi bizim için bu ceset hürmete lâyıktır. elimizde yaşanmış bir aşkın cesedinden başka bir şey kalmamıştır!. hayatı..Ruhu madde ile anlayan. Fakat ne bu hürmet. imanı fikirle tenkit eden felsefe delâlettir. Bu defin yalnız bir şartla mümkündür: Ölenin öldüğünü en tiz ve en yüksek sesle bağırmak. Maneviyat Türkler tarihte büyük vazifeler yaptılar. ahlâklar. Ve en büyük delâletimiz bu felsefedir.Deseartes' İarda. En büyük düşmanımız. Kurunu vustanın ihtiraslı ve iztiraplı hayatından bütün benliği. yaratıcılığına şehadetler. sütü temiz Türklerindir. ne de bu vazife dirilere karşı olanın aynı değildir.. mefkureler aleminin ve nihayet.Aristolardan gelen. büyük ve mukaddes yarın içindir. akıl cihazının kavrayamıyacağı derecede hususî. ölmekle birdir.

. yardıkça başka yerden patlak verdirdiler!. aklın. Eğer bir millet hissen hasta ise tedavisini kalbte. Birincileri yetiştiren tahsildir. zaman ile. maneviyatta bulacaktır. çünkü manen kuvvtli değildir. Acemin. Türk maddeten zayıf. hastayı hep dışından tedaviye koyuldular! Hastanın vücudunda çıban gördükçe yardılar. Türk maddeten zayıftır. usulleri de başkadır. Nihayet Türkler çöktüler.. ilim yapan mütefekkirler. gözlerinizin önünde duran bir millet yıkıntısı. fikir. onlar zekânın. Bütün bu icatlarında. Bu intibah bediî bir intihahtır. Asya Türkçesinin canh unsurlarını alarak yepyeni bir terkip ve imtizaçla sade. Garbin. Bu inkilâp ilmî bir inkılâptır. tetebbüün mahsulüdür. Eğer bir millet fikren hasta ise tedavisini akılda. Garbın menfaat ahlâkına karşı hasbilik ahlâkını. bir sevkulceyş hatasından evvel. Türk manen zayıftır.. ne muharebeden bahse hacet yok! Bir siyaset iflâsından. Şimdiye kadar gelenler Türkün bu içerideki zafını anlayamadılar. Bu intibahı da san'atkârlar yapar. manen zayıftır. mefkureyi yaşatan sanatkârlar. İkincileri yetiştiren zevktir. heyecanlarının tekevvününde. bunlar da doğrudan doğruya hayatın mevlududur. bütün bu hamlelerinde millî dehalarının şiddetini gösterdiler.. Türkün hasta vücudu örselene örselene bir gün geldi yıkihverdi! . bütün seciyelerile kendilerine mahsus bir medeniyeti hemen hemen yoktan var ettiler._. Artık samimî Türkler için ne rauahedenameden. Bu inkilâbı yanliz mütefekkirler yapar. Her iki dehanın menşei bir olmadığı gibi. mantıkî bir dil yabtılar.. iztirap ile çöktüler. 8 ettiler. Bütün ananeleri. her iki faaliyetin tabiati. garbin zinet ve sefahet iptilâsına karşı sadelik zevkini canlandırdılar. heyecandır. maddiyatta bulacaktır. çünkü Türkün maneviyatı mazisinin enkazı altında kalmıştır. Darülfünundur. bir ruh harabesi var! Türk milletinin yarınki hayatını tanzim edecek olan güzideleri başlıca şu iki sınıfa mensup olacaklardır. mefkuresinin. hissi. muhakemenin usullerinde.

memleketin ahlâkını. düşünen devirlerinde olduğu gibi. yaratmak kudretini gösterecektir. Mazi ile hal " Seciyeli. kafaları mücerret kelimelerle dolmuş. Kelime ne manada kollanılıyor. İnkılâbın sırrı şu noktadadır: Riyayı kaldunp samimiyeti bulmak!.. gözleri pencereden dışarısını bile göremeyen kafası dolgunlara böyle bir vazife. canîı bir ahlâk şeklinde cesetlendireceklerdir. edebiyatını. gibi düşünüp te basit unsurlarını araştıran psikoloji müellifleri . aklıselimini. Bu iş bir fikir ve mantık yahut cesaret meselesi değil. bu maneviyat alemini sezmeğe muktedir değildir. daha doğrusu kelimenin kaç manası var bilmem! Benim bildiğim bîr şey varsa o da bu kelimenin psikoloji kitablarmda bile manasının pek açık surette tespit edilmemiş olmasıdır. Bunun için vicdandan gelen bir hamle ile silkinmek. kahpten ruha. her kahraman bu manevî hastalığı tedaviye ehil.. çöken mazisini atıp. seciyesiz „ diyorlar.— 9 Mazinin bu hatalarım tekrar etmek için güzidelere başka fikirler.. izan ve takdir işidir. herşevden evvel bir duygu. altında henüz sıcak. Türkün manevî dertlerini sezecek. Türkün hissî inkilâbmı yapacak olanlar yalnız sanatkârlardır O sanatkârlar ki Türkün ölen. Kitapların kuru ibareleri üzerine kapanmış. maneviyatını islâh vazifesi nasıl teslim edilebilir?!. Herkes her alim. Ozaman Türk kendi benliğini tekrar bulmak zevkile tarihinin duyan. Hele seciyeyi "bir cismi mürekkep. duygularının bütün berraklığını kaybetmiş. henüz yaratıcı olan hayat kuvvetini bulacaklar ve onu canh bir edebiyat. ölüden diriye sıçramak lâzımdır!. riyadan samimiyete. başka istidatlar lâzımdır.

kemal şeref ve tevazula diyor ki: — Maşallah Şefik Bey artık bizi de geçtiniz. eser.. Kazesker Efendinin eserlerinde yazı tarihinde şeyh Hamdullah efendiler. yazı kâinatında koca bir âlem idi. Bu büyük lâvhalarm her elifi bir insan gövdesi kadar geniştir. oüyüklüğü değil. Alfred Fouillee gibi bazı müellifler de "seciyenin terkibinde zekâ da vardır. bakıyor kî talebesi artık mertebeyi kemale ermiş. güzelliğidir. Kazesker Efendiyi geçmek! Bu. Bu lâvhalarm hattatı Kazesker Mustafa İzzet Efendi merhumdur. O. Hafız Osmanlar. lâvhasını yazan Şefik Bey de büyük bir hattattı. Boylan ise belki altı yedi metrodur. şayanı iftihar derecede bir hattat olmuştur. benim hatırıma gelen şu vak'adır: Ayasofya Camii şerifindeki Ciharı Yarı Güzin lavhalannı herkes bilir: Allah. Seciye der demez. Bazılarına göre seciyenin unsurları sadece irade ile histir. Bu yazıların asıl şayanı hayret olan ciheti. diyorlar.. Mustafa İzzet efendi büyük bir hattat aynı zamanda büyük bir musikişinas idi. Büyük adam her gururu. hatırlattığı bir vak'a olacak.. Mustafa Rakımlar. Bir gün Şefik Bey büyük bir Celi yazısını tashiettirmek için hocasının. Bunlar yazı tarihinde bir devir başlangıcı olacak derecede müstesna eserlerdir. galiba yalısına gidiyor. her hotbinliği unutuyor. Kazesker Efendi müsveddeyi evirip çeviriyor. Dikkat ediyor. Celâlettinlerdeki gibi bir hususiyet vardı.. cehit karşısında duran bir Türkün alacağı vaziyeti alıyor.- 10 - çoktur. Harbiye nezaretinin methali üzerindeki "Daireyi Umuru Askeriye... o tarihten sonra .Bu ilmî telâkkilerden sarfınazar her halde seciyenin zihnimizde az çok vazıh bir surette delâlet ettiği. Muhammet. muvaffakiyet. fakat hiç bir zaman yazıda Kazesker Efendinin kâbına erişemedi. Galatasaray Sultanisin hat muallimi olan Mehmet izzet efendi merhum değil. Bende bu hatıra eski terbiyemize ait bir vaka'mndır. Bunu ancak yazı ile uğraşanlar hakkile takdir edebilir.

yüzde iki ihtimal mevcut olsa. istikbale akmamış. biz Asyayı Sugaradan Türk- . Güzelliği zamanına göredir.. Şimdi mahviyet ve tevazua bu kadar meclüp olan bir milletin dehası nasıl olur da bu seciyeye taban tabana zıt olarak arsızlık ve yüzsüzlük şekline girebilir?!. Fakat hiç bir zaman mazisile alâkasını büsbütün kesmek değil! Değişmek fikrinde maziye saplanıp kalmak yoksa da. maziyi devam ettirebilmektir. İşte o devrin hattatile şakirdi!. kendi yatağını bozmuştur. bundan dört ay evvel kordonda bir nutuk veriyor. Mamafih bu söz üstadı azamın ağzından bir kerre çıkmıştır. Ya şimdi?!. Yunan Ceneralı Papulas. de okudum. Terakki. mazisinden çıkmak ta yok!. Papulasın nutku Dün "Vakit. Her şey yakın mazi ile taban tabana zıttır! Acaba nasıl bir tarihî inkilâp oldu da her şeyin altı üstüne geldi.... yalnız samimiyet. Sadeliğe ve kanaata o kadar mclüp olan bir millet nasıl olur da israfa ve iptizale bu derece meftun olur ?! insanın hüküm edeceği geliyor ki mazimiz yürümemiş. belki tıkanmıştır ve her taraftan taşan hayat. nihayetinde İzmirin istikbalini karanlık görenlere hitaben diyor ki: " İzmirin bizim elimizden çıkması hakkında çok değil. Diyerek hocasının ellerine sarılıyor!. Ona mecrasını bulduracak olan. yalnız şuurlu bir tenkittir.. nasıl mukabele etsin ?! — Aman efendim estafurullah!. her şey külliyen değişti?! Gerçi feylesoflar derler ki: Hayat değişmektir. İzmir Rumlarından para toplamak için. bir şiirdir. Şefik Bey böyle bir iltifata lâkayit kalamıyor.M gelenler arasında Şefik Bey de dahil olduğu halde kaç hattata müyesser oldu acaba?!. Bu bir lâvhadır. mütemadiyen değişmektir.

arkasındaki Yunan hükümeti tarafından arzu edildiği gibi terbiye ve tenmiye edilebilir. Ceneral. Papulasın sözlerinde zulmü ifade için öyle bir kudret ve samimiyet var ki. Asyayi Sugara Türk vatanının en mühim parçasıdır. askerî satvetini ve madî kudretini tahdit eden . iddiasında bulunan bir hükümet. Bugün Yunan kuvveti.. rum zenginlerinin hamiyetini tahrik için Türk köyleriniu nasıl yakıldığını ve yıkıldığın1 da söylemekten çekinmeyecektir!. topraklarınız. çılgın ve salgın devirleri vardır: Nitekim bütün cihana ilânı harp eden ve yarı Avrupayı istilâya koyulan Almanyanın o zamanki halini tetkik eden içtimahiyatçı Durkheim buna " Dehameti irade „ diyor ve Almanyanın er geç mağlup olacağını keşfediyordu. bir yandan da servet ve sanayiini mahvetmektir!. Asyayı Sugaray otuz sene istifade edilemez bir hale getirmek için yapılacak iş. bu yağmakeriiğj açıktan açığa yapmak istemez... Papulasm arzusu veçle. Anlaşılan fertler gibi milletlerin de hastalıkları. hem de ele avuca sığmayacak bir teşkilâta lüzum vardır: Çeteler!. Bu gayrı mes'ul kuvvetler. Çünkü bazı menfaat endişeler1 buna manidir. gayet basittir: Bir yandan Türk sekenesini. velev Yunan hükümeti olsun. bu Asyanın üarp taraflarını işgal ediyor. Şu var ki "Ben Asyayı Sugaraya medeniyet getiriyorum!. bir niyetin ifadesi değil. belki kanlı bir vakanın hikâyesidir!. İzmir ve Bursa gibi en zengin. en bereketli. en uyanık. O zaman Papulasın diramını oynayacak... İcabında da bunlardan tecahül etmek kolaylığı daima vardır! Çünkü aynı gazetenin verdiği malûmata göre Yunan işgali altında kalan türk köyleri ve köylüleri bugün yunan çeteleri tarafından yakılmaktadır.— 12 — leri otuz sene istifadeden mahrum edecek vesaite müracaatta tereddüd etmeyiz. Şu halde dört ay evvel Papulasm söylediği nutka mevzu olan o sözler artık bugün. Çünkü tabiatta hiç bir devlet yalnız değildir. en müterekki ahalimiz bu işgal edilen kısımdadır.

feylesof Bergson bir nutkunda Almanyayı büyük bir makinaya benzetiyor. selâmeti fikir ve muhakemesidir.. milletin şuurudur. tetkike çalışan insaniyet alemi. bu muayyeniyeti tanımamış olan bir devletin şuuru körleşmiş. Yunanistanm bugünkü muvaffakiyeti herne olursa olsun. ahlâkî kuvvetlerin ise mahvolmayacağmı. Afrika içlerini ve buz kıtalarını bile keşfe.. Türk milletinin bu hakarete lâyık olmadığını mevzubahsedecek ve müstesna medeniyetimizi insaniyet âlemine ilân ve müdafaa edecek olan ben değilim. biçecek. şuuru kör. yakacak. „ diyen ve izmirden çıkmak ihtimalinin kuvvetleştiğini görünce aynı Anadoluyu çeteleriie yakan bugünkü Yunanistanın hali dünkü Almanyanın halinden farklı değild r. hep saldırıyor. bugünkü küçük Yunanistan da iradesi şişkin. Diğer cihetten. ^ İşte. zuiüm ve istilâ makinesi çahşa çalışa. iradesi şişmiş demektir. İşte Almanya gibi bu hakikati. milletin namus ve şeref duygusu. İşte o şuura söylüyorum ki: Yunan makinesi pek yakında bir gün kırılacaktır. bir makine intizam ve kudretile çalıştığını izahettikten sonra kırıldığını ve aitmda milyonlarca insanın ezildiğini tasvir ediyor ve manevî.— 13 — diğer devletler vardır. Öyle bir şuur ki Yunan istilâsı karşısında derhal bir orduyu yoktan var etmiş ve diğer bir devlet için yeni bir hayat mebdei bulmuştur. para ve kömür kuvvetile işleyen bu harp. Fakat tabiat değişmez.. serveti diğer milletlerin servetile tahdit edilmiştir. sadece. Benim müracaat edeceğim kuvvet. Türkü belk Türkten daha iyi tanıyailir. yıkacak. fakat nihayet tükenecektir.. kesecek.. nihayet aşınacak. bilâkis yaratıcı ve lâyezal olduğunu kaydediyor. Böyle bir devlet. vicdandan gelen bizim kuvvetimiz ise bütün manevî ve . Dünkü büyük Almanya gibi. Haktan. bir gün gelup kırılacaktır. mütemadiyen sağına soluna saldıracak. Papulasın ağzile " İzmirden çıkarsam Anadoluyu yakarım!. iradesi diğer milletlerin iradesile.

ve nihayet aşındırıp kırmaktır. Arabamız köşeyi döner dönmez ileride. yaşamak ve çoğalmak aşkını duymak işin Ilgazlara gelmişlerdir!.. artık hareket etmiyordu. Kaç gündür gönlümüz Anadolunun. Bu adam. Ilgazlann her sırtında. tekerleğin geldiği tarafı arar gibi ellerim uzatıyordu. Yüksek bir tepeyi aştıktan sonra bir derenin kenarına inmiştik. gözleri çukura kaçmış bir kördü! Arabanın yaklaştığını duyunca sükûnetle ayağa kalktı. hoş bir memleket zannederler..bizim için az zararla . hemen yolun kıyısında oturan bir köylüye rastgeldik. Öyle zamanı olmuştu. dindar anadolu topraklarının yeşil ve canlı minareleridir! Üzerinde bu yeşil minareler yükselen sırtları saatlerce çıkarsınız ve sulak bir vadiye doğru saatlerce inersiniz. Bu mücadeledeki bütün hüner ve dehamız zulüm ve şekavet makinesi ni mümkün olduğu kadar .çok işletmek.. Keder yolcuları Geçen yaz.. taşmak coşmak için vesile arayordu. Köklerinden kum. Kör sadece: — Uğurlar olsun size! Dedi. Çamlar.. Arabamızı anadolunun iztiraplarını söyleyen bu canlı heykelin karşısında durdurduk ve ona sadaka verdik. nüfusu çok.— 14 — rahmani kvvetler gibi lâyezaldîr.. Zengin bir dekor içinde yolculuk ediyoruz. temmuz iptidalarında Kastamunu ormanlarını geçiyoruz: Ilgazları görenler yalnız çamlarla meskûn. Dağların etek lerinden adım başına sızan sularla ıslanan çamurlu bir yoldan geçiyoruz. Akşama doğru artık bu çam dağlarını terk .. tepelerinden güneş yiyen bu uzun boylu mahlûklar. nevilerinin bütün neşvmema hırsını. bu hazin ve rüya memleketinin aşkile dolmuş gibiydi. toprağının her karışında ferdleri on on beş metro yükselen bir çam ailesi vardır.

araba yolcularına bîı kötü marulları satarak geçiniyordu. daha fazlası mukadder değlmiş. Dedim.. Çucuk bize döndü. Kadıncağız mahcup oldu ve ne diyeceğini şaşırdı. iki saat kadar ilerde!. Kadm tekrar çocuğun kolundan tutup sürüklüyor ve: — Uğurlar olsun kardeş!. dinleniyoruz. .. Çocuk bu parayı hiç görmemiş gibi bir müddet evirip çevirdikten sonra. Kafilenin kumandanı olan çavuş. Bu kadın. Yolun bilmem hangi noktasında arabamız yine durmuş. Nasıl marul bakayım! Dedim. Uzaktan gelen çocuklu bir kadm nazarı dikkatimizi kendi üzerine celbetti. Ben kötü mal gören müşteriler gibi alelade: — Kadın. ihtiyarın biride raksediyor. bu raks sade olduğu kadar canlı idi. biri kaval. ileride bir köre rasgeldiniz mi? — Evet rasgeldik. Kadın böyle diyerek çocuğun elinden totup sürüklerken sualimin samimiyetinden cesaret almış gibi. O aralık hatamı tamir için çocuğun eline bir mecidiye verdim. Kadın korkak bir vaziyetle elindeki mendili açtı. içinden susuzluktan büyümemiş bir kaç marul fidesi çıkardı.. hem de otuz kırk kişilik bir sevkıyat kafilesinin istirahat halini seyrediyoruz. bu maruldan başka hsr şeye benziyor! Bu yenmez ki!.raksın tesirini sürükleyüp götürmüştü. çocuğun kulağına eğilerek gizlice bir şey söyledi. havaim ve . Kadın yaklaşınca: — Kardeş! Dedi. Az çok neş'elendik fakat. dedi ki: — Ağa marul istermisiniz? — Marulmu?. Diyordu. çalıyor. O sizin neniz olur? —r İşte o kör bizim köyden.— 15 - etmiştik. annesine verdi. Bu tesadüf çok hazindi. Bu kaval her zamanki gibi dokunaklı. acemileri oyuna teşvik ediyor. hiç şübhesiz Harbi Umumîde kocasını kaybetmiş genç bir duldu.. yine köye götüreceğiz. dedim.

Elinde siyah bir tepsi üzerinde beyaz madenden işlenmiş bir parçayı müşterilerin önünden geçiyor. ince ve titrek bir şeşle soruyor. tecavuza karşı nefsini müdafaa eden bir adamın hesabiydi. Dört kişinin tecavüzüne karşı nefsini . istermisiniz?. kızı da bu tığları yirmi beş kuruşa satıyor..' — Tığ. ellerile tığ işliyebiliyor. Anadollu. ihtiyar. dulun eri dönmesi hikmeti ilâhiyene mugayirse. Genç adam teslim olmayı güçüklük saydığı için bir kayayı siper aldı. Adamcağızın sokakta çalışmaya gücü yetmiyor. Dağda karşısına dört silâhlı çıktı ve teslim olmasını istediler. aynı talihin kulları.. evinde tığ yapan fakir bir adamın kızıdır. çocuk. şu yaşayan çocukları olsun öldürme!. Genç salimen babasının evine döndü. genç. Çaycı bu sefalet ve mücadele hikâyesini anlatırken ben de üç Anadolu seyyahatimle Anadolularm bana sordukları suvali hatırlayordum. — İstanbul nasıl. gencin hesabı dörde karşı birin hesabı değildi. Bu vak'ayı gencin ağzından dinlediğim zaman hayli nazari dikkatimi celbetmisti.. Bir müddet sonra eşkiya kaçtı. Daha doğrusu bu bir hesabtan ziyade bir mucizeye benziyordu. On yaşlarında sarı benizli sıska bir kız çocuğu girdi.. aynı kederin yolcularıyız!. İki taraftan ateş açıldı.- 16 — Yine dün akşam çayhanenin birinde oturuyorum. Ey kum dağlarını ve çam ormanlarını yaşatan ve çoğaltan Allahim! Körün gözü parlaması. biz Türkler hep aynı haldeyiz: hep aynı ikbalin düşkünleri. Vicdan ve irade Geçen yaz Niğde yerlerinden birinin oğlu bağdan dönüyordu. İstanbullular ne halde?! Ve diyordum ki. Çaycı izahatat verdi: Bu.. bununla geçiniyorlar!.

mahvolmamak. ve bir kuvveti vardı: İrade. ve bir gün gelip maddî huvvetlereri de yaratmaktır. Bu ufak başı bozuk kuvvet bütün da yollarını k apadıktan başka bir gün muntazam bir ordunun altı yedi yüz kişisini de esir ederek Niğde sokaklarına indiriverdi. şecaatin daha büyük manzaralarını gördüler: Millî Hareketin başlangıcında Sivastan gelen istiklâl ve müdafaa daveti Niğdeliler arasında anî bir aksi tesir gösterdi: Bu daveti redde müstait olan memurlar bir gece ansızın memleket haneme sevkediliverdi. Eğer Anadolu korkmuyor korkutuyor.. İşte bütün Anadolu harekâtı aklın ve hesabın çerçevesine siğdınlamıyan vicdanî ve iradî eserlerdendir Hatta denilebilir ki bu müdafaa vicdanın. fakirin zengine karşı zaferinden ibaret olan bu harika ancak manevî kuvvetlerin maddî kuvvetlere karşı olan hâkimiyetiie izah edilebilir. bitmez tükenmez bir kudret ve kuvvet hazinesine malik olduğundandır. O da bizim gibi birin dörde karşı müdafaasını şahane buluyor. . Bn manevî kudret ve kuvvetin şanı yalnız maddî kuvvetlere er geç hâkim olmak değil. ne de bir erkânı harbiyeye malik değildi. Bu ufak kuvvet ne fennî bir pilâna.— 17 — ne suretle müdafaa edebildiğini o da izah edemiyordu. azın çoğa. alçalmıyor yükselivorsa. yorulmıyor yoruyor. Aynı memleketin evlâtları azmin. En ihtiyarları başta olduğu halde iki üç yüzü birden dağa çıkıverdi. kendi eseri karşınında kendisi de hayret ediyordu. bu. iradenin kendisidir. Niğdenin hafızasında yaşıyan hatıralar yalnız bu münferit şecaat vakıalarından ibaret değildir. Niğde evlerinde bu gün o kahramanlığın maceraları söyleniyor ve en çok hayret edenler arasında yine kahramanlar bulunuyor.. Zayıfın kaviye. Yalnız bir amiri vrdı: dan.

. sulh içinde yaşayan bir memlekette zannedebilirdiniz. her kes sakindi. yorgunluk. ruh ciheti ayrı bir âlemdir. hükümet konağında düşünülen. Açlık. ruhlarda ihtiras yoktu. maddî olan her felâket. top arabaları. için muntazaman ricat ederken. O âlemde her fikir. Kalp. Tarihin zulüm ve tecavüz devirlerinde olduğu gibi zihinlerde ihtilâl. her his müdafaya çevrilmiştir. Türk ordusu düşmanı içeriye. Pulath hattına kadar çekmek. Sakarya harbi Ankara muallimler kongurasımn toplandığı bir zamana tesadüf ediyordu. tarlada. asker kafileleri geçiyordu. Anadolu müdafaasını yoktan var eden kumandanlarda da vardır. tayyare takımları. müdafaanın bütün fevkalladeliğine rağmen Anadoluda her şey. her iş en gürültüsüz ve en üzüntüsüz bir şekilde yapılıyordu. duyulan hep o müdafaadır. soğuk.Anadolu harbinin felsefesi Geçen yaz Anadolunun harp sahasına en yakın olan Vilâyetlerini gezdim. kader ve talihe karşı büyük bir teslimiyet vardı. O derecede ki kendinizi harp etmiyen. Türkiye maarifinin islâhı ile uğraşıyorlardı. Ankara Darülmualliminin natamam binasında toplanan genç ve ihtiyar muallimler. her acı bu iklimde duyulmaz olmuştur. Anadoluda ölmek bîr emri tabiîdir. Sakarya harbinin bütün şiddetine. bilâkis tarihin büyük vect ve hürriyet zamanlarında olduğu gibi.. yara. bıkkınlık ve yeistir. Zira bu vect her türlü maddî iztirapları eritmiştir. hatta ölüm.. Anadolunun bu sükûnet ve sekineti yanlız mafevkinin emrine itaat eden cahil ve masum halkta da değil. Bu. her yer. Fakat bu hareketlerde hiç bir gösteriş yoktu. Öğünlerin birinde cepheden henüz avdet etmiş olan Mustafa Kemal Paşa muharebenin safhaları hakkında Millet Meclisine izahat ve- . Anadolu müdafaasının göze görünen kısımdır. yolda. Tabiî olmıyan. Gerçi Ank araya giden bütün şosalardan akın akın cephane kervanları. Ocakta. bu ruhlarda derin bir tevekkül.

Ohalde bu saf.|Q riyordu. Sakaryada galip geldikten sonra kendi mucizesinden gururlanmiyacak ve hiç bir nümayiş yapmayacak derecede yüksek seciyeli. İnsan bu hakikati gözile gördükten sonra kendi kendine sorar ki: Acaba Anadolu halkı türk ve yunan harbinin bütün fennî ve askerî mahiyetini. Zannedersiniz ki Anadolu kumandanlarının bütün dehası düşmanın her kuvvetini. cahil ve fakir halka davasının hak. en sade bir lisanla fikirlerini ifade eden bu zatin hali sade bir lisanla meramını anlatan bir mukarririn hali kadar külfetsiz idi. her tecavüzünü ve hayatın her şeametini sükûnetle karşılamaklar ve her maddî kuvvete karşı sebat etmekten ibarettir.. Hulâsa Anadoluda en küçük bir neferden en büyük bir kumandana. zafer hususunda yüzde yüz emin olduğunu anlayacak derecede münevver midir? Hayır!. her zafer nümayişsizdir. en büyük bir melhameye kadar her insan sakin. hangi esrarengiz . ihtimallerini düşünecek. düşmanının zebun olduğu kanaati nerden geliyor ? Kim. Cephede ve cephe arkasında sessiz. en ufak bir müsademeden. gösterişsiz çalışan bu insanları görenler için iki nazariyeden biri: Ya Anadolu yaptığı muazzam müdafanın tarihî ve insanî kıymetini taktirden aciz insanların ülkesidir. yahut bu insanlar bütün bir orduyu var ettikten ve bu ordu ile adedi. Uzak köylerde bile cephe menkıbelerini dinlemek. sırtında cephane taşıyan kadınları görmek kâfidir. vesaiti daima katkat faik bir düşmana İnönünde. ikinci nazariyenin ne derece doğru olduğunu anlamak için mutlaka cephelerde bulunmak lâzım değildir. hudutların selâmeti için çalışan köylüleri. vakur insanların vatanıdır. atisini tenvir etmek maksadile köylere ve en cahil köylülere varıncaya kadar telkinatta bulunmak maksadile teşkil edilmiş bir propaganda şebekesi mi vardır? Yine hayır!.. Anadoludaki j millî hayatın nevi şimdiye kadar zihnin ve lisanın icat ettiği mefhumların hiç birile kabili ifade değildir. Öyle ise Anadoluda bu harbin mahiyetini. Elinde harita.

velilerin. Gerçi Almanya da Belçika ve Fransa gibi dünya üzerinde hak davasında bulunuyordu. kabiliyeti harbiyesini hesap ettiren._ on _ kuvvettir ki "Köylü.. Köylerden asker çıkaran ve onu yeryer müdafaa merkezleri haline getiren. İşte bu lâhutî kudret aklın ve muhakemenin sathına çıktığı gün Anadolu Türkü kendisini mintarafillâh bir vazifeyi mukaddeseye memur duydu ve peygamberlerin. en derin ve en samimî benliğimizin sesidir. bir namus uğruna köylüsünden kralına kadar bütün topraklarını ve bütün medeniyetini düşmanına istilâ ettiren Belçikanın ve aynı hassasiyetle düşman istilâsını istihkar eden Fransasra vaziyetidir. istihkâm bulunmayan yerde göğüsle müdafaa ettiren. kvvetten başka hak tanımıyan Almanyan değil. cepheye koş ! Allah seninle beraber dir. yaşamak ve hürriyetini müdafa etmek şevki tabisîdir. dinin. hiçbir talimin ve hiçbir propagandanın mahsulü değil. bir şevki tabiî. mefkurenin adeta kendisidir. silâh olmayan yerde taş. hayatımızın. Artık hiçbir şeyden korkusu kalmamıştı Bugünkü Anadolu hükümetinin vaziyeti için en yakın misal ne olabilir? Bir Frausız mütefekkiri için bu cihanı istilâ sevdasına düşen ve kendinden başka kuvvet. Yunanlıların bir çok maddî hususlardaki faikıyetini düşündüren kuru bir akıl ve muhakemenin çıkardığı riyazi netice değil. Bu esrarengiz şuur hiçbir ilmin. Bence bu esrarengiz kuvvet iki tarafın kuvvetini. diyor?!. ahlâkın. fakat tarihî ve manevî bir hayatı olan bir milletin vicdanının en derin nahiyelerinden gelen bir ilham.. fatihlerin iradesini kendi nefsinde buldu. vesaitini. fakat tarihimizin. gerçi Almanya da kendisinin ali ve ilâhî bir ırk olduğunu iddia ediyor ve bu iddiasını teyit edecek ırk nazariyetîerine . nihayet muntazam bir orduya kaiben. sanatın. en nihayet bütün mütemeddin insaniyetin huzurunda "İşte ben varım ve var olacağım! „ dedirten bu şevki tabiîdir..

. hudut. Bu günkü Yunanlılar da dünkü Atamanlar gibi tabiatin kanunlarına karşı isyan etmiştir. Bu gün müteveffa Dürkheim'm nazariyesini teyit eden misal Yunanlıların vaziyetidir.. para. „ gibi insanların en mukaddes tanıdıkları kıymetlere ve mefkurelere hücum ediyordu. Fakat nihayet tükendi!. servetin. maddî idi.. Kuvvet içeriden gelmiyor. idare adamlarının kifayet edemiyeceği mesafelere döküyor. kurşun. . diyordu. fakat münhezim ve makhur oluyordu. fakat Alamanya haksızdı!. dehamete uğramıştır. bedialara da hücum ediyordu. hürriyet. Nüfus. top gibi maddî kuvvetlerini nüfusun. çünkü tabiatta beşerî kuvvetler haricinde maddî kuvvetler vardır.. Gotik san'atinin en mütekâmil eseri olan Reims kilisesinin dantel gibi mce oymalarını Krup fabrikasının obüsleri tuz gibi dalı*] Bu hükümlerin esasi içtimaiyatçı Durkheim'la feylesof Bergson'undur. dehamete uğramıştır. dışarıdan.. toptan ve gülleden geliyordu! [*]. Büyük Kante'm milleti o kadar büyük feylesofları olmıyan fakat buna mukabil gayet çalışkan.. unvanile yazdığı risalede: Alamanya mağlûp olacak. Çünkü Alamanyanın kuvveti manevî değil. halbuki Alamanya bu tabiî kuvvetlere de isyan etti. diyordu. İçtimaiyatçı Dürkheim " Harbi kim istedi?. 91 sarılıyordu. Almanya gibi bu milletin de iradesi salim bir irade değildir. gemileri yüzmez oldu!. Fakat topları patlamaz. Almanya yalnız askerî hududlara değil aynı silâhla beşeriyetin mali müştereği olan manevî sahalara. zaruret tanımıyor. şeref ve namus. Dünkü Alamanya "Millî hududlar. İradeyi beşer bu kuvvetlerin zaruretlerile mukayyettir..zaferi nihaî. gemi. Gerçi Alamanya da dünyanın en cesim toplarını dokuyor ve müthiş tahtelbahirler yüzdürüyordu. Gerçi Alamanyada . ve gayet namuskâr olduğu için Harbi Umumîde bitaraflığını bozmak istemiyen ufak bir milletin. Aîamanyanın iradesi salim bir irade değildir. Gerçi Alamanyanın da namütenahi zannedilen kuvvetleri vardı._j. Belçikanın hududlarım çiğnemişti.

Alamanyamn toplan Yunanistanın Efzunları gibi tükenen kvvetlerdendir. Yunanistan makhur olacaktır. Çünkü maddî kuvvetler tükenicidir.. İlâhî zafer Balkan hezimetinden iki sene sonra idi. nihayet vasıl olacağım netice şudur: Yunanistan düşecek. kadın erkek bütün halk bu tantanalı fakat cansız sözleri mihaniki ve gayrı şuurî surette aîkışlayorlardı.. Halkın bu intizarlarını görenler onun daha manalı bir şey beklediğine . tüfekle her şey mahvolur sanıyordu. Bizim ordumuz ricat etse bile inhiiâl etmiyecektir. Çünkü manevî kuvvetler yaratıcıdır. Türk kurtulacaktır. hislerde hiç bir uyanıklık hasıl etmeksizin saatlerce devam ediyordu!. Halbuki Fransamn. Mini mini çocuklar manasını anlayamadıkları manzumeleri okuyorlar. Halbuki Meşhur feylesof Bergson'un"Harbin manası. Hülâsa ister Anadolu halkı gibi sadece hayat şevki tabiîsine müracat ediniz. Almanya da topla. Mağlûbiyetin acısı henüz geçmemişti. Harbimizin felsefesi hürriyetin felsefesidir. müsamere seyrediyorlardı. Zira manevî kuvvetlerin menbaı ilâhîdir. hiç bir his yoktur. âlemde tükenen hem de tükenmiyen kuvvetler vardır. Müsamere fikirlerde hiç bir iz. Bir gün îstadbuiun oldukça uzak bir mahallesinde nümüne mektebinin bahçesinde çocuklar ve aileler toplanmışlar. Yunan ordusu ergeç inhiiâl edecektir.ğıtıyordu!. ister bir içtimaiyat âlimine sorunuz ve yahut bir feylesof gibi harbimizin mukadderatını maddî manevî kuvvetlerin mukadderatile izah ediniz. Bizim bu itikadımızı sarsacak hiç bir ilim. Beiçikanın vatanperverliği Türkün namus ve kahramanlığı gibi tükenmiyen kuvvetlerdendir. Halbuki bizim kuvvetimiz tükenmiyecektir. adlı makalelerinde dediği gibi. fakat Yunanistan ölen Efzunlarının yerini doldurmıyacaktır..

Fakat aradan seneler geçiyor. cemaate karşı söz söylemekten çok sıkılan bir muallim konferans vermeğe başladı. Türkçülük mefkuresinin bediî timsali bu " muhayyel ülke. kimlere hitap ediyordu? Ne maksatla hitap ediyordu?. topları. Bu ülkenin havası saf. idi. Genç muallim boğuk. Bunların hiç biri evelden bilinmiyordu.. orduları. harap yurdumuz Turan olacak!. mezarlar insanlarla doluyor. titrek bir sesle. Millî intibahın bu safhası en sönük safhadır. Bütün genç muallimler. hangi millete tevdi etmiş. hangi tarihe onu kaydetmek şerefini vermişti?. İhtiyar bir dostuma tesadüf ettim. fabrikaları. Bu ülke tarihin kaydettiği ülkelerin en müterakkisi. muhakemelerinde ki vuzuh ve katiyetle teshir eden bir mütefekkir mevkii değil. hatipler: "Bir gün gelecek. senayii nefisesi olan bir devletindi. Zaman zaman biz milliyetçiler rüyasında zengin olan fakirler gibi her uyanışta bir kere daha a vuçlarımizın içini arayorduk. hangi kudret halk etmiş. Genç muallimin rüyası o tarihte bütün genç milliyetperverim ruyasiydi. ekseriya da ellerinin kollarının sarsak hareketlerine müracaat ederek muhayyel bir türk ülkesinden bahsediyordu. Bu ülkeyi kim. genç hatibin hayali asla vücut bulmuyordu!. diritnotları. serviler yıkılıyor. hem de hayat hamlelerini taşıyan . milletlerin tahayyül ettiği ülkelerin en muhayyeli idi. Arkadaşları arasındaki mevkii sadece müspet düşünen. Bu zat doktorluk mesleğine şiiri. Bu ülke muazzam bir devletindi. muharebeler oluyor. büyük mektepleri. Bunlar da meçhuldü.. toprakları feyyaz insanları çok çalışkandı.. ticaret filoları. Müsamerenin sonuna doğru yirmi yirmi beş yaşlarında bir genç. Diyorİardı.— 23 — zahip oluyorlardı. resmi ve musikiyi ilâve etmiş bir mütefekkirdir. Milliyetçilik sukutu hayali her türlü hayalsizlikten daha elimdi. Konferansın mevzuu ne idi. minareler kırılıyor. Benim hafızamda millî intibahın ikinci safhasını tespit eden vak'a şudur: Bir akşam geç vakit Şehzade Başından geçiyordum.

İki ayda basit bir bina yapalım.. Biz öldükten sonra da gelecekler çalışsınlar. içine girelim. birinde Harbi Umumî Türkiyeyi İtilâf devletlerine mağlûp etmişti.- 24 - mezara girse kendisile birlikte hayatı sürükleyen' bir san'atkâr. aklının. Günün birinde Çanakkale sperleri içinde ölümle göğüs göğüse çarpışan ve ölümle sade vücudunu değil. iki yüz lira masrafımız oluyor. usulede vakıf. menfi bir teşhirle kalmıyor. Doktorun bu sözleri üzerinde düşündüm: İşte bir miliyetperver ki birincisi gibi hayalle. Senelerdenberi de ocak için bir bina yaptırmak me'elesi görülşüüyor. razla olarak tefekkür ediyor. ölünciye kadar.. duvarcı olanlar duvarını!. yine her birimiz birer tuğla getirelim. her tefekkür tıkanılıyordu. rüyasına vücut verecek fenne. içimizde mircar olanlar haritasını yapsınlar. Doktorla aramızda millet bahsi açıldı.. her birimiz bir gün temel kazalım. işte o kadar.. fazla olarak her ay yüz... burada belki üç bin kişiyiz. Gelecek senelerde yine çalışırız. Bu gidişle bir yurt sahibi oimak imkânı olmıyacak. Fakat hayatın huzurunda bu doktorla o muallim ar* mdaki fark ne olabilir? Biri sadece tahayyül ediyor. Bu tesadüflerden sonra hayli zaman geçti. gidelim yangın yerlerinde bir arsa satın alalım.. Bu adam kimdi ? Sekiz sene evvel muhayyel ülkeyi terennüm eden . her hayal sararıyor. Günün. Öyle ise arkadaşlar dedim. Yer yok. Ak saçlı doktor bu sözleri okadar i ddiyetle ve o kadar samimiyetle söylüyordi ki müteessir olmamak kabil değildi. diğe .. hissinin bütün melekâtını karşı koyan bir kumandan memuren Şarkî Anadoluya gidiyordu. hayali hakikate kalp etmek çarelerini buluyor. Her yerde ölüm havası teneffüs ediyordu. gelecek sene biraz daha ikmal ederiz.. ciddi bir adammevkiiydi. Her ümit. Her zamanki gibi parlak gözlerini ileri dikerek kalın ve keskin sesile hikâye etti: "Senelerden beri Türk Ocağına gidiyorum. Müstakil yaşamak istiyen Türkiye için artık hiç bir ümit kapısı açık kalmamıştı.

Bu adamda genç muallim gibi rüyasında bir ü ke görmüş. bu batini kudretindir. düşünülmemiş bir zafer diyeceksiniz vs gayrı kabili izah bir hadise karşısında bulunacaksınız. yüksek bir hayatiyete malik otan verasetler gibi şuurun. Fakat ne rüyaların içinde boğulup kaldı. ne de fikirler tavsiyesi ile vakit geçirdi. bu zaferi idare eden zekâ. türk milletinin yaratıcı kabiliyetini bir kere daha ispat için ileriye atıldı. hassas. Bu ferdî azimler birleşe birieşe ve her birleştikçe yeni yeni kudretler doğa doğa bu günkü müzafferiyeti doğurdu. mütefekkir doktorun zekâsıdır. sadece bir asker. damarlarımızda dolaşan kana susayan bir düş- . şarktan garptan gelen kuvvetler kuvvetine zammoldu. Anadolu zaferinde tecelli eden rüya. Bu seciyenin kökü azimdi. vicdanın en derin tabakalarına indiriyordu. bu adamı evvelki enmuzeçierden ve dünyanın bütün şair. Onun için bütün aklî muhakemelerden. iyi tatbik edilmiş vesaitiie izaha kalkışacaksınız. genç muallimin rüya sidir. bir kere bu mucize azmin. mihraplarını yıkan. Ruhun bu güzel mucizesini. müdekkik insanlarından ayıran bir seciye vardı. kubbelerimizi.- 25 - genç miydi? Yoksa basit projeyi tavsiye eden mütefekkir miydi? hayır. ihtiyar mütefekkir gibi ülkeyi inşa etmenin çaresi budur demişti. Nihayet herkes gibi bilâ ihtiyar siz de harikul ade bir netice. Yarinki devletin ilk temel taşını sırtında taşıdı ve tuğlasını kendi elile koydu. belki o genç hatip gibi millî rüyaların zevkini tadan. Sağdan soldan. dağdan tepeden. aklımızı Anadolu askerinin sîslile. münhasıran iyi düşünülmüş bir plânın. iffeti körleten. minarelerini. Vücudumuzu sperlere yerleştirelim. fakat bütün bediî ve ilmî tefsirlerle izah edilemiyen bu harikulade eser iradenin. belki o mütefekkir gibi emellerin nasıl tahakkuk edeceğini bilen bir adam. namusu. Bu seciye ne hayalî ne de fikrî sahada kalmıyor. ilmî tahlillerden evel hayata yaklaşalım. hissimizi muhariplerinin hissiie birleştirelim. iradenin esrarengiz menbalarından fışkırdıktan sonra.

Millî müdafaanın bize öğrettiği hikmetler gayet basittir: 1 — Para.. ne de sadece fennî plânlardadır. beyhuhude o zamanın âciz valisine müracaat ettiler. fedakârlık ve istihkarı hayat gibi cevherleriîe beslenen genç bir fidandır. top. Elinde Yunan bayrağı taşıyan bir kız Kordondan geçen taburların önünden yürüyordu. 2 — Milliyetin. o zaman her fikir millî gayemiz için muti bir alet. Aradan ^ok geçmeden işgal vaki oldu. işte o zaman bir âlemi imkân içinde yaşadığımızı göreceğiz. mefkure gibi manevî kuvvetler lâyezaldir ve maddî kuvvetlerin fevkindedir. Körfezde yatan zıhlılara protestolar çektiler.. hayattan. Zavallılar beyhude telâş ediyorlardı. vicdandan gelmiyen maddî kuvvetler tükenicidir. propaganda. namus.. azim. gibi. Milliyet kökleri rademizin. 3 — Milletlerin esaret veya isiklâli mevzuubahsolduğu tarihler tarihlerinin hayat veya memat noktalarıdır. Niçin "yaşasın Venizelos! „ bağtrmayorsun diye bir .. erkek. haktan. hürriyetin ihtiyacı ne sadece bediî tahayüllere. her emel. her rüya tahakkuka amade bir maksat olacaktır.. Kadın.. Efzunla istilâ edilmiyen ülke Günün birinde İzmirin Yunanlılar tarafından işgal •olunacağı şayi olmuştu. Büyük adamlar hürriyet yerine zillet yolunu ihtiyar ederek kendilerile beraber milletlerini de ölüme sürüklerler! Halbuki yine o adamlar ölüm bahasına hayat ve istiklâl yolunu tutarak kendilerini ve mîlletlerini hürriyete ksvştururlar. tüfek.- 26 — manla karşılaşmak için evvelâ ölüm kokusunu duyalım ve ruhumuzun gayrı kabili ifade bir hamlesile irademizin bütün şiddetile sarsılalım. halbuki izzeti nefis. çoluk çocuk bütün müslümanlar minarelerden gelen bir davet üzerine şehrin meydanlığında toplandılar.

Bu adam. dahilde nümayişçilerin türlü alâyişinden sarfınazar. ezelî zaruretlerini idrak eden durendişler hakikî millet adamları değil. Kıratları da dahi' olduğu halde hariçte pulatikacılarm vaitlerinden. Kumandanları beyannamelerin de Anadoluya hürriyet ve adalet getirdiğini söylüyordu. O halde Yunanistan topraklarımızı niçin istilâya geliyor. fakat hilekârdı. akıbeti meçhul olan bu kanlı. Bu sualin cevabını hayatın. Bütün bunlar Yunan idare adamları tarafından bile samimî surette belki hiç mevzuubahsolmamıştı!. Yunanlıların bu beyannameleri. Ve- . Venizelostu. İdare adamları nutuklarında Yunan idaresinin esasatı yunan feylesoflarının esasatına göre olduğunu ilân ediyorlardı. eski yunan feylosoflarmdan alınan esasatı ne idi ?! Bnnu üç buçuk senelik işgalin tarihi göstermiye hazırlanıyordu!. Yunanistan acaba hangi medeniyetini tesise geliyordu ?! Cahil anadolunun vatanında Atina Darülfünununun acaba hangi şubelerini açacaktı ?! Esasen bu ufak milletin ilim ve irfanını taşıyor muydu ?! Izmire ayak basmadan evvel. âlemi tenvir için kendisine ilahî bir memur vecdi mi duymuştu ?! Yoksa bu zayıf millet tekessür eden nüfusunu taşırmak için bir müstemlike mi arıyordu?! Anadolu Türklerinin kendi kendilerini idareye kabiliyeti olmadığını bu millet kimden öğrenmişti?! Kendisinin büyük bir müstemlike milleti olduğunu ona kim söylemişti ?! Yunanistanm müdafae ettiği Hak hangi hak. tecavüz tecavüzü takipetti. Derakap vukuat vukuatı. sergüzeşte neden atılıyordu ?!. nutukları haricindeki adaleti.. Venizelos müdebbir değil. Venizelos hükümet adamı değil fakat bir komitacı idi. neşredeceği medeniyet hangi medeniyetti ? ! İşte bütı n bunlar meçhuldü. şu basit suali belki hiçbir Yunanlı bir kere olsun kendi vicdanına sormamıştı : Ben neyim ? !.. zulüm zulmü teştit etti.27 zabitimizi şehit ediverdiler. himaye edeceği ilim hangi ilim. aynı hayatın aynı tarihin cahili olan bir serseri veriyordu.

nihayet teslim oldu. fakat bütün maddî. sahte pulatikacı da aciz milletinin aklını. Hastalarını ilâçlarının iksir olduğuna inandıran yalancı hekimler gibi. bu yalancı diplomat ta puanının lâyuhti olduğuna kandırıyordu. Yalnız bir kuvvet. diritnot. Yunanistanın "Size adalet getirdim. diyecek hariçte dahilde hiç bir kuvvet yoktu.. Gerçi Yunanistan bu Harbi Umnmide maktul vermişti. manevî bir kuvvet: Vicdan! Halbuki o da daha evvel Başvekil tarafından uyuşturulmuştu. Dırahmi herşey vardı. cephanenin bütün envaına malikti. zebunküş mizacının bütün kuvvetini sarfetti. haricî olan kuvvetlere benzemiyen. dediği millet onun idaresini talep etmemişti I Hiç bir Türk. bütün tenkit ve ihtiyat melekelerini kötürümleştiriyordu. komitacı ruhunun. fakat büyük zayiata uğramamıştı.. Yunanistanda top. bütün selâmet hissini. Denizlere hâkim.. iradesini uyutuyor. Hilekâr zekâsının. Bunun haricinde olarak Yunanistan silâhın. Bütün bu maddî vasıtalar haricinde müttefiklerinin manevî müzaheretine lâyık görünmüştü.. Yunanistanı bu teşebbüsten vazgeçirecek.28 nizelos azimkar değil. " Megaloidea „ ile. karalara yakındı. zıhlı. batım. Filhakika Yunanistan istilâya.. Yunanistanın "Sizi idareye geldim.. Gerçi Yunanistan harp için masraf etmişti fakat maliyesi zengindi. hatta kendi dindaşı olan anadollular dahi Yunanistanı istemiyordu. Gerçi Yunanistan henüz Harbi Umumiden çıkmıştı. fakat fırsat düşkünüydü!. tüfek. Binaenaleyh Yunanistan ne ha- . İpnotizma mütahassıslannın sinirli hastalarını sunî olarak uyuttukları gibi. fakat bu harbe geç girmişti. ona "Dön geril.. Bu vaziyette tecavüz eden Yunanistan ne yapacaktı? Kendisini cebren istetecekti!. Efzu». zulme niyet eden bir milletin bütün hazırlıklarına malikti. hayaliham ile melûf bir milletin iptidaî kalan şuurunu büsbütün körleştirdi. dediği millet onun adaletini istemiyordu. Yunanistan böyle bir ipotizmacıya teslim olmak için ruhunun en müstait bir zamanında yakalanmıştı.

birçok dirayetli zabitleri şehit düşmüştü. silâhlarını bile teslim etmişti. Türkiye İzmirin işgalinden çok evvel mağlup milletler gibi bir mütareke aktetmiş. Birinci safha. kan dökmek. ne de batımnde bu tecavüzünü tevkif edebilecek hiçbir manie tesadüf etmiyerek ipnotize edilmiş bir adam mihanikitiyle saldırdı. ikinci safhada bu efzunun karşısına çıkan silâh namına elinde yalnız bir asâ . Türkiyenîn zengin bir maliyesi. incirinden. devesinden başka serveti olmayan bir köylü vardır. Bu safha köylü tarafından mukavemetsizlik ve yeis Efzun tarafından cüret ve zulüm safhasıdır. tabiyesiz. Beri yanda Türkler ise zaten talihin bütün meşum akibetlerine uğramışlardı. köy yakmak. Devletin tükenen hazinesini doldura bilir miydi ?!. Gençlerinin kısmıazamı Harbi Umumide telef olmuş. Yunan bayrağı İzmir kordonunda gezdirildiği gün Türkiyenin asker denilebilecek askeri.. Fakat yine bu Türklerin para ile satın alınmayan. İzmir kordonuna çıkan bir Efzun karşısında ellerinden kollarından başka silâhı. Türk vicdanının unsurları arasında ölüm vardı. islâm ve türk medeniyetini vücude getirdikten ve hayatının mukadder olan bütün ezalarına göğüs gerdikten sonra Çanakkale muzafferiyetini yaratmıştı. istilâlara maruz bir halde idi. Efzunla istilâ edilmeyen ve zaman ile tükenmiyen bir knvveti vardı: Vicdan! O vicdan ki âlemde gayet müstesna bir medeniyeti.ficinde. şehir işgal etmek. Zaruret vardı. tükenmez bir hazinesi de yoktu.. müstakil denilebilecek devleti yoktu. Anadolunun azalan nüfusunu çoğalta bilir miydi. Türkün vicdanı denilen bu manevî kuvvet acaba açık limanları kapatabilir miydi. Maddî kuvvetlerle manevî kuvvetlerin cidalini bu türk ve yunan harbi gösterdi. ekinleri mahvetmek için saldırdı. Silâhsız ve cephanesiz Türkiye dünyanın en nazik bir kıtasında sakin bulunuyordu. Bu harbi sırf bu noktadan dört safhaya ayırabilirsiniz. esaret yoktu. zillet yoktu. Her taraftan denizle muhat olan Anadoîumın limanları topsuz.

adıda hürriyettir. Yine bilmezsin ki bu büyük zaferi kazanan millî iradenin hızı tükeninceye kadar âlemde neler yaratacak?.. fakat makhurane bir ricatla nihayet bulduğunu gösterir. Efzun manevî adamın harikulade bir savletiyle mızrağın ucuna saplanmıştır.. hakkını. bir devir için kendi manevî varlığını duyması kendi hürriyetinin zevkine vasıl olmasıdır.fakat manevî kuvvetlerle beslenen maddî . Efzun ise mitralyozları kullanan Efzondur. İnönü muzafferiyetlerini hatırlayınız. hürriyetini müdafaa etmiş ve vicdanının ülke* sine saltanat kurmuş bir milletin iradesi kadar tarihine hayat bahşedici değildir.. askısı ipli bir tüfek taşıyan köylüdür. bu inkılâp zaferimizin en mukaddesidir» .. Harbin bu safhasında Sakarya bize faik olan maddî kuvvetlerin maddî . hiçbir İslâhat. Üçüncü safhada Efzun karşısına çıkan namlısı paslı. Bu> zafer inkılâpların en büyüğü. Arkadaş! ilmî. manevî bir ülkedir.- 30 - servet namına cebinde yalnız bir atmişlık taşıyan bir fakirvardır. Şimdi bazı garip insanlar var. maddî inkılâpların anası heyecanların kaynağı ise. iktisadî bütün zahirî. bizim kazandığımız senin anladığın gibi maddî bir ülke değil. İlk hamle sırf etten ve kemikten teşekkül eden düşman kuvvetinin erimesi için kâfi gelmişti.. Ve hiçbir ülke bir millet için bir hürriyet ülkesi kadar giranbaha değildir. Belki hiçbir imar. diyorlar ki: Biz bu harpte ne kazandık ?! Düşman zaten memleketimizde değil miydi ?! O halde onu sürüp çıkarmakla ne kazanmış olduk ?! Evet arkadaş.kuvvetler karşısında evvela dalgalandığını ve sonra nasıl sarsılarak mağrurane değil. Fakat arada büyük bir manevî kuvvet farkı vardı. milletin bir an. Dördüncü safhada maddî kuvvetler aşağıyukarı tevazm etmişti. Bilinmez ki Yunanistanın bu hezimetinden sonraki akibeti ne olacak?.

. ehemmiyetsiz bir sebep bu mağlûbiyeti hazırladı. fakat kaçtılar.. en muharip ordular dahi ufak sebeplerle perişan olabilirler. demişlerdi... Son kat'i mağlûbiyetlerini ve makhurane ricatlerini de sıkılmadan "Geri tecemmüleri^. Eğer Kostantin mücrim... İşte Kralut beyannamesi bir takım umumî. onun için galibiyet de. meyus olmayın. koymuşlardı. aynı zamanda makhur bir milletin kralı olmasaydı sözlerini bir noktadan şayanı dikkat bulacaktık. Fakat bu gün bu sözlerin meyus tebaasının vicdan azabını teskinden başka ne gayesi olabilir?! Zira Kostantinin bu sözlerden kastettiği mana kolaylıkla anlaşılıyor. Binaenaleyh ey şaşkınlar. Şair milletin feylesof kralı Efzunlar kordondan denize dökülürken bu durendiş milletine neşrettiği beyannamede mağlûbiyetin ordular için gayri mûtat olmadığını söylüyor.. Yalnız bir şey ifade eder ki o da kaçtıklarıdır. ve bu mağlûbiyetin düşmanın hatır ve hayalinden bile geçmediğini ilâve ediyordu. Çünkü en muntazam ve en muharip ordular dahi kaçabilirler. fakat mağlûp oldu. mücerret lâkırdılardan sıyrı- . En muntazam. bu sözlerime inanıp müteselli olun. sözile ifade edîvermişlerdi!.. zira galip gelmekte..Kostantini şaşırtan netice "idaremizin esasları eski yunan feylesoflarından mülhemdir. Çünkü bir tesadüf. Kaçmıyabilirlerdi. mağlûbiyet de ordular için bir emri mukadderdir. ordumun tabana kuvvet kaçması çok şey ifade etmez.. meselâ askerleri korkar. mağlûp hükümdar demek istiyor ki: "Ordum galip gelebirdi.. diyen yunan kumandanları "mağlûbiyet deha. kaçmakta bir emri mukadderdir.larile mütenasip bir lisan icat etmişlerdi: İzmir havalisinin işgaline "askerî gezinti. siperlerde otura otura canı sıkılır. bir takım ufak sebeblerden dolayı nihayet kaçabilir. aç kalır. onum için ey eski yunan feylesoflarının esasatına göre idare ettiğim ey hayali ham milletim. İnönü hezimetinin adını mağrurane ricat.

. Osmanlı . Beyhude bu müdafaanın başlangıcındaki çete tertibatına zihninizi saplayorsunuz ve çetelerin seyyar. saçı sakalı tozdan bem beyaz olmuş. tabiye. haleti ruhiyemizi hatırlamak icap ediyor. Anadolu erkânı harpleri de gece gündüz düşmanı mağlûp etmek için imalifikrediyordu. basit. bütün hükümet memurları boş durmuyorlardı. vaızlar. Üç senedenberi bütün Anadolu münevverlerinin timsali müdafaanın şuuru haline inkilâp etmiş ruhlardan ibaretti. Anadolu bu neticeyi kat'iyeyi istihsal için tam üç senedir uğraşıyordu. anî faaliyetlerile bu günkü Anadolu teşkilâtını anlamağa çalışıyorsunuz. asker. Üç senedenberi Anadolu erkânıharbinin timsali. cephane. Evet Anadolu müdafaası hiçte kolay olmadı. Fakat kakikî bir vatanperver kalbiyle son harbimizin inkişafına teveccüh ettiğimiz zaman bizi hakikaten şaşırtan noktalar yokmudur ?!. mütemadiyen cephane taşıyan bir kölüydü. para. Hakikat hal hiç böyle değildir.— 32 — lıpta tafsil ve teşhir ediliverince böyle bir hezeyana münkalip oluyor! Kralın sözlerini bir derece daha çürütmek müzah muharrirlerinin işidir! Ba sözlerde tetkika. ansızın vaki olması ve fevkalâde sur'atle inkişaf etmesi. Anadolu köylüsü gece gündüz kazandığını müdafayi milliyeye verirken.. hatipler. Üç senedenberi Anadolu köylüsünün timsali üzeri başı. neferden sade üniformasının ufak yıldızlarile fark edilebilen mütevazi bir askerdi. Bu gün aynı taaruzun bizi yine hayret ve takdire sevkeden diğer noktası fevkalâde az bir müddet zarfında neticeyi kat'iyesini istihsal etmesidir.. Onlar da mütemadiyen davayı milliyi bir fikir ve şuur haline getirmeğe çalışıyorlardı.. Bütün bu hazırlıklar bu neticeyi kat'iye içindi. münakaşeye değer hiç bir mahiyet yoktur. Bu suvalimize cevap verebilmek için taarruzun ilk günlerinde ki vaziyetimizi. plân. Mualimler. Şair. O günlerde bizi büyük bir takdir ve hayrete sevkeden iki nokta vardı: Darbemizin fevkalâde surette.

. Bütün o üç senelik müdafaa hayatı. fakat bu netice ne zaman kat'i surette istihsal edilecekti? Ne şekilde istihsal edilecekti? Ne kadar müddet zarfında istihsal edilecekti?. Dumlupmar muharebelerini yapan bir millet için kendi vicdanından kopup gelen güzel hareketleri tesadüfle. Gerçe biz davanın müdafaası için cehtediyorduk. Bunları kimse bilemezdi. talihle. Anadoludaki harakâtı milliyeyi idare edenlerin ilk rüyaları tahakkuk etmişti. İzmir yolunda besalet gösterecek askerlerimizin gizli ruhunu bilmiyorduk. Afyonkarahisar. can ve mal sarfediyorduk. Filhakika sırasıyle İnönü. lâkin maksat uğrunda sarfediiecek emeklerimizin mikdarını. Sakarya.— 33 — . Bu gün bu netice emrivakidir. daha asîl hareketler 3 . O halde neticesi malûm olmıyan bir iş için kan dökmeğe neden lüzum vardı?! Halbuki netice iman ehli için pek muayyen.. vicdanımızdı.. düşmanın korJîaklığıyle izah etmekten daha doğru. Gerçi bizi davamızın hak olduğuna inandıran hissimiz. Bunlar hayatın istikbaliydi. Ruhun bu muazzam eseri karşısında ya Kostantin gibi şaşmak yahut izaha çalışmak bizim elimizdedir. fedakârlık sahneleri boş değildi.. Bütün hazırlıklar bu neticenin istihsali içindi. neticesinde zafer olduğuna iman ederek. Yunanın İzmir e yerleşmesi bir emri vaki olmuştu. Bu kadar büyük bir azim.saltanatının müessesesine bir aşiretten bir devlet çıkardık diyor. pek vazıhdı. Bu cehtimızin sonu zafer olacağına iman ediyorduk. İddia edilen nokta Yunanlıları sürüp atmaktı. Sevres müahedesile devletler şöyle böyle bize Anadoluda bir hakkı iskân veriyorlardı.. Halbu ki hayatın istikbali keşfedilemezdi. zaten makûs olan talimize yalvarmak için miyidi ?!. bu kadar büyük fedakârlıklar ne içindi? Neticesi gayrı muayyen bir harbe girişmek. fitlimizin hayır. halbuki Anadolunun mukadderatine vaziyet edenler yeni devleti hemen yoktan vucude getirdiler. maksat uğrunda şehit düşecek evlâtlarımızın adedini bilmiyorduk. Biz yalnız sebat ediyorduk. işte okadar.

hassasiyetine. Meşhur amerikah ruhiyatçı ve feylesof Viiliam James ruhiyata dair yazdığı büyük kitabın "irade. tabiyenin mahareti bir orduyu teşkil eden fertlerin ahvali ruhiyesine. Nasıl ki zapturapt da bir ordu için bir hayat ve memat mes'elesidir. Nerede itiyatlarımızın ve sevkıtabiîlerimizin eseri olan kuvvetleri tadil için mefkûrevî bir illete müracaat edersek orada cehit vardır.. pek zengin bir menbaı vardır ki onu ancak " maneviyat „ sözüyle ifade edebiliriz. vicdanı olmayan daha doğrusu vatanî. Halbuki iradî bir fiilde en güç. diyor ki: Cehdin mevcudiyetini tefrik için elimizde bir miyar vardır. Galibiyet ve hâkimiyet müteaddi fiillerdir. Cehti kuvayi madiyeye benzetemeyiz. Sevkulceyş harekâtının ehemmiyeti harbiyesini asker olmadan dahi bir derece takdir etmek mümkündür. den bahsediyor. ye dair olan kısmında iradî hareketlerin evsafını zikrettikten sonra. en mukavemetsiz yolu takip ederler. bu hareketlere refakat eden "cehıt. mihaniki ve fennî tedbirlerden ibarettir. kahramanlığına göre daha zahirî. Çünkü bu kuvvetler cisme tatbik edildiği zaman sa'yi akal kanununa tabi olarak en kısa. Fakat bu nihayet zabturaptı olan bir ordunun kütlesine ait. en çok mukavemet gösteren bir yolu takip ettiğimizi hissederiz. Türk zaferinin harikuladeliğini kabul etmiyecek olan zekâ Kral Kostantin'inki dir..- 34 - neden olmasın?! Millî kahramanlığımızın ne izahını ne alelade bir zabıturapt muvaffakiyetinde nede alelade bir sevkulceyş ve tabiye zekâsında bulamayız. İntizamsız bir ordu bir toz yığınından başka nedir?! Fakat hissi. insanî mefkureler yerine husumeti koyanr fertlerden mürekkep bir ordunun zapturaptı kaç para eder ?! Hulâsa harpte mukavemetin. daha fikrî şeylerdir. Çünkü ordunun intizamı. Halbuki yeni ruhiyat ve içtimaiyat ilimleri ruhun bu gibi muazzam hamleleri karşısında gayet müspet ve teslimiyetkâr vaziyetler takınmışlardır. mukavemette devamın pek derin. İşte mefkurenin tahakkuk .

Yalnız bizim bileceğimiz bir şey vardır. ve hüsün sıfatlariyle telâkki ettiği Allahtır. baş kumandanını da esir etmek şar tiyi e yıldırım sür'atile eziyor. meselâ bir türk milleti bir müdafaa ve istiklâl muharebesinde ne kadar kuvvet sarfedebilir. Amerikalı ruhiyatçının fert hakkında söylediği sözleri cemiyetlerin hayatına teşmil etmek pek mümkündür.— 35 ve tecessüdü için müracaat ettiği kuvvet bu cehittedir. İşte biz Türkler bu Alla hin kuluyuz. Şeref kimlerindir ? Yunanlılar İzmiri işgal ettikleri gün Anadolu Devleti henüz teşkkül etmemişti.. Türkün mefkure dediği şey hayır.. milletimizin dünyada hikmeti vücudu bu Allaha tapmaktır. Fakat bu cehdin ehemiyetini takdir. vicdanın yegâne. Bir cemiyet. hak. Bu eserin azametini takdir etmek için evvelâ onu besleyen mefkurenin azametini takdir etmek icap eder. Ancak bu gaye için çarpıştık ve Hikmetullahı bir kere daha ilân ettik. ölümü ne derece istihkar edebilir.. Millî kuvvetler bir müddet dağınık . Onun için bizim zaferimiz dostun da düşmanın da hesabını şaşırtan bir zaferdir. Bu icazkâr zaferle beraber olan mutlaka Cenabı Haktır. o da şudur: Bir millet ki vesaiti maddiye itibariyle kendisine faik yahut müsavi olan bir milleti. çünkü hiçbir akıl ve hesap keşfe muktedir olamazdı. yekpare ve yaratıcı zaferdir. ve bu cehdi harikulade bir sür'atle inkişaf ediyor. miktarını tayin etmek psikolojinin iktidarı haricinde bir iştir. Çünkü ruhun her mucizesi gibi yepyeni. ve ne sür'atle İzmir kordonuna vasıl olabilirdi ? Bunu hiç bir ilim. William James'in ilmine istinaden diyebiliriz ki: Ö milletin mefkuresi gayet velut bir mefkuredir. Bunlar öyle hadiselerdir ki ancak zuhur ettikten sonra hayretle temaşa edilir. ruhun. müptekir eserleridir.

misale. buna "muhalefet mantığı.. Çünkü siyaset her şeyi halledebilirdi. ve sulha kavuşmak için siyasete sarılmaktı. KuvayıMilüye böyle bir mukavemete teşebbüs eylemiş olduğundan memleketi batırıyor. hatta ay m siyaset Yunanlıları İzmirden çıkarmak için bile kâfiydi.- 36 - ve mahallî çeteler halinde çalıştılar. her yerde muvaffakiyetler hasıl olmıya başladı: Yunanlılar. silâhlan elden bırakıp teslim olmaktı!. tecrübeye. Biz silâhla mukavemet ettikçe Anadolu Yunan istilâsına maruz kalacak. Mülkilerin yeni mazhariyetleriyle birlikte İstanbulda yeni bir mantık erbabı hasıl olmağa başladı.. Lâkin vaktaki KuvayıMilliye perakende kuvvetler halinden çıkıp müçtemi bir kuvvet haline geldi. el'an da mütenebbih olmuyoruz. Muhalefet bu esası müdafaa için söze. şimdiye kadar ne kaybettikse siyasetsizlik yüzünden kaybettik. Bu aralık meydanı boş bulan Yunanlılar Bursa ve Bahkesiri kolaylıkla işgal ettiler.. vaktaki mahallî müdafaa hey'etleri yerine mîllî ordular kaim oldu. elimizde kalanı da bu adamlar batıracaklar. Bu adamlar Yunan istilâsının ilerlemesini millî mukavemete atfediyorlardı. ilerdeki halâs ümitlerini dahi mahvediyordu !. bu suretle Devlet. Bu mantığın esası harpten kaçınmak. Bunun üzerine düşman istilâsına silâhla mukavemet edilmesini muvafık bulmayan kimseler şu mütalâayı yürütüyorlardı: — Biz demedik miydi?! KuvayıMUUye bu memleket için bir felâkettir.. mukavemet kat'i bir felâketti. Bu bir mantıktı. Efkârı umumiyemiz Yunanlıların bu istilâsından çok meyus oldu. Millet büsbütün mahvolacaktır. Belki bu mülâhazaları doğruydu. Bu sonuncular şu tarzda idareikelâm ediyor!ardı: . her şeye müracaa etmişti.. eğer hafızam yanılmayorsa.. Bilâkis her ne şekilde olursa olsun. İnönünde mükerrejren ve Sakarya harbinde ise müthiş surette mağlup oluyordu. diyorlar. Fakat yine bunların aklınca çareiselâmet. olmak istidadmdada değiliz!..

netice üzerinde ferden tesahup ve tefahür hakkı sizin değildir. harekâtımilliyenin yüzde yüz muvaffak olacağını keşfetmiştik. bu hareket . sadece gözdür! Siz milletinizin selâmetini. anadoluda azim ve iman sahipleri çoktur. . Türk devleti ölmez. Çünkü esasen iyi olduğunuzdan iyiliği istiyordunuz. atinin emin olduğunu. çünkü anadolu mefkûrecidir. Fakat ne derece kadim lehdarı idiler ?. belki bu hareketin iptidasından intihasına kantar muhabbet ve emniyetle bilfiil çalınanlar. madem ki hareketin iptidasındaki tesiriniz sıfır.her hangi neticeye demiyorum. şu kadar ki . biz zaten bu harekete taraftardık. İster bidayettenberi bu harekete aleyhdar olun. Şu taktirce HarekâtıMiUiyenin bu günkü takdirkârîarile dünkü muhaleiîerinin çok farkı yoktur ! Her iki mantığı sahiplerinin HarekâtıMiUiyenin inkişafına bir hizmeti olmamıştır. kat'i neticeye varmadan evvelki zamandadır. MUlî maksadın meşru olduğuna ne vakıttenberi inanıyorlardı ?! Çünkü bütün bu taraftarlıklar ve bu memnuniyetler ancak KuvayıMiliiyenin muvaffakiyeti belirdikten sonra izhar edilmişti!. bulunabilmek için mutlaka suiniyet sahibi olmalısınız! Onun için bir kere mukavemet muzafferiyetle neticelendikten sonra herkes gibi size de bir vatandaş sifatile takdir ve hayet düşer. muhakeme değil. devletinizin istiklâlini temie eden bir hareketin elbet aleyhinde bulunamazsınız. Çünkü MillîHareketi vücude getirenler ne iptidasında tezyif edenler.her hangi harekete taraftarlığınızın. ne de intihasını takdir edenlerdir. Türk yenilmez. ve hareketin tekâlümüne yardımınız hiçtir. Türkün imanı kuvvetlidir. Halbuki bu eser vücude geldikten sonra onun azemetini takdir edecek olan alet fikir.- 37 - — Biz zaten biliyorduk.. veyahut her hangi hareketin akıbetini keşf hususundaki firasetinizin delili bu günde değil. ister bu hareket muvaffakiyetlerini istihsal ettikten sonra onun meddahı kesilin. Gerçi bu adamlar bu sözlerile Kuvayı Milliyenin aleyhdarı değildiler.

O müşkül dakikalarda istiklâl için çarpışan bü kuvvet her kalpten muhabbet. yalnız onlarındır.sulhu tercih ederler..için malini. "ilerlemek var. sız. Bizim memleketimizde harp aleyhdarları yalnız siyasi . Bidayette bu hareketin yegâne kuvveti ittihat idi: Emelde. Fakat] sulh aşkına mahvolmayı da arzu etmediklerinden silâh-. dediler. yaşamak için ölümü istihkar edenlerin. şeref en ümitsiz zamanlarda çalışanların. yetim kalan çocuklardan. Bu kimseler harbin şeametini sulhun selâmetini ispat için en ziyade ölen insanlardan. Onun için her zaman. Filhakika MillîHareke şerefli bir Ölümü zelil bir esaret hayatına tercihle başla mışti. dörmak yok!. Yine öyle dakikalar oldu ki bir kalbin muhabbeti bir istihkâmın metaneti kadar maksadı tahkim ediyordu. her ne bahsına olursa olsun. sönen ocaklardan bahsederler. Öyle dakikalar olmuştur ki millî maksadın aleyhinde sarfediien tek sözün bir taburun dağılması kadar meşum bir tesiri olabilirdi... her türkten yardım bekliyordu. O tarihte istiklâli samimi surette talep edenler silâha yahut kaleme sarıldılar... sesi çıkmıyan siyaseti tavsiye ederler. Binaenaleyh dünkü muhaleflerlerle bigâneler bu gün Harekâtimilliyenin müspet neticelerinden isterlerse memnun istemezlerse gayrı memnun olsunlar. canını feda edenlerdir. histe birlik. Bunlar harbi beşeriyet) için bir musibet telâkki ederler. Muharebelerin dersleri Anadoiunun silâhlı siyasetini terviç etmiyenler alel-i itlâk harp aleyhdari olan kimselerdir. Böyle hayat ve memat arasında çalışan bir tehdit eden tehlike ne olabilirdi? Düşmana karşı mukavemetin ve dahilde maneviyatın zayıflaması. Mazideki her harbin neye mal olduğunu hesap eder dururlar.

her iki zümrenin fikirleri. Esasen bu zatler söz telkinile hayatın değişivireceğini zannedecek kadar basit düşünürler.. Sulhu istihsal için insaniyetçilerin tasviye ettikleri usul gayet basittir. Bunların umdesi insaiyet umdesidir. Bu mütefekkirler de döne dolaşa nihayet sulh gayesine teveccüh ederler. bunlarda milletler arasındaki nifakı ordular arasında ki cidali insaniyet umedesine muhalif sayarlar. ve bunun neticesinde asken aç ve elbisesiz bırakan Saray istipdadına karşı genç ruhlarda isyan hamlesi doğmadı?!. İnkilâbın heyecanları acaba Tasalya ovalarında duyulmadın»?!. ve millî harpleri insanî vs hdete daima mugayir görürler. bir siperde bulunmak vesilesini hazırladı?! Kim iddia edebilir ki ateş ve Ölüm karşısında zabitle neferlerin bulunması ruhlarında bir kaynaşma husule getirmedi. Hakikatte harp düşmanlarının muhakemeleri gayet tarafgiranedir: Muharebede ölenlerin miktarı kayıbolan toprakların mesahası gibi harbin münhasıren ferdî ve maddî kısımların düşünülür. niyetleri her ne olursa olsun milletlerinin hayatına aynı derece müfit veya muzir kimselerdir. para zayiatı itibariyle meşum olan ve maddî. Binaenaleyh. bütün milletlere harp nefreti yerine sulh ve müsalemet aşkı telkin etmek. Gerek bu muhaliflerin gerek bu feylesofların hayatî kıymetleri müsavidir. Birinciler felsefe yapmaksızin ikinciler siyasî bir fırka teşkil etmeksizin hayata karşı aynı vaziyeti alırlar. Beyhude eski Yunanistanm bir kısmini işgal için kan döktük. bütün istilâ ettiğimiz topraklarden kendimizi çektik! Fakat kim inkâr edebilir ki insan. şiire.an muhalifler değildir... Nefsini san'ate. beyhude para ve cephane sarf ettik. Kim . siyasî hiç bir fayda temin etmiyen bu eski Yunan barbi MektebiHarbiyeden yetişen genç ve münevver zabitlerimizle fakir ve masun Anadoluluları bir arada. ve felsefeye hasretmiş olan münevverlerimiz arasında da sulhun dostu ve harbin mutlak surette düşmanı olanlar vardır. Gerçi Yunanharbi Türkler için büyük bir zayiattı.

Hülâsa muharebelere neresinden bakılsa milletler için manevî inkilâlaplardir. Muharebelerde bütün bir milletin en geç. kadınları evinden işe sürüklüyor. Muharebeler ozatnana kadar mevcut ve müesses olan hayatın şeklini. cephe arkasında kalanlar için azamî derecede çalışmak bu suretle günün bütün meşakkatlerine göğüs gererek azamini. namus gibi milletin her ferdinin vicdanında zayıf derecede yaşıyan bir takım hisler manevi bir volkan gibi patlayor. kendi ben ligini idrak etmesi lâzım geldiğini öğretmedi. akil ve muhakeme faaliyetleri hasıl olduğu gibi. ve diğer milletlerin kütleriyle temasından türlü fikir ceryanları. Hulâsa muharebeler ne bir dersin ne bir aklın doğrudan doğruya tevlit edemediği içtimaî inküâplarm yalnız başına vücude getiriyor. hissi millyiet. Yine kim inkâr edebilir ki Harbiumumide Çanakkale müdafaasında duyduğumuz heyecan. millî heyecanların dogmasına sebep olmadı?!. müdafaa. muhteviyatı gözle görülür.inkâr edebilir ki: Balkan Harbi bütün hezimetlerine rağmen bize. Erkekleri işinden cepheye. elle tutulur bir hale geliyor. bir millet için istinatkâhin ancak kendi vicdanı olduğunu. Türk bundan böyle kendini duyması. millet mefkuresinin. Muharebelerin bu terbiyetkâr tesirlerini kabul etmek . Millîharekâtin mebdei degıldır?!. Ve çok kere muharebelerin yaratıcı tesirleri vardır. arzuya istiklâl. Bazı muharebeler büyük maddî felâketlerin amilî olduğu kadar. bereket zamanlarının kıymetsiz eşyasına kıymet geliyor. Muharebe esnasında bir çok iktisadî meslekler adamsız kahyor. vaziyetini değiştiriyor. iradesini kuvvetlendirmek mecburiyeti hasıl oluyor. çocukları ebeveyninin devamlı mürake besinden ahp daha ziyade mektebin. cemiyetin mürakebesine terkediyor. vezinde fertlerinin kütlesiyle hareketinden. Bu suretle milletin yeni hayatına yeni yeni ufuklar açıyor. bazı muharebelerde büyük manevî intibahların mebdei olabiliyor.

.— 41 — için Harbiumumi esnasında vücude gelen içtimaî tahayyüllerimizi hatırlamak kâfidir. İşte Anadolu Harbi bu kadar müstesna şeraitin dahil olduğu bir harptir. Gibi bir çok meftunlarımızın muhteviyatını tadil etmiş Türklere adeta.' Bu harbte zabitin fenni neferin heyecanına nasıl hizmet ediyorsa. istihsal. Bunlar bizzat istiklâlin arzu eden ve bunun için samimi surette çalışanlardır. Bu harbi temyiz eden başlıca seciyeler şunlardır: 1 — Anadolu harbi bir hükümet ve saltanat harbî değildir. Böyle bir harbin yarınki Türk cemiyetinin zevkinde. yepyeni bir zihniyet vermiştir. bütün insanlar.. 2 — Anadolu harbine iştirak edenler ve bu harbin talihini kabul e a enler ne alelade memurlar. edebiyatında. alimle cahil. Binaenaleyh mütereddit. Türk olan ve Türkün istiklâlini müdafaa eden bütün kalbler birleşti. terbiye. kadın. Fakat meşrutiyetten bert biribirini takip eden harplerden hiçbiri bu Anadolu harbi kadar hususî şeraitte olmamıştır. neferin heyecanı da zabitin fennine öylece itimat ediyordu. değil. millet tam bir vahdet haline geldi. bir ihtilâldir. aile. Bu büyük harp kanaat. ukelâ seciyeler için bu harbin tarihinde hiç bir mevki yoktur. çocuk. Ve bu harbin iptidası mihaniki bir inzibat ve intizam. terbiyesinde vücude getireceği yeniliği bugün kimse bilmez! Nitekim böyle bir harp neticesinde yapılacak olan sulhun yarınki Türkiye için nasıl bir istihsal sahası hazırlıyacağmı da kimse bilmezi Fakat bu gün bildiğimiz bîr hakikat vardır ki oda şudur:: . amirle memur. devlet. Bilâkis vatanı istilâ edilen bir milletin yaptığı müdafaa ve istiklâl harbidir. müvesvis. ne de alelade amirlerdir. ahlâkında. Onun için bu harbte zabitle nefer. bir millet ve istiklâl harbidir. Fakat hayatî bir feveran. 3 — Anadolu harbi bir vatanını zorla istila etmek için bir millete karşı ilân edilmiş bir zulüm harbi değildir.. tahsil..

acami köylülerden de teşekkül etmiyordu. Çünkü Yunanlılar müteaddid taarziarında fennî surette harbettikierini göstermişlerdi. Mefkurenin galebesi kahirdir Anadoludaki Türk . Evvelâ Yunanlıların Anadoluya getirdikleri kuvvet dağınık ve serseri bir çete kuuveti değildi. Türklet •ise sadece müdafaa ediyorladı.. Filhakika iki milletinde ordusu.. muntazam bir orduydu. kumandanlarının fennî puanlarına göre hareket eden bu millet neden toplarını bıraktı. Yoksa yunan fırkalarına kumanda eden cenaral..ler cahil miydi?! Bunu da zanndetmeyiniz!. muallem askerlerden mürekkep bir orduydu. Yunanlıların aradığı evvelâ . gibi bir cevap bulmak güç değildir. Bu mükemmel ordunun cephanesi de kıt değildi. O halde muntazam ordusu. cephanesi. Bu ordu rastgele devşirme askerlerden. fenni vardı fakat iki milleti hareket ettiren kuvvetler aynı menbadan •gelemiyordu. Gerçi bu suale tesadüf. bol cephanesîyle. Yunan ve Türk ordularının maddiyatında bulamadığımız bu orduların maneviyatında bulmak mümkün olmayacak anı?. Yunanlılar alelade tecavüz ediyorlar.AO _ Türk milleti millî ruhun feyiz ve azemetini en ziyada b harpte görmüş.Yunan harbinin safahatını takip etmiş onlar için merak edilecek noktalar vardır. niçin?!.. toplarının. ve âlemde kendisin mevdu olan medenî ve tarihî vezifeyi ifaya belki her millet ten ziyade ve her zamandan daha iyi hazırlamıştır.. taîii harp. dağlara tırmandı. iradesine sahip olan milletlerin Allahta başka korkusu olamıyacağmı anlamış. Fakat bunlar cevaptan ziyade yeni birer sualdir! Çünkü tesadüf ve talii harp fikirleri izah edici olmaktan ziyade bizzat kendileri izaha muhtaç olan fikirlerdendir. tüfeklerini attı.. muallem askeri. bilhassa vesaiti nakliyelerinin mebzuliyetini her vesile ile anlaşılıyordu.

vatan.. Efzun alaylarını Anadolu ovalarına sevketmek için yunan pulâtikacılarının harekete getirdiği hisler namus. Meşhur ruhiyatçı Ribot ihtirasların psikolojisine dair yazdığı kitapta hakiki ihtirasları sathi ve muvakkat heyecanlardan ayırmıştır. Din. maddî olan bütün müşabehetlere rağmen batını. istikametini şaşırır yalnız hareket etmek için hareket ederler. kördür.. millet gibi içtimaî ihtiraslar devamlıdır.— 43 — sütü sonra da eti yenilebiiecek sağmaldı! Türklerin kuruduğu mukaddes bir hayat. manevî büyük farklar vardı.. şekavet. Uzvî ihtirasların ölümü anidir. gayesinden haberdar değildir. sinirli adamlar gibi!. Böyle bir ihtirasın bütün kuvveti. bütün şiddeti muvakkat bir zaman içindir. şekavet gibi ihtiraslar gelip geçicidir. zulüm. tabîridiğerle mefkureler böyle . ve hayvanı olunca o ihtiras adeta uzvî ve maddî kuvvetlerin akibetine uğrayacaktır. Halbuki içtimaî ihtiraslar. şeref.. Türk ordusuna hayat veren milliyet gibi bir mefkure idi.. Bu ihtiraslar uzviyetin amakından fışkırıp ta bir kere hayatın sathına geldikten sonra cihetini. Türk ordusu üç seneden beri her ne muvaffakiyete mazhar olduysa içtimaî mefkurelerin hayatına tabi olarak mazhar oldu. Yunan ordusu şu üç sene zarfında her ne felâkete uğradıysa uzvî ihtirasların şeraitine tabi olarak uğradı. Halbuki hırs. istiklâl. Halbuki türk orduları en büyük kuvvatini bu mef küre vî hislerden alıyorlardı.. diğer cihetten uzvî ihtirasların ölümü kendi kendine olur. istiklâl gibi mefkûrevî hisler değildi. gibi manevî ve rahmanı tecellileriydi. bu hayatın namusu. namus.. İki ordu arasında zahirî. Birer fikiri sabit idi. neticesi bütün uzviyeti tahrip etmektir!. şuurludur. şeref. muvazenesizdir. Nihayet yorulur. "Yunan ordusunun akibeti maddenin akibetine tabidi. muvazenelidir. Türk ordusunun mukadderatı ise mefkurenin mukadderatıdi... zulüm. Bir iktirasin menşei uzvî. Yunanı tahrik] eden tamah.

Mefkurelerin hayatı emin. Hedeflerineb yaklaşdıkça daha kuvvetlenirler. Yunanlıların Anadoluya getirdiği ordu şeklinde bir zulüm. Halbuki sefil ihtiraslarda daima kendi kendini nakzeden dahilî taaruzlar vardır. adalet. hiç bir zaman gaynmakul olmaz. insaniyet duygularını uyandırarak . büyük adamlar milletin rubunda yaşayan hürriyet. Mukadderatını tanzim edecek adamları beyendiği için. Bunlar kuvvet ve kudretini bir ferdin. vucüdü kalan kısmyle Kordondan denize atladı ve boğuldu!..44 değildir. daima ilâhî. Uyumak istedi rahat bırakmadılar. yaktı ve nihayet yoruldular. heves ve iştahasından değil. muvaffakiyetleri kat'idir. Nasıl ki namusunu müdafaa edenler için de şeref büyüklerinindir. bir cemiyetin tarihinden. ister bir aşiret olsun ve bu cemiyetler ister müterakki. dediğimiz hür ve bakir hayat zuhur eder... Mefkurelerin tecellisi iâaklî olsa bile. Bu kabahat sadece idare adamlartnındır. vicdanından alır ve hiç hedef ve istikametlerini şaşırmaksızuı betaetle tekamül ederler. bütün şeraitini buluyorsunuz. Fakat ne olursa olsun her millet kendi âmelinden? kendi icraatından mesuldür. şeytanî ve hayvam loanlar da vardır. Şakinin bu intiharını görenler diyorlar ki: Yunan milleti hesabına kabahaı kimindir?. medeniyet saygisıyle bir zamana kadar uzviyetlerinde sakladıkları bu deli ihtirasın zincirlerini kırdılar ve Anadoluya koyverdiler! Bu deli dört bir tarafa saldılar yıktı. kaçmak istedi kovaladılar.. insanî olamar gibi. ister gayrı müterakki bulunsun.. Milletler için zaman zaman bu blisin telkinatı müthiştir. ayakları kırıldılar. îşte Anadolu harbinde sefil ihtiraslarla ali bir mefkurenin bütün evsafını. kuvvetlendikçe hareketlerini süratlendirirler. kanun kıyafetinde bir şekavet idi! Yunanlılar belki Avrupa korkusu. Mefkure hayatı ise akıl ile hissin öyle bir imtizaç ve ahengidir ki ondan "İrade. Cemiyetler ister bir millet. Milletlerin melekleri olduğu gibi şeytanları da vardır. ruhanî mahlûklar değildirler" Bir milletin hafızasında ve kalbinde yaşayan fikirler ve hisler arasında ahlâkî.

zulüm şeytanını kudurtarak onu sefalet ve habaset yoluna sokarlar. Arada sırada keskin bir düdük sedasile arkasında koca bir bayrak taşıyan bir otomobilin geçtiğinden haberdar oluyoruzz.... Bütün sokaklar kadın. küçük bütün milletler için ibret: Mefkurenin galebesi kahirdir. bir çok camekânlarm yüzünden allı beyazlı zincirler sarkıyordu. Her tarafta elektirik tramvaylarının tellerini aşan takı zaferler vardı.onu selâmet ve saadet yoluna sokarlar ve yahut yine aynı millettin nefesinde yatan tamah. Her dükkânın. penceresinde bir bayrak sallanıyor. Onun için büyük adamlar milletlerinin hem bir mahsulü. Donanmış sokakları seyir ede ede çarşı kapısına kadar gelmiştim. her evin kapısında. kin. üzerleri bayraklar ve fenerlerle donatılmıştı. Takı zaferdeki timsal Dün İstanbulda büyük bir sevinç vardı. Her biri yapanların zevkine göre tenvvü ediyordu. Fakat Venizelos şeytanî Yunanistandi şeytanca idare ettiği de aynı Yunanistandı.. bir alay sancağı kadar büyük olan bayraklar Türklerin yüzüne şürüle sürüle gezdiriliyordu. Ve Yunanistanı hakikaten idare etti. çoluk çocuk.. Venizelos gibi bir adam Yunanistanı böyle bir felâkete sokmaya bilirdi. insanla doluydu. Yeni bir karara tevessül eden yeni bir harp ilân eden büvük.. erkek. Fakat bu takın hiç bir şeyi eksik . Fakat millî. Bu takızaf erler hayatı ve kudsiyeti temsil eden yeşil dallardan yapılmış. Orada bir sokağın başında caddedeki büyük takızaferlere nispeten daha ufak bir takızafer yapmışlardı.. Bütün minimini çocukların elinde birer ikişer minimini bayraklar geziyor. insanî mefkurelerden mülhem olmak şartıyie. Venizelos da bir hükümet adamıydı.. hem de istikbâllerinin nazmıdır.

„ Resmini.. Takizaferia üzerine bu timsali asan halkin ruhu demek isteyordu ki. bayraklar. Ben de takı kuranlar gibi ruhumun garip bir ihtiyacile bütün hak ve hürriyet tammıyan müstevlilere..Bütün bu yeşil kırmızı süsler arasında yarı kurşun kalemle* yarı sulu boya ile yapılmış bir lâvha en ziyade nazandikkatini celpediyordu. ve tacı düşer!. Her taraf kana boyanmış. avrupah asyalı._ 46 — değildi. manası o kadar kuvvetli idiki bütün gece hatırımdan çıkmayordu.. şeklini tenkitten geri kalmadığım bu lâvhanın ruhu. müslüman hırıstıyan. mefkuresini belki de dünyanın en büyük farzedüen siyasilerinden daha iyi keşfederek en büyük san't eserlerinin lisanından daha açık bir lisanla ve en canlı bir timsalle anlatıyordu. ey bu takın altından geçen ve bu takın kurulduğunu işiten bütün insanlar! Biliniz ki: Türklerin namusu. diğer eli belinde tarihî bir kahraman duruyor. Bunun bir kenarında başı kavuklu. fenerler. bir elinde kalkan. kahraman resimleri. Bu kelime resmin üzerine birden göze çarpacak kadar kalın yaziyle yazılmıştı. hak ve hür bir türklük tanımamak için inat eden garip medenilere karşı Türk milletinin hakkını ve hürriyetini kastederek bağırmak isteyordum: — Geçilmez! . ananevi süslerin hepsi vardı: Tefne dalları. Halkın neş'esi bu manayı mütemadiyen hatırlamaktan beni ahkoyamıyordu. oradan geçilmez! Oradan geçmek »stiyen efzunun başı kesilir. Birde kafası biçilmiş iki efzun yatıyor. beli kuşaklı. tarihî. Gerçi bu iâvhada en basit resim ve menazir kaidelerine bile riayet edilmiş değildi. alk beyazlı zincirler. vahşî.. Arkasında koca bir Türk sancağı dalgalanıyor. di. "Medenî. "Geçilmez» in mevzuu şudur: Gayet dar bir buğaz var. istiklâli mukaddes bir ölkedir. Fakat resim» fennine vakıf olmıyan bu halk san'atkârı üç senedenberi Anadoluda harp eden Türklerin emelini. Bu lâvhanın adı "geçilmez!..

Nitekim. hayatı tetkik eden zekâların takıldığı bir istifham işaretidir. Netekim "Venüsü. Bunlar gibi mületiee îlik eden bir hayır sahibinin fiili de hürdür. İrade olsun.. Onun için yeni bir dinin. Fiil hür olmak için ya doğru olmak lâzımdır ki bu ilimdir. san'atin yeni bir ahlâkın zuhuru hürriyetin husuliyle tevemdir. Onun için "İradî bir fiili.. Çünkü hayır dediğimiz şey hakkın ve hakikatin ahlâkta tecellisidir. daha kısası mefkurenin kendisidir. felsefede hürriyet. hayra müveçcih. irade bahsi kadar karışık hangi bahis vardır? Hangi mes'ele hürriyet rnes'elesi kadar âlim ve feylesofların zihnini yormuştur? Ruhiyatta irade. hür bir fiili ihtiyar eden ruhumuzdur. temyiz eden. Bu mefkûrevîlik şanı hürriyetin tek seciyesi değildir. Bu itibar ile insanın fiili hür olmak için mutlak insanî bir mefkurenin ifadesi olmak gerektir. Her gün itiyat saikasiyla .. yahut bir fazilet gelir.— 47 — Millî Hareket niçin hürdür? Ruhiyat ve felsefe kitaplarını açınız. iyi ve güzeldir. hisse. Şu halde hürriyet: ilimin. bazı hassaları tayın etmemize imkân vardır. ahlâkın. Çünkü bu heykel hakkı. iptidaî r vazih malûmatın müntehası. Çünkü bu fiil doğru. Sualini sorabiliriz. hakikati. İrade. tıraş eden san'atkârının fiili de hürdür. yahut ta güzel olmak lâzımdır ki bu da san'attir. ve hareketi tefrik. san'atin. fakat bazı vazifeleri. insanî bir tasvvuru ifadesidir. Hür adamı fiiliyle dünya yüzüne ya bir ilim. hüsnü başka vasıtalarla ifade eden bir lisandır.. dinilebilir ki bütün basit.. ümmetine rahmet yetiştiren paygamberin fiili hürdür. Hür olan hareketler daima bir fikrin: hakka. tarif edilemez. yahut hayır olmak lâzımdır ki bu ahlâktır. hür fiilin en büyük şayanı yeniliktir: Hür fiil her gün bir itiyat veya insiyak saikasıyle yaptığımız şuursuz daha doğrusu az şuurlu bir hareket değildir. seciyeler nerededir?. hürriyet olsun. ya bir bedi. şuurlu olmaktır.. Hürriyetin şanı.

Namus ve istiklâl için cephede ölenlerin emeli tahakkuk ettikten sonra büyük maksadı herkes gibi alkışlayan mukallitlerin fiili hür değildir. inhizam yerine ittifak bardır. Vahdet ve ahenk hürriyetin şanıdır. gittikçe kuvvetlenicidir.— 48 — Icâğıt paraların kirlilerini atar gibi. zira bu hareketleri alelade bir korkunun. Halbuki askere iane vermek için boynundaki paraları söken köylü kadınının hareketi çok hürdür. yahut alelade bir menfaat endişesinin mihaniki tesirlerine muadil gibidir. hürriyetin nizama tabi olan bu şuuri hemde süreklidir. Hür hareketlerin büyük bir şartı da imtidathr. fitret ve fitne . Çünkü böyle bir hareket ne uzun bir teemmülün.. çünkr bütün kalbin. mihanikidir. îhtiyarsızdır. Bazen bir mefkurenin istihsali için bütün bir batnin ömrü kifayet «tmez. yahut huzurunu ihlâl •eden dilencileri kogar gibi imane. haksız bir istilâ hergünü ve fani kuvvet gibi zail olucudur. Hürriyet en sefil bir hüceyreden en ali melekeye kadar bütün uzviyetin ve bütün ruhiyetin ittifakını. ittihadını temin eden manevî bir hükümdardır. sadece ahşıkhğın mahsulüdür. Hür olan hayatlarda igtişaş yerine intizam. seçil miş've öylece duyimuştur. çünkü şuursuzdur. şekavet.veren bir zenginin hareketi hür değildir. Mefkurelerin icrasını çok kerre nesiller deruhte ederler. alelumum safil ihtirasların fiili devamsızdır. bir nizam da vardırki. zira beğenilmiş. gelip jgeçicidir. Halbuki eli ayağı tutmıyan bir kötürümün bile millet yolundaki en ufak bir heyecani hürdür. hiddet ve şiddetlerin. şevki tabiilerin. Halbuki zulüm. bütün benliğin ifadesidir. mefkurenin tahakkuku tarihlere düşer. imanı taklittir. gittikçe parlayıcı. esir hareketlerimiz parlayıp sönücü. ihtiras bir kere huylandıktan sonra kendi kendine tırmalayan sinirler kadın gibidir! Halbuki hürriyette şuursuz gibi. ne de üzüntülü bir cehtin eseridir. çünkü şuurludur müteemmilanedir. Mihaniki fiilleriniz.

Millî Hareket hür bir hareketti. imtidat ve harikuladelikten ibaret olan bu sıfatları aynen ve tamamen milletimizin hayatında bulacağız. Hürriyet ruhun muazzam bir hamlesidir. azimden geliyordu. Hür hareketler bakir. zira bu hareketi besleyen ne kuru bir hayal. Fakat ölünün diriye savleti hürdür. gayrı muntazar bir keyfiyettir. çünkü.. Millî Harelcet hür bir harektti. hürriyet varlığımızın en derin noktalarında» gelen bir sesin âlemdeki aksi sedasıdır. ne de basit bir fikirdi. Millî Hareket dünyanın en hür bir hareketiydi. zira her ne namda ve her ne içtihatta olursa olsun ilim.. çünkü bu mashariyet gayrı memul.. hiç bir eser sanatte haksızlığı güzel bulmuyordu. hiç bir zevk. sonra hiç bir ahlâk meshebi esaretin bir fazilet olduğunu iddia etmiyordu. zira hesabm zıttıdır.— 49 — yalnız şuursuz ve vicdansız hayatların felâketidir. nevinde münferit hareketlerdir. Belki kuvvetini şuurdan. Millî Hareketin bütün evsafı hürriyetin bu saydığımız evsafıdır. Hürriyet basübadelmevte mashar olan milletlerin sıfatıdır. çünkü tamamiîe maddî bir hesabın mahsulüdür. onun için hür b'r hareketti. Hülâsa hürriyet ruhun bir harikasıdır. çünkü bu hareket. milletin vicdanından alıyordu. ahlâkın ve sanatin. Millî Hareket hür bir hareketti. vahdet ve ahenk. mefkurenin yolunu tutmuştu. mihanikiyetten daiam azade idi. Hürriyet ne haricî bir hayalin taklidi.. ne de bir hesabın mahsulüdür. Şimdi hürriyetin kat'i bir lisanla ifade ettiğimiz bu seciyelerini milletimizin hayatına tatbik edelim. ahlâkta. Millî Hareket aynı zamanda ilmin. asırlık bir pulatikanın mukerreren iflâs etmiş eski diplomat zihniyetinin sahte bir taklidini yapmıyordu. bütün maddî ve 4 . Ne göreceğiz ? Mefkure denilen. Bütün kudreti cehitten. fakat tasavvurların en alisi olan milliyet tasavvuru yani dinde. müstesna. Kavinin zayıfa tesallütü hiç te hür değildir. tekrarden. zevkte müstakil olmak tasavvuruydu. taklitten. belki bu bir tasavvur. istiklâlsiz bir milliyeti teyit etmiyordu.

en yakınından en uzağına kadar bütün fertlerin. Millî Hareket hür bir hareketti. çünkü r hürriyetin en büyük alâmeti olan harikuladeliği vardı. san atin bir tercümanı iken onlarınki hak ve insaniyet denilen mefkureye isyan ediyordu! Biz vicdanımızın emrini yapıyorduk. onlar imparotorluk taklidi yapıyorlardı t Biz devam ederken onlar dağlıyor. Millî Hareketin hür olan sıfatları karşısında yunan hareketini yalnız makûs sıfatlarla tavsif edebilirsiniz. hiç bir zaaf eseri göstermedi. Millî Hareket hür bir hareketti.- 50 - haricî olan şeraitin makûs olmasına rağmen. Millî Hareketi sırf bir hareketi askeriye şeklinde görenlerin zehabına rağmen bu hareket butun müteakip ve müteselsil şekillerde devam edebilecektir. Bu hareket Türklerin uzun bir muharebeden çıktığı ve silâhlarını teslim ettiği tarihte başlamış ve en diri. hatta yalnız Türkiye sahesinda değil. garpta Çanakkale kahramanlıkları şek' ünde tecelli eden millî irade Mütarekeden sonra en yüksek şeklini bu Millî Harekette bulmuştur. en küçüğünden en büyüğüne. ahlâkın. en genç bir millet eserinin fevkalâdeliğini göstermi şti. Bu maksada yalniz hür Anadoluda değil. Biz hak vadisine çıktık. vazifeye iştirakini temin ediyordu.İşte millî harekette bulduğumuz kudretler temamile hürriyetin yaratıcı kudretleridir. biz yaratırken onlar ölüyordu!. zira en cahilinden en alimine. fert denilen bu içtimaî hüceyrelerin azamî hayatiyet ve azamî faaliyetiyle bir ve bütün olan maksada. Bizim hareketimiz mefkureden fışkırırken onlarınki hırstan damlayordu! Bizim hareketimiz ilmin. bütün islâm âleminde maddeten ve manen iştirak ediliyordu^ Sanki bütün türk milleti ve islâm ümmeti yekpare olmuş gibi çalışıyordu. Bu hareket devam ettikçe zayıfhyacak yerde kuvvetlendi.. kuvvetlendikçe devam kudreti arttı. zenginine en fakirine.Denüebiiirki ilk defa istiptada karşı isyan ettikten sonra şarkta Kütülamare. müstevli iken münhezim . istilâya uğrayan topraklarda. en. Hiç bir inhilâl. senelerce bu hareket devam etti.

münakaşası caiz olmıyan kir fikirdir.Ki olan Yunanistan ne olacaktır ?.. hangi mefkureler canlanmıştı? Bütün bu meselelerin inkılâp üzerine tesiri neden ibaret olmuştur? Bunların tetkiki içtimaî noktayı nazara aittir. Ben türk inkilâbını bu noktayı nazardan mütalâa etmek istediğim zaman onda başlıca üç hassa görüyorum ve bu hassalazı türk inkilâbmın ruhiyatı için mühim farikalar olarak kabul ediyorum: Birincisi: inkılâbın gayesinde ki. Türk inkılâbında istiklâl yalnız münakaşası kabil olmıyan değil. fikri bu hükmün kuvvetini göstermiye kâfidir. Binaenaleyh bir psikoloji mevzuudur. "Ya istiklâl ya hiç!. hedeflerindeki kat'i vuzuh... hülâsa inkılâbın tarihte değil. bilâkis ne gibilerini itibardan düşürdü. bir de bu inkılâbın ruhu itibariyle. yaşayanların ruhundaki faaliyetleri. İnkılâbın bütün tarihinde tesadüf edilen ve bir fikri sabit gibi inkılâbın bütün edebiyatını dolaşan istiklâl fikri bu iddianın en kat'i delilidir. Mazide hangi müessiseler vardı. Halbuki bir inkilâp vücude gelirken kendisiyle birlikte ne gibi ruhî haletler doğur du ? Ne gibij kıymetlere vücut verdi. kudurmuş gibi nihayet kendi kendini ısıracaktır !. muayyen maksatları evvelâ tasavvur ve hazim etmiş ve bunu hiç bir safsataya meydan bırakmiyacak surette tespit etmiştir.. Türk inkılâbının psikolojik mahiyeti Bir inkılâp iki türlü mütalâa edilebilir : Onu vücüde geliren içtimaî mütekaddimleriyle. Saltanat bu neviden hiç bir fikir vücude .. Yunanista durmayacak. safhaları neden ibarettir? işte bu kısımların mütalâası inkılâbın ruhiyatıdır. Türk inkılâbı nekadar geç olursa olsun. Vicdandan gelmiyen safil ihtirasların tabiati bir derece tefe'ül etmemize müsade ediyor. hangileri çürümüştür.

Şu halde türk inkılâbının farikası yepyeni fikirler olmasa bile. milliyet. tehditler. Türk inkılabı ne kutsî sayılan ne de ihtiyar veya şayanı hürmet sayıldığı için sevilen insanların muhabbeti ile yaşamıyordu. temayül ve istidad demetlerinden ibarettir. İstiklâl. bir milletin menbaları değil. ebediyet. İnkılâp böyle yaparak asîl ve iâyuhti olduğuna inanıyordu. canlı mevcutlar gibi. duygularında beşerî bir akis. seyyareler. gibi duygular ki her biri ferdî veya hodbin bir hassasiyetin eseri değil. Türk inkılâbının ikinci böyük hassası taşıdığı duyguların âlemşümul olan kaynaklarıdır. bütün beşerîyetinidi..şamatalar. Bu itibarla türk inkılabı âlemde mevcut olan sabiteler. Bunlardan birini.getirmemiştir. Her şeyden evvel fikirlerinde riyazî bir açıklık. Türk inkılabını besliyen kaynaklar doğrudan doğruya beşeriyetin idi.. Manialar. medeniyet. icap ve zaruretten başka bir kanun tanımıyan bir âlemde bir nevi icap ve zaruretten ibaret bir hareket olarak tecelli etti. Bu iki psikolojinin muvaziliği bizi şu felsefeye sürüklüyor Ferdin hayatında olduğu gibi> cemiyetin hayatında da tek ve mutlak bir istikamet yokturHayat istikamet tellerinden. Üçüncü hassas şudur: Türk inkılâbı canlı cansız mevcutlardan mürekkep. bir kaçını intihap etmek onlara . maddeler.. hiç bir şey onun zarurî olmak ve tabiatın' icra etmekten ibaret olan varlığına sekte veremedi. fikirlerdeki hendesî camittik ve kat'i vazıhtık onu son derece temyiz edecek vasıflardandır. bütün tarihin. Ne göreceğiz? Onun başında bulunan büyük adamın psikolojisini.. tamamiyle içtimaî menşeli kıymetlerdir. Çünkü kuvvet aldığı membalar bir şahsın. Hareketlerinde sebat inkılâbın iradesini temyiz eden en mühim hassadır. iradesinde fizikî bir muayyeniyet. Şimdi türk inkilabmı temyiz eden bu hassaları nazarıdikkate alalım. hatta ricatler. aynı âîemde kendisine mahsus bir seyir ve tekâmül vucude getirdi.

çiçeğin düşmanıdır. dedi. ne de bir şeytandır. yabani otlan ayıklıyordu. Çok ayrık var. nerede bir sapı bitse orayı kaplar. Ali Osman ağa?. fakat dakikalarca elini toprağa sokarak karıştırıyor. Ayrık sebzenin. Sordum: — Ne yapıyorsun. Ben bu fikirleri yalnız tarz ve üsluba soktum : Bir ilk bahar günü bahçeye çıktım. Bilâkis diğerlerini terketmek onları dumura uğratmaktır. Şu halde büyük adamlar milletlerini olduğu gibi sürükliyen insanlar değil.— 53 — vücut ve cismaniyet vermektir. bunun kadar it canlı ne vardırki!. Bahçıvanlığı ondan daha iyi anladığımı zanneden ben. Ali Osmana itiraz ettim : . Dünyada bunun kadar arsız. Buradaki fikirlerin asıl sahibi kendisidir. — Bel belliyorum Beyim. Nereye düşse orada biter. Ali Osmanın faaliyetine dikkat ediyordum. dedim. Bahçıvan Ali Osmanın anlayışı Bahçıvan Ali Osman. alelade bir insandır. Ali Osmanın bu faaliyetinde vakit geçiren tenbel bir adamın kesik hali vards. o ne bir evliya.. Ali Osman bir bel vuruyor. Ali Osman her zamanki gibi çalışıyor. millet denilen temayül ve istidad huzmelerinden seçen ve onlardan bir iktidar yekunu vücude getiren san'atkârlardır. Hınzır tıpkı kötü insanlara benzer. toprak belliyordu. artık iyiler yaşayamaz olur.. Geçen sene benim bahçıvanimdı ve memleketine gidinceye kadar benimle çalıştı. — Temizlemesen ne olur?! Ali Osman hayretle yüzüme baktı : — Ne söylüyorsun sen Efendi! Temizlemesem ne mi olur?! Ayrık her tarafı kaplar dikdiğin şey kaybolur. onları temizliyorum. Nereye bir tanesi girse orada fenalık c oğahr.

düzlersin. kimki iyi tohumu tam vaktinde dikmeyi bilir. köklerini her yere salar... bana söylermisin ?. ne de yüzüme baktı... bir idare adamıdır ? "Bahçıvanlık..— 54 - — İyi amma Ali Osman Ağa böyle ber birini elinle ayrı ayrı ayıklayacağına. gibi menfi bir hayattır. Bahçıvan Alt Osm ana son sualimi sormak istedim: — Ali Osman ağa kaç senelik bahçıvansın? — Efendi. Bu hadler bir kerre malûm oidukt~n ... Tam mahsul yetişeceği vakit birde bakarsın ki başını kaldırmış.. Şimdi Ali Osmanın kanaatini genişletiyorum: "Tarla. tüy bile bırakmaz. ayrık öldü sanırsın amma o toprağın altında yaşar.. "Ali Osman. tıpkı fena insanlar gibi gizlenir. yirmi beş! — Sence usta bahçıvan kimdir. bir harstır. "Ayrık. Artık gücün yeterse uğraş! Bütün emeklerin boşa gider. taassup. üzerine bir çapa vursan olmazmı?. Bu tavsiyemin hayattan aldığı bütün tecrübelere karşı geldiğini düşünürken gözleri evinden fırlar gibi oluyordu: — Delimisin sen Efendi?! dedi.. kim ki tohumu iyi seçer. kim ki mahsulünü yalnız ottan. "Tohum. işte o adam bahçıvandır Efendi.. — Kim ki evvelâ tarlasını iyice ayıklar. kendinden bile kıskanır. içinde ayrık değil. irtica. bir cemiyettir. Bu sefer Ali Osman gülerek şu cevabı verdi : — Çocukmusun sen efendi! Hiç ayrığın kökleri toprağın altında bırakılır mı!? Sen çapa ile üstünü kesersin. Ben tecrübeli bahçıvanın merakını takdir ettiğim için onu bir az daha söyletmek istedim. — Canım Ali Osman ağa. O hınzır ayrık ayıklanır mı hiç?! O bir kerre toprağın altında kaldı mı. Sonra onu çıkarayım derken bütün mahsulü kaybedersin!. hayvandandan değil. o halde ayrıkları çıktığı zaman birer birer çekersin olmaz mı? Bu sefer Ali Osman ne güldü. ise içtimaî hayat hakkındaki müspet fikirlerimizdir.

İlim yerine dram ve trajedi yazan bu güzel üsluplu adamın ne demek istediğini acaba yalınız ben mi anlıyamıyorum?! İşte ^'ırk. Halbuki sathî inkılâplar gibi. Bazı fikrî vaziyetler vardır ki inkılabı doğru anlamamıza engel olur: 1 — İnkılâbı kelimelerle düşünmek. ali. ruh. inkılâp mı? Gustave le Bon bir "ihtilâl» bir "inkılap» değildir. İhtilâl mı. 2 — İnkılâbı "siyasî n diyerek daima gelip geçici bir şey sanmak. Halbuki cemiyetin karnında olmiyan ve vakti gelmiyen bir İnkılâp zorla doğurtulamaz. İşte vasıl olduğum netice şudur: Bir inkılâp her hangi tabiî bir hadise gibi ancak bir ilmi ve metodu olan insanlar tarafından doğru anlaşılabilir. 3 — İnkılâbı sadece tarihin ve içtimaî mukadderatın bir neticesi sanmak. Niçin böyie yipıhmyor ? Bunu ilim ve hars müessiseleri mutlaka yapmalıdır.. inkılâp bir emir. O hatta maddî ve müspet bir şeydir. karacter.sonra Ali Osman in kanaatini içtimaî hayatımıza da tatbik etmek mümkündür... uzvî ve bünyevî olanları da vardır. mutlaka bir fert tarafından istihsal edilebilir.. Halbuki inkılâp bir şe'niyet olduğundan. 4 — İnkılâbı sadece bir adamın eseri sanmak.. Halbuki her ne de olsa. safii. bir emrivakidir. demiş! Bunu derken de türk inkılâbını kastetmiş!.. İnkılâp şe'niyet üzerinde kazanılmış bir zaferdir. şe'niyet olarak düşünülebilir. İnkılâbı tanımak lâzımdır İnkılâp bir kelime değildir. Gibi bir çok kelimeler ki mu- ..

Çünkü fikrin sahibine göre.. Niçin bir ihtilâl bir inkılâp değildir?. . Bu kanaat eski olduğu kadar da hayatın bütün vakıalarına uymiyan bir tedriç nazariyesinin eseridir.harririn bunlarla kastettiği ilmî manaları anlamak hemen? kabil değil.. Bir ihtilâle tekâmül kıymeti verdiren şey. Daima ilhamkâr.. "Yaratıcı tekâmül nazariyesi. fakat hiç bir zaman ikna edici olmıyan bir muharrir!. ihtilâl sathî.. ne onun güçlüğü ne de onun gençliğidir. ihtilâl anî ve fevrî. Çünkü ezelî şe'niyetlere uygundur. Yine aynı kanaata göre. inkılâp ise tedricî ve tarihîdir. Sadece eşyanın tâbiatine ve hayatın seyrine muvafık olmasıdır. cazip üsluplu bir muharrirdir. inkılâp ise bünyevîdir. Halbuki inkılâplar anî de olabilir. Bence Gustave le Bon şe'niyet fikirleri üzerinde çalışan yarı edip..ni biyoloji sahesinden sosyoloji sahasine götürmekte hata yoktur. yarı mütefekkir. Türk inkılâbı hak ve hakikattir.

Yen! hayat .

.

aynı zamanda tarifi güç bir gurur duymaktan kendilerini alamıyorlar. daha doğrusu vakıalara uymıyan eski telâkkimizdir.. millî hareketin tarihini az çok asri bir feza içerisinde görmek biz İstanbul Türkleri için tabiî bir haleti ruhiyedir. Zira Harbi Umumîdenberi Türk milletinin ruhunda.Yeni hayat "Misaki Millî. iktisadî manzumeleri yerinden oynatan zelzelelerdir. denilen mefkurenin baş döndürücü bir süratle terakki etmekte olduğunu görenler memnuniyetle karışık bir hayrete duçar olmaktan. tahminlerimiz fevkinde büyüktür. bu mefkurenin sihir ve kudreti gibi bu süratin imkânını da bir derece hesap ve mukayese etmek istiyorlar.İşte bütün bu içtimaî ihtilâllerin ergeç vasıl olacağı bir tevazün ve . muharebelerin içtimaî hayattaki müspet tesirlerini tetkik edenler gözlerini temamile hakikat üzerinde dolaşdırmışlardır. Malûmatımızın ve tecrübemizin mahdut olan unsurlarüe böyle bir hesap ve mukayeseye muvaffak olamayınca. Fakat akıl ve muhakememizin aczi ne derecede olursa oısun. Muharebeler içtimaî tabakaları sarsan.. Bizi şaşırtan en mühim sebepîererden biri belki içtimaî hayatımız hakkında mantık zorıyle edinilen müphem ve mahdut fikrimiz.„ fiilleriyle ifade edenlerin enfüsî hükümleri nasıl münferit ve mücerret bir merhamet yahut insaniyet fikrinden mülhem olursa olsun. Muharebeleri sırf mekanizmesi noktai nazarından düşünüp "yıkmak. zihninde iıasıl olan inkilâp. bununla beraber mukavemetsuz bir cereyan içerisinde ferdî hayatımızın akıp gittiğini söylüyor. Harbeden cemiyetler bünyelerindeki hüceyrelerin nesci değiştiğini de hissederler. hayat ve hakikat hissimiz bize içtimaî neviden şüphesiz hayırlı ve halâskâr. eski ahlâkî. kesmek..

Bu fikirler alelade fikirler değil. zamanda ve mekânda tahakkuknndan başka bir şey değildir.— 60 — taazzi hali vardır. gibi. Yeni Türkiye Devleti bu canlı fikirlerin vücudünden. bünyesinden temamiyle hariç kalan mahiyetini gösterdi. Şu halde cemiyetimizin bünyesi gibi ruhu da. bütün müdafaaların tarihinden çıkan cani* fikirlerdir. Yoksa cemiyet böyle bir intizama mazhar olmadıkça payidar olamaz. mütevali felâketler neticesinde hasıl olan tahavvüîlerin zarurî bir neticesi olarak telâkki etmek doğrudur Meşrutiyet iptidalarından beri devam eden bu içtimaî tehavvüîler neticesinde gerek maddiyet ve gerek maneviyet: sahasinde bîr çok kuvvetlerin tecellisine şahit olduğumuz. yani ahlakî hukukî zihniyeti de beraber degişmtir Bu uzun cidal hayatının bize öğrettiği hakikatler mutaaddittir Eski Türk-Yunan harbi bize idareyi mutlakanm Rumen'de aç ve çıplak bıraktığı neferlerin sefaletini gösterdi. Harbi Umumî bir millet için siyasî ittifakların her ne temin ederse etsin. Mütareke günleri bize aciz hükümeti tarafından terkedilen bir milletlerin nefsinden ve iradesinden başka desteği olmıyacagım anlattı. Yeni Türkiye Devletini eski Osmanlı saltanatının bilâfasila devamı addetmek nasıl doğru değilse. bir takım zayıf kıymetlerin de feyz ve kuvvet kespettiğine şahit olduk. Çanakkale müdafaasının öğrettiği hakikat türk milletinin namus ve istiklâl mefkûrasine verdiği kıymettir. yeni . Bu günkü Türk milletinin hayatında görülen bu süratli yenileşme faaliyetini uzun zamandan beri mütemadi muharebeler.. Şu taktirce senelerce harb eden bir cemiyetin kendi bünyesinde hasıı olan ihtilûlkâr hareketlerin bir tevazün haline girmesi emi tabiîdir. Millî müdafaanın tarihi ise fenni usullerle idare edilen bu harbin manevî kuvvetlerle birleşince âlemde şeref ve istiklâlin yegâne müdafii olabileceğini^ bizimle beraber âleme ispat etti. Harp nasıl bir hali tabîî ise sulh ve sükûn da onun kadar tabiî bir haldir.

Demokrasi nedir? Memleket hiç bir tarihin idrak etmediği ve hiç bir memleketin şahit olmadığı muazzam bir inkiiâbı vücude getiriyor. fakat siyaset ve siyasî inkilâplann ilmini yapması neden cayiz olmasın?!.— 61 — «devlet hayatımızı eski devlet hayatımızın tekerrürü ve taklidi şeklinde tekâmülünü beklemek te o derece doğru değildir. Demokrasinin ne olduğunu anlamak için de bu sekilin tamamiyle zıddı olan Kast devrine iraei nazar etmek lâzım geliyor: . siyasette. binaenaleyh onların da afakî bir mevcudiyetleri vardır. ahlâkî ve iktisadî inkilâplar gibi . ahlâk. Çünkü yeni hayat milletin nefsine itimadından doğmuştur. ademi imkân tahvil eden büyük irade şimdi de Demokrasinin icabatını mutlak surette tatbik ediyor. Bu eser karşısında ilimin sağır ve dilsiz kalması mümkün değildir. Afakî bir surette tetkik edilmeleri lâzım gelir. hukukta. Diğer cihetten ya Demokrasi içtimaî hayatımızın esaslarını sarsacak derecede derin bir inkılâptır. Halbuki Demokrasi memleketin bütün ahlâk. Yahut ta Demokrasi bu neticelerle alâkadar olmıyan sathî bir değişikliktir. Milletçe nasıl yenileşdikse devletçe de yenileşmek zaruretindeyiz. terbiye ve maarif sistemini değiştirecek derecede derin. terbiye lisaniyle vazihen ifade edilebilir. Gerçi ilin. binaenaleyh ati mutlaka bu nefsin şeref ve izzetine lâyık olacaktır. Bu akisleri ve neticeleri görmek için her şeyden evvel Demokrasinin ne olduğunu vazihen ifade etmek mecburiyetindeyiz. yeisi ümide.. hukuk. Çünkü siyasî inkilâplar da .. Binaenaleyh ahlâkta. Es3reti hürriyete.dinî. o halde bunun neticeleri hukuk. o halde bu değişikliğin derecesi ve mahiyeti anlaşılmalıdır. bunun akisleri olmak »lâzım gelir.içtimaîdir. içtimaî tahavvüllerdir. terbiyede. adamının adi siyaset yapması caiz değildir.

meshep farkları nazi itibara alınmaksızın müsavidirler. meslek. aynı kıymeti haizdirler. Çünkü bu cemiyetlerde meslek intihabı aile ile mukayyettir. Şöyle ki: t — Demokratik bir cemiyette fertler kanun nazarında aynı hukuku.. muhariplerin. atıldır. Meselâ rahibin oğlu rahip. ecnebilerle temas etmek. Kast dahilinde rahiplerin. 3 — Kastın efradı mesleğini intihapta da serbest değildir. Butun insanlar sınıf. ne de fiilen cevvaliyet yoktur. Bu devrin insanlarında ne fikren. Bunlar büyük günah teşkil eden fiillerdir. 4 — Kastlar arasında bir nevi umumî vahdet olmakla beraber. Hiç kimse diğerlerinin ne mafevki ne de madunudur. Meselâ muharip zürraıa mafevki. her Kast diğerinin son derece muhasımidır. 2 — Kastın erkek efradı için meselâ diğer bir kasttan kız almak. gibi birçok fiiller memnudur. muharibin oğlu muharip. Cemiyetler kastlar devri dediğimiz bu İbtidaî şekli idrak etmişlerdir. 5 — Kast devrinde cemiyet son derece hareketsiz.- 62 - Kastlar Hindistanda yaşiyan ufak cemiyetlerdir. ırk. rahip muharibin mafevkidir. diğer bir kastın yemeğini yemek. Bunları demokratik cemiyetlerden temyiz eden seciyeler şunlardır: 1 — Kast dahilindeki fertler aynı hukuka malik değildir. Demokratik cemiyette sınıf teşkilâtı yoktur. Muhtelif meslek erbabı arasında hukuk farkları mevzuubahis değildir. Binaenaleyh meslek* ihtisas verasetin bir tabiidir. cins. . demircinin oğlu demircidir. Demokrasiye ise en geç vasıl olmuşlardırÇünkü Demokrasi içtimaî tekamülün son merhalelerinden biridir. zürram arasında hukuk farkları vardır. Aralarında taksimi amel yoktur. Demokrasi devrine girmiş bir cemiyetin seciyeleri Kastlarî devrindeki cemiyetin bu seciyelerine tamamiyle zıddır.

Meslek intihabı Kastlar devrinde olduğu*: gibi aile ile mukayyet değildir. şeklinde hürriyet.2 — Kast dahilinde dinî bir mahiyeti haiz oian bir çok fiiller demokratik cemiyette lâdinî bir mahiyeti haizdir. O Kastın bir zerresi değil. Bütün ou şartlar ve'neticeler toplanarak denilebilir ki :Demokarsi Adalet mefkuresinin tecellisidir. 3 — Demokroside fert istediği mesleği. ten ibarettir. Hürriyet. şeklinde hürriyet. kendi kuvvet ve kabiliyetinin müsade ettiği mesleği intihapta serbes kalmaktan ibaret olan "müsavat.. husumet değil. Cumhuriyetin bir şahsiyetidir. bütün vatandaşlar için vicdanın kabul etmediği veya muvafık bulmadığı velayete tabi olmamaktan ibaretan olan " dünyevilik. bilâkis muhabbettir. Bazı kimseler bu müsavatçılığın bir vahime ve müsavatçılık mücadelesinin sunnî ... istediği veçle intihapta serbestir.. Şu takdircs demokratik cemiyetlerin seciyelerini hülâsa etmek istersek diyebiliriz ki bu hülâsa "Hürriyet. Meselâ Demokrasi ferdi istediği cemmiyetten kız almakta ve istediği yemeği yemekte ve ecnebilerle temasta ve buna mümasil olan bütün fiillerinde serbestir Hiç bir dinî kayıtla mukayyet değildir. 4 — Kast devrindeki husumetler Demokrasinin meslekleri arasında yoktur. Demokraside meslekler taksimi amele ve tesanüde müstenittir Demokraside meslek zümresiyle meslek zümresi arasındaki his.. zümre ile zümrelerin. hem de fiilen cevvaldir. şeklinde hürriyet. Meselâ alimin oğlu demirci olabileceği gibi. şeklinde hürriyet. demircinin oğlu da alim olabilir. bütün vatandaşlar için aynı hukuku kabul eden "Müsavat. millet ile milletlerin müsalehasından mütevellit "tesanüt. 5 — Demokratik cemiyette fert son derece fail.. hem fikren. ferdin hem cismanî hem de ruhanî melekelerini azamî derecede ve serbesce neşvünemaya mazhar olmasından tevellüt eden ahlâkî ve insanî bir "şahsiyet» şeklinde hürriyet..

Balkanlarda. tefsirler ve iddialar arkasında yaşayan ve değişen bir cemiyetin iştiyakı idi. Nitekim Demokrasi mefkuresi de ilk defa Avrupa milletlerinde zuhur etmiş değildir. umdesile ve "Contrat social. Tarih ve içtimaiyat onu yunan medeniyeti kadar eski buluyor. içtimaî zaruretlere tekabül etmedikçe cehalet yüzünden payidar olmasını akil bizzat nefyediyor. Fransa İhtilâli Kebirinin kahramanları ruhen rousseau'nun "tabiat.. Gerçi ilmin ve felsefenin tarihinde mefkurelerin bile vahime ve cehil eseri olduğunu söyleyenler gelmiştir. Bilâkis bu mefkure bazen siyasî bir şuur gibi ronesan'dan beri tenvir ede ede zamanımıza kadar gelmiştir ve bütün asrî milletleri sarsmıştır. Fakat ne büyük zarar ve istiraplarla ve ne büyük tehlikelerle!. şu veya bu şekilde yapıp yapmamak gerçi ellerindedir. sadece tarihin bir mucizesidir. Bu gün bütün avrupa milletlerinde ve bizde Demokrasi ve Cumhuriyet şeklînde tecelli eden mefkure de tarihî dinlerin zuhuru gibi içtimaî hayatın tevelit ettiği bir zarurettir.. Tırabulusta. O da bütün bu şiirler.'in verdiği hamle ile hareket etmekte idiler. Aynı mefkurenin uzun bir husufe oğradıktan sonra tekrar tecellisi bir günlük iş olmamıştır. Çanakkalede. bazı inkilâbçılar da aynı mefkureyi incilden istinbata kadar gidiyorlardı. Müttehidei Amerika istiklâli mücadelesinde görüldüğü gibi. fakat mefkureyi halk ve icat etmek ellerinde değildir. Buna bu gün de mutavaat etmemek belki mümkün olurdu._ 64 - •olduğuna âkanidirler. . O.Fakat hiç bir zaman içtimaî mefkureler gibi milyonlarla insanın vicdanını saran kuvvetlerin zaruretleri. Söyleyenler ve söyletenler pek çoktu. Filhakika Büyük adamlar yanhz hayatın boğuk ve kısık sesini işidebilenlerdir. fakat söylenen birdi. Kim iddia edebilir ki türk tarihinde bu mefkure tekevvün ederken onun terkibine milletini aldatan Sultanların hatırası. Rönesansin edebiyatı yunan felsefesinin mahsulâtı gibi bu mefkureyi de takdir ve tepcil ediyordu.. İnkılâbı şu veya bu vasıta ile.

. Biz tahsilimizi Meşrutiyetten evvel İstanbul Darülfünunu Fen Şubesinde yaptık. fakat ellerimizi hiç bir şeye sürmeden dışarıya çıkardık!... kimyam sayesinde.kendime gıda yaparım!. Lâkin bu cismin kokusunu tebeşirin kokusundan. rengini de tebeşirin renginden anlarsınız!. İnkilâpta yarım yoktur.zatin derslerinde hem ilmî fikirler. Diyen ilmine mağrur kimyakerin AbdüJ Hamit istipdadına karşı bir isyanı idi.- 65 - Arabistan da ölen meçhul Mehmetierin âhı da karışmamıştır. o Zamanki Darülfünnunun. JHi unutmam. Bizden evvel ders alanlar kendisine atfen şu sözleri söylemişlerdi. Hocamız tecrübelerinin kıymetli •neticelerini bildirirken açık... İstipdat. şim5 . hem de bediî bir mahiyet vardı.. Bu kimyahaneyi ancak bir iptidaî mektebi müzesi gibi ziyaret eder. . Hocalarımız arasında müteveffa Vasil Naom Bey gibi hüdayinabit olarak yetişmiş meşhur bir kimykker ve büyük bir mürebbi bulunuyordu. Darülfünunu âncârk bW hareket ve inkılâp yapmak için değil. :Bu sözler bütün hayatını tecrübe ile geçirmiş ve "Beni kuyuya atsalar yine aç kalmam. kimyanın alat ve edevatından.. Fakat bütün . ilim muhabbetini de vücude getiriyordu.bu vasıflarına rağmen Vasil Naom Beyin dersi. İşte size bu cismin terkibi». Bu . fcir' gün. hatta en •ufak tacrübelerden bile mahrum bulunuyordu. inkılâbın âlemden beklediği cesaretlerine ve tehlikelerine iştirak olmıyabilir... sırf Saltanatın1 JHrdarüİfünnunü olduğunu göstermek için yaşatıyordu.. kuvvetli ifadesini ve kuvvetli telâkkileriyle bizde ilim fikrini. Fakat hiç olmaisa olanı anlaması ve anlatmasıdır. Filvaki o zamanki Darülfünnunun kimyahanesin de ancak bir kaç «eza dolabı vardı!. inkılâbımız gözleri karartacak derecede başımızı döndürüyor.

Harekatı Milliyenin tarihidir. Mümkün olduğu kadar günü geçirmek ve yarın için yine yarım tedbirler düşünmek. her şey yıkıldı.. Hülâsa mutlakiyet maarifi bir gösteriş ve idareyi maslahat maarifiydi. Türkiye. Abdül Hamidin bütün dehası işte bu noktada tecelli ediyordu!. Burada gösterecek hiç bir yok ama'israrınız üzerine yine göstereyim !.. Bütün bu eserler. Meşrutiyet devrinde aynı teceddütlere mani olan müteaddit fertlerin kararsızlığı idi. Sultanın iştipdatı idi. Meşrutiyet tarihi fasılalı.. olan bu tarih içtimaî ve siyasî hayatın her nevine şahit oldu. Bazen iyi bazen fena bazen müterakki bazen mütereddi. Mutlakiyet devrinde esaslı teceddütlere mani olan. mutlakıyetin bütün idare şubelerinde vardı. bir ferdin.. Aynı tarih bize şu üç hakikati bariz bir surette ispat ve ilân etmiştir: 1 — Bir millet ne kadar cahil ve maddî medeniyet itibariyle ne derece geri olursa olsun.. zayıf fertler arasında dağılmış kalmıştı!. hiç bir şey esaslı ve tamam değildi. zarurî şartlar dahilinde vazedilip halledil-.. Bu tekasüf neticesindedir ki ecnebi istilâsı.. perakende olarak helak olan millî kuvvetlerini ateş ve hararete kalbeden mihrakı buldu. Hukuk. sıkıcı tereddütlerle doludur. Sanki içtimaî hayat. esaret.- 66 - diki DarüimuaHiminin koridorlarından birinde dolaşırken Darülfünunun ziyarete gelmiş olan ecnebileri gezdirmekte olan bir memurun şu sözleri söylediğini işitmiştim: "Darülfünnunu gösterin diyorsunuz. arizî endişelerden salim bir surette.. hiç bir maksat zahirî. iktisat hey şey böyle eksikdi... tesadüflerin eseri idi.„. Bu noksan. tabiî. Çüdkü bu devir de hiç bir şey. O zaman hiç bir şey ciddi. bütün kudret ve hamlesiyh tecelli için yekpare bir ruh ve ceset bulamamış. Saltanat. Her şey vukuatın. istiklâl ve şerefini muhafaza etmek heyecanını duyduğu müddetçe ölmüş . tarihinin en kara ve betbaht günlerinde bu camiayı.. parça parça kanaatler taşıyan. miyordu. Fakat esasen bu devrin de evvelkinden farkı yoktu.

. Cumhuriyetin esası adalettir. o da yarım ve yama fikirleridir. Bu netice.. İnkılâbın birleşmiyeceği yanlız bir fikir vardır. hiç bir ferdin ve hiç bir sınıfın sultasına maruz kalmamaları. servet farkı olmaksızın bütün vatandaşların millî hayatın feyizlerinden ve nimetlerinden istifadesini temin edecek olan kanunları ve müessiseleri vücude getirmektir. Şu takdirce cumhurî hükümetin ilk mühim vazifesi fertlerin veya sınıfların sultasına mâni olacak. içtimaî nimetlerden istifade etmeleri ve içtimaî bir meslek intihabı hususunda bütün vatandaşların aynı vesaite mazhar olmalarıdır. asalet. hayat için kazanç mevzuubahsolurken büyük bir ziyandır!. aile. Şan ve şeref. içtimaî feyizlerden. 3 — Yeni bir eser vücude getirirken. vatan ve millet namına ölmek büyük bir iş. 2 — Asrî kahramanlık. Âksitakdirde inkılâp hali hayatımızı maziye iade şeklinde ricatle neticelenmez. Cumhuriyetimizin temelleri Mutlakıyetin ve meşrutiyetin bir mantığı olduğu gibi. fakat milletini. Ei verirki bu heyecana mihrak olacak tarihî kahramanım bulsun. Adaletin ilk şartı müsavattır. bütün vatandaşların aynı hukuka malik olmaları.— 67 — sayılmaz. büsbütün ihtilâle münkalip olabilir. yeni bir millet yaparken ve yeni bir tarih yaratrıken büyük adamların müracaat ettiği tek usul vardır: Tarlayı baştan aşağıya temizlemek ve yeni binayı yepyeni malzeme ile ve yepyeni nispetlere göre inşa etmektir. şehir. . bir heyecan ve irade kahramanlığı olduğu kadar. Müsavat. sahibi bir vatan ve milleti olarak idameye muvaffak olmak büyük bir dirayet ve fikir eseridir.. ilim ve teknik kahramanlığıdır. cumhuriyetin de bir mantığı vardır.. vatanını şan ve şeref.

müsavatçılığın bir şeklidir.. sandıklar. Bunun çaresi içtimaî tesanüt teşkilâtı vücude getirmektir.. Cumhurî devlet "Muaveneti içtimaiye. sırf fakir olduğundan dolayı. belediyeleri ve diğer cemiyetlerde çalışmalıdır. kanunları ve mahkemeleri gibi mekteplerinin de hayatını müsavatçılık esası üzerine tensik etmeli. iptidaîden ... Servet ve onun terakümü sahibine bir tai kim imtiyazlar ve nüfuzlar temin etmekle kalmayıp servetolmıyanların dolay isiyle mahrumiyetini ve servetliye karşı esareti neticesini de tevlit etmektedir. hukukî ıslâhatı idare eden mihver fikir. Taki cumhuriyet inkılâbı aristokratik ve monarşik devirlerin müstehaseleri şeklinde yaşıyan ölü telâkkilerden büsbütün azat olabilsin.. ahlâk. hep bu umdenin vücude getirdiği müessiselerdir. süthaneler.ajiye kadar bütün mektepler tahsile müstait fakir çocuklar: için meccani olmalıdır. Devlet. Hastahaneler. Bu müsavatçılığın hukuk ve kanun şeklinde tecessüt etmesi kâfi değil. ... Onun için cumhurî devlet. Şöyle ki cumhuriyet içinde fakir bir aile. aynı zamanda tarih. Fakat asrî cemiyet içinde müsatçıhğm en büyük düşmanı servettir. ruhlarda. Bu tesise yalnız deylet değü. Bizde vakıf en ziyade tesanütçülükten kuvvetini alan demokratik bir teşkilâttır. vakıflar tesis etmelidir.- 68 - Cumhuriyet içinde adlî. evlâdıpı tahsil ettirmek şerefinden mahrum kalmamalıdır. cumhuriyet esasına sadık kata mak mecburiyetiyle talî ve ali tahsilde "boursewlar. iradeleri tahrik edebilecek bir hayatiyet kazanması da lâzımdır. edebiyat ve felsefe dersleriyle bu kıymetleri takviye etmelidir. tır. Cümhurî devlet bu içtimaî hakslzlıklan bütün kuvvetiyle tamir ve teiâfi etmek mecburiyetindedir. Bu. vicdanlarda şuurlanmasi.. çocukları himaye ve fukara cemiyetleri. namı altında adalete hizmet ederken bu hizmeti bir yandan da mekteplerinde ve maarifinde tesis etmek mecburiyetindedir. işte bu "müsavatçılık. "tesanütçülük. bir haksızlıktır. aşhaneler.

Cumhuriyetin mektepleri bu bitaraflığı yalnız münakaşayı mucip olan akideler hakkında değil. millî hayatm temeli olan müşterek kıymetlerin masuniyetini temin etmektir. Devletin fertlerden talep edeceği şey. Bu manevî kuvvet ister dinî bir akide. Devlet bu vazifesini bir yandan kanunları ve zabitesiyle yapmakla beraber bir yandan da tedrisatına dünyevî bir seciye kazandırarak ve millî terbiyeyi hâkimiyati milliye. muhakemesi hilafında kabul ettirilemez.. Bu devletin mektepte tedrisine muvafakat edeceği manevî c'ersler ancak tarih veya içtimaiyata müstenit. Hiç kimse şahsına ve ailesine ait olan hususî ahlâk va hayat telâkkilerinden dolayı tecziye olunamaz. Hürriyet.Adaletin ikinci şartı hürriyettir. aklı. Cumhurî devletin asıl vazifesi budur. ister metafizkî bir mektep. . fiilî olarak ta ayrılması lâzımdır. Devlet insanları zorla mutekit etmek ve zorla zahit kılmak için kuvvetine. Cumhuriyette hiç bir kimse filân akideye sahip. filân mezhebe sâlik veya filân siyasî kanaate malik olduğundan ve kabili münakaşa. mefhumlarında tophyabiliriz. vatandaşların manevî kuvvetlerin sultasından azade olması demektir. böyle şahsî kanaatlere nüfuz etmek değil. kabili içtihat oian mes'eleri şu veya bu suretle düşündüğünden dolayı takbih veya tezyif edilemez. zabitesine müracaat edemez. yani ilmî neviden dersler olabilir. Bu kıymetlerin mühim bir kısmını "hakimiyeti milliye ve hürriyeti şahsiye. Cumhuriyeti yükseltecek olan kafaları ancak bu müspet tedrisat sayesinde yetiştirebiliriz. ister siyasî bir içtihat şeklinde olsun. vatandaşlara zoria. hatta müspet mahiyeti olmıyan ahlâkî tedrisat hakkında da göstermelidir. Binaenaleyh din ile devletin yalınız nazarî olarak değil. hürriyet ve müsavat esasları üzerine kurarak yapar. Hiç bir akidenin hürriyet esasını yıkacak surette neşrine muvafakat etmezken her hangi maddeci^ intifaiyeci veya iftıkâriyeci feylesofun ahlakî kanaatlerini genç nesillerin ruhuna zeredilmesine muvafakat etmemelidir.

Bu sırrî. Netice malûmdur. samimiyetten geldiğini öğretiyordu. bilhassa Millî Harekâtın safhaları hakkında bir eser yazacaktır. açhklar. sarayın istipdadına ve israfına rağmen Türkün tükenmek bilmiyen hayat cevherini meydana çıkardığı için genç ve mektebli zabitlerin ruhunda şiddetli bir milli" yetçilik veya halkçılık heycamnı uyandırdı. ve hükümet idaresinde saçın sakalın hiç bir kıymeti olmadığını. bize hem milliyet ateşi ile yanan cemiyetlerin iradesini hem de millî idareye malik olmıyanların şeametini gösteriyor.. Bu mülakatımız benim için çok istifadeli oldu. Bu harp. Bu itibar ile eski Yunan harbi türk neferini çıplak bir halde gösterdiği. .. iradeden. Çanakkale harbi bize asgarî madde ile mücehhez mefkûreci birordunun cihan ordularına karşı koyabileceğini türk ile gayır arasında insanlık itibariyle hiç bir ayrılık olmadığını söylüyordu. Bu milliyet şuuru bir yandan milliyyetçi ve halkçi bir devlete. Bu zat on altı senelik inkılâp tarihi. Her millette olduğu gibi bizde de muharebeler. belki her kuvvetin mefkureden. Balkan muharebesi bu intibahın diğer bir amili oldu. Bütün bu vukuat türklük şuurunun bir kuvvet fikri haline gelmesi için kâfiydi.— 70 — İnkılâbımız ve fikirler Geçende Türk inkılâbının hararetli takdirkârı olan bir Amerikalı ile görüştüm. On altı senelik hayatın seyrini iyiden iyiye tetkik etmiştir. Suvallerinde birine verdiğim cevap şu idi: Zannediyorum ki siz milliyet şuurunun zuhuru tarihini sormak istiyorsunuz. meb'dei yoktur. Çünkü bir Amerikalının nerlere dikkat ettiğini ve neleri öğrenmek istediğini anlatıyordu. zulümler gibi içtimaî akibetler doğuran kitlevî ve bünyevî hareketler bu şuurun uyanmasına sebep olmuştur. Çünkü şuursuz olarak mevcut olan milliyetin tarih'. dinî kıymetlerin şiddetin kaybetmesiyle birlikde şuursuzluk nahiyesinden şuur nahiyesine girmiştir.

fertlerin de bu tekâmülde bir şey olduğu hissediliyor. cemaate de cemaat rolünü verecek müspet bir mektebe ihtiyaç vardı. Bir kere mütefekkirlerimiz böyle bir mektebe zaten muhtaç bir halde idiler. İkinci merhalede fikirlerinizi en çok tenvir eden mütefekkir içtimaiyatçı Durkheim olmuştur. telkin gibi mihaniki ve nihayet pisikolojik fiillerdir. fakat hiç bir tatbikatçı ve hükümet adamı tarafından kollanılmadı. fakat ne olduğu ilmî surette bilinmiyordu._ 71 — bir yandan da dünyevî ve cumhurî bir idare şekline inkılâp •etti. Durkheim'm mütefekkirlerimiz arasında süratli intişarı muhtelif sebeblerden ileri gelmiştir. Le Bon'un açık ve cazibeli ifadesi. hususiyle oldukça amiyane olan düsturları ve nassî hükümleri henüz içtimaî meseleleri müspet surette tetkike alışmamış olan memleketimizde kolayca ve çabukça intişârını temin etmiştir. muharriklerdir. İtiraf etmek lâzım gelir ki Meşrütiyettenberi bizde en çok okunan zat. feretlerin iradesi ve mihaniki telkin ve tekrarlarıdır. nede bu amil. içtimaiyatı olabilirdi... hangi felsefeler en çok hükmüran oldu?. Le Bon'nun bizde müspet denilebilecek bir fikir neticesi vücude getirebildiğine kani değilim. Bu mektep Durkheim. Ferde fert rolünü. Eserleri bu suhuletine ve cazibesine rağmen yalınız okundu. İşte Durkheimcıhk tam zamanında Türkiyeye naklediliyordu. Sorbonne'da tahsil etmiş ve bizzat müteveffanın derslerini takip etmiş . bilhassa kavimlerin içtimaî ruhiyatına dair olan kitapları bizi çok müteessir etmiştir. Doktor Gustav Le Bon' dur. Bu tarihin mütefekkirleri nastl çalıştılar? Bu tarihte hangi ilimler. Cemaatin de. Çünkü inkılâbımızın her günkü tecrübeleri bize ispat ediyordı ki içtimaî tekâmülün amili ne cemaatlerin kör ve şuursuz ihtilâllari. Bu zatin eserlerinden alınan başlıca iki fikir vardır: Bunlardan biri: cemaatler ananeci ve tahripkârdır. Üçüncüsü: bu ananeci ve tahribkâr cemaatleri idare için müracaat edilecek vasıtalar tekrar. Bu zatin muhtelif şubelere. Diğeri: bu cemaatleri idare edeır..

Çünkü insan için "nasıl?. terbiyede.. iradenin de malûmlarını cem ve bel'ederek düşünen bir felsefe» . vücut telâkkileri veya maddeye. Çünkü içtimaiyat bize halkçı ve cumhuriyetçi bir devletin. saheyi boş buluyor ve bütün genç fikirleri istilâ ediyordu. "niçin?. îşte bence inkılâp tarihimizi en çok tenvir eden mektep budur.âleminde ki bütün ihtilâllere bitmiş nazariyle bakılabilir.. kâinat. hissin. Bunlar ya dinî esasta hayat. iktısatda vücude gelen bütün tahavvülleri doğrudan doğruya bu mektebin kanadtlarine raptedebiliriz. Hülâsa bu içtimaiyatla beraber türk fikir .. Çünkü ilim nekadar müspet olursa olsun bir felsefeni» yerini tutamaz. Kısaca söylemek lâzım gelirse maddeciliğin. Müspet içtimaiyatçıhk Gustav Le Bon'un fikirleri gibi yalınız hafızada kalmamış.— 72 — olan gene müderrislerin tedrisatı da bu işi çok kolaylaştırdı. Bizde Darvincilik yalnız hayatiyat sahasinde kalmıyor. hukukta. Bu sualin cevabını ancak felsefe verebilir. ahlâkıyat ve vicdaniyat sahasine de giriyordu. müessiseleremize kadar tesir etmiştir... Evvelden beri Türkiyede felsefe namına hükmünü icra eden mektepler vardı. hep birden akim.. sualini sormak tabiî olduğu kadar. nereye gidiyoruz? biz neyiz?. Fakat münhasıran akla. Bu tekâmülcülük vicdaniyat sahasine girdiği zaman vicdan felsefeleriyle karşıtaşmıyor. hayat amüstenit olan tekâmül mezhepleriydi. sualini sormak ta o derece tabiîdir. Bununla beraber müspet içtimaiyatçıhk fikir tarihçemizin son merhalesi değildir. Hususiyle Gök Alp gibi bu mektebin en selâhiyetdar bir mümessili kendi aramızda bulunmakta idi. tekâmülcülükün bu tecellisi türk harsi için çok tahripkâr idi. Devlette. Binaenaleyh içtimaî hayat hadiseleri ne derece izah edilirse edilsin yine şu sualin cevabını vermek ihtiyacı baki kalacaktır: "Nereden geliyoruz?. münhasıran maddeye istinat eden her hangi felsefe değil. millî ve insanî bir hukukun yine dünyevî ve müsavatçı bir terbiyenin faikiyyetini müspet bir kaanat olarak kazandırmıştır.

Bu sebeple iki şey biri birine zıt farzedildi. Mefkureler duyulur. Hülâsa. toprağa inmeyenleri zamanla . Nitekim bizde de bu? suale cevap veren o oldu. yere. Bergson felsefesinin esası içtimaiyat ta dahil olmak şartiyle terkibine bütün müspet ilimlerin son mutalarını almaktır.daha iyi anlamak lâzımdır. ne de ilmin gayrıdır. Gerçi Darülfünunumuzda Le bon mevzubahs bile edilmez. hendesî vücutlar arzetmezle. takdis edilir. Bu büyük ilim ve felsefe mekteplerinin tedrisatından memleket çok faide görmüştür. Mefkuremiz kuvvetli. düsturlar gibi kat'i.'e çok kıymet veriyordu. felsefesini ruh âleminde hürriyete istinat ettiriyordu. Fakat Beragson tamim edildikçe hakikati daha iyi anlaşılacaktır.İşte bu felsefe Bergson'unkidir. belki ilmin mutaları üzerinden kâinata tevcih edilen külli ve mutlak bir nazardır. Hususiyle "Batınî ben. Halbuki Bergson.. Evvelemirde Begrsonçuluk Durkheimcıhğın bir aksülameii gibi telâkki edildi! Filvaki Durkheim mektebinin tedrisatında içtimaî muayyeniyet fikri içtimaî kadercilik şeklinde anlaşılmaktaydı. Bergson'da ne bu mistisizm nede içtimaî muayyeniyetin inkârı yoktur. Tahakkukları. Bersgonculuk ne" ilmin aynı. Gerçi Le Bon bu gün sadece bir hatıradan ibarettir. Bir de Bergson'un felsefesi mistisizm gibi anlaşıldı! Çünüku her felsefe gibi o da batını idi. Onları . Fakat Durkheim ve Bergson yaşamaktadır. fikir inkılâbımızın tarihinde bu üç zatin ismi mühimdir.. tekniğimiz.. fikirler. zayıftır Mefkureler heyecanlı mevzulardır.. Hususiyle mütearız olması lâzım gelmiyen iki tefekkürşubesi gibi. fakat Durkheim ve Bergson içtimaiyat ve felsefe tedrisatımızı şiddetle alâkadar eden iki mühim şahsiyettir.

. Zekâ olmazsa. hakkı da. Mefkure bize "Koş. güzel maarif. fikrî kıymetlere henüz vücut vermemişizdir. Niçin böyledir? Çünkü mefkurelerin sahesi vicdan sahesidir.. tabiiyat. hakikati de. O bize mukadderatımızın istikamet veçhesini gösterebilir. fikirler. Esasen aynı günde. Temiz. Mefkurelerin fikirleşmesi. sıhhî. cemali de. yürü.. Bir mefkure hakikate geçerken bir takım şekiller alır.. ne de uziî. zengin ve güzel bir İstanbul görmek İstanbulda yaşıyan herkes için bir gayedir. Tahakkuk etmek talihinde olan mefkurenin ihtiyacı eşyanın tabiatine muvafık olan bir faaliyettir.. fakat okadar. ne de maarif sahesinde hiç bir mefkuremiz henüz tahakkuk etmiş değildir. birden tahakkuk edecek cinsten gayeler değildir. mutlak ve inkıtasız bir faaliyet değildir. \ bütün fenlerin hizmetine muhtaçtır. kemali de. Fakat bugün mektep görenlerin adedi inanılmaz derecede azdır?. Türk ülkesini vücude getiren bütün vatan çocuklarının ilk mektep tahsilini görmesini kim emel edinmiştir?. bizim ihtimamlarımıza bağlıdır. Mefkuremize vücut vermek için hem ilme. riyaziyat. bu zekâyı kullanacak malumlar.. der.. O halde siyasî saheden sarfınazar. Mefkureler tahakkuk etmek için vasıtalar ilmine muhtaçtır..__ 74 — •olur. güzeli şehir. Aranılan ne asabî. hep doğru fikirlere. Duyduğumuz iktisadî. bütün akıbet bizim irademize. Güzel memleket. güzel iktisat.. içtimaiyat/ ilimlerinin kanatierine sığınan bir takım amelî bahislerin. ameliyeler . Medeniyet dediğimiz bu vasıtalar. bu faaliyet neye yarar?. Eakat bunlardan birincisi tahakkuk etmiş. O... denilebilir ki ne iktisat. düsturlaşması hayli güçtür. Bundan ilerisi. ne konfor. ikincisi edememiştir. Bugün siyasî hürriyet ve iktisadî refah heyecanlar vardır? Bunlar inkılâbımızın en büyük hedefleridir. doğru düsturlara. Frkat burada iradenin delâletini iyice kavratnahdır... her şeyi orada hulacaksin. ilimler yoksa. Fakat bugün bu mefkure de tahakkuk etmemiştir. doğru hareketlere muhtaçtır. hem de fenne muhtacız.

Benim yazı tarihi ve yazı bediiyatı ile uğraştığımı bilen bu zat bazı sualler sordu. Reyhaniden. Şeref için ölmesini bilen bir millette idial zaafı nasıl tahayyül edebilir?! Milletimizin bu müfrit mefkûreciliğini daralamak için realisttik. vukuf. şimdi muhtaç olduğu bir şey vardır o da. maharet. Fakat türk Sülüsü şeyh Hamdullah Efendiyi. Mademki Türkiye. sahelerine akın etmektir. Nesih. iktisatta. Hafız Osmani. Türkler ve Türkiye zanedildiğinden çok fazla idealistir. fen. ilim. basit bir şeydir. mefkuresinin insaniyet aleminde tahakkukunu istiyor.. mektepte. materiyalistlik istemiyeceğim.. sağlam bir vukufa sahip olan teknik adamlarıdır. Şehirde. Biz Türklerin san. köprüde. Büyük İnkilâplar ve yeni teknikler Dün Millî Mecmua idarehanesinde eski bir hattatla görüştüm. Sülüs. Yesari ve Yesarizade kalemiyle işliyen Türklerdi. ondan ince. hesap. Benim istediğim sade.at yazılarının tarihinde ne büyük bir kudret ve muvaffakiyet gösterdiğini her müdekkik kabul eder. adlarını verdiğimiz akıl. Celi yazılarına büsbütün bediî bir huviyyet veren Türklerdi. Rik'ayı icat eden. teknik. avrupalı gibi bütün.' Türkler için silâhsız ve muharebesiz bir Avrupaya istila mevzuubahstir. elektirikte.. Galatasaray hat muallimi *zzet Efendiyi vücude getirdikten sonra daha ne yapabilecekti ? ! Hattatlığın muasır bir san'at gibi zevkimizi terbi- . asabî bir lisan yapan yine Türklerdir.at yazılarından ayrılan zevkimize acıyan insanlarla hasbıhal etmek istiyorum. türk Taliki Yesarileri. Divaniden. Taliki. türk Rıkası Mimtaz Efendiyi. Şimdi lâtincenin kabuliyle eski san.tnecmuası mefkuremizi edebiyat semalarından hakikat meydanına indirecek yegâne ağırlıktır. bedialar vücude getiren yine onlardır. türk Celisi Mustafa Rakımı.

Büyük san'at inki lapları için yeni teknikler lâzımdır. .. Mustafa Rakımın elifleri ne kadar canlı olursa olsun bir heykel değildir!. Hattın doyurmadığı ruh ve zevk ihtiyaçlarımızı zaten resimden. Halbuki bu kabiliyet yazıda yoktur. Eski harflerin yegâne müdafaa noktası olan güzellikleri maatteessüf tarihî bir tekâmülün mahdut-ve muayyen merhalesinden fazla bir şey değildir. Nasıl ki mimari bir şekil san'ati olmaktan ziyade bir hacım ve kitle san'atidir. Onun için istikballeri namına teessüre hiç bir sebep yoktur. Resim. hep üç budüe birden istinat etmeleri ve bu sayede yüksek bir teknikle genişlemiye kadir olmalarıdır. çizgi ve renk san'ati olmaktan ziyade bir manazır ve terkip san'atidir. Çünkü bu san'at Garp yazılarında olduğu gibi tarihî zaruretler neticesinde inkişaf imkânlarını._ 76 yede devam edememesinin sebebi kendisindedir. hatta bütün varlığını iki budun arasina hasretmiştir. heykelden almıya mecbur idik. Bu gibi şekil san'atlerinin inkişaf mi daim ve tekâmülünü ebedî kılan şey. Yesarilerin Talikleri ne derece insicamlı olursa olsun bir peysaja muadil olur mu?! Hülâsa Türk hattatlığının hat sahasindeki tarihî muvaffakiyetleri ne derece parlak olursa olsun bunun ilelebet devamına imkân yoktu.

Gazi .

.

Bu muharrir arkadaşımızın Anadolu vukuatına dair fransızca olarak neşrettiği eserin hususî bir ehemmiyeti olacağını tahmin etmek güç değildir. Gerçi hakkımızın müdafaasından sonra böyle bir eseri neşretmek faidesizdi. düşmanıarmızın husumet eseri olarak telâkki ettikleri bu muzafferiyet hakikati halde biz Türkler için bir vazife. Ragıp Bey bu hizmette bir sene kadar çalıştı. ne tamamiyle edebî. istiklâline hürmet ettirmeyi bilen bütün milletler için mukaddes olan vazifedir. Fakat heyhat! Tecrübeleriniz bize göstermişti ki: Cidali men' için dünyanın en dehşetli manialarını bile yenmek muzaffer ve haklı olmak . Muharrir büyük muzafferiyetten evvel yazdığı bu eserin mukaddimesi olmak üzere ilâve ettiği satırlarda diyorki: "Dostlarınızın mukabeleyi bilmisil.. Şon zamanlarda Anadolonun Paris mümessilliği refakatinde olarak Parise gitmişti.. "Türk Harekâtı Milliyesi. türk matbuatını takip edemiyenlere tanıtmak istemiştir. Müteakiben matbuat müdürlüğü ile hükümetin ninıresnıî bir gazetesi olan "Hakimiyeti Milliye. nin ser muharrirliğini deruhte etmişti. Eserin sahibi sabık Ankara matbuat umum müdürü Hüseyin Ragıp Beydir. şerefine. ne de temamiyle siyasî bir eserdir. Muharrir bunda millî hareketin en canlı noktalarını. vatanına.. en şayanı dikkat saflıklarını türkçe bilmiyen.Türk Harekâtı Milliyesi ve Mustafa Kemal Paşa Bu serlevha son günlerde Paris te neşredilmiş fransızca bir eserin adıdır. Millî hükümet namına ilk vazifeyi İtalyada görmüştü.. Hüseyin Ragıp Bey Harekâtı Miiliyenin bidayetinden beri fikir sahasinde çalı* şanlardan biridir.

fakat yine meyus olmuyor. denilen manevî ülkeyi görüyor. tepedeki kaleleri seyrederken meyus olmuyor. İkinci iasil Meclisi Millinin ilk günlerindeki Ankarayı anlatıyor.. Ekalliyetlerin hukuku. BIPyBik adamların aimhitleri >vei terbiyesi noktasından okadar^py&ffiı 'dikkat . her taraf harabe.. fakat küvvetH. istilâya uğrayan toprakarını.bu ufak mukaddimeden sonra atideki fasıllara ayrılıyor: İstanbolun işgali askerîsi. Puntusçular. Bu tek. vazifesini izahla kalmayıp kibir ve gurur ve istilâculuk hırsiyle masum kanı dökmenin müthiş akibetlerini göstermek lâzımdır. ruhundan bahsediyor onu yetiştiren muhitleri gösteriyor.Icâfi değildir. zira mümin adâmhutkü iftitahîsîbi söylerken orada toplânnhşf olan elli millet vekilinin kalbine ateş ve iman Serpiyor. Her taraf kara. çünkü esarete tahamül ' etJemiyecekf ir.. Bu fasıl Meclisi Mebusanda Sinop mebusu Rıza Nur Beyin verdiği acı takririn suretiyle bitiyor. buğazlanan evlatlarını müdafaa efmek hususundaki hakkını.. her ruh yeis ile dolu!. yangın yerlerini. Büyük Millet Meclisinin küşadı. Yalınız bir adam. zira dünyada öyle kuvvetler vardır ki yalnız bir milletin kendi vatanını. Yunanlılar tarafından yakılan çocukları.„. zira milletinin ebedî olan hayatiyetine iman «diyor Ve ö kuvveti kalp»ilemeclise giriyor. İşgal günü Üsküdar iskelesinden vapura binen bir Türkün gördüğü ve duyduğu şeyleri anlatıyor. esir Adanayı. namı verdiğimiz müstesna tarihin en mühim noktalarından bahsediyor. mahkûm edilen istiklâlini. kadınları. Görülüyor ki muharrir " Harekâtı Milliye. bu üstüste yıkılan kara yurtlar?. esir Antalyayi da görüyor. Artık herkes iriâthybr ki turk milleti kurtulacak. Mustafa Kemal Paşa. Üçüncü fasılda muharrir Mustafa Kemal Paşanın şahsından. bu fenapezir maddenin ötesinde "Vatan. İstanbulun işgali askerîsi gayet kısa bir parçadır.. Türk ortodoksçuluğu. Aynı adam gözleri önünde esir îstandolu. "Tür Harekâtı Milliyesi. esir İzmiri. ihti farları seçiyor. çünkü bu toz ve toprak yığını arkasında.

Türkiyenin midesi "ekalliyetlerin ispirtosiyle» eriyor. Dahiliye Vekâleti "Ey Pontosçular... Hülâsa Türkiyede haktan mahrum olan bir millet var amma hangisi?!... siz silâhlarınızı vatanına çevirdiniz. Fakat o tarihdenberi hiç bir iftira sana edilen kadar zalimane değildir.. büzülüyordu!.olan bu bahis de güzeldir. anlıyna sivri sinek sazdır derler!. türk milleti düşmanlarına karşı mevcudiyetini müdafaa ettiği bir sırada. millî hükümetinize isyan ettiniz.. elinde hapsoluyor. Hüseyin Ragıp Bey burada hiç bir şey gizlemiyor. Hükümet isyanınıza nasıl cevap vereceğini biliyor. Türkler belki asırlardan beri ekalliyet yılanlarının dişleri arasında buğazlandı!. Bu kısım Anadolu hükümetini bir "hükümet olarak düşünmiye alışmamış olan milletler için kısa bir ders olacak! "Ekalliyetlerin hukuku „ bahsinde " Türkiye de ekalliyetlerin zulmü „ nı anlatıyor. Türkiyenin saadeti "ekalliyetlerin nefsaniyetiyle. Muharrir Yunanistan müslümanarının hukukundan bahsediyor. yani " hukuksuzluğunu „ anlatıyor!. size son bir ihtar! Kan dökülmesine meydan bırakmayın.. her hakikati söyliyor. Daha sonra Dahiliye Vekâletinin bu asılara karşı neşrettiği beyannameyi tercüme ediyor.. Zavallı Türkler! Hab il ile Kabil faciasındanberi dünya bir kin ve iftira dünyası oldu. " Ankara Hükümeti „ müteakip faslın mevzuudur. Burusada buğazlanmadı. "Kim kimi buğazlıyor? ! „ Sualine cevap veriyor: Türkler yalnız İzmirde. le tehdit ediliyordu!. köyleri yağma.. . Fakat beyhude zahmet değilmi. Bu kısımda Millî hükümetin bütün istihaleleri doğru ve anlaşılır bir tarzda yazılmıştır. Türkiyenin serveti " ekalliyetin sarrafları. Pontusçular bahsinde türk vatanında yaşıyanların cinayeti tasvir ediliyor. Pontusçularla türk ortadokusluğu eserin kara beyaz iki sahifesidir. Ecnebi tesiriyle vatandaşlarına silâh çekenlerin akibeti söyleniyor. menafimiz ve hâttâ kendi menafimiz aleyhine olarak hariein teşvikatına kapıldınız. insanları katlettiniz.. Türkiyenin siyasî vahdeti ise "akalliyetlerin mektepleri.

adeta bir hayaldi. Artık tepeye varmıştık.. Çakal dağına yaklaştığımız vakit ayağımız yerdeki tellere takıldı. Bunlar İstanbolu işgale gelea . odalarını türk zevkine göre süsliyen bu Ortodoksların mukadderatını düşündürdü. Daha ileride muntazam bir surette kazılmış istihkâmlar vardı. Buğaziçinin tepeler arasından görülen bir parçası uzaktan yağlı boya bir resim levhasına benziyordu.».. Bunlar muhtemel Anadolu akınlarına karşı İngilizlerin gerdiği tel örgülerin enkazıydı. Ragıp Beyin türk ortodokslanndan ve papa Eftim Efendiden bahseden mekalesi Anadolu seyyahatimin bazı hatirauyandırdı: Niğdede. ve dedim ki bin nazariyeden» bin farziyeden. ayrı bir dinden olan fakat ırkan Türk olduğunu bilen ve bu fikrini bütün hayatında dindaşlarına neşreden Akdağlı Eftim Efendinin hissi selimini gösterdi. Türkiyeyi uzaktan tanıyanlarla Türkiyeyi Türk sıfatiyle tanıyanların yazıları arasında çok fark var.. muharririnin kendine has olan dikkati ve millî meselelerdeki isabetli hükmü itibariyle fransızçe bilenler için okunması çok faideli ve çok zevkli bir eserdir. hatta evlerini.. Bu levha en muhayyel mevzular kadar zengindi. malûm mukabele.... türk zevkine tabi olan milletdaşlarımızın refahını temin den bir papasın hissi selimi daha çok hayırlı imiş. malûm cevap. Kayseride türkçe konuşan. türk olan. Bu hayal diğer bir hayali davet etti: Beş sene evvel bir sabah Binbirdirekte Millî Talim ve Terbiye Cemiyetinin konferans salonundan Marmaraya bakıyordum. türkçe giyinen. Durgun denizin üzerinde bir takım uzun ve siyah lekeler kayıyordu.- 82 - gelin teslim olun. Uç hakikat Dün Kısıklıdan Beylerbeyi üzerine iki üç arkadaşla yürüyüş yaptık. Hulâsa "Türk Hareke! MilliyesiM..

fakat nihayet zafere. Dünden beri otuz otuz beş saat geçti... yahut hiç!.. her taraftan menfi bir mukabele. Sakarya ve büyük taarruz harplarını idare ettikten sonra cumhuriyet esaslarını kuran adamın muvaffakiyet sırlarını bilmek ve yeni . Paşanın bütün muvaffakiyet sırları işte bu ibadet. beni nasıl meşgul ediyorsa başkalarının onun hakkında hasıl ettikleri fikirleri. Şimdi denizde bunlardan eser bile yoktu.. İnönü. milletin hakimiyetine varıyor. Avrupa istilâsına karşı koyan. Belki hiç!. veliler gibi mütevekkildi.— 83 — galiplerin tekneleriydi. bu masumiyet ve tevekkeldeydi!. Belki de " ya her şey. „ diyordu. istiklâle. tarih ve ilim nazarında ne kıymeti olabilir?!. Acaba bu iki hayal arasındaki büyük hakikat hayatının muayyen bir dakikasında atıl ve mihaniki bir memuriyet vazifesi yerine istiklâlin zevkini duyan ve ölümün kokusunu kokhyan bir insanın iradesi değilmidir?. bu zan sahibi için nederece tabiî ve masum olursa olsun. zulüm ve şekavet görüyor. Bu his. Onun şahsını bir çokları gibi ben de tanımıyordum. Paşa melekler gibi masum. vücude getirdikleri hayalleri de büyük bir alâka ile takip ediyordum. te bu taatıta.. O insan ki bir gün Ankaranın toprak evleri üzerinden ufuklara bakıyor ve vatanının istikbalini seyrediyordu. sevinçle kabanyordu... Herkes gibi ben de onun şahsi etrafında bir takım hayaller vücude getiriyor ve " hayalimin Mustafa Kemali „ ni tahlil ile uğraşıyordum. Bu "hayalî Mustafa Kemal. elinden tespihi düşmiyen bir zattı.. en kara bir günde başlıyor. İşgal günlerinin kara hatıralariyle dolu olan gönlüm hayretle. Bunlar arasında en çok şayamdikkat bulduğum abit ve zahit bir zatin tasviridir: Bu zate göre İnönü muzafferiyetlerin kazanan Kemal Paşa sabahlara kadar ibadet ve taatle meşgul olan.. Şübhesiz Çakal Dağından görülen denizin hatırası da bir hayale kalboldu Fakat bu iki hayal arasında bir hakikat yokmu?! Harakât Millîyenin tarihi! O tanh ki en ümitsiz.

ilmî tedrisatın. her şey müdir ve mütefekkir bir zekânın iktidarına. bir yandan ali bir hessasiyet.. Türk milleti için bu muzafferiyeti vucude getirdikten ve bu üç mefhumun delâletlerini tarihle. bu flsefeye göre maddî kuvvetler esasen fani. bazan ahlâkî bir mecburiyet. ehemmiyetini takdir eden ve bilmukabele bunları idare eden bir zekâ. Salisen: îki şartı ihata eden bir hayat felsefesi. İşte bir yandan ilim ve zekâ. pilânın... hiç bir hayat için bitmiye mahkum. istikbalin anahtarı büyük adamların elinde.- 84 - nesillere doğru olarak bildirmek borcumuzdur. tarihî şekilleriyle bütün beşerî kıymetler dahil. eşya ve hadiseleri idaresine muallak. maddî kuvvetler esir. hesap zekâsı. manevî kuvvetlerle beslenmiyen maddî kuvvetler nihayet zevalpezir. yazık ilim yerine vehmi. harptaki tesirini. paranın. Sonra. ilin: müessiseltrinin. ilim.. Bu üç nokta bir millet programının esasları değilmidir? Söyle ki: Evvelâ : milletçe her sahede ilmin. . âlem bir âlemi imkân.. ilmî terbiyenin.. insanî. mevkiini. iman yerine yesi koyan başlara!.. vukuatla ölçtükten sonra acaba bütün içtimaî teşkilâtında. bütün icraat ve İslâhatta yine bu üç noktaya istinat etmek mümkün değilmidir?. ilim saltanatının mutlak surette hakimiyetini temin etmeliyiz. bazanda bediî bir hesasiyet şeklinde tecelli eden yüksek derecede mefkurecilik. Nice bu muvaffakiyetin unsurlarını şu üç noktada toplamak mümkündür: Evvelâ: maddenin yani silâhın. ilmî velayetin. bence millî harekâtın bütün felsefesi bu üç noktanın vucude getirdiği müsellestir. hiç bir millet için tarihi münkariz denilemez. ilmi zihniyetin. fen. Saniyen: Bazan maşerî bir vecit. bir yandan bütün ilimlerin ve tefekkürlerin fevkine çıkan metafizikî bir itikat. vatanî. manevi kuvvetle hür. manevi kuvvetler baki. bu mefkurecilikte millî. ilim adamlarının. İlmin vatanında ilimden başka hiç bir şeyin sultasını kabul etmemeliyiz. nüfusun..

Benim maksadım hadiseyi sırf bir cemiyet hadisesi gibi nazarıitibare almak. terbiye ve tedrisatımızı. Buna mukabil bütün memleket cok mühim gördüğü bu suikast teşebbüsünü şiddetle felin etmiştir.. idare hayatımızı. ruhlar daki harareti için lâzım olan şartlan. teşkilâtı. hükümetimiz bir vicdan hükümetine. bununla bütün maddeci ve bedbin olan felsefelere mukabele etmeliyiz. Bu üç şart aynı zamanda hükümet teşkilâtımızı.. Tarihinden ibret ahp almamak yine milletlere. ahlakî... Büyük adamın şahsı Türkiye Cumhuriyeti Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin şahsı hakkında suikast havadisi bir haftadan beri bütün memlekette çalkanmaktadır. fertlerin ve cemiyetlerin hadiselerini tetkik eden ruhiyat ve içtimaiyat ilimlerinin zaviyesinden bir kere daha görmektir. intişarı.. insanî. en millî bir felsefe gibi kabul etmeliyiz. yine büyük adamlarına ait birer imkândır. Salisen: müstakbel nasillerin terbiyesini idare edecek olan hürriyet ve imkân felsefesini en mücerrep. Şimdiye kadar gazetelerde tesadüf ettiğimiz resmî ve gayrı resmî malumat gösteriyor ki bu teşebbüs kuvveden fiile çıkmak için hazırlanmıştır. Evvelâ türkcemiye tinin Mustafa Kemal Paşanın şahsına karşı gösterdiği bu derin hürmet ve alâka ne ile tefsir edilebilir? Bu alelade bir riya veya bir taklit eseri midir? Yoksa içtimaî bir dalâlet midir? Vaka türk inkılabına ve Paşanın şahsına en çok . bediî kıymetlerin hürriyeti. terbiyeyi vucude getirmeliyiz.- 85 - Saniyen: Millî.. neşriyat ve felsefemizi alâkadar eden bir mahiyettedir. terbiyemiz bir vicdan terbiyesine inkılâp etmelidir.

zahiridir ?. Şimdi meselenin ikinci safhasına geçelim: Türk vatanının tamamiyetini ve türk milletinin istiklâlini temin eden aynı . iziyetlerle.- 86 - düşman bir insan tarafından mütalâa edilsin farzedelim. denilsin ki " Bu hürmet ve alaka sırf şeklîdir. fedakârlıkla. aynı kuvvetle çalışmış. Bu kanaati istiklâl tarihinin bütün safhalariyle elde etmiştir.„ Fakat hadiselere dikkat edelim ve türk milletinin tarihî hayatını düşünelim. ne de bir zilletin eseridir.kafa. Türk milleti bu büyük adamın şahsı hakkındaki bu layezal kanaati bir günde yoktan elde etmemiştir. O halde millette Paşanın şahsına karşı tavî surette duyulan bu muhabbet ve taktir duygusunun tabiî sebeplerini düşünmek lâzım geliyor. Şu halde türk milletinin Mustafa Kemal Paşa hakkındaki bu şuuru ne bir tesadüfün. içtimaî bir tecrübenin. Paşa milletin istiklâli ve refahı hakkında vicdanının sesini duyduğu günden beri hep aynı tarzda. aynı irade türk milletinin halde veya istikbalde ki ktisadî medeniyetin. içtimaî vicdanın doğurduğu yine içtimaî nevinden bir kanaattir. sıhhi ve bediî refahını da temin ede- . Paşa herne vadetmişse yapmıştır ve bütün bu mazhariyetler rahatla. Türk milleti onun idare ettiği ve onun kanşdığı bir millet meselesine şeytanî kuvvetlerin karışamıyacağına inanıyor. Bence şudur: Türk heyeti içtimaiyesi Mustafa Kemal Paşanın şahsını türk milletinin selâmetinde bir " amili mutlak „ olarak tanımaktadır. darlıkla olmuştur. hep aynı gayelere yaklaşmıştır. huzurla ve sırf para ile olmamıştır. Bu. tşte cemiyete ait olan bu karar ferdî zekâlar ve mücerret mantıklar tarafından ne derece tenkit ve tenzil edilmek istenirse istensin şimdiye kadar umumî mahiyetinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Aynı millet insanlara muhabbet etmek gibi nefret etmek tecrübesini de mükerreren yapmıştır. Hiçbir mecburiyet bu muhabbeti türklerin kalbine tahmil etmediği gibi hiçbir sebep de sunî bir hassasiyeti bir milletin hayatında devam ettiremez.

hususiyle şahsi bir çok ümitsizlerin. görülecektir ki Paşa bu mukaddes kavganın her devrinde her şeyden evvel milletin ebedî hayatına iman eden mefkûreci gibi çalışmış. müteredditlerin. Bir milliyet. gibi mülâhazalar ilimi olmayan bir anlayış tarzından başka nedir?. bir kaç Mustafa Kemal daha yetiştirir. cemiyetin teşkilâtında. bir istiklâl . Hayatta bu kadar büyük bir icaz sahibi olan birMustafa Kemalin istikbali için en kuvvetli bir ciheti camia. Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin şahsı böylece en bitaraf ve en afakî bir tarzda tetkik edildiği zaman ona büyük adam. Fakat ne gariptir ki halkın bu hissi selimi bazı münevverlerde bozulmuş. O halde Paşanın şahsı hakkında türk cemiyetinin heyecanını bir de yarın şuuriyle izah etmek mümkündür. bünyesindedir.- 87 - bilecekmidir? Mnstafa Kemal Paşa yalnız büyük bir asker sıfatıyla millî faaliyeti kendi sahesıne münhasır kalmış bir zat değil midir?. aynı zamanda kahraman ve müteceddit sıfatlarını vermekte mütefekkir olan bir insan tereddüt edemez. İşte " Biri gider biri gelir. Evet gerçi içtimaî hadiselerin ilk izahı cemiyetin kendisinde. Fakat bu anlayış ne ters bir anlayıştır!. cansız bir izan İtayım olmuştur.. onun yerine kuru mantık. tesanüt ve vahdet mihveri teşkil etmesi kadar tabiî bir şey olamaz. zaıyf kaplilerin bile hayat ve kuvvet aldığı bir menba ve mihrak vazifesi görmüştür. İstikbalin tarihi tetkik edilsin. Yaradan hep cemiyettir ve içtimaî bir kadercilik eseri olarak milletleri muhtaç oldukları güzideleri hep bulacaklardır. Bu suale doğru cevap verebilmek için yine maziyi hatırlamak mecburiyetindeyiz. Fakat her tarafına basdıkca kahraman veya dahi çıkaran bir makine gibi bir cemiyet mefhumu sakattır. bu kuvvet. Bu anlayışa göre fertlerin hiç bir kıymeti yoktur. Paşanın mazideki eserini sırf askerî diye takyit etmek delâletten değilse bile hamakattendir. En çok milliyet taraftan olan içtimaiyatçılar bile bunu idda etmemişlerdir. millet sağolsun.

Milletleri yalınız itaat eden koyunlar farzetmek çok yanlış bir teşbihdir.. her şey açık. Evet türk milleti şüphesiz ki istiklâle çok lâyıktı.. aldığım olduğu gibi .. ve hadise- .. Fakat şahsiyetini vücude getiren büyük kuvvetleri seçmek daha kolaydır. Evet cemiyet var ve lâzım. Fakat esarete girmişti.. Bu kuvvetler neden ibarettir? Eevvelâ zekâsının hayret edilecek bir derecedeki "açik görmek kabiliyeti. Bu liyakatten istifade edip onu müstakil kılacak sanatkâr kimdi ? Tarihin bütün sırrı işte burada. Aksine. Fakat bu milliyet bu istiklâl Rübens'in bir tablosu. Milletler için büyük adamları tanımak çok hayati bir meseledir. Bu zekâ her gördiğünü içine alan.. her fikrin doldurduğu bir boşluk vardır. her fikir bir hududa malik. faak büyük adamlarını da birer kukla farzetmek ondan daha az yanlış mıdır?. şahsiyetini tarif etmek güç bir iştir. hiç bir mefhum askıda değildir. fakat onu işliyen bir sanatkâr da lâzım.. Michel-Ange'm bir heykeli. herhangi mfitevassıt yaradılışlı bir Mustafa bir Kemal o sanat eserini vücude getirebilecekti. Mustafa Kemal şahsiyeti Mustafa Kemal gibi büyük bir adamın. Sinanın bir camii gibi bir sanat eseri. bu zekâ şeinleri. Mustafa Kemalin zekâsında hiç bir fikir karanlıkta.— 88 — olmak için gerçi bir cemiyet mevcut olmalıdır. Milletler bu büyük adamların asırlar ve batınlar verasetinden topladığı hilkat ve yenilik cevherlerini kullanarak tabiî kuvvetlerin servetinden istifade etmiş oluyorlar.. Eğer bu sanatkârın sinirleri olmasaydı ve damarlarında ki kan öyle dolaşmasaydı. ilhamının mey vasidir. dehanın çocuğu. berrak..yutan ve içinde kaybeden aç zekâlardan değildir. Ve o sanatkârın iradesi oderece mühim ki bu iradenin hayır gibi şerre de taluk etmesi için içtimaî hiçbir mani yoktur.

her muvakkat şeyi kovan bir tabiat cihazıdır. hiç bir ölüm korkusu şimdiye kadar onu tuttuğu yoldan çevirmemiştir.. Mustafa Kemal hayat ağacının kuruyan. her yalan. belki türk halkının tarihî akli seliminde bulmak mümkündür.. icabın bir tecellisidir. Zekâ Mustafa Kemalinin türklüğü işte bu noktadır. Bu iradenin haricî tesirler karşısında bir türlü bozulmuyan bir muayyeniyeti.çünki bu kıymetler o azameti vücude getiremezler .. " Mutedil adam „ mefkuresi bu hilkati katiyen ifade edemez. insaniyet. Mustafa Kemal mistik tarihçilerin kabul ettiği gibi türk milletini "basübadelmevt». Mustafa Kemal şahsiyetini vücude getiren ikinci hassa Kalbindir..^ gibi büyük ve beşerî neviden kıymetlerdedir. ebediyet.belki milliyet. Bu kalbin azameti meselâ arkadaş hissi yahut aile muhabbeti gibi ferdî hislere çok civar olan dar kıymetlerle değildir .. Mustafa Kemal şahsiyetini vücude getiren son büyük hassa iradesinin hususiyetidir.- 89 — leri dayıma süzen ve yalnız kendisine yarayan cevherleri kabul eden ve her sunî.. Mustafa Kemalin büyük kalbini görmek için ferdî hayatından uzaklaşmak ve bu kalbin beşeri muharriklerini uzaktan seyretmek lâzım gelir . şaşırmiyan bir istikameti vardır. sırrına mazhar eden esrarengiz bir fert te değildir.. Mustafa Kemal tarihî kadercilerin anladığı gibi türk milletinin alellâde bir mümessili. ve tarihî mukadderatın sadece neticesi değildir. artık meyve vermiyen hasta . Bu beşerf neviden kıymetler bu kalbi o derece kaplamıştır ki diğer ufak kıymetlerin orada tam bir seyrini bulmak mümkün bile değildir.. medeniyet. Büyük adamın iradesi tabiatin bütün kuvvetleri gibi zaruretin. Mustafa Kemalin zekâsında bulduğumuz açıklığın eşini medrese kılâsiklerinin şekli ve lisanı olan belagatlerînde değil.. Hiç bir hadise. Bu Büyk adamın ruhî şahsiyeti ne derece şayanidikkat olursa olsun insanların tarihinde oynadığı rol ondan daha şayanı dikkattir.

hatta içtimaî muayyeniyetçiliği bile şüpheye düşürecek derecede iradîleşebiliyor. ona mükemmel bir medeniyet aşısı vuran. bu rol bazan içtimaî kaderciliği inkâr ettirecek. bütün medenî hamlelerini kovahyan yaratıcı kudreti işte bu ( Anlayış ve duyuş tarzı) dır. O.mütevekkil bahçıvanlar gibi .. yahut ayrı cinsleri yakiaştırmıya çabahyanların yeis getirici rolündan tamamiyle ayrıdır. Çünhi bu büyük adamın elan aklıma hayret veren bütün maddî teşebbüslerini idare eden. Gazinin en büyük eseri Bence Gazinin en büyük eseri Türk milletinin yaşamak kabiliyetini hiç bîr inkılpâıçya. kurtlara terketmiyen. Bütün aşılar gibi bu medeniyet aşısının da hakikî kıymeti ancak meyvelan kemale geldikten sonra anlaşılacaktır. hakiki ölümden muhakkak kurtarmıştır. yahut hiç bir milliyet sanatkârına müyesser olmıyan büyük bir ihtirasla bu düşünceye inanmasıdır.ağacın hayatını fırtınalara.. onu daima gözliyen. böceklere. yeni türkleri bir mabut gibi yoktan var etmiş olmasa bile. fakat bu aşıyı vurduktan sonra . yahut hiç bir fikirciye müyesser olmıyan bir zekâ ile anlaması ve hiç bir milliyetçiye. Onun için Mustafa Kemalin turk tarihindeki mevkii eskiyi tamire. kıskanan emsalsiz bir sanatkârdır. Onun için türk inkılâbının ispat ettiği hakikat şudur: İçtimaî tekâmülde büyük adamların rolü yalnız büyük olmakla kalmıyor.«dallarım hiç acımadan kesen. .

Tipler .

.

. güzellik hissinin de dahileri vardır. sadelik.. Bunlar incelik. Bunlarda güzellik şuuru... Ribot bunlara " aptal „ demek istiyor. hikmet. hendese. başkalarının iradesiyle haraket eden otomatlardır. zevk belaheti mutlaka fikir belahetini istilzam etmez. incelik. malik olmak kabiliyetinde de bulunmıyan insanlardır. zevk hususunda budala kalabilir!. İradenin aptalları olduğu gibi zevkin de aptalları vardır.. nefsinde bulmıyan insanlar bu sınıftandır. kimya.Zevk aptallar ı Meşhur ruhiyatçı Ribot "İradenin hastalıkları. Hakkında hiç bir fikre. bence kabildir: İradenin dahileri olduğu gibi meselâ zevkin. hakkındaki eserinde bir sınıf iradesiz insanlardan bahısediyor. Ribot. zevkin aptalları ise gayrın zevkiyle geçinen mukallitlerdir. Bir insan fikir ve ilim hususunda münevver olmakla beraber. fakat zekâ aptallarına karışmasın diye "irade aptalları. fakat sadelik.. güzellik hususunda bir aptal ve yahut bir cahildir.. diyor!. İnsan vardır ki hesap. güzellik idraki yoktur... Ribot' nun irade hakkındaki bu tasnifini diğer kabiliyetlere de sokmak. irade aptallığı. güzellik. çünkü kararını icra için lâzım gelen cehit ve gayreti sarfedemiyen. Onlar için yalnız madde âlemi.ya göre iradenin dahileri olduğu gibi aptalları da vardır: Kendi kendine karar veremiyen. gibi baıslerde gerçi zeki ve malûmatlıdır. taklitle geçer.. . hiç bir hisse malik değildir. karar verse bile icra edemiyen. İradenin aptalları haricin tesiriyle.. Bu nevi aptallar kendiliklerinden ne bir güzelliği idrake ne de bir güzelliği icada muktedir değildirler. Bütün hayatları diğerlerinin vücude getirdiği güzellikleri hiç anlamıyarak. mutlaka fikri aptallığı icap etmiyeceğin gibi. Bunlar haricî tesirlere maruz kalan cansız mevcutlar gibi mihaniki bir surette hareket eden cehitsiz ve aizrasiz kimselerdir..

derece derece insanlara tesadüf etmek mümkündür. İnsanlardaki bu fikir ve zevk farkları miltlerin hayatında da olacak.. Yunan. ne de yaşamasını bilmezler! Hele ilimlerinin. gabi. Zekânın derecesi vardır. bir milletin hayatında büyük bir hamelin icapettiği rehavettir. mümaresesiz kalmış. bir de tahsil ve terbiye noktasından kabu' etmek lâzım geliyor. hüsün kâinatı. İkisinin arasında aptal.. o zaman güzellik belâheti karşı smda değil.. lâkin bu istidadı tahsilsiz.. bir aptal değildir. Çünkü her güzellikten anlamıyan adam zevk hususunda mutlaka bir kabiliyetsiz.. Netekim her âlim olmıyan insan. Belki bu. zeki ve çok zeki. ahmak.o nevi aptallıklarından olacak! . aptal değildir. Bu dereceleri yalnız istidat ve veraset noktasından değil.Güzel namına ne varsa farkına varmaksızın yakarlar yıkarlar !. gayet duygulu. bir milletin hayatında da derece derece zevkli zevksiz devirlere ve bu zevkte derece derece belâhet ve dehaet anlerina tesadüf etmek mümkün olacak. Kabiliyet daima kabiliyet olarak mevcuttur. arap. Fakat mümarese ile inkişaf edebilir. zekâlarının kuvvetiyle mevki iktidara geçince yine . kanundan selâhiyetle bahsederler ve anlarlar da. öbür ucunda dahiler bulunur. bütün çirkinlikleri. Adam vaıdır. gotik. Fakat aynı zatler ne giyinmesini. bütün kabahklariyle be- . hüsün kanunları yoktur ve onlardaki ilimleri bunlardaki cehillerini tazmin etmezt Bu nevi alimler gerçi ilimden. Her birimiz yaradılışımız itibariyle zevkin derecelerinden birine dahiliz.. gözle icade gayet müstait.. derece derece zeki yahut aptal insanlara tesadüf edildiği gibi. dehası işlememiştir. nitekim zekâ " fikrî terbiye „ ile. ne söylemesini.mantık esasları vardır. gözle idrake. güzellik cehaleti karşısındayız demektir. bediî zevki " bediî terbiye „ ile inkişaf eder. Hattın bir ucunda aptallar. türk sanatinin itilâ noktalarını takip eden devirlerin zavkinde hep bu belâhet eseri görülmüştür. meknuzdir. mütevassıt..

bu tesviyeyi yapmak için Beyazıt camisini ayaklarına kadar toprağa gömüyor. Allanın evi de olsa yine defnedeceğiz!. Nevşeir. ve şehir eminleridir.. asaletsiz. binaların çökmesine rağmen asıl ve Türk kalan şehirler çoktur: Kastamoni. Beyazit meydanını dolduruyor. halkın zevkini münevverlerinin idraksizliğinden korumak.şehrin iradesini temsil eden . koyuyor. Hep böyledir. Çangırı. yahut tanımıyor! Bunun hem bir tarih. hem de bir hars ve hüsün merkezi olduğunu galiba anlamıyor.. Elimizden gelse güzel olarak na varsa Beyazıtin Camisi. Şimdi Beyazit camisi tramvay yolu tarafından toprağa batmış bir binadır ve hissen mevcut değildir!. Meğer bizim şehir.. yalnız mühendisler.Emanetin bedîi idraksizliğine şaşıp kalmamak mümkün değildir: Bu aralık Emanet İstanbolun en eski ve bütün mimari yeniliklerine de adeta nümunevazifesi görmüş olan Beyazıt Camiini görmüyor.. meydan. Anadoluda nüfusun inkirazma. kibar olan şeyi henoz duyuyor.. bütün bu zevksiz şeyler tamamiyle bedii bir aptallık devresinde yaşadığımızı göstermiyormı ? ! Beyazit meydanını yakından tetkik eden kimse için . Bizim zevksizlik hususunda uğradığımız tereddiyi görmek için etrafımıza bakmak kâfidir: Manasız. cami. heykel hakkında makul ve güzel denilebilecek bir fikrimiz yokmuş. Ortasına asian şeklinde bir "musluk taşı.. Kayseri. asıl halk. Fakat temadisi ne derece tabiîdir?. pencerelerini kaphyan. Anadolu T u r ki sade.- 95 — raber zarurîdir. Münevverlerinizin bedii aptallığına yahut cahilliğine karşı samimi münevverler için ilk yapılacak iş gayet basit ve menfidir. Anadolu halkı zevkini. esaletini tamamiyle muhafaza etmiştir. resmî hususî binaların kapılarını. âlemde bir sanat . mefruşatımız. Hamdolsun ki zevki bozulan yalnız münevverler.. Avanuş. yazıları çerçivesinden fırhyan kocaman lavhalar. tezyinatımız. şımarık çocuklar gibi sıyırtan evlermiz.

. Yine bir gün ikindi vaktiydi. Arabacı uyukladığımızın farkına varınca başını çevirip bize dediki: — Ne uyuyorsınız be ? ! — Ne olacak ? — Araba ağırlaşır! Hepimiz gülmiye başladık... Niğdeden bizi "yaşlı başlıdır. başka ihsan istemem !„ diyor. sözünde devam ediyordu: — Ya. arabanın içinde her . Halkı bu münevverlere " zevkime gölge etme. siz gülersiniz! Onu ben bilirim: Uyuyanca araba ağırlaşır mı. Tecrübe edin de bakın!. Günde dokuz on saat yaylıda sallanmaktan adeta hasta olmuştuk öğle zamanı sıcak da bastırınca uyuklamıya başladık. Fakat iş tamamen aksine oldu....96 - yaratan Türk milletinin zevkini mühendis. Ankaradan Ürkübe kadar götüren Erzurumlu AH ağada gayet iyi bir insandı. Samsuna kadar on beş gün zarfında kendi hesabıma.. çektiğimi Allahla ben bilirim! Huysuzlık.... Sırtlan göziyle Anadoluda günlerce araba yolculuğu yapanlar bilir: İyi bir arabacıya düşmek ne mutludır! Bu yaz bizi Kastamoniden Ankaraya götüren arabacı Çangırıh Cemal gayet iyi bir gençti.. Bilmem seyyahatımızın kaçıncı günüydi. Fakat herif hiç gülmiyor. şehiremini şeklinde millî zevee isyan eden münevverlerinizden korumaktır.. tecrübelidir. Niğdede kaldığımız müddetçe hep şu temennide bulunuyordum: Samsuna kadar on iki günlük yolda iyi bir arabacıya düşsek. mimar.. namuslıdır. ağırlaşmaz mı. Üç kişiydik. aksilik. Her türlüsü bu adamda vardı. diye gayet götü huylu bir bunağın arabasına koydular.... Arabacının bu ciddiyetine karşı bozgunluk olmasın -diye mecburi sustuk.

Ben geçende Malatya'ya bir maarif müdürü götürmüştüm. Arabacı yine başını çevirdi: — Ne susuyorsunuz be ? Türkü söylesenizeL dedi. ne de satmaic!. Samsun'na kadar bu derdi çekecektik. ağzına gelen küfürleri savuruyordu. üst mü geleceğiz anlaşılsa. Alt mı geleceğiz. Fakat herifin kulağına lakırdı mı girer! O boyuna söylüyor ve küfrediyordu.. gibi sözler söylüyor.. Arkadaşlardan biri muharebenin millî gayesini izaaha çalıştı. mola veriyor7 . Fakat bunak herif bir türlü huyundan vazgeçmiyordu. Artık belâmızı bulmuştuk. — Artık yeter! Bari nefes almak için de senden izin alalım! dedim. Fakat arabacı bunları hep bu günkü harbe vesile edinerek atıp tutuyordu: — Yazık Türkiyenin paralarına yazık!. Hemde ciddi olarak... — Şu kavga ne zaman bitecekse hayırhsiyle bitse. Fakat ne atmak mümkündü. Terbiyesiz adam her dakika bir suretle bizi rahatsız ediyor ve kizdıryordu. T.... Bütün gün arabacının lan etliğini nasıl savuşturacağız diye düşünüyorduk. Yine bir gün şosanm bir kıyısında iki kamyon enkazına rastgelmiştik. Yolda hep güzel güzel türküler söyloyordu. Bu sefer muharebeyi tenkide başladı. Herif gitgide tahammülfersa olmıya başladı. Günün birinde akşam üzeri Amasya'ya yaklaştık.Ağa biz türkü bilmeyiz! dedik.. Bir kaçkerre homurdandıktan sonra aynen şu sözleri sarf etti: — Siz ne biçim hocasınız ?!. Yine bir gün adi bir sebple bana çattı. Bunların Harbi Umumî zamanından kalma enkaz olduğu pek alâ anlaşılıyordu. artık yeter!.- 97 - birimiz bir tarafa yaslanmış kalmıştık. Yolun iki tarafında kağnı kervanlaiarı durmuş. ben de... Bize diş geçiremiyeceğini de anladı.

gayeyi. sonra bütün hadiseleri ve kâinatı o kirli ruhun penceresinden görmek lâzımdı.. her şeyi izah ediyordu. Bir insan. Küfürün kazam zaten kaynıyordu. Üç gün üç gece bu ters adamın haleti ruhiyesini tahlile çalıştık. kağnıciiara hücum başladı: — Utanmazlar. bir müslüman. Bu adamın halüvaziyeti.... arlanmazlar! insafsız herifler! Yolu böyle tutarlar mı? Siz de din. taşmıya başladı. Yarım dakika sonra tekerleklerin büyük bir mukavemete çarptığını anlatan sert bir ses işittik. Tekerlek taşa takılmış.. Akıl ve mantıkla izah edemediğimiz bu manayı başka bir usûlle daha kolay anhyabiliyorduk. bu müsademede hayvanlardan birinin kayışı kopmuştu. İşte o zaman: — Türk . Şöyleki kendimize. niçin bu kadar kötü huylu. yalınayak başı kabak manda güden çocukları. dedi. Üç gün sonra Samsun'a vardık. kağnı kârvanını. milletine.- 98 - lardi. Arabacı ağzını bozmak için haricî bir sebebe muhtaç değildi. oraya yerleşmek..Yunan harbi bizim ya altında yahut üstünde . Fakat aksi herif kağnı kervanları arasındaki dar ve taşlıktı yerden geçmek istiyerek zaten yorgun olan atlan sürdü. maksadı.. lanetin dili tutuldu !. kendi fikir ve kanaatimize ayit ne kadar hak ve hakikat fikirleri varsa onlardan tecerrüt edip arabacının ruhuna girmek. yorgun mandaları. O vaziyetle haykırdı: — Söyle söyle! Kimdir şu memlekette imansız olan?!. bizim araba için durup beklemek vardı. iman olsa biraz kenarda durur sunnz!. İhtiyar kağmcımn bu sözü o kadar yüksek ve keskindi ki!. Kağnılar dar yolun iki tarafını tamamiyle kapamış. O ane kadar sessiz ve haraketsiz duran kağuıcılar arasından uzun boylu. her tarafı toz ve topraktan bembeyaz olmuş bir adam çıkıp bir iki adım attı. uzun sakallı. miiletdaşlarıne karşı niçin bu derece mütecaviz oluyor neden?.

harbi. fakat mutlaka bitmesi lâzım gelen. He- . ne bir zahmet sarfetmiyordu. milleti hep sjrtian göziyle görüyor ve sırtlan burniyle kokluyordu. Bu adam nasıl oluyorda fena oluyor? diyorduk ve fenalığı o adamla birleştirmek için zihnen çabalıyorduk. olduğu gibi kalıyor ve fena oluyordu! "Herkesin hanei kalbinde bir aslan yatar. Bu zat dairenin müsteşarı idi. Halbuki fenalıkla o adam arasında ayrı gayrı yoktu. çok düzgündü! Ve sanki yanlış olan. " Ya ! demek edebiyat ta okudunuz? !. Karcıma iri yapılı. dedi. bizim tenkidimizin tarzıydı. onun hükmü değil.. dediler. kendime bir iş arıyordum. Fena.. hodbin olmak için ne bir dikkat. Haydi bakayım bana son baharı bir tasvir edivir!. mantığına göre çok doğru. kırık kamyonlar zavallı Türkiye'nin zavallı parası. Onun hanei kalbinde ise dişlek bir sırtlan yatıyordu. kalın sesli ve güler yüzlü bir zat çıktı. Şu halde bizim kendi aklımıza göre yanlış. bir güreş. derler. Ben sevindim. Eshişehir cephesi çocuklarınızı yemek için açılmış bir ağız. " Hazine! Hassada adam alıyorlar. A "abacımız müşteriyi. Bir istida yapıp müracaat ettim. Bir sırtlan için bundan daha tabîî ne olabilirdi ? Yeni adam enmuzeci Henüz yirmi yaşını bitirmiştim.. sakat dediğimiz şeyler arabacının aklına. idadi şahadetnamesini almış. İstidamı okuyunca "sen ne bilirsin? „ dedi. Vefa İdadisinde okuduklarımı birbir saydım. Fena adam. kağnı taşıyan ihtiyarlar birer imansız. kumandanı. İnsanlıktan bir şey feda etraiye mecbur değildir. Anadolu Paşaları hep birer sergerdedir!.- 99 - kalarak. son baharı tasvir edersem memuriyet verecek dedim. O adam fenalığın ta kendisiydi.

havale edildi. Bir müddet daha kâğıdıma baktıktan sonra gay*t yavaş ve mülayim bir sesle: "Bir hafta sonra gel!. Fakat bir az müsaade et!. arzuhali verdim. fakat burada değil. Çünkü bu zat galiba aynızamanda Sarayın da tabibi idi. „ Dedi Allahtan ümit kesilir mi ?! Ben eski neşemden bir şey gayibetmiyor. Nihayet "imtihanı kazandın. Gözüm gözünün içinde idi. "efendim. Evde herkes sevindi. baş kâtibin yanında oturuyordum.. Ben hemen babama koştum: Yazım beyenildi. O tarihte geceli gündüzlü ciltlerini ezberlercesine okuduğum " Servetifünün „ kolleksiyonu gözümün önünde duruyor gibiydi. yine gittim. Gittiğim zamanlar kalem odasında. Hamidiye Etfal Hastahanesitıde! İmtihane girer misin? dedi. diyordum. dedim.. "Hiç merak etme oğlum işin oldu. Artik o da sıkılmış olacak kîii: " Senin için iş var. Nihayet adamcağız Hazineyi Hassa Müsteşarının onkerre de söyleyemediği sözü o günü bir defa da söyleyiverdi: "Size doğ- . " Öyle ise bir arzuhal ver de oraya havale edeyim. Üç beşkerre sertabibi görmek için gittim bulamadığa. dedi. ben. beni görünce tanıdı: "Oğlum seni alacağız.. dedi. üslubun da parlak !.. bir hafta sonra da gidiyorum. Daha bir iki haftabekledim. dediler. fakat daha bir iki hafta bekle!. dedi. imtihandan kaçmıyorum.. Acaba ne diyecek. dedim.. girerim ne vazife de olsa yaparım.. hep kati neticeye intizar ediyordum. Müsteşar Bey bir kâğıda..„ dedi.„ Birkerre daha imtihan olduk. Aradan bir az vakit daha geçtiktan sonra yine gittim.. bir de yüzüme baktı: " O ! Kuvvei kalemiyen var. Hamidiye Etfal Hastahanesi sertabibine müracaat et!....— 100 — men müsteşarlık odasının yanı başındaki ufak odaya geçtim. Türlü terkipler ve türlü hayallerle süslenmiş bir son bahar tasviri vücüde getirdim! Nihayetine de 11 Tevfik Fikret merhumun ne zaman zert ve muhtazır eylül.. Hafta sonunu iple çektim! Nihayet ken îimi Müsteşarın karşısında buldum.„ Mısraiyle başlıyan eylül manzumesini koydum birde imzalayıp heman verdim.

muamelâtın sırrına vakıf bir Efendi! „ idi. Bu vaka o tarihdeki insanların memur. Bu gayri tabiî enmuzeç de çok yaşamadı.. iş adamı hakkındaki haleti ruhiyesini gösterir. fakat ne çare ki gençsiniz. Birde en ehemmiyetsiz vazifeler bile meselâ mukayyittik aklı başında tek adama değil. hüsnühatınız da var. Bu devrin adamları arasında Babıali kalemlerinde görüldüğü gibi selâm sabaha riayet etmek şartiyle kalemi hokka yabatirmadan senelerce memur olanlar vardır!. dedi! Ben bu sözleri işidince şaşırdım kaldım. yaşlı başlı. salis. O günden sonra ilk işim insanı ihtiyari atmıyacak derece de çabuk biten bu İdadi tahsilini kâfi göimeyip Darülfünun'a yazılmak oldu. . dır.. Bu enmuzecin en mübalağalı şeklini aynı zamanda kudretli şair ve merhametsiz bir hicivci olan bir arkadaşımız bundan üç sene evvel "Avrupayı görmüş zat. serlevhasiyle Akşamda teşhir etmişti.. bir kaç adama birden tevdi edilirdi: Baş mukayyit.' nin makûsudur. O zamana kadar iş başında gördüğüm insanların simasını yaşım gözümün önüne getirdim. pek gençsiniz! Bu yaşta size bu vazifeyi tevdi edemiyeceğiz!. Her ne hal ise ben o gün meyus ve raakhur bir lhalde. Meşrutiyetin bulduğu. Bu ihtiyarın hayatına en büyük darbeyi o vurdu. Hep ihtiyar adamlardı. Harbi Umumî ile birlikte bu enmuzeç de mütarekesini yaptı.„ .. mukayydi sani. Hemen Meşrutiyete kadar devam eden bu devir adeta "ihtiyarlar devri. muaşerete vakıf. . mülâ kata müsteit genç bir kavval „ <iur...gibi!. Ben yaşta olanlar arasinda müstakil vazife görenler yok gibiydi. nutka. Avrupa'yı görmüş zat Avrupa'yı görmemiş olan "babayani. Etfal Hastahanesini terketmiştim. İşte Meşrutiyet'ten evvelki memur enmuzeci "saçlı sakallı. Meşrutiyet bu enmuzecin enbüyük düşmanı oldu. Harbi Umumî firarileri gibi nihayet o da kaçtıgitti.— 101 — rusunu söyleyeyim mi ?! İmtihan evrakınızı gördümı pek iyi yazmışsınız. daha doğrusu yarattığı enmuzeç ise: "Lisan aşina.

Yeni insan enmuzeci.. bizim için insan enmuzeci belki pe "meyus.. bir milletin ümidine. Bu his meclisini muvaffakiyetler iyle. Fakat ümit.. Gerçi Büyük Millet Meclisinin ilk azasından bir heyet İstanbula geldiği zaman içlerinden bir Darülfünun konferans salonunda darülfünunlulara hitaben şu sözleri söylemişti: "Efendiler! Bu meclis şimdiye kadar. Onun için denilebilir ki Harakâtı Milliyenin tarihi. Bu devri vucude getirenler aynı zamanda "faal vefekkâr „ insanlardır. emel ve iman itibariyle bütün onların fevkinde olduğunu iddia edebilirim. Bu ilim..- 102 - Eğer Anadolu'da yeni bir türk ordusu teşekkül edip te yeni bir devlet kurulmasaydı. Fakat şayanı dikkat olan nokta şudur: Bütün Harakâtı Milliye tarihince "kalp ve ihtiras vazifesi gören. Bu adamların iradesi Almanya'nın iradesi gibi marazı bir irade idi. bedbin ve daha ziyade menfaatperest. sıfatlarından teşekkül edecekti. az kalsın mahvoluyorduk!. yeni idare adamı enmuzeci bu hasta ve ölü unsurlarla terkip edilemez. Bunun için de zihninde şu mantıkî silsileyi vcüude getirmelidir: Meşrutiyete kadar memleket hem cahil hem de atıl ihtiyarları tecrübe etti. makhur. demişti ve doğruydu. Mefkûrecilikleri de marazi bir mefkûrecilik çokkerre mevhumecilik idi... daha başka şekilde. ondan ibret almak yeni Türk enmuzecini şuurlu.. ilmin. vazih bir hale getirmek lâzım. Meşrutiyetten sonraki idare adamları ekseriyetle faal. onlarda da vardı.. Fakat birincilerin cehli. zaferleriyle tenvir ve tahkim edenler hep onlardı. umumiyetle. müstesna insanlar vardı... vukufun. bunu itiraf ederim. tecrübenin tarihidir. Fakat büyük misal gözümüzün önündedir. Yeni hayatımızın müdürlerini ancak bu hayata imkân ve hürriyet bahşeden Harakâtı Milliyenin tarihçesinde görebileceğiz. ve müdafaa hatlarmız Pulath'ya kadar gerilediği zamanlarda bile yerinden kımıldamayan bu iyi yürekli insanlar arasında "beyin ve irade vazifesi gören. cevval insanlardı. imanına müracaat ederek kuvvet al- .. gelmiş olan meclislerin fikren belki madunudur.

Onların kimler olduklarını mı soruyorsunuz?.— 103 — dığı için akamete mahkûm kalmadı. Vilâyet idaresi mi mevzu bahis?. Evvelâ söyleyiniz hangi meslek mevzuu bahistir ? Askerlik mevzuu bahis ise kurtardığı tarihe. Zira bu ilim ne Meşrutiyette evvelki ihtiyarların sırf ameli. Bu hayvanların işleri ne kadar hayretaver olursa olsun zekâ için numune teşkil etmezler! Cırcır Böceklerini de örnek a'mayıniz! Çünkü sesleri ne kadar çok olursa olsun iş yapmazlar! Gayeyi hayaliniz "insan. Yeni nesli teşkil edecek olan mürebbilere bir meslektaş gibi tavsiyem: Arı ve kunduz yetiştirmekten sakınınız.. kuruttuğu bataklıklara. gayrı kabili zeval bir hayatiyeti haizdi. kevezelere.. bir kökü kalpte bütün dalları. Yaptığı yollara. hiç teslimi salâhiyet etmeyiniz! İdare hayatında yalnız sahibi irade olanlar şayanı itimattırlar. ameldedir. Yine çok dikkat edelim ki Türk milletine tarihini. züppelere. kolları elleri de. ne biri ne diğeri akıldan başlayıp amle müntehi olan. amelden haraketle akılda nihayet bulan faal ve yaratıcı bir ilimdir.. ihtîbari vukufu. parmakların ucunda... atillerdan ve mürtecilerden sakınınız.. Bu iradenin en tabiî unsurları hissi selimi gayip olmamış bir zekâ ile bu zekâyı fiile isal eden bir hasasiyet manzumesidir. ihya ettiği ormanlara . Bu melekenin bir kökü kafada. olsun. tabiatı eşyaya mutabık bir iradenin sahibindedir. zihnî sermayeleridir. müdafaa ettiği cephelere. Yine yeni hükümet makinesini kuracak olan mesul insanlara bir vatandaş gibi tavsiyem: Umumiyetle menfilerden. fakat "yaratıcı bir insan. muzaffer olduğu muharebelere bakınız. Şu halde sırf nazari adamların ve adi manasiyle: kelimecilerin ve hayalcilerin hayatta bir kıymeti yok! Fakat ayni hayatta sırf faal ve maceraperest insani arında bir kıymeti yok! Bütün mesele hadiselere. nede Meşrutiyetten sonraki kavvalların sırf nazarî. lakırdı ebelerine. istiklâlini iade eden ve istikbalini eminleştirmek ümidini kazandıran bu ilim tamamyile hususî bir mahiyeti.

numuneyi imtisal olduğu yeniliklere bakınız.. yerden yüksek yerlerde yaşamak ve yerden yüksek yerler için yaşamak adeti teessüs edecekti. iradenin bu meşru evlatlariyle ölçünüz. nefsinden. yerden yüksek yerleri sevmek.— 104 — bakınız. yerlerden yüksek bir yerde oturmak. yerde içmek. Garip netice!. asıl ahlâk ona bir kıymet vermez!. yerleri bu "Haki fena „'yi sevmek.. Bu feragat olmadıkça söylenen her sözün ve dermiyan edilen her iddianın nihayet edebi.. yerde yaşamak ve yer için ölmek adeti hep değişecek. yerden yüksek yerlerde yemek. yere oturmiya alışan. fakat bunlardan hiç biri kanepeye avrupah bir insan gibi . dedi. kanapeye oturmak çamurdan ve tozdan kaçınmıyan bu halka temizlik dersi veririm!. Terakkiden kaçan adam İstanbul şehrine Gülhane Parkını kazandıran şehremini günün birinde dahiyane bir fikre malik oldu: "Parkın muhtelif noktalarına yeşil tahtalı. Hülasa icraat hayatında insanı yalnız ve sade işiyle.. yerde oturmak yani yerde yemek.. demir ayaklı kanepeler koyarım. Maksat adamların ahlâkını. Hakikaten yerde oturmak kanapeye oturmak adetine münkalip olursa şarkta büyük bir tahavvül olacaktı. Çünkü dindarlığın... ve her şey yere oturmak.. yahut mantıkî bir mahiyeti vardır. menfaati şahsiyesinden feragattir. yanılmazsımz. milliyetperverliğin insaniyetperverliğin en müspet tecellisi işte bu feragat. Parkı ziyarete gelenlerden çocuğun kanepeye oturmak ihtiyaciyle gerçi ayakları yerden kesildi. faziletperverliğini ölçmek ise bunun da gayet afakî bir usulü vardır: Mevzuu bahs olan §ahsın menfaati şahsiyesini hayatta kaç defa ve kaç türlü feda ettiğini anlamak lâzımdır. Muarif İslâhatı mı mevzuu baıs?! İdare ettiği mekteplere.. içmek.. koyduğu usullere..

105 oturamadı. yeni yeni itiyatlar hazırlar. elem mabdünün dinidir!. Ve bu terakkigirizliği bir türlü izah edemedi. Terakki yalnız ceht ve elem ağacının meyvasıdır. Şimdi bile terakkinin meşhur düşmanlarını görüyorum ve gayizlerinin illetini anlıyorum. itiyatlarını muhafazaya. Lâkin bu hadiseyi gözden kaçirmıyan bir insan şöyle izah ediyordu: — Terakki bir emri cebrîdir. Ve onlara sessiz velveîesız bir }isan ile hitap ediyorum. bu izahı o kadar kabul ettim ki her terakki davasının peşinde zahmetten. Halbuki her yeni itiyat yeni tefekkürler. fiilen icrası güç olan bir şeydir. Ben bu düşünceyi. Yazık o lisana ve edebiyatına ki terakkiyi bir zevk gibi gösterir!.. Seni adam yapacak olan din. diyorum ki: — Ey kanepeye otururken mafsalları acıyan insan! Sen terakkinin zahmetlerine nasıl katlanacaksın?!. Çünkü insani Terakki demek durup dinlenmeden zahmet çekmek demektir. İnsan uzviyeti iktizası terakkiye değil. Cemiyette vücude gelen her terakki uzviyetimizde derin ve elim aksülamellerie. alıştığı gibi yaşamıya müstaittir. Onun için terakki bir fikir gibi nekadar arzu edilirse edilsin. elemden. Sanatten kaçan adam! Durkheim insanı kendi kendine cehte muktedir bir mahlûk olmak üzere tavsif ediyor. ne bir fikir. yeni zahmet ve meşakkatlerle olur. Filvaki hayvan da ceht eder. kaçan insanların feryadını işittikçe hiç garip bulmuyordum. Bu suretle o vakit Şehremini insanların bu garip inadı karşısında şaşırdı kaldı. . nede bir muhakeme dinidir O sırf katı mafsalierin ve uyuşuk adalelerin ile mücadele edecek olan bir zahmet dini... Bilâkis hepsi kanepeyi tahtadan bir yer faz ederek üzerine bağdaş kurdular}.

Zavallı yoruluyor. Bunlar bilbedahe ve bilâ vasıta şuurumuza yerleşecek basit eserler değildir. Şu halde nevinin İstırabını duymıyacak derecede kulakları sağırlaşan ve en ufak bir aşk heycanı yaşamıyacak kadar içi kuruyan bir adama doğrudan doğruya " sanatin ve sanatkârın sesini işit „ demek manasız olur. rast geldiğine " bunların ne lüzumu var?. Fakat bu ceht bir günün mahsulü değildir. Güzelden kaçan. anlamak..i anlamak için zekâmızın. İnsan en güç işlerde bile bu cehte yalnız başına muktedirdir. Yük taşıyan at misalinde olduğu gibi.— 106 — Fakat hayvanın cehti haricî bir tazyik ile olur. dağnık ve mütezat görünen parçalara büyük bir ahenk sokulmadıkça bu musiki bizim için cehennemi bir gürültü. Çünkü bu insan dinlemeye ahşmamıştir! Çünkü dinlemek. dikkatimizin müdahalesi şarttır.. sanat eserini manayı. Fakat terbiye almış bir insan için bu iş kolaydır. İnsan terbiye tesiriyle senelerce cehtetmeliki kendi kendine cehtetmeğe alışabilsin. Halbuki burada ne bir lüzum nede bir ispat mevzuubahstır.. heycanı. Bu hayvanı cehte sevkeden kirpactır! Halbuki insan terbiye sayesinde o hale gelir ki haricî hiç bir tazyika muhtaç olmaksızın cehtedebilir. o da bir cehttir. insanı neviden olan hangi idrâkimizde cehtimizin müdahalesi yoktur ?! Bakınız. Zaten bir sanat eserini anlamak.. Büyük bir sanatkâr dikkatiyle tahlil edilmedikçe. Avrupa musikisinde bazen en derunî ve en fevzaî ihtiraslarımızın bazen de en insanî ve en beşerî emellerinizin ifadesi vardır... hayatı isthkar eden adam. Bunu elde etmek için seneler lâzımdır.. siz ciddi ve ilmî bir bahsi izah ederken gözleri süzülen ve ağzı açılıp kapanan şu adama!. Beşerî olan hangi vazifede. o eseri ruhunda yeni baştan yaratmak demektir. Meselâ çocuk için en güç iş elbise giymektir.. dinleyemiyor !. Onun için insana " yalnız başına cehte müstait olan hayvan „ demek doğrudur. ahengi. Sadece . diyorsun. den başka bir şey değildir. İlim gibi sanatta bizden dikkat ve ceht ister bir Mozart ve bir Wagner..

Bize zümrevî hayatın bütün icaplarını tanıyan ve yaşıyan vatandaşın hayatı lâzımdır. Kurunu Vüsta "Aziz. muhterem. yalnız senindir.. vatandaşın ilmi. dır. Bunu bulamıyorsan kabahat ne eserin. senin! Cumhuriyetin adam numunesi Eski Yunan medeniyetinin ekmel numunesi " Hakim „ idi. si " tesanüt ahlâkı „ . " akıllı ve hisli adam „ . aile değil.. Yeni vatandaşı yaratacak olan sanatkâr. devamlı ve feyizlidirMektep bu yaratıcı tesirini yapabilmek için her şeyden evvel ve her şeyden ziyade şu hakikate dikkat etmelidirTesanütçü bir ahlâkın ve istihsalci bir irfanın hakikati . gene cemiyettir. "Honnete Homme. " Akıllı ve hisli M adam enmüzeç güzel. mektep hayatı ise geniş. Sonra.. dir. leri vücuda getirdi.. On sekizinci asrın beğendiği adam. Bu günkü vatandaşın seciyesi acaba nedir?. fakat bu günün hayatı için müphem ve umumîdir. meslekî istihsalleri vücude getirici olmak lâzımdır. Bu gün evliyalar yoktur! " Mübarek adam „ enmüzeci bile silinmiş gibidir. Bu günkü çocuğun aile hayatı dar ve mahduttur. On altıncı asrın mükemmel adamı "Honnete Homme...... mekteptir. " Sıkılgan adam „ tipi yeni tipin tamamiyle zıdtıdır. Yeni tipin hamurunu yoğuracak olan muhit.'. Yeni cemiyetlerin " Ahlâkı hasene „ .. dır. ne sahibinindir.. Yeni vatandaşın siması ancak yeni cemiyetin çizgilerinde» ve renklerinden teşekkül edecektir. fakat yeni cemiyetler çin kâfi değil. Aile vasıtasiyle mektebi ıslâh etmek fikri sakattır: Aile muktedir ise kendi kendini ıslâh etsin!. Kendisini bütün cemiyetin cüzü duyan ve cüzü gibi yaşiyan vatandaşın ahlâkı. irfanı yaratıcı.- 107 - büyük ve elemli bir cehtin teslim edeceği bir zevk vardır. " ukelâ ve sathî adam» tipi yeni tipin tamamiyle zıddıdır.

faal adamdır.— 108 — ona dışarıdan. Yalnız "müteşebbüs' adam. tavsifini kullanıyoruz. Cumhuriyeti yaratan irade mekteplerin binalarına da teveccüh etmelidir. tasvifi yerine "faal adam. ve türk milletinin şimdiye kadar felâketi "teşebbüsü şahsînin fıkdanından dır. "Falan muallimi tanınınsınız ? „" diyorlar.. diyoruz. .. "müteşebbüs adam. Meşrutiyetten sonra aranılan.. Meşrutiyet inkılâbında nntuk söyliyen hatipler "teşebbüsü şahsî. Ve insan kendi kendine soruyor: Demek ki fa- . başka bir yerden gelmiyecektir. Bunlar haricinde yeni vatandaş teşekkül edemez. oldu.nin destanını okudular. Kendi kendini ıslâh edemiyen bir mevcut başkalarını ıslâh edemez!. dediler. Yeni idarenin mukadderatından mes'ul olan artık yeni terbiyenin mahiyetidir. faal adamdır. Kendisinden çıkacaktır. Sonra ilim.. Mektep canlı bir mevcuttur. "tanırım. "Filan adamı tanırmısın ? „ diyorlar. talim sarf ve helak edici halinden kurtulup istihsal ve istismar edici hale gelmelir. Talebe ve muallimler denilen zümreler müstait oldukları zümrevî hayatı azamî derecede yaşamalıdır... Mektep cemiyetinin içtimaî hayat zevklerini tatmasına müsayit mesafe ve mekân ile mektep cemiyetinin müstahsil hayat şartlarını teminine müsayit aletler ve teknikler. Millî İnkılâbın vücude getirdiği adam enmuzecinin tasvirini henüz vazıh surette göremiyoruz. Öyle ise mektep her şeyden evvel tesanütçü bir h yata mazhar olmalıdır. yeni bir idare ise yeni insanlarla yaşayabilir.. "Tanırım.. Ve ondan İnkilâp namına iki şey istemelidir. „ diyoruz. Faal adam! Meşrutiyetten evvelki adam teşebbüsü şahsiden mahrum olan atıl adam idi..

Bu faaliyet ilerde içtimaî faaliyetlere mebdei hareket olmak itibariyle gayet şayanı dikkattir. şuur. iyi. güzel faaliyetler arasınde ne münasibet vardır ? O halde ne demeli ? "faaliyet bir meziyet değildir mi.. Fakat bakınız size bir kaç faaliyet numunesi ki meziyet olmak şöyle dursun. istihsal kadreti. . Fakat pek az kimse bu meziyet olmak imtiyazım alan "faaliyet. şuuru sathî bir şuurdur. Fakat netice gene birdir. Otomatik harekette gerçi kendisine göre bir intizam. İkincisi: mantığa müstenit faaliyettir. belki noksan. Birincisi otomatik faaliyet. Fakat faaliyetlerine rağmen eser vücude getirebildikleri eser payidar olmaz. Fakat yaratıcılık. mantıkî. doğru.. in ne olduğunu düşünüyor i İstiyerek fikrimizi şüpheye düşürelim ve soralım ki: "Faaliyet bir meziyet midir ? „ . „ diye kabul edeceğiz. Alelumum deli de faal bir mahluktur. hatta felâkettir. Fakat delinin faaliyetiyle medenî faaliyeti ifade eden iyi. Bu faaliyette gerçi intizam ve şuur vardır. her teşebbüslerini mantıklariyle teyit ederler. Şu halde çocuk faal bir mahluk olmakla beraber makbul bir insan enmuzeci midir ? Daha ağır bir misal delidir. demeli? ! Hayır. Otomatik faliyet. güzel nev'inden eser denilebilecek hiçbir şey vücude getirmez.. sevk ve idare yoktur. Evvelâ çocuğun faaliyeti. Çünkü bu faaliyet yapıcı olmaktan ziyade yıkıcıdır.— 109 — aliyet bir meziyettir. Her hareketlerini. Şüphesiz derhal "faaliyet bir meziyettir. bir ittırat vardır. . doğru. Fakat olduğu gibi kalan bir çocuk faaliyetinin medenî nev'inden hiçbir kıymeti yoktur. Otomatik faaliyeti temyiz eden şey iradî faaliyetin zıttı olarak şuursuzluk ve terkipsizlik tir. Yani neticede gene istihsal yoktur. faaliyetlerin en iptidaî şeklidir. hayvanı jir faaliyettir. Mütalaayı kolaylaştırmak için üç nevi faaliyet enmuzeci kabul ediyorum:. Ekseriya cahil ve zekâsı cevval olan insanlarda görürüz. Çünkü bu faaliyetin intizamı. her şeyden evvel bu faaliyet fikrine biraz vuzuh vermeliyiz.

fen zekâsidır. itikatler. hangisi?. Çünkü zekâsı ferdî zekâ değil. Gariptir ki bu faaliyet mütevassıt zekâlı insanlarda da tecelli edebilir. Bence alelıtlak faaliyetin. fazla olarakta aldatır. Hattâ aklı selimin faaliyeti gibi zekâya onun kadar muhtaç olmıyan bir faaliyettir. yoksa teknik faaliyetin sahibi mi. Bu faaliyetin zekâsı aklı selimin zekâsı değildir. Kuvvetini mantıktan değil. Müsbet olmıyan şeylerin tabiatına uymıyan fikirler. Otomatik faaliyetin sahibimi. Bu faaliyeti mutlaka âlim. hele otomatik faaliyetin bu bahiste hiçbir değeri yoktur. Şimdi beğendiğiniz faal adam kimdir?. Şu halde denilebilir ki: İlmî . Muasır faaliyet enmuzeci teknik faaliyettir. O halde dün dinin tuttuğu yerlere bu gün ilim geçmiştir. tecrübeye dayanan müsbet kanaatler geçiyor.- 110 — Üçüncüsü: tekniğe müstenit faaliyet. hesaba. Çünkü muntazam ve şuurlu olmkla beraber yaratıcıdır. Muasır faal adam ancak bir ihtisas sahibi olabilir. Cahil insanlarda da bir istisna halinde tecelli edemez. Teknik faaliyet mutlaka eser vücude getirir. aklı selim ile faal olan mı. Dün dinle idare edilen işler bu gün ilim ile idare edilmektedir. rnütefennin insanlarda görürüz. yerine akla. ilmî yani gayrı şahsî zekâdır. mantığın faaliyeti de birincisi kadar yıkıcıdı... Müsbet kafalı insanlara muhtacız Asrî bir milletin mühim seciyelerinden biri de ilim hâkimiyeti değil midir? Asrî milleti orta zaman cemiyetlerinden ayıran mühim fark din yerine ilme mevki vermesi değil midir? Orta zamanda itikadın ve kitabın idare ettiği yerleri bu gün hep ilmin fikirleri tabiatın kanunları idare ediyor.. ve eseri mutlaka payidar olur. ananalar hayat meydanından hep koğuIuyorlar. tabiyetten alır. Bu nevi faaliyet faaliyetlerimizin en yüksek şeklidir.

Çünkü bütün bu muaşeret kaidelerinin ehemmiyeti onları kukla gibi yapmakta değil. bu hükmü bir kerre daha genişleterek diyebiliriz ki: Böyle bir millet en çok menfaatlere.— 111 — olmak. serbest söz söylemek melekesi ve salon muaşeretinden ibaret bir takım unsurlardir! Halbuki bu melekelerin. mutahassıslarıdır. iyi ve güzel kıymetlerin hür bir surette cevlânına engel olabilecek sebepleri kaldırmak.. salonlarda. Fakat umumî malûmların sahibi olmak. " yenilik „ " yeni adam „ sözleri derslerde. Asrî bir cemiyetin en çok muhtaç olduğu şey. bir ilimde mutahassıs olmak değildir. iştiyakla tekrar edilen canlı sözlerdir. Muaşeret kaideleri ayni zamanda doğruluğun. kitaplarda. iyiliğin ve güzelliğin bir tecellisidir. ilme dayanmak asri milletlerin mühim tabiatlarından biridir. Muaşeretini tanzim etmiyen bir milletin içtimaî hayat yüzü daima pürüzlü kalacaktır. Bir milletin umumî muaşeret kaidelerine vakıf olması ve bunları hayata tatbik etmesi lüzumlu ve hayırlı bir şeydir. Hülâsa nereden hareket edilse " asrîlik „ mefhumunun . azaltmaktır. işte âlimler. Asıl mesele millette doğru. " muasır millet „. bu sermayelerin medeniyetin uzviyetile doğrudan doğruya münasebeti yoktur. her yerde muhabbetle. her hangi meslekte mutahassıs kimselere muhtaçtır. çobanlarda dahil olduğu halde asrî bir milletin bütün fertleri için lâzımdır. Ne göreceğiz? Çok kerre umumî ve sathî malumlar. asıl bu kaidelerin doğduğu telakki farklarını taşımaktadır. "asrileşmek. Umumî. Fakat cemiyet itibarile incelmek daha güç bir şeydir. Fakat bu mefhumların içine girelim ve onların içinde bulunanlara dikkat edelim. Adabı muaşeret ince ruhlar gibi kaba ruhların yüzünüde cilalayabilir. " Asrî olmak „ . binaenaleyh sathî kalmıya mahkûm plan malûmlar ile bir millet medeni tekâmülün zaruretlerim k vrayamaz. Umumî malûmat sahibi olmak hele bunun bir derecesi köylüler.

Fakat bu medeniyetin hakiki sırrı çalışma saatlerinin daha çok olmasımıdır?! Bunu zannetmek doğru değildir. Onun için aslî bir millet mevkiinde ilmi istemeliyiz. müsbet hakikatlere iriştirebîlecek olan yegâne kılavuzdur. Usulsüz faaliyet ne işe yarar ? Avrupa memleketlerini ilk defa ziyaret eden bir şarklının intibaı ne olabilir? Ezici bir faaliyet içinde çalışan kütlelere ait intibaı.. Fakat ezberci gibi değil. Bu hayret sahiplerinin söylediği söz daima şudur! "Şu Avrupalılar ne çalışkan adamlardır!. Akıl bizi. hattâ ahlâkî düsturları ile aynen ve harfiyen getirmektir. bütün feyzini. kapları.. Asrileşmek. Şu halde Avrupa medeniyetleri mevzuu bahsolduğu zaman gözümüze en çok çarpan onların çalışkanlığıdır. usûlleri. İnkılâbını yapmakta olan yeni Türkiye için büyük gaye şudur: Garbın ilmini bütün mevzuu. Fakat ilmin mahrumiyetlerine. bu asır da yaşamaktan fazla bir muvaffakiyettir. vasıtaları. O da asnn maddî ve ahlâkî hayatına imkân veren inkılâp umdelerini yakalamakla mümkün olacaktır. İşte bu umdelerin başında " müsbet neviden olan her şey akıl içindir.— U2 - kökleri vicdanın pek derin tabakalarına kadar iniyor. ilmin vazifesinede katlanmak şartiyle. düsturu vardır. Bu faaliyette her şeyden ziyade görülmesi lâzım gelen bir şey varki o da "metot. ilmi anlıyan hakiki kanaat sahibi gibi ilmi isteyince ilmin bütün hürriyetini. dur Avrupalı adam ilmî bir metot içinde çalışan adamdır. Türk çok kerre ferdî zekâsının icabatım .. ilmin yorgunluğuna. „ İngiliz avamı da Belçikalı komşularım taktir ederken ona benzer bir söz söylüyorlar: "Şu Belçikalılar ne çalışkan adamlardır!... müesseseleri. bütün istifadesinide birlikte kazanmış oluyoruz..

toprağı mütemadiyen ayıkhyacak beli âdetten ziyade derin vuracak ve türlü vasıtalarla bu toprağı islâh edecektir. çok geniş caddeler açmak değildir. Şu halde medeniyetin faaliyette tecellisi doğrudan doğruya azlık veya çokluk şeklinde olmuyor.. en adi bir işte bile: Fasulye. ferdî hassasiyeti onu mümkün olduğu kadar çok bel bellemiye sevkedecektir.. Çünkü imar mefhumu alelitlâk genişliğin müradifi olamaz. Fakat usullü çalışkanlık onları bizden katiyen ayırabilir. en ufak bir sanaatte. Ferdî zekâsı. Fakat usûl. Onun için alelıtlak çalışkanlık onları bizden ayıramaz. Bunlardan biri bel bellemek işinin içtimaî tecrübesine henüz malik değildir. belki ilmî bir usûlle çalışan adam demektir. yahut teşkilât. fakat Üsküdar belediyesinin bütçesi için bir mezarlık açmasaydı! . Öyle ise "Asrî adamn alelitlâk zeki adam değil. Bu metot fikrini yalnız tayyare ve demiryolu yapmak hususunda değil. şöhreti için vesile. Bizi onlardan ayıran avrupahlann cemiyetçe tatbik edilen asrî usullere. yahut içtimaî bir tesanüt şeklinde oluyor... fakat inadına ıssız yollarını göstermişlerdir: "Şu geniş caddeyi görüyor musunuz ? İşte bu filân belediye müdürünün eseridir. bamye. dikmek için bel belliyen iki adam tatsavvur ediniz. kanaat sahibi olan adam yer yüzüne yayılmak ve bir hayvan gibi çalışmak sevkıtabiisinden uzaklaşacak. metot yahut prosede. İşte. Bir ayile hayatında . en basit bir ticaret işinde bile kabul etmeliyiz. Ben bu ayrı çalışan ve ayrı eser vücude getiren yalnız adam sevkitabiîsinden ürkerek dayima şu cevabı veriyordum: Keşke o adam bu geniş ve ıssız caddeleri vücude getirmeseydi. demişlerdir.— 113 - takip eder. Medenîlik mutlaka çok çalışmak. Bütün servetini bir çocuğunun elbisesine ve oyuncaklarına sarfederek geriye kalan dört beş çocuğu aç ve çıplak bırakmak doğru değildir. tecrübe. muayyen tekniklere malik olmalarıdır. Nihayet ilme istinat etmiyen kaba bir tecrünin esiridir. Bana kaç kere Çamhcalann kırk elli metro geniş.

Mu- . temiz ve işlek bir hale getiremiyen bir idareye asrî diyemem. Halbuki inkılâbımız anî gibi olmuştur. Gene " Son saat „' in sayfalarında idi.. Fakat her halde yalnız başına tetriç. " Tedricen ! „ Serlevhalı bir makalem çıktı. Tekâmül için daha canlı. muntazam bir hareket olamak lâzımgelirdi. Bizim sakat fikirleriniz yalnız tekâmül bahsine ayit değildir. Yoksa bir türk inkılâbı derece derece ve muntazam bir surette tahakkuk etmesi lâzımgelen makul. yani makul ve şeylerin tabiatine uygun olmıyan faaliyetler mutlaka yıkıcıdır. Çünkü fennî olmıyan. Bir hal ki mütemadiyen istikbale doğru şişer. belki maziden müstağni kalmıyan. Hakihati halde takâmül ne tetricî. tetricî. bu günkü neticelerden mahrum olacaktık. mefhumumlara esirdir. Burada içtimaî tehavvülleri bir hattı müstakim hayaline irca eden akliyecileri tenkit etmiştim. Tekâmülün birdenbire olan safhaları da vardır. fakat maziden yeni bir mahsûl vücude getirmek üzere gebe kalan bir haldir. yahut intizam hayali ona yabancıdır. metodik faaliyetin bir müradifidir. Yalnız şehir idaresinde değil. daha mutabık bir hayal bulunabilir. Çünkü tetriç tekâmülün dayimî bir vasfı değildir. Her sahede asrî faaliyet. Mefhumlara esir!. Hakikati halde tekâmül ne mazinin aynı. Şu veya bu süsü yapan fakat elindeki şehri bütçesiyle mütenasip bir derecede sağlam. Zekâlar vardır. Eğer bunda mühendis intizamı ve akıl mantığı şart olsaydı.— U4 — olduğu gibi bir şehir imarında da tatbik edilecek adalet düsturları vardır. Fennî olmıyan çalışkanlığı beğenmiyelim ve nafile cesaretlendirmiyeiim. ne de bu mazinin gayrıdır. Belki tekâmül yaratıcıdır. ne de mutlak surette anîdir.

sabır ve sebat hakkında da bir çok fikirleriniz vardır ki hakikati halde bunlar hasta klişelerden başka bir şey değildir. Öyle ise niçin bu mefhumları taşıyoruz ?. düm düz bir sebat „ ve inatçı bir sabır „ yerine gerek ferdin gerekse cemiyetin hayatında cesaretin. sabrın. memnuniyetsizliğini ispata çalışan bir dikkatle karşılaşacaksınız: .lig vaffakıyet. ümit. Bu mefhumlar eski cemiyete göre düstur olarak kifayet eden şeylerdi. Çünkü bizden evvel yaşamış bir cemiyetin mirasıdır. Hayatta. Biz ana ve baba hikmetlerinden ziyade ilmin muttalarına ve yalnız ilim mutaları üzerine kurulan bir felsefenin terkibçi mefhumlarına muhtacız. ayile. ^ Cemiyete küskün adam! " Cemiyete küskün adam „ . sebatın her şey olduğunu gençlere öğretmekle çok bir şey kazanmış olmayız. Bunları bize kazandıran asrî ve felsefî tefekkürümüzün faaliyeti değil. eski harsın sür'ati iptidaiyesidir. Bunlar tabiî kuvvetlerdir. Yeni neslin terbiyesinde metafizikî hükümlermizin de mesuliyetini idrak edelim Din taassubunu kaldırmışken yerine tefelsefe taassubunu koymıyahm. Bunlarında kendilerine mahsus hudutları ve nihayetleri vardır. sebatın canlı vazifesini öğretmek doğrudur. sabrın. istikbalden ümitsiz. bazen de mazi için daha az müşkül pesentiir. Şu halde " mutlak bir cesaret. Cemiyte küskün adamın mantığını yoklayımz. bir nevi insandır. fikirlerinin seyrini kovalayınız. Cesaretin. Fakat pek mudH ve pek müterakki olan yeni hayatımızı idareden acizdirler. Bunlar şuun ve hadisatı aşan mutlak kuvvetler değildir. bu. meslek muhitlerinde dayima böyle insanlara rasgelmek mümkündür.. Tenkit eder.

Halbuki bu küskünlerin dar zekâları hakikati halde siyasî bir idareyi besliyebilecek içtimaî tekâmül telâkkisine malik değildir. cemiyt maneviyatını şidditlice taşımadıkları için aynı zamanda bedbin. Hodbin hassasiyetleri ise siyasî faaliyetin muvaffakiyeti için elzem olan fedakârlık şimesiyle de kabili telif değildir. Onun için cemiyete küskün adamla münakaşa ederken hep bu ilmî ihatasizlıkla. en afakî bir müşahit ve rasıt mevkiinde tekrar ettiğine sjzi inandırmak istiyecektir. Salim bir cemiyet adamı dayıma faaldir. bir yandan da ferdî endişelerden gelen bir memnuniyetsizlik. çünkü bu zekâda ilmin en mühim temeli olan icap ve zaruret fikirleri yotur. mekteplerin eskisinden daha geri olduğunu. Hayır. Salim bir cemiyet adamı dayıma mefkûrecidir. yahut hüküm ve muhakeme işlemiyen esrarengiz derecede münferit bir kabiliyete atfetmekten ibarettir. Küskünler cemiyet . bürokrasinin» zararlarını. şahıslara yükletmekten. ehliyetin takdir edilmediğini. İlâh. Cemiyete küskün adamın zihnî faaliyeti iki şekle irca edilebilir: Bir yandan içtimaî hadiselerde zaruret tanımıyan bir teffekkür. Bu menşe bizzat cemiytin hayatında hasıl olan boşluklardadır. O halde cemiyete küskün adamın tevekkülünü fikrî mantığında. Muayyen fertler içtnaaî hayatı sıkıca yaşamadıkları. Fert bu faaliyeti. mefkureciliği kaybettiği dakikada artık hastalanmıştır. bu hodbin hassasiyete çarparız. Ve bütün bunları en bitaraf.. ve aynı zamanda hodbindirler. Cemiyete küskün adamın bütün fikrî faaliyeti küskünlüğüne sebep gösterdiği hadiseleri muayyen fertlere. ilmî bir mütefekkir midir?. Cemiyete küskün adamın siyasî vaziyeti ekseriya dar bir muhaliflik şeklilde tecelli ediyor... yahut dar hodbinliğinde aramak doğru değildir.— 116 — Bu dikkat mütemadiyen sokakların kirliliğini. Cemiyete küskün adam tipinin menşei marazîdir. Cemiyete küskün adam hakikî bir müdekkik. size söylüyecektir.

Mütefekkirin asıl cihazı tasnif.— 117 — denilen manevî terkibin inhilâl eden cüzü fetleridir. vecit. Filân da atikiyat ile uğraşır. Şuhalde mütefekkire lâzım olan. Halbuki kuvvetli bir hafızanın en büyük sebebi verasettir. Mütefekkir bir toplayıcı değil. Bir çocuk bu veraseti taşımıyorsa ne kadar terbiye edilse de mükemmel bir hafızaya malik olamaz. mefkure veren bediî ve manevî muhitlerini uyandırmakatan başka çare yoktur. farz ve tahmin kuvvetidir. izah. O halde cemiyet içinde bobinleri. Filân adam tarih alimidir . Şu halde mütebahhirin teşekkülünde terbiyenin rolü mahdut demektir. Demek mütefekkir hazır fikirleri tefekkür eden adam demektir. . tahkik ve tensik edilmiş olsun. morfoçya alimidir. hafıza veraseti değil. belki bir teşkilâtçıdır. bambaşkadır. Rolü daha ziyade icat rolüdür. bedbinleri azaltmanın tek çaresi içtimaî mevcudun bilhassa haz. Mütefekkir İlmi bipayan insanlar vardır. Yeni cemiyetimizi ahlâkî ve bediî zevki idrake müsayit cihazlarla zenginleştirmek lâzımmi geliyor. neşe. Halbuki mütefekkir. Filân adam mükemmel bir nebatçıdir. Elverir ki bu malûmat usulü daiyresnide tedarik. Bu adamları türlü sıfatlarla tavsif etmek ve derya misali olan ilimlerinden dolayı takdir etmek pek tabiîdir. mukayese. Bunlar cemiyetten koparak yalnız adamın tabiatine ricat etmektedirler. Mütebehhirin teşekkülünü hazırlıyan en mühim meleke kuvvetli bir hafızadır. Yalnız başkaları tarafından bulunan bu malzemeyi kullanarak eser vücude getirir. Mütefekkir hıfzu tahattur ve tahsil hususunda mütebahhirin dehasını gösteren adam değildir. Mütefekkir fikir binasının malzemesini bulmaz. Mütefekkirin teşekkülünde hafızanın rolü mühim midir? Şüphesiz bir bakıma öyledir. Fakat bu ehemmiyet bir dereceye kadardır.

Çünkü milletin fikir hayatının mey vasim toplattıran teşekkül. sualine verilecek cevap gayet basittir. " Parlak zekâlar „' a kıymet verecek yerde.. resim dersanesinde idik. .. kabartma çiçekler» renkli şekiller. Türkiye fikir adamının her cinsine muhtaçtır. usul sahiplerinin kıtlığından şikâyet etmelidir. tefekkürün de usulleri memleket için pek yenidir. Alçı keykeiler. Çünkü mütefekkir hafızasının noksanını türlü tarikler ve kolaylıklarla dahi telâfi edebilir. Onun için bizim tedrisat hayatımızda mühim olan şey. bu usuldür.— 118 — tam ve mükemmel bir tefekkür cihazıdır. Sanatkârı beş altı sene evvel bir mektebi ziyaret ederken tamdım. Şimdi yeni Türkiyenin muhtaç olduğu fikir adamı hangi cinstendir. Mefhumun öldürdüğü adam! Anadolu'dan geldiğim zaman " Acaba güvelerini yedi ? ! „ diye bermutat büyük dolabın altındaki gözü çektim. Mekteplerimizde ve ilim müesseselerimizde adet kıymeti yerine keyfiyet kıymetini koymalıyız. hele sekenesinin huşu ve sükûneti burasını eski bir yunan mabedine benzetiyordu!-. merhum Teke Zade Sayit Bey'dir. Sehpalrı karşısında çalışan. ölgün. Türkiye. yağlı boya bir ördek resmi. gayet temiz giyinmiş yirmi. fikir adamlarının azlığından değil. ilim tekniğine malik olmıyan bir adam için ilim yapmak ümidi yoktur. Orada bir İkdam gazetesinin yaprakları arasında sakladığım resim koleksiyonunu karıştırmağa başladım. Kara kalem heykel başlan. Ancak tebehhurun da. Fakat tefekkür usulüne.. çocukların lisanı kadar masum şeyler L Onu bana hediye eden zat. Solgun. bir tefekkür usulüne malik olanların kıymetini düşürmemeliyiz. mütefekkirlerin ruhunda oluyor. yirmi beş kız çocağu resim yapıyordu. dıvarlann sadeliği.

çalışkan kızlarının eserini koruyan. satıc kfalarım seyrederim. Bu hareketsizliklerinde bir mahviyet ve bir selâm manası vardı. hurda ve kati çizkiler zevkine isyan edercesine kalın. hele hamalların.. Bizi görünce yaklaştı. hamal.. resim ve model hakkına eski telâkkilerimizi yirtan bu canlı halk resimlerinin meftunu olurken. ora da bir dükkânın camekân içerisinde ki yağlı boya insan resimlerini: köylü. " Teke Zade „ unvanının benim hafızamda derin bir hayali vardır: Vefa idadisinde talebe olduğumdan beri Şehzade başından geçer. aynı hürriyetle atılmış bulurduk. altındaki " Teke Zade „ imzasını da aynı canlılıkla. Hemen şu sözleri söyledi: — Evet! Teke Zade bizim için alelade bir resim hocası değil. göziyile. bariz. Mekteplerde aldığmız resinf dersleri bizi hep mikâp ağaç. İşte biz. fakat şahsiyle. dedi. ve evlerle oyalar. satıcıların kaba ve kalın suratları çirkin hissiyle klâsik tedrisatın haricinde kalırdı!. resmi ve kâinatı bunlardan ibaret zannettirirdi!. bir insanı kâmildir. o kadar sade ve heybetliydi. tıknaz bir adam duruyordu.. Müdirenin odasına döndüğümüz zaman kendisinden bahsettim. diye takdim ettiler. Zeki kadın derhal bahse lüzumu kadar ehmmiyet verdiğini ispat eder bir vaziyet aldı. ve eyiye olan muhabbetiyle kızlarımız için büyük bir mürebbidir... alkişhyan bir üstat vaziyetinde. mühmel fakat. İmzanın sahibine karşı uzarktan uzağa bir hürmetimiz vardı. İnsan resmi. insan kafası.— 119 — Sınıf o kadar çıplak ve beyaz. Bu mevzular bize o kadar garip o kadar cür'etkârane gelirdi ki!. orta yaşlı.. Müdirenin bu cevabından çok memnun oldum. inadına canlı ve mistik idi.. Kendisim bize — Resim muallimimiz Teke Zade Sait bey. Köşede. Mektepte kendisini görünce san'ati gibi şahsı da dikkatimi celbetti. Teke Zade'nin resimleri eski. Resim yapan kızlar hiç kımıldamaksısın gözlerinin ucu ile bize baktılar. Çünkü .

" Güzel „ denilen hak ve hakikat karşısında yirmi yirmi beş kızın büyük şuurlarla çalışması sizin için. Ziyaretimi müteakip Teke Zade hatıra olarak güzide çıraklarının resimlerinden bir koleksiyon yapıp bana günderdi. Fakat netice hasıl olamadı. Bütün bu talebeyi. Nizamdan. İşte ne şahıs ne de kasıt mahiyeti olmadığını ilân ettiler. "Acaba güvelermi yedi!w diye telaş ettiğim güzel kolsksiyon işte budur. Onun için istiyordum ki sanatkârlar her yerde çok sevilsin. "Sırası gelince ona başka bir ders daha vereceğiz» dediler. Kız Sanayi Mektebinin resim dersini tahta kollariyle yakalamış. idarenin bu hareketini sanat.. talimattan. hocasını. bütün muvaffakiyetleri. Muhatabım şüphesiz izan sahibi bir zatti. Bu teşkilât ve ıslâhat o kadar gücüme gitti ki o zaman mevkii iktidarda bulunan büyük bir memura müracaat ettim ve haykırdım: Hükümetin. usuller çalışa çalışa ve bu "pedagojiye muvafık„ ıslâhat " terakki „ ede ede varmış. . İşin tamiri için lâzımgelen teşebbüste bulundu. dersi bam başka düşünen idare adamları.. memleketiniz için manevî. inceyi anlamak itibariyle taş devrinde çalışan iptidai insanların seviyesinde kalmışlardır!. terbiye ve insanlık namına protesto ettim. bu adamların bir mantığı ve memleketin idare usûlleri varmış!.. gruptan bahsettiler. usulünü. Bu mantıklar.. muallimi. ne meşum talihsizliktir yarabbi!. intizamdan. bütün hisleriyle pencereden aşağı atmıştı: Ziyaretten bir iki ay sonra Teke Zade'nin derslerini elinden aldıklarını işittim. bir musikişinas hakkında yalnız böyle söylenmesini istiyordum . bir milletin ruhu için iflâs değil de nedir?!.— 120 — bu hükümler benim hislerimi okşuyordu: Ben. Bir memleket için ne garip. hep katı düşünürler!. bir ressam. Bir de bu tebeddülat kanuni ve mantıkî bir çerçeve içinde yapılmıştı. hattâ maddî bir kazanç değil midir? İşte ben de aynı sebepten dolayı memnun ve mes'ut bir ruhla bu ziyaretten avdet ettim. Çünkü doğrudan doğruya kendi işi değildi. Bu. Hep kaba görürler. Ben öylelerini gördüm kü güzeli.

bu mümkün?! Beş altı gün sonra ben öleceğim. Doğrudan doğruya hiç bir hakikat öğretmezler. hayattan öğrenilen hakikatleri ifade ederler. hak. adalet. Size rica ediyorum. namus. Bu mektupta güzel rıkkası ve açık türkçesi fakat aynen hatırımda kalmıyan bîr ifade ile hislerini anlatıyordu. hayatta mevcut olan manalara delâlet ederler. talimat. Şimdi Teke Zadenin hayatından bana kalan yadigâr ikidir: Biri İkdam gazetesinden bir kefene sarılmış on on beş parça baygın ve solgun bir resim koleksiyonudur. " Beni öldürdüler! Çünkü dersimden ve kızlarımdan ayırdılar. Bu ölümden yalnız sizi haberdar ediyorum. bütün çıplaklığiyle imana kalbolmuş bir fikridir: Kanun... Şimdiye kadar beni yaşatan namus ve gururdu. ruhsuz bir ceset gibi tutunamaz ve artık yaşiyamaz bir hale getirdiler! Benim dersimi benden. Beni emelsiz bir ruh.. ruhumu en yakından anlıyan siz oldunuz. hür ve yaratıcı hayattan çıkarılmış cansız. Mücerret olarak hiç bir manaları yoktur. Hakikatte sanatkâr yanılmamıştı: Sözleri. Diğeri bütün basitliği. elyazısını yaktı. milliyetle hiç bir dostluğu olrauyan bir adama verdiler! Ruhum kayniyor. Şimdide aynen beni zillet öldürüyor. mücerret düsturlardır. benliğimden kopardılar! Ve onu hisle.. suru.. Ben bu haberi işitince dondum kaldım! Sonra tabiat ve ateşte çok haksızlık etti.— 121 — Teke Zade benim bu hasbî mücahedemi işitmiş. yalnız size borçluyum. Bütün hayatımda saimi. gibi bütün mefhumlar canlı.„. Son günlermi size. sanatle. Hayat için hiç bir . nizam. çıldıran ve intihar eden enesinin sözleri imiş! Tam beş gün sonra "Teke Zade öldü!n dediler.. İzmir'de bulunduğum sene kütüphanemin bir tarafında sakladığım bu mektubu. bunun üzerine bana bir mektup yazıyor. bu ruh beni boğuyor! Ben artık nasıl yaşıyabilirim. Herkese bildiriniz ki beni yalnız o vak'a.. oazil ve ilga vak'ası öldürüyor.

oludur. Aramızda şöyle bir muhavere oldu: — Eşyayı taşıtmıyacak mıyız efendim? — Hayır.— 122 — zekâ vermezler. bu zihnî mefhumlar haricinde yalnız tabiatte ve vicdanda gömülüdür. Kaplumbağalr gibi İşaret etmek istediğim haleti ruhiyyeyi şu vak'a ile teşhir edebil irim: Harbi Ummî esnasında Darülfünun'da ders veren Alman müderisleri memleketlerine döndükleri zaman bizim darülmesainin yerini değiştimek lüzumu hasıl olmuştu. irfan. Hissiz. Yeni odaya yalnız bana ayit olan eşyayı naklediyordum. terbiye ıslâhat mefhumlariyie oynatmayınız. "Kaş yap ayım! „ derken göz çıkarırlar. Mefhumlar. Bıraktığım odada tirşe renginde güzel bir kumaşla kaplanmış beş altı parçadan ibaret yazıhane mobilyesi bulunuyordu.. — Fakat hiç olmazsa bu amerikan koltuğu burada bırakmasak?... izansız. Nasıl söyleyeyim bilmiyorum kü!. ne de bir hakikattir.. ben size: "Ruhsuz beyin yaramaz. bu da elverme zse. Bunların arasında bir de amerikankâri. bunlar burada kalacak. diyorum. Belki hakin ve hakikatin kelimesi. . bedahetsiz mefhum. kanunla mektep yıkarlar. nizamla adam öldürürler!.. bir takım hayat ve tecrübe aptallarını ilim. remzidirler.. Bunlar mutlak surette ne bir hak. Canlı olan hakikat. fikrin hayatı selâmeti için elzem şeylerdir. zekilre hizmet ederler. "Bana beyin lâzım değilmi ?!„ demeyiniz. selâmetsiz bir müfekkire. alçak istirahat koltuğu vardı. Birtakım akılsız ve izansız adamları. O esnada yanımda asistan vazifesiyle çalışan genç bir Ffendi vardı. yakinsiz. Her biri birer mefhumdur. Fakat hiç bir zaman hayatın kendisi ve selâmetin kendisi değildirler. ruhsuz bir beyin gibidir..

Her halde alalım. tarzı muhakemeniz. bunu düşünmek vazifemizdir Bunun gibi daha bir çok sualler hatıra geliyor: Niçin bu muharrir dünyada yalnız kendisini doğru düşünebilir farzediyor? Niçin bu kadın bütün hayatı. Aynı zamanda bu tahsil görmüş genç ruhu. kendi şehvetinin uşağı farzederek serbeslik davasında bulunuyor? Niçin bir nazır iki üç bigünahı.. müdafaasız: memuru azletmekte kendisini selâhiyettar buluyor? Niçin ve neden ?! Bütün bunlar . Bunu diğerlerinden ayırırsak yazık olur.. aynı tarzda ypılmış. cemiyeti kendi arzusunun.. niçin bu kadar hasis kalmış. Bu koltuktan şimdiden sonra da o istifade etsin olmaz mı?.memlekette garip bir haleti ruhiyenin. ... Hem de burası bir darülmesai olacak. Yalnız bir az şaşırır gibi oldu. Bütün bu hallerin müşterek seciyesi hodbinlik değil midir ? Bütün bu kimselerin ruhunda bir kaplumbağa yatmıyor mu ?!. Öyle bir his ve hayat kaplumbağası kî bütün kâyinatı. Bu basit cevabım üzerine sesini çıkarmadı.... Bir kaç gün sonra beni tekrar gördüğü zaman samimiyet ve mahcubiyetle şu sözleri söyledi: — Efendim size bir şey söyliyeceğim: Geçen gün koltuk için vrediğiniz cevap doğrusu ya beni düşündürdü. — İyi ama azizim.. hatta daha evvel bir nevi duyuşun eseri değil midir ?. benim için yeni bir şey. takımın parçası. Bu kadar açık ve temiz bir itiraf karşısında takdir ve hürmet duymamak elde değildi. itiraf ederim ki. öbür tarafta buna benzer bir şey yok. Asistanın bu cevabı pek masumdu. Vukuatı böyle geniş bir çerçive içinde görmek bizim için lüzumlu bir şey olacak.. koltuğu sürüklemediğimizden dolayı bu gün âdeta içimde sevinç duyuyorum. bu koltuk. Buraya diğer bir muallim gelecek.— 123 — niçin?! — Ffendim çok güzel bir şey. aynı renkte. bir anlayışı ve düşünüş tarzının. tabiat ve insaniyeti kendi kabuğunun altından seyrediyor..

. Bu künkü mektep muallimleri ise gençliği hep " Fena filmal „ muvaffakiyetine eriştiriyorlar!. başkalarının emeğine.o da muvaffak olmak şartile . Bizim maarifimizle iyi tahsile muvaffak olan bir genç belki iyi bir müstahsil. Bu sayede fert kendinden geçerek gayra. insanî hakikatlere ne derece inanacak ve tapacak?! Garplı bir mütefekkirin tabiri veçhle ilim ve talim fert rçin mütekarip ilelmerkes bir kuvvettir. rızkını kazanabilecek. iyi bir işçi olabilecek. hakka kavuşur. hendese. vicdaniyle değil. fakat başkalarının istihsaline. Bu maksat için . istihsal gibi sırf ferdî ve intifaî olan melekelerini . tahsilimizin bu işteki hissesi. ağziyle ve midesiyle seviyor !. Eski tekke mürşitleri mütebait anümerkez olan telkinleriyle müritlerini " fenafülâh „ sırrına mazhar ederlerdi. Bu haricî ve maddî tahsil ferdin malûmat. Bu sayede fert kendi üzerine katlanır. Çünkü tahsilimiz hemen bir fikir ve eşya tahsilidir: Hikmet.- 124 — İşine gelirse başını çıkarıyor. ahlâkî heyecanlariyle felce mahkûm kalıyor. kimya. kendi nefsi haricindeki mil'î. eğer zarar geleceğini sezerse gene o başı içeriye çekiyor! Bütün mevcudatı ruhiyle. kozmografya. muvaffakiyeti nedir ? Kaplumbağa sevkjtabiîsi yerine lâzım olan insan şuurunu koyabilioyr miyiz ? Maalesef hayır. hesap.işletiyor. Fakat bu uzvî ve fikrî faaliyetler haricindeki şuur âlemi: dinî.. Bu sayede ferdi hayat kavgasına hazırlamak maksadına yarıyor. Hars ve terbiye ise mütebayit anümerkes bir kuvvettir. menfaatini tanıyabilecek. sadece aklı işletiyor. dayıma bir fikir ve eşya tahsilidir.. Vahdeti. Hulâsa bizde mektep kalbi yaşatmyor. tesanüdü muhafazaya herkesten ziyade memur olanların bu işteki vazifesi gaeyt sarihtir: Mekteplerde bilhassa pu mütebayit anümerkes olan kuvveti tenmiye etmektir. Acaba bu menfaatperestliği ruhlardan kovmak için ne yapıyoruz ? Bütün maarifimizin. bediî. zekâ. Şeklinde.

zekâyı tenmiye eden ilimler. . terbiyelere mevki vermek lâ~ zımgeliyor. Bunun yegâne çaresi butun maarif teşkilât ve ıslâhatını her gün değişen memur ve memuriyet işi halinden çıkarıp felsefenin âlemşümul esaslarına bağlamaktır. ancak ezilen ve üzülen bir hayattır!. bilhassa maneviyat ve vicdaniyat noktasından da islâh edilmek lâzımgeîir. vicdanı sınırlandıracak harslere.. talimler kadar hissi. Siyaset endişesi yahut cehalet saikasiyle yapılan her türlü ıslâhat yapanlarla beraber gidiyor. Mektepler yalnız maddiyat ve müspetat itibarile değil.— 125 - fikri. Bütün bu indî ve keyfî icraattan kalan eser.

.

içtimaiyat .

.

binlerce eser arasında nasıl oluyor da bir Anadolu seyyahatini tenvir edebilecek. Say isminde büyük bir mektep vardır.. hayat ve medeniyetini tanıtabilecek. Muallim coğrafyayı okutmuyor. O aralık zihnim on senelik bir hatıra üzerine katlandı: Paris'in Auteuil taraflarında Ecole J . Desrten sonra otobüsle şehrin merkezine iniyordum. B. Yüzlerce. Darülfünunda hayli zengin bir coğrafya kütüphanesi vardır. Bu muvaffakiyetli hocaya. fayidesi âlemşümul bir esere tesadüf edilemiyeceğini artık öğrenmiştim. Bir gün bu mektebin yüksek sınıflarının birinde coğrafya dersi dinliyordum. Tesadüfen yanımda oturan zat biraz evvel dersini dinlediğim coğrafya hocasıydı. İşime yarar bir şey bulurum ümidiie kütüphane memuruna müracaat ettim. iki yüzsahifelik bir eser bulunmuyor ? ! Gerçi kütüphanede Anadolu'nun ahvali tabiiyesine ayit almanca büyük eserler yok değildi. Adeta insan bu muallimin ifdesini canlı vukuatın şahidi gibi merak ve heyecanla dinliyor. Beni derhal tanıdı.. Sırf bir nezaket olsun diye ders hakkındaki mütalâamı sormakla söze başladı ve nihayet şu sözleri söyledi: — Biz Fransızlar coğrafyayı az bilmekle ismi çıkmış bir milletiz! Biz coğrafya cehaletinin zararlarını memleket 9 . bu sayede mevzu üzerindeki ihatasını arttırdıkça arttırıyordu. yaşatıyordu. bu âlim san'atkâra karşı kalbimde bir hürmet uyandı. selâmlaştık.— 129 — Anadolu meçhul bir ülkedir Bundan dört ay evvel Anadolu'da yapmak istediğim tetetbu seyyahatine medar olur diye bir coğrafya kitabı arıyordum. Fakat ihtisas maksadiyle yazılmış olan bu hususî eserler istisna edilince Anadolu'nun bilhassa ahvali beşeriyesini. Memur bana bu maksat için rehberlik edebilecek hiç bir kitap bulunmadığını söyledi!. Bu cevap beni şaşırttı.

. daha büyük bir kudretin şu dakikada sahiptir.... Fakat bundan sarfınazar. Meşrutiyetten sonra bu ilim sahesinde yapabildiğimiz §ey nedir ? Birkaç klâsik ecnebi kitabının kaba saba ve çok kere eksik tercümelerinden ve bunları programa mu* vafıktır diye mekteplere sokup çocuklarımıza ezberletmek ten ibaret değil mi ? Daha sonra bu kitapları daha süslü. O derecede ki bu meçhul ülkenin meçhul seknesi. her keşçe meçhul olan Anadolu ruhunun en tabiî ve en basit bir hadisesi. ruhunu bizim gibi tanımıyan Avrupalılar "Taassup galeyan etti! „ dediler.!... ne de bir coğrafya ilmi teessüs edebildi. Neticede Anadolu denilen esrarengiz ülke şimdiye kadar Afrika içleri gibi karanlıkta kaldı!. Onun için son zamanlarda bizde de bu ilme çok ehemmiyet verilmeğe başlandı. Kendi kendime dedim ki: Vidalde la Blache gibi büyük alimlere malik olan bir memlekette kendini coğrafya bilmemekle itham edebilirmiş!.. Sonra biz "Türkler coğ rafya için ne yapıyoruz ?! „ diye düşünmiye başladım. daha fazla resimli bir şekle soktuk değil mi? Bu sırada bazı ferdî ve mahallî muvaffakiyetler de var. Belki de "taassup ve icaz» dediklri bu isyanlar. Fakat gene hiçbir şey bilmiyoruz! Ne . bir aksi tesiridir. dediler!. Asırlardan beri Anadolu'yu idare etmek iddiasında bulunan İstanbul münevverleri ise aynı harekete "Basübadelmevtw yahut "mucize.... Bir kere bir Fransız ağzından coğrafya cehaletinin bu kadar açık itiraf edildiğini işitmek tuhafıma gitti!. on dört sened enberi memlekette ne bir coğrafya heyecanı hasıl oldu. Bilmem siz Türk* ler coğrafya için ne yapıyorsunuz?. Belki her iki hükümde yanlıştır. Fransız mualliminin bu sözleri beni bir kaç cihetten hayrette bıraktı. Belki de Anadolu akla daha çok hayret verici.vererek ve iktisat sahesinde diğer milletlere mağlup olarak ödemişizdir. Bugün el'an bunu düşünüyorum. namuslarının muhafazası için dağlara çıktıkları zaman.

taassup ocağı !„ diye tarif ve tasvir edilirken kimse bu insanlara "yanlış ve günahtır. dehası. tezyinat ve tefrişatı... meçhul ülkede bulacağız. yani toprak ve ruh tanımamanın zararını Fransızlar gibi memleketlerle değil.. bediaların eserleriyle karşılaşan bir Kurunu Vusta nesli gibi bizim neslimiz de uyanacaktır. hiç anlaşılmadığı halde bu ruh "ölmüş ve çürümüş! „ diye takbih edilirken bu sözler "yalan ve cehaletn sayılmıyor!. Anadolu'nun ruhu duyulmadığı. coğrafya bilmemek günahının cezasını bu güne kadar kanlar dökerek çektik!. ahlâkı mefkuresi hakkında sarih denilebilecek bir fikrimiz yoktur. kıtalarla ödedik.. ticaret ve ziraatimizin kuvvetlenmesi için lâzım olan usareyi bu yeni âlemde. ırmakları ne de zevki. Belki o zaman eski medeniyetlerin.. san'ati. mübalağaya atfediliyor.. demiyor!. Anadolu'nun ne dağları. zevkimizin. . toprak yığını. Anadolu meçhul bir ülkedir! Üç aylık bir seyyahatten sonra müşahedatımı dinlemek istiyenlerin huzurunda Anadolu'nuu kendine mahsus bir ruhu. ince ve derin bir hayatı olduğunu hatta muhtacı ispat bir farziye gibi söylemek bazı ukalâlar nezdinde bir cür'et sayılıyor. lâkin mazül bir kaymakam ağzından dinlendiği gibi bellenen sahte bir Anadolu fikri bizim için dayima yanılmak ve aldanmak vesilesi olup kalacaktır! Bizde bu memleket.. mimarisi. Belki millî zaruret ve İstıraplarımızın yaratacağı bir fikir kahramanı bir gün bu meçhul ülkeyi ilmin vasıtalariyle keşfedecektir.- 131 - maddî Anadolu'yu ne de manevî Anadolu'yu. Aynı zamanda san'atimizin.. Lâkin gariptir ki hiç bilinmediği halde bu ülke kendisini tammıyanlar tarafından " harabezar.

. Siz bu hayatlar w nasıl terakki edecek ? n sualini sorarken onları esasen " terakki etmiyor „ farzediyorsunuz! Zannediyorsunuz ki memleket duran. O halde terakki meselesini vazedebilmek için her şeyden evvel bizzat yaşıyana hürmet etmeniz lâzımdır.. fikrinde terakki var mı yokmu ? Mühim olan nokta budur. kımıldamıyan. Ben de o felsefeyi düşünerek şu cevabı verdim: — Bu meseleyi halletmek için evvelemirde memleket» sanayi. Bu sual nazarı dikkatimi celbetti. hayatın kendisidir. ne de nefhedilecek bir havadır. Hayır. katı.. Ama diyeceksiniz ki bu terakki ağır oluyor ve yahut bu terakki şu merhaleye varamamış.— 132 — Nasıl terakki edecek ?!.. hatta terakki ediyor. Biz Türkler her gün her yerde bu gibi sualleri işitmek talihindeyiz. o neviden daha başka sualleri de hatırlattı:: — Ziraat nasıl terakki edecek ? ticaret nasıl terakki edecek ? Sanat nasıl terakki edecek ? Maarif nasıl terakki edecek ?.. bu fikriniz tamamiyle yanlış! Memleket canlıdır... Tçrkki her yaşıyan mevcudun hâl ve şanıdır. Yoksa ne dışarıdan eklenecek bir yama. değişmektedir. Bir gün Darülfünun gençleri bana şu suali sordular: — Efendim memleket nasıl terakki edecek ?. cansız bir şeydir !. Bir millet ne halde . Bence mühim olan cihet yalnız bu cevapların doğru veya yanlış olması değil. Bütün bu suallere verilen doğru yanlış bir takım cevaplar vardır. maarif. Çünkü terakki bünyevî ve dahilîdir. asıl bu suallerin istinat ettiği felsefedir. hakkındaki fikrinizi tashih etmek mecburiyetindeyiz. Bunlar başka meseleler ! Esasen memleket... Gene zannediyorsunuz ki " terakki „ hariçten gelip bu katı ve cansız cismi harekete getirecek yabancı bir kuvvettir. Terakki varsa terakkinin amillerini hariçte aramıya lüzum yoktur. O..

aynı hareketlerin bazen hürriyetle tetevvüç ettiğini. Birinci yolu ihtiyar etmekle ceht sarfına mecbur oluyoruz. ruhun maddeyi yenmek hususunda sarf ettiği can hamlesidir.. ölümün kendisidir! İlim. bilâkis atalete mahkûm. İşte bu ceht terakkinin kendisidir. şer. sanat ruhun cehil. Çünkü terakki bir ceht. terakki eden bu mevcudun nasıl yaşadığını ve nasıl terakki ettiğini anlamaktır. yahut mabadüttabiî bir mevzu gibi bizden.ceht akıl sahesinde ilimdir.. hayatın kendisine dönelim ve kalpgâhına yerleşelim. Bu muhabbeti duyduktan sonra..— 133 — olursa olsun yaşıyorsa asla istihkar etmeyiniz. hürriyetleri arttırmak. her dakika evde. İşte bu. Şu halde terakkiyi bir meçhul. şer ve çirkin dediğimiz manevî ölümlere karşı yaptığı azemetli mücadeledir. harbte. terakkisi anlaşılmaz. O ufak muvaffakiyetleri. çirkin ise ölümdür. . Evvelâ canlı ve değişici bir şey olduğunu kabul ediniz. bazen esirliğe mahkûm olduğunu göreceksiniz. bir takım muvaffakiyet ve ademi muvaffakiyetlerden ibaret olduğunu. sanat sahesinde güzeldir. sokakta. Cehil. hayatın gayrı değil. Fakat işi tabirlere boğmayalım. ve canına hürmet [ediniz. Zira dediğim gibi terakki. ahlâk.. ne göreceğiz? Her gün.. hayatımızdan. ufak engelleri kaldırmak suretiyle hayat terakki edecektir.. aynıdır.. ölümü. maddeyi yenmekten ibaret bir terakki. Onu katı ve ölü bir şey de sanmayınız. memuriyette. mektebte. Hayatın tarif ve tavsifi kabil olmıyan bir çok ufak hareketlerden. her yerde ataleti. sizin için yapacak bir şey daha kalıyor ki o da iyi kötü yaşıyan. Canlı bir mevcuda uzaktan ve hariçten bakılınca onun nasıl terakki etmekte olduğunu anlamak güçtür. ahlâk sahesinde hayırdır. Uzaktan ve hariçten bakılınca camit gibi görünür. Fakat yaklaştıkça terakkinin sezilmek imkânı artar. Bunun için de gene tetkik ve tefekkür usullerinizi değiştirmek mecburiyetindesiniz. maddeye esir olmaktan ibaret bir tedenni.. ölüme mağlûp.

terakkinin mücahidi idi. . Yaşadı. kalabalığa sokularak yüksek sesle haykırdı: — Haydi arkadaşlar. Önüne çıkan her çaresize yardım eder. Bu tarik ya zihniyecilerin felsefesi yahut tenbellerin saf sasatasidır. Hülâsa terakki için mesele yok..Süleyman Nesip . Deniz gayet fena.. bizimle beraberdir ve her yerdedir.. terakki. O esnada orta boylu. ve güzellik için yaşadı. halata asıldı.çok zeki. zahire yüklü bir mavna akıntıdan kurtulmak için yorgun bir yedekcinin sırtında çabalıyor. mütemadiyen gayr için. Görüyorsunuz kü benim terakki hakkındaki felsefem gayet basittir!. yirmi otuz kişi durmuş bu felâketzedenin seyrine bakıyor. Bu da bir terakkidir. arkasından o yirmi otuz kişi mihaniki olarak koşuştu. Fakat böyle yapmadı. kendisine müracaat eden her insana yardım eder. hep birden yedeğe asıldılar ve mavnayı selâmete çıkardılar. doğruluk. terakki ne derce mütevazi faaliyetlerin eseridir: Bir gün Gülhane Parkının rıhtımında dolaşıyordum. muhabbetin vücudu. Şu zavallı mavnacıya yardım edelim. kır saçlı. dalgalar çatlıyor. ceht vardır. çok hisli bir adamdı. Misal olarak size bir adamdan bahsedeyim: Merhum Sami Bey .— 134 — muhitimizden hariçte aramıya lüzum yotur. memlekete ayit olan her işe yardım ederdi. mavna göz göre göre parçalanacak. gayet şık giyinmiş bir genç hasıl oldu. terakki diyorsunuz. Kötü. iyilik. Terakki. Terakki hayatın ölüme karşı açtığı harptir. çirkin» yanlış hiç bir şey yapmadı. dedi ve bunu diyerek yedekcinin yanma koştu. O da diğerleri gibi mavnay seyredecek sandım. Bu adam hayrın. bakınız.

Fakat hiç birinin faiydesi olmadı. diye tentürdiyot sürdük!. fakat netice sıfırdır. Kazlar öle öle bir tane en zayıfı kaldı. Su. Arkasından biri.Ötekine berikine sordumsada kimse doğru bir cevap veremedi. analarından fark edilmez bir hale geldiler. yemiyor. içmiyor. diye başlarına kova ile su döktük. Palazlar enine boyuna geziyorlar. Bir çok şey düşünürüz. Nice cahil doktorlar görülmüştür ki hüsnü niyet ve gayretle adam öldürmüşlerdir} Nice cahil siyasetçiler gelmiştir ki hüsnü niyet ve gayrette memleket batırmışlardır! Nice cahil ebeveyne rasgelinmiştir ki . Bir iki gün sonra oluverdi. Karınları şişince havuza giriyorlar. bir çok para» emek sarfederiz. Hayvan yürüyemiyor. yaptığımız bütün tedbirler boşa gitti. diye arazide ne kadar baldıran varsa sökdürdük! Ayaklarına sızı geldi. dut ağaçlarının altına dökülen taneleri topluyorlardi. biz bu ölüm vak'alan karşısında türlü tevillerle vakit geçirmiştik: Zehirli ot yedi. bir çok tedbirlere müracaat ederiz.Meçhul dertler Bir tarihte beslemek için dokuz yavrulu bir kaz kuluçkası satın aldım. bir müddet yıkandıktan sonra çıkıp gene dolaşıyorladı. Bu yaz Anadolu'da rasgeldiğim bir çiftçi bunun sebebini anlattı: Kazlar haddinden fazla yer içerse çatlarmış! Böyle fazla semizlemiş kazları kesmekten başka çare yokmuş!. Bu vaka bana merak oldu. otluyorlar. her şey vardı. biri daha öldü. Böylelikle on beş yirmi gün içinde mübalâğa olmasın. Çünkü vukuatın mahiyeti anlaşılamamıştır. Bunları elli dönümlük boş ve münbit bir araziye salıverdim. Günün birinde kazlardan biri hastalandı. Bu kaz misalini kaba bulanlar olsa da müddeamı tenvir edecek kadar basittir: Bir çok vukuat karşısında vaziyetimiz böyle cahil tabip vaziyetidir. başı dayima önüne düşüyordu. Bir diğer defa da güneş çarpmıştır. dediler. yiyecek.

hemen izalesine çalışılır. Yüz binlerce misaller. Bu hüküm bir kere verilip fakrü sefaletin mebdei cehalet olarak kabul edildi mi. Bu yeni teşhisiniz doğru mu. Ya cehalet fakrü sefaletin mebde değilse?!. O zaman daha ince.. her işi gücü tehir edip ilim ve marifeti takdim etmeğe!. Gene emeklerinizin kıymeti yeni iddianızın kıymetine tabidir. amelî adam yetiştirelim. izansiz siyasetin. Fakrü sefalet elbette bir vak'a. hemen hükmedilir: Meselâ cehalet !„ diye.. Acaba neyin neticesi?! Fakrü sefaletin elbette sebebleri. Başlar adam.— 136 — hüsnü niyet ve gayretle çocuklarının terbiyesini bozmuştur!. Hülâsa. diyeceksiniz. akılsız terbiyenin müessir olamıyacağını söylüyor. İşte fakrü sefalete maruz bir memleket içindesiniz. Basit şeyleri pek geç ve güç anlar. bir çok meselelerdeki ihtisasımız benim kaz tedavisindeki tebabetime benziyor! Gayet cahilane. nitekim bu tedrisat nazarîleşince mi konuyor ?! Bu hususta müspet bir kanaatiniz var mı?! Bunu bir kere kendinize sorunuz!. Ve meselâ ahalisi sıtmadan ölen bir köyde imlâ ve musiki dersi vermiye!. Yerine masruf olmıyan bu faaliyetler benim kaz tedavisinde sarfettiğim emekler gibi faydasızdır! Ölen gene ölecektir! " Memleketteki fakrin sebebi alelitlâk cehalet değil. mütekaddimler nelerdir?! tt Böyle düşünülmez.Acaba bu sebepler. Böyle teşebbüsleri menfi akıbete uğrayan kimseler için intibah müyesser olmazsa hayret yahut hiddet mukadderdir. bir neticedir.. binaenaleyh mektepleri amelîleştirilelim. daha karışık bir iddiaya girişmiş oluyorsunuz... mütekaddimleri vardır. mekteplerde verilen nazarî derslerdir. hepsi teşhissiz tedavinin. yanlış mı?! Acaba fakrü sefalet mekteplerdeki tedrisat amelîleşince mi kalkıyor. İnsan oğlu gariptir. hayat mektebi şekline sokalım. fakat . kıymeti gene " cehaletin fakrü sefalete mebde olması „ hükmüne tabidir. O zaman felâkettir. Artık bu uğurda sarfedüecek her emek ne kadar büyük ve ne kadar şiddetli olursa olsun.

Şöyleki her iki tarafa göre de endişeyi mucip olan kadın hayatını zecir yahut rıfk gibi her hangi terbiyevî bir vasıta ile tevkif etmek mümkündür. ve nasihatsizlîkten ileri gelme bir hâl ise bir diyeceğim yoktur. seciyeyi takviye gibi usullere müracaat edilmesini tavsiye ediyor. İlme inamlmiyan. Böyle olmayıp ta daha başka. Eğer kadın hayatında var dedikleri endişeli hâl cezasızlık. daha âlemşümul ve meselâ iktisadî bir sebepten ileri geliyorsa o zaman bu tetbirlerin faydası ne olacak ?! Tabiî hiç! Ö halde meçhul bir dert için malûm bir dava tavsiye etmekten ne çıkar? Malûm davayı tatbik etmeden evvel meçhul derdi bulmuya çalışmak daha doğru olmazım ?.. Yazılarımızı en ziyade bediî cihetinden tanır ve bir hattat .. Diğer taraf esasen böyle bir düşkünlük vardır demiyor. Bence bu noktayı nazarlar zahiren telif edilemez görülüyorsa da hakikatte birdir. Tedavi etmenin yahut edilmenin en mühim şartı tedavi ilmine innamakttr. Neticesi dediğim gibi sıfrı!.— 137 - hüsnü niyetli bir cüret!. Bir taraf esasen kadının ahlâkı düştüğüne kani. diğeri kadınlık hayatının İslahına dayirdi.. Hattatlığın ve müzehhipliğin muhtelif şubeleriyle uğraştım. fikirsizlik. hattatlığa merakım vardır. Mevcut olduğu kadarını her zaman ve mekânda olan bir fenalık gibi zarurî görüyor. yahut ilmin erbabı olmiyan bir memlektte böyle bir tedavi nasıl mevzuubahs olabilir ?! Bu hafta matbuatımızı istilâ eden iki mühim bahisten biri maarif. Kadınlık meselesini tetkik edenler iki taraftır. İslah için vaazü nasihate. Bu düşkünlüğe mani olmak için menfi ve zecrî tedbirlere müracaat edecek. imlânın hayatı Çocukluğumdan beri yazıya.

rıka. Aynı yazı lisan ve imlâ için âdeta bir belâ idi! Bunun gibi milletimizin felâketi. gibi bütün şekil ve resim menbalarına müracaat ettik. Harflerimizi lâtincede olduğu gibi müstakil ve matbaacılığa elverişli surette islâh edelim. Günün birinde yazılarımız hakkındaki muhabbetimi bir arkadaşın o zaman doğru bulduğum tenkidi sarstı: Bu arkadaş hayatını müspet ilimlere ve lisan hocalığına hasretmiş bir gençti. Yazımızın lâtinceye temessül eden munfasıl şeklinde mühim olan bir kusur: Bazı harflerin umumî hizadan yukarı. o halde yazımızı lâtince gibi munfasıl bir hale getirelim. her sayite müstakil bir şekil bulduk. Böylece yarı türkçe yarı lâtince melez bir yazı vücude geldi!.. Bu "ihtira. bazılannında aşağı taşmak istidadı idi. daha salâhiyetle ve muvaffakiyetle yapabileceğimi ileri sürüyordu. amelî işlerde az çok isabeti fikri vardı [*]. Arkadaşım böyle söylüyerek beni teşvik ediyor ve bu İslâhatı yazı ile meşgul olduğumdan..— 138 — gibi severim. talik. Yazıyı parçaladık. nesih. . Bunları yapabilmek için yazımızın sülüs. divanî.. Böylece bir yandan memleketçilik hissine kuvvet vererek bir yandan da hattatlık gururumu okşuyarak kendince makul ve meşru olan bir inkılâp teşebbüsüne beni de teşrik etmek istiyordu.. her harfe. Filvaki arkadaşımın dediği oldu: Geceleri gündüzlere katarak çalışmağa başladık. Arkadaşım diyordu ki: — Mademki lâtinceyi kabul edemiyoruz. calibi dikkat bir güzelliği yoktu. okunması güç ve ihtiyaca gayrı muvaffik bir alfabe ile imlâya malik olmasından ileri geliyordu..'ın müstakillen mevcudiyeti. Arkadaşımın fikrince yazılarımızın bütün kıymeti güzel olmasından ibaretti. Bu müşkülâtı da intihapta uygun şekilleri tercih ederek bazen de güzellikten bir az feda ederek nihayet yendik. Yüksek bir tahsili. İhtira[*] Bu 2at Cihangirli ezcacı Şinasi merhumdur. Bu sebepten hem manen hem de matteden bir çok zararlara uğruyorduk!.

yazımızın aslî olan seciyesini mahvettiğimizi söylüyordu. Zira o kadar tapındığı munfasıl yazı mefkuresi bir türlü tahakkuk edemedi: Bir zamanlar muallimi de.. matbuat sahesinde de faaliyet imkânı buluyorduk. yerde munfasıl harfler lehinde telkinatta bulunuyorduk!. Diğer cihetten güya matbaa yazısını hal ve fasletmişizde. İspan ya'da o nisbette geridir?. imlâsı en kolay olan bir millet. şimdi de sıra elyazısma gelmişti!. bu şekli mi? „. Günün birinde Ebülziya merhum Tasviri Efkâr'da bir fıkra neşretti. Müddeamızın masuniyyetini temin için çabaladık durduk. Halbuki İngiltere'de maarif iptidaiye ne derece müterkki ise.. Fakat o zaman bunun farkına kim varacaktı ? ! Biz kendimize "muhteri„ süsü vererek yazımızın mazisine muvafık ve munfasıl harflerin şeraitine mutabık şekilleri bulduk... İhtiyar gazetecinin bu tenkidi bizi hayli şaşırttı.. Aradan üç beş sene geçtikten sonra biçare arkadaşım ispanyol nezlesinden öldü. rastgeldiğimiz. Buna.. Bunda tadili huruf meselesine dayir olan risaleyi ve muaddel numunelerini tenkit ediyor.. doktoru da dahil olduğu halde beş on müteced- . Mamafi"filân sâyit için şu şekli mi kabul edelim. Biz bu yazı ihtilâlini meşru göstermek için en ziyade tahsili iptidaîmizin intişar edemediğini ileriye sürüyorduk. arap yazısından kopmak. münakaşası Gazi Ahmet Muhtar Paşa merhumun riyasetindeki komisyonda devam edip duruyordu. Maamafih daha da yaşasaydı çok bir şey " göremiyecekti. Fakat ilk şüphe kalbimize sokulmuştu. değildir: İspanyollar. sebep olarak ta yazı ve imlâmızın güçlüğünü gösteriyorduk.— 139 — timizin bütün imtiyazı. Ebülziya'nın şayanı dikkat: olan bir fikri de şu idi: "İmlânın güçlüğü terakkiye mani.. diye seviniyor. Ve eminim ki maksadına ve emeline kavuşamuyan insanlar gibi müteessir ve müteellim bir halde öldü. îng'lizler ise imlâsi en güç olan bir millettir.. Teşebbüsümüz için yalnız hususî encümenlerde değil. fakat lâtife şekillerine benzeyememekti!.

. Hayatımın hemen üç beş senesini yutan bu harfçilik faaliyetinden şahsen olan istifadem tamamiyle menfidir: Bir kere iyi kötü.. İster bir imlâ. ne de diğerlerininkine benzemiyen bir munfasıl elifbeyi ve imlâsını orduya kabul ediyor.. İşte biz bu kanaatin tesiri altında kaldığımızdan dır ki bütün o girift ve dolambaç işlere karıştık. Birden kabul edilen bu elif be. canlı olan şeyi cansız. bazı gazetelerde munfasıl harflerle yazılmış mağaza ilânlarıdır! Onlar da galiba kolayca okunarak anlaşılsın diye değil. gibi canlı ve mütekevvin imiş. ister bir ahlâk olsun. diğer milletlerinki iyi. ahlâk. nazarı itibare alıyor ve onu elimizdeki taklit ve tercih desteresile istediğimiz tulde. bazen yazdıklarımı kendim de güçlükle okuduğum vaki olurdu!. biçilir.. sanıyorduk.. güçlükle okunarak nazarı dikkati celbetsin diye yazılıyordu!. Ve nihayet Ebüzziya'mn dediği gibi âdeta seciyesiz bir yazıya vasıl olduk.~ 140 — •ditle yüzlerce mürit ve muhibbi peşinden sürüklüyen bu munfasıl harfler teşebbüsü memlekette umumî denilebilecek yalnız bir aksülamel tevlit etti: Ordu Elifbesi!.. bütün muhaberatı askeriyeyi bununla icra ettiriyordu. mektepte öğrendiğim imlayı kaybettim! Aynı sayfada aynı sözü mnhteltf imlâda yazar. Bu zarara mukabil hayat için büyük bir ders almış oldum: Bizi munfasıl harfler gibi kısır bir teşebbüsün yorucu zahmetlerine atan fikir şu idi: " Bizim imlâmız kötü. katı şeyi madde gibi. Meğerse imlâ da lisan.. Hiç düşünmüyorduk ki esasen imlâmızın bu günkü makul veya gayrı •makul şekli dahi dünkü mantıkî tefekkürlerimizin veya . sanat. Bu işteki mantığımız tamamiyle nazarî idi.. istediğimiz biçimde kesilir. Harbiye Nazırı Enver Paşa merhum ne bizimkine. Fakat biz. Bir gün geldi ki işin yürüyemiyeceği anlaşıldı. diğerlerininki mütekâmil!. bizim yazımız iptidaî. gene birden kaldırıldı! O tarihten beri bu resmî teşebbüs haricinde göre bildiğim şey. o tarihlerde bunun farkında bile değil idik.

ve intizam mutlaka hendesî olur! Düşünmüyorduk ki: tabiyette bu mana ile muntazam olan mevcutlar yalnız billurlardır. İşte hayatta bu gibi buhranlar ne derece tabiî ise. mütevazilmustatilât şeklinde dönseydi kim bilir hayat için ne felâket olurdu!. bu zahirî kargaşalık. bizi faaliyetimizin bu garip inkiyadı karşısında mütehayyır bile bırakıyor!. Canlı olan imlayı kuru mantığımız için kabul edilmesi elzem olan.şekiller. Ve bütün mevcudat bunlar gibi mikap.. bu tabiî buhranların müzminleşmesi de o derece gayrı tabiîdir. hep intizam ile mümkün olduğunu kimiddia edebilir ? ! San'at. Fakat insaf ediniz. batınî bir faaliyet olduğunu farzediyorum. Korkarım bu zatlerin zihnin deki"ıttiratw ve "kayde. .. muayyen ve müstakar kayidelere tabi olmadığından hararetle bahsedenler vardır. İmlâyı bilmiyor.— ut — makul ıslâhlarımızın eseri değildir..gayrı makul. Fakat biz acemiler bundan haberdar değildik.. mutlaka intizamdır. O hayat ve sayrurettir ki bazen bizim elimizi haberimiz olmadan . mefhumları imlânın vücudu ve canı için bir engel.. Hayatın hep ittirat.. bu hamil ve tevellüt buhranında isti— rap çeken imlâyı intizam kalıbı içinde ezip büzmekten ne çıkar?!. batını bir istihalesi vardır. ahlâk buhranları olduğu gibi acaba imlâ ve yazı buhranları da yokmudur ? Acaba imlâmızın bugünkü tezebzübü.. ben de "ihtilâl devam etsin! „ Diyor muyum ?î Yalnız imlânın bir ihtilâle girmesi tabiî. kendi kendini yapan ve yaratan batını bir hayatı. imlâya da. kalıplar içinde gezdiriyor. hakikatta yarınki tipleri için hayatî oir ceht değilmidir ? Eğer böyle ise. imlânın seyri ve hürriyeti için bir düşman olmasın!. gayrı mantıkî . Hülâsa hayata da muhabbetimiz yoktu. hendesî kalıplara sokmağa çalışıyorduk! Zannediyorduk ki her şeyde kemal. hatta bu ihtilâlin imlânın istikbaline doğru bir ceht. imlânın yaşadığını duymuyorduk! Bugün el'ân imlâmızın ıttiratsızlığından. Çünkü imlânın da bütün uzviyetleri gibi. Diyeceksiniz ki " b u ihtilâl devam etsin mi ? ! „ ..

. Hayır: O halde bu hükmü nasıl veriyorlar? Sırf hislerinin yahut görgülerinin tesiriyle. Hatta bu farklar elle dokunulacak kadar barizdir. " yaşayış farkları „ dır: Kadın ruhunu erkekten ayıran asıl sebep. hassasiyet farkı gibi sırf manevî faraklar da var... Eski türk kadını halis bir " ev kadını „ dır. kadın psikolojisi hakkında ilmî bir fikir edinmişler ?. Meselâ bütün seciyesi.. faaliyetidir. " Hayat kadını „ ev kadınından başkacadır. bütün hususiyetleri ile türk kadınını anlamak için türk evini. muhakemesizdir. Bunun sebebi. Hatta "Kadın istidatsızdır. türk evinin hayatını anlamak lâzımdır. kadının kadın olması değildir. kadınla erkek arasında bir fark olmasıdır: Bir kadın erkek gibi düşünmez. nasıl bir faaliyet gösteriyorsa ruhu da ona göre bir ruhtur. erkek gibi duymaz bir kadın zihniyeti vardır. meşgalesini hariçteki hayattan almıştır: İşçi kadınlar.. Fakat bu farklar birinciler gibi " yaradılış farkları „ değil. Ve kadın akılsızdır. Bizde kadın nasıl bir hayat yaşıyor.— 142 — Hayat kadını "Nasıl kızlarınız zekimi.. çünkü kadındır !. Bir çoğumuz kadınlarınızın zekâsını erkeklerle mukayese ederek düşünmek istiyoruz. şöyledir böyledir. Bu bir kadındır ki ev hayatından ayrılmış. Bu farkın sebebi nedir ?.„ İşte bu zümrenin mantığı!. kadın hayatı. Gerçi kadınlarla erkekler arasında farklar yok değil' Bir kere cinsiyetten mütevellit uzvî ve uzvî . Bazıları bu farkı doğrudan doğruya yaradışa. .. meslekini. memur kadınlar. diyenler bile vardır! Niçin? Kadın fiziyolojisi. erkekler gibi çalışıyorlar mı? „ çok kimseler kız mekteblerinde dersi olanlara bu gibi sualler soruyorlar. kabiliyetsizdir!.ruhî farklar var. istidada vermek istiyorlar. Sonra bilhassa bizim kadınlarınızla erkeklemiz arasında zihniyet farkı...

kanunları.. Hayat kadını da evine bakacaktır. mübarezelerinin bütün şiddetiyle bu halik muhittir. Bunun için bütün bir ruh inkılâbı lâzımdır.. acul kadın saburlu. devam. hayat kadını bir kadındır ki faaliyeti evin dar muhitini kırmış.. Fakat düşüncesi eve saplanmıyacaktır.. fakat bu hazırlık fikre... cemiyetin geniş muhitine taşmıştır. Muhittir: Edebiyatı. Bunlar mektepten çıktıktan sonra köylere gitmezler!. Kadın hayatını islâh etmek isterseniz her şeyden evvel hasta olan bu muhiti İslah ediniz. Evde yetişen bu ruh cemiyetin istediği ruha istihale etmelidir: Korkak kadın cessur. Bu inkılâbı kim yapacak. mektep mi?. yeni itiyatlar kazandıracak olan halik kimdir?. hayat kadını da evini düşünecektir. Kadın yuvayı henüz bırakmıştır. bütün mübarezeleri. bütün kuvvetiyle evin. . ticareti. sanayii. mektebin asıl vazifsi ne olduğunu anlamamaktır. hülyakâr kadın maddî... her vazifeyi ona yüklemek. Her kusuru.. fakat bu suretle müstakbel muallimleri şehir hayatına alıştırmış oluyorsunuz!.. sadece mekteptir: Fikir ve tahsil yeridir. Şüphesiz hayat kadını hayat mekteplerinde yetişecekti. Onun için bütün derinliği. ilme münhasır kalacaktır.- 143 - tüccar kadınlar. şehire mi? Meşrutiyet inkılâbıyla beraber İstanbul'da yeni Darülmuallimin tesis edildiği zaman memleketin en münevver tanınmış insanları bile şu itirazda bulundular: — Bu teşkilât çok iyi. matbuatiyle. bu dar. sebat.. fakat kuvvetli... amelî bir zekâ. Lâkin bu inkilâp henüz yenidir. mistik bir ruh. Hülâsa. muhitin bütün itiyatları bu kadında yaşamaktadır: Korkaklık. mütevekkil kadın müteşebbis.. Köye mi. Mektep her şey değildir.. o kadar. sessizlik. O halde hayat kadının seciyesini kim yaratacak? Kadınlara yeni kudretler. olmalıdır.

İstanbul da Darülmuailimin açıyoruz. bin.. Ben taşrada adedi on dörde baliğ olan fakat her birinde yüzden yüz elliden fazla talebe bulunmuyan binasız vesayitsiz. temiz giyinmeye. iyi yimeye. ve rahat karyolalar tedarik edildiği. çamaşırlar. Fakat bunların sonu?. Nitekim İstanbul Darülmuallimini mezunları da gitmiyorlar. Feriköyüneî. iki bin kişilik mükemmel ve mücehhez asrî bir darülmuailimin açılması lüzumunu ve imkânını mevzuubahs ederken yanımızda bulunan bir maarif adamı da şu mütalaayı dermiyan tmişti: -*. O halde ne yapalım?! Bu gün bu suali açık sormak mecburiyetindeyiz.. hayatsız darülmualliminler yerine meselâ İstanbul'da. hangi köylere gittiğini soranlara biri cevap veriyordu: — Köylere gidiyorlar. Yetimleri temizliğe ve güzelliğe alıştırıyoruz. anasını babasını beğenmez diyorlar!. temiz. Görülüyor kü şehir ve köy hakkındaki bu haleti ruhiye bir derece müstevlidir. Bence her şeyden evvel tenvir edilmesi lâzim gelen nokta şudur: Köylülerin şehirlere akın etmesi marazı bir hâlmidir değilmidir ?.— 144 — Gene bir gün Darülmuallimin mezunlarının nereye.Fakat İstanbul'da açılacak olan bu büyük Darülmualliminden çıkanlar taşraya. köylerine gitmiyecekler! Yetimleri terbiye edelim. Erenköyüne. Sonra anaarını. — Yetimlere. köylere gitmiyeceklerdir. çoktur. şık gezmiye alıştırıyorsunuz. insanca tuvalet yapmak öğretildiği zaman aynı kafadaki insanlar şu itirazda bulunuyorlardı.. diye soysuzlaştınyorsunuz! Geçen gün Ankara'dan gelirken trende Darülmuallimlerimizin atisini mevzuubahs ediyoruz. ve aynı yetimlere insanca giyinmek. talebe taşrıya gitmez diye korkuyorlar. Alelıtlak bu hâlin marazı olduğunu kabul etmiyorum. babalarını beğenmiyecekler. Çünkü bu yüzden memlekete zararımız. İstanbuldaki Darüleytamlar tevhit edildiği ve yetimler mugaddi yemekler. .

Çünkü hakikat halde bu gençler hiç bir vazifeye gitmiyorlar değil. Darüknualliminlerden ve Darülmuallimatlarda iyi. Şehirlerde bu muallim kıtlığı devam ettikçe bizim için köylere hoca bulmak ihtimali zayıftır. Darülmuallimin meselesinde hakikat şuki: Şehir maarifimizde büyük bir boşluk köylerden kasabalardan gelen muallim unsurlarını şiddetle cezbetmektedir.k kalmıştır. fakat köyden şehre olan her hicretin mutlaka fena olduğunu nasıl iddia edebiliriz?.. gençlerin istikbaline gelince: köylünün çocuğu köylü olmasını düşünmek ve köylü çocuğunu köylü bıramıya çalışmak son derece yanlış bir 10 . temiz ve güzel yaşıyan gocukların..- 145 - Çünkü şehirler de köyler gibi içtimaî uzviyetlerdir. Hangisini tercih edelim? Bence tabiî ve müreccah olan ikinci yoldur. Şimdi her boş yeri birden doldurmak mecburiyetindeyiz. çünkü daha içtimaî şeraitte olarak şehirde deruhte ediyorlar. maksadım sadece hayatın bir zaruretini ifadedir. ne de bu vaziyetin ilânihaye devam etmesini tabiî görüyorum. daha müsmir. Ve bu uzviyetler bir cihetten köyler sayesinde tagaddi ve tenmmi ederler... Bu sırada en büyük boşlukların en büyük cazibe ile çekmesi kadar tabiî bir şey olamaz. O halde Darülmuallimin mezunlarının taşralara gitmesini alelıtlak bir felâket olarak telâkki etmiyelim. Köylülüler şehre gelmezlerse ve yahut şehir kendi vasitalariyle artmazsa nasıl neşvünüma bulabilir? Gerçi bu hicret köy için bazan marazı olabilir. köyde bir vazife deruhte edecek yerde bu vazifeyi daha geniş. Hususiyle Türkiyenin maarif itibariyle pek hususî bir vaziyeti vardır: Asırlarca iptidaî maarifi memleketimizde mühmel ve metrr. Böyle diyerek ne Darülmuallimin mezunlarının köylere gitmesi aleyhinde söylemiş oluyorum. Şehir mekteplerinde bu kaht ve bu gala varken iki şeyden biri: Ya Darülmuallimin mezunlarını şehirlerin ihtiyaçlarına rağmen zorla köylere sevketmek ve yahut şehrin büyük ihtiyaçlarını tatmin için bu mezunları tabiî olarak şehirde bırakmak.

Zira demokrasi aynı zamanda hukuk nazarında insanların bir ve aynı derecede kıymet ve şerefli olması ve dilediği mesleği intihap hususunda da serbes kalması demektir. köylünün çocuğu neden mutlaka köylü olsun? Köylü çocuğu olarak doğmak. Terbiye maziye menfi bir intibak değildir ki bunun icabı . ve köylü ağır ve sefil şeraite irsen mahkûmdur. O halde elimizden gelirse yetimlerin her şeyden evvel tam bir insan ve mütekâmil millet fertleri olmasını temin edelim. Aristokrasi devirlerinde de aynı şey. Çünkü meslek ile veraset tveemdi. O devirde meslek intihabı kat'iyen serbes olarak icra edilmezdi. O halde hükümetin vazifesi mesleklerin inhisarına karşı bilâkis hürriyetin tedbirlerini almaktır Hiç kimse diyemez ve hiç bir ilim idda edemez ki: Dahi şehirden çıkar. Hatta köylü ve çocuğu hakkındaki malûm telâkkimiz bile o devirlerin bir yadigârıdır! Ben diyorum ki. Temizliğe.. Cemiyet kastlar devrine'e ikendir ki çocuk için ayilesinin mesleğini takip etmek bir emri zarurîdi.. her birini müsayit olduğu mesleğe terkedelim. köylü kalmak için bir mecburiyet midir? Bilâkis hürriyet ve musvaat şunu emreder: Köylünün çocuğu mutlaka köylü olmasın.. çirğinliğe mi alıştıralım?! Diğer cihetten temizlik ve güzellik hissini almış insanlar için pis ve çirkin köylerden iğrenmek kadar tabî ne olabilir ?!. ister köylere.— 146 — fikir ve tefekkürün mahsulüdür.. Temeli • " müsavatçılık „ dan ibaret olan demokrasi içinde insanları babalarının ve analarının mesleği ile bağlamak mümkün değildir. Hayır. ve o zaman ister şehre gitsinler. Bu cihet size ayit değildir !.. Bu talep asrî olmıyan cemiyetlerde meyzuubahs olabilir. Bu suretle bir kerre istidatları inkişaf itti mi. neye müstayitse ve ne olmak isterse onu olsun. güzelliğe alışan insanların köylere gitmeyeceğini-ve köyleri beyenmiyeceğini ileri sürenlere karşı şu kısa cevabı ve itirazımı söyliyeceğim: O halde köylere gitmelerini temin için pisliğe.

fakat millet. Bu ihtiyaçların temini gene terbiyenin vazifesidir.. ayilevî. Dikkat edilecek bir nokta var.. fakat köylüden.. yeni hayata intibak ettirmektir. Medeniyetin milliyete muzur olduğunu hiç bir zaman kabul etmiyelim... Terbiye etmek bilakis mefkureye. çirkinlik.. O halde yetimler için yapılan iş de gayet doğrudur. basitlik âdetlerini yeni ruhlarda idame edelim!. halkçılık mefkûresinide hiç kaybetmemelidir. milliyet. En basit fikirli bir adama sorunuz: — Memleketin terakkisi için ne lâzımdır? Alacağınız cevap pek basittir: — İlim ve irfan! Fakat bu adama gene sorunuz: — Bu ilim ve irfan neye mütevakkıftır ? ^ Aynı suale bir diğerinden. Meş'um kesafetsizlik!. milliyeti medeniytsizlikle muhafaza etmek istiyen milliyetçilik sahtedir. O halde ?. insanî vazif elet in muta olması için ne lâzımdır? . pislikten ve çirkinlikten iğrendirelim.- 147 - olarak bizde pislik. millî. güzelliğe alıştıralım. sıhhat. daha münevverinden alacağınız cevap şudur: — Ahlâk lâzım! Fakat gene sorunuz: — Ahlâkın. O. türklüğün mefkuresinden uzaklaşırmak hakkımız değildir.. Müstakbel nesil temizlik. Türkten. Yeni nesil temizliğe.bir nevi muhafazakârlık ve tassubun kendisidir.. konfor ve sayire dediğimiz medeniyetin azamî derecesini idrak etmeli.

gibi garip bir iddia. muntazam. Bu " her hangi fert „ bir otomatik mihanikiyetyile. — Terbiyeyi nasıl tesis etmeli ?! \ Dayima bu ikinci suallerin cevabı ya hiç yoktur. memleket idare etmek îstiyen bir insan için en şayanı istifade bir müşahede. halbuki avrupalı ile şarklı arasında ne alelitlâk hilkat. için çalışmak asıl. çalışmamak araz olduğuna hükmedebilirsiniz! Acaba bu " her hangi fert „ çalışmak için büyük bir tefekkür kuvvetine mi maliktir?! Hayır! Aynı adamda yüksek derecede bir azim ve teşebbüs kudreti mi vardır?! Hayır. o halde niçin ve nasıl çalışıyor demelisiniz. Bir de diyebiliriz ki her . gibi bir talâkkidir!. zeki de olsa gabi de olsa mutlaka çalışacaktır. ayile terbiyesi lâzım!. ne de alelıtlak zekâ farkı olmadığı bir bedahettir. yahut manasızdır... Şunun için ve şu suretle ki o memleketlere göre " çalışmak „ bir emri tabiî ve bir emri zarurîdir. Fransa'da Almanya veya İngiltere'de çalışan her hangi ferdin psikolojisidir. muttarit ve lâyhuti bir surette çalışır.. Meselâ: "Terakki etmek için çalışmak lâzım!» diyenler vardır. Çünkü onlara da aynı güç suali sorabilirsiniz: — Ya çalışmak için ne lâzım?! Cevap ya "gene çalışmak lâzım!.. Bir kere diyebiliriz ki: O "her hangi fert „ sırf ferdî kuvvetlerinden ve ferdî meziyetlerinden dola çalışıyor.. lâkin bunlar da çok bir şey ifade etmiş olmazlar. Halbuki . yahut "ilim.j 148 - Aynı suale bir üçüncüsünden de belki şu cevabı alacaksınız: — Terbiye lâzım! Fakat sorunuz.. Şimdi bu memleketteki çalışmayı iki noktaiyi nazardan mütalâa ve iki sebebe irca edebiliriz. irfan. O muhitlerdeki "her hangi fert. O derecede ki bu "her hangi fert.

. dediğimiz temeli buluruz. ahlâkla. Henüz kabilî bir hayat yaşıyan bir cemiyette bu kıymetler nasıl vücut bulsun?!.— 149 — hangi adamı çahşmıya mecbur eden sebebler vardır.. ilim ve sanat gibi hiç bir hâdisesi yoktur ki onda içtimaî varlığının tabiati müssir olmasın. tarihi fikirlerle. diyebilirsiniz. hukuk.. Bunlardan hiç biri tarihî maddeçilğin izahı karşısında duramaz. yahut dinle veya adaletle. Henüz vüstaî itikatları zinde olan çünkü içtimaî bünyesi ilmî taksimi amele müsaade etmiyecek derecede kapalı ve parça parça olan bir cemiyette bu fikirler nasıl revaç bulsun? Hülâsa hangi içtimaî hâdiseyi nazarı itibare alsak da tamik etsek. Meselâ.. Bu hüküm ilmî bir hakikat ise. çalışmasa medenî ihtiyaçlarını temin edemez. Müspet ve dünyevî bir irfandan bahsediyorsunuz. Bu nazariye. çalışmak hâdisesi için doğru olduğu gibi bütün içtimaî hâdiseler için de böyledir. hülâsa her hangi manevî bir mevzula izah eden bütün nazariyelerden daha kuvvetidir. diyemezsiniz! Fakat "Söyle bana cemiyetin her fert üzerindeki faaliyete sevkeden ve tahsili mecbur kılan tayzikini. Fakat cahili de alimi de çalıştırmak içtimaî muhitin elindedir. Bu izah. Çünkü çalışmak veya terakki etmek bir çok kimselerin zannettiği gibi aklî ve mantıkî nevinden basit bir hâdise değildir. Bu içtimaî muhitin tazyikiyie fert tarafından hatta zorla kabul edilmiş bir itiyattır!. Şu halde o adamın çalışmasında kendi ihtiyarı haricinde muhtelif amiller vardır ve bu amiller içtimaîdir. Bir cemiyetin en mukaddes hisleri de dahil olduğu halde ahlâk. Meşhur kari Marx tarihi iktisadî hayatın evveliyeti ve hâkimiyeti ile izah eden bir nazariye orhya koymuştur. söyleyim sana faaliyetinin derecesini... Onun için belki cahil ten beller yerine alim tenbeller koymuş oluruz. her hangi türk ferdini o avrupalı gibi sade talim ve terbiye etmekte yakın birfayide yoktur... Meselâ çalışmasa ölür. "Söyle bana zekâ ve malûmatını. söyleyim sana faaliyteinin derecesini. insanî ve beynelmilel ahlâk kayidelerinden bahsediyorsunuz. onun altında "içtimaî bünye. iktisat.. .

Bu bünyenin dağınık veya sık zümrelerden teşkkül ettiğine göre cemiyet başkadır. terakki istiyen bir cemiyetin en büyük vazifesi nüfusunu arttırmak ve bu nüfusu zümre halinde sıklaştırmak olabilir. içtimaiyat ilmi nazarında en mes'ut cemiyet. Çünkü cemiyet âleminde iktisadî hâdiseyi de besliyen büyük bir kök vardır. Bir cemiyette vücude gelen bütün tahavvüillerin ve tecellilerin ilk menşei» anası o cemiyetin bünyesidir. bazı avrupa milletleri gibi. hemde ağır ve sert olanlardır. Bunun aksini söyliyen varsa söylesin de biz de öğrenelim.. ihtira. gölge der! Ona nazaran hakikî hâdise iktisadî olandır. hars birliğinin kuvveti de lâzımdır. Gevşek cemiyetlerin hayatı da gevşektir. sanat gibi bütün içtimaî hâdiselere şibih hâdise. aynı zamanda nispeten ufak kıtalarda büyük nüfus ihtiva eden milletlerdir. Bütün diğerleri onun gölgesidir!. Bu kök içtimaî morfoloji dediğimiz şeydir. "Nüfus nasıl çoğalır?„ sualini sormamahdır! Çünkü biz kendimizi nüfus mütehassısı diye hiç bir zaman takdim etmiyoruz: Biz sadece iddia ediyoruz ki nüfus. Nüfus siyaseti yapacak olanlara bir de şunu diyebiliriz ki: Tat- . Acaba Marx'cılık ilmin son sözümüdür? Hayır. Çünkü nüfusun yalnız çokluğu değil. ahlâk. O halde biz memleketimizde Türkleri ve Türkler arasındada hars birliğini temin ederek nüfusumuzu çoğaltmıya çalışmalıyız... Böyle bir cemiyette terakki. hukuk. mücadele. nazariysinedeki hakikat parçası büyük olmakla beraber. bütün hakikat değildir. İlmin bu müşahedesinden sonra. hem büyük. Bu kadar değil. bir emri tabiîdir. iktisat siyaseti akim kalacaktır. Fakat bu da gelişi güzel değil eğer nüfus biribirini anlamıyan fertlerden teşekkül ederse kıyamet kopar. cemiyet bu bünyenin kitlesine de tabidir. nüfus kesafeti nüfus vahdeti dediğimiz bünyevî hâdiseye istinat etmiyen ilim. Tabiri diğerle büyük ve kesif bir kitlesi olan milletler en müterakki ve en kuvvetli olanlardır. Daha açık tabirle iyi bir cemiyet. faaliyet.— 150 — Marx ahlâk. fertler arasındaki manevî mümaseletin.

muhiti coğrafî dediğimiz fizikî ve fiziyoloçyaî amillerle kabil değil izah edilemez. ahlâk.. Çünkü tevellüdatı çoğalmak güçtür. hakikat muhitçilerin anladığı gibi değildir. sanat. . Kari Marx bu mütefekkirlerin en meşhurudur. içtimaî muessiselerden birini meselâ iktisadî müssiseyi yalnız başına amil gürenler de vardır. Fakat ilmin bize keşfettirdiği hakikî düşman şu değilmidir: Me'şum kesafetsizlik!. Binaenaleyh nüfusumuzu azaltan kuvvetleri öğrenirsek türk devletinin dayimî düşmanlarını da öğrenmiş oluruz. Cemiyetin mukadderatını toprağa bğhyanların davası münakaşaya bile değmez. Bu zatin " Tarihî maddiyecilik „ denilen mektebine göre ictimî hayatta asi olan hâdise iktisadî hâdisedir. Şimdiye kadar düşmanı bazen şarkta bazen de garp taaraya geldik... sualiyle tecelli edecek değildir.. lisanı. Nüfus siyaseti Cemiyetlerin hayatını tetkik edenler içtimaî tekâmül hâdisesini muhtelif sebeplere atfetmişlerdir. ahlâkı.- 151 — bikatta büyük mesele "nüfusumuzu nasıl arttıralım. büyük mesele "mevcut veya vücut bulan Türkleri ölümden nasıl kurtaralım?„ meselesidir. Bu nazariye birincisine göre daha ilmîdir.. Halbuki ilim nazarında tarihî maddiyecilik daha çok kabili münakaşa ve kabili müdafaadır. hukuk. fakat vefiyata sebep olmak o çok kere bizim elimizdedir. Filhakika bir milletin dini. hep birer " şibih hâdise „ dir ve bunlar asıl hâdisenin bir gölgesidir!. Bunlar arasında muhiti coğrafiyi yalnız başına amil görenler olduğu gibi. Belki de elimizde değildir. Çünkü bu iddiayı bir çok misallerle cerhettnek mümkündür. ve bütün diğerleri: din. Bu izahta ilmin de kabul edebileceği bir hakikat hissesi olmakla beraber.

ahlâkî. san'at gibi cemiyet müessiselerinin iktisadî hayattan alacakları bir çok tesirler vardır. Şu taktirce cemiyeti cemiyetten ayıran bir kere nüfusunun . iktisadî kıymetlerle manevî kıymetlerin bu münasibeti bilhassa " İptidaî „ dediğimiz cemiyetlerin hayatında zahirdir. Cürümlerin. Muhiti dahilî muayyen bir cemiyetin içtimaî bünyesini temyiz eden başlıca iki unsurdan ibarettir: Bunlar bir yandan cemiyetin hacmiyle bir yandanda bu hacmin kesafetiyle tayin edilir. tahavvülleri vücude getiren amil nedir? Bu amil Auguste Gomte'tan sonra müspet içtimaiyatçıhğın vazu olan E. haricî değil... dinî. Fakat bu muhit coğrafî. intiharların ekmek ve kömür fiyetiyle artıp eksildiğini istatistiklerle ispat etmek güc değildir. Durkhim'a göre " dahilî muhit „ denilen bir sebeptir.- 152 — Hususiyle tarihî maddiyecilere mülayim gelebilecek olan şu fikrin hiç bir yanlış tarafı yoktur: " İktisat gibi bir müessise bir kere teşekkül ve taazzuv ettikten sonra cemiyetin bütün diğer müessesileri üzerinde mutlaka müessir olur „ . Acaba bu mühim sebep nedir? İçtimî hayatın motoru neden ibarettir? İktisadî hayatta dahil olduğu halde. İktisadî taksimi amelin de. iktisadî iradenin de bütün bu kıymetlere tesir ve müdahalesi vardır.. hayvanları ehlileştirmek.. bediî. hukukî. Fakat buna mukabil cemiyetin dinî. Hülâsa bir çok müşahedeler ve mukayeseler neticesinde iktisadî müessisenin içtimaî tekâmülde yalnız başına hâkimiyetini kabul etmek mümkün değildir.. hatta bediî müessiseleri de iktisadî hayatı üzerine müessirdir. içtimaî ve dahilîdir. Hatta Simiand gibi içtimaiyatçılar manevî kıymetlere en yabancı görünen iktisadî kıymetlerin dahi bu kıymetlerle münasibeti olduğunu göstermişlerdir. cinayetlerin. muhafaza etmek kayidelerinin müessisi olmuştur.. daha uzvî bir sebeble tabidirler. Bilhassa ahlâk. Durkheim'da coğrafî nazariyeciler gibi cemiyetin tekâmülünü muhit ile izah ediyor. Bu müessise de diğer müessiseler gibi kendilerinden daha esaslı. Meselâ bu cemiyetlerde din. ahlâkî.

içtimaiyatta da cemiyetin hüceyresi makamında olan . bu dahilî ve uzvî bünyeyi daha mütekâsif..meslekî zümrelerin vaziyet ve hareketi de yeni yeni kıymetlerin ve bu kıymetlerin canlı bir vücudu makamında olan içtimaî müessiselerin zuhuruna sbep oluyor. yok ali mahlûklarda olduğu. gibi gayet mütedahil ve mütesanit uzuvlar ve vazifelerden nri teşekkül ediyor?.- 153 - mikdarıdır. Yedi milyonluk İsviçre kadar mütesanit olmadıktan sonra!.. İşte bu morfolojik sebeplerden bünye ve taazzuv farklarından dolayıdır ki bir cemiyetin ahlâkî. hastalıklar. yoksa avrupa milletlerinde olduğu gibi. daha müteazzi hâle getirmek şartiyie cemiyeti için mahzi hayırdir. Hikmet ve kimyaya mevzu olan maddiyatta olduğu gibi.fertler değil! . Nitekim muharebeler. muhaceretler. Binaenaleyh cemiyetin bünyesini sarsmıyan. Bu nüfus Hindistan'da olduğu gibi.. Tabiri diğerle cemiyet denilen uzviyet iptidaî mahlûklarda olduğu gibi. aynı nüfusa ve aynı içtima! hacma malik olan iki cemiyette bu nüfusun sureti tevezzuudur. vahidülhücey veya senaiyülhüceyre midir.. hukukî. Asıl mühim olan şart ikincisidir. Fakat bu kadar değil. iktisadî müessiseleri şu veya bu şekli alıyor. muhaceretler ve hastalıklar neticesinde büyük millî inkılâplar olduğu çok kere vakidir. Halbuki muharebeler. gibi sebepler görünüşü ve gösterişi ne derece meşum olursa olsun. cüzü fertlerin vaziyet ve hareketi nasıl bir takım yeni hâdiseleri vücude getiriyorsa. içtimaî taksimi amelle ve bunun neticesi olan maddî ve ahlâki tesanütle mi mücehhezdir ?. dinî. ahlâkî tefrikalarla mı malûldür.. Şu takdirce fikrimizi kısaca ifade etmek için diyebiliriz ki: içtimaî tekâmül mofoiojik bir tekâmüldür. cemiyetin içindeki meslek zümrelerinin vaziyet. Bir kavmin nüfusu Hintliler kadar çok olmuş neye yarar ?!. hareket ve mesafesi üzerine müessir olmıyan her hangi tarihî hâdise içtimaî mahiyeti hayiz değildir. Şu taktirde hâdise ve şibih hâdise tabirlerini bu fikrimizi ifade için kollanmak lâzım .

Evvelâ " siyaset „ nedir ?!. Çünkü bunda dinî. bunlar da bilmukabele içtimaî bünyenin teşekkül ve taalisinde kendilerine mahsus bir rol yapmaktadırlar. hatta bediî bütün müessiselerin bir rolü vardır. gayet basittir: Hukuk. hülâsa nüfus vasıtasiyle türk cemiyeti bünyesinin tekemmülü için beşeriyetin fikirlerinden ve .. Gene ahlâk telâkkileri ayile hududuna münhasır kalır. Hükümet adamının yaptığı. yani cemiyetin ıslâhıdır. ahlâk. bu ahlâk içtimaî bir taksimi amele ne suretle müessir olabilir?!. iktisat.. nefsî bir iş midir ?!. ahlâkî. türk nüfusunun tekasüf. hukuk. türk nüfusunun tesanüdü. Bence bu " içtimaî iradenin içtimaî hayata tatbiki. kâfi derecede umumiyet ve alestiyiyet kazanmazsa. Hükümet adamı cemiyetin bir mümessili. bu esasın değişmesi yalnız başına olmuyor. gibi bütün diğerleri bir şibih hâdisedir demek lâzım gelecektir. siyaset için de sosyolojidir. iktisat. yoksa sırf keyfî. Çünkü içtimaî bünye esas olmakla beraber. iktisadî. bir murahhasıdır. siyasetçinin vazifesi nedir ?!. Denilecek ki: bu sosyoloji temamiyle müesses değildir! Evet doğru. Mahaza bu hüküm de tamamiyle ilmî değildir. sadece bir hayır. bu parçalar biri birine nasıl yaklaşsın ?!. Hülâsa bütün diğer müessiseler içtimaî bünyenin neticesi olmakla beraber. yapmıya mezun olduğu iş. millî ve insanî bir ahlâkta olduğu gibi geniş hudutlara şamil olmaz ve.— 154 — gelirse o zaman içtimaî bünye bir hâdise. Acaba ilmin bu müspet fikirleri ve keşifleri karşısında idare adamının. Bu ıslâh ameliyesinin müspet bir esası var mıdır. Olmak lâzım gelir! Bu esas tababet için fiziyoloji olduğu gibi. asayiş vazifeleri gibi bir de nüfus vazifesi olduğunu düşünmek.. O halde yapılacak şey. Ezcümle din cemiyeti teşkil eden muhtelif kasetlar için muhtelif telâkkiler ve muhtelif vahdetler şeklinde tecelli ederse. türk nüfusunun artması..nden ibarettir. fakat siyasetçilerin müspet gibi istinat ettiği fikirler hiç müspet değildirya ?!.

İntiharları.. İntiharlara karşı Türkiye'de intiharlar çoğalıyor. hasta mı. mefkûresiz mi? Bütün bu hâller intiharların azalıp çoğalmasında amildir. gün geçmiyor ki gazetelerde bir iki intihar vak'ası okunmasın. türlü heyecanlarımız var ki . Bu intiharlara karşı bizde sade bir ürkeklik var. içtimaiyatçı Durkheim'dir. Bu cemiyet kuvvetli mi. içtima' zevklerdir. İntiharların içtimaî mahiyetiini bariz bir surette ortıya koyan zat.. gevşek mi. Bizim vazifemiz bu ihtisas şubesi hakkında esasen malik olmadığımız malûmatı uydurmak değil. Türlü hislerimiz. mensup olduğu cemiyetin hâlidir. Yine Durkheim a göre içinde intihar olmiyan cemiyet yoktur. Buna karşı tedbir almak cemiyetin vazifesidir* İnsanı hayata bağlıyan zevkler yalnız hayvanı değil. yahut her hangi bir deliliğin neticesine atfetmek pek sathî bir izahtır. mefkureli mi. İntiharlar üzerinde müessir olabilmek için her şeyden evvel intiharların hangi sebeplerle vücude geldiğini ilmî surette bilmemiz lâzımdır. sağlam mı. Onu intihara sevkeden asıl sebep. Yani intihar eden adam sırf kendiliğinden intihar etmez. Türkiye'de bir çok şey yapıldığı hâlde hiç bir şey hiç yapılmamıştır. Binaenaleyh intihar bütün cemiyetlere şamil olmak itibriyle cemiyetlerin hayatında tabiî birer hâdisedir. Fakat intiharlar bir dereceyi bulur ki bu şekli tamaiyle marazîdir. Yahut alelade bir merhamet. Durkheim'a göre intihar içtimaî bir hâdisedir. Fakat bu gibi hassasiyetlerin intiharların azalmasına hiç bir tesiri yoktur. İntiharların menşei içtimaîdir. intihar edenlerin düşüncesizliğine.I ı/u aynı beşeriyetin mütehassıslarından istifade etmektir. O da üme müstenit bir içtimaî bünye siyasetidir. belki fikir ve dikkati bu esaslı hayat meselesi üzerine celbetmektir.

İşte müntehirlerin sinirli ve muvazenes z adamlar arasından zuhuru bu kimselerin mefkure buhranına en az mütehammil olmalarından ileri geliyor. Ye bu tatsız. Hatırım<la kalan garip müşahedelerinden biri de şudur: Kalabalık bir ayilenin reisi intihara diğerlerinden daha az müstayittir. yaşamakta mana buluyoruz. meyus oluyoruz. şiddeli bir derecede müteessir olurlar. bedbaht. bağsızhktir. ahlâkî kayidelerin. Bilâkis bu yesi de intiharı da vücude getiren cemiyetsizlik. mesleğimizin hayatını bize tercih ettiriyor ve bunları yaşamakla kendimizi bunları ihtiva eden cemiyete bağlı sayıyoruz. Fakat bu bağlar günün birinde çözülüverirse işte o zaman felâket zuhur ediyor. cansız hayata ölümü kat'i bir nihayet olarak tercih ediyoruy. . İşte bu bağsızlıktır ki ölümün girdabına kolayca düşmelerine sebep olur. Halbuki bütün bu haller en ziyade inkilâp zamanları olur. boşandığı devirledir. Bu intihara en çok müstaiyt olan fertler bilhassa sinirli dediğimiz fijiyoloçiyaî enmuzeçlerdir. Çünkü bunlar içtimaî sarsıntılardan. Şimdi Türkiye'de vukua gelen inkilâpların sürat ve şiddeti bir kerre nazarı itibara alınırsa ruh buhranı itibariyle fertlerin ne oldukları tahmin edilebilir. mektebimizin. Böyle zamanlarda fertler eski mefkurelerini canlı bir surette yşıyamadıkları gibi yenilerine de temamiyle sarılmış değildirler. Şu takdirde intiharlara en çok müsayit olan devirler içtimaî kıymetler dediğimiz dinî akidelerin. Cemiyetlerin eski mefkurelerini yıkıp yeni mefkurelerinin binalarını da temamiyl kuramadıkları devirler fertlerininin tihara en çok müstayit oldukları zamanlardır. Dürkheim bu davayı ispat için intihara dayir eserinde bir çok istatistikler göstermektedir. İnsanı intihara sevkeden zannedildiği gibi mutlak bir yeis değildir. Çünkü hayata daha bağlıdır.— 156 — ölüm yerine ayilemizin. Onan için kıymetlerini değiştiren ve kendisine yeni bir vicdan sarayı yapan bir cemiyette en çok iztirap çeken bunlardır. meslekî tesanütlerin gevşediği. Halbuki bir cemiyet içerisinde her kes aynı derecede intihara müstayit değildir.

. Meslekte ayile gibi içtimaî bir muhittir. Bir memlekette intiharların fevkalâde surette çoğalmasına karşı yapılacak tedbir nedir? Durkheim'm tetkiklerine göre yegâne çare fertleri içtimaî bağlarla bağlamaktır. Durkheim bu bağların ne olabileceğini birer birer tetkik ediyor.. Hayır çünkü bu günkü ayile sıkı bir muhit. Ayilede geçen hayatımız dar ve mahduttur. gittikçe genişliyen ve yeni . yahut alelade bir vücut hastalığı gibi anhyarak doktor ve ilâca müracaat etmek intihar denilen cemiyet hastalığını hakkiyle teşhis edememekten ileri geliyor. Şu halde bu pek dar zamanın cemiyeti bizi nasıl sıkı sıkıya saracak ve ölümden koruyacak?!.. zayıflamış manasında değil. hayatın içinde olmak gerektir. meşgale benzerliği bu cemiyete son derece ahlâkî bir şekil verebilir* Bir de meslek muhiti ayile muhiti gibi bu günkü hayatta gittikçe daralan bir muhit değil. Bu gün ise dinlerin böyle bir rol oynaması mümkün değildir. Evvelâ dinlerin intihara krşı müessir olacağı hatıra geliyor. Fakat bu din ve ayile muhitleri haricinede bir muhit kalıyor ki her hangi hayatımız onun içinde geçiyor ve devam itibariyle hepsinden üstün. Dinler böyle bir rol yapabilmek için hayata pek yakın olı/mk. muhabbet azalmış. devamlı bir cemiyet değildir. Din ferdin bütün hareketlerini. Akşamlan toplanmasiyle dağılması bir oluyor. Meslek muhitim vücude getiren meslekdaşiar arasındaki zevk. Çocuklarımız hakkında beslediğimiz his. bütün işlerini yakından idare etmeli ki onu bir nevi cemiyet ayrılığı olan ölüme yaklaştırmasın.Şu anlayışa göre müntehirin hastalığını doğrudan doğruya bir mantık kastalığı zannederek vazü nasihata müracaat etmek. fakat bu çok sevdiğimiz insanlarla birlikte geçirdiğimiz içtimaî hayatın kemiyet ve keyfiyeti pek mahdut. Çünkü umumiyetle dinler tarihteki dünyevî vazifelerini terkedip büsbütün bediî ve mefkürurî bir mahiyet almışlardır.. Ferdi intihardan korumak için ayile muhiti müessir olamaz mı?.. Bu muhit meslek muhitidir.

Binaenaleyh iki meklep arasında açıklık bu itibarla son derece şayanı tetkiktir.— 158 — yeni uzuvlar vöcude getiren canlı bir muhittir. İşte intihara karşı içtimaiyatın tavsiye edebileceği amelî bir tedbir budur. Orada dıvarda asılı olan bir grafiği gösterdi. Şu halde meslek muhitini eski ayile muhiti yerine koymak ve ondan ahlâkî bir tesanüt neticesi beklemek mümkündür. Üç ilâ yedi yaşında çocuklar tarafından yapılmış olan insan resimlerini hep toplamış ve binlerce insan resminden bir kolleksiyon elde ettikten sonra bunların boyları ile enleri arasındaki nispeti bulmuş. Bu grafiğin esası şudur. Bu derece şayanı tetkik olur da dün hocasına . Çocuk ana mektebinden ilk mektebe geçtiği zaman dehşetli bir zekâ buhranına oğruyor. Meselâ sık sık mektpliler arasında vücude gelen intiharlar bize mektep dediğimiz ahlâkî mevcudun dahi bir buhran geçirdiğini ve bunun içinden nevrastenik bazı unsurların yandığını gösteriyor. Mektepli intiharları karşısınde aldığımız vaziyet sadece teessüf ve hayretten ibaret kalyıor. Ben yalnız şunu söylemek istiyorum ki: Bu günkü ana mektebi ile ilk mektep arasında bir uçurum vardır. aynı müşahedeyi yedi yaşından sonraki çocukların resimleri üzerinde de yapmış ve görmüşkü iki nispet arasında bir uçurum var! Doktor Schuyten bana demişti ki: Bu hâdiseyi herkes bir türlü tefsir edebilir. Daha evvelki gün Milliyet gazetesi İzmir Ticaret ve Lisan Mektebi talebesinden on altı yaşında Cahit isminde bir gencin mektepten kovulduğu için beynine kurşun sıktığını yazıyordu. Doktor Schuyten beni Belçika hükümeti tarafından ilmî tetkikleri için tahsis edilen eve götürdü. Mahaza amelî sahede çalışmak için intiharların nevilerini tespit etmek lâzımdır. Fakat bu vaziyetimiz uzun uzadıya devama mü say it değildir. Bundan on beş> on altı sene evvel Bürüksel mekteplerini tetkik ettiğim sırada Belçika'nın etfaliyat mütehassıslarından doktor Schuyten ile görüşmümş idim.

muaveneti içtimaiye.tabanca çeken. istidat ve temayüllerini görmek mümkündür. bir aralık müdür. merkezlerini. Bu tetkikleri y. Bunlar bir kere mütalâa ve izah edildikten sonradır ki polis. O zaman mektepte oyun. Bu mektebin başında bu gün maalesef maarif hizmetinden ayrılmış olan kuvvetli bir adam bulunuyor. İçtimaiyatçıların hâdise kaydeden ve istatistik neşreden hükümet şubeleriyle tesanüdü neticesinde memlekette intihar namına olup biten hareketlerin seyrini. Binaenaleyh içtimaî noktayı nazarlara son derece ihtiyacımız vardır. Mukaddemesi şudur:. dahiliye. beni teneffüshane hizmetini gören taşlığa jndirdi. Hayatlar ve kapları Son Saat gazetesinin 8 Teşrinievvel 1926 tarihli nüshasında " Türkiye maarifinde bina siyaseti „ serlavhasiyle bir makale neşretmiştim. maarif işlerinde intiharla mücadele iradesini kollanmak mümkün olur. pacak olanlar müspet bir usûl sahibi olan içtimaiyatçılardır. Burada yüzlerce çocuk oynuyordu. dar ve loş idi. haraket. Bu binanın maddî sefaleti ise son derecede idi. hep mubah idi. emniyeti umumiye. en iyi hocaları oraya topladıktan sonra en iyi usullerle terbiye vermiye çalışıyordu. " Bundan on beş sene evvel bir gün Beyazıt Rüştiyesi denilen mektebi ziyaret etmiştim. Bir hal son derece . Duvarları rutubetli. Binaenaleyh sırf bu maksatla içtimaiyat tetkiki yapan mütehassısların meşgul olmasını ve hükümetinde bunlara müzharet etmesini temenni etmek zamanı gelmiştir. Kanaatimce memlekette bu #ibi tetkikleri himayesine alabilecek olan yegâne vekâlet Maarif Vekâleti olabilir. bir çok odaları güneş almaz. bu gün de tabancayı kendi kafasına sıkan mektepliler buhranı şayanı tetkik olmaz mı ?!.

Fakat bu gün madde ile uzananın bir çok yerlerdeki tesanüdü gibi kaplarla içindeki haytlann tesanüdüne kuvvetle inanıyorum. Bütün çocuklar etrafa dağılıp sağa sola haraket edecek yerde sade zıplıyorlardı!.. Her nevi dikkat kendine mahsus bir duruş. ihtiyaçlariyle . Şu halde her hava. zamanlar. Fransız içtimaiyatçısı Durkhei'mm "Annee sociologitjue. taksimatı.. her sandalye. vaziyetle samimî bir alâkası vardır. halbuki mesafe son derece azdı. Çünkü çocukların mikdarı çok. hep bu ayilenin içtimaî tabiyetine göre bir türlüdür.. taş. ayilenin hakikî hayatiyle. Onun için çocuklar muhtaç oldukları mesafe noksanım şakulî haraketlerle telâfiye çabalıyorlardı!. bahçe ne derece hâkimdir?. Niçin ? Çünkü evler hakikî hayat şartlarından zaman ve mekân münasibetlerinden hariç mücerret bir fikrin mahsulü değil..— 160 — nazarı dikkatimi celbetti. her oda. Bu kanaatimde yalnız değilim. konfor. her oturuş her nevi dikkate. Bu gün bile bu sualin tam cevabını veremiyorum. bir bakış. Ribot'ya nazaran dikkat sırf manevî bir hâdise değildir. ağaç. Çünkü Durkheim'a göre evler. teki bazı neşriyatı da beni bu meselede çoktenvir etmiştir: Durkheim evvelâ içtimaiyatın içtimaî morfoloji içinde mütalâa etmek istediği evleri bilâhara içtimaiyatın teknoloji kısmına sokmuştur. O zaman şu sual kafamda canlandı: " Acaba. içinde yaşiyan ve ayile denilen zümrevî hayatın kaparıdır.. Onun adele ile. vaziyeti.. mekânlar vardır. Binaenaley ne kadar ayile enmuzeci varsa o kadar ev enmuzeci bulunması tabiîdir. bir mektebin hayatında mesafe mekân. bir vaziyet alış ister. Ve bu hâkimiyet maddî saheden haraket edip manevî sahey e ne kadar girebiliyor? „. Hatta onun vücude gelmesinde başkalarının da hizmeti vardır: Fransız ruhiyatçısı Ribot'nun " Dikkatin ruhiyatı „ adlı kitabı bende bu fikri kuvvetlendiren ilk eserlerden biridir.. Evlerin cesameti. dedim. her nevi tefekküre müsayit değildir.. Dikkat eden zekâlar gibi dikkat ettiren..

hangi ilme sorulsa hayatlar ile onların maddî zarfları arasında sıkı bir münasibetin. hatta şehir denilen içtimaî vahdetlere bile teşmil edilebilir. bütün atelyelere. mana istiyoruz. Froebel'in meşhur terbiye vasıtalarından farklı bir terbiye tarzı icat ettiğini anlatan italyan terbiyecisi Montessori her şeyden ziyade mektep sıralarına itiraz ediyor ve eseriyle onları yıkıyor. ne müspet bir içtimaiyatçının. O halde niçin binalara.. " Biz madde istemiyoruz. Esasen bu mesele hissi selimin inkâr edebileceği bir müphemlik mi taşıyor?. Nereye gidilse..„ diyenler ya ne söylediklerini bilmiyorlar. yahut söylediklerini ispat edemiyecek kadar fena biliyorlar. Bu fikirler ruhiyat ve içtimaiyat ilimlerinin nazarî sadesine münhasır kalmamıştır. konforlara. hakikî bir tesanıdün bulunduğunu iddia edenlere rasgeliyoruz. sus istemiyoruz tahsil isteyoruz. Eğer telâkkimiz hakikî ve canlı bir telâkki olsaydı. ilmî olmayan bir kıymet hükmünü bilmiyerek taşıyoruz. yeni bir kalıp ister. yeni bir ruh kazanmıştır. Ruh hayatını anlayışımız ne müspet bir ruhiyatçının. Ayile ile evin bu tarihî münasibetine bakıp hükmedliebilir ki bir ayile ancak kendisine lâyık olan kabı bulduğu zaman tabiî hayata mazhar olabilecektir. Çünkü " ruh „ hakkında müspet olmıyan.. nede müspet bir terbiyecinin anlayışıdır.. onun hürriyeti ve ouun sayrureti için hiç bir maddeyi..— 161 — birlikte teşekkül ve tahavvül eden içtimaî aletlerdir. ve güzelliklere itiraz ediyoruz?!. " Ecole Nouvell' „ ler mektep terbiyesiyle mektep kabının tesanüdünü başka bir dille iylân eden teşebbüslerdir. Bu ilimleri tatbike çalışan pedagoji sahesinde de rasgeliyoruz: Gençliğin ancak açık havada ve kır muhitinde terbiye edilebileceğini iddia eden "New-SchoolMler. şekil istemiyoruz cevher isteyoruz. Bu anlayış Orta Zaman sofusunun esrarengiz ve miskin telâkkisidir.. hiç bir vasıtayı tahkir etmezdik . Ev hakkındaki bu mülâhaza bütün mekteplere.. Mutlaka yeni bir zarf. Türkiye bir inkılâp yapmış. 11 . Hayır..

Cemiyeti teşkil eden fertlerin sayısı ne kadardır? Az mı.Yeni Türkiye için yeni bir mektep binası ister. bir yapışma. Bu benzeyişe isterseniz hars diyebilirsi- . Azlık mı? Yine müsavi şartlar içinde bu müsayit bir vaziyet değildir. Bu demir yolu örgüsünü sırf iktisadî bir eser zannedenler aldanıyorlar. Konforu. Fakat aralarında kâfi.. kaynaşma olamıyan çokluk neye yarar? Bir cemiyet olmak için lüzumu kadar benzeme lâzımdir. bir menşei vardır. Her demir parçasını "arzu talep. Içtimayatçi Durkheim'a nazaran içtimaî hâdiselerin bir temeli. nüfusun çoğalmasına ayit her işi yalnız sıhhî bir alâka ile takip ediyoruz. Demir yollan Taşa.Bu yeni kazançlarını muhafaza için yeni bir zarfa muhtaçtır... her lüksü israf olarak kabul ediyoruz!... Onsuz mefkureler cisimlenemez... Fakat maddeyi istihkar etmeyiniz. İçtimaî tmorfoloji cemiyet bünyesinin teşekül tarzını gösterir. müsaadedir. çok mu? Çokluk müsavi şartlar içinde içtimaî tekamül için bir hayır. Ey mefkûreciler. Türk ayilesi yeni kıymetler kazanmıştır. medenî bir hodbinlik zannediyoruz. O içtimaî morfolojidir. ile münasibetli bir madde zannetmek için cemiyetin maneviyat hayatı. Hususiyle öyle bir madde ki ruhun kabı ve kalıplanmışıdır. her konforu da lüks addediyoruz. haktır ve hakkınızdır.. Mefkureyi istediğiniz kadar takdis ediniz. Korkuyorum ki bu kıymet hükümlerimizin altında zuhdî bir hassasiyetin menfi vicdanı gizli kalmış olmasın. Türkiye Başvekilinin demir yolu siyasetini herkes bilir. Nüfusa... cemiyetin maneviyat tekâmülü hakkında fikir sahibi olmamak lâzım gelir.. demire ayit her teşebbüsü maddî biliyoruz.

Böyle bir kitlenin içinde hususi istidatlar çıkar hususî meslekler. uzun mesafeler. uyanık bir hâle gelir. çünkü bu kimseler şimenferlerin sırf iktisadî tesirlerini ölçüyorlar. Fertler bir vücudun parçaları olduklarını duyabilmelidirler. şimendiferler. O halde tek çare. hele zümre ile zümre arasındaki mesafe darahnalıdır. yaşamak idaresini düşünmüyorlar. en büyük tekâmül amili olduğuna kanaat ediyorum. iktisâdı hayattmda ne değişiklik olmuş?! Milletin parsına yazık değiltni?!. Evkaf meselesi Evkaf meselesi hakkında Yunus Nadi Beyin " Cumhuriyet „' te çıkan makalesini okudum. türk istiklâlinde en birinci.. türk inkılâbında. Fakat şimendiferler vasıtasıyla açılan firkirleri. buna hep manidir. Öyle ise şimendiferler cemiyetin hareketleri. Fakat haksızlık ediyorlar. Şimdi bu birlik vücude geldikten sonra cemiyet için uzviyetleşmek.. tayyarelerdir. kuvvetlenir. Cemiyetin bünyesi incelir. " Otuz bukadar senedir. Şu halde yalnız çokluk değil. Bu makale vakıf işleri hakkında millet meclisindeki ilk haleti ruhiyeyl ve bir baş vekilin vakıf meselesini derhal halledivermek için . Bazı kimseler en hasis bir ticaret adamı gibi soruyorlar. ferler ve meslek zümreleri arasındaki mesafeyi azaltmak.— 163 — niz. mükemmelleşmek pek mümkündür. oraya şimendifer işliyor.. büsbütün yeniieşen bir milletin ruhunu. tazelenen emelleri. çokluğu vücude getiren cüzlerin meselâ lisan gibi maneviyat çimentolariyle yapışmaları da lâzımdır. kayalar. Böyle bir netice hasıl olmak için fertle fert arasında. Ben şimendiferlerin türk harsinde. Bunn en makul vasıtaları şüphesiz ki vapurlar.. ihtisas işleri vücut bulur. cemiyetin tekamülü noktasından bakılırsa âdeta manevî neticeler kazandıran vasıtalardır. Halbuki dağlr.

hattatlık. gibi şeyler satılıp vâkıfın meşru maksatlarına muvafık şekilde işletilmeli ve sarfedilmelidir. kütüphaneler. hastahaneler. sebiller. işçilik itibariyle de büyük manası olan eserlerdir. Bizi bu hususta en çok: tenvir edebilecek olan misaller diğer muasır memleketlerdeki vakıfların muasır teşkilâtıdır. Bunlar yalnız maddî kıymeti hayiz olan eserler değil. vakıf teşkilâtını asrîleştirmek için kâfidir. kabristanlar. mektepler. türbe. çeşmeler. ilim.. Son günlerde Türkiye Baş Vekilinin vakıf teşkilâtı için İsviçre'de tetkikler yapılmasını arzu ettiğini gene gazetede okudum. Bu memleketlerde yapılacak olan ilmî tetkikler. millî servetin el'an mühim bir kısmım teşkil ediyor. Vakfa ayit olup ta bu gün için ne maddeten ne de manen kabili istifade olmıyan bina. arsa.. muvakkithaneler. köprüler. zinet eşyasının yerleri belli değildir. Türkiye'de vakıf. olmak arzusunu göstermesi itibariyle son derece şayanı dikkattir. İcareyi vahideli akaretlerin vaziyetleri yeni hukuk telâkkileriyle hemahenk surette ve bir defaya mahsus olmak üzere tespit edilmelidir. alhâk. hanlar. kütüphaneler. Maddeleri itibariyle değilse bile sanatleri itibariyle muhafazalarında millî menfatlar vardır. tezyin sanati. yetimhaneler. tımarhaneler. Bu servetin bir kısmı da vakıf teşkilâtının asrîleşmemesi: yüzünden mahvolmuştur. kabristan arsaları.. imaretler. medreseler. Yalnız İstanbul'da on üç bin vakıf vardır: Camiler. Sıhhat. Bundan üç sene evvel " Akşam „' da neşrettiğim bir makalede bu işin her türlü enfüsî telâkkilerden azade bir surette. hamamlar. kitabeler.— 164 — vaziyeti pek müsayit bulmasına rağmen gene ihtiyata riayetle: meseleyi ilmî surette tetkik etmek ve kâfi derecede mücehhez. Teşkilâtsızlık yüzünden bir müddet: sonra geriye kalanlarında çoğu mahvolacaktır. Böylece kaybolan cami. Bu sırada bizde vakfa ayit bazı müşahede ve mülâhazalarımı burada tespit etmeyi fayideli görüyorum. sırf içtimaî bir nazarla tetkik edilmesi lüzumunda İsrar etmiştim.. veya hayır . çok defa mimarlık.

maarif. Arkadaşımın pek makul görünen bu sözleri üzerinde bir . halef selefini beğenmez. malini vakfetmek istiyen insanların cesaretini kırmamahyız. Türklerin imar ve temdin işlerindeki bir noksanını işaret etti. bu suretle şimdiye kadar bir türlü halli çaresi bulunamıyan eski ve güzel eserlerin muhafazas emri devlet bütçesine yük olmadan temin edilebilmelidir. kütüphaneler. Dedi ki: Bizde bir kusur var. çeşme. kütüphanesini.darülrfününlar. Halef selefi niçin takip etmiyor? Dün münevver bir zatle görüşüyordm.. sebil. Prograrosızhk belediye. Darülfünun talebesinin tahsili için servetini. Vakfiarda her sene bir derece daha artacak olan millî servetin bir kısmı da cami. gibi içtimaî hayatın inkişafına toptan hizmet edebilecek büyük tesisler vücude getirilmelidir. müzeler. iktisat işlerinde bize en çok zarar veren en büyük eksikliktir. gelen gidenin eserini bozar. Halbuki bu hâl diğer memleketlerde yoktur. dayima bir program takip edilir.. gibi türk sanatinin güzel eserlerini mütemadiyen muhafaza ve tamiri için de sarf edilmeli. Bu fikri kazandıktan sonra vakıf teşkilâtına müstayit ve lâyık olduğu içtimaî mahiyeti vermeliyiz. Vakıf teşkilâtı böyle asrî bir hüviyet kazandıktan sonra bir vâkfın hayır için terkettiği servet sahipsizde olsa maksadına hizmet etmek hürriyetini dayima bulacak ve ona şu fert veya bu idare tarafından tecavüz edilmiyecektir. Fakat her şeyden evvel mühim olan şey vakıf denilen tesisatın medenî ve asrî şekli hakkında sarih ve müspet bir fikir elde etmemizdir. Her iş umumî bir mahiyet ve çehre gösterir. Ve Türkiye'de meselâ yetimlerin. iş odaları.- 165 - ımaksatlariyle vücude getirilen ufak vakıfların nemaları ve varidatı cem ve teksif edilerek halk mektebleri.

Olur. Yani bir işi hususî surette bütün tafsilâtiyle bilmelidir. Mühim mesele " tabiîlik „ hassasını temin edecek olan ihtisastır. Meselâ gelen şehiremîninin giden şehiremininin işini beğenmemesinin ve izini takip etmemesinin asıl sebebi budur. Şu halde halefin selefini takip etmemesinin sebebini işlerin bidayette ihtisas eliyle yapılmamış olmasına irca edebiliriz. ferdî istirkaplarm müdahalesi olamaz mı?. Esasen bu tarzda yapılan itirazlar düşünen.. Fakat teknik işlerde bu niyet hiçte kâfi değildir. Denilecek ki: Nefsülemre ve tabiati eşyaya muvaffık bir projenin zamanla tahakkuk ve tekâmül etmemesinde şahsî garezlerin. Fakat ilk şart temin edildikten sonra bunun o kadar tehlikesi kalmaz. böyle bir programın büyük meziyeti daha evvel tespit edilmiş olmaktan ibaret kalacaktır! Bu. O halde selefini takip etmenin ilk şartı mütekaddim teşebbüslerdeki bu tabiîlik ve afakîliktir. Başka memleketlerin işlerinde gördüğümüz istikrar ve tekâmül hep bu tabiîlik hassasının neticesinden başka bir şey değildir. Türkiye'nin teşebbüslerine bu tabiîlik ve hakikilik hassalarını vermek için hüsnü niyetin her işte olduğu gibi bir şart olduğunu biliyorum. Benim kanaatimce halefin selefi tekzip etmemesinin en büyük sebebi halef tarafından vücude getirilen projenin nefsülemre. Hepimiz sırası geldikçe programsızlıktan şikâyet etmiyor miyiz?. .Fakat bu programdan ne anlamak lâzımdır? Program fikri her hangi halef tarafından gelişi güzel tespit edilmiş bir karar mı ifade ediyor? Eğer böyle ise.lâhza duralım. Fakat ihtisas şartı kâfimi?. devlet veya şehir işlerinde dayıma muta ve makbul olmak kuvvetini temin edebilir mi ?. hakikî irfanda tesanüt vardır. İlmin ve sanatin düşmanı olanlar yalnız yarı ilimlilerdir. tenafür ve tenakür yoktur... Türklerden bir çoğunun fikri değilmidir?. tabiati eşvaya mutabık ve muvaffık olmasıdır.. Çünkü bir kere mütehassıs mütehassısı tekzip etmez.

1 — " İhtisas „ mefhumu ne derece geniş bir mefhumdur? Bu mefhum yalnız erkânı harplik. Avrupa'da seyahat etmek. tekemmül etmiş olan müessiselerin en ziyade hali hazırına ve istikballerine ayit olan temayüllerini gösterebilir. Binaenaleyh " Türkiye'de halef selefi takip etmiyor.. kimyakerlik gibi meşhur ihtisasları mı ihtiva ediyor? Belediyecilik. 3 — Avrupa'yı görmek. İngiltere'de.. Şahsî kudretini eserin tekâmülü yolunda da gösterebilir.. Gerçi bunlar tabiatiyle teşekkül. Bence Türkiye'nin bu meseleyi kalletmesi için evvel emirde şu noktaları halletmesi lâzımdır. Fakat imar ve teceddüt siyasetini teşkil edecek olan mücerret fikirler» mülâhaza ve muhakemeler bu görgülerle elde edilemez. 2 — Fransa'da. . müfettişlik. Binaenaleyh iymar ve temdin işlerinde hakikî bir imti-madm.Birde mütehassıs kendi kudretini göstermek için muvaffak olmuş bir eseri yıkmiya muhtaç değildir. Onun için Avrupa Türklerin mütefekkirleri tarafından tetkik ve tefekkür edilmedikçe Türkiye için model vazifesini göreceğini zannetmemelidir. gibi sade hissi selim ve gayretle olabilir zannedilen meşgaleler de ihtisas sahesi midir ?.Almanya'da meselâ şehirlerin. Avrupa'da birkaç gün veya birkaç sene kalmak Avrupa'yı anlamak için kâfi değildir. Hakikî dert işlerde ancak bir mütehassıs elinden çıkan işlerde bulunan devam kabiliyetinin bulunmaması veya az olmasıdır. şifendifercilik.. çünkü gelen gideni beğenmemek zafına müptelâdır. yahut kalem odalarının hüsnü idaresine. iktisadiyatına ayit ne gibi düsturlar vardır ki tabiati eşyaya muvafık olmaları sebebiyle âdeta beynelmilel bir mahiyet almıştır? Gene meselâ insanlar İstanbul gibi büyük bir şehrin imar ve tanziminde ne gibi esaslar keşfedebilmişlerdir ?.„ şeklindeki müşahede ve izah tamamiyle doğru değildir. tabiî bir tekâmülün tecellisini arzu ettiğimiz dakikada ihtisas noktasına dikkat etmek zarurîdir.

türkçenin arapçaya. kaynaşması ve meslek zümrelerine ayrılması nispetinde bizim ... o da türkçenin kendisidir. Çünkü bir dava gibi ikame edildikçe.. 4 — Şu taktirce Avrupa'nın ihtisaslarından istifade etmek için alelade çok adam mı göndermeli. itibariyle midir? Bunu pek tasrih otmiyorlar.... fikir güreşlerini beklemeksizin değişen bir hakikat vardır. Fakat mantık kavgalarını. Gerçi bunun güzel olduğuna kanatim yoktur. Fakat bu muhtaç oluş kelimeler itibariyle midir. „ diyecekler. Sade veya süslü fakat dayima samimî bir türkçe istediğimiz zaman bize türkçenin bu günkü hâlini gösteriyorla ve " Bakınız. acemceden terkipler almak suretiyle zenkinleşmek ihtiyacında olduğunu iddia edenler vardır.— 168 — .. diyorlar. acemceye muhtaç olduğunu söyliyenler vardır. Türkçe türk cemiyetinin hareketi nisbetinde. Türkçenin kuvvetini bilelim Türkçeyi düşünenler arasında türkçenin kendine kâfi gelmediğini.. Fakat ne çare ki şimdi hu moddır!. " Bir emri vakidir!. yoksa mahdut fakat mütefekkir zümreden ve yaratıcı bir kudreti taşıyan mahdut insanlar mı göndermelidir ?. Bu dava kıyamete kadar sürebilir... diyenlere rastgeldim ve kanaatlerine şahit oldum. türkçeyi kullanan ve yaşıyanların birleşmesi. Hiç hayret etmiyorum. ve iki tarafın biri birini anlamak için müşterek bir dili olmadıktan sonra!. Ben eski edebiyat adamları arasında firenkçeden ter" cüme ettikleri metin için: "Terkipleri türkçe kayidesi üzerine yaptım. O halde her şeyden evvel tarihî bir müşahedeye lüzum vardır. yoksa terkipler. şu veya bu terkibi bu türkçe ile nasıl ifade edelim?!.. Bu değişme bir emri vaki midir değil midir ? Evvelâ buna cevap vermek lâzımdır. Her halde bu sınıfın içinde türkçenin arapçadan.

Gök Alp'tan evvel ve sonra bizim fikir âlemimizde ilim namına bu neviden müspet ve kat'i iddialar -dermiyan eden zatlere rasgelinmedi. İlim adamlarının vazifesi onun seyrini sadece tespit etmek. Alim. salim bir tekâmülün vücudunu ispat edecek elimizde akıl tarafından verilmiş başka bir vasıta yoktur. bu suretle tekâmülü kolaylaştırmak için o kaiydelerden istifade etmektir.. Ancak davanın mevzuu bu günkü türkçe olduğundan tetkikatı müşahhas olarak onun üzerinde yapmak lâzım gelecektir. Etmiyorsa muarızlar haklıdır. türkçenin en tabiî mantığını keşfedebiliriz. Türkçeyi ilim gözüyle kovalıyarak yalnız lisanın sadelik hamlelerini değil. O halde alime ve ilme ne lüzum var.. Gene tabiî türkçenin muarızları haksız olarak diyorlar ki " Bu iddialarnizın meydana getirdiği güzel türkçe nerededir? !„ Fakat iki şeyi biri birine karıştırmamak lâzımdır. Fakat mademki her ne olursa olsun tekâmül eden bir türkçe vardır. Fikir adamının davası hiç bir zaman duygu adamının ilhamı yerine geçemez. Darülfünun müderrislerinden Halil Nimetullah Beyin "Müşahedeye doğru» serlevhasiyle " Millî Mecmua „ nüshalarında neşrettiği makaleler bu arzuyu tahakkuk ettirebilecek tabiatte yazılardır. İşte merhum Ziya Gök Alp'in türkçülük esaslarında mevzuubahs ettiği lisanların tekâmülüne ayit umumî zaruret kanunları bu nevidendir.— 169 - arzu ettiğimiz ve " tabiati eşya „ ya uygun dediğimiz seyri takip ediyor mu?. güzelliğin icadı ve . Binaenaleyh tabiî türkçenin aleyhtarları için hasımlariyle mücadeleden evvel kabul edilecek olan nokta ilmin bitaraf noktayı nazarından başka bir şey olamaz. Tabiî. tekâmülün istikametini görebilir bir hale getirmek. Ediyorsa tekâmülün yolu üzerindeyiz. Her şeyde olduğu gibi türkçe bahsind de hisler karıştıkça ve noktayı nazarlar indî kaldıkça bu meselenin fikir sahesinde halline imkân yoktur. Arkadaşım. bir sanatkâr değildir. ve şayet mümkünse bu tekâmülün tabiatinden doğan muayyen kayideleri de tespit etmek.

. Zaten mevcut ve hakikî olan bir hayatın istikbale uzamış kısımlarıdır? Binaenaleyh tahakkuk edebilirler. hayalden kopup uçuşan renkler. Eğer mefkure yanına yaklaşılması mümkün olmıyan bir fikir ise bu imkânsızlık nispetinde o bir mevhume olacak değil midir?. Hayır. Rabelais. Descartes ve Jean-Jactlues Rousseau'nun yaptığı gibi. mantığın. Bu günkü türkçe güzel türkçe inkılâbından evvel doğru.— 170 — tasarrufu sanatkâra ayit olduktan sonra?!. Burada kastedilen mana. mefkureler. şekiller değildir.. telâkkisine tekaddüm eden maddî ve mantıkî neviden ibaret kalan ihtilâlci hareketler vardır. Mefkure ile mevhume Bir arkadaşım ideal yahut mefkure. Montaigne. evvelâ tarlayı temizlemek lâzımdır. olan şeylerdir. Ben de soruyorum ki o halde nasıl oluyorda akıllı bir adam mefkûreci oluyor?!. sanatkârın derunî enesine. Bu düsturlakast edilen fikir. fakat her halde hazırlayıcı rolünü yapabilir deyince inanmamahdır. Her şeyden evvel türkçenini harimine giren: ecnebi elleri. geçi maddî ve haricî. ecnebi zekleri kovmak. sanatkârın cismanî hareketi değildir. samimî ruhuna kavuşmasıdır. vuslatı mümkün olmıyan bir fikirdir. tabiî türkçe inkılâbına muhtaçtır. Bunu sanatkârın ilhamı şeklinde telâkki etmek ilhamı verenle alan hakkında gayet kaba bir hayal sahibi olmaktır. diyor. Müsyait şartlarla tahakkuk edeceklerdir. Fakat sanatte ilmin. Ondan sonra hür sanatkârların. yaratıcı muhayyilesiyle istenmelidir. mevhumeler değildir. „ îtim adamına: şu itibarla lüzum var ki her yeni zevkin ve yeni güzelliğin. Bu münasibetle " Halka doğru gitmek „ düsturunu hatırlatmak isterim. Mefkureler tahakkuk edebilecek. İlim sanat yerine geçmeyi iddia ettiği zaman dalâlettedir. . salim. Mefkureler vehimden.

diyorum. muharebeleri. vadeden insanlara hayretle bakıyorum. cemiyetin mefkuresine yaklaştırmaktır. İlim adamının vazifesi bu iki şeyi ayırmak olduğu gibi. beynelmilel münasibetleri. devlet ve siyaset adamının vazifesi de bu iki şeyi karıştırmamaktır. Hatırımda kalan doğru ise Durkheim içtimaiyat usullerine dayjr yazdığı kitabın bir tarafında şöyle diyordu: Devlet adamının vazifesi cemiyeti bir mevhumeye doğru koşturmak değildir. muhakemesiz surette atıp tutan. ilmin elidir. fikrî seviyesi arasında uzvî münasibetler vardır. bir sene zarfında çocuklarına kazandıracağı irfan hamulesi hesap edilmeden. hesapsız.— 171 Mefkurenin koku hakikatte. Eğer ilmî tetkikler yalan söylemiyorsa bir memleketin nüfusu ve serveti ile coğrafî vaziyeti.. Mefkure ne bu gün için ne yarın için bir yalan değildir. Bunlar ancak eşyanın tabiatine ve müsaadesine göre hüküm ve muhakeme edilebilecek şeylerdir. diyen bir adamın iddiasına şaşmamak kabil değildir. Bunlar arzunun ve iradenin birden bire halledebileceği şeyler değildir. Şu halde mefkure ile mevhumeyi ayırmak lâzım geliyor. servetimizin artması hakkındaki gelişi güzel.. her millet için vasıl olunması mümkün ve ihtiyarî olan mefkûrevî gayeler vardır. İçtimaî ve iktisadî cografiyası tetkik edilmeden.. Bunları iyice görüp te bunlara doğru ilerlemek kadar bir cemiyet hesabına afif ve meşru bir haraket ne olabilir?. çiçekleri ve meyvalam istikbaldedir. Bizzat Amerika'nın kendi kendini geçmek için sarfettiği kudretin zaman ve mekânla mukayyet fizikî ve içtimaî kudretlerden ibaret olduğunu unutmamalıdır. Fakat bu mevhumecilerin iddiası ne olursa olsun her cemiyet. Onun için "Biz on seneye kadar Amerika'yı bile geçeceğiz!. mücadeleleri. Bu adamlar hakikaten sözlerinde ve fikirlerinde samimî insanlar mıdır. nüfusunun tezayüt veya tenakusu sebebleri ya- . Onun için nüfusumuzun. Ancak bu gayeleri bize gösterecek olan bitaraf el.

Şüphesiz.. Her vatandaş içtihat hakkını taşır mı?. müspet. afakî tecrübelerimizin mahsulü olan hakikat .. Gene soruyorum: — Niçin eski ev kadınının hayatı daha ahlâkî ve daha mesut olduğuna kanisiniz?. Cavap veriyor: — Bu benim içtihadımdır. böyle başı boş bir zekâ ile içtihat edilemez mi?! Şu halde içtihat fikrine bir gem vurmak. Bunlar riyazi ve maddî ilimlerin mevzuudur.. çünkü bu benin içtihadımdır!. Ve hiç kimse " Sukut kanununu bu kanununu benim içtihadıma zit. tedavi usulü müspet bir hastalığın tebabetine itiraz edemez. samim îmefkûrecilerinin itikadıne kendisini bağlamahdır. Bunlar maddî. diyemez. Her millet gibi türk cemiyeti de mevhumecilerin iddialarına değil.. Bir kere içtihat mevzuu olmiyan hakikatleri düşünelin. — Çünkü bu benim içtihadımdır. Çünkü burada içtihada mevzu olacak bir keyfiyet yoktur.. Gene hiç kimse arazı müspet. Hülâsa türk cemiyeti her şeyden evvel müspet çalışmak mecburiyetinde olan bir millettir. Hiç kimse "iki kere iki beş eder.kalanmadan cemiyet için bu hedefleri müspete yakın bir surette işaret etmek mümkün değildir. diye tekzip edemez. Fakat maziperestlik. Her şeyde olduğu gibi terakki mezhebinde de samimiyet esas şarttır. iğtişaş lehinde bile. Şimdi düşünüyorum: İçtihad bir hak mıdır?. içtihat fiilini bir dayire içine almak lâzım geliyor. içtihat hakkı Soruyorum: — Niçin garp medeniyeti haricinde bir medeniyetin hakikî bir medeniyet olduğuna kanisiniz?.. irtica.

dine. Fakat iş ruh ve maneviyat sahesine.- 173 - fikirleridir. Burada doğru eğri. tegaddi.. yanlış. İçtihat melekesi müspet muhakemenin halledeceği işlere karışamaz. Çünkü herkes bu bahislerin keyfî ve şahsî bahisler olduğuna kani gibidir. Tekâmülü tekâmül olduğu için kabul eder. İçtihat. eyi kötü. mezhep fikirleri. demokrasi. Neden?. müspet hâdiseler sahesinde itikat unsurunu kaldırdığı gibi içtimaî ilimlerin tarakisi de içtimaî hayat meselelerinde içtihadın müdahalesini kaldırmaktadır. onların doğru. güzel çirkin fikirleri şahsî fikirler. yahut güzel çirkin olduğunu münakaşa etmez. ancak akim müspet bir surette karar vermediği vakitlerde çalışır. Ne göreceğiz? Hürriyet* müsavat. iş bölümü. ahlâka. Netice şudur ki garp medeniyeti hiçbir ilmin ve hiçbir alimin tenkit veya muaheze edemiyeceği bir hakikat olduğundan onun naklinde şahsî fikirler müdahele edemez. Bu dikkati içtimaiyat tetkiklerinin vasıl olduğu mahdut. kadının bir meslek sahibi olması fikirleri içtihat fikirleri.. ihtisas.. Bu gün ilmî bir tahsil görmüş olan cemiyet adamı içtimaî tekâmülün eseri olan bu tecellileri garipsemez. tekâmül gibi doğrudan doğruya tabiî ve afakî fikirlerdir. o da müspet hakikatlere dayanmak şartiyle. Fakat dikkatimizi teksif edelim. ölüm. Türkçenin zenginliği Geçenlerde Maarif Vekâleti Vekili bulunan İsmet Paşa Hazretlerinin kendi riyasetlerinde toplanan İlmî İstılahlar Komisyonunun ilk celsesinde söyledikleri nutkun suretini gazetelerde okuduğum zaman bir sürpriz karşısında bulu- . Tabiat ilimlerinin telâkkisi. sanata. hayat. mütevazı fakat kuvvetli kanaatlere tevcih edelim. lisana karışınca herkes müçtehit kesiliyor. şahsf telâkkiler değil. cemiyete. içtihat mevzuları gibi tecelli ediyor. teneffüs. eyi kötü..

kelimesini okunduğu gibi yazdığım ve "kader w şeklinde yazmadığım için şiddetli bir hücuma uğramıştım. . Kelimeleri. Türkçenin hür ve medenî bir milletin meramını ifade etmek kudretine kani olduğumuz içindir ki Darülfünun arkadaşlarımızdan üç zat ile birlikte türkçe bir felsefe kamusu vücude getirmeğe altı aydan beri çalışmaktayız. sebep şu idi: Bu nutuk alelade bir ütopist. Yavaş yavaş anlıyordum. Siyasî bir velayetin türk lisan ve san'at adamları için açtığı yenilik hayatının kıymetini ancak evvelden beri çalışanlar bilebilir.. nutkun. Onu arayıp meydana çıkarmak lâzımdır. O bir hazînedir. büyük ve temiz inkılâbımıza o kadar çok inanmış ve bu inkılâbın manzaralarını ve renklerini o kadar eyi işlemiş kudretli bir fen ve hayat kahramanı tarafından söyleniyordu. bir mevhumeci tarafından ortıya atılmıyor. gayet şiddetli. Bir gün bir makalemde "kadar. Ben de ismet Paşa Hazretlerinin bir lisancı._ 174 - nan insan gibi şaşalamıştım Fakat benim bu şaşalamam bazı kimselerde olduğu gibi kullanılmamış ve hiç bir yeni yazıda yer tutmamış olan türkçe kelimelerin verdiği sade bir hayretten ibaret değildi. daha doğrusu sevindiren bu tesirin mahiyeti ne olabilir?. menuslukları her ne olursa olsun. yahut bir lisan inkılâpçısı olmadıklarını biliyordum. Türkçenin bir şiir lisanı olarak ne kabiliyette olduğunu selâhiyet sahibi olan san'atkârlara bırakıyorum. Darülmuallimin talebesine de telkin etmiye çalışıyorduk. Bu gün o telâkki devrinden çok uzaktayız.. Ve kendi kanaatimce tarihî bir kıymeti olan nutuklarının bir örnek olarak söylenilmediğini tahmin ediyordum • Onun için bir müddet düşündüm: Beni şaşırtan. gayet feyizli bir aksisedasi olacaktı: Türkçe zengin bir lisandır.. O zaman arap harfleriyle yazılan türkçenin imlâsını da elimizden geldiği kadar sadeleştiriyorduk. Fakat bunları yalnız şahsî kanaatimizin dayiresine hapsetmiyorduk. Bundan yirmi sene evvel bütün yazılarımdan arap ve acem kayidelerine göre yapılan terkipleri atmıştım.

. koullananlarındır. Çiçekler.. ingilizkâri bir köşktü. kışlayı hatırlatan bir şey yok! Çocuklar bahçede imiş. her şey. matruş bir İngiliz. Zavallı dilsizler 336 senesi Londra'da aptal. Nihayet en sevimlilerinden bir kaç kız hocanın teşvikiyle yanıma yaklaşdı.- 175 - Tecrübelerimize göre türk lisanı en felsefî düşünceleri bir avrupa lisanı gibi vuzuh ve kuvvetle ifade edebilir. Hemen hepsinin önünde ufak.. parlak ve neşeli idi. sağır. Ta uzaklarda bir çocuk kümesi taplanmış. pancurlu nefti boyalı!. İki keçeli ufak.. Baş muallim yanlarına götürdü. Nihayet mektebe vardım. daralıyor. çocuklar her şey. Çocuklar yazdılar yazdılar. Burada bize göre mektebi. Elimde Maarif İdaresi tarafından verilmiş bir cetvel var. Şimdiye kadar bu asaletli lisan felsefeleşmemişse kabahat •onun değil. Gayet açık bir telâffuzla ve . Bu cetvelde ziyaret etmek üzere olduğum mektebin ismi hizasında " Deaf Sehool „ diye bir işaret gördüm. çalılıklar ve çiçekler içinde nefti yeşil boyalı. o zaman ingilizce pek az bildiğim için manasını anlayamadım. Kör. Zayıf.. Yaklaştık.. kör çocuklara mahsus •olan iptidaî mekteplerini ziyaret ediyorum. açık. Sokaklar inadına zikzak! Yanıltıcı ve gözleri eğlendirici bir perişanlıkla sağa sola dönüyor. boyalı. hocaları aynı biçimde bir adam.. böcekler. raksettiler. bütün canlı mahlûklar. ağaçlar. genişliyordu.. hemen hepsinin kapıları. şirin bir park. besbelli ders yapıyorlar . Ağaçlar. kuşlar.. uzun boylu. hesap yaptılar. biri de tarihî bir manzume okudu. köşk tarzında evler. şık. dilsiz. yeşil.. mekteplerin isimleri ve adresleri yazılı. diye kelimeyi hayalimde tefsir edip duruyordum.. Mektebin bulunduğu mahalle merkezi Londura'nımn kara. sisli manzarasına zıt. vahşî bir bahçe var. Bahçe dedikleri yer.

lakırdı işitmiye değilse bile.. muallimin bir nokta hakkında nazarı dikkatini celbetmek istedim: — Affedersiniz efendim. Çok şey.. Bu derecesi inanılır şey değildi!. dedim. diye konuşturulmıyan dilsizleri düşündürerek beni mahzun ediyordu. Ragip Paşa Kütüphanesinin önünden geçerken gözüme ilişti: Dilsiz Mektebi.. Demek bir dilsiz mektebi varmış!. Daiyma "Padişahım çok yaşa. Bu açık hava mektebini terk ettikten sonra yolda baş. Nihayet İstanbul'a geldim.. çocukların ekserisi ingilizceyi pek güzel telâffuz ediyorlar! Fakat boğuk bir sesle!. ve lakırdı anlamiya mukatedrir oluyorlardı. Londra'da nekadar "deaf school. Hem de en basit pedagoji kayidiyle: Ağız hareketlerine.— 176 — benim anhyabileceğim derecede sade bir ifade ile nereden» geldiğimi. varsa hepsini ziyaret ettim. İstanbul'u Türkleri sordular. Dilsiz dediğimiz "sağır dilliler» " işiten dilliler „ gibi konuşmıya. Hatta çocukken resimli gazetelerde resimlerini bile görürdük. dillilerin "dilsizlik hakkındaki fikri.. Dilsizler konuşmayı öğrendikten sonra böyle kısık sesli adamlar gibi konuşurlar! Dilsizlerin dillilerden farkı budur. malumatı„ idi!. Hakikat.. nereye gideceğimi. Pek az bildiğim ingilizce ile yalan yanlış bunlara cevap vermeğe çabaladım. — A Efendi. Bir gün Aksaray'dan aşağı doğru iniyordum. Evet vardı. Bu neden ?!. eksik olan biçare dilsizlerin dili değil. Burası eski hatıraları uyandıran ağır başlı .. Bu basit görgüler hem hoşuma gidiyor hem de şarkta dili yoktur. Gittim.... Ben de tabiatiyle bir kere bu mektebi ziyaret etmek merakı uyandı. işaret eden vaziyette çıkarırlardı!!. "lakırdı görmiye. seda mahreçlerine dikkat ettirerek. dikkat ettim... Usulü tedrislerini tetkik ettim. bilmiyor musunuz?! Burası bir "deaf schoolw dur! Burada gördüğünüz bütün çocuklar anadan doğma sağırdırlar.... Beni büsbütün bir merak aldı. Hatta hocaları bile lakırdı işitmez!.

. vukufsuzluğun dilsiz çocukları gömdüğü bir mezardı!. Mektebin yegâne sekenesi olan bu beş çocuk halâ ellerini. Hele bir muallim olduğuma sıkıldım. Bu odada üç beş çocukla köşede ufak ve eski bir yazıhanenin başında oturmuş. her şeyi bıraktım.. orta yaşlı. Yarabbi! Otuz senedenberi belki hiç değişmemişti. çok şükür yarabbi!.- 177 - tarihî bir yerdir. Mermer bir merdivenden yukarı çıkılıyor. Fakat bunu kim ayıphyabilirdi?! Bakınız müdürün anlattığı vak'alar ne kadar canlı. Burası ihmal ve teseyyübün. Hamdolsun.. zavallı bir yetim! Bir ablası var. ne kadar acıklı şeylerdi: — Ah Efendi oğlum! Soruyorsunuz ki dilsizler de tahsile heves var mıdır? Neden olmasın?! Ba*k şu çocuğa! İşte o. Yerinden kımıldamıyan adam gene mukabele etmedi. Meğer bu memlekette dilsiz mektebini görmek istiyen insanlar da varmış!.. gençlik ve insanlık namına ezildim. Yanındaki sandalyeye oturdum ve dedim ki: — Dilsiz Mektebini ziyaret için geliyorum. ziyarete hayret eden adam hali vardı!. diye haykırdı ve titriyen sesiyle şu sözleride ilâve etti: — Yarabbi! bu ne hikmet ?! Otuz senedir burasını bekliyorum. Adamcağız selâma mukabele etmediği gibi yerinden de kımıldamadı! Onda vakitsiz bir misafiri istiskalden ziyade. O da onun gibi fakir ! Her gün elin12 . kır sakallı bir zat vardı. her gün buraya Eyip Sultan'dan gelir! Fakir. Dinledikçe ezildim. Büyük ve loşca bir odaya giriliyor.. Selâm vererek yanına yaklaştım. Bir kaç saniye geçtikten sonra başını pencereden tarafa çevirerek. — Of!. Bu otuz senelik dilsizler babasını dinlemiye koyuldum. Artık mektebi tedrisatı. cehlin. gözlerini ve kaşlarını kımıldatıp duruyorlar!. Havlıya girer girmez sağa dönülüyor. Derdii adamın hali bana çok dokundu. müsaade ederseniz bir fikir alacağım?..

Teessrden yaşarmış gözleriyle dilsizin ablasını aramağa başladı. Ben "Dilsizler! Dilsizler!. derken düşündüğü "dilsizler» de onlardır! Şehremini'nin insanlık kafilesine seçtiği dilliler hep birden işte bizleriz!. Sersem ve perişan bir halde kütüphaneden çıktım. uzaklaştım.. kalktım. diye dilsizleri insanlık haricine çıkarken tasnifle yine dilsizleri tahsilden mahrum bırakan kalp mantığın düşmanıyım. O işte budur. şu karşıki viranenin otları üzerinde oturur. Yine Şehremini'nin "dilsizleri mi?! Elimden gelse dillileri okuturum!.. Şu dakikada ben dilsizleri yazarken elim titriyor! Bir gün dilsizlerden biri çıkıp ta bizi süründüren dillilerden bir intikam alalım. Sanki bunlar benim cinayetimin kurbanı olmuş biçarelerdi!. Kederli adam başını pencereden tarafa çevirdi. Akşamlara kadar... diye rasgele yakama sarılırlar diye korkuyorum! İşte Şehremini'nin "var mı?M dediği dilsiz mektebi vardır.. ne de Şehremanetine!. O teessürü veriyorlardı. Bak şimdi oradadır!.. İşte dillilerde bu kafa varken buna dilsiz ne yapsın? . Ettimse de görmemezliğe geldim.. ta evinden buraya kadar getirir. Artık dayanamadım. sonra gider.. O tarihten beri dilsizlere çok tesadüf etmedim. Hiç kimseye düşmanlığım yoktur. ne Şehremini'ne.- 178 - den tutar.

Çocuk .

.

Hayat. Cenabı Hak bu ayilenin çucuk nüfusunu yakında dokuza da baliğ edecektir diyorlar. "Akşamnt' nevvelki günkü nüshasında " üç sende yedi çocuk validesi „ diye bir fikra vardı: Bu fıkra bu gün ber hayat kalan evlât anası bir valideden bahsediyor.. Milli Harekâtın henüz başlangıcında bulu nuyoruz.. dedi. Bundan üç ay evvel gene bu kadına rasgeldim. ahllah Mustafa Kemalin ordularını muvaffak etsin. Kadın bu sözlerimi çok hissetti.. Baba her akşam için beş okka ekmek parası olan seksen üç kuruş otuz parayı kazanmak için ayrıca rençperlik ediyor. Manzara çok samimî ve çok acıklı idi. Aynı istidayı Darülfünun müderrislerinden maruf bir zat Muaveneti İçtimaiye ... büyük adamın iradesi. bu çocukların babası fakır bir muhacirdir. çocuklarının nafakasını soruyordu. Bir gün bu valideye yanında dört beş çocuğu okluğu halde rasgeldim. Gözleri gözlerimin içinde. bu sekiz çocuk annesinin arzusunu yerine getirdi.. Allah onun düşmanlarını kahretsin. Bu istidayı Heyeti İlmiye içtimaına giderken Ankara'ya götürdüm. hükümet ve memleket bunlara şefkatini göstermek mecburiyetindedir „ diyor.— 181 - Çocukları yaşatalım. bütün bu yavrular onun emeline feda olsun. muhtacı muavenettir. Bu ayileye ayit gayet hazin bir vakayı burada hikâye edebilir miyim? Senelerce evvel. dedim. Hemen kendi ağzından bir istida yazdım. Gayrı ihtiyari: — Hanım? İnşallah Mustafa Kemal Paşa İstanbul'a gelir de senin çocuklarına nafaka bağlar.. İstanbul'da bir ayile tanırım ki sekiz çocuk sahibidir. Baba beş yüz kuruştan fazla maaşı olmıyan fakır bir müezzindir. mukadderat. Byeim. ne derseniz diyiniz.... Ve onlara benim zihnimdekinden fazla ehemmiyet verdi: — Ah. Valide gene hiç varidatsız ve servetsiz zavallı bir kadındır.

. fakat tabiyetiyle doğan çocukları yaşatmakla artabilir. fıkrasını Akşam'a yazdığımve Allah'tan bu çocukları ısıtmak için kömür ve çıplak vücutelrini sarmak için kundak istediğim zaman zegnin. merhametini celbetmek için teşvike. Yine bu bahsin şayanı dikkat keşiflerinden biri de şudur: Nüfusun eksilmesi aleltlâk tevellüdatın azalmasından değil. kadın. Milletteki sefalet fertlerdeki hissizliğin bir neticesi olduğunu söylemek istemiyorum. "Bir batında üç çocuk!. Biz bunu haber alıp imdada gidinciye kadar çocukların üçü de ölmüştü !. neticelerini ilâna ve ispata da muhtaç değiliz. Valide için çocuklar için yer. Bu gün tenakusu nüfus ve tezyidi nüfus bahsinde ortiya konulan en basit hakikat şudur: Bir memleketin nüfusu doğurmıyan. Bu seri hassasiyet çocukların müdafaası. Çocuk müdafaası ve çocuk himayesinin nüfus ve iktisat noktasından kayidelerini. erkek bir çok Akşam karileri matbaaya hücum etmişler.. yurt yoktu.. Tahta parçaları yakarak çocukları isıtmıya çalışıyorlardı. Harap bir evin çerçevesi» ve camsız odasına sığınmışlardı. Binaealeyh fakir çocuklar hakkında türk milletinin hissini.. ve doğurmak istemiyen kadınlarını zorlamakla değil. çouk vefeyatimn artmasından ileri geliyor. çocukların himayesi için milletimizin ruhunda ne sağlam bir merhamet kumaşı olduğunu ispat eder. Bu şevk zaten mevcut ve bu heyecan kâfidir bile. üçüzlere hediye göndermişlerdi.- 182 - Vekâletinde bulunan doktor Tevfik Rüştü Beye verdi ve tavsiyede bulundu Bu istidanın neticesi ne olduğunu henüz öğrenmedim. fakir... Bütün bunları sayıp döküp ferden ferda merhametsizliğimizi iddia edecek diğilim.. Daha bir vaka ki hatırası hayatımın en müellim dakikalariyie karışmıştır: Bundan dört sene evvelgünün birin de Çamlica'da bir kadın üç çocuk birden doğurdu. O halde bütün çocuk siyaseti yeni doğanları ve doğmuşları öldürmemek esbabını . tehyice de hacet yoktur.

fakat buraya gitmek için ne araba yolu ne de piyade yolu yoktur. ve insanların ayaklarını inciten bir belediyeniz faaliyette oldukça!. Ben bir şehirliyim. millî bir tesanüt halinde tecelli etmelidir. hamiyetli. servetinin menbaı olan arabaların tekerleklerini kırdıran. vatanî vazifelerimi günü gününe yapmam bu işde neye yarar?! Varidatın. en büyük zararını gören ve çeken şehirlerdir. ister Himayeyi Etfalin tevessuu şeklinde olsun.. doğurmakta manevî bir zevk bulmıyan.- 183 — aramaktadır.. Büyük bir kumandan yaratıcı dehasiyle milletin iradesini gene milletin halâsı için istimal ettiği gibi. İş daha başka türlüdür. Halbuki köyde?. Bu insan geçmiyen kaldırımları benim ve birkaç mahlelinin eline kürek alarak yapması mümkün müdür ? Bu koca yolu belediye yapmazsa ben nasıl yapabilirim?! Hatta vergimi muntazaman vermem. Bu teşkilât ister Hilâliahmerin bir şubesi gibi vücude getirilsin. o biçarelerdir. Buna muktedir misiniz? Değilseniz doğurmıyan. Acaba çocukları ölümden. mikropsuz sütten ve fakir olan anaları babaları mahalle ve köy tsanüdünden en çok mahrum olanlar onlar. istatistikle zorlamakta bir fayide yoktur. bu çocuk muhabbetini yapmak. çocuk muhabbetlisi olmamıza rağmen biz Türkler. fikirle mantıkla.. çccukları yaşatacak. ve bu çocuk nüfu-< sunu himaye etmek için ihtiyaç "içtimaî bir teşkilât. farzediyorum ki İstanbul'un en güzel bir mevkiinde oturuyorum. Demek ki bu çocuk asrında bu çocuk mezhebini gütmek. ölmekten ve öldürülmekten niçin kurtaramıyoruz?! Bence bunun sebebi gayet basittir: Ferden ferda merhametli... eğer farziyemde yamlmayorsam. Çünkü çocukları temiz havadan. çocuktan hoşlanmıyan anaları akılla. eyi sudan. dayima "içtimaî bir teşkilât.a' dır. fakir çocuk analarını doyuracak. aynı milletin iradesini müstakbel vatandaşları olan . tabiî bereketi tenasülleri teşvik edecek içtimaî bir teşkilâta henüz malik değiliz! Bu teşilatsızhğın. mahiyetinde.

halbuki bunlar esasen yüksek tahsil görecek derecede zengin değildirler: Konfora alıştırıyorsunuz. yn* fikirlerle darül ey tamları tenkit ederek diyorlar ki: "Çocuklar bu tedrisatınızla fikir mesleklerine sevkediyorsunuz.. servetin imkânlarından istifade ettiriyorsunuz. hayatın bütün mahrumiyetlerine alışsınlar ve illâ bu kadar temizliğe ve güzelliğe alıştıktan sonra betbaht olurlar!. mazisini. işte darüleytamlar için gayet kuvvetli. O de- . Halbuki esasen fıkara çocuklarıdırlar! Hülâsa siz darüleytam mürebbileri. Yetimde bir insandır L Darüleytamların mukadderatını düşünen insanların bir kısmı şöyle diyor: " Bu çocuklar mademki yetimdir.. içtimaî sınıfını nazarı itibare almıyorsunuz! Çocukları bozuyorsunuz!. Mademki yetimdirler.. „ Darüleytamlara yetim olarak gelenleri gene yetim olarak çıkarmak. Bu tarzı telâkkiyi kısa bir sözle ifade edebiliriz: " Yetimi yetim bırakınız!. çocukları müstakbel hayatlarının sefalet ve zaruretiyle mütenasip bir surette yetiştirmiyorsunuz! Onların ayilesini. anaları babaları yoktur. ve gayet müessir olan telâkki.. konforu bilmesinler.. Çünkü bu gün yetimleri ve muhtaç çocukları ile Türkiye baştan başa bir darüleytamdtr.. halbuki bu zavallıların ayilelerinde yatacak yer yoktur! Paranın. fazla okuyacaklarına iş öğretsinler. Bu mübalağada çocuk vaziyetinin vehametini gösteren bir kasıt vardır. On seneden beri memleketimizde darüleytam teşkilâtı etrafında yapılan bütün itirazların ve yapılan bütün hücumların belli başlı fikri ve felsefesi işte bu garip mülâhazadır. meşakkate katlansınlar....- 184 — mini minilerin canım kurtarmak için de işletmek mümkündür ve lâzımdır. Bir zatin dediği gibi: Türkiye'de darüleytamlar tesisi tnevzuubahs değildir.

Teessüf ederim ki bu haleti zihniyenin menşei ne içtimaî bir endişe. düsturu bir terbiye düsturu değil. her yetimin kat kat çamaşırı.» diyorlardı!.. ne de ilmî bir mülâhazadır. "Yetimleri yetim bırakmak!. Bu yalnız cahillerde değil. Ve evlerinde görmedikleri şeylere alıştırmak muzurdur dediler!.. bu sırf inhisarcı bir kafanın mahsulüdür. Ben darüleytamların teşkilştını bu tarzda tenkit ve tezyif edenlere çok rasgeldim. "Niçin bulgur çorbasiyle beslemiyorsun?!. rençber yapacak yerde muallim ve lise talebesi yapıyor? Bu sefahat..— 185 — recede ki günün birinde İstanbul şehri düşman kuvvetleri tarafından işgal edildiği ve yetim yuvalan basılarak üç bin yetim sokağa döküldüğü gün hepsini saraylara yerleştirmek suretiyle hayatlarını kurtaran adamı düşürmek için de aynı mantğı. kibar ve avam. İşe . tarihî bir hurafedir. Çünkü bu düsturun menşei ahlâkî bir mülâhaza değil. fakat fena roürebbi.. "yetim de bir insandır ve her insan gibi cemiyetin bütün nimetlerinden hissedar olmak hakkini taşır„.. çok iyi bir müdiri umumî. şehirli ve .. Hülâsa yetimler bahsindeki bu zihniyet umumî ve saridir. Yetimlerin iyaşe ve ibatesine aiyt her ne teceddüt yaptımsa kabul etmediler. tertemiz karyolası var! Yetimlere bulgur çorbası yerine 5 et ve tatlı yediriyor. Çünkü yetimlerin erkeklerini " Bey „ kızlarını " Hanım „ yapıyor. artık yıkılması lâzım gelen bir hurafedir. dediler ki: — Bu adam çok çalışkan. ve bu israf yetim lerin atisi için büyük bir tehlikedir. İnsanları zengin ve fakir. Düşünelim ki. bir dereceye kadar münevverlerde de vardır. aynı silâhı kullandılar. Bu satırları yazmadan üç saat evvel görüştüğüm kıymetli bir maarif adamımız ise Balıkesir'deki darüleytamin müdürü bulunduğu zamana ayit hatıralarından bahsederken diyordıki: — Bana en çok yetimlere et ve tatlı yedirdiğim için hücum ettiler! Hücum edenler arasında maatteessüf münevverler de vardı.

ve madem ki her fert kendi kuvvet ve kabiliyetini inkişaf ettirmek hususunda serbestir. Yetim de bir insandır ve bütün insanlar gibi. içmek. . o halde yemek. Her Türk müstayit olduğu ve arzu ettiği mesleği intihapta serbes olmalıdır. Eğer bu müsavatçılık bilfiil tahakkuk etmezse demokrasi yalan olur!. fikir ve iş mesleklerinden birini intihap etmek hususunda yetimde niçin hürriyet ve hak tasavvur etmiyorsununz?! için bir yetimden bir çiftçi. serveti. Her halde yetimi bütün diğer insanlardan ayırmak yanlıştır. ne ebeveyni ne de hükümet olmalıdır. Sonra mademki Türkler hukukan müsavidirler. anası. Bunun için ferdin kuvvet ve kabiliyetlerini inkişaf ettirecek müessiseleri bir hükümet adamı sıfatiyle hazırlamak mecouriyetindesiniz. Mademki bir demokraside insanla insanın kıymet ve şeref itibariyle hiç bir farkı yoktur. giyinmek. terakki. kıymetli ve şerefli bir insandır. gibi farklarla ayırmak musavatçı bir millette nasıl mevzuubahs olabilir?. beyaz ve siyah. Bu kadar da değil... bir avukat ve bir kimyaker olabileceğini kabul etmiyorsunuz? Yoksa yetimlerde yetimlikle beraber uzvî bir noksan olduğunu mu tasavvur ediyorsunuz?!. Müsavatçılık demokrasinin temelidir. yazmak. bir demirci olacağını tasavvur ediyorsunuz da bir kumandan. Bütün insanlar gibi yetimlere de inkişaf. tekâmül kapılarını açalım ve bırakalım girsinler. babası.. evi malikânesi olmamak insanlar için kabahat olsa bile. Herkese her çocuk veya gence mesleğini kabul ettirecek olan kuvvet.. fertlerin o müessiselerden istifadesi imkânını da temin edeceksiniz. yetimin değildir! O halde kendi çocuklarımız için reva görmediğimiz bir hayat tarzını diğerlerinin yetim kalan yavruları için hiç reva görmiyelim.- 186 - köylü. kendi kuvvet ve kabiliyetlerinin tabiyetine ve istikametine göre serbesce intihap edebilmelidir. Fert bu mesleği kendi kendine. okumak. o halde anası babası olan türk ile olmıyan türk arasında hiç bir imtiyaz farkı olmamak lâzım gelir.

vasisi mevkiinde bulunuyor. — Evet efendiler.. Biz "yetim.. Tarihte tahsil bir inhisardı. yetim kuru tahta üzerinde yatmıya alışmasın mı?. Çünkü kaldırmak istediğimiz şey "inhisarcılık»'tır. ve kuru tahtalar üzerinde yatmak için. "bütün yetimleri fikir adamı yapalım demek te aynı derecede yanlıştır. bulgurla tagaddi etmek. Bunun farkı olsa olsa hususî ve ayilevî bir terbiye ile umumî ve resmî bir terbiye farkı olabilir ki cemiyetler içersinde ikincisi en tehlikesiz olanıdır. Bunun aksi ne haktır ne de adalet.. fakat yetim olmtyan her çocuk gibi! Çünkü icabında meşakkati çekmek. yani kendi çocuklarından esirgeyemez?. Hususiyle devlet burada yetimlerin doğrudan doğruya babası. diye bir sınıf bilmiyoruz ve kabul etmiyoruz ve yetimlerle yetim olmayanlar arasında da hiç bir fark gözetmiyoruz.. Gene soruyorlar ki: — Fakat yetim hiç meşakkata alışmasın mı. Zengin.. alışsın. neden et ve tatlı yemesin. yalnız istidatlarıdır.. münevverlerin çocukları için tavsiye ve tedarik ettiği maarif nimetini yetimlerden. Olacakları şeyi tayin edecek olan hâkim. meslek intihabı ayile ve . şehirli. Yoksa biz değiliz! Biz sadece istidat dediğimiz bu tabiî sermayeyi azamî derecede neşvünüma ettirmiye memuruz. Şu takdirde yetimlerin mektebi alelade mekteplerden hiç farklı olamaz. Bu mülâhazaya binaen " yetimi yetim bırakmak „ düsturu yerine "yetimi yetim bırakmamak „ düsturunu koymak lâzım gelir. neden temiz karyolada yatmayı öğren" meşin ve neden içtimaî meslekler arasın en müstayit olduğuna hazırlanmasın? Buna da siz cevap veriniz!.. Fakat her insan gibi aynı yetim neden rahata da alışmasın.. Onun için bütün yetimleri terbiye edelim ve hangisi neye müstayitse onu olsun. "Bütün yetimleri hep işçi yapalım! „ demek nekadar yanlışsa.— 187 — — Bütün yetimler yalnız fikir mesleklerine mi hazırlansınlar?! Bu suali sormayınız.

Hürriyet ve müsavat temelleri üzerine yeni devletin binasını kuran türk milleti için. belediye bırakmıyor!. softanın elinden aldığımız taassubu ukalâların idaresine birakmiyalım. Kundura boyacılığı eden dokuz yaşında sarışın gözleri parhyan bir çocuğa iskarpinlerimi boyatıyorum.. bu inhisarcılıktan yalnız yetimler değil. .- 188 — -verasetle mukayetti. hangi mektebe gittiklerini. Yetimler ise bu kayideden hiç müstesna olamazlar. mukadderatı üzerinde zarurî olarak tekrar düşünmiye başladım. olup olmadığını. bütün hayat mutazarrır olur. Çocuğun babası. daha doğrusu niçin gitmediklerini sormıya lüzum yoktu. Pek te fazla düşümiyerek sordum: — Nasıl günde elli kuruş kazanabiliyormusunuz? Çocuk acıklı bir tavırla başını soluna çevirdi: — Ne gezer! yirmi kuruş kazanırsak iyi! Sabahtanberi beş kuruş aldım!. Meydana bakarak açık hava kahvelerinden birinde oturtum. bundan. Yeni cemiyetlerde ne bu inhisar nede bu kayıt yoktur. Yalnız bu ufak temastan sonra köyde şehirde. Çünkü alınacak cevabın ne olduğunu bu gibi çocuklara sora sora artık öğrenmiş bulunuyordum. Herkes bir ve herkes meslek intihabında serbestir. Sokaktaki Çocuklar! Dün öğle zamanı Edirne Kapısı'ndanberi yaptığım bir gezinti neticesinde çok yorgun bir halde Fatih meydanına varmıştım. Tekrar sordum: — Şehzade taraflarına gitmiyormusunuz ? — Hayır. irili ufaklı çok tesadüf edilen bu fakir sınıfın hayatı. anasız. nerede oturduklarını. anası kardeşleri. babasız. Çünkü vasileri develet yani bütün milletin iradesidir. Dedi. Dikkat edelim.

Fikirler hep bir çeşit değildir. irademizle ve faaliyetimizledir. haline getirmektir.. Fakat bakalım bu fikir de doğru mu?.. Daha ziyade zihnimizin yüzündedir. Denilemez ki bu sefaletin menşei kalpsizliktir! Hayır. o cansız. mutlaka. yaşman fikirlerdir. fıkara yavrularını elinden tutmaktan daha mukaddes ne iş olabilir? Türk milletinin insanî duygularından. Gerçi bizde çocukları himaye fikri vardır. fakat bu henüz tamamiyle kuvvet fikir hâline gelmiş değildir. ölü fikirdir. sadece bir zekâ ve mantıktır. Halbuki canlı fikirler duyulan. Çocuk kendi kendini yetişdiremez. icraata sevketmez.. Bunlar yalnız öğrenilen fikirlerdir. Bir milletin çocukları için cemiyetsiz kalmak felâketlerin belki en büyüğüdür. Yeni Türkiye senenin bir gününü çocukların yardımına vermiştir. Hatta meşhur Fransız feylesofu Alferd Fouillâe fikirleri ikiye ayırarak " kuvvet fikirler „ ve "gölge fikirler» demişti.. Fakat ruhdaki işleri bir değildir: Gölge fikirlerin hayatta canlı bir rolü yoktur. yüksek. Çocuk ehli bir fidandır. Himayeyi Etfal cemiyeti ise millî bir müessise olarak mevcuttur. Bu husustaki tavsiyelerim şunlardır. Şu halde " bizde çocuk duygusu var ise de çocuk teşkilâtı için fikir yok!. Fikirden fikire fark vardır. 1 — Herşeyden evvel ufak çocukların zekâsı ve kabiliyeti . Onun için fakir çocuklara yapacağımız en büyük hizmet onların ihtiyacını bir "kuvvet fikir. Bir fikir ki insanı teşebbüse. mutlaka adam denilen bahçıvanın ihtimamına muhtaçtır.- 189 - şehit çocuklarını. zengin insanlık fikirlerinden kim şüphe edebilir?.. Türkiye matbuatında çocuk himayesini mevzuubahs eden sayifeler az değildir. Daha bir çok ispatlar ve işaretler var ki Türkiye'de çocuk himayesi fikri mevcut olduğunu gösteriyor: Ancak bir nokta var. Bunların işi hafıza ve muhakememizle değil. bu sefaletin menşei sedece teşkilatsızlıktır. demek lâzım gelecek. Gerçi her iki nevi fikir bir ismi taşıyor..

kabiliyetleri olan mini mini mahlûklardır. Binaenaleyh cemiyet için pek iayideli olan bir takım işleri bu çocukların kuvvetlerinden istifade ederek yaptırmak pek mümkündür. Bu gün sokaklarda sürünmekten kurtulan bu çocuklar . Bu gibi müessiseleri iyiden iyiye tetkik etmeliyiz. 2 — Yedi sekiz yaşında bir çocuk sade tahsil için bir talebe değil.. 6 — Çocukları himaye tesisatımızı Hilâliahmer ve tayyare teşkilâtı gibi memlekete yaymakta mutlaka hayır vardır. marangozluk.. kendilerine göre hayatları. medreselerden neden istifade etmiyelim? 5 — Diğer bir imkân olmak üzere bu nevi faaliyetleri meselâ yemeni. dokumacılık. her şey öğretirler. 3 — Çocukları himaye için büyük mikyasta teşebbüslerde bulunamamızm bir mühim sebebi de Avrupa'da ve Amerika'da bu gibi işler hakkındaki teşkilâtı bilmememizdir... gibi orjinal türk motiflerini taşıyan el işlerine sevketmek mümkündür ki bu suretle işlerin ecnebi memleketlerine ihraç kabiliyetini arttırmış oluruz. oymacılık. istihsal ve iktisat kuvveti hiçte yabana atılmıyacak olan bir amildir. Çocuklar insanların ufalmışn numuneleri değildir. Onlar nevinde münferit. Bu tetkik o derece müşahhas olmak gerektir ki müessiseleri görmiyen türk müteşebbisleri tarafından da yapılması mümkün olsun. Maksat zengin bir memlekette muhteşem dershaneler veya iş odaları vücude getirmek değil. 4 — Bütün bu teşebbüsler için memleketin bu günkü vastalarından istifade etmelidir.— 190 — hakkındaki fikrimizi tashih etmeliyiz. Sonra kendilerine mahsus dükkânlarda satarlar. yüz binlerce türk çocuğunu bu günkü sefaletlerinden kurtarmaktır O halhe zaten mevcut ve metruk olan mescitlerden. Buralarda çocuklara sepet. terzilik. Avrupa'da bilhassa şimal memleketlarinde meşhur İsviçreli terbiyeci Pestalozi' nin tasavvur ettiği gibi işle tahsili birleştiren mektepler vücude getirmişlerdir.. mozayık. ufak hah.

Çocuk maarifine olan ihtiyaç " Çocuk maarifi „ tabiri evvelâ kulağa ve zihne garip geliyor. Hele hayatla. Çocuk hayalini kımıldatan her yazıyi okumak okutmak ve dinlemek ister. Fakat yirminci asırda yaşıyan bir milletin çocukları ruhunun bütün yiyeceğini millî de olsa bu harekeli masallardan alamazdı. sırrıdır. meraklı bir okuyucudur.. Çocuklar zannedildiğinden fazla okuyucu ve iyi yazıları seçici insanlardır. Nihayet günün birinde (Çocuklara mahsus gazete) imdadımıza yetişti.. Çocukluk devri kızgın bir muhayyile devridir... O iptidaî mecmua karikatürleri. aradığı şey hep eşyanın içi. Çocukların en koyu metafizikciler gibi en mutlak sualleri sormak ve cevap istemek tabiatinde olduklauni da unutmayalım.— 191 arasından yarın bir dâhinin zuhur ettniyeceğini kim iddia edebilir? Yahut bunun aksini ispat edebilecek ilmî bir Icuvvet var mıdır?. hareketle münasebeti olan her mevzu onun dikkatini uyandın. Hulâsa çocuk. Gerçi bunların arasında halk menbah. Muhayyilemizin ateşini söndürmek için çok kere harekeli masallara bile muhtaç oluyorduk!. Bu vazifede . Bunu böyle kabul «ttikten sonra inkılabımız için acaba büyük bir vazife meydana çıkmaz mı ? Bu büyük "küçükler kitlesini» en eyi. Bizim çocukluğumuz lıiç te talihli bir devir değildi. sergüzeştleri ve renkli kâgıtlariyle bizi âdeta teshir ediyordu. en güzel vasıtalarla okutmak lazım değiimidir ?. Bu gün bile o mecmuanın bazı resimlerini hatırhyabilıyorum. millî ruhlu eserler de vsrdı.. Çocukluk devri faaliyet •devridir. fakat bahse yaklaştıkça munis bulacaksınız. Çocuk ezeldenberi oyuncaklarını kırar.

ev vesaitinakliye. hayvanları konuştururlar. o tilki ve karga manzumesini hatırlayınız. Bazı ukalalarda " Kıssadan hisse almalı „ fikrini takip ederler.— 192 — muvaffak olmak için her şeyden evvel çocuk ruhunun ihtiyaçlarının göz önünde bulundurmalıyız. Bunları bilmekte mutlaka zarar vardır denilemezFakat lazımdır ki çocuk yalınız doğruluğu ve iyiliği sevsin. Fakat çocukların bu muhyilelerini deli saçmalarile çıldirtup yakmaktada ne çocuk ne de cemiyet için bir fayda yoktur. Kabul edelim ki " hakikat en büyük mürebbidir. Ben bu bahtsta dayıma Jan Jak Rosunun. „ Çocukları doğrudan doğruya yahutta dolayisiyle hakikatla temasta bulunduralım. Evet. Çocuklara masal söylemek. bir hadise ve bir imkândır. asıl ahlak budur. Bunun için vasıta yalnız yilan ve fil hikâyeleri değildir. İşte asıl terbiye. sanki bütün bu yalanlar süzülüp bir ahlak ve fazilet olacakta çocukların kalbine akacak!.. Hatta bence çocuk her ikisini de öğrenir. çocukların tahyiiden zevk aldıklarım hep biliyoruz. gazete ve yazı deyince bir yığın bayat nasihat reçeteleri düşünürler! Bu ne şaşkınlıktır!. olmıyacak şeyleri olmuş gibi gösterirler.. masal okutmak zannedildiğinden çok nazik ve mes'uliyetli bir iştir. lafontik masalları hakkındaki tenkitlerini hatırlarım. çünki ikiside bir fikir. Çocuk peyniri ağzından kaptıran kargadan safdillik zararlarının» öğrenecek? ya tilkinin hilekârlığını öğrenmeyi tercih ederse?!. Doğrudan doğruya verilen ve haplar gibi yutturulmak istenilen bu sözlerden çocuklar için fayda beklememelidir. Yirminci asırda makine.. Şu halde çocukları müstefit etmek için onların karşısına geçip mutlaka ehlak dersi vermek yahut kafalarını harcıalem masallar ve yalanlarla doldurmak lazım değildir.. . Muhyile gibi bir kuvveti u tahrik „ etmekle " terbiye ve tanzim „ etmek bir şeymidir acaba ?!. Bazı kimseler çocuklar için kitap. çocukların kızgın bir muhyile sahibi olduğunu. Gerçi mesele bu değil..

gerekse içtimaî vak'alar kadar canlı ve istifadeli bir şey olamaz. Bir de " elişini „ is- 13 . Fakat çocuk için iyi yazılmış gerek tabiî. vukuata vermek kadar doğru bir şey olamaz.- 199 — Her şey her şey. hakikî sergüzeştlere. çocuğu elleriyle çalışıp fikrî ihtiralar vücude getirmek fırsatlarına mazhar etmelidir. O halde esk eşya derslerini ve yeni tabiat derslerini " hakikat dersleri „ şekline sokarak bunlara çocuk edebiyatında mühim bir mevki ayırmak doğrudur. Fakat bu şayifelerde iddia ediyorum ki şimdiye kadar elişi namına memleketin mekteplerinde ciddiden ziyade gösterişe ehemmiyet verildi. Fakat umumiyetle tedrisat mevzuubahistir. çocuk muhayyilesine hitap edecek yazılara gelince: Burada en mühim hisseyi tarihe. hayalî. Ben ingilizce çocuk edebiyatında çok rasgeldiğimiz güzel resimli peri masallarına doğrudan doğruya taraftar değilim. 1 Çocuk için masal gayet tehlikeli bir şeydir. "El işi dersleri» serlevhasiyle on altı senedeberi Türkiye maarifinde teşhir ve müdafaa ettiğim fikrin etrafında bu gün nispeten müsayit. bu hakikatin içindedir. hariç için yahut mektep için yaptırdılar. Bu günün çocuk terbiyesinde " kendi kendini yetiştirmek „ usulünü kabul etmeli. Bunun yegane sebebi henüz memleketimizde gerek maarif memurlarından gerek mürebbilerden mürekkep bir elişi mutahassıslan zümresinin teşekkül edememiş olmasıdır. seyahatnamelere. ezber resim idmanlarından maksat hep budur. muhayyile bahsinde en büyük hisseyi fennî. Şüphesiz bu tedrisatın hikmet ve mantığını kavrıyan mürebbilere sözüm yoktur. Bu sahede maarifimiz için yapılacak inkilâp bu usulleri sadece neşretmektir. İlk tedrisat programlarının tarafımdan yazılan resim müfredatındaki tezyini. sınaî ve bediî ihtiralara ayırmak en doğru şeydir. hatta bir derecede muhabbetli bir muhit hasıl olması beni çok sevindiriyor. İşi çocuk için ve tekâmül namına değil.

Bir çocuk sahibinin böyle bir müracaatı şüphesiz ki şayanı dikkat bir seviyeyi gösterir. Bu böyle olmakla beraber "Çocuğumuzu nasıl terbiye edelim? „ sualini soranlar çocuklarında muayyen ve müşahhas îbr kusurun tashihi çaresini araştırmıyorlar. Acaba Türkiye'de bunu yapacak adamlar yok mudur? Çocuklarımızı evde nasıl terbiye edelim ? Bazı anneler ye babalar bana soruyorlar: "Çocuklarımızı evde nasıl terbiye edelim?.. Bu memlekette cisim hastalığı için bir doktora müracaat etmiyen... Bu fikirler etrafında bütün bir milletin çocuk terbiyesi prorgamı hazırlanamaz mı? . Türkiye Cumhuriyeti maarifi bütün cihan milletleri arasında çocuk ruhiyatına birinci derecede riayetkar bir çocuk harsinin temelini atamaz mı? Hatta Türkiye maarifi bu itibar ile bir hususiyet bile gösteremez mi?. Ruh hastalığı.. suallerini hep . doktoru ye doktorluğu hakir gören insanlar vardır.. terbiye derdi için bir terbiyecinin fikrini almak istiyenler ise yok denilecek derecede azdır. Geçen gün bir gazetede Maarif Vekili Mustafa Necati Beyin Kılıç Zade ile mülakatını yazan satırlar arasında Maarif Vekilinin mektepte inzibat usulleri hakkındaki sarih ve tamamiyle gelişi güzele söylenilmemiş olan bu sözlerinden çok ümitlendim. Bir iş saltanatı olan demokrasi on altı senedir işidüen sesimizi elbette herkesten fazla dinleyecektir.— 200 mine bakıp ta ellerin işi zannetmek yanlıştır. Biz " elişleri muallimleri mektebinin „ tesisini ve Harbiye Mektebinden zabit yetiştiği gibi buradan da iş ordusunun küçük zabitleri yetişmesini bekliyoruz.

Yoksa binaya maddî serveta değil!. her şeyden evvel evinizi mutlaka evinizi is'âh ediniz.. çünkü terbiyeyi vücude getiren asıl kuvvet. ama hakir olmasın. yemekleriniz basit olabilir.'lerinden mahrum kalabilir. Zannetmiyiniz ki ben çocuğun eline verilecek olan bir kaç tahta parçasının.. ama temiz ve güzel olsun. Ondan sonra yapabileceğiniz en büyük İslâhat nefsinize ayit olacaktır. Perdeniz basmadan. onun yaratıcı hayatı üzerindeki tesirlerini anlamıyacak derecede dikkatsiz bir adamım!. eşyanız fakir olabilir. içtimaî hayat denilen şe'niyettir.. adalete taksimi amele. ama sarfiyatınız makul. Taki çocuklar kendilerini ahlâk bağlarına bağlanmış bir muhitte [*] Burada mevzubahs olan asillik ayile hayatının maneviyatına ayıitir. Bunlar iyi. evde olduğuna nazaran ni gibi aletlerle onu terbiye etmek lâzım geldiğini anlamak istiyorlar. Zanneder misiniz ki her şey. tagaddiniz sıhhî olsun. Bu umumî suallerin illetini araştırdım. Hayır. Bir çocuktan henüz almadığı ve kazanmadığı terbiyeyi istemeyiniz.. bu inceliği taşıyor musunuz? Her şeyden evvel ayilenin fertleri arasına emniyete... sahibi olunuz. Çocuklarınızı iyi ve asil bir terbiye sahibi etmek mi istiyorsunuz.. .— 201 — umumî olarak soruyorlar.. Bizzat siz bu terbiyeyi. Adi ve sefil bir evde ali ve asil duyguların yaşıaycağına inanmayınız [*]. Hayır.• Eviniz... Bütçeniz dar. her şeyden evvel iyi ve asil bir "yuva. şarkılar.. yapınız ve yapa dursunlar. Fakat terbiyenin illetleri daha büyük ve daha bünyevîdİr.. Ne garip telâkki!.'yi meselâ bir ana mektebinde olduğu gibi ancak muayyen aletler. hususiyle terbiyenin en mühim fırsatları artık kaybolmuştur?. Ezcümle fakir çocuğun eline kâğıt kalem de geçmeyibilir.. iniscama ayit bir inzibat koyunuz. vastasiyle olur farzediyorlar ve çocuk ana mektebinde değ&. yemek masanız çam ağacından olabilir. Hülâsa. oyunlar. Çocuk "Froebel hediye. Bulduğum illet şudur: Bu anneler ve babalar çocuklarım " terbiye etme. hele bir kaç renkli kalemin onun zekâsı.

dünyanın en mes'ut çocuğu da mutlaka sizin çocuğunuz olacaktır.... en cazibeli oyuncaklarıdır..- 202 - hissetsinler. masa. Hatta çacuğun kendi karyolası. derken beni büsbütün oyuncak aleyhtar! sanmayınız. mutlaka hakikîsini alınız.. Çocukların oyuncakları Oyuncakla çocuğun alâkasını herkes bilir. Ucu] bucağı bulunmuyan bu dükkân oyuncaklarını vermiye mecbur değilsiniz. yastığı. Yavrularınızı böyle bir odaya mazhar etmek kudretini taşıyormusunuz. masalar. Elverir ki çocuk bunlarla oynarken siz.. kitaplar. Asıl oyuncaklar evin eşyasıdır. yazıhane ve tuvalettir. Oyuncak. Bununla beraber belli başlı noktaları tespit edebiliriz. şu veya bu alâka ile ona mani olmayınız. bir yandan bu hakikî ayilenin içinde çocuğun hayatı ve hürriyeti için terkedilmiş olan hakikî eşya. Emin olunuz ki onun için en hakikî oyuncak ona ayrılacak bir odanın içindeki mini mini karyola.. Bir yandan hakikî bir ayile hayatı.. İşte çocukların hakikî tekâmülü için müsayit olan en kuvvetli vasıtalar bunlardır2 Bu vasıtalar gözünüzün önünde ve ayağınızın altında durup dururken onları dışarıda ve başka yerde fabrikatörlerin kafasında.. Çocuklara mutlaka oyuncak almak isterseniz irisini. minderler.. Fakat "Hangi oyuncaklar? „ sualine cevap vermek kolay değildir. mutlaka kullanılabilecek gibisini alınız. Bilâkis onlarla oynamayı ve sıra geldikçe de onları kullanmayı öğretiniz.. Sandalyeler. kalemler ve bahçedeki taş ve toprak. bile onun için en canlı. hep mini mini gardrop.. mevhumecilerin iddiasında aramayınız. sandalye. Hülâsa her şeyden ziyade ve her şeyden evvel çocuğu hakikatle temasta bırakınız. Oyuncaklar çocukta faaliyetin en mühim sebeplerindendir. dünyanın en mes'ut anası yahut babası siz: olursunuz. Bence .

umumiyetle vasıtayi nakliyeler çocuk için belli bşalı cazibe mevzuudur. Bir çocuk mevzuu yaptığı zaman hiç olmazsa yarı boyuna varmalıdır. Tafsilât. Netice hem zararlı hem de çocuk için kederli bir neticedir. Çünkü bunlar umumiyetle pek ufak parçalardan yapılıyor. Bahçe bu vasıtaların başında bulunuyor. Ancak bu oyuncakların pek mini mini değil. Yalnız mağazalarda satılan hazır tahta parçaları "Konstrüksiyonw kutuları bu maksat için kâfi gelmez.— 203 en mühim mesele şudur. Onun için hazır satılan kutuları örnek yaparak marangoza büyük mikyasta yaptırmalıdır. meşgaleleri tespit etmek lâzımdır. Bu kumdan çocukların istifadesini temin içinde mutlaka ufak kürek ve kova gibi şeylere ihtiyaç vardır* Avrupa'da umumî parklardaki çocuk bahçelerinin ve kum havuzlarının hikmeti vücûdu budur. Evin içine gelince bence en mühim olan şey takozlardır Dört köşe dört köşe kesilmiş olan tahta parçalariyle çocuk için mükemmel oyuncak vücude getirilebilir. Ufak bir keserle çivinin çocuk için en mühim bir vasıta olduğunu kabul etmelisiniz. Arabalar. çocuk için zarurî olan oyuncakları. Bilâkis inşaat işlerinin büyük parçalarla yapılması çok faydalıdır. teferruat yerine daha ziyade ana hatlar ve bariz renkler kayim olmaktadır. Son yirmi otuz senedenberi çocuk oyuncaklarının resimlerinde bir tekâmül vücude gelmektedir. Bu günkü oyuncak fabrikalarının mamulâtı ne mürebbileri ne de bizzat çocukları memnun edebilecek bir . Bahçede mutlaka bir miktar kum yığıntısı bulunacaktır. Çocuk ekseriya yalnız olarak bazen de büyüklerin yardimiyle çalışarak bu vasıtalarla bir takım oyuncaklar vücude getirecektir. Nasıl oyuncaklar alalım diye düşünmeden evvel. mihanikiyeti çok gizli oyuncakların tavsiyesi mahzurludur. çocuğun yaşiyle mütenasip ve tehlikesiz bir surette kullanılabilecek olması şarttır. Çocuk haklı olarak bu mihanikiyetleri arıyacak ve o sırada oyuncağını behmehal kıracaktır. Çok kapalı. Şekiller mütemadiyen basitleşmektedir.

O. Garip şey. yabancılardır. nev'i kendisine münhasır bir mevcuttur. Gerçi pedagoçya oyuncak fabrikalarına hulul etmek için çabalıyor. mesuliyetin vücude gelmesi hatıra gelmiyen basit vasıtalarla oluyor. Çocukların odası Bizde çocukların terbiyesiyle yakından meşgul olan< anneler çoktur. Halbuki bilzat ı nneleri ve mürebbiyeleri çocuk için oynncak imaline davet etmek çok doğm bir harekettir. Elverir ki bun numuneleri yaparken yalnız fabrikatörün değil. çocuğu nazar itibara almalıdır.. Fakat henüz bu hulul vaki değildir. En sabit ve en mütevazi vasıtalarla çocukları çok eğlendirebilecek oyuncaklar vücude getirmek mümkündür. umumiyetle knndisine kifayet edebilen tam bir mahlûktur. hangi kitaplar ?.— 204 — halde değildir. Her şeyden evvel şu yanlış fikrimizi tashih etmeliyiz: Çocuk ne küçülmüş bir adam. ne de büyük adamın ufak bir numunesi dir. Onun için bu bahis üzerinde annelerle hasbihal etmek faydasız değildir. Çocuklarının terbiyesini mürebbiyelere teslim edenlerin sayısı nispeten azdır. nevinde münferit. Binaenaleyh çocuk büyükler tarafından mütemadiyen tamamlanması lâzım gelen bir eksik değil. Hele bu terbiyenin vasıtaları msvzuubahs olunca daha çok müteretddittirler. Bence oyunlardan ve oyuncaklardan daha mühim olan şey çocuğun odasıdir.. hangi oyuncaklar. Terbiyede . Hangi oyunlar. bir çok anneler "Çocuğuma nasıl bir terbiye vereyim?^ diye soruyorlar ve terbiye gözlerinde esrarlı bir şeydir!. Halbuki çocukta şahsiyetin teşkkülü. Çünkü ouyuncak amilleri bizzat mürebbiler yahut çocuklar değil. haysiyetin. büyük adamın ihtiyaçları da hâkim olmamalı..

gardrop. masa-. Şayet bu mümkün değilse muayyen bir oda içinde çocuğun kendisine mahsus eşyası bulunmalıdır. bu eşyanın çocuk tarafından kolayca kollanabilecek gibi alçak. İçerisinde eşya hakikî ve kullanılabilir eşya olmalıdır. yahut hayvanlarla süslenmesi muvafıktır.. Karyola. Çocuk odaları ressamları odanın duvarlarına dayima itina etmişlerdir. Şayet bu mümkün değilse. küçük. lavabo. Avrupa'da onunla bilhassa oğraşan ressamlarda vardır. gibi. sade ve dayanıklı olmasıdır. Çocuk tasarrufun bütün mesuliyet ve selâhiyetlerini taşıyacaktır. hakikî bir oda olmalıdır. büyük insanlara mahsus olan eşya da zarurette çocuklara tahsis olunabilir. İşte bu terbiyenin ilk muhiti ayile olduğuna göre en mühim vasıtalardan biri çocuğun odasidır. Bu duvarların yağlı boya olmakla beraber üzerinde çocuk hayatını tasvir eden mevzular. Çocuk odasının eşyası hakikatten ibaret olduğundan bu eşyanın tertip ve istimali tamamiyle büyük adam eşyasının aynı olmalıdır. fakat bu tam mahlûkun gene tam şekilde istihalesini temin edebilmektir.- 205 — bütün mesele bu eksik mahlûku tamamlamak değil. Şüphesiz ideal. Bu eşyanın yegane sahip ve hâkimi çocuk olacaktır. Ayilede çocuğun müstakil bir odası olmalıdır. çocuğun odası bir oyuncak gibi taklit oda değil. Bu odada aranılacak şey en mühim şartlardan biri şüphesiz sıhhattir. Çünkü çocukla büyük adamı ayıran şiddetli oyun ihtiyacı bu boş mesafeyi zarurî kılar. Odanın ortasını dayima açık bırakmak lâzım gelecektir. Bir çocuk odasının eşyası hususî bir mobilye fikrini ifade eder. Bu odanın irçerisinde oyuncakların muhafazasına mahsus birde dolap yahut raf bulundurmak pek muvafıktır. . hikâyeler. Bir odaya ve müstakil sşyaya malik olan çocukta ahlâkî şahsiyetin teşekkülü şayanı hayret derrecede çabbuk olur. sandalye. Fakat bu kadarı kâfi değil.

Benden bu terbiye için faydası olacak amelî kayideleri soruyorsunuz. Fakat asıl mühim olan mesele başkadır. Bnnda şüphe yok. Çocuklarınızın daha ziyade yakın muhitlerinin terbiyesini alıyorlar. Yeni hayatın temas ve ihtilât yolları çoktur. Çocuğunuzun terbiyeli olması için hiç olmazsa şayanı tenkit olmıyan bir yuva hayatı vücude getiriniz. çocuk terbiye etmiş bir adamın amelî tavsiyeleri olarak kabul edebilirsiniz. Bu sizin hakkınız olabilir.— 206 — Çocuğun terbiyesini soran anneye cevap Bana çocuğunuzun terbiyesi hakkında müracaat ediyorsunuz. Yalnız çocuğunuz hakkında umumî tavsiyelerde bulunmamı istiyorsunuz. Benim de sizden istediğim bir şey var: Tavsiyelerimi dikatle okumanız ve bir kere tecrübe etmedikten sonr harcı âlem fikirler gibi yabana atmamanızdır. Çünkü o. İntizamperver olmasın1 . Bukünğüayile hayatımıza göre çocuk tamamiyle bizim nüfuzumuzun altında kalmıyor. nehiylere çok kıymet vermeyiniz. Bir kere şu hakikati kabul ediniz ki çocuğumuza istediğimiz gibi terbiye vermek bizim elimizde değildir. muayyen bir cemiyetin içinde yaşıyacaktır. Bu itibarla çocuğunuz mümkün olduğu kadar mükemmel ve mücehhez bir türk çocuğu olacaktır. Siz bana muayyen vakalardan ve meselâ çocuğunuzun muayyen itiyatlarından bahsetmiyorsunuz. Şu halde siz de çocuğuna ideal bir terbiye vermek istiyen her ana gibi iyi ve güzel usuller keşfetmek sevdasındasınız. Bu sözlerini muhayyilesi kuvvetli bir nazariyecinin tasavvurları olarak değil. Çünkü bu muhitlerin en yakını gene sizsiniz. O halde size en az ehemmiyet verilen fakat en büyük farkları vücude getiren bazı sebeplerden bahsedeceğim. Ne yapacaksınız? Bence emirlere. Onun münzevi ve bedbaht olmaması için muhitini nazarı itibar e almak mecburiyetindesiniz. Bununla beraber meyus olmayınız.

. Çocuğunuzun size değil. Daha doğrusu şimdiye . Çocuk sizi makul ve adil tanısın. Hayır. Sonradan pişman olmayınız ve sonradan! fedakârlık etmeyiniz. Her şeyden evvel makul olmıyan ve çocuk tarafından yapılması da mümkün olmıyan emirleri hiç vermeyiniz: " Aç dur. Bakınız size annelerin fena itiyatlarını işaret edeyim.kadar inicin onu itaat dayiresine sokmadınız ?!. Sizin tarafınızdan tereddüt onun için pek mühlik olur.. kımıldama. belki bir alışkanlıktır. intizam dersini sizin ağzınızdan değil. fakat çoğu da haddinden ziyade mülayimdir. hep kendisine tabi olduğunu görüyorsunuz ve haklı olarak endîşe ediyorsunuz. Bilmiyorum... O halde?. Annelerin gerçi pek azı zalimdir. yahut seyyareleri bilen ve yahut yağmurun. elbisesinden. sus. evin odalarından.— 207 — arzu ettiğiniz mini mini. Çocuğunuzu niçin bu hale getirdiniz?!. ona keyf ve hevesinizin kılıcını havale etmeyiniz!. bu da terbiye midir? Terbiye de olsa.. Belki siz de bir çok anneler gibi çocuğunuzun söz dinlemediğinden dolayı hiddetleniyorsunuz. karın teşkkülünü izah eden mini mini çocukalr gördüm!. Bunlar arasında büyük türk şairlerinin manzumelerini ezber okuyanlar vardı. ne işe yarar ?!. uyuma. Çocuğun maddî yahut manevî varlığı tehlikeye girmedikçe ona karışmayınız. dolaplarınızın eşyasından alacaktır. Tabiî bilmiyorum.. Çocuk için intizam bir iikir değil.. Çocukla her gün meşgul olmak ta bence bir kabahattir. fHer dakika elinden tutmayınız ve düşünce de her zaman kaldırmayınız." Çocuğunun nefeslerini sayarcasına hayatım kovahyan bir valde iyi bir eser vücude getiremez. Çocuğunuzu kukla . Onlar çok kere emretmeyi bilmezler! Çocuğun müracaatını ve hususiyle ricasını kabul etmeyi bilmedikleri gibi!. Ben ihtilâl tarihlerinin kaharamanlarım sayan. Çünkü bu emirleri verdiğiniz taktirde dinlenmemek akibetine oğrıyacaksmiz!. Fakat her ne hal ise bir kere emri vediniz. hiç olmazsa yaptırınız. yemek saatlerinden. ses çıkarma! „ gibi.

'te çıkan bir makalemde çocukları» tekâmülünde hakikî evle eşyasının büyük tesirleri olacağını söylemiştim. Ben bu başı boş» daha doğrusu insiyakı faaliyetin ehemmiyetini inkâr edecek derecede gafil değilim. sıhhat. Fakat unutmamalı ki bu ehemmiyetin mahiyeti psikolociyaî olmaktan çok ziyade. saniyen bu nebatlardan istifade. kafasını yalanlar ve yanlışlarla doldurmamak ve vücudunu hastalık larla çürütmemektir. Bırakınız o çocuk kalsın. bediî olmak üzere üç mühim alâka mevzuuîbahstir. fizyoloçyaîdir. Bu münasibet bir kaç cepheden tessüs edebilir: Evvelâ nebatların hayatı. Binaenaleyh bahçede hayatî. yahut mürebbiler çocuğun bahçedeki faaliyetini geliş. Bahçe de çocuğun tekâmülünde büyük bir rot oynamak kudretinde bir amildir. Bahçede yapılan bu nevi hareket sporlarının fayidelerini en ziyade tenefüz.- 208 - yapmayınız. ne de ukalâ olması iyi bir şey değildir. Yapacağınız en büyük hizmet. Bu bahiste başka fırsatlarla söyleyecek daha bir çok sözüm vardır.. Ancak bahçe daha başka noktalardan görülecek bir mevzudur. Çocukta bu üç alâkanın uyanması ve üç nevi şahsiyetin teşekkülü için en mühim şart "çocuğun büyük bir adam gibi mümkün olan bütün işlere . oynamak.. iktisadî. Onun ne allâme. Çocuk.. Burada en mühim hâdise 'çocuğun nebatlarla olan müaasebetini temin elmektir. güzel bir faaliyet olarak düşünüyorlar: Koşmak. Çocuk ve bahçe "Çocuklarımızı evde nasıl terbiye edelim?„ Serlevhasiyle yine "Son Saat ... babalar. çocuk kalsa daha iyi olur.. taşları toprakları karıştırmak. noktasından düşünmelidir. salisen bu nebatların tanzimi. Fikrimi açıkça söyleyebilmek için evvelâ fikrimin ne olmadığını bildirmeliyim: Bazı analar.

. ağaç aşılamak. tesadüfi faaliyetlerden değildir. yahut kafasında bir çok yanlış malumatla beraberdir. Ancak hayatiyatın mutalariyle izah edebilir. 2 . Binaenaleyh teknik adamı hoşa gitse de gitmese de içtimai tekâmülün muhtaç olduğu adamdır. .Ananın yavrularından ayırarak. eserinin muvaffakiyetini söz ve fikir rüşvetinden değil. 5 . Bunlarda da yine hayat. Şu halde bu güukü Türkiye'nin muhtaç olduğu vatandaşlar faaliyetin? senpatik gösteren işgüzarlara değil. iktisat ve güzellik esasları vardır. Binaenaleyh her işte olduğu güi. ağaç budamak ameliyeleri keyfî. Bu kıymetler dizisi de sebepsiz değildir.Ananın çekirdeğinden dikerek. Bir mevzu maddeye ayit olup ta hasseler ve adaleler ile yaşanmıyorsa " Amelîlik „ sıfatını alması haksızdır. Fakat bu beş şeklin bşe ayrı kıymeti ihtiva eder. hâdiselerin muayyeniyetini görür. eşyanın tabiiyetine müstenit ve içtimaî tekâmüle hadim yaratı. Meselâ ağaç dikmek. O efkâr umumiyeden çok ziyade eşyanın tabiyetini. yahut acemi adam için meçhuldür. tabiyetinden koparır. 3 . bahçe işlerinde de amelîlik sıfatını " adelî faaliyet „ .fl Babası bahçesindeki gülleri tımar ederken* sade seyreden bir çocuğun istifadesi kitap okunurken dinleyen veya tımar resimlerini gören çocuktan esaslıca.Ananın dallarından çelik yaparak. Bunlar çocuk. sıfaitı terbiyede "gözle görülen„ mevzulara veriyorlar ki tamamiyle yanlıştır. Bir çok kimseler "amelî. 4 .Yabaninin çekirdeğinden yetişen yabanilere ananın aşısını vurarak. Çocuklar bu mevzuların her biri hakkında ya büsbütün malûmatsızdır.Ananın çekirdeğinden yetişen yabanilere aşı vurarak. Meselâ "Bir cins ağaç nasıl çoğaltılır? „ sualine derece derece doğru ye kıymetli cevaplar vermek mümkündür: 1 . faklı değildir.- 209 — karıştırılmasıdır. daha doğrusu " icat ve istihsal „ fikirleriyle birleştirmelidir. Bahçe işle rizannec ildiğinden çok fazla zekâya ve tefekküre muhtaçtır.

kâfidir. varidatları da vardır.. . apteshaneleri vardır. Öğleden sonra ayrı bir hoca daha doğrusu usta gelecektir. Fikrimi izah ediyorum: Her şehirde. yüzlerce fakir. aç ve çıplak çocuk vardır. Sonra bunları okutup yazdırmak lâzım.. Sonra çarşıda bu fakir çocuklara .. Acaba bu cemaatsiz. Bütün çocukları mahalle mahalle bu ufak mabet binalarına toplamalıdır. fırçacılık. millî servettir.metruk camiler hiç bir işe yaramaz mı ?. Bütün bu çocuklar yalnız türk nüfusu değil. sonra biraz terbiye ve tahsil.- 210 — cılık hassasını gösterebilenleredir. bu faaliyet öğleye kadar devam eder. en kolay bir sanatın •çıraklığı öğretilecektir. Bunun için hatta yüz çocuğa tek hoca. dokumacılık. Bu yavrucaklara sepetçilik.. Bunlar metruk bir hâldedir. Malin iyisi kötüsü gibi. Her şeyden evvel karınlarını doyurmak lâzımdır. ufak cami vardır. faaliyetin de hakikîsini ve kalbini seçelim. fakat fevkalâde mektepler olarak kullanmak mümkün değil midir?. Halbuki her mescidin yahut ufak caminin büyük bir salonu. sürünür. Bu da gayet basit bir teşkilâtla: Fransız mekteplerinde olduğu gibi "Cantine scolaire» teşkilâtı yapılır. Bunların kendilerine göre vakıfları. Bunların üç şeye ihticı yardır: Evvelâ yiyecek. fakat en sıhhî ve mugaddi bir kap yemek verilir. Bu tahsil gayet basit bir tahsil olacaktır. hiç «olmazsa tulumbası. çok defa da açlıktan yahut hastalıktan ölür. En ucuz. Çocuklar için iş odaları Türkiye şehirlerinde bir çok mescit. ekseriya akar suyu. gibi en basit. Bunlar dilenir. paspas yapmak. daha sonra ufak ve sermayesiz bir meslek. Bu binalar böylece kapalı kalmıya mı mahkûm olacaklar? Bunları alelade mektepler olarak kollanmak mümkün olmasın.

Ondan sonra iş odalarında tahsillerini bitiren çocuklar oraya buraya çırak olarak yerleştirileceklertir. Norveç iş evleri nahiyelerden yardım görürler. Tesisat masraflarına mahsus olmak üzere zengin bir vakıf ta vardır. Türkiye'de çocuk sarayı yapabilecek maddî ve manevî sermaye imkânları vardır. 1886 da Norveç'te yapılmıştır. Türkiye'de binlerce çocuk aç ve tahsilzisdir. Bu teşkilât bir tasavvur değil. O halde bu çocukları sefaletten kurtarmak bir vazifedir. nahiye ve belediye muavenetleridir. . Bizde bu teşkilâtı vücude getirebilecek olan en yakın müessise Himayeyi Eytfal Cemiyetidir Türkiye'de mescit ve ufak camiler boştur. talebe işlerinin satış hasılatı. başlarına sarfedilecektir. Bu müessiselerin gayesi himayesiz çocukları sefaletten kurtarmaktır. Bu eşyanın getireceği para yiyeceklerine. Norveç iş evlerinin varidatı hibeler. üstlerine. tahakkuk etmiş bir fikirdir.— 211 — mahsus olan dükkânda bütün bu eşya satılığa çıkarılacaktır.. Bu evler Norvoç'te ekseriya zengin sınıfın kadınları tarafından meccanen idare edilir.

.

Türkçülük .

.

. zaruretleri birdir. Feylesofların lisanyile "ilimi ahlâkw'i tesis için ne tarihe. Levy-Bruhl bu eserinde " insaniyet „ fikrinin tarihin bildiği bütün devirlerde bir olmayıp Yunanı kadimde. Bu tecrübeler diğer feylesofların nefsî tecrübeleriyle daha takviye edilirse ne alâ.. Roma'da.Asrı Türklük Bir çok"feylesoflar için "tabiati beşeriye. ahlâk ve "kavaidi ahlâkiye. biyoloji ilimleri gibi.. Fransız içtimaiyatçılarından Levy-Bruhl bu değişme hâdisesini ahlâk ilmine dayir olan meşhur eserinde açık bir tarzda göstermiştir. Eflatun'un Cosmo14 . ve bu tahavvüllerin tabi olduğu sebepleri araştırmak hiç lâzım değildir.. Filvaki Yunam kadim felsefesinde mevzuubahs olan " adam „ insaniyet değil. ne zaman ne de mekânla değişmez " insan dayıma insandır! Yine aynı feylesofların fikrince.. Ahlâk ilmini tesis için yalnız feylesofun nefs ve nefsine ayit tecrübeleri kâfidir. sadece " Yunanlı „ idi. zaman ve mekânda sabit olmayıp bilâkis cemiyetten cemiyete ve muhitten muhite değişmiş olduğudur. sadece bir kısım insanları ihtiva ettiğini söylüyor. saikaları. Halbuki tarih ve etnografya malûmatının mukayeseli bir surette tetkiki neticesinde vasıl olacağımız mühim neticelerden biri " insaniyet „ fikrinin mutlak olmayıp izafî olduğu. bu sabit ve lâyetagayyer olan tabiati beşeriyenin esaslı ihtiyaçlarına istinat etmelidir. Onun için bu enfesü usulü kabul eden feylesofların nazarında ahlâk ilmi hikmet. haricî tabiyetin afakî bir surette tetkiki neticesinde tesis edilecek bir şey değil. Bu tabiatın ihtiyaçları.sabit ve lâyetagayyerdir. Hiristiyanhğm ve İslâmlığın zuhurundan sonra başka başka olduğunu ve "insaniyetlin etnografyanın fiziyolojinin tavsif ettiği bütün insanları değil.. sadece derunî tefahhusların yakın bir neticesidir. ne etnografyaya müracaat etmek ve bu suretle beşeriyetin zaman ve mekândaki tahavvüllerini tetkik etmek.

Bu dar insaniyet fikrinin devamına diğer bir misal de psikoloji ve ruhiyat dediğimiz eski ilmin tekâmülüdür: Bu "ilim. Avrupalıların müstemlike siyasetleri şüphesiz " müstemlike fikri . avrupalıdan gayrisini mevzuu haricinde bırakmıştır. Bu tarz anlayış duyuş el'an avrupahlarda devam etmektedir.. müstemlike hakkındaki ahlâkî kıymetlerin bir tabiidir. insaniyet fikrini yalnız hâkim olduğu insanlar fikriyle birleştiriyor. yakın zamana kadar beyaz adamdan. Ve yakın zamana kadar ahlâkî felsefe dediğimiz bahisler yunanı kadim felsefesinin yakından veya uzaktan tabii idi.. Bu adam ve onun müradifi olan tasavvur. Eski psikoloji de mevzuubahs olan bütün " melekât „ bu beyazın ve avrupalının melekâtıdir.. nesep farklarını siliyordu. Fakat bunlar ikinci derecede insanlardan addedilirlerdi. Aynı tahavvülü muhtelif cemiyetlerin terbiye gayesinde de görmek kabildir: Her cemiyette terbiyenin gayesi "Adam n dır. Eski Yunanlılar kendilerile barbarlar arasındaki mesafeyi büyük farzediyorlar.— 216 — lojisi ancak yunan sitelerini ihtiva ediyordu. Fakat yine şayanı dikkattir ki Hıristiyanlık alemşümul bir din olmak iddiasına rağmen. Levy-Bruhl'ün iptidaî cemiyetlerde zihnî melekâtm tetkikine dayir olan içtimaî psikoloji nevinden kitaplar eski neşriyat arasında pek görülmez. Barbarların nıüessiseleri Yunanlılar için yalnız bir eğlence mevzuuydu. Avrupalılar nazarında " yerliler „ insaniyet fikrine pek zayif nispette iştirak eden unsurlardır.. fikri kazandırdı. hariçte kalanlara aynı kıymeti vermiyordu. hatta Mısır'dan ve Şarktan aldıkları medeniyetleri sonraları unutuyorlardı. Gerçi Yunanlılar nazarında barbarlarda insaniyet mefhumuna dahil idiler. aralarındaki servet.'nin.. Amerika'da yerliler hakkında cari olan örfler herkesin malûmudur.. bütün insanları hak ve hakikat karşısında bir farzediyor. Roma İmperatorluğunun tesisi bilhassa İslamiyetin intişarı bu dar insaniyet fikri yerine insanlara daha geniş muhtevalı bir "insaniyet. Bihassa İslâmiyet. mücerret bir .

Atina'nın nazarında bu adam ince fikirli. zevk sahibi. Bence bu enmuzeci vücude getiren iki seciyeden biri " ilmî ve müspet bir kafa . Aynı harp ve onu temadi ettiren büyük sarsıntıların da " adam n 'ı anlayışımız ve düşünüşümüz üzerinde tesiri olması zarurîdir. "iyi mübarek. Bu tesirlerle bu günün Türklerin nazarında tecelli eden "adam.. Bizim gibi süratle değişen milletlerin tarihinde de bu tahavvülü işaret etmek mümkündür. gelip geçici hâdiseler değil. Her iki seciyeyi hayız olan adam asrî türklüğün başlıca seciyelerim taşıyor demektir. kof belâgatçiliğe ve seri tefekküre karşı gelen bir kuvvettir. Meşrutiyetten beri "Adam» hakkındaki telâkkimiz mütemadiyen tahavvül etmiştir. Romalılar nazarında aynı adam zafere teşne.. mücerret mübahaselere kadir olandı. Ayni adam fikri Kurunu Vustada zühdî bir mana ifade ediyordu. edebiyat ve senayii nefiseye bigâne olan bir enmuzece ayitti. bünyesinde mühim tahavvüller vücude getirdi. Bu telâkki eski dar ayile ahlâkı telâkkisine karşı gelen bir kuvvettir. Aynı fikrin Rönesans'ta daha lâdinî. mukavim vücutlu. kendi halinde.- 217 - fikir değil.'dır. . pek müşahhas bir fikir yani bedenî.. enmuzeci acaba nedir?. insan. belki cemiyetimizin esaslı telâkkilerini müteesir edebilen bünyevî sebeplerdir.. sıfatlariyle tavsif ettiğimiz müteaddit adam enmuzeçleri vardır... melek. hürriyetperver ve edebî bir delâleti vardı. Harbi Umumî bütün avrupa milletlerinin iktisadî. Bu seciyeden ikincisi "içtimaî bir ahlâk telâkkisi» dir. Bütün bu tahavvülleri vücude getiren sebepler şüphesiz sathî. Bu tahavvülü görmek için iki üç bin senelik tarihe müracaat etmek zarurî değildir. görülüyor kü müceret ve sabit farzettiğimiz mefhumlar bile zaman ve mekânla tahavvül edebiliyor. Bu seciye eski. ahlâkî. fikrî ve ahlâkî itiyatları olan bir emmuzeçtir.

Ziya Bey siz. siz. Büyük mümin. yerine usulü koydunuz. siz bize iradenin yaratıcı kudretini ilân ettiniz. ilâhî bir hamle gibi cehli yıktınız» yerine ilmi koydunuz. Çünkü sükût bilirsiniz ki ekseri ahvalde bir belagattir. güneşe bakmayı da öğrettiniz. Büyük feylesof siz. yerine imanı koydunuz.. Ziya Bey siz. her millî hissi alıp türk ölkesinin en hücra köşelerine kadar götürdünüz ve onlarla her türkün kalbinde histen bir abide inşa ettiniz.. bize ışığı göstermekle kanmadınız. bize ışığı gösterdiniz: Fakat Ziya Bey siz. yalnız bir ilim ve felsefe yapmakla doy madınız. yerine istiklal ve hüriyyeti koydunuz. Yalnız Ziya Bey. bize millî ve insanî hislerin varlığını öğrettiniz! Ziya Bey. senelerce evvel irademiz mefluç bir hâlde sanki paslıydı. Sizin büyüklüğünüzü teslim için susmak lâzımdır. siz. Ölümünüz ise mefkurenin ebediyetine ne büyük şahittir. büyük alim. Ziya Bey! Senelerce evvel hislerimiz maddî ve hodbin hislerdi. mezarınızın başında susarken içtimaiyatınızın . fikirlerden anarşiyi kaldırdınız. Hülâsa Ziya Bey.. o kadar büyüksünüz kü bunu ifade etmek için bizzat yarattığınız millî edebiyatın kuvveti bile kâfi gelemez.. Ziya Bey! Hayatınız hayatı bir takım maddî ve süflî kuvvetlerin bir terkibi gibi anlayanlar için ne kat'i bir tekzipti.— 218 — Büyük üstadın kabri başında Büyük alim ve müderris Ziya Bey! kabrinizin başında ve arkadaşlarınızın lisanından size hitab ediyorum. Siz. ondan bir Millet çıkardınız. Ziya Bey! Bundan senelerce evvel gözlerimiz karanlığa çok alışmıştı. Siz bir Ümmeti ışıldattınız. İstibdat ve Saltanatı kaldırdınız. ümitsizliği kovdunuz.. ilminizin ve felsefenizin edebiyatını da yaptınız..

Bu parmağı bazen sanatkârın. O hâlde hayatı hayalleriyle duyurmak istiyen sanatkârla hayatı mefhumlariyle anlatmak istiyen feylesofa müracaatten başka bir şey kalmıyordu. Türkçülüğü mazimizin devamı gibi anhyan muhafazakârları tanımazdı..milletler ise sırrı ebediyete mazhardırlar. Fakat bu olanın vücûdunu. Biz ilmin kafasiyle olması lâzım geleni düşünmekle kaldık. şahsını. Gerçi hayat da bu kanaati te'yitten başka bir şey yapmadı. vücudunu madenî bir billur gibi gösteremez!.. Eğer bu millî kahraman zuhur etmeseydi ilmin mütalâası.n. Roger Marx ismindeki müellifin " Art Social „ adlı kitabının nihayetindeki ankete iştirak eden Bergson şöyle diyor: " Ana navîyi tekrar etmekle büyük sanat ananemize riayet etmiş olmayız. Ziya Beyde canlı harsı afakî usullerle keşif ve tespit etmek iradesi son zamanlarda tereddüde uğramış gibiydi. ancak Mustafa Kemal'in irade* sinde görebildik. bazen de millî bir feylesofun vicdanına sokup çıkarmak istiyordu.. cebrin düsturları sırf zihnî kalacaktı. Yaratıcı Türkçülük Merhum Gök Alp Ziya Türkçülüğün tarihini vücude getirirken bütün menfi ve irticakâr telâkkilere isyan ederdi. hiç bir içtimaî tefekkür bize henüz " olmıyan „ fakat * olmakta olan „ bir hayatın şahsını. Bunların mezhebine " Tarihî Türkçülük „ derdi. Gök Alp Türkçülüğü mazimizin sultasından kurtarmak için hep mefkureyi işaret ediyor ve ona sanki İâhutî bir makam veriyordu. Gök Alp hemen her yazısında Türkçülük mefkuresinin ne olmadığını göstermek istediği zaman felsefesinin parmağıyle işaret ediyor. Çünkü hiç bir ilim.Mİ 1/ büyük ve sert bir kanununu tekrardan kendimi alamıyorum: "Fertler fani. Bilmem bu noktada haklı mıyım?!. O sanat ananasi ki şimdiye kadar hep yeniyi ara- .

Bu hâlin adına "duygu türkçülüğü» diyorum. anler olmuştur.. Artık o zaman: ya kalbimizin durması. Türkçü her şeyden ziyade sanatkâr bir feylezof olmak mecburiyetindedir. açlık duygusu gibi milliyet duygusu da ta* biatin zaruretini bildiren kuvvetlerdendir.mak olmuştur . değişmek ananesine uymakla kabildir.. Türkçülük fikri sanat ve: felsefe fikridir. Benim anladığım türkçülük Bir Türk için en samimî hayat türklük denilen manevî kıymetleri yaşamaktır.. sanatte yaşayışta yenilik. O zaman bilgilerimizle duygularımız.. Ruhumuzun ne ahengi kalır. ne de feylezof olmasına lüzum yoktur. Bu son bilginin türklük için elde edilmesine de "Bilgi türkçülüğü* diyorum. Hangi değişiklik inkârsizdır ?. Elverirki bu kıymetler lüzumu kadar sınırlanmış olsun.. Bununla beraber bu milliyet duygusunun ne tabiîliğini. bilgilerimizin kontrolü lâzım gelir. Hangi ufuk geridedir ? . aklımızla kalbimiz arasında garip bir çarpışma başlar. Tekniksiz bir sanat ve ilimsiz bir felsefeyi anhyamadiğımı söylemiye lüzum varmi ?.. „ Bergson'un Fransızlar için söylediği bu> sözler hangi milletin anane felsefesi için doğru olmaz ? . Milliyet duygusu mücbirdir. ne de zarurîliğini hakkiyle idrak edemediğimiz.. yahut ne de sükûneti kalır.. eski ananelere riayet etmekle değil.. bu duygyu|tabiî ve zarurî bir kuvvet olarak izah ediliyor.. Bir susuzluk. Bence lisanda.. Duygu türkçülüğünün vaziyeti vecit ve istikrak vaziyetidir. Hangi yenilik " yeniliksiz n 'dir ?. Bu kıymetlerin duyuiabilmesi için bir Türkün ne alim. Bilgi türkçülügünün vaziyetif tefekkür vaziyetidir. o zaman bu tabiî saikanın imkân âleminde vü- .. Bu kontrol son hadlerine varınca milliyetler ilminden ibaret bir nevi muhkem bilgi vücude gelir. Fakat vaktaki bu bilgi.

bir Hayrettin. O halde bugünkü Türklerin vazifesi ne duygu türkcülüğü. irade türkçülüğüdür. yahut Barok. türbeler. Türk toprakları garp sanatinin zevki tarafından istilâ edildiği zamanlar bu üstatların eserleri anlaşılmaz oldu. Binaenaleyh sanatın bu yüksek numunelerini taklit etmekten başka bir şey yapılamaz. bir Sinan. eserleri mubah ve insanî görüyoruz. Bunlar mimar idiler. yahut siyasî istiklâlini elde etmek için değil. Şimdi benim anladığım türkçülük işte budur. fakat eserlerine türklüğün damgasını vurdular. turkiyatçı değildiler. Bu da türklerin siyasî vahdetini. iktisat ve adalet Türkiye'sini tamamlamak için mütemadiyen irade sarf etmektir. Yaşayışın bu manzarasına da "irade türkçülüğü „ diyorum. Bu çalışma bir yandan milliyet vicdanımızı» tazyiki. bir Mehmet Ağa. Bir çok Rum. İtalyan ve Firenk ustalar bir . İrade türkçülüğünün vaziyeti yaratmak vaziyetidir. ne de düşünce türkçüiüğüdür. Camiler. Türkiye'de türkçülüğün tekâmülü nazarı dikkate alınırsa bunun bu üç merhaleden ikisini geçtiği ve üçüncü merhalenin siyasî derecelerine vardığı görülüyor. Türk mimarı idiler. çeşmeler vücude getirdiler._ 221 — cude getirebileceği bütün hareketleri. belki bir ilim. yahut Rönesans sanati. fiilleri. Ve harekete başhyoruz. Bu istilâ devrinin sanatkâr mantığı şundan ibaretti: Eski Yunanistan sanati. Belki de bir türkçü. Rokoko tarzı en yüksek sanat nevidir. Onları elde etmek için çabalamak bir ihtiyaç oluyor. bir Kasım ağa vardı. Türk sanatkârının anlaşılmayan s/ •• Eskiden bir İlyas Ali. bir yandan da milliyet ilmimizin irşadı ile oluyor. Hep bu eserler Türk oldular.

lar. Çünkü millet her şeyi. Lâkin bu istilâ kat'i olamazdı. taşınıyorlar. insiyaki bir surette. Onun için Yunanîden.. tezyinatlarım türkeştirdiler ve ilhamlarını maziden. Hep teceddütçü olan bu adamların misalinden koyu bir muhafazakârlık ve ananeperestlik düsturu çıkarılabilirini?. vücude getirdi. müstehaselerden değil.— 222 — bakıma türk şehirlerini zevkler vatanına benzeten yabancı eserlerini hep böyle vücude getirdiler. istilâktiti şekil âlemin Türkleri olarak kullanmadılar. kubbelerini. her binaya bir türklük dam ğasını vumak için çabalıyorlar. Bu istihale tabiatiyle. Rokokodan. . Âiim ve içtimaiyatçı olmıyan eski ustalar tarihe bir türk sanati kazan" dırdılar. her haricî sultayı olduğu gibi kabul eden menfi bir mevcut değildi. Mimar Vedat Bey Yeni Postahane binasını yaptığı tarihten beri yeni türk sanatkârlarında şayanı dikkat bir uğraşma var. mantıkî bir mücahede ile sunî bir surette olmadı. Bu ustalar sade türk ve büyük sanatkâr oldukları içindir ki kemerlerini... Âlim ve içtimaiyatçı olan yeni mimarlar bize yeni bir sanat kazandırabildiler mi? Eski mimarlar kırık kemeri. Barokdan hemen hemen başka bir Yunanı. kendi kendine oldu. Türkçülük mefkuresinin açtığı çığır ne dir? Bunu anlamak için otuz senedenberi Türkiye'nin her tarafında kırılan cami kemerlerine ve her tarafında şişen cami kubbelerine bakmak kâfidir!. düşünüyorlar.. Mimarlıkta hep milliyeti türklüğü arıyor. başka bir Rönesans. Fakat buda ilmî bir kastla. Rönesansdan. lkubbeyi. vicdandan ve muasır cemiyetin hayatından aldılar.

kadın .

.

yani içtimaiyatın şimdiden cevap verip veremeyeceğini mevzubahs ediyor. Fakat ilimle beslenmiyen bir sanayi nasıl yaşar?! Onun için garp medeniyeti bir sanayi medeniyeti olduğundan ziyade bir ilim . Muasır garp medeniyetinde bu hâkim kuvvetler üçtür: Sanayi. Garp cemiyetlerinde müsavat fikirleri bir tesadüf veya keyif mahsulü müdür?! hayır! Belliki bu fikirler bizzat cemiyetin bazı esaslı akidelerine dahildir.dir.. bu milletlerde hükümet yalnız halk için çahşmıya değil. İşte müsavatçılık içtimaî bir vak'a gibi kabul edilince kadınların da bundan müstefit olması kadar tabiî ne olabilir ?! Fakat buna karşı iki cinsin arasındaki " uzviyet farkı. demokrasi. Müsavatçılık mefkuresini vücude getiren. olmamalı mı? „ sualine içtimaî vakıalara müstenit tetkikat yapan bir ilmin. Professör Bouglö "Kadın bütün içtimaî mesleklere. Garplı her şeyden evvel tabiate hâkim bir adamdır. bu mefkurenin müradifi olan içtimaî bir tahavvül. Vicdanı ammede bu kontrola mesnet olan fikirler müsavat fikirleridir.- 225 - Demokrasi ve kadın Geçen sene îstanbu'Iu ziyaret etmiş ve Darülfünunda fransız sosyolojisine dayir bir konferans vermiş olan Paris Darülfünunu müderrislerinden Müsyü Bougle "De la Sociologie â l'Action Sociale „ adlı bir eser neşretmiştir. ilim. bilhassa Parlamentoya dahil olmalı mı. bünyevî bir sebeptir. Garp büyük sanayiin vatanıdır. Bu kitabın bir faslı "Fâminisme et Sociologie.'nı ileriye sürerler ve derler ki: Kadınla erkek arasındaki uzvî fark fikrî ve hele sisasî . Garp milletlerinde demokrasinin tarakkisi de şayanı dikkat bir vasıf mümeyyizdir: Bu milletler gitgide kendi mukadderatlarına kendileri vazıülyet olmakta..şüphesiz müspet ilimler . Bougle'ye nazaran her medeniyette bir takım hâkim kuvvetleri vardır.medeniyetidir. halka hesap vermiye mecbur tutulmaktadır.

Bu gibi iddiaların neticesi dayima menfi veya meşkûk. zevce ve ayile reisi olması biyolocyaî bir zaruret değildi. olmak lâzım geliyor. fikrini her cemiyette bulmak kabil değil. içtimaî muhitimizdir. bilâkis soyolojinin bu noktada •öğreteceği dimağın her şey olmadığı. Kadının deruhte ettiği vazifeler ne yeknesak. Ve gene dinî bir akidenin kadına kapadığı bazı yolları iktisadî tekâmülün açması mümkündür. Mubah ve haram fikirleri tarih menşeli fikirlerden olduklarından cemiyetin değişmesiyle bunların de değişmesi mümkündür. hammallık. Biyoloji ile izah edilmek istenilen bir çok ruhiyat hâdiselerinin hakikî izahı içtimaiyattadır. Meselâ çiftçilik. Şu halde kadınla erkek arasındaki taksimi amelin menşei uzvî değil. balıkçılık. Patriyarkal ayilede baba ufak . "Cinsi zaif. bu cemiyetin dinî. hatta bazı kabilelerde muhariplik bile!. içtimaî bir zaruretti. tarihte ve zaman ve mekânın icabatindadır. Burada müessir olan kadının bünyesi degii bizzat cemiyetin bünyesi. demektir. Kadın ancak bir ana. Eğer böyle olmasaydı..— 226 — sahede kadın ile erkeğin müsavi olmalarına bir manidir. ahlâkî bir sebeptir. Nitekim dün kadının yalnız valide. ayilesinin reisi olabilir. ahlakî akideleridir. Fakat bu istişhadin temeli maddiyeci bir kanattir: Zira böyle demek. ahlakî. bütün zaman ve mekânda kadınla erkek arasındaki taksimi amelin doğrudan doğruya cinsî bir esas üzerinde yapılması iktiza ederdi. İlim bu gibi farziyeleri teyit ediyor mu? hayır... manevî. Halbuki tarih ve etnografya bunun aksini gösteriyor. aklı teşrihi bünye tayin eder. Bu sualin cevabı da teşrihte değil. ne de zaman ve mekânda sabit. fakat terbiyenin yani cemiyetten gelen tesirlerin pek mühim olduğudur. Filvaki uzvî farzettiğimiz bir çok kuvvet ve kabiliyetlerimizin menşei.. Ya bu gün aynı kadın nasıl bir mevki sahibi olacak ?!. Şu takdirce bir cemiyet içinde kadının iştirakten mahrum kaldığı bazı vazifeler varsa bunun da menşei dinî.. zevce.. Bir çok kabileler gösterilebiürki arada kadının vazifesi muarızların mikyasiyle hiçte kadın işi değildir.

kadınlarınızı erkeklermiz gibil aynı hizada.. on iki sene evvel böyle söylenerek tt İstiklâli millî „ şerefine yapılan bir içtimada nutkuma devam ediyordum. Artık yuva ne bir hükümet.. talâkkilerimiz üzerinde tesiri olmaması: mümkünmü ?! Kadına bütün iktisadî mevkileri bahşettikten sonra daha doğrusu kadın iktisadî hürriyetini aldıktan sonra ondan siyasî hürriyeti esirgemek mümkünmüdür ?!. Müsavat fikirleri. Babaya. çıktı. Derken kürsüye bir ikinci hatip daha. kazanamazsa o kadınların dahil olduğu cemiyete nasıl müstakil diyelim?!.. ise feminizm haricinde nemalanamaz. aynı ehemmiyetle içtimaî hayata karıştırmıyan ve kabul etmiyen hayat nasıl müstakil bir hayat olabilir ?J Türk kadını yuvasını terk ettiği dakikada her hangi içtimaî vazife alamazsa. Diyordiki: .- 227 - bir hükümetin reisi ve muayyen bir dînin nâzımıdır. Bu hatibin mantığı gayet kuvvetliydi. ne bir atelyedir. Hü* lâsa demokrasi müsavat fikriyle tevemdir. iktisadî haklarınızı taarruzdan kurtarmadıkça biz Türkler için bir istiklâl naşı mezubahs olabilir?! Efendiler.. Kadın ve hayat — Efendiler iktisadî olmıyan bir istiklâl. tesiriyle bozulmuştur. Bu gibi vukuatın kadın hakkındaki fikirlerimiz. Harp cephelerine giden erkeklerin bıraktığı boşlukları doldurmak için kadınlara seferberlik ilân etmişlerdi. nasıl bir istiklâldir ?! gümrüklerinize hâkim olmadıkça. İşte ben bundan on. Bu fırsatla kadınlar o zamana kadar mahrum oldukları erkek işlerine girmişlerdir. büyük bir nüfuz temin eden ve buna mukabil kadına hürriyet vermiyen bu bünye garp cemiyetlerinde muhtelif amillerin. Ayile bünyesini sarsan son hâdiselerden biride Cihan Harbi olmuştur. Aynı zamanda istihsal ve istihlâk etmek kudretini ve kendi kendisine kifayet etmek iktidarını kaybetmiştir.

ticarette kadın. Halk bu mnatığı daha kuvvetli buluyor ve sahibini daha çok alkışlıyordu. mantıkî mantıktır! — Efendiler. iktisat. sizin için yüzmek ihtiyacı . bu mantıkçılarla mantık dayiresinde anlaşmak faydasız değildir. sanatte kadın. hep birdenbire ihdas edilmiş ve gittikçe kuvvet ve metanet bulmuş sayısız emri vakilerdir. ikiden biri: Ya bir gün gelip kadının bu denize çıkacağını ve denize düşeceğini bildiğiniz halde. karada kalacaksınız. Bir maarif vekilinin dediği gibi: " Kadınlarınız mütemadiyen içtimaî emri vakiler ihdas ediyorlar. On beş senedenberi bu masum halk gibi cahil hükümet adamı da bu mantığın kurbanı oldu. Acaba el'an kuvvetli olan bu mantık değilmi dir ?! Mantıkçılar diyorlar ki: — Pek güzel! Biz kadının içtimaî hayata karışmasına da taraftarız.. . Evvelâ kadınlarınız iyi yemek pişirmeyi ve çamaşır yıkamayı öğrensinler. diyoruz. Kadın meselesi bütün bir " emri vakiler „ silsilesidir. Çünkü mantıksız olan asıl mantık değil.. gibi muhtelif isim ye tabirlerle ifadeye çalıştığımız bir hayat denizi vardır. Memuriyette kadın. ondan sonra !. çok doğru.. ondan sonra erkekle yarışa çıksınlar. darülfünunda kadın. Biz de. yirminci asrın içtimaî şerayiti. „ . Bizim için bu emri vakileri takip edebilmek ne büyük bir muyaffakiyettir ! . düşmezsiniz. ne istiyorsunuz? Önümüzde hayat.Fakat kadınlarınız ekekler seviyesinde mi?! Kadınlarınızı bîr kere o seviyeye getirelim. Kadın inkılâbına sekte vermek istieyn bu kara kuvvet her ne olursa olsun.. cemiyet. ondan sonra piyano çalsınlar!..- 228 - — Bey biraderimizin dedikleri çok iyi. fakat bir kere hayata bakalım. hayata musallat olmak istiyen aklı mücerredin mantığı. Hayır» Hammler.. fakat evvelâ kadınlarınız Mal Hatun kadar "Saliha» olsunlar. Zahiren kadın inkılâbını meşru gören ve halkın dikkatini inkılâbın usulüne çağıran bu hakikî mürteci ve yalancı müteceddidi halk daha çok beğeniyordu.

Bunlardan hangisini kabul ediyorsunuz ? — Şüphesiz kadının bir gün gelip bu hayat denizine çıkacağını kabul ediyorum. Fakat acele etmiyoruz.. Onları islâh etmeli... — Telâş etmeyiniz.. Bir kere " Denize atmak! „ deme•dim. Bakınız fikrimi izah edeyim: Amerikalı feylesof ve pedagok mister Dewey bir gün Amerika'daki yüzgeç mekteplerinden birini ziyaret etmiş. Binaenaleyh bu çocukları yüzdürmek için tek çare kalıyordu. biz de sizin gibi yüzme öğrenmesini istiyoruz.. Yahut yüzmek ihtiyacını teslim ederek alıştıracaksınız.. — O halde ?!. ilim. Bu mekteplerde çocuk sunî ve iradî hareketlerle bir oda içerisinde kollarını.. idmanlar evvelce de vardı...— 229 — yoktur ! . — Fakat bütün bu muhitler. ondan sonra kadını denize çıkmakta serbes bırakalım*.. — Olmadı amma kabahat bu mekteplerin şerayitinde. — Yüzmeyi tariften evvel. tahsil. terbiye. — O halde müsaade ederseniz sözü selâhiyettarlarma bırakalım. Çünkü bu çocuklar yüzmenin gramerini yani aklını tahsil etmiş olmalarına rağmen yizmenin itiyadını ve şevki tabiîsini kazanmamışlardı!. bacaklarını kımıldatarak yüzmeye ahştırıhyormuş. matlup hasıl oldumuydu?!. Yüzme öğrenmeden evvel kadını denize atmak yazıktır! Evvelâ yüzmeyi öğretelim. " Sokmak „ dedim. — O halde. usulünde idi. boğulmak o kadar kolay .„ diyeceksiniz ve böylelikle onları aldatacaksınız !. Büyük terbiyeci en müstayitleı inden birine şu suali sormuş: " Oğlum sen denize düşsen ne yaparsın? „ Cevap gayet samimiydi: "Batarım efendim!.. Kadın inkılâbına tekaddüm etmişti..... Sonra. — O halde bu yüzmeyi öğretmek için nasıl bir usûl takip etmeliyiz? — Mektep.. denize sokmak! — Ya boğulursa ?!. — Nedir o çare ?!. tedrisatında.

.. Çünkü bu cevaz nüfusumuzun tekessüriyle ve eşsiz kalan yüzbinlerce kadının refah ve seadetiyle alâkadardır.— 230 — değildir! Elverir ki fert bir hayvan ve bir çocuk safiyetini muhafaza etmiş olsun. Zira her fiilin tecrübesi kendindedir. Çünkü hakkında ahkâmı seriye vardır. mukayyettir. kadın ancak ve illâ hayata çıkarak.. haricindeki bir akılda ve tahsilde değil!. Ve binnetice meşru olan. Buna karşı bir diğeri cevap veriyor: — Bilâkis taaddüdü zevcatm dinen meni lâzım gelir. Çünkü bu cihet ruhu şeriate daha muvafıktır.. ya hukukî veya sırf iktisadî bir noktayı nazardan yapılıyor ve taaddüdü zevcat meselesi sırf dinî bir itikat. söylenilen bütün söz- . hayata çıktıktan sonra ve hayat içinde hayat melekesini kazanabilir.... Gerçi taaddüdü zevcat dinen meşrudur. Eğer hata ederse tashih edersiniz. taaddüdü zevcatm kanunen menedilmesidir. Taaddüdü zevcat bir fikir meselesi midir? Biri diyor ki: — Taaddüdü zevcat dinen menedüemez. elverir ki mürebbiler şevki tabiînin ilhamları yerine mücerret aklın düsturlarını ikame etmiş olmasınlar!. Ne hacet bazı milletler çocuklarını bu usulle yüzmiye alıştırmıyorlar mı ?. Taaddüdü zevcata kanun cevaz vermelidir. Ne gariptir ki bütün münakaşalar ya dinî. „ .. bir mantık ve bir menfaat meselesi gibi vazediliyor! Lehte aleyhte. Fakat dayıma bir şart île: "Yüzmek ancak ve illâ su içinde öğrenilebilir. fakat bu meşruiyet mutlak değil. Ve her ihtimale karşı yanında* smız. Bir üçüncüsü diyor ki: — Taaddüdü zevcat asıl hayatî bir meseledir.

. "Taaddüdü zevcata cevaz vermeli. sonra afakî olabilirsiniz. afakî bir surette halletmeyi düşünüyoruz!.. "Bilâlkis taaddüdü zevcatın meni lâzım gelir. Fakat suali yalnız her günkü müşahedelerinize ve vicdanınıza sormak kâfidir. nereden.. çünkü bu cevaz nüfusumuzun tekessüriyle alâkadardır» diyenlere soruyorum : — Fakat taaddüdü zevcat meselesini nüfus miyariyle hâlletmek selâhiyetini veren kimdir? Bu selâhiyeti ve bu cevazı kimden. her şey. çünkü hakkında şu veya bu ahkâmı seriye vardır„ diyenlere soruyorum: — O halde menetmeyinizL Menetmediğiniz müddetçe taaddüdü zevcat hâdisesi çoğaldı mı?! Menetmemekte devam ederseniz aynı hâdisenin tenakusuna mani olabilecek misiniz?!. çünkü bu sözlerden hiçbiri taaddüdü zevcat meselesini afakî bir surette vazetmiyor. — Bu ne demek?! — Sarahaten şu demek ki siz taddüdü zevcat gibi sırf "ahlâkî.. bir meseleyi bereketi tenasül. hangi alimden aldınız? Yarın bir takım köylüler taaddüdü zevcat meselesini "ucuz amele temin eden bir usul „ gibi vazederlerse onlara karşı ne diyelim?! Bu köylülerin aynı meseleyi vaz'ile sizin vazuuz arasında bir nezaket farkından başka ne vardır ? Fakat diyeceksiniy ki: — Biz meseleyi enfüsî bir surette hâlletmek istemiyoruz. Afakî olmadan evvel meseleye vaziyet etmeniz lâzım gelir. Veya muvafık olduğu için mi cayiz görülüyor ? Bunun için cevap istemez. "Taaddüdü zevcat dinen mendilemez. — O halde acele etmiyelim!. her iş ruhu şeriate daha muvafık olduğu için mi menediliyor.. tezayüdü nüfus refahı iktisadî.. gibi tamamiyle "maddîw yahut "intifaîB bir mecraya sokuyorsunuz ve ahlâkî meseleyi iktisadî endişelerle sarıyor15 .- 231 — ler fikrî ve edebî olan bütün servetlerine rağmen aynı derecede sakattır.. çünkü bu cihet ruhu şeriate daha muvafıktır» diyenlere soruyorum : — Gayet açık olarak söyleyiniz.

ahlâkî vicdan milletin. millî tarihin. çirkindir!. milyonlara baliğ olan köylü kadınlarının mı?!. fakat "mefkûrevî milletin „' dir. kadın hayatında hürriyeti ve hukuk sahesinde müsavatı tesis eden "mületw denilen o manevî mahlukundur. Ve çünkü ahlâkımızın vicdanı: "yanlıştır. O. Onun için ferdî fikirlerimizi o vicdana musallat edeceğimiz yerde o vicdanın mantığını kendimize mantık yapalım. Daha nasıl delil istiyorsunuz ?!.. millî hayatın vicdanıdır. her hangi münferit şahsın vicdanı değildir. İşte cevabı: "ahlâkî vicdan» ne senin. Çünkü bu ahlâkî bir «zillettir. ne benim. çünkü bugünkü ahlâkî vicdanımıza tamamiyle mugayirdir.. Bütün cehline ve bütün sefaletine rağmen yaşıyan. diyecektiniz değil mi?!.. ve emirleri müstakildir. askerlik sahesinde zaferi. ne de dinin uşağıdır! Ahlâk ahlâktır. fenadır. Birden fazla kadın alamazsınız ve birden fazla kadın da size varmaz. "Ahlâkî vicdan. Çünkü asıl hayatın mantığı yalnız ondadır ve bu ahlâkî vicdanın emirleri mevzuubahs olduğu zaman gözümüzü Anadolu'nun insan barınamıyan ve ot yaşamıyan tuzlu ve kireçli . diyelim.. yoksa ekseriyetin. Ve belki de haberiniz olmıyarak vicdanın emri yerine pergerinizinfuçlarımzı gösteriyorsunuz..sunuz. — "Fakat ahlâkî vicdan„ dediğiniz şey nedir?! Senin. Hiç bir kimse hiç bir vîcdanfbizejtaaddüdü zevcat gibi bir milletin harsi için en r manevî ve en harim bir davayı cetvel ve pergerle hallet dememiştir !. siyaset sahesinde istiklâli.. diyor.. Zaten buna ne hakkınız var?! Binaenaleyh evvela taaddüdü zevcat meselesinin ahlâkî bir mesele olduğunu kabul ediniz ve teslim^buyurunuz ki: Ahlâkî hayat orijinal bir hayat demektir. "Taaddüdü zevcat cayiz değildir ve müdafaa edilemez. ne de milyonlara baliğ olan köylü kadınlarınındır. benim vicdanım mı yoksa ekseriyetin vicdanı mı ?.. O hepimizden büyük ve biz onun belki bir tabiiyiz.. ne iktisadın kölesi. — Sözünüzü bitirmiye lüzum bile yok! Çünkü ne diyeceğinizi biliyorum ve bekliyordum: Evet " Senin benim vicdanım mı.

Medeniyet meselesinde "köylere gidelim!„ demek nasıl sakatsa. ticarete giriyor. bilâkis bugün medeniyetin " mehdi zuhuru» olan şehirlere çevirelim. Yalnız sunuda ilave edeyim ki: İçtimaî bahisleri münakaşa edenler için iki noksan pek tehlikelidir. İzmir gibi en mütekâmil şehirlerimizi tercih edelim. — Doğru! taaddüdü zevcat makalesiyle bilmiyenlere içti* maiyat dersi verilemez. ve bu şehirler arasında İstanbul. diğeri içtimaî hâdiseleri kendi tabiat ve zaruretlerine mutabık bir ilim zihniyetinden ve ilmî bir usulden mahrum bulunmaktır!.. her yeni mübahasede gene aynı sabit fikir: " Kadın erkeğin müsavisi olabilir mi? »Bereket versin ki içtimaî hareketler yalnız kendi temayüllerini ve istikametlerini kovalıyorlar.. Bunlardan biri: "hissi selim„ dediğimiz hayat ve tekâmül hissini kaybetmektir. Çünkü ahlâkî vicdanın en ziyade temerküz ettiği mihraklar yalnız bunlardır. ahlâk ve "taaddüdü zevcatnmeselesindede"köylülerin fikrini alalım!„ demek öylece sakattır. "ahlâkî vicdan„ diye " mistik „ bir mahluktan bahsettiniz! Bu mevzu bizatihi muhtacı ispat değil midir ?!. hatta erkekle mücadeleye . Bütün acemiliklerine rağmen girdiği sahede türk kadını muvaffak dahi oluyor.. Fakat kadın inkılâbını sevmiyenlerin mantığı bu yirmi senedenberi sanki donmuş gibi hiç te değişmiyor! Her yeni mecliste... Türkiye'de cemiyet ve kadın Yirmi seneye yakın bir zamandanberi türk kadını inkılâbını yapıyor. İlme giriyor. . — Fakat sizin müdafaanız çok müphem.giriyor.— 233 — çöllerine çevirmiyelim.. Zaten benim sözlerim içtimaiyat bahislerine alışık olanlar içindi. Fakat her hâlde hissi selimi zedeiemiyen bir cehil ahlâkî kıymetleri hırpalıyan sahte ilimcilikten daha az zararlıdır!. Hiç bir kadın yeniliği mantık müsademelerinin... sanate giriyor.

„. Türk kadını. Muhafazakârların yahut müteassıpların fikirleri.. Gerçi türk kadının inkılâbına fikren taraftar olmiyanlar da bize itirazlarının mebdeini ilimden aldıklarını söylüyorlar ve diyorlar ki. Evet ilmin tabiî olan vazifesi budur. İlim bize türk kadının erkeğin müsavisi olup olmadığını göstermelidir. yalnız gene soruyoruz ki: Bütün bu emri vakiler kadının fiziyoloçyaî tabiatının ebedî müradifleri midir. yahut kanaatleri her ne olursa olsun. — muzafferiyeti gibi vücude gelmiyor. "işte kadının fizyioloçyası! Bu tabiat erkeğin müsavisi mi dir ?.. tahammülsüz. Yalnız muarızlarınızla bir türlü anlaşamadığımız nokta şudur: Mühim mesele bu farkların bulunup bulunmaması değil. Biz de bu emri vakii inkâr etmiyoruz. Kadmcıhk aleyhtarları bazen psikoloçya sahesine girerek bize kadının taba'n "Nazik. Yahut bu sualin manasını bizim gibi anlamıyorlar. Fakat ilim mümkün ile muhali ayırmaz? Bir mefkure ile mevhumenin ayrılması ilim vasıtasiyle olmaz mı? Cemiyet hayatında tabiî ile marazı olan hâdiselerin farkedilmesi ilim sayesinde olmiyacak mı?.n Olduğunu söylüyorlar.zaman kadın hayatı bu günkü ev kadını şartları haricindeki şartlarla birleşmemiştir? İşte kadmcıhk cerayemnın muarızları senelerdenberi bu sualimizin cevabını vermiyorlar.— 9'Kâ. belki bu gibi farkların içtimaî hayat sahesinde hakikî bir müsavatsızlık icap ettirip ettirmiyeceğidir. ince.. îtim bir inkılâbı doğrudan doğruya yapamaz çünkü ilim ihtilâlci değildir. yoksa bu emri vakiler kadının tarihî .. Filhakika kadın ile erkeğin uzviyeti mevzuubahs olduğu zaman bir takım fizyoloçyaî farkları kabul etmemek mümkün değildir. Siz iddia edebilirsiniz ki: Sırf bu farklardan dolayıdır ki kadın erkeğin müsavisi olamamış ve hiç bir .. türk ayilesinin tabiî bir surette değişmesi neticesinde değişiyor. kadın • dünden bu güne • daha içtimaî ve binaenaleyh daha şerefli mevkiler kazanıyor Fakat içtimaî bir inkılâp olurken ilmin vazifesi nedir? Susmak mı? t Elbette değil.

bu cereyanın selâmetini temin için dayima maniaları önünden kaldırmaktır. . Bu tabiatin tamamiyle salim olduğunu tarihin ve etnografyanın malûmlariyle de görüyoruz. Kadıncılığın muarızları bu suale de müspet bir cevap vermiyorlar. Kadıncılık hareketinin tabiî bir hareket olduğunu gösteren alâmetlerden biri de inkılâbın mücbir olan tabiatidir. Hülâsa.- 235 - hayatının vücude getirdiği muvakkat ve yeni şartlarla zeval bulması şüphesiz olan içtimaî emri vakiler midir?. Asrî bir devletin yapacağı şey.. muarızların doğruya benzer mülâhazaları gibi eğri mülâhazaları da Türkiye'de kadın cereyanı üzerine tesir edememiştir.

.

Ruhiyat .

.

hatta Musevide. derler. Gene Gustave LeBon araplarm medeniyetine dayir yazdığı kitapta türkleri cılız minare yapmakla.. sebat.. arap sanatinin inhisarıdır... mukaddeslerini mukaddes bilmektir. Fransız muharririnin bu fikirleri bir takım münevverlerimizin fikirlerine uygundur. Rumda.239 - Türkün seciyesi Kitapları bizde çok okunan bir fransız muharriri vardır : "Güstave Le Bon» iâtin ve anglosakson medeniyetlerini tenkit ederken iki kavra arasındaki seciye farkı üzerine nazarı dikkati celbediyor. kuvvetlerini kuvvet. türkün sanayii nefiseside yoktur. Demolen mektebini. Bu hüküm gene bir kısım münevverlerimizin türk san- . türk mimarlarını minareyi anlamamakla itham ediyor. Binaenaleyh dünya üzerindeki bütün talisiz. Meselâ bir türk mimarisi mevcut değildir. konferansla islâh etmek fikrinde olanları da vardır. Bu seciyesizlerin seciyelenmesi için çare seciyeli millete temessül etmektir. Ermenide buldukları seciyeyi türkün noksanı sayarlar. Ecole des Roches sistemini tavsiye edenler hemen bu kanaatle hareket eden kimselerdir Bu nazariyecilere göre seciye bir milletin. Türk müteşebbis değildir. fakir ve cahil milletler seciyesizdir. islâm mimarisi de bir sanatin. anglosaksonların kudreti seciyelerinin metanetidir. fikrince lâtinlerin felâketi seciyelerinin zayıflamasıdır. Aramızda türk seciyesinin noksanlarını mekteple dersle. Böyle düşünenlerin nazarında türkte olmıyan yalnız seciye değildir. Bu münevverler seciyemizin zayıf olduğuna hayatta muvaffak olmak için bu seciyenin kâfi olmadığına kanidirler. buna mukabil. onun terbiyesini kabul etmek. fedakârlık gibi seciye unsurlarının ehemmiyeti çoktur. ve dayima iktisadî medeniyeti müterakki olan bir milletin imtiyazıdır. meziyetlerini meziyet. hayatta muvaffakiyet için malûmatın o derece ehemmiyeti yoksa da teşebbüs. ve arap minarisine nazaran türk minarisi çirkindir. Gustave Lebon'a göre seciye nasıl bir milletin imtiyazı ise. onun adetlerini.

acemden kemerleri. hendesî bedialar ariyan bir zevkle türk sanatinin asaletini. Ben de bir takımlari gibi türk arap ve acem sanatlerinin muhtaser bir taklidi farzederdim. Türk sanatini meselâ şu İstanbul camilerinin bir türlü anlayamazdım. İşte o zaman bir çokları gibi ben de mimaride hep tenazur. Bizanstan kubbeyi almış.. Bu güzel motif ne arap. taklitten ibaret kalıyordu.— 240 — ati hakkındaki şüphesin? kuvvetlendirebilir. O dakikada duydğum saadetin gururu yalnız bana. bediî hislerin menbaıdır. Acemden.. bunları karıştırarak melez bir mimari yapar ştup. Bunu ahşap bir evin tezyinatı için çizmek hevesine düştüm. bu güzellik trkündü. hattâ en basit bir türk motifi bile Araptan. Zaman geçtikçe gayet müstesna. ne de basık kubbesinin sıkletiyle çöken Bizans sanati idi. türk tezyinat- . Artık bu basit lâle timsalinde türk güzelini seyrediyordum. tedahülleri ile aklahayret veren hendesî arabsekler beni teshir ederdi. O tarihtenberi türk mimarisini. Bir tesadüfle bu uykudan uyana bildim: Bir gün Beyazıt camisinin civarında bir kubbenin üzerinde lâleyi hatırlatan mermerden oyulmuş bir çiçek gözüme ilişti. Meselâ türk araptan tezyinatı. Sinanlann. Hattatlık ve tezyinatçılıkla uğraştığım tarihte ben de islâm mimarisi ve tezyinatı namına yalnız arabi. kendi dehasiyle. Elhamra Sarayı benim için islâm sanatının yekâne bediası idi. bilhassa Endülüste'ki metrukâtını taktir ediyordum. Bilâkis. Bu sanat Gustav Le Bon'nun perestidesi olan Arapların sanati. hatta Selçuktan ayrı nevinde güzelliklerin. tenazurları. Bu münevverler derler ki: Türk mimarisi diye müstakil bir sanat yoktur. ne icabetlerinin kapısı hadinden fazla açılmış bin bir ağıza benziyen acem sanatı. Tecbrübe ile anladım ki türk sanatı. kendi hususî telâkkisiyle müstakil bir sanat . ne de acem idi.karşısında bulunduğumu anlıyorum. Bütün zevkim bu garip tezyinatı seyirden. Bizans arap ve acem sanatının halitasidir. Mehmetlerin Kasımların sanatİni bir türlü keşfedemiyordum. millî benliğime ayit oluyordu. Sadece türktü.

hatta türk ahlâkını kendi hayatının seyrine dalmış. teşebbüsün. her tarihi.. büyük adamlarının teşebbüsleri.. başka feylesofları olmak lâzımgelir. kendi hususiyetleriyle duymağa çabaladım. kendi varlığı içinde. bir diğeri vazıh fikirlerin. Böyle bir insan için seciye. kendi esaletinden şüphelenir. daha bir çok sebepler her birine has bir an'ane icat ederek insaniyet âleminde mefkurenin şu veya bu muayyen bir şeklini temsile müstayit kılar. hükümeti nefisin.. kendi talihine bağlanmış manevî bir insanı arar gibi aramak sevdasına düştüm. ve hayatın müptekir. Bunlar sevilmek ve tepcil edilmek için hususî birer sebeptir. Rabbini nefsinde ariyan milletlerin ise başka felsefesi. bir eseri olarak telâkki eden bir adam için kendi milletinin seciyesini beğenmemek nasıl mümkün olur ?!. onun şahsiyetini yabancıların zevkine göre değil. Her kavmin tarihindeki muhtelif hâdiseler. olduğu gibi. Bu hâller tereddidir. her seciyeyi hususî bir hilkat. sanat. kendi milliyetini sevecek yerde ecnebi milliyetlere imrenir. milliyet ve tekâmül bahislerinde Gustave Le Bon'un felsefesini kabul etmek nasıl cayiz olabilir ?! Böyle bir nazariyenin gençlerin terbiyesi hususunda gayet muzır. 15 " İnsaniyetin bütün kuvvetlerini fiile kalbeden amel milletler arasında inkısama oğrar. bir diğeri de derin fikirlerin Arzı Mevudu olmakla iftihar eder. ingiliz . Ve şüphesiz Gustave Le Bonun sözlerinden daha doğrudur. İtalyan milleti sanayii nefisenin.— 241 - çılığını. üzerinde yerleştiği toprak. her vatan bu amelin hissesine düşen kismını yapar. ve ihtilâlkâr tesirleri vardır: Yeni nesiller kendi varlığından. „ Bu sözleri meşhur Fransız içtimaiyatçısı ve feylesofu Bougle'nin " fransiz demokrasisi için „ yazdığı kitaptan aldım.. diğeri ticaretin. Her milleti. türk hattatlığını. Ve her birinin temsile memur olduğu muayyen hah ve hüsün şekilleri vardır. Bu milletlerden biri sanayii nefisenin. müessiselerin seciyesi. her kavmin intihap edildiği bir vazife vardır. ve bulduğum yerde onu.

fakat hiç olmazsa hürriyeti müdafaa edebilir. Seciye nedir?.. doğrulukla yoğrulmuş olan türk seciyesine değil. Geniş manasiyle seciye bir ferdin fikirleri... Bu suale muhtelif müellifler muhtelif tarzda cevap vermişlerdir. Diğer cihetten mizaç bazen seciyenin bir unsuru gibi tarifin içinde görülmüş. hisleri. Seciyeyi . Meselâ niçin zenğinleşemiyoruz?! Siz onu. seciyesinin metanetinden kimin şüphe etmiye hakkı vardır ? ? Fakat diyeceklerki: Bu iyi ve metin seciye ile niçin tarakki edemiyoruz. Dar manasiyle seciye bir ferdin hassasiyet veya faaliyet tarzıdır. Bir hayat imal edilemez. Seciye Seciye fransızcadaki "caractere w kelimesinin mukabili ve tercümesidir. ve islâh edelim diye Türkün yekpare seciyesine yama uracağımza. faaliyetine engel olan manialara sorun._ 242 — •milleti teşebbüsün ve hükümeti nefsin Arzı Mevudu ise. Seciye kelimesi fransızcada olduğu gibi türkçedede muhtelif manalarda kullanılan ve muhtelif talâkkilere uğrayan bir kelimedir. hürriyeti için mücahede edenlere yardım edin. Bu cevaplardaki manaları geniş ve dar olmak üzere iki kısma ayırmak mümkündür. Müdafaası uğrunda ölümü bile ihtiyar ettiren bir hayatın esaletinden. La Bruyere seciyeyi bu manada almıştı.. bazande zekâyı bu çerçevenin dişarsmda bırakmışlar. mevcudatı ottan ve kayadan ibaret olmıyan Türk vatamda şüphesiz diğer neviden manevî kuvvetlerin arzı mevududurSiz bu iddianın ispatını istermisiniz? îşte o toprakların müdafaası için ölen insanlar!. mayası hep iyilikle. Seciyeyi dar mana ile tarif edenler zekâyı bazen bu tariflerinin çerçevesi içine almışlar. güzellikle. temayüllerinin heyeti mecmuasıdır. bazen mizaç seciye telâkkisi dışında bırakılmıştır. bu asil ve metin seciyenin hürriyetine.

O derece ki aynı mizaca mensup insanlar arasında seciye farkı mevzubahs olabileceği gibi. girmesin mi?. Salisen seciye şahsiyet mizaç ve ferdiyet kelimesinin bir müradifi değildir. Ribot bu unsuru seciyenin hududu haricinde bırakmıştır. Filvaki "seciyeli adam. ne ferdiyetini teşkil eden uzvî ve ruhî farkları.. Onuniçin her şeyden evvel seciye ile her müellifin hangi nevi hâdiseyi kastettiğini aramak bir de hususiyle seciyeyi seciye olraıyan şeylerden tefrik etmek lâzım gelir. seciyesi zayıf adam. Bu ihtilâfın esası şudur: Seciyenin terkibine zekâ girsin mi. Fakat her iki talâkkide faaliyetin esaslı mevkii muhtaıcı münakaşa değildir. ne de şuuruna dahil olan ene idrakidir. . İşte seciye kelimesinin uğradığı ithamlar böylece uzaklaştırıldıktan ve hususiyle seciyenin ne oimadığj anlaşıldıktan sonra seciyenin ne olabileceğini düşünelim. Evvelâ seciye kelimelerinin müradifi değildir. Seciyeyi tarif eden müelliflerden mizaç ve fitir temayülleri bu tarifin hududu harcinde bırkanlar arasında da ihtilâf vardır. Her müellifin seciyeden anladığı mevzu bir değildir ki bt£ mevzuun tarifleri arasında tevafuk olabilsin. seciyesi kuvvetli. belki bu unsurlara istinat eden ve hatta onları terkibine almakla beraber oniardan ibaret olmayan bir terkip. Hülasa secize öyle bir fikirdir ki bukadar muhtelif ve hatta biribirine zıt tarifleri olmasına bakılınca tarif edilemez bir mevzu zanedilir!. Bilâkis Alfred Fouillee zekâyı seciyenin bünyesine sokmuştur. bir hassa kast: ediliyor. seciyesiz: adam. Şayanı dikkattir ki seciye tarifleri arasındaki bu ihtilaf bizzat seciye fikrinin muhtelif olmasındandır. fazla tekrarlarından sarfı nazar edilmek lâzım gelirdi. Eğer seciye bu üç fikrin müradifi olsaydı lüzumsuz bir kelime gibi işaret edilmek. yüksek adam» tabirlerinde ifade edilen hakikat ne bir adamın nazarî kabiliyetleri.- 243 - doğrudan doğroya mizaç müradifi anltyan müellifler de vardır. insanın şahsiyet sahibi olmakla beraber yine seciyeli veya seciyesiz olabileceği de düşünülebilir. T.

Seciye fikri şüphesiz bu ikinci kısımdadır. İradî faaliyet ali umdelere tabi olmadıkça ve bu faaliyet bu umdeleri tatbik hususunda sadakat ve vehdet göstermedikçe seciye ismini alması mevzubahs değildir._ 244 — Çünkü faaliyet seciyenin en esaslı unsurudur. Hangi nevi faaliyetlerdir ki seciyenin terkibine giriyor ve ona seciye ismini verdiriyor? Pisikolojide faaliyet başlıca otomatik ve iradi faaliyetler olarak ikiye ayrılıyor. hiç bir korkunun tesiri altında oltmyarak belki yalnız ahlâkî vicdanına tabi olarak haraket etmiş. Demek ki seciye fikrinin delâlet ettiği faaliyetler iradî nevinden olanlardır. Çünkü filân hâdise münasibetiyle hiç bir ihtirazın. seciye alelitlâk iradi haraketlerin heyeti mecmuası değildir. ister bir mecnunun veya bir fikri sabit sahibinin haraketleri şeklinde olsun. hareketinde sebat etmiş' eğrilmemiştir. Halbuki ali umdeler dediğimiz umdeler hep içtimaî . Çünkü asıl otomatizim ister bir çocuğun haraketleri. Bir insan menfaati şahsiyesini istihsal hususunda istediği kadar faal ve müteşebbis ve hatta muannit olsun. hassasiyetle faaliyetin münasibeti fikridir. ve temayüllerle tespit etmek isteyenler nezdinde bile müessir olan fikir. Seciye. müşahhas değildir. Secize faaliyeti ihtiva eden faaliyetle alâkadar olan bir mefhumdur. Şu halde seciyeyi diğer tabir ve hadlerin biriyle karıştırmaksızın düşünenlerin tarifinde müşterek olan unsur bu faaliyet unsurudur. O halde iradeyi seciyenin başlıca unsuru olarak kabul edelim. seciyeli adam fikriyle alâkadar değildir. Hatta seciyeyi infiali hayatta arıyanlar. buna seciyeli dimeye salâhiyettar değiliz. Fakat her iradî hareket seciyeyi mi ifade eder ? Hayır. istikrar ve vahdet bulunmak gerektir. Fakat bizzat faaliyet mefhumu umumîdir. menşei uzvî ve suflî olmıyan umdelere göre faaliyette sebat. "Filân adam seciyelidir» deriz. Bilâkis bu fikre münafidir. Şu taktirce seciye olmak için ali umdeler karşısında iradenin faaliyette sebat. faaliyette ahenk hassasıdır.

hatta seciyeli ferdi kendi ferdî kuvvetleriyle. uzvî amirleriyle çarpıştıracak bir cazibe ve kuvvet mebaı da vücut bulmazdı.. Ferdi seciyeli kılan cemiyeti. meslek. denilen içtimaî mevcutta aramalıyız. a Fertlere Seciyeli ol! „ diyende " Olma ! „ diyen de odur. mektep. ahlakî umdeleri sarsılan bir memlekette seciye terbiyesinin bir buhran safhasına girmesi gayet zarurîdir. seciyenin terbiyesini ve seciyenin irtidadını kabile. ayile. Şu halde seciyemizin mukadderatı her şeyden evvel cemiyetimizin mukadderatına tabidir. Şu halde ^seciyeli ol. demekte filen bir kıymet yoktur. şahsî ve keyfî emirler yerine gayrı şahsî umumî emirlerin ikamesidir. seciye lâzımdır. Eğer bir cemiyet ve onun tarihi olmasaydı. . Adalet maşerî amirlerin ferdî sultalara galebesi.. seciyenin teşşekülü basit bir iş mevzuu gibi doğrudan doğruya terbiyecilerin elinde değildir. Pek güzel anlaşılıyor ki seciyenin istihsali. iğtişaş. intizamsızlık tecrübelerinin izalesi dolayısiyle seciyenin hayatına müessir olmak mümkündür. Ve bu seciyenin içtimaî hayattaki kıvam ile mütenasip olarak tevazün ve selabet kespetmesi kadar tabiî bir şey olamaz. Fakat muhitte ahlâki umdelerin vuzuh ile tecellisine mani olan şeytanî kuvvetleri uzaklaştıracak tenkitler ve gene muhitteki ihtilâl.. böyle ferdî ihtirasları mağlûp ettirecek.. Seciyeye kıvamını veren ve onu mukavim bir hale getiren ancak içtimai muhittir. seciyemizi düzeltelim. millet. Çünki bizi uzvî ve ferdî amirlerin sultasına karşı ahlâkan mücehhez bulunduracak kuvvet ve iktidar menbaı yalnız odur.— 245 - menşeli kıymetlerdir. Sözün kısası. fertteki seciyenin mukabili cemiyetteki adalettir. cemiyetin manevî hayatı ve kuvvetidir. Bu münasibet nazarı itibara alınarak dinilebirlir ki: Seciyenin İslahını. Binaenaleyh dinî..

kendisi ne olmak istiyor ? „ dedim .- 246 - İstidat bahsi Günün birinde bir genç geldi. ben de!. Şu cevabı vermişti: "O da tayin edemiyor. muayyen bir yaşta kendi mesleklerini kendileri intihap mecburiyetindedirler. Diğer bir gün bir çocuk babası geldi. Çünkü cemiyet. buna tabiyetile muktedir olmalıydı..w Acaba bu sualler. orta tahsilini bitirmiş ve yüksek mesleklerden birine girmek istiyordu. Tabiri diğerle. Bu sırada ebeveynin çocuk üzerindeki velayeti azalarak çocuk. Fakat bir türlü kararını vermemiş: "Acaba ben ne olabilirim? „ sualini soruyordu. bir şahsiyet ve muhtariyet kazanıyor. analar idi. Fakat niçin bü genç ve bu kız babası bana veya size müracaat edip meslek soruyor? Çünkü bu çocuk kendi kendilerine meslek intihap edecek bir kudrette değildirler. ayilenin eski dinî. Çocuğum için hangi mesleği ve hangi mektebi tavsiye edersiniz? . „ Aynı suali çocuk babasına da sordum r.. yeni hayatta aynı meslekleri bizzat çocuklar intihap ediyorlar. Bu gence şu suali sordum: "Fakat siz ne olmak istiyorsunuz ? „ Aldığım cevap şu idi: "Bilmiyorum ki!. cemiyetimizin hususî bir safhayı işaret etmiyor mu? Eski hayatta mesleği intihap edenler babalar. bu da muh terem bir zatidi: " Size bir müşkülümü hal ettirmek için geliyorum. Bu müracaatler ve bu sualler beni hayli düşündürdü. ahlâkî ve iktisadî faaliyetleri daralarak büyük cemiyete intikal ediyor. Asrî çocukların ayilelerinde kazandıkları hukuk tarihi misallerle kabili mukayese bile de» ğildir. Liseyi ikmal etmiş bir kızım var. Hülâsa. tt Ya kızınız. taksimi amele mazhar oldukça ve meslekî zümreler teazzi ettikçe eski ayile suretleride inhilâl ederek yeni ayile şekli zuhur ediyor. Halbuki asrî genç. „ dedi. fakat hangisine vereyim tayin edemiyorum. Fakat . zamanın çocukları. Büyük mektep lerden birine girmek istiyor.

Ayile hayatında arzu ettiğimiz gibi uyanık ve kendinden haberi olan çocukları yetiştirecek olan terbiye. Sonra tam ve temamiyet düsturuna muvafık bir tedrisat. istipsan nefs hususunda oynıycağı rol. Bu deslerin müsavat namına müdafaası lâzımdır. felsefe. Seciye. Marifeti nefs ve şahsiyeti öldüren başlıca iki sebep vardır: Biri eski ayile terbiyesinin büsbütün menfi ve korkak yetiştiren tesirleridir. tabiri diğerle yalnız maddiyat. Ancak bu şeraitle müstayitierin istidatla* rını seçmek müyesser olacaktır. edebiyat..- 247 — bu kudretsizlik neden? Bu kudretsizlik şüphesiz. basit bir iki fiilden ve muameleden ibaret değildir. ki bu gençlerin aldıkları terbiyeden ileri geliyor. resim ve elişine müstenit bir tedrisat. tahlili nefs. müteaddit istidatların inkişafını temin edebilir. tabiiyat ve riyaziyata müstenit değil. istidatların inkişafına müsayit faaliyetleri hazırlamak ve istidatların inkişafına müsayit usuller kullanmak olabilir. Binaenaleyh bu gün ayile hayatının yeni şartlara göre tanzimi icap eder. Mektebe gelince burada en mühim vasıta derslerdir. O dersler ki tarzı tedrisine göre müspet bir zihniyet gibi vustaî bir kafa da teşkil edebilir. Diğeri mekteplerde fikrî hayatın inkişafına engel olan ezbercilik ve şahsî mesainin tanınmamış olmasıdır. Ebeveynin her fiili ve her muamelesi mutlaka müspet veya menfi bir tesir vücude getirir. içtimaî bir mahsûl Meşrutiyet inkılâbı bize muhtelif içtimaî mefhumlar 16 . hakikaten muazzamdır. Tedrisatın bilhassa lisan ve edebiyat derslerinin marifeti nefs. Demokrasi ve cumhuriyet inkılâbı namına mektepte görmek istediğimiz en büyük tahavvül istidatlara hürmet etmek. Bir de demokrasinin en büyük vazifesi istidatların hakkını vermektir..

müsavat. hezeyana mütemayildir.. Seciyemiz içtimaî varlığımızın bir parçasıdır. O halde ferdin bu uzvî kuvvetlerine vahdet. Yaratıcı bir muhayyileye ancak yaratmak ihtimallerini taşıyan bir cemiyet hayatiyle sahip olabileceğiz. Fert hayvanı tabiati iktizası bir mübdi değil. Bu ittırat Meşrutiyet cemiyetinde yoktu. bazan bir seciye sosiyolojisi yapıyor. Fakat cemiyetin hayatında birleşemiyorlardı. Bu mefhumlar zihinlerde biri birine zıt okuyan şeylerdi. terkip ve ibda kudretini veren yüksek ve hâkim bîr mevcut olacak. fakat sedyenin kendisini icattan âciz kalıyorduk !. uhuvvet. Seciye terbiyecilerin en büyük endişesi idi. Bütün tefekkürlerinizin adesesini onun üzerinde dolaştırıyorduk. Biz böyle yaparak bazan bir seciye psikolojisi. bir muharriptir. seciyenin sosiyolojisi ise bize en mühim bir hakikat olarak iradenin içtimaî menşeini gösteriyordu. Ruhlarınızda vahdet ve kıvam bulmak için vahdet ve kıvamı olan bir cemiyetin hayatını yaşamış olmalıyız.. Aynı fert muhayyilesi itibariyle halk ve icade muktedir değil. Bu mevcut şüphesiz ki cemiyettir.. Çünkü bu cemiyetin müessiseleri tezat halinde idi. Cemiyetin bu yaratıcı kudret veren tesiri ne suretle vaki oluyor? İşte seciye pedagojisinin bütün mukadderatı bu sualin hâiline bağlıdır. gayrı Türk unsurlar Türk samimiyetinin tabiatini bozuyordu. Aynı ferdin faaliyetinde irade ve terkip kudreti yerine insiyak. İnkılâp pedagojisinin bu bitmek tükenmek bilmiyen davasını son defa rüyet etmek lâzımdır. ve otomatizm vardır.. Ruhlarınız ikizlikten ancak ikizliği atmış bir cemiyetin devamlı ve ahenkli hayatiyle kurulacaktır. Hürriyet.getirdi. Çünkü seciye psikolojisi bize seciyenin en mühim mümeyyizesi olarak ferdî faaliyetlerde ittıradı.. adalet gibi. Hakikat şu idi: Din ile ilim. Ezcümle Meşihat maarifi tadil ediyor.. Saray ile halk zahidin telâkkisiyle lâik zihniyet boğuşuyordu. . Bu itibarla cemiyetimizin sadece bir makesiyiz. Mütefekkirler için bunları müşahhaslaştırmak elim bir tefekkür mücahedesi idi.

metin ve yaratıcı fertler olarak neşvünüma bulacaklardır. iyi ve güzel nüskundan mümkün olduğu kadar çok içsinler. teşekkül hâlinde bulunan bu cemiyetin. Çocuk hazır numuneleri kesip yapıştıracağına. O halde bütün mesele yeni bir cemiyetin teşkküiünü beklemek değil. makasla keserler ve uç uca getirerek inşaat numuneleri yaparlar Ben bu eğlencelerin terbiyevî mahiyetlerine şiddetle kaniim. Senelerden beri Avrupa'dan Türkiye'ye idhal edilen inşaat resimleri vardır. sanat. yaratıcı olan hayatını bütün feyz ve şiddetiyle yaşatabilmektir. Halbuki maksadım kelime oyunu değildir. Yokluktan varlık çıkarmı?! "Yokluktan varlık çikârrm?. kendi kendine icat etmesi lâzımdır. Yedi sekiz yaşındaki çocukların kendi kendine icat etmesini istiyen bu zatin sözlerindeki ilmî mahiyet acaba nedir? Bunu düşündüm... Günün birinde bir zat bana şu sözler söyledi: ''İnşaat işleri terbiyevî değildir. Bu suali bir de iş lisaniyle sorunuz. bu suali böyle bir fikir suali olarak akıllı bir adama sorunca: "Ne mümkün! „ cevabım alıyorum. Osun için çocuğu olanlara her zaman tavsiye ederim. O halde yeni türk neslinin seciyeli olarak teşekkülüne hiç bir mani yoktur. Çünkü bu nevi işler çocuğu*mihaniki surette çalışmıya alıştırır. Gene günün birinde bir ilk mektep . bir değirmen ve sayire. Bu renkli resimleri çocuklar. Bir ev. Bu çocuklar yeni cemiyetin doğru.— 249 — Halbuki yeni türk cemiyetinin hayatı bu gün bu şartları Jıayizdir.. ahlâk kaplarını genişletiniz ve bu kapların ağızlarını bütün türk çocuklarına tamamiyle açınız.. Bir iki vakayı misal veriyorum.. yekpare. Bakınız ne garip cevaplar alınıyor. İnkılâbın kıymetlerini taşıyan irfan. Ve ben bir bedaheti münakaşa etmek istiyen adam mevkiine düşmüş oluyorum!. bir çiflik.

fakat neyi ?! Medeniyeti mi ?! İşte çocuk buna muktedir değildir. Şimdi istiyoruz ki henüz içtimaî rüşte vasıl olmıyan bu biçare vahşiler icat etsinler. anlamaz. ahlâk. onları olduğu gibi kabul edecektir.. Çocuk dünyaya geldikten sonra. . Cemiyete ayit olan sermayeleri. Bırakınız çocuk kendisi icat etsin. Muallim anlatıyor: " Mevsim münasibetiyle hazır bir soba* nümunesinini çocuklara kestiriyorum „ • Müfettiş itiraz ediyor: " Böyle hareket etmek yanlıştır.. armut ağacı da tomurcuk yapıp meyva vermeden evvel büyümek. Henüz söylemez. beşeriyetin mirasını elde etsin. Terbiyenin vazifesi ona dilini. Gene bu muallim bir gün bana rasgelince soruyor: "Siz diyorsunuz ki mini mini çocuklar hazır numuneleri kesip yapıştırsınlar. Dil.müfettişi bu hazır numuneleri kestiren bir muallime soruyor: " Ne yaptırıyorsunuz?!. hatta muayyen bir tekâmül devresine kadar onları icat edecek değil. işlemez. Biz de şaşırdık kaldık.. nasıl hareket edeceğiz bilmem?!. Onlar kendisinden evvel vücut bulmuş müessiselerdir... Bildiğimizi açık söylemekle mükellefiz. mütemadiyen tegaddi ve temsil etmek ihtiyacındadır..„ diyor. Çünkü tabiatin mali değidir. Çocuk içtimaîleşmek iztırarmda olan bir mahlûktur. diyor. medeniyet çocuğun icat ettiği bir şey değildir. çocuklara bunları biz öğretecğiz.. halbu ki müfettiş Bey diyorlar ki bırakınız kendileri icat etsinler. İlmî bir münakaşa neticesinde kati bir hezimete uğrayıncıya kadar kanaatimizi muhafaza edeceğiz. ahlâkını medeniyetini öğrenmektir. Biz bunları çocuklardan öğrenecek değiliz. kazançları cemiyet öğretmezse tabiat nasıl verir?!. diyorlar! Fakt bırakınız çocuk evvelâ temeddün etsin. Taklit olmıyan yerde icat nasıl olur?! Fakir kalan bir hafıza zengin bir muhayyileyi nasıl besler ?! Bu da bir ruhiyat hatası olacak: Bırakınız çocuk icat etsin. böylelikle istifade ederler.. Elma. bes'lenmek.

. kabiliyetsiz. muayyen ve kat'i bir zekâ yok. seciye. arkadaşlarından geri kalan çocuk istidatsız. İstidatlı diye talebesinin bir kısmını teşvik ederken. adaletsizliğe sevkeden tehlikeli aletlerdir. iktidar. „• On beş yaşırçda bir gencin bir senelik hayatı üzerinde hükmünü veren bu mektebin sözünü düşünüuyorum: İstidat. istidatsız diye diğerlerini ihmal eden bir mektepçinin mesuliyeti şu notadadır. her hangi musahabede yahut tenkitte gelişi güzel kullanılan klişelerdir. Bana bilvasıta şu cevap verildi : "Istidaden zayıf olduğundan!. Onun nazarında ikinci senede şu muayyen malûmatı kazanmıyan. belki hususî zkâIar vardır. bunlar mektep hocalarının dilinde ve terbiye kitaplarının sayfalarında. kabiliyet. umumiyetle insanın tekâmülü hakkında felsefî.Bu adam klâsik kayidelerine ve ananevi usûllerine rağmen çocuğun. Bir çok hilkatlerin mektep haricinde ve mektepten sonra inkişaf ettikleri görülmştür.. Bu çocuğun niçin sınıftan döndüğünü anlamak istedim. Hele muayyen bir mektepte beğenilmiyen bir çocuğun diğer bir mektepte takdir edildiği çok kere vakidir. Bir çok hilkatler de hayatın ilk devirerinde inkişaf etmemekle beraber daha sonra birden yaratıcı bir hamleyle inkişaf etmişlerdir. meleke. Şu halde nasıl oluyor da bir iki lisanı zararsızca yazan ve okuyan temiz ve gözel giyinen ve muaşeret kayidelerini tatbik ede- . Halbuki tekâmül fikrinin bu gün en samimî müradifi orijinalik fikridir. hiç olmazsa canlı denilebilecek bir tellâk ki sahibi değildir. Bir çocuğun tekâmülü ötekine benzemez Çocukların tekâmülleri arasında kat'i bir muvazilik tesis edilemez.Istidaden zayıf! Geçende ecnebi bir mektebin imtihanında donen bir çocuğun vaziyetini tetkik ettim. Bunlar çok kere müphem oldukları için vazh ve kat'i fikirler gibi kuUmldtkları zaman ekseriya dalâlete. yahut tenbel ve sayiredir..

En amelî en ziyade müşahedeye muhtaç olan tetkiklerde bile bu böyledir. Maksadım okumanın yalnız çokluğunu. yani . Meselâ tarih. fakir. Evvelâ şunu ehemmiyetle işaret etmeliyim ki malûmatın. görgünün çokluğu kadar akıl hayatımız için mühim bir sermaye ve azık olmaz . yalnız? kemiyetini ölçü olarak kullanan telâkkilere karşı yazmaktır. birer dikkatli bahçıvan olduğunu unutmıyahm. Kaldı ki biyoloji. Mahkemede. çünkü bir hüküm ve muhakeme hissesi vardır. etnografya. Terbiyeye memur olan çocuk değil. mekteptir... Haydi bunu diyebildik.9^9 _ bilen bir gence istidaden zayıf diyebiliyoruz ?!. psikoloji ve sosiyoloji gibi sırf tefekküre. Froebel'in icadı olan w Çocuk bahçesi „ hayali ne kadar beşerî bir hayaldir. Çok okumak Bu serlevhanın altında "çok okumak mı iyidir. Bu bahisler tabiatin kanunlarını arayıp bulmak vayifesini taşımadıkları hâlde bir müdekkik ve bir tespit edici mevkiinde yine ilmî bir tefekkürdür. yahut zengin bütün çocukları» tekâmülünü idareye mahsus bir bahçe ve hocaların bu nebatlara karşı betbin ve bethah yabancılar değil.. yalnız bir şartla : Bu unsurlar beynimizin dokunmasına karışmalıdır. Fakat bu nasıl mümkün olur ?. ehlî yahut vahşî. az okumak mı iyidir? „ gibi avamca bir suale cevap verecek değilim. nebatların ve hayvanların yalnız tavsifini yapan morfoloji bahisleri de böyledir. Mektebin zayıf yahut kuvyetli. Mektep çocuğunun hususî kabiliyetlerine intibak edebilecek gibi tedbirler almış mıdır ? Mektep bir türlü çocuğu kavrıyamiyan çerçivesini biraz daha daraltmış mıdır? Hayır. istiyor ki çocuk mektebe intibak ettsin!.. nasıl oluyor da birden onu sınıftan dışarıya ata biliyoruz!. kanunda aradığımız adaleti mektebin işlerinde de arıyahm ..

böyle bir zatin ne ilmî bir kıymeti ne de ilmî bir rolü olamaz. İlimden felsefeye geçelim. Yalnız çok okuyan hatta okuduğunu iyice hazmeden ve böylece muhtelif meselelerden bahseden bir içtimaiyatçı farzediniz. ahlâk. ilim. dayima karışık olan hakikat karşısında insanın usulü dayiresinde düşünmesidir ..bu ruh ve vicdan inkişaflarına maddenin . ve maddenin katı elleriyle ruhun. terakki. servet ve saman gibi haricî ve maddî mevzuları aynı kafa ile tepcil ediyorlar!. mefkure.. terbiyede " Fikircilik „ kılığına girerek kuvvetini ya eksik bir ilimden alan yahut ilmini yanlış bir felsefeye saplıyan bu mezhepler.— 253 — mukayese ve istidlale istinat eden ilim şubeleri. zevke. kalp. vicdan. vicdanın en harim eserlerine. Aklın hangi çeçe- . Felsefe hayat yakut tekâmül dediğimiz hiç te sade olmiyan. ahlâka tasallut ediyorlar.. yahut bediî bir iştiyak şeklinde görünen fakat dayima batını bir tekevvünden haricî bir teşekküle doğru seyreden . Şöyle ki madde halik.. Siyasiyatta " Tanzimaçılık „ hayatta "Mihanikiyetçilik» . gibi aynı hayatın tecellileri hakkında yalnız başkalarını nakleden fakat felsefesi yahut felsefe görüşü olmiyan bir "çok okumuşsun kıymeti ne olabilir ?!.... madde sebep. fen. sanat. Böyle olduğuna göre zekâ. ruh ile vicdan netice sanıyorlar. gibi ruhî ve vicdanî mevzuları aynı suretle tezyif. irade. Maddiyatperestler ve yeni gençlik Bu memlekette bir kısım münevverler var ki hak.dayima hariçten dahile doğru olanmihanikî tesirleriyle müdahale ediyorlar.. dinî bir intibah.. aynı vaziyettir. madde ile ruh ve vicdan hakkında aynı galeti ruiyyetin esiridirler. ahlâkıyatta "Menfeatçilik. siyasî bir inkılâp. ruh ve vicdan mahlûk. ahlâkî bir buhran. Bunlar doğrudan doğruya tefekkür mevzularıdır .

mağlubu takbih ediyor. mefkureyi iştiyaklarını bile tezyiften çekinmiyorlar: Meselâ Türkün yaşayışında iffetin en büyük düstûru olan kanaatine " miskinlik „ . kuvvanî bir hakikat.kafa ile madde- . Aynı. hayır ve şer mefhumlarını ferdî hesaplarla hâlle kalkışan ahlâkıyatçılar. rahmaniyi takdis etmenin hissî ikrarı olan mahviyetine " zillet „ . bu mezhebin en derin temeli . Kanaat. „ diyerek kavgayı. Galebe kavinindir.. fakat ezelîyi. kavga. fikri. tahsili manevî ve ahlâkî inkılâplara mebde bilen terbiyeciler bence hep bu mezhepten sayılabilir. ilme teveccüh ediyor: Tabiatte " vahşî „ hayvanları ." Maddecilik . vicdanın hangi mevzuuna çökerse çoksun. Bu hükmü nasıl veriyorlar ? !.idare eden kanunlara bakıyor.. bütün aklî ve iradî tedbirler ve teşepbüsleri fevkinde kadere karşı göstediği tevekküle " aciz „. Maddenin mihanikiyeti haricinde amel. keşfe sığmayan bir hakikat yoktur diyorlar. şan ve şöhreti istihkar. sonra düşünerek !.'tir. denilen hayatı duyduktan ve yaşadıktan sonra iğrenerek'mi ? Hayır.. Avrupa'yı kör körüne taklitle memleketi islâh etmek istiyen tanzimatçılar. evvelâ iğrenip. gözle görülemiyen. tahlile girmiyen.kelimenin en geniş telâkkisiyle . her türlü külfet ve israftan azade olan hayatına " iptidaî „ diyorlar !. vicdanlarda bulamayınca akla. içtimaî hayvanları değil . zayıfı. kökleri hayatta o'mıyan her harici kuvvet gibi müeyyidesini kalplerde. mahviyet. ilmin muayyiniyeti haricinde nizam yoktur. tevekkül.. kavî ile zayıf arasında bir güreştir... Maddeciler işte bu mebdeden hareket ederek milletin vicdanî duygularını.. " Hayat bir kavgadır. hayata hikmiyen kimyevî bir hâdise diyen hayatçılar tekâmülü sırf muhitin kör ve tesadüfi tesirleriyle izaha yeltenen tabiiyatçılar. hesaba. Maddeciler makulât ve maddiyat dünyası haricinde ve akıl ile ilmin maverasında mevcut ve müstakil bir âlemden. Maddecilik.. mahsusat ve maneviyat âleminden haberdar görünmüyorlar.— 254 — çevesine girerse girsin.. akılla izah edüemiyen. kuvveti atkdis.

münevverler halke karşı derin bir gayz duydu. Memlekette bir yeis dalgası gibi süratle yayılan bu tefekkür hastalığı meşum neticeler doğurdu. Türk yaşamak kabiliyetini gösterdikçe " Halâ yaşıyor ! „ diyor. halkı bu enmuzçeten çıkarmaktır. kangren bir uzva ameliyat yapan cerrahlar gibi.. Maddecilerin zihninde u Anadolu köylüsü „ hasta. " Avrupa görmüş zat „ 'tir! Anadolu köylüsü ise . Maddeci bolulu Türkün bu saygısızlığa karşı isyanında medeniyet için bir kabiliyetsizlik manası buluyor. Hatta avrupahlarm " Hasta adam „ dedikleri bu Türke o daha fazlasını söylüyor: " Bitmiş ! „ diyor. mütefessih bir mahlûk gibidir !. ameliyatın icrası için her şiddeti. " Sürünenler için ölüm saadet. bu hayattan sadece iğreniyorlar.evvel emirde yalnız bıyıkları tıraş edilmesi lâzım gelen bir aşçı yamağıdır!. Maziye muhabbet.. Maddecilerin gayesi " Medenî adam „ yetiştirmekti. Hasta. Bir kere halkle münevverlerin arası açıldı. Bu içtimaî şakavetin tahribatı bereket versin ki münevverler sahesinde kalıyor da halka giremiyor. bütün geriliğimizi kafa tasiyle izaha kalkışıyorlar !. Sevmiyorlar. ve " eşek Türk! „ demekte tereddüt etmiyor.. geriye kalanlara hayat haktır.. Nazariyelerinin çürüklüğünü görmekten âciz olan bu insanlar çürüklüğü halkin hayatında bulmak istiyorlar. terakki ve temetdüne asi. medeniyete husumet gibi telâkki edildi. Hakikati halde maddeciler islâh etmek istedikleri hayatı seviyorlar mı ? !.- 255 — cilik göz önünde olanlara başını çeviriyor. firengili. vicdanından istifa edenler görülmüye başladı. Türk yaşamakta inat ettikçe " Acaba niçin ölmüyor ! „ diye şaşırıp kalıyor. Hayat ve necat . Bütün siyasetlerinin gayesi hasta hayale karşı nefret telkin etmek. Halk münevvrlere. Milliyetinden irtidat.. „ diyor!.. Tahribat halkın aklı selimine çarptıkça maddeciler şaşırıyorlar. O zaman merdut bir ırk nazariyesine yapışıyorlar. Medenî adam.bir edibimizin tasvir ettiği gibi . maddeciler de kendilerini istırarî bir mevkide görüyorlar. her cebri mubah sayıyorlar.

Bütün bu ceryanm neticesinde seciyemizi tahripkârlık ve riyakârlıktan ibaret bir tabaka kapladı. ilim yayılır. orjinal bir ruhu olduğunu. Gençlik bu felsefî inkılabı yapabilmek için lâzım ki her şeyden evvel yabancı bir hayatın cansız mefhumlarını zihninden atsın. mefkurenin yalnız vicdandan doğabileceğini bir türlü anlıyamadilar. yahut hariçten düşman gözüyle görülen ve iğrenilen bu hayatı bütün samimiyet ve harimietiyle bir kere kavrayıp nefret siyaseti yerine muhabbet felsefesi koyacaklar. Yeni gayreti.. sandılar. vicdanı. türkçe yaşamak âdeta güçleşti. Maddeciler tekâmülün içeriden gelme bir şey olduğunu bilmediler. türkçe anlaşmak. zevkin. bir sanatkâr kalbiyle duyacaklar ve bir sanatkâr aşkıyla seveceklerdir. tarihin canlı. f Bu katlanış ve dönüş ne maziyi parça parça . bu tarihi bütün canlı sadmelerinde ve yaratıc» hamlelerinde duysun.. bediî bir hayatı. Millî. zorla güzellik olur. ve yine müstesna. Terakki ilâç gibi hariçten şırınga edilir. garbı .kör körüne . bir tekevvün mahsulü olduğunu farkedemediler. Türk milletinin de müstesna. her kavmin diğerine göre iyi kötü. zihinlerdeki madde kahbiyle kalıplamak istediler. Tarihin devamında ise ölüm tehlikesi görüldü. O derecede ki türkçe söylemek. Bilâkis ruhu. ahlâk düzelir. hülâsa kendine göre bir oluşu ve duyuşu olduğunu düşünemediler. canimin canlıdan. Artık bu günkü gençler şu iki yoldan birini tutacaklardır : Ya maddeci kafasiyle maneviyat sahesinde ki tahribatımızı sonuna kadar götürecekler. mahallî olan şeylere karşı husumet edildi. hayatı bir mühendis gözüyle görecek yerde. makul gayrı makul. avrupaî olmakla beraber lisanı. ahlâkın canlı olduğunu.- 256 - hep mazinin inkıtamda arnadı. bütün seyirleri ve zarureleriyle bu tarihi yaşasın ..taklitle şark terakki eder. Tekâmülün bir tahrik eseri değil. sonra tarihine katlansın. cansız bir şey gibi ezmek. eski nefreti âdeta bir din oldu. katı. orjinal bir medeniyet yaratabileceğini. sanatin. büzmek.. istikbalin ancak maziden.

gerileyip gerileyip te canlı mazisinden aldığı bu hızla ancak. Yüksek cami kubbelerine elle yetişmek. Bu işi görebilecek adam. şelâleleri kendi vicdanının derinliğinden bu gün bile akıp geçtiğini işitecektir. benzemiyecek. ne de o güzel kubbeyi yapan sanatkârdır. bu canbazlarln bütün hayatları böyle örümcek almak için kubbeden kubbeye tırmanmakla geçer. inadına gider kubbenin ta ortasında sinekleri yakalamak için ağ kurar! Aşağından bakanlar bazen bu ağı kubbeye sürülmüş siyah bir leke gibi görürler. Bir kere kurulup örüldükten sonra bu kubbeler. Fakat örümcek denilen cılız ve sessiz bir hayvan vardır .. belki cani* mevzuun duyan bir sanatkârın.. Artık kubbenin güzelliğini kirleten bu lekeyi temizlemek farzolur. altında dolaşan insanların temasından uzak kalırlar ne güzel!. bir hayat ve tarih sanatkârının sezişine benzeyecektir. ne de bu parçalan zorla yaşatmak istiyen mürteciin teşebbüsüne. aynı nehrin dalgaları. sanatın maziden beri ardı arası keislmkesizin akıp gelen nehrini duyacak. Onlara "filân kubbe nasıl?„ diye so- . ayakla tırmanmak mümkün değildir. üzerinde ki riya ve irtidat kabuğunu atıp halin mütereddit günlerinde mevut istikbaline atlıyacaktır. Bu canbazlar bazen hayatlarım tehlikiye koyarak orta kandilin zincirine tırmanırlar. Örümcek alan canbazlar. Bazen de bellerinden iple bağlanarak kubbenin etrafındaki gezinti yerinden ileriye sarkarlar ve ellerindeki tavan süpürgesini uzatırlar. mahsus canbazlar vardır. İşte Bu vaziyetlerde örümceği almcıya kadar kan ter içinde kalırlar. ne meyzin. Ruh. Bir sanatkâr ki ahlâkın.. Örümcek alan.— 257 - tespit eden müverrihin. ne imam..

Ne kubbeyi yapan mimarın zevkinden... fazla olurlarsa aç kalırlar. Bazı münakkitler vardır. Nazarlarında kubbe. bu örümcek canbazlara benzerler ! Ne zaman yeni bir kitap. mimarlar için iş böyle değildir.. filân faslında ve filân satırındaki filân kelimenin ve filân harfin manası. ne zaman yeni bir kubbe örülse derhal altına gelip örümceği var mı diye kubbesine bakarlar ! Bulamazlarsa kızarlar. şairler. manasından. Onun için her keşi örümcek canbazı yapmakta fayda var mı bilmem ?! Halbuki ressamlar. "Çok pis. şekli. cami kubbelerini örümcek ağları kaplardı • Fakat bir kaç canbaz bütün İstanbul kubbelerinin örümceğini almak için kâfidir . Yalnız örümcek ağının kara hayali vardır . Çünkü bir canbaz her gün bir yerde çalışsa senede yüzlerce caminin örümceğini alır. Bu münekkkitlerin bütün gayretleri filân kitabın. Bunlar ne kadar çoğalsalar belki o derece hayırlı olur.rulsa. çok kirli!. ne zaman yeni bir fikir ortiya konulsa. yeni bir mecmua çıksa. felsefesinden ne haber?!. ya altından. ya kenarından eserin örümcekli yerlerine tenkitlerinin süpürgesini uzatırlar !.. Örümcek canbazları İstanbul gibi kubbesi çok bir şehir için pek lüzumlu adamlardır: Eğer onlar olmasaydı. zira geçinmeleri o yüzdendir! Bulurlarsa hemen kollarını sıvarlar. ne de kubbeyi tutan fennin hesabından haberleri bile yoktur. ruhundan. Yerden kırk elli metre yüksekliğe tırmanan. Bu sözden hiç bir şey anlamaya- ... yine o kadar bir derinliğe sarkan bu zavallıların kubbe zevki duymak. İnsanları böyle mesleklere teşvikte belki daha ziyade fay ide memul ola. Bu tenkit canbazlarma sorsalar ki kitabın.. ekmek parası kazanmak zaruretiyle örümceği alınması lâzım gelen yüksek bir tavandır! İşte o kadar. filân mecmuanın.. kubbe hesabı anlamak kabiliyetleri» sanki örümcek ağiyle örtülmüştür!. mecmuanın. noktası ve yahu I bilmem nesidir!. „ derler. Ne örümcekli kubbenin ne de örümceksiz kubbenin zihinlerinde bir manası yoktur.

Kusuruz olan yalnız Allah'tır!. Ve bütün gibi görülmek. ruhuyle yekpare. Fakat denilecek ki bu nevi tenkitçiler mücrim midir ? Hayır bilâkis..... Sanat eseri bir dokuma değildir ki her bir teli ayrı ayrı çekilip yoklansın. mefkureyi aramıya mü say i t değildir.. Fakat. öyle anlaşılmak lâzım gelir. Çünkü her eser mutlaka kusurlu. Eğer münekkitlik bu canbazların zahmetinden ibaret olsaydı dünyada güzel. Çünkü ne vaziferi.. canlı eser olamazdı. Gerisi?! Kuru kalabalık !. kelime. kollan tavan süpürgesini sallıya^ kadar uzun olmak şar tiyle. canlı bir bütündür.— 259 - rak ve dayima örümcekten bahsediliyor sanarak " Aman sormayın çok kirli.. ne de idraklari asıl fikri. bacakları zincire tıranacak kadar kuvvetli. çok fena!. kuvvet âlemini göremez. Her eser vücudiyle. O da. Gözleri harf. büyük. imlâ. ruhu. mana. hatalı. dediğim gibi. maksat. nokta ağları altındaki koca bir âlemi. derler. böyle bir kaç tane olursa bütün bir şehir için kâfidir!. müfit adamlardır. . kısmen örümceklidir.

Felsefe .

Felsefe .

.

'nin tarihçesini bile yazmıya kalkıştı!. diyordum!. Bu güne kadar devlet ve milletin muammer olmasını bile münevverlerin ilminden ziyade. Köye vardığımızda çocuğun verdiği bütün malûmattan istifade ettik . Vapur Bozburun'n dolaşamadığmdan Armutlu limanına iltica etmiştir . cahil bırakalım. O tarihte intişar eden kitaplarımda hep bu miskinliğin aleyhinde yazıyordum. Bir iki gün sonra İstanbul'a avdet ederken vapurda kamarotun oğlu olacak .. Çocuğa köyün yolunu.. daha iyidir. manasızca sırıttı. Bir müddet yüzlerine bakarak. Şehirli çocuğun bu yabaniliğini görünce o köylü çobani hatırladım.. bu sefer daha dişliyerek koparmıya başladı !. Çocuk bize istizaha hacet bırakmıycak derecede açık ve kat'i cevaplar verdi. Çocuğa: İsmin ne ? diye sordular. gemirip duruyor ! yanımızda bir kaç musevî genci var. Hiç unut17 . Elinde koca bir limon ayvası. Gerçi benim böyle söylenmemi cehalet taraftarı ve ilmü irfan düşmanı olduğuma atfedenler oldu ! Hatta zürefadan biri bu " İlim husumeti. kirli. Şehirli ananesinin bu çirkinliğine karşı köylü ruhunun sadeliğini tercih ettim.. yiyecek.. Tekrar sordular. halkın ruhundaki safvet ve bekârete veriyordum !.— 263 — Babnî hakikatler 1912 senesi Mudanya karşısında Armutlu köyünde bulunuyorum. içecek bulunup bulunmadığını sorduk. Sonra başını önüne eyip yine ayvasını. Köyü dolaşmak istiyoruz . Deniz seyahati uzun sürdüğü için canları sıkıldığı anlaşılıyordu. Böyle bir maarife cehaleti tercih ederim. alık salık bir şey!.yine sekiz on yaşlarında diğer bir çocuk bulunuyordu : yüzü. utandırmak. kaç dakika uzakta olduğunu. lakırdı söyletmemek. Hiç cevap vermedi. değnek elde hayvan gibi sürmekten ibaret olan ananevi usullü terbiyemize isyan ettim. Fakat yolu bilmiyoruz . çocukları mektebe göndererek sersemleştirmekten ise. Tarlanın kenarından sekiz on yaşlarında küçük bir çobana rastgeldik.. gözü karışık.

bahçe. belki kendi ruhunun tabiatıdır . onu renge.. Siz sanatkârın resmini fotoğraf ve mühendis göziyle tabiate ne derecede mutabık diye tenkit ederseniz. sokak. şekiller. Batinî bir hakikat . Kullandığı mantığın vukuatı kavramağa . Bence iki türlü. cisimler yaratıyor . göz. Gerçi her ikisinde de gözün rolü bir değil. Kaç türlü mantık vardır. Sanatkâr onu duyuyor. bunu ya bir mühendis gibi tahlil ederek. bazılarını hafifletir. hatta bir gayedir! Mühendis için.. . çizgiye sokmak için yepyeni bir âlem. Nasıl oluyor da böyle bir adam cehalet propagandası yaptığıma kani oluyordu ?! Bunun sebebi o adamdaki mantıktır. ne derece canlı diye. çiçek. zaptetmek lâzımdır . Çünkü sanatkâr bu suretle gördüğünü çizmek değil göz için mekşuf olmıyan bir hakikata vasıl olmak istiyor. bazılarını atar. yahut bir ressam gibi duyarak göreceksiniz . mühendis için. Ancak heyecan ve güzellik itibariyle kendi tabiatına ne derece mutabık yani manevî dünyasını ne derece tasvir etmiş diye tenkit etmelisiniz . tabiatin kendisi değildir.. takdire müsayit olmamasıdır. Lâkırdı sırasında lâtife olsun diye: — Malûm a. hatta iki türlü görüş vardır. diyeceksiniz!. Öyle bir bediî âlem ki hiç bir hakikati tabiatinkine mutabık değil! Şu halde sanatkârın icat ettiği tabiat. Ne derece doğru diye değil. dedim ... göze göründüğü gibi çizmek. biz cehalet taraftarıyız!. Bu zat gayet tabiî olarak: — Ayol halâmı öylesin?! dedi!.... bir alet. insan vücudu. haksız olur .. hem görmez ! Bazı çizginleri alır.— 264 — mam bir gün de fazıl ve müdekkik tanınmış bir dostumla görüşüyordum. maksadımı izah edeyim: İşte bir şehir. karşısındasınız. San'atkâr ruhunu bu batini tabiat vasitasiyle ve bu tabiat vesilesiyle tecelli ettiriyor demek. Adamcağız gerçekten inanmış ve şimdide hayret ediyordu. Fakat sanatkâr için böyle değil: O hem görür. bazılarını da mübaleğalandırır.

cemiyetinde içtimaî uzviyetine muvafık müessiseâeri. ahlâkî. gibi manevî. Değilse mikyas.... aklın mantıhını kullanmakta elbette haklıyız. Tutunduktan sonra bu vücudu yani bu renek ve çizgileri taşar aşar. iktisat. Bu hakikat «şyaya. Kendi hakikatine kendi hakkına vasıl olmak için. miyar artık zevktir . bir takım anüessiselerden teşekkül edrr. kalp manasiyle ne kadar iyi duydu. ahlâk. Hülâsa tenkit... bu ister bir ressam. Kabul edelim ki madde sahasinde hakikat " Doğru „ olandır. Binaenaleyh zevke. ahenk. hesaba. iktisat. Canlı mahlûkların uzviyetlerine mutabık fiilleri olduğu gibi. müessesesiz cemiyet. yalnız çirkin ile fenadır. iştiyak. sanate. mevzua göre değişir. müessiseleri o cemiyetin bünyesine göre bir türlüdür. düşünen adam. hayata temas «den bahislerde göz manasiyle ne kadar doğru gördü diye değil. Sanatkâr bunları söylemek için bir lisana muhtaçtır. dinî. Bu batını hayat zahirî bir vücude tutunacaktır.. dediğimiz müe- . kısalık. hendese mevzuu mu? Yoksa bir ruh ve heyecan mevzuumu ? Yazan. ve duydurdu. bediî. Batıl. fakat o kadar.. Bir hesap.— 265 - Çünkü sanat aleminde ifade edilen hakikatler uzunluk.. Fakat mana sahasinde hakikat.. Her cemiyette din. ıstırap. zahirî hakikatler değil elem. diye tenkit edebiliriz. yoksa batını bir hakikatimi. Mevzu nedir. akla taalluk eden neviden ise. yeşillik. neyi ifade etmek istiyor! Zahirî bir hakikatimi. batini hakikatlerdir. müesseseler. müessisesiz içtimaî hayat yoktur. ahlâk. kırmızılık gibi maddî.. ne kadar yaşadı ve yaşattı. ister bir heykeltıraş olsun.. iyi ve güzel olandır . Cemiyet olan yerde bu müessiseler vardır. Tarih ve hayat İçtimaiyatçılar derler ki: " İçtimaî hayat. vazifeleri vardır. Din.

" İçtimaî bünye n gibi ilk uzvî bir mebdein neticesi olan içtimaî müessiseler^ ve bu müessiselerin toptan ifadesi olan içtimaî hayat. cemiyetine karşı menfi kalmak vaziyetinden kurtulamaz!. Bu değişmenin aleti.. fertlerinin işte bu tarzı teşekkülüne. içtimaileşemiyecektir. içtimaiyatın irşadından çıkarılacak doğru netice şudur: Kabile. aşiret. ve ne gibi maddî tesanütler vardır?.. cemiyetin bünyesine bağlıdır. kabilevî bir hayatmı yaşayorlar. tesanüdü ne derecededir. cemiyetin hayatına müessirdir. Fert.. beynemilel münasebetler. doğrudan doğruya cemiyetin bünyesi olmak lâzım gelir..yani tahassüs ve tefekkür tarzlar» . iradî hareket. Meselâ umumiyetle bu fertler arasında ne gibi manevî müşabıhetler.— 266 - ssiseler.? Bütün içtimaî hayatın mukadderatı. yoksa muhtelif işler ve muhtelif ihtisaslerle birbirine bağlanmışım bulunuyorlar ? Fertler tarafından vücude getirilen zümrelerin tedahülü. " içtimaî bünye „ denilen hakikattirİçtimaî bünye. ferdî iradelerin hedefi. ehemmiyeti yokmudur ?!. bir cemiyeti teşkil eden zümreler arasında içtimaî münasibetin U biatidir. Coğrafi muhit. arzuyu hod yi kılamaz ! „ İçtimaiyatın bu hükümlerini dinledikten sonra birden bire kendimize. . Bir fert terakkiyi. .cemizetten cemiyete. ihtiyarının cemiyet hayatında bir kıymeti. Fertler dağınık. devlet. gibi her hangi bir cemiyet dahilinde yapılacak olan bütün inkılâp teşebbüslerinin. Ferdin iradeyi cüziyesinin. O halde evvelâ bu içtimaî bünye nasıl değişir. yani cemiyet dahilinde de. bünyeyi değiştirecek inküâplar olmadıkça teceddüt hususundaki bütün mesaisi kısır kalacak. „ Fakat bilâkis.. devirden devire değişir. soracağımız sualler şudur: " O halde fert içtimaî bir cebriyetin tarihi şeametin kör körüne esirimidir ?!. Bu bünye değişmedikçe. içtimaî hayatça değişemez. ferdin keyfi. buna dikkat etmeli. teceddüdü ne kadar arzu ederse etsin ve bu uğurda ne kadar çalışırsa çalışsın cemiyetin bünyesi değişmedikçe. Bu bünyeyi tadil ve ıslâh edecek mahiyette olan her ferdî.

iktidar ifade eder. Çünkü irade.. yenilmez zannedilen setlerin karşısında kalan fertlerin ve millet- . böyle olurken şuurumuzu. vefiyat. vicdanımızın en derin.. belki bu iradenin hedefi. Keyfin tazammün ettiği şekiller mevhumdur.. ilimler fenler ile yine şüphesiz. gibi haricî/ siyasî sebepler. Böyce aşılmaz. gayret ve cesaretle çalışmak ihtiyacını duyar. Şüphesiz bu vazifenin imkânı. tevellüdat. en karanlık tabakalarından kopup aklımızın en aydınlık yüzüne çıkar. bütün benliğimizi sarsar. muhakemeler. diğer bir neviden ve diğer bir tabiat demek olan içtimaî kuvvetlerin varlığı bu ihtiyarımızı neden selbetsin ?! O şartla ki sarfedilecek emek. batını mücahedelerle. büyük dinlerin zuhuru. türlü düşünceler. gibi kuvvetlerin mevcut olması. kanunlar. sonra o asırda ulûm ve fününun terakkisi. ziya.. iktidar ise imkâna asılır. istikametidir. Demek ki mesele içtimaiyat noktayi nazarından mevzuu bahs ve münakaşa olan ferdî idarenin vücudu değil. Hülâsa fert içtimaî hayatta bir takım mukavemetlere maruzdur ve bunları yenmek. mektepler. her duyulması lâzımgelen arzu. aşmak vazifesiyle mükelleftir. tahlil ve tarifi imkânsız olan bin türlü heyecanlar. aksam ve anasırı meçhul. madde üzerinde ki nüfuz ve hakimiyetimizi selbetmiyor. rzvî sebepler.-kanularına uygun olsun. Öyle dakikalar ki büyük. Cansız tabiatte cazibeyi arz..— 267 — iktisadî muameleler. bu kuvvetlerin de tabiatıne.. sari hastalıklar. düşünmıye muhtaç olur. heyecanlarının mühim bir faaliyeti mevzubahs olmaktadır.. gibi dahilî... muharebeler. ihtiras gibi. keşfiyat. Bu ihtiyaç.. elektrik. Bilhassa büyük yeis ve tereddüt anlari vardır ki fert. gibi büsbütün cihanşümul ve beşerî sebeplerle bu tahavvülün mihaniki bir surette vücude geldiğini farzedelim. Filhakika içtimaî ilimlerin ve tarihî tetkikatın bize nefiyettiği şey ferdin iradesi değil.. keyfidir. hayatının seyrine karşı gelen hailleri yıkmak. devirmek için aramıya. Bu cebrî şeraitte bile ferdin iradesinin ve tabiatiyle zekasının. bir mefkureye koşar!. pek büyük.

Çünkü derinleşmek ve gerilemek. ölümü aşmak zaruretinde olan bir hayat için. hürriyet havasıdır... Düşününüz bir kere. kendi aklı. bîr radde gelir. ö'ümle karşılaşan böyle bir ferdin halâs ve hürriyet için baş vurduğu çare nedir ? Yine kendi ruhu. yeni ihtiyaçlara göre yeni baştan vücude getirmektir. hızlanır. Cemiyet mazisinin canlı hatıralarını karıştırarak eski unsurlarla yeni eserler. böyle bir adam. yeni yeni müessiseler vücude getirmiyormu ? !... hayatın kaynağıdır.. kendi vicdanıdır. nihayet o yoldan bütün mazisinin en uzak. en tabiî. ruhunun en gayri meşur.. en dik yokuşlarına tırmanır. en karanlık nok talanna doğru. Sanatkâr. istikbale atlar. Ferdin hayatında gördüğümüz bu canlı irticai aceba cemiyetin hayatında bulmıyormuyuz? Cemiyet te zaman zaman bilhassa büyük bir hezimet ve atalet devirlerinden sonra hayatını. Fakat bu sefer ruhunun en derin. Haricin nazarında aşikâr bir irtica olan bu hareket.. hızlanarak ta ileriler. Ruhlar ihtilâlci sadmelere.— 268 — lerin hayatı son derece esrarengizdir. Fertte hafızanın ve garyi şuurî * hayatının oynadığı bu rolü. her hangi adam ki hayatının önüne dikilen koca duvarı yıkmak için vücudünde takat. her icatta maziyi karıştırıp yeni şartlara. bir mimar ki muhayyelesinin doğurduğu taş ve demir şiirini okuyacak bir meslek... bir mektep bulamıyor. hürriyetini tehlikede görünce. Teneffüs ettiği hava. kuvvet bulamıyor . geriye sıçırayarak mazisini yoklamıyormu ?. en kuvvani nahiyelerine inerek esrarıenğiz bir kuvvet ve kudret menbaı arar gibi dolaşır dolaşır. batının zevkince kat'ı bir itilâdır. yaratıcı hamlelere pek müsait bir zemindir: Bir şair ki canlı ilhamlarını sığdıracak lisan bulamıyor. yahut kahraman. Her terakki bir icat. öyle bir noktaya varır kî artık içtiği su. hayat ırmağının suyudur. Vardığı yer. cemiyette aceba tarih ve sanat oynamıyormu? Onun için meselâ Türklerin . en selikavî bir harekettir: Hayat geriliyerek.

hak olmasına tabidir. hakkı öğretmek.— 269 — bu gün tarih ve sanat eliyle mazilerini karıştırmaları bir hayır çünkü bir hayat alâmeti değil midir ?. zihnin hüküm. büyük savletlere davet [*] Mefkure ile mazının münasebetine dair olan bu yazıları 1922 neşr etmiştim. haricî tehlikiye en çok maruz kaldığımız dakikalar değil midir. olduğu gibi. en kaçıcı hatıralarını yokladığımız anler hangi anlerdir? En müşkül. Bunun gibi milletin en felâketli en buhranlı dakikaları hangi dakikala rdır ? Varlığının tehlikelere girdiği.V. maziyi mazinin hayatını. Düşünelim. . muhakeme gibi nispeten sathî ve kışrî olan tabakaları altındadır. Langlois ile Ch. Tarihin hayatî rolü hakkındaki tahminim. hakka hizmet etmektir . ahlâk hocalığı yapmalıdır. hatta ruhun en münzevi. bütün iyilikleri. müessiselerini. vatanperverlik hissini tahrik için alet olmalı. . tamamiyle mutabık da değildir . Seignobos tarihi methal tetkiklere olarak yazdıkları eserin sonunda: Bütün ilimlerin kıymeti. büyük müverrihlerin fikrine zıt değilse bile. tarihten de istenilen bunaktır.Mefkure ile mazinin munasibetini bu gün böyle duşünmeyorum. ne Almanya'da olduğu gibi. Yalnız hakka hizmet etmeli. en sırrî nahiyeleridir.. ne de bir takım muallimlerin zannettiği gibi. [*] Maziye dair Müverrih Ch. fenahklariyle.. çirkinlikleriyle göstermelidir. Yeni kanaatimi demokrasi ve sanat adlı kitabimde izah ettiğim gibi tarih ve terbiye ye dayir neşr etmek üzere olduğum yeni eserimde de mevzubahs ediyorum. Çünkü tarihin hakikî hizmeti mazinin hakikatim öğretmek. diyorlar. İki müellifin tarih ve tedrisatı hakkında ki fikirleri aşağı yukarı budur. Fikrimce tarihin eseri. mazimizin en uzak. hak ve hakikat fikri vermekten daha derindir: Bir milletin zihninde tarihi tedrisatın nüfuz ettiği tabakalar.. bütün güzellikleri. Tarih. yani.

Bu dakikalardaki en tabiî. hep yanmıya.. yıkılmaya mahkûm bulunuyor!.. Bu mazinin sermayelerini. tarihe katlanmak degilmidir ?. halin en canlı bir idrakma dokunacaktır. ilmî eserlere kadar tarihî neşriyat inkişaf etmek istidadını gösteriyor. bu hafıza ise o anlayışın şuurudur.. muvaffakiyet ve inkizarlarını yokluyor. harap olan camilerin. iptidası dır. lezzet ve elemlerini. Bu taktirce tarihi şuurun milletlerin bakası. mazinin tasvirinden evvel. Tasavvuf. Bu gün hangi mevkide bulunuyoruz? Mazimizin hakikatine bizi götürecek olan eserler ister bir yazma kitap şeklinde. yaratan. ister bir mescit harabesi halinde olsun. Bu teşebbüs iki şek'lde yapılabilir : Ya tasavvufun ve umumiyetle hayatın tarihini yazmak.— 270 — edildiği dakikalar değil midir ?. bu istikbal için hayırlı bir alâmettir. istikbale atılan hayatın hafızası. çeşmelerin. Tasavvuf ve tarihi hakkında yapılacak her teşebbüs. felsefemizin bir mazisidir ki müslümanlığm en mahrem heyecanlarını mütalâaya çalışır. onları eritiyor ve yeni bir hayat şekline döküyor. Bu cemiyet bir zamandan beri tasavvuf tarihi yazdırmakla meşgul. Demek ki hayat. Bu yanma ve yıkılma tehlikesi karşısında. vücudunden . en hayatî faaliyet hangisidir ? Maziye. Yevmî matbuattan başhyarak haftalık mecmualara. yahut bu tarihi öğretecek vesikaları tesbit etmektir. isminde tasavvuf meraklılarından. Nitekim geçende öğrendim ki"Cemiyeti sofiye. istikbali noktayı nazarından gayet büyük bir ehemmiyeti vardır. Onun için bir tasavvuf tarihinden evvel. bir mimari tarihinden evvel.. mürekkep bir cemiyet mevcut imiş . bütün hatıralarını. Diğer cihetten maziyi tenvir için çalışan hususî teşebbüsler vardır. her şeyi sadece " kurtarmak „ maksadına dönmelidir. Bu itibar ile tasavvuf bizim için dinî halin bir mazisi. hayatın mazisine muhabet edenlerin her işi. mutasavvıfların yazma kitapların. yeni bir istikbale namzet olduğu ande canlı bir irtica ile mazisine katlanıyor. Bir millet için tarihî tetkikat. tarihî tahsil zevki uyanmişsa. neş'e ve İstıraplarını. Tarih.

bir chopin neden takdir edilsin ? Yeniyi kabul ve temessül hazırlığı yalnız ilim ve sanat için değil. ilmin kıymeti ne olabilir ? Bediî terbiyesi iptidaî olan bir memlekette bir Wagner. her devir. felsefe için de lâzım değil midir ? O halde her memleket. Ben sadece Bergson'culuk cereyanını kasdediyorsa bu felsefe ne zannetliği gibi ilim aleyhtarı ne de mystik bir felsefe olmadığını söyledim. Devrimizin ruhunda ve bizzat ruhumuzda yeni felsefeye .nasıl ki yeni bir ilim ve sanat .. arkadaşlarımdan biri : u Nedir bu yaptığınız ? mistisisme gidiyorsunuz!. her felsefî telâkkiye müsayit olmadığı gibi. feylosofla onu okuyan mütefekkir arasında her şeyden evvel canlı bir münasibet lâzımdır.- 271 - baki kalan eserlerin muhafazası.. hatta açık bir lisanla yazılması kâfi değildir. Ve kendisinin mistiissme aleyhinde yazacağını söyledi. Her halde doğru telâkki edilmiye müsayit bir muhitte intişar etmesi doğru telekkiye müsayit dimağlara ekilmesi lâzımdır. (Akşam)'da manevî kuvvetlerin hakikatinden ve yaratıcılığından bahseden bir iki makalem çıkmıştı. her okumuş yazmış ve bir az düşünmiye alışmış olan insan da her felsefî bir telkâkiye hazırlanmış değildir. Artık bu vazife kimlerindir. Bu tesadüf. takdir edilsin!. Nitekim fikrî terbiyesi olmıyan bir memlekette ilmin telâkkisi. Bergson'un felsefesine dayir Millî Harekâtın henüz başladığı tarihte idi. anlaşılması için doğru olması. bu muhavere tekrar gösterdi ki bir feisefenin bir memlekette. Memlekette ilim aleyhine cereyan olacak „ dedi. O münasibet ise muhabbettir. Arkadaşım o zamana kadar Bergson'u okumadığını itiraf etti. Felsefe ile devir. Birgün. Ve bizzat Bergson'un eserlerini okumasını tavsiye ettim..

bizi yeniyi. meselâ bir binanın. bu muhabbettir. çünkü lisan ile temamen ifade edilemiyen samimî bir idrâkin noksanından ileri geldiğini zannediyorum . gibi itirazlar dermiyan edilemezdi. Zira Bergson'un eserlerini canlı bir alâka ile ile tekrar tekrar okumuş olsaydı ve bu feylosofun dediğinden ziyade demek istediği sezilseydi. belki ruhuna. noksanları ve tezatları maverasında dolaşan manayı bulmak ve onu yakalamak için sanatkârın aldığı gerçi hayatî. Sanatkâr bu suretle eşyanın parçalarına değil. görünen bir çok hükümlerin canlı bir vahdet içinde eridiğini gcrürüz. Bütün Bergson felsefesi bu iki iddianın istiklâline ve yeniliğine dayir ilhamlar ve ispatlarla doludur . diğeri usulüne dayirdir. Filvaki idrâkimizi bu feylosofun idrâkiyle birleştirdiğimiz zaman felsefesinin fikir âlemine başlıca iki istiklâl davasiyle girdiğini görüyoruz: bunlardan biri felsefenin mevzuuna. Alelade zamanlarda bile karşınızdakinin meramını anlamak için yaptığımız hamle dahi katiyen bundan başka bir şey değildir. bir hayvanın yahut bir insanın. İşte Bergson'un felsefesine ayit başlıca itirazlar muhabbet sözü ile ifade etmek istediğim belki de temamiyle ifade edemediğim. Âlemi hariciye ayit bir mevzuun. samimî fakat lâ-aklî vaziyet dahi bunu gösterir. her talim ve tahsilden evvel bu duygu.— 272 — telekkisine karşı . O zaman bu felsefede zahiren garip ve mütezat. hususiyle yoktan vücude getirir gibi görünen eserleri müelllifin alâkası ile yaşansaydı BergsoncuUık ilme mugayirdir. mistisismedir. manasına vasıl olur ki bedi odur. Yeniyi anlamak için yaptığımız her türlü tahlil ve mukayeselerin altından bu canlı alâka tessüs etmek sayesindedir ki yeni felsefenin kalbigâhına vasıl oluruz. yeni bir hayat eserini de anlamak için böylece samimî bir idrâke muhtacız. Çok kere . canlı cansız bir manzaranın acizleri. çünkü yeniyi anlatan. anlıyacak vaziyete koyan her şeyden. Yeni bir sanati.bu muhabbet olmadıkça onu anlamak güçtür.

güzel. Çünki nebatat ve hayvanata oğrayarak bütün kâinatı dolaşan hayat ırmağının son yatağı bizim ruhumuz. hakikatin bu kabili mukayese ve muhakeme olan katı kısımlarını yakahyabilir. imkânlarına yalnız hakikatin yüzüne serpmemiştir.feylesofun âlimin işini tekrareden bir alim farzetmişler. İnsan için böyle batini bir tecrübelerin kabiloiduğuna delil işte hakikate tahlil ve mukayese etmeyerek vasıl olan sanattır. Feylosofun "moi fondamentalw dediği batını ene bu tahtanı cereyanların arzıdır. Onları akıl gözünün görmesine imkân yoktur. hesabımızın şekillerini' hassalarını taşan mevcutlardır. Sanatkârın işi mevzuunu ölçmek. fekat yine bu ilmi taşan bir nevi ilimdir . Bergson'a göre felsefe ne ilme aynen mutabık ne de ilme büsbütün mugayirdir . Asıl ilim maddeyi ve ilim dediğimiz. biçmek. haş- . Madde ve hayat. vicdanımızdız. . hakikatlerin ancak cemiyetleşmiş kısımlarım tetkik edebilir . ruhiyat ve içtimaiyat dediğimiz ilimlerin mevzuları hep bu tabakanın sekenesidir. Madde ve hayatın yüzünü tenvireden mihanikiyet ve muayyeniyet tabakaları altında öyle taviyet ve hürriyet nahiyeleri bu nahiyelerinde öyle hür ve tabiî sekenesi vardır ki bunlar hendesemizin.Hakikatin bu kısmı ilim için tecrübe sahesidir. diğer mevzularla münasebetini bulmak ve onu aklî mefhumlar. çirkin. hayatiyat. bazen de feylosofu alimin ve felsefeyi ilmin düşmanı sanmışlardır . sahibi bir mühendistir. Hülâsa sanatkârın vazifesi neş'e. bilakis ilmin giremediği nahiyelerde çalışarak mevzuunun vahdetini bırakmak ve onun şekli. manayı ifade edebilecek bir lisanla ifade etmektir. Fakat zevk ve hats dediğimiz kalp gözüyle görülebi~ lirler. cismi değil. cebrî lisanlarla ifade etmek suretiyle ilmin faaliyetini devam -ettirmek değil. Belki felsefe ilmi kavrıyan. iztirap. İlmin melekesi olan akıl. Çünkü ilim bir alet. Halbuki insan şuuru için tecrübe sahesi sadece ilim sahasinden ibaret değildir . Hikmet kimya.

anlamak mecburiyetindedir. Onun için feylesof ilim vasitasiyle hakikate teması temin ettikten sonra sanatkâr gibi daha içeriye girer ve alimin dağınık mütalâalarına hep birden menba teşkil eden bir. Faaliyetinin bu safhasında sanatkâr maddeyi tetkik eden âlime yaklaşır . hayatın bu sıcak ve zaman zaman infilâk eden burkanıdır. Fakat sanatkâr samimî. Fekat sanat bu tetkikte kalmaz . Buna tutunarak daha içeriye girer ve manaya doğru ilerler.• • fa 074 I *x — - met. felsefe de asıl mevzuunu kavramak için bidayeten bir takım tahlillere muhtaç olacaktır. ruhî bir eneyi ifade hususunda yalnız temsilci bir vazife görüyor. fakat felsefe için ilim basamaktır. Ona bu tahlilleri veren ve feylesofu hakikatin evvelâ soğuk yüzü ile temas ettiren vasıta ilimdir. azamet kelimeleriyle ifadeye çalıştığımız fakat bir türlü ifade edemediğimiz bâtını âlemin sekenesini bulmak ve onları haricî âleme kadar sürükleyip merî bir hale getirmektir. Asıl bediî faaliyet işte bu batini âlemde olur. Hakikî felsefe hakikî ilmin mabadıdır. hayat ve fevza merkezini bulur ve görür ki bütün o hâdiselerin anası. Sanatkâr gibi feylesof ta asıl mevzuunu kavramak için bir takım tahlillere muhtaç olacaktır. çalışan bir aklı vardır. Acaba feylosof için sanat yolundan daha ileriye. Onun için her tasavvurun meşur ve ya gayrı meşur bir tahlili vardır. fikre kadar gitmek ve sanatin temsillerinden daha fikrî olmak üzere ifadeler bulmak mümkün olmaz mı ? Sorulacak ki felsefe bu faaliyetinde iime muhtaç deiğilmıdır. Feylosof bir fizik alemi olan ilme basarak bir metafizik âlemi olan felsefeye athyabilir. bütün ve canlı merkezini. Nasıl resim ve heykeltıraşlık gibi sanatler asıl terkibi mevzularını bulmak için bidayeten bir takım tahlillere muhtaç oluyorsa. Sanatkâr hayata ve manasına vasıl olmak için evvelâ bu hayat ve mananın tutunduğu maddeyi ve şekli bulmak. Ruhun . O halde felsefenin ilim tabakaları altında arayan bir gözü. Her ressam manayı ifade etmeden evvel az çok şekli taklide başlar .

yani derunî. "Mistik. felsefenin mevzuu kuvvanî. bu gözün nurudur. Bergson felsefesi ilmin bıraktığı yerden başlıyor ve ilmin rüyetlerini vahdete irca edecek olan asıllarını bulmak üzere derinleşiyor. Şu halde ilim sanatten ziyade hirfete. İlmin de. daha doğrusu duyuruyor . İlmin akıl vasıtasiyle maddeyi ve ya madde gibi gördüğü hayatı tahlil. Bilâkis tesanüt vardır . kabili mukayese ve kabili muhakeme olan sathını tenvir ederken felsefe aynı hakikatin bilâkis yalnız kabili tahaddüs.. Şimdi insan bu felsefeye ilme mugayirdir demek için anlamamış olmalıdır. demek içinde " mistik „ kelimesine müspet telâkkisi haricinde menfi bir mana vermiş olmalıdır. İlim hakikatin kabili müşahede. müşabih olan unsurlarını ayırıyor . tasnif ve mukayese ediyor. batini. Hayatın sırlarıiını keşfeden meleke bu aklın melekesidir . Felsefecin melekesi hats ( intuition ). felsefenin de mevzuu hakikattir. felsefe ilimden ziyade sanate yakındır diyebiliriz yine böyle anlaşıldığına göre felsefenin usûlü ilmin usulünden başka olduğu görülür. kuvvanîdir. Bu böyle anlaşıldığına göre Bergson'un felsefesi ile ilmin mutaları arasında nasıl taarruz olabilir?!. usûlü terkiptir . Halbuki felsefe hakikatin kısır gibi kabili tecezzi olmayan kuvvanî kısmını bütün ve canlı olarak gösteriyor. İlmin mevzuu tastik hakikat. batini rûyetlere vasıl olan her idrâk az çok mistiktir.. İlmin melekesi akıl usûlü tahlildir .- 275 - karanlıklarını delen nur. yani ilmin mutalarını belediyor . Nitekim her sanat te bu mana ile mistiktir.. kabili tasvir ve kabili telkin olan umkunu keşfediyor . Şu taktirce felsefe ilme nazaren müstakil bir mevzu oluyor. Filvaki ilmî nazarlardan uzaklaşan. Sanat ve felsefe içini bu mana ile mistik olmak kendine sadık olmak demektir- . dinamik hakikattir.

Buna aksiyle itiraz etmek daha kolay olduğunu söyledi ve Fransa'da olduğu gibi Türkiye'de de millî ve harsî vahdetin emniyet ve selâmeti için bu mıntıka fikrini kabul ve tatmin etmekten başka çare olmadığını söyledi . Ben bu teşkilâtın memlektimizde taraftarları olduğunu ve yeni yapmakta olduğumuz maarif kanununda bu esası kabul ettiğimizi söyledim ve bunun aleyhinde bulunanlar tarafından müfrit bir merkeziyet itirazı dermiyan edildiğini söylediğim zaman muhatabım gi'ldü .. Hususiyle ilk tahsilin mecburiyeti memleketimizde tatbik edilip edilmediğini. sanat. Hilkaten ve hayaten terakkiye müstayit olmiyan kavim var mıdır?. Mu safirlerimiz arsında şayanı dikkat münevver zatler vardır. iktisat. lâiklik meselesini. Aynı zat Fransa'da olduğu gibi Türkiyede akademi mıntakaları vücude getirilmesi hakkındaki fikrimi soruyordu. Türkün terakkisine bir mani varsa bu kafa . gibi müessiseler.. Aralarından biri " Türk kavmi dünyanın müstayit kavimlerinden biridir „ dedi. ahlâk. Kavimlerin terakkisinden de tedennisinden de mesul olan müessiseleri değil midir ?. tedenniyide icap eden din.. Bu fikir etrafında biri az münakaşa oldu.— 276 — Taklit mi. Demek istedi ki : Türk filân falan kavim gibi terakkiye gayri müstayit değildir. kadınlarımızın içtimaî hayattaki mevkilerini ve intihabata iştirak edip etmediklerini. içtimaî vakıalar de:ğil midir ?. Hemen bahis maarif teşkilâtımıza intikal etti.. hazım mi ?! Dün Sümmer palast'a Strasburg'lu müsafirlerimizle Şehremini Beyin ziyafetinde bulunuyorduk . Bu zatlerdan biri taşra maarif teşkilâtımız hakkında malûmat istedi ... hukuk. Bundan sonra misafirler muhtelif fırsatlarla ve muhtelif tabirlerle Türkiye'de vukua gelen siyasî ve içtimaî inkilâplann harikulade mahiyetinden ve Gazi Paşa Hazretlerinin müstesna şahsiyetlerinden bahsettiler. hep sordular. Terakkiyi de.

Bu dava etrafında hayli konuştuk. Ben dedim ki: Mektep ve tedrisat Fransa'sını doğru olarak anlamak için hiç olmazsa bir sene onun ilk. Onun için bana Fransa'nın maarifini tarif için üzülmeyiniz. „ Bu tavsiyeleri biri birinden daha makul ve mantıki olabilir. İngiltere'nin spor ve " selfgovrenment. Bu münevverlerimiz derler ki : " Avrupayı rehber ittihaz edelim. diğer memleketlerin maarif hayatına intikal ettiği zaman Almanya'dan tebahhur ve sınarri tedrisat notasından. diyorlar! Bu fikir ve itikat öteden beri bizim bir kısım münevverlerimizde de vardır . ve bunları birleştirerek asrî bir terbiye ve maarifin «sasını kurunuz . tarihiyle. salim gayrı salim mekteplerinde yaşamak ve bu mekteplerin hâlile hemhal olmak lâzımdır. Italyadan sanayii nefise vatnı olmak itibariyle. orta. yazı. yüksek. Meselâ . toprağı mevkiindeki hakimiyetinden bahsedildi. Fransadaki kat'i müşahedelerimin verdiği salâhiyetle diyorum ki: Fransa Usan. edebiyat. Fakat hepsinin esası şudur: Medeniyet parça parça unsurlardan şuradan buradan alınıp eklenmesiyle teşekkül eden bir halitadır. tedrisatı itibariyle dünya üzerinde birinci derecede bir raemlikettir . Ben bu tecrübeyi yaptım. O halde . Nihayet bahis mektep ve tedrisat notayi nazarından Fransaya intikal etti . siz Fransa'dan lisan ve edebiyat dehasını. Hiç bir memleket bu dersler hususunda Fransız muallim ve müderrisler kadar hedeflerini vazıh bir surette tayin ve usullerini psikolojik esaslar üzerine vazedememişlerdir. dediler. Almanya'dan iktisat pedagojisni. Misafirler bu sözlerden çok memnun oldular. Bahis. felsefe. Avrupa memleketlerini mütehassıs oldukları cihetlerden taklit ediniz „ . meslekî. fena taraflarını almayalım .dimağının hüceyreîeriyle değil. Mübahasa esnasında pek munsaf davranan Strosburg lisesi müdürüne şu cevabı verdim: Evet her kes bize buna yakın tavsiyelerde bulunuyor.. umumî. fakat Avrupamn iyi taraflarım alalım.- 277 - tasiyle . Ingiltereden ferdiyet harsini alınız. müessisleriyle alâkadardır.

hazım !. bütün milletleri görmeli. Fakat hayır! Buçalşma icat ve ibdaın sırlarına mugsjiıc'ir terakki hiç bir zaman bu yan yana getirip eğlemenin mahsulü olamaz.. italya sanayii nefisenin arzı mevudu. Zira kendi ruhunun ve kendi samimiyetinin zadesidir. Eğer öyle olsaydı siz Fransızlar hâkim oldukları noktada Almanları. hatta yaşamalı. Bizim yeni bir medeniyeti nasıl icat edeceğimize gelince Türkler yalnız şu veya bu milleti değil.. Han . Şimdilik! Fenamı? Sakarya harbi esnasında Tokat'tan geçiyordum. hazım. fakat eseri kendinindir. dediler. en samimî ve en derunî bir tarzda fakat hiç birini hiç bir şeyi mihaniki olarak taklit ve kabul etmememeli ...— 278 — Fransa'dan vuzuh vemantık unsurunu. " Size Darülmuallimini iptidaiye binasını gösterelim. ve bütün büyük milletleri taklitte tereddüt etmezdiniz!.bittabi insanî ve beynelmilel olan esaslar başka . taklit değil... O şair gibi ki bütün klâsikleri okumuş ve zamanın bütün sanatkârlarını tanımıştır. profesör Bougle'nin dediği gibi.» İktisadî hayatta olduğu gibi harsı ve manevî hayatta da her milletin dehasını tebarüz ettirecek içtimaî bir taksimi amel mevzuubahs oluyor. keza İngilizleri. hatese bırakarak samimî bir faaliyetle icada çalışmalıdır. İngiltere'den hürriyet ve ferdiyet dehasını alan ve tophyan Türkler bunları yan yana getirmekle kendilerine mahsus bir tarz ve şekil icat edebileceklerdir!. Sözümü bitirir bitirmez muhataplarımdan biri şu kısa cevabı verdi: — Evet.. İngiltere ise " Selef Governemnet „ memleketidir .ve sonra kendi memleketlerinde işin gerisini akli selime. Fransa vazıh fikirler ve mantık memleketi. Almanya'dan teknik unsurunu. Bir içtimaiyatçınızın.

. ömrümüz yaprakların ömrü değildir.. " Şimdilik ! Fenamı ? !. Bir kaç sene evvel Derülfünün binası olan Ziynep Hanım konağının önünde asarı atikadan olan süslü sebilin yanında tahtadan bir belediye kulübesi yapıyorlardı. Bu defa arma komisyonu münasibetiyle Ankara'yı ziyaret ettim. Yeni Cumhuriyetin şehirlerini vücude getirirken ve binalarını yaparken " Şimdilik ! „ dimeyiniz.. Dediler. Onlar fenaya. „ Biz bir göçebe kavim ve bir kabiyle değiliz.. on iki ay değildir. Ve bizim hayatımız yalnız ebedîlikle ölçülebilir. Arkadaşım şk cevabı verdi : — Şehremaneti bunları yersiz kalan ufak memurlar için yaptırdı... " Şimdilik ! Fenamı ? .... ayile evleri değildir. Hakkınız yoktur. hayır .. Yeni şehri vücude getirecek olan en mühim binalar bu hususî meskenler. Fenamı ?. Şimdilik diyenler bu büyüklüğe inanmıyanlardır. ve ticaret evleridir ki bu büyük şehre hususî bir sima verecektir .. Şimdilik düsturu yanlıştır.. Bu karanlık binanın çürüyen döşemelerini değiştiriyorlardı. Hayır. — Şimdilik!. Bu söz beni senelerdenberi sinirlendiriyordu. şimdilik düsturu fenadır. ebedîliğe inanıyoruz. Bu kanaatin altında yatan zühtî bir kıymet var.. biz ise bakaya. Asıl cemiyet müesşişeleri.. Bizim senemiz. — Şimdilik !. Yukarı Ankara'da büyük taş binalar yapılırken yeni Ankara'da mukavva şatolar gibi yapılan ufacık tefecik evleri gördüm. dedi.. Biz bir milletiz.. Şimdilik ! Fenamı ?. Cumhuriyet hayat siyasetinin düsturlarını ebedilikten ve cidalden alırken siz 18 .. Fenamı ?... Arkaşıma dedim ki: — Yeni şehir mutlaka bu düzlükte teşekkül edecektir. ilim.. Birine sordum : — Bu nasıl belediye kulübesi ?!. — Darülmuallimini İptidaiye binası dediğiniz yer burası mı ?! dedim. faniye itikat ediyorlar. „ düsturu doğru değil.. Bn evlerin hâli nedir ?.97O - gibi karanlık ve dar bir yere girdik.

. Bu ölçü... çizkiler. maddeden.. „ düstûrunu alınız.. mefkurelerin hayatındadır. Her sanat eseri bir takım renkler. Halbuki felsefe eserinin ifade ettiği mana fikrî bir kıymettir. günlerden ve senelerden alsaydı yer yüzünde Türk kalmazdı. hayallerin " yan yana gelmesi „ değil. Sanat ve felsefe Bir felsefe sistemini bir sanat eserine benzetmek kadar uygun bir tespih olamaz.. Şu hâlde sanat te.. anlaşması . Milletin ebdî hayatına kayil olunuz. " Yarın için ve ilelebet için .'dır.'tir. muhakemelerden.. Her fani. Çünkü felsefe sistemi de sanat eseri gibi bir nevi " terkip .— 280 — imar siyasetinizin düsturlarını zühtîlikten. Türk hayatını kurtaran insan mücadelenin mikyaslarını saatlerden. mutlak fikirlere delâlet edecek surette birleşmesi. kanaatten almıyınız. Ey imarcılar! Milletin hayatı için kullanacağınız ölçüleri fani olan hayatınızdan almayınız. Sanat eseri bir takım unsurlardan teşekkül etmekle beraber. İyiyi yalnız ebedîlikte ve bakada arayınız. İşte felsefe sistemini de vücude getiren fikirlerin. Sanat ancak hayale kada varır. felsefe de haricî âlemden... bunların " bir manaya. İki nevi terkip arasında yalnız şu fark vardır: Sanat eserinin ifade ettiği mana bediî bir kıymettir. onu vücude getiren faaliyet bu unsurların " gelişi güzel karışması „ değildir: belki " hususî ve manalı bir tarzda imtizacındır. felsefe en mücerret mefhumlara kadar varabilir . " Şimdilik! „ düstûrunu gömünüz. İşte sanatkârların asıl icadı bu manadır. müstakbel ihtiyaçları için yapınız. olsa olsa.. .. her zayii şeyin adına " Fena „ diyiniz. cisimler veya seslerden teşekkül eder» her felsefe sistemi de bir takım fikirlerden. Her işi milletin ebedî olan hayatı. hayallerden teşekkül eder .

Çünkü burada ilmin eserinde olduğu gibi çizkileri. fikirler. bir hâdiseyi diğerine bağlar. İlim yalnız " nasıl ölüyor ? „ sualine cevap verir. belki sanatkârın hayatından aldığı ve çizgiler. Sanatkâr gibi feylesof ta bunları yalnız vasıta olarak kullanır.— 281 — fikirden.ilmin yaptığı gibi . İki faaliyetin istikametleri. fakat " nedir? „ sualine cevap vermiye uğraşmaz. taşlar vasıtasiyle ifade edebildiği manadır. bazan mugayir de olabilir. asıl bu unsurların vücude getirdiği ahengi. ilimlerde felsefe sistemi için sadece bir vasıtadır. unsurlar vasıtasiyle kaçıcı manaları ifade edecek yerde hiç bir manası olmıyan cansız maddeleri parçalıyor. Çünkü sanatin vazifesi haricî âlemin eşyasını. bir ilim adamının davasını anlamak için müracaat edilecek usul şüphesiz ki tektir: Zekâyı bu esere tatbik etmek. manzaralarını doğru öğretmek değildir. cisimleri ayrı ayrı tahlil etmek değil. Nihayet haricî âlemdeki şeniyete mutabakatını aramaktır. bunun aynı değildir. Sanat ve felsefenin terkip çiliğine mukabil ilmin fiili tahlilcidir. ilme mutabık. Şimdi bir ilim eserini. Bir felsefe sistemi ilme müracaat ve ilmi istimal etse bile doğrudan doğruya ilmin kendisi değildir. Sanatkârın eserini parçaiıyacak yerde toptan kavramak. ne de taşlardır. Halbuki alimin işi bunun aksidir: İlim. ilimden aldıkları unsurlarla bir takım yeni yeni kıymetlere vücut veren orjinal eserlerdir. onları hesap ve istifade edilebilir bir takım basitlere ayırıyor. şekilleri. Ancak bir sanat eserini sanat eseri yapan asıl hakkiat ne müracaat ettiği çizgiler. Çizgiler. sadece gördüğünü u kayt ve izah „ eder. sanat ve felsefe gibi tabiatı duymak veya anlamak için çalışmaz.müspet fikirleri. anlamaktan ziyade duymak lâzımdır. . eseri parçalamak ve parçasını bin türlü tecrübe etmektir. afakî hahikatiari bildirmek değildir. Nasıl ki felsefenin vazifesi kâinat hakkında . gayeleri de ayrıdır: Hatta bir sanat. taşlar sanat eseri için nasıl bir vasıta ise. Halbuki bir sanat eserini anlamak için müracaat edilecek usul. İlim.

fyelesofun telâkkisi. Tkrk köyleri için mektep istemek kadar meşru bir hareket ne olabilir ? .— 282 derunî lisanı keşfetmek lâzımdır.'dır. ve asîl mebdeidir. Felsefe eserinde anlaşılması lâzimgelen mühim hakikat fikirler* hayaller. Bir felsefe sistemi bir sanat eseri gibi mütalâa edilmek lâzım gelir. türk köylüsü.. ideal bir hayatın yegane. Yani ilim eseri gibi zekâ ile tahlil edilecek yerde bir sanat eseri gibi kalp ile duyulmalıdır. Göreceksiniz ki onların nazarında " mektep „ yalnız mektep değil. cümleler değil. Bunlar senelerdenberi: a köy ve mektep ! „ demişlerdir... köy için her şeydir. onların anlaşılması için kullanılacağı vahitlerin de ayrı cinsten ve kend| cinslerine mutabık şeniyetler olması zarurîdir. Madem ki ilmin mevzuu olan madde ile sanatın ve felsefenin mevzuu olan mana ayrı şeniyetlerdir. Basit görüş ne demektir ? Meselâ memleketin maarifini... Demek ki " Halk için mut- . asksrî. Bunun için eseri parçalamıyıp toplamak.. sıtma mikroplarının hastası iken de helası için yalnız bu mektebi istemişlerdir. Bunlar basit görüşlüdürler.. ahlâkî bütün teceddüt ve tekemmül hareketlerinin hülâsa. iktisadî. mektep ve terbiye tarzını ıslâh sevdasında olan alelade münakkitleri nazarı itibara alınız. " kâinatı görüş tarzı .'tir. toptan kavramak lâzımdır. Basitçilik Memlekette bir sınıf vardır ki aynı zaaf. imparatorun askeri. sayiklerini yakından tetkik ediniz. Sanatkârın eseri ilmİD eseri gibi anlaşılmak istendikçe anlaşılmaz bir hâie gelir.. kabitülâsyon»arın esiri.. aynı noksan ile malûldürler. İlmin melekesi " zekâ „ sanat ile felsefenin melekesi " hats. Her şeniyetin vahidi kendinden olur. Aynı adamlar. Onların nazarında bu mektep siyasî. Fakat bir de bu istediklerinin menşelerini.

fakat kos koca caddeler açmahdlr.. Mevzuubahs olan mesele meselâ bir şehri zenginleştirmek midir ? Q hâlde evvelâ onun " bir sefahet merkezi „ hâline getirmelidir . Çünkü bu işsizlerin ve memlekette işsizliğin yegane mesulü fertlerin iradesi olduğunu farz ve tahmin ederler.- 283 - laka bir mektep. doğrudan doğruya bir münasilaeti olmıyan kıyafet ve tuvalet meselelerini bile samimî olarak bir namus ve iffet meselesi gibi telâkki etmekte inat ederler.. Nerede boş ve avare bir insana rasgelseler: " durma çalış! „ derler. Asıl iktisadiyat sahesine geçince bu adamların iddiaları daha garip.. yahut sefahetin dışarıdan tutulabileceğini ve her geniş caddenin elzem ve elzem tevehhüm edilen her yolun güzel olacağını kabul edecek kadar şehirlerin uzvî hayatından gaflet ederler.. Hatta " garp medeniyetinin iyi adetlerini „ alıp ta " kötü olan adetlerini „ onlara bırkmak isterler!. Demek ki bu adamlar ferdî istekler haricinde ve şahısların gayretj ve teşepbüsü fevkinde memleketin iktisadiyatını idare eden millî ve beynelmilel faaliyet veya atalet sebepleri olduğunu duşünemiyolar. daha âlemşümul şekiller alır. kere "tesettür. ne de ahlâksızlıkla. Demek ki bu adamlar ahlâkî kıymetlerin şeniyeti. tahavvülleri hakkında yahut ayile ve kadın örfleri hakkında hakikî denilebilecek hiç bir fikre ve kanaate de malik olamamışlardır.. istiyen bu adamlar içtimaî hayatın esaslı zaruretlerinden ve mektebin cemiyet içinde ki hakikî vazifesinden tamamiyle habersizdirler.. Sonra ahlâkî hayat sahesine giriniz.. Mevzuubahs olan mesele diğer bir şehri güzelleştirmek midir ? O hâlde her şeyden evvel eski namına nesi varsa yıkmalı... Bu adamlar " iyi ahlâk „ isterler. Bütün bu . gibi ne ahlâkla. Basit görüşlülerin bir kısmı da vardır ki memlekette fuzulî gayretkeşlik vazifesini ifa ederler... Bir memleketin iktisadî sefaletinden sadece şahısların mesul olduğunu iddia ederler . Demekki bu adamlar refahın... Çok .

zaneden bir adamdır . iktisat ve şehir denilen ve dayima fizik. " Basitçiler . eahamet.. daha doğrusu salim faaliyeti için muhtaç olduğu ilmî müşahede ve mukayese faaliyetlerinden mahrum kalması ve hâdiselerin derinliklerine dalacak yerde yalnız sathında yüzmesidir.. Bu adamlar marazı bir surette her şeyden gayrı memnun. Basitçiiiğin bu tabiatleri malûm olduktan sonra onun menşeini görmek ve menşeine kadar çıkarak tedavi etmek mümkündür.'de şayanı: dikkat olan bir nakise de iradelerinin başı boş olması. kaba mefhumlara sahiptirler. uzuv ve ruh mevzuları haricinde mütalâa edilecek derece hususî ve mudil olan içtimî hayat hakkında son derece iptidaî fikirlere. Halbuki basitçi fikrî zaafı sebebiyle kendisini "kadiri kayyum. fziyoloji ve psikoloji ilimlerinin mevzuunu teşkil: eden madde. hudut tammamasıdır.. İçtimaî hayat hakkında ki bu müşterek telâkkilerinin ve fikirlerinin noksanıdır ki hangi faaliyet veya mesuliyet sahasine dahil olurlarsa olsunlar onları hep biri birine benzer bir tarzda duyar ve işler adamlar hâline getiriyor. faaliyetinin hedefi olan tabiatte bir takım.. Bütün bu fikirçilerin terbiye.. gem. Basitçiler içtimaî hâdiseler hakkındaki sathî fikirleri sebebiyle kadir her şeyi kendilerini her şeyde kendilerine tabi farzederler. fakat en ufak iddi— alamdan dolayı sermestirler.. akim inzibatsızlığı. Ukalâlık.— 284 — muhtelif fikircileri biri birine bağlıyan bir zihniyet birliği vardır ki o da " basitçi „ olmalarından ibarettir.. Basitçilerde görülen ikinci hâl taşkın bir hassasiyettir. muayyetiyetlerin vücudunu kabul etmektir ve onlara itaat etmektir. Mademki basitçilik esasen bir fikir hastalıkı- . vardır.. Çünkü salim bir iradenin şartı. ahlâk. Bence basitçüik her şeyden evvel bir zekâ fakrüddeminin eseridir^ Aynı hastalık tabiatiyle bir takım arazlar meydana getiriyor ki bunlar da tespit etmek güç değildir. Faaliyetlerinin amiri olan iradelerinde salim bir kudret değil. Evvelâ bütün basitçiler " ukalâ „ kimselerdir. gelişi güzel akılsızlık değil...

Gene bu ilim noksanının bir neticesi olarak basitçi dayima aklı selim ve mücerret mantığa istinat etmek istidadındadır. ruhiyat ve içtimaiyat ilimleri gibi. onu fikrî terbiye sahesinde tedavi etmek çarelerini aramalıdır.. menfi cihetten hareket edilmiş olsa bile Cumhuriyet nesillerinin terbiyesinde bizi müspet neticelere ulaştıracaktır. İlim ve ihtisas mefhumları Hiç kimse "ben cehil namına hareket ediyorum. tasnifli ve izahlı ilimleri kastetmek lâzımdır: Matddiyat. Evvelâ basitçideki fikri zaafı herhangi malûmat noksanı değildir.. hayatiyat..- 285 - tır. „ . her şeniyetin mantığı kendi içinde bulunabileceğini ispat etmektir. Fakat " ilim „ diyerek " malûmat „ kelimesinin müradifini değil. İşte hakikî ilim terbiyesine istinat edilerek yeni nesillere ilim ve hakikat kafası verilirse Türkiye tefekkür âlemi muhtaç olduğu " Şeniyet hürmeti w 'ni kazanacaktır. benim düsturlarım cahilane fikirlerdir. O hâlde fikrin inşaî bir noksan demek olan basitçiliğin menşeini ansiklopedik bir tahsilin noksanında aramamalıdır Asıl düşünücü zekânın kuvvetli olmamasıdır ki bu nevî kafaların teşekkülüne meydan bırakıyor. Çünkü malûmatımız fikrî terbiyemizin kerestesidir. mukayeseli. Böylece inşa ve icat nevinden bir zekânın mürebbisi yalnız ilim olabilir. Fikrî noksanlarımızı korkmiyarak ve aldanmıyarak teşhir etmek. binası değildir. cehli temsil ediyorum.. Halbuki ilim harsinin bir vazifesi de aklı selim hudutlarını göstermek ve mücerret bir mantık olmadığını. Türkiye millî idaresinin her noktasında ihtisasa hürmet ederse gene millî hayatımız basitçilerin tahribatından kendini kurtarabilecektir.. işte bu ilim terbiyesinin noksanıdır ki tabiat ve şeniyet zekâsı yerine o hasta ve kör zekâların vücudüne meydan vermiştir.

Her şey ilim değildir: İlimi eşya. mühendislere. İlim kelimesinin her şeye izafe edilmesi tehlikeli bir harekettir.- 286 - demez. Fizik. Sanatin tarihini yazan bir mütehassısa "ne selâhiyetin var.. ilimi tarîh.. Pek muayyen bir şeydir. diyorlar. Fakat iç- . Çünki ilim olmak için madde. Herkes ilim namına hareket ediyorum. ruhiyat. küllî hakikatler olmak lâzımgelir. siyasette. ruh. meselâ içtimaiyata girince bir çok kimselerde tereddüt baş gösteriyor. usulü dayiresinde bir görüş ve anlayıştan ibarettir.. Şu hâlde ihtisas hudutsuz ve hesapsız müphem bir fikir değildir. mimarlık gibi san'atlerin san'atlere ayit olan hususî ihtisas şeklî başka.. san'atte ihtisas. ilme istinat ediyorum. sanatkâr mısın ? „ diyemezsiniz.. yarınki hayatı kat'î olarak bugünden tayin edebilir mi?!. Çünkü sanat aserlerini müşahede ve tasnif kudretini teşıyan o adam yerli yerindedir. Diye ilim yoktur. Fakat bahis manevî ilimlere. fikirlerim ilmin fikirleridir . fende ihtisas. bediî vakıalar üzerinde mukayeseli tetkikler yapan bu bediyatçıyâ " sen niçin bu işe karışıyorsun. ahlâkta. şüphesi yoktur. Fakat hiç birini diğerine karıştırmamahyız. Bir de hikmet. Resim. Çünkü yaptığı iş yaratıcılık değil. tekâmül ve inhitatındaki sebepleri tetkik eden. cemiyet denilen afakî mevzulara ayit ve yine afaki neviden sabit tabiatler. san'atkârmısm?!. san'at tarihçilerine yahut estetik mütehassıslarına ayit olan fikrî ve ilmî ihtisas şekli başkadır. "ilimde ihtisas. gerçi bunlar hep haki kîihtisaslardir. fen memurlarınaayit olan tatbiki ihtisas şekli başka. Sonra " ilim „ fikrine bitişik olarak " ihtisas „ fikri vardır.. Fakat " ilim „ fikrini süyiistimal etmiyelim. Sonra sanat eserlerinde nevilerin zuhur. kimya.„ der. içtimaiyat ilimleri vardır ve olabilir. ilimi hesap ilimi servet . içtimaiyatta nasıl iddia edebiliriz ki müpset kanunları nadir ? İçtimaiyat mefkureyi keşfedebilir mi? yarmki zevkî. tte. " Terbiyede. Onu süyiistimal etmemek gerektir. iktisatta. kimya gibi müspet ilimler için kimsenin itirazı. diyemezsiniz. ilim muayyen bir mevzudur..

?!„ Bir baba böyle söylüyordu.. ben de şaşırdım ne yapacağımı . Fakat kabahat çocuğun değildi. sıksam miskin oluyor. İstikamet bize istikbalin keşfi için düsturlar ve reçeteler veremez amma. "Talebeme resim dersi veriyorum.. âlem şümul hakikatleri itibariyle nazarı dikkate alarak. olarak kabul edebilir.. hiç bir şey çizemezlerdi! Şimdi de serbes bırakınız. Çünkü içtimaiyat cemiyet hayatının eserleri üzerine tatbik edilmiş ve bu eserler üzerinde çalışmış olan akıldan başka bir şey değildir. " Çocuğumu ahlâkî bir insan olarak yetiştirmek istiyorum. Ne esaret ne de anarşi. ne de bir misaldir. Mademki medeniyetimiz müspet bir medeniyet.. Bir zaman matbu modellerden yaptırdık. Fakat netice aynı: Yine bir . Ilmden başka bir istinatgahı yoktur. Başını boş bıraksam arsız oluyor. Yoksa mazi tefekkür hamlemizi boğacak yepyeni orijinal inkılâbın duygusunu körletecek bir ağırlık değildir. serbes bıraktık. diyorlar.. ile "maziyi mezhep yapmak. idaremiz müspet bir idaredir. " Fakat bu ilme yahut bu ilmî tefekküre istinade neden mecburuz?. Bu ilim ne derece iptidaî olursa olsun ona istinat bir zarurettr. ciheti ve istikameti olabilir. Fakat "mazi ilmi yapmak. Bu suretle tekâmülün seyrini kolaylaştırır.. çünkü içtimaiyata istinat akla istinattır.. sadece tekâmül. denilecek. Mazi ne bir model. Maziyi "bir ibret. Fakat o da maziyi ancak sabit. Mecburuz.— 287 — timaiyat gibi mevzuu süratle tekamül eden ve hayat olan bir âlemde aranacak katiyet ancak tekâmülün seyri. bir takım mukayeseler sayesinde cemiyet hayatında salim olanla salim olmıyam ayırtır. arasında fark vardır.

.. Terbiye meselâ: yüzme bilmiyen adamın beline sardığı iptir! Hem lüzumu kadar karaya bağlıdır. Tek çare şudur: Çocuğu hem modellere bağlamak. en âlemşümul mahi- . Tehlike oldukça bırakmaz.. hem de kendi kendine icatta serbes bırakmak. Kabahat fikirlerin. Terbiyenin tekâmül mahiyetini yalnız ahlâk terbiyesinde değil.. Meselâ yaratıcı muhayyilenin tebiyesini nazarı itibara alalım: İstiyoruz ki çocuklara resim dersleri sırasında tezyinat resimleri yaptıralım İki imkân vardır. Çocukta hazır tezyinat şekillerini taklit ettirmek. " Tekâmül „ hakkındaki yanlış ve sakat telâkkilerin .... Terbiyenin hakikî tabiatini en iyi gören Jean-Jacques Rousseau'dur ki onu aynı zamanda hür vetabi. Bu iki imkân hakikî imkân olmakla beraber usul olarak sakattır. Bulunmazsa çocukları serbes bırakmak . Çünkü terbiye çocuğu ne kapamak ne de başı boş bırakmaktır. Şu hâlde tezyinat tedrisatının siyaseti şudur: Çocukların hafızasını en iyi.. esir olur. Hayır onların da değil. O hâlde terbiye aynı zamanda "inzibat. muayyeniyetle müzdeviç olarak görmüştür. O hâlde kabahat kimindir? O baba ile bu mürebbinin mi ?.— 288 — şey öğrenmediler !. aynı zamanda " hürriyet „ fikirlerini tophyan canlı bir fiildir. Bir mürebbi de böyle söylüyordu. bütün terbiye fiillerinde bulacaksınız. Hem de lüzumu kadar serbestir. tehlike olmadıkça bırakır. Rousseau'nun nazariyesi ise hakikî tekâmül nazariyesidir. Çocuk yalnız başına da bir şey icat edemez. Şunun için ki çocuk modelleri taklitle kalamaz. Terbiyeyi mutlaka başıboş bir idare yahut mutlaka esaretli bir idare gioi anlamaktır ki bu muvaffakiyetsizlikleri vücude getiriyor. Tolstoi'in nazariyesi sadece serbeslik ve kayıtsızlık nazariyesidir. Fakat kabahat resim yapamıyan çocuğun yine değildi. Onun için terbiye bilâkis inzibatı kabul etmiyen Tolstoi'in anarşist nazariyesine de hapsedilemez. çünkü tezyinat âleminde haylaz olur !. Kant'ın nazariyesi bircehit ve inzibat nazariyesi. Bilmiyorum ki ne yapmamalı ?!„ .

İlmin düşmanları olduğu gibi felsefenin düşmanları da vardır. Belki esaret ve anarşi unsurlarının canlı izdivacı olan tekâmül hayalini araştırmalıdır. kelimesine mukabil şunun bunun kafasında yaşayabilir. O da her şeyden evvel dost ve ya düşman oldukları şu " felsefe „ mefhumunu tespit etmektir..- 289 - yette örnekler göstere göstere zenginleştirmek.'idir !.. Yahut "Felsefe hakikat hakkında mevcut ilmî kanaatlerin umumî bir yekûnu „ mudur ?.. Felsefe bir " ilim „ midir ? Felsefe bir " cehil „ midir ? Felsefe " Güzel sanatlerden biri „ midir ? Felsefe " Hakikat hakkında ind ve enfüsî kanaatlerin mecmuu.. İdrakimiz ne esaret nede anarşi hayalinde hapsedilmemelidir. Felsefe gayzı İlim gayzı olduğu gibi felsefe gayzı da vardır. Felsefe zihnin bir " art decoratif . felsefe zihnin bir nevi mimarlığıdır. felsefe dostları ile felsefe düşmanlarının anlaşması için bir çare vardır. Böyle yapa yapa çocuk hem beşerin mazisine bağlı. " Felsefe yalandır ! „ demek güçtür... Şu hâlde felsefenin mevzuu olan bütün tekâmül bahislerinde olduğu gibi terbiyenin ve tedrisatın tekâmülünü de canlı bir anlayış ile anlamak lâzımdır. Hangisi?!. hem de onun harsinde yenilik yapacak derecede ayrı kalmış olacaktır. Fakat felsefe bu fikirlerin hangisidir. İşte bir çok sualler ve fikirler ki "felsefe. Fakat ne olursa olsun. hem de çocukları serbes bırakarak icat.. ihtira yolunda yürütmek. „ diyenlerin " felsefe „ kelimesini ne manada anladıklarını anlamak güç bir iştir. Bunu ancak felsefe kelimesini kullanan adamlar bilir. " Felsefe bir zevk • tir. mudur?. Ben hayatımda felsefe ile uğraşan hem de pek kıymetli . Fakat " Felsefe bir eğlencedir ! „ demek kolaydır.

beşerî bir müessise gibi teessüs etmek istidadında olan felsefenin kendisidir. Nitekim bir takım müellifler vardır ki " felsefe.. İlmin mevzuu olan kemiyet ve madde âlemini parçalar hâlinde idrak eden zihin kısmı. İstanbul işgali esnasında Darülfünunda tekâmül bahislerine dokunan tedrisatım esnasında feylesof Bergson'dan bahsettiğim sıralarda orada burada " ilim aleyhtarlığı yapıyorlar !. diğeri felsefenin usulüdür. Halbuki ilmin mevzuu da " şeniyet. f esef em. Yalnız Bergsonun felsefe müessisesi için temel taşı olarak koyduğu iki mühim fikri işaret ediyorum : Bunlardan kiri felsefenin mevzuu.' tir. belki bu ilmi ihtiva edicidir. Felsefenin keyfiyet ve hayat âlemini bütün olarak idrak eden zihin kısmı. Eğer felsefe esaslı bir nevi tefekkürden ibaret olan ilimden ayrılabiliyorsa -vardır. Böyle söylerken feylesof Bergso'nun «Evolution creatri'ce>>'te yahut Les donnees immediates de îa conscience»'ta vasıl olduğu neticeleri düşünmiyorum. Bunun üzerine o aralık "içtihat. O hâlde ihtiva edici olan felsefe ilmin içinde değil. ilmin dişinda da değil. yani keyfiyetidir.' mecmuasının bir nüshasına Bergson'culuğun ne olduğuna dayir kısa bir makale yazmıştım.. f esef eler.. felsefî. hats kuvvetidir. j . ne de gayrı olabilir. Onun için felsefe ilmin ne aynı.— 290 — gençlerin zihni faaliyetlerinin şiddetine ve felsefe zevklerine rağmen " felsefe „ mefhumu üzerinde düşünmediklerini ve felsefenin vehminden evvel hakikatini mütalâa etmediklerini gördüm. " Bergson denilen herif! „ sözleri söylenildiğini duyduğum zaman felsefe kelimesinin ne talihsiz bir kelime olduğunu görmüştüm. zekâdır. Şu hâlde ilim şeniyetin parça parça olarak akılla mütalaası» . İlmin mevzuu bu şeniyetin cansız kısmı. bu kelimenin medlulünü vazıh bir surette tespit etmemişlerdir.. ayrılamiyorsa yoktur.. belki ilmi de ihtiva etmek şartiyle teessüs edebilir. felsefesi. „ dedikleri hâlde. Bence Bergson'culuk felsefî bir meslek değil. Halbuki canlı şeniyet cansız şeniyeti taşan ve onu ihtiva eden bir şeydir. .

kâinat. gelişi güzel yapmaktır. Otuz bir mart vakası sarih bir irtica idi. metafezikî bir hayvan olan insan için şu ezelî sual dayima mevcuttr : " Neredea geliyoruz ? Nereye gidiyoruz ? Biz neyiz ?„. Fakal niçin tedriç?! Çünkü tecriç tekâmülün şartı. O hâlde mutlaka iyi kötü bir cevap vermiye mecburuz. Zaten mahvolan kıymetleri feda edip ölü harsı müdafaa ediyorlardı. Vaktaki Hareket Ordusuyle içtimaî muvazene temin edildi. Tehlikeli olan. Tedricen Abdülhamit devri dönmüş bir devirdi.- 291 - halbuki felsefe şeniyetin bütün olarak hats ile kavranmasıdir. bir yandan da Postahane binası ile tecelli eden yeni türk sanati pek gizli ve çok kerre de kendini bulamıyan millî şuurun indifaları gibidi. bütün yaratıcılığım kaybetmiş. Tahâmülcüler ise inkilabi anca bir şartla kabul ediyorlardı. usulsüz. kımıldamıyor. O devirde her kıymet. saltanatı ve istiptadı tehlikiye düşürebilecek olan her temayülü boğuyordu. felsefeyi limsiz. Muhafazakârlar ve tekâmülcüler !. içtimaî vicdan âdeta bir atalet kazanmıştı. bütün mantık. Hakikati hâlde millet ve devlet namına kat'î ve şeklî bir muhafazakârlık hükümran idi.. Değilmi ki ilim.? Muhafazakârlar mazi üzerinde serbesce bir tasfiye yapıyorlar. felsef eyapmak değil. „ denilen mevzuların mutlak olarak mütalâasını deruhte etmiyor. kendi" .. mukadderat. tekâmül. belli başlı iki zümrenin şahidi olduk. Bunlar ne istiyorlardı. Şurada burada bn sal" tanata karşı yıkıcı ruh taşıyan ihtilâlciler bir tarafa bırakılırsa bir yandan Edebiyatı Cedidenin kozmopolit iştiyakları. içtimaî muhayyile. her telâkki duruyor. Meşrutiyet inkılâbı bu camit zihniyeti sarsar gibi oldu. Bu devirde bütün akıl. " hayat. yaşamıyordu. Bu şart "tedriçtir.

— 292 — sidir, onun için.. Tekârnülcüler anî, ihtilâlci, ayratıcı olan her hareketten sakınıyorlar, hareketi, tekâmülü sarsıntısız olarak arzu ediyorlardı. Muhafazakârların da, tekâmülcülerin de arzusu bir neticeye varıyordu: O da hayatı olduğu gibi seyretmek ve seyrine insan elini karıştırmamak. Bu iki telâkki arasında felsefe namına müdafaası kabil olan yalnız tekâmülcülüktür. Çünkü mutalarını hep ilimden aldığını iddia eder ve unsurları itibariyle müspet olduğuna inanır. Fakat tekâmcülüğe hakkyile yaklaşalım. Onda "tedricen „ tavsiyesini meşru kılacak bir tabiat var mıdır ? Bu tekâmülcüîer içtimaî hayatta tedriç istiyorlar, çünkü içtima* tekâmülü tedricen vukua gelir düz, muntazam, makul, hendesî bir tekâmül zannediyorlar. Bize cemiyet hayatının düz bir çizgi üzerinde gayet muntazam bir surette tedricen de-, ğiştiğini ve bir hedefe doğru ilerlediğini gösterecek olan şey nedir? Elbete tarihî bir tetkik üzerine kurulmuş olan bir tekâmül felsefesi değil midir ? Halbuki tekâmülcüîer esasen felsefelerini tarihe değil, bilerek bilmiyerek hâyatiyata istinat ettiriyorlardı. Çünkü zihinlerdeki hayaller, hep Lamack'm hayalleri idi. Onlar da Lamack gibi zürafalan boynu yüksek ağaçları yemek ihtiyaciyle uzamış sanıyorlar ve âlemde hiç bir şeyin anî olarak vücude gelebileceğini zannetmiyorlardı. Halbuki ilmin tam mutaları üzerine kurulmuş olan bir tekâmül felsefesi bize tekâmülün mihaniki değil, yaratıcı mahiyetini gösteriyor. Tekâmülün haricî ve muhiti değil, batını ve uzvî bir emir olduğunu anlatıyor. Tekâmülü hep böyle bir hendesî çizgi hayaline sokarak yaptığımız farziyeler arasında kim bilir ne kadar yanlışları vardır: Dinlerin zuhuru, san'atlarin zuhuru, dillerin zuhuru ve tekâmülleri hakkında kim bilir ne kadar delâlatte kalmış olanları vardır. Muhafazakârlar niçin böyle düşünüyorlardı?.. Çünkü değişmek kabiliyetinde olimyan cahil adamlardı. Tekâmülcüîer niçin böyle düşünüyorlardı?. Çünkü okumuş olmakla beraber ruhen muhafazakâr insanlardı. Bizim

-

293 -

neslimiz bu yaratıcı kudrete niçin iman ediyor? Çünkü yaratıcı bir devrin neslidir onu için. Hükümetler gibi felsefeler de ancak lâyık olanları buluyor. İnkılâbın en büyük eserlerinden biri de bizi tam ve hür bir hayat felsefesine vasıl olmak için ruhen hazırlaması değil midir? Bu felsefeyi elde ettikten sonra " tedricen „ düstûrundan belki ilelebet uzakuzaklaşacağız.

Hürriyet
Jean-jacc[us Rousseau terbiyecilerin en hür ve en hürriyetperver olanıdır. "Emile,, başından sonuna kadar hürriyetin, hürriyet hayatının, hür yaradılan adamın, hür yetiştirilen çocuğun destanıdır. Hiç bir tefekkür onun kadar hürriyetin zevkini, hürriyetin aşkını terbiye emellerine karıştırasıamıştır. Hiç bir sistem onun kadar terbiyede haricî sultaların müdahalesini men'e muktedir olamamıştır. Hatta onun içindir ki Rousseau'yu tenkit eden Greard; Rousseau'nun terbiye plânını "tehlikeli bir vahime,, olarak teşhir etmiştir. Halbuki hakikat büsbütün başkadır. Kitabın her tarafında "hürriyet, hürriyet!,, diye bağıran Rousseau terbiye âleminde zahmete, meşakkate en çok mevki veren, terbiyenin hamurunu en ziyade zahmet ve meşakkat duygularyile yoğuran bir feylesoftur. Çocuklarda keyfe, hevese mevki vermek, hayatını hayvanı sayiklerine terketmek şöyle dursun, bu keyef ve heves mekanizmasına en çok kızan, hatta zahmet ve meşakkati, elem ve istirabı tabiatin içinde bulan kendisidir. Rosseau'nun pedagojisi her şeyden evvel bir ceht ve tekemmül pedagojisi, bir zaruret ve meşakkat pedagojisidir. O hâlde Rousseau'nun terbiye sistemindeki bu tezadın menşei nedir? Felsefesidir. Fakat felsefesinde mevcut olan bu menşe bir tezat değil, bir ahenktir. Şöyle ki

— 294 —

hürriyetin en iptidaî telâkkisi her istediğini yapmaktır, yani başı boş olmaktır. Halbuki bu mümkün değildir. Zira insandan daha kuvvetli olan bir tabiat vardır. İnsan bu tabiatı ne istihfaf ne de ist'hkar edemez. O hâlde insan her istediğini değil, istediklerinin yalnız mümkün olanlarını yapabilecektir. Şu şartla ki istediği şeyler aynı zamanda tabiatin kanunlarına uygun olsun... O hâlde hürriyeti adamın, yalnız istemesi değil, istediğini bilmeside lâzımdır. Sonra hürriyetini istiyen adamın arzusu tabiatı eşyaya muvafık olması kâfi değildir. Çünkü bu arzunun tahakkuku bir istihsale bağlıdır. İnsan hürriyetini, istihsal etmek sayesinde kazanır. Bu istihsal için yalnız usul, teknik, vasıta, fikir kâfi değil, kendini idare etmek, müstahsilin kudretine, fikrî hayalî, hissî ve iradî kudretine kavuşturmak ta lâzımdır. Müstahsil bir anarşist değildir. O hem fizikî tabiat üzerinde hem de ruhî, batınî tabiat üzerinde işliyen mükemmel bir sanatkârdır. İstihsal eden adam yalnız bilen adam değil, aynı zamanda gücü yeten adamdır. Kendi kendini idare edemiyen hırçınlıklarını, muvazenesizliklerini, sersemliklerini yenemiyen bir adam âlemi harcîde hür yani doğru, iyi, güzel, faydalı birfiili nasıl vücude getirebilir ? O hâlde hürriyete lâyık olan adam hem fikrin, hem de iradenin kahramanı olan adamdır. Hür olmak için hem serbes olmak, hem de bağlı olmak lâzımdır. Rousseau bu iki ayrı şeyi bire kalbetmiştir. Hürriyeti başı boş kalmaktan, tabiati de esaretten uzaklaştırarak biri birine yaklaştırmış, tabiî terbiye dediği telâkkiyi vücude getirmiştir. Bu günkü ilim Rousseau'unun hatsine hiç bir şey ilâve etmemiştir. Yalnız bu hatsi izaha gayret ediyor.

Tezat kabul etmîyen felsefe
Oduncu ile Ezrayil'in masalı bence ruhumuzun garip bir ikizliğini ifade ediyor : Çok kere bir şeyi hem aklımızla istemiyiz, hem de hissimizle isteriz, Çok kere aklımızla beğenmediğimiz hayatı hissimizle iyi buluruz. Sahte ilmimizle tezyif ettiğimiz şeyleri halis hayatımızla kabul ederiz. Cihan harbinden evvel memleketleri için « un vieux paıjsl » diyen Fransızlar muharebeden sonra aynı memleketi genç ve zinde buldular. "Bu memleket adam olmaz !„ diyen Türkler de adamlıklarını bile Borçlu oldukları bu memleketin eseri karşısında şaşırdılar. Bedbin, hayâtı istemediğini söylediği hâlde Ezrayili görünce odun yüklenen bir köylüdür. Şu hâlde hissimizle ve irademizle beğendiğimiz hayatı aklımızla niçin inkâr edelim ?.. Ve bu ikiz hayat yeirine tek ve ahenktar bir hayat neden koymuyahm ?.. Buna mani olan; hayat, zaruret ve tekâmül telâkkimiz olsa gerektir. O hâlde sevmediğimiz, beğenmediğimiz şeyler hayat değil, başka bir şeydir. Filhakika asıl hayat, sevilen ve Ezrayile teslim edilmiyen kısımlardan ve kıymetlerden teşekkül ediyor ... Fakat hayatın ağır gelen, ezen yükleri de vardır. Şu hâlde bu yük ile bu kıymetleri ayırmak lâzımgelir, İki şıktan biri: Ya yükü azaltmak, yahut tahammülümüzü çoğatlmak için bu kıymetleri daha ziyade duymak Iâzımdir. İnkılâbın gördüğü şey zebun ve ezik bir Türkiye idi. Fakat duyduğu şey bu Türkiye'nin can hamlesi, irade kuvveti idi. Bir inkılâbın yoktan var olduğunu zannetmek aklımızı tırmalıyan bir dalâlettir. Fakat inkılâbın hayatın her günkü en sathî itiyatlarından teraküm edebileceğini farzetmek te bir dalalettir. İnkılâbın müracaat ettiği zengin kudret Türkiye halkının vicdanı olmuştur. Bu vicdanın kudreti ve nuru sayesindedir ki Türkiye bir çok yüklerini azalttığı gibi bir 19

— 296 — •

takım yüklerini taşımak için de kudret ve kuvvet kazanmıştır. Eski, vusatî itiyatlara karşı gayz duyalım; bu bizim hakkımızdır. Fakat yeni ve canlı olan hayatımızdan şikâyet etmiyelira. Birini istememek için ötekini inkâra lüzum yoktur. Hasta fikir, sakat muhakeme bize bedbinliği tavsiye edecektir. Fakat vicdanın lâyuhti sesini işitelim. Ancak o zaman hakikî hayatımıza uygun, samimî bir felsefe yapabiliriz, zaten felsefenin vazifesi sathî ve haricî müşahedelerin inhisarcı hükümlerine karşı yekpare ve canlı bir hayat rüyeti vücude getirmek değil midir ?..

Mefkure ile mevhume
Bir arkadaşım " ideal yahut mefkure vuslatı mümkün olmıyan bir fikirdir „ diyor. Ben de soruyorum ki o hâlde nasıl oluyor da akıllı bir adam mefkûreci oluyor?! Eğer mefkure yanma yaklaşılması mümkün olmıyan bir fikir ise bu imkânsızlık nispetinde o bir mevhume olacak değil midir?. Hayır mefkureler mevhumeler değildir. Mefkureler tahakkuk edebilecek olan şeylerdir. Mefkureler vehimden, hayalden kopup uçan renkler, şekiller değildir. Zaten mevcut ve hakikî olan bir hayatın istikbale uzamış kısımlarıdır, binaenaleyh tahakkuk edebilirler. Müsayit şartlarla tahakkuk edeceklerdir. Mefkurenin kökü hakikatte, çiçekleri ve meyvaları istikbaldedir. Mefkure bugün için bir hayaldir, fakat ne bugün için ne yarın için bir yalan değildir. Şu hâlde mefkure ile mevhumeyi ayırmak lâzımgeliyor. İlim adamının vazifesi bu iki şeyi ayırmak olduğu gibi, devlet ve siyaset adamının vazifesi de bu iki şeyi karıştırmamaktır* Hatırımda kalan doğru ise, Durkheim içtimaiyat usullerine dayir yazdığı kitabın bir tarafında şöyle diyordu: Devlet

adadamının vazifesi cemiyeti bir mevhumeye doğru koşturmak değildir, cemiyetin mefkuresine yaklaştırmaktır... Onun için nüfusumuzun, servetimizin artması hakkındaki gelişi güzel, hesapsız, muhakemesiz surette atıp tutan, vaadeden insanlara hayretle bakıyorum. Bu adamlar hakikaten sözlerinde ve fikirlerinde samimî insanlar mıdır?., diyorum. Eğer ilmî tetkikler yalan söyleniyorlarsa bir memleketin nüfusu ve serveti ile coğrafî vaziyeti, beynelmilel münasibetleri, muharebeleri, mücadeleleri, fikrî seviyesi arasında uzvî münasibetler vardır. Bunlar arzunun ve iradenin birdenbire halledilebileceği şeyler değildir. Bunlar ancak eşyanın tabiatine ve müsaadesine göre hüküm ve muhakeme edilebilecek şeylerdir. Onun için biz on seneye kadar Amerika'yı bile geçeceğiz! diyen bir adamın iddiasına şaşmamak kabil değildir. Bizzat Amerika'nın kendi kendini geçmek için sarfettiği kudretin zaman va mekânla mukayyet fiziği ve içtimaî kudretlerden ibaret olduğunu unutmamalıdır : Fakat bu mevhumecilerin iddiası ne olursa olsun her cemiyet; her millet için vasıl olunması mümkün ve mukadder olan mefkûrevî gayeler vardır. Bunları eyice görüp te bunlara doğru ilerilemek kadar bir cemiyet hesabına afif ve meşru bir hareket ne olabilir ?.. Ancak bu gayeleri bize gösterecek olan bitaraf el, ilmin elidir, içtimaî ve iktisadî coğrafyası tetkik edilmeden, bir sene zarfında çocuklarına kazandıracağı irfan hesap edilmeden nüfusunun tezayüt veya tenakus sebepleri yakalanmadan cemiyat için bu hedefleri müspete yakın bir surette işaret etmek mümkün değildir. Hülâsa türk cemiyeti her şeyden evvel müspet çalışmak mecburiyetinde olan bir millettir. Her millet gibi türk cemiyeti de mevhumecilerin iddialarına değil, samimî mefkûrecilerinin itikatlaırna kendisini bağlamahdir. Her şeyde olduğu gibi terakki meshebinde de samimiyet esas şarttır.

— 298 —

Hayatın arkasından giden felsefe
Mütarekenin en meşum günlerinden biri idi. Bir türk mütefekkirine rasgeldim bana bir münasibetle şu sözleri söyledi: — Türkler dejenere değil midir ?.. Cismen demeyorüm* ahlâkan dejenere değil midir?.. Muhatabımın bu zalim iddiayı ortıya atıvermesi beni çok şaşırttı. Hiç bir şey söylemedim. Halbuki ben mütareke zamanı değil, meşrutiyet zamanı da değil, ta çocukluğumdan beri Türklerin yaşama kabiliyetine çok inanmış bir insanım. Gerçi bu kanaatimi hayatımın her devrinde aynr vuzuh ve aynı müspetlik ile taşımadım. Fakat o-ir şevki tabiî gibi duyuyordum ve yirmi senedenberi bütün yazılarımda ve derslerimde aynı itikadı, aynı dini neşrettim. Milleti hakkında kanaati yıkılan bu adam beni çok ürkütmüştü. Zeynep Hanım konağının üst pencerelerinden görülen yangın yerleri ve ayağı çıplak çocuklar bu kara kanaat için kara bir çerçeve oluyordu. Fakat bir adam, cihanın bile en büyük feylesofu olan Bergson beni çok irşat etti. Ruhun yaratıcı kudretini onunla daha vazıh olarak düşünmüye başladım. Bir türk hadisesi bu yaratıcı kudret feylesofunun davasını bilâkaydüşart teyit etmişti: Anadolu'da Mustafa Kemal'in zaferi. Bu büyük adam bir mütefekkirin tereddi ile tavsife kıyam ettiği milletinin hayatiyetini cihana kabul ettiriyordu. Bir feylesof hayatın imkânlarını, meydanlarını kavrıyamiyacak derecede katı ve maddeci ise neye yarar ?.. Felsefe bir inkılâpçının eserlerini anlamıya çalışacak yahut izah edecek bir ilim değildir. Vazifesi hayatın önüne geçmektir Mütemadiyen hayatın mazisine bakarak ve hâlini tartarak cemiyetin istikbale müteveccih meydanlarını seçmek, işte feylsefenin vazifesi budur. Ne sırrîlik, ne akılcılık ve maddecilik ne de yalnız başına

Bu dostum gibi bir çok insanlar da felsefelerden bir şey anlamadıklarını söylerler. hâlini yakalamakla beraber istikbalini araştırmaktır. Feylesofları anlarken Gustave Le Bon'u çok okuyan ve çok seven bîr arka daşım vardır. sanatkâr. deyiniz. Feylesofun büyüklüğü kendi zamanında felsefe binasına koyduğu taşın ağırlığına bakar. İsterseniz buna "sympathie. Ve hiç bir şey anlamadığını söyledi!. türk milletinin mazisine bakmakla.. Bir gün kendisine Henri Bergson'un "Evolution creatrice „ adlı eserini verdim. ne insanî olabilir. Bence bir feylesofu ve bir sanatkârı anlamak için en büyük şart bir nevi muhabbettir... Şu hâlde keşfedilecek şey. Feylesofun dili halkin dili değildir. resul gibi bir muhitin adamıdır. O hâlde sahibinin ne demek istediğini anlamak kararından evvel. hatta alimin . Bu muharriri büyük bir mütefekkir olarak kabul eder. Beş on gün sonra kitabı iade etti. Gözü arkada kalan ve hayatın arkasından giden felsefe ne millî olabilir. O da alim. anlamak arzusu lâzımdır. Bu müsayit ruhî vaziyeti aldıktan sonra yapılacak şey şudur: feylesoftan ne bekliyoruz? Bence beklenecek şey sadece kâinatı bir görüştür ve ezelî bir seziş tarzıdır.. Türk feylesoflarının vazifesi olmuş bitmiş şeylerin ve tarihî emri vakilerin adilâne seyir ve temaşası değil. beşerî tekâmüle ettiği hizmettir. Feylesofu anlarken dikkat edilecek bir nokta daha mütefekkirin muhitidir. Eserin yüzünden ziyade yüreğine varmak istemeliyiz.— 299 - tüm bu istikbal hamlelerini veremez bunu ancak hayatı seyrinde ve ihtilâllerinde şuurla yakalıyan felsefe yapabilir. Okuyanda bu muhabbet yoksa eser ona açılmaz. Sonra hiç unutmuyahm ki feylesofu ancak kendi diliyle ve kendi mantıkiyle anlıyabilirîz.

içerilerine katılmak için cazibelerine katılacak kadar yaklaşmak lâzımdır. ne efendimiz. hayatının son günlerini tenha bir köyde geçirmek isterler!. ilhamın kaynağıdır. Bu dil ifade etmek istediği orijinal manzarama dizgileri ve renkleridir. . Bizim zamanımızda tabiatın ne maveraî ne dinî ne de ahlâkî hiç bir kıymeti yoktur. Şehir hayatına bir türlü uyamıyan bir nevi sinir hastalarını hatırlayınız. sadece hizmetkârımızdır. Onun için bir feylesoftaki orjinat tabirleri anlamak. hemhal oluncuya kadar okumak lâzımdır. bu tabiati kullanmak için görür. Hele iradesi sönmüş biçareler vardır. Tabiat bizim ne dinimiz. çok okumak. İnsanların tabiatten ayrıldıklarına esef ederler !. Hayat felsefesi yaptığını zanneden bazı kimseleri hatırlayınız. Tabiat yalnız fizikî kuvvetlerin sahnesidir.. Muasır kafalar tabiate teslim olmak için değil. Nihayet feylesofu anlamak için okumak lâzımdır. o da şudur: Ne tabiat ne de medeniyet hakkında doğru bir kanaate sahip olmamak. Fakat bu ayrı adamların benziyen bir tarafları vardır. Ortazaman medeniyeti tabiati sırlarla dolu görüyordu. Sistemler sakinlerini çoğaltmak istemiyen kıskanç âlemlerdir. tekrar tekrar okumak. Bütün bu hükümler birbirine irca edilemiyecek kadar manevî vaziyetleri ayrı kimseler tarafından veriliyor. ne de üstadımızdır.. Bazı nazariyecilere göre de tabiat sanatin. medeniyet mi ? Tabiatle medeniyet kiymetleri hayatımızın her cephesinde çarpışıyor. O hâlde muasır milletlerde " Tabiat aşkı. Rönesans beşerî kurtuluşu bu tabiatte zannetti. Tabiat ıhı.anft çili değildir.. hep inziva aralar!. Eski medeniyet tabiatte kemal ve mutlakiyet âleminin bir hayalini görüyordu. bence bütün felsefesini anlamıya bedeldir.

. sadelik ve samimîliktir. sadece amelî ve mihaniki bir iştir!.. sade bir neşircisinden ve tamimcisinden başka nedir ?. Bence bir Durkheim. tavzih „ dediğimiz zaman ne kastdediyoruz ?. " tabiate dönelim» denildiği zaman hep bu manayı anlıyorum. bir Pestalozzi. Durkheim ve Auguste Comte'un. Bergson'a göre haricî âlemin klişeleri. tabiat terbiyesi . Hangisi ?. Ben ahlâkta olsun.. Yalnız tabiatı kullanmak. Hatta fikirlerinin en müşterek olan " muayyencilik „ yüzünnde. O hâlde katı maddenin sert ve dümdüz lisanı olan ilimden başka olan bir lisanla. Bu anlayışa göre sonradan gelenler evvelden gelenleri ayıklamışlar. terbiye için Pestalozzi. içtimaiyat için E. Vuzuh bu mudur ? Eğer bu ise. hatta bu günküler hep birer başkalıktır. temizlemişler.. Vuzuh İçtimaiyatçı Bougle fikirlerin tarihinden bahsederken H. berrak bir hâle getirmişlerdir !. Bu sual madde dilindeki klişelerinden bazıları: " ayırmak.„ gibi sözlerin müspet bir delâlet olmamalıdır. mefkurelerin) iradelerin tekevvününü ifade için salih değildirler... sanatte olsun. keyfiyet ve seyir âlemi olan batmîyi/ derunîyi. felsefenin canlı ve terkipçi lisanına müracaat etmek lâzımdır. tabiatı zaptetmek. bir mana. açmak. Bu adamların ya canlı bir rolü var yahut yok. meselâ ihtirasların. birFroebel. hatta bunlar ilmî de olsalar. Jean-Jactjues Rousseau'nun. hatta sezişlerin .— 301 — tabiat harsı. vazjh.. Acaba " vuzuh. berraklaştırmak. Bu suretle işleri ne ilmî.. Froebel. şahsiyet. tabiatten istifade etmek gibi sözlerin asrî bir kiymeti olabilir.'tır. Bergson'u maddî âleme mahsus klişelerle batmî âlemi düşünmenin tehlikesini gösteren feylesof olarak anlıyor. ne de felsefî bir iştir. Asrımızın tabiatı müsavat.

. topraklara. Her şeyden evvel böyle bir kamus ilmin maddiyat yani fizik ve kimya. diğerlerinden ayrıca bir şeydir.en eş olan " tabiat „ fikrinde bile.. felsefe kamusu gibi menus ve kullanılması kolay parçalara ayrılmalıdır. ruhlara kadar inerek canlı bir iş görmüşse o.. taşlara. tabiat. Adî neşirci ile yaşatarak tekemmül ettiriciyi biribirinden ayırmakta sadece bir iffet değil. Yüksek ilim tedrisatının bu mühim ihtiyacına karşı kim. hayatiyat yahut biyolocya.. Bunu iyice anlamıya çalışalım : Vuzuhlandıran adam. Istılahların konulmsında en büyük güçlük îstilahların şekli hususunda. Tıpta.. diyorlar. bu fikir adamları hep " tabiat. Bu eserleri vücude getirecek olan heyet mutlaka bu lügat işiyle uğraşan kimselerden mürekkep olmalıdır. İlim İstılahları Bir ilim İstılahları kamusu yapılacağını okudum . kopyecilarıiyiz ?. Bunlar koca bir mecelle olacağına. mecburiyet vardır. fakat acaba kendi ananesi içinde yaşıyan bizler onun mukallitlerimiyiz Varisleri. felsefede tessüs etmiş olan İstılahlarımızın sayısı binlercedir . ruhiyat. Roussean'dan beri. hangi ilim mensubu alâka göstermez ?.. hatta Rönesans'tan beri. Benzemekle bir olmak bir şey değildir.. Çünkü bu dikkat haricinde şuunu kavrayamazsınız.. ?. Bütün ilim lügatlerini cem ve telif etmek teşebbüsü hakindaki fikir ve kanaatimi burada söylemek istiyorum . ruhiyat ilimleri kamusu. Bu müşkül vazifede . Bununla beraber ilim dilimizin bütün parçaları da müdevven olduğunu iddia edemeyiz . Vuzuh !.. Bizde ilim İstılahlarını tespit etmek teşebbüsü yeni değildir. tip kamusu. meselâ maddiyat. fende. birleşmek noktasında görülüyor . içtimaiyat ve felsefe şubelerini ihtiva etmelidir.

Şimdiye kadar yaptığımız tecrübe bize türkçenin felsefe düşüncelerini açık ve kat'i bir surette ifade edebilecek. acaba neyin. Fenomen ve Numen'ile Kant.— 303 ^ muvaffak olmak için kabul ettiğimiz esaslar şunlardır : 1 .. Dilde iştirak içinde söylediğini yazmakta lâzımdır .Beynelmilel mahiyette olan tabirleri aynen kabul etmek . Bence felsefeler bir nevi içtimaî haletlerdir.Bir feylezofun sistemine göre orjinal bir fikri ifade eden tabirleri keza aynen kabul etmek. Bunlar şeniyet manzarasını seyretmek için batın kâşanesinden açılmış pencerelerdir.İstılahların kabulünde birleşilmeyince her kes tercih ettiği tabiri imzası altında yazaaktır. Bu şeniyet o kadar . yahut mistikler gibi bir devrin adamıdır. İstilâh kamuslarını vücude getirecek olan heyetler kendi kabul ettikleri karşılıkları yazmakla beraber şimdiye kadar neşredilmiş diğer karşılıkları da işaret ve zaptederlerse tarihî hizmetleri daha mükemmel olur. zengin bir lisan olduğu kanaatini vermiştir. bu türkçe. nasıl bir zaruretin ifadesidir? Ben içtimaî bir dava ortıya atmak arzusiyle değil de misafirimi memunun etmek için biperva şu izahatı verdim: — Kant'ta Ansikiopedistler ve Rousseau. Bu esaslar sayesinde faaliyetimiz iierileyecektir . 4 . Müşterek bir ilim dili ilmin içtimaî hayatı için bir şarttır. Arkadaşım Almanyada felsefe yapmış olan bir gençti. 3 . emperatifleri. 2 . Her zamanki gibi güç suallerinden birini daha havale etti: — Nazarî ve amelî akılları.. aynen kabul etmek. Metafizik Bu bahse nasıl girdiğimizi eyice hatırlamayorum.Her tabirin evvelâ türkçesini aramak. varsa ve canlıysa. Bir çokları gibi o da Kant'çıdır.

hatta ne İsviçreli. ne akliyeci. Seciyemiz bizim rüyetimizi tadil ediyor. Kant kendi zaruret mezhebinde gerçi ince bir mütefekkirdir... Metafiziğin bir şahsın.. ne Fransızdır. Metafizik te ilim gibi afakî bir tefekkür mahiyeti alabilir. — Evet. beşerîdir.— 304 — girift. metafizik tarihini nazarı itibara alırsak gerç* böyle. Rousseau ne Alman. cebir manzaralariyle idrâk etmek olacaktır. Fakat mutlaka " Evolution CrĞatrice „ yahut " Les Donnees immâdiates. Niçin ? Çünkü Rousseu'da şahsiyet millî değil. o kadar karışıktır ki türlü cephelerinden türlü man* zaralariyle görmek kabildir. Aynı vaka. Hatta onun içindir ki Kant. şeniyeti hep intizam. Bergson'dur. millî yahut daha geniş olarak beşerî mahiyette bir şey olacak. ne benci. Halbuki Rousseau. Kâinatı seciyemizin gözlüğüyle seyrediyoruz. — O hâlde sizin anlayışınıza göre bir feylesof kimdir ? — Bu adam şüphesiz H. Kant'm hayatı tetkik edilsin. zaruret unsuruna irca edilmiş bir J-J. aynı amel hakkında aynı nazara malik miyiz. Bu hayatın ne kadar inzibat aştkı bir hayat olduğu görülecektir.. kontrol için laboratuvara sokması bile mümkündür . O hâlde rüyetlermizide enfûsî kalan bir mahiyet vardır. ne hissiyeci. sadece insandı. şeniyeti tam ve bütün kavramak iti— barile kaba sabada olsa daha genç bir kafadır.. Fakat Rousseau. Felsefesinde keşfettiğini zannettiği tabiî adam. Böyle yoğurulan bir seciyenin mukadderatı. amiriyet.. „ . Şahıs veya mezhep işinden kurtulması mümkündür.. O hâlde metafizik şahsî. bir medeniyetin tabiatine takılıp kalması bu tefekkürün tarihi bir kaderdir.Rousseau'dan başka bir şey değildir. Fakat dayıma böyle olması neticesi çıkarılamaz. kendi halis Enesinden başka bir şey değildi. Vatanı yoktu. Hatta keşiflerinin neticesini. bakınız bu adam ne zaruretçi. ne İngiliz. Herkes aynı şeniyeti aynı tarzda görmeğe sevkedilmiş değildir. Çünkü vatan yerine küreiarzı iskân etmişti. bir harsın. ne de elcidir..

Onun için hepsi mezhepçidir. fakat bütün tekâmülü birden kavrıyamamışlardır. Hayasızlık Tophanenin üstünde Sormagir derler bir türk mahallesi vardır... — O hâlde metafizik sanat gibi bir şey oluyor ? — Evet sanat gibi bir şey..feylesofu Bergson değil. . şeniyeti canlı olarak mütalâa etmek. Çocukluğum o civarda geçtiği için o civara. biraz daha vazıh olarak nedir? — Şudur: İlimin mvvzuu maddedir.. tekâmül dediğimiz mevzuun cephelerini ayrı ayrı keşfetmeden ibaret kalmıştır. Halbuki metafiziğin mevzuu tekâmül. Mevzuu ne olursa olsun metafizik toplar. Bunlar tekâmülün anlayışına hizmet etmişler. şeniyeti bütün ve seyyâl olarak mütalâa eder. Bergson'un bütün arzusu metafizikin ilim gibi beynelmilel ve gayrı şahsî bir hâle gelmesidir. hendesedir. şeniyeti madde gibi mütalâa etmek.. İster maddî. Mevzuu ne olursa olsun ilim parçalar. sadece tekâmüldür.. mezhepçilikten kurtulamıyacağım söylerim. Ben de sanat terbiyesi almıyan metafiziğçinin. İster maddenin.. fakat sanat değil.. çünkü sade hayal ve his sahesinde kalmıyor.. Halbuki metafiziğin usulü hatstir. — Bergson'un hizmeti. sanat yolundan . — O hâlde tarihî feylesofların rolü ? — Bunların rolü. metafiziğin mevzuunu ilmin mevZuundan. mütecanis parçalara ayırır. isterse içtimaî hayata ayit olsun. ister uzvî ve ruhî.. usulünü ilmin usulünden ayıran ve metafiziği de ilim gibi afakî bir tefekkür olarak anhyan Bergson. Bir çokları ilimden geçmiyen kafaların metafiziğe kadir olmiyacağını iddia ederler. gerçi ilim yolundan değil. tasavvur ve mefhum sahesine giriyor.. ister uzviyet ve ruhiyetin isterse cemiyetin tekâmülü olsun. İlmin usulü cebir ve hendese yani akıldır..

Bu mezarlık Çeşmi Hüseyin Efndi isminde evliya tanınmış bir zatindir. ben o zatin çinarma dokunamam !. sert ve haşin bir tarzda : — Efendi. Küçüklükte alınan bazı fikirler iman kuvvetini taşıyor.. fakat " akla mugayir „ olanlar pek az !.. mahalle hayatındaki mevkileri o kadar hiçti ki.. Şimdi mahelleli kazanın önüne geçmek için çmarı kesmiyi düşünüyordu. Halkın itikadında "akıldan hariç.kizararak bozararak geriledi. Bu cevap bütün manasiyle yirmi beş sene evvelki Sormagirlilerin ölülere karşı hissiyatını bildiriyordu .. Hiç unutmam. isterse bir " antika merai „ şeklinde olsun.kendisine gayrı meşru. „ Zaman bu hükmü tasdik ettiriyor. şu çınarı devirebilir misin ? Bu zatin nazarında çınar devirmek.. Mezarlığın içindeki kocamiş çınar son günlerde devrilmek tehlikesini göstermişti.. karşıdaki mezarlığa bakıyorlardı. < u yaz Surler haricinde gezmeğe gitmiştim. cahil bekçi bu teklifin kabalığına karşı . Gerçi o tarihte bile mahalleli arasında ölüyü. Çeşmi Hüseyin Efendi kerametinden çok bahsedilmiyen velilerdendi. Uzun seneler bilmiyerek. maneviyetma sığınırlardı. Halk bunların her birine " gâvur farmason „ gibi bir isim takarak " sen benden değilsin! „ demek istiyordu . Maksadı» .. gayrı ahlâkî bir hizmet teklif edilen insanlar gibi . Bunlardan biri Sormagir bekçisine dönerek dedi ki: — Nasıl Ahmet ağa. Sokakta üç beş kişi toplanmış.- 306 - ayit hatıralarım çoktur. Buna rağmen Sormagirliler onu severler.. kim bilir ne kadar adi bir işti!. ister mabet hürmeti. Hatta bu inanışımı çok kere izah edemiyorum . mazisini seven bir kavimle sevmiyen /bir değilmiş.. Bir gün Sormagir camimin önünden geçiyordum. anlamiyarak ölülere hürmet etmekte devam ettim . dedi. hakkın sesidir. kabrini tahkir edenler vardı. çok şey var. İster evliya . Fakat bunlar o kadar az. Lâkin " Halkın sesi.

yerde yatan taş kavuklar üzerine at başı iskeletleri koymuş !. Zaman ile camisinden ayrılmış . eski türbe' leri . sadece hayvanların kabristanı! Artık buraya ne meşhur ne de meçhul insanlar gömülmüyor.. idare adamlarının seyyiatı lâhitlerdeki eski sanatin nizamım bozmuş.. sadece civardaki at leşleri dökülüyor! Zamanın telâkkileri. hatta insan zadelerin bile değil. bu üç yüz senenin eritemediği mermerleri parçalamış atmış ! Buraya artık bir kabristan diyemezsiniz ! Belki bir kabristan. vahşî çitlenbikler. bütün mezar taşları. Artık ne bu çukuru ne de bunu açan mühendisi benden sormayınız . En yeni taşının üzerinde 1190 tarihi okunuyor.— 307 — tarihî ve kutsî hatıralarla dolu olan bu yerleri. Fakat Aksaray'a geldiğim zaman Horhor'a doğru yine bir cami ve kabristan harabesine daha rasgeldim . Ağaçlar. bu itikadın zadesi olan kabristanları tahrip ediyor . diyordum. gövdeleri öbür tarafta !.... İçerisindeki lâhitler hep kırılmış. kim bilir " neslicedit „ imarcilari atalarının itikadını pek cahilane bulduğu için olacak. fakat İlyas Zadelerin. eski lâhitleri bir kere daha görmekti. bilmem ki nasıl bir yaşamak hırsiyledir.. Belki bu türlüsü bir tanedir . . kitabeler mdeniyet elinin açtığı bu nezafet çukuruna yuvarlanmış. Merkez Efendi dergâhından Yenikapı Mevlevihanesine doğru İlyas Zadelere ayit tarihî bir kabristan var . her tarafından civarındaki evlerin. Burası en aşağı üç yüz senelik bir mezarlık. Kız Taşından beri bütün evlerin münasibettar olduğu bir mecraya yol açmak için bu kabriatanı ortasından ikiyeye ayrılmışlar. Yazık k* bu hakaretin bediî şeklini bulamamışlar !. tarlalar istilâsına uğramış hazin bir bucaktır.. kavukları bir tarafta.

.

Ahlak .

.

yahut bir selçuk kapısı yükselen bu }ürk ve tarih şehri... ilk defa şehre çıktığım zaman. İşte mektebin mamulâtından : On Beşinci Louis tarzında cevizden oymalı bîr masa. Bursa'da. İşte asıl mektep. kemerleri renkli taşlarla süslenmiş. Ankara'da emsalini gördüğüm bir mektepti. köşede duran ufak bir sigara 20 . oturaklı. Nihayet dar.. Sivas her tarafında bir selçuk minaresi. Bu. dolaşık sokaklardan geçerek bir tepeye çıktık. şehre hâkim bir tepeye . erkek kız iptidailerini gezdirdi. O da Mektebi Sanayi. ziyaret edecek bir müessise kalmıştı.. kapıları.- 311 -s Hayır ile şer Sivas azemetli. Bütün insanlar ağırbaşlılık için yaratılmış zannedilir . İstanbul'da. Yaklaştıkça sönmüş bir saltanatın enkazım göreceğiz gibi acı bir hisle müteessir oluyorduk. ikametimin son günüydü. dediler . İzmir'de. Yolda Sanayi Mektebim aynı zamanda idareye memur edilen Darülmuallimin müdürü malûmat veriyordu. zevk sahibi bir mimarın daha evvel bir valinin eseri. Nihayet Kızıl ırmağa varırsınız.. bir millet hafızası gibi zengindir. Orada her şey ağır. Dershaneleri de öyle güzel.. bana mektebin mazideki bütün ikbal ve itbar devirlerini anlatıyordu. Uzaktan sanayi mektebinin büyük binaları görünüyordu. Acaba Sıvas'ınki nasıl. Kollejin bulunduğu tepe gibi. bu intibaı almıştım.. hiç şüphe yok. Darülmuallimatı. misafir kabulüne mahsus olan salon hep mektebin mamulâtiyle döşenmiş. ufak gösterişsiz evler arasından girersiniz. Maarif müdürü bize Darülmuallimni. Üç günlük ziyaretlerim gene bu intibaı teyit etti. Sabahleyin. Kayserimden gelen yolcular için bu azemetli. Oradan şehre. penbe dağlar memleketidir.. şurada gene mektebin elişlerinden gayet ince dokumah ziynet halıları. Alçak... ne güzel bina . diyordum. penbe dağları aşmak lâzımdır.^ her şey ciddidir.

Bu işler yeni idarenin temin ettiği ilk vazife. yünlerini boyamalı. her tarafı selçuk tarzında çiçeklerle. beynelmilel hayatı. Tarihimiz ve topraklarınız haricinde aynı zamanda zaruret ve suhuletle teşekkül eden bir takım iktisat ve ilim merkezleridir ki bizde dahil oldu- . üzerinde bir tablo var ki tablodan ziyade bir resim levhasına benziyor. ne şekilde olursa olsun. Aynı salonun dışarısında gene bir kapının üzerinde vaktiyle resim hocalığı eden bir zatın yağlı boya levhası var ki klâsik italyan sanatkârlarının eserlerini hatırlatıyor.iskemlesi. taşlarını o kadar güzel tıraş eden türk sanatkârlarının memlektinde bu gün taş oyan tek bir türk taşçı kalmamıştır ! Kendi kendime soruyorum: O " mektep siz itilâ „ ne idi.. Dışarıya çıktığımız zaman öğrendik ki vaktiyle Sivas'ın kayalarını.Talihsiz çocuklar! dedim ve bu sukutun sebebini düşünmiye başladım.. bu çocuklar belki bu hayatı da buiamıyacaklardi. " Tarih „ diyerk iktisadî. hakte. gene hatırıma geliyor . Şimdi tasavvur ediniz. dokumada. değil mi ?. uğraşıyorlar. Sivas'ın en mutena bir eseri mimarisini gözle görülemiyecek derecede ince olan taksimat ve tersimatiyle bunun üzerine hakketmişler. Filvaki. Hayır. "esimde bu kadar ileriye giden bir mektebin Sivas'ın iktisadiyatına hizmeti ne olmalıydı ? Pek büyük dğeil mi ? Her sene yetiştirdiği yüzlerce sanatkârlarla Sivas'ın taşlarını oymalı. ilk faaliyetti. yapraklarla işlenmiş. Eğer Sanayi mektebi DarülmualHmme yerleştirilmese. bu " mektepli inhitat „ nedir ? diyordum . hem dışarıda öğrendim: Mektebin hâli hazırda mevcut olan marangozhanesine indiğimiz zaman gördüm kü: Orada talebe namına yalnız yedi yetim var! Önlerinde bir iki tahta parçası. servetini arttırmalıydı. bu neticede tarihin hissesini. mesuliyetini hesaba katmamak nasıl mümkün olur ? !. Darülmuallimin idaresi sanayie vaziyet etmeseydi. Imî. Bu sual ne kadar garip olursa olsun. içtimaî tedahülleri kastediyorum. netice bunun tamamyle aksi olmuştur! Böyle olduğunu hem içeride. bir kaç fotin. O renkte.

.zerre mihanikiyetiyle kendisine doğru çekmiş. Otuz otuz beş sene kendisine taptıran bir Saray ve her yerde bunun yerine kayim olan saray zihniyetti valiler vardı. Artık Sivas'a ve çocuklarına hizmet edecek yerde. Sivas'ın selâmeti bu yolda idi. yahut haricin fani. depdebe ve saltanatta ariyan Sivas Sanayi Mektebi kendi kendini kaybetti ve bu parlak baş* langıcın sonu böyle karanlık ve hüzünlü oldu!. İşte bütün bütün aklı. Sivas evleri için doğramacı. bütün •muvaffakiyeti. Sivas. işte evliyayı umur Efendiler bu iki yoldan yazık ki birincisini intihap ettiler. yapılarına kalfa bulannyorsa bundan mesul olması lâzımgelen kimlerdi ? Öyle tasavvur ediyorum ki Sivas Sanayi Mektebi tesis •edildiği gün bu mektebin hayatını idareye memur olan büyük küçük memurlar hayat tarafından iki yoldan birini intihap etmeğe davet edildiler: Biri. idare adamlarının gideceği yol. makama hizmet ettiler! Sanatkâr yetiştirecek yerde. Fakat haricî münasibetler sabit kalmakla beraber dahilde gene unsurdan unsura. harici. ipek gibi ince halılar lâzımdı. Şimdi her sanayi mektebinin idaresine. sadece eseri sanat yaptırdılar. kerestelerine doğramacı.. Ya gösterişi. kârlarına iltifat . her hangi uzviyetin taazisine engel olmuştur. İkinci yol u hakikat ve ihtiyaç yolu . hatta fertten ferde değişen refah ve muvaffakiyet şartları irefah ve muvaffakiyet noksanları da vardır. şahsı düşünerek ellerinin altındaki çocukları öldürecekler. idi. Sivas aptesthaneleri için taşçı..tımuz hâlde hariçte kalan bütün unsurları birer maddî . " gösteriş yolu „ idi. Sivas hayatı için adam lâzımdı. valilere. Sivas sanayi mektebi sade bir misaldir. Bunların hoşuna gitmek için ancak süslü sigara iskemleleri* On Beşinei Louis tarzı masalar. her maarif teşkilâtının başına ve her resikâra geçen müdürlerin. binalarına taşçı. gene bu ikiden biridir. o kuvvettediğer her hangi bir merkezin teşekkülüne. kıymeti. sathî olan zevklerine.. şuuru makamı vilâyetpenahiye donen.

Bu zatlere sorarım: Kendiniz için mi çalışıyorsunuz. Eliyle matruş başını kaşıdıktan sonra aynı elini etrafındaki bütün eşyaya sürdüğünü gördük L Ankara'da temizîiğiyle meşhur bir lokanta var dediler. Evet halkın kanaatince sağ el her yere sürülebilir .. memleketlerini baka sırrına mazhar etmek istiyeceklerdir.— 314 — etmiyip vazifenin içine. gayrı için mi ?!. oradaki ilk müşahedem de garsonun baş parmağını çorba tabağına sokması oldu !. sen afedersin... kepçe. güreş kahramanları olduğu gibi. Bu gün bu kahramanlardan birini ziyarete gittik. mektebin haliyle hallenmek. Neticede şu ikiden biridir: Bir hayır yahut bir şer ! Temizlik ve Medeniyet Yarış. Abani sarıklı zat bana " Efendi.. temizlik kahramanlarıda vardır . memleketin ihtiyaciyle ünsiyet etmek. O vakit bu iki yoldan birini intihapta mustar kalacaksınız.. Hususiyle yikanıyor. Bu son vakayı kendisine hikâye ettiğim bir doktor bana şu cevabı vermişti: Ellerin. kaşık. „ demişti.. Bunlar da halk arasında meşhurdurlar.. bu el beş vakitte yıkanıyor!-. müessiselerini. Yine bir gün istanbul'un en meşhur muhallebicilerinden birine gittik. Ona tarak. Yine bundan on sene evvel o kadar meşhur olmıyan diğer bir muhallebicinin de muhallebileri avucu içine alarak ufak tabaklara geçirdiğini görünce tahammül edemiyerek itiraz etmiştim . Onun için yıkandıktan . tezgâhtarı büyük tavuk göksü tabağını kaşıkla ufak tabaklara istif ederken eliyle tatlıyı tutmak için baş parmağım da kullanıyordu !..... hatta sabunla yıkanarak tamamiyle temizlendiğini farzetmek bile biraz tehlikelidir. hakikate girmek. çünkü sağ el temizdir. kürek. hatta mübarektir!. Derilerimiz dayimî surette yağ ifraz etmektedir!. vazifesi gördürülebilir..

anarşist „ diye hücum edilir ama. her yere sürtmek! Tarihî itiyatlarımız ve doktorun izahatı herkesi düşündürebilir mahiyettedir. Bir çok harekektlerimiz var ki onları sırf şuursuzlukla muhafaza ediyoruz. liseler.— 315 — dakika sonra bile kirlenenirler .. "Taasupw . on sekiz leylî talebesine kapaksisz dolap -veren ve verdiği dolapları da ayaksız bırakan.ayileler hazırlamak temizlik medeniyetinin memlekette yerleşmesi için kâfidir. Gerçi her biri bir fikir • e zan ihtiva ediyor: Yıkanan ellerin kir tutmıyacağı gibi!.. hamamiyle. müstebit. ona mektebin yataklarını niçin bu kadar temiz tuttun ? „ diye itiraz edilemez!.sıkılgan bir kelimedir. ali mektepler medeniyet âleminde terakkimizin olmasa bile tedennimizin. yahut ayak yerine gaz sandıklarının parçalarını çivileten bir mektebe mektep demem L Bu mana ve bu itibar iledir ki hükümetin ." Değilmi ki yine kirlenecek o hâlde temizlenmiye ne lüzum var ?!. Halbuki itirazların bu nevini de idrak etmişizdir !. bilhassa leylî mekteplerin hayatını bilfiil değiştirerek. Bir maarif adamına " zalim. Saniyen mekteplerin. hiç olmazsa tevekkufumuzun amilleri olacaklardır !. yemekhane veyatakhanesiyle de meşgul olmalıdır. „ di- . Türkiye garp medeniyetini temsil etmek istiyorsa mekteplerinin programlan kadar mekteplerinin aptesthaneleriyle. yalnız dinin mürtecilerine takılmıştır !. darüleytamlar.elinde bulunan leylî iptidaîler. Bunun tecrübesi gayet kolaydır : Her hangi tahareti müteakip vücudunuzun muayyen kısmraı sigara kâğıdiyle uvahymiz. Ben on altı. Halbuki temizliğin de mürtecileri vardır !. Binaenaleyh memlekete lüzumu kadar fennî temizliğe muktedir . v Her yenilik gibi temizlik te ustadan öğrenilir.. göreceksiniz ki kâğıt lekeleniyor! Kaldı ki günde bir kaç kere yıkanan eli temizdir dîye on altı saat zarfında rasgele.. veya ihtilâlci. Buna ancak şu yoldan gidebiliriz: Bu tarz temizliği yaşiyarak ve yaşamakta olan temiz manasiyle medenî insanları bu terbiye muhitlerinin başına getirerek .

üçüncüsü mutlaka temizliği.yenler çok olduğu gibi. Bu mektubunda Akşam'da intişar eden " dayak „. Bu mektup- . temiz bir muhitte ve temizlik kayidelerine tevfikan temiz olarak yetiştirebilmektedir. Bence medenî İslahatımızın büyük bir safhası budur . fenne itibar etmeksizin temizlik: iddia edenler de vardır. Fakat bütün mesele bizzat yeni nesilleri yetiştirecek olanları fennî temizlik mefhumuna göre.. Filhakika hademesini döğen mektep ile bu mektep arasında sadece bir semt münasibeti vardıKendisine mektup ve gazete parçaları gönderilen bu zat ne hademesini dövmüştü. ve kesik gazetelerle de aynı şey hatırlatmak isteniliyor „ diyor ve makalede mevzuubahs olan mektebin kendi mektebi olmadığı hakkında benim tarafımdan izahat verilmesini de rica ediyor. Onlara inanmıyahm ve çocuklarımızı inandırtnıyalım . temizlik fikrini sonuna kadar tafsil edebilirsiniz ve ondan bütün bir kayideler ve edepler mecmr. Bir insanın asri seviyesini en iyi ölçen mikyaslardan biri de meselâ o adamın hürriyetperverliği. mektebin etrafında derhal dedi kodu oluyor ve dedi kodunun olması için semt münasibeti kâfi geliyor. ne de mektepte buna benzer bir vaka zuhur etmişti. yani cismanî ahlâğı değil midir ? Fennî. Fazla olarak bu mektep İstanbul mekteplerinin en iyilerinden biridir.. Cezası olmıyan cürümler! Geçende bir mektep müdürümüz bana bir mektup yazıyor. diğeri muktesitliği ise. Bu mektep müdürü: u her gün müteaddit mektuplar ve Akşam gazetesi parçalarım alıyorum. serlevhah makalemden bahsediyor.ası yapabilirsiniz. Bütün bunlara rağmen. bu mektuplarda sizin makalede mevzuubahsolan hademesini doğen müdür ben olduğum iddia ediliyor.

. Gerçi böyle adamlar her yerde. şöhretini sarsacak. Çünkü intihar ve cinayet gibi hâdiselerin cemiyet hayatında tabiî olan birer derecesi vardır. ferdin hürriyet ve saadetine engel olacak bir mahiyet aldığı zaman o cemiyetin hayatında bazı gayrı tabiîlikler mevcut olduğunu kabul etmelidir. her hangi mektep müdür veya mualliminin mevkiini. hissiyata müracaat edilerek yapılır.. Ve bu teşebbüs müspet bir surette meşru usullerle değil. diyebilirsiniz . Bu dereceyi bir kere aştıktan sonra dedi kodu da marazî bir şekil almış demektir. bir memurun.. Bunu zannetmiyorum.Samimiyet bu fiilin neresindedir?!. Halbuki bir memlekette şahsî kıymetleri. Kanunlar ise esasen ahlâkın ifade ve istitalesi demek olduğundan bu şeref ve haysiyetin muhafız ve mürakibide efkârı umumiyedir. fakat bunlar insanları hukukundan mahrum edecek. Memleketimizde her hangi neşriyatın ve her hangi propagandanın bir millet adamının. her memlekette ve her zümrede bulunabilir.- 317 — lan yazanlar ve o makale parçalarını gönderenler acaba samimî ve hasbî kimseler midir ?. şu veya bu ferdî sebeple. Çünkü çalışanlara karşı beslenilen muhabbet ve hürmet imzasız mektupla tahrikat yapmıya manidir. Binaenaleyh bunların tahrikatından derhal müteessir olmanın manası nedir. Bunlar şüphesiz husumetkâr ve insafsız kimselerdir. insanlık şerefini ve haysiyetini müdafaa eden başlıca müeyyideler kanunlardır. yıkacak derecede şiddetli bir tesir hasıl ettiği görülüyor. intiharlar gibi içtimaî hayatın elîm zaruretlerinden biri olduğuna gerçi kaniyim. Dedi kodu şahsî kıymetleri alçaltmak için yapılan bir teşebbüsdür. sonra cürüm atfederken imzalarını gizlemek zilletini irtikâp edebilmişlerdir. Fakat maatteessüf dedi kodu dediğimiz ve binnazariye kendisine hakikat ve kıymet atfetmedtiğimiz telkinatm ve neşriyatın içtimaî hayatımıza merhametsizce tesirleri oluyor. Dedi koduların.. Şu takdirce her hangi .. tekrar ve telkinle. cinayetler. ve her hangi menfaat endişesiyle evvelâ muğber olmuşlar.

avuca sığar veya tartılır cürümlerden değilir !. yerine millî va insanî bir ahlâk telâkkisi koyalım.. onun işi şüphesiz ahlâkî kıymetleri icat etmek değildir. Ben hayatımda bir vakaanın şahidi oldum ki bütün insanlar için şayanı ibrettir: Meşrutiyetin ilk seneleri idi.. Bunun için ahlâkımız mahalle ahlâkından çıkıp millet ahlâkı şekline girmeli. taarruzuna oğrayabilir. ammenin. O hâlde bu gibi cürümlerin yegâne müeyyideleri efkârı umumiye. Şimdiye kadar bir takım alimlerimiz sırf madde felsefesi yapmasalardı. fazla olarak pusula adres- . zevke müdahale edemediği gibi. cezanın yapacağı şeyi yapabilir. bir takım feylesoflarınız da sevkitabiî ve menfaat felsefelerini mezhep edinmeselerdi. Bu vicdanın nur lan ması. ve kast zihniyetini yıkalım. Darülmualliminde bulunuyoruz. Çünkü kanunlar tuvalete. Elbette değildir. fakat bir çok sevkitabiîlermizi.— 318 — sebeple bu iki müeyyide zayıflar veya lüzumu kadar kuvvet ve selâbet kazanamazsa ferdin kıymeti ve şeref ve haysiyeti de yalnız başına terkedilmiş olacağından her taraftan şeytanî ve gayrı ahlâkî kuvvetlerin hücumuma. ahlâksızlığın bu nevine de müdahale edemez. O zaman mektebin heyeti idaresinden olan bir zât tabiiyat muallimlerinden birine hademesiyle bir pusula gönderiyor ve bu pusulada belki lüzumundan fazla amirane bir lisan kullanıyor. Halbuki bu nevi gayrı ahlâkî faaliyetlere mani olacak yegâne kuvvet. muhakkak ahlâkî felsefemiz gibi ahlâkî terbiyemiz de daha başka türlü olurdu . Bilenle bilmiyen müsavi midir ?!. bu vicdanın kuvvetlenmesi kanunun.. ve çünkü dedi kodu dediğimiz şey ele. cumhurun vicdani olabilir. Akıl dayima bir dümendir. Her vasıta ile eski mahalle ahlâkını. içtimaî hayatımız gene mahalle hayatının icap ettirdiği infiratçılıktan kurtulup millet hayatının muhtaç olduğu tesanütçülüğe vasıl olmalıdır. Binaenaleyh meselâ lise tahsili görenle görmiyen ahlâkî telâkki itibariyle bir olamaz. efkârı umumiyedir. nefsanî temayüllerinizi ilmî. bediî ve iktisadî şekilde islâh etmek yani içtimaîleştirmek onun vazifesidir.

„ Şu cevabı vermişti: " Filhakika o vakaadan dolayı son derece muğberim.. Aynı sebeple kendisinin hizmetine ve iktidarına da muğber olmak için ne sebep var ?! Tekrar ediyorum ki kendisi Darülmualliminin en iktidarh ve en vazifeşinas bir hocası idi „ . Cahil adam. tuvaletsiz adam her salona girmediği gibi. dedi koducu adam. çünkü dedi koduyu teşvik eden şey. kirli adam. kendisi o işte haksızdı. Bir aralık kendisine şu suali sormaktan kendimi alamadım: "Hâlbuki o sizi bir muhavere meslesinden dolayı rencide etmişti* Şahsına karşı bir iğbirar duymuyor musunuz ?!.. Kendisinden bu zatin ehliyeti ve iktidarı hakkında fikir soruldu. gayrın kiymtele- . Bu samimî itiraf ve bu millî hassasiyet karşısında hürmet duymamak kabil değildi. Halbuki millet ahlâkını kazanmış olan seciyeli bir insanın kulağı bu gibi ihtirasların sesini katiyen işitemez. Bütün millet işlerinde aynı zihniyetle hareket etmek ve aynı kafa ile hareket etmiye alıştırmak nefsimize ve nesillere karşı bir terbiye borcudur. Zannedilirdi ki bu iki zat artık biribirinin hasmıcam olmuştur . muallimin bahsi geçti. Bilâterddüt cevap verdi. Muallim de müracaatin bu şeklini haysiyetşiken bularak ağır bir mukabelede bulunuyor ve arada gayrıkabiliizale bir suyitefehhüm hasıl oluyor. Fakat bir gün mevzuubahs idare adamiyie bir yerde bulunuyorduk. Biz bu tesanütçulük mefkuresini şuurlu bir hâle getirirsek dedi koduya karşı en müthiş silâhı elde etmiş oluruz. en vazifeşinas bir darülmualümin hocası olduğunu ve müessesenin kendisiyle iftihar edebileceğini söyledi. Efkârı umumiyenin bu sahedeki tecellisi dedi koduculari bellemek ve mütemadiyen hariminden kovarak onları içtimaî hayatın seyr ve tekâmülü üzerinde gayrı müessir bir hâle getirmektir . Bu vaka ferdî iğbirarla içtimaî kıymetlerin karşılaşmasına ve içtimaî mefkurenin hakimiyetine bir misaldir..— 319 - siz bırakılmıştır . dinliyen kulakların çokluğudur !. dersinde çok muvaffak olduğunu. Fakat bu iğbirar tamamiyle ferdî bir mahiyettedir.

rmı her vesiyle ile münaksaya koyan muhtekir dahi her salona giremez. Filânın hayatı, filânın şahsî ahlâkî hakkında söz söylemiye başhyan adamın medenî bir muhitte göreceği mukabele pek aşikârdır: " Bu bizi alâkadar etmez i „ derler ve sustururlar. Şu hâlde dedi kodunun mahiyeti ve dedi koducularon ahlâkî seviyesi hakkında gayet vazıh bir fikir sahibi olmak onların faaliyetini ve cesaretini sıfıra yaklaştırmak için en kat'i çaredir. Kanunlarımızı millet kanunları hâline getirmekle beraber ahlâkî terbiyemizde ahlâkî tetrisatımızda muhabbet ve tesanüt umdelerine lüzumu kadar mevki verelim. Unutmuyalım ki muhabbet içtimaî hayatın kanunnudur . Tesanüt ise onun uzvî bir mukabilidir. Ne muhabbet ve ne de tesanüt olmıyan yerde hürriyet yoktur. Hürriyetsiz bir cemiyet bir kabiyle ve aşirettir, fakat bir millet değildir..

Adabı maşeret
Hangi hareketlermiz muaşerete muvafıktır ?! O hareketler ki hayvanın diğer hayvanlarla münasibetinde ki hareketerden uzaktır!.. Çünkü adabı muaşeretin esası, insanlarlaolan münasibetlermizdeki temizlik, güzellik ve hakşinaslıktır. Hangi fiil ki insanlarla münasibetimize ayit olmakla beraber kirlidir, çirkindir ve hakksızday adabı muaşerete muvafık olamaz ... İşte ben bir lise talebesinin adabı muaşeret hakkındaki sualine böyle cevap vermiştim. Bu cevap belki tamamiyle doğru değildir; fakat adabı muaşereti en iyi temyiz eden bir mahiyeti haizdir. O da bu adabın hayvanî, uzvî menşeli olmadığı, tabiî temayüllerin, sevkitabiîlerin basit bir faaliyetinden husule gelmediğidir. Filhakika adabı muaşeret namına yapdiğımiz bütün hareketlerde ve gene o nama kaçındığımız bütün fiillerde sıhhî, ahlâkî, ve bediî bir endişe

— 321 —

hâkimdir. Bir milletin kendi ahlâkî, bediî ve ilmî telâkkisine göre bir insanla diğer insanlarının münasibetini tanzim etmesi... Bence adabı muaşeret budur. Binaenaleyh adab^ muaşeret insanla insan arasında mümkün ve muhtemel olan bin türlü çirkin, gayrı sıhhî, ve haksız temaslar ve münasibetler yerine bilâkis güzel, temiz ve dürüst münasibetler ikamesi demektir. Bu suretle adabı muaşeret insanla insanın münasibetinde ahlâkın, sanatin, ilmin ve fennin müdahalesi demek olur. Muaşeret adabının bu içtimaî mahiyeti bir kere iddia edildikten sonra bu adabın içtimaî vakıalara ayit bazı: hususiyetlerini işaret etmek icap eder: İçtimaî hâdiseleri diğer nevi tabiî hâdiselerden fark ve temyiz eden belli başlı vasıf, afakî bir mahiyeti hayız olmalarıdır. Yani din,, ahlâk ve sanat gibi adabı muaşeret kayidelerinin de haricî mevcudiyeti vardır. Onları tesis eden biz ve bizim ferdî idaremiz değildir; bunlar zamanla muayyen mekânlarda, tarihî zaruretlerle teessüs etmiş ve tekerrür edegeimiş olan içtimaî kiymetlerdir. Milletin lisanını, dinini değiştirmek insanın elinde olmadığı gibi, içtimaî muhitin muaşeret kayidelerini inkâr etmek te kimsenin elinde değildir. Bu kayidelerde yalnız afakîlik vasfı değil, umumîlik hâli dahi vardır. Muaşeret kayideleri aynı muhit ve bünyede olan bütün • insanlar için bilaistisna cari ve hâkimdir. Bu afakîlik ve bu umumîlik neticesi gayrikabilicerh ve mukavemetsuz olmalarıdır. Tabiî kuvvetleri temyiz eden sıfat haricî taarruzlar karşısındaki mukavemetleridir. Taşı, denizi zorlamak tecrübesi dayima bizim zararımızla, aksülamele duçar olmamızla neticelenir. Bunun gibi, muaşeret kayidelerinin ihlâli de muhitimiz tarafından şiddetli bir aksülâmelle neticelenecektir . Bu ihlâle cüret eden adam gerçi dinsiz, ahlâksız ve cahil sıfatlariyle tezyif edilmezse de her hâlde " kaba „ sıfatiyle tavsif edilir . Binaenaleyh ferd içtimaî muhitine intibak etmek zaruretiyle bu kaba sıfatından kaçınmak ve " nazik, terbiyeli „ sıfatlarını kazanmak mecbu-

•- 322 •riyetindedir. Her cemiyetin adabı muaşereti kendine göre •olmak lâzımgelir. Çünkü adabı muaşeretin menşei her cemiyetin " kaba adam „ ve " nazik adam „ fikirlerine verdiği manaya göre değişir . Bu itibar ile kabiyle muaşereti, aşiret muaşereti, millet muaşereti .. diyebiliriz. Adabı muaşeret yalnız cemiyetten cemiyete değil, aynı cemiyetin muhtelif tekâmül devirlerine görede degişecektir.Meselâ cemiyette müspet ilimlerin, iktisadî müessisenin, lâik fikirlerin hâkim oluşuna göre, muaşeret tarzlarının da bir türlü olması iktiza eder . Bunun en açık misali bizim memleketimizdir . Memleketimiz müspet ilimler, büyük iktisat ve :lâiyık devlet medeniyeti olan avrupa medeniyetine giriyor. Adabı muaşeret telâkkilerimizinde değişmesi zarurîdir. Bu esnada mahalle hayatında olduğu gibi vüstayî ve zühtî bir takım kayideler yerine asrî ve dünyevî kayidelerin kabulündeki zarureti takdir etmeliyiz. Bu büyük iktisat devrinde vaktin nakit, temizliğin ancak fen, itikatların ise mutlaka serbes olduğunu bilmeliyiz. Artık gelişi güzel her kese misafir gitmek ve gittiği yerde saatlerce kalmak, istiskal edilince de darılmak ve istediğimiz gibi yemek yimek, ve rastgele her keşi din namına aforoz etmek elimizde değildir... Mevzuubahs olan ihtiyaç, Fransız ve İngiliz terbiyesini kabul veya retetmek değil; zarurî ve küllî bir medeniyetin zarurî ve küllî kayidelerini kabul etmek veya bu medeniyete girmekten vazgeçmektir. Yeni Türkiye garbin iktisadî ve ilmî aynı zamanda lâik ve müsavatçı medeniyetine girmek istedikçe muaşeretinde de şu medeniyetin adabım olduğu gibi kabul etmemek mecburiyetindedir: 1 - Hiç kimseyi tasdi etmemek ve kimseye kendi vaktini israf ettirmemek. 2 - Bütün hayat ve muamelâtta ilmin tatbikatını bilâkaydüşart kabul etmek. 3 - Gayrın itikatlarına hürmet, ve kendi itikatları namına kimseyi taciz etmemek. 4 - Heryerde kadın erkek, zengin fakir, bütün insnalari müsavi muameleye tabi tutmak. Maaşeretin bu esaslar1

— 323 —

beynelmileldir, insanidir. Bunlar üzerinde pazarhketmek yalnız Türklerin değil, asrî olan hiç bir milletin eline değildir!..

Kast zihniyeti
"Kast,, Hindistan'da mevcut bir nevi cemiyettir. Kastat mensup olan bir adam diğer kasttan kız alamaz. Hatta diğer kastın yemeğini yiyemez, ecnebilerle temas edemez. Her kast diğer kastlara karşı muhasim bir vaziyettedir. Hülâsa kast kapalı bir cemiyettir. Kastın benzemediği cemiyetler bugünkü Avrupanın açık ve mütesanit cemiyetleridir. Bu avrupa cemiyetlerinde gördüğümüz şeyler kastlarda gördüğümüz şeylerin temamiyle aksidir. Onun için bir avrupalı zihniyeti gibi bir de kast zihniyeti vardır. Nsfeıl ki bir aşiret ve millet zihniyeti de vardir. Kast zihniyetinin ifade ettiği şey, millî vahdete, millî tesanüde, içtimaî mefkûreciliğe ayit bir dar kafalılıktır. Bu dar kafalılığı, ve kast zihniyetini yalnız Hindistan'daki cemiyetlerin haleti ruhiyesini ifade etmek için değil, asrî cemiyetler içinde bile bazı insanların zihniyetini bildirmek için kullanıyoruz. Kasttan bahsederken Kast zihniyeti dediğimiz gibi, bu insanlardan bahsederken de " bu adamda kast zihniyeti var! „ diyoruz. Hulâsa "kast zihniyeti„ içtimaî hayatımızda bir nevi dar hassasiyetin ve bir nevi dar zekânın alemi olmuştur. Acaba bu zihniyetin amili nedir ? Ruhiyat ilmini içtimaiyat ilmine istinat ettiren alimlere göre her hangi şekilde olursa olsun zihniyet, bir haleti uzviyeden evel bir haleti çtimaiyenin ifadesidir. Dindarlığı, taassubu, milliyet ve insaniyet mefkuresini ve bunlara göre muayyen zihniyetleri vücude getiren, insanların yaradıhşmdaki hususiyetler değil, bw insanların muhtelif hilkat ve istidatta olmalarına rağmen muhitlerinin yani ayile, meslek ve cemiyetlerinin bir ve-

— 324 — tnütebeller olan hayatı, bu hayatın fertler üzerinde yaptığı muayyen tazyiklerdir. Nitekim kastların dar zihniyetinden mes'ul olan bu cemiyetlere mensup insanların kafa tasları değil, belki içtimaî hayatlarının tarzı, içtimaî teşrihleridir. İşte zekâ, namus, vicdan, irade gibi ali melekelerin zuhur ve teşekkülü ancak muhitle, muhitin içtimaî bünyesiyle kabiliizahtır. Tavus kuşunun ayakları kadar kastın da taassubu tabiidir! Fakat bu cemiyetlerin bünyesi bir kere değişmiye başlayınca kast zihniyetide tabiatiyle yumuşar,içtimaî manasiyle dar kafalık azalır.Asrî cemiyetler bu itibarla kastlara en zıt olan cemiyetlerdir. Çünkü bunlarda müsavatçılık hâkimdir, insanla insan arasında fark gözetmemek, bütün insanları aynı hakla mücehhez bilmek asrî cemiyetlerin şanıdır. Halbuki bu cemiyetlerde bile kibarla avam, şehirli ile köylü, memurla amele, elişçisi ile fikir işçisi, siyah ile beyaz farkı yaşamaktadır. Gerçi bunlar hukuata değil, fakat itiyatlarda yaşıyor. Bunun sebebi eski cemiyet kast zihniyetine mütehammil olmıyacak derece inhilâl etmekle beraber bu zihniyeti barındıracak bazı hususî muhitlerin henüz tamamiyle mahvoimamasıdır. Servet gibi, umumî ve millî bir tahilin noksanı gibi bazı sebeplerle kast hâli, vlev artık bir surette, yine yaşamaktadır ... Bu zihniyetle yapılacak mücadelenin mebdei bizzat cemiyeti harekete getirmektir* Elimizde iki mühim vasıta vardır: Biri ordu, diğeri mekteptir. Ordu ile mektep millî kaynaşmanın birinci vasıtasıdır. Fakat terbiyeci için her iki mefhumu bütün genişliğiyle ve içtimaî hayatın zevklerine, heyecanlarına ayit olan bütün müsaadeleriyle düşünmek icap ediyor. Türkiye'ye refah ve saadet verecek mekteplerden ne kast" tedildiğini henüz anlayamadım!.. Mektepten mektebe fark vardır! Evet mektep, fakat on yedinci asırda mektep ile yirminci asırda mektep bir şey midir?! Daha ileriye gidebiliriz: Yirminci asırda her mektep mektep iştiyakımızı, mektep mefkuremizi ifade edebilir mi ?! Bakınız ben alel-

îtlâk Türkiye yeni mekteplere muhtaçtır „ demiyorum; u Türkiye içtimaî hayat icabına göre tesis edilmiş Cumhuriyet mekteplerine ve bu mektepler içerisinde bir teşebbüs ahlâkına yani iş hayatına muhtaçtır.. „ diyorum. Bu muammanın halli için evvelâ bir mimar cumhuriyet mefkuresine bunu kazandıracak içtimaî bir mektep plânını çizmelidir .„

tt

Gösteriş
Belçika, pedagoji noktayı nazarından görülmeğe değer bir memlekettir. Mekteplerinde, teceddütlere dayıma tesadüf etmek mümkündür. 325'ten sonra Bruxelles'de idim. Şehrin usulü tedris itibariyle meşhur olan bîr iptidaisini ziyaret etmiştim. Bu mektebin muallimlerinden biri, elişlerini tedrisata tatbik etmek, dersleri Amerikalıların tabiri veçhile "işleyerek öğrenmek„ usulünü kullanıyordu bu muallim, her veçhle şayanı dikkat bir zatti. Söz arasında BruXelles'de bir sene evvel açılmış olan sergiye dayir bir vakayı hikâye etti; dedi ki: "Geçen sene maarif müfettişlerinden biri mektebimi ziyarete gelmişti; benim elişi tedrisatına merak ettiğimi öğrenmiş. Talebe tarafından hazırlanmış bazı numuneleri istedi. Ve sergiye konulmak üzere bazı numuneler daha hazırlatmamı tavsiye etti,,.. Ben de çocukları çalıştırarak arzu ettiği şeyleri hazırladım. Müfettiş Efendi tekrar gelip numuneleri gördüğü zaman hoşnutsuzluğunu gizlemedi; "ben sizden daha güzel şeyler bekliyordum, bunları sergiye nasıl koyalım ? ! „ dedi ... Ben de : "efendim siz benden çocuk işi istemiştiniz ! Bu yaştaki çocuklar bunu ve bu adarım yapabiliyorlar» Filhakika bunlar sergi için ilmî veya pedagojik mevzular olabilir. Fakat arzu ettiğiniz reklamların yerini tutamazlar, dedim. Ve numuneleri vermedim. Muallimin bu samimiyeti şayanı dikkat idi. Bu vakayı dinlerken bizim

— 326 —

eski tevzii mükâfatlarda ve yeni müsamerelerde çocuklara zorla ezberletilen nutukları ve tiyatro piyeslerini hatırlıyordum !.. Bunlar ne garip, ne cebrî teşebbüslerdir İ Pariste " Butes Chaumont „ civarında bir iptidaî mektebi vardı; " mektepte sanat „ isminde bediî terbiye komitesinin himayesi altında bulunuyordu. Mektebin dıvarlan, bilhassa yemekhanesi yağlı boya çiçek tezyinatiyle örtülmüştür. Burası bir mektep avlusundan ziyade şık ve kibar bir tiyatro dekoruna benziyordu. Aynı şehrin diğer bir mahallesinde ziyaret ettiğim diğer bir mektepte, bediî terbiye namına ne yapıldığını sorduğum zaman : "Efendi mektebin badanası için kâfi tahsisat alalım da tezyinatım sonra düşünürüz! „ demişti. Bunun gibi bizim hayatımızda nice misaller vardır. Hemen bir bina cesametinde kıristal lâvhalar üzerine yazılmış yaldızlı iri yazılar, aynalarla süslenmiş lustura dükkânları, toz ve pislik içinde olmasına rağmen bu kabil tezyinatı bir türlü ihmal edemiyen lokantalar, gazinolar... Bunlar hep aynı gösteriş ve yaldızcılık kafasiyle yapılan şeylerdir. Şu hâlde hayatta ihtiyaç için yapılan ile gösteriş için yapıla» vardır. Samimî gibi cali de var, çok kerre bu cali, samimînin ve hakikînin yerini çalıyor!. Bu sırıtkan eşya, nezaketinin değil, arsızlığın eseridir. Bu, süslenmek ve güzelleşmek ihtiyacından ziyade lâubalileşmek ve zevkçe çıldırmak hâdisesine bağlanabilir. Eşyamızda, ticaretimizde, senayiimizde gördüğümüz bu riyayı, bu tereddi ve ölüm hassasını bizzat sanatimizin tarihinde bulmak mümkündür: Fatihin camiinden gelen, ikinci Beyazit Camisinin o ebedî eserinden geçen nihayet Yeni Camide "mertebeyi kusva» sini bulan türk mimarlığı, Üçüncü Ahmet devrinde çıldırmıştı. Babı Hümayun önündeki çeşmeve daha o devrin diğer çeşmeleri, bu sarhoşluğu» abideleridir!. Türk bu kadar sefih ve bu kadar hayasız, bir mimariyi bütün tarihinde görmemiştir.

çirkinliğin. türk zevkine yabancı idiler !. Bunlar da bir nevi riyakârlık. bunlar da her riyakârlık gibi. yalnız zevk için değil. yaşayış için de böyledir. . Hülâsa hem tarihte tereddi etmiş devirler. Kemerde. Durkheim " İntihar. bu sahte kerametfüruşluğun menşei acaba ferdî bir temayül. Yani cemiyet şarlatan ile ciddiyi.. tezyinatta anarşinin bütün tecrübelerini yaptılar. fevkalâde gösteriş merakı da içtimaî hayatın imkânları ve zaruretleriyle izah edilebilir. bir Üçüncü Ahmet devrinin sanatinde görülen çılgınlık bir mimarın. snuayyen ve kafi fikirleri olmamasıdır. mukayese. Olduğundan fazla dindar görünmek. .. bir kalfanın •şahsî temayülü eseri olsun . " İçtimaî iş bölümü „ ve " Dinî hayatın ilk suretleri „ hakkında içtimaî tetkikler yaptı. samimî ve hakikî hayatın düşmanlarıdır. ilim simsarlığı yapmak . Acaba tetkik. asrî adamla müstehase adamı tefrik edemediği bir zamanda21 .. Riya da tassup veya mübalâtsizhk gibi içtimaî hâdiselerden biridir. . samimî ile riyakarı. sütunda.Ondan sonra gelen bütün mimarlar sanki şeytanî bir muhayyilenin kulu idiler!. Bu. fakat hiç zanetmiyorum ve kabul edemiyorum ki. fiiliyatiyle kabul etmediği ahlâk umdelerini fikriyatla müdafaa etmek. Riya da. samimî küvetler hakkında cemiyetin henüz vazıh. alim ile cahili.. Fakat teşebbüs güç • e yorucudur. cümleyi asabiyenin bir icabı ve hususiyeti midir ? Bence her içtimaî hâdise de olduğu gibi bunda da ferdin hissesini ayırmalı. hem de hâli hazırda tereddi eden zevkler vardır. kubbede. soysusluğûn. bu sahte vakarların içtimaî tetkikini yapabilir. ve istikra usulüne v •müracaat etmeksizin riya psikolojisinin mantıkî şartlarını tahmin edemez miyiz ? . Bir sual: bu riya. Bilâkis. ahlâk. ilim. riyacı eserleri izah eden riyacı devirler vardır. Bir içtimaiyatçı da bu görünmek merakının. Bence bu şartların başlicası hakikî «vasıflar. Onlar da bugün türk mimarisi namına Lehistan sanayi sergisinde sivri kemerli bir kapı üzerine bir çiçek sovanı oturtan Leh kalfaları gibi. saçakta.

Bu suretle gösteriş. iş ve kıymet yerine geçiyor! Bu sahte hayattan kurtulmak için yegâne çare " eski ve müstehase adam „ fikriyle mücadele. Bu. felsefe ile. bu fikrin hürriyetini. hülâsa bütün vasıtalarla temin etmektir. Aynı adam on sekizinci asırda " faziletkâr ve hassas „ sifatleriyle tecelli ediyor. Asrî adam ise. babasını. karısını öldürenler ! . .'dur. fakat bir kerre maziye bakalım.. tenkitle. Filvaki milletler büyük devirler nihayetinde " adam „ mefhumlarını değiştirirler: Rönesansm adam mefkuresi ne eski hakim. içtimaî hayatı. ilmin.. Cemiyetler böyle adam mefkurelerini değiştirdikçe seciyelerin teşekkülünde bir çok zararlı tecrübeler oluyor. Hayır. her yerde işüişret. dersle. hemşiresini. Hakikî seciyeler yerine yalancıları teşekkül ediyor. mazide ferdin . „ . tamamiyetini. sokaklarda kadınlara tecavüz. Siz düşünüyorsunuz. ihtikârdan kurtarmanın başka vasıtası yoktur ! . Evet oluyor. Gayzm mantıki Muhatabınız diyor ki : " ahlâk sukut etti. " yeni ve asrî adam „ fi rine mümkün olduğu kadar vuzuh vermek. büsbütün başka vasıfları hayizdir. " Ticaret âleminde olduğu gibi. fakat bütün bu vukuat ahlâkın sukut ettiğine ilmen delâlet eder mi etmez mi ? . ruh âleminde de sahte mataları teşhir. hakikî mataları temyiz „ . . intiharlar çoğalıyor ve muhtelif şekillerde oluyor. edebiyatla. evvelâ muhatabınızın dediği vukuat oluyor mu ? .- 328 - dır ki bu nevi " seciye yalanları „ zuhur ediyor ve muhite kendisini besletebilir! . cinayetler. Parodi'nin dediği gibi "Honnete homme. ne de Kurunu Vüstanın dindarıdır. içtimaiyatın size temin edebildiği bir selâhiyetle ve meseleyi afakî bir tarzda mütalâa ederek diyorsunuz ki: " kerçi cemiyette büyük bir buhran var. .

. Siz kendi kendinize yegane tedbir olarak " Avrupalılık nedir ? Avrupalılaşmak nedir ? Biz ne için Avrupahlaşmallyız ? Biz nasıl Avrupahlaşırız ? .. Mazide fert bir derece hür ve muhterem idi.. Siz bu lüzumu ispata çalışlyorsunnz. Hep bunları tetkik ve mukayese ettikten sonra hükhmedebiliriz ki memlekette ahlâk sukut etmiş veya etmemiştir. Diğer bir muhatabınız Avrupalılaşmak taraftarıdır. Memleket müthiş bir uçuruma sürükleniyor ! .. sukutu ahlâk müthiştir! Ben de bu memleketin öz evladı. değil mi ? „ Muhatabınız Aavrupahlaşmak aleyhindedir. baloya gitmek veya gitmemek. bu günkü hürriyetin ve bu günkü kudsiyetinin derecesi nedir ?. ve susuyorsunuz.. bu medeniyetsiz yaşanmıyacağını ispat ediyorsunuz. içmek. Bütün bu suallerin cevaplarını afakî bir surette veriyorsunuz ve münakaşanıza mevcut ve muayyen sedalarla devam etmek istiyorsunuz. fakat şunun bir de tatbikatını gösterseniz ! „ .— 329 — tabi olduğu gayrı insanî kayıtların derecesine. gezmek. „ Nihayet kâinatı hep kanlı gören bu bedbinle münakaşadan vaz geçiyor. mazide çocukların. Bir diğeriyle medeniyet mübahasesine girişiyorsunuz. .. " Avrupalılaşmak lâzım mı.. Sonra yine ilâve ediyorsunuz ki: ahlâktan kastınız nedir ? Yemek. Nihayet meyus görünüyorsunuz .. fakat muhatabınız aynı noktaya geliyor ve diyor ki: " Avrupa medeniyeti sahtedir ! Şarkın kendine mahsus bir medeniyeti vardır. • Fakat beyhude zahmet! Çünkü muhatabınız İsrar ediyor. fena taraflarını bırakmak ! „ . Nafile! Muhatabınız hep sözlerinizi cerhe çalışıyor.. . bir vatanperveri değil miyim ?! Size o selâhiyet ve bu hisle tekrar ediyorum ki: heyeti içtimaiyemizin vaziyeti vahimdir!. siz ne söylerseniz o yine aynı şeyi tekrar ediyor : " hayır. . hayır. Siz diyorsunuz ki: " aman ne güzel şey.. şu şekil veya kıyafette sokağa çıkmak. Bunsuz. gençlerin her yerde maruz kaldığı tecavüzlerin şekline bakalım. Bunlar da hep ahlâk mevzular imidir ? ! . fakat bazı şartlarla: " Avrupa medeniyetinin eyi taraflarını almak.

En nihayet mütareke ve işgal hâdiseleri . . Eğer mutaassıp bir dindar ise: "jyokdan hiç bir şey var olmaz ki devlet halkedilsin !. Harekâtı MiUiyenin tarihi. seyrüseferine. Nihayet Türklerin mukaddes ve ebedî davasını açıyorsunuz: Bu dava istiklâl.. dolaşıyor. bütün bu muhakeme ve münakaşaları idare eden yegane kuvvet. Hülâsa bir diğeri tenzilât yapa yapa Türk halaskarını da alelade bir mümessil. taşkınlıkları.. Eğer aynı zat kıskanç bîr komiteci ise „ bu neticeler zaten bizim eserimizdir ! „ diyor. Muhatabınız eski hükümet nazırı ise " ben bunları filân tarihte tatbika başlamıştım ! „ diyor. coşkunlukları girmiyecek. iktisadî teşkilât davasıdır. muaşeretine karışılacak !.Muhatabınız tatbikatını gösteriyor : Avrupa medeniyeitni alacaksınız fakat israfları. Hayır.„ diyor. kuru bir hayal hâline getiriyor... Bazan yüksek perdeden takdir de ederken bazan da alelade tezyif ediyor. saltanatın ilgası Cumhuriyetin ilânı muhatabınız her birinin etrafında dudak büküyor. o derecede ki sanki olmasa da olurdu !. . harekâtına. Diyorsunuz ki: " bu nasıl şey ? ! Medeniyeti bir hürriyettir diye alırken bir okadar da istipdat mı getirelim ? ! „ . Harbi Umuminin ilânından başlıyor : " hata ! „ diyor. his ve ihtirastır. Millet Meclisinin teessüsü. . bunun için zabita kuvvetine selâhiyet verilecek. Muhatabınız size ta bidayetten. sefahetleri. Nihayet siz şaşırıyorsunuz ve münakaşadan vaz geçip soruyorsunuz. asrî irfan. hürriyet. bermütad EnVer ve Cemal Paşalar birer klişe gibi geçip gidiyorlar. Beyhude zahmet! Çünkü bütün münakaşaların umumî neticesi ya medeniyeti istipdatla birlikte kabul etmek ve yahut hiç bir şey kabul etmemek!. Muhatap mütekait bir sefir ise " ben bu istikbali İspanya'da iken sezmiştim ! „ diyor. Nihayet Arabistan ve Kafkasya seferlerini sayıp döküyor. herkesin kıyafetine. Şimdi bütün bu muhakemeve münakaşaları idare eden kuvvet nedir ? Akıl ve ilim melekesi ve hakikat hissi midir ? .

yoksa kendi hakikâtini zorla bana kabul mü ettirmek istiyor ? „.. Ve bu gayz inkılâba müteveccihtir. dediğimiz şeyler İttihatçılar. değilml ki neticesi inkılâptan tenzilâtdir. Onun için muhatabınızın kullandığı mantık. aynı şeydir. medeniyetin fenalıklarından Türk halaskarlarının menfi rolünden bahseden adam hakikati hâlde hakikat aşikı bir mütefekkir değil. tenzilât!. bu ihtirasının sadece masuniyetidir. Filhakika hissin mantığını aklın mantığından ayıran asıl fark. dünyanın yuvarlak olması gibi ispat ve kabul edile- . medeniyyetten. mutedil ve vatanperverane renklerle boyansın. sadece tenzilâttır! Hürriyyetten. Hakikati hâlde bu adamların yalnız bir gayzı vardır. fakat bu hissesinin. mugalâtalar o hissin teşhiri. bü ihtirası nasıl teyit edeyim ? „ diye çalışıyor !. ezelî tekevvünün merhaleleridir. bir ihtirasın teşriidir. O hâlde münakaşa mevkiinde olan bütün idare. sema gib. ne de hakikate hizmettir. inkılâptan. Bu gayz istediği kadar makul. ihtirasın zebunu bir bedbahttır! Bu adamın yapmak istediğine ilme. bir akıl mantığı değil. bir his mantığıdır. terbiye ve mektep adamları için varit olan şu sualin cevabı verilmesi lâzım geliyor: a muhatabım bir akü mantığı mı yapıyor. yeni bir hakikatin keşfi. dinîler veya gayrı dinîler tarafından ihtira edilmiş klişeler değil. O ahlâkın sukutundan. Ancak bu sualin cevabını verdikten sonradır ki işe başlıyabilirsiniz. Çünkü ahlâk medeniyet. Muhatabınızın gayesi zekâsının sıhhat ve katiyetle istimali değil. hissin mantığında hükmün evvelden verilmiş olmasıdır. tarihî hakikatler. teyidi ve müdafaası içindir.. îttilâfçilar. Muhatabınız " acaba hakikat nedir ? „ diye etrafını araştırmıyor.— 331 _ Muhatabınızın aradığı şey. gayzın kendisidir. tezahürü ve ispâh değildir. Bütün o muhakemeler. sadece bir hissin telkini. asrîlik. Güneş gibi. " benim olan bu heyecanı. bir his mantığı mı ? Ve muhatabım benimle beraber hakikat aramıya mı çıkıyor. siyaset. akıl mantıkında hükümlerin muhakemelerden sonra verilmesi.

ikincisi zekâsı hürriyet. Fakat bütün bu münakaşaların hayat için amelî fayidesi nedir ? . Çünkü bu gibi hisler. inkilâptan tenzilât yapan herşey inkılâbın bizzat düşmanı sayılmalıdır. hak. hürriyet. cumhuriyet ve asrîlik mantıkiyle meşbu yeni nesli doğrudan doğruya vücude getirmektir. Bunlar kökleri itiyatlarda. sıfırdır !. Bir inkılâp kendini münakaşa ede ede tessüs edemez. İşte her devirde inkılâpçıların istinatgahı yalnız bu iki şeydir. diğeri inkılâba göre bir terbiye ve tedrisdir.. Münakaşaya dahil olan bir inkılâp intihara mecburdur. Biri inkılâba hadim içtimaî teşkilât. Fakat inkâr için batıl bir itikat gibi tefekküre müdahale eden hissî bir amil mevcut olmalıdır. ruhun gayrı meşur nahiyetlerinde olan haletlerdir ve çok kere marazı şekilde tecelli ederler 2. . İçtimaî iradenin mantığı da içtimaî bir mantıktır. hakikat. İçtimaî iradenin mantığı selâmet ve seadetini mücerredata terki nefs etmek değil. Bunun için. Binaenaley inkilâbı tehdit eden herşey. istiklâl. ihtiraslar bir fikir ve muhakeme ile tadil ve tağyir edilebilecek kadar sathî mevcutlar değildirler. ret ve inkârda edilebilir. İnkılâbı doğuran içtimaî iradedir. Bir inkılâp kendini yiyen ve yutmak istiyen bütün şeytanî kuvvetleri mahvederek inkişaf edebilir. Diğer cihetten bir inkılâp kuru ve mücerret bir mantığın neticesi değildir. münakaşa olsa olsa akim tenvir edemediği karanlık noktalar üzerinde yapılabilir. cumhuriyet. Bunlar haicinde istinatgah ve kuvvet aramak dalâlettir. Bu da iki suretle: bir kere " istiklâl. Bence hiç. itidal kisvesi içinde ki inkılâp gayzını katiyetle teşhis edelim.- 332 - bilir. . İlim. Binaenaleyh akıl ve muhakeme tarikiyle İslahlarına imkân yoktur. asrî ve dünyevî bir irfan umdelerinin hürriyet ve tamamiyetlerini bütün müessiselerde temin etmektir. Binaenaleyh iki fikir adamı arasında bu hakikatlerin münakaşası bu mahiyette olamaz. fakat bu neticeyi bizzat kendi yaratıcı faaliyetyile istihsal etmektir. mani olan bütün madî veya manevî neviden engelleri kaldırmak lâzımdır.

Tezyif âcizlerin içkisidir
Arkadaşlarımdan biri bir gün " döşeme mevzuubahs olunca medeniyet parkedir „ demişti. Bu söz benim zihnimde yer etmiştir. Yine zihnimde yer eden vakalardan biri de bir Alman kadınının İstanbul'da bir evde tahta kurularına karşı açtığı mücadeledir. Bu kadın vatanında ve şehirinde mevcut ve malûm olmıyan bu fena kokolu haşaratın döşeme altından ve tavan üzerinden döküldüğünü görünce dayanamamış, kollarını sıvamış, başına bez sarmış, sabaha kadar deliği deşiği gazlamıştı. Bir Avrupalının tahta kurularına karşı açtığı bu on iki saatlik kanlı mücadelenin hatırası bende çok kuvetlidir . . . Ben şerefli adam hatırasında temiz derili bir insan bulurum. Bendeki duygulu adam hayalinde şık bir insan gizlidir. Ne temizliği, ne şıklığı, ne de parkeyi medeniyetten, hür ve temiz yaşamak iradesinden ayıramam. Fakat bir gün Zeynep Hanım konağının bahçesindeki ballı babalarla aylandoz ağaçlarım yoldurduğum zaman " zalim, meyva ağaçlarını kestirdi! „ dediler. Yine bir gün Yıldız, Sarayın'da, çürümüye mahkûm elli bin cilt kitabı taş bir binaya yerleşdirttiğim zaman " kütüphane değil, anbar yaptı! „ dediler. Yine bir gün altı mermer, üstü çini, dıvarları kârgir her tarafı aydınlık ve temiz bir eczacı ve dişçi mektebi hazırlattığım zaman "mektebi ahıra soktu! „ dediler. Yine bir gün kolundan kurşunla vurulmuş Darülfünun gencinin " bu, haksızlığı tecviz edermisiniz ? „ sualine karşı hayır oğlum ben haksızlığı tecviz etmem didiğim zaman, bak Darülfünun Eemini talebeyi ihtilâle teşvik ediyor ! dediler. Yine bir gün zevki bediî sahibi bir arkaaşm hediye ettiği al renkli bir ipek mendili ceketimin yan cebine koyduğum zaman " bu nedir, neye delâlet eder ? ! „ dedüer... Şimdi bütün bu memnuniyetsizliklerin ve bütün bu hü-

— 334 —

cumların sebebini soran genç muharrir ! Türk milletinin İstiklâl ve hüriyetini iade edenler de dahi dahil olduğu hâlde tarihte tek bir adam göster ki bütün ammenin muhabbetine mazhar olmuş olsun! Yine bana tek bir müessise göster ki eyilik ve güzellik numunesi olarak hatırası müebbet kalsın.. Tezyif âcizlerin içkisidir. Bir müddet için başı döndürür. İşte yavrum ben hasta değilim, onlar sarhoşturlar. .

İçtimaî mesleklerin adisi olur mu?
Bundan on iki esne evvl hususî bir mektebin salununda sanayi mektepleri ve sanayi tedrisatı hakkmta umumî bir konferans veriyordum. Bu konferansta işçinin içtimaî mevkiinden, işin şeref ve haysiyetinden bir hayli bahsettim. Konferans bitince Mektebi Sanayi elbisesini taşıyan iki, üç genç yanıma yaklaştı ; " size bazı şeyler söylemek istiyoruz „ dediler. Bu gençlerle bir müddet konuştuk. İtiraf ettiler ki o güne kadar sanayiin manevî hayatla, bir cemiyetin şeref ve istiklâliyle münasibetine, işçinin içtimaî mevkiine, işin millî hayattaki yaratıcı kudretine dayir tek süz işitmemiştiierdir... Yine bu gençler dediler ki " biz son sınıf talebesiyiz, yesîmizden hemen hemen mektebimizi terketmek üzereydik.Çünkü cemiyet içinde kendimize bir mevki bulamıyorduk. Fakat sizin sözleriniz bizi çok sarstı, gözlerimin önünde mesleğimiz için yeni bir ufuk açıldı. Şimdi biz ne yapmalıyız ? Özlediğimiz gayelere nasıl irişmeliyiz ? . . . „ . Bu gençlere ilk tavsiyem, ne olursa olsun mekteplerini terketmemeleri oldu. Filvaki şahadetnamelerini aldıktan sonra her biri bir suretle, tahsillerinde devam ettiler. Bunlardan biri İsviçre'de elektrik mühendisliği tahsilinin bütün derecelerini ve sitajlarım gördükten sonra memlekete avdet etti.

Eİyem Vekâletlerden birinin heyeti f emayesinde azadır. Zannederim ki bu, Türkiye'de çalışan genç mühendislerin en kuvetlilerinden biridir. Şu gençlerin ruhuna bedbinliği yerleştiren mekteptir denilemez. Bir mektep kendi gayeleri aleyhine nasıl çevrilebilir ?! Gerçi sanayi mekteplerinin bu itibar ile lüzumu kadar mefkureci olduğunu da kabul •edemiyorum. Türkiye'de mevcut sanayi mekteplerinin bir kısmını reyelayn gördüm ve etraflıca tetkik ettim. Bu eylerde genç işçilerin içtimaî duygularım, meslekî aşkını besliyecek ne ahlâkî bir tesanüt teşkilâtına ne de bediî bir ayine, hatta ne de mesleğin kudsî duygularını temsil edecek bir armaya, bir remze tesadüf edemedim!.. istanbul Mektebi Sanayiini bundan on sene evvel mükerreren ziyaret ettiğimiz zaman bu cinsten olarak bütün gördüğüm varlık - hatırımda kalan doğru ise - demirhanenin kapısı üzerine asılmış olan bir sanayi armasından ibaretti. Bu arma da merhum Ebüzziya Tevfi'ğin müdürlük zamanına ayit bulunuyordu. Remizler, armalar, bayraklar, ayinler, zümrevî duyguların madî tecellileridir. Bunlar bir müssisenin hayatında zuhur etmemiş ise bizzat duygularının henüz canlanmamış, küvetle memiş olduğunu kabul etmemek lâzım gelir. Acaba bizde sanayi mektepleri Türk sanayiinin asrîleşmesi ihtiyaçlariyle tesis edilmiş hakikî tekâmül müessiseleri midr ? .. Bu sualin cevabını ancak ilk müssiselerinin iradesinde bulmak mümküdür .... Bizde sanayi mektepleri her hangi bir gaye ile tesis edilmiş olurlarsa olsunlar, bir kerre tessüs ettikten sonra acaba asrî ihtiyaçlara tekabül etmişler midir ? Bunun cevabını da ancak mezunlarının cemiyet içindeki muvaffakiyetleri tayin edebilir. Her hâlde benim bildiğim mühim bir hakikat varsa o da şudur: Bütün inkılâplara rağmen, halkın dememeli, bir nevi güzidelerin demeli - tahteşşuurunda yaşıyan sanayi düşmanı bir takım yanlış itikatlar, hurafeler vardır. Demircilik, marangozluk, taşçılık... bütün bunlr o itikatlar

— 336 — nazarında adi, sefil ve hasis işler gibi görülmektedir. Muhitin bir kısmı bu menfi ve düşman hükümlerle, meşbu bir hâldedir. Fransa'da Jules Ferry umumî, meccani ve lâyık bir devlet maarifinin temellerini kurarken mekteplere tarih, coğrafya dersleriyle birlikte marangozluk, demircilik, çamur.. dsrslerinin de girmesini istiyordu. " Ancak o zaman Fransız mekteplerine millet mektebi diyebilirim „ diyordu... Hayatımızın haricî düşmanlarını hep attık. Fakat hayatımızın dahilî düşmanlariyle mücadeleden vazgeçmemeliyiz, işçiyi, işi, iş mektebini, iş mefkuresini tenzil eden, tezlil eden her şey kendine mahsus silâhlarla iş cemiyeti tarafından mahvedilmelidir. Zaten demokrat olad Türk halkının iktisadî müessiselerine karşı çevrilen hakaret ve istihfaf nazarları körletilmelidir. Bunun için takip edeceğimiz terbiye siyaseti gayet basittir : Her şeyden evvel iş ruhunu ve iş dehasını besliyen mektepleri maddî ve amelî oldukları kadar, hatta olduklarından daha ziyade menevî ve harsî müessiseler hâline getirmek, sanatkâra yalnız meslekî tekniklere değil, manevî kıymetleriyle de aşılmak.. Bazı dersler, konferanslar, ilmî, ahlâkî, millî vesilelerle yapılan dahilî içtimalar, bediî ayinler, bütün bunlar vasıtasiyle genç Türk işçisinin ruhunda aynı zamanda millî, meslekî ve insanî mefkureyi tesis etmek, sonra Türk işçisini hiç bir sınlf farkı düşünmeksizin vatandaş mevkiine, zeki, vakur, temiz, hatta şık bir vatandaş hâline getirmek. Cuma günü şehirde gezerken diğerlerinden medeniyet, zekâ ve şeref itibariyle hiç bir suretle ayırt edilemiyen bir vatandaş yetiştirmek. Sanayi mekteplerini misal verdim. Çünkü bunlar en ey i tanınmış olan meslek müessiseler dir. Bugün bu mülâhazaları dıvarcılara, nakkaşlara, garsonlara, şoförlere, dülgerlere tatbik etmek neden cayiz ve mümkün olmasın ?. Bunlardan hiç biri avukatlıktan, şairlikten, diplomatlıktan daha aşağı, daha kıymetsiz faaliyetler değildir. Hepsi ma-

demki içtimaî mesleklerdir, içtima! mesleklerin adisi, bayağısı yoktur. İnsanları eli çekiç ve orak tuttuğu için içtimaî haklarından mahrum eden, örs ve önlüğü tahkir eden devir mazide gömülüdür. İçtimaî bîr mesleğin kötüsü olmaz. Meslekdaşlar arasında fenaları bulunabilir. Fakat bu kabahat ferdindir. Türk inkilâbinm müsavat ve adalet temelleri üzerinde yeni işçinin terbiye binasını kurmak için dikkat edilecek mühim nokta bu binanın yalnız ilim ve teknik harciyle yapılması değil, mefkure ve heycanla da işlenmesidir...

îstirap çekenler için
Bundan üç sene evvel Tıp Fakültesinin teşrihhanesini ziyaret ediyordum. Şimdi Darülfünun Emini elan Nurettin B. beni teşrihhanenin içinden, içinden kol ve bacak fırlayan ölü havuzlan arasından geçirerek üzerinde yine kol ve bacak parçaları dolu bir masanın başında çalışmakta olan sarıca benizli bir zatin yanına götürdü: — Teşrih muallimi İsmail Hakkı B. ... dedi. Ben İsmail Hakkı Beyi ilk defa orada, teşrihhanede tanıdım. O tarihten sonra İsmail Hakkı Beyin en samimî bir dostu olmuştum. İsmail Hakkı Beyi burada tavsif edecek değilim. Yalnız pek şayanı dikkat bir iki vasfını söylemek istiyorum. Bu adamda büyük bir sükûnet ve tevazu içine gömülmüş büyük bir nefsine itimat hassası vardı. Bu hassa onu zannederim ki teşrihi malûmatı en büyük dikkat ve kat'iyetle zabt ve tasarruf edebilen bir insan kudretine mazhar etmişti. İsmail Hakkı B. aynı zamanda itimat ettiği bu nefsinden büsbütün feragat etmek hassasını da taşıyordu. Bu hassa da onu bir teşrih muallimi vaziyetinden çıkarıp büyük bir vatanperverin marazı derecede şidetli hasasiyetiyle yaşatıyordu. İşte böyle tanıdığım teşrih muallim ile son defa An-

— 338 — kara'ya giderken Çamhca'da büyük fıstık ağacının altında diğer Darülfünun arkadaşlariyle birlikte görüşmüştük. On beş gün sonra istanbul'a avdet edip te memnun olacağı bir haberi kendisine vermek istediğimiz zaman öldüğünü haber aldık... Garessiz ve hesapsızca sevilen .bir adamın ölümü ne olduğunu ancak bu acı tecrübeyi yapanlar bilir ... Fakat daha acıklı bir şey: bu hep kendisine itimat eden fakat hep kendisinden başkaları için çalışan adamın haksız ölümüyle beraber yetim kalan çocukları idi. Bu çocuklar için Darülfünun hasasiyetîni gösterdi. Yetimlerin himayesini Maarif Vekilinden ehmiyetle rica etti. Türkiye'de kim bilir kaç mektep hocası için aynı akıbet mukadderdir. Kadavra, mikrop, kesik kol, bacak arasında geçen iztiraph bir hayat günün birinde de apansız ve saygısız bir ölüm, arkasından yıkılan bir ayile, ve bu ayilenin mükâfat namına iztiraba kavuşan fertleri.. Bu meşum akıbetten mesul olan kim dir? Ölen mi ? ! O teşrih öğretmiş, teşrih öğretmiş, " git dinlen, öleceksin!..,, dedikleri zamanda "bırakınız teşrihhanemde öleyim ?!„ demiş ve ölmüş.. Kabahat, para biriktirmemesi mi? Para sahibi olmaması bir kabahat im ?.. Kabahat ölümde mi ? Fakat o ezelî bir şeamet yahut bir seadettir. Onun hesabı, mantığı, hele hiç bir adaleti yoktur ki... Yine kabahat kimde, çocuklarında mı ? . . Belki onlarda olacaktı... Eğer tahsillerini bitirmiş, tekmil etmiş olsalardı. Fakat hayır, bunlarda henüz çocuk . . . O hâlde kabahat hükümette mi ?! Fakat bu uzvun da muayyen faaliyetleri vardır, hükümet bütün felâketleri tamir eden mutlak bir adalet müessisesi midir ?.. Şu veya bu yetimi himaye etsin, bütün Türk yetimlerini nasıl kurtaracak ?.. Bu zümrede nihayet bütçesiyle mukayyettir. Görüyorsunuz ki bileğinin kuvveti ile yaşıyan ve ayile denilen müessisenin cayiz değil. Bir ana ölümü her saadeti ölümü her istikbale nihayet veriyor... ve gözünün nuru kuvvetine inanmak bozuyor, bir baba Namusluca yaşman

— 339 — ferdî bir hayat adama dayima servet temin etmiyor. O zaman tek müessise, tek istinatgah kalıyor. Biz öldükten sonra çocuklarımızı teslim edebileceğimiz tek zümre... Bu şüphesiz meslektir. Bu meslek ki biz onun haysiyetinin, şerefinin bir parçası, .varlığının bir zerresiyiz. O, yıkılan ve bu dünyadan giden meslekdaşlann çocuklarını maddî, manevî himaye etmekle mükelleftir. Yazık hocalık gibi meslekî tesanüdün icaplarını sonuna kadar götüremiyen, babalarını daha diri iken ölülerin yanma sokan, öldükten sonra da çocuklarını parasız pulsuz bırakan, yetimlere kucağını açamıyan mesleklere... Bu meslekler bizi niçin bu tehlikiye atıyorlar?!-

Tasarruf fikrinin ahlâkî mahiyeti
Geçenlerde Galatasaray Lisesinde yapılan tasarzuf sandığı teşkilâtı mühim bir vaka olarak gazetelere aksetti. Bu telâkki çok tabiîdir. Ancak bu mektep tarafından gösterilen örneğin diğerleri tarafından ne suretle kabul edildiğini bilmiyoruz. Böyle bir teşkilât sade fikirle ve sözle takdir edilecek her hangi eyi bir şey midir, yoksa ehemiyeti büyük olan bir teşebbüs müdür?..Bu bapta herkesin ne düşündüğünü bilmiyorum. Yalnız bildiğim bir cihet varsa o da bazı memleketlerde ciddi ve sağlam, taşkilâta malik olan bu tasarruf teşebbüsünün henüz mekteplerimize girmediğidir. Tasarrufun bu büyük ehmiyeti ne olabilir ? Bunu takdir etmek için her şeyden evvel tasarruf vakasının ferdin çalışması ve ferdin kazanması ile değil, cemiyetin idaresi ve iktisadı ile münasibetini düşünmek mecburiyetindeyiz. Bizim kafamızda tasarruf fikri bu geniş cemiyet çerçevesi içine yerleşmiş bir fikir değildir Hep israftan kaçınmak, paramızı eyi idare ötmek isteriz ; fakat hemen dayima bir endişe ile : ferdî menfaat. Fakat fertleri tasarruf eden bir

Bence salim ve hakiki bir tasarruf muayyen bir hars ve muayyen bir medeniyet taşıyan içtimaî adamın müsmir ihtimaller karşısında müsmir olmıyan ihtimalleri terketmesidir. Her defasında hizmetçi bir kutu kibrit ile gelir. Alman para emniyet sandığına gidip yatacak ve çocuk mektepten çıkdığı zaman eline fayiziyle birlikte ve ihmal edilem'yecek olan bir yekûn geçecektir. fakat içinden yalnız üç tane kiprit çıkarırdı. Tasarrufun zekâsı izah edilirdi. kendini mahrum etmek. Şu hâide Türk çocuğu bu itiyatları işliyen bir muhit içinde yetişmelidir. Kutunun içerisine üç kibriti koyan. Çocuklar mütemadiyen tasarrufa. Fransız mekteplerinde " Caisse d'6pargne „ denilen tasarruf teşkilâtı vardır..- 340 — cemiyette fertleri tasarruf etmiyen bir cemiyet müsavi midir? Cemiyetler arasında harp. Fransa birinci derecede tasarrufçu bir memlekettir. bu pek bedihîdir. Tasarruf fikrini " medenî ihtiyaçlara karşı susmak. Her cumartesi günü Sein Darülmuallimini tatbikat mektebinin müdürü tarafından teneffüs bitip sınıflara girileceği sırada gayet açık. Hizmetçiden kibrit isterdik. Her talebe meselâ pazartesi günü getireceği bir miktar parayı sınıfın mürebbisine verecek mukabilinde lâzım gelen kayıt yapılacaktır. iptidaî ve kısır bir hayat yaşamak. „ manasında almamalıdır. gayet kat'i ve kısa bir nutuk söylenirdi. idareye teşvik edilirdi. Bu teşkilâtın ferdî kazanç neticesini gözlemiyerek içtimaî tesanüd neticesine varması büsbütün ahlâkî bir mahiyet gös- . pansiyonun sahibi olan kadındı. iktisadî rekabet ve hayat mübarezesi olduğu hâlde parayı israf eden bir millet parasını idare eden bir milletle müsavi olamaz. Fransız mektebine girildiği zaman bu millî itiyadın mektep teşkilâtını bulmak mümkündür. işte bir vaka : Paris'te bulunduğum sırada Auteuil semtinde Boulevard £xelmans'ta bir Fransiz ayilesinin pansiyoneri idim. Benim gördüğüm ve tanıdığım bütün Fransızların seciyesi bu itiyatla yoğrulmuştur.

cemiyetteki mevkiiyle kuvvetli ve şerefli geçinen çocuklar da dahil olduğu hâlde yemekte. Açlar ölürken tokların şişmesinde ne ferdî.terir.. . „ tarzında düşünen " sahibi iradet! .„ demişti. O da " Cemler ve terkipler Türkçe olsun. hem Türkçede hem de Fransızçada üstattır. Bu. Tahakküm var mı ? Bu hafta Hippolyte Taine'in "sanat tarihi. Cemiyetlerin vicdanı artık " para benim değil mi ? İstersem sokağa atarım ! . ne de içtimaî bir hayır yoktur. Ben de öyle demiştim. Tür çocuğunu parasının kıymetini bilen ve fazlaları muhtaç vatandaşların hayatına. Yalnız şiddetle itiraz edebileceğim nokta Türkçe olmiyan terkipleriydi. Fakat bütün mesele Türk çocuğuna sokağa atarcasına harcettiği kuruşu kendi gibi çucuklarm kanı ve canı için vermeyi öğretmektir. hür bir cemiyet hâline girmek mümkündür. analarının fukara olmasından ibarettir! Bunlar arasında üstü başı yırtık ve kitap almaktan âciz olan zevkli ve ahlâklı çocuklar da vardır. Bu terkipler daha benim gibi bu tercümeyi okomuş olan bir arkadaşımın da nazar dikkatini celbetmişti.. Sarfiyatın da ahlâkî bir hududu vardır. içmekte. Butun kabahatleri babalarının. Ve bu bakanların hiç bir kabahatlari yoktur. En ufak bir fedakârlıkla mektebi parasîyle. giyinmekte az çok müsavatçı. Mektep tarihimizde Hilâliahmer Cemiyettnin vücude getirdiği meccani gıda teşkilâtı kadar insanî ve onun kadar ahlâkî bir teşebbüs hatirhyamıyorum.'Ierin israfına tahammül edemez bir hâle gelmiştir.. . Tercümenin sahibi. Mektepte yiyenlerin yanında bakanlar da yardır. hakkındaki eserinin bir tercümesini okudum.. mektebin işidir. muvaffakiyetine sarfetmek kudretini taşıyan reşitler hâline getirmelidir.

Fikrimi ancak bir misalle açık söyliyebilirim t Gülhane Parkının kapısunda kökünün etrafı kaldırımla çevrilmiş . topraktan aldığı ve senelerce taşıyarak yukarıya kaldırdığı büyük bir taş parçası vardır. fakat mutlaka başka menfi bir unsur var ki onu hayırlı..gayet bübük bir ağaç vardır. bir büyüğün tahakkümü ile oluyor. Çünkü orijinal bir hayatı olan ağacın.. Eğer öyle ise hatta hava. zarurî olan bütün haricî tesirlerden ayn. . ziya... Ancak bir reşidin.— 342 — Fakat mübahasemize vâkıf olan diğer bir arkadaşımız. " Tahakküm „ ile " tecebbür „'ile.. merdut bir şey olarak tespit ediyor» O nedir ? . Eğer böyle ise meselâ bir sanatin tahsili de tahakküm eseri oluyor... su da bir tahamkküm ifade ediyor. . Eğer böyle ise bir çok işlerimiz tehakküm işidir : Başta terbiye . Bu ağacın gövdesinde zannediyorum. ile kasttettiğimiz mana nedir?. Fakat her şeyden evvel bu " tahakküm „ kelimesini anlamak istiyorum. talebesine karşı bir " nümunei ekmel „ olan mektebinin. neticelere bizi sevkediyor. Şimdi bu "tahakküm „ kelimesi beni hakikaten düşündürüyor. Hulâsa tahakküm alelitlâk haricî bir kuvvetin fiil ve tesiri gibi anlaşıldıkça hep kabul edilemiyecek hükümlere. Demek istiyorum ki terbiye çocuğu kendi kendine bırakmakla olmuyor. Çünkü ustadm yaptığı şey. Tahakküm fikrinde bu haricîlik olsun. Acaba tahakküm kelimesinin yukarıki cümlelerde ifade ettiği mana nedir ? " Haricî bir kuvvetini fiil ve tesiri „ midir?. kümün eseridir. Çünkü terbiye ancak bir nevi tahak. insanın varlığı da bu haricî kuvvetlere karşı itaat edici bir vaziyette kalmıya mahkûmdur . Lisana tahakküme hakkımız var mı ? ! Kıyafete tahakküme hakkımız var mi ? ! „ İmlâya tahakküme hakkımız var mı ? ! „ diyorum. üslûbunun telkininden başka bir şey değildir. " istipdat. Bu taş» . Zihnim hayh karışıyor ve bir müddet işin içinden çıkamıyorum.. ve herkesin hürmet ettiği bu zat te " lisana tahakküm etmiye hakkımız var mı ? ! „ diyordu.

.. istipdat. Çünkü mevzuubahs olan lisan. bu kaza ve kaderden dolayı muztariptir. Bir şart.'unuz değil. Denilemez ki ağacın köklerindeki taşın veya toprağın vaziyeti de deminki gibi bir vaziyettir. Bu itiraza karşı gayet açık bir cavap vermek için diyorum ki : Evet belki haklı olurdunuz ve ağaç bahsinde belki bir münakaşa yapabilirdiniz. idare. sizden gayrı bir vücuttur. İşte ağacı sulama bir tahakküm değildir. Yine her canlı mahlûk talim. hükümet. ister tekâmül eder ister etmez. Veillâ hükmümüz sakat olacaktır. ne de ikinciler esaret. İşte haricî bir kuvvetin canlı bir mevcutla alâkasını muhakeme edebilmek için mutlaka bu tekâmül fikrini karıştırmıya muhtacız... sizin. daha doğrusu yalnız sizin değil.. Halbuki bir ağacın hayatı taşların varlığına karşı dayiraa bigâne değildir. cemiyetindir. topraklara batan ağaç ise taliin bu lutfundan dolayı müteşekkirdir!.. Ağacın kökleri bu taşın eriyebilen kısımlarını yer içer ! .. tahakküm fikriyle müşterek değildir. Şunun için ki iki vaziyet arasında büyük ve esaslı bir fark vardır : Gövdesinde kaya parçasını taşıyan ağaç. ziya. kurularını ayıklama bir tahakküm değildir. bizzat cem22 . Fakat denilecekti: Velev ağacın tekâmülü neticesini doğursun. terbiye. değil miki ağaç yahut insan.. Çünkü bütün bu hareketlerin eseri ağacın tabiî olan tekâmülüne engel olmak değil. amirlere de maruz kalabilirFakat ne birinciler. Fakat insan bahsinde asla!.. bu tekâmüle yardım etmek bile bir nevi tahakküm ve tasallut değil mi idi ? !. hatta ağacı budama bir tahakküm değildir. O hâlde cebir ve tahakkümü onu zıddindan ayıran bir şey var : Her canlı mahluk hava.. eğer canlı mahlûğun batini tekâmülünü rahnedar etmiyorsa ve bilâkis bu tekâmülü temin ediyorsa. Kökleri taşlara. imlâ. terbiye. belki yardım etmektir. kıyafet. Bu içtimaî tekâmülde sizin reyiniz "reyi hod. toprak. inzibat.— 343 — tahakkümün bir timsalidir !. gibi manevî sultalara. emir. taş gibi maddî kuvvetlere maruz kalabilir.

Bu serlevhayı niçin intihap ediyorum. bir binayı. Tekâmülü mütalâa eden bütün ilimleri ve onların son mutalalarım ele alalım ve bakalım: Dünyada serpuşla muhafaza edilen miliyet var mı ? ! Bakalım ecnebi usuliyle terkip yapan millî bir dil var mı ? Bakalım hür ve vicdanî olrnıyan bir terbiyenin asrisi olur mu ? !. Meselâ ben bir kitabı. Tenkit malûm ve müşahhass eserler hakkında yapılır . siyaset. Bence yeni Türkiye'nin din. Hayır .. benim anladığım gibi mi oluyor ? „ . Siz ne hak ile içtimaî bir tekâmülü kendi keyfinizle geri birakacaksınız ?!. Çünkü elimde eyi kitap. düstur . Tenkit edenin maksadı eseri bu düstûrlara ve bu Ölçülere göre tahkik ve muhakeme etmektir. O hâlde münakaşa tamamiyle ilmî bir saheye giriyor. güzel bina. Bu serlevhayı intihap ediyorum.. çünkü zulüm işleyen tenkitlerin vücudüne kaniim.. Tenkidinde zulmü vardır.— 344 — iyetin hayatı mevzuubahstir. Çünkü şu veya bu şahsın hissine rağmen içtimaî tekâmüle mutabık ve bu içtimaî tekâmül mefhumunun keyfî tefsirlerine meydan bırakmıyacak derecede açıktır. Fakat yine diyebilirsiniz ki bakalım içtimaî tekâmül sizin anladığınız gibi mi. kıyafet ve muaşeret sahelerinde yaptığı bütün inkılâplar mahzi hayırdır. iktisat.Ve bu tenkit afakî. Nasıl tekâmül bahsini keyfî arzulara bırakamazsak tekâmülün mefhumunu da enfüsî kanaatlere teslim edemeyiz. Tenkidin zulmü!. doğru usul hakıknda bazan ammenin vicdanından. bir usulü tenkit ederim. Maksadım yazılarımın mahiyeti ne olursa olsun nazar dikkati celbetmek midir. yahut tabiatı eşyaya muvafık farzedilen birtakım miyarlar ve mikyaslar vasıtasiyle olur. bazan tabiatın zaruretlerinden gelmiş esaslar.

ferdiyettir. Bu zekâ dayima sakat. Şu hâlde zulmün en büyük müşevv iki bir nevi yaşamak cinneti dir. Bu cinnet kendini kendi vasıtalariyle doyuramayınca inbisatın vasıtalarından biri olan zulürae de müracat edebilir. Diğer cihetten zulüm.Adalet işliyen bir tenkit olduğu gibi zulüm işliyen bir tenkit de vardır. Şimdi asıl hedefim olan içtimaî hayatımızın sahesine girebiliriz. Bunlardan bir kısmının tenkitleri adildir.. Zulüm. O hâlde zulüm olmak için bu tecavüz fiili olmak lâzım gelir. dediğimiz şeyin esası kıymet olarak tanınmış olan bir vücudun hayatına. fakat dayima zulmü cesaretlendirmek. zaruret ve tekâmül mebdelerine göredir . Ferdi varlıktır . tabiat.. . Çünkü zaman ve mekânla mukayyet. O hâlde zalimdir. fikrin ölçüsüne göre asıp kesiyor. Fakat madem ki bu tenkit aklın yahut vicdanın ölçülerine göre hükümlerini vermiyor. O hâlde tenkidin taşıdığı hükümler indî ve keyfî hükümler olmak lâzım gelir. Ona zulüm eden tenkit demek de hakkımız vardır. mazeretler. ne göreceğiz ? .— 345 — fikirler vardır.. imtihan meydanına getirilenleri onlara göre ölçer biçerim. Bu zatlerin tenkitleri şahsî menfeatlarinin doymayan hırslarını beslemek için değildir. Tenkit aklın yahut vicdanın zarurî bir surette tevdi ettiği mutalara göre hüküm etseydi adil olacaktı. Dayima kendi kendini meşru göstermek. Bir kaç hasis kabh. topal bir zekâdır. alevlendirmek için çalışır. . kendini devam ettirmek için başkalarının ferdiyetine tasallut etmek istidadını kazanacaktır. hiç olmazsa mazur göstermek için sebepler. hiç olmazsa bahaneler ariyan bir zekânın faaliyeti! . kör. sırf adil bir hüküm vermek niyetiledir.hürriyetine karşı yapılan tecavüzdür. Memleket işlerini tenkit eden ecnebi ve yerli fikir sahiplerini başlıca iki kısma ayırabiliriz. Bence zulmü yaratan bu zekâ değildir.. Fakat zulme yaklaşalım. kendi hürriyet hudutlarını geçen serseri ve mütecaviz bir kuvvettir. Fakat bu ferdiyet bir kerre haddinden fazla neşvünüma buldu mu yaşamak.

-

346 —

Bir kısmının tenkitleri de tamamiyle zalimdir. Çünkü bu tenkitlerinde bitaraf değildirler. Çünkü tenkitleri şu veya bu şahsî endişenin, tesiri altındadır. Ve en büyük hakikatlere bir tecavüzdür. Tarihî, hali pek malûm olan Türkiye her ne bahasına olursa olsun yaşamak iradesini taşıyor. Bu irade her müşkülâta karşı gerilecek, mutlaka mutlaka faal olacaktır. Bunun için şimendifer yapacak, vergi alacak ve yaşamak iradesini kırmak istiyen yabancı bir kuvvet bulursa mutlaka ezecektir... Bunun için, bu yaşamak iradesi için fert denilen, servet denilen, ayile, meslek denilen bütün parçaları, içtimaî vahdetleri, kuvvetleri çalıştı racak, yoracak, hatta aşındıracaktır.. Bu yaşamak emeli, bu yaşamak dinî karşısında bütün sarfiyatin, hatta bütün israfların bile ahlâkî bir mahiyeti vardır. Bunu görmeyip, yolların çamurlarını, sebzenin fiyetini, şirketlerin münasibetsizliğini yeni idarenin selâmetinden şüphe etmek için kâfi gören bir tenkit matbuat sahesinde olmasa da şahsî fikir sahesinde bile olsa, yine zulüm eden, günahkâr bir tenkit değil de nedir ? .. Türkiye, müstakil Türkiye olduğu gibi zengin ve müreffeh bir Türkiye olmak için de yalnız vücutlerin ve faaliyetlerin değil, kanaatlerin ve imanların da bir, bütün sarsılmaz bir kitle hâlinde olmasını ister. Türk vatanının hürriyeti, müdafaası, inkişafı namına bu günkü Türklerin çekdiği ve çekeceği zahmetlerin mükâfatım çocuklarının idrâk etmesini beklemeden evvel yine aynı Türkler idrâk edebileceklerdir. Her ne olursa olsun, Türk mevcudiyetinin müdafaası her kıymetin fevkindedir. Tenkitte bu mikyası unutan bir zekânın hükümleri birer hiyanettir.

347

Bugünkü ahlâkî telâkkimiz ve lüks
Harbiumuminin vücude getirdiği sefaletler fakir ve servetsiz insanların iztirabım daha göze çarpacak bir hâle getirdi. Harbin sonu ile beraber ahlâkî telâkkilerinizde de bir çok tahavvüüer vücude geldi. Bu günkü zengin dünkü gibi gözden uzak ve her hususta manevî mesuliyetten beri değildir. Yeni milletlerde müsavatçılık fikri insanları he r hususta olduğu gibi servet ve sarfiyat hususunda da daha hassas kılmıştır. Onun için temerküz eden servetlerin marazı bir faaliyetinden ibaret olan lüks her devirden ziyade bu gün insanların gözüne çarpıyor. Her yerde, her medenî faaliyet şubesinde lüksten kaçan fakat sadelik ve samimiyete yaklaşan içtimaî bir temayül seziliyor. Şehircilik, mimarlık, mobilyecilik, tezyinat bağçeleri, giyinmek .... Gibi her saha da vicdanlar lükse karşı çekingen bir hâldedir. Hulâsa hakikate, zevke, kıyafete isyan eden her israf yalan, çirkin ve gayrı beşeri sayılmak istidadındadır. Denilebilir ki halis demokrasi lüks ve israf fikirlerinin yabancısıdır. Yalnız bir mesele insani düşündirebilir : Acaba büyük servetlerin temerküzü neticesinde güzel sanatler sahesinde vücuda gelen teceddütleri lüks nefretile birlikte insanlar kayip etmiyecekler mi ? Meselâ Versay siz bir on dördüncü Louis tezyinatı, saraysız bir Lâle devri nasıl teşekkül edecek ?. Hakikat şudur : Lüksün inhitatı halk muhayyelesini zenginleştirecek, halk sanatlarının inkişafına sebep olacaktır. Diğer cihetten lüksün vücuda getirdiği inhisarcılık yerine umumî ve münteşir bir zevk kaim olacak, yalnız inhisarcı merkezler değil bütün hayat güzel olacaktır.

— 348 —

Şu hâlde ahlâk sahesinde hasbîlik, tesanüt, teavün sözleriyle ifade etmek istediğimiz demokrasi mefkuresi sanat sahesinde lüksün ilgası ile kendisini gösteriyor. Avrupa'da yeni mimarlıkta motiflerin ilgası bu demokratik hareketin başlıca eserlerindendir. Yeni telâkkiye göre mimarlık motifleri iptidaîlik addediliyor. Daha doğrusu motifler bir nevi zaaf, tahakümdür. Bu gün bir Versaiiles vücude getirmek kabil olmamakla beraber, bütün halk eserlerini birden sade ve güzel olarak vücude getirmek mümkün oluyor. Şu hâlde müsavatçılık umdesini samimî surette benimsiyen milletler için yalnız ahlâkî hars sahesinde değil, bediî ve medenî icatlar ve tesisler sahesinde de uyanık bulunmak lâzımdır. Türkiye şehirlerini imar ederken, yeni Türk mobilyeciliğine levac verirken medenî müessiselerimizi vücude getirirken hep müsavatsızlığın helak edici mahsulü olan lüks yerine, müsavatçılığın öz mahsulü olan sade ve samimî zevki koymalıdır. Lüks ile mücadele, demokrasi için ahlâkî bir vazifedir.

Kör gayz
Ruhumuzun garip bir hâli vardır : Her adamdan hoşlanmayız, her rengi sevmeyiz, her müellif bizim için aynı derecede cazip değildir. Hatta her saat çalışmamız için aynı derece de müsayit bulunmaz. Bu hâlleri tetkik ettiğimiz zaman aklî bir surette izah edemeyiz. Muhabbet veya nefretimizin mücazip yahut münafiretimizin köklerini haricî bir sebepte, makul ve müspet bir izahta bulamayız. Bulamayınca bu bir his meselesi dir, hislerimizin kendine mahsus bir mantığı vardır, deriz. İşte hayatımız böyle şuursuzca sarf ve israf ettiğimiz muhabbet ve nefret seyya-

— 349 —

ieleriyle dolu bir hazine gibidir. Yaşıyan insan duyan insandır. Duymak bir bakıma muhabbetini, nefretini şuursuzca sarf ve israf etmekten ibarettir. İşte çocuğun ruhiyatı budur. Hatta bütün hayatî duygunun hamleleri ve zelzeleleryile sarsılan san'atkânn ruhiyatı budur. Hatta denilebilir ki aklın, muhakemenin hakimiyetine teslim olmıyan tabiî ve serazat insanların ruhiyatı budur. Muhabbet nefret hayatını tabiî surette yaşıyan adamın mantığı şudur: filân adamı, filân müellifi, filân felsefeyi sevmiyorum. Çünkü sevmiyorum. Lâkin evvelâ hayvan için sonra mini mini çocuk için, daha sonra tefekkür manasiyle medeni leşmiş köylü için, nihayet ruhî faaliyetinin nevi itibariyle duygu, ilham nahiyesinde çalışan sanatkâr için bu garip hasasiyet tabiî, yahut zarurî olsun. Medenî adam, ictimaileşmiş adam, akli ve muhakeme mesleklerinden birine girmiş adam için bu hasassiyet tabiî midir?.. Bu uzvî ve hayvanı hasassiyetimizi bütün akıl ve muhakemenin sahelerine kadar yapmıyacağımız var mıdır ? Meselâ bir idare adamı tasavvur ediyorum. Bu adamın maiyetinde çalışan derece derece memurlara karşı hüküm ve kararlarını bu uzvî hasassiyetin emirlerine göre vermesi ahlâkî vaziyetle kabili telif midir ? Korkusmdan hoşlandığı adamın ayaklarına kapanmak hayvanı tabiati olsun, çehresini beyendiği adamın kucağına atılmak çocuğun hakkı olsun, sırf çehresine, saçına sakalına bakarak adam hakkında iyi, mübarek.. Hükümlerini vermek cahil köylünün muhakemesi, olsun yıldızları çirkin görmek, beşeriyete gayzetmek, hatta insanlığı tezyif etmek sanatkârın sanati olsun.. Fakat bütün bu hissî hükümleri idare,, akıl, ilim, hürriyet, zaruret fikirleriyle birleşebiîir mi ? Bence Pestalozzi müziç bir pedagoktur, fakat okurum. Filan adamın şahsı bende tabiî nefret uyandırır. Fakat onu medenî hürmetle taktir ederim. Fakat hiç bir kimse filan arkadaşıma daha samimî olmaktan beni menedemez. O da benim ferdî hürriyetimdir»

— 350 — Ona kimse karışamaz, Meşrutiyet inkılabını müteakip mühim bir muallim mektebinde idare hayatına iştirak etmiş olan genç bir arkadaşımıza bir gün sormuştuk: Filân hoca hakkındaki fikriniz nedir ? Cevap olarak " emsalsiz bir mütefekkir, gayet iyi bir hocadır.. „ dedi. " Halbuki siz onu hiç sevmediğimizi ihsas etmiştiniz I „ dedik. "Ben ferdî ve hissi takdirimi vazifeme siçratmam! „ cevabını verdi. Ferdî duyuşlar içtimaî görüşlerimizi bozmamalıdır.

Bu kitabın sonuna kap sayifesindeki mündericat lavhasında zikredilen " güzel mazi, estetik ve şehircilik „ hakkındaki yazılarımı dercetmek istiyordum. Böyle yapsaydım kitap beş yüz sayîfeyi geçecektir. Sanate ayit olan yazılarımı sanat serlâvhast altında toplaayip bu eserin ikinci kısmını teşkil etmek üzere ve "sanat n adiyle ayrı bir kitap hâlinde neşretmeyi daha münasip gördüm. Bu yeni kitabım da basılmaktadır.
İsmail Hakkı

Büyük inkilâplâr ve yeni teknikler 65 67 70 73 75 79 82 20 Kânunuevvel 1928 Gazi Türk Harekâtı Milliyesi ve Mustafa 3 Teşrinievvel I92l\ Kemal Paşa Üç hakikat 7 Teşrinievvel 1923 . İnkılâp mı? Yazıldığı tarih 7 Teşrinisani 28 Şubat 9 Mart 22 Ağustus 23 Şubat 16 Mart 25 Mart 23 Teşrinisani 6 Eylül 10 Eylül 16 Eylül 20 Eylül 25 Eylül 29 Eylül 6 Teşrinievvel 20 Teşrinievvel 23 Teşrinievvel 29 Ağustos 15 Şubat 1 Mart 10 6 29 3 6 2 Teşrinisani Mart Nisan Mayıs Temmuz Şubat 1931 1920 1920 1920 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1927 1928 1929 1929 1922 1924 1924 1924 1924 1927 Sayfa 4 5 6 7 9 11 14 16 19 22 26 31 35 38 42 45 47 51 53 55 55 59 61 Yeni hayat Yeni hayat Demokrasi nedir? İnkılâpta yarım yoktur Cumhuriyetimizin temelleri İnkılâbımız ve fikirler Mefkuremiz kuvvetli.FİHRİST Mefkure Maksat Yaşiyacak mıyız Yalan ve riya Maneviyet Mazi ile hâl Papulas'ın nutku Keder yolcuları Vicdan ve irade Anadolu harbini'n felsefesi İlâhî zafer Efzunla istiiâ edilemiyen ülke Konstantini şaşırtan netice Şeref kimlerindir? Muharebelerin dersleri Mefkurenin galebesi kahir dir Takı zaferde ki timsal Millî Hareket niçin hürdür? Türk inkılâbının psikolojik mahiyeti Bahçıvan Ali Osman'ın anlayışı İnkılâbı tanımak lâzımdır İhtilâl mi . tekniğimiz zayıftır.

Büyük adamın şahsı Mustafa Kemal şahsiyeti Gazi'nin en büyük eseri 354 — Yazıldığı tarih 29 Haziran 27 Haziran 9 Haziran 6 13 16 15 22 1 3 Kânunuevvel Kânunuevvel Teşrinievve Mart Nisan Teşrinisani Ağustos 1926 1927 1929 sayfa 85 8S E0 93 93 99 104 Tipler Zevk aptalları Sırtlan gözüyle Yeni adam enmuzecî Terakkiden kaçan adam Sanatten kaçan adam Cumhuriyetin adam en müzeci Faal adam Müspet kafalı insanlara muhtacız Usulsüz faaliyet ne işe yarar? Mefhumların esiri Cemiyete küskün adam Mütefekkir Mefhumun öldürdüğü adam Kaplumbağalar gibi 1921 1921 1923 1925 1925 1925 1927 1927 17 Teşrinievvel 1927 9 Kânunuevvel 1927 22 Kânunusani 1928 1 i Haziran 1928 7 Teşrinisani 1921 20 Teşrinisani 1921 21 11 3 23 24 28 24 4 30 7 20 26 6 15 23 2 15 17 Teşrinisani 1921 Kânunuevvel 1927 Kânunusani 1922 Kânunusani 1922 Teşrinievvel Mart 1924 Teşrinievvel 1924 Haziran 1924 Mayıs 1926 Kânunuevvel 1926 Kânunuevvel 1926 Künunuevvel 1926 Ağustos 1926 Mart 1927 Nisan 1928 1928 Eylül Haziran 1929 Kânunusani 1922 105 107 108 110 112 114 115 117 118 )22 129 İçtimaiyat Anadolu meçhul bir ülkedir Nasıl terakki edecek? Meçhul dertler İmlânın hayatı Hayat kadını Köye mi. şehre mi? Meşum kesafetsizlik Nüfus siyaseti İntiharlara karşı Hayatlar ve kapları Demir yollaaı Evkaf meselesi Halef selefi niçin takip etmiyor ? Türkçenin kuvvetini bilelim Mefkure ile mevhurae İçtihat hakkı Türkçenin zenginliği Zavallı dilsizler 132 135 137 143 147 151 155 159 162 163 165 168 170 172 173 175 .

355 Yazıldığı tarih Çocjklar Çocukları yaşatalım 10 Yetim de bir insandır 23 20 Sokaktaki çocuklar Çocuk maarifine olan ihtiyaç 25 Çocuklarımızı nasıl terbiye edelim? 23 Çocukların oyuncakları 31 Çocukların odası 10 Çocuğunun terbiyesini soran anne.6 ye cevap Çocuk ve bahçe 2 Çocuklar için iş odası 2 Teşrinievvel Mart Nisan Mayıs Kânunuevvel Teşrinievvel Teşrinievvel Teşrinievvel Şubat Eylül Haziran Teşrinisani Kânunuevvel Mart Mayıs 1923 1924 1928 1926 1927 1927 1927 1927 1927 1927 1924 1924 1923 1928 1928 181 184 sayı 188 191 200 202 204 206 208 210 215 219 219 220 221 Türkçülük Asrî Türklük Büyük üstadın kabri başında Yaratıcı türkçülük Benim anladığım türkçülük Türk sanatkârının anlaşılmiyan türkçülüğü 7 5 8 13 23 Kadın Demokrasi ve kadın Kadın ve hayat Taadüdü zevcat bir fikir meselesi midir? Türkiye'de cemiyet ve kadın 14 Kânunusani 22 Şubat 26 Şubat 20 Eylül 1 Eylül 4 Ağustos 18 Eylül 1 Kânunusani 2 Mart 4 Nisan 30 Kânunusani 14 Şubat 12 Mavi s 1924 1924 1924 1927 1922 1924 1924 192S 1928 1924 1930 1921 1921 225 227 230 233 239 246 247 249 251 252 253 257 Ruhiyat Türkün seciyesi Seciye İstidat bahsi Seciye içtimaî bir mahsul Yokluktan varlık çıkar mı ? İstidaden zayıf Çok okumak Maddiyatperestler ve yeni gençlik Örümcek alan canbazlar .

medeniyet mi? 1 Ağustos Vuzuh 15 Teşrinisani 1929 ilim İstılahları 24 Teşrinisani 1929 1930 Metafizik Temmuz 1922 Hayasızlık 5 Temmuz Ahlâk 1922 Hayır ile şer 5 Mart Temizlik ve medeniyet 23 Haziran 1924 Cezası olmıyan cürümler 20 Temmvz 1924 Adabı muaşeret 20 Ağustos 1924 Kast zihniyeti 29 Ağustos 1924 Gösteriş 10 Eylül Gayzın mantığı 18 Teşrinievvel 1924 1925 Tezyif âcizlerin içkisidir 1 Mart 1926 İçtimaî mesleklerin adisi olur mu? 7 Mart İstirap çekenler için 21 Kânunuevvel 1926 1927 Tasarruf fikrinin ahlâkî mahiyeti 2 Nisan 1927 Tahakküm var mı? 3 Şubat Tenkidin zulmü Bugünkü ahlâkî telâkkimiz ve lüks Kör gayz sayl 263 265 269 271 276 278 2S0 282 285 287 289 291 293 295 296 298 299 300 301 302 30î* 305 311 314 316 320 323 325 328 339 334 337 339 344 347 348 341 .— 356 Felsefe — Yazıldığı tarih Batınî hakikatler 29 Kânunusani 1922 1922 Tarih ve hayat 8 Şubat 1922 Maziye dayir 28 Şubat Bergson'un felsefesine dayir 25 Kânunusani 1923 1924 Taklit mi. fena mı ? 6 Kânunuevvel 1926 Sanat ve felsefe 20 Kânunusani 1927 1927 Basitçilik 4 Şubat 1927 İlim ve ihtisas mefhumu 18 Mart 1927 Ne esaret ne de anarşi. hazım mı ? 27 Ağustos Şimdilik. sadece 15 Nisan tekâmül 1927 Felsefe gayzı 3 Mayıs 1927 Tedricen 16 Ağustos 1928 Hürriyet 15 Mart 1928 Tezat kabul etmiyen felsefe 14 Nisan 1928 Mefkure ile mevhume 23 Nisan 1928 Hayatın arkasından giden felsefe 26 Temmuz Feylesofları anlarken 27 Kânunuevvel 1929 1929 Tabiat mı.

usul.. kısmında şu sözler vardır: " Bu kitap on iki senedenberi Cumhuriyet maarifi ve terbiye tenkitleri hakkında yazdığım dağınık yazıları topluyor.Terbiye Müellifi: İsail Hakkı İstanbul Darülfünununda terbiye ve içtimaiyat müderrisi İsmail Hakkı beyin muhtelif terbiye meselelerini tetkik eden yeni bir eseridir. iktisat ve terbiye. Beni1 bütün fikir ve meslek hayatinea en çok sinirlendiren temayüllerden biri de kelimeler ve klişelere şeniyetlerden daha fazla ehemmiyet . Fakat bu ayrılık düşünce esasında birleşmelerine mani olmamıştır. ayrı bir davanın müdafaasıdır. ilim ve terbiye. Çünkü ben ilk kitabım olan " Talim ve terbiyede inkilâp . Onun için bu kitabın parçaları arasında aynı eserin fasılları arasındaki şekil ve tertip münasebeti yoktur. müşterek terbiye. Başlıca mevzuları şunlardır: Maarif teşkilâtı. Terbiye hem bir tenkit ifade eder.'ın neşrindenberi aynı kanaatleri taşıyorum ve yirmi senedenberi bunlardan hiç ayrılmadım Bence terbiye fikri medeniyet fikrinin bir manzarasıdır. buna lüzum yoktur. Darülfünun. cemiyet hayatında da hiç bir harsın ötekilerinden fazla veya eksik kıymette olacağını düşünmem. Meselâ ahlâk terbiyesini müdafaa için. ilim veya sanat terbiyesinin mevkini sarsmam. Uzviyet hayatında hiç bir vazifenin ötekinden daha lüzumlu veya kustî olacağım düşünmediğim gibi. Kitabın «maksat. Bence medeniyette her şey yerli yerinde ve kendisine göre bir ehemmiyette olmalıdır. Nitekim sanat harsini müdafaa ederken de ona ahlâkî bir hüviyet eklemem. yüksek mektepler. terbiyeciler. Her makale ayrı bir tarihte. hem de hususiyle bir zihniyet ifadesidir Bu zihniyet esasını taşı m ıy an bir terbiye sağlam değildir. Ben şeniyetin şu veya bu unsuruna ötekilerinden daha fazla ehemmiyet verenlerden değilim.. Salim ve tabiî şahsiyetlerin teşekkülü için beşerî mirasın her parçası alınmalıdır. Cemiyet sınıflarından kalkmış olan imtiyazlar medeniyet müessiselerine yerleştirilmemelidir. Bu da faiydesizdir. Her medeniyet gibi terbiyenin de tabiatte bir yeri vardır. sanat ve terbiye.

Fikir sahesinde meşum olan. Hurafelerin daığlması için tam ve doğru fikirlere ihtiyaç vardır.. Fiat 150 kuruştur. iyi ve güzel ihtiyacı duyulurken eğri. Bu eser Türk şuurunu teşekkülünde en ufak bir yazife yapsa yine mesut olurum. Türkiye siyasî sahede çok büyük adımlar atmıştır. kötü ve çirkinle oyalanmak içtimaî ölümün kendisidir. El'an bir çok terbiye meselelerinin gayet yanlış bir surette anlaşılmakta olduğunu görüyorum. poğruyu aramak için doğru niyetlerle yazılmıştır. Fakat söylemek lâzım olan yerde söylemelidir. ve intizamsız bir surette söylediğim bir çok sözleri ve yazdığım bir çok yazıları bir kitap kabı içinde toplanmış olarak Türk vatandaşlarına arzetmek.ve kıymet verilmesidir. kesik. susmak ve bildiğini. Benim için yapılması lâzım gelen bir şey vardı ki onu yaptım. işte ben onu yaptım. Bu kitabın içindeki yazılar doğru söylemek.. Kitap 156 Sayifedır. Tenkidin dili ne kadar keskin olursa olsun. . Yanlış bir tenkit doğru bir tenkitle daraianır ve ondan hayata hiç bir zarar gelmez. Dağınık. hangisini beğenmez atar. onu hiç kimse kestiremez. Susmak. Hayat bunların hangisini beğenir alır. doğru bildiğini söylememektir. söyliyeceği sözü biliyorsa incitmez. doğru. Fikirlerdeki anarşi bile ahlâkî anarşi gibi helak edici değildir ve hayat için anî hiç bir tehlikesi yoktur. Yoksa fikirler terakkinin amili olacak yerde engeli olurlar. Bu adımları teknik sahesinde de atması lâzımdır.

.

„ Kadın kalbi Saffet Nezihi Leke Vü . Adem Kooperatifçilik Suphi Nuri Tarih ticaret Kenan Centlimen H.. Sadretthı Çölde istanbul kızı Esat Mahmut Aşk ve IhanK Tolestoy Acıklı bir sergüzeşt „ Küçük Yakup Mehmet Ali Robenson ıssız adada „ „ Mefe Yusuf Osman Kalpazan Salih Münür Zümrütüanka koleksiyonu 2 Cilt (müceîîet) Bir Heyeti edebiye Zümrütüanka Salnamesi „ „ Ayine koleksiyonu „ „ „ Cem koleksiyonu (eski) Refik 1-33 Halil .Nû Çocuk kalbi İbrahim Alâestin Şen Yazılar tik gençlik „ „ Tais Anatol Frans Babil Melikesi Selâmı îzzet Küçük hanımın kısmeti „ Geceye aşık „ Cennet Hanım M. Hayret 125 125 125 100 100 100 100 İLİM KİTAPLARI İstanbul nasıl eğleniyordu? R. „ î—48(yeni) Cemil Musiki nazsrîvan Muhittin Sadık ŞİİRLER 150 100 75 75 50 75 75 Bir^ömür böyle geçti Faruk Nafiz 25 Ben ve ötesi Necip fazıl 50 Kafatası Nazım Hikmet[290 Benerci kendini niçin öldürdü J Persefon Salih Zekij 30 Asya şarkıları 15 Çanakkale izleri I. Ankara Avrupa siyaseti H.. Nihâi Derviş sözleri Tokatî zade Sekip Zehrifüsun M.30 Türk" inkılâbı Celâl Nurij 75 Yeni adabı muaşeret M. Bahri Gizli ilimler ansiklopedisi Muhittin Dalkılıç . Dalkılıç! Çakıl taşlan Necmettin Halil Zindan ismail Safa Tıirk edebiyatı tarihi ve nü'muneleri Sadettin Nüzhet Hazan rüzgârları Ş. Alâettin 15 içtimaî mektep ismail Hakkı 75 Mürebbilere „ „ 75 Terbiye „ „ 125 Tarihi'n tedrisi „ ..I-1 AT İ f ttö : ÜİlTÜlSİ 1HO KUfttJŞ SUHULET KÜTÜPANESİ NEŞRİYATI I0Ü 100 75 75 125 100 150 150 i 00 100 150 i 50 150 150 100 100 50 40 150 150 175 50 125 100 60 75 50 50 Aka Gündüz J 75 Onların lomanı Üb kızın romanı İ200 Aysei İ25 Reşat Nuri 125 Acımak Yeşil gece 1150 Leylâ ile Mecnun 75 Şimşek Peyami Safa 100 Bir akşamdı 100 Fatih-Harbiye 50 Bir tereddüdün romanı „ „ 100 Ak saçlı genç kız Mahmut Yesarİ 75 Çulluk 75 Su Sinekleri 60 Bahçemde bir gül açtiM „ 35 65 Kalbimin suçu „ „ 20 Ölünün gözleri » „ 50 Kırlangıçlar 50 Şeker Osman Yusuf Ziya Yakılacak kitap Etern îzzet 50 Iztırap çocuğu 100 Beş hasta var 25 Gün doğmayınca Ercüment 700 Ekrem 35 Meşhedi Aslan peşinde „ 300 Meşhedile devri alem Zeynep Hayriye Melek Hunç 500 Gönül gibi Suat Derviş Benimi? 500 Buhran gecesi „ „ 50 Gökmen Güney Halim Son yıldız Mehmet Rauf Sönen iŞik Mebrnre Niçin beni aldattın .A. 1150 Bediiyat Mustafa Namık.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful