İsmail Hakkı Baltacıoğlu

L HAKKI İstanbul Darülfünunu Müderrislerinden

Mürebbilere
Mefkure, Yeni hayat, Cazi, Tipler, içtimaiyat, Çocuk, Türkçülük, Kadın, Ruhiyat, Felsefe Ahlâk, Güzel mazi estetik, Şehircilik

SUHULET

KÜTÜPANESİ:

SEMİH

LÜTFÜ

İstanbul — A n k a r a c a d d e s i 1 9 3 2

MÜELLİFİN DİĞER ESERLERİ: Taiim ve terbiyede inkilâp Jem-Jacques Rousseau, terbiye felsefesi Demokrasi ve San'at Umumî pedagoji Hususî tedris usulleri
I

\ S \ j j j [ j „ „ „ „ „ „ „ „ „ „ „ „

İçtimaiyat noktai nazarından terbi/e Terbiye müsahibeleri Terbiye avam Din ve hayat Ahlâksızlık Maarifte bir siyaset Kaibin gözü Avrupa bizi nasıl tanıyor? Terbiye ve iman | İlmi terbiye konferansları j Terbiye ilmi j Terbiye dersleri 1 Usulü terbiye ve tedris \ Coğrafyanın usulü tedrisi I Hendesenin usulü tedrisi < Resim usulü tedrisi
\

Nüshası kalmamıştır,

"

I 1
<

j Eşya derslerinin usulü tedrisi El işlerinin usulü tedrisi | Mektep temsilerinin usulü tedrisi

„ „ „

İstanbul: TECELLİ MATBAASI

Mefkure

Bu kitap on iki seneden beri yazdığım dağınık ve kısa yazılarımın bir araya toplanmasından vücude geldi. Eğer bir aile uzviyeti halinde birleşmeselerdi öleceklerdi. Bu ölüme razı olamadım. İçindeki fikirler mevzuları olan vakaların tarihinden bazen çok evvel bazen de biraz sonra yazılmıştır. Hemen hepsi Türkiye düşüncesinden doğduğu için aralarında akrabalık vardır. Hayatın aynı manzarasından bahseden parçalar eski yeni sirasiîe birbirini kovalar. Bu yeni teşekkül vesüesile yazılarımın ne şekli ne de manası ' üzerinde heman hiç tadilât yapmadım. Aralarında bazen saf vet ve samimiyetleri bazen de cüret ve cesaretlerile şimdi beni bile düşündüren parçalar vardır. Bazı kanaatlerimin şimdiye kadar hiç değişmediğini gördüm, bundan sonrada belki değişmiyeceklerdir...
Çamlica, 7 Teşrinisani 1931

İsmail Hakkı

Yaşayacakmıyız?
Niçin yaşıyoruz ve niçin yaşamak istiyoruz?. Bir sual ki cevabını kolayca bulmak bence mümkün değil.,. On sene evvel bir gün, Paris Sefarethanesinin intizar salonunda oturuyordum, orada benim gibi işi olan bir genç daha vardı. Söz açıldı. Garbm medeniyetinden, müzelerinden, saraylarından, kütüphanelerinden, tünellerinden bahsedildi... Muhatabım birden bire şu suali soruverdu: — Ya bizim nemiz var?!. Evet, bizim nemiz vardı?!. Hangi tünellerimiz, hangi • müzelerimiz, hangi fabrikalarımız ve gemilerimiz vardı?!. Tıkandım kaldım!. Fakat o zamandan beri bir ses, derinden, ruhumdan gelen bir seş, bana şöyle dedi: — Yaşıyoruz ve yaşıyacagız!.. Ben ki fikirlerimle, muhakemelerimle müdafaa edemediğim bu hakka hissimle, ruhumla çoktan inanmıştım, yaşamıya niçin imanım olduğunu bilmezdim, gönülden gelen haberler gibi bu da, "Trükrn yaşamak hakkı,, da benim için bir "karanlık fikir,, di... Bu iman akla nakadar zıt gelirse gelsin, bir imandır, bu iman ilmî tahlillerden, mantıkî istidlallerden nakadar kaçarsa kaçsın, yine bir imandır, her iman gibi bir kuvvettir, ve her kuvvet gibi yoktan var edici, yaratıcıdır. Harbin zararları, Anadolunun nüfusu, hiç bir felâket hiç bir sebep bende bu imanı sarsmadı, sarsamadı. Bu ka ra günlerde bile türk milletinin bitmez tükenmez olan "yaşa mak kudreti,, ne iman ediyorum; Dinde bütün masivadan mücerret bir Allah var, diye haykıran, ahlükta manfaa i hodbinliği gömen, zevkte, san'atte sadeliği, kibarlığı beye-,

g nen, tarihte bir devir kapayıp ikinci bir devir açan Türklerin insaniyet aleminde bir vazifesi, hatta vazifeleri olduğuna iman ediyorum. Bu iman yalnız benim değil, en cahil köylülerden en münevverlerine kadar bütün Türklerin samimî duygusu, en canlı bir aşkıdır. Bu sihirli kuvvet her gün bir kerre daha Türklerle meskûn olan topraklan sarsıyor, ve ondan yeni insanlar, yeni mucizeler çıkarıyor! Yine onun, o imanın şiddetli bir hamlesile bugün yarın bu topraklar üzerinde yepyeni bir türk medeniyeti dogamayacağım kim, hangi ilim, hangi aklıselim idda edebilir?..

Yalan ve riya
Eğer ruhu madde gibi, canlıyı camit gibi parçalamak caizse, memleket hakkındaki hislerimizi de ikiye ayırmak, parçalamak caizdir: Betbinlik, nikbinlik... Betbinlerin ağZında dolaşan sözler hep: Ölmek, batmak, parçalanmaktır. Bu iki cereyan çok kere zıt ve düşman olan iki şey gibibirbirine çarpar, birleşmiyerek, anlaşmıyarak birbirini ezer ve üzer... Betbinler çok kere hayatın dişini, ölüsünü gören müşahitlerdir; ilimleri müşahedelerinden, hesabtan, akıldan gelir. Nikbinler daha ziyade hayatın içini, seyyalesini sezen müminlerdir; hükümleri histen, kalpten, ilhamdan doğar... Akıl, hesap işidir; his, imana bağlıdır. Betbinlik ile nikbinlik nasıl zıt ise; madde ile ruh, fikirle iman da öylece ayrıdır. Ölü ile diri bir değildir. Dökülen, kırılan her şey maddedir. Ayıbı görülen, kusuru anlaşılan her şey maddedir. Fakat ruh, iman, mefkure, ne derseniz deyiniz, hayat, canlı, yaşayan böyle değildir; maddeden ayndir. Meselâ Allah tutulmaz, gözle görülmez, kusuru, noksanı düşünülemez, her türlü tahlil ve tenkidimizden kaçar. Yalnız yalnız duyulur, yaşanır, sevilir, uğuruda maddeler, vücutlar, miletler ifna edilir...

Ölüye takılmak. sütü temiz Türklerindir. Fakat ne bu hürmet.. en azemetli mefkureleri yer yüzünde asırlarca muhafaza ve müdafaa ettiler.Deseartes' İarda. gerçe bizim ona karşı bir vazifemiz vardır. kurşunlar alemi gibi bir de dinler. Bu feryat vazifesi ise inkılâpçıların. Artık bütün imanlarımız. imanı fikirle tenkit eden felsefe delâlettir. ahlâklar. san'atler. Fakat ölü daima dirinin na'şıdir. Kurunu vustanın ihtiraslı ve iztiraplı hayatından bütün benliği.. Bu yarına varmanın en kısa yolu nedir?.Ruhu madde ile anlayan. mefkureler aleminin ve nihayet. bütün emellerimiz yarın için. Lâkin girdiği gün artık mefkure değildir. yaratıcılığına şehadetler. bütün istiklâlile sade. elimizde yaşanmış bir aşkın cesedinden başka bir şey kalmamıştır!. yalan ve riya!. ölmüştür. alnı açık. madde. Onu gömmek lâzımdır.. ne de bu vazife dirilere karşı olanın aynı değildir. Sofistlerden. ilmin tekâmülünü bütün tetkik ediniz. maneviyatı akılla tartan. Mefkure yer yüzüne inince madde kisvesine girer. Maneviyat Türkler tarihte büyük vazifeler yaptılar. ilim mantığının. demirler.. ölmekle birdir. mananın artığıdır. Omuzlarımıza çöken bu muhterem cesedi." hakkı hayatı olmıyan bu ölü maziyi gömmektir. vakur bir mimari icat . Felsefenin sırrını. Kante'larda süzülen felsefe hamlesinde ne göreceksiniz? Dağlar. büyük ve mukaddes yarın içindir. akıl cihazının kavrayamıyacağı derecede hususî.Aristolardan gelen. Gerçi bizim için bu ceset hürmete lâyıktır. taşlar. vicdan kudretinin varlığına.. mahrem olan bu his aleminin. En büyük düşmanımız. Ve en büyük delâletimiz bu felsefedir. Bu defin yalnız bir şartla mümkündür: Ölenin öldüğünü en tiz ve en yüksek sesle bağırmak. hayatı..

Bütün ananeleri. Her iki dehanın menşei bir olmadığı gibi. bütün seciyelerile kendilerine mahsus bir medeniyeti hemen hemen yoktan var ettiler. Şimdiye kadar gelenler Türkün bu içerideki zafını anlayamadılar. aklın. Türk maddeten zayıftır. İkincileri yetiştiren zevktir. zaman ile.. Darülfünundur. mefkureyi yaşatan sanatkârlar. Birincileri yetiştiren tahsildir. her iki faaliyetin tabiati. Bu intibahı da san'atkârlar yapar. ne muharebeden bahse hacet yok! Bir siyaset iflâsından. Bu inkilâp ilmî bir inkılâptır._. Garbin. bütün bu hamlelerinde millî dehalarının şiddetini gösterdiler.. garbin zinet ve sefahet iptilâsına karşı sadelik zevkini canlandırdılar. Eğer bir millet fikren hasta ise tedavisini akılda. Artık samimî Türkler için ne rauahedenameden. Türk maddeten zayıf. fikir. heyecanlarının tekevvününde. manen zayıftır.. Bütün bu icatlarında. bunlar da doğrudan doğruya hayatın mevlududur. bir sevkulceyş hatasından evvel. Eğer bir millet hissen hasta ise tedavisini kalbte. muhakemenin usullerinde. yardıkça başka yerden patlak verdirdiler!. Bu intibah bediî bir intihahtır. tetebbüün mahsulüdür. maneviyatta bulacaktır. Asya Türkçesinin canh unsurlarını alarak yepyeni bir terkip ve imtizaçla sade. bir ruh harabesi var! Türk milletinin yarınki hayatını tanzim edecek olan güzideleri başlıca şu iki sınıfa mensup olacaklardır. usulleri de başkadır. Bu inkilâbı yanliz mütefekkirler yapar. maddiyatta bulacaktır.. Garbın menfaat ahlâkına karşı hasbilik ahlâkını. onlar zekânın. Acemin.. Türk manen zayıftır. mefkuresinin. Nihayet Türkler çöktüler. Türkün hasta vücudu örselene örselene bir gün geldi yıkihverdi! . iztirap ile çöktüler. mantıkî bir dil yabtılar. çünkü Türkün maneviyatı mazisinin enkazı altında kalmıştır. heyecandır. ilim yapan mütefekkirler. çünkü manen kuvvtli değildir. hastayı hep dışından tedaviye koyuldular! Hastanın vücudunda çıban gördükçe yardılar. 8 ettiler. hissi. gözlerinizin önünde duran bir millet yıkıntısı.

gibi düşünüp te basit unsurlarını araştıran psikoloji müellifleri . canîı bir ahlâk şeklinde cesetlendireceklerdir. Hele seciyeyi "bir cismi mürekkep. ölüden diriye sıçramak lâzımdır!. Bunun için vicdandan gelen bir hamle ile silkinmek. aklıselimini. Türkün manevî dertlerini sezecek. Kitapların kuru ibareleri üzerine kapanmış. herşevden evvel bir duygu. izan ve takdir işidir. maneviyatını islâh vazifesi nasıl teslim edilebilir?!. duygularının bütün berraklığını kaybetmiş.— 9 Mazinin bu hatalarım tekrar etmek için güzidelere başka fikirler. Mazi ile hal " Seciyeli. çöken mazisini atıp. İnkılâbın sırrı şu noktadadır: Riyayı kaldunp samimiyeti bulmak!. altında henüz sıcak.. riyadan samimiyete. düşünen devirlerinde olduğu gibi. Ozaman Türk kendi benliğini tekrar bulmak zevkile tarihinin duyan. gözleri pencereden dışarısını bile göremeyen kafası dolgunlara böyle bir vazife.. Herkes her alim. daha doğrusu kelimenin kaç manası var bilmem! Benim bildiğim bîr şey varsa o da bu kelimenin psikoloji kitablarmda bile manasının pek açık surette tespit edilmemiş olmasıdır. Bu iş bir fikir ve mantık yahut cesaret meselesi değil. Kelime ne manada kollanılıyor. her kahraman bu manevî hastalığı tedaviye ehil. edebiyatını. kahpten ruha. Türkün hissî inkilâbmı yapacak olanlar yalnız sanatkârlardır O sanatkârlar ki Türkün ölen. seciyesiz „ diyorlar.. kafaları mücerret kelimelerle dolmuş. memleketin ahlâkını. yaratmak kudretini gösterecektir. başka istidatlar lâzımdır. bu maneviyat alemini sezmeğe muktedir değildir. henüz yaratıcı olan hayat kuvvetini bulacaklar ve onu canh bir edebiyat.

Bu ilmî telâkkilerden sarfınazar her halde seciyenin zihnimizde az çok vazıh bir surette delâlet ettiği. benim hatırıma gelen şu vak'adır: Ayasofya Camii şerifindeki Ciharı Yarı Güzin lavhalannı herkes bilir: Allah.. hatırlattığı bir vak'a olacak... her hotbinliği unutuyor. Boylan ise belki altı yedi metrodur. oüyüklüğü değil. cehit karşısında duran bir Türkün alacağı vaziyeti alıyor. Kazesker Efendinin eserlerinde yazı tarihinde şeyh Hamdullah efendiler. Bazılarına göre seciyenin unsurları sadece irade ile histir. Hafız Osmanlar. Mustafa İzzet efendi büyük bir hattat aynı zamanda büyük bir musikişinas idi.. lâvhasını yazan Şefik Bey de büyük bir hattattı.- 10 - çoktur. fakat hiç bir zaman yazıda Kazesker Efendinin kâbına erişemedi. Mustafa Rakımlar. Seciye der demez. eser. O. Galatasaray Sultanisin hat muallimi olan Mehmet izzet efendi merhum değil. Büyük adam her gururu. Bunu ancak yazı ile uğraşanlar hakkile takdir edebilir. bakıyor kî talebesi artık mertebeyi kemale ermiş. Celâlettinlerdeki gibi bir hususiyet vardı. Dikkat ediyor. o tarihten sonra . yazı kâinatında koca bir âlem idi.. Bende bu hatıra eski terbiyemize ait bir vaka'mndır. Bu lâvhalarm hattatı Kazesker Mustafa İzzet Efendi merhumdur. Kazesker Efendi müsveddeyi evirip çeviriyor. Harbiye nezaretinin methali üzerindeki "Daireyi Umuru Askeriye. Bu yazıların asıl şayanı hayret olan ciheti. Bu büyük lâvhalarm her elifi bir insan gövdesi kadar geniştir. Bir gün Şefik Bey büyük bir Celi yazısını tashiettirmek için hocasının. kemal şeref ve tevazula diyor ki: — Maşallah Şefik Bey artık bizi de geçtiniz. Bunlar yazı tarihinde bir devir başlangıcı olacak derecede müstesna eserlerdir. Alfred Fouillee gibi bazı müellifler de "seciyenin terkibinde zekâ da vardır.. muvaffakiyet. güzelliğidir. Muhammet. şayanı iftihar derecede bir hattat olmuştur. galiba yalısına gidiyor. diyorlar. Kazesker Efendiyi geçmek! Bu.

Şefik Bey böyle bir iltifata lâkayit kalamıyor. kendi yatağını bozmuştur.. Diyerek hocasının ellerine sarılıyor!. yüzde iki ihtimal mevcut olsa. istikbale akmamış. İzmir Rumlarından para toplamak için. Ona mecrasını bulduracak olan. yalnız samimiyet. Papulasın nutku Dün "Vakit. Bu bir lâvhadır. Terakki. de okudum. nasıl mukabele etsin ?! — Aman efendim estafurullah!. Mamafih bu söz üstadı azamın ağzından bir kerre çıkmıştır. belki tıkanmıştır ve her taraftan taşan hayat. maziyi devam ettirebilmektir. mütemadiyen değişmektir. Şimdi mahviyet ve tevazua bu kadar meclüp olan bir milletin dehası nasıl olur da bu seciyeye taban tabana zıt olarak arsızlık ve yüzsüzlük şekline girebilir?!.M gelenler arasında Şefik Bey de dahil olduğu halde kaç hattata müyesser oldu acaba?!. Sadeliğe ve kanaata o kadar mclüp olan bir millet nasıl olur da israfa ve iptizale bu derece meftun olur ?! insanın hüküm edeceği geliyor ki mazimiz yürümemiş. Yunan Ceneralı Papulas. bir şiirdir. Her şey yakın mazi ile taban tabana zıttır! Acaba nasıl bir tarihî inkilâp oldu da her şeyin altı üstüne geldi.. Fakat hiç bir zaman mazisile alâkasını büsbütün kesmek değil! Değişmek fikrinde maziye saplanıp kalmak yoksa da.. nihayetinde İzmirin istikbalini karanlık görenlere hitaben diyor ki: " İzmirin bizim elimizden çıkması hakkında çok değil.. bundan dört ay evvel kordonda bir nutuk veriyor. biz Asyayı Sugaradan Türk- . İşte o devrin hattatile şakirdi!. her şey külliyen değişti?! Gerçi feylesoflar derler ki: Hayat değişmektir.. mazisinden çıkmak ta yok!. Ya şimdi?!. yalnız şuurlu bir tenkittir. Güzelliği zamanına göredir.

Çünkü tabiatta hiç bir devlet yalnız değildir. Bugün Yunan kuvveti. gayet basittir: Bir yandan Türk sekenesini. Asyayı Sugaray otuz sene istifade edilemez bir hale getirmek için yapılacak iş. İcabında da bunlardan tecahül etmek kolaylığı daima vardır! Çünkü aynı gazetenin verdiği malûmata göre Yunan işgali altında kalan türk köyleri ve köylüleri bugün yunan çeteleri tarafından yakılmaktadır.. arkasındaki Yunan hükümeti tarafından arzu edildiği gibi terbiye ve tenmiye edilebilir. rum zenginlerinin hamiyetini tahrik için Türk köyleriniu nasıl yakıldığını ve yıkıldığın1 da söylemekten çekinmeyecektir!. hem de ele avuca sığmayacak bir teşkilâta lüzum vardır: Çeteler!. askerî satvetini ve madî kudretini tahdit eden . İzmir ve Bursa gibi en zengin. Şu halde dört ay evvel Papulasm söylediği nutka mevzu olan o sözler artık bugün. bu Asyanın üarp taraflarını işgal ediyor. çılgın ve salgın devirleri vardır: Nitekim bütün cihana ilânı harp eden ve yarı Avrupayı istilâya koyulan Almanyanın o zamanki halini tetkik eden içtimahiyatçı Durkheim buna " Dehameti irade „ diyor ve Almanyanın er geç mağlup olacağını keşfediyordu.. Papulasm arzusu veçle. O zaman Papulasın diramını oynayacak. Bu gayrı mes'ul kuvvetler. Şu var ki "Ben Asyayı Sugaraya medeniyet getiriyorum!. en uyanık. Papulasın sözlerinde zulmü ifade için öyle bir kudret ve samimiyet var ki. velev Yunan hükümeti olsun. Ceneral.. iddiasında bulunan bir hükümet. Asyayi Sugara Türk vatanının en mühim parçasıdır. bu yağmakeriiğj açıktan açığa yapmak istemez. Çünkü bazı menfaat endişeler1 buna manidir. bir yandan da servet ve sanayiini mahvetmektir!. bir niyetin ifadesi değil.. en müterekki ahalimiz bu işgal edilen kısımdadır. en bereketli.. belki kanlı bir vakanın hikâyesidir!.— 12 — leri otuz sene istifadeden mahrum edecek vesaite müracaatta tereddüd etmeyiz. Anlaşılan fertler gibi milletlerin de hastalıkları. topraklarınız.

. yakacak.. tetkike çalışan insaniyet alemi. Fakat tabiat değişmez. milletin namus ve şeref duygusu. bilâkis yaratıcı ve lâyezal olduğunu kaydediyor. mütemadiyen sağına soluna saldıracak. kesecek. zuiüm ve istilâ makinesi çahşa çalışa. Benim müracaat edeceğim kuvvet. fakat nihayet tükenecektir. iradesi diğer milletlerin iradesile. vicdandan gelen bizim kuvvetimiz ise bütün manevî ve . ^ İşte. milletin şuurudur. „ diyen ve izmirden çıkmak ihtimalinin kuvvetleştiğini görünce aynı Anadoluyu çeteleriie yakan bugünkü Yunanistanın hali dünkü Almanyanın halinden farklı değild r. Öyle bir şuur ki Yunan istilâsı karşısında derhal bir orduyu yoktan var etmiş ve diğer bir devlet için yeni bir hayat mebdei bulmuştur. serveti diğer milletlerin servetile tahdit edilmiştir. biçecek. Böyle bir devlet. sadece.— 13 — diğer devletler vardır. bu muayyeniyeti tanımamış olan bir devletin şuuru körleşmiş. İşte Almanya gibi bu hakikati. şuuru kör. feylesof Bergson bir nutkunda Almanyayı büyük bir makinaya benzetiyor. Haktan. nihayet aşınacak. Türkü belk Türkten daha iyi tanıyailir. Dünkü büyük Almanya gibi. Diğer cihetten. yıkacak. selâmeti fikir ve muhakemesidir. bugünkü küçük Yunanistan da iradesi şişkin.. para ve kömür kuvvetile işleyen bu harp. bir gün gelup kırılacaktır. iradesi şişmiş demektir. Papulasın ağzile " İzmirden çıkarsam Anadoluyu yakarım!. Türk milletinin bu hakarete lâyık olmadığını mevzubahsedecek ve müstesna medeniyetimizi insaniyet âlemine ilân ve müdafaa edecek olan ben değilim.. ahlâkî kuvvetlerin ise mahvolmayacağmı. hep saldırıyor. Afrika içlerini ve buz kıtalarını bile keşfe. bir makine intizam ve kudretile çalıştığını izahettikten sonra kırıldığını ve aitmda milyonlarca insanın ezildiğini tasvir ediyor ve manevî. Yunanistanm bugünkü muvaffakiyeti herne olursa olsun.. İşte o şuura söylüyorum ki: Yunan makinesi pek yakında bir gün kırılacaktır.

Kaç gündür gönlümüz Anadolunun. tekerleğin geldiği tarafı arar gibi ellerim uzatıyordu. Arabamız köşeyi döner dönmez ileride. Keder yolcuları Geçen yaz.. hemen yolun kıyısında oturan bir köylüye rastgeldik. Kör sadece: — Uğurlar olsun size! Dedi. yaşamak ve çoğalmak aşkını duymak işin Ilgazlara gelmişlerdir!. ve nihayet aşındırıp kırmaktır. gözleri çukura kaçmış bir kördü! Arabanın yaklaştığını duyunca sükûnetle ayağa kalktı. tepelerinden güneş yiyen bu uzun boylu mahlûklar. dindar anadolu topraklarının yeşil ve canlı minareleridir! Üzerinde bu yeşil minareler yükselen sırtları saatlerce çıkarsınız ve sulak bir vadiye doğru saatlerce inersiniz. Zengin bir dekor içinde yolculuk ediyoruz. Bu mücadeledeki bütün hüner ve dehamız zulüm ve şekavet makinesi ni mümkün olduğu kadar . Bu adam.. nevilerinin bütün neşvmema hırsını. taşmak coşmak için vesile arayordu..— 14 — rahmani kvvetler gibi lâyezaldîr... Arabamızı anadolunun iztiraplarını söyleyen bu canlı heykelin karşısında durdurduk ve ona sadaka verdik. hoş bir memleket zannederler. artık hareket etmiyordu. Köklerinden kum. Öyle zamanı olmuştu. Ilgazlann her sırtında. toprağının her karışında ferdleri on on beş metro yükselen bir çam ailesi vardır. Yüksek bir tepeyi aştıktan sonra bir derenin kenarına inmiştik..bizim için az zararla . bu hazin ve rüya memleketinin aşkile dolmuş gibiydi. Dağların etek lerinden adım başına sızan sularla ıslanan çamurlu bir yoldan geçiyoruz. nüfusu çok. Akşama doğru artık bu çam dağlarını terk . Çamlar.çok işletmek.. temmuz iptidalarında Kastamunu ormanlarını geçiyoruz: Ilgazları görenler yalnız çamlarla meskûn.

havaim ve . bu maruldan başka hsr şeye benziyor! Bu yenmez ki!. daha fazlası mukadder değlmiş. ihtiyarın biride raksediyor. Çocuk bu parayı hiç görmemiş gibi bir müddet evirip çevirdikten sonra. Nasıl marul bakayım! Dedim. dinleniyoruz. Kadm tekrar çocuğun kolundan tutup sürüklüyor ve: — Uğurlar olsun kardeş!. Bu kadın. O sizin neniz olur? —r İşte o kör bizim köyden. Kadın korkak bir vaziyetle elindeki mendili açtı. Kadıncağız mahcup oldu ve ne diyeceğini şaşırdı. dedim. Bu kaval her zamanki gibi dokunaklı. bu raks sade olduğu kadar canlı idi. Diyordu. Ben kötü mal gören müşteriler gibi alelade: — Kadın. biri kaval. acemileri oyuna teşvik ediyor. Kafilenin kumandanı olan çavuş. Kadın yaklaşınca: — Kardeş! Dedi. annesine verdi. hem de otuz kırk kişilik bir sevkıyat kafilesinin istirahat halini seyrediyoruz.— 15 - etmiştik. çalıyor. ileride bir köre rasgeldiniz mi? — Evet rasgeldik. Bu tesadüf çok hazindi. Dedim.. iki saat kadar ilerde!. çocuğun kulağına eğilerek gizlice bir şey söyledi. Uzaktan gelen çocuklu bir kadm nazarı dikkatimizi kendi üzerine celbetti. araba yolcularına bîı kötü marulları satarak geçiniyordu..raksın tesirini sürükleyüp götürmüştü. . içinden susuzluktan büyümemiş bir kaç marul fidesi çıkardı. Az çok neş'elendik fakat. yine köye götüreceğiz. Kadın böyle diyerek çocuğun elinden totup sürüklerken sualimin samimiyetinden cesaret almış gibi.. dedi ki: — Ağa marul istermisiniz? — Marulmu?. Çucuk bize döndü. Yolun bilmem hangi noktasında arabamız yine durmuş.. O aralık hatamı tamir için çocuğun eline bir mecidiye verdim. hiç şübhesiz Harbi Umumîde kocasını kaybetmiş genç bir duldu.

. aynı talihin kulları. İstanbullular ne halde?! Ve diyordum ki. Bu vak'ayı gencin ağzından dinlediğim zaman hayli nazari dikkatimi celbetmisti. gencin hesabı dörde karşı birin hesabı değildi.. Adamcağızın sokakta çalışmaya gücü yetmiyor. Genç adam teslim olmayı güçüklük saydığı için bir kayayı siper aldı.' — Tığ. dulun eri dönmesi hikmeti ilâhiyene mugayirse. biz Türkler hep aynı haldeyiz: hep aynı ikbalin düşkünleri. çocuk. ince ve titrek bir şeşle soruyor. genç. On yaşlarında sarı benizli sıska bir kız çocuğu girdi. ihtiyar. tecavuza karşı nefsini müdafaa eden bir adamın hesabiydi. Çaycı izahatat verdi: Bu. şu yaşayan çocukları olsun öldürme!. Bir müddet sonra eşkiya kaçtı.. Ey kum dağlarını ve çam ormanlarını yaşatan ve çoğaltan Allahim! Körün gözü parlaması. Dört kişinin tecavüzüne karşı nefsini . evinde tığ yapan fakir bir adamın kızıdır. bununla geçiniyorlar!. İki taraftan ateş açıldı. Genç salimen babasının evine döndü. Çaycı bu sefalet ve mücadele hikâyesini anlatırken ben de üç Anadolu seyyahatimle Anadolularm bana sordukları suvali hatırlayordum. — İstanbul nasıl.- 16 — Yine dün akşam çayhanenin birinde oturuyorum.. Elinde siyah bir tepsi üzerinde beyaz madenden işlenmiş bir parçayı müşterilerin önünden geçiyor. aynı kederin yolcularıyız!. ellerile tığ işliyebiliyor. Vicdan ve irade Geçen yaz Niğde yerlerinden birinin oğlu bağdan dönüyordu. Dağda karşısına dört silâhlı çıktı ve teslim olmasını istediler. istermisiniz?.. kızı da bu tığları yirmi beş kuruşa satıyor. Anadollu. Daha doğrusu bu bir hesabtan ziyade bir mucizeye benziyordu.

Niğde evlerinde bu gün o kahramanlığın maceraları söyleniyor ve en çok hayret edenler arasında yine kahramanlar bulunuyor. Bn manevî kudret ve kuvvetin şanı yalnız maddî kuvvetlere er geç hâkim olmak değil. iradenin kendisidir. ve bir kuvveti vardı: İrade. En ihtiyarları başta olduğu halde iki üç yüzü birden dağa çıkıverdi. fakirin zengine karşı zaferinden ibaret olan bu harika ancak manevî kuvvetlerin maddî kuvvetlere karşı olan hâkimiyetiie izah edilebilir. kendi eseri karşınında kendisi de hayret ediyordu. O da bizim gibi birin dörde karşı müdafaasını şahane buluyor. ne de bir erkânı harbiyeye malik değildi. İşte bütün Anadolu harekâtı aklın ve hesabın çerçevesine siğdınlamıyan vicdanî ve iradî eserlerdendir Hatta denilebilir ki bu müdafaa vicdanın. bitmez tükenmez bir kudret ve kuvvet hazinesine malik olduğundandır. şecaatin daha büyük manzaralarını gördüler: Millî Hareketin başlangıcında Sivastan gelen istiklâl ve müdafaa daveti Niğdeliler arasında anî bir aksi tesir gösterdi: Bu daveti redde müstait olan memurlar bir gece ansızın memleket haneme sevkediliverdi. bu. mahvolmamak. alçalmıyor yükselivorsa. Niğdenin hafızasında yaşıyan hatıralar yalnız bu münferit şecaat vakıalarından ibaret değildir. Zayıfın kaviye. Bu ufak başı bozuk kuvvet bütün da yollarını k apadıktan başka bir gün muntazam bir ordunun altı yedi yüz kişisini de esir ederek Niğde sokaklarına indiriverdi. Bu ufak kuvvet ne fennî bir pilâna. . Yalnız bir amiri vrdı: dan.. ve bir gün gelip maddî huvvetlereri de yaratmaktır. yorulmıyor yoruyor.— 17 — ne suretle müdafaa edebildiğini o da izah edemiyordu.. Aynı memleketin evlâtları azmin. azın çoğa. Eğer Anadolu korkmuyor korkutuyor.

bilâkis tarihin büyük vect ve hürriyet zamanlarında olduğu gibi. Kalp. her iş en gürültüsüz ve en üzüntüsüz bir şekilde yapılıyordu. her yer. yara. Gerçi Ank araya giden bütün şosalardan akın akın cephane kervanları. soğuk. hükümet konağında düşünülen. Ocakta. ruhlarda ihtiras yoktu..Anadolu harbinin felsefesi Geçen yaz Anadolunun harp sahasına en yakın olan Vilâyetlerini gezdim. sulh içinde yaşayan bir memlekette zannedebilirdiniz. yolda. Türk ordusu düşmanı içeriye. asker kafileleri geçiyordu. bu ruhlarda derin bir tevekkül. için muntazaman ricat ederken. her his müdafaya çevrilmiştir. Öğünlerin birinde cepheden henüz avdet etmiş olan Mustafa Kemal Paşa muharebenin safhaları hakkında Millet Meclisine izahat ve- . Açlık. tarlada. Sakarya harbi Ankara muallimler kongurasımn toplandığı bir zamana tesadüf ediyordu. hatta ölüm. Pulath hattına kadar çekmek.. Anadolu müdafaasının göze görünen kısımdır. O âlemde her fikir. Tabiî olmıyan. Sakarya harbinin bütün şiddetine. ruh ciheti ayrı bir âlemdir. Fakat bu hareketlerde hiç bir gösteriş yoktu. Anadoluda ölmek bîr emri tabiîdir. top arabaları. kader ve talihe karşı büyük bir teslimiyet vardı. Zira bu vect her türlü maddî iztirapları eritmiştir. maddî olan her felâket. Anadolunun bu sükûnet ve sekineti yanlız mafevkinin emrine itaat eden cahil ve masum halkta da değil.. tayyare takımları. Anadolu müdafaasını yoktan var eden kumandanlarda da vardır. her acı bu iklimde duyulmaz olmuştur. Ankara Darülmualliminin natamam binasında toplanan genç ve ihtiyar muallimler. Tarihin zulüm ve tecavüz devirlerinde olduğu gibi zihinlerde ihtilâl. bıkkınlık ve yeistir. Bu. her kes sakindi. duyulan hep o müdafaadır. müdafaanın bütün fevkalladeliğine rağmen Anadoluda her şey. yorgunluk. Türkiye maarifinin islâhı ile uğraşıyorlardı. O derecede ki kendinizi harp etmiyen.

yahut bu insanlar bütün bir orduyu var ettikten ve bu ordu ile adedi. hangi esrarengiz . Öyle ise Anadoluda bu harbin mahiyetini. Uzak köylerde bile cephe menkıbelerini dinlemek. hudutların selâmeti için çalışan köylüleri. sırtında cephane taşıyan kadınları görmek kâfidir. Elinde harita. Ohalde bu saf. cahil ve fakir halka davasının hak. en ufak bir müsademeden. ihtimallerini düşünecek. İnsan bu hakikati gözile gördükten sonra kendi kendine sorar ki: Acaba Anadolu halkı türk ve yunan harbinin bütün fennî ve askerî mahiyetini. en sade bir lisanla fikirlerini ifade eden bu zatin hali sade bir lisanla meramını anlatan bir mukarririn hali kadar külfetsiz idi.|Q riyordu. gösterişsiz çalışan bu insanları görenler için iki nazariyeden biri: Ya Anadolu yaptığı muazzam müdafanın tarihî ve insanî kıymetini taktirden aciz insanların ülkesidir. düşmanının zebun olduğu kanaati nerden geliyor ? Kim. vakur insanların vatanıdır. atisini tenvir etmek maksadile köylere ve en cahil köylülere varıncaya kadar telkinatta bulunmak maksadile teşkil edilmiş bir propaganda şebekesi mi vardır? Yine hayır!. Cephede ve cephe arkasında sessiz. Anadoludaki j millî hayatın nevi şimdiye kadar zihnin ve lisanın icat ettiği mefhumların hiç birile kabili ifade değildir. her tecavüzünü ve hayatın her şeametini sükûnetle karşılamaklar ve her maddî kuvvete karşı sebat etmekten ibarettir. Hulâsa Anadoluda en küçük bir neferden en büyük bir kumandana. Sakaryada galip geldikten sonra kendi mucizesinden gururlanmiyacak ve hiç bir nümayiş yapmayacak derecede yüksek seciyeli. ikinci nazariyenin ne derece doğru olduğunu anlamak için mutlaka cephelerde bulunmak lâzım değildir... Zannedersiniz ki Anadolu kumandanlarının bütün dehası düşmanın her kuvvetini. her zafer nümayişsizdir. vesaiti daima katkat faik bir düşmana İnönünde. en büyük bir melhameye kadar her insan sakin. zafer hususunda yüzde yüz emin olduğunu anlayacak derecede münevver midir? Hayır!.

Bu esrarengiz şuur hiçbir ilmin. kabiliyeti harbiyesini hesap ettiren. Yunanlıların bir çok maddî hususlardaki faikıyetini düşündüren kuru bir akıl ve muhakemenin çıkardığı riyazi netice değil. fakat tarihimizin. Köylerden asker çıkaran ve onu yeryer müdafaa merkezleri haline getiren. ahlâkın. bir şevki tabiî. Gerçi Almanya da Belçika ve Fransa gibi dünya üzerinde hak davasında bulunuyordu. gerçi Almanya da kendisinin ali ve ilâhî bir ırk olduğunu iddia ediyor ve bu iddiasını teyit edecek ırk nazariyetîerine . en nihayet bütün mütemeddin insaniyetin huzurunda "İşte ben varım ve var olacağım! „ dedirten bu şevki tabiîdir. en derin ve en samimî benliğimizin sesidir. hiçbir talimin ve hiçbir propagandanın mahsulü değil. silâh olmayan yerde taş. dinin.. mefkurenin adeta kendisidir. bir namus uğruna köylüsünden kralına kadar bütün topraklarını ve bütün medeniyetini düşmanına istilâ ettiren Belçikanın ve aynı hassasiyetle düşman istilâsını istihkar eden Fransasra vaziyetidir. cepheye koş ! Allah seninle beraber dir. hayatımızın. vesaitini.. İşte bu lâhutî kudret aklın ve muhakemenin sathına çıktığı gün Anadolu Türkü kendisini mintarafillâh bir vazifeyi mukaddeseye memur duydu ve peygamberlerin. fakat tarihî ve manevî bir hayatı olan bir milletin vicdanının en derin nahiyelerinden gelen bir ilham. Artık hiçbir şeyden korkusu kalmamıştı Bugünkü Anadolu hükümetinin vaziyeti için en yakın misal ne olabilir? Bir Frausız mütefekkiri için bu cihanı istilâ sevdasına düşen ve kendinden başka kuvvet. nihayet muntazam bir orduya kaiben. diyor?!. fatihlerin iradesini kendi nefsinde buldu. istihkâm bulunmayan yerde göğüsle müdafaa ettiren. yaşamak ve hürriyetini müdafa etmek şevki tabisîdir._ on _ kuvvettir ki "Köylü. Bence bu esrarengiz kuvvet iki tarafın kuvvetini.. kvvetten başka hak tanımıyan Almanyan değil. sanatın. velilerin.

hudut. Fakat topları patlamaz.. Gerçi Alamanyada ._j. Fakat nihayet tükendi!. diyordu... . maddî idi. Aîamanyanın iradesi salim bir irade değildir. gemi. şeref ve namus. Dünkü Alamanya "Millî hududlar. Bu günkü Yunanlılar da dünkü Atamanlar gibi tabiatin kanunlarına karşı isyan etmiştir. Çünkü Alamanyanın kuvveti manevî değil. fakat Alamanya haksızdı!. dehamete uğramıştır.. Almanya yalnız askerî hududlara değil aynı silâhla beşeriyetin mali müştereği olan manevî sahalara. top gibi maddî kuvvetlerini nüfusun. „ gibi insanların en mukaddes tanıdıkları kıymetlere ve mefkurelere hücum ediyordu. zaruret tanımıyor. unvanile yazdığı risalede: Alamanya mağlûp olacak. Belçikanın hududlarım çiğnemişti. dışarıdan.. Almanya gibi bu milletin de iradesi salim bir irade değildir. kurşun. Gotik san'atinin en mütekâmil eseri olan Reims kilisesinin dantel gibi mce oymalarını Krup fabrikasının obüsleri tuz gibi dalı*] Bu hükümlerin esasi içtimaiyatçı Durkheim'la feylesof Bergson'undur. Gerçi Alamanyanın da namütenahi zannedilen kuvvetleri vardı. Bu gün müteveffa Dürkheim'm nazariyesini teyit eden misal Yunanlıların vaziyetidir. fakat münhezim ve makhur oluyordu. Gerçi Alamanya da dünyanın en cesim toplarını dokuyor ve müthiş tahtelbahirler yüzdürüyordu. servetin. Nüfus. ve gayet namuskâr olduğu için Harbi Umumîde bitaraflığını bozmak istemiyen ufak bir milletin. Kuvvet içeriden gelmiyor. toptan ve gülleden geliyordu! [*]. İradeyi beşer bu kuvvetlerin zaruretlerile mukayyettir. hürriyet. gemileri yüzmez oldu!. dehamete uğramıştır. çünkü tabiatta beşerî kuvvetler haricinde maddî kuvvetler vardır. İçtimaiyatçı Dürkheim " Harbi kim istedi?. idare adamlarının kifayet edemiyeceği mesafelere döküyor. Büyük Kante'm milleti o kadar büyük feylesofları olmıyan fakat buna mukabil gayet çalışkan. 91 sarılıyordu..zaferi nihaî. halbuki Alamanya bu tabiî kuvvetlere de isyan etti. diyordu. bedialara da hücum ediyordu. para..

Halbuki bizim kuvvetimiz tükenmiyecektir. Alamanyamn toplan Yunanistanın Efzunları gibi tükenen kvvetlerdendir. Bizim bu itikadımızı sarsacak hiç bir ilim. tüfekle her şey mahvolur sanıyordu. Zira manevî kuvvetlerin menbaı ilâhîdir. müsamere seyrediyorlardı. Beiçikanın vatanperverliği Türkün namus ve kahramanlığı gibi tükenmiyen kuvvetlerdendir. nihayet vasıl olacağım netice şudur: Yunanistan düşecek. Almanya da topla. Harbimizin felsefesi hürriyetin felsefesidir. hislerde hiç bir uyanıklık hasıl etmeksizin saatlerce devam ediyordu!. Çünkü manevî kuvvetler yaratıcıdır. Mağlûbiyetin acısı henüz geçmemişti. âlemde tükenen hem de tükenmiyen kuvvetler vardır. hiç bir his yoktur. Çünkü maddî kuvvetler tükenicidir. Halbuki Meşhur feylesof Bergson'un"Harbin manası. adlı makalelerinde dediği gibi... Hülâsa ister Anadolu halkı gibi sadece hayat şevki tabiîsine müracat ediniz. Müsamere fikirlerde hiç bir iz. Yunan ordusu ergeç inhiiâl edecektir. İlâhî zafer Balkan hezimetinden iki sene sonra idi. Bizim ordumuz ricat etse bile inhiiâl etmiyecektir. Bir gün îstadbuiun oldukça uzak bir mahallesinde nümüne mektebinin bahçesinde çocuklar ve aileler toplanmışlar. fakat Yunanistan ölen Efzunlarının yerini doldurmıyacaktır. kadın erkek bütün halk bu tantanalı fakat cansız sözleri mihaniki ve gayrı şuurî surette aîkışlayorlardı. ister bir içtimaiyat âlimine sorunuz ve yahut bir feylesof gibi harbimizin mukadderatını maddî manevî kuvvetlerin mukadderatile izah ediniz.. Halkın bu intizarlarını görenler onun daha manalı bir şey beklediğine . Yunanistan makhur olacaktır.ğıtıyordu!. Türk kurtulacaktır. Halbuki Fransamn. Mini mini çocuklar manasını anlayamadıkları manzumeleri okuyorlar.

Millî intibahın bu safhası en sönük safhadır. Benim hafızamda millî intibahın ikinci safhasını tespit eden vak'a şudur: Bir akşam geç vakit Şehzade Başından geçiyordum. Bu ülkeyi kim. Bunların hiç biri evelden bilinmiyordu. ticaret filoları. Diyorİardı. hem de hayat hamlelerini taşıyan . hatipler: "Bir gün gelecek. cemaate karşı söz söylemekten çok sıkılan bir muallim konferans vermeğe başladı. senayii nefisesi olan bir devletindi. resmi ve musikiyi ilâve etmiş bir mütefekkirdir. muhakemelerinde ki vuzuh ve katiyetle teshir eden bir mütefekkir mevkii değil. Bu ülke muazzam bir devletindi. orduları. Bütün genç muallimler. titrek bir sesle. mezarlar insanlarla doluyor. Milliyetçilik sukutu hayali her türlü hayalsizlikten daha elimdi. fabrikaları. Genç muallim boğuk. hangi tarihe onu kaydetmek şerefini vermişti?. minareler kırılıyor. Konferansın mevzuu ne idi.. Bunlar da meçhuldü. Bu zat doktorluk mesleğine şiiri. harap yurdumuz Turan olacak!. Bu ülkenin havası saf. Bu ülke tarihin kaydettiği ülkelerin en müterakkisi. ekseriya da ellerinin kollarının sarsak hareketlerine müracaat ederek muhayyel bir türk ülkesinden bahsediyordu. diritnotları. Müsamerenin sonuna doğru yirmi yirmi beş yaşlarında bir genç. Fakat aradan seneler geçiyor. Türkçülük mefkuresinin bediî timsali bu " muhayyel ülke. İhtiyar bir dostuma tesadüf ettim. kimlere hitap ediyordu? Ne maksatla hitap ediyordu?. büyük mektepleri. Zaman zaman biz milliyetçiler rüyasında zengin olan fakirler gibi her uyanışta bir kere daha a vuçlarımizın içini arayorduk. genç hatibin hayali asla vücut bulmuyordu!.. serviler yıkılıyor. hangi millete tevdi etmiş. idi.— 23 — zahip oluyorlardı. Arkadaşları arasındaki mevkii sadece müspet düşünen. milletlerin tahayyül ettiği ülkelerin en muhayyeli idi. muharebeler oluyor. Genç muallimin rüyası o tarihte bütün genç milliyetperverim ruyasiydi.. toprakları feyyaz insanları çok çalışkandı. hangi kudret halk etmiş. topları.

Bu adam kimdi ? Sekiz sene evvel muhayyel ülkeyi terennüm eden . içimizde mircar olanlar haritasını yapsınlar. Bu tesadüflerden sonra hayli zaman geçti. menfi bir teşhirle kalmıyor. gelecek sene biraz daha ikmal ederiz. fazla olarak her ay yüz. her birimiz bir gün temel kazalım. duvarcı olanlar duvarını!. razla olarak tefekkür ediyor. Günün. Günün birinde Çanakkale sperleri içinde ölümle göğüs göğüse çarpışan ve ölümle sade vücudunu değil. usulede vakıf. Doktorun bu sözleri üzerinde düşündüm: İşte bir miliyetperver ki birincisi gibi hayalle. yine her birimiz birer tuğla getirelim.. aklının. Öyle ise arkadaşlar dedim.. gidelim yangın yerlerinde bir arsa satın alalım.. her hayal sararıyor.. hissinin bütün melekâtını karşı koyan bir kumandan memuren Şarkî Anadoluya gidiyordu. Fakat hayatın huzurunda bu doktorla o muallim ar* mdaki fark ne olabilir? Biri sadece tahayyül ediyor. Her yerde ölüm havası teneffüs ediyordu. her tefekkür tıkanılıyordu. Biz öldükten sonra da gelecekler çalışsınlar. İki ayda basit bir bina yapalım.. Bu gidişle bir yurt sahibi oimak imkânı olmıyacak. birinde Harbi Umumî Türkiyeyi İtilâf devletlerine mağlûp etmişti.. rüyasına vücut verecek fenne. Senelerdenberi de ocak için bir bina yaptırmak me'elesi görülşüüyor. Müstakil yaşamak istiyen Türkiye için artık hiç bir ümit kapısı açık kalmamıştı. içine girelim. Her zamanki gibi parlak gözlerini ileri dikerek kalın ve keskin sesile hikâye etti: "Senelerden beri Türk Ocağına gidiyorum. diğe . Yer yok. Doktorla aramızda millet bahsi açıldı. Her ümit. ciddi bir adammevkiiydi. hayali hakikate kalp etmek çarelerini buluyor.. iki yüz lira masrafımız oluyor. Ak saçlı doktor bu sözleri okadar i ddiyetle ve o kadar samimiyetle söylüyordi ki müteessir olmamak kabil değildi.. Gelecek senelerde yine çalışırız.. işte o kadar.- 24 - mezara girse kendisile birlikte hayatı sürükleyen' bir san'atkâr. burada belki üç bin kişiyiz. ölünciye kadar.

genç muallimin rüya sidir. mihraplarını yıkan. bu adamı evvelki enmuzeçierden ve dünyanın bütün şair. Bu adamda genç muallim gibi rüyasında bir ü ke görmüş. vicdanın en derin tabakalarına indiriyordu. namusu. münhasıran iyi düşünülmüş bir plânın. iffeti körleten. dağdan tepeden. düşünülmemiş bir zafer diyeceksiniz vs gayrı kabili izah bir hadise karşısında bulunacaksınız. minarelerini. belki o mütefekkir gibi emellerin nasıl tahakkuk edeceğini bilen bir adam. Bu seciye ne hayalî ne de fikrî sahada kalmıyor. ne de fikirler tavsiyesi ile vakit geçirdi. Vücudumuzu sperlere yerleştirelim. iyi tatbik edilmiş vesaitiie izaha kalkışacaksınız. mütefekkir doktorun zekâsıdır. bu zaferi idare eden zekâ. Ruhun bu güzel mucizesini. Yarinki devletin ilk temel taşını sırtında taşıdı ve tuğlasını kendi elile koydu.- 25 - genç miydi? Yoksa basit projeyi tavsiye eden mütefekkir miydi? hayır. ilmî tahlillerden evel hayata yaklaşalım. fakat bütün bediî ve ilmî tefsirlerle izah edilemiyen bu harikulade eser iradenin. hissimizi muhariplerinin hissiie birleştirelim. Anadolu zaferinde tecelli eden rüya. sadece bir asker. Fakat ne rüyaların içinde boğulup kaldı. damarlarımızda dolaşan kana susayan bir düş- . aklımızı Anadolu askerinin sîslile. müdekkik insanlarından ayıran bir seciye vardı. kubbelerimizi. şarktan garptan gelen kuvvetler kuvvetine zammoldu. yüksek bir hayatiyete malik otan verasetler gibi şuurun. Nihayet herkes gibi bilâ ihtiyar siz de harikul ade bir netice. ihtiyar mütefekkir gibi ülkeyi inşa etmenin çaresi budur demişti. Bu ferdî azimler birleşe birieşe ve her birleştikçe yeni yeni kudretler doğa doğa bu günkü müzafferiyeti doğurdu. bu batini kudretindir. hassas. iradenin esrarengiz menbalarından fışkırdıktan sonra. Onun için bütün aklî muhakemelerden. Bu seciyenin kökü azimdi. bir kere bu mucize azmin. Sağdan soldan. belki o genç hatip gibi millî rüyaların zevkini tadan. türk milletinin yaratıcı kabiliyetini bir kere daha ispat için ileriye atıldı.

Niçin "yaşasın Venizelos! „ bağtrmayorsun diye bir . tüfek. halbuki izzeti nefis. fedakârlık ve istihkarı hayat gibi cevherleriîe beslenen genç bir fidandır. Aradan ^ok geçmeden işgal vaki oldu. her emel... hayattan. Elinde Yunan bayrağı taşıyan bir kız Kordondan geçen taburların önünden yürüyordu. mefkure gibi manevî kuvvetler lâyezaldir ve maddî kuvvetlerin fevkindedir. Efzunla istilâ edilmiyen ülke Günün birinde İzmirin Yunanlılar tarafından işgal •olunacağı şayi olmuştu.. propaganda. Millî müdafaanın bize öğrettiği hikmetler gayet basittir: 1 — Para.. işte o zaman bir âlemi imkân içinde yaşadığımızı göreceğiz. hürriyetin ihtiyacı ne sadece bediî tahayüllere. azim. her rüya tahakkuka amade bir maksat olacaktır. Kadın. gibi. erkek. vicdandan gelmiyen maddî kuvvetler tükenicidir. 3 — Milletlerin esaret veya isiklâli mevzuubahsolduğu tarihler tarihlerinin hayat veya memat noktalarıdır. o zaman her fikir millî gayemiz için muti bir alet. çoluk çocuk bütün müslümanlar minarelerden gelen bir davet üzerine şehrin meydanlığında toplandılar. Körfezde yatan zıhlılara protestolar çektiler.. beyhuhude o zamanın âciz valisine müracaat ettiler. Milliyet kökleri rademizin. Büyük adamlar hürriyet yerine zillet yolunu ihtiyar ederek kendilerile beraber milletlerini de ölüme sürüklerler! Halbuki yine o adamlar ölüm bahasına hayat ve istiklâl yolunu tutarak kendilerini ve mîlletlerini hürriyete ksvştururlar. top. namus. Zavallılar beyhude telâş ediyorlardı. ne de sadece fennî plânlardadır. haktan.. 2 — Milliyetin.- 26 — manla karşılaşmak için evvelâ ölüm kokusunu duyalım ve ruhumuzun gayrı kabili ifade bir hamlesile irademizin bütün şiddetile sarsılalım.

İdare adamları nutuklarında Yunan idaresinin esasatı yunan feylesoflarının esasatına göre olduğunu ilân ediyorlardı. nutukları haricindeki adaleti. tecavüz tecavüzü takipetti. Venizelos hükümet adamı değil fakat bir komitacı idi. âlemi tenvir için kendisine ilahî bir memur vecdi mi duymuştu ?! Yoksa bu zayıf millet tekessür eden nüfusunu taşırmak için bir müstemlike mi arıyordu?! Anadolu Türklerinin kendi kendilerini idareye kabiliyeti olmadığını bu millet kimden öğrenmişti?! Kendisinin büyük bir müstemlike milleti olduğunu ona kim söylemişti ?! Yunanistanm müdafae ettiği Hak hangi hak. Bütün bunlar Yunan idare adamları tarafından bile samimî surette belki hiç mevzuubahsolmamıştı!. O halde Yunanistan topraklarımızı niçin istilâya geliyor. şu basit suali belki hiçbir Yunanlı bir kere olsun kendi vicdanına sormamıştı : Ben neyim ? !..27 zabitimizi şehit ediverdiler. Yunanistan acaba hangi medeniyetini tesise geliyordu ?! Cahil anadolunun vatanında Atina Darülfünununun acaba hangi şubelerini açacaktı ?! Esasen bu ufak milletin ilim ve irfanını taşıyor muydu ?! Izmire ayak basmadan evvel. Kıratları da dahi' olduğu halde hariçte pulatikacılarm vaitlerinden. Yunanlıların bu beyannameleri. zulüm zulmü teştit etti. eski yunan feylosoflarmdan alınan esasatı ne idi ?! Bnnu üç buçuk senelik işgalin tarihi göstermiye hazırlanıyordu!.. ezelî zaruretlerini idrak eden durendişler hakikî millet adamları değil. Derakap vukuat vukuatı. akıbeti meçhul olan bu kanlı. Bu adam. dahilde nümayişçilerin türlü alâyişinden sarfınazar. Venizelos müdebbir değil. sergüzeşte neden atılıyordu ?!. aynı hayatın aynı tarihin cahili olan bir serseri veriyordu. himaye edeceği ilim hangi ilim. Kumandanları beyannamelerin de Anadoluya hürriyet ve adalet getirdiğini söylüyordu. Ve- . fakat hilekârdı. Venizelostu. neşredeceği medeniyet hangi medeniyetti ? ! İşte bütı n bunlar meçhuldü. Bu sualin cevabını hayatın.

Yalnız bir kuvvet. komitacı ruhunun. fakat bütün maddî. Gerçi Yunanistan harp için masraf etmişti fakat maliyesi zengindi. sahte pulatikacı da aciz milletinin aklını. Efzu».. tüfek.. haricî olan kuvvetlere benzemiyen. bu yalancı diplomat ta puanının lâyuhti olduğuna kandırıyordu. fakat büyük zayiata uğramamıştı. dediği millet onun adaletini istemiyordu. Yunanistanın "Sizi idareye geldim. Yunanistanda top. zıhlı. diyecek hariçte dahilde hiç bir kuvvet yoktu.28 nizelos azimkar değil. Gerçi Yunanistan henüz Harbi Umumiden çıkmıştı. iradesini uyutuyor. cephanenin bütün envaına malikti. Hastalarını ilâçlarının iksir olduğuna inandıran yalancı hekimler gibi. ona "Dön geril.. fakat bu harbe geç girmişti. bütün selâmet hissini. Yunanistan böyle bir ipotizmacıya teslim olmak için ruhunun en müstait bir zamanında yakalanmıştı. Bütün bu maddî vasıtalar haricinde müttefiklerinin manevî müzaheretine lâyık görünmüştü. Denizlere hâkim. hatta kendi dindaşı olan anadollular dahi Yunanistanı istemiyordu. zulme niyet eden bir milletin bütün hazırlıklarına malikti. karalara yakındı. manevî bir kuvvet: Vicdan! Halbuki o da daha evvel Başvekil tarafından uyuşturulmuştu. bütün tenkit ve ihtiyat melekelerini kötürümleştiriyordu. hayaliham ile melûf bir milletin iptidaî kalan şuurunu büsbütün körleştirdi. Yunanistanı bu teşebbüsten vazgeçirecek. diritnot. Filhakika Yunanistan istilâya.. Gerçi Yunanistan bu Harbi Umnmide maktul vermişti.. İpnotizma mütahassıslannın sinirli hastalarını sunî olarak uyuttukları gibi. dediği millet onun idaresini talep etmemişti I Hiç bir Türk. nihayet teslim oldu. Bu vaziyette tecavüz eden Yunanistan ne yapacaktı? Kendisini cebren istetecekti!. zebunküş mizacının bütün kuvvetini sarfetti.. Dırahmi herşey vardı. batım. Yunanistanın "Size adalet getirdim. Binaenaleyh Yunanistan ne ha- . " Megaloidea „ ile. fakat fırsat düşkünüydü!.. Bunun haricinde olarak Yunanistan silâhın. Hilekâr zekâsının.

. istilâlara maruz bir halde idi.ficinde. Maddî kuvvetlerle manevî kuvvetlerin cidalini bu türk ve yunan harbi gösterdi. Devletin tükenen hazinesini doldura bilir miydi ?!. islâm ve türk medeniyetini vücude getirdikten ve hayatının mukadder olan bütün ezalarına göğüs gerdikten sonra Çanakkale muzafferiyetini yaratmıştı. zillet yoktu. Birinci safha. Türkün vicdanı denilen bu manevî kuvvet acaba açık limanları kapatabilir miydi. Türkiyenîn zengin bir maliyesi. ikinci safhada bu efzunun karşısına çıkan silâh namına elinde yalnız bir asâ . Silâhsız ve cephanesiz Türkiye dünyanın en nazik bir kıtasında sakin bulunuyordu. Yunan bayrağı İzmir kordonunda gezdirildiği gün Türkiyenin asker denilebilecek askeri. Her taraftan denizle muhat olan Anadoîumın limanları topsuz. Gençlerinin kısmıazamı Harbi Umumide telef olmuş. Bu safha köylü tarafından mukavemetsizlik ve yeis Efzun tarafından cüret ve zulüm safhasıdır. müstakil denilebilecek devleti yoktu. kan dökmek. tükenmez bir hazinesi de yoktu.. Türk vicdanının unsurları arasında ölüm vardı. birçok dirayetli zabitleri şehit düşmüştü. incirinden. silâhlarını bile teslim etmişti. esaret yoktu. tabiyesiz. şehir işgal etmek. ne de batımnde bu tecavüzünü tevkif edebilecek hiçbir manie tesadüf etmiyerek ipnotize edilmiş bir adam mihanikitiyle saldırdı. İzmir kordonuna çıkan bir Efzun karşısında ellerinden kollarından başka silâhı. Türkiye İzmirin işgalinden çok evvel mağlup milletler gibi bir mütareke aktetmiş. Beri yanda Türkler ise zaten talihin bütün meşum akibetlerine uğramışlardı. Zaruret vardı. devesinden başka serveti olmayan bir köylü vardır. Efzunla istilâ edilmeyen ve zaman ile tükenmiyen bir knvveti vardı: Vicdan! O vicdan ki âlemde gayet müstesna bir medeniyeti. Bu harbi sırf bu noktadan dört safhaya ayırabilirsiniz. Fakat yine bu Türklerin para ile satın alınmayan. Anadolunun azalan nüfusunu çoğalta bilir miydi. ekinleri mahvetmek için saldırdı. köy yakmak.

bizim kazandığımız senin anladığın gibi maddî bir ülke değil. iktisadî bütün zahirî.fakat manevî kuvvetlerle beslenen maddî .... Ve hiçbir ülke bir millet için bir hürriyet ülkesi kadar giranbaha değildir. maddî inkılâpların anası heyecanların kaynağı ise. diyorlar ki: Biz bu harpte ne kazandık ?! Düşman zaten memleketimizde değil miydi ?! O halde onu sürüp çıkarmakla ne kazanmış olduk ?! Evet arkadaş. Yine bilmezsin ki bu büyük zaferi kazanan millî iradenin hızı tükeninceye kadar âlemde neler yaratacak?.- 30 - servet namına cebinde yalnız bir atmişlık taşıyan bir fakirvardır. bir devir için kendi manevî varlığını duyması kendi hürriyetinin zevkine vasıl olmasıdır. Şimdi bazı garip insanlar var. Dördüncü safhada maddî kuvvetler aşağıyukarı tevazm etmişti. Üçüncü safhada Efzun karşısına çıkan namlısı paslı. hiçbir İslâhat. Harbin bu safhasında Sakarya bize faik olan maddî kuvvetlerin maddî .kuvvetler karşısında evvela dalgalandığını ve sonra nasıl sarsılarak mağrurane değil. Fakat arada büyük bir manevî kuvvet farkı vardı. fakat makhurane bir ricatla nihayet bulduğunu gösterir.. Bilinmez ki Yunanistanın bu hezimetinden sonraki akibeti ne olacak?. milletin bir an. Belki hiçbir imar. hakkını. İnönü muzafferiyetlerini hatırlayınız. bu inkılâp zaferimizin en mukaddesidir» . hürriyetini müdafaa etmiş ve vicdanının ülke* sine saltanat kurmuş bir milletin iradesi kadar tarihine hayat bahşedici değildir. İlk hamle sırf etten ve kemikten teşekkül eden düşman kuvvetinin erimesi için kâfi gelmişti. manevî bir ülkedir. Bu> zafer inkılâpların en büyüğü.. askısı ipli bir tüfek taşıyan köylüdür. Efzun manevî adamın harikulade bir savletiyle mızrağın ucuna saplanmıştır. adıda hürriyettir. Efzun ise mitralyozları kullanan Efzondur. Arkadaş! ilmî.

. bir takım ufak sebeblerden dolayı nihayet kaçabilir. onum için ey eski yunan feylesoflarının esasatına göre idare ettiğim ey hayali ham milletim. ordumun tabana kuvvet kaçması çok şey ifade etmez.... bu sözlerime inanıp müteselli olun. mağlûp hükümdar demek istiyor ki: "Ordum galip gelebirdi. meselâ askerleri korkar. aç kalır.. fakat mağlûp oldu. mağlûbiyet de ordular için bir emri mukadderdir. Binaenaleyh ey şaşkınlar.. diyen yunan kumandanları "mağlûbiyet deha. meyus olmayın.. ve bu mağlûbiyetin düşmanın hatır ve hayalinden bile geçmediğini ilâve ediyordu.larile mütenasip bir lisan icat etmişlerdi: İzmir havalisinin işgaline "askerî gezinti. fakat kaçtılar. Fakat bu gün bu sözlerin meyus tebaasının vicdan azabını teskinden başka ne gayesi olabilir?! Zira Kostantinin bu sözlerden kastettiği mana kolaylıkla anlaşılıyor. en muharip ordular dahi ufak sebeplerle perişan olabilirler. zira galip gelmekte. Eğer Kostantin mücrim.. Çünkü en muntazam ve en muharip ordular dahi kaçabilirler. En muntazam. koymuşlardı. Kaçmıyabilirlerdi. siperlerde otura otura canı sıkılır. sözile ifade edîvermişlerdi!. kaçmakta bir emri mukadderdir. Yalnız bir şey ifade eder ki o da kaçtıklarıdır. aynı zamanda makhur bir milletin kralı olmasaydı sözlerini bir noktadan şayanı dikkat bulacaktık.Kostantini şaşırtan netice "idaremizin esasları eski yunan feylesoflarından mülhemdir. İşte Kralut beyannamesi bir takım umumî. İnönü hezimetinin adını mağrurane ricat.. Çünkü bir tesadüf. ehemmiyetsiz bir sebep bu mağlûbiyeti hazırladı. onun için galibiyet de.. mücerret lâkırdılardan sıyrı- . Son kat'i mağlûbiyetlerini ve makhurane ricatlerini de sıkılmadan "Geri tecemmüleri^. Şair milletin feylesof kralı Efzunlar kordondan denize dökülürken bu durendiş milletine neşrettiği beyannamede mağlûbiyetin ordular için gayri mûtat olmadığını söylüyor.. demişlerdi.

Üç senedenberi bütün Anadolu münevverlerinin timsali müdafaanın şuuru haline inkilâp etmiş ruhlardan ibaretti. münakaşeye değer hiç bir mahiyet yoktur.— 32 — lıpta tafsil ve teşhir ediliverince böyle bir hezeyana münkalip oluyor! Kralın sözlerini bir derece daha çürütmek müzah muharrirlerinin işidir! Ba sözlerde tetkika. Bu gün aynı taaruzun bizi yine hayret ve takdire sevkeden diğer noktası fevkalâde az bir müddet zarfında neticeyi kat'iyesini istihsal etmesidir. para. haleti ruhiyemizi hatırlamak icap ediyor. Mualimler. Şair. Beyhude bu müdafaanın başlangıcındaki çete tertibatına zihninizi saplayorsunuz ve çetelerin seyyar. bütün hükümet memurları boş durmuyorlardı. mütemadiyen cephane taşıyan bir kölüydü. basit. Hakikat hal hiç böyle değildir.. anî faaliyetlerile bu günkü Anadolu teşkilâtını anlamağa çalışıyorsunuz. vaızlar. Üç senedenberi Anadolu köylüsünün timsali üzeri başı.. Fakat kakikî bir vatanperver kalbiyle son harbimizin inkişafına teveccüh ettiğimiz zaman bizi hakikaten şaşırtan noktalar yokmudur ?!. Bütün bu hazırlıklar bu neticeyi kat'iye içindi. Evet Anadolu müdafaası hiçte kolay olmadı. Bu suvalimize cevap verebilmek için taarruzun ilk günlerinde ki vaziyetimizi.. neferden sade üniformasının ufak yıldızlarile fark edilebilen mütevazi bir askerdi. Anadolu bu neticeyi kat'iyeyi istihsal için tam üç senedir uğraşıyordu. tabiye. Onlar da mütemadiyen davayı milliyi bir fikir ve şuur haline getirmeğe çalışıyorlardı. ansızın vaki olması ve fevkalâde sur'atle inkişaf etmesi. Osmanlı . hatipler. O günlerde bizi büyük bir takdir ve hayrete sevkeden iki nokta vardı: Darbemizin fevkalâde surette. plân. asker. saçı sakalı tozdan bem beyaz olmuş. cephane. Anadolu erkânı harpleri de gece gündüz düşmanı mağlûp etmek için imalifikrediyordu. Üç senedenberi Anadolu erkânıharbinin timsali.. Anadolu köylüsü gece gündüz kazandığını müdafayi milliyeye verirken.

Gerçe biz davanın müdafaası için cehtediyorduk. Biz yalnız sebat ediyorduk. maksat uğrunda şehit düşecek evlâtlarımızın adedini bilmiyorduk. Bu kadar büyük bir azim. fedakârlık sahneleri boş değildi. vicdanımızdı. Bu gün bu netice emrivakidir. Bunlar hayatın istikbaliydi.saltanatının müessesesine bir aşiretten bir devlet çıkardık diyor. Afyonkarahisar. lâkin maksat uğrunda sarfediiecek emeklerimizin mikdarını. Gerçi bizi davamızın hak olduğuna inandıran hissimiz. işte okadar.— 33 — . Yunanın İzmir e yerleşmesi bir emri vaki olmuştu. neticesinde zafer olduğuna iman ederek.. talihle. fitlimizin hayır. pek vazıhdı. halbuki Anadolunun mukadderatine vaziyet edenler yeni devleti hemen yoktan vucude getirdiler. bu kadar büyük fedakârlıklar ne içindi? Neticesi gayrı muayyen bir harbe girişmek.. İzmir yolunda besalet gösterecek askerlerimizin gizli ruhunu bilmiyorduk. daha asîl hareketler 3 . Halbu ki hayatın istikbali keşfedilemezdi. Sakarya. Sevres müahedesile devletler şöyle böyle bize Anadoluda bir hakkı iskân veriyorlardı. O halde neticesi malûm olmıyan bir iş için kan dökmeğe neden lüzum vardı?! Halbuki netice iman ehli için pek muayyen. Filhakika sırasıyle İnönü.. Dumlupmar muharebelerini yapan bir millet için kendi vicdanından kopup gelen güzel hareketleri tesadüfle. Ruhun bu muazzam eseri karşısında ya Kostantin gibi şaşmak yahut izaha çalışmak bizim elimizdedir. fakat bu netice ne zaman kat'i surette istihsal edilecekti? Ne şekilde istihsal edilecekti? Ne kadar müddet zarfında istihsal edilecekti?. İddia edilen nokta Yunanlıları sürüp atmaktı. Bütün hazırlıklar bu neticenin istihsali içindi. düşmanın korJîaklığıyle izah etmekten daha doğru.. Bütün o üç senelik müdafaa hayatı. Anadoludaki harakâtı milliyeyi idare edenlerin ilk rüyaları tahakkuk etmişti. Bunları kimse bilemezdi. zaten makûs olan talimize yalvarmak için miyidi ?!. can ve mal sarfediyorduk.. Bu cehtimızin sonu zafer olacağına iman ediyorduk.

en çok mukavemet gösteren bir yolu takip ettiğimizi hissederiz. tabiyenin mahareti bir orduyu teşkil eden fertlerin ahvali ruhiyesine. mihaniki ve fennî tedbirlerden ibarettir. vicdanı olmayan daha doğrusu vatanî. hassasiyetine. Fakat bu nihayet zabturaptı olan bir ordunun kütlesine ait. daha fikrî şeylerdir.. İntizamsız bir ordu bir toz yığınından başka nedir?! Fakat hissi.. Sevkulceyş harekâtının ehemmiyeti harbiyesini asker olmadan dahi bir derece takdir etmek mümkündür. diyor ki: Cehdin mevcudiyetini tefrik için elimizde bir miyar vardır. mukavemette devamın pek derin. Halbuki yeni ruhiyat ve içtimaiyat ilimleri ruhun bu gibi muazzam hamleleri karşısında gayet müspet ve teslimiyetkâr vaziyetler takınmışlardır. İşte mefkurenin tahakkuk . Meşhur amerikah ruhiyatçı ve feylesof Viiliam James ruhiyata dair yazdığı büyük kitabın "irade. pek zengin bir menbaı vardır ki onu ancak " maneviyat „ sözüyle ifade edebiliriz.- 34 - neden olmasın?! Millî kahramanlığımızın ne izahını ne alelade bir zabıturapt muvaffakiyetinde nede alelade bir sevkulceyş ve tabiye zekâsında bulamayız. Çünkü bu kuvvetler cisme tatbik edildiği zaman sa'yi akal kanununa tabi olarak en kısa. bu hareketlere refakat eden "cehıt. Halbuki iradî bir fiilde en güç. Nerede itiyatlarımızın ve sevkıtabiîlerimizin eseri olan kuvvetleri tadil için mefkûrevî bir illete müracaat edersek orada cehit vardır. Galibiyet ve hâkimiyet müteaddi fiillerdir. en mukavemetsiz yolu takip ederler. Türk zaferinin harikuladeliğini kabul etmiyecek olan zekâ Kral Kostantin'inki dir. kahramanlığına göre daha zahirî. den bahsediyor. ye dair olan kısmında iradî hareketlerin evsafını zikrettikten sonra. Cehti kuvayi madiyeye benzetemeyiz. insanî mefkureler yerine husumeti koyanr fertlerden mürekkep bir ordunun zapturaptı kaç para eder ?! Hulâsa harpte mukavemetin. Nasıl ki zapturapt da bir ordu için bir hayat ve memat mes'elesidir. Çünkü ordunun intizamı.

baş kumandanını da esir etmek şar tiyi e yıldırım sür'atile eziyor. yekpare ve yaratıcı zaferdir. çünkü hiçbir akıl ve hesap keşfe muktedir olamazdı. Amerikalı ruhiyatçının fert hakkında söylediği sözleri cemiyetlerin hayatına teşmil etmek pek mümkündür. Bir cemiyet. miktarını tayin etmek psikolojinin iktidarı haricinde bir iştir. William James'in ilmine istinaden diyebiliriz ki: Ö milletin mefkuresi gayet velut bir mefkuredir. Şeref kimlerindir ? Yunanlılar İzmiri işgal ettikleri gün Anadolu Devleti henüz teşkkül etmemişti. Çünkü ruhun her mucizesi gibi yepyeni. Yalnız bizim bileceğimiz bir şey vardır.. Ancak bu gaye için çarpıştık ve Hikmetullahı bir kere daha ilân ettik. Türkün mefkure dediği şey hayır. meselâ bir türk milleti bir müdafaa ve istiklâl muharebesinde ne kadar kuvvet sarfedebilir. ve bu cehdi harikulade bir sür'atle inkişaf ediyor. ölümü ne derece istihkar edebilir. milletimizin dünyada hikmeti vücudu bu Allaha tapmaktır. Bu eserin azametini takdir etmek için evvelâ onu besleyen mefkurenin azametini takdir etmek icap eder. İşte biz Türkler bu Alla hin kuluyuz. o da şudur: Bir millet ki vesaiti maddiye itibariyle kendisine faik yahut müsavi olan bir milleti. vicdanın yegâne.. Fakat bu cehdin ehemiyetini takdir.— 35 ve tecessüdü için müracaat ettiği kuvvet bu cehittedir. Millî kuvvetler bir müddet dağınık . ruhun. Bunlar öyle hadiselerdir ki ancak zuhur ettikten sonra hayretle temaşa edilir. hak.. Onun için bizim zaferimiz dostun da düşmanın da hesabını şaşırtan bir zaferdir. ve hüsün sıfatlariyle telâkki ettiği Allahtır. Bu icazkâr zaferle beraber olan mutlaka Cenabı Haktır. müptekir eserleridir. ve ne sür'atle İzmir kordonuna vasıl olabilirdi ? Bunu hiç bir ilim.

ilerdeki halâs ümitlerini dahi mahvediyordu !. Lâkin vaktaki KuvayıMilliye perakende kuvvetler halinden çıkıp müçtemi bir kuvvet haline geldi. Biz silâhla mukavemet ettikçe Anadolu Yunan istilâsına maruz kalacak. Efkârı umumiyemiz Yunanlıların bu istilâsından çok meyus oldu.. Bu adamlar Yunan istilâsının ilerlemesini millî mukavemete atfediyorlardı. KuvayıMilüye böyle bir mukavemete teşebbüs eylemiş olduğundan memleketi batırıyor. Çünkü siyaset her şeyi halledebilirdi. bu suretle Devlet. Bu aralık meydanı boş bulan Yunanlılar Bursa ve Bahkesiri kolaylıkla işgal ettiler. Bu bir mantıktı. İnönünde mükerrejren ve Sakarya harbinde ise müthiş surette mağlup oluyordu... el'an da mütenebbih olmuyoruz. buna "muhalefet mantığı. tecrübeye. Bu sonuncular şu tarzda idareikelâm ediyor!ardı: .. şimdiye kadar ne kaybettikse siyasetsizlik yüzünden kaybettik. her şeye müracaa etmişti. Belki bu mülâhazaları doğruydu. Bu mantığın esası harpten kaçınmak.. Bilâkis her ne şekilde olursa olsun. Muhalefet bu esası müdafaa için söze. elimizde kalanı da bu adamlar batıracaklar. eğer hafızam yanılmayorsa. vaktaki mahallî müdafaa hey'etleri yerine mîllî ordular kaim oldu. silâhlan elden bırakıp teslim olmaktı!. Fakat yine bunların aklınca çareiselâmet. Bunun üzerine düşman istilâsına silâhla mukavemet edilmesini muvafık bulmayan kimseler şu mütalâayı yürütüyorlardı: — Biz demedik miydi?! KuvayıMUUye bu memleket için bir felâkettir. mukavemet kat'i bir felâketti.. Mülkilerin yeni mazhariyetleriyle birlikte İstanbulda yeni bir mantık erbabı hasıl olmağa başladı. ve sulha kavuşmak için siyasete sarılmaktı. olmak istidadmdada değiliz!.- 36 - ve mahallî çeteler halinde çalıştılar. diyorlar. Millet büsbütün mahvolacaktır. hatta ay m siyaset Yunanlıları İzmirden çıkarmak için bile kâfiydi.. misale. her yerde muvaffakiyetler hasıl olmıya başladı: Yunanlılar.

Çünkü MillîHareketi vücude getirenler ne iptidasında tezyif edenler.- 37 - — Biz zaten biliyorduk. Türkün imanı kuvvetlidir. Çünkü esasen iyi olduğunuzdan iyiliği istiyordunuz. netice üzerinde ferden tesahup ve tefahür hakkı sizin değildir. biz zaten bu harekete taraftardık. ister bu hareket muvaffakiyetlerini istihsal ettikten sonra onun meddahı kesilin. harekâtımilliyenin yüzde yüz muvaffak olacağını keşfetmiştik. Türk devleti ölmez.her hangi harekete taraftarlığınızın. ve hareketin tekâlümüne yardımınız hiçtir. devletinizin istiklâlini temie eden bir hareketin elbet aleyhinde bulunamazsınız. ne de intihasını takdir edenlerdir. bu hareket . kat'i neticeye varmadan evvelki zamandadır. Şu taktirce HarekâtıMiUiyenin bu günkü takdirkârîarile dünkü muhaleiîerinin çok farkı yoktur ! Her iki mantığı sahiplerinin HarekâtıMiUiyenin inkişafına bir hizmeti olmamıştır. muhakeme değil. belki bu hareketin iptidasından intihasına kantar muhabbet ve emniyetle bilfiil çalınanlar. şu kadar ki . Gerçi bu adamlar bu sözlerile Kuvayı Milliyenin aleyhdarı değildiler. madem ki hareketin iptidasındaki tesiriniz sıfır. atinin emin olduğunu. anadoluda azim ve iman sahipleri çoktur. Fakat ne derece kadim lehdarı idiler ?. veyahut her hangi hareketin akıbetini keşf hususundaki firasetinizin delili bu günde değil. . bulunabilmek için mutlaka suiniyet sahibi olmalısınız! Onun için bir kere mukavemet muzafferiyetle neticelendikten sonra herkes gibi size de bir vatandaş sifatile takdir ve hayet düşer. Türk yenilmez. MUlî maksadın meşru olduğuna ne vakıttenberi inanıyorlardı ?! Çünkü bütün bu taraftarlıklar ve bu memnuniyetler ancak KuvayıMiliiyenin muvaffakiyeti belirdikten sonra izhar edilmişti!..her hangi neticeye demiyorum. sadece gözdür! Siz milletinizin selâmetini. çünkü anadolu mefkûrecidir. İster bidayettenberi bu harekete aleyhdar olun. Halbuki bu eser vücude geldikten sonra onun azemetini takdir edecek olan alet fikir.

Yine öyle dakikalar oldu ki bir kalbin muhabbeti bir istihkâmın metaneti kadar maksadı tahkim ediyordu. canını feda edenlerdir.. "ilerlemek var. O tarihte istiklâli samimi surette talep edenler silâha yahut kaleme sarıldılar. Binaenaleyh dünkü muhaleflerlerle bigâneler bu gün Harekâtimilliyenin müspet neticelerinden isterlerse memnun istemezlerse gayrı memnun olsunlar. yalnız onlarındır. dediler. Filhakika MillîHareke şerefli bir Ölümü zelil bir esaret hayatına tercihle başla mışti. sız. sönen ocaklardan bahsederler. O müşkül dakikalarda istiklâl için çarpışan bü kuvvet her kalpten muhabbet.. şeref en ümitsiz zamanlarda çalışanların. Bizim memleketimizde harp aleyhdarları yalnız siyasi . Bu kimseler harbin şeametini sulhun selâmetini ispat için en ziyade ölen insanlardan. sesi çıkmıyan siyaseti tavsiye ederler. Bidayette bu hareketin yegâne kuvveti ittihat idi: Emelde. Böyle hayat ve memat arasında çalışan bir tehdit eden tehlike ne olabilirdi? Düşmana karşı mukavemetin ve dahilde maneviyatın zayıflaması..sulhu tercih ederler. yaşamak için ölümü istihkar edenlerin.için malini.. dörmak yok!. Muharebelerin dersleri Anadoiunun silâhlı siyasetini terviç etmiyenler alel-i itlâk harp aleyhdari olan kimselerdir. her türkten yardım bekliyordu. Mazideki her harbin neye mal olduğunu hesap eder dururlar. Bunlar harbi beşeriyet) için bir musibet telâkki ederler. Öyle dakikalar olmuştur ki millî maksadın aleyhinde sarfediien tek sözün bir taburun dağılması kadar meşum bir tesiri olabilirdi.. her ne bahsına olursa olsun. histe birlik. yetim kalan çocuklardan. Fakat] sulh aşkına mahvolmayı da arzu etmediklerinden silâh-. Onun için her zaman.

Hakikatte harp düşmanlarının muhakemeleri gayet tarafgiranedir: Muharebede ölenlerin miktarı kayıbolan toprakların mesahası gibi harbin münhasıren ferdî ve maddî kısımların düşünülür.. Esasen bu zatler söz telkinile hayatın değişivireceğini zannedecek kadar basit düşünürler. bütün istilâ ettiğimiz topraklarden kendimizi çektik! Fakat kim inkâr edebilir ki insan. beyhude para ve cephane sarf ettik. Sulhu istihsal için insaniyetçilerin tasviye ettikleri usul gayet basittir. İnkilâbın heyecanları acaba Tasalya ovalarında duyulmadın»?!. ve bunun neticesinde asken aç ve elbisesiz bırakan Saray istipdadına karşı genç ruhlarda isyan hamlesi doğmadı?!. Beyhude eski Yunanistanm bir kısmini işgal için kan döktük. Kim . Gerçi Yunanharbi Türkler için büyük bir zayiattı. Bu mütefekkirler de döne dolaşa nihayet sulh gayesine teveccüh ederler. Gerek bu muhaliflerin gerek bu feylesofların hayatî kıymetleri müsavidir.. Bunların umdesi insaiyet umdesidir. bütün milletlere harp nefreti yerine sulh ve müsalemet aşkı telkin etmek. bir siperde bulunmak vesilesini hazırladı?! Kim iddia edebilir ki ateş ve Ölüm karşısında zabitle neferlerin bulunması ruhlarında bir kaynaşma husule getirmedi. niyetleri her ne olursa olsun milletlerinin hayatına aynı derece müfit veya muzir kimselerdir. ve felsefeye hasretmiş olan münevverlerimiz arasında da sulhun dostu ve harbin mutlak surette düşmanı olanlar vardır.an muhalifler değildir. Binaenaleyh. Nefsini san'ate. şiire. bunlarda milletler arasındaki nifakı ordular arasında ki cidali insaniyet umedesine muhalif sayarlar. her iki zümrenin fikirleri.. para zayiatı itibariyle meşum olan ve maddî. siyasî hiç bir fayda temin etmiyen bu eski Yunan barbi MektebiHarbiyeden yetişen genç ve münevver zabitlerimizle fakir ve masun Anadoluluları bir arada. Birinciler felsefe yapmaksızin ikinciler siyasî bir fırka teşkil etmeksizin hayata karşı aynı vaziyeti alırlar. ve millî harpleri insanî vs hdete daima mugayir görürler.

Erkekleri işinden cepheye. Bu suretle milletin yeni hayatına yeni yeni ufuklar açıyor. namus gibi milletin her ferdinin vicdanında zayıf derecede yaşıyan bir takım hisler manevi bir volkan gibi patlayor. ve diğer milletlerin kütleriyle temasından türlü fikir ceryanları. Millîharekâtin mebdei degıldır?!. kadınları evinden işe sürüklüyor.inkâr edebilir ki: Balkan Harbi bütün hezimetlerine rağmen bize. Muharebelerin bu terbiyetkâr tesirlerini kabul etmek . bazı muharebelerde büyük manevî intibahların mebdei olabiliyor. müdafaa. Hulâsa muharebeler ne bir dersin ne bir aklın doğrudan doğruya tevlit edemediği içtimaî inküâplarm yalnız başına vücude getiriyor. bereket zamanlarının kıymetsiz eşyasına kıymet geliyor. Türk bundan böyle kendini duyması. Ve çok kere muharebelerin yaratıcı tesirleri vardır. vaziyetini değiştiriyor. akil ve muhakeme faaliyetleri hasıl olduğu gibi. millî heyecanların dogmasına sebep olmadı?!. hissi millyiet. Muharebelerde bütün bir milletin en geç. cemiyetin mürakebesine terkediyor. çocukları ebeveyninin devamlı mürake besinden ahp daha ziyade mektebin. muhteviyatı gözle görülür. elle tutulur bir hale geliyor. arzuya istiklâl. kendi ben ligini idrak etmesi lâzım geldiğini öğretmedi. Hülâsa muharebelere neresinden bakılsa milletler için manevî inkilâlaplardir. Yine kim inkâr edebilir ki Harbiumumide Çanakkale müdafaasında duyduğumuz heyecan. Muharebe esnasında bir çok iktisadî meslekler adamsız kahyor. vezinde fertlerinin kütlesiyle hareketinden. cephe arkasında kalanlar için azamî derecede çalışmak bu suretle günün bütün meşakkatlerine göğüs gererek azamini. Muharebeler ozatnana kadar mevcut ve müesses olan hayatın şeklini. bir millet için istinatkâhin ancak kendi vicdanı olduğunu. iradesini kuvvetlendirmek mecburiyeti hasıl oluyor. Bazı muharebeler büyük maddî felâketlerin amilî olduğu kadar. millet mefkuresinin.

Türk olan ve Türkün istiklâlini müdafaa eden bütün kalbler birleşti. Onun için bu harbte zabitle nefer. bir ihtilâldir. bütün insanlar. kadın. Bunlar bizzat istiklâlin arzu eden ve bunun için samimi surette çalışanlardır. Binaenaleyh mütereddit. müvesvis. millet tam bir vahdet haline geldi. aile. yepyeni bir zihniyet vermiştir. Gibi bir çok meftunlarımızın muhteviyatını tadil etmiş Türklere adeta. Bu büyük harp kanaat.— 41 — için Harbiumumi esnasında vücude gelen içtimaî tahayyüllerimizi hatırlamak kâfidir..' Bu harbte zabitin fenni neferin heyecanına nasıl hizmet ediyorsa. Bu harbi temyiz eden başlıca seciyeler şunlardır: 1 — Anadolu harbi bir hükümet ve saltanat harbî değildir. terbiyesinde vücude getireceği yeniliği bugün kimse bilmez! Nitekim böyle bir harp neticesinde yapılacak olan sulhun yarınki Türkiye için nasıl bir istihsal sahası hazırlıyacağmı da kimse bilmezi Fakat bu gün bildiğimiz bîr hakikat vardır ki oda şudur:: . çocuk. devlet.. 2 — Anadolu harbine iştirak edenler ve bu harbin talihini kabul e a enler ne alelade memurlar. Fakat meşrutiyetten bert biribirini takip eden harplerden hiçbiri bu Anadolu harbi kadar hususî şeraitte olmamıştır. amirle memur. istihsal. Ve bu harbin iptidası mihaniki bir inzibat ve intizam. alimle cahil... 3 — Anadolu harbi bir vatanını zorla istila etmek için bir millete karşı ilân edilmiş bir zulüm harbi değildir. edebiyatında. terbiye. Bilâkis vatanı istilâ edilen bir milletin yaptığı müdafaa ve istiklâl harbidir. değil. ahlâkında. İşte Anadolu Harbi bu kadar müstesna şeraitin dahil olduğu bir harptir. Fakat hayatî bir feveran. bir millet ve istiklâl harbidir. tahsil. Böyle bir harbin yarınki Türk cemiyetinin zevkinde. ne de alelade amirlerdir. neferin heyecanı da zabitin fennine öylece itimat ediyordu. ukelâ seciyeler için bu harbin tarihinde hiç bir mevki yoktur.

kumandanlarının fennî puanlarına göre hareket eden bu millet neden toplarını bıraktı.. Türklet •ise sadece müdafaa ediyorladı. Evvelâ Yunanlıların Anadoluya getirdikleri kuvvet dağınık ve serseri bir çete kuuveti değildi. ve âlemde kendisin mevdu olan medenî ve tarihî vezifeyi ifaya belki her millet ten ziyade ve her zamandan daha iyi hazırlamıştır. acami köylülerden de teşekkül etmiyordu. O halde muntazam ordusu. tüfeklerini attı.. Fakat bunlar cevaptan ziyade yeni birer sualdir! Çünkü tesadüf ve talii harp fikirleri izah edici olmaktan ziyade bizzat kendileri izaha muhtaç olan fikirlerdendir. taîii harp. gibi bir cevap bulmak güç değildir. niçin?!. Filhakika iki milletinde ordusu. Çünkü Yunanlılar müteaddid taarziarında fennî surette harbettikierini göstermişlerdi. Yunan ve Türk ordularının maddiyatında bulamadığımız bu orduların maneviyatında bulmak mümkün olmayacak anı?. dağlara tırmandı. muntazam bir orduydu.. Bu ordu rastgele devşirme askerlerden.. Yoksa yunan fırkalarına kumanda eden cenaral. muallem askeri.. bilhassa vesaiti nakliyelerinin mebzuliyetini her vesile ile anlaşılıyordu. Bu mükemmel ordunun cephanesi de kıt değildi. muallem askerlerden mürekkep bir orduydu. Yunanlılar alelade tecavüz ediyorlar. bol cephanesîyle.ler cahil miydi?! Bunu da zanndetmeyiniz!. Mefkurenin galebesi kahirdir Anadoludaki Türk .AO _ Türk milleti millî ruhun feyiz ve azemetini en ziyada b harpte görmüş. fenni vardı fakat iki milleti hareket ettiren kuvvetler aynı menbadan •gelemiyordu. toplarının. iradesine sahip olan milletlerin Allahta başka korkusu olamıyacağmı anlamış.Yunan harbinin safahatını takip etmiş onlar için merak edilecek noktalar vardır. cephanesi. Gerçi bu suale tesadüf.. Yunanlıların aradığı evvelâ .

Birer fikiri sabit idi. "Yunan ordusunun akibeti maddenin akibetine tabidi. zulüm. şeref. istikametini şaşırır yalnız hareket etmek için hareket ederler. Bu ihtiraslar uzviyetin amakından fışkırıp ta bir kere hayatın sathına geldikten sonra cihetini. namus. Halbuki türk orduları en büyük kuvvatini bu mef küre vî hislerden alıyorlardı. muvazenesizdir. bütün şiddeti muvakkat bir zaman içindir. gibi manevî ve rahmanı tecellileriydi.. Meşhur ruhiyatçı Ribot ihtirasların psikolojisine dair yazdığı kitapta hakiki ihtirasları sathi ve muvakkat heyecanlardan ayırmıştır. şekavet gibi ihtiraslar gelip geçicidir. Yunanı tahrik] eden tamah. gayesinden haberdar değildir. şeref. Halbuki hırs. istiklâl gibi mefkûrevî hisler değildi.. Yunan ordusu şu üç sene zarfında her ne felâkete uğradıysa uzvî ihtirasların şeraitine tabi olarak uğradı. Efzun alaylarını Anadolu ovalarına sevketmek için yunan pulâtikacılarının harekete getirdiği hisler namus. sinirli adamlar gibi!. millet gibi içtimaî ihtiraslar devamlıdır. kördür. şekavet. Bir iktirasin menşei uzvî. tabîridiğerle mefkureler böyle . Türk ordusunun mukadderatı ise mefkurenin mukadderatıdi. istiklâl. diğer cihetten uzvî ihtirasların ölümü kendi kendine olur. Türk ordusu üç seneden beri her ne muvaffakiyete mazhar olduysa içtimaî mefkurelerin hayatına tabi olarak mazhar oldu. muvazenelidir.. vatan. manevî büyük farklar vardı.. Halbuki içtimaî ihtiraslar. şuurludur. Böyle bir ihtirasın bütün kuvveti. Nihayet yorulur. zulüm. maddî olan bütün müşabehetlere rağmen batını.. İki ordu arasında zahirî. Uzvî ihtirasların ölümü anidir. Din.— 43 — sütü sonra da eti yenilebiiecek sağmaldı! Türklerin kuruduğu mukaddes bir hayat. Türk ordusuna hayat veren milliyet gibi bir mefkure idi... bu hayatın namusu. neticesi bütün uzviyeti tahrip etmektir!. ve hayvanı olunca o ihtiras adeta uzvî ve maddî kuvvetlerin akibetine uğrayacaktır...

Bunlar kuvvet ve kudretini bir ferdin. Mefkurelerin hayatı emin. ister gayrı müterakki bulunsun. vicdanından alır ve hiç hedef ve istikametlerini şaşırmaksızuı betaetle tekamül ederler. Yunanlıların Anadoluya getirdiği ordu şeklinde bir zulüm. Milletler için zaman zaman bu blisin telkinatı müthiştir. büyük adamlar milletin rubunda yaşayan hürriyet.. yaktı ve nihayet yoruldular.. Nasıl ki namusunu müdafaa edenler için de şeref büyüklerinindir. hiç bir zaman gaynmakul olmaz. Fakat ne olursa olsun her millet kendi âmelinden? kendi icraatından mesuldür. Şakinin bu intiharını görenler diyorlar ki: Yunan milleti hesabına kabahaı kimindir?. ister bir aşiret olsun ve bu cemiyetler ister müterakki. şeytanî ve hayvam loanlar da vardır. vucüdü kalan kısmyle Kordondan denize atladı ve boğuldu!. Mukadderatını tanzim edecek adamları beyendiği için.. bütün şeraitini buluyorsunuz.44 değildir. heves ve iştahasından değil. îşte Anadolu harbinde sefil ihtiraslarla ali bir mefkurenin bütün evsafını. ruhanî mahlûklar değildirler" Bir milletin hafızasında ve kalbinde yaşayan fikirler ve hisler arasında ahlâkî. Hedeflerineb yaklaşdıkça daha kuvvetlenirler. medeniyet saygisıyle bir zamana kadar uzviyetlerinde sakladıkları bu deli ihtirasın zincirlerini kırdılar ve Anadoluya koyverdiler! Bu deli dört bir tarafa saldılar yıktı. Halbuki sefil ihtiraslarda daima kendi kendini nakzeden dahilî taaruzlar vardır. adalet. Mefkure hayatı ise akıl ile hissin öyle bir imtizaç ve ahengidir ki ondan "İrade. bir cemiyetin tarihinden. kanun kıyafetinde bir şekavet idi! Yunanlılar belki Avrupa korkusu. insaniyet duygularını uyandırarak . daima ilâhî. kuvvetlendikçe hareketlerini süratlendirirler. ayakları kırıldılar. dediğimiz hür ve bakir hayat zuhur eder. Milletlerin melekleri olduğu gibi şeytanları da vardır. Uyumak istedi rahat bırakmadılar. Bu kabahat sadece idare adamlartnındır.. Mefkurelerin tecellisi iâaklî olsa bile. Cemiyetler ister bir millet. muvaffakiyetleri kat'idir. kaçmak istedi kovaladılar.. insanî olamar gibi.

Orada bir sokağın başında caddedeki büyük takızaferlere nispeten daha ufak bir takızafer yapmışlardı. Her tarafta elektirik tramvaylarının tellerini aşan takı zaferler vardı. penceresinde bir bayrak sallanıyor.. insanla doluydu. Her dükkânın. Venizelos da bir hükümet adamıydı. Donanmış sokakları seyir ede ede çarşı kapısına kadar gelmiştim. kin.. Onun için büyük adamlar milletlerinin hem bir mahsulü. Arada sırada keskin bir düdük sedasile arkasında koca bir bayrak taşıyan bir otomobilin geçtiğinden haberdar oluyoruzz. insanî mefkurelerden mülhem olmak şartıyie. zulüm şeytanını kudurtarak onu sefalet ve habaset yoluna sokarlar.. Fakat bu takın hiç bir şeyi eksik . erkek. küçük bütün milletler için ibret: Mefkurenin galebesi kahirdir. Bütün sokaklar kadın. Her biri yapanların zevkine göre tenvvü ediyordu. her evin kapısında.. bir çok camekânlarm yüzünden allı beyazlı zincirler sarkıyordu. bir alay sancağı kadar büyük olan bayraklar Türklerin yüzüne şürüle sürüle gezdiriliyordu.. Venizelos gibi bir adam Yunanistanı böyle bir felâkete sokmaya bilirdi.onu selâmet ve saadet yoluna sokarlar ve yahut yine aynı millettin nefesinde yatan tamah. çoluk çocuk. üzerleri bayraklar ve fenerlerle donatılmıştı. Ve Yunanistanı hakikaten idare etti. Bütün minimini çocukların elinde birer ikişer minimini bayraklar geziyor. Yeni bir karara tevessül eden yeni bir harp ilân eden büvük. Takı zaferdeki timsal Dün İstanbulda büyük bir sevinç vardı. Fakat millî. Bu takızaf erler hayatı ve kudsiyeti temsil eden yeşil dallardan yapılmış. hem de istikbâllerinin nazmıdır.. Fakat Venizelos şeytanî Yunanistandi şeytanca idare ettiği de aynı Yunanistandı...

kahraman resimleri. Halkın neş'esi bu manayı mütemadiyen hatırlamaktan beni ahkoyamıyordu. fenerler. hak ve hür bir türklük tanımamak için inat eden garip medenilere karşı Türk milletinin hakkını ve hürriyetini kastederek bağırmak isteyordum: — Geçilmez! . Birde kafası biçilmiş iki efzun yatıyor. ananevi süslerin hepsi vardı: Tefne dalları. Her taraf kana boyanmış. bir elinde kalkan. ve tacı düşer!.Bütün bu yeşil kırmızı süsler arasında yarı kurşun kalemle* yarı sulu boya ile yapılmış bir lâvha en ziyade nazandikkatini celpediyordu. Bunun bir kenarında başı kavuklu. vahşî. "Medenî._ 46 — değildi. Bu lâvhanın adı "geçilmez!.. beli kuşaklı... manası o kadar kuvvetli idiki bütün gece hatırımdan çıkmayordu. tarihî. Bu kelime resmin üzerine birden göze çarpacak kadar kalın yaziyle yazılmıştı. ey bu takın altından geçen ve bu takın kurulduğunu işiten bütün insanlar! Biliniz ki: Türklerin namusu. Ben de takı kuranlar gibi ruhumun garip bir ihtiyacile bütün hak ve hürriyet tammıyan müstevlilere.. di. "Geçilmez» in mevzuu şudur: Gayet dar bir buğaz var. „ Resmini. oradan geçilmez! Oradan geçmek »stiyen efzunun başı kesilir. alk beyazlı zincirler. Gerçi bu iâvhada en basit resim ve menazir kaidelerine bile riayet edilmiş değildi. Arkasında koca bir Türk sancağı dalgalanıyor. şeklini tenkitten geri kalmadığım bu lâvhanın ruhu. Fakat resim» fennine vakıf olmıyan bu halk san'atkârı üç senedenberi Anadoluda harp eden Türklerin emelini. avrupah asyalı. Takizaferia üzerine bu timsali asan halkin ruhu demek isteyordu ki. müslüman hırıstıyan. bayraklar. istiklâli mukaddes bir ölkedir.. mefkuresini belki de dünyanın en büyük farzedüen siyasilerinden daha iyi keşfederek en büyük san't eserlerinin lisanından daha açık bir lisanla ve en canlı bir timsalle anlatıyordu. diğer eli belinde tarihî bir kahraman duruyor.

Çünkü bu fiil doğru. tıraş eden san'atkârının fiili de hürdür. felsefede hürriyet.— 47 — Millî Hareket niçin hürdür? Ruhiyat ve felsefe kitaplarını açınız.. hisse. hayatı tetkik eden zekâların takıldığı bir istifham işaretidir. Her gün itiyat saikasiyla . bazı hassaları tayın etmemize imkân vardır. hür bir fiili ihtiyar eden ruhumuzdur. Fiil hür olmak için ya doğru olmak lâzımdır ki bu ilimdir. san'atin yeni bir ahlâkın zuhuru hürriyetin husuliyle tevemdir.. Hürriyetin şanı. hayra müveçcih. seciyeler nerededir?. ümmetine rahmet yetiştiren paygamberin fiili hürdür. şuurlu olmaktır. Çünkü bu heykel hakkı.. Çünkü hayır dediğimiz şey hakkın ve hakikatin ahlâkta tecellisidir. iyi ve güzeldir. daha kısası mefkurenin kendisidir. Hür olan hareketler daima bir fikrin: hakka. Bu mefkûrevîlik şanı hürriyetin tek seciyesi değildir. Hür adamı fiiliyle dünya yüzüne ya bir ilim.. Onun için yeni bir dinin. tarif edilemez. hüsnü başka vasıtalarla ifade eden bir lisandır. Onun için "İradî bir fiili. iptidaî r vazih malûmatın müntehası. ya bir bedi. irade bahsi kadar karışık hangi bahis vardır? Hangi mes'ele hürriyet rnes'elesi kadar âlim ve feylesofların zihnini yormuştur? Ruhiyatta irade. temyiz eden. dinilebilir ki bütün basit. hakikati. hürriyet olsun. Nitekim. Bu itibar ile insanın fiili hür olmak için mutlak insanî bir mefkurenin ifadesi olmak gerektir. Bunlar gibi mületiee îlik eden bir hayır sahibinin fiili de hürdür. yahut bir fazilet gelir. ve hareketi tefrik.. İrade olsun. Sualini sorabiliriz. Netekim "Venüsü. İrade. yahut hayır olmak lâzımdır ki bu ahlâktır.. ahlâkın. fakat bazı vazifeleri. san'atin. insanî bir tasvvuru ifadesidir. Şu halde hürriyet: ilimin. hür fiilin en büyük şayanı yeniliktir: Hür fiil her gün bir itiyat veya insiyak saikasıyle yaptığımız şuursuz daha doğrusu az şuurlu bir hareket değildir. yahut ta güzel olmak lâzımdır ki bu da san'attir.

seçil miş've öylece duyimuştur. Hür hareketlerin büyük bir şartı da imtidathr. şevki tabiilerin.— 48 — Icâğıt paraların kirlilerini atar gibi. mihanikidir. fitret ve fitne . yahut alelade bir menfaat endişesinin mihaniki tesirlerine muadil gibidir. Vahdet ve ahenk hürriyetin şanıdır.. gittikçe kuvvetlenicidir. inhizam yerine ittifak bardır. çünkü şuursuzdur. ne de üzüntülü bir cehtin eseridir. Çünkü böyle bir hareket ne uzun bir teemmülün. Halbuki zulüm. hiddet ve şiddetlerin. zira bu hareketleri alelade bir korkunun. Hür olan hayatlarda igtişaş yerine intizam.veren bir zenginin hareketi hür değildir. Halbuki askere iane vermek için boynundaki paraları söken köylü kadınının hareketi çok hürdür. Bazen bir mefkurenin istihsali için bütün bir batnin ömrü kifayet «tmez. sadece ahşıkhğın mahsulüdür. çünkr bütün kalbin. Hürriyet en sefil bir hüceyreden en ali melekeye kadar bütün uzviyetin ve bütün ruhiyetin ittifakını. gittikçe parlayıcı. zira beğenilmiş. yahut huzurunu ihlâl •eden dilencileri kogar gibi imane. Namus ve istiklâl için cephede ölenlerin emeli tahakkuk ettikten sonra büyük maksadı herkes gibi alkışlayan mukallitlerin fiili hür değildir. bir nizam da vardırki. îhtiyarsızdır. Mefkurelerin icrasını çok kerre nesiller deruhte ederler. bütün benliğin ifadesidir. gelip jgeçicidir. haksız bir istilâ hergünü ve fani kuvvet gibi zail olucudur. mefkurenin tahakkuku tarihlere düşer. Mihaniki fiilleriniz. Halbuki eli ayağı tutmıyan bir kötürümün bile millet yolundaki en ufak bir heyecani hürdür. esir hareketlerimiz parlayıp sönücü. şekavet. ittihadını temin eden manevî bir hükümdardır. çünkü şuurludur müteemmilanedir. hürriyetin nizama tabi olan bu şuuri hemde süreklidir. imanı taklittir. ihtiras bir kere huylandıktan sonra kendi kendine tırmalayan sinirler kadın gibidir! Halbuki hürriyette şuursuz gibi. alelumum safil ihtirasların fiili devamsızdır.

Hür hareketler bakir. vahdet ve ahenk. Millî Hareketin bütün evsafı hürriyetin bu saydığımız evsafıdır. ahlâkın ve sanatin. tekrarden. bütün maddî ve 4 . Hülâsa hürriyet ruhun bir harikasıdır. zira hesabm zıttıdır. ahlâkta.. Şimdi hürriyetin kat'i bir lisanla ifade ettiğimiz bu seciyelerini milletimizin hayatına tatbik edelim. Millî Hareket hür bir hareketti. Millî Hareket hür bir hareketti. Hürriyet ne haricî bir hayalin taklidi. taklitten. zevkte müstakil olmak tasavvuruydu.. Hürriyet basübadelmevte mashar olan milletlerin sıfatıdır. hiç bir eser sanatte haksızlığı güzel bulmuyordu. milletin vicdanından alıyordu. Millî Harelcet hür bir harektti. Belki kuvvetini şuurdan. Kavinin zayıfa tesallütü hiç te hür değildir. belki bu bir tasavvur. onun için hür b'r hareketti. Bütün kudreti cehitten. çünkü. Fakat ölünün diriye savleti hürdür.— 49 — yalnız şuursuz ve vicdansız hayatların felâketidir. Millî Hareket aynı zamanda ilmin. çünkü bu mashariyet gayrı memul.. mihanikiyetten daiam azade idi. ne de bir hesabın mahsulüdür. imtidat ve harikuladelikten ibaret olan bu sıfatları aynen ve tamamen milletimizin hayatında bulacağız. hiç bir zevk. müstesna. asırlık bir pulatikanın mukerreren iflâs etmiş eski diplomat zihniyetinin sahte bir taklidini yapmıyordu. mefkurenin yolunu tutmuştu. gayrı muntazar bir keyfiyettir. Hürriyet ruhun muazzam bir hamlesidir. nevinde münferit hareketlerdir. Millî Hareket dünyanın en hür bir hareketiydi. zira her ne namda ve her ne içtihatta olursa olsun ilim. çünkü bu hareket. azimden geliyordu. istiklâlsiz bir milliyeti teyit etmiyordu. sonra hiç bir ahlâk meshebi esaretin bir fazilet olduğunu iddia etmiyordu.. Ne göreceğiz ? Mefkure denilen. zira bu hareketi besleyen ne kuru bir hayal. ne de basit bir fikirdi. çünkü tamamiîe maddî bir hesabın mahsulüdür. fakat tasavvurların en alisi olan milliyet tasavvuru yani dinde. hürriyet varlığımızın en derin noktalarında» gelen bir sesin âlemdeki aksi sedasıdır.

san atin bir tercümanı iken onlarınki hak ve insaniyet denilen mefkureye isyan ediyordu! Biz vicdanımızın emrini yapıyorduk. Bu hareket Türklerin uzun bir muharebeden çıktığı ve silâhlarını teslim ettiği tarihte başlamış ve en diri. Bu hareket devam ettikçe zayıfhyacak yerde kuvvetlendi. Bu maksada yalniz hür Anadoluda değil.Denüebiiirki ilk defa istiptada karşı isyan ettikten sonra şarkta Kütülamare. Millî Hareketi sırf bir hareketi askeriye şeklinde görenlerin zehabına rağmen bu hareket butun müteakip ve müteselsil şekillerde devam edebilecektir. kuvvetlendikçe devam kudreti arttı. zira en cahilinden en alimine. zenginine en fakirine. Bizim hareketimiz mefkureden fışkırırken onlarınki hırstan damlayordu! Bizim hareketimiz ilmin. müstevli iken münhezim . biz yaratırken onlar ölüyordu!. bütün islâm âleminde maddeten ve manen iştirak ediliyordu^ Sanki bütün türk milleti ve islâm ümmeti yekpare olmuş gibi çalışıyordu. fert denilen bu içtimaî hüceyrelerin azamî hayatiyet ve azamî faaliyetiyle bir ve bütün olan maksada.İşte millî harekette bulduğumuz kudretler temamile hürriyetin yaratıcı kudretleridir. Millî Hareket hür bir hareketti. senelerce bu hareket devam etti.. en küçüğünden en büyüğüne. onlar imparotorluk taklidi yapıyorlardı t Biz devam ederken onlar dağlıyor. Biz hak vadisine çıktık. en genç bir millet eserinin fevkalâdeliğini göstermi şti. ahlâkın. vazifeye iştirakini temin ediyordu.- 50 - haricî olan şeraitin makûs olmasına rağmen. hiç bir zaaf eseri göstermedi. Millî Hareketin hür olan sıfatları karşısında yunan hareketini yalnız makûs sıfatlarla tavsif edebilirsiniz. garpta Çanakkale kahramanlıkları şek' ünde tecelli eden millî irade Mütarekeden sonra en yüksek şeklini bu Millî Harekette bulmuştur. Hiç bir inhilâl. Millî Hareket hür bir hareketti. en. çünkü r hürriyetin en büyük alâmeti olan harikuladeliği vardı. hatta yalnız Türkiye sahesinda değil. en yakınından en uzağına kadar bütün fertlerin. istilâya uğrayan topraklarda.

Yunanista durmayacak. muayyen maksatları evvelâ tasavvur ve hazim etmiş ve bunu hiç bir safsataya meydan bırakmiyacak surette tespit etmiştir. Vicdandan gelmiyen safil ihtirasların tabiati bir derece tefe'ül etmemize müsade ediyor. Saltanat bu neviden hiç bir fikir vücude . bir de bu inkılâbın ruhu itibariyle. Türk inkılâbının psikolojik mahiyeti Bir inkılâp iki türlü mütalâa edilebilir : Onu vücüde geliren içtimaî mütekaddimleriyle. kudurmuş gibi nihayet kendi kendini ısıracaktır !. Mazide hangi müessiseler vardı.. yaşayanların ruhundaki faaliyetleri. Halbuki bir inkilâp vücude gelirken kendisiyle birlikte ne gibi ruhî haletler doğur du ? Ne gibij kıymetlere vücut verdi. hangileri çürümüştür. İnkılâbın bütün tarihinde tesadüf edilen ve bir fikri sabit gibi inkılâbın bütün edebiyatını dolaşan istiklâl fikri bu iddianın en kat'i delilidir.Ki olan Yunanistan ne olacaktır ?. Ben türk inkilâbını bu noktayı nazardan mütalâa etmek istediğim zaman onda başlıca üç hassa görüyorum ve bu hassalazı türk inkilâbmın ruhiyatı için mühim farikalar olarak kabul ediyorum: Birincisi: inkılâbın gayesinde ki. bilâkis ne gibilerini itibardan düşürdü. fikri bu hükmün kuvvetini göstermiye kâfidir. Türk inkılâbı nekadar geç olursa olsun. hangi mefkureler canlanmıştı? Bütün bu meselelerin inkılâp üzerine tesiri neden ibaret olmuştur? Bunların tetkiki içtimaî noktayı nazara aittir. Türk inkılâbında istiklâl yalnız münakaşası kabil olmıyan değil. "Ya istiklâl ya hiç!. münakaşası caiz olmıyan kir fikirdir. hülâsa inkılâbın tarihte değil. safhaları neden ibarettir? işte bu kısımların mütalâası inkılâbın ruhiyatıdır. Binaenaleyh bir psikoloji mevzuudur.. hedeflerindeki kat'i vuzuh....

İnkılâp böyle yaparak asîl ve iâyuhti olduğuna inanıyordu. aynı âîemde kendisine mahsus bir seyir ve tekâmül vucude getirdi. Ne göreceğiz? Onun başında bulunan büyük adamın psikolojisini.şamatalar. hatta ricatler. Çünkü kuvvet aldığı membalar bir şahsın. temayül ve istidad demetlerinden ibarettir. fikirlerdeki hendesî camittik ve kat'i vazıhtık onu son derece temyiz edecek vasıflardandır. Her şeyden evvel fikirlerinde riyazî bir açıklık. Türk inkılabını besliyen kaynaklar doğrudan doğruya beşeriyetin idi. bütün tarihin. seyyareler. İstiklâl. Şimdi türk inkilabmı temyiz eden bu hassaları nazarıdikkate alalım. duygularında beşerî bir akis.getirmemiştir. iradesinde fizikî bir muayyeniyet. medeniyet. Bunlardan birini. maddeler.. ebediyet. Bu iki psikolojinin muvaziliği bizi şu felsefeye sürüklüyor Ferdin hayatında olduğu gibi> cemiyetin hayatında da tek ve mutlak bir istikamet yokturHayat istikamet tellerinden. bir milletin menbaları değil. milliyet.. bir kaçını intihap etmek onlara . bütün beşerîyetinidi.. tamamiyle içtimaî menşeli kıymetlerdir. hiç bir şey onun zarurî olmak ve tabiatın' icra etmekten ibaret olan varlığına sekte veremedi. Üçüncü hassas şudur: Türk inkılâbı canlı cansız mevcutlardan mürekkep. gibi duygular ki her biri ferdî veya hodbin bir hassasiyetin eseri değil. Türk inkılâbının ikinci böyük hassası taşıdığı duyguların âlemşümul olan kaynaklarıdır. Türk inkılabı ne kutsî sayılan ne de ihtiyar veya şayanı hürmet sayıldığı için sevilen insanların muhabbeti ile yaşamıyordu. Şu halde türk inkılâbının farikası yepyeni fikirler olmasa bile. tehditler. Hareketlerinde sebat inkılâbın iradesini temyiz eden en mühim hassadır. Manialar. Bu itibarla türk inkılabı âlemde mevcut olan sabiteler.. canlı mevcutlar gibi. icap ve zaruretten başka bir kanun tanımıyan bir âlemde bir nevi icap ve zaruretten ibaret bir hareket olarak tecelli etti.

Geçen sene benim bahçıvanimdı ve memleketine gidinceye kadar benimle çalıştı. Ali Osmanın bu faaliyetinde vakit geçiren tenbel bir adamın kesik hali vards.. onları temizliyorum..— 53 — vücut ve cismaniyet vermektir. fakat dakikalarca elini toprağa sokarak karıştırıyor. ne de bir şeytandır. Ali Osman her zamanki gibi çalışıyor. Ali Osmana itiraz ettim : . Hınzır tıpkı kötü insanlara benzer. — Bel belliyorum Beyim. Ali Osman ağa?. artık iyiler yaşayamaz olur. Bilâkis diğerlerini terketmek onları dumura uğratmaktır. — Temizlemesen ne olur?! Ali Osman hayretle yüzüme baktı : — Ne söylüyorsun sen Efendi! Temizlemesem ne mi olur?! Ayrık her tarafı kaplar dikdiğin şey kaybolur. Nereye bir tanesi girse orada fenalık c oğahr. Sordum: — Ne yapıyorsun. Dünyada bunun kadar arsız. Ben bu fikirleri yalnız tarz ve üsluba soktum : Bir ilk bahar günü bahçeye çıktım. toprak belliyordu. bunun kadar it canlı ne vardırki!. dedim. dedi. Nereye düşse orada biter. Çok ayrık var. Buradaki fikirlerin asıl sahibi kendisidir. Bahçıvan Ali Osmanın anlayışı Bahçıvan Ali Osman. alelade bir insandır. nerede bir sapı bitse orayı kaplar. millet denilen temayül ve istidad huzmelerinden seçen ve onlardan bir iktidar yekunu vücude getiren san'atkârlardır. Bahçıvanlığı ondan daha iyi anladığımı zanneden ben. Ali Osman bir bel vuruyor. yabani otlan ayıklıyordu. o ne bir evliya. Ali Osmanın faaliyetine dikkat ediyordum. Ayrık sebzenin. Şu halde büyük adamlar milletlerini olduğu gibi sürükliyen insanlar değil. çiçeğin düşmanıdır.

işte o adam bahçıvandır Efendi. Bu hadler bir kerre malûm oidukt~n . Bahçıvan Alt Osm ana son sualimi sormak istedim: — Ali Osman ağa kaç senelik bahçıvansın? — Efendi. — Kim ki evvelâ tarlasını iyice ayıklar. O hınzır ayrık ayıklanır mı hiç?! O bir kerre toprağın altında kaldı mı. üzerine bir çapa vursan olmazmı?. Bu sefer Ali Osman gülerek şu cevabı verdi : — Çocukmusun sen efendi! Hiç ayrığın kökleri toprağın altında bırakılır mı!? Sen çapa ile üstünü kesersin. ayrık öldü sanırsın amma o toprağın altında yaşar. yirmi beş! — Sence usta bahçıvan kimdir. kim ki tohumu iyi seçer. tıpkı fena insanlar gibi gizlenir. bir idare adamıdır ? "Bahçıvanlık. o halde ayrıkları çıktığı zaman birer birer çekersin olmaz mı? Bu sefer Ali Osman ne güldü. kim ki mahsulünü yalnız ottan.... köklerini her yere salar. "Ali Osman. Ben tecrübeli bahçıvanın merakını takdir ettiğim için onu bir az daha söyletmek istedim.. gibi menfi bir hayattır. Sonra onu çıkarayım derken bütün mahsulü kaybedersin!.. tüy bile bırakmaz. Artık gücün yeterse uğraş! Bütün emeklerin boşa gider.. bir cemiyettir.— 54 - — İyi amma Ali Osman Ağa böyle ber birini elinle ayrı ayrı ayıklayacağına. bir harstır. içinde ayrık değil. hayvandandan değil.. irtica. "Ayrık.. bana söylermisin ?. "Tohum. kendinden bile kıskanır.. Şimdi Ali Osmanın kanaatini genişletiyorum: "Tarla. Tam mahsul yetişeceği vakit birde bakarsın ki başını kaldırmış.. ne de yüzüme baktı. kimki iyi tohumu tam vaktinde dikmeyi bilir. Bu tavsiyemin hayattan aldığı bütün tecrübelere karşı geldiğini düşünürken gözleri evinden fırlar gibi oluyordu: — Delimisin sen Efendi?! dedi. taassup. düzlersin.. ise içtimaî hayat hakkındaki müspet fikirlerimizdir. — Canım Ali Osman ağa.

mutlaka bir fert tarafından istihsal edilebilir. Halbuki inkılâp bir şe'niyet olduğundan. safii. uzvî ve bünyevî olanları da vardır. karacter. İnkılâbı tanımak lâzımdır İnkılâp bir kelime değildir. bir emrivakidir. O hatta maddî ve müspet bir şeydir. Halbuki her ne de olsa. demiş! Bunu derken de türk inkılâbını kastetmiş!. İlim yerine dram ve trajedi yazan bu güzel üsluplu adamın ne demek istediğini acaba yalınız ben mi anlıyamıyorum?! İşte ^'ırk.. 2 — İnkılâbı "siyasî n diyerek daima gelip geçici bir şey sanmak. Halbuki cemiyetin karnında olmiyan ve vakti gelmiyen bir İnkılâp zorla doğurtulamaz. Bazı fikrî vaziyetler vardır ki inkılabı doğru anlamamıza engel olur: 1 — İnkılâbı kelimelerle düşünmek. ali. 3 — İnkılâbı sadece tarihin ve içtimaî mukadderatın bir neticesi sanmak. 4 — İnkılâbı sadece bir adamın eseri sanmak. İhtilâl mı.. Halbuki sathî inkılâplar gibi. Niçin böyie yipıhmyor ? Bunu ilim ve hars müessiseleri mutlaka yapmalıdır. inkılâp bir emir. ruh. inkılâp mı? Gustave le Bon bir "ihtilâl» bir "inkılap» değildir.. İnkılâp şe'niyet üzerinde kazanılmış bir zaferdir.... İşte vasıl olduğum netice şudur: Bir inkılâp her hangi tabiî bir hadise gibi ancak bir ilmi ve metodu olan insanlar tarafından doğru anlaşılabilir. Gibi bir çok kelimeler ki mu- . şe'niyet olarak düşünülebilir..sonra Ali Osman in kanaatini içtimaî hayatımıza da tatbik etmek mümkündür.

. "Yaratıcı tekâmül nazariyesi. Halbuki inkılâplar anî de olabilir. ihtilâl anî ve fevrî.. inkılâp ise bünyevîdir. Bence Gustave le Bon şe'niyet fikirleri üzerinde çalışan yarı edip. fakat hiç bir zaman ikna edici olmıyan bir muharrir!. ne onun güçlüğü ne de onun gençliğidir. Türk inkılâbı hak ve hakikattir. yarı mütefekkir.harririn bunlarla kastettiği ilmî manaları anlamak hemen? kabil değil.. Daima ilhamkâr. Bir ihtilâle tekâmül kıymeti verdiren şey. cazip üsluplu bir muharrirdir. ihtilâl sathî.ni biyoloji sahesinden sosyoloji sahasine götürmekte hata yoktur. Çünkü ezelî şe'niyetlere uygundur. inkılâp ise tedricî ve tarihîdir. Yine aynı kanaata göre. Sadece eşyanın tâbiatine ve hayatın seyrine muvafık olmasıdır.. Niçin bir ihtilâl bir inkılâp değildir?. Çünkü fikrin sahibine göre. .. Bu kanaat eski olduğu kadar da hayatın bütün vakıalarına uymiyan bir tedriç nazariyesinin eseridir.

Yen! hayat .

.

Bizi şaşırtan en mühim sebepîererden biri belki içtimaî hayatımız hakkında mantık zorıyle edinilen müphem ve mahdut fikrimiz. Malûmatımızın ve tecrübemizin mahdut olan unsurlarüe böyle bir hesap ve mukayeseye muvaffak olamayınca. muharebelerin içtimaî hayattaki müspet tesirlerini tetkik edenler gözlerini temamile hakikat üzerinde dolaşdırmışlardır.Yeni hayat "Misaki Millî. eski ahlâkî. iktisadî manzumeleri yerinden oynatan zelzelelerdir. Fakat akıl ve muhakememizin aczi ne derecede olursa oısun. zihninde iıasıl olan inkilâp. aynı zamanda tarifi güç bir gurur duymaktan kendilerini alamıyorlar..„ fiilleriyle ifade edenlerin enfüsî hükümleri nasıl münferit ve mücerret bir merhamet yahut insaniyet fikrinden mülhem olursa olsun. hayat ve hakikat hissimiz bize içtimaî neviden şüphesiz hayırlı ve halâskâr. bununla beraber mukavemetsuz bir cereyan içerisinde ferdî hayatımızın akıp gittiğini söylüyor. denilen mefkurenin baş döndürücü bir süratle terakki etmekte olduğunu görenler memnuniyetle karışık bir hayrete duçar olmaktan. Muharebeleri sırf mekanizmesi noktai nazarından düşünüp "yıkmak.. Zira Harbi Umumîdenberi Türk milletinin ruhunda. kesmek. millî hareketin tarihini az çok asri bir feza içerisinde görmek biz İstanbul Türkleri için tabiî bir haleti ruhiyedir. daha doğrusu vakıalara uymıyan eski telâkkimizdir. tahminlerimiz fevkinde büyüktür.İşte bütün bu içtimaî ihtilâllerin ergeç vasıl olacağı bir tevazün ve .. Harbeden cemiyetler bünyelerindeki hüceyrelerin nesci değiştiğini de hissederler. Muharebeler içtimaî tabakaları sarsan. bu mefkurenin sihir ve kudreti gibi bu süratin imkânını da bir derece hesap ve mukayese etmek istiyorlar.

mütevali felâketler neticesinde hasıl olan tahavvüîlerin zarurî bir neticesi olarak telâkki etmek doğrudur Meşrutiyet iptidalarından beri devam eden bu içtimaî tehavvüîler neticesinde gerek maddiyet ve gerek maneviyet: sahasinde bîr çok kuvvetlerin tecellisine şahit olduğumuz. Çanakkale müdafaasının öğrettiği hakikat türk milletinin namus ve istiklâl mefkûrasine verdiği kıymettir. Şu taktirce senelerce harb eden bir cemiyetin kendi bünyesinde hasıı olan ihtilûlkâr hareketlerin bir tevazün haline girmesi emi tabiîdir. Bu günkü Türk milletinin hayatında görülen bu süratli yenileşme faaliyetini uzun zamandan beri mütemadi muharebeler. bir takım zayıf kıymetlerin de feyz ve kuvvet kespettiğine şahit olduk. bütün müdafaaların tarihinden çıkan cani* fikirlerdir. yeni . Harbi Umumî bir millet için siyasî ittifakların her ne temin ederse etsin.— 60 — taazzi hali vardır. Mütareke günleri bize aciz hükümeti tarafından terkedilen bir milletlerin nefsinden ve iradesinden başka desteği olmıyacagım anlattı. Yeni Türkiye Devletini eski Osmanlı saltanatının bilâfasila devamı addetmek nasıl doğru değilse.. Harp nasıl bir hali tabîî ise sulh ve sükûn da onun kadar tabiî bir haldir. Yeni Türkiye Devleti bu canlı fikirlerin vücudünden. zamanda ve mekânda tahakkuknndan başka bir şey değildir. Millî müdafaanın tarihi ise fenni usullerle idare edilen bu harbin manevî kuvvetlerle birleşince âlemde şeref ve istiklâlin yegâne müdafii olabileceğini^ bizimle beraber âleme ispat etti. gibi. bünyesinden temamiyle hariç kalan mahiyetini gösterdi. Yoksa cemiyet böyle bir intizama mazhar olmadıkça payidar olamaz. Şu halde cemiyetimizin bünyesi gibi ruhu da. yani ahlakî hukukî zihniyeti de beraber degişmtir Bu uzun cidal hayatının bize öğrettiği hakikatler mutaaddittir Eski Türk-Yunan harbi bize idareyi mutlakanm Rumen'de aç ve çıplak bıraktığı neferlerin sefaletini gösterdi. Bu fikirler alelade fikirler değil.

o halde bu değişikliğin derecesi ve mahiyeti anlaşılmalıdır. Çünkü yeni hayat milletin nefsine itimadından doğmuştur. Bu eser karşısında ilimin sağır ve dilsiz kalması mümkün değildir.içtimaîdir. ahlâkî ve iktisadî inkilâplar gibi . Halbuki Demokrasi memleketin bütün ahlâk. siyasette. içtimaî tahavvüllerdir. adamının adi siyaset yapması caiz değildir.dinî. yeisi ümide. Gerçi ilin. Bu akisleri ve neticeleri görmek için her şeyden evvel Demokrasinin ne olduğunu vazihen ifade etmek mecburiyetindeyiz. Afakî bir surette tetkik edilmeleri lâzım gelir. Çünkü siyasî inkilâplar da . ademi imkân tahvil eden büyük irade şimdi de Demokrasinin icabatını mutlak surette tatbik ediyor. terbiye ve maarif sistemini değiştirecek derecede derin. Demokrasinin ne olduğunu anlamak için de bu sekilin tamamiyle zıddı olan Kast devrine iraei nazar etmek lâzım geliyor: .— 61 — «devlet hayatımızı eski devlet hayatımızın tekerrürü ve taklidi şeklinde tekâmülünü beklemek te o derece doğru değildir. Binaenaleyh ahlâkta. o halde bunun neticeleri hukuk. terbiye lisaniyle vazihen ifade edilebilir. binaenaleyh ati mutlaka bu nefsin şeref ve izzetine lâyık olacaktır.. terbiyede. binaenaleyh onların da afakî bir mevcudiyetleri vardır. Es3reti hürriyete. hukukta. bunun akisleri olmak »lâzım gelir. hukuk. Milletçe nasıl yenileşdikse devletçe de yenileşmek zaruretindeyiz.. ahlâk. Diğer cihetten ya Demokrasi içtimaî hayatımızın esaslarını sarsacak derecede derin bir inkılâptır. Yahut ta Demokrasi bu neticelerle alâkadar olmıyan sathî bir değişikliktir. Demokrasi nedir? Memleket hiç bir tarihin idrak etmediği ve hiç bir memleketin şahit olmadığı muazzam bir inkiiâbı vücude getiriyor. fakat siyaset ve siyasî inkilâplann ilmini yapması neden cayiz olmasın?!.

atıldır. zürram arasında hukuk farkları vardır. ecnebilerle temas etmek. Çünkü bu cemiyetlerde meslek intihabı aile ile mukayyettir. 3 — Kastın efradı mesleğini intihapta da serbest değildir. Cemiyetler kastlar devri dediğimiz bu İbtidaî şekli idrak etmişlerdir. Şöyle ki: t — Demokratik bir cemiyette fertler kanun nazarında aynı hukuku. Butun insanlar sınıf. aynı kıymeti haizdirler. Bunları demokratik cemiyetlerden temyiz eden seciyeler şunlardır: 1 — Kast dahilindeki fertler aynı hukuka malik değildir. Hiç kimse diğerlerinin ne mafevki ne de madunudur. cins. demircinin oğlu demircidir. Kast dahilinde rahiplerin. meslek. Meselâ muharip zürraıa mafevki. Binaenaleyh meslek* ihtisas verasetin bir tabiidir. rahip muharibin mafevkidir. Bu devrin insanlarında ne fikren. 2 — Kastın erkek efradı için meselâ diğer bir kasttan kız almak. Demokrasiye ise en geç vasıl olmuşlardırÇünkü Demokrasi içtimaî tekamülün son merhalelerinden biridir. Demokratik cemiyette sınıf teşkilâtı yoktur. Meselâ rahibin oğlu rahip.- 62 - Kastlar Hindistanda yaşiyan ufak cemiyetlerdir. muhariplerin. Bunlar büyük günah teşkil eden fiillerdir. Demokrasi devrine girmiş bir cemiyetin seciyeleri Kastlarî devrindeki cemiyetin bu seciyelerine tamamiyle zıddır. . meshep farkları nazi itibara alınmaksızın müsavidirler. Muhtelif meslek erbabı arasında hukuk farkları mevzuubahis değildir. gibi birçok fiiller memnudur.. muharibin oğlu muharip. 4 — Kastlar arasında bir nevi umumî vahdet olmakla beraber. 5 — Kast devrinde cemiyet son derece hareketsiz. her Kast diğerinin son derece muhasımidır. Aralarında taksimi amel yoktur. diğer bir kastın yemeğini yemek. ne de fiilen cevvaliyet yoktur. ırk.

5 — Demokratik cemiyette fert son derece fail. Meselâ alimin oğlu demirci olabileceği gibi. Bazı kimseler bu müsavatçılığın bir vahime ve müsavatçılık mücadelesinin sunnî .2 — Kast dahilinde dinî bir mahiyeti haiz oian bir çok fiiller demokratik cemiyette lâdinî bir mahiyeti haizdir. Hürriyet. hem de fiilen cevvaldir.. şeklinde hürriyet. demircinin oğlu da alim olabilir. husumet değil. bilâkis muhabbettir. şeklinde hürriyet. Demokraside meslekler taksimi amele ve tesanüde müstenittir Demokraside meslek zümresiyle meslek zümresi arasındaki his. 3 — Demokroside fert istediği mesleği. bütün vatandaşlar için aynı hukuku kabul eden "Müsavat. ferdin hem cismanî hem de ruhanî melekelerini azamî derecede ve serbesce neşvünemaya mazhar olmasından tevellüt eden ahlâkî ve insanî bir "şahsiyet» şeklinde hürriyet. 4 — Kast devrindeki husumetler Demokrasinin meslekleri arasında yoktur.. Cumhuriyetin bir şahsiyetidir. şeklinde hürriyet.. kendi kuvvet ve kabiliyetinin müsade ettiği mesleği intihapta serbes kalmaktan ibaret olan "müsavat. Meslek intihabı Kastlar devrinde olduğu*: gibi aile ile mukayyet değildir. zümre ile zümrelerin. şeklinde hürriyet.. ten ibarettir. bütün vatandaşlar için vicdanın kabul etmediği veya muvafık bulmadığı velayete tabi olmamaktan ibaretan olan " dünyevilik.. millet ile milletlerin müsalehasından mütevellit "tesanüt. istediği veçle intihapta serbestir. Meselâ Demokrasi ferdi istediği cemmiyetten kız almakta ve istediği yemeği yemekte ve ecnebilerle temasta ve buna mümasil olan bütün fiillerinde serbestir Hiç bir dinî kayıtla mukayyet değildir. Bütün ou şartlar ve'neticeler toplanarak denilebilir ki :Demokarsi Adalet mefkuresinin tecellisidir... O Kastın bir zerresi değil. Şu takdircs demokratik cemiyetlerin seciyelerini hülâsa etmek istersek diyebiliriz ki bu hülâsa "Hürriyet. hem fikren.

Nitekim Demokrasi mefkuresi de ilk defa Avrupa milletlerinde zuhur etmiş değildir. şu veya bu şekilde yapıp yapmamak gerçi ellerindedir. içtimaî zaruretlere tekabül etmedikçe cehalet yüzünden payidar olmasını akil bizzat nefyediyor.Fakat hiç bir zaman içtimaî mefkureler gibi milyonlarla insanın vicdanını saran kuvvetlerin zaruretleri. Filhakika Büyük adamlar yanhz hayatın boğuk ve kısık sesini işidebilenlerdir. Fakat ne büyük zarar ve istiraplarla ve ne büyük tehlikelerle!. . fakat mefkureyi halk ve icat etmek ellerinde değildir. fakat söylenen birdi. Balkanlarda.. Bilâkis bu mefkure bazen siyasî bir şuur gibi ronesan'dan beri tenvir ede ede zamanımıza kadar gelmiştir ve bütün asrî milletleri sarsmıştır. sadece tarihin bir mucizesidir. Çanakkalede. Aynı mefkurenin uzun bir husufe oğradıktan sonra tekrar tecellisi bir günlük iş olmamıştır. Buna bu gün de mutavaat etmemek belki mümkün olurdu. O. umdesile ve "Contrat social. Söyleyenler ve söyletenler pek çoktu. Kim iddia edebilir ki türk tarihinde bu mefkure tekevvün ederken onun terkibine milletini aldatan Sultanların hatırası. İnkılâbı şu veya bu vasıta ile. Fransa İhtilâli Kebirinin kahramanları ruhen rousseau'nun "tabiat. Tırabulusta. Gerçi ilmin ve felsefenin tarihinde mefkurelerin bile vahime ve cehil eseri olduğunu söyleyenler gelmiştir. tefsirler ve iddialar arkasında yaşayan ve değişen bir cemiyetin iştiyakı idi.. O da bütün bu şiirler.'in verdiği hamle ile hareket etmekte idiler. bazı inkilâbçılar da aynı mefkureyi incilden istinbata kadar gidiyorlardı. Rönesansin edebiyatı yunan felsefesinin mahsulâtı gibi bu mefkureyi de takdir ve tepcil ediyordu.. Bu gün bütün avrupa milletlerinde ve bizde Demokrasi ve Cumhuriyet şeklînde tecelli eden mefkure de tarihî dinlerin zuhuru gibi içtimaî hayatın tevelit ettiği bir zarurettir._ 64 - •olduğuna âkanidirler. Tarih ve içtimaiyat onu yunan medeniyeti kadar eski buluyor. Müttehidei Amerika istiklâli mücadelesinde görüldüğü gibi.

hatta en •ufak tacrübelerden bile mahrum bulunuyordu. Hocamız tecrübelerinin kıymetli •neticelerini bildirirken açık... kimyam sayesinde.. Bizden evvel ders alanlar kendisine atfen şu sözleri söylemişlerdi. ilim muhabbetini de vücude getiriyordu. fakat ellerimizi hiç bir şeye sürmeden dışarıya çıkardık!. JHi unutmam. . :Bu sözler bütün hayatını tecrübe ile geçirmiş ve "Beni kuyuya atsalar yine aç kalmam. kimyanın alat ve edevatından...zatin derslerinde hem ilmî fikirler. İşte size bu cismin terkibi». Bu ..bu vasıflarına rağmen Vasil Naom Beyin dersi. Hocalarımız arasında müteveffa Vasil Naom Bey gibi hüdayinabit olarak yetişmiş meşhur bir kimykker ve büyük bir mürebbi bulunuyordu. fcir' gün. Lâkin bu cismin kokusunu tebeşirin kokusundan. hem de bediî bir mahiyet vardı. Filvaki o zamanki Darülfünnunun kimyahanesin de ancak bir kaç «eza dolabı vardı!.. rengini de tebeşirin renginden anlarsınız!. Fakat bütün . Fakat hiç olmaisa olanı anlaması ve anlatmasıdır.kendime gıda yaparım!.- 65 - Arabistan da ölen meçhul Mehmetierin âhı da karışmamıştır. Darülfünunu âncârk bW hareket ve inkılâp yapmak için değil. şim5 . o Zamanki Darülfünnunun. kuvvetli ifadesini ve kuvvetli telâkkileriyle bizde ilim fikrini... sırf Saltanatın1 JHrdarüİfünnunü olduğunu göstermek için yaşatıyordu. Diyen ilmine mağrur kimyakerin AbdüJ Hamit istipdadına karşı bir isyanı idi. İstipdat. inkılâbımız gözleri karartacak derecede başımızı döndürüyor. Biz tahsilimizi Meşrutiyetten evvel İstanbul Darülfünunu Fen Şubesinde yaptık. Bu kimyahaneyi ancak bir iptidaî mektebi müzesi gibi ziyaret eder. İnkilâpta yarım yoktur.. inkılâbın âlemden beklediği cesaretlerine ve tehlikelerine iştirak olmıyabilir.

hiç bir şey esaslı ve tamam değildi. bir ferdin. Meşrutiyet tarihi fasılalı. Meşrutiyet devrinde aynı teceddütlere mani olan müteaddit fertlerin kararsızlığı idi.. Harekatı Milliyenin tarihidir. sıkıcı tereddütlerle doludur. Hukuk. hiç bir maksat zahirî. arizî endişelerden salim bir surette. Hülâsa mutlakiyet maarifi bir gösteriş ve idareyi maslahat maarifiydi.„.. parça parça kanaatler taşıyan. istiklâl ve şerefini muhafaza etmek heyecanını duyduğu müddetçe ölmüş . Sultanın iştipdatı idi.. Aynı tarih bize şu üç hakikati bariz bir surette ispat ve ilân etmiştir: 1 — Bir millet ne kadar cahil ve maddî medeniyet itibariyle ne derece geri olursa olsun. Sanki içtimaî hayat. Çüdkü bu devir de hiç bir şey. olan bu tarih içtimaî ve siyasî hayatın her nevine şahit oldu. Saltanat. miyordu. Mutlakiyet devrinde esaslı teceddütlere mani olan. tarihinin en kara ve betbaht günlerinde bu camiayı.- 66 - diki DarüimuaHiminin koridorlarından birinde dolaşırken Darülfünunun ziyarete gelmiş olan ecnebileri gezdirmekte olan bir memurun şu sözleri söylediğini işitmiştim: "Darülfünnunu gösterin diyorsunuz. Mümkün olduğu kadar günü geçirmek ve yarın için yine yarım tedbirler düşünmek. bütün kudret ve hamlesiyh tecelli için yekpare bir ruh ve ceset bulamamış. zayıf fertler arasında dağılmış kalmıştı!. esaret. Bütün bu eserler. zarurî şartlar dahilinde vazedilip halledil-. Bazen iyi bazen fena bazen müterakki bazen mütereddi.. Her şey vukuatın. iktisat hey şey böyle eksikdi. Burada gösterecek hiç bir yok ama'israrınız üzerine yine göstereyim !. O zaman hiç bir şey ciddi. Bu noksan.... Bu tekasüf neticesindedir ki ecnebi istilâsı. Türkiye. mutlakıyetin bütün idare şubelerinde vardı.. Abdül Hamidin bütün dehası işte bu noktada tecelli ediyordu!. perakende olarak helak olan millî kuvvetlerini ateş ve hararete kalbeden mihrakı buldu.. tabiî.. Fakat esasen bu devrin de evvelkinden farkı yoktu. her şey yıkıldı.. tesadüflerin eseri idi.

vatanını şan ve şeref.. Bu netice. ilim ve teknik kahramanlığıdır. 2 — Asrî kahramanlık. sahibi bir vatan ve milleti olarak idameye muvaffak olmak büyük bir dirayet ve fikir eseridir. 3 — Yeni bir eser vücude getirirken. aile. Ei verirki bu heyecana mihrak olacak tarihî kahramanım bulsun. servet farkı olmaksızın bütün vatandaşların millî hayatın feyizlerinden ve nimetlerinden istifadesini temin edecek olan kanunları ve müessiseleri vücude getirmektir.. Âksitakdirde inkılâp hali hayatımızı maziye iade şeklinde ricatle neticelenmez. içtimaî nimetlerden istifade etmeleri ve içtimaî bir meslek intihabı hususunda bütün vatandaşların aynı vesaite mazhar olmalarıdır. Cumhuriyetin esası adalettir.. Cumhuriyetimizin temelleri Mutlakıyetin ve meşrutiyetin bir mantığı olduğu gibi. . İnkılâbın birleşmiyeceği yanlız bir fikir vardır. asalet. hayat için kazanç mevzuubahsolurken büyük bir ziyandır!. şehir. Adaletin ilk şartı müsavattır. Müsavat. hiç bir ferdin ve hiç bir sınıfın sultasına maruz kalmamaları. yeni bir millet yaparken ve yeni bir tarih yaratrıken büyük adamların müracaat ettiği tek usul vardır: Tarlayı baştan aşağıya temizlemek ve yeni binayı yepyeni malzeme ile ve yepyeni nispetlere göre inşa etmektir. Şan ve şeref. cumhuriyetin de bir mantığı vardır. bütün vatandaşların aynı hukuka malik olmaları. bir heyecan ve irade kahramanlığı olduğu kadar. vatan ve millet namına ölmek büyük bir iş. fakat milletini.— 67 — sayılmaz. içtimaî feyizlerden.. o da yarım ve yama fikirleridir. Şu takdirce cumhurî hükümetin ilk mühim vazifesi fertlerin veya sınıfların sultasına mâni olacak. büsbütün ihtilâle münkalip olabilir.

. vakıflar tesis etmelidir. Fakat asrî cemiyet içinde müsatçıhğm en büyük düşmanı servettir. Bu tesise yalnız deylet değü. Devlet... hep bu umdenin vücude getirdiği müessiselerdir. Bunun çaresi içtimaî tesanüt teşkilâtı vücude getirmektir. tır.. işte bu "müsavatçılık. süthaneler. Servet ve onun terakümü sahibine bir tai kim imtiyazlar ve nüfuzlar temin etmekle kalmayıp servetolmıyanların dolay isiyle mahrumiyetini ve servetliye karşı esareti neticesini de tevlit etmektedir. çocukları himaye ve fukara cemiyetleri. belediyeleri ve diğer cemiyetlerde çalışmalıdır.. bir haksızlıktır. vicdanlarda şuurlanmasi.. sandıklar.. ruhlarda. iptidaîden . müsavatçılığın bir şeklidir..- 68 - Cumhuriyet içinde adlî. ahlâk. aynı zamanda tarih. Bizde vakıf en ziyade tesanütçülükten kuvvetini alan demokratik bir teşkilâttır. Şöyle ki cumhuriyet içinde fakir bir aile. hukukî ıslâhatı idare eden mihver fikir. kanunları ve mahkemeleri gibi mekteplerinin de hayatını müsavatçılık esası üzerine tensik etmeli. Onun için cumhurî devlet. Cumhurî devlet "Muaveneti içtimaiye. namı altında adalete hizmet ederken bu hizmeti bir yandan da mekteplerinde ve maarifinde tesis etmek mecburiyetindedir.ajiye kadar bütün mektepler tahsile müstait fakir çocuklar: için meccani olmalıdır. evlâdıpı tahsil ettirmek şerefinden mahrum kalmamalıdır. Taki cumhuriyet inkılâbı aristokratik ve monarşik devirlerin müstehaseleri şeklinde yaşıyan ölü telâkkilerden büsbütün azat olabilsin. Cümhurî devlet bu içtimaî hakslzlıklan bütün kuvvetiyle tamir ve teiâfi etmek mecburiyetindedir. "tesanütçülük. sırf fakir olduğundan dolayı. aşhaneler. Bu müsavatçılığın hukuk ve kanun şeklinde tecessüt etmesi kâfi değil. Bu. edebiyat ve felsefe dersleriyle bu kıymetleri takviye etmelidir. Hastahaneler. cumhuriyet esasına sadık kata mak mecburiyetiyle talî ve ali tahsilde "boursewlar. iradeleri tahrik edebilecek bir hayatiyet kazanması da lâzımdır. .

Cumhurî devletin asıl vazifesi budur. millî hayatm temeli olan müşterek kıymetlerin masuniyetini temin etmektir. . Hiç kimse şahsına ve ailesine ait olan hususî ahlâk va hayat telâkkilerinden dolayı tecziye olunamaz. kabili içtihat oian mes'eleri şu veya bu suretle düşündüğünden dolayı takbih veya tezyif edilemez. hatta müspet mahiyeti olmıyan ahlâkî tedrisat hakkında da göstermelidir. muhakemesi hilafında kabul ettirilemez. böyle şahsî kanaatlere nüfuz etmek değil. Devlet insanları zorla mutekit etmek ve zorla zahit kılmak için kuvvetine. Bu kıymetlerin mühim bir kısmını "hakimiyeti milliye ve hürriyeti şahsiye. ister metafizkî bir mektep. Devlet bu vazifesini bir yandan kanunları ve zabitesiyle yapmakla beraber bir yandan da tedrisatına dünyevî bir seciye kazandırarak ve millî terbiyeyi hâkimiyati milliye. ister siyasî bir içtihat şeklinde olsun. zabitesine müracaat edemez. Cumhuriyette hiç bir kimse filân akideye sahip. hürriyet ve müsavat esasları üzerine kurarak yapar. Bu manevî kuvvet ister dinî bir akide. Cumhuriyeti yükseltecek olan kafaları ancak bu müspet tedrisat sayesinde yetiştirebiliriz. filân mezhebe sâlik veya filân siyasî kanaate malik olduğundan ve kabili münakaşa. Devletin fertlerden talep edeceği şey. vatandaşlara zoria. yani ilmî neviden dersler olabilir. Hiç bir akidenin hürriyet esasını yıkacak surette neşrine muvafakat etmezken her hangi maddeci^ intifaiyeci veya iftıkâriyeci feylesofun ahlakî kanaatlerini genç nesillerin ruhuna zeredilmesine muvafakat etmemelidir. vatandaşların manevî kuvvetlerin sultasından azade olması demektir. mefhumlarında tophyabiliriz. Cumhuriyetin mektepleri bu bitaraflığı yalnız münakaşayı mucip olan akideler hakkında değil. Binaenaleyh din ile devletin yalınız nazarî olarak değil. fiilî olarak ta ayrılması lâzımdır. Hürriyet.Adaletin ikinci şartı hürriyettir. Bu devletin mektepte tedrisine muvafakat edeceği manevî c'ersler ancak tarih veya içtimaiyata müstenit. aklı..

. Netice malûmdur. belki her kuvvetin mefkureden. dinî kıymetlerin şiddetin kaybetmesiyle birlikde şuursuzluk nahiyesinden şuur nahiyesine girmiştir. iradeden.. bilhassa Millî Harekâtın safhaları hakkında bir eser yazacaktır. Bütün bu vukuat türklük şuurunun bir kuvvet fikri haline gelmesi için kâfiydi. Balkan muharebesi bu intibahın diğer bir amili oldu. samimiyetten geldiğini öğretiyordu. Bu sırrî. Bu milliyet şuuru bir yandan milliyyetçi ve halkçi bir devlete. zulümler gibi içtimaî akibetler doğuran kitlevî ve bünyevî hareketler bu şuurun uyanmasına sebep olmuştur. sarayın istipdadına ve israfına rağmen Türkün tükenmek bilmiyen hayat cevherini meydana çıkardığı için genç ve mektebli zabitlerin ruhunda şiddetli bir milli" yetçilik veya halkçılık heycamnı uyandırdı.— 70 — İnkılâbımız ve fikirler Geçende Türk inkılâbının hararetli takdirkârı olan bir Amerikalı ile görüştüm. Bu itibar ile eski Yunan harbi türk neferini çıplak bir halde gösterdiği. On altı senelik hayatın seyrini iyiden iyiye tetkik etmiştir. Her millette olduğu gibi bizde de muharebeler. Çanakkale harbi bize asgarî madde ile mücehhez mefkûreci birordunun cihan ordularına karşı koyabileceğini türk ile gayır arasında insanlık itibariyle hiç bir ayrılık olmadığını söylüyordu.. Çünkü şuursuz olarak mevcut olan milliyetin tarih'. meb'dei yoktur. ve hükümet idaresinde saçın sakalın hiç bir kıymeti olmadığını. Suvallerinde birine verdiğim cevap şu idi: Zannediyorum ki siz milliyet şuurunun zuhuru tarihini sormak istiyorsunuz. Bu zat on altı senelik inkılâp tarihi. Çünkü bir Amerikalının nerlere dikkat ettiğini ve neleri öğrenmek istediğini anlatıyordu. Bu mülakatımız benim için çok istifadeli oldu. açhklar. Bu harp. bize hem milliyet ateşi ile yanan cemiyetlerin iradesini hem de millî idareye malik olmıyanların şeametini gösteriyor.

.. Doktor Gustav Le Bon' dur. Diğeri: bu cemaatleri idare edeır. Üçüncüsü: bu ananeci ve tahribkâr cemaatleri idare için müracaat edilecek vasıtalar tekrar. cemaate de cemaat rolünü verecek müspet bir mektebe ihtiyaç vardı.. Durkheim'm mütefekkirlerimiz arasında süratli intişarı muhtelif sebeblerden ileri gelmiştir. Bu tarihin mütefekkirleri nastl çalıştılar? Bu tarihte hangi ilimler. fakat hiç bir tatbikatçı ve hükümet adamı tarafından kollanılmadı. bilhassa kavimlerin içtimaî ruhiyatına dair olan kitapları bizi çok müteessir etmiştir. muharriklerdir. Eserleri bu suhuletine ve cazibesine rağmen yalınız okundu. Bu mektep Durkheim. hangi felsefeler en çok hükmüran oldu?. hususiyle oldukça amiyane olan düsturları ve nassî hükümleri henüz içtimaî meseleleri müspet surette tetkike alışmamış olan memleketimizde kolayca ve çabukça intişârını temin etmiştir. Le Bon'nun bizde müspet denilebilecek bir fikir neticesi vücude getirebildiğine kani değilim. fertlerin de bu tekâmülde bir şey olduğu hissediliyor._ 71 — bir yandan da dünyevî ve cumhurî bir idare şekline inkılâp •etti. içtimaiyatı olabilirdi. İtiraf etmek lâzım gelir ki Meşrütiyettenberi bizde en çok okunan zat. İşte Durkheimcıhk tam zamanında Türkiyeye naklediliyordu. nede bu amil. Sorbonne'da tahsil etmiş ve bizzat müteveffanın derslerini takip etmiş . Bir kere mütefekkirlerimiz böyle bir mektebe zaten muhtaç bir halde idiler. İkinci merhalede fikirlerinizi en çok tenvir eden mütefekkir içtimaiyatçı Durkheim olmuştur. Bu zatin muhtelif şubelere. fakat ne olduğu ilmî surette bilinmiyordu. Çünkü inkılâbımızın her günkü tecrübeleri bize ispat ediyordı ki içtimaî tekâmülün amili ne cemaatlerin kör ve şuursuz ihtilâllari. feretlerin iradesi ve mihaniki telkin ve tekrarlarıdır. Cemaatin de. Bu zatin eserlerinden alınan başlıca iki fikir vardır: Bunlardan biri: cemaatler ananeci ve tahripkârdır. Le Bon'un açık ve cazibeli ifadesi. telkin gibi mihaniki ve nihayet pisikolojik fiillerdir. Ferde fert rolünü.

nereye gidiyoruz? biz neyiz?. tekâmülcülükün bu tecellisi türk harsi için çok tahripkâr idi.. münhasıran maddeye istinat eden her hangi felsefe değil. Devlette. kâinat. Bunlar ya dinî esasta hayat. millî ve insanî bir hukukun yine dünyevî ve müsavatçı bir terbiyenin faikiyyetini müspet bir kaanat olarak kazandırmıştır. hukukta.âleminde ki bütün ihtilâllere bitmiş nazariyle bakılabilir. hissin. hep birden akim. Hususiyle Gök Alp gibi bu mektebin en selâhiyetdar bir mümessili kendi aramızda bulunmakta idi.— 72 — olan gene müderrislerin tedrisatı da bu işi çok kolaylaştırdı. saheyi boş buluyor ve bütün genç fikirleri istilâ ediyordu. Müspet içtimaiyatçıhk Gustav Le Bon'un fikirleri gibi yalınız hafızada kalmamış. Çünkü içtimaiyat bize halkçı ve cumhuriyetçi bir devletin. "niçin?. Kısaca söylemek lâzım gelirse maddeciliğin. vücut telâkkileri veya maddeye. terbiyede.. Binaenaleyh içtimaî hayat hadiseleri ne derece izah edilirse edilsin yine şu sualin cevabını vermek ihtiyacı baki kalacaktır: "Nereden geliyoruz?. iradenin de malûmlarını cem ve bel'ederek düşünen bir felsefe» . iktısatda vücude gelen bütün tahavvülleri doğrudan doğruya bu mektebin kanadtlarine raptedebiliriz. îşte bence inkılâp tarihimizi en çok tenvir eden mektep budur. Bununla beraber müspet içtimaiyatçıhk fikir tarihçemizin son merhalesi değildir. Fakat münhasıran akla. Çünkü ilim nekadar müspet olursa olsun bir felsefeni» yerini tutamaz. Hülâsa bu içtimaiyatla beraber türk fikir . Bizde Darvincilik yalnız hayatiyat sahasinde kalmıyor. Evvelden beri Türkiyede felsefe namına hükmünü icra eden mektepler vardı. ahlâkıyat ve vicdaniyat sahasine de giriyordu. sualini sormak ta o derece tabiîdir.. hayat amüstenit olan tekâmül mezhepleriydi. Bu sualin cevabını ancak felsefe verebilir. Bu tekâmülcülük vicdaniyat sahasine girdiği zaman vicdan felsefeleriyle karşıtaşmıyor.. sualini sormak tabiî olduğu kadar. Çünkü insan için "nasıl?.. müessiseleremize kadar tesir etmiştir..

Mefkureler duyulur. Mefkuremiz kuvvetli. Tahakkukları. Halbuki Bergson. takdis edilir. Bu sebeple iki şey biri birine zıt farzedildi. Evvelemirde Begrsonçuluk Durkheimcıhğın bir aksülameii gibi telâkki edildi! Filvaki Durkheim mektebinin tedrisatında içtimaî muayyeniyet fikri içtimaî kadercilik şeklinde anlaşılmaktaydı. Nitekim bizde de bu? suale cevap veren o oldu. Fakat Durkheim ve Bergson yaşamaktadır. Fakat Beragson tamim edildikçe hakikati daha iyi anlaşılacaktır. Bergson felsefesinin esası içtimaiyat ta dahil olmak şartiyle terkibine bütün müspet ilimlerin son mutalarını almaktır.. fikir inkılâbımızın tarihinde bu üç zatin ismi mühimdir. fakat Durkheim ve Bergson içtimaiyat ve felsefe tedrisatımızı şiddetle alâkadar eden iki mühim şahsiyettir. düsturlar gibi kat'i. belki ilmin mutaları üzerinden kâinata tevcih edilen külli ve mutlak bir nazardır. ne de ilmin gayrıdır. fikirler. yere. Bersgonculuk ne" ilmin aynı..daha iyi anlamak lâzımdır. hendesî vücutlar arzetmezle. Bu büyük ilim ve felsefe mekteplerinin tedrisatından memleket çok faide görmüştür. Bergson'da ne bu mistisizm nede içtimaî muayyeniyetin inkârı yoktur. Hususiyle mütearız olması lâzım gelmiyen iki tefekkürşubesi gibi. felsefesini ruh âleminde hürriyete istinat ettiriyordu. Bir de Bergson'un felsefesi mistisizm gibi anlaşıldı! Çünüku her felsefe gibi o da batını idi.. Gerçi Le Bon bu gün sadece bir hatıradan ibarettir.İşte bu felsefe Bergson'unkidir. Gerçi Darülfünunumuzda Le bon mevzubahs bile edilmez. zayıftır Mefkureler heyecanlı mevzulardır.'e çok kıymet veriyordu. Hülâsa. Onları . tekniğimiz. Hususiyle "Batınî ben. toprağa inmeyenleri zamanla ..

içtimaiyat/ ilimlerinin kanatierine sığınan bir takım amelî bahislerin. Türk ülkesini vücude getiren bütün vatan çocuklarının ilk mektep tahsilini görmesini kim emel edinmiştir?. kemali de.. Frkat burada iradenin delâletini iyice kavratnahdır. ameliyeler . güzeli şehir. birden tahakkuk edecek cinsten gayeler değildir. bu zekâyı kullanacak malumlar. ne de uziî.. riyaziyat. Duyduğumuz iktisadî.. bu faaliyet neye yarar?. ikincisi edememiştir.. yürü. doğru hareketlere muhtaçtır. Mefkure bize "Koş. Bir mefkure hakikate geçerken bir takım şekiller alır. hep doğru fikirlere. ne konfor. \ bütün fenlerin hizmetine muhtaçtır. Fakat bugün bu mefkure de tahakkuk etmemiştir. denilebilir ki ne iktisat..__ 74 — •olur. der. her şeyi orada hulacaksin. ne de maarif sahesinde hiç bir mefkuremiz henüz tahakkuk etmiş değildir. fikirler. Mefkurelerin fikirleşmesi. doğru düsturlara. cemali de. hem de fenne muhtacız.. Medeniyet dediğimiz bu vasıtalar. O halde siyasî saheden sarfınazar.. hakikati de.. Aranılan ne asabî. Fakat bugün mektep görenlerin adedi inanılmaz derecede azdır?. güzel iktisat. tabiiyat.. Temiz. Mefkuremize vücut vermek için hem ilme. mutlak ve inkıtasız bir faaliyet değildir. Mefkureler tahakkuk etmek için vasıtalar ilmine muhtaçtır. bütün akıbet bizim irademize.. Zekâ olmazsa. Niçin böyledir? Çünkü mefkurelerin sahesi vicdan sahesidir. Tahakkuk etmek talihinde olan mefkurenin ihtiyacı eşyanın tabiatine muvafık olan bir faaliyettir.. sıhhî.. hakkı da. Esasen aynı günde. Bugün siyasî hürriyet ve iktisadî refah heyecanlar vardır? Bunlar inkılâbımızın en büyük hedefleridir. fakat okadar. zengin ve güzel bir İstanbul görmek İstanbulda yaşıyan herkes için bir gayedir. O bize mukadderatımızın istikamet veçhesini gösterebilir. düsturlaşması hayli güçtür. O. Bundan ilerisi. bizim ihtimamlarımıza bağlıdır. fikrî kıymetlere henüz vücut vermemişizdir. ilimler yoksa. Güzel memleket. güzel maarif. Eakat bunlardan birincisi tahakkuk etmiş..

türk Rıkası Mimtaz Efendiyi. Fakat türk Sülüsü şeyh Hamdullah Efendiyi. avrupalı gibi bütün. Hafız Osmani. Celi yazılarına büsbütün bediî bir huviyyet veren Türklerdi. mefkuresinin insaniyet aleminde tahakkukunu istiyor. Benim istediğim sade. asabî bir lisan yapan yine Türklerdir.' Türkler için silâhsız ve muharebesiz bir Avrupaya istila mevzuubahstir.. sahelerine akın etmektir. Taliki. Reyhaniden.. teknik. şimdi muhtaç olduğu bir şey vardır o da. basit bir şeydir. materiyalistlik istemiyeceğim.at yazılarından ayrılan zevkimize acıyan insanlarla hasbıhal etmek istiyorum. Divaniden. türk Celisi Mustafa Rakımı. iktisatta. Şehirde. Mademki Türkiye. vukuf.. türk Taliki Yesarileri. Rik'ayı icat eden. Şeref için ölmesini bilen bir millette idial zaafı nasıl tahayyül edebilir?! Milletimizin bu müfrit mefkûreciliğini daralamak için realisttik. Sülüs. mektepte. Benim yazı tarihi ve yazı bediiyatı ile uğraştığımı bilen bu zat bazı sualler sordu. Türkler ve Türkiye zanedildiğinden çok fazla idealistir. Nesih. Biz Türklerin san. Büyük İnkilâplar ve yeni teknikler Dün Millî Mecmua idarehanesinde eski bir hattatla görüştüm. hesap.at yazılarının tarihinde ne büyük bir kudret ve muvaffakiyet gösterdiğini her müdekkik kabul eder. ondan ince. maharet. köprüde.tnecmuası mefkuremizi edebiyat semalarından hakikat meydanına indirecek yegâne ağırlıktır. ilim. Galatasaray hat muallimi *zzet Efendiyi vücude getirdikten sonra daha ne yapabilecekti ? ! Hattatlığın muasır bir san'at gibi zevkimizi terbi- . bedialar vücude getiren yine onlardır. sağlam bir vukufa sahip olan teknik adamlarıdır. Şimdi lâtincenin kabuliyle eski san. Yesari ve Yesarizade kalemiyle işliyen Türklerdi. fen. elektirikte. adlarını verdiğimiz akıl.

Bu gibi şekil san'atlerinin inkişaf mi daim ve tekâmülünü ebedî kılan şey. Yesarilerin Talikleri ne derece insicamlı olursa olsun bir peysaja muadil olur mu?! Hülâsa Türk hattatlığının hat sahasindeki tarihî muvaffakiyetleri ne derece parlak olursa olsun bunun ilelebet devamına imkân yoktu. Çünkü bu san'at Garp yazılarında olduğu gibi tarihî zaruretler neticesinde inkişaf imkânlarını. Eski harflerin yegâne müdafaa noktası olan güzellikleri maatteessüf tarihî bir tekâmülün mahdut-ve muayyen merhalesinden fazla bir şey değildir. Halbuki bu kabiliyet yazıda yoktur. Onun için istikballeri namına teessüre hiç bir sebep yoktur. Büyük san'at inki lapları için yeni teknikler lâzımdır. . Nasıl ki mimari bir şekil san'ati olmaktan ziyade bir hacım ve kitle san'atidir. heykelden almıya mecbur idik. hep üç budüe birden istinat etmeleri ve bu sayede yüksek bir teknikle genişlemiye kadir olmalarıdır. Hattın doyurmadığı ruh ve zevk ihtiyaçlarımızı zaten resimden. hatta bütün varlığını iki budun arasina hasretmiştir.. Resim._ 76 yede devam edememesinin sebebi kendisindedir. Mustafa Rakımın elifleri ne kadar canlı olursa olsun bir heykel değildir!. çizgi ve renk san'ati olmaktan ziyade bir manazır ve terkip san'atidir.

Gazi .

.

Fakat heyhat! Tecrübeleriniz bize göstermişti ki: Cidali men' için dünyanın en dehşetli manialarını bile yenmek muzaffer ve haklı olmak . Millî hükümet namına ilk vazifeyi İtalyada görmüştü. Müteakiben matbuat müdürlüğü ile hükümetin ninıresnıî bir gazetesi olan "Hakimiyeti Milliye. düşmanıarmızın husumet eseri olarak telâkki ettikleri bu muzafferiyet hakikati halde biz Türkler için bir vazife. türk matbuatını takip edemiyenlere tanıtmak istemiştir. ne tamamiyle edebî. Gerçi hakkımızın müdafaasından sonra böyle bir eseri neşretmek faidesizdi. Muharrir büyük muzafferiyetten evvel yazdığı bu eserin mukaddimesi olmak üzere ilâve ettiği satırlarda diyorki: "Dostlarınızın mukabeleyi bilmisil..Türk Harekâtı Milliyesi ve Mustafa Kemal Paşa Bu serlevha son günlerde Paris te neşredilmiş fransızca bir eserin adıdır. Ragıp Bey bu hizmette bir sene kadar çalıştı... Şon zamanlarda Anadolonun Paris mümessilliği refakatinde olarak Parise gitmişti. en şayanı dikkat saflıklarını türkçe bilmiyen. "Türk Harekâtı Milliyesi. nin ser muharrirliğini deruhte etmişti. istiklâline hürmet ettirmeyi bilen bütün milletler için mukaddes olan vazifedir. Hüseyin Ragıp Bey Harekâtı Miiliyenin bidayetinden beri fikir sahasinde çalı* şanlardan biridir. şerefine. Muharrir bunda millî hareketin en canlı noktalarını. vatanına. Eserin sahibi sabık Ankara matbuat umum müdürü Hüseyin Ragıp Beydir.. ne de temamiyle siyasî bir eserdir. Bu muharrir arkadaşımızın Anadolu vukuatına dair fransızca olarak neşrettiği eserin hususî bir ehemmiyeti olacağını tahmin etmek güç değildir.

Mustafa Kemal Paşa. her taraf harabe. namı verdiğimiz müstesna tarihin en mühim noktalarından bahsediyor.bu ufak mukaddimeden sonra atideki fasıllara ayrılıyor: İstanbolun işgali askerîsi. bu fenapezir maddenin ötesinde "Vatan. denilen manevî ülkeyi görüyor. fakat küvvetH. yangın yerlerini. bu üstüste yıkılan kara yurtlar?. her ruh yeis ile dolu!.„. Puntusçular. Görülüyor ki muharrir " Harekâtı Milliye. zira milletinin ebedî olan hayatiyetine iman «diyor Ve ö kuvveti kalp»ilemeclise giriyor. Artık herkes iriâthybr ki turk milleti kurtulacak. mahkûm edilen istiklâlini...Icâfi değildir. Aynı adam gözleri önünde esir îstandolu. çünkü bu toz ve toprak yığını arkasında. zira dünyada öyle kuvvetler vardır ki yalnız bir milletin kendi vatanını. Yunanlılar tarafından yakılan çocukları. istilâya uğrayan toprakarını. Ekalliyetlerin hukuku. "Tür Harekâtı Milliyesi... tepedeki kaleleri seyrederken meyus olmuyor. ihti farları seçiyor. Büyük Millet Meclisinin küşadı. ruhundan bahsediyor onu yetiştiren muhitleri gösteriyor. buğazlanan evlatlarını müdafaa efmek hususundaki hakkını. Her taraf kara. kadınları. esir Adanayı.. vazifesini izahla kalmayıp kibir ve gurur ve istilâculuk hırsiyle masum kanı dökmenin müthiş akibetlerini göstermek lâzımdır. İşgal günü Üsküdar iskelesinden vapura binen bir Türkün gördüğü ve duyduğu şeyleri anlatıyor. İstanbulun işgali askerîsi gayet kısa bir parçadır. zira mümin adâmhutkü iftitahîsîbi söylerken orada toplânnhşf olan elli millet vekilinin kalbine ateş ve iman Serpiyor. Yalınız bir adam. BIPyBik adamların aimhitleri >vei terbiyesi noktasından okadar^py&ffiı 'dikkat . esir İzmiri. fakat yine meyus olmuyor. Bu tek. İkinci iasil Meclisi Millinin ilk günlerindeki Ankarayı anlatıyor. Üçüncü fasılda muharrir Mustafa Kemal Paşanın şahsından. çünkü esarete tahamül ' etJemiyecekf ir. Türk ortodoksçuluğu. Bu fasıl Meclisi Mebusanda Sinop mebusu Rıza Nur Beyin verdiği acı takririn suretiyle bitiyor. esir Antalyayi da görüyor.

"Kim kimi buğazlıyor? ! „ Sualine cevap veriyor: Türkler yalnız İzmirde.. menafimiz ve hâttâ kendi menafimiz aleyhine olarak hariein teşvikatına kapıldınız. anlıyna sivri sinek sazdır derler!. türk milleti düşmanlarına karşı mevcudiyetini müdafaa ettiği bir sırada.. siz silâhlarınızı vatanına çevirdiniz. Hüseyin Ragıp Bey burada hiç bir şey gizlemiyor.. Fakat beyhude zahmet değilmi. Zavallı Türkler! Hab il ile Kabil faciasındanberi dünya bir kin ve iftira dünyası oldu. Türkiyenin midesi "ekalliyetlerin ispirtosiyle» eriyor.. Türkler belki asırlardan beri ekalliyet yılanlarının dişleri arasında buğazlandı!. yani " hukuksuzluğunu „ anlatıyor!. büzülüyordu!. Ecnebi tesiriyle vatandaşlarına silâh çekenlerin akibeti söyleniyor. her hakikati söyliyor.. Fakat o tarihdenberi hiç bir iftira sana edilen kadar zalimane değildir. Bu kısım Anadolu hükümetini bir "hükümet olarak düşünmiye alışmamış olan milletler için kısa bir ders olacak! "Ekalliyetlerin hukuku „ bahsinde " Türkiye de ekalliyetlerin zulmü „ nı anlatıyor. Hülâsa Türkiyede haktan mahrum olan bir millet var amma hangisi?!. Muharrir Yunanistan müslümanarının hukukundan bahsediyor. .. Pontusçular bahsinde türk vatanında yaşıyanların cinayeti tasvir ediliyor.. Bu kısımda Millî hükümetin bütün istihaleleri doğru ve anlaşılır bir tarzda yazılmıştır..olan bu bahis de güzeldir. Burusada buğazlanmadı. Pontusçularla türk ortadokusluğu eserin kara beyaz iki sahifesidir.. Türkiyenin saadeti "ekalliyetlerin nefsaniyetiyle. Dahiliye Vekâleti "Ey Pontosçular. size son bir ihtar! Kan dökülmesine meydan bırakmayın. " Ankara Hükümeti „ müteakip faslın mevzuudur. insanları katlettiniz. köyleri yağma. millî hükümetinize isyan ettiniz. Türkiyenin siyasî vahdeti ise "akalliyetlerin mektepleri. le tehdit ediliyordu!. Türkiyenin serveti " ekalliyetin sarrafları.. Hükümet isyanınıza nasıl cevap vereceğini biliyor. Daha sonra Dahiliye Vekâletinin bu asılara karşı neşrettiği beyannameyi tercüme ediyor. elinde hapsoluyor.

- 82 - gelin teslim olun. adeta bir hayaldi. Daha ileride muntazam bir surette kazılmış istihkâmlar vardı. Hulâsa "Türk Hareke! MilliyesiM. Kayseride türkçe konuşan. Bu hayal diğer bir hayali davet etti: Beş sene evvel bir sabah Binbirdirekte Millî Talim ve Terbiye Cemiyetinin konferans salonundan Marmaraya bakıyordum.. türk zevkine tabi olan milletdaşlarımızın refahını temin den bir papasın hissi selimi daha çok hayırlı imiş..». malûm mukabele.. Buğaziçinin tepeler arasından görülen bir parçası uzaktan yağlı boya bir resim levhasına benziyordu. muharririnin kendine has olan dikkati ve millî meselelerdeki isabetli hükmü itibariyle fransızçe bilenler için okunması çok faideli ve çok zevkli bir eserdir. Uç hakikat Dün Kısıklıdan Beylerbeyi üzerine iki üç arkadaşla yürüyüş yaptık. malûm cevap. Türkiyeyi uzaktan tanıyanlarla Türkiyeyi Türk sıfatiyle tanıyanların yazıları arasında çok fark var. Bunlar muhtemel Anadolu akınlarına karşı İngilizlerin gerdiği tel örgülerin enkazıydı... hatta evlerini. Çakal dağına yaklaştığımız vakit ayağımız yerdeki tellere takıldı. ve dedim ki bin nazariyeden» bin farziyeden. ayrı bir dinden olan fakat ırkan Türk olduğunu bilen ve bu fikrini bütün hayatında dindaşlarına neşreden Akdağlı Eftim Efendinin hissi selimini gösterdi. Ragıp Beyin türk ortodokslanndan ve papa Eftim Efendiden bahseden mekalesi Anadolu seyyahatimin bazı hatirauyandırdı: Niğdede. odalarını türk zevkine göre süsliyen bu Ortodoksların mukadderatını düşündürdü. Durgun denizin üzerinde bir takım uzun ve siyah lekeler kayıyordu.. Bunlar İstanbolu işgale gelea . türk olan. Artık tepeye varmıştık. Bu levha en muhayyel mevzular kadar zengindi... türkçe giyinen.

veliler gibi mütevekkildi. bu masumiyet ve tevekkeldeydi!. istiklâle.. elinden tespihi düşmiyen bir zattı.. milletin hakimiyetine varıyor. zulüm ve şekavet görüyor. Şimdi denizde bunlardan eser bile yoktu. Acaba bu iki hayal arasındaki büyük hakikat hayatının muayyen bir dakikasında atıl ve mihaniki bir memuriyet vazifesi yerine istiklâlin zevkini duyan ve ölümün kokusunu kokhyan bir insanın iradesi değilmidir?. İşgal günlerinin kara hatıralariyle dolu olan gönlüm hayretle. „ diyordu. İnönü. fakat nihayet zafere. her taraftan menfi bir mukabele. sevinçle kabanyordu.. Herkes gibi ben de onun şahsi etrafında bir takım hayaller vücude getiriyor ve " hayalimin Mustafa Kemali „ ni tahlil ile uğraşıyordum. yahut hiç!. Sakarya ve büyük taarruz harplarını idare ettikten sonra cumhuriyet esaslarını kuran adamın muvaffakiyet sırlarını bilmek ve yeni . Belki hiç!.. te bu taatıta. tarih ve ilim nazarında ne kıymeti olabilir?!. Bunlar arasında en çok şayamdikkat bulduğum abit ve zahit bir zatin tasviridir: Bu zate göre İnönü muzafferiyetlerin kazanan Kemal Paşa sabahlara kadar ibadet ve taatle meşgul olan.. Paşa melekler gibi masum..— 83 — galiplerin tekneleriydi. O insan ki bir gün Ankaranın toprak evleri üzerinden ufuklara bakıyor ve vatanının istikbalini seyrediyordu. en kara bir günde başlıyor. Bu his.. Avrupa istilâsına karşı koyan.. Dünden beri otuz otuz beş saat geçti. Onun şahsını bir çokları gibi ben de tanımıyordum. vücude getirdikleri hayalleri de büyük bir alâka ile takip ediyordum. Şübhesiz Çakal Dağından görülen denizin hatırası da bir hayale kalboldu Fakat bu iki hayal arasında bir hakikat yokmu?! Harakât Millîyenin tarihi! O tanh ki en ümitsiz. Paşanın bütün muvaffakiyet sırları işte bu ibadet. Bu "hayalî Mustafa Kemal.. Belki de " ya her şey. bu zan sahibi için nederece tabiî ve masum olursa olsun. beni nasıl meşgul ediyorsa başkalarının onun hakkında hasıl ettikleri fikirleri.

İşte bir yandan ilim ve zekâ. Salisen: îki şartı ihata eden bir hayat felsefesi. bir yandan bütün ilimlerin ve tefekkürlerin fevkine çıkan metafizikî bir itikat. hiç bir millet için tarihi münkariz denilemez. ilmî velayetin. harptaki tesirini. Bu üç nokta bir millet programının esasları değilmidir? Söyle ki: Evvelâ : milletçe her sahede ilmin. eşya ve hadiseleri idaresine muallak. mevkiini. yazık ilim yerine vehmi. iman yerine yesi koyan başlara!. Nice bu muvaffakiyetin unsurlarını şu üç noktada toplamak mümkündür: Evvelâ: maddenin yani silâhın. . ilim saltanatının mutlak surette hakimiyetini temin etmeliyiz. bazan ahlâkî bir mecburiyet. istikbalin anahtarı büyük adamların elinde. ilmi zihniyetin. Türk milleti için bu muzafferiyeti vucude getirdikten ve bu üç mefhumun delâletlerini tarihle.. maddî kuvvetler esir. bütün icraat ve İslâhatta yine bu üç noktaya istinat etmek mümkün değilmidir?. ilim. vukuatla ölçtükten sonra acaba bütün içtimaî teşkilâtında. ilim adamlarının. âlem bir âlemi imkân. hesap zekâsı. bu flsefeye göre maddî kuvvetler esasen fani. bu mefkurecilikte millî. vatanî. Saniyen: Bazan maşerî bir vecit. insanî. ehemmiyetini takdir eden ve bilmukabele bunları idare eden bir zekâ. bir yandan ali bir hessasiyet. manevi kuvvetler baki.. her şey müdir ve mütefekkir bir zekânın iktidarına.. bence millî harekâtın bütün felsefesi bu üç noktanın vucude getirdiği müsellestir. tarihî şekilleriyle bütün beşerî kıymetler dahil. hiç bir hayat için bitmiye mahkum. fen... pilânın. ilmî tedrisatın.. nüfusun. ilmî terbiyenin. ilin: müessiseltrinin. bazanda bediî bir hesasiyet şeklinde tecelli eden yüksek derecede mefkurecilik. paranın.. manevi kuvvetle hür. manevî kuvvetlerle beslenmiyen maddî kuvvetler nihayet zevalpezir.- 84 - nesillere doğru olarak bildirmek borcumuzdur. İlmin vatanında ilimden başka hiç bir şeyin sultasını kabul etmemeliyiz. Sonra..

terbiye ve tedrisatımızı... yine büyük adamlarına ait birer imkândır. teşkilâtı. Şimdiye kadar gazetelerde tesadüf ettiğimiz resmî ve gayrı resmî malumat gösteriyor ki bu teşebbüs kuvveden fiile çıkmak için hazırlanmıştır. idare hayatımızı.- 85 - Saniyen: Millî. en millî bir felsefe gibi kabul etmeliyiz. Evvelâ türkcemiye tinin Mustafa Kemal Paşanın şahsına karşı gösterdiği bu derin hürmet ve alâka ne ile tefsir edilebilir? Bu alelade bir riya veya bir taklit eseri midir? Yoksa içtimaî bir dalâlet midir? Vaka türk inkılabına ve Paşanın şahsına en çok . Tarihinden ibret ahp almamak yine milletlere. insanî.. ahlakî.. Buna mukabil bütün memleket cok mühim gördüğü bu suikast teşebbüsünü şiddetle felin etmiştir. Benim maksadım hadiseyi sırf bir cemiyet hadisesi gibi nazarıitibare almak. bediî kıymetlerin hürriyeti. fertlerin ve cemiyetlerin hadiselerini tetkik eden ruhiyat ve içtimaiyat ilimlerinin zaviyesinden bir kere daha görmektir. Büyük adamın şahsı Türkiye Cumhuriyeti Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin şahsı hakkında suikast havadisi bir haftadan beri bütün memlekette çalkanmaktadır. terbiyeyi vucude getirmeliyiz.. neşriyat ve felsefemizi alâkadar eden bir mahiyettedir. bununla bütün maddeci ve bedbin olan felsefelere mukabele etmeliyiz. ruhlar daki harareti için lâzım olan şartlan. Salisen: müstakbel nasillerin terbiyesini idare edecek olan hürriyet ve imkân felsefesini en mücerrep. terbiyemiz bir vicdan terbiyesine inkılâp etmelidir. Bu üç şart aynı zamanda hükümet teşkilâtımızı. hükümetimiz bir vicdan hükümetine.. intişarı.

„ Fakat hadiselere dikkat edelim ve türk milletinin tarihî hayatını düşünelim. içtimaî vicdanın doğurduğu yine içtimaî nevinden bir kanaattir. ne de bir zilletin eseridir. içtimaî bir tecrübenin. denilsin ki " Bu hürmet ve alaka sırf şeklîdir.kafa. Paşa milletin istiklâli ve refahı hakkında vicdanının sesini duyduğu günden beri hep aynı tarzda. sıhhi ve bediî refahını da temin ede- . Paşa herne vadetmişse yapmıştır ve bütün bu mazhariyetler rahatla. Şu halde türk milletinin Mustafa Kemal Paşa hakkındaki bu şuuru ne bir tesadüfün. Bence şudur: Türk heyeti içtimaiyesi Mustafa Kemal Paşanın şahsını türk milletinin selâmetinde bir " amili mutlak „ olarak tanımaktadır. aynı kuvvetle çalışmış. aynı irade türk milletinin halde veya istikbalde ki ktisadî medeniyetin. Türk milleti onun idare ettiği ve onun kanşdığı bir millet meselesine şeytanî kuvvetlerin karışamıyacağına inanıyor. darlıkla olmuştur.- 86 - düşman bir insan tarafından mütalâa edilsin farzedelim. hep aynı gayelere yaklaşmıştır. Şimdi meselenin ikinci safhasına geçelim: Türk vatanının tamamiyetini ve türk milletinin istiklâlini temin eden aynı . Bu kanaati istiklâl tarihinin bütün safhalariyle elde etmiştir. zahiridir ?. iziyetlerle. O halde millette Paşanın şahsına karşı tavî surette duyulan bu muhabbet ve taktir duygusunun tabiî sebeplerini düşünmek lâzım geliyor. fedakârlıkla. huzurla ve sırf para ile olmamıştır. Bu. Türk milleti bu büyük adamın şahsı hakkındaki bu layezal kanaati bir günde yoktan elde etmemiştir. tşte cemiyete ait olan bu karar ferdî zekâlar ve mücerret mantıklar tarafından ne derece tenkit ve tenzil edilmek istenirse istensin şimdiye kadar umumî mahiyetinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Aynı millet insanlara muhabbet etmek gibi nefret etmek tecrübesini de mükerreren yapmıştır. Hiçbir mecburiyet bu muhabbeti türklerin kalbine tahmil etmediği gibi hiçbir sebep de sunî bir hassasiyeti bir milletin hayatında devam ettiremez.

Hayatta bu kadar büyük bir icaz sahibi olan birMustafa Kemalin istikbali için en kuvvetli bir ciheti camia. Fakat her tarafına basdıkca kahraman veya dahi çıkaran bir makine gibi bir cemiyet mefhumu sakattır.. müteredditlerin. gibi mülâhazalar ilimi olmayan bir anlayış tarzından başka nedir?. onun yerine kuru mantık. Evet gerçi içtimaî hadiselerin ilk izahı cemiyetin kendisinde. Bir milliyet. bir kaç Mustafa Kemal daha yetiştirir. aynı zamanda kahraman ve müteceddit sıfatlarını vermekte mütefekkir olan bir insan tereddüt edemez. zaıyf kaplilerin bile hayat ve kuvvet aldığı bir menba ve mihrak vazifesi görmüştür. Yaradan hep cemiyettir ve içtimaî bir kadercilik eseri olarak milletleri muhtaç oldukları güzideleri hep bulacaklardır.- 87 - bilecekmidir? Mnstafa Kemal Paşa yalnız büyük bir asker sıfatıyla millî faaliyeti kendi sahesıne münhasır kalmış bir zat değil midir?. millet sağolsun. bu kuvvet. hususiyle şahsi bir çok ümitsizlerin. bünyesindedir. Bu anlayışa göre fertlerin hiç bir kıymeti yoktur. O halde Paşanın şahsı hakkında türk cemiyetinin heyecanını bir de yarın şuuriyle izah etmek mümkündür. İstikbalin tarihi tetkik edilsin. Fakat bu anlayış ne ters bir anlayıştır!. cemiyetin teşkilâtında. tesanüt ve vahdet mihveri teşkil etmesi kadar tabiî bir şey olamaz. Fakat ne gariptir ki halkın bu hissi selimi bazı münevverlerde bozulmuş. bir istiklâl . İşte " Biri gider biri gelir. cansız bir izan İtayım olmuştur. görülecektir ki Paşa bu mukaddes kavganın her devrinde her şeyden evvel milletin ebedî hayatına iman eden mefkûreci gibi çalışmış. En çok milliyet taraftan olan içtimaiyatçılar bile bunu idda etmemişlerdir. Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin şahsı böylece en bitaraf ve en afakî bir tarzda tetkik edildiği zaman ona büyük adam. Paşanın mazideki eserini sırf askerî diye takyit etmek delâletten değilse bile hamakattendir. Bu suale doğru cevap verebilmek için yine maziyi hatırlamak mecburiyetindeyiz.

Milletleri yalınız itaat eden koyunlar farzetmek çok yanlış bir teşbihdir.. Milletler bu büyük adamların asırlar ve batınlar verasetinden topladığı hilkat ve yenilik cevherlerini kullanarak tabiî kuvvetlerin servetinden istifade etmiş oluyorlar. aldığım olduğu gibi . Aksine. Fakat bu milliyet bu istiklâl Rübens'in bir tablosu. faak büyük adamlarını da birer kukla farzetmek ondan daha az yanlış mıdır?. ilhamının mey vasidir. Evet türk milleti şüphesiz ki istiklâle çok lâyıktı. Ve o sanatkârın iradesi oderece mühim ki bu iradenin hayır gibi şerre de taluk etmesi için içtimaî hiçbir mani yoktur.. dehanın çocuğu.yutan ve içinde kaybeden aç zekâlardan değildir. Mustafa Kemal şahsiyeti Mustafa Kemal gibi büyük bir adamın.. bu zekâ şeinleri. fakat onu işliyen bir sanatkâr da lâzım. Bu liyakatten istifade edip onu müstakil kılacak sanatkâr kimdi ? Tarihin bütün sırrı işte burada. şahsiyetini tarif etmek güç bir iştir. Mustafa Kemalin zekâsında hiç bir fikir karanlıkta. Evet cemiyet var ve lâzım. Eğer bu sanatkârın sinirleri olmasaydı ve damarlarında ki kan öyle dolaşmasaydı. Bu zekâ her gördiğünü içine alan... Bu kuvvetler neden ibarettir? Eevvelâ zekâsının hayret edilecek bir derecedeki "açik görmek kabiliyeti. her fikrin doldurduğu bir boşluk vardır. her fikir bir hududa malik.— 88 — olmak için gerçi bir cemiyet mevcut olmalıdır.. berrak.. Fakat şahsiyetini vücude getiren büyük kuvvetleri seçmek daha kolaydır. Sinanın bir camii gibi bir sanat eseri. Milletler için büyük adamları tanımak çok hayati bir meseledir. her şey açık. herhangi mfitevassıt yaradılışlı bir Mustafa bir Kemal o sanat eserini vücude getirebilecekti. Michel-Ange'm bir heykeli. hiç bir mefhum askıda değildir. Fakat esarete girmişti.. ve hadise- ..

. hiç bir ölüm korkusu şimdiye kadar onu tuttuğu yoldan çevirmemiştir. Mustafa Kemalin büyük kalbini görmek için ferdî hayatından uzaklaşmak ve bu kalbin beşeri muharriklerini uzaktan seyretmek lâzım gelir . Mustafa Kemal şahsiyetini vücude getiren ikinci hassa Kalbindir. belki türk halkının tarihî akli seliminde bulmak mümkündür. ve tarihî mukadderatın sadece neticesi değildir. şaşırmiyan bir istikameti vardır. her muvakkat şeyi kovan bir tabiat cihazıdır.. Mustafa Kemal hayat ağacının kuruyan.. Bu iradenin haricî tesirler karşısında bir türlü bozulmuyan bir muayyeniyeti.- 89 — leri dayıma süzen ve yalnız kendisine yarayan cevherleri kabul eden ve her sunî.. Hiç bir hadise. Mustafa Kemal şahsiyetini vücude getiren son büyük hassa iradesinin hususiyetidir..belki milliyet.. insaniyet. Bu kalbin azameti meselâ arkadaş hissi yahut aile muhabbeti gibi ferdî hislere çok civar olan dar kıymetlerle değildir . her yalan. artık meyve vermiyen hasta . Zekâ Mustafa Kemalinin türklüğü işte bu noktadır.çünki bu kıymetler o azameti vücude getiremezler . Bu Büyk adamın ruhî şahsiyeti ne derece şayanidikkat olursa olsun insanların tarihinde oynadığı rol ondan daha şayanı dikkattir. icabın bir tecellisidir.. sırrına mazhar eden esrarengiz bir fert te değildir. Bu beşerf neviden kıymetler bu kalbi o derece kaplamıştır ki diğer ufak kıymetlerin orada tam bir seyrini bulmak mümkün bile değildir. Mustafa Kemalin zekâsında bulduğumuz açıklığın eşini medrese kılâsiklerinin şekli ve lisanı olan belagatlerînde değil.. ebediyet. medeniyet. " Mutedil adam „ mefkuresi bu hilkati katiyen ifade edemez. Mustafa Kemal mistik tarihçilerin kabul ettiği gibi türk milletini "basübadelmevt». Mustafa Kemal tarihî kadercilerin anladığı gibi türk milletinin alellâde bir mümessili.^ gibi büyük ve beşerî neviden kıymetlerdedir.. Büyük adamın iradesi tabiatin bütün kuvvetleri gibi zaruretin.

onu daima gözliyen. kurtlara terketmiyen. hakiki ölümden muhakkak kurtarmıştır. ona mükemmel bir medeniyet aşısı vuran. yahut hiç bir fikirciye müyesser olmıyan bir zekâ ile anlaması ve hiç bir milliyetçiye. böceklere. ... O. Çünhi bu büyük adamın elan aklıma hayret veren bütün maddî teşebbüslerini idare eden. yahut hiç bir milliyet sanatkârına müyesser olmıyan büyük bir ihtirasla bu düşünceye inanmasıdır. Gazinin en büyük eseri Bence Gazinin en büyük eseri Türk milletinin yaşamak kabiliyetini hiç bîr inkılpâıçya. Bütün aşılar gibi bu medeniyet aşısının da hakikî kıymeti ancak meyvelan kemale geldikten sonra anlaşılacaktır. Onun için türk inkılâbının ispat ettiği hakikat şudur: İçtimaî tekâmülde büyük adamların rolü yalnız büyük olmakla kalmıyor. bütün medenî hamlelerini kovahyan yaratıcı kudreti işte bu ( Anlayış ve duyuş tarzı) dır. kıskanan emsalsiz bir sanatkârdır. Onun için Mustafa Kemalin turk tarihindeki mevkii eskiyi tamire. fakat bu aşıyı vurduktan sonra . yahut ayrı cinsleri yakiaştırmıya çabahyanların yeis getirici rolündan tamamiyle ayrıdır. hatta içtimaî muayyeniyetçiliği bile şüpheye düşürecek derecede iradîleşebiliyor. yeni türkleri bir mabut gibi yoktan var etmiş olmasa bile.mütevekkil bahçıvanlar gibi . bu rol bazan içtimaî kaderciliği inkâr ettirecek.ağacın hayatını fırtınalara.«dallarım hiç acımadan kesen.

Tipler .

.

hiç bir hisse malik değildir. malik olmak kabiliyetinde de bulunmıyan insanlardır. İradenin aptalları olduğu gibi zevkin de aptalları vardır. Hakkında hiç bir fikre. Ribot. Onlar için yalnız madde âlemi. zevk belaheti mutlaka fikir belahetini istilzam etmez. Bir insan fikir ve ilim hususunda münevver olmakla beraber. diyor!. güzellik idraki yoktur. karar verse bile icra edemiyen. gibi baıslerde gerçi zeki ve malûmatlıdır. İradenin aptalları haricin tesiriyle.. Bunlar incelik.. fakat sadelik. hakkındaki eserinde bir sınıf iradesiz insanlardan bahısediyor. . İnsan vardır ki hesap. irade aptallığı.. Bunlarda güzellik şuuru. Bütün hayatları diğerlerinin vücude getirdiği güzellikleri hiç anlamıyarak.Zevk aptallar ı Meşhur ruhiyatçı Ribot "İradenin hastalıkları.. çünkü kararını icra için lâzım gelen cehit ve gayreti sarfedemiyen. güzellik... hendese. güzellik hususunda bir aptal ve yahut bir cahildir. fakat zekâ aptallarına karışmasın diye "irade aptalları... kimya.. güzellik hissinin de dahileri vardır. Ribot bunlara " aptal „ demek istiyor. incelik.. zevkin aptalları ise gayrın zevkiyle geçinen mukallitlerdir. nefsinde bulmıyan insanlar bu sınıftandır. zevk hususunda budala kalabilir!. hikmet..ya göre iradenin dahileri olduğu gibi aptalları da vardır: Kendi kendine karar veremiyen. taklitle geçer. Bunlar haricî tesirlere maruz kalan cansız mevcutlar gibi mihaniki bir surette hareket eden cehitsiz ve aizrasiz kimselerdir. sadelik. Ribot' nun irade hakkındaki bu tasnifini diğer kabiliyetlere de sokmak. mutlaka fikri aptallığı icap etmiyeceğin gibi.. Bu nevi aptallar kendiliklerinden ne bir güzelliği idrake ne de bir güzelliği icada muktedir değildirler. bence kabildir: İradenin dahileri olduğu gibi meselâ zevkin. başkalarının iradesiyle haraket eden otomatlardır.

İkisinin arasında aptal.o nevi aptallıklarından olacak! . hüsün kanunları yoktur ve onlardaki ilimleri bunlardaki cehillerini tazmin etmezt Bu nevi alimler gerçi ilimden.. arap. ne de yaşamasını bilmezler! Hele ilimlerinin. mümaresesiz kalmış. Bu dereceleri yalnız istidat ve veraset noktasından değil. Zekânın derecesi vardır. ne söylemesini. öbür ucunda dahiler bulunur. bütün çirkinlikleri. bir aptal değildir. Her birimiz yaradılışımız itibariyle zevkin derecelerinden birine dahiliz. meknuzdir. kanundan selâhiyetle bahsederler ve anlarlar da.. güzellik cehaleti karşısındayız demektir. ahmak. Yunan. dehası işlememiştir. bir de tahsil ve terbiye noktasından kabu' etmek lâzım geliyor. Kabiliyet daima kabiliyet olarak mevcuttur. aptal değildir. hüsün kâinatı. derece derece insanlara tesadüf etmek mümkündür. bediî zevki " bediî terbiye „ ile inkişaf eder. gabi. Fakat mümarese ile inkişaf edebilir. lâkin bu istidadı tahsilsiz. İnsanlardaki bu fikir ve zevk farkları miltlerin hayatında da olacak. Çünkü her güzellikten anlamıyan adam zevk hususunda mutlaka bir kabiliyetsiz. Netekim her âlim olmıyan insan. nitekim zekâ " fikrî terbiye „ ile..Güzel namına ne varsa farkına varmaksızın yakarlar yıkarlar !. derece derece zeki yahut aptal insanlara tesadüf edildiği gibi. mütevassıt. bütün kabahklariyle be- .. Fakat aynı zatler ne giyinmesini. Adam vaıdır. gözle idrake. o zaman güzellik belâheti karşı smda değil. Belki bu.mantık esasları vardır. gayet duygulu. zekâlarının kuvvetiyle mevki iktidara geçince yine . gözle icade gayet müstait... türk sanatinin itilâ noktalarını takip eden devirlerin zavkinde hep bu belâhet eseri görülmüştür. zeki ve çok zeki. bir milletin hayatında da derece derece zevkli zevksiz devirlere ve bu zevkte derece derece belâhet ve dehaet anlerina tesadüf etmek mümkün olacak.. bir milletin hayatında büyük bir hamelin icapettiği rehavettir. gotik. Hattın bir ucunda aptallar..

Ortasına asian şeklinde bir "musluk taşı. âlemde bir sanat . Elimizden gelse güzel olarak na varsa Beyazıtin Camisi. Münevverlerinizin bedii aptallığına yahut cahilliğine karşı samimi münevverler için ilk yapılacak iş gayet basit ve menfidir. koyuyor. heykel hakkında makul ve güzel denilebilecek bir fikrimiz yokmuş. binaların çökmesine rağmen asıl ve Türk kalan şehirler çoktur: Kastamoni. bütün bu zevksiz şeyler tamamiyle bedii bir aptallık devresinde yaşadığımızı göstermiyormı ? ! Beyazit meydanını yakından tetkik eden kimse için . halkın zevkini münevverlerinin idraksizliğinden korumak.Emanetin bedîi idraksizliğine şaşıp kalmamak mümkün değildir: Bu aralık Emanet İstanbolun en eski ve bütün mimari yeniliklerine de adeta nümunevazifesi görmüş olan Beyazıt Camiini görmüyor.. Anadolu halkı zevkini. yazıları çerçivesinden fırhyan kocaman lavhalar. ve şehir eminleridir. esaletini tamamiyle muhafaza etmiştir. resmî hususî binaların kapılarını. Nevşeir. kibar olan şeyi henoz duyuyor. Kayseri. meydan... pencerelerini kaphyan. Allanın evi de olsa yine defnedeceğiz!. asaletsiz. şımarık çocuklar gibi sıyırtan evlermiz. Çangırı.- 95 — raber zarurîdir. hem de bir hars ve hüsün merkezi olduğunu galiba anlamıyor. tezyinatımız. Hamdolsun ki zevki bozulan yalnız münevverler... asıl halk. cami. Şimdi Beyazit camisi tramvay yolu tarafından toprağa batmış bir binadır ve hissen mevcut değildir!.. mefruşatımız. bu tesviyeyi yapmak için Beyazıt camisini ayaklarına kadar toprağa gömüyor.. Fakat temadisi ne derece tabiîdir?. Anadolu T u r ki sade. Avanuş.şehrin iradesini temsil eden . yahut tanımıyor! Bunun hem bir tarih. Hep böyledir. Bizim zevksizlik hususunda uğradığımız tereddiyi görmek için etrafımıza bakmak kâfidir: Manasız. Beyazit meydanını dolduruyor. Anadoluda nüfusun inkirazma. yalnız mühendisler. Meğer bizim şehir.

Günde dokuz on saat yaylıda sallanmaktan adeta hasta olmuştuk öğle zamanı sıcak da bastırınca uyuklamıya başladık.... Fakat iş tamamen aksine oldu. başka ihsan istemem !„ diyor. Niğdeden bizi "yaşlı başlıdır. tecrübelidir. Halkı bu münevverlere " zevkime gölge etme.. siz gülersiniz! Onu ben bilirim: Uyuyanca araba ağırlaşır mı. şehiremini şeklinde millî zevee isyan eden münevverlerinizden korumaktır. aksilik. ağırlaşmaz mı.... Arabacı uyukladığımızın farkına varınca başını çevirip bize dediki: — Ne uyuyorsınız be ? ! — Ne olacak ? — Araba ağırlaşır! Hepimiz gülmiye başladık.. mimar. çektiğimi Allahla ben bilirim! Huysuzlık. diye gayet götü huylu bir bunağın arabasına koydular. Tecrübe edin de bakın!.. Yine bir gün ikindi vaktiydi.. sözünde devam ediyordu: — Ya.. namuslıdır. Her türlüsü bu adamda vardı. Bilmem seyyahatımızın kaçıncı günüydi. Sırtlan göziyle Anadoluda günlerce araba yolculuğu yapanlar bilir: İyi bir arabacıya düşmek ne mutludır! Bu yaz bizi Kastamoniden Ankaraya götüren arabacı Çangırıh Cemal gayet iyi bir gençti. Samsuna kadar on beş gün zarfında kendi hesabıma. Arabacının bu ciddiyetine karşı bozgunluk olmasın -diye mecburi sustuk.. Ankaradan Ürkübe kadar götüren Erzurumlu AH ağada gayet iyi bir insandı. arabanın içinde her . Üç kişiydik. Niğdede kaldığımız müddetçe hep şu temennide bulunuyordum: Samsuna kadar on iki günlük yolda iyi bir arabacıya düşsek. Fakat herif hiç gülmiyor..96 - yaratan Türk milletinin zevkini mühendis....

artık yeter!. Yolun iki tarafında kağnı kervanlaiarı durmuş. Fakat ne atmak mümkündü.. T. Arkadaşlardan biri muharebenin millî gayesini izaaha çalıştı. — Şu kavga ne zaman bitecekse hayırhsiyle bitse. Bize diş geçiremiyeceğini de anladı. Alt mı geleceğiz. Ben geçende Malatya'ya bir maarif müdürü götürmüştüm. ben de. Yine bir gün adi bir sebple bana çattı. ağzına gelen küfürleri savuruyordu. Bütün gün arabacının lan etliğini nasıl savuşturacağız diye düşünüyorduk.. üst mü geleceğiz anlaşılsa. Bir kaçkerre homurdandıktan sonra aynen şu sözleri sarf etti: — Siz ne biçim hocasınız ?!. Fakat herifin kulağına lakırdı mı girer! O boyuna söylüyor ve küfrediyordu. Bunların Harbi Umumî zamanından kalma enkaz olduğu pek alâ anlaşılıyordu. Arabacı yine başını çevirdi: — Ne susuyorsunuz be ? Türkü söylesenizeL dedi. Bu sefer muharebeyi tenkide başladı...- 97 - birimiz bir tarafa yaslanmış kalmıştık. Yine bir gün şosanm bir kıyısında iki kamyon enkazına rastgelmiştik. Herif gitgide tahammülfersa olmıya başladı... — Artık yeter! Bari nefes almak için de senden izin alalım! dedim... mola veriyor7 .. Terbiyesiz adam her dakika bir suretle bizi rahatsız ediyor ve kizdıryordu. Yolda hep güzel güzel türküler söyloyordu. Samsun'na kadar bu derdi çekecektik. Artık belâmızı bulmuştuk. Fakat arabacı bunları hep bu günkü harbe vesile edinerek atıp tutuyordu: — Yazık Türkiyenin paralarına yazık!. ne de satmaic!. Günün birinde akşam üzeri Amasya'ya yaklaştık. gibi sözler söylüyor..Ağa biz türkü bilmeyiz! dedik. Fakat bunak herif bir türlü huyundan vazgeçmiyordu. Hemde ciddi olarak.

Yunan harbi bizim ya altında yahut üstünde . bu müsademede hayvanlardan birinin kayışı kopmuştu. Kağnılar dar yolun iki tarafını tamamiyle kapamış.. niçin bu kadar kötü huylu. sonra bütün hadiseleri ve kâinatı o kirli ruhun penceresinden görmek lâzımdı. yalınayak başı kabak manda güden çocukları.. maksadı.. Üç gün üç gece bu ters adamın haleti ruhiyesini tahlile çalıştık. bizim araba için durup beklemek vardı. Küfürün kazam zaten kaynıyordu. iman olsa biraz kenarda durur sunnz!. bir müslüman. İşte o zaman: — Türk . kendi fikir ve kanaatimize ayit ne kadar hak ve hakikat fikirleri varsa onlardan tecerrüt edip arabacının ruhuna girmek. kağnı kârvanını. milletine. Akıl ve mantıkla izah edemediğimiz bu manayı başka bir usûlle daha kolay anhyabiliyorduk. Bu adamın halüvaziyeti. her tarafı toz ve topraktan bembeyaz olmuş bir adam çıkıp bir iki adım attı. uzun sakallı. O vaziyetle haykırdı: — Söyle söyle! Kimdir şu memlekette imansız olan?!. taşmıya başladı. dedi.. her şeyi izah ediyordu. Üç gün sonra Samsun'a vardık... Yarım dakika sonra tekerleklerin büyük bir mukavemete çarptığını anlatan sert bir ses işittik. Fakat aksi herif kağnı kervanları arasındaki dar ve taşlıktı yerden geçmek istiyerek zaten yorgun olan atlan sürdü. gayeyi. Tekerlek taşa takılmış.. İhtiyar kağmcımn bu sözü o kadar yüksek ve keskindi ki!. oraya yerleşmek. O ane kadar sessiz ve haraketsiz duran kağuıcılar arasından uzun boylu. lanetin dili tutuldu !. Bir insan. Arabacı ağzını bozmak için haricî bir sebebe muhtaç değildi. Şöyleki kendimize. yorgun mandaları. kağnıciiara hücum başladı: — Utanmazlar. miiletdaşlarıne karşı niçin bu derece mütecaviz oluyor neden?. arlanmazlar! insafsız herifler! Yolu böyle tutarlar mı? Siz de din.- 98 - lardi.

. hodbin olmak için ne bir dikkat. " Hazine! Hassada adam alıyorlar. Haydi bakayım bana son baharı bir tasvir edivir!. mantığına göre çok doğru. Bu adam nasıl oluyorda fena oluyor? diyorduk ve fenalığı o adamla birleştirmek için zihnen çabalıyorduk. fakat mutlaka bitmesi lâzım gelen. kendime bir iş arıyordum. Ben sevindim. Fena adam. kalın sesli ve güler yüzlü bir zat çıktı.. ne bir zahmet sarfetmiyordu. Fena. bizim tenkidimizin tarzıydı. O adam fenalığın ta kendisiydi. son baharı tasvir edersem memuriyet verecek dedim. Şu halde bizim kendi aklımıza göre yanlış. Eshişehir cephesi çocuklarınızı yemek için açılmış bir ağız. He- . kırık kamyonlar zavallı Türkiye'nin zavallı parası. A "abacımız müşteriyi. kumandanı. Bir istida yapıp müracaat ettim. milleti hep sjrtian göziyle görüyor ve sırtlan burniyle kokluyordu. " Ya ! demek edebiyat ta okudunuz? !. idadi şahadetnamesini almış.- 99 - kalarak. onun hükmü değil. Onun hanei kalbinde ise dişlek bir sırtlan yatıyordu. İstidamı okuyunca "sen ne bilirsin? „ dedi. İnsanlıktan bir şey feda etraiye mecbur değildir. harbi. dedi. sakat dediğimiz şeyler arabacının aklına. Anadolu Paşaları hep birer sergerdedir!. çok düzgündü! Ve sanki yanlış olan. Karcıma iri yapılı. Bu zat dairenin müsteşarı idi. derler. Halbuki fenalıkla o adam arasında ayrı gayrı yoktu. kağnı taşıyan ihtiyarlar birer imansız.. olduğu gibi kalıyor ve fena oluyordu! "Herkesin hanei kalbinde bir aslan yatar. Bir sırtlan için bundan daha tabîî ne olabilirdi ? Yeni adam enmuzeci Henüz yirmi yaşını bitirmiştim. Vefa İdadisinde okuduklarımı birbir saydım. dediler. bir güreş.

Artik o da sıkılmış olacak kîii: " Senin için iş var. ben. fakat burada değil. Hafta sonunu iple çektim! Nihayet ken îimi Müsteşarın karşısında buldum. arzuhali verdim. Evde herkes sevindi. O tarihte geceli gündüzlü ciltlerini ezberlercesine okuduğum " Servetifünün „ kolleksiyonu gözümün önünde duruyor gibiydi.. Üç beşkerre sertabibi görmek için gittim bulamadığa. fakat daha bir iki hafta bekle!. bir hafta sonra da gidiyorum. dedim.. Aradan bir az vakit daha geçtiktan sonra yine gittim.„ Mısraiyle başlıyan eylül manzumesini koydum birde imzalayıp heman verdim. Acaba ne diyecek. " Öyle ise bir arzuhal ver de oraya havale edeyim. dedi. Müsteşar Bey bir kâğıda. Çünkü bu zat galiba aynızamanda Sarayın da tabibi idi.. imtihandan kaçmıyorum. dediler.... dedi. yine gittim.. havale edildi.. "Hiç merak etme oğlum işin oldu. beni görünce tanıdı: "Oğlum seni alacağız. Hamidiye Etfal Hastahanesi sertabibine müracaat et!.„ Birkerre daha imtihan olduk. Bir müddet daha kâğıdıma baktıktan sonra gay*t yavaş ve mülayim bir sesle: "Bir hafta sonra gel!... baş kâtibin yanında oturuyordum. üslubun da parlak !. dedi. Hamidiye Etfal Hastahanesitıde! İmtihane girer misin? dedi. "efendim.. Gittiğim zamanlar kalem odasında. Gözüm gözünün içinde idi.— 100 — men müsteşarlık odasının yanı başındaki ufak odaya geçtim. Nihayet "imtihanı kazandın. Fakat bir az müsaade et!. diyordum. bir de yüzüme baktı: " O ! Kuvvei kalemiyen var. girerim ne vazife de olsa yaparım. dedim. „ Dedi Allahtan ümit kesilir mi ?! Ben eski neşemden bir şey gayibetmiyor. Ben hemen babama koştum: Yazım beyenildi. Nihayet adamcağız Hazineyi Hassa Müsteşarının onkerre de söyleyemediği sözü o günü bir defa da söyleyiverdi: "Size doğ- . hep kati neticeye intizar ediyordum. Daha bir iki haftabekledim. Türlü terkipler ve türlü hayallerle süslenmiş bir son bahar tasviri vücüde getirdim! Nihayetine de 11 Tevfik Fikret merhumun ne zaman zert ve muhtazır eylül.„ dedi...

Hemen Meşrutiyete kadar devam eden bu devir adeta "ihtiyarlar devri. . Bu enmuzecin en mübalağalı şeklini aynı zamanda kudretli şair ve merhametsiz bir hicivci olan bir arkadaşımız bundan üç sene evvel "Avrupayı görmüş zat. salis. hüsnühatınız da var.gibi!.. Hep ihtiyar adamlardı.„ . iş adamı hakkındaki haleti ruhiyesini gösterir. dedi! Ben bu sözleri işidince şaşırdım kaldım. daha doğrusu yarattığı enmuzeç ise: "Lisan aşina. mukayydi sani. Meşrutiyetin bulduğu. O zamana kadar iş başında gördüğüm insanların simasını yaşım gözümün önüne getirdim.. Birde en ehemmiyetsiz vazifeler bile meselâ mukayyittik aklı başında tek adama değil.' nin makûsudur. muaşerete vakıf. Meşrutiyet bu enmuzecin enbüyük düşmanı oldu.. Bu gayri tabiî enmuzeç de çok yaşamadı. Harbi Umumî firarileri gibi nihayet o da kaçtıgitti. dır. fakat ne çare ki gençsiniz. Bu devrin adamları arasında Babıali kalemlerinde görüldüğü gibi selâm sabaha riayet etmek şartiyle kalemi hokka yabatirmadan senelerce memur olanlar vardır!. nutka. Bu vaka o tarihdeki insanların memur. Avrupa'yı görmüş zat Avrupa'yı görmemiş olan "babayani.. mülâ kata müsteit genç bir kavval „ <iur. muamelâtın sırrına vakıf bir Efendi! „ idi. Bu ihtiyarın hayatına en büyük darbeyi o vurdu. serlevhasiyle Akşamda teşhir etmişti. Her ne hal ise ben o gün meyus ve raakhur bir lhalde. Harbi Umumî ile birlikte bu enmuzeç de mütarekesini yaptı. Ben yaşta olanlar arasinda müstakil vazife görenler yok gibiydi.. O günden sonra ilk işim insanı ihtiyari atmıyacak derece de çabuk biten bu İdadi tahsilini kâfi göimeyip Darülfünun'a yazılmak oldu. bir kaç adama birden tevdi edilirdi: Baş mukayyit. pek gençsiniz! Bu yaşta size bu vazifeyi tevdi edemiyeceğiz!. yaşlı başlı. Etfal Hastahanesini terketmiştim. İşte Meşrutiyet'ten evvelki memur enmuzeci "saçlı sakallı.— 101 — rusunu söyleyeyim mi ?! İmtihan evrakınızı gördümı pek iyi yazmışsınız.. .

Onun için denilebilir ki Harakâtı Milliyenin tarihi. vukufun.. Fakat birincilerin cehli. Bu adamların iradesi Almanya'nın iradesi gibi marazı bir irade idi... Gerçi Büyük Millet Meclisinin ilk azasından bir heyet İstanbula geldiği zaman içlerinden bir Darülfünun konferans salonunda darülfünunlulara hitaben şu sözleri söylemişti: "Efendiler! Bu meclis şimdiye kadar.. müstesna insanlar vardı. Bu his meclisini muvaffakiyetler iyle. gelmiş olan meclislerin fikren belki madunudur. bunu itiraf ederim. umumiyetle. Bunun için de zihninde şu mantıkî silsileyi vcüude getirmelidir: Meşrutiyete kadar memleket hem cahil hem de atıl ihtiyarları tecrübe etti. onlarda da vardı. demişti ve doğruydu.- 102 - Eğer Anadolu'da yeni bir türk ordusu teşekkül edip te yeni bir devlet kurulmasaydı. cevval insanlardı. emel ve iman itibariyle bütün onların fevkinde olduğunu iddia edebilirim. Bu devri vucude getirenler aynı zamanda "faal vefekkâr „ insanlardır. bedbin ve daha ziyade menfaatperest. vazih bir hale getirmek lâzım.. Yeni hayatımızın müdürlerini ancak bu hayata imkân ve hürriyet bahşeden Harakâtı Milliyenin tarihçesinde görebileceğiz. bir milletin ümidine. imanına müracaat ederek kuvvet al- . Bu ilim. sıfatlarından teşekkül edecekti. Mefkûrecilikleri de marazi bir mefkûrecilik çokkerre mevhumecilik idi. Yeni insan enmuzeci.. Fakat büyük misal gözümüzün önündedir... bizim için insan enmuzeci belki pe "meyus. tecrübenin tarihidir. daha başka şekilde.. ve müdafaa hatlarmız Pulath'ya kadar gerilediği zamanlarda bile yerinden kımıldamayan bu iyi yürekli insanlar arasında "beyin ve irade vazifesi gören. yeni idare adamı enmuzeci bu hasta ve ölü unsurlarla terkip edilemez. Meşrutiyetten sonraki idare adamları ekseriyetle faal. ondan ibret almak yeni Türk enmuzecini şuurlu. Fakat şayanı dikkat olan nokta şudur: Bütün Harakâtı Milliye tarihince "kalp ve ihtiras vazifesi gören. az kalsın mahvoluyorduk!.. makhur. zaferleriyle tenvir ve tahkim edenler hep onlardı. ilmin.. Fakat ümit.

hiç teslimi salâhiyet etmeyiniz! İdare hayatında yalnız sahibi irade olanlar şayanı itimattırlar. züppelere.. parmakların ucunda. Yine çok dikkat edelim ki Türk milletine tarihini. gayrı kabili zeval bir hayatiyeti haizdi. Bu melekenin bir kökü kafada. Yeni nesli teşkil edecek olan mürebbilere bir meslektaş gibi tavsiyem: Arı ve kunduz yetiştirmekten sakınınız. zihnî sermayeleridir. ne biri ne diğeri akıldan başlayıp amle müntehi olan. muzaffer olduğu muharebelere bakınız. Yaptığı yollara. amelden haraketle akılda nihayet bulan faal ve yaratıcı bir ilimdir. Bu hayvanların işleri ne kadar hayretaver olursa olsun zekâ için numune teşkil etmezler! Cırcır Böceklerini de örnek a'mayıniz! Çünkü sesleri ne kadar çok olursa olsun iş yapmazlar! Gayeyi hayaliniz "insan.. ihtîbari vukufu. olsun. kuruttuğu bataklıklara. kevezelere. ameldedir. Onların kimler olduklarını mı soruyorsunuz?. Zira bu ilim ne Meşrutiyette evvelki ihtiyarların sırf ameli. fakat "yaratıcı bir insan..— 103 — dığı için akamete mahkûm kalmadı. ihya ettiği ormanlara .. tabiatı eşyaya mutabık bir iradenin sahibindedir. atillerdan ve mürtecilerden sakınınız.. Bu iradenin en tabiî unsurları hissi selimi gayip olmamış bir zekâ ile bu zekâyı fiile isal eden bir hasasiyet manzumesidir.. müdafaa ettiği cephelere. bir kökü kalpte bütün dalları. Evvelâ söyleyiniz hangi meslek mevzuu bahistir ? Askerlik mevzuu bahis ise kurtardığı tarihe. lakırdı ebelerine. kolları elleri de. Yine yeni hükümet makinesini kuracak olan mesul insanlara bir vatandaş gibi tavsiyem: Umumiyetle menfilerden. istiklâlini iade eden ve istikbalini eminleştirmek ümidini kazandıran bu ilim tamamyile hususî bir mahiyeti. Şu halde sırf nazari adamların ve adi manasiyle: kelimecilerin ve hayalcilerin hayatta bir kıymeti yok! Fakat ayni hayatta sırf faal ve maceraperest insani arında bir kıymeti yok! Bütün mesele hadiselere. Vilâyet idaresi mi mevzu bahis?. nede Meşrutiyetten sonraki kavvalların sırf nazarî.

Muarif İslâhatı mı mevzuu baıs?! İdare ettiği mekteplere.. yerde oturmak yani yerde yemek. yanılmazsımz. Parkı ziyarete gelenlerden çocuğun kanepeye oturmak ihtiyaciyle gerçi ayakları yerden kesildi. fakat bunlardan hiç biri kanepeye avrupah bir insan gibi .. faziletperverliğini ölçmek ise bunun da gayet afakî bir usulü vardır: Mevzuu bahs olan §ahsın menfaati şahsiyesini hayatta kaç defa ve kaç türlü feda ettiğini anlamak lâzımdır... Hülasa icraat hayatında insanı yalnız ve sade işiyle.. Bu feragat olmadıkça söylenen her sözün ve dermiyan edilen her iddianın nihayet edebi. iradenin bu meşru evlatlariyle ölçünüz. yerden yüksek yerleri sevmek. Terakkiden kaçan adam İstanbul şehrine Gülhane Parkını kazandıran şehremini günün birinde dahiyane bir fikre malik oldu: "Parkın muhtelif noktalarına yeşil tahtalı. ve her şey yere oturmak.— 104 — bakınız. demir ayaklı kanepeler koyarım. numuneyi imtisal olduğu yeniliklere bakınız. dedi. yerlerden yüksek bir yerde oturmak. içmek. nefsinden. yerleri bu "Haki fena „'yi sevmek.. yere oturmiya alışan.. kanapeye oturmak çamurdan ve tozdan kaçınmıyan bu halka temizlik dersi veririm!. koyduğu usullere. yerden yüksek yerlerde yaşamak ve yerden yüksek yerler için yaşamak adeti teessüs edecekti. milliyetperverliğin insaniyetperverliğin en müspet tecellisi işte bu feragat. yahut mantıkî bir mahiyeti vardır. yerde yaşamak ve yer için ölmek adeti hep değişecek. asıl ahlâk ona bir kıymet vermez!. Hakikaten yerde oturmak kanapeye oturmak adetine münkalip olursa şarkta büyük bir tahavvül olacaktı. Garip netice!. yerde içmek... menfaati şahsiyesinden feragattir. yerden yüksek yerlerde yemek.. Maksat adamların ahlâkını. Çünkü dindarlığın..

Filvaki hayvan da ceht eder. Çünkü insani Terakki demek durup dinlenmeden zahmet çekmek demektir. fiilen icrası güç olan bir şeydir. Halbuki her yeni itiyat yeni tefekkürler. Seni adam yapacak olan din. bu izahı o kadar kabul ettim ki her terakki davasının peşinde zahmetten. nede bir muhakeme dinidir O sırf katı mafsalierin ve uyuşuk adalelerin ile mücadele edecek olan bir zahmet dini. Ve onlara sessiz velveîesız bir }isan ile hitap ediyorum. kaçan insanların feryadını işittikçe hiç garip bulmuyordum. Yazık o lisana ve edebiyatına ki terakkiyi bir zevk gibi gösterir!. Bu suretle o vakit Şehremini insanların bu garip inadı karşısında şaşırdı kaldı. Şimdi bile terakkinin meşhur düşmanlarını görüyorum ve gayizlerinin illetini anlıyorum.105 oturamadı. Cemiyette vücude gelen her terakki uzviyetimizde derin ve elim aksülamellerie. Onun için terakki bir fikir gibi nekadar arzu edilirse edilsin. yeni zahmet ve meşakkatlerle olur. İnsan uzviyeti iktizası terakkiye değil. yeni yeni itiyatlar hazırlar. alıştığı gibi yaşamıya müstaittir. ne bir fikir.. Terakki yalnız ceht ve elem ağacının meyvasıdır... Sanatten kaçan adam! Durkheim insanı kendi kendine cehte muktedir bir mahlûk olmak üzere tavsif ediyor. itiyatlarını muhafazaya. . Ve bu terakkigirizliği bir türlü izah edemedi. Bilâkis hepsi kanepeyi tahtadan bir yer faz ederek üzerine bağdaş kurdular}. elemden. Lâkin bu hadiseyi gözden kaçirmıyan bir insan şöyle izah ediyordu: — Terakki bir emri cebrîdir. elem mabdünün dinidir!. Ben bu düşünceyi. diyorum ki: — Ey kanepeye otururken mafsalları acıyan insan! Sen terakkinin zahmetlerine nasıl katlanacaksın?!.

İnsan en güç işlerde bile bu cehte yalnız başına muktedirdir. dikkatimizin müdahalesi şarttır. Çünkü bu insan dinlemeye ahşmamıştir! Çünkü dinlemek.. dinleyemiyor !. Büyük bir sanatkâr dikkatiyle tahlil edilmedikçe. anlamak. Fakat terbiye almış bir insan için bu iş kolaydır.. insanı neviden olan hangi idrâkimizde cehtimizin müdahalesi yoktur ?! Bakınız. Bunu elde etmek için seneler lâzımdır. Beşerî olan hangi vazifede. İlim gibi sanatta bizden dikkat ve ceht ister bir Mozart ve bir Wagner.— 106 — Fakat hayvanın cehti haricî bir tazyik ile olur. rast geldiğine " bunların ne lüzumu var?... Avrupa musikisinde bazen en derunî ve en fevzaî ihtiraslarımızın bazen de en insanî ve en beşerî emellerinizin ifadesi vardır. Zaten bir sanat eserini anlamak. ahengi. Zavallı yoruluyor. Şu halde nevinin İstırabını duymıyacak derecede kulakları sağırlaşan ve en ufak bir aşk heycanı yaşamıyacak kadar içi kuruyan bir adama doğrudan doğruya " sanatin ve sanatkârın sesini işit „ demek manasız olur. hayatı isthkar eden adam. İnsan terbiye tesiriyle senelerce cehtetmeliki kendi kendine cehtetmeğe alışabilsin. o eseri ruhunda yeni baştan yaratmak demektir. siz ciddi ve ilmî bir bahsi izah ederken gözleri süzülen ve ağzı açılıp kapanan şu adama!. Güzelden kaçan. Meselâ çocuk için en güç iş elbise giymektir. Sadece . Yük taşıyan at misalinde olduğu gibi. dağnık ve mütezat görünen parçalara büyük bir ahenk sokulmadıkça bu musiki bizim için cehennemi bir gürültü.. Halbuki burada ne bir lüzum nede bir ispat mevzuubahstır. den başka bir şey değildir. Fakat bu ceht bir günün mahsulü değildir. Bunlar bilbedahe ve bilâ vasıta şuurumuza yerleşecek basit eserler değildir.. sanat eserini manayı. diyorsun. heycanı..i anlamak için zekâmızın.. Onun için insana " yalnız başına cehte müstait olan hayvan „ demek doğrudur. Bu hayvanı cehte sevkeden kirpactır! Halbuki insan terbiye sayesinde o hale gelir ki haricî hiç bir tazyika muhtaç olmaksızın cehtedebilir. o da bir cehttir..

Bunu bulamıyorsan kabahat ne eserin.. devamlı ve feyizlidirMektep bu yaratıcı tesirini yapabilmek için her şeyden evvel ve her şeyden ziyade şu hakikate dikkat etmelidirTesanütçü bir ahlâkın ve istihsalci bir irfanın hakikati . mektep hayatı ise geniş. fakat yeni cemiyetler çin kâfi değil.. senin! Cumhuriyetin adam numunesi Eski Yunan medeniyetinin ekmel numunesi " Hakim „ idi. dır. " Sıkılgan adam „ tipi yeni tipin tamamiyle zıdtıdır. Kurunu Vüsta "Aziz. Aile vasıtasiyle mektebi ıslâh etmek fikri sakattır: Aile muktedir ise kendi kendini ıslâh etsin!.. gene cemiyettir.. Bu günkü vatandaşın seciyesi acaba nedir?. si " tesanüt ahlâkı „ . ne sahibinindir. Bu günkü çocuğun aile hayatı dar ve mahduttur.- 107 - büyük ve elemli bir cehtin teslim edeceği bir zevk vardır. Yeni vatandaşı yaratacak olan sanatkâr. " akıllı ve hisli adam „ . Kendisini bütün cemiyetin cüzü duyan ve cüzü gibi yaşiyan vatandaşın ahlâkı. irfanı yaratıcı. " ukelâ ve sathî adam» tipi yeni tipin tamamiyle zıddıdır. aile değil. Yeni cemiyetlerin " Ahlâkı hasene „ . muhterem.. mekteptir. vatandaşın ilmi. On altıncı asrın mükemmel adamı "Honnete Homme. "Honnete Homme.... Bize zümrevî hayatın bütün icaplarını tanıyan ve yaşıyan vatandaşın hayatı lâzımdır. dir. On sekizinci asrın beğendiği adam. leri vücuda getirdi.'.. Yeni tipin hamurunu yoğuracak olan muhit. " Akıllı ve hisli M adam enmüzeç güzel. Yeni vatandaşın siması ancak yeni cemiyetin çizgilerinde» ve renklerinden teşekkül edecektir.. Bu gün evliyalar yoktur! " Mübarek adam „ enmüzeci bile silinmiş gibidir.. Sonra. yalnız senindir. meslekî istihsalleri vücude getirici olmak lâzımdır. dır. fakat bu günün hayatı için müphem ve umumîdir.

faal adamdır. tasvifi yerine "faal adam. "tanırım... „ diyoruz. Meşrutiyet inkılâbında nntuk söyliyen hatipler "teşebbüsü şahsî.. diyoruz.. Öyle ise mektep her şeyden evvel tesanütçü bir h yata mazhar olmalıdır. . Kendi kendini ıslâh edemiyen bir mevcut başkalarını ıslâh edemez!. başka bir yerden gelmiyecektir. Millî İnkılâbın vücude getirdiği adam enmuzecinin tasvirini henüz vazıh surette göremiyoruz.. faal adamdır. dediler. Cumhuriyeti yaratan irade mekteplerin binalarına da teveccüh etmelidir.— 108 — ona dışarıdan. "Falan muallimi tanınınsınız ? „" diyorlar. yeni bir idare ise yeni insanlarla yaşayabilir.nin destanını okudular. Bunlar haricinde yeni vatandaş teşekkül edemez. Ve insan kendi kendine soruyor: Demek ki fa- ... "Filan adamı tanırmısın ? „ diyorlar. Mektep cemiyetinin içtimaî hayat zevklerini tatmasına müsayit mesafe ve mekân ile mektep cemiyetinin müstahsil hayat şartlarını teminine müsayit aletler ve teknikler. Kendisinden çıkacaktır.. talim sarf ve helak edici halinden kurtulup istihsal ve istismar edici hale gelmelir. tavsifini kullanıyoruz. oldu. Faal adam! Meşrutiyetten evvelki adam teşebbüsü şahsiden mahrum olan atıl adam idi. ve türk milletinin şimdiye kadar felâketi "teşebbüsü şahsînin fıkdanından dır. "müteşebbüs adam. Meşrutiyetten sonra aranılan.. Sonra ilim. Yeni idarenin mukadderatından mes'ul olan artık yeni terbiyenin mahiyetidir. Mektep canlı bir mevcuttur. "Tanırım. Talebe ve muallimler denilen zümreler müstait oldukları zümrevî hayatı azamî derecede yaşamalıdır. Ve ondan İnkilâp namına iki şey istemelidir. Yalnız "müteşebbüs' adam.

Ekseriya cahil ve zekâsı cevval olan insanlarda görürüz. Otomatik faaliyeti temyiz eden şey iradî faaliyetin zıttı olarak şuursuzluk ve terkipsizlik tir. Birincisi otomatik faaliyet.. Fakat olduğu gibi kalan bir çocuk faaliyetinin medenî nev'inden hiçbir kıymeti yoktur. her teşebbüslerini mantıklariyle teyit ederler. Otomatik harekette gerçi kendisine göre bir intizam. bir ittırat vardır. Mütalaayı kolaylaştırmak için üç nevi faaliyet enmuzeci kabul ediyorum:. Otomatik faliyet. demeli? ! Hayır. her şeyden evvel bu faaliyet fikrine biraz vuzuh vermeliyiz.. Her hareketlerini. Fakat pek az kimse bu meziyet olmak imtiyazım alan "faaliyet. güzel nev'inden eser denilebilecek hiçbir şey vücude getirmez. Fakat yaratıcılık. sevk ve idare yoktur. Alelumum deli de faal bir mahluktur. İkincisi: mantığa müstenit faaliyettir. doğru. doğru. Fakat netice gene birdir. Bu faaliyette gerçi intizam ve şuur vardır. mantıkî. Çünkü bu faaliyet yapıcı olmaktan ziyade yıkıcıdır. Şu halde çocuk faal bir mahluk olmakla beraber makbul bir insan enmuzeci midir ? Daha ağır bir misal delidir. Evvelâ çocuğun faaliyeti. belki noksan. şuur. Fakat delinin faaliyetiyle medenî faaliyeti ifade eden iyi. Şüphesiz derhal "faaliyet bir meziyettir. Fakat faaliyetlerine rağmen eser vücude getirebildikleri eser payidar olmaz. Çünkü bu faaliyetin intizamı. istihsal kadreti. şuuru sathî bir şuurdur. iyi.— 109 — aliyet bir meziyettir. in ne olduğunu düşünüyor i İstiyerek fikrimizi şüpheye düşürelim ve soralım ki: "Faaliyet bir meziyet midir ? „ . . Fakat bakınız size bir kaç faaliyet numunesi ki meziyet olmak şöyle dursun. . Bu faaliyet ilerde içtimaî faaliyetlere mebdei hareket olmak itibariyle gayet şayanı dikkattir. Yani neticede gene istihsal yoktur. hatta felâkettir.. güzel faaliyetler arasınde ne münasibet vardır ? O halde ne demeli ? "faaliyet bir meziyet değildir mi. „ diye kabul edeceğiz. faaliyetlerin en iptidaî şeklidir. hayvanı jir faaliyettir.

hangisi?.. Çünkü muntazam ve şuurlu olmkla beraber yaratıcıdır. Cahil insanlarda da bir istisna halinde tecelli edemez. tecrübeye dayanan müsbet kanaatler geçiyor. ve eseri mutlaka payidar olur. Otomatik faaliyetin sahibimi. Bence alelıtlak faaliyetin. hesaba. Şu halde denilebilir ki: İlmî . Teknik faaliyet mutlaka eser vücude getirir. O halde dün dinin tuttuğu yerlere bu gün ilim geçmiştir. Bu faaliyetin zekâsı aklı selimin zekâsı değildir. rnütefennin insanlarda görürüz. Kuvvetini mantıktan değil. aklı selim ile faal olan mı.. Bu nevi faaliyet faaliyetlerimizin en yüksek şeklidir. Bu faaliyeti mutlaka âlim. ilmî yani gayrı şahsî zekâdır. Şimdi beğendiğiniz faal adam kimdir?. Müsbet kafalı insanlara muhtacız Asrî bir milletin mühim seciyelerinden biri de ilim hâkimiyeti değil midir? Asrî milleti orta zaman cemiyetlerinden ayıran mühim fark din yerine ilme mevki vermesi değil midir? Orta zamanda itikadın ve kitabın idare ettiği yerleri bu gün hep ilmin fikirleri tabiatın kanunları idare ediyor. mantığın faaliyeti de birincisi kadar yıkıcıdı..- 110 — Üçüncüsü: tekniğe müstenit faaliyet. Hattâ aklı selimin faaliyeti gibi zekâya onun kadar muhtaç olmıyan bir faaliyettir. Muasır faal adam ancak bir ihtisas sahibi olabilir. Dün dinle idare edilen işler bu gün ilim ile idare edilmektedir. ananalar hayat meydanından hep koğuIuyorlar. Gariptir ki bu faaliyet mütevassıt zekâlı insanlarda da tecelli edebilir. Çünkü zekâsı ferdî zekâ değil. tabiyetten alır. yerine akla. Müsbet olmıyan şeylerin tabiatına uymıyan fikirler. hele otomatik faaliyetin bu bahiste hiçbir değeri yoktur. fen zekâsidır. itikatler. fazla olarakta aldatır. yoksa teknik faaliyetin sahibi mi. Muasır faaliyet enmuzeci teknik faaliyettir.

bu sermayelerin medeniyetin uzviyetile doğrudan doğruya münasebeti yoktur. mutahassıslarıdır. iştiyakla tekrar edilen canlı sözlerdir.. Asıl mesele millette doğru. " muasır millet „. Çünkü bütün bu muaşeret kaidelerinin ehemmiyeti onları kukla gibi yapmakta değil. binaenaleyh sathî kalmıya mahkûm plan malûmlar ile bir millet medeni tekâmülün zaruretlerim k vrayamaz. kitaplarda. Ne göreceğiz? Çok kerre umumî ve sathî malumlar. azaltmaktır. Fakat cemiyet itibarile incelmek daha güç bir şeydir. asıl bu kaidelerin doğduğu telakki farklarını taşımaktadır. Umumî malûmat sahibi olmak hele bunun bir derecesi köylüler. işte âlimler. " Asrî olmak „ . salonlarda. Fakat umumî malûmların sahibi olmak.— 111 — olmak. iyi ve güzel kıymetlerin hür bir surette cevlânına engel olabilecek sebepleri kaldırmak. her hangi meslekte mutahassıs kimselere muhtaçtır. bir ilimde mutahassıs olmak değildir. her yerde muhabbetle. Muaşeret kaideleri ayni zamanda doğruluğun. ilme dayanmak asri milletlerin mühim tabiatlarından biridir. bu hükmü bir kerre daha genişleterek diyebiliriz ki: Böyle bir millet en çok menfaatlere. çobanlarda dahil olduğu halde asrî bir milletin bütün fertleri için lâzımdır. Asrî bir cemiyetin en çok muhtaç olduğu şey. "asrileşmek. iyiliğin ve güzelliğin bir tecellisidir. Muaşeretini tanzim etmiyen bir milletin içtimaî hayat yüzü daima pürüzlü kalacaktır. Fakat bu mefhumların içine girelim ve onların içinde bulunanlara dikkat edelim. Adabı muaşeret ince ruhlar gibi kaba ruhların yüzünüde cilalayabilir. Umumî. Hülâsa nereden hareket edilse " asrîlik „ mefhumunun . serbest söz söylemek melekesi ve salon muaşeretinden ibaret bir takım unsurlardir! Halbuki bu melekelerin. " yenilik „ " yeni adam „ sözleri derslerde. Bir milletin umumî muaşeret kaidelerine vakıf olması ve bunları hayata tatbik etmesi lüzumlu ve hayırlı bir şeydir.

kapları. Usulsüz faaliyet ne işe yarar ? Avrupa memleketlerini ilk defa ziyaret eden bir şarklının intibaı ne olabilir? Ezici bir faaliyet içinde çalışan kütlelere ait intibaı. bütün istifadesinide birlikte kazanmış oluyoruz. dur Avrupalı adam ilmî bir metot içinde çalışan adamdır. ilmin yorgunluğuna.— U2 - kökleri vicdanın pek derin tabakalarına kadar iniyor. „ İngiliz avamı da Belçikalı komşularım taktir ederken ona benzer bir söz söylüyorlar: "Şu Belçikalılar ne çalışkan adamlardır!.. müsbet hakikatlere iriştirebîlecek olan yegâne kılavuzdur. O da asnn maddî ve ahlâkî hayatına imkân veren inkılâp umdelerini yakalamakla mümkün olacaktır. müesseseleri. Türk çok kerre ferdî zekâsının icabatım . Asrileşmek. Bu hayret sahiplerinin söylediği söz daima şudur! "Şu Avrupalılar ne çalışkan adamlardır!. düsturu vardır. Şu halde Avrupa medeniyetleri mevzuu bahsolduğu zaman gözümüze en çok çarpan onların çalışkanlığıdır. Fakat bu medeniyetin hakiki sırrı çalışma saatlerinin daha çok olmasımıdır?! Bunu zannetmek doğru değildir. İşte bu umdelerin başında " müsbet neviden olan her şey akıl içindir. usûlleri. İnkılâbını yapmakta olan yeni Türkiye için büyük gaye şudur: Garbın ilmini bütün mevzuu. Fakat ezberci gibi değil.. bütün feyzini. hattâ ahlâkî düsturları ile aynen ve harfiyen getirmektir.. ilmin vazifesinede katlanmak şartiyle. Onun için aslî bir millet mevkiinde ilmi istemeliyiz.. Fakat ilmin mahrumiyetlerine. ilmi anlıyan hakiki kanaat sahibi gibi ilmi isteyince ilmin bütün hürriyetini. Bu faaliyette her şeyden ziyade görülmesi lâzım gelen bir şey varki o da "metot. Akıl bizi. bu asır da yaşamaktan fazla bir muvaffakiyettir... vasıtaları.

en ufak bir sanaatte.. Bütün servetini bir çocuğunun elbisesine ve oyuncaklarına sarfederek geriye kalan dört beş çocuğu aç ve çıplak bırakmak doğru değildir. Şu halde medeniyetin faaliyette tecellisi doğrudan doğruya azlık veya çokluk şeklinde olmuyor. İşte. Bunlardan biri bel bellemek işinin içtimaî tecrübesine henüz malik değildir. belki ilmî bir usûlle çalışan adam demektir. çok geniş caddeler açmak değildir. tecrübe. Medenîlik mutlaka çok çalışmak. yahut içtimaî bir tesanüt şeklinde oluyor. Bu metot fikrini yalnız tayyare ve demiryolu yapmak hususunda değil. ferdî hassasiyeti onu mümkün olduğu kadar çok bel bellemiye sevkedecektir. Ferdî zekâsı. en adi bir işte bile: Fasulye. Bizi onlardan ayıran avrupahlann cemiyetçe tatbik edilen asrî usullere. Onun için alelıtlak çalışkanlık onları bizden ayıramaz. fakat Üsküdar belediyesinin bütçesi için bir mezarlık açmasaydı! . Bir ayile hayatında . fakat inadına ıssız yollarını göstermişlerdir: "Şu geniş caddeyi görüyor musunuz ? İşte bu filân belediye müdürünün eseridir. Çünkü imar mefhumu alelitlâk genişliğin müradifi olamaz. Ben bu ayrı çalışan ve ayrı eser vücude getiren yalnız adam sevkitabiîsinden ürkerek dayima şu cevabı veriyordum: Keşke o adam bu geniş ve ıssız caddeleri vücude getirmeseydi. Fakat usullü çalışkanlık onları bizden katiyen ayırabilir. bamye. en basit bir ticaret işinde bile kabul etmeliyiz. Bana kaç kere Çamhcalann kırk elli metro geniş.. şöhreti için vesile.— 113 - takip eder. demişlerdir. toprağı mütemadiyen ayıkhyacak beli âdetten ziyade derin vuracak ve türlü vasıtalarla bu toprağı islâh edecektir. metot yahut prosede. Fakat usûl. Nihayet ilme istinat etmiyen kaba bir tecrünin esiridir.. kanaat sahibi olan adam yer yüzüne yayılmak ve bir hayvan gibi çalışmak sevkıtabiisinden uzaklaşacak. dikmek için bel belliyen iki adam tatsavvur ediniz. muayyen tekniklere malik olmalarıdır. yahut teşkilât.. Öyle ise "Asrî adamn alelitlâk zeki adam değil.

Fakat her halde yalnız başına tetriç. Mu- . Çünkü tetriç tekâmülün dayimî bir vasfı değildir. daha mutabık bir hayal bulunabilir. Her sahede asrî faaliyet. " Tedricen ! „ Serlevhalı bir makalem çıktı. Yalnız şehir idaresinde değil. Tekâmül için daha canlı. fakat maziden yeni bir mahsûl vücude getirmek üzere gebe kalan bir haldir. muntazam bir hareket olamak lâzımgelirdi. Belki tekâmül yaratıcıdır. ne de bu mazinin gayrıdır. Bizim sakat fikirleriniz yalnız tekâmül bahsine ayit değildir. yahut intizam hayali ona yabancıdır.. Eğer bunda mühendis intizamı ve akıl mantığı şart olsaydı. Burada içtimaî tehavvülleri bir hattı müstakim hayaline irca eden akliyecileri tenkit etmiştim. belki maziden müstağni kalmıyan. Çünkü fennî olmıyan. Bir hal ki mütemadiyen istikbale doğru şişer. tetricî. Şu veya bu süsü yapan fakat elindeki şehri bütçesiyle mütenasip bir derecede sağlam. mefhumumlara esirdir. Hakikati halde tekâmül ne mazinin aynı. bu günkü neticelerden mahrum olacaktık. Fennî olmıyan çalışkanlığı beğenmiyelim ve nafile cesaretlendirmiyeiim. Tekâmülün birdenbire olan safhaları da vardır. Yoksa bir türk inkılâbı derece derece ve muntazam bir surette tahakkuk etmesi lâzımgelen makul. ne de mutlak surette anîdir. Hakihati halde takâmül ne tetricî. Halbuki inkılâbımız anî gibi olmuştur. temiz ve işlek bir hale getiremiyen bir idareye asrî diyemem. metodik faaliyetin bir müradifidir. Mefhumlara esir!. yani makul ve şeylerin tabiatine uygun olmıyan faaliyetler mutlaka yıkıcıdır. Gene " Son saat „' in sayfalarında idi.— U4 — olduğu gibi bir şehir imarında da tatbik edilecek adalet düsturları vardır. Zekâlar vardır.

Cesaretin. Çünkü bizden evvel yaşamış bir cemiyetin mirasıdır. Biz ana ve baba hikmetlerinden ziyade ilmin muttalarına ve yalnız ilim mutaları üzerine kurulan bir felsefenin terkibçi mefhumlarına muhtacız. sabır ve sebat hakkında da bir çok fikirleriniz vardır ki hakikati halde bunlar hasta klişelerden başka bir şey değildir. sabrın. memnuniyetsizliğini ispata çalışan bir dikkatle karşılaşacaksınız: . istikbalden ümitsiz. Bunlar şuun ve hadisatı aşan mutlak kuvvetler değildir. Öyle ise niçin bu mefhumları taşıyoruz ?. bazen de mazi için daha az müşkül pesentiir. bu. ayile. sebatın canlı vazifesini öğretmek doğrudur. bir nevi insandır. Bunlarında kendilerine mahsus hudutları ve nihayetleri vardır. Cemiyte küskün adamın mantığını yoklayımz. düm düz bir sebat „ ve inatçı bir sabır „ yerine gerek ferdin gerekse cemiyetin hayatında cesaretin. Şu halde " mutlak bir cesaret. fikirlerinin seyrini kovalayınız. Hayatta. sebatın her şey olduğunu gençlere öğretmekle çok bir şey kazanmış olmayız. meslek muhitlerinde dayima böyle insanlara rasgelmek mümkündür. Bunları bize kazandıran asrî ve felsefî tefekkürümüzün faaliyeti değil. eski harsın sür'ati iptidaiyesidir. sabrın. Tenkit eder. Bu mefhumlar eski cemiyete göre düstur olarak kifayet eden şeylerdi. ümit. Fakat pek mudH ve pek müterakki olan yeni hayatımızı idareden acizdirler. ^ Cemiyete küskün adam! " Cemiyete küskün adam „ . Bunlar tabiî kuvvetlerdir.lig vaffakıyet.. Yeni neslin terbiyesinde metafizikî hükümlermizin de mesuliyetini idrak edelim Din taassubunu kaldırmışken yerine tefelsefe taassubunu koymıyahm.

Salim bir cemiyet adamı dayıma mefkûrecidir. Cemiyete küskün adam hakikî bir müdekkik. cemiyt maneviyatını şidditlice taşımadıkları için aynı zamanda bedbin.. Muayyen fertler içtnaaî hayatı sıkıca yaşamadıkları. ve aynı zamanda hodbindirler. Hodbin hassasiyetleri ise siyasî faaliyetin muvaffakiyeti için elzem olan fedakârlık şimesiyle de kabili telif değildir.. ehliyetin takdir edilmediğini. en afakî bir müşahit ve rasıt mevkiinde tekrar ettiğine sjzi inandırmak istiyecektir. ilmî bir mütefekkir midir?. Hayır. Cemiyete küskün adamın siyasî vaziyeti ekseriya dar bir muhaliflik şeklilde tecelli ediyor. mefkureciliği kaybettiği dakikada artık hastalanmıştır. Cemiyete küskün adamın zihnî faaliyeti iki şekle irca edilebilir: Bir yandan içtimaî hadiselerde zaruret tanımıyan bir teffekkür. mekteplerin eskisinden daha geri olduğunu. Salim bir cemiyet adamı dayıma faaldir. Fert bu faaliyeti. size söylüyecektir. Cemiyete küskün adamın bütün fikrî faaliyeti küskünlüğüne sebep gösterdiği hadiseleri muayyen fertlere. bir yandan da ferdî endişelerden gelen bir memnuniyetsizlik. O halde cemiyete küskün adamın tevekkülünü fikrî mantığında.. Ve bütün bunları en bitaraf. bu hodbin hassasiyete çarparız. yahut hüküm ve muhakeme işlemiyen esrarengiz derecede münferit bir kabiliyete atfetmekten ibarettir. Halbuki bu küskünlerin dar zekâları hakikati halde siyasî bir idareyi besliyebilecek içtimaî tekâmül telâkkisine malik değildir.— 116 — Bu dikkat mütemadiyen sokakların kirliliğini. Bu menşe bizzat cemiytin hayatında hasıl olan boşluklardadır. Küskünler cemiyet . çünkü bu zekâda ilmin en mühim temeli olan icap ve zaruret fikirleri yotur. yahut dar hodbinliğinde aramak doğru değildir. şahıslara yükletmekten. İlâh. bürokrasinin» zararlarını. Onun için cemiyete küskün adamla münakaşa ederken hep bu ilmî ihatasizlıkla. Cemiyete küskün adam tipinin menşei marazîdir.

bambaşkadır. Fakat bu ehemmiyet bir dereceye kadardır. Demek mütefekkir hazır fikirleri tefekkür eden adam demektir. Yalnız başkaları tarafından bulunan bu malzemeyi kullanarak eser vücude getirir.— 117 — denilen manevî terkibin inhilâl eden cüzü fetleridir. Bunlar cemiyetten koparak yalnız adamın tabiatine ricat etmektedirler. Şu halde mütebahhirin teşekkülünde terbiyenin rolü mahdut demektir. Filân adam mükemmel bir nebatçıdir. belki bir teşkilâtçıdır. Halbuki mütefekkir. bedbinleri azaltmanın tek çaresi içtimaî mevcudun bilhassa haz. Mütefekkir İlmi bipayan insanlar vardır. neşe. Bu adamları türlü sıfatlarla tavsif etmek ve derya misali olan ilimlerinden dolayı takdir etmek pek tabiîdir. Filân adam tarih alimidir . izah. morfoçya alimidir. Mütebehhirin teşekkülünü hazırlıyan en mühim meleke kuvvetli bir hafızadır. tahkik ve tensik edilmiş olsun. Elverir ki bu malûmat usulü daiyresnide tedarik. Mütefekkirin asıl cihazı tasnif. . Filân da atikiyat ile uğraşır. Şuhalde mütefekkire lâzım olan. Mütefekkir fikir binasının malzemesini bulmaz. Halbuki kuvvetli bir hafızanın en büyük sebebi verasettir. Mütefekkir hıfzu tahattur ve tahsil hususunda mütebahhirin dehasını gösteren adam değildir. Mütefekkir bir toplayıcı değil. Rolü daha ziyade icat rolüdür. O halde cemiyet içinde bobinleri. Mütefekkirin teşekkülünde hafızanın rolü mühim midir? Şüphesiz bir bakıma öyledir. mukayese. mefkure veren bediî ve manevî muhitlerini uyandırmakatan başka çare yoktur. Bir çocuk bu veraseti taşımıyorsa ne kadar terbiye edilse de mükemmel bir hafızaya malik olamaz. vecit. farz ve tahmin kuvvetidir. hafıza veraseti değil. Yeni cemiyetimizi ahlâkî ve bediî zevki idrake müsayit cihazlarla zenginleştirmek lâzımmi geliyor.

gayet temiz giyinmiş yirmi. Çünkü mütefekkir hafızasının noksanını türlü tarikler ve kolaylıklarla dahi telâfi edebilir. Orada bir İkdam gazetesinin yaprakları arasında sakladığım resim koleksiyonunu karıştırmağa başladım. yirmi beş kız çocağu resim yapıyordu. yağlı boya bir ördek resmi. Fakat tefekkür usulüne. bu usuldür. usul sahiplerinin kıtlığından şikâyet etmelidir. Çünkü milletin fikir hayatının mey vasim toplattıran teşekkül. ölgün.— 118 — tam ve mükemmel bir tefekkür cihazıdır. Sehpalrı karşısında çalışan. resim dersanesinde idik. kabartma çiçekler» renkli şekiller. fikir adamlarının azlığından değil. çocukların lisanı kadar masum şeyler L Onu bana hediye eden zat. Mefhumun öldürdüğü adam! Anadolu'dan geldiğim zaman " Acaba güvelerini yedi ? ! „ diye bermutat büyük dolabın altındaki gözü çektim.. bir tefekkür usulüne malik olanların kıymetini düşürmemeliyiz.. merhum Teke Zade Sayit Bey'dir. . Sanatkârı beş altı sene evvel bir mektebi ziyaret ederken tamdım. Alçı keykeiler. Türkiye fikir adamının her cinsine muhtaçtır. Şimdi yeni Türkiyenin muhtaç olduğu fikir adamı hangi cinstendir. Ancak tebehhurun da.. " Parlak zekâlar „' a kıymet verecek yerde. sualine verilecek cevap gayet basittir. Kara kalem heykel başlan. tefekkürün de usulleri memleket için pek yenidir. Türkiye. Onun için bizim tedrisat hayatımızda mühim olan şey. mütefekkirlerin ruhunda oluyor. dıvarlann sadeliği. Solgun. hele sekenesinin huşu ve sükûneti burasını eski bir yunan mabedine benzetiyordu!-. ilim tekniğine malik olmıyan bir adam için ilim yapmak ümidi yoktur. Mekteplerimizde ve ilim müesseselerimizde adet kıymeti yerine keyfiyet kıymetini koymalıyız.

— 119 — Sınıf o kadar çıplak ve beyaz. tıknaz bir adam duruyordu.. Zeki kadın derhal bahse lüzumu kadar ehmmiyet verdiğini ispat eder bir vaziyet aldı. orta yaşlı. resim ve model hakkına eski telâkkilerimizi yirtan bu canlı halk resimlerinin meftunu olurken. İşte biz. dedi. çalışkan kızlarının eserini koruyan. Müdirenin odasına döndüğümüz zaman kendisinden bahsettim. bir insanı kâmildir. fakat şahsiyle. satıcıların kaba ve kalın suratları çirkin hissiyle klâsik tedrisatın haricinde kalırdı!. alkişhyan bir üstat vaziyetinde. Teke Zade'nin resimleri eski... Bu hareketsizliklerinde bir mahviyet ve bir selâm manası vardı.. Kendisim bize — Resim muallimimiz Teke Zade Sait bey.. bariz. resmi ve kâinatı bunlardan ibaret zannettirirdi!. hurda ve kati çizkiler zevkine isyan edercesine kalın. satıc kfalarım seyrederim. Mekteplerde aldığmız resinf dersleri bizi hep mikâp ağaç. inadına canlı ve mistik idi. Müdirenin bu cevabından çok memnun oldum. Köşede. aynı hürriyetle atılmış bulurduk. Çünkü . o kadar sade ve heybetliydi. mühmel fakat. " Teke Zade „ unvanının benim hafızamda derin bir hayali vardır: Vefa idadisinde talebe olduğumdan beri Şehzade başından geçer. ve eyiye olan muhabbetiyle kızlarımız için büyük bir mürebbidir. hele hamalların. İnsan resmi.. İmzanın sahibine karşı uzarktan uzağa bir hürmetimiz vardı. göziyile. Bizi görünce yaklaştı.. insan kafası. hamal. ora da bir dükkânın camekân içerisinde ki yağlı boya insan resimlerini: köylü. Bu mevzular bize o kadar garip o kadar cür'etkârane gelirdi ki!. Mektepte kendisini görünce san'ati gibi şahsı da dikkatimi celbetti. Resim yapan kızlar hiç kımıldamaksısın gözlerinin ucu ile bize baktılar. ve evlerle oyalar. altındaki " Teke Zade „ imzasını da aynı canlılıkla. diye takdim ettiler. Hemen şu sözleri söyledi: — Evet! Teke Zade bizim için alelade bir resim hocası değil.

Ziyaretimi müteakip Teke Zade hatıra olarak güzide çıraklarının resimlerinden bir koleksiyon yapıp bana günderdi. Nizamdan. Kız Sanayi Mektebinin resim dersini tahta kollariyle yakalamış.. Ben öylelerini gördüm kü güzeli. Muhatabım şüphesiz izan sahibi bir zatti.. bu adamların bir mantığı ve memleketin idare usûlleri varmış!. gruptan bahsettiler. intizamdan. hep katı düşünürler!. dersi bam başka düşünen idare adamları. bir musikişinas hakkında yalnız böyle söylenmesini istiyordum . Bir memleket için ne garip. Bütün bu talebeyi. Hep kaba görürler. Çünkü doğrudan doğruya kendi işi değildi. hattâ maddî bir kazanç değil midir? İşte ben de aynı sebepten dolayı memnun ve mes'ut bir ruhla bu ziyaretten avdet ettim. memleketiniz için manevî. "Sırası gelince ona başka bir ders daha vereceğiz» dediler.— 120 — bu hükümler benim hislerimi okşuyordu: Ben. bütün muvaffakiyetleri. İşin tamiri için lâzımgelen teşebbüste bulundu. Onun için istiyordum ki sanatkârlar her yerde çok sevilsin. Bir de bu tebeddülat kanuni ve mantıkî bir çerçeve içinde yapılmıştı. ne meşum talihsizliktir yarabbi!. hocasını. İşte ne şahıs ne de kasıt mahiyeti olmadığını ilân ettiler. Bu. Bu teşkilât ve ıslâhat o kadar gücüme gitti ki o zaman mevkii iktidarda bulunan büyük bir memura müracaat ettim ve haykırdım: Hükümetin. bütün hisleriyle pencereden aşağı atmıştı: Ziyaretten bir iki ay sonra Teke Zade'nin derslerini elinden aldıklarını işittim. "Acaba güvelermi yedi!w diye telaş ettiğim güzel kolsksiyon işte budur.. . inceyi anlamak itibariyle taş devrinde çalışan iptidai insanların seviyesinde kalmışlardır!.. talimattan. terbiye ve insanlık namına protesto ettim. bir milletin ruhu için iflâs değil de nedir?!. usuller çalışa çalışa ve bu "pedagojiye muvafık„ ıslâhat " terakki „ ede ede varmış. usulünü. " Güzel „ denilen hak ve hakikat karşısında yirmi yirmi beş kızın büyük şuurlarla çalışması sizin için. Fakat netice hasıl olamadı. Bu mantıklar. bir ressam. idarenin bu hareketini sanat. muallimi.

Şimdide aynen beni zillet öldürüyor. gibi bütün mefhumlar canlı. mücerret düsturlardır..„. Şimdi Teke Zadenin hayatından bana kalan yadigâr ikidir: Biri İkdam gazetesinden bir kefene sarılmış on on beş parça baygın ve solgun bir resim koleksiyonudur. Beni emelsiz bir ruh. bütün çıplaklığiyle imana kalbolmuş bir fikridir: Kanun. Doğrudan doğruya hiç bir hakikat öğretmezler. oazil ve ilga vak'ası öldürüyor. talimat. hayatta mevcut olan manalara delâlet ederler. yalnız size borçluyum. sanatle. nizam. " Beni öldürdüler! Çünkü dersimden ve kızlarımdan ayırdılar. ruhsuz bir ceset gibi tutunamaz ve artık yaşiyamaz bir hale getirdiler! Benim dersimi benden. suru. bu ruh beni boğuyor! Ben artık nasıl yaşıyabilirim.. milliyetle hiç bir dostluğu olrauyan bir adama verdiler! Ruhum kayniyor. Bütün hayatımda saimi. Ben bu haberi işitince dondum kaldım! Sonra tabiat ve ateşte çok haksızlık etti. bu mümkün?! Beş altı gün sonra ben öleceğim.— 121 — Teke Zade benim bu hasbî mücahedemi işitmiş. adalet. Bu ölümden yalnız sizi haberdar ediyorum. bunun üzerine bana bir mektup yazıyor.. İzmir'de bulunduğum sene kütüphanemin bir tarafında sakladığım bu mektubu. elyazısını yaktı.. Diğeri bütün basitliği.. Mücerret olarak hiç bir manaları yoktur. hür ve yaratıcı hayattan çıkarılmış cansız. Size rica ediyorum. Şimdiye kadar beni yaşatan namus ve gururdu. Hakikatte sanatkâr yanılmamıştı: Sözleri. hak. Hayat için hiç bir . Bu mektupta güzel rıkkası ve açık türkçesi fakat aynen hatırımda kalmıyan bîr ifade ile hislerini anlatıyordu.. ruhumu en yakından anlıyan siz oldunuz. hayattan öğrenilen hakikatleri ifade ederler.. çıldıran ve intihar eden enesinin sözleri imiş! Tam beş gün sonra "Teke Zade öldü!n dediler. Son günlermi size. benliğimden kopardılar! Ve onu hisle. namus. Herkese bildiriniz ki beni yalnız o vak'a.

fikrin hayatı selâmeti için elzem şeylerdir.. irfan. zekilre hizmet ederler. Nasıl söyleyeyim bilmiyorum kü!. Canlı olan hakikat. Aramızda şöyle bir muhavere oldu: — Eşyayı taşıtmıyacak mıyız efendim? — Hayır. Kaplumbağalr gibi İşaret etmek istediğim haleti ruhiyyeyi şu vak'a ile teşhir edebil irim: Harbi Ummî esnasında Darülfünun'da ders veren Alman müderisleri memleketlerine döndükleri zaman bizim darülmesainin yerini değiştimek lüzumu hasıl olmuştu. Bunların arasında bir de amerikankâri. alçak istirahat koltuğu vardı. Bıraktığım odada tirşe renginde güzel bir kumaşla kaplanmış beş altı parçadan ibaret yazıhane mobilyesi bulunuyordu. Birtakım akılsız ve izansız adamları. — Fakat hiç olmazsa bu amerikan koltuğu burada bırakmasak?. remzidirler.. nizamla adam öldürürler!. Her biri birer mefhumdur. Yeni odaya yalnız bana ayit olan eşyayı naklediyordum. Fakat hiç bir zaman hayatın kendisi ve selâmetin kendisi değildirler. kanunla mektep yıkarlar. ruhsuz bir beyin gibidir. terbiye ıslâhat mefhumlariyie oynatmayınız. Bunlar mutlak surette ne bir hak. ben size: "Ruhsuz beyin yaramaz. ne de bir hakikattir. selâmetsiz bir müfekkire. diyorum.. O esnada yanımda asistan vazifesiyle çalışan genç bir Ffendi vardı. bu da elverme zse.. izansız.. Hissiz. .— 122 — zekâ vermezler. bunlar burada kalacak. oludur. yakinsiz.. Belki hakin ve hakikatin kelimesi. "Kaş yap ayım! „ derken göz çıkarırlar. "Bana beyin lâzım değilmi ?!„ demeyiniz. bedahetsiz mefhum.. Mefhumlar. bu zihnî mefhumlar haricinde yalnız tabiatte ve vicdanda gömülüdür. bir takım hayat ve tecrübe aptallarını ilim.

Bu koltuktan şimdiden sonra da o istifade etsin olmaz mı?. bu koltuk. aynı renkte. Her halde alalım. Bütün bu hallerin müşterek seciyesi hodbinlik değil midir ? Bütün bu kimselerin ruhunda bir kaplumbağa yatmıyor mu ?!.— 123 — niçin?! — Ffendim çok güzel bir şey. Bu kadar açık ve temiz bir itiraf karşısında takdir ve hürmet duymamak elde değildi.. takımın parçası. Bu basit cevabım üzerine sesini çıkarmadı. Bir kaç gün sonra beni tekrar gördüğü zaman samimiyet ve mahcubiyetle şu sözleri söyledi: — Efendim size bir şey söyliyeceğim: Geçen gün koltuk için vrediğiniz cevap doğrusu ya beni düşündürdü. Öyle bir his ve hayat kaplumbağası kî bütün kâyinatı.. Aynı zamanda bu tahsil görmüş genç ruhu. tabiat ve insaniyeti kendi kabuğunun altından seyrediyor. tarzı muhakemeniz. bunu düşünmek vazifemizdir Bunun gibi daha bir çok sualler hatıra geliyor: Niçin bu muharrir dünyada yalnız kendisini doğru düşünebilir farzediyor? Niçin bu kadın bütün hayatı. koltuğu sürüklemediğimizden dolayı bu gün âdeta içimde sevinç duyuyorum. öbür tarafta buna benzer bir şey yok. itiraf ederim ki. Yalnız bir az şaşırır gibi oldu..memlekette garip bir haleti ruhiyenin. aynı tarzda ypılmış.. . cemiyeti kendi arzusunun.. bir anlayışı ve düşünüş tarzının... Buraya diğer bir muallim gelecek. — İyi ama azizim.. Hem de burası bir darülmesai olacak. Asistanın bu cevabı pek masumdu. benim için yeni bir şey. kendi şehvetinin uşağı farzederek serbeslik davasında bulunuyor? Niçin bir nazır iki üç bigünahı... niçin bu kadar hasis kalmış. Bunu diğerlerinden ayırırsak yazık olur.. müdafaasız: memuru azletmekte kendisini selâhiyettar buluyor? Niçin ve neden ?! Bütün bunlar . Vukuatı böyle geniş bir çerçive içinde görmek bizim için lüzumlu bir şey olacak. hatta daha evvel bir nevi duyuşun eseri değil midir ?.

Bu maksat için . kozmografya. Eski tekke mürşitleri mütebait anümerkez olan telkinleriyle müritlerini " fenafülâh „ sırrına mazhar ederlerdi. Acaba bu menfaatperestliği ruhlardan kovmak için ne yapıyoruz ? Bütün maarifimizin. Şeklinde. Vahdeti. ahlâkî heyecanlariyle felce mahkûm kalıyor. zekâ.o da muvaffak olmak şartile . Bu künkü mektep muallimleri ise gençliği hep " Fena filmal „ muvaffakiyetine eriştiriyorlar!. muvaffakiyeti nedir ? Kaplumbağa sevkjtabiîsi yerine lâzım olan insan şuurunu koyabilioyr miyiz ? Maalesef hayır.. dayıma bir fikir ve eşya tahsilidir. insanî hakikatlere ne derece inanacak ve tapacak?! Garplı bir mütefekkirin tabiri veçhle ilim ve talim fert rçin mütekarip ilelmerkes bir kuvvettir. hendese. eğer zarar geleceğini sezerse gene o başı içeriye çekiyor! Bütün mevcudatı ruhiyle. bediî. hakka kavuşur. Hulâsa bizde mektep kalbi yaşatmyor. sadece aklı işletiyor.işletiyor.. Bizim maarifimizle iyi tahsile muvaffak olan bir genç belki iyi bir müstahsil. Fakat bu uzvî ve fikrî faaliyetler haricindeki şuur âlemi: dinî. ağziyle ve midesiyle seviyor !. menfaatini tanıyabilecek. başkalarının emeğine.. vicdaniyle değil. hesap. tahsilimizin bu işteki hissesi. tesanüdü muhafazaya herkesten ziyade memur olanların bu işteki vazifesi gaeyt sarihtir: Mekteplerde bilhassa pu mütebayit anümerkes olan kuvveti tenmiye etmektir. fakat başkalarının istihsaline. Bu haricî ve maddî tahsil ferdin malûmat. Hars ve terbiye ise mütebayit anümerkes bir kuvvettir. Bu sayede fert kendi üzerine katlanır. rızkını kazanabilecek. kimya. Bu sayede fert kendinden geçerek gayra.- 124 — İşine gelirse başını çıkarıyor. istihsal gibi sırf ferdî ve intifaî olan melekelerini . iyi bir işçi olabilecek. Çünkü tahsilimiz hemen bir fikir ve eşya tahsilidir: Hikmet. kendi nefsi haricindeki mil'î. Bu sayede ferdi hayat kavgasına hazırlamak maksadına yarıyor.

talimler kadar hissi.— 125 - fikri. Bunun yegâne çaresi butun maarif teşkilât ve ıslâhatını her gün değişen memur ve memuriyet işi halinden çıkarıp felsefenin âlemşümul esaslarına bağlamaktır. vicdanı sınırlandıracak harslere. Siyaset endişesi yahut cehalet saikasiyle yapılan her türlü ıslâhat yapanlarla beraber gidiyor. terbiyelere mevki vermek lâ~ zımgeliyor. Bütün bu indî ve keyfî icraattan kalan eser. bilhassa maneviyat ve vicdaniyat noktasından da islâh edilmek lâzımgeîir. .. Mektepler yalnız maddiyat ve müspetat itibarile değil. zekâyı tenmiye eden ilimler. ancak ezilen ve üzülen bir hayattır!.

.

içtimaiyat .

.

selâmlaştık. Yüzlerce. yaşatıyordu. Memur bana bu maksat için rehberlik edebilecek hiç bir kitap bulunmadığını söyledi!. bu sayede mevzu üzerindeki ihatasını arttırdıkça arttırıyordu. Fakat ihtisas maksadiyle yazılmış olan bu hususî eserler istisna edilince Anadolu'nun bilhassa ahvali beşeriyesini.— 129 — Anadolu meçhul bir ülkedir Bundan dört ay evvel Anadolu'da yapmak istediğim tetetbu seyyahatine medar olur diye bir coğrafya kitabı arıyordum. O aralık zihnim on senelik bir hatıra üzerine katlandı: Paris'in Auteuil taraflarında Ecole J . iki yüzsahifelik bir eser bulunmuyor ? ! Gerçi kütüphanede Anadolu'nun ahvali tabiiyesine ayit almanca büyük eserler yok değildi. B. Muallim coğrafyayı okutmuyor. Bu muvaffakiyetli hocaya. binlerce eser arasında nasıl oluyor da bir Anadolu seyyahatini tenvir edebilecek. Bir gün bu mektebin yüksek sınıflarının birinde coğrafya dersi dinliyordum. Sırf bir nezaket olsun diye ders hakkındaki mütalâamı sormakla söze başladı ve nihayet şu sözleri söyledi: — Biz Fransızlar coğrafyayı az bilmekle ismi çıkmış bir milletiz! Biz coğrafya cehaletinin zararlarını memleket 9 . Beni derhal tanıdı.. hayat ve medeniyetini tanıtabilecek. fayidesi âlemşümul bir esere tesadüf edilemiyeceğini artık öğrenmiştim. Adeta insan bu muallimin ifdesini canlı vukuatın şahidi gibi merak ve heyecanla dinliyor. Desrten sonra otobüsle şehrin merkezine iniyordum. Say isminde büyük bir mektep vardır. bu âlim san'atkâra karşı kalbimde bir hürmet uyandı. İşime yarar bir şey bulurum ümidiie kütüphane memuruna müracaat ettim. Darülfünunda hayli zengin bir coğrafya kütüphanesi vardır. Tesadüfen yanımda oturan zat biraz evvel dersini dinlediğim coğrafya hocasıydı.. Bu cevap beni şaşırttı.

!.. namuslarının muhafazası için dağlara çıktıkları zaman. Fakat bundan sarfınazar. Belki de Anadolu akla daha çok hayret verici. Bir kere bir Fransız ağzından coğrafya cehaletinin bu kadar açık itiraf edildiğini işitmek tuhafıma gitti!. daha fazla resimli bir şekle soktuk değil mi? Bu sırada bazı ferdî ve mahallî muvaffakiyetler de var. ruhunu bizim gibi tanımıyan Avrupalılar "Taassup galeyan etti! „ dediler. Neticede Anadolu denilen esrarengiz ülke şimdiye kadar Afrika içleri gibi karanlıkta kaldı!. Bugün el'an bunu düşünüyorum. O derecede ki bu meçhul ülkenin meçhul seknesi.. Fransız mualliminin bu sözleri beni bir kaç cihetten hayrette bıraktı. Asırlardan beri Anadolu'yu idare etmek iddiasında bulunan İstanbul münevverleri ise aynı harekete "Basübadelmevtw yahut "mucize. Bilmem siz Türk* ler coğrafya için ne yapıyorsunuz?... on dört sened enberi memlekette ne bir coğrafya heyecanı hasıl oldu. Onun için son zamanlarda bizde de bu ilme çok ehemmiyet verilmeğe başlandı. dediler!.vererek ve iktisat sahesinde diğer milletlere mağlup olarak ödemişizdir. Fakat gene hiçbir şey bilmiyoruz! Ne . Belki her iki hükümde yanlıştır.. daha büyük bir kudretin şu dakikada sahiptir... Belki de "taassup ve icaz» dediklri bu isyanlar.. ne de bir coğrafya ilmi teessüs edebildi.. Sonra biz "Türkler coğ rafya için ne yapıyoruz ?! „ diye düşünmiye başladım.. Meşrutiyetten sonra bu ilim sahesinde yapabildiğimiz §ey nedir ? Birkaç klâsik ecnebi kitabının kaba saba ve çok kere eksik tercümelerinden ve bunları programa mu* vafıktır diye mekteplere sokup çocuklarımıza ezberletmek ten ibaret değil mi ? Daha sonra bu kitapları daha süslü. bir aksi tesiridir. her keşçe meçhul olan Anadolu ruhunun en tabiî ve en basit bir hadisesi. Kendi kendime dedim ki: Vidalde la Blache gibi büyük alimlere malik olan bir memlekette kendini coğrafya bilmemekle itham edebilirmiş!.

bediaların eserleriyle karşılaşan bir Kurunu Vusta nesli gibi bizim neslimiz de uyanacaktır. . meçhul ülkede bulacağız. Belki millî zaruret ve İstıraplarımızın yaratacağı bir fikir kahramanı bir gün bu meçhul ülkeyi ilmin vasıtalariyle keşfedecektir. Anadolu meçhul bir ülkedir! Üç aylık bir seyyahatten sonra müşahedatımı dinlemek istiyenlerin huzurunda Anadolu'nuu kendine mahsus bir ruhu. demiyor!.. zevkimizin. coğrafya bilmemek günahının cezasını bu güne kadar kanlar dökerek çektik!.. Aynı zamanda san'atimizin. Anadolu'nun ne dağları. Anadolu'nun ruhu duyulmadığı. ahlâkı mefkuresi hakkında sarih denilebilecek bir fikrimiz yoktur.. Belki o zaman eski medeniyetlerin. mübalağaya atfediliyor.. toprak yığını.. tezyinat ve tefrişatı. san'ati. ırmakları ne de zevki. kıtalarla ödedik. ince ve derin bir hayatı olduğunu hatta muhtacı ispat bir farziye gibi söylemek bazı ukalâlar nezdinde bir cür'et sayılıyor. taassup ocağı !„ diye tarif ve tasvir edilirken kimse bu insanlara "yanlış ve günahtır. hiç anlaşılmadığı halde bu ruh "ölmüş ve çürümüş! „ diye takbih edilirken bu sözler "yalan ve cehaletn sayılmıyor!.. dehası.- 131 - maddî Anadolu'yu ne de manevî Anadolu'yu.. lâkin mazül bir kaymakam ağzından dinlendiği gibi bellenen sahte bir Anadolu fikri bizim için dayima yanılmak ve aldanmak vesilesi olup kalacaktır! Bizde bu memleket.. yani toprak ve ruh tanımamanın zararını Fransızlar gibi memleketlerle değil. ticaret ve ziraatimizin kuvvetlenmesi için lâzım olan usareyi bu yeni âlemde. mimarisi. Lâkin gariptir ki hiç bilinmediği halde bu ülke kendisini tammıyanlar tarafından " harabezar.

Gene zannediyorsunuz ki " terakki „ hariçten gelip bu katı ve cansız cismi harekete getirecek yabancı bir kuvvettir. Terakki varsa terakkinin amillerini hariçte aramıya lüzum yoktur. Ama diyeceksiniz ki bu terakki ağır oluyor ve yahut bu terakki şu merhaleye varamamış. Bu sual nazarı dikkatimi celbetti.. değişmektedir. Bir gün Darülfünun gençleri bana şu suali sordular: — Efendim memleket nasıl terakki edecek ?... bu fikriniz tamamiyle yanlış! Memleket canlıdır.. Ben de o felsefeyi düşünerek şu cevabı verdim: — Bu meseleyi halletmek için evvelemirde memleket» sanayi..— 132 — Nasıl terakki edecek ?!. fikrinde terakki var mı yokmu ? Mühim olan nokta budur. Bütün bu suallere verilen doğru yanlış bir takım cevaplar vardır.. Çünkü terakki bünyevî ve dahilîdir. Bir millet ne halde . Siz bu hayatlar w nasıl terakki edecek ? n sualini sorarken onları esasen " terakki etmiyor „ farzediyorsunuz! Zannediyorsunuz ki memleket duran. asıl bu suallerin istinat ettiği felsefedir. Yoksa ne dışarıdan eklenecek bir yama. hakkındaki fikrinizi tashih etmek mecburiyetindeyiz... hayatın kendisidir. Hayır. Bunlar başka meseleler ! Esasen memleket... hatta terakki ediyor. cansız bir şeydir !. Biz Türkler her gün her yerde bu gibi sualleri işitmek talihindeyiz. O halde terakki meselesini vazedebilmek için her şeyden evvel bizzat yaşıyana hürmet etmeniz lâzımdır. Bence mühim olan cihet yalnız bu cevapların doğru veya yanlış olması değil. o neviden daha başka sualleri de hatırlattı:: — Ziraat nasıl terakki edecek ? ticaret nasıl terakki edecek ? Sanat nasıl terakki edecek ? Maarif nasıl terakki edecek ?. katı. Tçrkki her yaşıyan mevcudun hâl ve şanıdır. O. ne de nefhedilecek bir havadır. maarif. kımıldamıyan.

her yerde ataleti. ölümün kendisidir! İlim. Cehil. sanat sahesinde güzeldir. hayatımızdan. bazen esirliğe mahkûm olduğunu göreceksiniz.. hayatın gayrı değil. Bunun için de gene tetkik ve tefekkür usullerinizi değiştirmek mecburiyetindesiniz.. terakki eden bu mevcudun nasıl yaşadığını ve nasıl terakki ettiğini anlamaktır. Birinci yolu ihtiyar etmekle ceht sarfına mecbur oluyoruz. Zira dediğim gibi terakki. . İşte bu.. ölümü. Hayatın tarif ve tavsifi kabil olmıyan bir çok ufak hareketlerden.. maddeyi yenmekten ibaret bir terakki. sizin için yapacak bir şey daha kalıyor ki o da iyi kötü yaşıyan. Çünkü terakki bir ceht. Evvelâ canlı ve değişici bir şey olduğunu kabul ediniz. çirkin ise ölümdür. O ufak muvaffakiyetleri. terakkisi anlaşılmaz. ne göreceğiz? Her gün. ve canına hürmet [ediniz. hayatın kendisine dönelim ve kalpgâhına yerleşelim. şer ve çirkin dediğimiz manevî ölümlere karşı yaptığı azemetli mücadeledir. ahlâk sahesinde hayırdır. Onu katı ve ölü bir şey de sanmayınız. Canlı bir mevcuda uzaktan ve hariçten bakılınca onun nasıl terakki etmekte olduğunu anlamak güçtür.. bir takım muvaffakiyet ve ademi muvaffakiyetlerden ibaret olduğunu.ceht akıl sahesinde ilimdir. ahlâk.. sanat ruhun cehil. Fakat işi tabirlere boğmayalım. hürriyetleri arttırmak. Uzaktan ve hariçten bakılınca camit gibi görünür. mektebte. ruhun maddeyi yenmek hususunda sarf ettiği can hamlesidir. ölüme mağlûp. ufak engelleri kaldırmak suretiyle hayat terakki edecektir.. yahut mabadüttabiî bir mevzu gibi bizden. her dakika evde. İşte bu ceht terakkinin kendisidir. aynıdır. memuriyette. bilâkis atalete mahkûm.. Fakat yaklaştıkça terakkinin sezilmek imkânı artar. sokakta. maddeye esir olmaktan ibaret bir tedenni. şer. Şu halde terakkiyi bir meçhul. aynı hareketlerin bazen hürriyetle tetevvüç ettiğini. harbte.— 133 — olursa olsun yaşıyorsa asla istihkar etmeyiniz. Bu muhabbeti duyduktan sonra.

Hülâsa terakki için mesele yok. bizimle beraberdir ve her yerdedir. Bu adam hayrın. . mavna göz göre göre parçalanacak. O esnada orta boylu. Yaşadı. terakki ne derce mütevazi faaliyetlerin eseridir: Bir gün Gülhane Parkının rıhtımında dolaşıyordum. Şu zavallı mavnacıya yardım edelim. terakkinin mücahidi idi. doğruluk. Fakat böyle yapmadı. Kötü. kır saçlı. gayet şık giyinmiş bir genç hasıl oldu. Bu tarik ya zihniyecilerin felsefesi yahut tenbellerin saf sasatasidır. kalabalığa sokularak yüksek sesle haykırdı: — Haydi arkadaşlar.çok zeki. terakki. dedi ve bunu diyerek yedekcinin yanma koştu. O da diğerleri gibi mavnay seyredecek sandım.. Deniz gayet fena. mütemadiyen gayr için. Bu da bir terakkidir. kendisine müracaat eden her insana yardım eder. Misal olarak size bir adamdan bahsedeyim: Merhum Sami Bey . ceht vardır. ve güzellik için yaşadı. dalgalar çatlıyor. çok hisli bir adamdı. Önüne çıkan her çaresize yardım eder. çirkin» yanlış hiç bir şey yapmadı. hep birden yedeğe asıldılar ve mavnayı selâmete çıkardılar. halata asıldı..— 134 — muhitimizden hariçte aramıya lüzum yotur.Süleyman Nesip . muhabbetin vücudu. zahire yüklü bir mavna akıntıdan kurtulmak için yorgun bir yedekcinin sırtında çabalıyor. bakınız. yirmi otuz kişi durmuş bu felâketzedenin seyrine bakıyor. iyilik. arkasından o yirmi otuz kişi mihaniki olarak koşuştu. Terakki. terakki diyorsunuz.. Görüyorsunuz kü benim terakki hakkındaki felsefem gayet basittir!. memlekete ayit olan her işe yardım ederdi. Terakki hayatın ölüme karşı açtığı harptir.

dut ağaçlarının altına dökülen taneleri topluyorlardi. Bunları elli dönümlük boş ve münbit bir araziye salıverdim. Bu yaz Anadolu'da rasgeldiğim bir çiftçi bunun sebebini anlattı: Kazlar haddinden fazla yer içerse çatlarmış! Böyle fazla semizlemiş kazları kesmekten başka çare yokmuş!. diye tentürdiyot sürdük!.Ötekine berikine sordumsada kimse doğru bir cevap veremedi. her şey vardı. Bu kaz misalini kaba bulanlar olsa da müddeamı tenvir edecek kadar basittir: Bir çok vukuat karşısında vaziyetimiz böyle cahil tabip vaziyetidir. başı dayima önüne düşüyordu. biz bu ölüm vak'alan karşısında türlü tevillerle vakit geçirmiştik: Zehirli ot yedi. Hayvan yürüyemiyor. yaptığımız bütün tedbirler boşa gitti. Bir iki gün sonra oluverdi. Karınları şişince havuza giriyorlar. Bir çok şey düşünürüz. Fakat hiç birinin faiydesi olmadı. otluyorlar. Böylelikle on beş yirmi gün içinde mübalâğa olmasın. Kazlar öle öle bir tane en zayıfı kaldı. Çünkü vukuatın mahiyeti anlaşılamamıştır. analarından fark edilmez bir hale geldiler. Günün birinde kazlardan biri hastalandı.Meçhul dertler Bir tarihte beslemek için dokuz yavrulu bir kaz kuluçkası satın aldım. bir çok tedbirlere müracaat ederiz. Arkasından biri. dediler. bir çok para» emek sarfederiz. Su. Palazlar enine boyuna geziyorlar. Nice cahil doktorlar görülmüştür ki hüsnü niyet ve gayretle adam öldürmüşlerdir} Nice cahil siyasetçiler gelmiştir ki hüsnü niyet ve gayrette memleket batırmışlardır! Nice cahil ebeveyne rasgelinmiştir ki . yiyecek. yemiyor. diye başlarına kova ile su döktük. diye arazide ne kadar baldıran varsa sökdürdük! Ayaklarına sızı geldi. bir müddet yıkandıktan sonra çıkıp gene dolaşıyorladı. Bu vaka bana merak oldu. fakat netice sıfırdır. içmiyor. biri daha öldü. Bir diğer defa da güneş çarpmıştır.

O zaman felâkettir.. Böyle teşebbüsleri menfi akıbete uğrayan kimseler için intibah müyesser olmazsa hayret yahut hiddet mukadderdir. mütekaddimleri vardır. Hülâsa. diyeceksiniz. hepsi teşhissiz tedavinin. Acaba neyin neticesi?! Fakrü sefaletin elbette sebebleri..— 136 — hüsnü niyet ve gayretle çocuklarının terbiyesini bozmuştur!. Ya cehalet fakrü sefaletin mebde değilse?!. her işi gücü tehir edip ilim ve marifeti takdim etmeğe!. Yerine masruf olmıyan bu faaliyetler benim kaz tedavisinde sarfettiğim emekler gibi faydasızdır! Ölen gene ölecektir! " Memleketteki fakrin sebebi alelitlâk cehalet değil.. O zaman daha ince. Ve meselâ ahalisi sıtmadan ölen bir köyde imlâ ve musiki dersi vermiye!. bir neticedir. mekteplerde verilen nazarî derslerdir. hemen hükmedilir: Meselâ cehalet !„ diye. Artık bu uğurda sarfedüecek her emek ne kadar büyük ve ne kadar şiddetli olursa olsun. Yüz binlerce misaller. nitekim bu tedrisat nazarîleşince mi konuyor ?! Bu hususta müspet bir kanaatiniz var mı?! Bunu bir kere kendinize sorunuz!. Bu yeni teşhisiniz doğru mu. İnsan oğlu gariptir.. Fakrü sefalet elbette bir vak'a.. yanlış mı?! Acaba fakrü sefalet mekteplerdeki tedrisat amelîleşince mi kalkıyor. daha karışık bir iddiaya girişmiş oluyorsunuz. Başlar adam. Basit şeyleri pek geç ve güç anlar. kıymeti gene " cehaletin fakrü sefalete mebde olması „ hükmüne tabidir. amelî adam yetiştirelim. İşte fakrü sefalete maruz bir memleket içindesiniz. hemen izalesine çalışılır. bir çok meselelerdeki ihtisasımız benim kaz tedavisindeki tebabetime benziyor! Gayet cahilane. fakat . mütekaddimler nelerdir?! tt Böyle düşünülmez. izansiz siyasetin. akılsız terbiyenin müessir olamıyacağını söylüyor. Bu hüküm bir kere verilip fakrü sefaletin mebdei cehalet olarak kabul edildi mi. binaenaleyh mektepleri amelîleştirilelim. Gene emeklerinizin kıymeti yeni iddianızın kıymetine tabidir. hayat mektebi şekline sokalım.Acaba bu sebepler.

Mevcut olduğu kadarını her zaman ve mekânda olan bir fenalık gibi zarurî görüyor. hattatlığa merakım vardır. fikirsizlik. seciyeyi takviye gibi usullere müracaat edilmesini tavsiye ediyor. Bu düşkünlüğe mani olmak için menfi ve zecrî tedbirlere müracaat edecek. imlânın hayatı Çocukluğumdan beri yazıya. diğeri kadınlık hayatının İslahına dayirdi.. ve nasihatsizlîkten ileri gelme bir hâl ise bir diyeceğim yoktur.. Kadınlık meselesini tetkik edenler iki taraftır. İlme inamlmiyan.— 137 - hüsnü niyetli bir cüret!. Eğer kadın hayatında var dedikleri endişeli hâl cezasızlık. Bence bu noktayı nazarlar zahiren telif edilemez görülüyorsa da hakikatte birdir. Yazılarımızı en ziyade bediî cihetinden tanır ve bir hattat . Neticesi dediğim gibi sıfrı!. daha âlemşümul ve meselâ iktisadî bir sebepten ileri geliyorsa o zaman bu tetbirlerin faydası ne olacak ?! Tabiî hiç! Ö halde meçhul bir dert için malûm bir dava tavsiye etmekten ne çıkar? Malûm davayı tatbik etmeden evvel meçhul derdi bulmuya çalışmak daha doğru olmazım ?. Şöyleki her iki tarafa göre de endişeyi mucip olan kadın hayatını zecir yahut rıfk gibi her hangi terbiyevî bir vasıta ile tevkif etmek mümkündür. Diğer taraf esasen böyle bir düşkünlük vardır demiyor. Hattatlığın ve müzehhipliğin muhtelif şubeleriyle uğraştım. İslah için vaazü nasihate. Böyle olmayıp ta daha başka.. Bir taraf esasen kadının ahlâkı düştüğüne kani. yahut ilmin erbabı olmiyan bir memlektte böyle bir tedavi nasıl mevzuubahs olabilir ?! Bu hafta matbuatımızı istilâ eden iki mühim bahisten biri maarif. Tedavi etmenin yahut edilmenin en mühim şartı tedavi ilmine innamakttr.

daha salâhiyetle ve muvaffakiyetle yapabileceğimi ileri sürüyordu. o halde yazımızı lâtince gibi munfasıl bir hale getirelim. Yazımızın lâtinceye temessül eden munfasıl şeklinde mühim olan bir kusur: Bazı harflerin umumî hizadan yukarı.. okunması güç ve ihtiyaca gayrı muvaffik bir alfabe ile imlâya malik olmasından ileri geliyordu. Aynı yazı lisan ve imlâ için âdeta bir belâ idi! Bunun gibi milletimizin felâketi. calibi dikkat bir güzelliği yoktu. Bu "ihtira.. Harflerimizi lâtincede olduğu gibi müstakil ve matbaacılığa elverişli surette islâh edelim. Böylece bir yandan memleketçilik hissine kuvvet vererek bir yandan da hattatlık gururumu okşuyarak kendince makul ve meşru olan bir inkılâp teşebbüsüne beni de teşrik etmek istiyordu.'ın müstakillen mevcudiyeti.. talik.. Bu müşkülâtı da intihapta uygun şekilleri tercih ederek bazen de güzellikten bir az feda ederek nihayet yendik. Yüksek bir tahsili. Bu sebepten hem manen hem de matteden bir çok zararlara uğruyorduk!. Böylece yarı türkçe yarı lâtince melez bir yazı vücude geldi!. Arkadaşımın fikrince yazılarımızın bütün kıymeti güzel olmasından ibaretti.. bazılannında aşağı taşmak istidadı idi. Günün birinde yazılarımız hakkındaki muhabbetimi bir arkadaşın o zaman doğru bulduğum tenkidi sarstı: Bu arkadaş hayatını müspet ilimlere ve lisan hocalığına hasretmiş bir gençti. gibi bütün şekil ve resim menbalarına müracaat ettik. Yazıyı parçaladık. İhtira[*] Bu 2at Cihangirli ezcacı Şinasi merhumdur. Bunları yapabilmek için yazımızın sülüs. divanî. amelî işlerde az çok isabeti fikri vardı [*]. nesih. rıka. Arkadaşım diyordu ki: — Mademki lâtinceyi kabul edemiyoruz. her harfe.— 138 — gibi severim. Arkadaşım böyle söylüyerek beni teşvik ediyor ve bu İslâhatı yazı ile meşgul olduğumdan. . Filvaki arkadaşımın dediği oldu: Geceleri gündüzlere katarak çalışmağa başladık. her sayite müstakil bir şekil bulduk.

Müddeamızın masuniyyetini temin için çabaladık durduk. Aradan üç beş sene geçtikten sonra biçare arkadaşım ispanyol nezlesinden öldü. îng'lizler ise imlâsi en güç olan bir millettir. Zira o kadar tapındığı munfasıl yazı mefkuresi bir türlü tahakkuk edemedi: Bir zamanlar muallimi de.— 139 — timizin bütün imtiyazı. Maamafih daha da yaşasaydı çok bir şey " göremiyecekti.. İhtiyar gazetecinin bu tenkidi bizi hayli şaşırttı.. Buna. arap yazısından kopmak. yerde munfasıl harfler lehinde telkinatta bulunuyorduk!. Ebülziya'nın şayanı dikkat: olan bir fikri de şu idi: "İmlânın güçlüğü terakkiye mani. Mamafi"filân sâyit için şu şekli mi kabul edelim. Günün birinde Ebülziya merhum Tasviri Efkâr'da bir fıkra neşretti. değildir: İspanyollar. rastgeldiğimiz. Bunda tadili huruf meselesine dayir olan risaleyi ve muaddel numunelerini tenkit ediyor. İspan ya'da o nisbette geridir?. Teşebbüsümüz için yalnız hususî encümenlerde değil.. Biz bu yazı ihtilâlini meşru göstermek için en ziyade tahsili iptidaîmizin intişar edemediğini ileriye sürüyorduk. doktoru da dahil olduğu halde beş on müteced- . Fakat o zaman bunun farkına kim varacaktı ? ! Biz kendimize "muhteri„ süsü vererek yazımızın mazisine muvafık ve munfasıl harflerin şeraitine mutabık şekilleri bulduk. Halbuki İngiltere'de maarif iptidaiye ne derece müterkki ise. Ve eminim ki maksadına ve emeline kavuşamuyan insanlar gibi müteessir ve müteellim bir halde öldü. diye seviniyor. fakat lâtife şekillerine benzeyememekti!. yazımızın aslî olan seciyesini mahvettiğimizi söylüyordu... sebep olarak ta yazı ve imlâmızın güçlüğünü gösteriyorduk. Diğer cihetten güya matbaa yazısını hal ve fasletmişizde. Fakat ilk şüphe kalbimize sokulmuştu. bu şekli mi? „... matbuat sahesinde de faaliyet imkânı buluyorduk.. imlâsı en kolay olan bir millet. şimdi de sıra elyazısma gelmişti!. münakaşası Gazi Ahmet Muhtar Paşa merhumun riyasetindeki komisyonda devam edip duruyordu..

Hayatımın hemen üç beş senesini yutan bu harfçilik faaliyetinden şahsen olan istifadem tamamiyle menfidir: Bir kere iyi kötü. gibi canlı ve mütekevvin imiş. sanıyorduk. sanat. İşte biz bu kanaatin tesiri altında kaldığımızdan dır ki bütün o girift ve dolambaç işlere karıştık. ahlâk. gene birden kaldırıldı! O tarihten beri bu resmî teşebbüs haricinde göre bildiğim şey. ne de diğerlerininkine benzemiyen bir munfasıl elifbeyi ve imlâsını orduya kabul ediyor. katı şeyi madde gibi. bütün muhaberatı askeriyeyi bununla icra ettiriyordu. nazarı itibare alıyor ve onu elimizdeki taklit ve tercih desteresile istediğimiz tulde... bazen yazdıklarımı kendim de güçlükle okuduğum vaki olurdu!.. Bu zarara mukabil hayat için büyük bir ders almış oldum: Bizi munfasıl harfler gibi kısır bir teşebbüsün yorucu zahmetlerine atan fikir şu idi: " Bizim imlâmız kötü. istediğimiz biçimde kesilir.. canlı olan şeyi cansız. Harbiye Nazırı Enver Paşa merhum ne bizimkine. Bir gün geldi ki işin yürüyemiyeceği anlaşıldı.~ 140 — •ditle yüzlerce mürit ve muhibbi peşinden sürüklüyen bu munfasıl harfler teşebbüsü memlekette umumî denilebilecek yalnız bir aksülamel tevlit etti: Ordu Elifbesi!.. o tarihlerde bunun farkında bile değil idik. güçlükle okunarak nazarı dikkati celbetsin diye yazılıyordu!.. Hiç düşünmüyorduk ki esasen imlâmızın bu günkü makul veya gayrı •makul şekli dahi dünkü mantıkî tefekkürlerimizin veya . ister bir ahlâk olsun. Bu işteki mantığımız tamamiyle nazarî idi. bizim yazımız iptidaî. Ve nihayet Ebüzziya'mn dediği gibi âdeta seciyesiz bir yazıya vasıl olduk.. diğerlerininki mütekâmil!.. diğer milletlerinki iyi. İster bir imlâ. mektepte öğrendiğim imlayı kaybettim! Aynı sayfada aynı sözü mnhteltf imlâda yazar. bazı gazetelerde munfasıl harflerle yazılmış mağaza ilânlarıdır! Onlar da galiba kolayca okunarak anlaşılsın diye değil. Fakat biz. Birden kabul edilen bu elif be. biçilir. Meğerse imlâ da lisan.

. O hayat ve sayrurettir ki bazen bizim elimizi haberimiz olmadan . mütevazilmustatilât şeklinde dönseydi kim bilir hayat için ne felâket olurdu!. İmlâyı bilmiyor. Fakat biz acemiler bundan haberdar değildik. Korkarım bu zatlerin zihnin deki"ıttiratw ve "kayde. hendesî kalıplara sokmağa çalışıyorduk! Zannediyorduk ki her şeyde kemal. batınî bir faaliyet olduğunu farzediyorum. hakikatta yarınki tipleri için hayatî oir ceht değilmidir ? Eğer böyle ise. hatta bu ihtilâlin imlânın istikbaline doğru bir ceht. Çünkü imlânın da bütün uzviyetleri gibi. bu zahirî kargaşalık. kendi kendini yapan ve yaratan batını bir hayatı. kalıplar içinde gezdiriyor. bu hamil ve tevellüt buhranında isti— rap çeken imlâyı intizam kalıbı içinde ezip büzmekten ne çıkar?!. .. muayyen ve müstakar kayidelere tabi olmadığından hararetle bahsedenler vardır.. ahlâk buhranları olduğu gibi acaba imlâ ve yazı buhranları da yokmudur ? Acaba imlâmızın bugünkü tezebzübü. imlânın seyri ve hürriyeti için bir düşman olmasın!.— ut — makul ıslâhlarımızın eseri değildir. mefhumları imlânın vücudu ve canı için bir engel. gayrı mantıkî . imlânın yaşadığını duymuyorduk! Bugün el'ân imlâmızın ıttiratsızlığından.şekiller.. ve intizam mutlaka hendesî olur! Düşünmüyorduk ki: tabiyette bu mana ile muntazam olan mevcutlar yalnız billurlardır. Hayatın hep ittirat. Fakat insaf ediniz.. ben de "ihtilâl devam etsin! „ Diyor muyum ?î Yalnız imlânın bir ihtilâle girmesi tabiî. Hülâsa hayata da muhabbetimiz yoktu. mutlaka intizamdır. bu tabiî buhranların müzminleşmesi de o derece gayrı tabiîdir. İşte hayatta bu gibi buhranlar ne derece tabiî ise. batını bir istihalesi vardır. Diyeceksiniz ki " b u ihtilâl devam etsin mi ? ! „ .. Canlı olan imlayı kuru mantığımız için kabul edilmesi elzem olan.gayrı makul. Ve bütün mevcudat bunlar gibi mikap.. hep intizam ile mümkün olduğunu kimiddia edebilir ? ! San'at. bizi faaliyetimizin bu garip inkiyadı karşısında mütehayyır bile bırakıyor!. imlâya da..

kadın psikolojisi hakkında ilmî bir fikir edinmişler ?.„ İşte bu zümrenin mantığı!. kabiliyetsizdir!. Bu farkın sebebi nedir ?.. Bizde kadın nasıl bir hayat yaşıyor. hassasiyet farkı gibi sırf manevî faraklar da var. erkekler gibi çalışıyorlar mı? „ çok kimseler kız mekteblerinde dersi olanlara bu gibi sualler soruyorlar. çünkü kadındır !. kadın hayatı. Bazıları bu farkı doğrudan doğruya yaradışa. " Hayat kadını „ ev kadınından başkacadır. Hatta "Kadın istidatsızdır. erkek gibi duymaz bir kadın zihniyeti vardır. kadınla erkek arasında bir fark olmasıdır: Bir kadın erkek gibi düşünmez.. nasıl bir faaliyet gösteriyorsa ruhu da ona göre bir ruhtur. kadının kadın olması değildir.. Bu bir kadındır ki ev hayatından ayrılmış.ruhî farklar var. Bunun sebebi.— 142 — Hayat kadını "Nasıl kızlarınız zekimi. meslekini. Sonra bilhassa bizim kadınlarınızla erkeklemiz arasında zihniyet farkı.. diyenler bile vardır! Niçin? Kadın fiziyolojisi. Hayır: O halde bu hükmü nasıl veriyorlar? Sırf hislerinin yahut görgülerinin tesiriyle. memur kadınlar. türk evinin hayatını anlamak lâzımdır. bütün hususiyetleri ile türk kadınını anlamak için türk evini. muhakemesizdir. şöyledir böyledir.. Meselâ bütün seciyesi... " yaşayış farkları „ dır: Kadın ruhunu erkekten ayıran asıl sebep. meşgalesini hariçteki hayattan almıştır: İşçi kadınlar.. . faaliyetidir. Bir çoğumuz kadınlarınızın zekâsını erkeklerle mukayese ederek düşünmek istiyoruz. Fakat bu farklar birinciler gibi " yaradılış farkları „ değil. Ve kadın akılsızdır. Gerçi kadınlarla erkekler arasında farklar yok değil' Bir kere cinsiyetten mütevellit uzvî ve uzvî . Hatta bu farklar elle dokunulacak kadar barizdir. Eski türk kadını halis bir " ev kadını „ dır.. istidada vermek istiyorlar.

. amelî bir zekâ. Kadın hayatını islâh etmek isterseniz her şeyden evvel hasta olan bu muhiti İslah ediniz. sessizlik. Bu inkılâbı kim yapacak. Bunun için bütün bir ruh inkılâbı lâzımdır. fakat bu suretle müstakbel muallimleri şehir hayatına alıştırmış oluyorsunuz!... fakat kuvvetli. Hayat kadını da evine bakacaktır.- 143 - tüccar kadınlar. mütevekkil kadın müteşebbis. mektebin asıl vazifsi ne olduğunu anlamamaktır. mektep mi?. bu dar.. Fakat düşüncesi eve saplanmıyacaktır. Her kusuru. Onun için bütün derinliği. sadece mekteptir: Fikir ve tahsil yeridir. mübarezelerinin bütün şiddetiyle bu halik muhittir.. o kadar. Köye mi.. her vazifeyi ona yüklemek. hayat kadını bir kadındır ki faaliyeti evin dar muhitini kırmış. fakat bu hazırlık fikre. bütün kuvvetiyle evin. Mektep her şey değildir. olmalıdır. O halde hayat kadının seciyesini kim yaratacak? Kadınlara yeni kudretler. Muhittir: Edebiyatı.. ticareti. kanunları. mistik bir ruh. muhitin bütün itiyatları bu kadında yaşamaktadır: Korkaklık. devam.. Hülâsa. sebat.. Şüphesiz hayat kadını hayat mekteplerinde yetişecekti. Bunlar mektepten çıktıktan sonra köylere gitmezler!.. sanayii.. . hayat kadını da evini düşünecektir. Lâkin bu inkilâp henüz yenidir. Kadın yuvayı henüz bırakmıştır. hülyakâr kadın maddî. şehire mi? Meşrutiyet inkılâbıyla beraber İstanbul'da yeni Darülmuallimin tesis edildiği zaman memleketin en münevver tanınmış insanları bile şu itirazda bulundular: — Bu teşkilât çok iyi. Evde yetişen bu ruh cemiyetin istediği ruha istihale etmelidir: Korkak kadın cessur... ilme münhasır kalacaktır. yeni itiyatlar kazandıracak olan halik kimdir?. cemiyetin geniş muhitine taşmıştır. acul kadın saburlu. matbuatiyle. bütün mübarezeleri...

Fakat bunların sonu?. babalarını beğenmiyecekler. temiz. iki bin kişilik mükemmel ve mücehhez asrî bir darülmuailimin açılması lüzumunu ve imkânını mevzuubahs ederken yanımızda bulunan bir maarif adamı da şu mütalaayı dermiyan tmişti: -*. diye soysuzlaştınyorsunuz! Geçen gün Ankara'dan gelirken trende Darülmuallimlerimizin atisini mevzuubahs ediyoruz. talebe taşrıya gitmez diye korkuyorlar. köylerine gitmiyecekler! Yetimleri terbiye edelim. Ben taşrada adedi on dörde baliğ olan fakat her birinde yüzden yüz elliden fazla talebe bulunmuyan binasız vesayitsiz. Görülüyor kü şehir ve köy hakkındaki bu haleti ruhiye bir derece müstevlidir. Feriköyüneî. Nitekim İstanbul Darülmuallimini mezunları da gitmiyorlar. Bence her şeyden evvel tenvir edilmesi lâzim gelen nokta şudur: Köylülerin şehirlere akın etmesi marazı bir hâlmidir değilmidir ?. çoktur. İstanbul da Darülmuailimin açıyoruz. hayatsız darülmualliminler yerine meselâ İstanbul'da... anasını babasını beğenmez diyorlar!. hangi köylere gittiğini soranlara biri cevap veriyordu: — Köylere gidiyorlar. İstanbuldaki Darüleytamlar tevhit edildiği ve yetimler mugaddi yemekler. ve aynı yetimlere insanca giyinmek. Sonra anaarını. insanca tuvalet yapmak öğretildiği zaman aynı kafadaki insanlar şu itirazda bulunuyorlardı. Yetimleri temizliğe ve güzelliğe alıştırıyoruz.Fakat İstanbul'da açılacak olan bu büyük Darülmualliminden çıkanlar taşraya. Erenköyüne.— 144 — Gene bir gün Darülmuallimin mezunlarının nereye. — Yetimlere. bin. şık gezmiye alıştırıyorsunuz. çamaşırlar. köylere gitmiyeceklerdir. O halde ne yapalım?! Bu gün bu suali açık sormak mecburiyetindeyiz. Alelıtlak bu hâlin marazı olduğunu kabul etmiyorum. . temiz giyinmeye. iyi yimeye.. ve rahat karyolalar tedarik edildiği. Çünkü bu yüzden memlekete zararımız.

Köylülüler şehre gelmezlerse ve yahut şehir kendi vasitalariyle artmazsa nasıl neşvünüma bulabilir? Gerçi bu hicret köy için bazan marazı olabilir.. Şehirlerde bu muallim kıtlığı devam ettikçe bizim için köylere hoca bulmak ihtimali zayıftır... temiz ve güzel yaşıyan gocukların. çünkü daha içtimaî şeraitte olarak şehirde deruhte ediyorlar. köyde bir vazife deruhte edecek yerde bu vazifeyi daha geniş. Böyle diyerek ne Darülmuallimin mezunlarının köylere gitmesi aleyhinde söylemiş oluyorum. Bu sırada en büyük boşlukların en büyük cazibe ile çekmesi kadar tabiî bir şey olamaz.. Hangisini tercih edelim? Bence tabiî ve müreccah olan ikinci yoldur.- 145 - Çünkü şehirler de köyler gibi içtimaî uzviyetlerdir. fakat köyden şehre olan her hicretin mutlaka fena olduğunu nasıl iddia edebiliriz?.k kalmıştır. daha müsmir. Darülmuallimin meselesinde hakikat şuki: Şehir maarifimizde büyük bir boşluk köylerden kasabalardan gelen muallim unsurlarını şiddetle cezbetmektedir. Darüknualliminlerden ve Darülmuallimatlarda iyi. Ve bu uzviyetler bir cihetten köyler sayesinde tagaddi ve tenmmi ederler. Çünkü hakikat halde bu gençler hiç bir vazifeye gitmiyorlar değil. Şimdi her boş yeri birden doldurmak mecburiyetindeyiz. maksadım sadece hayatın bir zaruretini ifadedir. Şehir mekteplerinde bu kaht ve bu gala varken iki şeyden biri: Ya Darülmuallimin mezunlarını şehirlerin ihtiyaçlarına rağmen zorla köylere sevketmek ve yahut şehrin büyük ihtiyaçlarını tatmin için bu mezunları tabiî olarak şehirde bırakmak. gençlerin istikbaline gelince: köylünün çocuğu köylü olmasını düşünmek ve köylü çocuğunu köylü bıramıya çalışmak son derece yanlış bir 10 . Hususiyle Türkiyenin maarif itibariyle pek hususî bir vaziyeti vardır: Asırlarca iptidaî maarifi memleketimizde mühmel ve metrr. O halde Darülmuallimin mezunlarının taşralara gitmesini alelıtlak bir felâket olarak telâkki etmiyelim. ne de bu vaziyetin ilânihaye devam etmesini tabiî görüyorum.

ister köylere. Bu talep asrî olmıyan cemiyetlerde meyzuubahs olabilir. Cemiyet kastlar devrine'e ikendir ki çocuk için ayilesinin mesleğini takip etmek bir emri zarurîdi. O devirde meslek intihabı kat'iyen serbes olarak icra edilmezdi. Hayır. ve köylü ağır ve sefil şeraite irsen mahkûmdur. Aristokrasi devirlerinde de aynı şey. çirğinliğe mi alıştıralım?! Diğer cihetten temizlik ve güzellik hissini almış insanlar için pis ve çirkin köylerden iğrenmek kadar tabî ne olabilir ?!.. Temeli • " müsavatçılık „ dan ibaret olan demokrasi içinde insanları babalarının ve analarının mesleği ile bağlamak mümkün değildir. Bu suretle bir kerre istidatları inkişaf itti mi. köylü kalmak için bir mecburiyet midir? Bilâkis hürriyet ve musvaat şunu emreder: Köylünün çocuğu mutlaka köylü olmasın. ve o zaman ister şehre gitsinler... Hatta köylü ve çocuğu hakkındaki malûm telâkkimiz bile o devirlerin bir yadigârıdır! Ben diyorum ki. neye müstayitse ve ne olmak isterse onu olsun. Çünkü meslek ile veraset tveemdi. köylünün çocuğu neden mutlaka köylü olsun? Köylü çocuğu olarak doğmak. güzelliğe alışan insanların köylere gitmeyeceğini-ve köyleri beyenmiyeceğini ileri sürenlere karşı şu kısa cevabı ve itirazımı söyliyeceğim: O halde köylere gitmelerini temin için pisliğe.— 146 — fikir ve tefekkürün mahsulüdür. O halde elimizden gelirse yetimlerin her şeyden evvel tam bir insan ve mütekâmil millet fertleri olmasını temin edelim. Zira demokrasi aynı zamanda hukuk nazarında insanların bir ve aynı derecede kıymet ve şerefli olması ve dilediği mesleği intihap hususunda da serbes kalması demektir. Terbiye maziye menfi bir intibak değildir ki bunun icabı . Temizliğe. her birini müsayit olduğu mesleğe terkedelim.. O halde hükümetin vazifesi mesleklerin inhisarına karşı bilâkis hürriyetin tedbirlerini almaktır Hiç kimse diyemez ve hiç bir ilim idda edemez ki: Dahi şehirden çıkar.. Bu cihet size ayit değildir !.

Bu ihtiyaçların temini gene terbiyenin vazifesidir. türklüğün mefkuresinden uzaklaşırmak hakkımız değildir. O halde yetimler için yapılan iş de gayet doğrudur.. Dikkat edilecek bir nokta var. O halde ?.. insanî vazif elet in muta olması için ne lâzımdır? . konfor ve sayire dediğimiz medeniyetin azamî derecesini idrak etmeli. milliyeti medeniytsizlikle muhafaza etmek istiyen milliyetçilik sahtedir. halkçılık mefkûresinide hiç kaybetmemelidir. çirkinlik. Terbiye etmek bilakis mefkureye.. O.bir nevi muhafazakârlık ve tassubun kendisidir. yeni hayata intibak ettirmektir. Müstakbel nesil temizlik. millî.. Meş'um kesafetsizlik!. Yeni nesil temizliğe. En basit fikirli bir adama sorunuz: — Memleketin terakkisi için ne lâzımdır? Alacağınız cevap pek basittir: — İlim ve irfan! Fakat bu adama gene sorunuz: — Bu ilim ve irfan neye mütevakkıftır ? ^ Aynı suale bir diğerinden. fakat millet. ayilevî.- 147 - olarak bizde pislik. basitlik âdetlerini yeni ruhlarda idame edelim!. pislikten ve çirkinlikten iğrendirelim... daha münevverinden alacağınız cevap şudur: — Ahlâk lâzım! Fakat gene sorunuz: — Ahlâkın. güzelliğe alıştıralım. sıhhat. Medeniyetin milliyete muzur olduğunu hiç bir zaman kabul etmiyelim.. Türkten. milliyet. fakat köylüden..

muntazam. lâkin bunlar da çok bir şey ifade etmiş olmazlar.. Bir de diyebiliriz ki her . Meselâ: "Terakki etmek için çalışmak lâzım!» diyenler vardır.. muttarit ve lâyhuti bir surette çalışır. halbuki avrupalı ile şarklı arasında ne alelitlâk hilkat. yahut manasızdır. Şimdi bu memleketteki çalışmayı iki noktaiyi nazardan mütalâa ve iki sebebe irca edebiliriz. o halde niçin ve nasıl çalışıyor demelisiniz.. Şunun için ve şu suretle ki o memleketlere göre " çalışmak „ bir emri tabiî ve bir emri zarurîdir. irfan. — Terbiyeyi nasıl tesis etmeli ?! \ Dayima bu ikinci suallerin cevabı ya hiç yoktur. Çünkü onlara da aynı güç suali sorabilirsiniz: — Ya çalışmak için ne lâzım?! Cevap ya "gene çalışmak lâzım!.. Fransa'da Almanya veya İngiltere'de çalışan her hangi ferdin psikolojisidir. O muhitlerdeki "her hangi fert. gibi garip bir iddia. Bu " her hangi fert „ bir otomatik mihanikiyetyile. Halbuki . ayile terbiyesi lâzım!.j 148 - Aynı suale bir üçüncüsünden de belki şu cevabı alacaksınız: — Terbiye lâzım! Fakat sorunuz. için çalışmak asıl. memleket idare etmek îstiyen bir insan için en şayanı istifade bir müşahede. zeki de olsa gabi de olsa mutlaka çalışacaktır. gibi bir talâkkidir!. ne de alelıtlak zekâ farkı olmadığı bir bedahettir. Bir kere diyebiliriz ki: O "her hangi fert „ sırf ferdî kuvvetlerinden ve ferdî meziyetlerinden dola çalışıyor. çalışmamak araz olduğuna hükmedebilirsiniz! Acaba bu " her hangi fert „ çalışmak için büyük bir tefekkür kuvvetine mi maliktir?! Hayır! Aynı adamda yüksek derecede bir azim ve teşebbüs kudreti mi vardır?! Hayır. yahut "ilim. O derecede ki bu "her hangi fert...

— 149 — hangi adamı çahşmıya mecbur eden sebebler vardır. tarihi fikirlerle. Meselâ. ilim ve sanat gibi hiç bir hâdisesi yoktur ki onda içtimaî varlığının tabiati müssir olmasın.. Bu hüküm ilmî bir hakikat ise. Bu nazariye.. Meselâ çalışmasa ölür.. Meşhur kari Marx tarihi iktisadî hayatın evveliyeti ve hâkimiyeti ile izah eden bir nazariye orhya koymuştur. diyemezsiniz! Fakat "Söyle bana cemiyetin her fert üzerindeki faaliyete sevkeden ve tahsili mecbur kılan tayzikini. hukuk. Çünkü çalışmak veya terakki etmek bir çok kimselerin zannettiği gibi aklî ve mantıkî nevinden basit bir hâdise değildir. Bir cemiyetin en mukaddes hisleri de dahil olduğu halde ahlâk. her hangi türk ferdini o avrupalı gibi sade talim ve terbiye etmekte yakın birfayide yoktur. Fakat cahili de alimi de çalıştırmak içtimaî muhitin elindedir. çalışmak hâdisesi için doğru olduğu gibi bütün içtimaî hâdiseler için de böyledir. Bu izah. dediğimiz temeli buluruz. insanî ve beynelmilel ahlâk kayidelerinden bahsediyorsunuz. "Söyle bana zekâ ve malûmatını. Bu içtimaî muhitin tazyikiyie fert tarafından hatta zorla kabul edilmiş bir itiyattır!. söyleyim sana faaliyteinin derecesini. hülâsa her hangi manevî bir mevzula izah eden bütün nazariyelerden daha kuvvetidir. Onun için belki cahil ten beller yerine alim tenbeller koymuş oluruz.. Şu halde o adamın çalışmasında kendi ihtiyarı haricinde muhtelif amiller vardır ve bu amiller içtimaîdir. Müspet ve dünyevî bir irfandan bahsediyorsunuz. iktisat. Henüz kabilî bir hayat yaşıyan bir cemiyette bu kıymetler nasıl vücut bulsun?!. söyleyim sana faaliyetinin derecesini... diyebilirsiniz. ahlâkla. onun altında "içtimaî bünye.. çalışmasa medenî ihtiyaçlarını temin edemez. Henüz vüstaî itikatları zinde olan çünkü içtimaî bünyesi ilmî taksimi amele müsaade etmiyecek derecede kapalı ve parça parça olan bir cemiyette bu fikirler nasıl revaç bulsun? Hülâsa hangi içtimaî hâdiseyi nazarı itibare alsak da tamik etsek... Bunlardan hiç biri tarihî maddeçilğin izahı karşısında duramaz. . yahut dinle veya adaletle.

bütün hakikat değildir. bir emri tabiîdir. "Nüfus nasıl çoğalır?„ sualini sormamahdır! Çünkü biz kendimizi nüfus mütehassısı diye hiç bir zaman takdim etmiyoruz: Biz sadece iddia ediyoruz ki nüfus. bazı avrupa milletleri gibi. cemiyet bu bünyenin kitlesine de tabidir. Çünkü nüfusun yalnız çokluğu değil. Bu bünyenin dağınık veya sık zümrelerden teşkkül ettiğine göre cemiyet başkadır. Böyle bir cemiyette terakki.— 150 — Marx ahlâk. Daha açık tabirle iyi bir cemiyet.. fertler arasındaki manevî mümaseletin. Gevşek cemiyetlerin hayatı da gevşektir. Bu kadar değil. Çünkü cemiyet âleminde iktisadî hâdiseyi de besliyen büyük bir kök vardır. Bütün diğerleri onun gölgesidir!. Bu kök içtimaî morfoloji dediğimiz şeydir. İlmin bu müşahedesinden sonra. hars birliğinin kuvveti de lâzımdır. aynı zamanda nispeten ufak kıtalarda büyük nüfus ihtiva eden milletlerdir.. sanat gibi bütün içtimaî hâdiselere şibih hâdise. faaliyet. Tabiri diğerle büyük ve kesif bir kitlesi olan milletler en müterakki ve en kuvvetli olanlardır. Bunun aksini söyliyen varsa söylesin de biz de öğrenelim. Bir cemiyette vücude gelen bütün tahavvüillerin ve tecellilerin ilk menşei» anası o cemiyetin bünyesidir. ahlâk. Acaba Marx'cılık ilmin son sözümüdür? Hayır. hemde ağır ve sert olanlardır. mücadele. içtimaiyat ilmi nazarında en mes'ut cemiyet. nazariysinedeki hakikat parçası büyük olmakla beraber. nüfus kesafeti nüfus vahdeti dediğimiz bünyevî hâdiseye istinat etmiyen ilim. Fakat bu da gelişi güzel değil eğer nüfus biribirini anlamıyan fertlerden teşekkül ederse kıyamet kopar.. gölge der! Ona nazaran hakikî hâdise iktisadî olandır. hem büyük. iktisat siyaseti akim kalacaktır. Nüfus siyaseti yapacak olanlara bir de şunu diyebiliriz ki: Tat- . terakki istiyen bir cemiyetin en büyük vazifesi nüfusunu arttırmak ve bu nüfusu zümre halinde sıklaştırmak olabilir. hukuk. ihtira. O halde biz memleketimizde Türkleri ve Türkler arasındada hars birliğini temin ederek nüfusumuzu çoğaltmıya çalışmalıyız.

Bu izahta ilmin de kabul edebileceği bir hakikat hissesi olmakla beraber. Çünkü tevellüdatı çoğalmak güçtür. Kari Marx bu mütefekkirlerin en meşhurudur. Fakat ilmin bize keşfettirdiği hakikî düşman şu değilmidir: Me'şum kesafetsizlik!. Filhakika bir milletin dini... içtimaî muessiselerden birini meselâ iktisadî müssiseyi yalnız başına amil gürenler de vardır. Halbuki ilim nazarında tarihî maddiyecilik daha çok kabili münakaşa ve kabili müdafaadır.- 151 — bikatta büyük mesele "nüfusumuzu nasıl arttıralım. hakikat muhitçilerin anladığı gibi değildir.. Binaenaleyh nüfusumuzu azaltan kuvvetleri öğrenirsek türk devletinin dayimî düşmanlarını da öğrenmiş oluruz. hep birer " şibih hâdise „ dir ve bunlar asıl hâdisenin bir gölgesidir!. ahlâkı. . ahlâk. ve bütün diğerleri: din. Belki de elimizde değildir. Şimdiye kadar düşmanı bazen şarkta bazen de garp taaraya geldik. Bu zatin " Tarihî maddiyecilik „ denilen mektebine göre ictimî hayatta asi olan hâdise iktisadî hâdisedir. muhiti coğrafî dediğimiz fizikî ve fiziyoloçyaî amillerle kabil değil izah edilemez. hukuk. büyük mesele "mevcut veya vücut bulan Türkleri ölümden nasıl kurtaralım?„ meselesidir. Çünkü bu iddiayı bir çok misallerle cerhettnek mümkündür.. Nüfus siyaseti Cemiyetlerin hayatını tetkik edenler içtimaî tekâmül hâdisesini muhtelif sebeplere atfetmişlerdir.. fakat vefiyata sebep olmak o çok kere bizim elimizdedir. Bu nazariye birincisine göre daha ilmîdir. Bunlar arasında muhiti coğrafiyi yalnız başına amil görenler olduğu gibi. sualiyle tecelli edecek değildir. sanat. Cemiyetin mukadderatını toprağa bğhyanların davası münakaşaya bile değmez. lisanı.

Fakat buna mukabil cemiyetin dinî. Cürümlerin. Fakat bu muhit coğrafî. bediî. İktisadî taksimi amelin de. cinayetlerin. san'at gibi cemiyet müessiselerinin iktisadî hayattan alacakları bir çok tesirler vardır. haricî değil. iktisadî kıymetlerle manevî kıymetlerin bu münasibeti bilhassa " İptidaî „ dediğimiz cemiyetlerin hayatında zahirdir. hatta bediî müessiseleri de iktisadî hayatı üzerine müessirdir. hukukî. Durkheim'da coğrafî nazariyeciler gibi cemiyetin tekâmülünü muhit ile izah ediyor. ahlâkî. Bu müessise de diğer müessiseler gibi kendilerinden daha esaslı.. Meselâ bu cemiyetlerde din. ahlâkî. iktisadî iradenin de bütün bu kıymetlere tesir ve müdahalesi vardır.- 152 — Hususiyle tarihî maddiyecilere mülayim gelebilecek olan şu fikrin hiç bir yanlış tarafı yoktur: " İktisat gibi bir müessise bir kere teşekkül ve taazzuv ettikten sonra cemiyetin bütün diğer müessesileri üzerinde mutlaka müessir olur „ . içtimaî ve dahilîdir. dinî. Muhiti dahilî muayyen bir cemiyetin içtimaî bünyesini temyiz eden başlıca iki unsurdan ibarettir: Bunlar bir yandan cemiyetin hacmiyle bir yandanda bu hacmin kesafetiyle tayin edilir. Hülâsa bir çok müşahedeler ve mukayeseler neticesinde iktisadî müessisenin içtimaî tekâmülde yalnız başına hâkimiyetini kabul etmek mümkün değildir. hayvanları ehlileştirmek. intiharların ekmek ve kömür fiyetiyle artıp eksildiğini istatistiklerle ispat etmek güc değildir. muhafaza etmek kayidelerinin müessisi olmuştur.. Durkhim'a göre " dahilî muhit „ denilen bir sebeptir. daha uzvî bir sebeble tabidirler. tahavvülleri vücude getiren amil nedir? Bu amil Auguste Gomte'tan sonra müspet içtimaiyatçıhğın vazu olan E... Bilhassa ahlâk. Acaba bu mühim sebep nedir? İçtimî hayatın motoru neden ibarettir? İktisadî hayatta dahil olduğu halde. Hatta Simiand gibi içtimaiyatçılar manevî kıymetlere en yabancı görünen iktisadî kıymetlerin dahi bu kıymetlerle münasibeti olduğunu göstermişlerdir... Şu taktirce cemiyeti cemiyetten ayıran bir kere nüfusunun .

aynı nüfusa ve aynı içtima! hacma malik olan iki cemiyette bu nüfusun sureti tevezzuudur. Binaenaleyh cemiyetin bünyesini sarsmıyan. muhaceretler ve hastalıklar neticesinde büyük millî inkılâplar olduğu çok kere vakidir. yoksa avrupa milletlerinde olduğu gibi. Şu takdirce fikrimizi kısaca ifade etmek için diyebiliriz ki: içtimaî tekâmül mofoiojik bir tekâmüldür. içtimaiyatta da cemiyetin hüceyresi makamında olan . hukukî. Bir kavmin nüfusu Hintliler kadar çok olmuş neye yarar ?!. Tabiri diğerle cemiyet denilen uzviyet iptidaî mahlûklarda olduğu gibi. vahidülhücey veya senaiyülhüceyre midir.. daha müteazzi hâle getirmek şartiyie cemiyeti için mahzi hayırdir. Nitekim muharebeler. hastalıklar. bu dahilî ve uzvî bünyeyi daha mütekâsif. gibi gayet mütedahil ve mütesanit uzuvlar ve vazifelerden nri teşekkül ediyor?. yok ali mahlûklarda olduğu. Yedi milyonluk İsviçre kadar mütesanit olmadıktan sonra!.fertler değil! . Asıl mühim olan şart ikincisidir. cüzü fertlerin vaziyet ve hareketi nasıl bir takım yeni hâdiseleri vücude getiriyorsa. ahlâkî tefrikalarla mı malûldür. İşte bu morfolojik sebeplerden bünye ve taazzuv farklarından dolayıdır ki bir cemiyetin ahlâkî. gibi sebepler görünüşü ve gösterişi ne derece meşum olursa olsun. hareket ve mesafesi üzerine müessir olmıyan her hangi tarihî hâdise içtimaî mahiyeti hayiz değildir. Şu taktirde hâdise ve şibih hâdise tabirlerini bu fikrimizi ifade için kollanmak lâzım . iktisadî müessiseleri şu veya bu şekli alıyor.. Bu nüfus Hindistan'da olduğu gibi.- 153 - mikdarıdır.. cemiyetin içindeki meslek zümrelerinin vaziyet. dinî.meslekî zümrelerin vaziyet ve hareketi de yeni yeni kıymetlerin ve bu kıymetlerin canlı bir vücudu makamında olan içtimaî müessiselerin zuhuruna sbep oluyor. Hikmet ve kimyaya mevzu olan maddiyatta olduğu gibi.. muhaceretler. içtimaî taksimi amelle ve bunun neticesi olan maddî ve ahlâki tesanütle mi mücehhezdir ?.. Halbuki muharebeler. Fakat bu kadar değil.

kâfi derecede umumiyet ve alestiyiyet kazanmazsa. bunlar da bilmukabele içtimaî bünyenin teşekkül ve taalisinde kendilerine mahsus bir rol yapmaktadırlar. Çünkü bunda dinî. bu esasın değişmesi yalnız başına olmuyor. yoksa sırf keyfî. Hülâsa bütün diğer müessiseler içtimaî bünyenin neticesi olmakla beraber. Evvelâ " siyaset „ nedir ?!. gibi bütün diğerleri bir şibih hâdisedir demek lâzım gelecektir. iktisat.nden ibarettir. nefsî bir iş midir ?!. millî ve insanî bir ahlâkta olduğu gibi geniş hudutlara şamil olmaz ve. bu parçalar biri birine nasıl yaklaşsın ?!. gayet basittir: Hukuk. Gene ahlâk telâkkileri ayile hududuna münhasır kalır. Ezcümle din cemiyeti teşkil eden muhtelif kasetlar için muhtelif telâkkiler ve muhtelif vahdetler şeklinde tecelli ederse. yapmıya mezun olduğu iş... siyaset için de sosyolojidir. Olmak lâzım gelir! Bu esas tababet için fiziyoloji olduğu gibi. ahlâk. türk nüfusunun artması. Hükümet adamının yaptığı. sadece bir hayır. Acaba ilmin bu müspet fikirleri ve keşifleri karşısında idare adamının.. iktisadî. Çünkü içtimaî bünye esas olmakla beraber. Bu ıslâh ameliyesinin müspet bir esası var mıdır.. bir murahhasıdır.— 154 — gelirse o zaman içtimaî bünye bir hâdise. iktisat. O halde yapılacak şey. Denilecek ki: bu sosyoloji temamiyle müesses değildir! Evet doğru. türk nüfusunun tekasüf. siyasetçinin vazifesi nedir ?!. hatta bediî bütün müessiselerin bir rolü vardır. hukuk. Bence bu " içtimaî iradenin içtimaî hayata tatbiki. ahlâkî. bu ahlâk içtimaî bir taksimi amele ne suretle müessir olabilir?!. asayiş vazifeleri gibi bir de nüfus vazifesi olduğunu düşünmek. fakat siyasetçilerin müspet gibi istinat ettiği fikirler hiç müspet değildirya ?!. hülâsa nüfus vasıtasiyle türk cemiyeti bünyesinin tekemmülü için beşeriyetin fikirlerinden ve . Hükümet adamı cemiyetin bir mümessili. yani cemiyetin ıslâhıdır. türk nüfusunun tesanüdü. Mahaza bu hüküm de tamamiyle ilmî değildir.

Türkiye'de bir çok şey yapıldığı hâlde hiç bir şey hiç yapılmamıştır. mefkureli mi. intihar edenlerin düşüncesizliğine. içtima' zevklerdir. İntiharlar üzerinde müessir olabilmek için her şeyden evvel intiharların hangi sebeplerle vücude geldiğini ilmî surette bilmemiz lâzımdır. Yine Durkheim a göre içinde intihar olmiyan cemiyet yoktur.I ı/u aynı beşeriyetin mütehassıslarından istifade etmektir. yahut her hangi bir deliliğin neticesine atfetmek pek sathî bir izahtır. Yani intihar eden adam sırf kendiliğinden intihar etmez. gevşek mi. O da üme müstenit bir içtimaî bünye siyasetidir.. sağlam mı.. türlü heyecanlarımız var ki . Fakat bu gibi hassasiyetlerin intiharların azalmasına hiç bir tesiri yoktur. gün geçmiyor ki gazetelerde bir iki intihar vak'ası okunmasın. Yahut alelade bir merhamet. Onu intihara sevkeden asıl sebep. Binaenaleyh intihar bütün cemiyetlere şamil olmak itibriyle cemiyetlerin hayatında tabiî birer hâdisedir. Durkheim'a göre intihar içtimaî bir hâdisedir. Bizim vazifemiz bu ihtisas şubesi hakkında esasen malik olmadığımız malûmatı uydurmak değil. belki fikir ve dikkati bu esaslı hayat meselesi üzerine celbetmektir. İntiharların içtimaî mahiyetiini bariz bir surette ortıya koyan zat. Türlü hislerimiz. mensup olduğu cemiyetin hâlidir. mefkûresiz mi? Bütün bu hâller intiharların azalıp çoğalmasında amildir. İntiharlara karşı Türkiye'de intiharlar çoğalıyor. içtimaiyatçı Durkheim'dir. İntiharları. İntiharların menşei içtimaîdir. Fakat intiharlar bir dereceyi bulur ki bu şekli tamaiyle marazîdir. Buna karşı tedbir almak cemiyetin vazifesidir* İnsanı hayata bağlıyan zevkler yalnız hayvanı değil. Bu cemiyet kuvvetli mi. Bu intiharlara karşı bizde sade bir ürkeklik var. hasta mı.

Çünkü hayata daha bağlıdır. meslekî tesanütlerin gevşediği. Halbuki bütün bu haller en ziyade inkilâp zamanları olur. bağsızhktir. Bu intihara en çok müstaiyt olan fertler bilhassa sinirli dediğimiz fijiyoloçiyaî enmuzeçlerdir. cansız hayata ölümü kat'i bir nihayet olarak tercih ediyoruy. Halbuki bir cemiyet içerisinde her kes aynı derecede intihara müstayit değildir. İşte müntehirlerin sinirli ve muvazenes z adamlar arasından zuhuru bu kimselerin mefkure buhranına en az mütehammil olmalarından ileri geliyor. Dürkheim bu davayı ispat için intihara dayir eserinde bir çok istatistikler göstermektedir. meyus oluyoruz.— 156 — ölüm yerine ayilemizin. Hatırım<la kalan garip müşahedelerinden biri de şudur: Kalabalık bir ayilenin reisi intihara diğerlerinden daha az müstayittir. Böyle zamanlarda fertler eski mefkurelerini canlı bir surette yşıyamadıkları gibi yenilerine de temamiyle sarılmış değildirler. Çünkü bunlar içtimaî sarsıntılardan. Bilâkis bu yesi de intiharı da vücude getiren cemiyetsizlik. Fakat bu bağlar günün birinde çözülüverirse işte o zaman felâket zuhur ediyor. Şu takdirde intiharlara en çok müsayit olan devirler içtimaî kıymetler dediğimiz dinî akidelerin. boşandığı devirledir. İnsanı intihara sevkeden zannedildiği gibi mutlak bir yeis değildir. mesleğimizin hayatını bize tercih ettiriyor ve bunları yaşamakla kendimizi bunları ihtiva eden cemiyete bağlı sayıyoruz. Cemiyetlerin eski mefkurelerini yıkıp yeni mefkurelerinin binalarını da temamiyl kuramadıkları devirler fertlerininin tihara en çok müstayit oldukları zamanlardır. yaşamakta mana buluyoruz. Onan için kıymetlerini değiştiren ve kendisine yeni bir vicdan sarayı yapan bir cemiyette en çok iztirap çeken bunlardır. ahlâkî kayidelerin. bedbaht. . Şimdi Türkiye'de vukua gelen inkilâpların sürat ve şiddeti bir kerre nazarı itibara alınırsa ruh buhranı itibariyle fertlerin ne oldukları tahmin edilebilir. İşte bu bağsızlıktır ki ölümün girdabına kolayca düşmelerine sebep olur. mektebimizin. Ye bu tatsız. şiddeli bir derecede müteessir olurlar.

Çocuklarımız hakkında beslediğimiz his. Din ferdin bütün hareketlerini. Bir memlekette intiharların fevkalâde surette çoğalmasına karşı yapılacak tedbir nedir? Durkheim'm tetkiklerine göre yegâne çare fertleri içtimaî bağlarla bağlamaktır. Bu gün ise dinlerin böyle bir rol oynaması mümkün değildir. Dinler böyle bir rol yapabilmek için hayata pek yakın olı/mk.. Meslek muhitim vücude getiren meslekdaşiar arasındaki zevk.. Çünkü umumiyetle dinler tarihteki dünyevî vazifelerini terkedip büsbütün bediî ve mefkürurî bir mahiyet almışlardır. yahut alelade bir vücut hastalığı gibi anhyarak doktor ve ilâca müracaat etmek intihar denilen cemiyet hastalığını hakkiyle teşhis edememekten ileri geliyor. Akşamlan toplanmasiyle dağılması bir oluyor. muhabbet azalmış. Fakat bu din ve ayile muhitleri haricinede bir muhit kalıyor ki her hangi hayatımız onun içinde geçiyor ve devam itibariyle hepsinden üstün.. meşgale benzerliği bu cemiyete son derece ahlâkî bir şekil verebilir* Bir de meslek muhiti ayile muhiti gibi bu günkü hayatta gittikçe daralan bir muhit değil. fakat bu çok sevdiğimiz insanlarla birlikte geçirdiğimiz içtimaî hayatın kemiyet ve keyfiyeti pek mahdut.. Bu muhit meslek muhitidir. hayatın içinde olmak gerektir. zayıflamış manasında değil. Durkheim bu bağların ne olabileceğini birer birer tetkik ediyor. devamlı bir cemiyet değildir. Hayır çünkü bu günkü ayile sıkı bir muhit. bütün işlerini yakından idare etmeli ki onu bir nevi cemiyet ayrılığı olan ölüme yaklaştırmasın. Evvelâ dinlerin intihara krşı müessir olacağı hatıra geliyor. Ferdi intihardan korumak için ayile muhiti müessir olamaz mı?.Şu anlayışa göre müntehirin hastalığını doğrudan doğruya bir mantık kastalığı zannederek vazü nasihata müracaat etmek. Ayilede geçen hayatımız dar ve mahduttur. gittikçe genişliyen ve yeni . Şu halde bu pek dar zamanın cemiyeti bizi nasıl sıkı sıkıya saracak ve ölümden koruyacak?!.. Meslekte ayile gibi içtimaî bir muhittir.

Şu halde meslek muhitini eski ayile muhiti yerine koymak ve ondan ahlâkî bir tesanüt neticesi beklemek mümkündür. Bundan on beş> on altı sene evvel Bürüksel mekteplerini tetkik ettiğim sırada Belçika'nın etfaliyat mütehassıslarından doktor Schuyten ile görüşmümş idim. Daha evvelki gün Milliyet gazetesi İzmir Ticaret ve Lisan Mektebi talebesinden on altı yaşında Cahit isminde bir gencin mektepten kovulduğu için beynine kurşun sıktığını yazıyordu. Üç ilâ yedi yaşında çocuklar tarafından yapılmış olan insan resimlerini hep toplamış ve binlerce insan resminden bir kolleksiyon elde ettikten sonra bunların boyları ile enleri arasındaki nispeti bulmuş. aynı müşahedeyi yedi yaşından sonraki çocukların resimleri üzerinde de yapmış ve görmüşkü iki nispet arasında bir uçurum var! Doktor Schuyten bana demişti ki: Bu hâdiseyi herkes bir türlü tefsir edebilir. Doktor Schuyten beni Belçika hükümeti tarafından ilmî tetkikleri için tahsis edilen eve götürdü.— 158 — yeni uzuvlar vöcude getiren canlı bir muhittir. Meselâ sık sık mektpliler arasında vücude gelen intiharlar bize mektep dediğimiz ahlâkî mevcudun dahi bir buhran geçirdiğini ve bunun içinden nevrastenik bazı unsurların yandığını gösteriyor. Orada dıvarda asılı olan bir grafiği gösterdi. Binaenaleyh iki meklep arasında açıklık bu itibarla son derece şayanı tetkiktir. Bu grafiğin esası şudur. İşte intihara karşı içtimaiyatın tavsiye edebileceği amelî bir tedbir budur. Bu derece şayanı tetkik olur da dün hocasına . Mektepli intiharları karşısınde aldığımız vaziyet sadece teessüf ve hayretten ibaret kalyıor. Fakat bu vaziyetimiz uzun uzadıya devama mü say it değildir. Mahaza amelî sahede çalışmak için intiharların nevilerini tespit etmek lâzımdır. Çocuk ana mektebinden ilk mektebe geçtiği zaman dehşetli bir zekâ buhranına oğruyor. Ben yalnız şunu söylemek istiyorum ki: Bu günkü ana mektebi ile ilk mektep arasında bir uçurum vardır.

tabanca çeken. merkezlerini. hep mubah idi. Bu binanın maddî sefaleti ise son derecede idi. O zaman mektepte oyun. Duvarları rutubetli. Binaenaleyh sırf bu maksatla içtimaiyat tetkiki yapan mütehassısların meşgul olmasını ve hükümetinde bunlara müzharet etmesini temenni etmek zamanı gelmiştir. bir çok odaları güneş almaz. haraket. en iyi hocaları oraya topladıktan sonra en iyi usullerle terbiye vermiye çalışıyordu. Mukaddemesi şudur:. Bu tetkikleri y. dahiliye. muaveneti içtimaiye. Bunlar bir kere mütalâa ve izah edildikten sonradır ki polis. pacak olanlar müspet bir usûl sahibi olan içtimaiyatçılardır. beni teneffüshane hizmetini gören taşlığa jndirdi. maarif işlerinde intiharla mücadele iradesini kollanmak mümkün olur. İçtimaiyatçıların hâdise kaydeden ve istatistik neşreden hükümet şubeleriyle tesanüdü neticesinde memlekette intihar namına olup biten hareketlerin seyrini. bir aralık müdür. " Bundan on beş sene evvel bir gün Beyazıt Rüştiyesi denilen mektebi ziyaret etmiştim. emniyeti umumiye. bu gün de tabancayı kendi kafasına sıkan mektepliler buhranı şayanı tetkik olmaz mı ?!. Bir hal son derece . Hayatlar ve kapları Son Saat gazetesinin 8 Teşrinievvel 1926 tarihli nüshasında " Türkiye maarifinde bina siyaseti „ serlavhasiyle bir makale neşretmiştim. dar ve loş idi. Bu mektebin başında bu gün maalesef maarif hizmetinden ayrılmış olan kuvvetli bir adam bulunuyor. Burada yüzlerce çocuk oynuyordu. istidat ve temayüllerini görmek mümkündür. Kanaatimce memlekette bu #ibi tetkikleri himayesine alabilecek olan yegâne vekâlet Maarif Vekâleti olabilir. Binaenaleyh içtimaî noktayı nazarlara son derece ihtiyacımız vardır.

her oturuş her nevi dikkate. halbuki mesafe son derece azdı. Bütün çocuklar etrafa dağılıp sağa sola haraket edecek yerde sade zıplıyorlardı!. Çünkü Durkheim'a göre evler. bir vaziyet alış ister. bir bakış.. Çünkü çocukların mikdarı çok. her nevi tefekküre müsayit değildir. Hatta onun vücude gelmesinde başkalarının da hizmeti vardır: Fransız ruhiyatçısı Ribot'nun " Dikkatin ruhiyatı „ adlı kitabı bende bu fikri kuvvetlendiren ilk eserlerden biridir.. Binaenaley ne kadar ayile enmuzeci varsa o kadar ev enmuzeci bulunması tabiîdir. teki bazı neşriyatı da beni bu meselede çoktenvir etmiştir: Durkheim evvelâ içtimaiyatın içtimaî morfoloji içinde mütalâa etmek istediği evleri bilâhara içtimaiyatın teknoloji kısmına sokmuştur. zamanlar. içinde yaşiyan ve ayile denilen zümrevî hayatın kaparıdır. dedim. hep bu ayilenin içtimaî tabiyetine göre bir türlüdür. Her nevi dikkat kendine mahsus bir duruş. taş. Ve bu hâkimiyet maddî saheden haraket edip manevî sahey e ne kadar girebiliyor? „.. ağaç. Şu halde her hava.. Fransız içtimaiyatçısı Durkhei'mm "Annee sociologitjue. taksimatı.. Bu gün bile bu sualin tam cevabını veremiyorum. ihtiyaçlariyle ... her sandalye. Dikkat eden zekâlar gibi dikkat ettiren. Onun adele ile. Fakat bu gün madde ile uzananın bir çok yerlerdeki tesanüdü gibi kaplarla içindeki haytlann tesanüdüne kuvvetle inanıyorum. vaziyetle samimî bir alâkası vardır.— 160 — nazarı dikkatimi celbetti. konfor. vaziyeti. O zaman şu sual kafamda canlandı: " Acaba. Bu kanaatimde yalnız değilim... Ribot'ya nazaran dikkat sırf manevî bir hâdise değildir. Niçin ? Çünkü evler hakikî hayat şartlarından zaman ve mekân münasibetlerinden hariç mücerret bir fikrin mahsulü değil. bahçe ne derece hâkimdir?. Onun için çocuklar muhtaç oldukları mesafe noksanım şakulî haraketlerle telâfiye çabalıyorlardı!. mekânlar vardır. ayilenin hakikî hayatiyle. Evlerin cesameti. her oda. bir mektebin hayatında mesafe mekân.

hiç bir vasıtayı tahkir etmezdik . yahut söylediklerini ispat edemiyecek kadar fena biliyorlar. nede müspet bir terbiyecinin anlayışıdır. Çünkü " ruh „ hakkında müspet olmıyan. yeni bir ruh kazanmıştır. Türkiye bir inkılâp yapmış.... Froebel'in meşhur terbiye vasıtalarından farklı bir terbiye tarzı icat ettiğini anlatan italyan terbiyecisi Montessori her şeyden ziyade mektep sıralarına itiraz ediyor ve eseriyle onları yıkıyor. sus istemiyoruz tahsil isteyoruz. Ruh hayatını anlayışımız ne müspet bir ruhiyatçının. mana istiyoruz.— 161 — birlikte teşekkül ve tahavvül eden içtimaî aletlerdir. Mutlaka yeni bir zarf. " Ecole Nouvell' „ ler mektep terbiyesiyle mektep kabının tesanüdünü başka bir dille iylân eden teşebbüslerdir.. onun hürriyeti ve ouun sayrureti için hiç bir maddeyi. Bu fikirler ruhiyat ve içtimaiyat ilimlerinin nazarî sadesine münhasır kalmamıştır... hatta şehir denilen içtimaî vahdetlere bile teşmil edilebilir. Ayile ile evin bu tarihî münasibetine bakıp hükmedliebilir ki bir ayile ancak kendisine lâyık olan kabı bulduğu zaman tabiî hayata mazhar olabilecektir. konforlara. hangi ilme sorulsa hayatlar ile onların maddî zarfları arasında sıkı bir münasibetin. Hayır.. yeni bir kalıp ister.. O halde niçin binalara. Eğer telâkkimiz hakikî ve canlı bir telâkki olsaydı. 11 . " Biz madde istemiyoruz. Ev hakkındaki bu mülâhaza bütün mekteplere. Nereye gidilse. Esasen bu mesele hissi selimin inkâr edebileceği bir müphemlik mi taşıyor?. bütün atelyelere. hakikî bir tesanıdün bulunduğunu iddia edenlere rasgeliyoruz. şekil istemiyoruz cevher isteyoruz. Bu ilimleri tatbike çalışan pedagoji sahesinde de rasgeliyoruz: Gençliğin ancak açık havada ve kır muhitinde terbiye edilebileceğini iddia eden "New-SchoolMler.„ diyenler ya ne söylediklerini bilmiyorlar. ve güzelliklere itiraz ediyoruz?!. Bu anlayış Orta Zaman sofusunun esrarengiz ve miskin telâkkisidir. ilmî olmayan bir kıymet hükmünü bilmiyerek taşıyoruz. ne müspet bir içtimaiyatçının.

her konforu da lüks addediyoruz. Bu benzeyişe isterseniz hars diyebilirsi- . Demir yollan Taşa. Fakat aralarında kâfi. Nüfusa. bir yapışma. ile münasibetli bir madde zannetmek için cemiyetin maneviyat hayatı.. Türk ayilesi yeni kıymetler kazanmıştır. bir menşei vardır.Yeni Türkiye için yeni bir mektep binası ister. Cemiyeti teşkil eden fertlerin sayısı ne kadardır? Az mı. Bu demir yolu örgüsünü sırf iktisadî bir eser zannedenler aldanıyorlar. her lüksü israf olarak kabul ediyoruz!. kaynaşma olamıyan çokluk neye yarar? Bir cemiyet olmak için lüzumu kadar benzeme lâzımdir.. Içtimayatçi Durkheim'a nazaran içtimaî hâdiselerin bir temeli..Bu yeni kazançlarını muhafaza için yeni bir zarfa muhtaçtır. demire ayit her teşebbüsü maddî biliyoruz.. Her demir parçasını "arzu talep... İçtimaî tmorfoloji cemiyet bünyesinin teşekül tarzını gösterir. Hususiyle öyle bir madde ki ruhun kabı ve kalıplanmışıdır. Korkuyorum ki bu kıymet hükümlerimizin altında zuhdî bir hassasiyetin menfi vicdanı gizli kalmış olmasın. Fakat maddeyi istihkar etmeyiniz. O içtimaî morfolojidir. Onsuz mefkureler cisimlenemez. haktır ve hakkınızdır. medenî bir hodbinlik zannediyoruz.. Ey mefkûreciler.. nüfusun çoğalmasına ayit her işi yalnız sıhhî bir alâka ile takip ediyoruz.. Azlık mı? Yine müsavi şartlar içinde bu müsayit bir vaziyet değildir.. cemiyetin maneviyat tekâmülü hakkında fikir sahibi olmamak lâzım gelir. çok mu? Çokluk müsavi şartlar içinde içtimaî tekamül için bir hayır.. Mefkureyi istediğiniz kadar takdis ediniz. Konforu. müsaadedir. Türkiye Başvekilinin demir yolu siyasetini herkes bilir.

türk istiklâlinde en birinci. O halde tek çare. Fakat şimendiferler vasıtasıyla açılan firkirleri. ferler ve meslek zümreleri arasındaki mesafeyi azaltmak. Bu makale vakıf işleri hakkında millet meclisindeki ilk haleti ruhiyeyl ve bir baş vekilin vakıf meselesini derhal halledivermek için . tazelenen emelleri. oraya şimendifer işliyor. Şu halde yalnız çokluk değil.— 163 — niz. en büyük tekâmül amili olduğuna kanaat ediyorum.. çünkü bu kimseler şimenferlerin sırf iktisadî tesirlerini ölçüyorlar. uyanık bir hâle gelir. Cemiyetin bünyesi incelir. Şimdi bu birlik vücude geldikten sonra cemiyet için uzviyetleşmek. Ben şimendiferlerin türk harsinde. Fakat haksızlık ediyorlar. Halbuki dağlr. Fertler bir vücudun parçaları olduklarını duyabilmelidirler. çokluğu vücude getiren cüzlerin meselâ lisan gibi maneviyat çimentolariyle yapışmaları da lâzımdır. cemiyetin tekamülü noktasından bakılırsa âdeta manevî neticeler kazandıran vasıtalardır. şimendiferler. Böyle bir netice hasıl olmak için fertle fert arasında. iktisâdı hayattmda ne değişiklik olmuş?! Milletin parsına yazık değiltni?!. Böyle bir kitlenin içinde hususi istidatlar çıkar hususî meslekler. " Otuz bukadar senedir.. Evkaf meselesi Evkaf meselesi hakkında Yunus Nadi Beyin " Cumhuriyet „' te çıkan makalesini okudum. kayalar. hele zümre ile zümre arasındaki mesafe darahnalıdır... Bazı kimseler en hasis bir ticaret adamı gibi soruyorlar. kuvvetlenir. Öyle ise şimendiferler cemiyetin hareketleri. tayyarelerdir. uzun mesafeler. mükemmelleşmek pek mümkündür. ihtisas işleri vücut bulur. buna hep manidir. büsbütün yeniieşen bir milletin ruhunu. türk inkılâbında. yaşamak idaresini düşünmüyorlar. Bunn en makul vasıtaları şüphesiz ki vapurlar.

Bu memleketlerde yapılacak olan ilmî tetkikler. çok defa mimarlık. Teşkilâtsızlık yüzünden bir müddet: sonra geriye kalanlarında çoğu mahvolacaktır. Bu sırada bizde vakfa ayit bazı müşahede ve mülâhazalarımı burada tespit etmeyi fayideli görüyorum. arsa. hamamlar. Türkiye'de vakıf. Vakfa ayit olup ta bu gün için ne maddeten ne de manen kabili istifade olmıyan bina. hanlar. vakıf teşkilâtını asrîleştirmek için kâfidir. Bundan üç sene evvel " Akşam „' da neşrettiğim bir makalede bu işin her türlü enfüsî telâkkilerden azade bir surette. millî servetin el'an mühim bir kısmım teşkil ediyor. zinet eşyasının yerleri belli değildir. hastahaneler. Bu servetin bir kısmı da vakıf teşkilâtının asrîleşmemesi: yüzünden mahvolmuştur. ilim. muvakkithaneler. İcareyi vahideli akaretlerin vaziyetleri yeni hukuk telâkkileriyle hemahenk surette ve bir defaya mahsus olmak üzere tespit edilmelidir. mektepler.. köprüler. yetimhaneler. işçilik itibariyle de büyük manası olan eserlerdir. tımarhaneler.. hattatlık. tezyin sanati. kütüphaneler. kitabeler. çeşmeler. Bunlar yalnız maddî kıymeti hayiz olan eserler değil.. alhâk. kütüphaneler. medreseler. kabristanlar. olmak arzusunu göstermesi itibariyle son derece şayanı dikkattir. Bizi bu hususta en çok: tenvir edebilecek olan misaller diğer muasır memleketlerdeki vakıfların muasır teşkilâtıdır. Böylece kaybolan cami. Yalnız İstanbul'da on üç bin vakıf vardır: Camiler. veya hayır . türbe. gibi şeyler satılıp vâkıfın meşru maksatlarına muvafık şekilde işletilmeli ve sarfedilmelidir. sebiller.. Son günlerde Türkiye Baş Vekilinin vakıf teşkilâtı için İsviçre'de tetkikler yapılmasını arzu ettiğini gene gazetede okudum. Maddeleri itibariyle değilse bile sanatleri itibariyle muhafazalarında millî menfatlar vardır.— 164 — vaziyeti pek müsayit bulmasına rağmen gene ihtiyata riayetle: meseleyi ilmî surette tetkik etmek ve kâfi derecede mücehhez. sırf içtimaî bir nazarla tetkik edilmesi lüzumunda İsrar etmiştim. Sıhhat. imaretler. kabristan arsaları.

Fakat her şeyden evvel mühim olan şey vakıf denilen tesisatın medenî ve asrî şekli hakkında sarih ve müspet bir fikir elde etmemizdir. çeşme. Halef selefi niçin takip etmiyor? Dün münevver bir zatle görüşüyordm. iş odaları. halef selefini beğenmez.. malini vakfetmek istiyen insanların cesaretini kırmamahyız.darülrfününlar. maarif. Arkadaşımın pek makul görünen bu sözleri üzerinde bir . dayima bir program takip edilir. Prograrosızhk belediye. gibi türk sanatinin güzel eserlerini mütemadiyen muhafaza ve tamiri için de sarf edilmeli. Her iş umumî bir mahiyet ve çehre gösterir.. Vakıf teşkilâtı böyle asrî bir hüviyet kazandıktan sonra bir vâkfın hayır için terkettiği servet sahipsizde olsa maksadına hizmet etmek hürriyetini dayima bulacak ve ona şu fert veya bu idare tarafından tecavüz edilmiyecektir.- 165 - ımaksatlariyle vücude getirilen ufak vakıfların nemaları ve varidatı cem ve teksif edilerek halk mektebleri. bu suretle şimdiye kadar bir türlü halli çaresi bulunamıyan eski ve güzel eserlerin muhafazas emri devlet bütçesine yük olmadan temin edilebilmelidir. kütüphanesini. müzeler. iktisat işlerinde bize en çok zarar veren en büyük eksikliktir. Dedi ki: Bizde bir kusur var. kütüphaneler. Darülfünun talebesinin tahsili için servetini. Vakfiarda her sene bir derece daha artacak olan millî servetin bir kısmı da cami. gibi içtimaî hayatın inkişafına toptan hizmet edebilecek büyük tesisler vücude getirilmelidir. gelen gidenin eserini bozar. Halbuki bu hâl diğer memleketlerde yoktur. Türklerin imar ve temdin işlerindeki bir noksanını işaret etti. Ve Türkiye'de meselâ yetimlerin. Bu fikri kazandıktan sonra vakıf teşkilâtına müstayit ve lâyık olduğu içtimaî mahiyeti vermeliyiz. sebil.

ferdî istirkaplarm müdahalesi olamaz mı?. Türklerden bir çoğunun fikri değilmidir?. Başka memleketlerin işlerinde gördüğümüz istikrar ve tekâmül hep bu tabiîlik hassasının neticesinden başka bir şey değildir. . hakikî irfanda tesanüt vardır. Mühim mesele " tabiîlik „ hassasını temin edecek olan ihtisastır. böyle bir programın büyük meziyeti daha evvel tespit edilmiş olmaktan ibaret kalacaktır! Bu.Fakat bu programdan ne anlamak lâzımdır? Program fikri her hangi halef tarafından gelişi güzel tespit edilmiş bir karar mı ifade ediyor? Eğer böyle ise. Fakat ilk şart temin edildikten sonra bunun o kadar tehlikesi kalmaz. Meselâ gelen şehiremîninin giden şehiremininin işini beğenmemesinin ve izini takip etmemesinin asıl sebebi budur. Esasen bu tarzda yapılan itirazlar düşünen. devlet veya şehir işlerinde dayıma muta ve makbul olmak kuvvetini temin edebilir mi ?. Türkiye'nin teşebbüslerine bu tabiîlik ve hakikilik hassalarını vermek için hüsnü niyetin her işte olduğu gibi bir şart olduğunu biliyorum. Denilecek ki: Nefsülemre ve tabiati eşyaya muvaffık bir projenin zamanla tahakkuk ve tekâmül etmemesinde şahsî garezlerin. Olur. Benim kanaatimce halefin selefi tekzip etmemesinin en büyük sebebi halef tarafından vücude getirilen projenin nefsülemre. Yani bir işi hususî surette bütün tafsilâtiyle bilmelidir. O halde selefini takip etmenin ilk şartı mütekaddim teşebbüslerdeki bu tabiîlik ve afakîliktir. tenafür ve tenakür yoktur.. Fakat ihtisas şartı kâfimi?.. Hepimiz sırası geldikçe programsızlıktan şikâyet etmiyor miyiz?. İlmin ve sanatin düşmanı olanlar yalnız yarı ilimlilerdir.. Şu halde halefin selefini takip etmemesinin sebebini işlerin bidayette ihtisas eliyle yapılmamış olmasına irca edebiliriz. Çünkü bir kere mütehassıs mütehassısı tekzip etmez..lâhza duralım. tabiati eşvaya mutabık ve muvaffık olmasıdır. Fakat teknik işlerde bu niyet hiçte kâfi değildir.

Şahsî kudretini eserin tekâmülü yolunda da gösterebilir.. kimyakerlik gibi meşhur ihtisasları mı ihtiva ediyor? Belediyecilik. Onun için Avrupa Türklerin mütefekkirleri tarafından tetkik ve tefekkür edilmedikçe Türkiye için model vazifesini göreceğini zannetmemelidir. 3 — Avrupa'yı görmek. Avrupa'da seyahat etmek. Fakat imar ve teceddüt siyasetini teşkil edecek olan mücerret fikirler» mülâhaza ve muhakemeler bu görgülerle elde edilemez. şifendifercilik. müfettişlik.. Hakikî dert işlerde ancak bir mütehassıs elinden çıkan işlerde bulunan devam kabiliyetinin bulunmaması veya az olmasıdır. Gerçi bunlar tabiatiyle teşekkül. .Almanya'da meselâ şehirlerin. Binaenaleyh " Türkiye'de halef selefi takip etmiyor. Avrupa'da birkaç gün veya birkaç sene kalmak Avrupa'yı anlamak için kâfi değildir. iktisadiyatına ayit ne gibi düsturlar vardır ki tabiati eşyaya muvafık olmaları sebebiyle âdeta beynelmilel bir mahiyet almıştır? Gene meselâ insanlar İstanbul gibi büyük bir şehrin imar ve tanziminde ne gibi esaslar keşfedebilmişlerdir ?. Binaenaleyh iymar ve temdin işlerinde hakikî bir imti-madm.Birde mütehassıs kendi kudretini göstermek için muvaffak olmuş bir eseri yıkmiya muhtaç değildir. 2 — Fransa'da. çünkü gelen gideni beğenmemek zafına müptelâdır. yahut kalem odalarının hüsnü idaresine. gibi sade hissi selim ve gayretle olabilir zannedilen meşgaleler de ihtisas sahesi midir ?.„ şeklindeki müşahede ve izah tamamiyle doğru değildir. Bence Türkiye'nin bu meseleyi kalletmesi için evvel emirde şu noktaları halletmesi lâzımdır. 1 — " İhtisas „ mefhumu ne derece geniş bir mefhumdur? Bu mefhum yalnız erkânı harplik. İngiltere'de. tekemmül etmiş olan müessiselerin en ziyade hali hazırına ve istikballerine ayit olan temayüllerini gösterebilir... tabiî bir tekâmülün tecellisini arzu ettiğimiz dakikada ihtisas noktasına dikkat etmek zarurîdir.

Sade veya süslü fakat dayima samimî bir türkçe istediğimiz zaman bize türkçenin bu günkü hâlini gösteriyorla ve " Bakınız. türkçeyi kullanan ve yaşıyanların birleşmesi.. 4 — Şu taktirce Avrupa'nın ihtisaslarından istifade etmek için alelade çok adam mı göndermeli... Bu değişme bir emri vaki midir değil midir ? Evvelâ buna cevap vermek lâzımdır. yoksa terkipler. diyorlar. ve iki tarafın biri birini anlamak için müşterek bir dili olmadıktan sonra!. yoksa mahdut fakat mütefekkir zümreden ve yaratıcı bir kudreti taşıyan mahdut insanlar mı göndermelidir ?..— 168 — . şu veya bu terkibi bu türkçe ile nasıl ifade edelim?!. Bu dava kıyamete kadar sürebilir. Çünkü bir dava gibi ikame edildikçe. acemceye muhtaç olduğunu söyliyenler vardır. Türkçenin kuvvetini bilelim Türkçeyi düşünenler arasında türkçenin kendine kâfi gelmediğini. itibariyle midir? Bunu pek tasrih otmiyorlar. fikir güreşlerini beklemeksizin değişen bir hakikat vardır. O halde her şeyden evvel tarihî bir müşahedeye lüzum vardır. Ben eski edebiyat adamları arasında firenkçeden ter" cüme ettikleri metin için: "Terkipleri türkçe kayidesi üzerine yaptım. Hiç hayret etmiyorum. Gerçi bunun güzel olduğuna kanatim yoktur.. Fakat ne çare ki şimdi hu moddır!.. Türkçe türk cemiyetinin hareketi nisbetinde.. „ diyecekler. Fakat bu muhtaç oluş kelimeler itibariyle midir. diyenlere rastgeldim ve kanaatlerine şahit oldum. Fakat mantık kavgalarını. türkçenin arapçaya. o da türkçenin kendisidir. Her halde bu sınıfın içinde türkçenin arapçadan... " Bir emri vakidir!.. kaynaşması ve meslek zümrelerine ayrılması nispetinde bizim . acemceden terkipler almak suretiyle zenkinleşmek ihtiyacında olduğunu iddia edenler vardır..

Türkçeyi ilim gözüyle kovalıyarak yalnız lisanın sadelik hamlelerini değil.— 169 - arzu ettiğimiz ve " tabiati eşya „ ya uygun dediğimiz seyri takip ediyor mu?. Arkadaşım. türkçenin en tabiî mantığını keşfedebiliriz.. Tabiî. İşte merhum Ziya Gök Alp'in türkçülük esaslarında mevzuubahs ettiği lisanların tekâmülüne ayit umumî zaruret kanunları bu nevidendir. tekâmülün istikametini görebilir bir hale getirmek. İlim adamlarının vazifesi onun seyrini sadece tespit etmek. Her şeyde olduğu gibi türkçe bahsind de hisler karıştıkça ve noktayı nazarlar indî kaldıkça bu meselenin fikir sahesinde halline imkân yoktur. Gene tabiî türkçenin muarızları haksız olarak diyorlar ki " Bu iddialarnizın meydana getirdiği güzel türkçe nerededir? !„ Fakat iki şeyi biri birine karıştırmamak lâzımdır. O halde alime ve ilme ne lüzum var. Ediyorsa tekâmülün yolu üzerindeyiz. Alim. Gök Alp'tan evvel ve sonra bizim fikir âlemimizde ilim namına bu neviden müspet ve kat'i iddialar -dermiyan eden zatlere rasgelinmedi. güzelliğin icadı ve . Etmiyorsa muarızlar haklıdır. Darülfünun müderrislerinden Halil Nimetullah Beyin "Müşahedeye doğru» serlevhasiyle " Millî Mecmua „ nüshalarında neşrettiği makaleler bu arzuyu tahakkuk ettirebilecek tabiatte yazılardır.. Ancak davanın mevzuu bu günkü türkçe olduğundan tetkikatı müşahhas olarak onun üzerinde yapmak lâzım gelecektir. bu suretle tekâmülü kolaylaştırmak için o kaiydelerden istifade etmektir. salim bir tekâmülün vücudunu ispat edecek elimizde akıl tarafından verilmiş başka bir vasıta yoktur. Fakat mademki her ne olursa olsun tekâmül eden bir türkçe vardır. ve şayet mümkünse bu tekâmülün tabiatinden doğan muayyen kayideleri de tespit etmek. bir sanatkâr değildir. Binaenaleyh tabiî türkçenin aleyhtarları için hasımlariyle mücadeleden evvel kabul edilecek olan nokta ilmin bitaraf noktayı nazarından başka bir şey olamaz. Fikir adamının davası hiç bir zaman duygu adamının ilhamı yerine geçemez.

mantığın.. Ben de soruyorum ki o halde nasıl oluyorda akıllı bir adam mefkûreci oluyor?!. hayalden kopup uçuşan renkler. sanatkârın cismanî hareketi değildir. Her şeyden evvel türkçenini harimine giren: ecnebi elleri.. Montaigne. fakat her halde hazırlayıcı rolünü yapabilir deyince inanmamahdır. Bu düsturlakast edilen fikir. Bu münasibetle " Halka doğru gitmek „ düsturunu hatırlatmak isterim. Mefkureler tahakkuk edebilecek. Eğer mefkure yanına yaklaşılması mümkün olmıyan bir fikir ise bu imkânsızlık nispetinde o bir mevhume olacak değil midir?. . Ondan sonra hür sanatkârların. Rabelais. tabiî türkçe inkılâbına muhtaçtır. Fakat sanatte ilmin. mefkureler. İlim sanat yerine geçmeyi iddia ettiği zaman dalâlettedir. Hayır. Burada kastedilen mana. yaratıcı muhayyilesiyle istenmelidir. Bu günkü türkçe güzel türkçe inkılâbından evvel doğru. Zaten mevcut ve hakikî olan bir hayatın istikbale uzamış kısımlarıdır? Binaenaleyh tahakkuk edebilirler. „ îtim adamına: şu itibarla lüzum var ki her yeni zevkin ve yeni güzelliğin. Descartes ve Jean-Jactlues Rousseau'nun yaptığı gibi. salim. Müsyait şartlarla tahakkuk edeceklerdir. evvelâ tarlayı temizlemek lâzımdır. Bunu sanatkârın ilhamı şeklinde telâkki etmek ilhamı verenle alan hakkında gayet kaba bir hayal sahibi olmaktır. geçi maddî ve haricî. sanatkârın derunî enesine. vuslatı mümkün olmıyan bir fikirdir. mevhumeler değildir. şekiller değildir. ecnebi zekleri kovmak. Mefkure ile mevhume Bir arkadaşım ideal yahut mefkure. Mefkureler vehimden. telâkkisine tekaddüm eden maddî ve mantıkî neviden ibaret kalan ihtilâlci hareketler vardır. samimî ruhuna kavuşmasıdır.— 170 — tasarrufu sanatkâra ayit olduktan sonra?!. olan şeylerdir. diyor.

İlim adamının vazifesi bu iki şeyi ayırmak olduğu gibi. hesapsız. Şu halde mefkure ile mevhumeyi ayırmak lâzım geliyor. Bunlar ancak eşyanın tabiatine ve müsaadesine göre hüküm ve muhakeme edilebilecek şeylerdir. Mefkure ne bu gün için ne yarın için bir yalan değildir. Eğer ilmî tetkikler yalan söylemiyorsa bir memleketin nüfusu ve serveti ile coğrafî vaziyeti. Onun için "Biz on seneye kadar Amerika'yı bile geçeceğiz!. beynelmilel münasibetleri. Bu adamlar hakikaten sözlerinde ve fikirlerinde samimî insanlar mıdır. Bunlar arzunun ve iradenin birden bire halledebileceği şeyler değildir. her millet için vasıl olunması mümkün ve ihtiyarî olan mefkûrevî gayeler vardır. devlet ve siyaset adamının vazifesi de bu iki şeyi karıştırmamaktır. Bunları iyice görüp te bunlara doğru ilerlemek kadar bir cemiyet hesabına afif ve meşru bir haraket ne olabilir?.. Bizzat Amerika'nın kendi kendini geçmek için sarfettiği kudretin zaman ve mekânla mukayyet fizikî ve içtimaî kudretlerden ibaret olduğunu unutmamalıdır. diyorum. servetimizin artması hakkındaki gelişi güzel. Ancak bu gayeleri bize gösterecek olan bitaraf el. Hatırımda kalan doğru ise Durkheim içtimaiyat usullerine dayjr yazdığı kitabın bir tarafında şöyle diyordu: Devlet adamının vazifesi cemiyeti bir mevhumeye doğru koşturmak değildir. fikrî seviyesi arasında uzvî münasibetler vardır. cemiyetin mefkuresine yaklaştırmaktır. İçtimaî ve iktisadî cografiyası tetkik edilmeden. muhakemesiz surette atıp tutan. Onun için nüfusumuzun. mücadeleleri. vadeden insanlara hayretle bakıyorum. nüfusunun tezayüt veya tenakusu sebebleri ya- . diyen bir adamın iddiasına şaşmamak kabil değildir. muharebeleri. çiçekleri ve meyvalam istikbaldedir. Fakat bu mevhumecilerin iddiası ne olursa olsun her cemiyet.— 171 Mefkurenin koku hakikatte. bir sene zarfında çocuklarına kazandıracağı irfan hamulesi hesap edilmeden.. ilmin elidir..

Her millet gibi türk cemiyeti de mevhumecilerin iddialarına değil. Şimdi düşünüyorum: İçtihad bir hak mıdır?. diyemez. Hiç kimse "iki kere iki beş eder. Her vatandaş içtihat hakkını taşır mı?. tedavi usulü müspet bir hastalığın tebabetine itiraz edemez.. çünkü bu benin içtihadımdır!.. Gene soruyorum: — Niçin eski ev kadınının hayatı daha ahlâkî ve daha mesut olduğuna kanisiniz?.. Her şeyde olduğu gibi terakki mezhebinde de samimiyet esas şarttır. Gene hiç kimse arazı müspet.kalanmadan cemiyet için bu hedefleri müspete yakın bir surette işaret etmek mümkün değildir.. afakî tecrübelerimizin mahsulü olan hakikat . samim îmefkûrecilerinin itikadıne kendisini bağlamahdır. irtica. Fakat maziperestlik. içtihat hakkı Soruyorum: — Niçin garp medeniyeti haricinde bir medeniyetin hakikî bir medeniyet olduğuna kanisiniz?. — Çünkü bu benim içtihadımdır. diye tekzip edemez. Bunlar maddî. müspet. Bunlar riyazi ve maddî ilimlerin mevzuudur. Ve hiç kimse " Sukut kanununu bu kanununu benim içtihadıma zit. Cavap veriyor: — Bu benim içtihadımdır. içtihat fiilini bir dayire içine almak lâzım geliyor. iğtişaş lehinde bile.. Bir kere içtihat mevzuu olmiyan hakikatleri düşünelin. Şüphesiz. böyle başı boş bir zekâ ile içtihat edilemez mi?! Şu halde içtihat fikrine bir gem vurmak.. Çünkü burada içtihada mevzu olacak bir keyfiyet yoktur. Hülâsa türk cemiyeti her şeyden evvel müspet çalışmak mecburiyetinde olan bir millettir.

iş bölümü. hayat. içtihat mevzuları gibi tecelli ediyor. Burada doğru eğri. yahut güzel çirkin olduğunu münakaşa etmez. o da müspet hakikatlere dayanmak şartiyle. Bu gün ilmî bir tahsil görmüş olan cemiyet adamı içtimaî tekâmülün eseri olan bu tecellileri garipsemez. ölüm. teneffüs. ahlâka. dine.. ancak akim müspet bir surette karar vermediği vakitlerde çalışır. Fakat iş ruh ve maneviyat sahesine. şahsf telâkkiler değil. cemiyete.- 173 - fikirleridir. Bu dikkati içtimaiyat tetkiklerinin vasıl olduğu mahdut. Fakat dikkatimizi teksif edelim. Netice şudur ki garp medeniyeti hiçbir ilmin ve hiçbir alimin tenkit veya muaheze edemiyeceği bir hakikat olduğundan onun naklinde şahsî fikirler müdahele edemez. İçtihat melekesi müspet muhakemenin halledeceği işlere karışamaz.. İçtihat. Çünkü herkes bu bahislerin keyfî ve şahsî bahisler olduğuna kani gibidir. kadının bir meslek sahibi olması fikirleri içtihat fikirleri. eyi kötü. sanata. demokrasi.. onların doğru. Ne göreceğiz? Hürriyet* müsavat. yanlış. Neden?. eyi kötü. mezhep fikirleri. Tekâmülü tekâmül olduğu için kabul eder. tekâmül gibi doğrudan doğruya tabiî ve afakî fikirlerdir. lisana karışınca herkes müçtehit kesiliyor. ihtisas. müspet hâdiseler sahesinde itikat unsurunu kaldırdığı gibi içtimaî ilimlerin tarakisi de içtimaî hayat meselelerinde içtihadın müdahalesini kaldırmaktadır. Türkçenin zenginliği Geçenlerde Maarif Vekâleti Vekili bulunan İsmet Paşa Hazretlerinin kendi riyasetlerinde toplanan İlmî İstılahlar Komisyonunun ilk celsesinde söyledikleri nutkun suretini gazetelerde okuduğum zaman bir sürpriz karşısında bulu- . güzel çirkin fikirleri şahsî fikirler. tegaddi. Tabiat ilimlerinin telâkkisi.. mütevazı fakat kuvvetli kanaatlere tevcih edelim.

Ve kendi kanaatimce tarihî bir kıymeti olan nutuklarının bir örnek olarak söylenilmediğini tahmin ediyordum • Onun için bir müddet düşündüm: Beni şaşırtan. . Onu arayıp meydana çıkarmak lâzımdır. O zaman arap harfleriyle yazılan türkçenin imlâsını da elimizden geldiği kadar sadeleştiriyorduk. Siyasî bir velayetin türk lisan ve san'at adamları için açtığı yenilik hayatının kıymetini ancak evvelden beri çalışanlar bilebilir. gayet şiddetli.. daha doğrusu sevindiren bu tesirin mahiyeti ne olabilir?. Yavaş yavaş anlıyordum. Fakat bunları yalnız şahsî kanaatimizin dayiresine hapsetmiyorduk. Ben de ismet Paşa Hazretlerinin bir lisancı. O bir hazînedir. Bir gün bir makalemde "kadar._ 174 - nan insan gibi şaşalamıştım Fakat benim bu şaşalamam bazı kimselerde olduğu gibi kullanılmamış ve hiç bir yeni yazıda yer tutmamış olan türkçe kelimelerin verdiği sade bir hayretten ibaret değildi. sebep şu idi: Bu nutuk alelade bir ütopist. kelimesini okunduğu gibi yazdığım ve "kader w şeklinde yazmadığım için şiddetli bir hücuma uğramıştım.. Türkçenin hür ve medenî bir milletin meramını ifade etmek kudretine kani olduğumuz içindir ki Darülfünun arkadaşlarımızdan üç zat ile birlikte türkçe bir felsefe kamusu vücude getirmeğe altı aydan beri çalışmaktayız. nutkun. yahut bir lisan inkılâpçısı olmadıklarını biliyordum. gayet feyizli bir aksisedasi olacaktı: Türkçe zengin bir lisandır. Türkçenin bir şiir lisanı olarak ne kabiliyette olduğunu selâhiyet sahibi olan san'atkârlara bırakıyorum.. Bundan yirmi sene evvel bütün yazılarımdan arap ve acem kayidelerine göre yapılan terkipleri atmıştım. büyük ve temiz inkılâbımıza o kadar çok inanmış ve bu inkılâbın manzaralarını ve renklerini o kadar eyi işlemiş kudretli bir fen ve hayat kahramanı tarafından söyleniyordu. Bu gün o telâkki devrinden çok uzaktayız. bir mevhumeci tarafından ortıya atılmıyor. menuslukları her ne olursa olsun. Darülmuallimin talebesine de telkin etmiye çalışıyorduk. Kelimeleri.

Sokaklar inadına zikzak! Yanıltıcı ve gözleri eğlendirici bir perişanlıkla sağa sola dönüyor. Zayıf. İki keçeli ufak. Ta uzaklarda bir çocuk kümesi taplanmış. ağaçlar. kör çocuklara mahsus •olan iptidaî mekteplerini ziyaret ediyorum. çalılıklar ve çiçekler içinde nefti yeşil boyalı. ingilizkâri bir köşktü. şık. vahşî bir bahçe var. o zaman ingilizce pek az bildiğim için manasını anlayamadım.. Bu cetvelde ziyaret etmek üzere olduğum mektebin ismi hizasında " Deaf Sehool „ diye bir işaret gördüm. diye kelimeyi hayalimde tefsir edip duruyordum. hemen hepsinin kapıları. mekteplerin isimleri ve adresleri yazılı.. Bahçe dedikleri yer. Baş muallim yanlarına götürdü. sisli manzarasına zıt.. besbelli ders yapıyorlar .- 175 - Tecrübelerimize göre türk lisanı en felsefî düşünceleri bir avrupa lisanı gibi vuzuh ve kuvvetle ifade edebilir. böcekler. her şey. pancurlu nefti boyalı!. Ağaçlar. Gayet açık bir telâffuzla ve . yeşil. sağır. genişliyordu. Mektebin bulunduğu mahalle merkezi Londura'nımn kara. Zavallı dilsizler 336 senesi Londra'da aptal. hocaları aynı biçimde bir adam.. parlak ve neşeli idi.. Nihayet en sevimlilerinden bir kaç kız hocanın teşvikiyle yanıma yaklaşdı. kışlayı hatırlatan bir şey yok! Çocuklar bahçede imiş. kuşlar. daralıyor. Nihayet mektebe vardım... matruş bir İngiliz. açık. Çocuklar yazdılar yazdılar. Hemen hepsinin önünde ufak. boyalı. raksettiler. Yaklaştık. dilsiz. koullananlarındır. Kör. çocuklar her şey.. Şimdiye kadar bu asaletli lisan felsefeleşmemişse kabahat •onun değil. uzun boylu... biri de tarihî bir manzume okudu. bütün canlı mahlûklar. köşk tarzında evler. Burada bize göre mektebi. Elimde Maarif İdaresi tarafından verilmiş bir cetvel var. hesap yaptılar. Çiçekler.. şirin bir park.

çocukların ekserisi ingilizceyi pek güzel telâffuz ediyorlar! Fakat boğuk bir sesle!... Bir gün Aksaray'dan aşağı doğru iniyordum. Çok şey. Bu derecesi inanılır şey değildi!.. dikkat ettim. Ben de tabiatiyle bir kere bu mektebi ziyaret etmek merakı uyandı. Nihayet İstanbul'a geldim. Ragip Paşa Kütüphanesinin önünden geçerken gözüme ilişti: Dilsiz Mektebi. nereye gideceğimi. Bu neden ?!. Daiyma "Padişahım çok yaşa... işaret eden vaziyette çıkarırlardı!!. Londra'da nekadar "deaf school... dillilerin "dilsizlik hakkındaki fikri. — A Efendi. Beni büsbütün bir merak aldı.. ve lakırdı anlamiya mukatedrir oluyorlardı.— 176 — benim anhyabileceğim derecede sade bir ifade ile nereden» geldiğimi. Demek bir dilsiz mektebi varmış!. bilmiyor musunuz?! Burası bir "deaf schoolw dur! Burada gördüğünüz bütün çocuklar anadan doğma sağırdırlar. Hem de en basit pedagoji kayidiyle: Ağız hareketlerine.. Gittim.. Bu açık hava mektebini terk ettikten sonra yolda baş. dedim. Dilsiz dediğimiz "sağır dilliler» " işiten dilliler „ gibi konuşmıya. lakırdı işitmiye değilse bile. eksik olan biçare dilsizlerin dili değil. Hakikat. Pek az bildiğim ingilizce ile yalan yanlış bunlara cevap vermeğe çabaladım. İstanbul'u Türkleri sordular. malumatı„ idi!. seda mahreçlerine dikkat ettirerek. Hatta hocaları bile lakırdı işitmez!. Burası eski hatıraları uyandıran ağır başlı ... Bu basit görgüler hem hoşuma gidiyor hem de şarkta dili yoktur. varsa hepsini ziyaret ettim. Evet vardı. Dilsizler konuşmayı öğrendikten sonra böyle kısık sesli adamlar gibi konuşurlar! Dilsizlerin dillilerden farkı budur. Hatta çocukken resimli gazetelerde resimlerini bile görürdük. diye konuşturulmıyan dilsizleri düşündürerek beni mahzun ediyordu... Usulü tedrislerini tetkik ettim. "lakırdı görmiye. muallimin bir nokta hakkında nazarı dikkatini celbetmek istedim: — Affedersiniz efendim..

zavallı bir yetim! Bir ablası var. Bir kaç saniye geçtikten sonra başını pencereden tarafa çevirerek. O da onun gibi fakir ! Her gün elin12 .. Büyük ve loşca bir odaya giriliyor. Derdii adamın hali bana çok dokundu. her gün buraya Eyip Sultan'dan gelir! Fakir. ne kadar acıklı şeylerdi: — Ah Efendi oğlum! Soruyorsunuz ki dilsizler de tahsile heves var mıdır? Neden olmasın?! Ba*k şu çocuğa! İşte o. Yanındaki sandalyeye oturdum ve dedim ki: — Dilsiz Mektebini ziyaret için geliyorum. Adamcağız selâma mukabele etmediği gibi yerinden de kımıldamadı! Onda vakitsiz bir misafiri istiskalden ziyade. Yerinden kımıldamıyan adam gene mukabele etmedi. Hele bir muallim olduğuma sıkıldım. ziyarete hayret eden adam hali vardı!. vukufsuzluğun dilsiz çocukları gömdüğü bir mezardı!.- 177 - tarihî bir yerdir. çok şükür yarabbi!. Yarabbi! Otuz senedenberi belki hiç değişmemişti. Meğer bu memlekette dilsiz mektebini görmek istiyen insanlar da varmış!. kır sakallı bir zat vardı. Dinledikçe ezildim. — Of!. orta yaşlı. müsaade ederseniz bir fikir alacağım?. Bu odada üç beş çocukla köşede ufak ve eski bir yazıhanenin başında oturmuş. gençlik ve insanlık namına ezildim. Hamdolsun.. Fakat bunu kim ayıphyabilirdi?! Bakınız müdürün anlattığı vak'alar ne kadar canlı. Mektebin yegâne sekenesi olan bu beş çocuk halâ ellerini.. Selâm vererek yanına yaklaştım. Bu otuz senelik dilsizler babasını dinlemiye koyuldum. gözlerini ve kaşlarını kımıldatıp duruyorlar!. her şeyi bıraktım.. diye haykırdı ve titriyen sesiyle şu sözleride ilâve etti: — Yarabbi! bu ne hikmet ?! Otuz senedir burasını bekliyorum. cehlin. Burası ihmal ve teseyyübün. Havlıya girer girmez sağa dönülüyor. Artık mektebi tedrisatı.. Mermer bir merdivenden yukarı çıkılıyor..

Sersem ve perişan bir halde kütüphaneden çıktım. Yine Şehremini'nin "dilsizleri mi?! Elimden gelse dillileri okuturum!.. Akşamlara kadar. derken düşündüğü "dilsizler» de onlardır! Şehremini'nin insanlık kafilesine seçtiği dilliler hep birden işte bizleriz!. O işte budur.. O teessürü veriyorlardı... Ben "Dilsizler! Dilsizler!. sonra gider. uzaklaştım. ne de Şehremanetine!. Bak şimdi oradadır!. Kederli adam başını pencereden tarafa çevirdi. İşte dillilerde bu kafa varken buna dilsiz ne yapsın? . O tarihten beri dilsizlere çok tesadüf etmedim.. şu karşıki viranenin otları üzerinde oturur. diye dilsizleri insanlık haricine çıkarken tasnifle yine dilsizleri tahsilden mahrum bırakan kalp mantığın düşmanıyım. kalktım... Artık dayanamadım. ta evinden buraya kadar getirir. Sanki bunlar benim cinayetimin kurbanı olmuş biçarelerdi!. ne Şehremini'ne. Ettimse de görmemezliğe geldim. Hiç kimseye düşmanlığım yoktur.. Şu dakikada ben dilsizleri yazarken elim titriyor! Bir gün dilsizlerden biri çıkıp ta bizi süründüren dillilerden bir intikam alalım. Teessrden yaşarmış gözleriyle dilsizin ablasını aramağa başladı.- 178 - den tutar. diye rasgele yakama sarılırlar diye korkuyorum! İşte Şehremini'nin "var mı?M dediği dilsiz mektebi vardır.

Çocuk .

.

mukadderat. Hemen kendi ağzından bir istida yazdım. ahllah Mustafa Kemalin ordularını muvaffak etsin. bu sekiz çocuk annesinin arzusunu yerine getirdi. Baba her akşam için beş okka ekmek parası olan seksen üç kuruş otuz parayı kazanmak için ayrıca rençperlik ediyor. Gözleri gözlerimin içinde... Baba beş yüz kuruştan fazla maaşı olmıyan fakır bir müezzindir. Byeim.— 181 - Çocukları yaşatalım.. Valide gene hiç varidatsız ve servetsiz zavallı bir kadındır. Ve onlara benim zihnimdekinden fazla ehemmiyet verdi: — Ah. Hayat. ne derseniz diyiniz. dedi. büyük adamın iradesi. bu çocukların babası fakır bir muhacirdir. Kadın bu sözlerimi çok hissetti. çocuklarının nafakasını soruyordu.. Gayrı ihtiyari: — Hanım? İnşallah Mustafa Kemal Paşa İstanbul'a gelir de senin çocuklarına nafaka bağlar.. bütün bu yavrular onun emeline feda olsun. Bu istidayı Heyeti İlmiye içtimaına giderken Ankara'ya götürdüm. hükümet ve memleket bunlara şefkatini göstermek mecburiyetindedir „ diyor. İstanbul'da bir ayile tanırım ki sekiz çocuk sahibidir.... dedim. Aynı istidayı Darülfünun müderrislerinden maruf bir zat Muaveneti İçtimaiye .. Bir gün bu valideye yanında dört beş çocuğu okluğu halde rasgeldim. Manzara çok samimî ve çok acıklı idi. Bundan üç ay evvel gene bu kadına rasgeldim. muhtacı muavenettir. "Akşamnt' nevvelki günkü nüshasında " üç sende yedi çocuk validesi „ diye bir fikra vardı: Bu fıkra bu gün ber hayat kalan evlât anası bir valideden bahsediyor.. Milli Harekâtın henüz başlangıcında bulu nuyoruz. Bu ayileye ayit gayet hazin bir vakayı burada hikâye edebilir miyim? Senelerce evvel. Allah onun düşmanlarını kahretsin. Cenabı Hak bu ayilenin çucuk nüfusunu yakında dokuza da baliğ edecektir diyorlar.

tehyice de hacet yoktur. Çocuk müdafaası ve çocuk himayesinin nüfus ve iktisat noktasından kayidelerini... yurt yoktu. Tahta parçaları yakarak çocukları isıtmıya çalışıyorlardı. Milletteki sefalet fertlerdeki hissizliğin bir neticesi olduğunu söylemek istemiyorum.. Valide için çocuklar için yer.- 182 - Vekâletinde bulunan doktor Tevfik Rüştü Beye verdi ve tavsiyede bulundu Bu istidanın neticesi ne olduğunu henüz öğrenmedim. merhametini celbetmek için teşvike. üçüzlere hediye göndermişlerdi. kadın.. Bu gün tenakusu nüfus ve tezyidi nüfus bahsinde ortiya konulan en basit hakikat şudur: Bir memleketin nüfusu doğurmıyan. fakat tabiyetiyle doğan çocukları yaşatmakla artabilir. Bütün bunları sayıp döküp ferden ferda merhametsizliğimizi iddia edecek diğilim. ve doğurmak istemiyen kadınlarını zorlamakla değil. Binaealeyh fakir çocuklar hakkında türk milletinin hissini. neticelerini ilâna ve ispata da muhtaç değiliz. Bu şevk zaten mevcut ve bu heyecan kâfidir bile. çocukların himayesi için milletimizin ruhunda ne sağlam bir merhamet kumaşı olduğunu ispat eder.. Daha bir vaka ki hatırası hayatımın en müellim dakikalariyie karışmıştır: Bundan dört sene evvelgünün birin de Çamlica'da bir kadın üç çocuk birden doğurdu. Bu seri hassasiyet çocukların müdafaası. Harap bir evin çerçevesi» ve camsız odasına sığınmışlardı.. Biz bunu haber alıp imdada gidinciye kadar çocukların üçü de ölmüştü !. O halde bütün çocuk siyaseti yeni doğanları ve doğmuşları öldürmemek esbabını . çouk vefeyatimn artmasından ileri geliyor. "Bir batında üç çocuk!. fıkrasını Akşam'a yazdığımve Allah'tan bu çocukları ısıtmak için kömür ve çıplak vücutelrini sarmak için kundak istediğim zaman zegnin. Yine bu bahsin şayanı dikkat keşiflerinden biri de şudur: Nüfusun eksilmesi aleltlâk tevellüdatın azalmasından değil.. erkek bir çok Akşam karileri matbaaya hücum etmişler. fakir.

Ben bir şehirliyim. servetinin menbaı olan arabaların tekerleklerini kırdıran. çccukları yaşatacak. o biçarelerdir. fakat buraya gitmek için ne araba yolu ne de piyade yolu yoktur. Acaba çocukları ölümden.a' dır. doğurmakta manevî bir zevk bulmıyan.- 183 — aramaktadır. aynı milletin iradesini müstakbel vatandaşları olan . Bu teşkilât ister Hilâliahmerin bir şubesi gibi vücude getirilsin. Demek ki bu çocuk asrında bu çocuk mezhebini gütmek. fikirle mantıkla. mahiyetinde. bu çocuk muhabbetini yapmak. İş daha başka türlüdür. Halbuki köyde?.. Bu insan geçmiyen kaldırımları benim ve birkaç mahlelinin eline kürek alarak yapması mümkün müdür ? Bu koca yolu belediye yapmazsa ben nasıl yapabilirim?! Hatta vergimi muntazaman vermem. Büyük bir kumandan yaratıcı dehasiyle milletin iradesini gene milletin halâsı için istimal ettiği gibi. mikropsuz sütten ve fakir olan anaları babaları mahalle ve köy tsanüdünden en çok mahrum olanlar onlar. dayima "içtimaî bir teşkilât... istatistikle zorlamakta bir fayide yoktur. eğer farziyemde yamlmayorsam. hamiyetli. çocuktan hoşlanmıyan anaları akılla.. Buna muktedir misiniz? Değilseniz doğurmıyan. ölmekten ve öldürülmekten niçin kurtaramıyoruz?! Bence bunun sebebi gayet basittir: Ferden ferda merhametli. ve insanların ayaklarını inciten bir belediyeniz faaliyette oldukça!. fakir çocuk analarını doyuracak. millî bir tesanüt halinde tecelli etmelidir.. eyi sudan. çocuk muhabbetlisi olmamıza rağmen biz Türkler. ve bu çocuk nüfu-< sunu himaye etmek için ihtiyaç "içtimaî bir teşkilât. tabiî bereketi tenasülleri teşvik edecek içtimaî bir teşkilâta henüz malik değiliz! Bu teşilatsızhğın. farzediyorum ki İstanbul'un en güzel bir mevkiinde oturuyorum. en büyük zararını gören ve çeken şehirlerdir. Çünkü çocukları temiz havadan. vatanî vazifelerimi günü gününe yapmam bu işde neye yarar?! Varidatın. ister Himayeyi Etfalin tevessuu şeklinde olsun.

. Bir zatin dediği gibi: Türkiye'de darüleytamlar tesisi tnevzuubahs değildir. O de- .. fazla okuyacaklarına iş öğretsinler. Bu tarzı telâkkiyi kısa bir sözle ifade edebiliriz: " Yetimi yetim bırakınız!. Mademki yetimdirler. Halbuki esasen fıkara çocuklarıdırlar! Hülâsa siz darüleytam mürebbileri.- 184 — mini minilerin canım kurtarmak için de işletmek mümkündür ve lâzımdır. çocukları müstakbel hayatlarının sefalet ve zaruretiyle mütenasip bir surette yetiştirmiyorsunuz! Onların ayilesini.. hayatın bütün mahrumiyetlerine alışsınlar ve illâ bu kadar temizliğe ve güzelliğe alıştıktan sonra betbaht olurlar!. On seneden beri memleketimizde darüleytam teşkilâtı etrafında yapılan bütün itirazların ve yapılan bütün hücumların belli başlı fikri ve felsefesi işte bu garip mülâhazadır. Çünkü bu gün yetimleri ve muhtaç çocukları ile Türkiye baştan başa bir darüleytamdtr. mazisini. servetin imkânlarından istifade ettiriyorsunuz. „ Darüleytamlara yetim olarak gelenleri gene yetim olarak çıkarmak. Yetimde bir insandır L Darüleytamların mukadderatını düşünen insanların bir kısmı şöyle diyor: " Bu çocuklar mademki yetimdir... Bu mübalağada çocuk vaziyetinin vehametini gösteren bir kasıt vardır. içtimaî sınıfını nazarı itibare almıyorsunuz! Çocukları bozuyorsunuz!. işte darüleytamlar için gayet kuvvetli. halbuki bu zavallıların ayilelerinde yatacak yer yoktur! Paranın. ve gayet müessir olan telâkki.. konforu bilmesinler.. halbuki bunlar esasen yüksek tahsil görecek derecede zengin değildirler: Konfora alıştırıyorsunuz... meşakkate katlansınlar. anaları babaları yoktur. yn* fikirlerle darül ey tamları tenkit ederek diyorlar ki: "Çocuklar bu tedrisatınızla fikir mesleklerine sevkediyorsunuz.

Hülâsa yetimler bahsindeki bu zihniyet umumî ve saridir. "Niçin bulgur çorbasiyle beslemiyorsun?!.» diyorlardı!. "Yetimleri yetim bırakmak!.. her yetimin kat kat çamaşırı. "yetim de bir insandır ve her insan gibi cemiyetin bütün nimetlerinden hissedar olmak hakkini taşır„. Yetimlerin iyaşe ve ibatesine aiyt her ne teceddüt yaptımsa kabul etmediler.. çok iyi bir müdiri umumî. rençber yapacak yerde muallim ve lise talebesi yapıyor? Bu sefahat.— 185 — recede ki günün birinde İstanbul şehri düşman kuvvetleri tarafından işgal edildiği ve yetim yuvalan basılarak üç bin yetim sokağa döküldüğü gün hepsini saraylara yerleştirmek suretiyle hayatlarını kurtaran adamı düşürmek için de aynı mantğı. Ben darüleytamların teşkilştını bu tarzda tenkit ve tezyif edenlere çok rasgeldim. bir dereceye kadar münevverlerde de vardır. Teessüf ederim ki bu haleti zihniyenin menşei ne içtimaî bir endişe.. tertemiz karyolası var! Yetimlere bulgur çorbası yerine 5 et ve tatlı yediriyor. düsturu bir terbiye düsturu değil. şehirli ve . İnsanları zengin ve fakir. aynı silâhı kullandılar. artık yıkılması lâzım gelen bir hurafedir. kibar ve avam. İşe . Bu yalnız cahillerde değil. bu sırf inhisarcı bir kafanın mahsulüdür. Düşünelim ki. Ve evlerinde görmedikleri şeylere alıştırmak muzurdur dediler!. dediler ki: — Bu adam çok çalışkan.. Çünkü yetimlerin erkeklerini " Bey „ kızlarını " Hanım „ yapıyor. fakat fena roürebbi. ve bu israf yetim lerin atisi için büyük bir tehlikedir. Bu satırları yazmadan üç saat evvel görüştüğüm kıymetli bir maarif adamımız ise Balıkesir'deki darüleytamin müdürü bulunduğu zamana ayit hatıralarından bahsederken diyordıki: — Bana en çok yetimlere et ve tatlı yedirdiğim için hücum ettiler! Hücum edenler arasında maatteessüf münevverler de vardı. Çünkü bu düsturun menşei ahlâkî bir mülâhaza değil. ne de ilmî bir mülâhazadır.. tarihî bir hurafedir..

beyaz ve siyah. Her Türk müstayit olduğu ve arzu ettiği mesleği intihapta serbes olmalıdır. kendi kuvvet ve kabiliyetlerinin tabiyetine ve istikametine göre serbesce intihap edebilmelidir. okumak. yazmak. ve madem ki her fert kendi kuvvet ve kabiliyetini inkişaf ettirmek hususunda serbestir.- 186 - köylü.. Herkese her çocuk veya gence mesleğini kabul ettirecek olan kuvvet.. gibi farklarla ayırmak musavatçı bir millette nasıl mevzuubahs olabilir?. serveti. Bunun için ferdin kuvvet ve kabiliyetlerini inkişaf ettirecek müessiseleri bir hükümet adamı sıfatiyle hazırlamak mecouriyetindesiniz. Müsavatçılık demokrasinin temelidir. terakki. babası. Her halde yetimi bütün diğer insanlardan ayırmak yanlıştır. Yetim de bir insandır ve bütün insanlar gibi. içmek. Bütün insanlar gibi yetimlere de inkişaf. bir demirci olacağını tasavvur ediyorsunuz da bir kumandan. yetimin değildir! O halde kendi çocuklarımız için reva görmediğimiz bir hayat tarzını diğerlerinin yetim kalan yavruları için hiç reva görmiyelim.. evi malikânesi olmamak insanlar için kabahat olsa bile. fertlerin o müessiselerden istifadesi imkânını da temin edeceksiniz. fikir ve iş mesleklerinden birini intihap etmek hususunda yetimde niçin hürriyet ve hak tasavvur etmiyorsununz?! için bir yetimden bir çiftçi. anası. . giyinmek. o halde yemek. tekâmül kapılarını açalım ve bırakalım girsinler. Sonra mademki Türkler hukukan müsavidirler. bir avukat ve bir kimyaker olabileceğini kabul etmiyorsunuz? Yoksa yetimlerde yetimlikle beraber uzvî bir noksan olduğunu mu tasavvur ediyorsunuz?!.. Eğer bu müsavatçılık bilfiil tahakkuk etmezse demokrasi yalan olur!. Fert bu mesleği kendi kendine. kıymetli ve şerefli bir insandır. o halde anası babası olan türk ile olmıyan türk arasında hiç bir imtiyaz farkı olmamak lâzım gelir. Mademki bir demokraside insanla insanın kıymet ve şeref itibariyle hiç bir farkı yoktur. Bu kadar da değil. ne ebeveyni ne de hükümet olmalıdır.

. Bunun farkı olsa olsa hususî ve ayilevî bir terbiye ile umumî ve resmî bir terbiye farkı olabilir ki cemiyetler içersinde ikincisi en tehlikesiz olanıdır. yetim kuru tahta üzerinde yatmıya alışmasın mı?. fakat yetim olmtyan her çocuk gibi! Çünkü icabında meşakkati çekmek. Bunun aksi ne haktır ne de adalet. neden et ve tatlı yemesin. — Evet efendiler... "bütün yetimleri fikir adamı yapalım demek te aynı derecede yanlıştır. Zengin. Çünkü kaldırmak istediğimiz şey "inhisarcılık»'tır. şehirli. Gene soruyorlar ki: — Fakat yetim hiç meşakkata alışmasın mı. alışsın. vasisi mevkiinde bulunuyor. Fakat her insan gibi aynı yetim neden rahata da alışmasın. Tarihte tahsil bir inhisardı.. Bu mülâhazaya binaen " yetimi yetim bırakmak „ düsturu yerine "yetimi yetim bırakmamak „ düsturunu koymak lâzım gelir. münevverlerin çocukları için tavsiye ve tedarik ettiği maarif nimetini yetimlerden. Şu takdirde yetimlerin mektebi alelade mekteplerden hiç farklı olamaz. diye bir sınıf bilmiyoruz ve kabul etmiyoruz ve yetimlerle yetim olmayanlar arasında da hiç bir fark gözetmiyoruz. "Bütün yetimleri hep işçi yapalım! „ demek nekadar yanlışsa. bulgurla tagaddi etmek. neden temiz karyolada yatmayı öğren" meşin ve neden içtimaî meslekler arasın en müstayit olduğuna hazırlanmasın? Buna da siz cevap veriniz!. ve kuru tahtalar üzerinde yatmak için... yani kendi çocuklarından esirgeyemez?. Biz "yetim. Hususiyle devlet burada yetimlerin doğrudan doğruya babası... Onun için bütün yetimleri terbiye edelim ve hangisi neye müstayitse onu olsun. yalnız istidatlarıdır. meslek intihabı ayile ve . Yoksa biz değiliz! Biz sadece istidat dediğimiz bu tabiî sermayeyi azamî derecede neşvünüma ettirmiye memuruz. Olacakları şeyi tayin edecek olan hâkim.— 187 — — Bütün yetimler yalnız fikir mesleklerine mi hazırlansınlar?! Bu suali sormayınız.

- 188 — -verasetle mukayetti. bütün hayat mutazarrır olur. babasız. mukadderatı üzerinde zarurî olarak tekrar düşünmiye başladım. bundan. Pek te fazla düşümiyerek sordum: — Nasıl günde elli kuruş kazanabiliyormusunuz? Çocuk acıklı bir tavırla başını soluna çevirdi: — Ne gezer! yirmi kuruş kazanırsak iyi! Sabahtanberi beş kuruş aldım!. belediye bırakmıyor!.. Meydana bakarak açık hava kahvelerinden birinde oturtum. anasız. softanın elinden aldığımız taassubu ukalâların idaresine birakmiyalım. Çünkü alınacak cevabın ne olduğunu bu gibi çocuklara sora sora artık öğrenmiş bulunuyordum. Yeni cemiyetlerde ne bu inhisar nede bu kayıt yoktur. Çünkü vasileri develet yani bütün milletin iradesidir. Kundura boyacılığı eden dokuz yaşında sarışın gözleri parhyan bir çocuğa iskarpinlerimi boyatıyorum. Sokaktaki Çocuklar! Dün öğle zamanı Edirne Kapısı'ndanberi yaptığım bir gezinti neticesinde çok yorgun bir halde Fatih meydanına varmıştım. Tekrar sordum: — Şehzade taraflarına gitmiyormusunuz ? — Hayır. bu inhisarcılıktan yalnız yetimler değil. irili ufaklı çok tesadüf edilen bu fakir sınıfın hayatı. Yalnız bu ufak temastan sonra köyde şehirde. Dedi. . hangi mektebe gittiklerini. anası kardeşleri. nerede oturduklarını. olup olmadığını. Yetimler ise bu kayideden hiç müstesna olamazlar. Dikkat edelim. Çocuğun babası. Herkes bir ve herkes meslek intihabında serbestir. Hürriyet ve müsavat temelleri üzerine yeni devletin binasını kuran türk milleti için. daha doğrusu niçin gitmediklerini sormıya lüzum yoktu.

yüksek. mutlaka adam denilen bahçıvanın ihtimamına muhtaçtır. sadece bir zekâ ve mantıktır. Onun için fakir çocuklara yapacağımız en büyük hizmet onların ihtiyacını bir "kuvvet fikir. Fikirden fikire fark vardır. ölü fikirdir. Bunların işi hafıza ve muhakememizle değil. yaşman fikirlerdir.. fıkara yavrularını elinden tutmaktan daha mukaddes ne iş olabilir? Türk milletinin insanî duygularından... Gerçi her iki nevi fikir bir ismi taşıyor.. Bir fikir ki insanı teşebbüse. mutlaka. Gerçi bizde çocukları himaye fikri vardır. 1 — Herşeyden evvel ufak çocukların zekâsı ve kabiliyeti . Çocuk ehli bir fidandır. irademizle ve faaliyetimizledir. Daha ziyade zihnimizin yüzündedir. icraata sevketmez. Daha bir çok ispatlar ve işaretler var ki Türkiye'de çocuk himayesi fikri mevcut olduğunu gösteriyor: Ancak bir nokta var. Şu halde " bizde çocuk duygusu var ise de çocuk teşkilâtı için fikir yok!. Hatta meşhur Fransız feylesofu Alferd Fouillâe fikirleri ikiye ayırarak " kuvvet fikirler „ ve "gölge fikirler» demişti. Fakat bakalım bu fikir de doğru mu?. Fikirler hep bir çeşit değildir. o cansız. Fakat ruhdaki işleri bir değildir: Gölge fikirlerin hayatta canlı bir rolü yoktur. Çocuk kendi kendini yetişdiremez. fakat bu henüz tamamiyle kuvvet fikir hâline gelmiş değildir. demek lâzım gelecek. Bu husustaki tavsiyelerim şunlardır. Himayeyi Etfal cemiyeti ise millî bir müessise olarak mevcuttur.- 189 - şehit çocuklarını. Bir milletin çocukları için cemiyetsiz kalmak felâketlerin belki en büyüğüdür. bu sefaletin menşei sedece teşkilatsızlıktır.. Denilemez ki bu sefaletin menşei kalpsizliktir! Hayır. Bunlar yalnız öğrenilen fikirlerdir.. haline getirmektir. Türkiye matbuatında çocuk himayesini mevzuubahs eden sayifeler az değildir. Yeni Türkiye senenin bir gününü çocukların yardımına vermiştir. Halbuki canlı fikirler duyulan. zengin insanlık fikirlerinden kim şüphe edebilir?.

Bu tetkik o derece müşahhas olmak gerektir ki müessiseleri görmiyen türk müteşebbisleri tarafından da yapılması mümkün olsun. Binaenaleyh cemiyet için pek iayideli olan bir takım işleri bu çocukların kuvvetlerinden istifade ederek yaptırmak pek mümkündür. 6 — Çocukları himaye tesisatımızı Hilâliahmer ve tayyare teşkilâtı gibi memlekete yaymakta mutlaka hayır vardır. oymacılık. terzilik. Sonra kendilerine mahsus dükkânlarda satarlar.. ufak hah. medreselerden neden istifade etmiyelim? 5 — Diğer bir imkân olmak üzere bu nevi faaliyetleri meselâ yemeni. kendilerine göre hayatları. 3 — Çocukları himaye için büyük mikyasta teşebbüslerde bulunamamızm bir mühim sebebi de Avrupa'da ve Amerika'da bu gibi işler hakkındaki teşkilâtı bilmememizdir. kabiliyetleri olan mini mini mahlûklardır. Çocuklar insanların ufalmışn numuneleri değildir. mozayık. Onlar nevinde münferit. Maksat zengin bir memlekette muhteşem dershaneler veya iş odaları vücude getirmek değil.. Bu gibi müessiseleri iyiden iyiye tetkik etmeliyiz. 4 — Bütün bu teşebbüsler için memleketin bu günkü vastalarından istifade etmelidir. marangozluk. 2 — Yedi sekiz yaşında bir çocuk sade tahsil için bir talebe değil. yüz binlerce türk çocuğunu bu günkü sefaletlerinden kurtarmaktır O halhe zaten mevcut ve metruk olan mescitlerden. dokumacılık. her şey öğretirler.. Avrupa'da bilhassa şimal memleketlarinde meşhur İsviçreli terbiyeci Pestalozi' nin tasavvur ettiği gibi işle tahsili birleştiren mektepler vücude getirmişlerdir. gibi orjinal türk motiflerini taşıyan el işlerine sevketmek mümkündür ki bu suretle işlerin ecnebi memleketlerine ihraç kabiliyetini arttırmış oluruz. Buralarda çocuklara sepet. istihsal ve iktisat kuvveti hiçte yabana atılmıyacak olan bir amildir...— 190 — hakkındaki fikrimizi tashih etmeliyiz. Bu gün sokaklarda sürünmekten kurtulan bu çocuklar .

en güzel vasıtalarla okutmak lazım değiimidir ?.. Hulâsa çocuk. Bu gün bile o mecmuanın bazı resimlerini hatırhyabilıyorum. meraklı bir okuyucudur. Bunu böyle kabul «ttikten sonra inkılabımız için acaba büyük bir vazife meydana çıkmaz mı ? Bu büyük "küçükler kitlesini» en eyi. fakat bahse yaklaştıkça munis bulacaksınız.. Gerçi bunların arasında halk menbah. Çocuk hayalini kımıldatan her yazıyi okumak okutmak ve dinlemek ister. Bizim çocukluğumuz lıiç te talihli bir devir değildi. aradığı şey hep eşyanın içi. Hele hayatla.. sırrıdır. Nihayet günün birinde (Çocuklara mahsus gazete) imdadımıza yetişti. O iptidaî mecmua karikatürleri..— 191 arasından yarın bir dâhinin zuhur ettniyeceğini kim iddia edebilir? Yahut bunun aksini ispat edebilecek ilmî bir Icuvvet var mıdır?. Çocuk ezeldenberi oyuncaklarını kırar. Fakat yirminci asırda yaşıyan bir milletin çocukları ruhunun bütün yiyeceğini millî de olsa bu harekeli masallardan alamazdı. millî ruhlu eserler de vsrdı. Çocukluk devri faaliyet •devridir. Muhayyilemizin ateşini söndürmek için çok kere harekeli masallara bile muhtaç oluyorduk!. Çocuk maarifine olan ihtiyaç " Çocuk maarifi „ tabiri evvelâ kulağa ve zihne garip geliyor. Çocukluk devri kızgın bir muhayyile devridir. sergüzeştleri ve renkli kâgıtlariyle bizi âdeta teshir ediyordu. Çocukların en koyu metafizikciler gibi en mutlak sualleri sormak ve cevap istemek tabiatinde olduklauni da unutmayalım. Çocuklar zannedildiğinden fazla okuyucu ve iyi yazıları seçici insanlardır. Bu vazifede .. hareketle münasebeti olan her mevzu onun dikkatini uyandın.

Evet.. Bunun için vasıta yalnız yilan ve fil hikâyeleri değildir. ev vesaitinakliye. Yirminci asırda makine. o tilki ve karga manzumesini hatırlayınız. lafontik masalları hakkındaki tenkitlerini hatırlarım. Hatta bence çocuk her ikisini de öğrenir. Ben bu bahtsta dayıma Jan Jak Rosunun. sanki bütün bu yalanlar süzülüp bir ahlak ve fazilet olacakta çocukların kalbine akacak!. Muhyile gibi bir kuvveti u tahrik „ etmekle " terbiye ve tanzim „ etmek bir şeymidir acaba ?!. gazete ve yazı deyince bir yığın bayat nasihat reçeteleri düşünürler! Bu ne şaşkınlıktır!. . Kabul edelim ki " hakikat en büyük mürebbidir. olmıyacak şeyleri olmuş gibi gösterirler.. Çocuklara masal söylemek. masal okutmak zannedildiğinden çok nazik ve mes'uliyetli bir iştir. Şu halde çocukları müstefit etmek için onların karşısına geçip mutlaka ehlak dersi vermek yahut kafalarını harcıalem masallar ve yalanlarla doldurmak lazım değildir. çocukların kızgın bir muhyile sahibi olduğunu. „ Çocukları doğrudan doğruya yahutta dolayisiyle hakikatla temasta bulunduralım. Doğrudan doğruya verilen ve haplar gibi yutturulmak istenilen bu sözlerden çocuklar için fayda beklememelidir. İşte asıl terbiye. Bunları bilmekte mutlaka zarar vardır denilemezFakat lazımdır ki çocuk yalınız doğruluğu ve iyiliği sevsin. çocukların tahyiiden zevk aldıklarım hep biliyoruz. Bazı kimseler çocuklar için kitap. Çocuk peyniri ağzından kaptıran kargadan safdillik zararlarının» öğrenecek? ya tilkinin hilekârlığını öğrenmeyi tercih ederse?!. bir hadise ve bir imkândır. Fakat çocukların bu muhyilelerini deli saçmalarile çıldirtup yakmaktada ne çocuk ne de cemiyet için bir fayda yoktur.. hayvanları konuştururlar.— 192 — muvaffak olmak için her şeyden evvel çocuk ruhunun ihtiyaçlarının göz önünde bulundurmalıyız... Bazı ukalalarda " Kıssadan hisse almalı „ fikrini takip ederler. Gerçi mesele bu değil. çünki ikiside bir fikir. asıl ahlak budur.

Şüphesiz bu tedrisatın hikmet ve mantığını kavrıyan mürebbilere sözüm yoktur. Fakat çocuk için iyi yazılmış gerek tabiî. İlk tedrisat programlarının tarafımdan yazılan resim müfredatındaki tezyini. 1 Çocuk için masal gayet tehlikeli bir şeydir. çocuk muhayyilesine hitap edecek yazılara gelince: Burada en mühim hisseyi tarihe. Fakat bu şayifelerde iddia ediyorum ki şimdiye kadar elişi namına memleketin mekteplerinde ciddiden ziyade gösterişe ehemmiyet verildi. Bu sahede maarifimiz için yapılacak inkilâp bu usulleri sadece neşretmektir. çocuğu elleriyle çalışıp fikrî ihtiralar vücude getirmek fırsatlarına mazhar etmelidir. vukuata vermek kadar doğru bir şey olamaz. sınaî ve bediî ihtiralara ayırmak en doğru şeydir. muhayyile bahsinde en büyük hisseyi fennî. bu hakikatin içindedir. Bir de " elişini „ is- 13 . gerekse içtimaî vak'alar kadar canlı ve istifadeli bir şey olamaz. ezber resim idmanlarından maksat hep budur. Bunun yegane sebebi henüz memleketimizde gerek maarif memurlarından gerek mürebbilerden mürekkep bir elişi mutahassıslan zümresinin teşekkül edememiş olmasıdır.- 199 — Her şey her şey. Ben ingilizce çocuk edebiyatında çok rasgeldiğimiz güzel resimli peri masallarına doğrudan doğruya taraftar değilim. hayalî. hatta bir derecede muhabbetli bir muhit hasıl olması beni çok sevindiriyor. seyahatnamelere. Bu günün çocuk terbiyesinde " kendi kendini yetiştirmek „ usulünü kabul etmeli. O halde esk eşya derslerini ve yeni tabiat derslerini " hakikat dersleri „ şekline sokarak bunlara çocuk edebiyatında mühim bir mevki ayırmak doğrudur. "El işi dersleri» serlevhasiyle on altı senedeberi Türkiye maarifinde teşhir ve müdafaa ettiğim fikrin etrafında bu gün nispeten müsayit. hakikî sergüzeştlere. Fakat umumiyetle tedrisat mevzuubahistir. İşi çocuk için ve tekâmül namına değil. hariç için yahut mektep için yaptırdılar.

Türkiye Cumhuriyeti maarifi bütün cihan milletleri arasında çocuk ruhiyatına birinci derecede riayetkar bir çocuk harsinin temelini atamaz mı? Hatta Türkiye maarifi bu itibar ile bir hususiyet bile gösteremez mi?. terbiye derdi için bir terbiyecinin fikrini almak istiyenler ise yok denilecek derecede azdır. Bu fikirler etrafında bütün bir milletin çocuk terbiyesi prorgamı hazırlanamaz mı? . suallerini hep . Bu memlekette cisim hastalığı için bir doktora müracaat etmiyen.— 200 mine bakıp ta ellerin işi zannetmek yanlıştır. Ruh hastalığı.. Acaba Türkiye'de bunu yapacak adamlar yok mudur? Çocuklarımızı evde nasıl terbiye edelim ? Bazı anneler ye babalar bana soruyorlar: "Çocuklarımızı evde nasıl terbiye edelim?. doktoru ye doktorluğu hakir gören insanlar vardır.. Geçen gün bir gazetede Maarif Vekili Mustafa Necati Beyin Kılıç Zade ile mülakatını yazan satırlar arasında Maarif Vekilinin mektepte inzibat usulleri hakkındaki sarih ve tamamiyle gelişi güzele söylenilmemiş olan bu sözlerinden çok ümitlendim. Bu böyle olmakla beraber "Çocuğumuzu nasıl terbiye edelim? „ sualini soranlar çocuklarında muayyen ve müşahhas îbr kusurun tashihi çaresini araştırmıyorlar. Bir iş saltanatı olan demokrasi on altı senedir işidüen sesimizi elbette herkesten fazla dinleyecektir.... Biz " elişleri muallimleri mektebinin „ tesisini ve Harbiye Mektebinden zabit yetiştiği gibi buradan da iş ordusunun küçük zabitleri yetişmesini bekliyoruz. Bir çocuk sahibinin böyle bir müracaatı şüphesiz ki şayanı dikkat bir seviyeyi gösterir.

vastasiyle olur farzediyorlar ve çocuk ana mektebinde değ&...'yi meselâ bir ana mektebinde olduğu gibi ancak muayyen aletler. ama hakir olmasın... eşyanız fakir olabilir. Ondan sonra yapabileceğiniz en büyük İslâhat nefsinize ayit olacaktır. adalete taksimi amele..• Eviniz.. Çocuklarınızı iyi ve asil bir terbiye sahibi etmek mi istiyorsunuz. iniscama ayit bir inzibat koyunuz... çünkü terbiyeyi vücude getiren asıl kuvvet. Bizzat siz bu terbiyeyi. şarkılar. Bütçeniz dar. her şeyden evvel evinizi mutlaka evinizi is'âh ediniz. bu inceliği taşıyor musunuz? Her şeyden evvel ayilenin fertleri arasına emniyete. onun yaratıcı hayatı üzerindeki tesirlerini anlamıyacak derecede dikkatsiz bir adamım!.. Bunlar iyi. . Hayır.. hususiyle terbiyenin en mühim fırsatları artık kaybolmuştur?. Bu umumî suallerin illetini araştırdım. Adi ve sefil bir evde ali ve asil duyguların yaşıaycağına inanmayınız [*]. yemek masanız çam ağacından olabilir.. hele bir kaç renkli kalemin onun zekâsı. Fakat terbiyenin illetleri daha büyük ve daha bünyevîdİr.. Taki çocuklar kendilerini ahlâk bağlarına bağlanmış bir muhitte [*] Burada mevzubahs olan asillik ayile hayatının maneviyatına ayıitir. tagaddiniz sıhhî olsun. Zannetmiyiniz ki ben çocuğun eline verilecek olan bir kaç tahta parçasının. ama temiz ve güzel olsun. Zanneder misiniz ki her şey. Ezcümle fakir çocuğun eline kâğıt kalem de geçmeyibilir. Yoksa binaya maddî serveta değil!. ama sarfiyatınız makul. evde olduğuna nazaran ni gibi aletlerle onu terbiye etmek lâzım geldiğini anlamak istiyorlar. Hülâsa. Ne garip telâkki!. Perdeniz basmadan. oyunlar.— 201 — umumî olarak soruyorlar. Çocuk "Froebel hediye. Bulduğum illet şudur: Bu anneler ve babalar çocuklarım " terbiye etme. içtimaî hayat denilen şe'niyettir. Bir çocuktan henüz almadığı ve kazanmadığı terbiyeyi istemeyiniz. her şeyden evvel iyi ve asil bir "yuva. yapınız ve yapa dursunlar. yemekleriniz basit olabilir. sahibi olunuz.'lerinden mahrum kalabilir.. Hayır.

Hatta çacuğun kendi karyolası. Fakat "Hangi oyuncaklar? „ sualine cevap vermek kolay değildir.. Sandalyeler.. şu veya bu alâka ile ona mani olmayınız. minderler. Bilâkis onlarla oynamayı ve sıra geldikçe de onları kullanmayı öğretiniz. Oyuncak. dünyanın en mes'ut anası yahut babası siz: olursunuz. mevhumecilerin iddiasında aramayınız. kitaplar.. Bence . İşte çocukların hakikî tekâmülü için müsayit olan en kuvvetli vasıtalar bunlardır2 Bu vasıtalar gözünüzün önünde ve ayağınızın altında durup dururken onları dışarıda ve başka yerde fabrikatörlerin kafasında.. bile onun için en canlı. Emin olunuz ki onun için en hakikî oyuncak ona ayrılacak bir odanın içindeki mini mini karyola.. Bir yandan hakikî bir ayile hayatı. Oyuncaklar çocukta faaliyetin en mühim sebeplerindendir. yastığı. Elverir ki çocuk bunlarla oynarken siz.. mutlaka hakikîsini alınız. sandalye. Bununla beraber belli başlı noktaları tespit edebiliriz. mutlaka kullanılabilecek gibisini alınız... Ucu] bucağı bulunmuyan bu dükkân oyuncaklarını vermiye mecbur değilsiniz. Hülâsa her şeyden ziyade ve her şeyden evvel çocuğu hakikatle temasta bırakınız. Çocuklara mutlaka oyuncak almak isterseniz irisini.. kalemler ve bahçedeki taş ve toprak. yazıhane ve tuvalettir.. dünyanın en mes'ut çocuğu da mutlaka sizin çocuğunuz olacaktır. masa.. en cazibeli oyuncaklarıdır. Yavrularınızı böyle bir odaya mazhar etmek kudretini taşıyormusunuz. Çocukların oyuncakları Oyuncakla çocuğun alâkasını herkes bilir. hep mini mini gardrop. masalar.. Asıl oyuncaklar evin eşyasıdır. bir yandan bu hakikî ayilenin içinde çocuğun hayatı ve hürriyeti için terkedilmiş olan hakikî eşya.- 202 - hissetsinler. derken beni büsbütün oyuncak aleyhtar! sanmayınız.

mihanikiyeti çok gizli oyuncakların tavsiyesi mahzurludur. Netice hem zararlı hem de çocuk için kederli bir neticedir. Nasıl oyuncaklar alalım diye düşünmeden evvel. Ancak bu oyuncakların pek mini mini değil. meşgaleleri tespit etmek lâzımdır. Çocuk ekseriya yalnız olarak bazen de büyüklerin yardimiyle çalışarak bu vasıtalarla bir takım oyuncaklar vücude getirecektir. Bahçede mutlaka bir miktar kum yığıntısı bulunacaktır.— 203 en mühim mesele şudur. Ufak bir keserle çivinin çocuk için en mühim bir vasıta olduğunu kabul etmelisiniz. Son yirmi otuz senedenberi çocuk oyuncaklarının resimlerinde bir tekâmül vücude gelmektedir. teferruat yerine daha ziyade ana hatlar ve bariz renkler kayim olmaktadır. Bu günkü oyuncak fabrikalarının mamulâtı ne mürebbileri ne de bizzat çocukları memnun edebilecek bir . Evin içine gelince bence en mühim olan şey takozlardır Dört köşe dört köşe kesilmiş olan tahta parçalariyle çocuk için mükemmel oyuncak vücude getirilebilir. Arabalar. Bahçe bu vasıtaların başında bulunuyor. Bilâkis inşaat işlerinin büyük parçalarla yapılması çok faydalıdır. Şekiller mütemadiyen basitleşmektedir. Çok kapalı. Tafsilât. çocuğun yaşiyle mütenasip ve tehlikesiz bir surette kullanılabilecek olması şarttır. Çünkü bunlar umumiyetle pek ufak parçalardan yapılıyor. Yalnız mağazalarda satılan hazır tahta parçaları "Konstrüksiyonw kutuları bu maksat için kâfi gelmez. çocuk için zarurî olan oyuncakları. Bu kumdan çocukların istifadesini temin içinde mutlaka ufak kürek ve kova gibi şeylere ihtiyaç vardır* Avrupa'da umumî parklardaki çocuk bahçelerinin ve kum havuzlarının hikmeti vücûdu budur. Bir çocuk mevzuu yaptığı zaman hiç olmazsa yarı boyuna varmalıdır. Çocuk haklı olarak bu mihanikiyetleri arıyacak ve o sırada oyuncağını behmehal kıracaktır. umumiyetle vasıtayi nakliyeler çocuk için belli bşalı cazibe mevzuudur. Onun için hazır satılan kutuları örnek yaparak marangoza büyük mikyasta yaptırmalıdır.

bir çok anneler "Çocuğuma nasıl bir terbiye vereyim?^ diye soruyorlar ve terbiye gözlerinde esrarlı bir şeydir!. En sabit ve en mütevazi vasıtalarla çocukları çok eğlendirebilecek oyuncaklar vücude getirmek mümkündür. Binaenaleyh çocuk büyükler tarafından mütemadiyen tamamlanması lâzım gelen bir eksik değil.— 204 — halde değildir. hangi oyuncaklar. O. çocuğu nazar itibara almalıdır. Halbuki bilzat ı nneleri ve mürebbiyeleri çocuk için oynncak imaline davet etmek çok doğm bir harekettir. Terbiyede .. Elverir ki bun numuneleri yaparken yalnız fabrikatörün değil. Çocukların odası Bizde çocukların terbiyesiyle yakından meşgul olan< anneler çoktur. Çünkü ouyuncak amilleri bizzat mürebbiler yahut çocuklar değil.. Gerçi pedagoçya oyuncak fabrikalarına hulul etmek için çabalıyor. Fakat henüz bu hulul vaki değildir. Her şeyden evvel şu yanlış fikrimizi tashih etmeliyiz: Çocuk ne küçülmüş bir adam. Bence oyunlardan ve oyuncaklardan daha mühim olan şey çocuğun odasıdir. Garip şey. Hangi oyunlar. umumiyetle knndisine kifayet edebilen tam bir mahlûktur. mesuliyetin vücude gelmesi hatıra gelmiyen basit vasıtalarla oluyor. Çocuklarının terbiyesini mürebbiyelere teslim edenlerin sayısı nispeten azdır. hangi kitaplar ?. yabancılardır. ne de büyük adamın ufak bir numunesi dir. nev'i kendisine münhasır bir mevcuttur.. nevinde münferit. büyük adamın ihtiyaçları da hâkim olmamalı. haysiyetin. Hele bu terbiyenin vasıtaları msvzuubahs olunca daha çok müteretddittirler. Halbuki çocukta şahsiyetin teşkkülü. Onun için bu bahis üzerinde annelerle hasbihal etmek faydasız değildir.

İçerisinde eşya hakikî ve kullanılabilir eşya olmalıdır. çocuğun odası bir oyuncak gibi taklit oda değil. gibi. fakat bu tam mahlûkun gene tam şekilde istihalesini temin edebilmektir. Karyola. Odanın ortasını dayima açık bırakmak lâzım gelecektir. bu eşyanın çocuk tarafından kolayca kollanabilecek gibi alçak. Çocuk tasarrufun bütün mesuliyet ve selâhiyetlerini taşıyacaktır. sade ve dayanıklı olmasıdır. Fakat bu kadarı kâfi değil. . küçük. İşte bu terbiyenin ilk muhiti ayile olduğuna göre en mühim vasıtalardan biri çocuğun odasidır. Şayet bu mümkün değilse. Bu odada aranılacak şey en mühim şartlardan biri şüphesiz sıhhattir. büyük insanlara mahsus olan eşya da zarurette çocuklara tahsis olunabilir. masa-. Çocuk odaları ressamları odanın duvarlarına dayima itina etmişlerdir.- 205 — bütün mesele bu eksik mahlûku tamamlamak değil. Şayet bu mümkün değilse muayyen bir oda içinde çocuğun kendisine mahsus eşyası bulunmalıdır. Avrupa'da onunla bilhassa oğraşan ressamlarda vardır. yahut hayvanlarla süslenmesi muvafıktır. hakikî bir oda olmalıdır. Ayilede çocuğun müstakil bir odası olmalıdır. hikâyeler. Bir çocuk odasının eşyası hususî bir mobilye fikrini ifade eder. lavabo. gardrop. sandalye.. Bir odaya ve müstakil sşyaya malik olan çocukta ahlâkî şahsiyetin teşekkülü şayanı hayret derrecede çabbuk olur. Çocuk odasının eşyası hakikatten ibaret olduğundan bu eşyanın tertip ve istimali tamamiyle büyük adam eşyasının aynı olmalıdır. Çünkü çocukla büyük adamı ayıran şiddetli oyun ihtiyacı bu boş mesafeyi zarurî kılar. Şüphesiz ideal. Bu eşyanın yegane sahip ve hâkimi çocuk olacaktır. Bu duvarların yağlı boya olmakla beraber üzerinde çocuk hayatını tasvir eden mevzular. Bu odanın irçerisinde oyuncakların muhafazasına mahsus birde dolap yahut raf bulundurmak pek muvafıktır.

nehiylere çok kıymet vermeyiniz. Benden bu terbiye için faydası olacak amelî kayideleri soruyorsunuz. Bu sözlerini muhayyilesi kuvvetli bir nazariyecinin tasavvurları olarak değil.— 206 — Çocuğun terbiyesini soran anneye cevap Bana çocuğunuzun terbiyesi hakkında müracaat ediyorsunuz. Bukünğüayile hayatımıza göre çocuk tamamiyle bizim nüfuzumuzun altında kalmıyor. O halde size en az ehemmiyet verilen fakat en büyük farkları vücude getiren bazı sebeplerden bahsedeceğim. Fakat asıl mühim olan mesele başkadır. Yeni hayatın temas ve ihtilât yolları çoktur. Bununla beraber meyus olmayınız. Çocuğunuzun terbiyeli olması için hiç olmazsa şayanı tenkit olmıyan bir yuva hayatı vücude getiriniz. İntizamperver olmasın1 . Bu sizin hakkınız olabilir. Bu itibarla çocuğunuz mümkün olduğu kadar mükemmel ve mücehhez bir türk çocuğu olacaktır. Bnnda şüphe yok. Çünkü bu muhitlerin en yakını gene sizsiniz. muayyen bir cemiyetin içinde yaşıyacaktır. Benim de sizden istediğim bir şey var: Tavsiyelerimi dikatle okumanız ve bir kere tecrübe etmedikten sonr harcı âlem fikirler gibi yabana atmamanızdır. Çocuklarınızın daha ziyade yakın muhitlerinin terbiyesini alıyorlar. Ne yapacaksınız? Bence emirlere. Siz bana muayyen vakalardan ve meselâ çocuğunuzun muayyen itiyatlarından bahsetmiyorsunuz. Şu halde siz de çocuğuna ideal bir terbiye vermek istiyen her ana gibi iyi ve güzel usuller keşfetmek sevdasındasınız. Çünkü o. Yalnız çocuğunuz hakkında umumî tavsiyelerde bulunmamı istiyorsunuz. Onun münzevi ve bedbaht olmaması için muhitini nazarı itibar e almak mecburiyetindesiniz. çocuk terbiye etmiş bir adamın amelî tavsiyeleri olarak kabul edebilirsiniz. Bir kere şu hakikati kabul ediniz ki çocuğumuza istediğimiz gibi terbiye vermek bizim elimizde değildir.

elbisesinden. kımıldama. hep kendisine tabi olduğunu görüyorsunuz ve haklı olarak endîşe ediyorsunuz.. Çünkü bu emirleri verdiğiniz taktirde dinlenmemek akibetine oğrıyacaksmiz!." Çocuğunun nefeslerini sayarcasına hayatım kovahyan bir valde iyi bir eser vücude getiremez. Sonradan pişman olmayınız ve sonradan! fedakârlık etmeyiniz. Hayır. sus. Ben ihtilâl tarihlerinin kaharamanlarım sayan. Çocuğunuzun size değil. Çocukla her gün meşgul olmak ta bence bir kabahattir.. Çocuğun maddî yahut manevî varlığı tehlikeye girmedikçe ona karışmayınız. hiç olmazsa yaptırınız. Çocuğunuzu kukla . fakat çoğu da haddinden ziyade mülayimdir. bu da terbiye midir? Terbiye de olsa. Bakınız size annelerin fena itiyatlarını işaret edeyim. Çocuğunuzu niçin bu hale getirdiniz?!. yahut seyyareleri bilen ve yahut yağmurun.. Tabiî bilmiyorum. intizam dersini sizin ağzınızdan değil.— 207 — arzu ettiğiniz mini mini. fHer dakika elinden tutmayınız ve düşünce de her zaman kaldırmayınız. ona keyf ve hevesinizin kılıcını havale etmeyiniz!. Fakat her ne hal ise bir kere emri vediniz. Sizin tarafınızdan tereddüt onun için pek mühlik olur. Annelerin gerçi pek azı zalimdir. evin odalarından. Çocuk sizi makul ve adil tanısın.. Onlar çok kere emretmeyi bilmezler! Çocuğun müracaatını ve hususiyle ricasını kabul etmeyi bilmedikleri gibi!. yemek saatlerinden.kadar inicin onu itaat dayiresine sokmadınız ?!. Bunlar arasında büyük türk şairlerinin manzumelerini ezber okuyanlar vardı.. Bilmiyorum. Daha doğrusu şimdiye . Belki siz de bir çok anneler gibi çocuğunuzun söz dinlemediğinden dolayı hiddetleniyorsunuz. ne işe yarar ?!.. Her şeyden evvel makul olmıyan ve çocuk tarafından yapılması da mümkün olmıyan emirleri hiç vermeyiniz: " Aç dur. belki bir alışkanlıktır. uyuma. O halde?. karın teşkkülünü izah eden mini mini çocukalr gördüm!.. Çocuk için intizam bir iikir değil. dolaplarınızın eşyasından alacaktır. ses çıkarma! „ gibi.

Bırakınız o çocuk kalsın. taşları toprakları karıştırmak. Fakat unutmamalı ki bu ehemmiyetin mahiyeti psikolociyaî olmaktan çok ziyade. salisen bu nebatların tanzimi.. Onun ne allâme.. oynamak.. bediî olmak üzere üç mühim alâka mevzuuîbahstir. Bu bahiste başka fırsatlarla söyleyecek daha bir çok sözüm vardır. saniyen bu nebatlardan istifade. Ben bu başı boş» daha doğrusu insiyakı faaliyetin ehemmiyetini inkâr edecek derecede gafil değilim. iktisadî. fizyoloçyaîdir. Ancak bahçe daha başka noktalardan görülecek bir mevzudur. çocuk kalsa daha iyi olur. Çocuk ve bahçe "Çocuklarımızı evde nasıl terbiye edelim?„ Serlevhasiyle yine "Son Saat .. babalar.- 208 - yapmayınız. güzel bir faaliyet olarak düşünüyorlar: Koşmak. Burada en mühim hâdise 'çocuğun nebatlarla olan müaasebetini temin elmektir. Fikrimi açıkça söyleyebilmek için evvelâ fikrimin ne olmadığını bildirmeliyim: Bazı analar.. noktasından düşünmelidir. Binaenaleyh bahçede hayatî.. kafasını yalanlar ve yanlışlarla doldurmamak ve vücudunu hastalık larla çürütmemektir. Bahçe de çocuğun tekâmülünde büyük bir rot oynamak kudretinde bir amildir. yahut mürebbiler çocuğun bahçedeki faaliyetini geliş. Bahçede yapılan bu nevi hareket sporlarının fayidelerini en ziyade tenefüz. ne de ukalâ olması iyi bir şey değildir.'te çıkan bir makalemde çocukları» tekâmülünde hakikî evle eşyasının büyük tesirleri olacağını söylemiştim. Çocuk. Bu münasibet bir kaç cepheden tessüs edebilir: Evvelâ nebatların hayatı. Çocukta bu üç alâkanın uyanması ve üç nevi şahsiyetin teşekkülü için en mühim şart "çocuğun büyük bir adam gibi mümkün olan bütün işlere . sıhhat. Yapacağınız en büyük hizmet.

eserinin muvaffakiyetini söz ve fikir rüşvetinden değil. tesadüfi faaliyetlerden değildir. Ancak hayatiyatın mutalariyle izah edebilir. Binaenaleyh teknik adamı hoşa gitse de gitmese de içtimai tekâmülün muhtaç olduğu adamdır.fl Babası bahçesindeki gülleri tımar ederken* sade seyreden bir çocuğun istifadesi kitap okunurken dinleyen veya tımar resimlerini gören çocuktan esaslıca. Bir mevzu maddeye ayit olup ta hasseler ve adaleler ile yaşanmıyorsa " Amelîlik „ sıfatını alması haksızdır. 3 . Bunlar çocuk. yahut kafasında bir çok yanlış malumatla beraberdir. Meselâ ağaç dikmek.Ananın çekirdeğinden dikerek. Şu halde bu güukü Türkiye'nin muhtaç olduğu vatandaşlar faaliyetin? senpatik gösteren işgüzarlara değil. O efkâr umumiyeden çok ziyade eşyanın tabiyetini. . Fakat bu beş şeklin bşe ayrı kıymeti ihtiva eder. 4 . Çocuklar bu mevzuların her biri hakkında ya büsbütün malûmatsızdır. bahçe işlerinde de amelîlik sıfatını " adelî faaliyet „ . 5 .Ananın çekirdeğinden yetişen yabanilere aşı vurarak. sıfaitı terbiyede "gözle görülen„ mevzulara veriyorlar ki tamamiyle yanlıştır. eşyanın tabiiyetine müstenit ve içtimaî tekâmüle hadim yaratı. Bahçe işle rizannec ildiğinden çok fazla zekâya ve tefekküre muhtaçtır. iktisat ve güzellik esasları vardır. Bu kıymetler dizisi de sebepsiz değildir. faklı değildir. ağaç aşılamak. hâdiselerin muayyeniyetini görür.- 209 — karıştırılmasıdır. daha doğrusu " icat ve istihsal „ fikirleriyle birleştirmelidir. ağaç budamak ameliyeleri keyfî.Ananın dallarından çelik yaparak.. Bir çok kimseler "amelî. tabiyetinden koparır.Yabaninin çekirdeğinden yetişen yabanilere ananın aşısını vurarak. Bunlarda da yine hayat. 2 . yahut acemi adam için meçhuldür.Ananın yavrularından ayırarak. Meselâ "Bir cins ağaç nasıl çoğaltılır? „ sualine derece derece doğru ye kıymetli cevaplar vermek mümkündür: 1 . Binaenaleyh her işte olduğu güi.

sonra biraz terbiye ve tahsil.- 210 — cılık hassasını gösterebilenleredir. en kolay bir sanatın •çıraklığı öğretilecektir.. millî servettir. yüzlerce fakir. paspas yapmak. Bütün çocukları mahalle mahalle bu ufak mabet binalarına toplamalıdır. Bu tahsil gayet basit bir tahsil olacaktır. aç ve çıplak çocuk vardır. fırçacılık. ekseriya akar suyu. Bunlar dilenir. faaliyetin de hakikîsini ve kalbini seçelim. Bunun için hatta yüz çocuğa tek hoca. fakat fevkalâde mektepler olarak kullanmak mümkün değil midir?. sürünür. kâfidir. bu faaliyet öğleye kadar devam eder. Bu yavrucaklara sepetçilik. Bunlar metruk bir hâldedir. Öğleden sonra ayrı bir hoca daha doğrusu usta gelecektir. ufak cami vardır. fakat en sıhhî ve mugaddi bir kap yemek verilir. Bütün bu çocuklar yalnız türk nüfusu değil. gibi en basit. Bunların üç şeye ihticı yardır: Evvelâ yiyecek. Bu da gayet basit bir teşkilâtla: Fransız mekteplerinde olduğu gibi "Cantine scolaire» teşkilâtı yapılır. daha sonra ufak ve sermayesiz bir meslek. hiç «olmazsa tulumbası. apteshaneleri vardır. En ucuz. Her şeyden evvel karınlarını doyurmak lâzımdır. varidatları da vardır. Bu binalar böylece kapalı kalmıya mı mahkûm olacaklar? Bunları alelade mektepler olarak kollanmak mümkün olmasın.metruk camiler hiç bir işe yaramaz mı ?. Acaba bu cemaatsiz. Bunların kendilerine göre vakıfları. Malin iyisi kötüsü gibi. Sonra bunları okutup yazdırmak lâzım. Sonra çarşıda bu fakir çocuklara .. çok defa da açlıktan yahut hastalıktan ölür. Çocuklar için iş odaları Türkiye şehirlerinde bir çok mescit. dokumacılık. Fikrimi izah ediyorum: Her şehirde... Halbuki her mescidin yahut ufak caminin büyük bir salonu. .

Bizde bu teşkilâtı vücude getirebilecek olan en yakın müessise Himayeyi Eytfal Cemiyetidir Türkiye'de mescit ve ufak camiler boştur. Bu evler Norvoç'te ekseriya zengin sınıfın kadınları tarafından meccanen idare edilir. Türkiye'de çocuk sarayı yapabilecek maddî ve manevî sermaye imkânları vardır. 1886 da Norveç'te yapılmıştır.. tahakkuk etmiş bir fikirdir. . Ondan sonra iş odalarında tahsillerini bitiren çocuklar oraya buraya çırak olarak yerleştirileceklertir. üstlerine. Bu müessiselerin gayesi himayesiz çocukları sefaletten kurtarmaktır. başlarına sarfedilecektir. Norveç iş evleri nahiyelerden yardım görürler. Bu teşkilât bir tasavvur değil. Bu eşyanın getireceği para yiyeceklerine.— 211 — mahsus olan dükkânda bütün bu eşya satılığa çıkarılacaktır. nahiye ve belediye muavenetleridir. Türkiye'de binlerce çocuk aç ve tahsilzisdir. Tesisat masraflarına mahsus olmak üzere zengin bir vakıf ta vardır. O halde bu çocukları sefaletten kurtarmak bir vazifedir. Norveç iş evlerinin varidatı hibeler. talebe işlerinin satış hasılatı.

.

Türkçülük .

.

Asrı Türklük Bir çok"feylesoflar için "tabiati beşeriye. Ahlâk ilmini tesis için yalnız feylesofun nefs ve nefsine ayit tecrübeleri kâfidir.. ve bu tahavvüllerin tabi olduğu sebepleri araştırmak hiç lâzım değildir. Feylesofların lisanyile "ilimi ahlâkw'i tesis için ne tarihe. sadece " Yunanlı „ idi. Bu tabiatın ihtiyaçları. sadece derunî tefahhusların yakın bir neticesidir.. Roma'da.sabit ve lâyetagayyerdir. Filvaki Yunam kadim felsefesinde mevzuubahs olan " adam „ insaniyet değil.. Hiristiyanhğm ve İslâmlığın zuhurundan sonra başka başka olduğunu ve "insaniyetlin etnografyanın fiziyolojinin tavsif ettiği bütün insanları değil. ahlâk ve "kavaidi ahlâkiye. ne etnografyaya müracaat etmek ve bu suretle beşeriyetin zaman ve mekândaki tahavvüllerini tetkik etmek. haricî tabiyetin afakî bir surette tetkiki neticesinde tesis edilecek bir şey değil. Bu tecrübeler diğer feylesofların nefsî tecrübeleriyle daha takviye edilirse ne alâ. zaruretleri birdir.. bu sabit ve lâyetagayyer olan tabiati beşeriyenin esaslı ihtiyaçlarına istinat etmelidir. Eflatun'un Cosmo14 .. biyoloji ilimleri gibi.. zaman ve mekânda sabit olmayıp bilâkis cemiyetten cemiyete ve muhitten muhite değişmiş olduğudur. ne zaman ne de mekânla değişmez " insan dayıma insandır! Yine aynı feylesofların fikrince. saikaları. Fransız içtimaiyatçılarından Levy-Bruhl bu değişme hâdisesini ahlâk ilmine dayir olan meşhur eserinde açık bir tarzda göstermiştir. Halbuki tarih ve etnografya malûmatının mukayeseli bir surette tetkiki neticesinde vasıl olacağımız mühim neticelerden biri " insaniyet „ fikrinin mutlak olmayıp izafî olduğu. Levy-Bruhl bu eserinde " insaniyet „ fikrinin tarihin bildiği bütün devirlerde bir olmayıp Yunanı kadimde. sadece bir kısım insanları ihtiva ettiğini söylüyor. Onun için bu enfesü usulü kabul eden feylesofların nazarında ahlâk ilmi hikmet.

Aynı tahavvülü muhtelif cemiyetlerin terbiye gayesinde de görmek kabildir: Her cemiyette terbiyenin gayesi "Adam n dır. Amerika'da yerliler hakkında cari olan örfler herkesin malûmudur.. Roma İmperatorluğunun tesisi bilhassa İslamiyetin intişarı bu dar insaniyet fikri yerine insanlara daha geniş muhtevalı bir "insaniyet. Bu tarz anlayış duyuş el'an avrupahlarda devam etmektedir.. avrupalıdan gayrisini mevzuu haricinde bırakmıştır. aralarındaki servet. Eski Yunanlılar kendilerile barbarlar arasındaki mesafeyi büyük farzediyorlar. Eski psikoloji de mevzuubahs olan bütün " melekât „ bu beyazın ve avrupalının melekâtıdir. Avrupalıların müstemlike siyasetleri şüphesiz " müstemlike fikri . insaniyet fikrini yalnız hâkim olduğu insanlar fikriyle birleştiriyor. bütün insanları hak ve hakikat karşısında bir farzediyor. Avrupalılar nazarında " yerliler „ insaniyet fikrine pek zayif nispette iştirak eden unsurlardır. Levy-Bruhl'ün iptidaî cemiyetlerde zihnî melekâtm tetkikine dayir olan içtimaî psikoloji nevinden kitaplar eski neşriyat arasında pek görülmez. yakın zamana kadar beyaz adamdan. Gerçi Yunanlılar nazarında barbarlarda insaniyet mefhumuna dahil idiler.. müstemlike hakkındaki ahlâkî kıymetlerin bir tabiidir. mücerret bir ..— 216 — lojisi ancak yunan sitelerini ihtiva ediyordu. Barbarların nıüessiseleri Yunanlılar için yalnız bir eğlence mevzuuydu. nesep farklarını siliyordu. hatta Mısır'dan ve Şarktan aldıkları medeniyetleri sonraları unutuyorlardı. Fakat bunlar ikinci derecede insanlardan addedilirlerdi.'nin. fikri kazandırdı. Bu adam ve onun müradifi olan tasavvur. Bihassa İslâmiyet. Fakat yine şayanı dikkattir ki Hıristiyanlık alemşümul bir din olmak iddiasına rağmen. Bu dar insaniyet fikrinin devamına diğer bir misal de psikoloji ve ruhiyat dediğimiz eski ilmin tekâmülüdür: Bu "ilim... hariçte kalanlara aynı kıymeti vermiyordu. Ve yakın zamana kadar ahlâkî felsefe dediğimiz bahisler yunanı kadim felsefesinin yakından veya uzaktan tabii idi.

Aynı harp ve onu temadi ettiren büyük sarsıntıların da " adam n 'ı anlayışımız ve düşünüşümüz üzerinde tesiri olması zarurîdir. fikrî ve ahlâkî itiyatları olan bir emmuzeçtir.'dır.. zevk sahibi. Bu tahavvülü görmek için iki üç bin senelik tarihe müracaat etmek zarurî değildir. Bu seciyeden ikincisi "içtimaî bir ahlâk telâkkisi» dir.. sıfatlariyle tavsif ettiğimiz müteaddit adam enmuzeçleri vardır. gelip geçici hâdiseler değil. "iyi mübarek.- 217 - fikir değil. kof belâgatçiliğe ve seri tefekküre karşı gelen bir kuvvettir. Bütün bu tahavvülleri vücude getiren sebepler şüphesiz sathî. Ayni adam fikri Kurunu Vustada zühdî bir mana ifade ediyordu. Aynı fikrin Rönesans'ta daha lâdinî. mukavim vücutlu. bünyesinde mühim tahavvüller vücude getirdi. görülüyor kü müceret ve sabit farzettiğimiz mefhumlar bile zaman ve mekânla tahavvül edebiliyor. Bu tesirlerle bu günün Türklerin nazarında tecelli eden "adam. enmuzeci acaba nedir?.. belki cemiyetimizin esaslı telâkkilerini müteesir edebilen bünyevî sebeplerdir. Romalılar nazarında aynı adam zafere teşne. edebiyat ve senayii nefiseye bigâne olan bir enmuzece ayitti. kendi halinde. melek. Her iki seciyeyi hayız olan adam asrî türklüğün başlıca seciyelerim taşıyor demektir.. Bu telâkki eski dar ayile ahlâkı telâkkisine karşı gelen bir kuvvettir.. Atina'nın nazarında bu adam ince fikirli. ahlâkî. Bence bu enmuzeci vücude getiren iki seciyeden biri " ilmî ve müspet bir kafa . Bu seciye eski. .. Harbi Umumî bütün avrupa milletlerinin iktisadî. insan. mücerret mübahaselere kadir olandı. Meşrutiyetten beri "Adam» hakkındaki telâkkimiz mütemadiyen tahavvül etmiştir. hürriyetperver ve edebî bir delâleti vardı. pek müşahhas bir fikir yani bedenî. Bizim gibi süratle değişen milletlerin tarihinde de bu tahavvülü işaret etmek mümkündür.

. Ziya Bey! Senelerce evvel hislerimiz maddî ve hodbin hislerdi. büyük alim.. Siz bir Ümmeti ışıldattınız. Çünkü sükût bilirsiniz ki ekseri ahvalde bir belagattir. güneşe bakmayı da öğrettiniz.. siz. her millî hissi alıp türk ölkesinin en hücra köşelerine kadar götürdünüz ve onlarla her türkün kalbinde histen bir abide inşa ettiniz. yerine usulü koydunuz... Ölümünüz ise mefkurenin ebediyetine ne büyük şahittir. bize ışığı göstermekle kanmadınız. Sizin büyüklüğünüzü teslim için susmak lâzımdır. ümitsizliği kovdunuz. Ziya Bey siz. bize ışığı gösterdiniz: Fakat Ziya Bey siz. yerine istiklal ve hüriyyeti koydunuz. Ziya Bey siz.— 218 — Büyük üstadın kabri başında Büyük alim ve müderris Ziya Bey! kabrinizin başında ve arkadaşlarınızın lisanından size hitab ediyorum. ondan bir Millet çıkardınız. ilminizin ve felsefenizin edebiyatını da yaptınız. Büyük feylesof siz.. ilâhî bir hamle gibi cehli yıktınız» yerine ilmi koydunuz. yerine imanı koydunuz. Yalnız Ziya Bey. siz. Hülâsa Ziya Bey. bize millî ve insanî hislerin varlığını öğrettiniz! Ziya Bey. o kadar büyüksünüz kü bunu ifade etmek için bizzat yarattığınız millî edebiyatın kuvveti bile kâfi gelemez. Ziya Bey! Bundan senelerce evvel gözlerimiz karanlığa çok alışmıştı. İstibdat ve Saltanatı kaldırdınız. Siz. Ziya Bey! Hayatınız hayatı bir takım maddî ve süflî kuvvetlerin bir terkibi gibi anlayanlar için ne kat'i bir tekzipti. fikirlerden anarşiyi kaldırdınız. senelerce evvel irademiz mefluç bir hâlde sanki paslıydı. yalnız bir ilim ve felsefe yapmakla doy madınız. mezarınızın başında susarken içtimaiyatınızın . Büyük mümin. siz bize iradenin yaratıcı kudretini ilân ettiniz.

.. bazen de millî bir feylesofun vicdanına sokup çıkarmak istiyordu. Bilmem bu noktada haklı mıyım?!. hiç bir içtimaî tefekkür bize henüz " olmıyan „ fakat * olmakta olan „ bir hayatın şahsını. Roger Marx ismindeki müellifin " Art Social „ adlı kitabının nihayetindeki ankete iştirak eden Bergson şöyle diyor: " Ana navîyi tekrar etmekle büyük sanat ananemize riayet etmiş olmayız. Eğer bu millî kahraman zuhur etmeseydi ilmin mütalâası.milletler ise sırrı ebediyete mazhardırlar. vücudunu madenî bir billur gibi gösteremez!.Mİ 1/ büyük ve sert bir kanununu tekrardan kendimi alamıyorum: "Fertler fani.. Türkçülüğü mazimizin devamı gibi anhyan muhafazakârları tanımazdı. şahsını. Yaratıcı Türkçülük Merhum Gök Alp Ziya Türkçülüğün tarihini vücude getirirken bütün menfi ve irticakâr telâkkilere isyan ederdi. Bunların mezhebine " Tarihî Türkçülük „ derdi. O sanat ananasi ki şimdiye kadar hep yeniyi ara- . ancak Mustafa Kemal'in irade* sinde görebildik. cebrin düsturları sırf zihnî kalacaktı. Gök Alp Türkçülüğü mazimizin sultasından kurtarmak için hep mefkureyi işaret ediyor ve ona sanki İâhutî bir makam veriyordu. Fakat bu olanın vücûdunu. Bu parmağı bazen sanatkârın. Biz ilmin kafasiyle olması lâzım geleni düşünmekle kaldık. Ziya Beyde canlı harsı afakî usullerle keşif ve tespit etmek iradesi son zamanlarda tereddüde uğramış gibiydi. Gök Alp hemen her yazısında Türkçülük mefkuresinin ne olmadığını göstermek istediği zaman felsefesinin parmağıyle işaret ediyor. Gerçi hayat da bu kanaati te'yitten başka bir şey yapmadı.n. O hâlde hayatı hayalleriyle duyurmak istiyen sanatkârla hayatı mefhumlariyle anlatmak istiyen feylesofa müracaatten başka bir şey kalmıyordu. Çünkü hiç bir ilim.

Bu son bilginin türklük için elde edilmesine de "Bilgi türkçülüğü* diyorum.. anler olmuştur. ne de zarurîliğini hakkiyle idrak edemediğimiz. „ Bergson'un Fransızlar için söylediği bu> sözler hangi milletin anane felsefesi için doğru olmaz ? ..mak olmuştur . ne de feylezof olmasına lüzum yoktur. Bu kontrol son hadlerine varınca milliyetler ilminden ibaret bir nevi muhkem bilgi vücude gelir. Artık o zaman: ya kalbimizin durması.. Ruhumuzun ne ahengi kalır... Türkçü her şeyden ziyade sanatkâr bir feylezof olmak mecburiyetindedir. Bilgi türkçülügünün vaziyetif tefekkür vaziyetidir. Benim anladığım türkçülük Bir Türk için en samimî hayat türklük denilen manevî kıymetleri yaşamaktır. Hangi değişiklik inkârsizdır ?. Bence lisanda. aklımızla kalbimiz arasında garip bir çarpışma başlar. açlık duygusu gibi milliyet duygusu da ta* biatin zaruretini bildiren kuvvetlerdendir. Tekniksiz bir sanat ve ilimsiz bir felsefeyi anhyamadiğımı söylemiye lüzum varmi ?. bu duygyu|tabiî ve zarurî bir kuvvet olarak izah ediliyor. Duygu türkçülüğünün vaziyeti vecit ve istikrak vaziyetidir.. yahut ne de sükûneti kalır. Fakat vaktaki bu bilgi. Elverirki bu kıymetler lüzumu kadar sınırlanmış olsun... O zaman bilgilerimizle duygularımız.... bilgilerimizin kontrolü lâzım gelir.. Bir susuzluk. Bu kıymetlerin duyuiabilmesi için bir Türkün ne alim. Bununla beraber bu milliyet duygusunun ne tabiîliğini. sanatte yaşayışta yenilik. Hangi ufuk geridedir ? . eski ananelere riayet etmekle değil. değişmek ananesine uymakla kabildir. Hangi yenilik " yeniliksiz n 'dir ?. Türkçülük fikri sanat ve: felsefe fikridir. Milliyet duygusu mücbirdir. o zaman bu tabiî saikanın imkân âleminde vü- . Bu hâlin adına "duygu türkçülüğü» diyorum.

Türk mimarı idiler. Hep bu eserler Türk oldular. Şimdi benim anladığım türkçülük işte budur. fakat eserlerine türklüğün damgasını vurdular. iktisat ve adalet Türkiye'sini tamamlamak için mütemadiyen irade sarf etmektir. yahut Barok. Onları elde etmek için çabalamak bir ihtiyaç oluyor. Rokoko tarzı en yüksek sanat nevidir. O halde bugünkü Türklerin vazifesi ne duygu türkcülüğü. fiilleri. Binaenaleyh sanatın bu yüksek numunelerini taklit etmekten başka bir şey yapılamaz. ne de düşünce türkçüiüğüdür. belki bir ilim. bir yandan da milliyet ilmimizin irşadı ile oluyor. Bu istilâ devrinin sanatkâr mantığı şundan ibaretti: Eski Yunanistan sanati. yahut Rönesans sanati. irade türkçülüğüdür. bir Sinan. Yaşayışın bu manzarasına da "irade türkçülüğü „ diyorum. Bir çok Rum. turkiyatçı değildiler. bir Hayrettin. Türkiye'de türkçülüğün tekâmülü nazarı dikkate alınırsa bunun bu üç merhaleden ikisini geçtiği ve üçüncü merhalenin siyasî derecelerine vardığı görülüyor. eserleri mubah ve insanî görüyoruz. türbeler. Bu çalışma bir yandan milliyet vicdanımızı» tazyiki. Belki de bir türkçü. Bu da türklerin siyasî vahdetini._ 221 — cude getirebileceği bütün hareketleri. Ve harekete başhyoruz. İtalyan ve Firenk ustalar bir . bir Kasım ağa vardı. Türk toprakları garp sanatinin zevki tarafından istilâ edildiği zamanlar bu üstatların eserleri anlaşılmaz oldu. İrade türkçülüğünün vaziyeti yaratmak vaziyetidir. Camiler. bir Mehmet Ağa. Türk sanatkârının anlaşılmayan s/ •• Eskiden bir İlyas Ali. yahut siyasî istiklâlini elde etmek için değil. çeşmeler vücude getirdiler. Bunlar mimar idiler.

Hep teceddütçü olan bu adamların misalinden koyu bir muhafazakârlık ve ananeperestlik düsturu çıkarılabilirini?. her binaya bir türklük dam ğasını vumak için çabalıyorlar. Lâkin bu istilâ kat'i olamazdı. Bu istihale tabiatiyle. Âlim ve içtimaiyatçı olan yeni mimarlar bize yeni bir sanat kazandırabildiler mi? Eski mimarlar kırık kemeri. Bu ustalar sade türk ve büyük sanatkâr oldukları içindir ki kemerlerini. Mimar Vedat Bey Yeni Postahane binasını yaptığı tarihten beri yeni türk sanatkârlarında şayanı dikkat bir uğraşma var. Barokdan hemen hemen başka bir Yunanı. vicdandan ve muasır cemiyetin hayatından aldılar. Çünkü millet her şeyi.. lkubbeyi. . istilâktiti şekil âlemin Türkleri olarak kullanmadılar. Onun için Yunanîden.. mantıkî bir mücahede ile sunî bir surette olmadı.. müstehaselerden değil. düşünüyorlar.. Rokokodan. insiyaki bir surette. tezyinatlarım türkeştirdiler ve ilhamlarını maziden. Fakat buda ilmî bir kastla. Mimarlıkta hep milliyeti türklüğü arıyor.— 222 — bakıma türk şehirlerini zevkler vatanına benzeten yabancı eserlerini hep böyle vücude getirdiler. vücude getirdi. başka bir Rönesans. taşınıyorlar. kubbelerini. Âiim ve içtimaiyatçı olmıyan eski ustalar tarihe bir türk sanati kazan" dırdılar. Rönesansdan. kendi kendine oldu. Türkçülük mefkuresinin açtığı çığır ne dir? Bunu anlamak için otuz senedenberi Türkiye'nin her tarafında kırılan cami kemerlerine ve her tarafında şişen cami kubbelerine bakmak kâfidir!. her haricî sultayı olduğu gibi kabul eden menfi bir mevcut değildi. lar.

kadın .

.

Garp cemiyetlerinde müsavat fikirleri bir tesadüf veya keyif mahsulü müdür?! hayır! Belliki bu fikirler bizzat cemiyetin bazı esaslı akidelerine dahildir.. Fakat ilimle beslenmiyen bir sanayi nasıl yaşar?! Onun için garp medeniyeti bir sanayi medeniyeti olduğundan ziyade bir ilim . olmamalı mı? „ sualine içtimaî vakıalara müstenit tetkikat yapan bir ilmin. İşte müsavatçılık içtimaî bir vak'a gibi kabul edilince kadınların da bundan müstefit olması kadar tabiî ne olabilir ?! Fakat buna karşı iki cinsin arasındaki " uzviyet farkı. Vicdanı ammede bu kontrola mesnet olan fikirler müsavat fikirleridir. bünyevî bir sebeptir. yani içtimaiyatın şimdiden cevap verip veremeyeceğini mevzubahs ediyor.. Bougle'ye nazaran her medeniyette bir takım hâkim kuvvetleri vardır. Garp milletlerinde demokrasinin tarakkisi de şayanı dikkat bir vasıf mümeyyizdir: Bu milletler gitgide kendi mukadderatlarına kendileri vazıülyet olmakta. bu mefkurenin müradifi olan içtimaî bir tahavvül. halka hesap vermiye mecbur tutulmaktadır. Muasır garp medeniyetinde bu hâkim kuvvetler üçtür: Sanayi. Professör Bouglö "Kadın bütün içtimaî mesleklere.medeniyetidir. bilhassa Parlamentoya dahil olmalı mı.dir. ilim.'nı ileriye sürerler ve derler ki: Kadınla erkek arasındaki uzvî fark fikrî ve hele sisasî . Garp büyük sanayiin vatanıdır. Garplı her şeyden evvel tabiate hâkim bir adamdır. Bu kitabın bir faslı "Fâminisme et Sociologie. bu milletlerde hükümet yalnız halk için çahşmıya değil.şüphesiz müspet ilimler .- 225 - Demokrasi ve kadın Geçen sene îstanbu'Iu ziyaret etmiş ve Darülfünunda fransız sosyolojisine dayir bir konferans vermiş olan Paris Darülfünunu müderrislerinden Müsyü Bougle "De la Sociologie â l'Action Sociale „ adlı bir eser neşretmiştir. demokrasi. Müsavatçılık mefkuresini vücude getiren.

bu cemiyetin dinî. içtimaî muhitimizdir. içtimaî bir zaruretti. Bu sualin cevabı da teşrihte değil. ne de zaman ve mekânda sabit. Kadın ancak bir ana. tarihte ve zaman ve mekânın icabatindadır. Şu halde kadınla erkek arasındaki taksimi amelin menşei uzvî değil. Nitekim dün kadının yalnız valide. olmak lâzım geliyor. "Cinsi zaif. Biyoloji ile izah edilmek istenilen bir çok ruhiyat hâdiselerinin hakikî izahı içtimaiyattadır. ayilesinin reisi olabilir. Ya bu gün aynı kadın nasıl bir mevki sahibi olacak ?!. bütün zaman ve mekânda kadınla erkek arasındaki taksimi amelin doğrudan doğruya cinsî bir esas üzerinde yapılması iktiza ederdi.. Bu gibi iddiaların neticesi dayima menfi veya meşkûk.— 226 — sahede kadın ile erkeğin müsavi olmalarına bir manidir. hatta bazı kabilelerde muhariplik bile!.. Mubah ve haram fikirleri tarih menşeli fikirlerden olduklarından cemiyetin değişmesiyle bunların de değişmesi mümkündür. balıkçılık.. ahlakî akideleridir. İlim bu gibi farziyeleri teyit ediyor mu? hayır. fakat terbiyenin yani cemiyetten gelen tesirlerin pek mühim olduğudur. Ve gene dinî bir akidenin kadına kapadığı bazı yolları iktisadî tekâmülün açması mümkündür. Kadının deruhte ettiği vazifeler ne yeknesak. zevce ve ayile reisi olması biyolocyaî bir zaruret değildi. Bir çok kabileler gösterilebiürki arada kadının vazifesi muarızların mikyasiyle hiçte kadın işi değildir. Meselâ çiftçilik. ahlakî. Filvaki uzvî farzettiğimiz bir çok kuvvet ve kabiliyetlerimizin menşei. Patriyarkal ayilede baba ufak .. Burada müessir olan kadının bünyesi degii bizzat cemiyetin bünyesi. fikrini her cemiyette bulmak kabil değil. aklı teşrihi bünye tayin eder. manevî. ahlâkî bir sebeptir. bilâkis soyolojinin bu noktada •öğreteceği dimağın her şey olmadığı.. Eğer böyle olmasaydı. Halbuki tarih ve etnografya bunun aksini gösteriyor. hammallık. Fakat bu istişhadin temeli maddiyeci bir kanattir: Zira böyle demek. Şu takdirce bir cemiyet içinde kadının iştirakten mahrum kaldığı bazı vazifeler varsa bunun da menşei dinî.. demektir. zevce.

Aynı zamanda istihsal ve istihlâk etmek kudretini ve kendi kendisine kifayet etmek iktidarını kaybetmiştir.. büyük bir nüfuz temin eden ve buna mukabil kadına hürriyet vermiyen bu bünye garp cemiyetlerinde muhtelif amillerin. Müsavat fikirleri. çıktı. kazanamazsa o kadınların dahil olduğu cemiyete nasıl müstakil diyelim?!.. ne bir atelyedir. Babaya. Harp cephelerine giden erkeklerin bıraktığı boşlukları doldurmak için kadınlara seferberlik ilân etmişlerdi. Ayile bünyesini sarsan son hâdiselerden biride Cihan Harbi olmuştur. talâkkilerimiz üzerinde tesiri olmaması: mümkünmü ?! Kadına bütün iktisadî mevkileri bahşettikten sonra daha doğrusu kadın iktisadî hürriyetini aldıktan sonra ondan siyasî hürriyeti esirgemek mümkünmüdür ?!.. Artık yuva ne bir hükümet. Bu gibi vukuatın kadın hakkındaki fikirlerimiz. tesiriyle bozulmuştur. Kadın ve hayat — Efendiler iktisadî olmıyan bir istiklâl. Hü* lâsa demokrasi müsavat fikriyle tevemdir. iktisadî haklarınızı taarruzdan kurtarmadıkça biz Türkler için bir istiklâl naşı mezubahs olabilir?! Efendiler. ise feminizm haricinde nemalanamaz. on iki sene evvel böyle söylenerek tt İstiklâli millî „ şerefine yapılan bir içtimada nutkuma devam ediyordum. nasıl bir istiklâldir ?! gümrüklerinize hâkim olmadıkça. İşte ben bundan on.- 227 - bir hükümetin reisi ve muayyen bir dînin nâzımıdır. aynı ehemmiyetle içtimaî hayata karıştırmıyan ve kabul etmiyen hayat nasıl müstakil bir hayat olabilir ?J Türk kadını yuvasını terk ettiği dakikada her hangi içtimaî vazife alamazsa. kadınlarınızı erkeklermiz gibil aynı hizada. Derken kürsüye bir ikinci hatip daha. Diyordiki: .. Bu hatibin mantığı gayet kuvvetliydi. Bu fırsatla kadınlar o zamana kadar mahrum oldukları erkek işlerine girmişlerdir.

Zahiren kadın inkılâbını meşru gören ve halkın dikkatini inkılâbın usulüne çağıran bu hakikî mürteci ve yalancı müteceddidi halk daha çok beğeniyordu. fakat evvelâ kadınlarınız Mal Hatun kadar "Saliha» olsunlar. ne istiyorsunuz? Önümüzde hayat. On beş senedenberi bu masum halk gibi cahil hükümet adamı da bu mantığın kurbanı oldu. diyoruz. ticarette kadın. bu mantıkçılarla mantık dayiresinde anlaşmak faydasız değildir. sizin için yüzmek ihtiyacı . ondan sonra !. iktisat.. hayata musallat olmak istiyen aklı mücerredin mantığı. Halk bu mnatığı daha kuvvetli buluyor ve sahibini daha çok alkışlıyordu.- 228 - — Bey biraderimizin dedikleri çok iyi.Fakat kadınlarınız ekekler seviyesinde mi?! Kadınlarınızı bîr kere o seviyeye getirelim. .. düşmezsiniz. yirminci asrın içtimaî şerayiti. Memuriyette kadın.. mantıkî mantıktır! — Efendiler. Biz de. Acaba el'an kuvvetli olan bu mantık değilmi dir ?! Mantıkçılar diyorlar ki: — Pek güzel! Biz kadının içtimaî hayata karışmasına da taraftarız. Kadın inkılâbına sekte vermek istieyn bu kara kuvvet her ne olursa olsun. çok doğru. Çünkü mantıksız olan asıl mantık değil. cemiyet. Bizim için bu emri vakileri takip edebilmek ne büyük bir muyaffakiyettir ! .. Kadın meselesi bütün bir " emri vakiler „ silsilesidir.. Hayır» Hammler. darülfünunda kadın. Evvelâ kadınlarınız iyi yemek pişirmeyi ve çamaşır yıkamayı öğrensinler. sanatte kadın. Bir maarif vekilinin dediği gibi: " Kadınlarınız mütemadiyen içtimaî emri vakiler ihdas ediyorlar. „ . karada kalacaksınız. fakat bir kere hayata bakalım.. ondan sonra piyano çalsınlar!. ikiden biri: Ya bir gün gelip kadının bu denize çıkacağını ve denize düşeceğini bildiğiniz halde. ondan sonra erkekle yarışa çıksınlar. gibi muhtelif isim ye tabirlerle ifadeye çalıştığımız bir hayat denizi vardır. hep birdenbire ihdas edilmiş ve gittikçe kuvvet ve metanet bulmuş sayısız emri vakilerdir.

Yahut yüzmek ihtiyacını teslim ederek alıştıracaksınız.. — Olmadı amma kabahat bu mekteplerin şerayitinde.. boğulmak o kadar kolay . denize sokmak! — Ya boğulursa ?!. — O halde.. — Telâş etmeyiniz. — O halde ?!. Çünkü bu çocuklar yüzmenin gramerini yani aklını tahsil etmiş olmalarına rağmen yizmenin itiyadını ve şevki tabiîsini kazanmamışlardı!.„ diyeceksiniz ve böylelikle onları aldatacaksınız !. Bir kere " Denize atmak! „ deme•dim. tahsil.. — Fakat bütün bu muhitler. Kadın inkılâbına tekaddüm etmişti. Bakınız fikrimi izah edeyim: Amerikalı feylesof ve pedagok mister Dewey bir gün Amerika'daki yüzgeç mekteplerinden birini ziyaret etmiş. Bu mekteplerde çocuk sunî ve iradî hareketlerle bir oda içerisinde kollarını.. Yüzme öğrenmeden evvel kadını denize atmak yazıktır! Evvelâ yüzmeyi öğretelim.— 229 — yoktur ! . " Sokmak „ dedim. terbiye. ondan sonra kadını denize çıkmakta serbes bırakalım*... biz de sizin gibi yüzme öğrenmesini istiyoruz. — O halde müsaade ederseniz sözü selâhiyettarlarma bırakalım.. Sonra.. Fakat acele etmiyoruz.. — Nedir o çare ?!. matlup hasıl oldumuydu?!. — Yüzmeyi tariften evvel. Onları islâh etmeli.. idmanlar evvelce de vardı.. usulünde idi... Binaenaleyh bu çocukları yüzdürmek için tek çare kalıyordu. Büyük terbiyeci en müstayitleı inden birine şu suali sormuş: " Oğlum sen denize düşsen ne yaparsın? „ Cevap gayet samimiydi: "Batarım efendim!.. bacaklarını kımıldatarak yüzmeye ahştırıhyormuş. — O halde bu yüzmeyi öğretmek için nasıl bir usûl takip etmeliyiz? — Mektep. tedrisatında. Bunlardan hangisini kabul ediyorsunuz ? — Şüphesiz kadının bir gün gelip bu hayat denizine çıkacağını kabul ediyorum.. ilim.

Fakat dayıma bir şart île: "Yüzmek ancak ve illâ su içinde öğrenilebilir. hayata çıktıktan sonra ve hayat içinde hayat melekesini kazanabilir. fakat bu meşruiyet mutlak değil.. haricindeki bir akılda ve tahsilde değil!... mukayyettir. Bir üçüncüsü diyor ki: — Taaddüdü zevcat asıl hayatî bir meseledir. Ve her ihtimale karşı yanında* smız. Ve binnetice meşru olan. bir mantık ve bir menfaat meselesi gibi vazediliyor! Lehte aleyhte... Çünkü hakkında ahkâmı seriye vardır. taaddüdü zevcatm kanunen menedilmesidir. Buna karşı bir diğeri cevap veriyor: — Bilâkis taaddüdü zevcatm dinen meni lâzım gelir. Çünkü bu cihet ruhu şeriate daha muvafıktır.. Eğer hata ederse tashih edersiniz. Ne hacet bazı milletler çocuklarını bu usulle yüzmiye alıştırmıyorlar mı ?. söylenilen bütün söz- . Çünkü bu cevaz nüfusumuzun tekessüriyle ve eşsiz kalan yüzbinlerce kadının refah ve seadetiyle alâkadardır. Gerçi taaddüdü zevcat dinen meşrudur. elverir ki mürebbiler şevki tabiînin ilhamları yerine mücerret aklın düsturlarını ikame etmiş olmasınlar!. ya hukukî veya sırf iktisadî bir noktayı nazardan yapılıyor ve taaddüdü zevcat meselesi sırf dinî bir itikat. kadın ancak ve illâ hayata çıkarak. Taaddüdü zevcata kanun cevaz vermelidir. „ . Ne gariptir ki bütün münakaşalar ya dinî.— 230 — değildir! Elverir ki fert bir hayvan ve bir çocuk safiyetini muhafaza etmiş olsun. Taaddüdü zevcat bir fikir meselesi midir? Biri diyor ki: — Taaddüdü zevcat dinen menedüemez... Zira her fiilin tecrübesi kendindedir.

"Taaddüdü zevcat dinen mendilemez. "Taaddüdü zevcata cevaz vermeli. — O halde acele etmiyelim!. çünkü bu cevaz nüfusumuzun tekessüriyle alâkadardır» diyenlere soruyorum : — Fakat taaddüdü zevcat meselesini nüfus miyariyle hâlletmek selâhiyetini veren kimdir? Bu selâhiyeti ve bu cevazı kimden... — Bu ne demek?! — Sarahaten şu demek ki siz taddüdü zevcat gibi sırf "ahlâkî. çünkü bu sözlerden hiçbiri taaddüdü zevcat meselesini afakî bir surette vazetmiyor. "Bilâlkis taaddüdü zevcatın meni lâzım gelir.. sonra afakî olabilirsiniz. Fakat suali yalnız her günkü müşahedelerinize ve vicdanınıza sormak kâfidir. çünkü hakkında şu veya bu ahkâmı seriye vardır„ diyenlere soruyorum: — O halde menetmeyinizL Menetmediğiniz müddetçe taaddüdü zevcat hâdisesi çoğaldı mı?! Menetmemekte devam ederseniz aynı hâdisenin tenakusuna mani olabilecek misiniz?!..- 231 — ler fikrî ve edebî olan bütün servetlerine rağmen aynı derecede sakattır.. Veya muvafık olduğu için mi cayiz görülüyor ? Bunun için cevap istemez. her iş ruhu şeriate daha muvafık olduğu için mi menediliyor. hangi alimden aldınız? Yarın bir takım köylüler taaddüdü zevcat meselesini "ucuz amele temin eden bir usul „ gibi vazederlerse onlara karşı ne diyelim?! Bu köylülerin aynı meseleyi vaz'ile sizin vazuuz arasında bir nezaket farkından başka ne vardır ? Fakat diyeceksiniy ki: — Biz meseleyi enfüsî bir surette hâlletmek istemiyoruz. her şey.. tezayüdü nüfus refahı iktisadî. Afakî olmadan evvel meseleye vaziyet etmeniz lâzım gelir.. bir meseleyi bereketi tenasül. gibi tamamiyle "maddîw yahut "intifaîB bir mecraya sokuyorsunuz ve ahlâkî meseleyi iktisadî endişelerle sarıyor15 . nereden. afakî bir surette halletmeyi düşünüyoruz!. çünkü bu cihet ruhu şeriate daha muvafıktır» diyenlere soruyorum : — Gayet açık olarak söyleyiniz.

her hangi münferit şahsın vicdanı değildir. diyor. ne de milyonlara baliğ olan köylü kadınlarınındır. Hiç bir kimse hiç bir vîcdanfbizejtaaddüdü zevcat gibi bir milletin harsi için en r manevî ve en harim bir davayı cetvel ve pergerle hallet dememiştir !. O hepimizden büyük ve biz onun belki bir tabiiyiz.. Ve çünkü ahlâkımızın vicdanı: "yanlıştır. "Ahlâkî vicdan.. çünkü bugünkü ahlâkî vicdanımıza tamamiyle mugayirdir. İşte cevabı: "ahlâkî vicdan» ne senin.. fakat "mefkûrevî milletin „' dir. Çünkü asıl hayatın mantığı yalnız ondadır ve bu ahlâkî vicdanın emirleri mevzuubahs olduğu zaman gözümüzü Anadolu'nun insan barınamıyan ve ot yaşamıyan tuzlu ve kireçli . Onun için ferdî fikirlerimizi o vicdana musallat edeceğimiz yerde o vicdanın mantığını kendimize mantık yapalım. — Sözünüzü bitirmiye lüzum bile yok! Çünkü ne diyeceğinizi biliyorum ve bekliyordum: Evet " Senin benim vicdanım mı. "Taaddüdü zevcat cayiz değildir ve müdafaa edilemez. Ve belki de haberiniz olmıyarak vicdanın emri yerine pergerinizinfuçlarımzı gösteriyorsunuz. kadın hayatında hürriyeti ve hukuk sahesinde müsavatı tesis eden "mületw denilen o manevî mahlukundur. ne benim. O. diyelim.. Bütün cehline ve bütün sefaletine rağmen yaşıyan. Çünkü bu ahlâkî bir «zillettir.. ahlâkî vicdan milletin.. Zaten buna ne hakkınız var?! Binaenaleyh evvela taaddüdü zevcat meselesinin ahlâkî bir mesele olduğunu kabul ediniz ve teslim^buyurunuz ki: Ahlâkî hayat orijinal bir hayat demektir. benim vicdanım mı yoksa ekseriyetin vicdanı mı ?. milyonlara baliğ olan köylü kadınlarının mı?!. çirkindir!..sunuz. — "Fakat ahlâkî vicdan„ dediğiniz şey nedir?! Senin.. fenadır.. askerlik sahesinde zaferi. yoksa ekseriyetin. ne de dinin uşağıdır! Ahlâk ahlâktır. ve emirleri müstakildir. diyecektiniz değil mi?!. millî tarihin. ne iktisadın kölesi. Daha nasıl delil istiyorsunuz ?!. siyaset sahesinde istiklâli. Birden fazla kadın alamazsınız ve birden fazla kadın da size varmaz. millî hayatın vicdanıdır.

. sanate giriyor. ve bu şehirler arasında İstanbul. Fakat kadın inkılâbını sevmiyenlerin mantığı bu yirmi senedenberi sanki donmuş gibi hiç te değişmiyor! Her yeni mecliste. her yeni mübahasede gene aynı sabit fikir: " Kadın erkeğin müsavisi olabilir mi? »Bereket versin ki içtimaî hareketler yalnız kendi temayüllerini ve istikametlerini kovalıyorlar. — Fakat sizin müdafaanız çok müphem. "ahlâkî vicdan„ diye " mistik „ bir mahluktan bahsettiniz! Bu mevzu bizatihi muhtacı ispat değil midir ?!.. — Doğru! taaddüdü zevcat makalesiyle bilmiyenlere içti* maiyat dersi verilemez.. Medeniyet meselesinde "köylere gidelim!„ demek nasıl sakatsa. diğeri içtimaî hâdiseleri kendi tabiat ve zaruretlerine mutabık bir ilim zihniyetinden ve ilmî bir usulden mahrum bulunmaktır!. İzmir gibi en mütekâmil şehirlerimizi tercih edelim. Türkiye'de cemiyet ve kadın Yirmi seneye yakın bir zamandanberi türk kadını inkılâbını yapıyor. İlme giriyor. Yalnız sunuda ilave edeyim ki: İçtimaî bahisleri münakaşa edenler için iki noksan pek tehlikelidir. . Çünkü ahlâkî vicdanın en ziyade temerküz ettiği mihraklar yalnız bunlardır..— 233 — çöllerine çevirmiyelim. Fakat her hâlde hissi selimi zedeiemiyen bir cehil ahlâkî kıymetleri hırpalıyan sahte ilimcilikten daha az zararlıdır!. ticarete giriyor. Bunlardan biri: "hissi selim„ dediğimiz hayat ve tekâmül hissini kaybetmektir. hatta erkekle mücadeleye . bilâkis bugün medeniyetin " mehdi zuhuru» olan şehirlere çevirelim. Zaten benim sözlerim içtimaiyat bahislerine alışık olanlar içindi.giriyor. Hiç bir kadın yeniliği mantık müsademelerinin.. ahlâk ve "taaddüdü zevcatnmeselesindede"köylülerin fikrini alalım!„ demek öylece sakattır. Bütün acemiliklerine rağmen girdiği sahede türk kadını muvaffak dahi oluyor....

Siz iddia edebilirsiniz ki: Sırf bu farklardan dolayıdır ki kadın erkeğin müsavisi olamamış ve hiç bir . yalnız gene soruyoruz ki: Bütün bu emri vakiler kadının fiziyoloçyaî tabiatının ebedî müradifleri midir.— 9'Kâ. Türk kadını. Filhakika kadın ile erkeğin uzviyeti mevzuubahs olduğu zaman bir takım fizyoloçyaî farkları kabul etmemek mümkün değildir. yahut kanaatleri her ne olursa olsun. Evet ilmin tabiî olan vazifesi budur. Yalnız muarızlarınızla bir türlü anlaşamadığımız nokta şudur: Mühim mesele bu farkların bulunup bulunmaması değil. Biz de bu emri vakii inkâr etmiyoruz. kadın • dünden bu güne • daha içtimaî ve binaenaleyh daha şerefli mevkiler kazanıyor Fakat içtimaî bir inkılâp olurken ilmin vazifesi nedir? Susmak mı? t Elbette değil. tahammülsüz.. Muhafazakârların yahut müteassıpların fikirleri. — muzafferiyeti gibi vücude gelmiyor. Fakat ilim mümkün ile muhali ayırmaz? Bir mefkure ile mevhumenin ayrılması ilim vasıtasiyle olmaz mı? Cemiyet hayatında tabiî ile marazı olan hâdiselerin farkedilmesi ilim sayesinde olmiyacak mı?.n Olduğunu söylüyorlar. "işte kadının fizyioloçyası! Bu tabiat erkeğin müsavisi mi dir ?. Yahut bu sualin manasını bizim gibi anlamıyorlar. ince. belki bu gibi farkların içtimaî hayat sahesinde hakikî bir müsavatsızlık icap ettirip ettirmiyeceğidir.zaman kadın hayatı bu günkü ev kadını şartları haricindeki şartlarla birleşmemiştir? İşte kadmcıhk cerayemnın muarızları senelerdenberi bu sualimizin cevabını vermiyorlar.. Kadmcıhk aleyhtarları bazen psikoloçya sahesine girerek bize kadının taba'n "Nazik.. „.. îtim bir inkılâbı doğrudan doğruya yapamaz çünkü ilim ihtilâlci değildir. İlim bize türk kadının erkeğin müsavisi olup olmadığını göstermelidir. türk ayilesinin tabiî bir surette değişmesi neticesinde değişiyor. Gerçi türk kadının inkılâbına fikren taraftar olmiyanlar da bize itirazlarının mebdeini ilimden aldıklarını söylüyorlar ve diyorlar ki.. yoksa bu emri vakiler kadının tarihî .

bu cereyanın selâmetini temin için dayima maniaları önünden kaldırmaktır.- 235 - hayatının vücude getirdiği muvakkat ve yeni şartlarla zeval bulması şüphesiz olan içtimaî emri vakiler midir?. Kadıncılığın muarızları bu suale de müspet bir cevap vermiyorlar. Hülâsa. . Kadıncılık hareketinin tabiî bir hareket olduğunu gösteren alâmetlerden biri de inkılâbın mücbir olan tabiatidir. muarızların doğruya benzer mülâhazaları gibi eğri mülâhazaları da Türkiye'de kadın cereyanı üzerine tesir edememiştir.. Asrî bir devletin yapacağı şey. Bu tabiatin tamamiyle salim olduğunu tarihin ve etnografyanın malûmlariyle de görüyoruz.

.

Ruhiyat .

.

Ermenide buldukları seciyeyi türkün noksanı sayarlar. Ecole des Roches sistemini tavsiye edenler hemen bu kanaatle hareket eden kimselerdir Bu nazariyecilere göre seciye bir milletin. fikrince lâtinlerin felâketi seciyelerinin zayıflamasıdır. anglosaksonların kudreti seciyelerinin metanetidir. Bu hüküm gene bir kısım münevverlerimizin türk san- . Bu münevverler seciyemizin zayıf olduğuna hayatta muvaffak olmak için bu seciyenin kâfi olmadığına kanidirler. Gustave Lebon'a göre seciye nasıl bir milletin imtiyazı ise. Binaenaleyh dünya üzerindeki bütün talisiz. türk mimarlarını minareyi anlamamakla itham ediyor. buna mukabil.. Fransız muharririnin bu fikirleri bir takım münevverlerimizin fikirlerine uygundur. onun terbiyesini kabul etmek. hayatta muvaffakiyet için malûmatın o derece ehemmiyeti yoksa da teşebbüs. kuvvetlerini kuvvet. Demolen mektebini. Bu seciyesizlerin seciyelenmesi için çare seciyeli millete temessül etmektir. türkün sanayii nefiseside yoktur. derler. hatta Musevide.. arap sanatinin inhisarıdır. mukaddeslerini mukaddes bilmektir. meziyetlerini meziyet. ve dayima iktisadî medeniyeti müterakki olan bir milletin imtiyazıdır. Rumda. onun adetlerini. Türk müteşebbis değildir. fedakârlık gibi seciye unsurlarının ehemmiyeti çoktur.. fakir ve cahil milletler seciyesizdir. Gene Gustave LeBon araplarm medeniyetine dayir yazdığı kitapta türkleri cılız minare yapmakla. islâm mimarisi de bir sanatin.239 - Türkün seciyesi Kitapları bizde çok okunan bir fransız muharriri vardır : "Güstave Le Bon» iâtin ve anglosakson medeniyetlerini tenkit ederken iki kavra arasındaki seciye farkı üzerine nazarı dikkati celbediyor. Meselâ bir türk mimarisi mevcut değildir. ve arap minarisine nazaran türk minarisi çirkindir. konferansla islâh etmek fikrinde olanları da vardır. sebat. Aramızda türk seciyesinin noksanlarını mekteple dersle. Böyle düşünenlerin nazarında türkte olmıyan yalnız seciye değildir..

tedahülleri ile aklahayret veren hendesî arabsekler beni teshir ederdi. hendesî bedialar ariyan bir zevkle türk sanatinin asaletini. Bizans arap ve acem sanatının halitasidir.karşısında bulunduğumu anlıyorum. bediî hislerin menbaıdır. taklitten ibaret kalıyordu. Artık bu basit lâle timsalinde türk güzelini seyrediyordum. Sinanlann. Hattatlık ve tezyinatçılıkla uğraştığım tarihte ben de islâm mimarisi ve tezyinatı namına yalnız arabi. millî benliğime ayit oluyordu. Tecbrübe ile anladım ki türk sanatı. Türk sanatini meselâ şu İstanbul camilerinin bir türlü anlayamazdım. acemden kemerleri. Sadece türktü. Bunu ahşap bir evin tezyinatı için çizmek hevesine düştüm. Zaman geçtikçe gayet müstesna. O tarihtenberi türk mimarisini. Bu münevverler derler ki: Türk mimarisi diye müstakil bir sanat yoktur. Bütün zevkim bu garip tezyinatı seyirden. Ben de bir takımlari gibi türk arap ve acem sanatlerinin muhtaser bir taklidi farzederdim. ne icabetlerinin kapısı hadinden fazla açılmış bin bir ağıza benziyen acem sanatı. İşte o zaman bir çokları gibi ben de mimaride hep tenazur. Elhamra Sarayı benim için islâm sanatının yekâne bediası idi.. bunları karıştırarak melez bir mimari yapar ştup. kendi dehasiyle. Meselâ türk araptan tezyinatı.— 240 — ati hakkındaki şüphesin? kuvvetlendirebilir. Bu güzel motif ne arap. O dakikada duydğum saadetin gururu yalnız bana. Bir tesadüfle bu uykudan uyana bildim: Bir gün Beyazıt camisinin civarında bir kubbenin üzerinde lâleyi hatırlatan mermerden oyulmuş bir çiçek gözüme ilişti. kendi hususî telâkkisiyle müstakil bir sanat . Acemden.. bilhassa Endülüste'ki metrukâtını taktir ediyordum. türk tezyinat- . hattâ en basit bir türk motifi bile Araptan. tenazurları. Bizanstan kubbeyi almış. Mehmetlerin Kasımların sanatİni bir türlü keşfedemiyordum. ne de basık kubbesinin sıkletiyle çöken Bizans sanati idi. Bilâkis. hatta Selçuktan ayrı nevinde güzelliklerin. bu güzellik trkündü. Bu sanat Gustav Le Bon'nun perestidesi olan Arapların sanati. ne de acem idi.

türk hattatlığını.— 241 - çılığını. kendi milliyetini sevecek yerde ecnebi milliyetlere imrenir. başka feylesofları olmak lâzımgelir. hatta türk ahlâkını kendi hayatının seyrine dalmış.. teşebbüsün. Rabbini nefsinde ariyan milletlerin ise başka felsefesi. müessiselerin seciyesi. büyük adamlarının teşebbüsleri. ve bulduğum yerde onu. sanat. ve ihtilâlkâr tesirleri vardır: Yeni nesiller kendi varlığından. Bu milletlerden biri sanayii nefisenin. ingiliz . her tarihi. her vatan bu amelin hissesine düşen kismını yapar. her kavmin intihap edildiği bir vazife vardır.. kendi esaletinden şüphelenir. Ve her birinin temsile memur olduğu muayyen hah ve hüsün şekilleri vardır. kendi varlığı içinde. diğeri ticaretin. İtalyan milleti sanayii nefisenin. kendi talihine bağlanmış manevî bir insanı arar gibi aramak sevdasına düştüm. 15 " İnsaniyetin bütün kuvvetlerini fiile kalbeden amel milletler arasında inkısama oğrar. daha bir çok sebepler her birine has bir an'ane icat ederek insaniyet âleminde mefkurenin şu veya bu muayyen bir şeklini temsile müstayit kılar. Her milleti. her seciyeyi hususî bir hilkat. Her kavmin tarihindeki muhtelif hâdiseler.. Bunlar sevilmek ve tepcil edilmek için hususî birer sebeptir. Ve şüphesiz Gustave Le Bonun sözlerinden daha doğrudur. onun şahsiyetini yabancıların zevkine göre değil. olduğu gibi. kendi hususiyetleriyle duymağa çabaladım. bir diğeri vazıh fikirlerin. ve hayatın müptekir. milliyet ve tekâmül bahislerinde Gustave Le Bon'un felsefesini kabul etmek nasıl cayiz olabilir ?! Böyle bir nazariyenin gençlerin terbiyesi hususunda gayet muzır. üzerinde yerleştiği toprak. bir eseri olarak telâkki eden bir adam için kendi milletinin seciyesini beğenmemek nasıl mümkün olur ?!. hükümeti nefisin. Bu hâller tereddidir. bir diğeri de derin fikirlerin Arzı Mevudu olmakla iftihar eder. Böyle bir insan için seciye. „ Bu sözleri meşhur Fransız içtimaiyatçısı ve feylesofu Bougle'nin " fransiz demokrasisi için „ yazdığı kitaptan aldım..

Seciye kelimesi fransızcada olduğu gibi türkçedede muhtelif manalarda kullanılan ve muhtelif talâkkilere uğrayan bir kelimedir. mevcudatı ottan ve kayadan ibaret olmıyan Türk vatamda şüphesiz diğer neviden manevî kuvvetlerin arzı mevududurSiz bu iddianın ispatını istermisiniz? îşte o toprakların müdafaası için ölen insanlar!. Seciye Seciye fransızcadaki "caractere w kelimesinin mukabili ve tercümesidir. La Bruyere seciyeyi bu manada almıştı._ 242 — •milleti teşebbüsün ve hükümeti nefsin Arzı Mevudu ise. Diğer cihetten mizaç bazen seciyenin bir unsuru gibi tarifin içinde görülmüş. ve islâh edelim diye Türkün yekpare seciyesine yama uracağımza. doğrulukla yoğrulmuş olan türk seciyesine değil.. bu asil ve metin seciyenin hürriyetine. Seciyeyi . faaliyetine engel olan manialara sorun. Seciye nedir?.. hisleri. Müdafaası uğrunda ölümü bile ihtiyar ettiren bir hayatın esaletinden.. bazande zekâyı bu çerçevenin dişarsmda bırakmışlar. temayüllerinin heyeti mecmuasıdır. güzellikle. Bir hayat imal edilemez. Meselâ niçin zenğinleşemiyoruz?! Siz onu. fakat hiç olmazsa hürriyeti müdafaa edebilir. bazen mizaç seciye telâkkisi dışında bırakılmıştır. Bu suale muhtelif müellifler muhtelif tarzda cevap vermişlerdir. Seciyeyi dar mana ile tarif edenler zekâyı bazen bu tariflerinin çerçevesi içine almışlar. Bu cevaplardaki manaları geniş ve dar olmak üzere iki kısma ayırmak mümkündür. seciyesinin metanetinden kimin şüphe etmiye hakkı vardır ? ? Fakat diyeceklerki: Bu iyi ve metin seciye ile niçin tarakki edemiyoruz. mayası hep iyilikle.. Geniş manasiyle seciye bir ferdin fikirleri. hürriyeti için mücahede edenlere yardım edin. Dar manasiyle seciye bir ferdin hassasiyet veya faaliyet tarzıdır.

Salisen seciye şahsiyet mizaç ve ferdiyet kelimesinin bir müradifi değildir. bir hassa kast: ediliyor. belki bu unsurlara istinat eden ve hatta onları terkibine almakla beraber oniardan ibaret olmayan bir terkip. Şayanı dikkattir ki seciye tarifleri arasındaki bu ihtilaf bizzat seciye fikrinin muhtelif olmasındandır. ne de şuuruna dahil olan ene idrakidir. ne ferdiyetini teşkil eden uzvî ve ruhî farkları. fazla tekrarlarından sarfı nazar edilmek lâzım gelirdi. Onuniçin her şeyden evvel seciye ile her müellifin hangi nevi hâdiseyi kastettiğini aramak bir de hususiyle seciyeyi seciye olraıyan şeylerden tefrik etmek lâzım gelir. Evvelâ seciye kelimelerinin müradifi değildir. Filvaki "seciyeli adam. yüksek adam» tabirlerinde ifade edilen hakikat ne bir adamın nazarî kabiliyetleri. insanın şahsiyet sahibi olmakla beraber yine seciyeli veya seciyesiz olabileceği de düşünülebilir. İşte seciye kelimesinin uğradığı ithamlar böylece uzaklaştırıldıktan ve hususiyle seciyenin ne oimadığj anlaşıldıktan sonra seciyenin ne olabileceğini düşünelim. . Ribot bu unsuru seciyenin hududu haricinde bırakmıştır. Eğer seciye bu üç fikrin müradifi olsaydı lüzumsuz bir kelime gibi işaret edilmek. Seciyeyi tarif eden müelliflerden mizaç ve fitir temayülleri bu tarifin hududu harcinde bırkanlar arasında da ihtilâf vardır. seciyesi kuvvetli. seciyesi zayıf adam. Fakat her iki talâkkide faaliyetin esaslı mevkii muhtaıcı münakaşa değildir.. Hülasa secize öyle bir fikirdir ki bukadar muhtelif ve hatta biribirine zıt tarifleri olmasına bakılınca tarif edilemez bir mevzu zanedilir!. Bilâkis Alfred Fouillee zekâyı seciyenin bünyesine sokmuştur. O derece ki aynı mizaca mensup insanlar arasında seciye farkı mevzubahs olabileceği gibi.- 243 - doğrudan doğroya mizaç müradifi anltyan müellifler de vardır. seciyesiz: adam. girmesin mi?. Bu ihtilâfın esası şudur: Seciyenin terkibine zekâ girsin mi. T. Her müellifin seciyeden anladığı mevzu bir değildir ki bt£ mevzuun tarifleri arasında tevafuk olabilsin.

ve temayüllerle tespit etmek isteyenler nezdinde bile müessir olan fikir. Halbuki ali umdeler dediğimiz umdeler hep içtimaî . Bilâkis bu fikre münafidir. seciye alelitlâk iradi haraketlerin heyeti mecmuası değildir. Demek ki seciye fikrinin delâlet ettiği faaliyetler iradî nevinden olanlardır. müşahhas değildir. Seciye fikri şüphesiz bu ikinci kısımdadır. istikrar ve vahdet bulunmak gerektir. Bir insan menfaati şahsiyesini istihsal hususunda istediği kadar faal ve müteşebbis ve hatta muannit olsun. Çünkü filân hâdise münasibetiyle hiç bir ihtirazın. hassasiyetle faaliyetin münasibeti fikridir. Fakat her iradî hareket seciyeyi mi ifade eder ? Hayır. ister bir mecnunun veya bir fikri sabit sahibinin haraketleri şeklinde olsun. Seciye. Çünkü asıl otomatizim ister bir çocuğun haraketleri. faaliyette ahenk hassasıdır. Hatta seciyeyi infiali hayatta arıyanlar. O halde iradeyi seciyenin başlıca unsuru olarak kabul edelim. hareketinde sebat etmiş' eğrilmemiştir. Hangi nevi faaliyetlerdir ki seciyenin terkibine giriyor ve ona seciye ismini verdiriyor? Pisikolojide faaliyet başlıca otomatik ve iradi faaliyetler olarak ikiye ayrılıyor. "Filân adam seciyelidir» deriz. hiç bir korkunun tesiri altında oltmyarak belki yalnız ahlâkî vicdanına tabi olarak haraket etmiş. Fakat bizzat faaliyet mefhumu umumîdir. Şu halde seciyeyi diğer tabir ve hadlerin biriyle karıştırmaksızın düşünenlerin tarifinde müşterek olan unsur bu faaliyet unsurudur. buna seciyeli dimeye salâhiyettar değiliz._ 244 — Çünkü faaliyet seciyenin en esaslı unsurudur. seciyeli adam fikriyle alâkadar değildir. menşei uzvî ve suflî olmıyan umdelere göre faaliyette sebat. Şu taktirce seciye olmak için ali umdeler karşısında iradenin faaliyette sebat. İradî faaliyet ali umdelere tabi olmadıkça ve bu faaliyet bu umdeleri tatbik hususunda sadakat ve vehdet göstermedikçe seciye ismini alması mevzubahs değildir. Secize faaliyeti ihtiva eden faaliyetle alâkadar olan bir mefhumdur.

cemiyetin manevî hayatı ve kuvvetidir. mektep... intizamsızlık tecrübelerinin izalesi dolayısiyle seciyenin hayatına müessir olmak mümkündür. seciyenin terbiyesini ve seciyenin irtidadını kabile. seciyenin teşşekülü basit bir iş mevzuu gibi doğrudan doğruya terbiyecilerin elinde değildir. seciye lâzımdır. Sözün kısası. iğtişaş. Bu münasibet nazarı itibara alınarak dinilebirlir ki: Seciyenin İslahını. Pek güzel anlaşılıyor ki seciyenin istihsali. hatta seciyeli ferdi kendi ferdî kuvvetleriyle. Şu halde ^seciyeli ol. ayile. Çünki bizi uzvî ve ferdî amirlerin sultasına karşı ahlâkan mücehhez bulunduracak kuvvet ve iktidar menbaı yalnız odur. Ferdi seciyeli kılan cemiyeti. . millet.— 245 - menşeli kıymetlerdir. fertteki seciyenin mukabili cemiyetteki adalettir. meslek. böyle ferdî ihtirasları mağlûp ettirecek. şahsî ve keyfî emirler yerine gayrı şahsî umumî emirlerin ikamesidir. Ve bu seciyenin içtimaî hayattaki kıvam ile mütenasip olarak tevazün ve selabet kespetmesi kadar tabiî bir şey olamaz. demekte filen bir kıymet yoktur. Seciyeye kıvamını veren ve onu mukavim bir hale getiren ancak içtimai muhittir.. seciyemizi düzeltelim. Binaenaleyh dinî. uzvî amirleriyle çarpıştıracak bir cazibe ve kuvvet mebaı da vücut bulmazdı. Eğer bir cemiyet ve onun tarihi olmasaydı. a Fertlere Seciyeli ol! „ diyende " Olma ! „ diyen de odur. Fakat muhitte ahlâki umdelerin vuzuh ile tecellisine mani olan şeytanî kuvvetleri uzaklaştıracak tenkitler ve gene muhitteki ihtilâl... Şu halde seciyemizin mukadderatı her şeyden evvel cemiyetimizin mukadderatına tabidir. ahlakî umdeleri sarsılan bir memlekette seciye terbiyesinin bir buhran safhasına girmesi gayet zarurîdir. denilen içtimaî mevcutta aramalıyız. Adalet maşerî amirlerin ferdî sultalara galebesi.

ahlâkî ve iktisadî faaliyetleri daralarak büyük cemiyete intikal ediyor. bu da muh terem bir zatidi: " Size bir müşkülümü hal ettirmek için geliyorum. Tabiri diğerle. orta tahsilini bitirmiş ve yüksek mesleklerden birine girmek istiyordu. zamanın çocukları. Diğer bir gün bir çocuk babası geldi.. Hülâsa. muayyen bir yaşta kendi mesleklerini kendileri intihap mecburiyetindedirler. Fakat .- 246 - İstidat bahsi Günün birinde bir genç geldi. Şu cevabı vermişti: "O da tayin edemiyor. bir şahsiyet ve muhtariyet kazanıyor. „ dedi. Halbuki asrî genç. ayilenin eski dinî.w Acaba bu sualler. Bu sırada ebeveynin çocuk üzerindeki velayeti azalarak çocuk. cemiyetimizin hususî bir safhayı işaret etmiyor mu? Eski hayatta mesleği intihap edenler babalar. „ Aynı suali çocuk babasına da sordum r. buna tabiyetile muktedir olmalıydı. Asrî çocukların ayilelerinde kazandıkları hukuk tarihi misallerle kabili mukayese bile de» ğildir. taksimi amele mazhar oldukça ve meslekî zümreler teazzi ettikçe eski ayile suretleride inhilâl ederek yeni ayile şekli zuhur ediyor. yeni hayatta aynı meslekleri bizzat çocuklar intihap ediyorlar. Çocuğum için hangi mesleği ve hangi mektebi tavsiye edersiniz? . kendisi ne olmak istiyor ? „ dedim . Liseyi ikmal etmiş bir kızım var. Bu gence şu suali sordum: "Fakat siz ne olmak istiyorsunuz ? „ Aldığım cevap şu idi: "Bilmiyorum ki!. ben de!. Çünkü cemiyet. analar idi.. tt Ya kızınız. Fakat bir türlü kararını vermemiş: "Acaba ben ne olabilirim? „ sualini soruyordu. fakat hangisine vereyim tayin edemiyorum. Fakat niçin bü genç ve bu kız babası bana veya size müracaat edip meslek soruyor? Çünkü bu çocuk kendi kendilerine meslek intihap edecek bir kudrette değildirler. Büyük mektep lerden birine girmek istiyor. Bu müracaatler ve bu sualler beni hayli düşündürdü.

içtimaî bir mahsûl Meşrutiyet inkılâbı bize muhtelif içtimaî mefhumlar 16 . Bir de demokrasinin en büyük vazifesi istidatların hakkını vermektir. Mektebe gelince burada en mühim vasıta derslerdir. Diğeri mekteplerde fikrî hayatın inkişafına engel olan ezbercilik ve şahsî mesainin tanınmamış olmasıdır.- 247 — bu kudretsizlik neden? Bu kudretsizlik şüphesiz. Ebeveynin her fiili ve her muamelesi mutlaka müspet veya menfi bir tesir vücude getirir. hakikaten muazzamdır. O dersler ki tarzı tedrisine göre müspet bir zihniyet gibi vustaî bir kafa da teşkil edebilir. Seciye. müteaddit istidatların inkişafını temin edebilir. Ayile hayatında arzu ettiğimiz gibi uyanık ve kendinden haberi olan çocukları yetiştirecek olan terbiye. Bu deslerin müsavat namına müdafaası lâzımdır. edebiyat. istipsan nefs hususunda oynıycağı rol. felsefe. Binaenaleyh bu gün ayile hayatının yeni şartlara göre tanzimi icap eder. istidatların inkişafına müsayit faaliyetleri hazırlamak ve istidatların inkişafına müsayit usuller kullanmak olabilir. tabiiyat ve riyaziyata müstenit değil. Marifeti nefs ve şahsiyeti öldüren başlıca iki sebep vardır: Biri eski ayile terbiyesinin büsbütün menfi ve korkak yetiştiren tesirleridir. Ancak bu şeraitle müstayitierin istidatla* rını seçmek müyesser olacaktır.. tahlili nefs. resim ve elişine müstenit bir tedrisat. basit bir iki fiilden ve muameleden ibaret değildir. Sonra tam ve temamiyet düsturuna muvafık bir tedrisat. ki bu gençlerin aldıkları terbiyeden ileri geliyor. tabiri diğerle yalnız maddiyat. Demokrasi ve cumhuriyet inkılâbı namına mektepte görmek istediğimiz en büyük tahavvül istidatlara hürmet etmek.. Tedrisatın bilhassa lisan ve edebiyat derslerinin marifeti nefs.

Ruhlarınız ikizlikten ancak ikizliği atmış bir cemiyetin devamlı ve ahenkli hayatiyle kurulacaktır. Fert hayvanı tabiati iktizası bir mübdi değil.. seciyenin sosiyolojisi ise bize en mühim bir hakikat olarak iradenin içtimaî menşeini gösteriyordu. . terkip ve ibda kudretini veren yüksek ve hâkim bîr mevcut olacak. Saray ile halk zahidin telâkkisiyle lâik zihniyet boğuşuyordu. Fakat cemiyetin hayatında birleşemiyorlardı.. adalet gibi. Seciyemiz içtimaî varlığımızın bir parçasıdır. Ezcümle Meşihat maarifi tadil ediyor. Hürriyet. Ruhlarınızda vahdet ve kıvam bulmak için vahdet ve kıvamı olan bir cemiyetin hayatını yaşamış olmalıyız. İnkılâp pedagojisinin bu bitmek tükenmek bilmiyen davasını son defa rüyet etmek lâzımdır. O halde ferdin bu uzvî kuvvetlerine vahdet.getirdi. Yaratıcı bir muhayyileye ancak yaratmak ihtimallerini taşıyan bir cemiyet hayatiyle sahip olabileceğiz.. müsavat. Biz böyle yaparak bazan bir seciye psikolojisi. bazan bir seciye sosiyolojisi yapıyor. Aynı ferdin faaliyetinde irade ve terkip kudreti yerine insiyak. Mütefekkirler için bunları müşahhaslaştırmak elim bir tefekkür mücahedesi idi. hezeyana mütemayildir.. fakat sedyenin kendisini icattan âciz kalıyorduk !.. Cemiyetin bu yaratıcı kudret veren tesiri ne suretle vaki oluyor? İşte seciye pedagojisinin bütün mukadderatı bu sualin hâiline bağlıdır. Hakikat şu idi: Din ile ilim. ve otomatizm vardır. Bütün tefekkürlerinizin adesesini onun üzerinde dolaştırıyorduk. Çünkü seciye psikolojisi bize seciyenin en mühim mümeyyizesi olarak ferdî faaliyetlerde ittıradı. Bu mefhumlar zihinlerde biri birine zıt okuyan şeylerdi. Bu ittırat Meşrutiyet cemiyetinde yoktu. Bu itibarla cemiyetimizin sadece bir makesiyiz.. Çünkü bu cemiyetin müessiseleri tezat halinde idi. Bu mevcut şüphesiz ki cemiyettir. Aynı fert muhayyilesi itibariyle halk ve icade muktedir değil. bir muharriptir. Seciye terbiyecilerin en büyük endişesi idi. uhuvvet. gayrı Türk unsurlar Türk samimiyetinin tabiatini bozuyordu.

.. Çocuk hazır numuneleri kesip yapıştıracağına. Yedi sekiz yaşındaki çocukların kendi kendine icat etmesini istiyen bu zatin sözlerindeki ilmî mahiyet acaba nedir? Bunu düşündüm. bir değirmen ve sayire.. Bu renkli resimleri çocuklar. Bakınız ne garip cevaplar alınıyor.. Günün birinde bir zat bana şu sözler söyledi: ''İnşaat işleri terbiyevî değildir. Bir iki vakayı misal veriyorum. teşekkül hâlinde bulunan bu cemiyetin. Gene günün birinde bir ilk mektep . sanat. iyi ve güzel nüskundan mümkün olduğu kadar çok içsinler. Halbuki maksadım kelime oyunu değildir. Senelerden beri Avrupa'dan Türkiye'ye idhal edilen inşaat resimleri vardır. O halde bütün mesele yeni bir cemiyetin teşkküiünü beklemek değil. metin ve yaratıcı fertler olarak neşvünüma bulacaklardır. Bu çocuklar yeni cemiyetin doğru. ahlâk kaplarını genişletiniz ve bu kapların ağızlarını bütün türk çocuklarına tamamiyle açınız. yaratıcı olan hayatını bütün feyz ve şiddetiyle yaşatabilmektir. bir çiflik. O halde yeni türk neslinin seciyeli olarak teşekkülüne hiç bir mani yoktur. yekpare. Yokluktan varlık çıkarmı?! "Yokluktan varlık çikârrm?. Bir ev. bu suali böyle bir fikir suali olarak akıllı bir adama sorunca: "Ne mümkün! „ cevabım alıyorum. Çünkü bu nevi işler çocuğu*mihaniki surette çalışmıya alıştırır.. kendi kendine icat etmesi lâzımdır. Ve ben bir bedaheti münakaşa etmek istiyen adam mevkiine düşmüş oluyorum!. Bu suali bir de iş lisaniyle sorunuz. Osun için çocuğu olanlara her zaman tavsiye ederim. makasla keserler ve uç uca getirerek inşaat numuneleri yaparlar Ben bu eğlencelerin terbiyevî mahiyetlerine şiddetle kaniim.— 249 — Halbuki yeni türk cemiyetinin hayatı bu gün bu şartları Jıayizdir. İnkılâbın kıymetlerini taşıyan irfan.

„ diyor. armut ağacı da tomurcuk yapıp meyva vermeden evvel büyümek. Muallim anlatıyor: " Mevsim münasibetiyle hazır bir soba* nümunesinini çocuklara kestiriyorum „ • Müfettiş itiraz ediyor: " Böyle hareket etmek yanlıştır. Çünkü tabiatin mali değidir. anlamaz. böylelikle istifade ederler. fakat neyi ?! Medeniyeti mi ?! İşte çocuk buna muktedir değildir. bes'lenmek. halbu ki müfettiş Bey diyorlar ki bırakınız kendileri icat etsinler. ahlâkını medeniyetini öğrenmektir. Gene bu muallim bir gün bana rasgelince soruyor: "Siz diyorsunuz ki mini mini çocuklar hazır numuneleri kesip yapıştırsınlar. Henüz söylemez. Bırakınız çocuk kendisi icat etsin. işlemez. Onlar kendisinden evvel vücut bulmuş müessiselerdir..müfettişi bu hazır numuneleri kestiren bir muallime soruyor: " Ne yaptırıyorsunuz?!. Terbiyenin vazifesi ona dilini.. Çocuk içtimaîleşmek iztırarmda olan bir mahlûktur.. Biz bunları çocuklardan öğrenecek değiliz. . onları olduğu gibi kabul edecektir. ahlâk. mütemadiyen tegaddi ve temsil etmek ihtiyacındadır. İlmî bir münakaşa neticesinde kati bir hezimete uğrayıncıya kadar kanaatimizi muhafaza edeceğiz. Taklit olmıyan yerde icat nasıl olur?! Fakir kalan bir hafıza zengin bir muhayyileyi nasıl besler ?! Bu da bir ruhiyat hatası olacak: Bırakınız çocuk icat etsin. Bildiğimizi açık söylemekle mükellefiz. hatta muayyen bir tekâmül devresine kadar onları icat edecek değil. beşeriyetin mirasını elde etsin. diyorlar! Fakt bırakınız çocuk evvelâ temeddün etsin. medeniyet çocuğun icat ettiği bir şey değildir. çocuklara bunları biz öğretecğiz.... nasıl hareket edeceğiz bilmem?!. Çocuk dünyaya geldikten sonra.. Cemiyete ayit olan sermayeleri. Biz de şaşırdık kaldık. Elma. kazançları cemiyet öğretmezse tabiat nasıl verir?!. Dil. diyor.. Şimdi istiyoruz ki henüz içtimaî rüşte vasıl olmıyan bu biçare vahşiler icat etsinler.

muayyen ve kat'i bir zekâ yok. iktidar. istidatsız diye diğerlerini ihmal eden bir mektepçinin mesuliyeti şu notadadır. Bir çocuğun tekâmülü ötekine benzemez Çocukların tekâmülleri arasında kat'i bir muvazilik tesis edilemez. „• On beş yaşırçda bir gencin bir senelik hayatı üzerinde hükmünü veren bu mektebin sözünü düşünüuyorum: İstidat. her hangi musahabede yahut tenkitte gelişi güzel kullanılan klişelerdir. Bu çocuğun niçin sınıftan döndüğünü anlamak istedim.. Bir çok hilkatler de hayatın ilk devirerinde inkişaf etmemekle beraber daha sonra birden yaratıcı bir hamleyle inkişaf etmişlerdir. Bana bilvasıta şu cevap verildi : "Istidaden zayıf olduğundan!.Istidaden zayıf! Geçende ecnebi bir mektebin imtihanında donen bir çocuğun vaziyetini tetkik ettim. Bir çok hilkatlerin mektep haricinde ve mektepten sonra inkişaf ettikleri görülmştür. seciye. bunlar mektep hocalarının dilinde ve terbiye kitaplarının sayfalarında. umumiyetle insanın tekâmülü hakkında felsefî. Onun nazarında ikinci senede şu muayyen malûmatı kazanmıyan.Bu adam klâsik kayidelerine ve ananevi usûllerine rağmen çocuğun. Halbuki tekâmül fikrinin bu gün en samimî müradifi orijinalik fikridir. hiç olmazsa canlı denilebilecek bir tellâk ki sahibi değildir. meleke.. belki hususî zkâIar vardır. Bunlar çok kere müphem oldukları için vazh ve kat'i fikirler gibi kuUmldtkları zaman ekseriya dalâlete.. İstidatlı diye talebesinin bir kısmını teşvik ederken. arkadaşlarından geri kalan çocuk istidatsız. Hele muayyen bir mektepte beğenilmiyen bir çocuğun diğer bir mektepte takdir edildiği çok kere vakidir. yahut tenbel ve sayiredir. kabiliyet. kabiliyetsiz. Şu halde nasıl oluyor da bir iki lisanı zararsızca yazan ve okuyan temiz ve gözel giyinen ve muaşeret kayidelerini tatbik ede- . adaletsizliğe sevkeden tehlikeli aletlerdir.

nebatların ve hayvanların yalnız tavsifini yapan morfoloji bahisleri de böyledir..9^9 _ bilen bir gence istidaden zayıf diyebiliyoruz ?!. Mektebin zayıf yahut kuvyetli. nasıl oluyor da birden onu sınıftan dışarıya ata biliyoruz!. yani . fakir. Evvelâ şunu ehemmiyetle işaret etmeliyim ki malûmatın. Meselâ tarih. yalnız bir şartla : Bu unsurlar beynimizin dokunmasına karışmalıdır. yahut zengin bütün çocukları» tekâmülünü idareye mahsus bir bahçe ve hocaların bu nebatlara karşı betbin ve bethah yabancılar değil. görgünün çokluğu kadar akıl hayatımız için mühim bir sermaye ve azık olmaz . Mektep çocuğunun hususî kabiliyetlerine intibak edebilecek gibi tedbirler almış mıdır ? Mektep bir türlü çocuğu kavrıyamiyan çerçivesini biraz daha daraltmış mıdır? Hayır. Maksadım okumanın yalnız çokluğunu. psikoloji ve sosiyoloji gibi sırf tefekküre. Bu bahisler tabiatin kanunlarını arayıp bulmak vayifesini taşımadıkları hâlde bir müdekkik ve bir tespit edici mevkiinde yine ilmî bir tefekkürdür. Haydi bunu diyebildik. istiyor ki çocuk mektebe intibak ettsin!. Kaldı ki biyoloji. En amelî en ziyade müşahedeye muhtaç olan tetkiklerde bile bu böyledir. Fakat bu nasıl mümkün olur ?. birer dikkatli bahçıvan olduğunu unutmıyahm. kanunda aradığımız adaleti mektebin işlerinde de arıyahm . ehlî yahut vahşî. az okumak mı iyidir? „ gibi avamca bir suale cevap verecek değilim. etnografya. yalnız? kemiyetini ölçü olarak kullanan telâkkilere karşı yazmaktır.. Çok okumak Bu serlevhanın altında "çok okumak mı iyidir. Terbiyeye memur olan çocuk değil. çünkü bir hüküm ve muhakeme hissesi vardır. Froebel'in icadı olan w Çocuk bahçesi „ hayali ne kadar beşerî bir hayaldir.... Mahkemede. mekteptir.

Böyle olduğuna göre zekâ. Maddiyatperestler ve yeni gençlik Bu memlekette bir kısım münevverler var ki hak. fen. Yalnız çok okuyan hatta okuduğunu iyice hazmeden ve böylece muhtelif meselelerden bahseden bir içtimaiyatçı farzediniz. siyasî bir inkılâp..dayima hariçten dahile doğru olanmihanikî tesirleriyle müdahale ediyorlar.. sanat. yahut bediî bir iştiyak şeklinde görünen fakat dayima batını bir tekevvünden haricî bir teşekküle doğru seyreden . ahlâka tasallut ediyorlar. ahlâkıyatta "Menfeatçilik... terbiyede " Fikircilik „ kılığına girerek kuvvetini ya eksik bir ilimden alan yahut ilmini yanlış bir felsefeye saplıyan bu mezhepler. ilim. Aklın hangi çeçe- . vicdanın en harim eserlerine. vicdan. dinî bir intibah. Siyasiyatta " Tanzimaçılık „ hayatta "Mihanikiyetçilik» . Bunlar doğrudan doğruya tefekkür mevzularıdır ...— 253 — mukayese ve istidlale istinat eden ilim şubeleri.. aynı vaziyettir. madde sebep. servet ve saman gibi haricî ve maddî mevzuları aynı kafa ile tepcil ediyorlar!. mefkure. Felsefe hayat yakut tekâmül dediğimiz hiç te sade olmiyan. gibi ruhî ve vicdanî mevzuları aynı suretle tezyif. ahlâk. irade..bu ruh ve vicdan inkişaflarına maddenin . terakki. İlimden felsefeye geçelim. madde ile ruh ve vicdan hakkında aynı galeti ruiyyetin esiridirler. ruh ile vicdan netice sanıyorlar. gibi aynı hayatın tecellileri hakkında yalnız başkalarını nakleden fakat felsefesi yahut felsefe görüşü olmiyan bir "çok okumuşsun kıymeti ne olabilir ?!. ruh ve vicdan mahlûk. kalp. zevke. böyle bir zatin ne ilmî bir kıymeti ne de ilmî bir rolü olamaz. Şöyle ki madde halik.. dayima karışık olan hakikat karşısında insanın usulü dayiresinde düşünmesidir . ve maddenin katı elleriyle ruhun. ahlâkî bir buhran.

mahviyet.. şan ve şöhreti istihkar. denilen hayatı duyduktan ve yaşadıktan sonra iğrenerek'mi ? Hayır. zayıfı. Maddeciler makulât ve maddiyat dünyası haricinde ve akıl ile ilmin maverasında mevcut ve müstakil bir âlemden.. tahlile girmiyen. Aynı.kafa ile madde- . mefkureyi iştiyaklarını bile tezyiften çekinmiyorlar: Meselâ Türkün yaşayışında iffetin en büyük düstûru olan kanaatine " miskinlik „ . sonra düşünerek !. Maddeciler işte bu mebdeden hareket ederek milletin vicdanî duygularını. kökleri hayatta o'mıyan her harici kuvvet gibi müeyyidesini kalplerde. mağlubu takbih ediyor. keşfe sığmayan bir hakikat yoktur diyorlar.— 254 — çevesine girerse girsin. Galebe kavinindir. Bu hükmü nasıl veriyorlar ? !. vicdanın hangi mevzuuna çökerse çoksun.. akılla izah edüemiyen. Maddenin mihanikiyeti haricinde amel.. kuvveti atkdis. kavî ile zayıf arasında bir güreştir. tahsili manevî ve ahlâkî inkılâplara mebde bilen terbiyeciler bence hep bu mezhepten sayılabilir. bu mezhebin en derin temeli . hayata hikmiyen kimyevî bir hâdise diyen hayatçılar tekâmülü sırf muhitin kör ve tesadüfi tesirleriyle izaha yeltenen tabiiyatçılar. ilmin muayyiniyeti haricinde nizam yoktur." Maddecilik . hayır ve şer mefhumlarını ferdî hesaplarla hâlle kalkışan ahlâkıyatçılar.. gözle görülemiyen.idare eden kanunlara bakıyor. Avrupa'yı kör körüne taklitle memleketi islâh etmek istiyen tanzimatçılar..'tir.. rahmaniyi takdis etmenin hissî ikrarı olan mahviyetine " zillet „ . Maddecilik. içtimaî hayvanları değil . kavga.. hesaba. her türlü külfet ve israftan azade olan hayatına " iptidaî „ diyorlar !.. „ diyerek kavgayı. evvelâ iğrenip.kelimenin en geniş telâkkisiyle . kuvvanî bir hakikat. mahsusat ve maneviyat âleminden haberdar görünmüyorlar. ilme teveccüh ediyor: Tabiatte " vahşî „ hayvanları . " Hayat bir kavgadır. bütün aklî ve iradî tedbirler ve teşepbüsleri fevkinde kadere karşı göstediği tevekküle " aciz „. tevekkül. fakat ezelîyi. Kanaat. vicdanlarda bulamayınca akla. fikri.

.evvel emirde yalnız bıyıkları tıraş edilmesi lâzım gelen bir aşçı yamağıdır!. vicdanından istifa edenler görülmüye başladı. ameliyatın icrası için her şiddeti. Nazariyelerinin çürüklüğünü görmekten âciz olan bu insanlar çürüklüğü halkin hayatında bulmak istiyorlar. " Avrupa görmüş zat „ 'tir! Anadolu köylüsü ise .. Milliyetinden irtidat. mütefessih bir mahlûk gibidir !. Bir kere halkle münevverlerin arası açıldı. Bütün siyasetlerinin gayesi hasta hayale karşı nefret telkin etmek. Maddeci bolulu Türkün bu saygısızlığa karşı isyanında medeniyet için bir kabiliyetsizlik manası buluyor. Tahribat halkın aklı selimine çarptıkça maddeciler şaşırıyorlar... geriye kalanlara hayat haktır. terakki ve temetdüne asi. Bu içtimaî şakavetin tahribatı bereket versin ki münevverler sahesinde kalıyor da halka giremiyor. her cebri mubah sayıyorlar. bütün geriliğimizi kafa tasiyle izaha kalkışıyorlar !. „ diyor!. Medenî adam. medeniyete husumet gibi telâkki edildi. maddeciler de kendilerini istırarî bir mevkide görüyorlar. " Sürünenler için ölüm saadet. Hatta avrupahlarm " Hasta adam „ dedikleri bu Türke o daha fazlasını söylüyor: " Bitmiş ! „ diyor. O zaman merdut bir ırk nazariyesine yapışıyorlar. kangren bir uzva ameliyat yapan cerrahlar gibi.. bu hayattan sadece iğreniyorlar.bir edibimizin tasvir ettiği gibi . Sevmiyorlar.- 255 — cilik göz önünde olanlara başını çeviriyor. Maziye muhabbet. firengili. Halk münevvrlere. halkı bu enmuzçeten çıkarmaktır.. Hayat ve necat . ve " eşek Türk! „ demekte tereddüt etmiyor. Hasta. münevverler halke karşı derin bir gayz duydu. Maddecilerin zihninde u Anadolu köylüsü „ hasta. Memlekette bir yeis dalgası gibi süratle yayılan bu tefekkür hastalığı meşum neticeler doğurdu. Maddecilerin gayesi " Medenî adam „ yetiştirmekti. Türk yaşamakta inat ettikçe " Acaba niçin ölmüyor ! „ diye şaşırıp kalıyor. Hakikati halde maddeciler islâh etmek istedikleri hayatı seviyorlar mı ? !. Türk yaşamak kabiliyetini gösterdikçe " Halâ yaşıyor ! „ diyor.

türkçe anlaşmak. sanatin. Terakki ilâç gibi hariçten şırınga edilir. mahallî olan şeylere karşı husumet edildi. Bilâkis ruhu. zihinlerdeki madde kahbiyle kalıplamak istediler. Yeni gayreti. bir sanatkâr kalbiyle duyacaklar ve bir sanatkâr aşkıyla seveceklerdir.. ve yine müstesna. Artık bu günkü gençler şu iki yoldan birini tutacaklardır : Ya maddeci kafasiyle maneviyat sahesinde ki tahribatımızı sonuna kadar götürecekler. hülâsa kendine göre bir oluşu ve duyuşu olduğunu düşünemediler.kör körüne . ahlâkın canlı olduğunu. garbı . avrupaî olmakla beraber lisanı. Türk milletinin de müstesna. türkçe yaşamak âdeta güçleşti. zorla güzellik olur. eski nefreti âdeta bir din oldu. Gençlik bu felsefî inkılabı yapabilmek için lâzım ki her şeyden evvel yabancı bir hayatın cansız mefhumlarını zihninden atsın. canimin canlıdan. Maddeciler tekâmülün içeriden gelme bir şey olduğunu bilmediler. Millî.. orjinal bir ruhu olduğunu.. bir tekevvün mahsulü olduğunu farkedemediler. bütün seyirleri ve zarureleriyle bu tarihi yaşasın . her kavmin diğerine göre iyi kötü. yahut hariçten düşman gözüyle görülen ve iğrenilen bu hayatı bütün samimiyet ve harimietiyle bir kere kavrayıp nefret siyaseti yerine muhabbet felsefesi koyacaklar. katı. f Bu katlanış ve dönüş ne maziyi parça parça . tarihin canlı. Tarihin devamında ise ölüm tehlikesi görüldü. istikbalin ancak maziden. zevkin. büzmek. bediî bir hayatı. Bütün bu ceryanm neticesinde seciyemizi tahripkârlık ve riyakârlıktan ibaret bir tabaka kapladı. vicdanı. sandılar. mefkurenin yalnız vicdandan doğabileceğini bir türlü anlıyamadilar.taklitle şark terakki eder. bu tarihi bütün canlı sadmelerinde ve yaratıc» hamlelerinde duysun. ilim yayılır. ahlâk düzelir. Tekâmülün bir tahrik eseri değil.- 256 - hep mazinin inkıtamda arnadı. orjinal bir medeniyet yaratabileceğini. cansız bir şey gibi ezmek.. hayatı bir mühendis gözüyle görecek yerde. O derecede ki türkçe söylemek. makul gayrı makul. sonra tarihine katlansın.

Bu işi görebilecek adam. üzerinde ki riya ve irtidat kabuğunu atıp halin mütereddit günlerinde mevut istikbaline atlıyacaktır. altında dolaşan insanların temasından uzak kalırlar ne güzel!. sanatın maziden beri ardı arası keislmkesizin akıp gelen nehrini duyacak. Artık kubbenin güzelliğini kirleten bu lekeyi temizlemek farzolur. Ruh. ne meyzin. belki cani* mevzuun duyan bir sanatkârın. Yüksek cami kubbelerine elle yetişmek..— 257 - tespit eden müverrihin. ne de bu parçalan zorla yaşatmak istiyen mürteciin teşebbüsüne. Onlara "filân kubbe nasıl?„ diye so- . gerileyip gerileyip te canlı mazisinden aldığı bu hızla ancak. ne imam. Örümcek alan. bir hayat ve tarih sanatkârının sezişine benzeyecektir. Fakat örümcek denilen cılız ve sessiz bir hayvan vardır . mahsus canbazlar vardır. Bir sanatkâr ki ahlâkın.. aynı nehrin dalgaları. Bazen de bellerinden iple bağlanarak kubbenin etrafındaki gezinti yerinden ileriye sarkarlar ve ellerindeki tavan süpürgesini uzatırlar. inadına gider kubbenin ta ortasında sinekleri yakalamak için ağ kurar! Aşağından bakanlar bazen bu ağı kubbeye sürülmüş siyah bir leke gibi görürler. ayakla tırmanmak mümkün değildir. ne de o güzel kubbeyi yapan sanatkârdır.. bu canbazlarln bütün hayatları böyle örümcek almak için kubbeden kubbeye tırmanmakla geçer. Örümcek alan canbazlar. İşte Bu vaziyetlerde örümceği almcıya kadar kan ter içinde kalırlar.. Bu canbazlar bazen hayatlarım tehlikiye koyarak orta kandilin zincirine tırmanırlar. şelâleleri kendi vicdanının derinliğinden bu gün bile akıp geçtiğini işitecektir. benzemiyecek. Bir kere kurulup örüldükten sonra bu kubbeler.

şekli.. bu örümcek canbazlara benzerler ! Ne zaman yeni bir kitap. Çünkü bir canbaz her gün bir yerde çalışsa senede yüzlerce caminin örümceğini alır. cami kubbelerini örümcek ağları kaplardı • Fakat bir kaç canbaz bütün İstanbul kubbelerinin örümceğini almak için kâfidir .. filân mecmuanın. Ne kubbeyi yapan mimarın zevkinden. çok kirli!. yeni bir mecmua çıksa. ekmek parası kazanmak zaruretiyle örümceği alınması lâzım gelen yüksek bir tavandır! İşte o kadar. Bazı münakkitler vardır. manasından. mimarlar için iş böyle değildir. „ derler. ya kenarından eserin örümcekli yerlerine tenkitlerinin süpürgesini uzatırlar !.. ne zaman yeni bir kubbe örülse derhal altına gelip örümceği var mı diye kubbesine bakarlar ! Bulamazlarsa kızarlar. ruhundan. Yerden kırk elli metre yüksekliğe tırmanan. yine o kadar bir derinliğe sarkan bu zavallıların kubbe zevki duymak. Onun için her keşi örümcek canbazı yapmakta fayda var mı bilmem ?! Halbuki ressamlar. Bu tenkit canbazlarma sorsalar ki kitabın. Nazarlarında kubbe. felsefesinden ne haber?!. filân faslında ve filân satırındaki filân kelimenin ve filân harfin manası. fazla olurlarsa aç kalırlar. Bunlar ne kadar çoğalsalar belki o derece hayırlı olur.. ne zaman yeni bir fikir ortiya konulsa. Yalnız örümcek ağının kara hayali vardır .. Ne örümcekli kubbenin ne de örümceksiz kubbenin zihinlerinde bir manası yoktur... "Çok pis. Bu sözden hiç bir şey anlamaya- . zira geçinmeleri o yüzdendir! Bulurlarsa hemen kollarını sıvarlar. Bu münekkkitlerin bütün gayretleri filân kitabın. mecmuanın. kubbe hesabı anlamak kabiliyetleri» sanki örümcek ağiyle örtülmüştür!.rulsa. İnsanları böyle mesleklere teşvikte belki daha ziyade fay ide memul ola. ne de kubbeyi tutan fennin hesabından haberleri bile yoktur. ya altından. şairler.. Örümcek canbazları İstanbul gibi kubbesi çok bir şehir için pek lüzumlu adamlardır: Eğer onlar olmasaydı. noktası ve yahu I bilmem nesidir!.

çok fena!. Fakat denilecek ki bu nevi tenkitçiler mücrim midir ? Hayır bilâkis. Sanat eseri bir dokuma değildir ki her bir teli ayrı ayrı çekilip yoklansın. mana. hatalı. Fakat.. öyle anlaşılmak lâzım gelir. Her eser vücudiyle. derler.. büyük. böyle bir kaç tane olursa bütün bir şehir için kâfidir!. Kusuruz olan yalnız Allah'tır!. ruhuyle yekpare. Ve bütün gibi görülmek. .. müfit adamlardır. Gerisi?! Kuru kalabalık !. canlı eser olamazdı.. canlı bir bütündür.— 259 - rak ve dayima örümcekten bahsediliyor sanarak " Aman sormayın çok kirli. Gözleri harf. mefkureyi aramıya mü say i t değildir. kelime. nokta ağları altındaki koca bir âlemi. kısmen örümceklidir.. maksat. Eğer münekkitlik bu canbazların zahmetinden ibaret olsaydı dünyada güzel. imlâ. Çünkü ne vaziferi. ne de idraklari asıl fikri.. dediğim gibi. Çünkü her eser mutlaka kusurlu. ruhu. kuvvet âlemini göremez. bacakları zincire tıranacak kadar kuvvetli. kollan tavan süpürgesini sallıya^ kadar uzun olmak şar tiyle. O da..

Felsefe .

Felsefe .

.

Hiç unut17 . alık salık bir şey!. değnek elde hayvan gibi sürmekten ibaret olan ananevi usullü terbiyemize isyan ettim. yiyecek..'nin tarihçesini bile yazmıya kalkıştı!. Köye vardığımızda çocuğun verdiği bütün malûmattan istifade ettik . daha iyidir. kirli. Sonra başını önüne eyip yine ayvasını. Böyle bir maarife cehaleti tercih ederim. Vapur Bozburun'n dolaşamadığmdan Armutlu limanına iltica etmiştir . cahil bırakalım. Şehirli ananesinin bu çirkinliğine karşı köylü ruhunun sadeliğini tercih ettim.. Tekrar sordular. Çocuk bize istizaha hacet bırakmıycak derecede açık ve kat'i cevaplar verdi. Bir müddet yüzlerine bakarak.. utandırmak.yine sekiz on yaşlarında diğer bir çocuk bulunuyordu : yüzü. Bu güne kadar devlet ve milletin muammer olmasını bile münevverlerin ilminden ziyade. manasızca sırıttı. diyordum!. Bir iki gün sonra İstanbul'a avdet ederken vapurda kamarotun oğlu olacak . gemirip duruyor ! yanımızda bir kaç musevî genci var. gözü karışık. Çocuğa: İsmin ne ? diye sordular. Tarlanın kenarından sekiz on yaşlarında küçük bir çobana rastgeldik.— 263 — Babnî hakikatler 1912 senesi Mudanya karşısında Armutlu köyünde bulunuyorum. Köyü dolaşmak istiyoruz .. Gerçi benim böyle söylenmemi cehalet taraftarı ve ilmü irfan düşmanı olduğuma atfedenler oldu ! Hatta zürefadan biri bu " İlim husumeti. Çocuğa köyün yolunu. Fakat yolu bilmiyoruz . lakırdı söyletmemek. çocukları mektebe göndererek sersemleştirmekten ise. Elinde koca bir limon ayvası. Şehirli çocuğun bu yabaniliğini görünce o köylü çobani hatırladım. bu sefer daha dişliyerek koparmıya başladı !. kaç dakika uzakta olduğunu. halkın ruhundaki safvet ve bekârete veriyordum !. Hiç cevap vermedi. içecek bulunup bulunmadığını sorduk. O tarihte intişar eden kitaplarımda hep bu miskinliğin aleyhinde yazıyordum.. Deniz seyahati uzun sürdüğü için canları sıkıldığı anlaşılıyordu..

çizgiye sokmak için yepyeni bir âlem. Bu zat gayet tabiî olarak: — Ayol halâmı öylesin?! dedi!. diyeceksiniz!. bazılarını hafifletir. hem görmez ! Bazı çizginleri alır.— 264 — mam bir gün de fazıl ve müdekkik tanınmış bir dostumla görüşüyordum. Adamcağız gerçekten inanmış ve şimdide hayret ediyordu. . haksız olur . dedim . tabiatin kendisi değildir. Ne derece doğru diye değil. bunu ya bir mühendis gibi tahlil ederek.. insan vücudu. Lâkırdı sırasında lâtife olsun diye: — Malûm a. ne derece canlı diye. belki kendi ruhunun tabiatıdır . sokak. çiçek. onu renge. maksadımı izah edeyim: İşte bir şehir. bahçe.. Batinî bir hakikat . biz cehalet taraftarıyız!. Öyle bir bediî âlem ki hiç bir hakikati tabiatinkine mutabık değil! Şu halde sanatkârın icat ettiği tabiat. mühendis için. Siz sanatkârın resmini fotoğraf ve mühendis göziyle tabiate ne derecede mutabık diye tenkit ederseniz. San'atkâr ruhunu bu batini tabiat vasitasiyle ve bu tabiat vesilesiyle tecelli ettiriyor demek.. Ancak heyecan ve güzellik itibariyle kendi tabiatına ne derece mutabık yani manevî dünyasını ne derece tasvir etmiş diye tenkit etmelisiniz . bazılarını da mübaleğalandırır.. göze göründüğü gibi çizmek.. zaptetmek lâzımdır . Kaç türlü mantık vardır.. karşısındasınız. Nasıl oluyor da böyle bir adam cehalet propagandası yaptığıma kani oluyordu ?! Bunun sebebi o adamdaki mantıktır. hatta bir gayedir! Mühendis için. Gerçi her ikisinde de gözün rolü bir değil. Bence iki türlü.. göz. Kullandığı mantığın vukuatı kavramağa . bir alet. Çünkü sanatkâr bu suretle gördüğünü çizmek değil göz için mekşuf olmıyan bir hakikata vasıl olmak istiyor.. Sanatkâr onu duyuyor. Fakat sanatkâr için böyle değil: O hem görür. cisimler yaratıyor . yahut bir ressam gibi duyarak göreceksiniz . hatta iki türlü görüş vardır. bazılarını atar.. şekiller. takdire müsayit olmamasıdır.

düşünen adam.. bir takım anüessiselerden teşekkül edrr.— 265 - Çünkü sanat aleminde ifade edilen hakikatler uzunluk. bediî. Tarih ve hayat İçtimaiyatçılar derler ki: " İçtimaî hayat. Kendi hakikatine kendi hakkına vasıl olmak için. Batıl. iktisat.. Kabul edelim ki madde sahasinde hakikat " Doğru „ olandır. neyi ifade etmek istiyor! Zahirî bir hakikatimi. ister bir heykeltıraş olsun. Bu batını hayat zahirî bir vücude tutunacaktır. Her cemiyette din. vazifeleri vardır. sanate. Değilse mikyas. yalnız çirkin ile fenadır. hayata temas «den bahislerde göz manasiyle ne kadar doğru gördü diye değil. iyi ve güzel olandır .. Sanatkâr bunları söylemek için bir lisana muhtaçtır.. iştiyak. Cemiyet olan yerde bu müessiseler vardır. Binaenaleyh zevke. ahlâk. dediğimiz müe- . batini hakikatlerdir. hendese mevzuu mu? Yoksa bir ruh ve heyecan mevzuumu ? Yazan. zahirî hakikatler değil elem. ahlâk. diye tenkit edebiliriz. aklın mantıhını kullanmakta elbette haklıyız. Bu hakikat «şyaya. ıstırap. Din. müessiseleri o cemiyetin bünyesine göre bir türlüdür.. ahlâkî.. müessisesiz içtimaî hayat yoktur.. akla taalluk eden neviden ise. Mevzu nedir.. Tutunduktan sonra bu vücudu yani bu renek ve çizgileri taşar aşar. Canlı mahlûkların uzviyetlerine mutabık fiilleri olduğu gibi.. müessesesiz cemiyet. dinî. Bir hesap. ne kadar yaşadı ve yaşattı. miyar artık zevktir . kırmızılık gibi maddî. Hülâsa tenkit. kısalık. yeşillik. gibi manevî. Fakat mana sahasinde hakikat. ahenk. iktisat.. fakat o kadar. bu ister bir ressam. kalp manasiyle ne kadar iyi duydu. mevzua göre değişir.. hesaba. yoksa batını bir hakikatimi. müesseseler. ve duydurdu. cemiyetinde içtimaî uzviyetine muvafık müessiseâeri.

soracağımız sualler şudur: " O halde fert içtimaî bir cebriyetin tarihi şeametin kör körüne esirimidir ?!. kabilevî bir hayatmı yaşayorlar. devirden devire değişir.. beynemilel münasebetler. aşiret. cemiyetin bünyesine bağlıdır. içtimaileşemiyecektir.cemizetten cemiyete. Bu değişmenin aleti. devlet. ferdin keyfi. fertlerinin işte bu tarzı teşekkülüne.— 266 - ssiseler. . yoksa muhtelif işler ve muhtelif ihtisaslerle birbirine bağlanmışım bulunuyorlar ? Fertler tarafından vücude getirilen zümrelerin tedahülü. yani cemiyet dahilinde de. " içtimaî bünye „ denilen hakikattirİçtimaî bünye. Meselâ umumiyetle bu fertler arasında ne gibi manevî müşabıhetler. arzuyu hod yi kılamaz ! „ İçtimaiyatın bu hükümlerini dinledikten sonra birden bire kendimize. Ferdin iradeyi cüziyesinin. tesanüdü ne derecededir. O halde evvelâ bu içtimaî bünye nasıl değişir. içtimaiyatın irşadından çıkarılacak doğru netice şudur: Kabile.yani tahassüs ve tefekkür tarzlar» . doğrudan doğruya cemiyetin bünyesi olmak lâzım gelir. „ Fakat bilâkis. Fertler dağınık. Bu bünye değişmedikçe. Coğrafi muhit. buna dikkat etmeli. Bu bünyeyi tadil ve ıslâh edecek mahiyette olan her ferdî.. cemiyetin hayatına müessirdir. ferdî iradelerin hedefi. ehemmiyeti yokmudur ?!. iradî hareket.. Fert. ve ne gibi maddî tesanütler vardır?. " İçtimaî bünye n gibi ilk uzvî bir mebdein neticesi olan içtimaî müessiseler^ ve bu müessiselerin toptan ifadesi olan içtimaî hayat. bünyeyi değiştirecek inküâplar olmadıkça teceddüt hususundaki bütün mesaisi kısır kalacak.. . ihtiyarının cemiyet hayatında bir kıymeti.? Bütün içtimaî hayatın mukadderatı. cemiyetine karşı menfi kalmak vaziyetinden kurtulamaz!. içtimaî hayatça değişemez. teceddüdü ne kadar arzu ederse etsin ve bu uğurda ne kadar çalışırsa çalışsın cemiyetin bünyesi değişmedikçe.. Bir fert terakkiyi. bir cemiyeti teşkil eden zümreler arasında içtimaî münasibetin U biatidir. gibi her hangi bir cemiyet dahilinde yapılacak olan bütün inkılâp teşebbüslerinin.

. düşünmıye muhtaç olur. Cansız tabiatte cazibeyi arz. elektrik. mektepler. bir mefkureye koşar!. kanunlar. Filhakika içtimaî ilimlerin ve tarihî tetkikatın bize nefiyettiği şey ferdin iradesi değil. batını mücahedelerle. Demek ki mesele içtimaiyat noktayi nazarından mevzuu bahs ve münakaşa olan ferdî idarenin vücudu değil. Bilhassa büyük yeis ve tereddüt anlari vardır ki fert. rzvî sebepler. pek büyük. Şüphesiz bu vazifenin imkânı. böyle olurken şuurumuzu. devirmek için aramıya. muharebeler.. Öyle dakikalar ki büyük. belki bu iradenin hedefi. keyfidir. diğer bir neviden ve diğer bir tabiat demek olan içtimaî kuvvetlerin varlığı bu ihtiyarımızı neden selbetsin ?! O şartla ki sarfedilecek emek. gibi dahilî..-kanularına uygun olsun.. madde üzerinde ki nüfuz ve hakimiyetimizi selbetmiyor. Keyfin tazammün ettiği şekiller mevhumdur. Hülâsa fert içtimaî hayatta bir takım mukavemetlere maruzdur ve bunları yenmek. her duyulması lâzımgelen arzu. hayatının seyrine karşı gelen hailleri yıkmak.— 267 — iktisadî muameleler.. tevellüdat. bütün benliğimizi sarsar... Bu ihtiyaç. muhakemeler. en karanlık tabakalarından kopup aklımızın en aydınlık yüzüne çıkar. büyük dinlerin zuhuru. bu kuvvetlerin de tabiatıne. Çünkü irade. Böyce aşılmaz. istikametidir. ilimler fenler ile yine şüphesiz. ihtiras gibi.. gibi büsbütün cihanşümul ve beşerî sebeplerle bu tahavvülün mihaniki bir surette vücude geldiğini farzedelim. türlü düşünceler. iktidar ifade eder. heyecanlarının mühim bir faaliyeti mevzubahs olmaktadır. tahlil ve tarifi imkânsız olan bin türlü heyecanlar. aşmak vazifesiyle mükelleftir. iktidar ise imkâna asılır. vefiyat. vicdanımızın en derin. sari hastalıklar. gibi haricî/ siyasî sebepler. gayret ve cesaretle çalışmak ihtiyacını duyar. aksam ve anasırı meçhul. yenilmez zannedilen setlerin karşısında kalan fertlerin ve millet- . gibi kuvvetlerin mevcut olması. sonra o asırda ulûm ve fününun terakkisi.. ziya... Bu cebrî şeraitte bile ferdin iradesinin ve tabiatiyle zekasının. keşfiyat.

bîr radde gelir. ruhunun en gayri meşur. ölümü aşmak zaruretinde olan bir hayat için. Düşününüz bir kere. kendi vicdanıdır. kuvvet bulamıyor . Fakat bu sefer ruhunun en derin. Fertte hafızanın ve garyi şuurî * hayatının oynadığı bu rolü. hızlanır.... böyle bir adam. her hangi adam ki hayatının önüne dikilen koca duvarı yıkmak için vücudünde takat. Teneffüs ettiği hava. Her terakki bir icat. yaratıcı hamlelere pek müsait bir zemindir: Bir şair ki canlı ilhamlarını sığdıracak lisan bulamıyor. kendi aklı. en dik yokuşlarına tırmanır. yeni yeni müessiseler vücude getirmiyormu ? !. Çünkü derinleşmek ve gerilemek. istikbale atlar. Ruhlar ihtilâlci sadmelere. yahut kahraman. öyle bir noktaya varır kî artık içtiği su. en kuvvani nahiyelerine inerek esrarıenğiz bir kuvvet ve kudret menbaı arar gibi dolaşır dolaşır. bir mektep bulamıyor. Haricin nazarında aşikâr bir irtica olan bu hareket. nihayet o yoldan bütün mazisinin en uzak. en selikavî bir harekettir: Hayat geriliyerek. hızlanarak ta ileriler. batının zevkince kat'ı bir itilâdır. her icatta maziyi karıştırıp yeni şartlara. ö'ümle karşılaşan böyle bir ferdin halâs ve hürriyet için baş vurduğu çare nedir ? Yine kendi ruhu.. hürriyetini tehlikede görünce. Sanatkâr.— 268 — lerin hayatı son derece esrarengizdir. bir mimar ki muhayyelesinin doğurduğu taş ve demir şiirini okuyacak bir meslek... Vardığı yer. hayatın kaynağıdır. en tabiî. hürriyet havasıdır. Cemiyet mazisinin canlı hatıralarını karıştırarak eski unsurlarla yeni eserler... hayat ırmağının suyudur.. Ferdin hayatında gördüğümüz bu canlı irticai aceba cemiyetin hayatında bulmıyormuyuz? Cemiyet te zaman zaman bilhassa büyük bir hezimet ve atalet devirlerinden sonra hayatını. cemiyette aceba tarih ve sanat oynamıyormu? Onun için meselâ Türklerin . yeni ihtiyaçlara göre yeni baştan vücude getirmektir. en karanlık nok talanna doğru. geriye sıçırayarak mazisini yoklamıyormu ?.

bütün güzellikleri. vatanperverlik hissini tahrik için alet olmalı. [*] Maziye dair Müverrih Ch. büyük savletlere davet [*] Mefkure ile mazının münasebetine dair olan bu yazıları 1922 neşr etmiştim. hak ve hakikat fikri vermekten daha derindir: Bir milletin zihninde tarihi tedrisatın nüfuz ettiği tabakalar. Düşünelim. Yalnız hakka hizmet etmeli. Tarih.. zihnin hüküm. müessiselerini. ahlâk hocalığı yapmalıdır. en sırrî nahiyeleridir. çirkinlikleriyle göstermelidir. Fikrimce tarihin eseri. Yeni kanaatimi demokrasi ve sanat adlı kitabimde izah ettiğim gibi tarih ve terbiye ye dayir neşr etmek üzere olduğum yeni eserimde de mevzubahs ediyorum. İki müellifin tarih ve tedrisatı hakkında ki fikirleri aşağı yukarı budur. haricî tehlikiye en çok maruz kaldığımız dakikalar değil midir. hak olmasına tabidir.V. Çünkü tarihin hakikî hizmeti mazinin hakikatim öğretmek. yani. fenahklariyle..— 269 — bu gün tarih ve sanat eliyle mazilerini karıştırmaları bir hayır çünkü bir hayat alâmeti değil midir ?. Bunun gibi milletin en felâketli en buhranlı dakikaları hangi dakikala rdır ? Varlığının tehlikelere girdiği. . maziyi mazinin hayatını.Mefkure ile mazinin munasibetini bu gün böyle duşünmeyorum. tarihten de istenilen bunaktır. tamamiyle mutabık da değildir . Langlois ile Ch. bütün iyilikleri. hatta ruhun en münzevi. Seignobos tarihi methal tetkiklere olarak yazdıkları eserin sonunda: Bütün ilimlerin kıymeti.. . hakkı öğretmek. büyük müverrihlerin fikrine zıt değilse bile. Tarihin hayatî rolü hakkındaki tahminim. ne de bir takım muallimlerin zannettiği gibi. hakka hizmet etmektir . ne Almanya'da olduğu gibi. olduğu gibi. mazimizin en uzak. en kaçıcı hatıralarını yokladığımız anler hangi anlerdir? En müşkül. diyorlar. muhakeme gibi nispeten sathî ve kışrî olan tabakaları altındadır.

mutasavvıfların yazma kitapların. Bu mazinin sermayelerini. Demek ki hayat. Bu dakikalardaki en tabiî. en hayatî faaliyet hangisidir ? Maziye. Bu teşebbüs iki şek'lde yapılabilir : Ya tasavvufun ve umumiyetle hayatın tarihini yazmak. Yevmî matbuattan başhyarak haftalık mecmualara. bütün hatıralarını. Tarih. bir mimari tarihinden evvel.. Bu gün hangi mevkide bulunuyoruz? Mazimizin hakikatine bizi götürecek olan eserler ister bir yazma kitap şeklinde. felsefemizin bir mazisidir ki müslümanlığm en mahrem heyecanlarını mütalâaya çalışır. tarihî tahsil zevki uyanmişsa. yeni bir istikbale namzet olduğu ande canlı bir irtica ile mazisine katlanıyor.. vücudunden . hayatın mazisine muhabet edenlerin her işi. Tasavvuf. yıkılmaya mahkûm bulunuyor!. mürekkep bir cemiyet mevcut imiş . mazinin tasvirinden evvel. lezzet ve elemlerini. Nitekim geçende öğrendim ki"Cemiyeti sofiye. her şeyi sadece " kurtarmak „ maksadına dönmelidir. Tasavvuf ve tarihi hakkında yapılacak her teşebbüs.. Bu itibar ile tasavvuf bizim için dinî halin bir mazisi. harap olan camilerin. bu istikbal için hayırlı bir alâmettir. Bir millet için tarihî tetkikat. istikbale atılan hayatın hafızası. istikbali noktayı nazarından gayet büyük bir ehemmiyeti vardır.— 270 — edildiği dakikalar değil midir ?. Bu cemiyet bir zamandan beri tasavvuf tarihi yazdırmakla meşgul. yahut bu tarihi öğretecek vesikaları tesbit etmektir. hep yanmıya. halin en canlı bir idrakma dokunacaktır. isminde tasavvuf meraklılarından. çeşmelerin. tarihe katlanmak degilmidir ?. Bu taktirce tarihi şuurun milletlerin bakası.. onları eritiyor ve yeni bir hayat şekline döküyor. ilmî eserlere kadar tarihî neşriyat inkişaf etmek istidadını gösteriyor. Onun için bir tasavvuf tarihinden evvel. iptidası dır. yaratan. bu hafıza ise o anlayışın şuurudur. ister bir mescit harabesi halinde olsun. muvaffakiyet ve inkizarlarını yokluyor. neş'e ve İstıraplarını. Bu yanma ve yıkılma tehlikesi karşısında. Diğer cihetten maziyi tenvir için çalışan hususî teşebbüsler vardır.

Ben sadece Bergson'culuk cereyanını kasdediyorsa bu felsefe ne zannetliği gibi ilim aleyhtarı ne de mystik bir felsefe olmadığını söyledim. Her halde doğru telâkki edilmiye müsayit bir muhitte intişar etmesi doğru telekkiye müsayit dimağlara ekilmesi lâzımdır. (Akşam)'da manevî kuvvetlerin hakikatinden ve yaratıcılığından bahseden bir iki makalem çıkmıştı. Ve kendisinin mistiissme aleyhinde yazacağını söyledi.. Arkadaşım o zamana kadar Bergson'u okumadığını itiraf etti. Memlekette ilim aleyhine cereyan olacak „ dedi. her okumuş yazmış ve bir az düşünmiye alışmış olan insan da her felsefî bir telkâkiye hazırlanmış değildir. Bergson'un felsefesine dayir Millî Harekâtın henüz başladığı tarihte idi.. bu muhavere tekrar gösterdi ki bir feisefenin bir memlekette. ilmin kıymeti ne olabilir ? Bediî terbiyesi iptidaî olan bir memlekette bir Wagner. her devir. hatta açık bir lisanla yazılması kâfi değildir. arkadaşlarımdan biri : u Nedir bu yaptığınız ? mistisisme gidiyorsunuz!. Nitekim fikrî terbiyesi olmıyan bir memlekette ilmin telâkkisi. bir chopin neden takdir edilsin ? Yeniyi kabul ve temessül hazırlığı yalnız ilim ve sanat için değil. Ve bizzat Bergson'un eserlerini okumasını tavsiye ettim.- 271 - baki kalan eserlerin muhafazası.nasıl ki yeni bir ilim ve sanat . her felsefî telâkkiye müsayit olmadığı gibi.. Birgün. Felsefe ile devir. O münasibet ise muhabbettir. takdir edilsin!. anlaşılması için doğru olması. felsefe için de lâzım değil midir ? O halde her memleket. feylosofla onu okuyan mütefekkir arasında her şeyden evvel canlı bir münasibet lâzımdır. Bu tesadüf. Devrimizin ruhunda ve bizzat ruhumuzda yeni felsefeye . Artık bu vazife kimlerindir.

görünen bir çok hükümlerin canlı bir vahdet içinde eridiğini gcrürüz. manasına vasıl olur ki bedi odur. Yeni bir sanati. Âlemi hariciye ayit bir mevzuun. bizi yeniyi. diğeri usulüne dayirdir. belki ruhuna. bu muhabbettir. Çok kere . hususiyle yoktan vücude getirir gibi görünen eserleri müelllifin alâkası ile yaşansaydı BergsoncuUık ilme mugayirdir. çünkü yeniyi anlatan. yeni bir hayat eserini de anlamak için böylece samimî bir idrâke muhtacız. samimî fakat lâ-aklî vaziyet dahi bunu gösterir. noksanları ve tezatları maverasında dolaşan manayı bulmak ve onu yakalamak için sanatkârın aldığı gerçi hayatî. mistisismedir. Alelade zamanlarda bile karşınızdakinin meramını anlamak için yaptığımız hamle dahi katiyen bundan başka bir şey değildir. İşte Bergson'un felsefesine ayit başlıca itirazlar muhabbet sözü ile ifade etmek istediğim belki de temamiyle ifade edemediğim.bu muhabbet olmadıkça onu anlamak güçtür. anlıyacak vaziyete koyan her şeyden. her talim ve tahsilden evvel bu duygu. meselâ bir binanın. Yeniyi anlamak için yaptığımız her türlü tahlil ve mukayeselerin altından bu canlı alâka tessüs etmek sayesindedir ki yeni felsefenin kalbigâhına vasıl oluruz. Bütün Bergson felsefesi bu iki iddianın istiklâline ve yeniliğine dayir ilhamlar ve ispatlarla doludur . gibi itirazlar dermiyan edilemezdi. O zaman bu felsefede zahiren garip ve mütezat. Filvaki idrâkimizi bu feylosofun idrâkiyle birleştirdiğimiz zaman felsefesinin fikir âlemine başlıca iki istiklâl davasiyle girdiğini görüyoruz: bunlardan biri felsefenin mevzuuna.— 272 — telekkisine karşı . çünkü lisan ile temamen ifade edilemiyen samimî bir idrâkin noksanından ileri geldiğini zannediyorum . bir hayvanın yahut bir insanın. canlı cansız bir manzaranın acizleri. Zira Bergson'un eserlerini canlı bir alâka ile ile tekrar tekrar okumuş olsaydı ve bu feylosofun dediğinden ziyade demek istediği sezilseydi. Sanatkâr bu suretle eşyanın parçalarına değil.

fekat yine bu ilmi taşan bir nevi ilimdir . Madde ve hayatın yüzünü tenvireden mihanikiyet ve muayyeniyet tabakaları altında öyle taviyet ve hürriyet nahiyeleri bu nahiyelerinde öyle hür ve tabiî sekenesi vardır ki bunlar hendesemizin. cebrî lisanlarla ifade etmek suretiyle ilmin faaliyetini devam -ettirmek değil. Halbuki insan şuuru için tecrübe sahesi sadece ilim sahasinden ibaret değildir . diğer mevzularla münasebetini bulmak ve onu aklî mefhumlar. cismi değil. Sanatkârın işi mevzuunu ölçmek. bazen de feylosofu alimin ve felsefeyi ilmin düşmanı sanmışlardır . Çünki nebatat ve hayvanata oğrayarak bütün kâinatı dolaşan hayat ırmağının son yatağı bizim ruhumuz. İlmin melekesi olan akıl. Madde ve hayat. güzel. haş- . Feylosofun "moi fondamentalw dediği batını ene bu tahtanı cereyanların arzıdır. Çünkü ilim bir alet. iztirap. Bergson'a göre felsefe ne ilme aynen mutabık ne de ilme büsbütün mugayirdir . . bilakis ilmin giremediği nahiyelerde çalışarak mevzuunun vahdetini bırakmak ve onun şekli. Hülâsa sanatkârın vazifesi neş'e. hayatiyat. hakikatlerin ancak cemiyetleşmiş kısımlarım tetkik edebilir . imkânlarına yalnız hakikatin yüzüne serpmemiştir.Hakikatin bu kısmı ilim için tecrübe sahesidir. Belki felsefe ilmi kavrıyan. Onları akıl gözünün görmesine imkân yoktur. çirkin. Asıl ilim maddeyi ve ilim dediğimiz. hesabımızın şekillerini' hassalarını taşan mevcutlardır. hakikatin bu kabili mukayese ve muhakeme olan katı kısımlarını yakahyabilir. İnsan için böyle batini bir tecrübelerin kabiloiduğuna delil işte hakikate tahlil ve mukayese etmeyerek vasıl olan sanattır. vicdanımızdız. sahibi bir mühendistir. biçmek. Hikmet kimya.feylesofun âlimin işini tekrareden bir alim farzetmişler. ruhiyat ve içtimaiyat dediğimiz ilimlerin mevzuları hep bu tabakanın sekenesidir. Fakat zevk ve hats dediğimiz kalp gözüyle görülebi~ lirler. manayı ifade edebilecek bir lisanla ifade etmektir.

Feylosof bir fizik alemi olan ilme basarak bir metafizik âlemi olan felsefeye athyabilir. Ruhun . Nasıl resim ve heykeltıraşlık gibi sanatler asıl terkibi mevzularını bulmak için bidayeten bir takım tahlillere muhtaç oluyorsa. hayatın bu sıcak ve zaman zaman infilâk eden burkanıdır. Sanatkâr gibi feylesof ta asıl mevzuunu kavramak için bir takım tahlillere muhtaç olacaktır. Buna tutunarak daha içeriye girer ve manaya doğru ilerler. çalışan bir aklı vardır. Onun için her tasavvurun meşur ve ya gayrı meşur bir tahlili vardır. Onun için feylesof ilim vasitasiyle hakikate teması temin ettikten sonra sanatkâr gibi daha içeriye girer ve alimin dağınık mütalâalarına hep birden menba teşkil eden bir. Hakikî felsefe hakikî ilmin mabadıdır. Sanatkâr hayata ve manasına vasıl olmak için evvelâ bu hayat ve mananın tutunduğu maddeyi ve şekli bulmak. fakat felsefe için ilim basamaktır. azamet kelimeleriyle ifadeye çalıştığımız fakat bir türlü ifade edemediğimiz bâtını âlemin sekenesini bulmak ve onları haricî âleme kadar sürükleyip merî bir hale getirmektir. hayat ve fevza merkezini bulur ve görür ki bütün o hâdiselerin anası. Fakat sanatkâr samimî.• • fa 074 I *x — - met. Asıl bediî faaliyet işte bu batini âlemde olur. felsefe de asıl mevzuunu kavramak için bidayeten bir takım tahlillere muhtaç olacaktır. Acaba feylosof için sanat yolundan daha ileriye. Fekat sanat bu tetkikte kalmaz . Faaliyetinin bu safhasında sanatkâr maddeyi tetkik eden âlime yaklaşır . anlamak mecburiyetindedir. ruhî bir eneyi ifade hususunda yalnız temsilci bir vazife görüyor. fikre kadar gitmek ve sanatin temsillerinden daha fikrî olmak üzere ifadeler bulmak mümkün olmaz mı ? Sorulacak ki felsefe bu faaliyetinde iime muhtaç deiğilmıdır. Her ressam manayı ifade etmeden evvel az çok şekli taklide başlar . bütün ve canlı merkezini. Ona bu tahlilleri veren ve feylesofu hakikatin evvelâ soğuk yüzü ile temas ettiren vasıta ilimdir. O halde felsefenin ilim tabakaları altında arayan bir gözü.

İlmin mevzuu tastik hakikat. Bu böyle anlaşıldığına göre Bergson'un felsefesi ile ilmin mutaları arasında nasıl taarruz olabilir?!. Sanat ve felsefe içini bu mana ile mistik olmak kendine sadık olmak demektir- . İlim hakikatin kabili müşahede. Şu halde ilim sanatten ziyade hirfete. Hayatın sırlarıiını keşfeden meleke bu aklın melekesidir . Felsefecin melekesi hats ( intuition ). usûlü terkiptir . kuvvanîdir. yani derunî. müşabih olan unsurlarını ayırıyor . İlmin melekesi akıl usûlü tahlildir . "Mistik. bu gözün nurudur.. tasnif ve mukayese ediyor. felsefenin de mevzuu hakikattir.- 275 - karanlıklarını delen nur. batini. batini rûyetlere vasıl olan her idrâk az çok mistiktir. Şu taktirce felsefe ilme nazaren müstakil bir mevzu oluyor. yani ilmin mutalarını belediyor . kabili tasvir ve kabili telkin olan umkunu keşfediyor . İlmin de. Halbuki felsefe hakikatin kısır gibi kabili tecezzi olmayan kuvvanî kısmını bütün ve canlı olarak gösteriyor. İlmin akıl vasıtasiyle maddeyi ve ya madde gibi gördüğü hayatı tahlil. dinamik hakikattir. demek içinde " mistik „ kelimesine müspet telâkkisi haricinde menfi bir mana vermiş olmalıdır... Nitekim her sanat te bu mana ile mistiktir. kabili mukayese ve kabili muhakeme olan sathını tenvir ederken felsefe aynı hakikatin bilâkis yalnız kabili tahaddüs. felsefenin mevzuu kuvvanî. felsefe ilimden ziyade sanate yakındır diyebiliriz yine böyle anlaşıldığına göre felsefenin usûlü ilmin usulünden başka olduğu görülür. Bergson felsefesi ilmin bıraktığı yerden başlıyor ve ilmin rüyetlerini vahdete irca edecek olan asıllarını bulmak üzere derinleşiyor. daha doğrusu duyuruyor . Bilâkis tesanüt vardır . Şimdi insan bu felsefeye ilme mugayirdir demek için anlamamış olmalıdır. Filvaki ilmî nazarlardan uzaklaşan.

Hemen bahis maarif teşkilâtımıza intikal etti. Demek istedi ki : Türk filân falan kavim gibi terakkiye gayri müstayit değildir. Hususiyle ilk tahsilin mecburiyeti memleketimizde tatbik edilip edilmediğini. Kavimlerin terakkisinden de tedennisinden de mesul olan müessiseleri değil midir ?. gibi müessiseler. ahlâk. Mu safirlerimiz arsında şayanı dikkat münevver zatler vardır. kadınlarımızın içtimaî hayattaki mevkilerini ve intihabata iştirak edip etmediklerini. Ben bu teşkilâtın memlektimizde taraftarları olduğunu ve yeni yapmakta olduğumuz maarif kanununda bu esası kabul ettiğimizi söyledim ve bunun aleyhinde bulunanlar tarafından müfrit bir merkeziyet itirazı dermiyan edildiğini söylediğim zaman muhatabım gi'ldü . Aynı zat Fransa'da olduğu gibi Türkiyede akademi mıntakaları vücude getirilmesi hakkındaki fikrimi soruyordu. tedenniyide icap eden din..— 276 — Taklit mi. Bu fikir etrafında biri az münakaşa oldu. hukuk.... sanat. lâiklik meselesini. hazım mi ?! Dün Sümmer palast'a Strasburg'lu müsafirlerimizle Şehremini Beyin ziyafetinde bulunuyorduk . Türkün terakkisine bir mani varsa bu kafa . Buna aksiyle itiraz etmek daha kolay olduğunu söyledi ve Fransa'da olduğu gibi Türkiye'de de millî ve harsî vahdetin emniyet ve selâmeti için bu mıntıka fikrini kabul ve tatmin etmekten başka çare olmadığını söyledi . Aralarından biri " Türk kavmi dünyanın müstayit kavimlerinden biridir „ dedi. Hilkaten ve hayaten terakkiye müstayit olmiyan kavim var mıdır?. hep sordular.. Bundan sonra misafirler muhtelif fırsatlarla ve muhtelif tabirlerle Türkiye'de vukua gelen siyasî ve içtimaî inkilâplann harikulade mahiyetinden ve Gazi Paşa Hazretlerinin müstesna şahsiyetlerinden bahsettiler.. içtimaî vakıalar de:ğil midir ?. iktisat. Bu zatlerdan biri taşra maarif teşkilâtımız hakkında malûmat istedi . Terakkiyi de.

. Bu dava etrafında hayli konuştuk. müessisleriyle alâkadardır. „ Bu tavsiyeleri biri birinden daha makul ve mantıki olabilir. umumî. Fakat hepsinin esası şudur: Medeniyet parça parça unsurlardan şuradan buradan alınıp eklenmesiyle teşekkül eden bir halitadır. salim gayrı salim mekteplerinde yaşamak ve bu mekteplerin hâlile hemhal olmak lâzımdır. meslekî. tedrisatı itibariyle dünya üzerinde birinci derecede bir raemlikettir . yazı. O halde . Bu münevverlerimiz derler ki : " Avrupayı rehber ittihaz edelim. İngiltere'nin spor ve " selfgovrenment. yüksek. edebiyat. orta. fena taraflarını almayalım . Italyadan sanayii nefise vatnı olmak itibariyle. Ben dedim ki: Mektep ve tedrisat Fransa'sını doğru olarak anlamak için hiç olmazsa bir sene onun ilk. ve bunları birleştirerek asrî bir terbiye ve maarifin «sasını kurunuz . tarihiyle. Meselâ . felsefe. diğer memleketlerin maarif hayatına intikal ettiği zaman Almanya'dan tebahhur ve sınarri tedrisat notasından. Fransadaki kat'i müşahedelerimin verdiği salâhiyetle diyorum ki: Fransa Usan. Almanya'dan iktisat pedagojisni. Hiç bir memleket bu dersler hususunda Fransız muallim ve müderrisler kadar hedeflerini vazıh bir surette tayin ve usullerini psikolojik esaslar üzerine vazedememişlerdir. fakat Avrupamn iyi taraflarım alalım. Onun için bana Fransa'nın maarifini tarif için üzülmeyiniz.- 277 - tasiyle . Ben bu tecrübeyi yaptım. Nihayet bahis mektep ve tedrisat notayi nazarından Fransaya intikal etti . siz Fransa'dan lisan ve edebiyat dehasını. toprağı mevkiindeki hakimiyetinden bahsedildi. Bahis. Ingiltereden ferdiyet harsini alınız. Avrupa memleketlerini mütehassıs oldukları cihetlerden taklit ediniz „ . diyorlar! Bu fikir ve itikat öteden beri bizim bir kısım münevverlerimizde de vardır .dimağının hüceyreîeriyle değil. Mübahasa esnasında pek munsaf davranan Strosburg lisesi müdürüne şu cevabı verdim: Evet her kes bize buna yakın tavsiyelerde bulunuyor. dediler. Misafirler bu sözlerden çok memnun oldular.

— 278 — Fransa'dan vuzuh vemantık unsurunu. dediler. O şair gibi ki bütün klâsikleri okumuş ve zamanın bütün sanatkârlarını tanımıştır. İngiltere'den hürriyet ve ferdiyet dehasını alan ve tophyan Türkler bunları yan yana getirmekle kendilerine mahsus bir tarz ve şekil icat edebileceklerdir!... bütün milletleri görmeli. ve bütün büyük milletleri taklitte tereddüt etmezdiniz!. Almanya'dan teknik unsurunu. italya sanayii nefisenin arzı mevudu. Zira kendi ruhunun ve kendi samimiyetinin zadesidir.» İktisadî hayatta olduğu gibi harsı ve manevî hayatta da her milletin dehasını tebarüz ettirecek içtimaî bir taksimi amel mevzuubahs oluyor. fakat eseri kendinindir.. Fransa vazıh fikirler ve mantık memleketi.. taklit değil. hatta yaşamalı. hazım !. hazım. Bir içtimaiyatçınızın. Han . en samimî ve en derunî bir tarzda fakat hiç birini hiç bir şeyi mihaniki olarak taklit ve kabul etmememeli . " Size Darülmuallimini iptidaiye binasını gösterelim. Eğer öyle olsaydı siz Fransızlar hâkim oldukları noktada Almanları. Sözümü bitirir bitirmez muhataplarımdan biri şu kısa cevabı verdi: — Evet.. Bizim yeni bir medeniyeti nasıl icat edeceğimize gelince Türkler yalnız şu veya bu milleti değil. Şimdilik! Fenamı? Sakarya harbi esnasında Tokat'tan geçiyordum.bittabi insanî ve beynelmilel olan esaslar başka . hatese bırakarak samimî bir faaliyetle icada çalışmalıdır.. Fakat hayır! Buçalşma icat ve ibdaın sırlarına mugsjiıc'ir terakki hiç bir zaman bu yan yana getirip eğlemenin mahsulü olamaz.ve sonra kendi memleketlerinde işin gerisini akli selime. profesör Bougle'nin dediği gibi. İngiltere ise " Selef Governemnet „ memleketidir .. keza İngilizleri.

Asıl cemiyet müesşişeleri. Yeni Cumhuriyetin şehirlerini vücude getirirken ve binalarını yaparken " Şimdilik ! „ dimeyiniz. Onlar fenaya. Şimdilik ! Fenamı ?... Cumhuriyet hayat siyasetinin düsturlarını ebedilikten ve cidalden alırken siz 18 . Fenamı ?.. Yeni şehri vücude getirecek olan en mühim binalar bu hususî meskenler.. Birine sordum : — Bu nasıl belediye kulübesi ?!. — Şimdilik !. Şimdilik diyenler bu büyüklüğe inanmıyanlardır. ebedîliğe inanıyoruz. biz ise bakaya.. Şimdilik düsturu yanlıştır. Biz bir milletiz.. Ve bizim hayatımız yalnız ebedîlikle ölçülebilir. Hakkınız yoktur. şimdilik düsturu fenadır. Bizim senemiz. hayır . Bu defa arma komisyonu münasibetiyle Ankara'yı ziyaret ettim. ve ticaret evleridir ki bu büyük şehre hususî bir sima verecektir ... ömrümüz yaprakların ömrü değildir. Hayır.. " Şimdilik ! Fenamı ? !. „ düsturu doğru değil. dedi. Fenamı ?. Bu söz beni senelerdenberi sinirlendiriyordu.. Bir kaç sene evvel Derülfünün binası olan Ziynep Hanım konağının önünde asarı atikadan olan süslü sebilin yanında tahtadan bir belediye kulübesi yapıyorlardı. Arkadaşım şk cevabı verdi : — Şehremaneti bunları yersiz kalan ufak memurlar için yaptırdı. faniye itikat ediyorlar.... — Darülmuallimini İptidaiye binası dediğiniz yer burası mı ?! dedim.. Bn evlerin hâli nedir ?. Dediler... ayile evleri değildir. " Şimdilik ! Fenamı ? . Bu karanlık binanın çürüyen döşemelerini değiştiriyorlardı. „ Biz bir göçebe kavim ve bir kabiyle değiliz... Arkaşıma dedim ki: — Yeni şehir mutlaka bu düzlükte teşekkül edecektir.. Yukarı Ankara'da büyük taş binalar yapılırken yeni Ankara'da mukavva şatolar gibi yapılan ufacık tefecik evleri gördüm. on iki ay değildir.. — Şimdilik!. Bu kanaatin altında yatan zühtî bir kıymet var. ilim..97O - gibi karanlık ve dar bir yere girdik.

'dır. mutlak fikirlere delâlet edecek surette birleşmesi.. çizkiler. Her sanat eseri bir takım renkler. felsefe en mücerret mefhumlara kadar varabilir ... . Bu ölçü. " Yarın için ve ilelebet için . Çünkü felsefe sistemi de sanat eseri gibi bir nevi " terkip . İşte sanatkârların asıl icadı bu manadır. felsefe de haricî âlemden. Milletin ebdî hayatına kayil olunuz. olsa olsa. Ey imarcılar! Milletin hayatı için kullanacağınız ölçüleri fani olan hayatınızdan almayınız.. „ düstûrunu alınız. müstakbel ihtiyaçları için yapınız. İşte felsefe sistemini de vücude getiren fikirlerin. İki nevi terkip arasında yalnız şu fark vardır: Sanat eserinin ifade ettiği mana bediî bir kıymettir.. bunların " bir manaya. Türk hayatını kurtaran insan mücadelenin mikyaslarını saatlerden. kanaatten almıyınız. Sanat eseri bir takım unsurlardan teşekkül etmekle beraber.. cisimler veya seslerden teşekkül eder» her felsefe sistemi de bir takım fikirlerden. İyiyi yalnız ebedîlikte ve bakada arayınız. Her fani. günlerden ve senelerden alsaydı yer yüzünde Türk kalmazdı. maddeden. hayallerin " yan yana gelmesi „ değil..— 280 — imar siyasetinizin düsturlarını zühtîlikten.. Sanat ve felsefe Bir felsefe sistemini bir sanat eserine benzetmek kadar uygun bir tespih olamaz.'tir. onu vücude getiren faaliyet bu unsurların " gelişi güzel karışması „ değildir: belki " hususî ve manalı bir tarzda imtizacındır. anlaşması . Şu hâlde sanat te. Sanat ancak hayale kada varır. her zayii şeyin adına " Fena „ diyiniz.... mefkurelerin hayatındadır. " Şimdilik! „ düstûrunu gömünüz. hayallerden teşekkül eder .. Her işi milletin ebedî olan hayatı. Halbuki felsefe eserinin ifade ettiği mana fikrî bir kıymettir. muhakemelerden.

ne de taşlardır. asıl bu unsurların vücude getirdiği ahengi. Halbuki alimin işi bunun aksidir: İlim. sanat ve felsefe gibi tabiatı duymak veya anlamak için çalışmaz. İlim yalnız " nasıl ölüyor ? „ sualine cevap verir. belki sanatkârın hayatından aldığı ve çizgiler. Sanatkâr gibi feylesof ta bunları yalnız vasıta olarak kullanır. afakî hahikatiari bildirmek değildir. Bir felsefe sistemi ilme müracaat ve ilmi istimal etse bile doğrudan doğruya ilmin kendisi değildir. manzaralarını doğru öğretmek değildir. şekilleri. Çünkü sanatin vazifesi haricî âlemin eşyasını. cisimleri ayrı ayrı tahlil etmek değil. anlamaktan ziyade duymak lâzımdır. ilimden aldıkları unsurlarla bir takım yeni yeni kıymetlere vücut veren orjinal eserlerdir. Çizgiler. bir hâdiseyi diğerine bağlar. İlim. bunun aynı değildir. sadece gördüğünü u kayt ve izah „ eder. fikirler. ilme mutabık. Sanatkârın eserini parçaiıyacak yerde toptan kavramak.ilmin yaptığı gibi . taşlar vasıtasiyle ifade edebildiği manadır. Nasıl ki felsefenin vazifesi kâinat hakkında . Ancak bir sanat eserini sanat eseri yapan asıl hakkiat ne müracaat ettiği çizgiler. Nihayet haricî âlemdeki şeniyete mutabakatını aramaktır. onları hesap ve istifade edilebilir bir takım basitlere ayırıyor. Halbuki bir sanat eserini anlamak için müracaat edilecek usul. Sanat ve felsefenin terkip çiliğine mukabil ilmin fiili tahlilcidir. eseri parçalamak ve parçasını bin türlü tecrübe etmektir. ilimlerde felsefe sistemi için sadece bir vasıtadır.— 281 — fikirden. taşlar sanat eseri için nasıl bir vasıta ise. Şimdi bir ilim eserini. İki faaliyetin istikametleri. Çünkü burada ilmin eserinde olduğu gibi çizkileri. fakat " nedir? „ sualine cevap vermiye uğraşmaz. gayeleri de ayrıdır: Hatta bir sanat. unsurlar vasıtasiyle kaçıcı manaları ifade edecek yerde hiç bir manası olmıyan cansız maddeleri parçalıyor. bir ilim adamının davasını anlamak için müracaat edilecek usul şüphesiz ki tektir: Zekâyı bu esere tatbik etmek. . bazan mugayir de olabilir.müspet fikirleri.

Tkrk köyleri için mektep istemek kadar meşru bir hareket ne olabilir ? . Aynı adamlar. cümleler değil. Sanatkârın eseri ilmİD eseri gibi anlaşılmak istendikçe anlaşılmaz bir hâie gelir. Yani ilim eseri gibi zekâ ile tahlil edilecek yerde bir sanat eseri gibi kalp ile duyulmalıdır. ve asîl mebdeidir. sayiklerini yakından tetkik ediniz.— 282 derunî lisanı keşfetmek lâzımdır. iktisadî. sıtma mikroplarının hastası iken de helası için yalnız bu mektebi istemişlerdir.. ideal bir hayatın yegane.. Basit görüş ne demektir ? Meselâ memleketin maarifini.. Onların nazarında bu mektep siyasî. Bunun için eseri parçalamıyıp toplamak. ahlâkî bütün teceddüt ve tekemmül hareketlerinin hülâsa. Madem ki ilmin mevzuu olan madde ile sanatın ve felsefenin mevzuu olan mana ayrı şeniyetlerdir. kabitülâsyon»arın esiri. onların anlaşılması için kullanılacağı vahitlerin de ayrı cinsten ve kend| cinslerine mutabık şeniyetler olması zarurîdir. Bunlar senelerdenberi: a köy ve mektep ! „ demişlerdir. Fakat bir de bu istediklerinin menşelerini. imparatorun askeri... Her şeniyetin vahidi kendinden olur. aynı noksan ile malûldürler.'dır. köy için her şeydir. Bunlar basit görüşlüdürler. Bir felsefe sistemi bir sanat eseri gibi mütalâa edilmek lâzım gelir. Felsefe eserinde anlaşılması lâzimgelen mühim hakikat fikirler* hayaller.. Demek ki " Halk için mut- .. mektep ve terbiye tarzını ıslâh sevdasında olan alelade münakkitleri nazarı itibara alınız.. fyelesofun telâkkisi. İlmin melekesi " zekâ „ sanat ile felsefenin melekesi " hats. türk köylüsü. Göreceksiniz ki onların nazarında " mektep „ yalnız mektep değil. toptan kavramak lâzımdır.'tir. " kâinatı görüş tarzı .. asksrî. Basitçilik Memlekette bir sınıf vardır ki aynı zaaf.

Çok . Nerede boş ve avare bir insana rasgelseler: " durma çalış! „ derler.. ne de ahlâksızlıkla. Sonra ahlâkî hayat sahesine giriniz. gibi ne ahlâkla. kere "tesettür..... Basit görüşlülerin bir kısmı da vardır ki memlekette fuzulî gayretkeşlik vazifesini ifa ederler. Mevzuubahs olan mesele diğer bir şehri güzelleştirmek midir ? O hâlde her şeyden evvel eski namına nesi varsa yıkmalı. Bu adamlar " iyi ahlâk „ isterler. Çünkü bu işsizlerin ve memlekette işsizliğin yegane mesulü fertlerin iradesi olduğunu farz ve tahmin ederler. Bütün bu . doğrudan doğruya bir münasilaeti olmıyan kıyafet ve tuvalet meselelerini bile samimî olarak bir namus ve iffet meselesi gibi telâkki etmekte inat ederler. istiyen bu adamlar içtimaî hayatın esaslı zaruretlerinden ve mektebin cemiyet içinde ki hakikî vazifesinden tamamiyle habersizdirler. Demekki bu adamlar refahın... Hatta " garp medeniyetinin iyi adetlerini „ alıp ta " kötü olan adetlerini „ onlara bırkmak isterler!..... Mevzuubahs olan mesele meselâ bir şehri zenginleştirmek midir ? Q hâlde evvelâ onun " bir sefahet merkezi „ hâline getirmelidir ..- 283 - laka bir mektep. Demek ki bu adamlar ahlâkî kıymetlerin şeniyeti.. Bir memleketin iktisadî sefaletinden sadece şahısların mesul olduğunu iddia ederler . fakat kos koca caddeler açmahdlr. daha âlemşümul şekiller alır. Demek ki bu adamlar ferdî istekler haricinde ve şahısların gayretj ve teşepbüsü fevkinde memleketin iktisadiyatını idare eden millî ve beynelmilel faaliyet veya atalet sebepleri olduğunu duşünemiyolar. yahut sefahetin dışarıdan tutulabileceğini ve her geniş caddenin elzem ve elzem tevehhüm edilen her yolun güzel olacağını kabul edecek kadar şehirlerin uzvî hayatından gaflet ederler. Asıl iktisadiyat sahesine geçince bu adamların iddiaları daha garip. tahavvülleri hakkında yahut ayile ve kadın örfleri hakkında hakikî denilebilecek hiç bir fikre ve kanaate de malik olamamışlardır.

.— 284 — muhtelif fikircileri biri birine bağlıyan bir zihniyet birliği vardır ki o da " basitçi „ olmalarından ibarettir. faaliyetinin hedefi olan tabiatte bir takım. daha doğrusu salim faaliyeti için muhtaç olduğu ilmî müşahede ve mukayese faaliyetlerinden mahrum kalması ve hâdiselerin derinliklerine dalacak yerde yalnız sathında yüzmesidir..'de şayanı: dikkat olan bir nakise de iradelerinin başı boş olması. İçtimaî hayat hakkında ki bu müşterek telâkkilerinin ve fikirlerinin noksanıdır ki hangi faaliyet veya mesuliyet sahasine dahil olurlarsa olsunlar onları hep biri birine benzer bir tarzda duyar ve işler adamlar hâline getiriyor. eahamet. muayyetiyetlerin vücudunu kabul etmektir ve onlara itaat etmektir. akim inzibatsızlığı.. fziyoloji ve psikoloji ilimlerinin mevzuunu teşkil: eden madde. uzuv ve ruh mevzuları haricinde mütalâa edilecek derece hususî ve mudil olan içtimî hayat hakkında son derece iptidaî fikirlere. ahlâk. hudut tammamasıdır. Ukalâlık. Bence basitçüik her şeyden evvel bir zekâ fakrüddeminin eseridir^ Aynı hastalık tabiatiyle bir takım arazlar meydana getiriyor ki bunlar da tespit etmek güç değildir. Mademki basitçilik esasen bir fikir hastalıkı- .. Evvelâ bütün basitçiler " ukalâ „ kimselerdir.. Basitçiler içtimaî hâdiseler hakkındaki sathî fikirleri sebebiyle kadir her şeyi kendilerini her şeyde kendilerine tabi farzederler. Bu adamlar marazı bir surette her şeyden gayrı memnun. Basitçilerde görülen ikinci hâl taşkın bir hassasiyettir. zaneden bir adamdır . gem. iktisat ve şehir denilen ve dayima fizik. gelişi güzel akılsızlık değil.. vardır.. Basitçiiiğin bu tabiatleri malûm olduktan sonra onun menşeini görmek ve menşeine kadar çıkarak tedavi etmek mümkündür. Faaliyetlerinin amiri olan iradelerinde salim bir kudret değil. fakat en ufak iddi— alamdan dolayı sermestirler. Halbuki basitçi fikrî zaafı sebebiyle kendisini "kadiri kayyum. Çünkü salim bir iradenin şartı. Bütün bu fikirçilerin terbiye. " Basitçiler .. kaba mefhumlara sahiptirler...

. İlim ve ihtisas mefhumları Hiç kimse "ben cehil namına hareket ediyorum. Fakat " ilim „ diyerek " malûmat „ kelimesinin müradifini değil.- 285 - tır. Böylece inşa ve icat nevinden bir zekânın mürebbisi yalnız ilim olabilir. mukayeseli. cehli temsil ediyorum. hayatiyat. benim düsturlarım cahilane fikirlerdir. „ . işte bu ilim terbiyesinin noksanıdır ki tabiat ve şeniyet zekâsı yerine o hasta ve kör zekâların vücudüne meydan vermiştir. O hâlde fikrin inşaî bir noksan demek olan basitçiliğin menşeini ansiklopedik bir tahsilin noksanında aramamalıdır Asıl düşünücü zekânın kuvvetli olmamasıdır ki bu nevî kafaların teşekkülüne meydan bırakıyor.. binası değildir.. Türkiye millî idaresinin her noktasında ihtisasa hürmet ederse gene millî hayatımız basitçilerin tahribatından kendini kurtarabilecektir. Halbuki ilim harsinin bir vazifesi de aklı selim hudutlarını göstermek ve mücerret bir mantık olmadığını. tasnifli ve izahlı ilimleri kastetmek lâzımdır: Matddiyat. Gene bu ilim noksanının bir neticesi olarak basitçi dayima aklı selim ve mücerret mantığa istinat etmek istidadındadır.. ruhiyat ve içtimaiyat ilimleri gibi. Çünkü malûmatımız fikrî terbiyemizin kerestesidir. onu fikrî terbiye sahesinde tedavi etmek çarelerini aramalıdır. İşte hakikî ilim terbiyesine istinat edilerek yeni nesillere ilim ve hakikat kafası verilirse Türkiye tefekkür âlemi muhtaç olduğu " Şeniyet hürmeti w 'ni kazanacaktır. her şeniyetin mantığı kendi içinde bulunabileceğini ispat etmektir. menfi cihetten hareket edilmiş olsa bile Cumhuriyet nesillerinin terbiyesinde bizi müspet neticelere ulaştıracaktır. Evvelâ basitçideki fikri zaafı herhangi malûmat noksanı değildir.. Fikrî noksanlarımızı korkmiyarak ve aldanmıyarak teşhir etmek.

küllî hakikatler olmak lâzımgelir. ilimi hesap ilimi servet . Bir de hikmet. Fakat bahis manevî ilimlere. siyasette. içtimaiyatta nasıl iddia edebiliriz ki müpset kanunları nadir ? İçtimaiyat mefkureyi keşfedebilir mi? yarmki zevkî. ruhiyat. Her şey ilim değildir: İlimi eşya. mimarlık gibi san'atlerin san'atlere ayit olan hususî ihtisas şeklî başka. tte. " Terbiyede. Fakat hiç birini diğerine karıştırmamahyız. diyorlar. kimya gibi müspet ilimler için kimsenin itirazı. Çünki ilim olmak için madde. Pek muayyen bir şeydir. Çünkü yaptığı iş yaratıcılık değil.. diyemezsiniz.. fikirlerim ilmin fikirleridir .- 286 - demez.„ der. meselâ içtimaiyata girince bir çok kimselerde tereddüt baş gösteriyor. bediî vakıalar üzerinde mukayeseli tetkikler yapan bu bediyatçıyâ " sen niçin bu işe karışıyorsun. kimya. sanatkâr mısın ? „ diyemezsiniz. tekâmül ve inhitatındaki sebepleri tetkik eden. Fakat iç- . Fizik. Fakat " ilim „ fikrini süyiistimal etmiyelim. şüphesi yoktur.. Herkes ilim namına hareket ediyorum. mühendislere.. Onu süyiistimal etmemek gerektir.. Şu hâlde ihtisas hudutsuz ve hesapsız müphem bir fikir değildir. Sonra " ilim „ fikrine bitişik olarak " ihtisas „ fikri vardır.. gerçi bunlar hep haki kîihtisaslardir. ilme istinat ediyorum. Sonra sanat eserlerinde nevilerin zuhur. san'atte ihtisas. "ilimde ihtisas. Resim. yarınki hayatı kat'î olarak bugünden tayin edebilir mi?!. Sanatin tarihini yazan bir mütehassısa "ne selâhiyetin var. İlim kelimesinin her şeye izafe edilmesi tehlikeli bir harekettir.. Çünkü sanat aserlerini müşahede ve tasnif kudretini teşıyan o adam yerli yerindedir. ahlâkta. ilim muayyen bir mevzudur. usulü dayiresinde bir görüş ve anlayıştan ibarettir. fen memurlarınaayit olan tatbiki ihtisas şekli başka. ruh. içtimaiyat ilimleri vardır ve olabilir. ilimi tarîh. san'atkârmısm?!. fende ihtisas. iktisatta. Diye ilim yoktur. cemiyet denilen afakî mevzulara ayit ve yine afaki neviden sabit tabiatler. san'at tarihçilerine yahut estetik mütehassıslarına ayit olan fikrî ve ilmî ihtisas şekli başkadır.

Ne esaret ne de anarşi.. ile "maziyi mezhep yapmak. Bir zaman matbu modellerden yaptırdık. Bu suretle tekâmülün seyrini kolaylaştırır. diyorlar.. Mecburuz. ne de bir misaldir. arasında fark vardır. denilecek.?!„ Bir baba böyle söylüyordu.— 287 — timaiyat gibi mevzuu süratle tekamül eden ve hayat olan bir âlemde aranacak katiyet ancak tekâmülün seyri.. âlem şümul hakikatleri itibariyle nazarı dikkate alarak. Fakat o da maziyi ancak sabit. ciheti ve istikameti olabilir. Mazi ne bir model. Maziyi "bir ibret. İstikamet bize istikbalin keşfi için düsturlar ve reçeteler veremez amma. Çünkü içtimaiyat cemiyet hayatının eserleri üzerine tatbik edilmiş ve bu eserler üzerinde çalışmış olan akıldan başka bir şey değildir. Mademki medeniyetimiz müspet bir medeniyet. çünkü içtimaiyata istinat akla istinattır. Fakat kabahat çocuğun değildi.. Bu ilim ne derece iptidaî olursa olsun ona istinat bir zarurettr. Fakat "mazi ilmi yapmak. sıksam miskin oluyor. idaremiz müspet bir idaredir. sadece tekâmül. ben de şaşırdım ne yapacağımı . Yoksa mazi tefekkür hamlemizi boğacak yepyeni orijinal inkılâbın duygusunu körletecek bir ağırlık değildir. olarak kabul edebilir. " Çocuğumu ahlâkî bir insan olarak yetiştirmek istiyorum. serbes bıraktık. Başını boş bıraksam arsız oluyor.. hiç bir şey çizemezlerdi! Şimdi de serbes bırakınız.. bir takım mukayeseler sayesinde cemiyet hayatında salim olanla salim olmıyam ayırtır. Ilmden başka bir istinatgahı yoktur.. "Talebeme resim dersi veriyorum. Fakat netice aynı: Yine bir . " Fakat bu ilme yahut bu ilmî tefekküre istinade neden mecburuz?.

. Meselâ yaratıcı muhayyilenin tebiyesini nazarı itibara alalım: İstiyoruz ki çocuklara resim dersleri sırasında tezyinat resimleri yaptıralım İki imkân vardır. çünkü tezyinat âleminde haylaz olur !. Terbiyeyi mutlaka başıboş bir idare yahut mutlaka esaretli bir idare gioi anlamaktır ki bu muvaffakiyetsizlikleri vücude getiriyor. Kabahat fikirlerin. Bu iki imkân hakikî imkân olmakla beraber usul olarak sakattır. en âlemşümul mahi- .. Fakat kabahat resim yapamıyan çocuğun yine değildi.. Şu hâlde tezyinat tedrisatının siyaseti şudur: Çocukların hafızasını en iyi. Bilmiyorum ki ne yapmamalı ?!„ . tehlike olmadıkça bırakır. Tolstoi'in nazariyesi sadece serbeslik ve kayıtsızlık nazariyesidir. Tehlike oldukça bırakmaz. Çünkü terbiye çocuğu ne kapamak ne de başı boş bırakmaktır.— 288 — şey öğrenmediler !. Şunun için ki çocuk modelleri taklitle kalamaz. Tek çare şudur: Çocuğu hem modellere bağlamak. Terbiyenin hakikî tabiatini en iyi gören Jean-Jacques Rousseau'dur ki onu aynı zamanda hür vetabi. Çocuk yalnız başına da bir şey icat edemez. hem de kendi kendine icatta serbes bırakmak. muayyeniyetle müzdeviç olarak görmüştür.. Onun için terbiye bilâkis inzibatı kabul etmiyen Tolstoi'in anarşist nazariyesine de hapsedilemez.. Terbiyenin tekâmül mahiyetini yalnız ahlâk terbiyesinde değil. bütün terbiye fiillerinde bulacaksınız. " Tekâmül „ hakkındaki yanlış ve sakat telâkkilerin . O hâlde terbiye aynı zamanda "inzibat. Terbiye meselâ: yüzme bilmiyen adamın beline sardığı iptir! Hem lüzumu kadar karaya bağlıdır. Hem de lüzumu kadar serbestir. Bir mürebbi de böyle söylüyordu. esir olur. Kant'ın nazariyesi bircehit ve inzibat nazariyesi. O hâlde kabahat kimindir? O baba ile bu mürebbinin mi ?. aynı zamanda " hürriyet „ fikirlerini tophyan canlı bir fiildir. Bulunmazsa çocukları serbes bırakmak .... Hayır onların da değil. Rousseau'nun nazariyesi ise hakikî tekâmül nazariyesidir. Çocukta hazır tezyinat şekillerini taklit ettirmek.

. „ diyenlerin " felsefe „ kelimesini ne manada anladıklarını anlamak güç bir iştir. İlmin düşmanları olduğu gibi felsefenin düşmanları da vardır.- 289 - yette örnekler göstere göstere zenginleştirmek. Yahut "Felsefe hakikat hakkında mevcut ilmî kanaatlerin umumî bir yekûnu „ mudur ?.. Felsefe bir " ilim „ midir ? Felsefe bir " cehil „ midir ? Felsefe " Güzel sanatlerden biri „ midir ? Felsefe " Hakikat hakkında ind ve enfüsî kanaatlerin mecmuu. hem de onun harsinde yenilik yapacak derecede ayrı kalmış olacaktır. felsefe zihnin bir nevi mimarlığıdır. felsefe dostları ile felsefe düşmanlarının anlaşması için bir çare vardır. kelimesine mukabil şunun bunun kafasında yaşayabilir. Hangisi?!. Bunu ancak felsefe kelimesini kullanan adamlar bilir. İşte bir çok sualler ve fikirler ki "felsefe. Fakat felsefe bu fikirlerin hangisidir.. O da her şeyden evvel dost ve ya düşman oldukları şu " felsefe „ mefhumunu tespit etmektir.. ihtira yolunda yürütmek... " Felsefe yalandır ! „ demek güçtür. Böyle yapa yapa çocuk hem beşerin mazisine bağlı.. Ben hayatımda felsefe ile uğraşan hem de pek kıymetli . Fakat " Felsefe bir eğlencedir ! „ demek kolaydır. Şu hâlde felsefenin mevzuu olan bütün tekâmül bahislerinde olduğu gibi terbiyenin ve tedrisatın tekâmülünü de canlı bir anlayış ile anlamak lâzımdır.'idir !. Felsefe gayzı İlim gayzı olduğu gibi felsefe gayzı da vardır. mudur?. İdrakimiz ne esaret nede anarşi hayalinde hapsedilmemelidir. Belki esaret ve anarşi unsurlarının canlı izdivacı olan tekâmül hayalini araştırmalıdır. Felsefe zihnin bir " art decoratif . Fakat ne olursa olsun. " Felsefe bir zevk • tir. hem de çocukları serbes bırakarak icat.

. Bunun üzerine o aralık "içtihat. yani keyfiyetidir. Şu hâlde ilim şeniyetin parça parça olarak akılla mütalaası» . zekâdır. Halbuki ilmin mevzuu da " şeniyet. Yalnız Bergsonun felsefe müessisesi için temel taşı olarak koyduğu iki mühim fikri işaret ediyorum : Bunlardan kiri felsefenin mevzuu. „ dedikleri hâlde. ayrılamiyorsa yoktur. felsefî. felsefesi. belki bu ilmi ihtiva edicidir.. Böyle söylerken feylesof Bergso'nun «Evolution creatri'ce>>'te yahut Les donnees immediates de îa conscience»'ta vasıl olduğu neticeleri düşünmiyorum.— 290 — gençlerin zihni faaliyetlerinin şiddetine ve felsefe zevklerine rağmen " felsefe „ mefhumu üzerinde düşünmediklerini ve felsefenin vehminden evvel hakikatini mütalâa etmediklerini gördüm. O hâlde ihtiva edici olan felsefe ilmin içinde değil. belki ilmi de ihtiva etmek şartiyle teessüs edebilir. f esef em. İlmin mevzuu olan kemiyet ve madde âlemini parçalar hâlinde idrak eden zihin kısmı. bu kelimenin medlulünü vazıh bir surette tespit etmemişlerdir. Eğer felsefe esaslı bir nevi tefekkürden ibaret olan ilimden ayrılabiliyorsa -vardır. f esef eler. Nitekim bir takım müellifler vardır ki " felsefe. Felsefenin keyfiyet ve hayat âlemini bütün olarak idrak eden zihin kısmı. diğeri felsefenin usulüdür. " Bergson denilen herif! „ sözleri söylenildiğini duyduğum zaman felsefe kelimesinin ne talihsiz bir kelime olduğunu görmüştüm. j . İstanbul işgali esnasında Darülfünunda tekâmül bahislerine dokunan tedrisatım esnasında feylesof Bergson'dan bahsettiğim sıralarda orada burada " ilim aleyhtarlığı yapıyorlar !. Onun için felsefe ilmin ne aynı. Bence Bergson'culuk felsefî bir meslek değil. ilmin dişinda da değil. beşerî bir müessise gibi teessüs etmek istidadında olan felsefenin kendisidir. ne de gayrı olabilir..' mecmuasının bir nüshasına Bergson'culuğun ne olduğuna dayir kısa bir makale yazmıştım.. İlmin mevzuu bu şeniyetin cansız kısmı. hats kuvvetidir.. Halbuki canlı şeniyet cansız şeniyeti taşan ve onu ihtiva eden bir şeydir..' tir.

Hakikati hâlde millet ve devlet namına kat'î ve şeklî bir muhafazakârlık hükümran idi. kendi" . Tehlikeli olan. içtimaî muhayyile. Meşrutiyet inkılâbı bu camit zihniyeti sarsar gibi oldu. kâinat. Fakal niçin tedriç?! Çünkü tecriç tekâmülün şartı. Bu şart "tedriçtir. Bu devirde bütün akıl. bütün mantık. bir yandan da Postahane binası ile tecelli eden yeni türk sanati pek gizli ve çok kerre de kendini bulamıyan millî şuurun indifaları gibidi. Otuz bir mart vakası sarih bir irtica idi. tekâmül. belli başlı iki zümrenin şahidi olduk. „ denilen mevzuların mutlak olarak mütalâasını deruhte etmiyor. bütün yaratıcılığım kaybetmiş. Tahâmülcüler ise inkilabi anca bir şartla kabul ediyorlardı. Muhafazakârlar ve tekâmülcüler !. Tedricen Abdülhamit devri dönmüş bir devirdi. yaşamıyordu. usulsüz.. mukadderat. felsefeyi limsiz.- 291 - halbuki felsefe şeniyetin bütün olarak hats ile kavranmasıdir. Zaten mahvolan kıymetleri feda edip ölü harsı müdafaa ediyorlardı. Vaktaki Hareket Ordusuyle içtimaî muvazene temin edildi. metafezikî bir hayvan olan insan için şu ezelî sual dayima mevcuttr : " Neredea geliyoruz ? Nereye gidiyoruz ? Biz neyiz ?„. felsef eyapmak değil. O devirde her kıymet.. içtimaî vicdan âdeta bir atalet kazanmıştı. gelişi güzel yapmaktır. Bunlar ne istiyorlardı. her telâkki duruyor. " hayat. Değilmi ki ilim.? Muhafazakârlar mazi üzerinde serbesce bir tasfiye yapıyorlar. saltanatı ve istiptadı tehlikiye düşürebilecek olan her temayülü boğuyordu. O hâlde mutlaka iyi kötü bir cevap vermiye mecburuz. kımıldamıyor. Şurada burada bn sal" tanata karşı yıkıcı ruh taşıyan ihtilâlciler bir tarafa bırakılırsa bir yandan Edebiyatı Cedidenin kozmopolit iştiyakları.

— 292 — sidir, onun için.. Tekârnülcüler anî, ihtilâlci, ayratıcı olan her hareketten sakınıyorlar, hareketi, tekâmülü sarsıntısız olarak arzu ediyorlardı. Muhafazakârların da, tekâmülcülerin de arzusu bir neticeye varıyordu: O da hayatı olduğu gibi seyretmek ve seyrine insan elini karıştırmamak. Bu iki telâkki arasında felsefe namına müdafaası kabil olan yalnız tekâmülcülüktür. Çünkü mutalarını hep ilimden aldığını iddia eder ve unsurları itibariyle müspet olduğuna inanır. Fakat tekâmcülüğe hakkyile yaklaşalım. Onda "tedricen „ tavsiyesini meşru kılacak bir tabiat var mıdır ? Bu tekâmülcüîer içtimaî hayatta tedriç istiyorlar, çünkü içtima* tekâmülü tedricen vukua gelir düz, muntazam, makul, hendesî bir tekâmül zannediyorlar. Bize cemiyet hayatının düz bir çizgi üzerinde gayet muntazam bir surette tedricen de-, ğiştiğini ve bir hedefe doğru ilerlediğini gösterecek olan şey nedir? Elbete tarihî bir tetkik üzerine kurulmuş olan bir tekâmül felsefesi değil midir ? Halbuki tekâmülcüîer esasen felsefelerini tarihe değil, bilerek bilmiyerek hâyatiyata istinat ettiriyorlardı. Çünkü zihinlerdeki hayaller, hep Lamack'm hayalleri idi. Onlar da Lamack gibi zürafalan boynu yüksek ağaçları yemek ihtiyaciyle uzamış sanıyorlar ve âlemde hiç bir şeyin anî olarak vücude gelebileceğini zannetmiyorlardı. Halbuki ilmin tam mutaları üzerine kurulmuş olan bir tekâmül felsefesi bize tekâmülün mihaniki değil, yaratıcı mahiyetini gösteriyor. Tekâmülün haricî ve muhiti değil, batını ve uzvî bir emir olduğunu anlatıyor. Tekâmülü hep böyle bir hendesî çizgi hayaline sokarak yaptığımız farziyeler arasında kim bilir ne kadar yanlışları vardır: Dinlerin zuhuru, san'atlarin zuhuru, dillerin zuhuru ve tekâmülleri hakkında kim bilir ne kadar delâlatte kalmış olanları vardır. Muhafazakârlar niçin böyle düşünüyorlardı?.. Çünkü değişmek kabiliyetinde olimyan cahil adamlardı. Tekâmülcüîer niçin böyle düşünüyorlardı?. Çünkü okumuş olmakla beraber ruhen muhafazakâr insanlardı. Bizim

-

293 -

neslimiz bu yaratıcı kudrete niçin iman ediyor? Çünkü yaratıcı bir devrin neslidir onu için. Hükümetler gibi felsefeler de ancak lâyık olanları buluyor. İnkılâbın en büyük eserlerinden biri de bizi tam ve hür bir hayat felsefesine vasıl olmak için ruhen hazırlaması değil midir? Bu felsefeyi elde ettikten sonra " tedricen „ düstûrundan belki ilelebet uzakuzaklaşacağız.

Hürriyet
Jean-jacc[us Rousseau terbiyecilerin en hür ve en hürriyetperver olanıdır. "Emile,, başından sonuna kadar hürriyetin, hürriyet hayatının, hür yaradılan adamın, hür yetiştirilen çocuğun destanıdır. Hiç bir tefekkür onun kadar hürriyetin zevkini, hürriyetin aşkını terbiye emellerine karıştırasıamıştır. Hiç bir sistem onun kadar terbiyede haricî sultaların müdahalesini men'e muktedir olamamıştır. Hatta onun içindir ki Rousseau'yu tenkit eden Greard; Rousseau'nun terbiye plânını "tehlikeli bir vahime,, olarak teşhir etmiştir. Halbuki hakikat büsbütün başkadır. Kitabın her tarafında "hürriyet, hürriyet!,, diye bağıran Rousseau terbiye âleminde zahmete, meşakkate en çok mevki veren, terbiyenin hamurunu en ziyade zahmet ve meşakkat duygularyile yoğuran bir feylesoftur. Çocuklarda keyfe, hevese mevki vermek, hayatını hayvanı sayiklerine terketmek şöyle dursun, bu keyef ve heves mekanizmasına en çok kızan, hatta zahmet ve meşakkati, elem ve istirabı tabiatin içinde bulan kendisidir. Rosseau'nun pedagojisi her şeyden evvel bir ceht ve tekemmül pedagojisi, bir zaruret ve meşakkat pedagojisidir. O hâlde Rousseau'nun terbiye sistemindeki bu tezadın menşei nedir? Felsefesidir. Fakat felsefesinde mevcut olan bu menşe bir tezat değil, bir ahenktir. Şöyle ki

— 294 —

hürriyetin en iptidaî telâkkisi her istediğini yapmaktır, yani başı boş olmaktır. Halbuki bu mümkün değildir. Zira insandan daha kuvvetli olan bir tabiat vardır. İnsan bu tabiatı ne istihfaf ne de ist'hkar edemez. O hâlde insan her istediğini değil, istediklerinin yalnız mümkün olanlarını yapabilecektir. Şu şartla ki istediği şeyler aynı zamanda tabiatin kanunlarına uygun olsun... O hâlde hürriyeti adamın, yalnız istemesi değil, istediğini bilmeside lâzımdır. Sonra hürriyetini istiyen adamın arzusu tabiatı eşyaya muvafık olması kâfi değildir. Çünkü bu arzunun tahakkuku bir istihsale bağlıdır. İnsan hürriyetini, istihsal etmek sayesinde kazanır. Bu istihsal için yalnız usul, teknik, vasıta, fikir kâfi değil, kendini idare etmek, müstahsilin kudretine, fikrî hayalî, hissî ve iradî kudretine kavuşturmak ta lâzımdır. Müstahsil bir anarşist değildir. O hem fizikî tabiat üzerinde hem de ruhî, batınî tabiat üzerinde işliyen mükemmel bir sanatkârdır. İstihsal eden adam yalnız bilen adam değil, aynı zamanda gücü yeten adamdır. Kendi kendini idare edemiyen hırçınlıklarını, muvazenesizliklerini, sersemliklerini yenemiyen bir adam âlemi harcîde hür yani doğru, iyi, güzel, faydalı birfiili nasıl vücude getirebilir ? O hâlde hürriyete lâyık olan adam hem fikrin, hem de iradenin kahramanı olan adamdır. Hür olmak için hem serbes olmak, hem de bağlı olmak lâzımdır. Rousseau bu iki ayrı şeyi bire kalbetmiştir. Hürriyeti başı boş kalmaktan, tabiati de esaretten uzaklaştırarak biri birine yaklaştırmış, tabiî terbiye dediği telâkkiyi vücude getirmiştir. Bu günkü ilim Rousseau'unun hatsine hiç bir şey ilâve etmemiştir. Yalnız bu hatsi izaha gayret ediyor.

Tezat kabul etmîyen felsefe
Oduncu ile Ezrayil'in masalı bence ruhumuzun garip bir ikizliğini ifade ediyor : Çok kere bir şeyi hem aklımızla istemiyiz, hem de hissimizle isteriz, Çok kere aklımızla beğenmediğimiz hayatı hissimizle iyi buluruz. Sahte ilmimizle tezyif ettiğimiz şeyleri halis hayatımızla kabul ederiz. Cihan harbinden evvel memleketleri için « un vieux paıjsl » diyen Fransızlar muharebeden sonra aynı memleketi genç ve zinde buldular. "Bu memleket adam olmaz !„ diyen Türkler de adamlıklarını bile Borçlu oldukları bu memleketin eseri karşısında şaşırdılar. Bedbin, hayâtı istemediğini söylediği hâlde Ezrayili görünce odun yüklenen bir köylüdür. Şu hâlde hissimizle ve irademizle beğendiğimiz hayatı aklımızla niçin inkâr edelim ?.. Ve bu ikiz hayat yeirine tek ve ahenktar bir hayat neden koymuyahm ?.. Buna mani olan; hayat, zaruret ve tekâmül telâkkimiz olsa gerektir. O hâlde sevmediğimiz, beğenmediğimiz şeyler hayat değil, başka bir şeydir. Filhakika asıl hayat, sevilen ve Ezrayile teslim edilmiyen kısımlardan ve kıymetlerden teşekkül ediyor ... Fakat hayatın ağır gelen, ezen yükleri de vardır. Şu hâlde bu yük ile bu kıymetleri ayırmak lâzımgelir, İki şıktan biri: Ya yükü azaltmak, yahut tahammülümüzü çoğatlmak için bu kıymetleri daha ziyade duymak Iâzımdir. İnkılâbın gördüğü şey zebun ve ezik bir Türkiye idi. Fakat duyduğu şey bu Türkiye'nin can hamlesi, irade kuvveti idi. Bir inkılâbın yoktan var olduğunu zannetmek aklımızı tırmalıyan bir dalâlettir. Fakat inkılâbın hayatın her günkü en sathî itiyatlarından teraküm edebileceğini farzetmek te bir dalalettir. İnkılâbın müracaat ettiği zengin kudret Türkiye halkının vicdanı olmuştur. Bu vicdanın kudreti ve nuru sayesindedir ki Türkiye bir çok yüklerini azalttığı gibi bir 19

— 296 — •

takım yüklerini taşımak için de kudret ve kuvvet kazanmıştır. Eski, vusatî itiyatlara karşı gayz duyalım; bu bizim hakkımızdır. Fakat yeni ve canlı olan hayatımızdan şikâyet etmiyelira. Birini istememek için ötekini inkâra lüzum yoktur. Hasta fikir, sakat muhakeme bize bedbinliği tavsiye edecektir. Fakat vicdanın lâyuhti sesini işitelim. Ancak o zaman hakikî hayatımıza uygun, samimî bir felsefe yapabiliriz, zaten felsefenin vazifesi sathî ve haricî müşahedelerin inhisarcı hükümlerine karşı yekpare ve canlı bir hayat rüyeti vücude getirmek değil midir ?..

Mefkure ile mevhume
Bir arkadaşım " ideal yahut mefkure vuslatı mümkün olmıyan bir fikirdir „ diyor. Ben de soruyorum ki o hâlde nasıl oluyor da akıllı bir adam mefkûreci oluyor?! Eğer mefkure yanma yaklaşılması mümkün olmıyan bir fikir ise bu imkânsızlık nispetinde o bir mevhume olacak değil midir?. Hayır mefkureler mevhumeler değildir. Mefkureler tahakkuk edebilecek olan şeylerdir. Mefkureler vehimden, hayalden kopup uçan renkler, şekiller değildir. Zaten mevcut ve hakikî olan bir hayatın istikbale uzamış kısımlarıdır, binaenaleyh tahakkuk edebilirler. Müsayit şartlarla tahakkuk edeceklerdir. Mefkurenin kökü hakikatte, çiçekleri ve meyvaları istikbaldedir. Mefkure bugün için bir hayaldir, fakat ne bugün için ne yarın için bir yalan değildir. Şu hâlde mefkure ile mevhumeyi ayırmak lâzımgeliyor. İlim adamının vazifesi bu iki şeyi ayırmak olduğu gibi, devlet ve siyaset adamının vazifesi de bu iki şeyi karıştırmamaktır* Hatırımda kalan doğru ise, Durkheim içtimaiyat usullerine dayir yazdığı kitabın bir tarafında şöyle diyordu: Devlet

adadamının vazifesi cemiyeti bir mevhumeye doğru koşturmak değildir, cemiyetin mefkuresine yaklaştırmaktır... Onun için nüfusumuzun, servetimizin artması hakkındaki gelişi güzel, hesapsız, muhakemesiz surette atıp tutan, vaadeden insanlara hayretle bakıyorum. Bu adamlar hakikaten sözlerinde ve fikirlerinde samimî insanlar mıdır?., diyorum. Eğer ilmî tetkikler yalan söyleniyorlarsa bir memleketin nüfusu ve serveti ile coğrafî vaziyeti, beynelmilel münasibetleri, muharebeleri, mücadeleleri, fikrî seviyesi arasında uzvî münasibetler vardır. Bunlar arzunun ve iradenin birdenbire halledilebileceği şeyler değildir. Bunlar ancak eşyanın tabiatine ve müsaadesine göre hüküm ve muhakeme edilebilecek şeylerdir. Onun için biz on seneye kadar Amerika'yı bile geçeceğiz! diyen bir adamın iddiasına şaşmamak kabil değildir. Bizzat Amerika'nın kendi kendini geçmek için sarfettiği kudretin zaman va mekânla mukayyet fiziği ve içtimaî kudretlerden ibaret olduğunu unutmamalıdır : Fakat bu mevhumecilerin iddiası ne olursa olsun her cemiyet; her millet için vasıl olunması mümkün ve mukadder olan mefkûrevî gayeler vardır. Bunları eyice görüp te bunlara doğru ilerilemek kadar bir cemiyet hesabına afif ve meşru bir hareket ne olabilir ?.. Ancak bu gayeleri bize gösterecek olan bitaraf el, ilmin elidir, içtimaî ve iktisadî coğrafyası tetkik edilmeden, bir sene zarfında çocuklarına kazandıracağı irfan hesap edilmeden nüfusunun tezayüt veya tenakus sebepleri yakalanmadan cemiyat için bu hedefleri müspete yakın bir surette işaret etmek mümkün değildir. Hülâsa türk cemiyeti her şeyden evvel müspet çalışmak mecburiyetinde olan bir millettir. Her millet gibi türk cemiyeti de mevhumecilerin iddialarına değil, samimî mefkûrecilerinin itikatlaırna kendisini bağlamahdir. Her şeyde olduğu gibi terakki meshebinde de samimiyet esas şarttır.

— 298 —

Hayatın arkasından giden felsefe
Mütarekenin en meşum günlerinden biri idi. Bir türk mütefekkirine rasgeldim bana bir münasibetle şu sözleri söyledi: — Türkler dejenere değil midir ?.. Cismen demeyorüm* ahlâkan dejenere değil midir?.. Muhatabımın bu zalim iddiayı ortıya atıvermesi beni çok şaşırttı. Hiç bir şey söylemedim. Halbuki ben mütareke zamanı değil, meşrutiyet zamanı da değil, ta çocukluğumdan beri Türklerin yaşama kabiliyetine çok inanmış bir insanım. Gerçi bu kanaatimi hayatımın her devrinde aynr vuzuh ve aynı müspetlik ile taşımadım. Fakat o-ir şevki tabiî gibi duyuyordum ve yirmi senedenberi bütün yazılarımda ve derslerimde aynı itikadı, aynı dini neşrettim. Milleti hakkında kanaati yıkılan bu adam beni çok ürkütmüştü. Zeynep Hanım konağının üst pencerelerinden görülen yangın yerleri ve ayağı çıplak çocuklar bu kara kanaat için kara bir çerçeve oluyordu. Fakat bir adam, cihanın bile en büyük feylesofu olan Bergson beni çok irşat etti. Ruhun yaratıcı kudretini onunla daha vazıh olarak düşünmüye başladım. Bir türk hadisesi bu yaratıcı kudret feylesofunun davasını bilâkaydüşart teyit etmişti: Anadolu'da Mustafa Kemal'in zaferi. Bu büyük adam bir mütefekkirin tereddi ile tavsife kıyam ettiği milletinin hayatiyetini cihana kabul ettiriyordu. Bir feylesof hayatın imkânlarını, meydanlarını kavrıyamiyacak derecede katı ve maddeci ise neye yarar ?.. Felsefe bir inkılâpçının eserlerini anlamıya çalışacak yahut izah edecek bir ilim değildir. Vazifesi hayatın önüne geçmektir Mütemadiyen hayatın mazisine bakarak ve hâlini tartarak cemiyetin istikbale müteveccih meydanlarını seçmek, işte feylsefenin vazifesi budur. Ne sırrîlik, ne akılcılık ve maddecilik ne de yalnız başına

İsterseniz buna "sympathie.— 299 - tüm bu istikbal hamlelerini veremez bunu ancak hayatı seyrinde ve ihtilâllerinde şuurla yakalıyan felsefe yapabilir.. beşerî tekâmüle ettiği hizmettir. deyiniz. Feylesofları anlarken Gustave Le Bon'u çok okuyan ve çok seven bîr arka daşım vardır. Bu muharriri büyük bir mütefekkir olarak kabul eder. hatta alimin .. Gözü arkada kalan ve hayatın arkasından giden felsefe ne millî olabilir. resul gibi bir muhitin adamıdır. Feylesofu anlarken dikkat edilecek bir nokta daha mütefekkirin muhitidir. türk milletinin mazisine bakmakla. Okuyanda bu muhabbet yoksa eser ona açılmaz. Feylesofun dili halkin dili değildir. Bence bir feylesofu ve bir sanatkârı anlamak için en büyük şart bir nevi muhabbettir. Sonra hiç unutmuyahm ki feylesofu ancak kendi diliyle ve kendi mantıkiyle anlıyabilirîz.. O hâlde sahibinin ne demek istediğini anlamak kararından evvel. Ve hiç bir şey anlamadığını söyledi!. Bir gün kendisine Henri Bergson'un "Evolution creatrice „ adlı eserini verdim. Şu hâlde keşfedilecek şey. hâlini yakalamakla beraber istikbalini araştırmaktır. Bu müsayit ruhî vaziyeti aldıktan sonra yapılacak şey şudur: feylesoftan ne bekliyoruz? Bence beklenecek şey sadece kâinatı bir görüştür ve ezelî bir seziş tarzıdır. sanatkâr. Bu dostum gibi bir çok insanlar da felsefelerden bir şey anlamadıklarını söylerler. Feylesofun büyüklüğü kendi zamanında felsefe binasına koyduğu taşın ağırlığına bakar. anlamak arzusu lâzımdır. ne insanî olabilir. Eserin yüzünden ziyade yüreğine varmak istemeliyiz. Türk feylesoflarının vazifesi olmuş bitmiş şeylerin ve tarihî emri vakilerin adilâne seyir ve temaşası değil. Beş on gün sonra kitabı iade etti. O da alim..

O hâlde muasır milletlerde " Tabiat aşkı. bu tabiati kullanmak için görür. Fakat bu ayrı adamların benziyen bir tarafları vardır. Tabiat bizim ne dinimiz. Bizim zamanımızda tabiatın ne maveraî ne dinî ne de ahlâkî hiç bir kıymeti yoktur. Nihayet feylesofu anlamak için okumak lâzımdır. Bu dil ifade etmek istediği orijinal manzarama dizgileri ve renkleridir. Sistemler sakinlerini çoğaltmak istemiyen kıskanç âlemlerdir. hayatının son günlerini tenha bir köyde geçirmek isterler!. Tabiat yalnız fizikî kuvvetlerin sahnesidir. Rönesans beşerî kurtuluşu bu tabiatte zannetti.anft çili değildir. Tabiat ıhı. Hayat felsefesi yaptığını zanneden bazı kimseleri hatırlayınız. Eski medeniyet tabiatte kemal ve mutlakiyet âleminin bir hayalini görüyordu. Bütün bu hükümler birbirine irca edilemiyecek kadar manevî vaziyetleri ayrı kimseler tarafından veriliyor. Şehir hayatına bir türlü uyamıyan bir nevi sinir hastalarını hatırlayınız. sadece hizmetkârımızdır. Hele iradesi sönmüş biçareler vardır. tekrar tekrar okumak. . Bazı nazariyecilere göre de tabiat sanatin. Muasır kafalar tabiate teslim olmak için değil. içerilerine katılmak için cazibelerine katılacak kadar yaklaşmak lâzımdır. ne de üstadımızdır. Ortazaman medeniyeti tabiati sırlarla dolu görüyordu.. hep inziva aralar!. medeniyet mi ? Tabiatle medeniyet kiymetleri hayatımızın her cephesinde çarpışıyor.. ne efendimiz.. ilhamın kaynağıdır. hemhal oluncuya kadar okumak lâzımdır. Onun için bir feylesoftaki orjinat tabirleri anlamak. İnsanların tabiatten ayrıldıklarına esef ederler !. çok okumak. o da şudur: Ne tabiat ne de medeniyet hakkında doğru bir kanaate sahip olmamak. bence bütün felsefesini anlamıya bedeldir.

Ben ahlâkta olsun. Bence bir Durkheim. Acaba " vuzuh. Bu suretle işleri ne ilmî. sadece amelî ve mihaniki bir iştir!... Froebel. bir Pestalozzi. Hangisi ?. vazjh. Vuzuh bu mudur ? Eğer bu ise.. Jean-Jactjues Rousseau'nun. berrak bir hâle getirmişlerdir !. tabiat terbiyesi .. tavzih „ dediğimiz zaman ne kastdediyoruz ?.— 301 — tabiat harsı. ne de felsefî bir iştir.. Bergson'a göre haricî âlemin klişeleri..'tır. " tabiate dönelim» denildiği zaman hep bu manayı anlıyorum. sade bir neşircisinden ve tamimcisinden başka nedir ?. sanatte olsun. Bu anlayışa göre sonradan gelenler evvelden gelenleri ayıklamışlar. mefkurelerin) iradelerin tekevvününü ifade için salih değildirler. O hâlde katı maddenin sert ve dümdüz lisanı olan ilimden başka olan bir lisanla. terbiye için Pestalozzi. içtimaiyat için E. tabiatten istifade etmek gibi sözlerin asrî bir kiymeti olabilir. tabiatı zaptetmek. Vuzuh İçtimaiyatçı Bougle fikirlerin tarihinden bahsederken H. Bergson'u maddî âleme mahsus klişelerle batmî âlemi düşünmenin tehlikesini gösteren feylesof olarak anlıyor.„ gibi sözlerin müspet bir delâlet olmamalıdır. hatta bu günküler hep birer başkalıktır. Hatta fikirlerinin en müşterek olan " muayyencilik „ yüzünnde. hatta bunlar ilmî de olsalar. keyfiyet ve seyir âlemi olan batmîyi/ derunîyi. açmak. temizlemişler. bir mana. hatta sezişlerin . şahsiyet. Asrımızın tabiatı müsavat. Bu adamların ya canlı bir rolü var yahut yok. Durkheim ve Auguste Comte'un. Yalnız tabiatı kullanmak. sadelik ve samimîliktir. birFroebel.. berraklaştırmak. felsefenin canlı ve terkipçi lisanına müracaat etmek lâzımdır.. Bu sual madde dilindeki klişelerinden bazıları: " ayırmak. meselâ ihtirasların.

. taşlara. tip kamusu. Vuzuh !. ruhiyat ilimleri kamusu. diğerlerinden ayrıca bir şeydir. fende. mecburiyet vardır. ruhiyat.. Yüksek ilim tedrisatının bu mühim ihtiyacına karşı kim. fakat acaba kendi ananesi içinde yaşıyan bizler onun mukallitlerimiyiz Varisleri. Bununla beraber ilim dilimizin bütün parçaları da müdevven olduğunu iddia edemeyiz .. Bu müşkül vazifede . Bunlar koca bir mecelle olacağına. Roussean'dan beri. birleşmek noktasında görülüyor . hatta Rönesans'tan beri. Bu eserleri vücude getirecek olan heyet mutlaka bu lügat işiyle uğraşan kimselerden mürekkep olmalıdır. tabiat. Çünkü bu dikkat haricinde şuunu kavrayamazsınız. hayatiyat yahut biyolocya. Tıpta.en eş olan " tabiat „ fikrinde bile.. ?.. diyorlar. İlim İstılahları Bir ilim İstılahları kamusu yapılacağını okudum . hangi ilim mensubu alâka göstermez ?. Benzemekle bir olmak bir şey değildir. Bunu iyice anlamıya çalışalım : Vuzuhlandıran adam. kopyecilarıiyiz ?.. Her şeyden evvel böyle bir kamus ilmin maddiyat yani fizik ve kimya. meselâ maddiyat. Bütün ilim lügatlerini cem ve telif etmek teşebbüsü hakindaki fikir ve kanaatimi burada söylemek istiyorum .. Bizde ilim İstılahlarını tespit etmek teşebbüsü yeni değildir. bu fikir adamları hep " tabiat. Istılahların konulmsında en büyük güçlük îstilahların şekli hususunda. felsefe kamusu gibi menus ve kullanılması kolay parçalara ayrılmalıdır. ruhlara kadar inerek canlı bir iş görmüşse o. Adî neşirci ile yaşatarak tekemmül ettiriciyi biribirinden ayırmakta sadece bir iffet değil. topraklara.. içtimaiyat ve felsefe şubelerini ihtiva etmelidir.. felsefede tessüs etmiş olan İstılahlarımızın sayısı binlercedir .

zengin bir lisan olduğu kanaatini vermiştir.. Müşterek bir ilim dili ilmin içtimaî hayatı için bir şarttır.İstılahların kabulünde birleşilmeyince her kes tercih ettiği tabiri imzası altında yazaaktır. Bir çokları gibi o da Kant'çıdır.— 303 ^ muvaffak olmak için kabul ettiğimiz esaslar şunlardır : 1 . yahut mistikler gibi bir devrin adamıdır. Bu şeniyet o kadar . Bu esaslar sayesinde faaliyetimiz iierileyecektir . 2 .. emperatifleri. Dilde iştirak içinde söylediğini yazmakta lâzımdır . 3 . varsa ve canlıysa. Fenomen ve Numen'ile Kant. aynen kabul etmek.Beynelmilel mahiyette olan tabirleri aynen kabul etmek . Her zamanki gibi güç suallerinden birini daha havale etti: — Nazarî ve amelî akılları. İstilâh kamuslarını vücude getirecek olan heyetler kendi kabul ettikleri karşılıkları yazmakla beraber şimdiye kadar neşredilmiş diğer karşılıkları da işaret ve zaptederlerse tarihî hizmetleri daha mükemmel olur. Şimdiye kadar yaptığımız tecrübe bize türkçenin felsefe düşüncelerini açık ve kat'i bir surette ifade edebilecek. bu türkçe. Bence felsefeler bir nevi içtimaî haletlerdir. Arkadaşım Almanyada felsefe yapmış olan bir gençti. Metafizik Bu bahse nasıl girdiğimizi eyice hatırlamayorum. 4 . Bunlar şeniyet manzarasını seyretmek için batın kâşanesinden açılmış pencerelerdir. nasıl bir zaruretin ifadesidir? Ben içtimaî bir dava ortıya atmak arzusiyle değil de misafirimi memunun etmek için biperva şu izahatı verdim: — Kant'ta Ansikiopedistler ve Rousseau.Bir feylezofun sistemine göre orjinal bir fikri ifade eden tabirleri keza aynen kabul etmek. acaba neyin.Her tabirin evvelâ türkçesini aramak.

sadece insandı. Böyle yoğurulan bir seciyenin mukadderatı. „ . Kant kendi zaruret mezhebinde gerçi ince bir mütefekkirdir. bir harsın. Fakat mutlaka " Evolution CrĞatrice „ yahut " Les Donnees immâdiates... — Evet. Vatanı yoktu. Kant'm hayatı tetkik edilsin. zaruret unsuruna irca edilmiş bir J-J. beşerîdir. o kadar karışıktır ki türlü cephelerinden türlü man* zaralariyle görmek kabildir. Metafiziğin bir şahsın. Halbuki Rousseau. Kâinatı seciyemizin gözlüğüyle seyrediyoruz. Fakat dayıma böyle olması neticesi çıkarılamaz. Rousseau ne Alman.Rousseau'dan başka bir şey değildir. — O hâlde sizin anlayışınıza göre bir feylesof kimdir ? — Bu adam şüphesiz H. ne Fransızdır. millî yahut daha geniş olarak beşerî mahiyette bir şey olacak.— 304 — girift. Herkes aynı şeniyeti aynı tarzda görmeğe sevkedilmiş değildir. Şahıs veya mezhep işinden kurtulması mümkündür. Niçin ? Çünkü Rousseu'da şahsiyet millî değil.. Felsefesinde keşfettiğini zannettiği tabiî adam. Hatta onun içindir ki Kant. ne akliyeci. ne İngiliz. amiriyet... bir medeniyetin tabiatine takılıp kalması bu tefekkürün tarihi bir kaderdir.. kendi halis Enesinden başka bir şey değildi. Bergson'dur. ne benci. bakınız bu adam ne zaruretçi. şeniyeti hep intizam. Hatta keşiflerinin neticesini. metafizik tarihini nazarı itibara alırsak gerç* böyle. Seciyemiz bizim rüyetimizi tadil ediyor. Çünkü vatan yerine küreiarzı iskân etmişti. şeniyeti tam ve bütün kavramak iti— barile kaba sabada olsa daha genç bir kafadır. Aynı vaka. ne hissiyeci. Metafizik te ilim gibi afakî bir tefekkür mahiyeti alabilir. aynı amel hakkında aynı nazara malik miyiz. ne de elcidir. Bu hayatın ne kadar inzibat aştkı bir hayat olduğu görülecektir. O hâlde metafizik şahsî... O hâlde rüyetlermizide enfûsî kalan bir mahiyet vardır. kontrol için laboratuvara sokması bile mümkündür . cebir manzaralariyle idrâk etmek olacaktır. Fakat Rousseau. hatta ne İsviçreli.

. . sadece tekâmüldür. ister uzviyet ve ruhiyetin isterse cemiyetin tekâmülü olsun.... metafiziğin mevzuunu ilmin mevZuundan. Mevzuu ne olursa olsun metafizik toplar. İster maddenin. Halbuki metafiziğin usulü hatstir.. İster maddî. tekâmül dediğimiz mevzuun cephelerini ayrı ayrı keşfetmeden ibaret kalmıştır. Onun için hepsi mezhepçidir. sanat yolundan . fakat sanat değil. usulünü ilmin usulünden ayıran ve metafiziği de ilim gibi afakî bir tefekkür olarak anhyan Bergson.feylesofu Bergson değil. İlmin usulü cebir ve hendese yani akıldır. mezhepçilikten kurtulamıyacağım söylerim. mütecanis parçalara ayırır. Hayasızlık Tophanenin üstünde Sormagir derler bir türk mahallesi vardır. — O hâlde metafizik sanat gibi bir şey oluyor ? — Evet sanat gibi bir şey. Çocukluğum o civarda geçtiği için o civara. şeniyeti canlı olarak mütalâa etmek. — Bergson'un hizmeti. Bunlar tekâmülün anlayışına hizmet etmişler... fakat bütün tekâmülü birden kavrıyamamışlardır. Mevzuu ne olursa olsun ilim parçalar. Halbuki metafiziğin mevzuu tekâmül. Ben de sanat terbiyesi almıyan metafiziğçinin.. tasavvur ve mefhum sahesine giriyor.. Bergson'un bütün arzusu metafizikin ilim gibi beynelmilel ve gayrı şahsî bir hâle gelmesidir. gerçi ilim yolundan değil. — O hâlde tarihî feylesofların rolü ? — Bunların rolü. biraz daha vazıh olarak nedir? — Şudur: İlimin mvvzuu maddedir. ister uzvî ve ruhî. Bir çokları ilimden geçmiyen kafaların metafiziğe kadir olmiyacağını iddia ederler. isterse içtimaî hayata ayit olsun.. hendesedir.. çünkü sade hayal ve his sahesinde kalmıyor. şeniyeti bütün ve seyyâl olarak mütalâa eder. şeniyeti madde gibi mütalâa etmek..

Bu cevap bütün manasiyle yirmi beş sene evvelki Sormagirlilerin ölülere karşı hissiyatını bildiriyordu . gayrı ahlâkî bir hizmet teklif edilen insanlar gibi . Fakat bunlar o kadar az. kabrini tahkir edenler vardı. ben o zatin çinarma dokunamam !. fakat " akla mugayir „ olanlar pek az !.. maneviyetma sığınırlardı. Bu mezarlık Çeşmi Hüseyin Efndi isminde evliya tanınmış bir zatindir. Hiç unutmam. Bir gün Sormagir camimin önünden geçiyordum. Maksadı» . Mezarlığın içindeki kocamiş çınar son günlerde devrilmek tehlikesini göstermişti. ister mabet hürmeti. Çeşmi Hüseyin Efendi kerametinden çok bahsedilmiyen velilerdendi. Halkın itikadında "akıldan hariç.. „ Zaman bu hükmü tasdik ettiriyor. Sokakta üç beş kişi toplanmış. Küçüklükte alınan bazı fikirler iman kuvvetini taşıyor.kendisine gayrı meşru. < u yaz Surler haricinde gezmeğe gitmiştim. mazisini seven bir kavimle sevmiyen /bir değilmiş.... Hatta bu inanışımı çok kere izah edemiyorum .kizararak bozararak geriledi. Lâkin " Halkın sesi.. dedi. hakkın sesidir. kim bilir ne kadar adi bir işti!. İster evliya .. cahil bekçi bu teklifin kabalığına karşı . karşıdaki mezarlığa bakıyorlardı.- 306 - ayit hatıralarım çoktur. Gerçi o tarihte bile mahalleli arasında ölüyü. anlamiyarak ölülere hürmet etmekte devam ettim . mahalle hayatındaki mevkileri o kadar hiçti ki. şu çınarı devirebilir misin ? Bu zatin nazarında çınar devirmek. çok şey var. Buna rağmen Sormagirliler onu severler. Şimdi mahelleli kazanın önüne geçmek için çmarı kesmiyi düşünüyordu. Uzun seneler bilmiyerek. Halk bunların her birine " gâvur farmason „ gibi bir isim takarak " sen benden değilsin! „ demek istiyordu . Bunlardan biri Sormagir bekçisine dönerek dedi ki: — Nasıl Ahmet ağa.. isterse bir " antika merai „ şeklinde olsun. sert ve haşin bir tarzda : — Efendi..

yerde yatan taş kavuklar üzerine at başı iskeletleri koymuş !. sadece civardaki at leşleri dökülüyor! Zamanın telâkkileri... tarlalar istilâsına uğramış hazin bir bucaktır.. Belki bu türlüsü bir tanedir . hatta insan zadelerin bile değil. eski türbe' leri . Zaman ile camisinden ayrılmış .— 307 — tarihî ve kutsî hatıralarla dolu olan bu yerleri. bu itikadın zadesi olan kabristanları tahrip ediyor . kim bilir " neslicedit „ imarcilari atalarının itikadını pek cahilane bulduğu için olacak. İçerisindeki lâhitler hep kırılmış. Artık ne bu çukuru ne de bunu açan mühendisi benden sormayınız . her tarafından civarındaki evlerin. sadece hayvanların kabristanı! Artık buraya ne meşhur ne de meçhul insanlar gömülmüyor. gövdeleri öbür tarafta !. diyordum. kitabeler mdeniyet elinin açtığı bu nezafet çukuruna yuvarlanmış. Yazık k* bu hakaretin bediî şeklini bulamamışlar !. . idare adamlarının seyyiatı lâhitlerdeki eski sanatin nizamım bozmuş. eski lâhitleri bir kere daha görmekti. fakat İlyas Zadelerin. Merkez Efendi dergâhından Yenikapı Mevlevihanesine doğru İlyas Zadelere ayit tarihî bir kabristan var .. Burası en aşağı üç yüz senelik bir mezarlık. bilmem ki nasıl bir yaşamak hırsiyledir. bu üç yüz senenin eritemediği mermerleri parçalamış atmış ! Buraya artık bir kabristan diyemezsiniz ! Belki bir kabristan.. bütün mezar taşları.. Kız Taşından beri bütün evlerin münasibettar olduğu bir mecraya yol açmak için bu kabriatanı ortasından ikiyeye ayrılmışlar. kavukları bir tarafta. En yeni taşının üzerinde 1190 tarihi okunuyor. Ağaçlar.. vahşî çitlenbikler. Fakat Aksaray'a geldiğim zaman Horhor'a doğru yine bir cami ve kabristan harabesine daha rasgeldim .

.

Ahlak .

.

İstanbul'da. hiç şüphe yok. oturaklı. Dershaneleri de öyle güzel. penbe dağlar memleketidir. ilk defa şehre çıktığım zaman.. ne güzel bina . Oradan şehre. ufak gösterişsiz evler arasından girersiniz. misafir kabulüne mahsus olan salon hep mektebin mamulâtiyle döşenmiş. Acaba Sıvas'ınki nasıl. Kollejin bulunduğu tepe gibi. Yaklaştıkça sönmüş bir saltanatın enkazım göreceğiz gibi acı bir hisle müteessir oluyorduk.. bir millet hafızası gibi zengindir.. Üç günlük ziyaretlerim gene bu intibaı teyit etti. Sivas her tarafında bir selçuk minaresi. diyordum.. penbe dağları aşmak lâzımdır. İzmir'de. Alçak. kemerleri renkli taşlarla süslenmiş. Orada her şey ağır.. Uzaktan sanayi mektebinin büyük binaları görünüyordu.- 311 -s Hayır ile şer Sivas azemetli. Kayserimden gelen yolcular için bu azemetli. İşte mektebin mamulâtından : On Beşinci Louis tarzında cevizden oymalı bîr masa. Darülmuallimatı. şurada gene mektebin elişlerinden gayet ince dokumah ziynet halıları. Bu. O da Mektebi Sanayi. erkek kız iptidailerini gezdirdi. Ankara'da emsalini gördüğüm bir mektepti. Bütün insanlar ağırbaşlılık için yaratılmış zannedilir .. şehre hâkim bir tepeye . Bursa'da. Nihayet Kızıl ırmağa varırsınız. zevk sahibi bir mimarın daha evvel bir valinin eseri... bana mektebin mazideki bütün ikbal ve itbar devirlerini anlatıyordu.^ her şey ciddidir. Sabahleyin. dediler . yahut bir selçuk kapısı yükselen bu }ürk ve tarih şehri. Nihayet dar... ziyaret edecek bir müessise kalmıştı. köşede duran ufak bir sigara 20 . bu intibaı almıştım. ikametimin son günüydü. Maarif müdürü bize Darülmuallimni. İşte asıl mektep. kapıları. Yolda Sanayi Mektebim aynı zamanda idareye memur edilen Darülmuallimin müdürü malûmat veriyordu. dolaşık sokaklardan geçerek bir tepeye çıktık.

üzerinde bir tablo var ki tablodan ziyade bir resim levhasına benziyor. Bu sual ne kadar garip olursa olsun. netice bunun tamamyle aksi olmuştur! Böyle olduğunu hem içeride. Tarihimiz ve topraklarınız haricinde aynı zamanda zaruret ve suhuletle teşekkül eden bir takım iktisat ve ilim merkezleridir ki bizde dahil oldu- .iskemlesi. Filvaki. Dışarıya çıktığımız zaman öğrendik ki vaktiyle Sivas'ın kayalarını. gene hatırıma geliyor . hem dışarıda öğrendim: Mektebin hâli hazırda mevcut olan marangozhanesine indiğimiz zaman gördüm kü: Orada talebe namına yalnız yedi yetim var! Önlerinde bir iki tahta parçası. Sivas'ın en mutena bir eseri mimarisini gözle görülemiyecek derecede ince olan taksimat ve tersimatiyle bunun üzerine hakketmişler. her tarafı selçuk tarzında çiçeklerle. Bu işler yeni idarenin temin ettiği ilk vazife. "esimde bu kadar ileriye giden bir mektebin Sivas'ın iktisadiyatına hizmeti ne olmalıydı ? Pek büyük dğeil mi ? Her sene yetiştirdiği yüzlerce sanatkârlarla Sivas'ın taşlarını oymalı. bu neticede tarihin hissesini. Imî.. O renkte. bu " mektepli inhitat „ nedir ? diyordum . bir kaç fotin. dokumada. hakte. " Tarih „ diyerk iktisadî. değil mi ?. uğraşıyorlar. Şimdi tasavvur ediniz. Hayır. Aynı salonun dışarısında gene bir kapının üzerinde vaktiyle resim hocalığı eden bir zatın yağlı boya levhası var ki klâsik italyan sanatkârlarının eserlerini hatırlatıyor. ne şekilde olursa olsun. Darülmuallimin idaresi sanayie vaziyet etmeseydi. taşlarını o kadar güzel tıraş eden türk sanatkârlarının memlektinde bu gün taş oyan tek bir türk taşçı kalmamıştır ! Kendi kendime soruyorum: O " mektep siz itilâ „ ne idi.. içtimaî tedahülleri kastediyorum.Talihsiz çocuklar! dedim ve bu sukutun sebebini düşünmiye başladım. Eğer Sanayi mektebi DarülmualHmme yerleştirilmese. yapraklarla işlenmiş. servetini arttırmalıydı. yünlerini boyamalı. bu çocuklar belki bu hayatı da buiamıyacaklardi. beynelmilel hayatı. ilk faaliyetti. mesuliyetini hesaba katmamak nasıl mümkün olur ? !.

şahsı düşünerek ellerinin altındaki çocukları öldürecekler. sathî olan zevklerine. o kuvvettediğer her hangi bir merkezin teşekkülüne.. hatta fertten ferde değişen refah ve muvaffakiyet şartları irefah ve muvaffakiyet noksanları da vardır. gene bu ikiden biridir. İşte bütün bütün aklı. kıymeti.. Sivas hayatı için adam lâzımdı. Sivas'ın selâmeti bu yolda idi. Sivas evleri için doğramacı.zerre mihanikiyetiyle kendisine doğru çekmiş. İkinci yol u hakikat ve ihtiyaç yolu . Sivas sanayi mektebi sade bir misaldir. Ya gösterişi. idare adamlarının gideceği yol. bütün •muvaffakiyeti. Sivas aptesthaneleri için taşçı. şuuru makamı vilâyetpenahiye donen. yapılarına kalfa bulannyorsa bundan mesul olması lâzımgelen kimlerdi ? Öyle tasavvur ediyorum ki Sivas Sanayi Mektebi tesis •edildiği gün bu mektebin hayatını idareye memur olan büyük küçük memurlar hayat tarafından iki yoldan birini intihap etmeğe davet edildiler: Biri. depdebe ve saltanatta ariyan Sivas Sanayi Mektebi kendi kendini kaybetti ve bu parlak baş* langıcın sonu böyle karanlık ve hüzünlü oldu!. Otuz otuz beş sene kendisine taptıran bir Saray ve her yerde bunun yerine kayim olan saray zihniyetti valiler vardı. binalarına taşçı. kârlarına iltifat . Bunların hoşuna gitmek için ancak süslü sigara iskemleleri* On Beşinei Louis tarzı masalar.. yahut haricin fani.. işte evliyayı umur Efendiler bu iki yoldan yazık ki birincisini intihap ettiler. " gösteriş yolu „ idi. Şimdi her sanayi mektebinin idaresine. sadece eseri sanat yaptırdılar. Artık Sivas'a ve çocuklarına hizmet edecek yerde. Fakat haricî münasibetler sabit kalmakla beraber dahilde gene unsurdan unsura. harici.tımuz hâlde hariçte kalan bütün unsurları birer maddî . idi. valilere. Sivas. her hangi uzviyetin taazisine engel olmuştur. makama hizmet ettiler! Sanatkâr yetiştirecek yerde. ipek gibi ince halılar lâzımdı. her maarif teşkilâtının başına ve her resikâra geçen müdürlerin. kerestelerine doğramacı.

. Hususiyle yikanıyor. kepçe. Yine bundan on sene evvel o kadar meşhur olmıyan diğer bir muhallebicinin de muhallebileri avucu içine alarak ufak tabaklara geçirdiğini görünce tahammül edemiyerek itiraz etmiştim . Bu gün bu kahramanlardan birini ziyarete gittik. Eliyle matruş başını kaşıdıktan sonra aynı elini etrafındaki bütün eşyaya sürdüğünü gördük L Ankara'da temizîiğiyle meşhur bir lokanta var dediler. memleketlerini baka sırrına mazhar etmek istiyeceklerdir. kaşık. temizlik kahramanlarıda vardır . bu el beş vakitte yıkanıyor!-. Neticede şu ikiden biridir: Bir hayır yahut bir şer ! Temizlik ve Medeniyet Yarış. mektebin haliyle hallenmek. gayrı için mi ?!. hatta mübarektir!.. memleketin ihtiyaciyle ünsiyet etmek. güreş kahramanları olduğu gibi. sen afedersin. Bunlar da halk arasında meşhurdurlar. O vakit bu iki yoldan birini intihapta mustar kalacaksınız. Ona tarak.. Onun için yıkandıktan . kürek.. hatta sabunla yıkanarak tamamiyle temizlendiğini farzetmek bile biraz tehlikelidir. Evet halkın kanaatince sağ el her yere sürülebilir .... Derilerimiz dayimî surette yağ ifraz etmektedir!.. tezgâhtarı büyük tavuk göksü tabağını kaşıkla ufak tabaklara istif ederken eliyle tatlıyı tutmak için baş parmağım da kullanıyordu !.. vazifesi gördürülebilir. Yine bir gün istanbul'un en meşhur muhallebicilerinden birine gittik.. hakikate girmek. Bu zatlere sorarım: Kendiniz için mi çalışıyorsunuz. müessiselerini. çünkü sağ el temizdir.— 314 — etmiyip vazifenin içine. Bu son vakayı kendisine hikâye ettiğim bir doktor bana şu cevabı vermişti: Ellerin.. „ demişti. Abani sarıklı zat bana " Efendi. oradaki ilk müşahedem de garsonun baş parmağını çorba tabağına sokması oldu !..

Ben on altı.. liseler.— 315 — dakika sonra bile kirlenenirler . „ di- . darüleytamlar.sıkılgan bir kelimedir. anarşist „ diye hücum edilir ama. Bir maarif adamına " zalim. hiç olmazsa tevekkufumuzun amilleri olacaklardır !. ali mektepler medeniyet âleminde terakkimizin olmasa bile tedennimizin. müstebit.ayileler hazırlamak temizlik medeniyetinin memlekette yerleşmesi için kâfidir.elinde bulunan leylî iptidaîler. Buna ancak şu yoldan gidebiliriz: Bu tarz temizliği yaşiyarak ve yaşamakta olan temiz manasiyle medenî insanları bu terbiye muhitlerinin başına getirerek . Türkiye garp medeniyetini temsil etmek istiyorsa mekteplerinin programlan kadar mekteplerinin aptesthaneleriyle. yalnız dinin mürtecilerine takılmıştır !." Değilmi ki yine kirlenecek o hâlde temizlenmiye ne lüzum var ?!. göreceksiniz ki kâğıt lekeleniyor! Kaldı ki günde bir kaç kere yıkanan eli temizdir dîye on altı saat zarfında rasgele. hamamiyle. her yere sürtmek! Tarihî itiyatlarımız ve doktorun izahatı herkesi düşündürebilir mahiyettedir. Bir çok harekektlerimiz var ki onları sırf şuursuzlukla muhafaza ediyoruz. yemekhane veyatakhanesiyle de meşgul olmalıdır. v Her yenilik gibi temizlik te ustadan öğrenilir. yahut ayak yerine gaz sandıklarının parçalarını çivileten bir mektebe mektep demem L Bu mana ve bu itibar iledir ki hükümetin . Halbuki itirazların bu nevini de idrak etmişizdir !.. Gerçi her biri bir fikir • e zan ihtiva ediyor: Yıkanan ellerin kir tutmıyacağı gibi!. "Taasupw . bilhassa leylî mekteplerin hayatını bilfiil değiştirerek. on sekiz leylî talebesine kapaksisz dolap -veren ve verdiği dolapları da ayaksız bırakan. Halbuki temizliğin de mürtecileri vardır !. veya ihtilâlci. Binaenaleyh memlekete lüzumu kadar fennî temizliğe muktedir .. ona mektebin yataklarını niçin bu kadar temiz tuttun ? „ diye itiraz edilemez!. Saniyen mekteplerin.. Bunun tecrübesi gayet kolaydır : Her hangi tahareti müteakip vücudunuzun muayyen kısmraı sigara kâğıdiyle uvahymiz.

Filhakika hademesini döğen mektep ile bu mektep arasında sadece bir semt münasibeti vardıKendisine mektup ve gazete parçaları gönderilen bu zat ne hademesini dövmüştü. temiz bir muhitte ve temizlik kayidelerine tevfikan temiz olarak yetiştirebilmektedir. Onlara inanmıyahm ve çocuklarımızı inandırtnıyalım . Bence medenî İslahatımızın büyük bir safhası budur . Fakat bütün mesele bizzat yeni nesilleri yetiştirecek olanları fennî temizlik mefhumuna göre. diğeri muktesitliği ise..yenler çok olduğu gibi.ası yapabilirsiniz. fenne itibar etmeksizin temizlik: iddia edenler de vardır. ve kesik gazetelerle de aynı şey hatırlatmak isteniliyor „ diyor ve makalede mevzuubahs olan mektebin kendi mektebi olmadığı hakkında benim tarafımdan izahat verilmesini de rica ediyor. Bu mektup- . temizlik fikrini sonuna kadar tafsil edebilirsiniz ve ondan bütün bir kayideler ve edepler mecmr. ne de mektepte buna benzer bir vaka zuhur etmişti. bu mektuplarda sizin makalede mevzuubahsolan hademesini doğen müdür ben olduğum iddia ediliyor. mektebin etrafında derhal dedi kodu oluyor ve dedi kodunun olması için semt münasibeti kâfi geliyor. Bir insanın asri seviyesini en iyi ölçen mikyaslardan biri de meselâ o adamın hürriyetperverliği. Bütün bunlara rağmen. Bu mektubunda Akşam'da intişar eden " dayak „. yani cismanî ahlâğı değil midir ? Fennî. üçüncüsü mutlaka temizliği. Cezası olmıyan cürümler! Geçende bir mektep müdürümüz bana bir mektup yazıyor. Fazla olarak bu mektep İstanbul mekteplerinin en iyilerinden biridir.. serlevhah makalemden bahsediyor. Bu mektep müdürü: u her gün müteaddit mektuplar ve Akşam gazetesi parçalarım alıyorum.

Samimiyet bu fiilin neresindedir?!. cinayetler. her memlekette ve her zümrede bulunabilir. şöhretini sarsacak. her hangi mektep müdür veya mualliminin mevkiini. yıkacak derecede şiddetli bir tesir hasıl ettiği görülüyor. intiharlar gibi içtimaî hayatın elîm zaruretlerinden biri olduğuna gerçi kaniyim. Şu takdirce her hangi . fakat bunlar insanları hukukundan mahrum edecek.. Halbuki bir memlekette şahsî kıymetleri.. Çünkü çalışanlara karşı beslenilen muhabbet ve hürmet imzasız mektupla tahrikat yapmıya manidir. insanlık şerefini ve haysiyetini müdafaa eden başlıca müeyyideler kanunlardır. bir memurun. ve her hangi menfaat endişesiyle evvelâ muğber olmuşlar. Dedi kodu şahsî kıymetleri alçaltmak için yapılan bir teşebbüsdür. Binaenaleyh bunların tahrikatından derhal müteessir olmanın manası nedir.. tekrar ve telkinle. sonra cürüm atfederken imzalarını gizlemek zilletini irtikâp edebilmişlerdir. hissiyata müracaat edilerek yapılır. Dedi koduların. Kanunlar ise esasen ahlâkın ifade ve istitalesi demek olduğundan bu şeref ve haysiyetin muhafız ve mürakibide efkârı umumiyedir. ferdin hürriyet ve saadetine engel olacak bir mahiyet aldığı zaman o cemiyetin hayatında bazı gayrı tabiîlikler mevcut olduğunu kabul etmelidir. şu veya bu ferdî sebeple. Memleketimizde her hangi neşriyatın ve her hangi propagandanın bir millet adamının. diyebilirsiniz .. Çünkü intihar ve cinayet gibi hâdiselerin cemiyet hayatında tabiî olan birer derecesi vardır. Bu dereceyi bir kere aştıktan sonra dedi kodu da marazî bir şekil almış demektir. Bunu zannetmiyorum. Ve bu teşebbüs müspet bir surette meşru usullerle değil.- 317 — lan yazanlar ve o makale parçalarını gönderenler acaba samimî ve hasbî kimseler midir ?. Gerçi böyle adamlar her yerde. Fakat maatteessüf dedi kodu dediğimiz ve binnazariye kendisine hakikat ve kıymet atfetmedtiğimiz telkinatm ve neşriyatın içtimaî hayatımıza merhametsizce tesirleri oluyor.. Bunlar şüphesiz husumetkâr ve insafsız kimselerdir.

O zaman mektebin heyeti idaresinden olan bir zât tabiiyat muallimlerinden birine hademesiyle bir pusula gönderiyor ve bu pusulada belki lüzumundan fazla amirane bir lisan kullanıyor. Darülmualliminde bulunuyoruz. taarruzuna oğrayabilir. yerine millî va insanî bir ahlâk telâkkisi koyalım. Elbette değildir... Çünkü kanunlar tuvalete. ve kast zihniyetini yıkalım. Şimdiye kadar bir takım alimlerimiz sırf madde felsefesi yapmasalardı. ammenin. Ben hayatımda bir vakaanın şahidi oldum ki bütün insanlar için şayanı ibrettir: Meşrutiyetin ilk seneleri idi. cezanın yapacağı şeyi yapabilir. bediî ve iktisadî şekilde islâh etmek yani içtimaîleştirmek onun vazifesidir. avuca sığar veya tartılır cürümlerden değilir !.. fakat bir çok sevkitabiîlermizi. nefsanî temayüllerinizi ilmî. Bu vicdanın nur lan ması. Binaenaleyh meselâ lise tahsili görenle görmiyen ahlâkî telâkki itibariyle bir olamaz. içtimaî hayatımız gene mahalle hayatının icap ettirdiği infiratçılıktan kurtulup millet hayatının muhtaç olduğu tesanütçülüğe vasıl olmalıdır. Bilenle bilmiyen müsavi midir ?!. Halbuki bu nevi gayrı ahlâkî faaliyetlere mani olacak yegâne kuvvet. Bunun için ahlâkımız mahalle ahlâkından çıkıp millet ahlâkı şekline girmeli. ahlâksızlığın bu nevine de müdahale edemez. ve çünkü dedi kodu dediğimiz şey ele. fazla olarak pusula adres- . muhakkak ahlâkî felsefemiz gibi ahlâkî terbiyemiz de daha başka türlü olurdu . Akıl dayima bir dümendir. zevke müdahale edemediği gibi. onun işi şüphesiz ahlâkî kıymetleri icat etmek değildir. bu vicdanın kuvvetlenmesi kanunun. efkârı umumiyedir. cumhurun vicdani olabilir. Her vasıta ile eski mahalle ahlâkını.— 318 — sebeple bu iki müeyyide zayıflar veya lüzumu kadar kuvvet ve selâbet kazanamazsa ferdin kıymeti ve şeref ve haysiyeti de yalnız başına terkedilmiş olacağından her taraftan şeytanî ve gayrı ahlâkî kuvvetlerin hücumuma. O hâlde bu gibi cürümlerin yegâne müeyyideleri efkârı umumiye. bir takım feylesoflarınız da sevkitabiî ve menfaat felsefelerini mezhep edinmeselerdi.

dedi koducu adam. tuvaletsiz adam her salona girmediği gibi. gayrın kiymtele- . Aynı sebeple kendisinin hizmetine ve iktidarına da muğber olmak için ne sebep var ?! Tekrar ediyorum ki kendisi Darülmualliminin en iktidarh ve en vazifeşinas bir hocası idi „ . çünkü dedi koduyu teşvik eden şey. Halbuki millet ahlâkını kazanmış olan seciyeli bir insanın kulağı bu gibi ihtirasların sesini katiyen işitemez. Cahil adam. Bir aralık kendisine şu suali sormaktan kendimi alamadım: "Hâlbuki o sizi bir muhavere meslesinden dolayı rencide etmişti* Şahsına karşı bir iğbirar duymuyor musunuz ?!. dersinde çok muvaffak olduğunu. Zannedilirdi ki bu iki zat artık biribirinin hasmıcam olmuştur . Muallim de müracaatin bu şeklini haysiyetşiken bularak ağır bir mukabelede bulunuyor ve arada gayrıkabiliizale bir suyitefehhüm hasıl oluyor. Efkârı umumiyenin bu sahedeki tecellisi dedi koduculari bellemek ve mütemadiyen hariminden kovarak onları içtimaî hayatın seyr ve tekâmülü üzerinde gayrı müessir bir hâle getirmektir . dinliyen kulakların çokluğudur !.. Bilâterddüt cevap verdi. Bu samimî itiraf ve bu millî hassasiyet karşısında hürmet duymamak kabil değildi..— 319 - siz bırakılmıştır . Fakat bir gün mevzuubahs idare adamiyie bir yerde bulunuyorduk. „ Şu cevabı vermişti: " Filhakika o vakaadan dolayı son derece muğberim. Biz bu tesanütçulük mefkuresini şuurlu bir hâle getirirsek dedi koduya karşı en müthiş silâhı elde etmiş oluruz.. en vazifeşinas bir darülmualümin hocası olduğunu ve müessesenin kendisiyle iftihar edebileceğini söyledi. kirli adam. Fakat bu iğbirar tamamiyle ferdî bir mahiyettedir. Bütün millet işlerinde aynı zihniyetle hareket etmek ve aynı kafa ile hareket etmiye alıştırmak nefsimize ve nesillere karşı bir terbiye borcudur. Kendisinden bu zatin ehliyeti ve iktidarı hakkında fikir soruldu. Bu vaka ferdî iğbirarla içtimaî kıymetlerin karşılaşmasına ve içtimaî mefkurenin hakimiyetine bir misaldir. muallimin bahsi geçti. kendisi o işte haksızdı.

rmı her vesiyle ile münaksaya koyan muhtekir dahi her salona giremez. Filânın hayatı, filânın şahsî ahlâkî hakkında söz söylemiye başhyan adamın medenî bir muhitte göreceği mukabele pek aşikârdır: " Bu bizi alâkadar etmez i „ derler ve sustururlar. Şu hâlde dedi kodunun mahiyeti ve dedi koducularon ahlâkî seviyesi hakkında gayet vazıh bir fikir sahibi olmak onların faaliyetini ve cesaretini sıfıra yaklaştırmak için en kat'i çaredir. Kanunlarımızı millet kanunları hâline getirmekle beraber ahlâkî terbiyemizde ahlâkî tetrisatımızda muhabbet ve tesanüt umdelerine lüzumu kadar mevki verelim. Unutmuyalım ki muhabbet içtimaî hayatın kanunnudur . Tesanüt ise onun uzvî bir mukabilidir. Ne muhabbet ve ne de tesanüt olmıyan yerde hürriyet yoktur. Hürriyetsiz bir cemiyet bir kabiyle ve aşirettir, fakat bir millet değildir..

Adabı maşeret
Hangi hareketlermiz muaşerete muvafıktır ?! O hareketler ki hayvanın diğer hayvanlarla münasibetinde ki hareketerden uzaktır!.. Çünkü adabı muaşeretin esası, insanlarlaolan münasibetlermizdeki temizlik, güzellik ve hakşinaslıktır. Hangi fiil ki insanlarla münasibetimize ayit olmakla beraber kirlidir, çirkindir ve hakksızday adabı muaşerete muvafık olamaz ... İşte ben bir lise talebesinin adabı muaşeret hakkındaki sualine böyle cevap vermiştim. Bu cevap belki tamamiyle doğru değildir; fakat adabı muaşereti en iyi temyiz eden bir mahiyeti haizdir. O da bu adabın hayvanî, uzvî menşeli olmadığı, tabiî temayüllerin, sevkitabiîlerin basit bir faaliyetinden husule gelmediğidir. Filhakika adabı muaşeret namına yapdiğımiz bütün hareketlerde ve gene o nama kaçındığımız bütün fiillerde sıhhî, ahlâkî, ve bediî bir endişe

— 321 —

hâkimdir. Bir milletin kendi ahlâkî, bediî ve ilmî telâkkisine göre bir insanla diğer insanlarının münasibetini tanzim etmesi... Bence adabı muaşeret budur. Binaenaleyh adab^ muaşeret insanla insan arasında mümkün ve muhtemel olan bin türlü çirkin, gayrı sıhhî, ve haksız temaslar ve münasibetler yerine bilâkis güzel, temiz ve dürüst münasibetler ikamesi demektir. Bu suretle adabı muaşeret insanla insanın münasibetinde ahlâkın, sanatin, ilmin ve fennin müdahalesi demek olur. Muaşeret adabının bu içtimaî mahiyeti bir kere iddia edildikten sonra bu adabın içtimaî vakıalara ayit bazı: hususiyetlerini işaret etmek icap eder: İçtimaî hâdiseleri diğer nevi tabiî hâdiselerden fark ve temyiz eden belli başlı vasıf, afakî bir mahiyeti hayız olmalarıdır. Yani din,, ahlâk ve sanat gibi adabı muaşeret kayidelerinin de haricî mevcudiyeti vardır. Onları tesis eden biz ve bizim ferdî idaremiz değildir; bunlar zamanla muayyen mekânlarda, tarihî zaruretlerle teessüs etmiş ve tekerrür edegeimiş olan içtimaî kiymetlerdir. Milletin lisanını, dinini değiştirmek insanın elinde olmadığı gibi, içtimaî muhitin muaşeret kayidelerini inkâr etmek te kimsenin elinde değildir. Bu kayidelerde yalnız afakîlik vasfı değil, umumîlik hâli dahi vardır. Muaşeret kayideleri aynı muhit ve bünyede olan bütün • insanlar için bilaistisna cari ve hâkimdir. Bu afakîlik ve bu umumîlik neticesi gayrikabilicerh ve mukavemetsuz olmalarıdır. Tabiî kuvvetleri temyiz eden sıfat haricî taarruzlar karşısındaki mukavemetleridir. Taşı, denizi zorlamak tecrübesi dayima bizim zararımızla, aksülamele duçar olmamızla neticelenir. Bunun gibi, muaşeret kayidelerinin ihlâli de muhitimiz tarafından şiddetli bir aksülâmelle neticelenecektir . Bu ihlâle cüret eden adam gerçi dinsiz, ahlâksız ve cahil sıfatlariyle tezyif edilmezse de her hâlde " kaba „ sıfatiyle tavsif edilir . Binaenaleyh ferd içtimaî muhitine intibak etmek zaruretiyle bu kaba sıfatından kaçınmak ve " nazik, terbiyeli „ sıfatlarını kazanmak mecbu-

•- 322 •riyetindedir. Her cemiyetin adabı muaşereti kendine göre •olmak lâzımgelir. Çünkü adabı muaşeretin menşei her cemiyetin " kaba adam „ ve " nazik adam „ fikirlerine verdiği manaya göre değişir . Bu itibar ile kabiyle muaşereti, aşiret muaşereti, millet muaşereti .. diyebiliriz. Adabı muaşeret yalnız cemiyetten cemiyete değil, aynı cemiyetin muhtelif tekâmül devirlerine görede degişecektir.Meselâ cemiyette müspet ilimlerin, iktisadî müessisenin, lâik fikirlerin hâkim oluşuna göre, muaşeret tarzlarının da bir türlü olması iktiza eder . Bunun en açık misali bizim memleketimizdir . Memleketimiz müspet ilimler, büyük iktisat ve :lâiyık devlet medeniyeti olan avrupa medeniyetine giriyor. Adabı muaşeret telâkkilerimizinde değişmesi zarurîdir. Bu esnada mahalle hayatında olduğu gibi vüstayî ve zühtî bir takım kayideler yerine asrî ve dünyevî kayidelerin kabulündeki zarureti takdir etmeliyiz. Bu büyük iktisat devrinde vaktin nakit, temizliğin ancak fen, itikatların ise mutlaka serbes olduğunu bilmeliyiz. Artık gelişi güzel her kese misafir gitmek ve gittiği yerde saatlerce kalmak, istiskal edilince de darılmak ve istediğimiz gibi yemek yimek, ve rastgele her keşi din namına aforoz etmek elimizde değildir... Mevzuubahs olan ihtiyaç, Fransız ve İngiliz terbiyesini kabul veya retetmek değil; zarurî ve küllî bir medeniyetin zarurî ve küllî kayidelerini kabul etmek veya bu medeniyete girmekten vazgeçmektir. Yeni Türkiye garbin iktisadî ve ilmî aynı zamanda lâik ve müsavatçı medeniyetine girmek istedikçe muaşeretinde de şu medeniyetin adabım olduğu gibi kabul etmemek mecburiyetindedir: 1 - Hiç kimseyi tasdi etmemek ve kimseye kendi vaktini israf ettirmemek. 2 - Bütün hayat ve muamelâtta ilmin tatbikatını bilâkaydüşart kabul etmek. 3 - Gayrın itikatlarına hürmet, ve kendi itikatları namına kimseyi taciz etmemek. 4 - Heryerde kadın erkek, zengin fakir, bütün insnalari müsavi muameleye tabi tutmak. Maaşeretin bu esaslar1

— 323 —

beynelmileldir, insanidir. Bunlar üzerinde pazarhketmek yalnız Türklerin değil, asrî olan hiç bir milletin eline değildir!..

Kast zihniyeti
"Kast,, Hindistan'da mevcut bir nevi cemiyettir. Kastat mensup olan bir adam diğer kasttan kız alamaz. Hatta diğer kastın yemeğini yiyemez, ecnebilerle temas edemez. Her kast diğer kastlara karşı muhasim bir vaziyettedir. Hülâsa kast kapalı bir cemiyettir. Kastın benzemediği cemiyetler bugünkü Avrupanın açık ve mütesanit cemiyetleridir. Bu avrupa cemiyetlerinde gördüğümüz şeyler kastlarda gördüğümüz şeylerin temamiyle aksidir. Onun için bir avrupalı zihniyeti gibi bir de kast zihniyeti vardır. Nsfeıl ki bir aşiret ve millet zihniyeti de vardir. Kast zihniyetinin ifade ettiği şey, millî vahdete, millî tesanüde, içtimaî mefkûreciliğe ayit bir dar kafalılıktır. Bu dar kafalılığı, ve kast zihniyetini yalnız Hindistan'daki cemiyetlerin haleti ruhiyesini ifade etmek için değil, asrî cemiyetler içinde bile bazı insanların zihniyetini bildirmek için kullanıyoruz. Kasttan bahsederken Kast zihniyeti dediğimiz gibi, bu insanlardan bahsederken de " bu adamda kast zihniyeti var! „ diyoruz. Hulâsa "kast zihniyeti„ içtimaî hayatımızda bir nevi dar hassasiyetin ve bir nevi dar zekânın alemi olmuştur. Acaba bu zihniyetin amili nedir ? Ruhiyat ilmini içtimaiyat ilmine istinat ettiren alimlere göre her hangi şekilde olursa olsun zihniyet, bir haleti uzviyeden evel bir haleti çtimaiyenin ifadesidir. Dindarlığı, taassubu, milliyet ve insaniyet mefkuresini ve bunlara göre muayyen zihniyetleri vücude getiren, insanların yaradıhşmdaki hususiyetler değil, bw insanların muhtelif hilkat ve istidatta olmalarına rağmen muhitlerinin yani ayile, meslek ve cemiyetlerinin bir ve-

— 324 — tnütebeller olan hayatı, bu hayatın fertler üzerinde yaptığı muayyen tazyiklerdir. Nitekim kastların dar zihniyetinden mes'ul olan bu cemiyetlere mensup insanların kafa tasları değil, belki içtimaî hayatlarının tarzı, içtimaî teşrihleridir. İşte zekâ, namus, vicdan, irade gibi ali melekelerin zuhur ve teşekkülü ancak muhitle, muhitin içtimaî bünyesiyle kabiliizahtır. Tavus kuşunun ayakları kadar kastın da taassubu tabiidir! Fakat bu cemiyetlerin bünyesi bir kere değişmiye başlayınca kast zihniyetide tabiatiyle yumuşar,içtimaî manasiyle dar kafalık azalır.Asrî cemiyetler bu itibarla kastlara en zıt olan cemiyetlerdir. Çünkü bunlarda müsavatçılık hâkimdir, insanla insan arasında fark gözetmemek, bütün insanları aynı hakla mücehhez bilmek asrî cemiyetlerin şanıdır. Halbuki bu cemiyetlerde bile kibarla avam, şehirli ile köylü, memurla amele, elişçisi ile fikir işçisi, siyah ile beyaz farkı yaşamaktadır. Gerçi bunlar hukuata değil, fakat itiyatlarda yaşıyor. Bunun sebebi eski cemiyet kast zihniyetine mütehammil olmıyacak derece inhilâl etmekle beraber bu zihniyeti barındıracak bazı hususî muhitlerin henüz tamamiyle mahvoimamasıdır. Servet gibi, umumî ve millî bir tahilin noksanı gibi bazı sebeplerle kast hâli, vlev artık bir surette, yine yaşamaktadır ... Bu zihniyetle yapılacak mücadelenin mebdei bizzat cemiyeti harekete getirmektir* Elimizde iki mühim vasıta vardır: Biri ordu, diğeri mekteptir. Ordu ile mektep millî kaynaşmanın birinci vasıtasıdır. Fakat terbiyeci için her iki mefhumu bütün genişliğiyle ve içtimaî hayatın zevklerine, heyecanlarına ayit olan bütün müsaadeleriyle düşünmek icap ediyor. Türkiye'ye refah ve saadet verecek mekteplerden ne kast" tedildiğini henüz anlayamadım!.. Mektepten mektebe fark vardır! Evet mektep, fakat on yedinci asırda mektep ile yirminci asırda mektep bir şey midir?! Daha ileriye gidebiliriz: Yirminci asırda her mektep mektep iştiyakımızı, mektep mefkuremizi ifade edebilir mi ?! Bakınız ben alel-

îtlâk Türkiye yeni mekteplere muhtaçtır „ demiyorum; u Türkiye içtimaî hayat icabına göre tesis edilmiş Cumhuriyet mekteplerine ve bu mektepler içerisinde bir teşebbüs ahlâkına yani iş hayatına muhtaçtır.. „ diyorum. Bu muammanın halli için evvelâ bir mimar cumhuriyet mefkuresine bunu kazandıracak içtimaî bir mektep plânını çizmelidir .„

tt

Gösteriş
Belçika, pedagoji noktayı nazarından görülmeğe değer bir memlekettir. Mekteplerinde, teceddütlere dayıma tesadüf etmek mümkündür. 325'ten sonra Bruxelles'de idim. Şehrin usulü tedris itibariyle meşhur olan bîr iptidaisini ziyaret etmiştim. Bu mektebin muallimlerinden biri, elişlerini tedrisata tatbik etmek, dersleri Amerikalıların tabiri veçhile "işleyerek öğrenmek„ usulünü kullanıyordu bu muallim, her veçhle şayanı dikkat bir zatti. Söz arasında BruXelles'de bir sene evvel açılmış olan sergiye dayir bir vakayı hikâye etti; dedi ki: "Geçen sene maarif müfettişlerinden biri mektebimi ziyarete gelmişti; benim elişi tedrisatına merak ettiğimi öğrenmiş. Talebe tarafından hazırlanmış bazı numuneleri istedi. Ve sergiye konulmak üzere bazı numuneler daha hazırlatmamı tavsiye etti,,.. Ben de çocukları çalıştırarak arzu ettiği şeyleri hazırladım. Müfettiş Efendi tekrar gelip numuneleri gördüğü zaman hoşnutsuzluğunu gizlemedi; "ben sizden daha güzel şeyler bekliyordum, bunları sergiye nasıl koyalım ? ! „ dedi ... Ben de : "efendim siz benden çocuk işi istemiştiniz ! Bu yaştaki çocuklar bunu ve bu adarım yapabiliyorlar» Filhakika bunlar sergi için ilmî veya pedagojik mevzular olabilir. Fakat arzu ettiğiniz reklamların yerini tutamazlar, dedim. Ve numuneleri vermedim. Muallimin bu samimiyeti şayanı dikkat idi. Bu vakayı dinlerken bizim

— 326 —

eski tevzii mükâfatlarda ve yeni müsamerelerde çocuklara zorla ezberletilen nutukları ve tiyatro piyeslerini hatırlıyordum !.. Bunlar ne garip, ne cebrî teşebbüslerdir İ Pariste " Butes Chaumont „ civarında bir iptidaî mektebi vardı; " mektepte sanat „ isminde bediî terbiye komitesinin himayesi altında bulunuyordu. Mektebin dıvarlan, bilhassa yemekhanesi yağlı boya çiçek tezyinatiyle örtülmüştür. Burası bir mektep avlusundan ziyade şık ve kibar bir tiyatro dekoruna benziyordu. Aynı şehrin diğer bir mahallesinde ziyaret ettiğim diğer bir mektepte, bediî terbiye namına ne yapıldığını sorduğum zaman : "Efendi mektebin badanası için kâfi tahsisat alalım da tezyinatım sonra düşünürüz! „ demişti. Bunun gibi bizim hayatımızda nice misaller vardır. Hemen bir bina cesametinde kıristal lâvhalar üzerine yazılmış yaldızlı iri yazılar, aynalarla süslenmiş lustura dükkânları, toz ve pislik içinde olmasına rağmen bu kabil tezyinatı bir türlü ihmal edemiyen lokantalar, gazinolar... Bunlar hep aynı gösteriş ve yaldızcılık kafasiyle yapılan şeylerdir. Şu hâlde hayatta ihtiyaç için yapılan ile gösteriş için yapıla» vardır. Samimî gibi cali de var, çok kerre bu cali, samimînin ve hakikînin yerini çalıyor!. Bu sırıtkan eşya, nezaketinin değil, arsızlığın eseridir. Bu, süslenmek ve güzelleşmek ihtiyacından ziyade lâubalileşmek ve zevkçe çıldırmak hâdisesine bağlanabilir. Eşyamızda, ticaretimizde, senayiimizde gördüğümüz bu riyayı, bu tereddi ve ölüm hassasını bizzat sanatimizin tarihinde bulmak mümkündür: Fatihin camiinden gelen, ikinci Beyazit Camisinin o ebedî eserinden geçen nihayet Yeni Camide "mertebeyi kusva» sini bulan türk mimarlığı, Üçüncü Ahmet devrinde çıldırmıştı. Babı Hümayun önündeki çeşmeve daha o devrin diğer çeşmeleri, bu sarhoşluğu» abideleridir!. Türk bu kadar sefih ve bu kadar hayasız, bir mimariyi bütün tarihinde görmemiştir.

bu sahte kerametfüruşluğun menşei acaba ferdî bir temayül. bir kalfanın •şahsî temayülü eseri olsun . Fakat teşebbüs güç • e yorucudur. . ilim. bir Üçüncü Ahmet devrinin sanatinde görülen çılgınlık bir mimarın. bunlar da her riyakârlık gibi. ilim simsarlığı yapmak .. bu sahte vakarların içtimaî tetkikini yapabilir. snuayyen ve kafi fikirleri olmamasıdır. hem de hâli hazırda tereddi eden zevkler vardır. Riya da tassup veya mübalâtsizhk gibi içtimaî hâdiselerden biridir. türk zevkine yabancı idiler !. Onlar da bugün türk mimarisi namına Lehistan sanayi sergisinde sivri kemerli bir kapı üzerine bir çiçek sovanı oturtan Leh kalfaları gibi. Bir sual: bu riya. Acaba tetkik. Olduğundan fazla dindar görünmek. Bu. Bence bu şartların başlicası hakikî «vasıflar. ve istikra usulüne v •müracaat etmeksizin riya psikolojisinin mantıkî şartlarını tahmin edemez miyiz ? . samimî ve hakikî hayatın düşmanlarıdır. Bir içtimaiyatçı da bu görünmek merakının. fiiliyatiyle kabul etmediği ahlâk umdelerini fikriyatla müdafaa etmek. Kemerde. kubbede. fevkalâde gösteriş merakı da içtimaî hayatın imkânları ve zaruretleriyle izah edilebilir. cümleyi asabiyenin bir icabı ve hususiyeti midir ? Bence her içtimaî hâdise de olduğu gibi bunda da ferdin hissesini ayırmalı. samimî ile riyakarı. ahlâk. " İçtimaî iş bölümü „ ve " Dinî hayatın ilk suretleri „ hakkında içtimaî tetkikler yaptı. Bunlar da bir nevi riyakârlık.. sütunda. mukayese. Yani cemiyet şarlatan ile ciddiyi. Riya da. riyacı eserleri izah eden riyacı devirler vardır.. asrî adamla müstehase adamı tefrik edemediği bir zamanda21 . Hülâsa hem tarihte tereddi etmiş devirler. . yaşayış için de böyledir. tezyinatta anarşinin bütün tecrübelerini yaptılar. Bilâkis. samimî küvetler hakkında cemiyetin henüz vazıh. yalnız zevk için değil. saçakta.. çirkinliğin. alim ile cahili. soysusluğûn.Ondan sonra gelen bütün mimarlar sanki şeytanî bir muhayyilenin kulu idiler!. fakat hiç zanetmiyorum ve kabul edemiyorum ki. Durkheim " İntihar. .

ruh âleminde de sahte mataları teşhir. Aynı adam on sekizinci asırda " faziletkâr ve hassas „ sifatleriyle tecelli ediyor. " yeni ve asrî adam „ fi rine mümkün olduğu kadar vuzuh vermek. Siz düşünüyorsunuz. Cemiyetler böyle adam mefkurelerini değiştirdikçe seciyelerin teşekkülünde bir çok zararlı tecrübeler oluyor. . fakat bir kerre maziye bakalım. Filvaki milletler büyük devirler nihayetinde " adam „ mefhumlarını değiştirirler: Rönesansm adam mefkuresi ne eski hakim. bu fikrin hürriyetini. Hakikî seciyeler yerine yalancıları teşekkül ediyor. intiharlar çoğalıyor ve muhtelif şekillerde oluyor. Evet oluyor. ilmin. " Ticaret âleminde olduğu gibi. Asrî adam ise.'dur. Bu. mazide ferdin . hakikî mataları temyiz „ . Parodi'nin dediği gibi "Honnete homme. karısını öldürenler ! . iş ve kıymet yerine geçiyor! Bu sahte hayattan kurtulmak için yegâne çare " eski ve müstehase adam „ fikriyle mücadele. tamamiyetini. her yerde işüişret. Gayzm mantıki Muhatabınız diyor ki : " ahlâk sukut etti. sokaklarda kadınlara tecavüz. cinayetler.. tenkitle. babasını. hülâsa bütün vasıtalarla temin etmektir. büsbütün başka vasıfları hayizdir. felsefe ile. fakat bütün bu vukuat ahlâkın sukut ettiğine ilmen delâlet eder mi etmez mi ? .- 328 - dır ki bu nevi " seciye yalanları „ zuhur ediyor ve muhite kendisini besletebilir! . . „ . Bu suretle gösteriş. ihtikârdan kurtarmanın başka vasıtası yoktur ! . içtimaiyatın size temin edebildiği bir selâhiyetle ve meseleyi afakî bir tarzda mütalâa ederek diyorsunuz ki: " kerçi cemiyette büyük bir buhran var. içtimaî hayatı. edebiyatla.. dersle. hemşiresini. ne de Kurunu Vüstanın dindarıdır. evvelâ muhatabınızın dediği vukuat oluyor mu ? . Hayır. .

fakat muhatabınız aynı noktaya geliyor ve diyor ki: " Avrupa medeniyeti sahtedir ! Şarkın kendine mahsus bir medeniyeti vardır. .. siz ne söylerseniz o yine aynı şeyi tekrar ediyor : " hayır. • Fakat beyhude zahmet! Çünkü muhatabınız İsrar ediyor. şu şekil veya kıyafette sokağa çıkmak. Sonra yine ilâve ediyorsunuz ki: ahlâktan kastınız nedir ? Yemek. Siz kendi kendinize yegane tedbir olarak " Avrupalılık nedir ? Avrupalılaşmak nedir ? Biz ne için Avrupahlaşmallyız ? Biz nasıl Avrupahlaşırız ? . gençlerin her yerde maruz kaldığı tecavüzlerin şekline bakalım. . Memleket müthiş bir uçuruma sürükleniyor ! . Hep bunları tetkik ve mukayese ettikten sonra hükhmedebiliriz ki memlekette ahlâk sukut etmiş veya etmemiştir.. „ Nihayet kâinatı hep kanlı gören bu bedbinle münakaşadan vaz geçiyor. değil mi ? „ Muhatabınız Aavrupahlaşmak aleyhindedir. bu medeniyetsiz yaşanmıyacağını ispat ediyorsunuz. içmek. " Avrupalılaşmak lâzım mı. baloya gitmek veya gitmemek.. fakat şunun bir de tatbikatını gösterseniz ! „ . ve susuyorsunuz. . bir vatanperveri değil miyim ?! Size o selâhiyet ve bu hisle tekrar ediyorum ki: heyeti içtimaiyemizin vaziyeti vahimdir!. mazide çocukların.. Nafile! Muhatabınız hep sözlerinizi cerhe çalışıyor. Bir diğeriyle medeniyet mübahasesine girişiyorsunuz. Siz diyorsunuz ki: " aman ne güzel şey. Bunsuz. bu günkü hürriyetin ve bu günkü kudsiyetinin derecesi nedir ?. Bütün bu suallerin cevaplarını afakî bir surette veriyorsunuz ve münakaşanıza mevcut ve muayyen sedalarla devam etmek istiyorsunuz.. fena taraflarını bırakmak ! „ . sukutu ahlâk müthiştir! Ben de bu memleketin öz evladı. Diğer bir muhatabınız Avrupalılaşmak taraftarıdır. hayır.— 329 — tabi olduğu gayrı insanî kayıtların derecesine. Mazide fert bir derece hür ve muhterem idi..... fakat bazı şartlarla: " Avrupa medeniyetinin eyi taraflarını almak. Bunlar da hep ahlâk mevzular imidir ? ! . Nihayet meyus görünüyorsunuz . Siz bu lüzumu ispata çalışlyorsunnz. gezmek..

Muhatabınız eski hükümet nazırı ise " ben bunları filân tarihte tatbika başlamıştım ! „ diyor. asrî irfan. . Şimdi bütün bu muhakemeve münakaşaları idare eden kuvvet nedir ? Akıl ve ilim melekesi ve hakikat hissi midir ? . seyrüseferine. Hayır. Nihayet Arabistan ve Kafkasya seferlerini sayıp döküyor. o derecede ki sanki olmasa da olurdu !. Muhatap mütekait bir sefir ise " ben bu istikbali İspanya'da iken sezmiştim ! „ diyor. En nihayet mütareke ve işgal hâdiseleri . bunun için zabita kuvvetine selâhiyet verilecek.„ diyor. hürriyet. Bazan yüksek perdeden takdir de ederken bazan da alelade tezyif ediyor. Eğer mutaassıp bir dindar ise: "jyokdan hiç bir şey var olmaz ki devlet halkedilsin !. Harekâtı MiUiyenin tarihi.. coşkunlukları girmiyecek. saltanatın ilgası Cumhuriyetin ilânı muhatabınız her birinin etrafında dudak büküyor. taşkınlıkları. Diyorsunuz ki: " bu nasıl şey ? ! Medeniyeti bir hürriyettir diye alırken bir okadar da istipdat mı getirelim ? ! „ . herkesin kıyafetine.Muhatabınız tatbikatını gösteriyor : Avrupa medeniyeitni alacaksınız fakat israfları. Muhatabınız size ta bidayetten. dolaşıyor.. muaşeretine karışılacak !... iktisadî teşkilât davasıdır. sefahetleri. . Nihayet siz şaşırıyorsunuz ve münakaşadan vaz geçip soruyorsunuz. his ve ihtirastır. Hülâsa bir diğeri tenzilât yapa yapa Türk halaskarını da alelade bir mümessil. . bütün bu muhakeme ve münakaşaları idare eden yegane kuvvet. Beyhude zahmet! Çünkü bütün münakaşaların umumî neticesi ya medeniyeti istipdatla birlikte kabul etmek ve yahut hiç bir şey kabul etmemek!. Harbi Umuminin ilânından başlıyor : " hata ! „ diyor. bermütad EnVer ve Cemal Paşalar birer klişe gibi geçip gidiyorlar. kuru bir hayal hâline getiriyor. Millet Meclisinin teessüsü. Nihayet Türklerin mukaddes ve ebedî davasını açıyorsunuz: Bu dava istiklâl. Eğer aynı zat kıskanç bîr komiteci ise „ bu neticeler zaten bizim eserimizdir ! „ diyor. harekâtına.

Bu gayz istediği kadar makul.— 331 _ Muhatabınızın aradığı şey. Muhatabınızın gayesi zekâsının sıhhat ve katiyetle istimali değil. değilml ki neticesi inkılâptan tenzilâtdir. yeni bir hakikatin keşfi. tarihî hakikatler. ihtirasın zebunu bir bedbahttır! Bu adamın yapmak istediğine ilme. tenzilât!. Hakikati hâlde bu adamların yalnız bir gayzı vardır. ne de hakikate hizmettir. sadece tenzilâttır! Hürriyyetten. Onun için muhatabınızın kullandığı mantık. aynı şeydir. bü ihtirası nasıl teyit edeyim ? „ diye çalışıyor !. bu ihtirasının sadece masuniyetidir. medeniyetin fenalıklarından Türk halaskarlarının menfi rolünden bahseden adam hakikati hâlde hakikat aşikı bir mütefekkir değil. tezahürü ve ispâh değildir. Muhatabınız " acaba hakikat nedir ? „ diye etrafını araştırmıyor. O hâlde münakaşa mevkiinde olan bütün idare. dediğimiz şeyler İttihatçılar.. bir his mantığı mı ? Ve muhatabım benimle beraber hakikat aramıya mı çıkıyor. bir ihtirasın teşriidir. medeniyyetten. sema gib. Güneş gibi. Çünkü ahlâk medeniyet. terbiye ve mektep adamları için varit olan şu sualin cevabı verilmesi lâzım geliyor: a muhatabım bir akü mantığı mı yapıyor. ezelî tekevvünün merhaleleridir. mugalâtalar o hissin teşhiri. hissin mantığında hükmün evvelden verilmiş olmasıdır. " benim olan bu heyecanı. Ve bu gayz inkılâba müteveccihtir. Filhakika hissin mantığını aklın mantığından ayıran asıl fark. dinîler veya gayrı dinîler tarafından ihtira edilmiş klişeler değil. yoksa kendi hakikâtini zorla bana kabul mü ettirmek istiyor ? „. mutedil ve vatanperverane renklerle boyansın. dünyanın yuvarlak olması gibi ispat ve kabul edile- .. bir akıl mantığı değil. îttilâfçilar. Ancak bu sualin cevabını verdikten sonradır ki işe başlıyabilirsiniz. akıl mantıkında hükümlerin muhakemelerden sonra verilmesi. fakat bu hissesinin. Bütün o muhakemeler. bir his mantığıdır. O ahlâkın sukutundan. inkılâptan. asrîlik. sadece bir hissin telkini. gayzın kendisidir. siyaset. teyidi ve müdafaası içindir.

istiklâl. Bunlar kökleri itiyatlarda. İçtimaî iradenin mantığı selâmet ve seadetini mücerredata terki nefs etmek değil. hakikat. ret ve inkârda edilebilir. mani olan bütün madî veya manevî neviden engelleri kaldırmak lâzımdır. ihtiraslar bir fikir ve muhakeme ile tadil ve tağyir edilebilecek kadar sathî mevcutlar değildirler. İşte her devirde inkılâpçıların istinatgahı yalnız bu iki şeydir. fakat bu neticeyi bizzat kendi yaratıcı faaliyetyile istihsal etmektir. Biri inkılâba hadim içtimaî teşkilât. münakaşa olsa olsa akim tenvir edemediği karanlık noktalar üzerinde yapılabilir. diğeri inkılâba göre bir terbiye ve tedrisdir. Fakat bütün bu münakaşaların hayat için amelî fayidesi nedir ? . ikincisi zekâsı hürriyet. Bu da iki suretle: bir kere " istiklâl. itidal kisvesi içinde ki inkılâp gayzını katiyetle teşhis edelim. Fakat inkâr için batıl bir itikat gibi tefekküre müdahale eden hissî bir amil mevcut olmalıdır. Bir inkılâp kendini yiyen ve yutmak istiyen bütün şeytanî kuvvetleri mahvederek inkişaf edebilir. asrî ve dünyevî bir irfan umdelerinin hürriyet ve tamamiyetlerini bütün müessiselerde temin etmektir.- 332 - bilir. Çünkü bu gibi hisler. Diğer cihetten bir inkılâp kuru ve mücerret bir mantığın neticesi değildir. Bir inkılâp kendini münakaşa ede ede tessüs edemez. Binaenaleyh akıl ve muhakeme tarikiyle İslahlarına imkân yoktur. . Münakaşaya dahil olan bir inkılâp intihara mecburdur. sıfırdır !. hürriyet. cumhuriyet. cumhuriyet ve asrîlik mantıkiyle meşbu yeni nesli doğrudan doğruya vücude getirmektir. İnkılâbı doğuran içtimaî iradedir. . Binaenaley inkilâbı tehdit eden herşey. İlim. Bunlar haicinde istinatgah ve kuvvet aramak dalâlettir.. hak. ruhun gayrı meşur nahiyetlerinde olan haletlerdir ve çok kere marazı şekilde tecelli ederler 2. Bunun için. Binaenaleyh iki fikir adamı arasında bu hakikatlerin münakaşası bu mahiyette olamaz. Bence hiç. inkilâptan tenzilât yapan herşey inkılâbın bizzat düşmanı sayılmalıdır. İçtimaî iradenin mantığı da içtimaî bir mantıktır.

Tezyif âcizlerin içkisidir
Arkadaşlarımdan biri bir gün " döşeme mevzuubahs olunca medeniyet parkedir „ demişti. Bu söz benim zihnimde yer etmiştir. Yine zihnimde yer eden vakalardan biri de bir Alman kadınının İstanbul'da bir evde tahta kurularına karşı açtığı mücadeledir. Bu kadın vatanında ve şehirinde mevcut ve malûm olmıyan bu fena kokolu haşaratın döşeme altından ve tavan üzerinden döküldüğünü görünce dayanamamış, kollarını sıvamış, başına bez sarmış, sabaha kadar deliği deşiği gazlamıştı. Bir Avrupalının tahta kurularına karşı açtığı bu on iki saatlik kanlı mücadelenin hatırası bende çok kuvetlidir . . . Ben şerefli adam hatırasında temiz derili bir insan bulurum. Bendeki duygulu adam hayalinde şık bir insan gizlidir. Ne temizliği, ne şıklığı, ne de parkeyi medeniyetten, hür ve temiz yaşamak iradesinden ayıramam. Fakat bir gün Zeynep Hanım konağının bahçesindeki ballı babalarla aylandoz ağaçlarım yoldurduğum zaman " zalim, meyva ağaçlarını kestirdi! „ dediler. Yine bir gün Yıldız, Sarayın'da, çürümüye mahkûm elli bin cilt kitabı taş bir binaya yerleşdirttiğim zaman " kütüphane değil, anbar yaptı! „ dediler. Yine bir gün altı mermer, üstü çini, dıvarları kârgir her tarafı aydınlık ve temiz bir eczacı ve dişçi mektebi hazırlattığım zaman "mektebi ahıra soktu! „ dediler. Yine bir gün kolundan kurşunla vurulmuş Darülfünun gencinin " bu, haksızlığı tecviz edermisiniz ? „ sualine karşı hayır oğlum ben haksızlığı tecviz etmem didiğim zaman, bak Darülfünun Eemini talebeyi ihtilâle teşvik ediyor ! dediler. Yine bir gün zevki bediî sahibi bir arkaaşm hediye ettiği al renkli bir ipek mendili ceketimin yan cebine koyduğum zaman " bu nedir, neye delâlet eder ? ! „ dedüer... Şimdi bütün bu memnuniyetsizliklerin ve bütün bu hü-

— 334 —

cumların sebebini soran genç muharrir ! Türk milletinin İstiklâl ve hüriyetini iade edenler de dahi dahil olduğu hâlde tarihte tek bir adam göster ki bütün ammenin muhabbetine mazhar olmuş olsun! Yine bana tek bir müessise göster ki eyilik ve güzellik numunesi olarak hatırası müebbet kalsın.. Tezyif âcizlerin içkisidir. Bir müddet için başı döndürür. İşte yavrum ben hasta değilim, onlar sarhoşturlar. .

İçtimaî mesleklerin adisi olur mu?
Bundan on iki esne evvl hususî bir mektebin salununda sanayi mektepleri ve sanayi tedrisatı hakkmta umumî bir konferans veriyordum. Bu konferansta işçinin içtimaî mevkiinden, işin şeref ve haysiyetinden bir hayli bahsettim. Konferans bitince Mektebi Sanayi elbisesini taşıyan iki, üç genç yanıma yaklaştı ; " size bazı şeyler söylemek istiyoruz „ dediler. Bu gençlerle bir müddet konuştuk. İtiraf ettiler ki o güne kadar sanayiin manevî hayatla, bir cemiyetin şeref ve istiklâliyle münasibetine, işçinin içtimaî mevkiine, işin millî hayattaki yaratıcı kudretine dayir tek süz işitmemiştiierdir... Yine bu gençler dediler ki " biz son sınıf talebesiyiz, yesîmizden hemen hemen mektebimizi terketmek üzereydik.Çünkü cemiyet içinde kendimize bir mevki bulamıyorduk. Fakat sizin sözleriniz bizi çok sarstı, gözlerimin önünde mesleğimiz için yeni bir ufuk açıldı. Şimdi biz ne yapmalıyız ? Özlediğimiz gayelere nasıl irişmeliyiz ? . . . „ . Bu gençlere ilk tavsiyem, ne olursa olsun mekteplerini terketmemeleri oldu. Filvaki şahadetnamelerini aldıktan sonra her biri bir suretle, tahsillerinde devam ettiler. Bunlardan biri İsviçre'de elektrik mühendisliği tahsilinin bütün derecelerini ve sitajlarım gördükten sonra memlekete avdet etti.

Eİyem Vekâletlerden birinin heyeti f emayesinde azadır. Zannederim ki bu, Türkiye'de çalışan genç mühendislerin en kuvetlilerinden biridir. Şu gençlerin ruhuna bedbinliği yerleştiren mekteptir denilemez. Bir mektep kendi gayeleri aleyhine nasıl çevrilebilir ?! Gerçi sanayi mekteplerinin bu itibar ile lüzumu kadar mefkureci olduğunu da kabul •edemiyorum. Türkiye'de mevcut sanayi mekteplerinin bir kısmını reyelayn gördüm ve etraflıca tetkik ettim. Bu eylerde genç işçilerin içtimaî duygularım, meslekî aşkını besliyecek ne ahlâkî bir tesanüt teşkilâtına ne de bediî bir ayine, hatta ne de mesleğin kudsî duygularını temsil edecek bir armaya, bir remze tesadüf edemedim!.. istanbul Mektebi Sanayiini bundan on sene evvel mükerreren ziyaret ettiğimiz zaman bu cinsten olarak bütün gördüğüm varlık - hatırımda kalan doğru ise - demirhanenin kapısı üzerine asılmış olan bir sanayi armasından ibaretti. Bu arma da merhum Ebüzziya Tevfi'ğin müdürlük zamanına ayit bulunuyordu. Remizler, armalar, bayraklar, ayinler, zümrevî duyguların madî tecellileridir. Bunlar bir müssisenin hayatında zuhur etmemiş ise bizzat duygularının henüz canlanmamış, küvetle memiş olduğunu kabul etmemek lâzım gelir. Acaba bizde sanayi mektepleri Türk sanayiinin asrîleşmesi ihtiyaçlariyle tesis edilmiş hakikî tekâmül müessiseleri midr ? .. Bu sualin cevabını ancak ilk müssiselerinin iradesinde bulmak mümküdür .... Bizde sanayi mektepleri her hangi bir gaye ile tesis edilmiş olurlarsa olsunlar, bir kerre tessüs ettikten sonra acaba asrî ihtiyaçlara tekabül etmişler midir ? Bunun cevabını da ancak mezunlarının cemiyet içindeki muvaffakiyetleri tayin edebilir. Her hâlde benim bildiğim mühim bir hakikat varsa o da şudur: Bütün inkılâplara rağmen, halkın dememeli, bir nevi güzidelerin demeli - tahteşşuurunda yaşıyan sanayi düşmanı bir takım yanlış itikatlar, hurafeler vardır. Demircilik, marangozluk, taşçılık... bütün bunlr o itikatlar

— 336 — nazarında adi, sefil ve hasis işler gibi görülmektedir. Muhitin bir kısmı bu menfi ve düşman hükümlerle, meşbu bir hâldedir. Fransa'da Jules Ferry umumî, meccani ve lâyık bir devlet maarifinin temellerini kurarken mekteplere tarih, coğrafya dersleriyle birlikte marangozluk, demircilik, çamur.. dsrslerinin de girmesini istiyordu. " Ancak o zaman Fransız mekteplerine millet mektebi diyebilirim „ diyordu... Hayatımızın haricî düşmanlarını hep attık. Fakat hayatımızın dahilî düşmanlariyle mücadeleden vazgeçmemeliyiz, işçiyi, işi, iş mektebini, iş mefkuresini tenzil eden, tezlil eden her şey kendine mahsus silâhlarla iş cemiyeti tarafından mahvedilmelidir. Zaten demokrat olad Türk halkının iktisadî müessiselerine karşı çevrilen hakaret ve istihfaf nazarları körletilmelidir. Bunun için takip edeceğimiz terbiye siyaseti gayet basittir : Her şeyden evvel iş ruhunu ve iş dehasını besliyen mektepleri maddî ve amelî oldukları kadar, hatta olduklarından daha ziyade menevî ve harsî müessiseler hâline getirmek, sanatkâra yalnız meslekî tekniklere değil, manevî kıymetleriyle de aşılmak.. Bazı dersler, konferanslar, ilmî, ahlâkî, millî vesilelerle yapılan dahilî içtimalar, bediî ayinler, bütün bunlar vasıtasiyle genç Türk işçisinin ruhunda aynı zamanda millî, meslekî ve insanî mefkureyi tesis etmek, sonra Türk işçisini hiç bir sınlf farkı düşünmeksizin vatandaş mevkiine, zeki, vakur, temiz, hatta şık bir vatandaş hâline getirmek. Cuma günü şehirde gezerken diğerlerinden medeniyet, zekâ ve şeref itibariyle hiç bir suretle ayırt edilemiyen bir vatandaş yetiştirmek. Sanayi mekteplerini misal verdim. Çünkü bunlar en ey i tanınmış olan meslek müessiseler dir. Bugün bu mülâhazaları dıvarcılara, nakkaşlara, garsonlara, şoförlere, dülgerlere tatbik etmek neden cayiz ve mümkün olmasın ?. Bunlardan hiç biri avukatlıktan, şairlikten, diplomatlıktan daha aşağı, daha kıymetsiz faaliyetler değildir. Hepsi ma-

demki içtimaî mesleklerdir, içtima! mesleklerin adisi, bayağısı yoktur. İnsanları eli çekiç ve orak tuttuğu için içtimaî haklarından mahrum eden, örs ve önlüğü tahkir eden devir mazide gömülüdür. İçtimaî bîr mesleğin kötüsü olmaz. Meslekdaşlar arasında fenaları bulunabilir. Fakat bu kabahat ferdindir. Türk inkilâbinm müsavat ve adalet temelleri üzerinde yeni işçinin terbiye binasını kurmak için dikkat edilecek mühim nokta bu binanın yalnız ilim ve teknik harciyle yapılması değil, mefkure ve heycanla da işlenmesidir...

îstirap çekenler için
Bundan üç sene evvel Tıp Fakültesinin teşrihhanesini ziyaret ediyordum. Şimdi Darülfünun Emini elan Nurettin B. beni teşrihhanenin içinden, içinden kol ve bacak fırlayan ölü havuzlan arasından geçirerek üzerinde yine kol ve bacak parçaları dolu bir masanın başında çalışmakta olan sarıca benizli bir zatin yanına götürdü: — Teşrih muallimi İsmail Hakkı B. ... dedi. Ben İsmail Hakkı Beyi ilk defa orada, teşrihhanede tanıdım. O tarihten sonra İsmail Hakkı Beyin en samimî bir dostu olmuştum. İsmail Hakkı Beyi burada tavsif edecek değilim. Yalnız pek şayanı dikkat bir iki vasfını söylemek istiyorum. Bu adamda büyük bir sükûnet ve tevazu içine gömülmüş büyük bir nefsine itimat hassası vardı. Bu hassa onu zannederim ki teşrihi malûmatı en büyük dikkat ve kat'iyetle zabt ve tasarruf edebilen bir insan kudretine mazhar etmişti. İsmail Hakkı B. aynı zamanda itimat ettiği bu nefsinden büsbütün feragat etmek hassasını da taşıyordu. Bu hassa da onu bir teşrih muallimi vaziyetinden çıkarıp büyük bir vatanperverin marazı derecede şidetli hasasiyetiyle yaşatıyordu. İşte böyle tanıdığım teşrih muallim ile son defa An-

— 338 — kara'ya giderken Çamhca'da büyük fıstık ağacının altında diğer Darülfünun arkadaşlariyle birlikte görüşmüştük. On beş gün sonra istanbul'a avdet edip te memnun olacağı bir haberi kendisine vermek istediğimiz zaman öldüğünü haber aldık... Garessiz ve hesapsızca sevilen .bir adamın ölümü ne olduğunu ancak bu acı tecrübeyi yapanlar bilir ... Fakat daha acıklı bir şey: bu hep kendisine itimat eden fakat hep kendisinden başkaları için çalışan adamın haksız ölümüyle beraber yetim kalan çocukları idi. Bu çocuklar için Darülfünun hasasiyetîni gösterdi. Yetimlerin himayesini Maarif Vekilinden ehmiyetle rica etti. Türkiye'de kim bilir kaç mektep hocası için aynı akıbet mukadderdir. Kadavra, mikrop, kesik kol, bacak arasında geçen iztiraph bir hayat günün birinde de apansız ve saygısız bir ölüm, arkasından yıkılan bir ayile, ve bu ayilenin mükâfat namına iztiraba kavuşan fertleri.. Bu meşum akıbetten mesul olan kim dir? Ölen mi ? ! O teşrih öğretmiş, teşrih öğretmiş, " git dinlen, öleceksin!..,, dedikleri zamanda "bırakınız teşrihhanemde öleyim ?!„ demiş ve ölmüş.. Kabahat, para biriktirmemesi mi? Para sahibi olmaması bir kabahat im ?.. Kabahat ölümde mi ? Fakat o ezelî bir şeamet yahut bir seadettir. Onun hesabı, mantığı, hele hiç bir adaleti yoktur ki... Yine kabahat kimde, çocuklarında mı ? . . Belki onlarda olacaktı... Eğer tahsillerini bitirmiş, tekmil etmiş olsalardı. Fakat hayır, bunlarda henüz çocuk . . . O hâlde kabahat hükümette mi ?! Fakat bu uzvun da muayyen faaliyetleri vardır, hükümet bütün felâketleri tamir eden mutlak bir adalet müessisesi midir ?.. Şu veya bu yetimi himaye etsin, bütün Türk yetimlerini nasıl kurtaracak ?.. Bu zümrede nihayet bütçesiyle mukayyettir. Görüyorsunuz ki bileğinin kuvveti ile yaşıyan ve ayile denilen müessisenin cayiz değil. Bir ana ölümü her saadeti ölümü her istikbale nihayet veriyor... ve gözünün nuru kuvvetine inanmak bozuyor, bir baba Namusluca yaşman

— 339 — ferdî bir hayat adama dayima servet temin etmiyor. O zaman tek müessise, tek istinatgah kalıyor. Biz öldükten sonra çocuklarımızı teslim edebileceğimiz tek zümre... Bu şüphesiz meslektir. Bu meslek ki biz onun haysiyetinin, şerefinin bir parçası, .varlığının bir zerresiyiz. O, yıkılan ve bu dünyadan giden meslekdaşlann çocuklarını maddî, manevî himaye etmekle mükelleftir. Yazık hocalık gibi meslekî tesanüdün icaplarını sonuna kadar götüremiyen, babalarını daha diri iken ölülerin yanma sokan, öldükten sonra da çocuklarını parasız pulsuz bırakan, yetimlere kucağını açamıyan mesleklere... Bu meslekler bizi niçin bu tehlikiye atıyorlar?!-

Tasarruf fikrinin ahlâkî mahiyeti
Geçenlerde Galatasaray Lisesinde yapılan tasarzuf sandığı teşkilâtı mühim bir vaka olarak gazetelere aksetti. Bu telâkki çok tabiîdir. Ancak bu mektep tarafından gösterilen örneğin diğerleri tarafından ne suretle kabul edildiğini bilmiyoruz. Böyle bir teşkilât sade fikirle ve sözle takdir edilecek her hangi eyi bir şey midir, yoksa ehemiyeti büyük olan bir teşebbüs müdür?..Bu bapta herkesin ne düşündüğünü bilmiyorum. Yalnız bildiğim bir cihet varsa o da bazı memleketlerde ciddi ve sağlam, taşkilâta malik olan bu tasarruf teşebbüsünün henüz mekteplerimize girmediğidir. Tasarrufun bu büyük ehmiyeti ne olabilir ? Bunu takdir etmek için her şeyden evvel tasarruf vakasının ferdin çalışması ve ferdin kazanması ile değil, cemiyetin idaresi ve iktisadı ile münasibetini düşünmek mecburiyetindeyiz. Bizim kafamızda tasarruf fikri bu geniş cemiyet çerçevesi içine yerleşmiş bir fikir değildir Hep israftan kaçınmak, paramızı eyi idare ötmek isteriz ; fakat hemen dayima bir endişe ile : ferdî menfaat. Fakat fertleri tasarruf eden bir

Tasarrufun zekâsı izah edilirdi. Hizmetçiden kibrit isterdik. Her cumartesi günü Sein Darülmuallimini tatbikat mektebinin müdürü tarafından teneffüs bitip sınıflara girileceği sırada gayet açık. Kutunun içerisine üç kibriti koyan. Bu teşkilâtın ferdî kazanç neticesini gözlemiyerek içtimaî tesanüd neticesine varması büsbütün ahlâkî bir mahiyet gös- . Alman para emniyet sandığına gidip yatacak ve çocuk mektepten çıkdığı zaman eline fayiziyle birlikte ve ihmal edilem'yecek olan bir yekûn geçecektir. Tasarruf fikrini " medenî ihtiyaçlara karşı susmak. idareye teşvik edilirdi. iptidaî ve kısır bir hayat yaşamak. Çocuklar mütemadiyen tasarrufa.- 340 — cemiyette fertleri tasarruf etmiyen bir cemiyet müsavi midir? Cemiyetler arasında harp.. Her defasında hizmetçi bir kutu kibrit ile gelir. gayet kat'i ve kısa bir nutuk söylenirdi. Fransız mekteplerinde " Caisse d'6pargne „ denilen tasarruf teşkilâtı vardır. işte bir vaka : Paris'te bulunduğum sırada Auteuil semtinde Boulevard £xelmans'ta bir Fransiz ayilesinin pansiyoneri idim. pansiyonun sahibi olan kadındı. „ manasında almamalıdır. fakat içinden yalnız üç tane kiprit çıkarırdı. iktisadî rekabet ve hayat mübarezesi olduğu hâlde parayı israf eden bir millet parasını idare eden bir milletle müsavi olamaz. Bence salim ve hakiki bir tasarruf muayyen bir hars ve muayyen bir medeniyet taşıyan içtimaî adamın müsmir ihtimaller karşısında müsmir olmıyan ihtimalleri terketmesidir. Her talebe meselâ pazartesi günü getireceği bir miktar parayı sınıfın mürebbisine verecek mukabilinde lâzım gelen kayıt yapılacaktır. Fransa birinci derecede tasarrufçu bir memlekettir. Benim gördüğüm ve tanıdığım bütün Fransızların seciyesi bu itiyatla yoğrulmuştur. Şu hâide Türk çocuğu bu itiyatları işliyen bir muhit içinde yetişmelidir. bu pek bedihîdir. Fransız mektebine girildiği zaman bu millî itiyadın mektep teşkilâtını bulmak mümkündür. kendini mahrum etmek.

. Sarfiyatın da ahlâkî bir hududu vardır. Mektepte yiyenlerin yanında bakanlar da yardır. Açlar ölürken tokların şişmesinde ne ferdî. Tahakküm var mı ? Bu hafta Hippolyte Taine'in "sanat tarihi. hem Türkçede hem de Fransızçada üstattır. mektebin işidir.. „ tarzında düşünen " sahibi iradet! .. . muvaffakiyetine sarfetmek kudretini taşıyan reşitler hâline getirmelidir. Tür çocuğunu parasının kıymetini bilen ve fazlaları muhtaç vatandaşların hayatına. Yalnız şiddetle itiraz edebileceğim nokta Türkçe olmiyan terkipleriydi. Tercümenin sahibi. Fakat bütün mesele Türk çocuğuna sokağa atarcasına harcettiği kuruşu kendi gibi çucuklarm kanı ve canı için vermeyi öğretmektir. Mektep tarihimizde Hilâliahmer Cemiyettnin vücude getirdiği meccani gıda teşkilâtı kadar insanî ve onun kadar ahlâkî bir teşebbüs hatirhyamıyorum. O da " Cemler ve terkipler Türkçe olsun. En ufak bir fedakârlıkla mektebi parasîyle. Butun kabahatleri babalarının. cemiyetteki mevkiiyle kuvvetli ve şerefli geçinen çocuklar da dahil olduğu hâlde yemekte. Cemiyetlerin vicdanı artık " para benim değil mi ? İstersem sokağa atarım ! . hür bir cemiyet hâline girmek mümkündür.. ne de içtimaî bir hayır yoktur.terir. giyinmekte az çok müsavatçı. Ben de öyle demiştim.'Ierin israfına tahammül edemez bir hâle gelmiştir.„ demişti. içmekte. hakkındaki eserinin bir tercümesini okudum. Bu terkipler daha benim gibi bu tercümeyi okomuş olan bir arkadaşımın da nazar dikkatini celbetmişti. analarının fukara olmasından ibarettir! Bunlar arasında üstü başı yırtık ve kitap almaktan âciz olan zevkli ve ahlâklı çocuklar da vardır. . Bu. Ve bu bakanların hiç bir kabahatlari yoktur.

Fikrimi ancak bir misalle açık söyliyebilirim t Gülhane Parkının kapısunda kökünün etrafı kaldırımla çevrilmiş .. Eğer böyle ise meselâ bir sanatin tahsili de tahakküm eseri oluyor.. " Tahakküm „ ile " tecebbür „'ile. ile kasttettiğimiz mana nedir?. Hulâsa tahakküm alelitlâk haricî bir kuvvetin fiil ve tesiri gibi anlaşıldıkça hep kabul edilemiyecek hükümlere.. merdut bir şey olarak tespit ediyor» O nedir ? . Lisana tahakküme hakkımız var mı ? ! Kıyafete tahakküme hakkımız var mi ? ! „ İmlâya tahakküme hakkımız var mı ? ! „ diyorum. fakat mutlaka başka menfi bir unsur var ki onu hayırlı. Fakat her şeyden evvel bu " tahakküm „ kelimesini anlamak istiyorum. bir büyüğün tahakkümü ile oluyor. Eğer öyle ise hatta hava. su da bir tahamkküm ifade ediyor.. kümün eseridir. Eğer böyle ise bir çok işlerimiz tehakküm işidir : Başta terbiye . talebesine karşı bir " nümunei ekmel „ olan mektebinin. Zihnim hayh karışıyor ve bir müddet işin içinden çıkamıyorum. Çünkü ustadm yaptığı şey. Tahakküm fikrinde bu haricîlik olsun.. Çünkü terbiye ancak bir nevi tahak. Ancak bir reşidin.gayet bübük bir ağaç vardır... . . üslûbunun telkininden başka bir şey değildir. Demek istiyorum ki terbiye çocuğu kendi kendine bırakmakla olmuyor. Şimdi bu "tahakküm „ kelimesi beni hakikaten düşündürüyor.— 342 — Fakat mübahasemize vâkıf olan diğer bir arkadaşımız. Bu ağacın gövdesinde zannediyorum. ve herkesin hürmet ettiği bu zat te " lisana tahakküm etmiye hakkımız var mı ? ! „ diyordu. insanın varlığı da bu haricî kuvvetlere karşı itaat edici bir vaziyette kalmıya mahkûmdur . Çünkü orijinal bir hayatı olan ağacın. Bu taş» . zarurî olan bütün haricî tesirlerden ayn. neticelere bizi sevkediyor. " istipdat. Acaba tahakküm kelimesinin yukarıki cümlelerde ifade ettiği mana nedir ? " Haricî bir kuvvetini fiil ve tesiri „ midir?.. topraktan aldığı ve senelerce taşıyarak yukarıya kaldırdığı büyük bir taş parçası vardır. ziya.

eğer canlı mahlûğun batini tekâmülünü rahnedar etmiyorsa ve bilâkis bu tekâmülü temin ediyorsa.. kıyafet. sizin. istipdat. Çünkü mevzuubahs olan lisan... bizzat cem22 . topraklara batan ağaç ise taliin bu lutfundan dolayı müteşekkirdir!. ne de ikinciler esaret. bu kaza ve kaderden dolayı muztariptir. O hâlde cebir ve tahakkümü onu zıddindan ayıran bir şey var : Her canlı mahluk hava. Bu içtimaî tekâmülde sizin reyiniz "reyi hod. cemiyetindir. Bu itiraza karşı gayet açık bir cavap vermek için diyorum ki : Evet belki haklı olurdunuz ve ağaç bahsinde belki bir münakaşa yapabilirdiniz.. Yine her canlı mahlûk talim.'unuz değil. Halbuki bir ağacın hayatı taşların varlığına karşı dayiraa bigâne değildir. Çünkü bütün bu hareketlerin eseri ağacın tabiî olan tekâmülüne engel olmak değil. ziya.. Ağacın kökleri bu taşın eriyebilen kısımlarını yer içer ! . Veillâ hükmümüz sakat olacaktır.— 343 — tahakkümün bir timsalidir !. ister tekâmül eder ister etmez. emir... amirlere de maruz kalabilirFakat ne birinciler. toprak. Kökleri taşlara. İşte ağacı sulama bir tahakküm değildir. hatta ağacı budama bir tahakküm değildir.. Fakat insan bahsinde asla!. taş gibi maddî kuvvetlere maruz kalabilir. Denilemez ki ağacın köklerindeki taşın veya toprağın vaziyeti de deminki gibi bir vaziyettir. Fakat denilecekti: Velev ağacın tekâmülü neticesini doğursun. İşte haricî bir kuvvetin canlı bir mevcutla alâkasını muhakeme edebilmek için mutlaka bu tekâmül fikrini karıştırmıya muhtacız. kurularını ayıklama bir tahakküm değildir.. Şunun için ki iki vaziyet arasında büyük ve esaslı bir fark vardır : Gövdesinde kaya parçasını taşıyan ağaç. tahakküm fikriyle müşterek değildir. değil miki ağaç yahut insan. terbiye. sizden gayrı bir vücuttur. Bir şart. idare. belki yardım etmektir. gibi manevî sultalara. terbiye.. daha doğrusu yalnız sizin değil. bu tekâmüle yardım etmek bile bir nevi tahakküm ve tasallut değil mi idi ? !. inzibat. hükümet. imlâ.

Meselâ ben bir kitabı.— 344 — iyetin hayatı mevzuubahstir. benim anladığım gibi mi oluyor ? „ . kıyafet ve muaşeret sahelerinde yaptığı bütün inkılâplar mahzi hayırdır.. Hayır . Nasıl tekâmül bahsini keyfî arzulara bırakamazsak tekâmülün mefhumunu da enfüsî kanaatlere teslim edemeyiz. Tenkit malûm ve müşahhass eserler hakkında yapılır . Tenkit edenin maksadı eseri bu düstûrlara ve bu Ölçülere göre tahkik ve muhakeme etmektir. Çünkü elimde eyi kitap. bir binayı. siyaset. Bu serlevhayı intihap ediyorum. Siz ne hak ile içtimaî bir tekâmülü kendi keyfinizle geri birakacaksınız ?!. bir usulü tenkit ederim. bazan tabiatın zaruretlerinden gelmiş esaslar. Fakat yine diyebilirsiniz ki bakalım içtimaî tekâmül sizin anladığınız gibi mi. Tekâmülü mütalâa eden bütün ilimleri ve onların son mutalalarım ele alalım ve bakalım: Dünyada serpuşla muhafaza edilen miliyet var mı ? ! Bakalım ecnebi usuliyle terkip yapan millî bir dil var mı ? Bakalım hür ve vicdanî olrnıyan bir terbiyenin asrisi olur mu ? !. O hâlde münakaşa tamamiyle ilmî bir saheye giriyor. Çünkü şu veya bu şahsın hissine rağmen içtimaî tekâmüle mutabık ve bu içtimaî tekâmül mefhumunun keyfî tefsirlerine meydan bırakmıyacak derecede açıktır. Bence yeni Türkiye'nin din. Maksadım yazılarımın mahiyeti ne olursa olsun nazar dikkati celbetmek midir.. Tenkidin zulmü!. güzel bina.Ve bu tenkit afakî. Tenkidinde zulmü vardır. düstur . doğru usul hakıknda bazan ammenin vicdanından. yahut tabiatı eşyaya muvafık farzedilen birtakım miyarlar ve mikyaslar vasıtasiyle olur. Bu serlevhayı niçin intihap ediyorum.. iktisat. çünkü zulüm işleyen tenkitlerin vücudüne kaniim.

Dayima kendi kendini meşru göstermek. Bence zulmü yaratan bu zekâ değildir. Diğer cihetten zulüm. O hâlde zalimdir. Şu hâlde zulmün en büyük müşevv iki bir nevi yaşamak cinneti dir. Bu zekâ dayima sakat. Bir kaç hasis kabh. Bu cinnet kendini kendi vasıtalariyle doyuramayınca inbisatın vasıtalarından biri olan zulürae de müracat edebilir. imtihan meydanına getirilenleri onlara göre ölçer biçerim. Çünkü zaman ve mekânla mukayyet.. kör. Şimdi asıl hedefim olan içtimaî hayatımızın sahesine girebiliriz. tabiat. Tenkit aklın yahut vicdanın zarurî bir surette tevdi ettiği mutalara göre hüküm etseydi adil olacaktı. . kendi hürriyet hudutlarını geçen serseri ve mütecaviz bir kuvvettir. zaruret ve tekâmül mebdelerine göredir . hiç olmazsa bahaneler ariyan bir zekânın faaliyeti! . . Ferdi varlıktır . hiç olmazsa mazur göstermek için sebepler. Zulüm. Ona zulüm eden tenkit demek de hakkımız vardır. Memleket işlerini tenkit eden ecnebi ve yerli fikir sahiplerini başlıca iki kısma ayırabiliriz.. dediğimiz şeyin esası kıymet olarak tanınmış olan bir vücudun hayatına. fakat dayima zulmü cesaretlendirmek.Adalet işliyen bir tenkit olduğu gibi zulüm işliyen bir tenkit de vardır.hürriyetine karşı yapılan tecavüzdür.. O hâlde zulüm olmak için bu tecavüz fiili olmak lâzım gelir. Bunlardan bir kısmının tenkitleri adildir. Bu zatlerin tenkitleri şahsî menfeatlarinin doymayan hırslarını beslemek için değildir. fikrin ölçüsüne göre asıp kesiyor. kendini devam ettirmek için başkalarının ferdiyetine tasallut etmek istidadını kazanacaktır. sırf adil bir hüküm vermek niyetiledir. ne göreceğiz ? . O hâlde tenkidin taşıdığı hükümler indî ve keyfî hükümler olmak lâzım gelir.. alevlendirmek için çalışır. topal bir zekâdır.— 345 — fikirler vardır. Fakat zulme yaklaşalım. Fakat bu ferdiyet bir kerre haddinden fazla neşvünüma buldu mu yaşamak. ferdiyettir. mazeretler. Fakat madem ki bu tenkit aklın yahut vicdanın ölçülerine göre hükümlerini vermiyor.

-

346 —

Bir kısmının tenkitleri de tamamiyle zalimdir. Çünkü bu tenkitlerinde bitaraf değildirler. Çünkü tenkitleri şu veya bu şahsî endişenin, tesiri altındadır. Ve en büyük hakikatlere bir tecavüzdür. Tarihî, hali pek malûm olan Türkiye her ne bahasına olursa olsun yaşamak iradesini taşıyor. Bu irade her müşkülâta karşı gerilecek, mutlaka mutlaka faal olacaktır. Bunun için şimendifer yapacak, vergi alacak ve yaşamak iradesini kırmak istiyen yabancı bir kuvvet bulursa mutlaka ezecektir... Bunun için, bu yaşamak iradesi için fert denilen, servet denilen, ayile, meslek denilen bütün parçaları, içtimaî vahdetleri, kuvvetleri çalıştı racak, yoracak, hatta aşındıracaktır.. Bu yaşamak emeli, bu yaşamak dinî karşısında bütün sarfiyatin, hatta bütün israfların bile ahlâkî bir mahiyeti vardır. Bunu görmeyip, yolların çamurlarını, sebzenin fiyetini, şirketlerin münasibetsizliğini yeni idarenin selâmetinden şüphe etmek için kâfi gören bir tenkit matbuat sahesinde olmasa da şahsî fikir sahesinde bile olsa, yine zulüm eden, günahkâr bir tenkit değil de nedir ? .. Türkiye, müstakil Türkiye olduğu gibi zengin ve müreffeh bir Türkiye olmak için de yalnız vücutlerin ve faaliyetlerin değil, kanaatlerin ve imanların da bir, bütün sarsılmaz bir kitle hâlinde olmasını ister. Türk vatanının hürriyeti, müdafaası, inkişafı namına bu günkü Türklerin çekdiği ve çekeceği zahmetlerin mükâfatım çocuklarının idrâk etmesini beklemeden evvel yine aynı Türkler idrâk edebileceklerdir. Her ne olursa olsun, Türk mevcudiyetinin müdafaası her kıymetin fevkindedir. Tenkitte bu mikyası unutan bir zekânın hükümleri birer hiyanettir.

347

Bugünkü ahlâkî telâkkimiz ve lüks
Harbiumuminin vücude getirdiği sefaletler fakir ve servetsiz insanların iztirabım daha göze çarpacak bir hâle getirdi. Harbin sonu ile beraber ahlâkî telâkkilerinizde de bir çok tahavvüüer vücude geldi. Bu günkü zengin dünkü gibi gözden uzak ve her hususta manevî mesuliyetten beri değildir. Yeni milletlerde müsavatçılık fikri insanları he r hususta olduğu gibi servet ve sarfiyat hususunda da daha hassas kılmıştır. Onun için temerküz eden servetlerin marazı bir faaliyetinden ibaret olan lüks her devirden ziyade bu gün insanların gözüne çarpıyor. Her yerde, her medenî faaliyet şubesinde lüksten kaçan fakat sadelik ve samimiyete yaklaşan içtimaî bir temayül seziliyor. Şehircilik, mimarlık, mobilyecilik, tezyinat bağçeleri, giyinmek .... Gibi her saha da vicdanlar lükse karşı çekingen bir hâldedir. Hulâsa hakikate, zevke, kıyafete isyan eden her israf yalan, çirkin ve gayrı beşeri sayılmak istidadındadır. Denilebilir ki halis demokrasi lüks ve israf fikirlerinin yabancısıdır. Yalnız bir mesele insani düşündirebilir : Acaba büyük servetlerin temerküzü neticesinde güzel sanatler sahesinde vücuda gelen teceddütleri lüks nefretile birlikte insanlar kayip etmiyecekler mi ? Meselâ Versay siz bir on dördüncü Louis tezyinatı, saraysız bir Lâle devri nasıl teşekkül edecek ?. Hakikat şudur : Lüksün inhitatı halk muhayyelesini zenginleştirecek, halk sanatlarının inkişafına sebep olacaktır. Diğer cihetten lüksün vücuda getirdiği inhisarcılık yerine umumî ve münteşir bir zevk kaim olacak, yalnız inhisarcı merkezler değil bütün hayat güzel olacaktır.

— 348 —

Şu hâlde ahlâk sahesinde hasbîlik, tesanüt, teavün sözleriyle ifade etmek istediğimiz demokrasi mefkuresi sanat sahesinde lüksün ilgası ile kendisini gösteriyor. Avrupa'da yeni mimarlıkta motiflerin ilgası bu demokratik hareketin başlıca eserlerindendir. Yeni telâkkiye göre mimarlık motifleri iptidaîlik addediliyor. Daha doğrusu motifler bir nevi zaaf, tahakümdür. Bu gün bir Versaiiles vücude getirmek kabil olmamakla beraber, bütün halk eserlerini birden sade ve güzel olarak vücude getirmek mümkün oluyor. Şu hâlde müsavatçılık umdesini samimî surette benimsiyen milletler için yalnız ahlâkî hars sahesinde değil, bediî ve medenî icatlar ve tesisler sahesinde de uyanık bulunmak lâzımdır. Türkiye şehirlerini imar ederken, yeni Türk mobilyeciliğine levac verirken medenî müessiselerimizi vücude getirirken hep müsavatsızlığın helak edici mahsulü olan lüks yerine, müsavatçılığın öz mahsulü olan sade ve samimî zevki koymalıdır. Lüks ile mücadele, demokrasi için ahlâkî bir vazifedir.

Kör gayz
Ruhumuzun garip bir hâli vardır : Her adamdan hoşlanmayız, her rengi sevmeyiz, her müellif bizim için aynı derecede cazip değildir. Hatta her saat çalışmamız için aynı derece de müsayit bulunmaz. Bu hâlleri tetkik ettiğimiz zaman aklî bir surette izah edemeyiz. Muhabbet veya nefretimizin mücazip yahut münafiretimizin köklerini haricî bir sebepte, makul ve müspet bir izahta bulamayız. Bulamayınca bu bir his meselesi dir, hislerimizin kendine mahsus bir mantığı vardır, deriz. İşte hayatımız böyle şuursuzca sarf ve israf ettiğimiz muhabbet ve nefret seyya-

— 349 —

ieleriyle dolu bir hazine gibidir. Yaşıyan insan duyan insandır. Duymak bir bakıma muhabbetini, nefretini şuursuzca sarf ve israf etmekten ibarettir. İşte çocuğun ruhiyatı budur. Hatta bütün hayatî duygunun hamleleri ve zelzeleleryile sarsılan san'atkânn ruhiyatı budur. Hatta denilebilir ki aklın, muhakemenin hakimiyetine teslim olmıyan tabiî ve serazat insanların ruhiyatı budur. Muhabbet nefret hayatını tabiî surette yaşıyan adamın mantığı şudur: filân adamı, filân müellifi, filân felsefeyi sevmiyorum. Çünkü sevmiyorum. Lâkin evvelâ hayvan için sonra mini mini çocuk için, daha sonra tefekkür manasiyle medeni leşmiş köylü için, nihayet ruhî faaliyetinin nevi itibariyle duygu, ilham nahiyesinde çalışan sanatkâr için bu garip hasasiyet tabiî, yahut zarurî olsun. Medenî adam, ictimaileşmiş adam, akli ve muhakeme mesleklerinden birine girmiş adam için bu hasassiyet tabiî midir?.. Bu uzvî ve hayvanı hasassiyetimizi bütün akıl ve muhakemenin sahelerine kadar yapmıyacağımız var mıdır ? Meselâ bir idare adamı tasavvur ediyorum. Bu adamın maiyetinde çalışan derece derece memurlara karşı hüküm ve kararlarını bu uzvî hasassiyetin emirlerine göre vermesi ahlâkî vaziyetle kabili telif midir ? Korkusmdan hoşlandığı adamın ayaklarına kapanmak hayvanı tabiati olsun, çehresini beyendiği adamın kucağına atılmak çocuğun hakkı olsun, sırf çehresine, saçına sakalına bakarak adam hakkında iyi, mübarek.. Hükümlerini vermek cahil köylünün muhakemesi, olsun yıldızları çirkin görmek, beşeriyete gayzetmek, hatta insanlığı tezyif etmek sanatkârın sanati olsun.. Fakat bütün bu hissî hükümleri idare,, akıl, ilim, hürriyet, zaruret fikirleriyle birleşebiîir mi ? Bence Pestalozzi müziç bir pedagoktur, fakat okurum. Filan adamın şahsı bende tabiî nefret uyandırır. Fakat onu medenî hürmetle taktir ederim. Fakat hiç bir kimse filan arkadaşıma daha samimî olmaktan beni menedemez. O da benim ferdî hürriyetimdir»

— 350 — Ona kimse karışamaz, Meşrutiyet inkılabını müteakip mühim bir muallim mektebinde idare hayatına iştirak etmiş olan genç bir arkadaşımıza bir gün sormuştuk: Filân hoca hakkındaki fikriniz nedir ? Cevap olarak " emsalsiz bir mütefekkir, gayet iyi bir hocadır.. „ dedi. " Halbuki siz onu hiç sevmediğimizi ihsas etmiştiniz I „ dedik. "Ben ferdî ve hissi takdirimi vazifeme siçratmam! „ cevabını verdi. Ferdî duyuşlar içtimaî görüşlerimizi bozmamalıdır.

Bu kitabın sonuna kap sayifesindeki mündericat lavhasında zikredilen " güzel mazi, estetik ve şehircilik „ hakkındaki yazılarımı dercetmek istiyordum. Böyle yapsaydım kitap beş yüz sayîfeyi geçecektir. Sanate ayit olan yazılarımı sanat serlâvhast altında toplaayip bu eserin ikinci kısmını teşkil etmek üzere ve "sanat n adiyle ayrı bir kitap hâlinde neşretmeyi daha münasip gördüm. Bu yeni kitabım da basılmaktadır.
İsmail Hakkı

FİHRİST Mefkure Maksat Yaşiyacak mıyız Yalan ve riya Maneviyet Mazi ile hâl Papulas'ın nutku Keder yolcuları Vicdan ve irade Anadolu harbini'n felsefesi İlâhî zafer Efzunla istiiâ edilemiyen ülke Konstantini şaşırtan netice Şeref kimlerindir? Muharebelerin dersleri Mefkurenin galebesi kahir dir Takı zaferde ki timsal Millî Hareket niçin hürdür? Türk inkılâbının psikolojik mahiyeti Bahçıvan Ali Osman'ın anlayışı İnkılâbı tanımak lâzımdır İhtilâl mi . İnkılâp mı? Yazıldığı tarih 7 Teşrinisani 28 Şubat 9 Mart 22 Ağustus 23 Şubat 16 Mart 25 Mart 23 Teşrinisani 6 Eylül 10 Eylül 16 Eylül 20 Eylül 25 Eylül 29 Eylül 6 Teşrinievvel 20 Teşrinievvel 23 Teşrinievvel 29 Ağustos 15 Şubat 1 Mart 10 6 29 3 6 2 Teşrinisani Mart Nisan Mayıs Temmuz Şubat 1931 1920 1920 1920 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1922 1927 1928 1929 1929 1922 1924 1924 1924 1924 1927 Sayfa 4 5 6 7 9 11 14 16 19 22 26 31 35 38 42 45 47 51 53 55 55 59 61 Yeni hayat Yeni hayat Demokrasi nedir? İnkılâpta yarım yoktur Cumhuriyetimizin temelleri İnkılâbımız ve fikirler Mefkuremiz kuvvetli. tekniğimiz zayıftır. Büyük inkilâplâr ve yeni teknikler 65 67 70 73 75 79 82 20 Kânunuevvel 1928 Gazi Türk Harekâtı Milliyesi ve Mustafa 3 Teşrinievvel I92l\ Kemal Paşa Üç hakikat 7 Teşrinievvel 1923 .

Büyük adamın şahsı Mustafa Kemal şahsiyeti Gazi'nin en büyük eseri 354 — Yazıldığı tarih 29 Haziran 27 Haziran 9 Haziran 6 13 16 15 22 1 3 Kânunuevvel Kânunuevvel Teşrinievve Mart Nisan Teşrinisani Ağustos 1926 1927 1929 sayfa 85 8S E0 93 93 99 104 Tipler Zevk aptalları Sırtlan gözüyle Yeni adam enmuzecî Terakkiden kaçan adam Sanatten kaçan adam Cumhuriyetin adam en müzeci Faal adam Müspet kafalı insanlara muhtacız Usulsüz faaliyet ne işe yarar? Mefhumların esiri Cemiyete küskün adam Mütefekkir Mefhumun öldürdüğü adam Kaplumbağalar gibi 1921 1921 1923 1925 1925 1925 1927 1927 17 Teşrinievvel 1927 9 Kânunuevvel 1927 22 Kânunusani 1928 1 i Haziran 1928 7 Teşrinisani 1921 20 Teşrinisani 1921 21 11 3 23 24 28 24 4 30 7 20 26 6 15 23 2 15 17 Teşrinisani 1921 Kânunuevvel 1927 Kânunusani 1922 Kânunusani 1922 Teşrinievvel Mart 1924 Teşrinievvel 1924 Haziran 1924 Mayıs 1926 Kânunuevvel 1926 Kânunuevvel 1926 Künunuevvel 1926 Ağustos 1926 Mart 1927 Nisan 1928 1928 Eylül Haziran 1929 Kânunusani 1922 105 107 108 110 112 114 115 117 118 )22 129 İçtimaiyat Anadolu meçhul bir ülkedir Nasıl terakki edecek? Meçhul dertler İmlânın hayatı Hayat kadını Köye mi. şehre mi? Meşum kesafetsizlik Nüfus siyaseti İntiharlara karşı Hayatlar ve kapları Demir yollaaı Evkaf meselesi Halef selefi niçin takip etmiyor ? Türkçenin kuvvetini bilelim Mefkure ile mevhurae İçtihat hakkı Türkçenin zenginliği Zavallı dilsizler 132 135 137 143 147 151 155 159 162 163 165 168 170 172 173 175 .

6 ye cevap Çocuk ve bahçe 2 Çocuklar için iş odası 2 Teşrinievvel Mart Nisan Mayıs Kânunuevvel Teşrinievvel Teşrinievvel Teşrinievvel Şubat Eylül Haziran Teşrinisani Kânunuevvel Mart Mayıs 1923 1924 1928 1926 1927 1927 1927 1927 1927 1927 1924 1924 1923 1928 1928 181 184 sayı 188 191 200 202 204 206 208 210 215 219 219 220 221 Türkçülük Asrî Türklük Büyük üstadın kabri başında Yaratıcı türkçülük Benim anladığım türkçülük Türk sanatkârının anlaşılmiyan türkçülüğü 7 5 8 13 23 Kadın Demokrasi ve kadın Kadın ve hayat Taadüdü zevcat bir fikir meselesi midir? Türkiye'de cemiyet ve kadın 14 Kânunusani 22 Şubat 26 Şubat 20 Eylül 1 Eylül 4 Ağustos 18 Eylül 1 Kânunusani 2 Mart 4 Nisan 30 Kânunusani 14 Şubat 12 Mavi s 1924 1924 1924 1927 1922 1924 1924 192S 1928 1924 1930 1921 1921 225 227 230 233 239 246 247 249 251 252 253 257 Ruhiyat Türkün seciyesi Seciye İstidat bahsi Seciye içtimaî bir mahsul Yokluktan varlık çıkar mı ? İstidaden zayıf Çok okumak Maddiyatperestler ve yeni gençlik Örümcek alan canbazlar .355 Yazıldığı tarih Çocjklar Çocukları yaşatalım 10 Yetim de bir insandır 23 20 Sokaktaki çocuklar Çocuk maarifine olan ihtiyaç 25 Çocuklarımızı nasıl terbiye edelim? 23 Çocukların oyuncakları 31 Çocukların odası 10 Çocuğunun terbiyesini soran anne.

— 356 Felsefe — Yazıldığı tarih Batınî hakikatler 29 Kânunusani 1922 1922 Tarih ve hayat 8 Şubat 1922 Maziye dayir 28 Şubat Bergson'un felsefesine dayir 25 Kânunusani 1923 1924 Taklit mi. sadece 15 Nisan tekâmül 1927 Felsefe gayzı 3 Mayıs 1927 Tedricen 16 Ağustos 1928 Hürriyet 15 Mart 1928 Tezat kabul etmiyen felsefe 14 Nisan 1928 Mefkure ile mevhume 23 Nisan 1928 Hayatın arkasından giden felsefe 26 Temmuz Feylesofları anlarken 27 Kânunuevvel 1929 1929 Tabiat mı. hazım mı ? 27 Ağustos Şimdilik. fena mı ? 6 Kânunuevvel 1926 Sanat ve felsefe 20 Kânunusani 1927 1927 Basitçilik 4 Şubat 1927 İlim ve ihtisas mefhumu 18 Mart 1927 Ne esaret ne de anarşi. medeniyet mi? 1 Ağustos Vuzuh 15 Teşrinisani 1929 ilim İstılahları 24 Teşrinisani 1929 1930 Metafizik Temmuz 1922 Hayasızlık 5 Temmuz Ahlâk 1922 Hayır ile şer 5 Mart Temizlik ve medeniyet 23 Haziran 1924 Cezası olmıyan cürümler 20 Temmvz 1924 Adabı muaşeret 20 Ağustos 1924 Kast zihniyeti 29 Ağustos 1924 Gösteriş 10 Eylül Gayzın mantığı 18 Teşrinievvel 1924 1925 Tezyif âcizlerin içkisidir 1 Mart 1926 İçtimaî mesleklerin adisi olur mu? 7 Mart İstirap çekenler için 21 Kânunuevvel 1926 1927 Tasarruf fikrinin ahlâkî mahiyeti 2 Nisan 1927 Tahakküm var mı? 3 Şubat Tenkidin zulmü Bugünkü ahlâkî telâkkimiz ve lüks Kör gayz sayl 263 265 269 271 276 278 2S0 282 285 287 289 291 293 295 296 298 299 300 301 302 30î* 305 311 314 316 320 323 325 328 339 334 337 339 344 347 348 341 .

terbiyeciler. ilim veya sanat terbiyesinin mevkini sarsmam. Meselâ ahlâk terbiyesini müdafaa için. Fakat bu ayrılık düşünce esasında birleşmelerine mani olmamıştır. ilim ve terbiye.Terbiye Müellifi: İsail Hakkı İstanbul Darülfünununda terbiye ve içtimaiyat müderrisi İsmail Hakkı beyin muhtelif terbiye meselelerini tetkik eden yeni bir eseridir. Cemiyet sınıflarından kalkmış olan imtiyazlar medeniyet müessiselerine yerleştirilmemelidir. Terbiye hem bir tenkit ifade eder. Nitekim sanat harsini müdafaa ederken de ona ahlâkî bir hüviyet eklemem. iktisat ve terbiye.. ayrı bir davanın müdafaasıdır. yüksek mektepler. buna lüzum yoktur. müşterek terbiye. cemiyet hayatında da hiç bir harsın ötekilerinden fazla veya eksik kıymette olacağını düşünmem. Darülfünun. Bence medeniyette her şey yerli yerinde ve kendisine göre bir ehemmiyette olmalıdır. Ben şeniyetin şu veya bu unsuruna ötekilerinden daha fazla ehemmiyet verenlerden değilim. Kitabın «maksat. Onun için bu kitabın parçaları arasında aynı eserin fasılları arasındaki şekil ve tertip münasebeti yoktur. Uzviyet hayatında hiç bir vazifenin ötekinden daha lüzumlu veya kustî olacağım düşünmediğim gibi. kısmında şu sözler vardır: " Bu kitap on iki senedenberi Cumhuriyet maarifi ve terbiye tenkitleri hakkında yazdığım dağınık yazıları topluyor. Beni1 bütün fikir ve meslek hayatinea en çok sinirlendiren temayüllerden biri de kelimeler ve klişelere şeniyetlerden daha fazla ehemmiyet . hem de hususiyle bir zihniyet ifadesidir Bu zihniyet esasını taşı m ıy an bir terbiye sağlam değildir. Çünkü ben ilk kitabım olan " Talim ve terbiyede inkilâp . Salim ve tabiî şahsiyetlerin teşekkülü için beşerî mirasın her parçası alınmalıdır. sanat ve terbiye. usul. Her medeniyet gibi terbiyenin de tabiatte bir yeri vardır. Başlıca mevzuları şunlardır: Maarif teşkilâtı.. Bu da faiydesizdir. Her makale ayrı bir tarihte.'ın neşrindenberi aynı kanaatleri taşıyorum ve yirmi senedenberi bunlardan hiç ayrılmadım Bence terbiye fikri medeniyet fikrinin bir manzarasıdır.

Hayat bunların hangisini beğenir alır. söyliyeceği sözü biliyorsa incitmez. Türkiye siyasî sahede çok büyük adımlar atmıştır.. Fikirlerdeki anarşi bile ahlâkî anarşi gibi helak edici değildir ve hayat için anî hiç bir tehlikesi yoktur. iyi ve güzel ihtiyacı duyulurken eğri. Yanlış bir tenkit doğru bir tenkitle daraianır ve ondan hayata hiç bir zarar gelmez. onu hiç kimse kestiremez. kötü ve çirkinle oyalanmak içtimaî ölümün kendisidir.. Bu eser Türk şuurunu teşekkülünde en ufak bir yazife yapsa yine mesut olurum. poğruyu aramak için doğru niyetlerle yazılmıştır. doğru. El'an bir çok terbiye meselelerinin gayet yanlış bir surette anlaşılmakta olduğunu görüyorum. Fiat 150 kuruştur. Fikir sahesinde meşum olan. Benim için yapılması lâzım gelen bir şey vardı ki onu yaptım. susmak ve bildiğini. kesik. Fakat söylemek lâzım olan yerde söylemelidir. Bu kitabın içindeki yazılar doğru söylemek. Kitap 156 Sayifedır. hangisini beğenmez atar. doğru bildiğini söylememektir. Hurafelerin daığlması için tam ve doğru fikirlere ihtiyaç vardır. işte ben onu yaptım. . Tenkidin dili ne kadar keskin olursa olsun.ve kıymet verilmesidir. Susmak. Bu adımları teknik sahesinde de atması lâzımdır. ve intizamsız bir surette söylediğim bir çok sözleri ve yazdığım bir çok yazıları bir kitap kabı içinde toplanmış olarak Türk vatandaşlarına arzetmek. Dağınık. Yoksa fikirler terakkinin amili olacak yerde engeli olurlar.

.

Alâettin 15 içtimaî mektep ismail Hakkı 75 Mürebbilere „ „ 75 Terbiye „ „ 125 Tarihi'n tedrisi „ .30 Türk" inkılâbı Celâl Nurij 75 Yeni adabı muaşeret M.Nû Çocuk kalbi İbrahim Alâestin Şen Yazılar tik gençlik „ „ Tais Anatol Frans Babil Melikesi Selâmı îzzet Küçük hanımın kısmeti „ Geceye aşık „ Cennet Hanım M. Adem Kooperatifçilik Suphi Nuri Tarih ticaret Kenan Centlimen H.. Dalkılıç! Çakıl taşlan Necmettin Halil Zindan ismail Safa Tıirk edebiyatı tarihi ve nü'muneleri Sadettin Nüzhet Hazan rüzgârları Ş.A. Nihâi Derviş sözleri Tokatî zade Sekip Zehrifüsun M. Ankara Avrupa siyaseti H. „ Kadın kalbi Saffet Nezihi Leke Vü . Hayret 125 125 125 100 100 100 100 İLİM KİTAPLARI İstanbul nasıl eğleniyordu? R. 1150 Bediiyat Mustafa Namık.. „ î—48(yeni) Cemil Musiki nazsrîvan Muhittin Sadık ŞİİRLER 150 100 75 75 50 75 75 Bir^ömür böyle geçti Faruk Nafiz 25 Ben ve ötesi Necip fazıl 50 Kafatası Nazım Hikmet[290 Benerci kendini niçin öldürdü J Persefon Salih Zekij 30 Asya şarkıları 15 Çanakkale izleri I.I-1 AT İ f ttö : ÜİlTÜlSİ 1HO KUfttJŞ SUHULET KÜTÜPANESİ NEŞRİYATI I0Ü 100 75 75 125 100 150 150 i 00 100 150 i 50 150 150 100 100 50 40 150 150 175 50 125 100 60 75 50 50 Aka Gündüz J 75 Onların lomanı Üb kızın romanı İ200 Aysei İ25 Reşat Nuri 125 Acımak Yeşil gece 1150 Leylâ ile Mecnun 75 Şimşek Peyami Safa 100 Bir akşamdı 100 Fatih-Harbiye 50 Bir tereddüdün romanı „ „ 100 Ak saçlı genç kız Mahmut Yesarİ 75 Çulluk 75 Su Sinekleri 60 Bahçemde bir gül açtiM „ 35 65 Kalbimin suçu „ „ 20 Ölünün gözleri » „ 50 Kırlangıçlar 50 Şeker Osman Yusuf Ziya Yakılacak kitap Etern îzzet 50 Iztırap çocuğu 100 Beş hasta var 25 Gün doğmayınca Ercüment 700 Ekrem 35 Meşhedi Aslan peşinde „ 300 Meşhedile devri alem Zeynep Hayriye Melek Hunç 500 Gönül gibi Suat Derviş Benimi? 500 Buhran gecesi „ „ 50 Gökmen Güney Halim Son yıldız Mehmet Rauf Sönen iŞik Mebrnre Niçin beni aldattın . Bahri Gizli ilimler ansiklopedisi Muhittin Dalkılıç . Sadretthı Çölde istanbul kızı Esat Mahmut Aşk ve IhanK Tolestoy Acıklı bir sergüzeşt „ Küçük Yakup Mehmet Ali Robenson ıssız adada „ „ Mefe Yusuf Osman Kalpazan Salih Münür Zümrütüanka koleksiyonu 2 Cilt (müceîîet) Bir Heyeti edebiye Zümrütüanka Salnamesi „ „ Ayine koleksiyonu „ „ „ Cem koleksiyonu (eski) Refik 1-33 Halil ..

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful