P. 1
Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansları Kitabı 1994-2008

Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansları Kitabı 1994-2008

|Views: 2,779|Likes:
Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği Türk Millî Komitesi tarafından yayımlanan Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansları Kitabı
Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği Türk Millî Komitesi tarafından yayımlanan Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansları Kitabı

More info:

Categories:Types, Research, Science
Telif Hakkı:Traditional Copyright: All rights reserved

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/27/2013

pdf

text

original

ISBN

CIP

iii

ÖNSÖZ














































iv

ZMTM TÜRK MĐLLĐ KOMĐTESĐ YÖNETĐM KURULU

Prof.Dr. Ahmet SAĞLAMER (Başkan)
Prof.Dr. S.Feyza ÇĐNĐCĐOĞLU (Genel Sekreter)
Dr. Rasin DÜZCEER (Sayman)
Prof.Dr. H. Turan DURGUNOĞLU (Üye)
Prof.Dr. Đ. Kutay ÖZAYDIN (Üye)
Prof.Dr. Mete ĐNCECĐK (Üye)
Prof.Dr. Ufuk ERGUN (Üye)






































v

ĐÇĐNDEKĐLER

Önsöz …...…...………………………………………………….iii
Özgeçmiş Ord. Prof. Dr. Ing. Hamdi Peynircoğlu………….……….vi
Ergün TOĞROL I. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
Temel Takviyesi Yöntemlerine Yeni Bir Bakış…………13
Ahmet SAĞLAMER II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
Arazi Deneylerinin Geoteknik Tasarımda Kullanılması...45
Atilla ANSAL III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
Zeminlerin Tekrarlı Gerilmeler Altında Davranışları ve
Depremlerde Yerel Zemin Koşullarının Etkisi………...105
Đ. Kutay ÖZAYDIN IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
Düşük Taşıma Gücü ve Yüksek Sıkışabilirliğe Sahip
Zeminlerin.Davranışı…….………………………….…143
Altay BĐRAND V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
Şişen Zeminler ve Bu Zeminlerde Kazıkların
Davranışları…………………………………………….195
H.Turan DURGUNOĞLU VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
Yüksek Modüllü Kolonların Temel Mühendisliğinde
Kullanımı………………………………………………237
S. Feyza ÇĐNĐCĐOĞLU VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
Zemin Davranışı ve Zemin Yapıları Đçin Deformasyon
Esaslı Yaklaşım ………………………………………269
Ufuk ERGUN VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
Derin Kazılar………………………………………...…355
Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği Türk Milli Komitesi'nin Kısa Tarihçesi………395
vi





ORD. PROF. DR. ING. A. HAMDĐ PEYNĐRCĐOĞLU
vii

ORD. PROF. DR. ING. A. HAMDĐ PEYNĐRCĐOĞLU
1


Hamdi Peynircioğlu 1908 yılında Yanya’da doğmuştur. Yargıtay Üyesi Hakim Bekir
Peynircioğlu ve Eşi Zehra Peynircioğlu’nun oğludur. Eğitiminin ortaokul ve lise bölümünü
Kastamonu ve Edirne’de tamamladıktan sonra 1925 yılında Đstanbul Teknik Üniversitesi’ne
girerek 1931 yılında mezun olmuştur. Đlk olarak Çalışma Bakanlığı Köprüler Fen Heyeti’ne
inşaat mühendisi olarak atanarak bir sene boyunca köprü tasarımı ve inşası konusunda
çalışmıştır. 1932 sonbaharında Đstanbul Teknik Üniversitesi’ne tayin edilerek Ord. Prof.
Burhaneddin Berkan’ın yanında çalışmıştır. 1935 yılında askerliğini yaptıktan sonra Türk
Hükümeti’nin bursu ile Berlin Teknik Üniversitesi’nde Prof. Dr. Ing. A. Hertwig ile üç sene
çalışarak doktora tezini hazırlamıştır. 1938 yılında “Kohezyonlu Zeminlerde Kayma
Mukavemeti” isimli tezi ile Dr. Ing. derecesini alarak 1938 yılı Kasım ayında Đstanbul’a
dönmüştür. ĐTÜ’ye geri dönüşünde kıdemli öğretim görevlisi olarak ataması yapılmış ve
ardından 1943 yılında Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği Profesörü unvanını almıştır.
Üniversitedeki ilk yıllarında “Çelik Yapılar, Ahşap Yapılar, Taş Köprüler, Konstrüksiyon
Yöntemleri ve Hidrolik Mühendisliği” gibi çok çeşitli dersler vermiştir. Aynı tarihlerde zemin
Mekaniği dersini Đstanbul Teknik Üniversitesi Đnşaat Fakültesi ders programına eklemiş ve o
tarihten itibaren bu dersi Temel Mühendisliği’ni de kapsayacak şekilde yürütmüştür.

Prof. Peynircioğlu hayatını Đstanbul Teknik Üniversitesi’ne ve geoteknik mühendisliğine
adamıştır. Öğrencinin; merakını uyandıran ve aktardığı içeriğin bilimsel zenginliği ile ilgisini
canlı tutan bir hoca olarak tanınmıştır. Prof. Hamdi Peynircioğlu geniş uygulama tecrübesini
ve kendi kıymetli zamanını hiç çekinmeden öğrencileri ile birlikte araştırma için harcayan bir
görev bilincine sahip olmuştur. Bu vasıflar O’nu öğrencilerinin gözünde en güvenilir rehber
yapmıştır.

1948 yılında ĐTÜ rektörü olarak seçilip 1949 yılına kadar bu görevde kalmıştır. 1950-1952
yıllarında Đnşaat Mühendisliği Fakültesi Dekanı olarak görev yapmış olan Prof. Peynircioğlu
1951-1952 ders yılında Fullbright programı ile 6 ay süre ile Amerika’da Northwestern
Üniversitesi’nde misafir profesör olarak çalışmış; mesleki konuların yanı sıra Amerika’daki
mühendislik eğitimi konularında araştırmalarda bulunmuştur.

1
Prof. Vahit Kumbasar’ın “A Half Century ın Geotechnics-Jubilee Papers ın Honour of Professor A. Hamdi
Peynircioğlu” için Đngilizce olarak yaptığı konuşmanın metninden uyarlanarak hazırlanmıştır.
viii

Peynircioğlu Zemin Mekaniği ve Temel Đnşaatı Kürsüsü’nü oluştururken onunla birlikte bir
Zemin Mekaniği Laboratuarı da kurmuştur. Kuruluşundan beri bu kürsünün başında bulunan
Hamdi Peynircioğlu 1954 yılında aynı kürsünün Ordinaryüslüğüne terfi ettirilmiştir. Uzun
yıllar ĐTÜ senatosunda Đnşaat Mühendisliği Yönetim Kurulu üyesi olarak hizmet etmiş ve
bunun yanı sıra Üniversitelerarası Danışmanlar Komitesi’nde iki dönem hizmet vermiştir.

Ord. Prof. Dr.- Ing. Peynircioğlu’nun nazik, hoşgörülü ve sakin karakteri ile engin bilgisinin
bir arada oluşturduğu kişilik, yanında çalışan araştırmacılar için ilham kaynağı olmuştur.
Birlikte çalıştığı kişileri önemsemesi ve her fırsatta onların başarılarını övmeye hazır olması,
hiçbir konuda desteğini esirgememesi örnek alınmasına sebep olmuştur. Türkiye’deki bütün
üniversitelerde ve mühendislik okullarında Peynircioğlu’nun önceki çalışma arkadaşları veya
öğrencileri görev almışlar, zemin mekaniği ve temel inşaatını öğretmişlerdir.

Ord. Prof. Dr. Ing. Peynircioğlu; icraatçı yapısı ile birçok sosyal aktivitede ve sosyal
sorumluluk projesinde yer almıştır. Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği Türk Milli
Komitesini kurmuş ve bir süre Đstanbul Teknik Üniversitesi Dergisi editörlüğünü yapmıştır.
Teknik deneyimlerini yansıtan kitapları ile Türk Mühendisliği’ne büyük hizmet sunmuştur.
Ord. Prof. Dr.Ing. Peynircioğlu’nun makaleleri, araştırmacı ve mühendis olarak Geoteknik
Mühendisliği problemlerinin anlaşılmasına yaptığı önemli katkıların en belirgin
göstergeleridir. Prof. Peynircioğlu geoteknik mühendisliği problemlerinin araştırılması
konusundaki katkıları ile Türkiye’de zamanının en önemli bilim adamları arasında önemli bir
yer kazanmıştır. 1973’te Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan Terzaghi’yi Anma Konferansı’nda
Peynircioğlu’da “Türkiye’deki Zemin Mekaniği’nin Babası” olarak tanımlanmıştır. 1977’de
geoteknik mühendisliğine yaptığı bu katkılarından dolayı Peynircioğlu’na Türkiye Bilimsel
ve Teknik Araştırma Kurumu Ödülü verilmiştir.

Ord. Prof. Dr. Ing. Peynircioğlu; deneyimli bir inşaat mühendisi olmanın yanı sıra
mühendislik jeolojisi konusunda geniş bilgi sahibiydi. Bu özellikleriyle Türkiye’de
yapılmakta olan önemli inşaat mühendisliği çalışmalarının çoğunda geoteknik danışman
olarak ya doğrudan doğruya yer almış veya bu işlerde çalışmakta olan eski öğrencilerine
tavsiyelerde bulunarak dolaylı olarak yardımcı olmuştur. Öğrencileri için daima ulaşılabilir ve
problemlerin çözümüne destek olmaya hazır durumda olmuştur. Peynircioğlu’nun çalışmaları
geoteknik mühendisliğinde geniş bir alanı kapsamıştır. Danışmanlık yaptığı konular
Geoteknik Mühendisliği’nin en sorunlu ve en zor konuları olmuş ve bunlar Peynircioğlu’na
ix

bu problemleri detaylı olarak çalışma imkânını vermiştir. Bunlardan bazılarını makalelerinde
yayınlanmıştır. Anıtkabir, eğimli zeminlerde taşıma gücü konusu çalışmalarının
örneklerindendir. Ankara kiline inşa edilen yüksek binalar; aşırı konsolide killerin taşıma
gücü ve oturma tahmini problemlerini ve mevcut önemli binaların veya dayanıksız binaların
çevresine yapılacak olan derin kazıların inşa metotlarını araştırmaya sevk etmiştir. Toprak
dolgu barajlarda, otoyollarda, bina inşaatlarında meydana gelen çok sayıda heyelan
problemini incelemiştir. Toprak dolgu barajların tasarımında ve inşasında fore kazıkları su
geçirimsiz perde olarak yıllarca başarı ile kullanmış ve bu çalışma kazıklar üzerine araştırma
yapılmasının temelini oluşturmuştur. Birçok vakada; kum drenleri zor zeminlerde
kullanmıştır. Böylece uygunsuz zemin koşullarını drenler vasıtası ile güvenilir hale
getirmiştir. Zemin tabakalarının özelliklerinin iyi araştırılması üzerinde hassasiyetle durmuş
ve yapının yanında zeminin üvey evlat gibi görülmemesi gerekliliği konusuna dikkat
çekmiştir. Zemin problemleri konusunda bu yaklaşım O’na farklı çözümler uygulayabilme
imkânı vermiştir. Delme yöntemlerini geliştirme ve sondaj müteahhitlerini daha iyi
örselenmemiş numuneler alma, daha dikkatli sondaj yapma konusunda ikna etmek için çok
çaba harcamıştır.

Dinamik zemin araştırmaları uygulanışının öncülerinden olmuştur. Haliç civarında kötü
zemin şartlarında ağır yapılar inşa etmeyi başarmıştır. Bunun için; yumuşak tabanı yüklemek,
kum drenler, yüzen kazıklar, programlı yüklemenin yanı sıra ön yükleme, oturmalara uyum
sağlayan temeller gibi çeşitli yöntemler uygulamıştır. Yüksek derecede çatlaklı kayada
yapılan bir yer altı yapısında danışman olarak görev almış ve bu uygulama onun çatlaklı
kayaların mukavemeti konusundaki çalışmalarını başlatmıştır. Taşıma gücü düşük
zeminlerdeki yüzeysel temeller üzerine inşa edilen ağır yapıların tasarımı, derin bodrumlu
yüksek binalar, derin kazılar gibi zemin problemlerini Đstanbul’un değişken topografyasında
ve farklı jeolojik koşullarında çözmüştür. Đstanbul’da Mimar Sinan tarafından yapılan birçok
geniş ve ağır camiyi ve temeli inceleme fırsatı bulmuştur. Ord. Prof. Dr.-Ing. Peynircioğlu’na
göre; Temel ve Zemin Mühendisliği yaklaşımında teori, zeminle ilgili parametreleri elde
etmek ve uygun bir şekilde değerlendirmek için gereklidir; fakat tecrübeye dayalı sağlam
mühendislik kararları ile bütünleştirilmelidir, sadece teoriye dayalı yaklaşım gerekli tecrübe
ile birleştirilmediği zaman yetersiz kalır.

Ord. Prof. Dr. Ing. Peynircioğlu’nun sürdürdüğü disiplinli yaşam şekli O’nun bir öğretmen,
yazar, danışman ve yönetici olarak çok aktif olmasını sağlamıştır. Yargıtay Üyesi Hakim
x

Dilruba Peynircioğlu ile evli olan Hamdi Peynircioğlu’nun bu başarısında ailesinin desteği
büyük rol oynamıştır. Ord. Prof. Dr. Ing. Hamdi Peynircioğlu öğretmen, araştırma görevlisi
ve idareci olarak yeteneklerinin azalmamasına rağmen üniversite profesörlerinin resmi
emeklilik yaş sınırı olan sürede 1978 yılı Temmuz ayının başında 70 yaşında iken emekli
olmuştur ve yıllar boyunca büyük bir özenle oluşturduğu kişisel teknik kütüphanesini Đstanbul
Teknik Üniversitesi’ne hediye etmiştir. Ord. Prof. Dr. Ing. Hamdi Peynircioğlu 1982 yılında
aramızdan ayrılmıştır.

Ord. Prof. Dr. Ing. Peynircioğlu’nun resmi bir disiplin olarak Türkiye’de başlattığı Zemin
Mekaniği ve Temel Mühendisliği bugün büyük bir camia olarak Türkiye içinde ve tüm
dünyada önemli projelere imza atmaktadır.



15











P PP P P PP PR RR R R RR RO OO O O OO OF FF F F FF F. .. . . .. . D DD D D DD DR RR R R RR R. .. . . .. . E EE E E EE ER RR R R RR RG GG G G GG GÜ ÜÜ Ü Ü ÜÜ ÜN NN N N NN N T TT T T TT TO OO O O OO OĞ ĞĞ Ğ Ğ ĞĞ ĞR RR R R RR RO OO O O OO OL LL L L LL L
Đ ĐS ST TA AN NB BU UL L T TE EK KN NĐ ĐK K Ü ÜN NĐ ĐV VE ER RS SĐ ĐT TE ES SĐ Đ

Đstanbul Teknik Üniversitesi ve Cambridge Üniversitesi’nde (Đngiltere) öğrenim gördü. 1961 yılında Đstanbul
Teknik Üniversitesi’ne asistan olarak kabul edildi. Đstanbul Teknik Üniversitesi’nde, Ord-Prof.Dr.Ing
A.H.Peynircioğlu yönetiminde hazırladığı “Kohezyonlu zeminlerde efektif gerilme, kayma mukavemeti ve su
muhtevası arasında ilişki” isimli tezi ile “Doktor” ünvanını aldı (1963). 1968 yılında Đstanbul Teknik
Üniversitesi, Đnşaat Fakültesi, Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği Kürsüsü’nde “Doçent”(1968-1973), 1973
yılında aynı Kürsü’de Profesör oldu (1973-1982). 1982-1992 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Rektörü
olarak görev yaptı. 1992 yılında Đstanbul Teknik Üniversitesi Đnşaat Fakültesi Zemin Mekaniği ve Geoteknik
Anabilim Dalı’na döndü (1992-2000). 2000 yılında emekli oldu.

1974-2001 yılları Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği Türk Milli Komitesi Sekreteri ve Başkanı olarak
görev yaptı. 2001’de Milli Komite’nin Şeref Başkanı olarak görevi devretti.

1987-1994 yılları arasında Uluslararası Zemin Mekaniği ve Geoteknik Mühendisliği “Avrupa’da Heyelanların
Stabilizasyonu Teknik Komitesi Başkanlığı’nı yaptı.

Đstanbul’da 2001’de toplanan “XV inci Uluslararası Zemin Mekaniği ve Geoteknik Mühendisliği Konferansı”nın
düzenlenmesinde görev aldı ve Başkanlığı’nı yaptı.

Zemin Mekaniği ve uygulamaları konularında 17 kitap ve 100 den fazla makale ve tebliği yayınlandı. Đstanbul
Teknik Üniversitesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni görevini sürdürmektedir (2002-2010). Yönettiği dokuz
doktora öğrencisinden üçü “Doçent” beşi “Profesör” oldu.













16


























































I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

17

“TEMEL TAKVĐYESĐ YÖNTEMLERĐNE YENĐ BĐR BAKIŞ”

ÖZET

Mevcut temellerin oturmalarını önlemek ve davranışlarını kontrol etmek için birçok yöntem
bulunmaktadır. Bu yöntemleri şöyle özetleyebiliriz: (1) Geleneksel temel takviye yöntemleri,
(2) Zemini iyileştirme esasına dayalı yöntemler, (3) Temel yüklerini derindeki taşıyıcı
tabakaya aktarmak için kullanılan yöntemler.

Bu yöntemler, bugünkü durumları çerçevesinde gözden geçirilmiştir. Mini kazıkların ve “Jet-
grout” (Harç püskürtme) yönteminin ayrıntılarına daha geniş değinilmiştir. Bu güncel
yöntemlerin mühendislik uygulamalarını vurgulamak amacı ile örnekler verilmiştir.

SUMMARY
Several methods are available to arrest settlements and improve the future performance of
existing foundations. They can basically be classified under three headings, namely, (1)
Convetional underpinning methods, (2)Methods based on soil improvement, (3)Underpinning
by piles.

Each of those three methods are rewieved insofar as their current status is concerned.
Applications of mini piles and jet-grouting system are discussed to greater extent. The case
studies are given to illustate engineering applications of such recent methods.

1. GĐRĐŞ

Mevcut temellerin davranışını iyileştirmek ve oturmalarını kontrol etmek amacı ile çeşitli
temel takviye yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Bu yöntemleri üç sınıfa ayırmak
mümkündür:

(1) Geleneksel temel takviye yöntemleri ile temelin genişletilmesi ve/veya derinleştirilmesi
yoluyla temel davranışının iyileştirilmesine çalışılır.
(2) Temel altındaki zeminin iyileştirilmesine dayalı yöntemler. Temel zemini, çimento
enjeksiyonu, kimyasal enjeksiyon veya “jet-grout” kullanılarak iyileştirilir.
Prof. Dr. Ergün Toğrol
18

(3) Temel yükleri daha derindeki taşıyıcı tabakaya aktaran yöntemler. Bu amaçla çakma
kazıklar, itmeli kazıklar, mini kazıklar, “jet-grout” kolonları kullanılır.

Bu yöntemleri ele almadan önce, kısaca, neden temel takviyesine gereksinim duyulduğuna
bakalım. Temel takviyesi, başlıca üç amaçla uygulanır (Thornburn, 1993):

(1) Mevcut yapılarda değişiklik yapılması istenildiğinde. Eski ve tarihi yapıların
yenilenmesi veya bunlara yeni bir işlev kazandırılması için öngörülen değişiklikler,
yapı yüklerinin artmasına neden olabilir. Bu durumda temellerin yeni yükleri
taşıyabilecek şekilde takviyesi gerekir.

Đkinci sınıf eski eser olarak ayrılan yapıların dış cephelerinin korunması kaydı ile,
içlerinde yapısal değişikliğe izin verilmektedir. Bu gibi değişiklik ve ilave yükler, önemli
temel sorunları çıkarabilmektedir.

(2) Koruma amacıyla. Yapıların stabilitesinin aşağıda sayılan nedenlerle tehlikeye
girmesi halinde, korunması ve iyileştirilmesi için temel takviyesi gerekebilir.

(a) Komşu arsada yapılan derin bir kazı, sığ temelli yapılarda oturmalara ve temel
zemininde hareketlere yol açar. Yapıyı emniyete almak amacı ile temellerin takviyesi
ve derinleştirilmesi icap edebilir. Benzer şekilde metro kazıları veya sokak kotunun
alçaltılması da temel takviyesine gereksinim doğurur.
(b) Mevcut yapıları tadil ederken yapı yüklerinin kaldırılması veya bodrum kazanmak
için kası yapılması sonucu zeminde önemli elastik veya kalıcı deformasyonlar
meydana gelebilir ve temellerin takviyesi gerekebilir.
(c) Mevcut yapıların yakınından boru, kanal, tünel, v.s. geçirilmesi gibi durumlarda temel
takviyesi gerekebilir.
(d) Killi zeminlerde kuruma nedeniyle veya ağaç köklerinden kaynaklanan oturmalar
meydana gelebilir. Kurumaya karşı, 1.50-2.00m. derinliğe inen sığ bir temel takviyesi
yeterli olabilir. Ağaç köklerine karşı ise, temel takviyesi kök sisteminin iyice
aşağısına kadar indirilmelidir.
(e) Endüstri devamlı gelişmekte, fabrikalar yeni üretim yöntemlerini benimsemektedir.
Bu yöntemlerin getirdiği makinelerin doğuracağı titreşimlere karşı temellerin
takviyesi zorunlu olabilir.
I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

19

(f) Yer altı su seviyesinin değişmesinin yol açacağı ilave oturmalara karşı da önlem
alınması gerekir.

Hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın temel takviye yöntemine karar vermeden önce,
sondajlar, deneme çukurları ve numuneler üzerinde yapılacak laboratuar deneyleri ile dikkatli
bir zemin incelemesi yapılmalıdır.

Eğer temelin oturmalara karşı takviyesi gerekiyorsa temel yükleri oturmalardan
etkilenmeyecek bir derinliğe aktarılmalıdır. Bunun için de arazi profilinin ve zemin
özelliklerinin bilinmesi gerekir. Öte yandan, temelin takviye edilmesini gerektiren neden iyice
belirlenmelidir. Oturmaların kaynağı çok derinde ise (Maden ocağı açılması gibi), temellerin
kazıklar üzerine oturtulması bir yarar sağlamayacaktır.

2. GELENEKSEL YÖNTEMLER

Temel takviyesinde ilk akla gelen yöntem, kazı yapılması ve mevcut temel altında bir beton
kütlesi oluşturulmasıdır (Paterson, 1970)

Bu yöntem, kazı derinliğinin fazla olması veya yer altı suyunun meydana getirdiği sorunlar
nedeniyle her zaman ekonomik olmayabilir. Ya da yapı yükleri çok büyüktür, bir ilave beton
kütlesi kabul edilemeyecek oturmalara neden olabilir.

Mütemadi bir sömelin takviyesi için temelin altı, anolar halinde kazılır. Desteksiz
bırakılabilecek uzunluk, usulüne göre inşa edilmiş tuğla duvarlarda 1.50-2.00m. yi
geçmemelidir. Herhalde, herhangi bir aşamada desteksiz kalacak uzunluk yapı uzunluğunun
dörtte birinden fazla olmamalıdır.

Betonlama, mevcut temelin 5-10 cm. altına gelene kadar sürdürülmeli, betonun prizi ve
çekilmesi beklenmelidir. Daha sonra kuru harç ile tam temas sağlanır. Bazen aradaki
boşlukların doldurulması için çimento enjeksiyonundan yararlanılır.

Sağlamer(1991), münferit sömeller üzerine oturan kooperatif binalarının hemen yanından yol
geçmesi nedeniyle, 5-6 m. Derinliğinde kazı yapılması sonucu, stabilitenin bozulmasını
önlemek için yol seviyesinin altına inen kuyu ayaklarla başarılı bir temel takviyesi yapmıştır.
Prof. Dr. Ergün Toğrol
20

Her sömel dört ano halinde takviye edilmiş, mevcut temel ile ayak arasındaki boşluk plaka
sokularak sıkılanmıştır.

3. TEMEL ZEMĐNĐN ĐYĐLEŞTĐRĐLMESĐ

3.1. Enjeksiyon

Temel takviyesi amacıyla kullanılan iyileştirme yöntemlerinden birisi enjeksiyondur. Genelde
zeminlerin geçirimliliğinin azaltılması ve kayma mukavemetinin arttırılması amacıyla
kullanılır.

Enjeksiyon tekniklerini dörde ayırmak kabildir (Gallavresi, 1992; Ewert, 1985)
(1) “Hydrofracture” enjeksiyonu,
(2) Sıkılama enjeksiyonu,
(3) Geçirimsizlik enjeksiyonu,
(4) “Jet-grouting”(Harç püskürtme)

3.1.1. “Hydrofracture” enjeksiyonunda, çimento esaslı harçla zemin 10 kg/cm
2
kadar bir
basınç altında paralanır. Böylece, zemin içinde enjeksiyon mercekleri ve tabakaları oluşur.
Birbiri ile bağlantılı olmayan boşluklar doldurulur, hatta zemin bir miktar sıkışır.

“Hydrofracture” enjeksiyonu, genelde çökelmiş zeminlere uygulanır. Kontrolü güçtür.
Çevredeki yapılara zarar verme riski büyüktür. Paralanmanın başladığı, enjeksiyon basıncının
düşmesi ile anlaşılır.

3.1.2. Sıkılama enjeksiyonu. Zemin-çimento harcı oldukça büyük bir basınçla (35 kg/cm
2

gibi) zemine basılır. Gevşek veya örselenmiş zeminleri sıkıştırmak ve zeminin birim hacim
ağırlığını arttırmak için kullanılır. Böylece, yoğun, üniform bir kütle oluşturulur.
“Hydrofracture” enjeksiyonuna göre enjeksiyon noktasından çok uzağa gitmeyen bir
enjeksiyondur. Zemin yüzüne yakın yerlerde kabarmalara yol açabilir.

Sıklama enjeksiyonunun harcı çimentolu veya çimentosuz siltli kumdur. Bu harç gevşek
zeminleri sıkıştırmakta başarı ile kullanılmaktadır. Sıkılama enjeksiyonunun kullanıldığı
başlıca yerler,
I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

21


(1) Gevşek dolguların veya gevşek doğal zeminlerin sıkıştırılması,
(2) Yapıların kaldırılması,
(3) Ayakların takviye edilmesidir.

A.B.D.’nin çeşitli yerlerinde inşa edilmiş, 14.5 m. Yüksekliğinde, 30 m. Çapındaki akaryakıt
tanklarında meydana gelen farklı oturmaların tanklar boşaltılmadan kontrol altına alınabilmesi
için, inşaat gabarisi dışından sıkılama enjeksiyonu yapılmış ve başarılı sonuçlar alınmıştır
(Berry, Buhrov, 1992)

3.1.3. Geçirimsizlik enjeksiyonu. Enjeksiyon ile zeminin boşlukları, zeminin hacmi veya
yapısı değiştirilmeden doldurulur. Kullanılan enjeksiyon harcı, zeminin dane çapı dağılımına
bağlı olarak çok çeşitli olabilir. k, permeabilite sayısı 10
-3
cm/sn olan zeminlerde silikat esaslı,
10
-4
cm/sn olan zeminlerde reçine esaslı harçlar kullanılır.

Son yıllarda, ince daneli çimento ile oluşturulan süspansiyonlar, daha ince zeminlere
enjeksiyon yapılmasını mümkün kılmıştır (Đncecik, Şenol, 1994).

3.2. Enjeksiyon Harcı Türleri

En basit harç, su içinde çimento süspansiyonudur. Çimento harçları, erozyon ile veya gevşek
ayrık daneli zeminlerin sarsıntılarla boşalması hallerinde kullanışlıdır. Bazen temel altına
basınçlı çimento enjeksiyonu ile oturmuş olan temelin bir miktar kaldırılması sağlanır.

Çimento harçları, çimento ağırlığının su ağırlığına oranı ile karakterize edilir. Bu harçlar
önemli ölçüde çökelmeye maruz kaldıklarından stabil sayılmazlar. Stabil olmayan harçların
sulandırılsa da kumlara ve çakıllara yapılan enjeksiyonlarda kullanılması doğru değildir.

Kaba kumlarda veya kumlu çakıllarda kimyasal enjeksiyon kullanılır. Böylece, temel
altındaki zeminde istenilen seviyeye kadar bir blok oluşturulur. Yanında kazı yapılacak
temellerin emniyete alınması gibi hallerde sık kullanılmaktadır.

Enjeksiyon harçları üç ayrı sınıfa ayrılabilir:

Prof. Dr. Ergün Toğrol
22

(1) Daneli süspansiyonlar, çimento, kil, bentonit, bazen de kum ile hazırlanır, çökelme
hızına göre stabil veya stabil olmayan harçlardır.
(2) Kimyasal harçlar da denilen solüsyonlar. Bunlar Newton sıvılarıdır. Organik
monomerlerden (Acrylamides, phenoplast, aminoplast)yapılır. Viskoziteleri suyunkine
yakındır ve piriz yapana kadar da sabit kalır. Bunlara, çoğu kez “organik reçine” denir.
Kimyasal harçların yüzlerce çeşidi bulunmaktadır.
(3) Gazların emülsifiye edilmesi ile elde edilen köpükler de enjeksiyon harcı olarak
kullanılır. Bu köpükler, kabarma sayısı ile tanımlanır. Kabarma sayısı, gazın hacminin
sıvının hacmine oranıdır. Bu sayı zeminin boşluk oranına eşdeğerdir.

Zeminin enjeksiyon kabul edilip edilemeyeceğini anlamak için en iyi gösterge, zeminin
permeabilite katsayısıdır. Kimyasal enjeksiyon harçları taneli olmadığı için kullanılabilmeleri
doğrudan zeminin permeabilite katsayısına bağlıdır. Taneli enjeksiyon harçları için ise bazı alt
sınırlar vardır (Littlejohn, 1993). Bu sınırlar,
Çimento harcı için 5x10
-4
m/sn,
Kimyasal harç için 1x10
-6
m/sn dir.
Temel zemininin iyileştirilmesinde kullanılan diğer bir yöntem “jet-grouting” (Harç
püskürtme)dir. Bu yöntem, temel yüklerinin taşıyıcı tabakalara aktarılmasında da kullanıldığı
için o bölümde ele alınacaktır.

4. TEMEL YÜKLERĐNĐN DAHA DERĐNDEKĐ TAŞIYICI TABAKALARA
AKTARILMASI

4.1. Ayaklar ve kazıklar

Çevredeki inşaat nedeni ile veya yüklerin artması, v.s. yüzünden meydana gelecek oturmaları
önlemek için yapıdan geleneksel temel takviyesi, bazen temeli derinleşerek bir ayak
oluşturulmasına dönüşür. Yurdumuzda geliştirilen kuyu yöntemi buna bir örnektir.

Taşıyıcı tabakanın derinde oluşu, ayak kazılmasında karşılaşılmasında karşılaşılan güçlükler,
ayak veya kuyu yapılmasını önleyebilir. Bu gibi durumlarda, kazıklar veya “jet-grout”
kolonları kullanılır.
I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

23

Temel takviyesinde kazıklar, duvarın iki yanında olmak üzere çift çift imal edilir. Eğer
binanın içerisinde kazık yapılamıyorsa bu kez dışarıda yapılan kazıklara duvar portafo olarak
taşıtılır.

Yerinde dökme betonarme kazıklar, yapım sırasında fazla sarsıntıya yol açmadıkları için
temel takviyesi işlerinde yaygın olarak kullanılır. Yer altı su seviyesinin altındaki kumlu
zeminlerde yıkanma olmaması için delik delme işleminin dikkatle yapılması gerekir.

Çelik çakma kazıklar, eğilme momentine veya yanal yükler olması durumunda kullanılır.

Temel takviyesinde kullanılan diğer bir tür ise itmeli kazıklardır. Đlke olarak kısa parçalar
halinde zemine bir kriko vasıtası ile itilerek sokulur. Nihai kriko yükü, kazık servis yükünden
en az %50 daha büyük olarak seçilir. Böylece, güvenlik sayısı, 1.5 alınmış olur. Đtmeli kazık
uygulanmasında önemli nokta, kriko boşaltılmadan önce temel ve kazık arasına sağlam bir
takoz yerleştirilmesidir.

Temel takviyesi için son yıllarda çeşitli çapta kazık kullanılmaktadır. Yapım kolaylığı
nedeniyle küçük çaplı, zemin delinerek ve enjeksiyonla doldurularak oluşturulan kazıkların
kullanılması yaygınlaşmış bulunmaktadır. Bir tasnife göre (Thornburn, 1993) çapı 300 mm.
Đle 600 mm. Arasında olan kazıklara küçük çaplı kazık, çapı 300 mm. Đle 75 mm. Arasında
olanlara mini kazık, çapı 75 mm. Den küçük olan kazıklara mikro kazık denilmektedir.

Mini ve mikro kazıkların belirgin özelliği, ankraj yapmakta veya enjeksiyon için kullanılan
araç, gereçlerle ve konvansiyonel kazık makinelerinin giremediği yerlerde dahil kolayca imal
edilebilmeleridir (To, Watts, 1994).

Mini ve mikro kazıklar, daha büyük çaplı kazıkların temelin dışında yapılmaları
zorunluluğundan kaynaklanan sorunları ortadan kaldırmaktır. Bu kazıklar, temeli rotari ile
açılan ufak çaplı deliklerle geçerek taşıyıcı zemine ulaşmaktadır. “Pali radice” (Kök kazığı)
adı verilen sistemle çeşitli açılarda eğimli yerinde dökme betonarme kazık yapılmaktadır
(Lizzi, 1993). Đstenilen derinliğe inildiğinde 100 mm. çaplı tiplerinde çelik çubuk, daha büyük
çaplı (300 mm.’ye kadar) olanlarda bir boru veya kafes deliğe indirilir. Gevşek zeminlerde
veya yer altı su seviyesi altında uygulanması güçtür.

Prof. Dr. Ergün Toğrol
24

Şekil 1. de Jackson, Mississiği’de bir karayolu köprüsünün temellerini takviye için kullanılan
bir “pali radice” uygulaması görülmektedir.


Şekil 1

Alanya-Obaköy’de 1986-1987 yıllarında çeşitli kalınlıklarda dolgu toprak üzerinde inşa
edilmiş 18 adet beş katlı binada 1991 yılına gelindiğinde 60-70 cm. ye varan farklı oturmalar
görülmüştür (Toğrol ve diğerleri, 1994). Toplam ve farklı oturmaların sahada yer yer taşıma
gücünün aşılmasından kaynaklandığı anlaşılmış, temellerin 120 mm. çaplı ve 8 mm. et
kalınlığına sahip mini kazıklarla takviyesine karar verilmiştir. Bu arada aşırı derece oturmaya
maruz kalan iki blok ise sadece takviye edilmekle kalmamış; binanın bütün kolonları
krikolara alınmış, böylece 40 kriko yardımı ile aşırı oturan tarafları 305 mm. kaldırılarak bina
düzeltilmiştir. Temel takviyesi yapıldıktan sonra yapılar 6 ay gözlenmiş; herhangi bir oturma
veya deformasyon kaydedilmemiştir. 10.65x41.85 m. Taban alanındaki düzeltilen blokların
birer köşelerinin oturması 0.0 kabul edilerek hesaplanan farklı oturmaları, birinci blokta 34.8
cm., 52.0 cm., 21.0 cm., diğer blokta 22.5 cm., 37.2 cm., 12.3 cm. idi.

Başka bir örnekte, çapları 100 mm., boyları 6.25 m.-7.26m. olan mini kazıklar kullanılarak
“dipsiz” Beaumont Kili” içindeki temellerin takviyesi ile ilgili olarak kazık yükleme deneyleri
yapılmış, çevre sürtünmesi değerlerinin o yörede yapılan büyük çaplı kazıklar için elde edilen
değerler ile uygunluk gösterdiği belirlenmiştir(O’Neill ve Pierry, 1989).
I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

25

4.2. “Jet-grout” yöntemi

Gerek temel altındaki zeminin iyileştirilmesi gerekse temel yüklerinin daha derinlerdeki
taşıyıcı tabakalara aktarılmasında diğer bir yol “jet-grout” harç püskürtme yöntemidir.

“Jet-grout” yönteminin uygulanmasında iki aşama bulunmaktadır : (1) delme aşaması, (2)
püskürtme aşaması.
(1) Delme aşamasında, “jet-grout” uygulanacak derinliğe kadar delme borusunun
indirilmesi sağlanır. Bunun için borunun bitiminde kesici bir uç veya boru eksenine
dik bir veya daha fazla ağızlığa (nozzle) sahip özel püskürtme valfi vardır.
(2) Püskürtme aşamasında, boru yukarı çekilirken çimento harcı yüksek hızla
püskürtülür. Püskürtmenin etkisini arttırmak için boru bir yandan yukarı çekilirken bir
yandan da döndürülür. Böylece, zemin içinde silindirik bir çimentolu-zemin kütlesi
elde olunur.

4.2.1. “Jet-grout” yönteminin gelişmesi

Zeminlerin “jet-grout” yöntemi ile iyileştirilmesi oldukça yeni bir buluştur. Yöntem son
yıllarda oldukça hızlı bir şekilde gelişmiştir. Önce Japonya’da ortaya atılmış, ardından
Amerika ve Avrupa’da teknolojisi gelişmiş ülkeler tarafından benimsenmiştir. “Jet-grout”
yönteminin benimsenmesinin nedeni, zeminin konsolide edilmesi, geçirimsiz hale getirilmesi
veya temellerin takviyesi için kullanılan geleneksel yöntemlerin yetersiz kaldığı birçok
durumda çözüm oluşturmasıdır.

“Jet-grout” yöntemi, ilk kez Japonya’da Yamakado ve arkadaşları tarafından uygulandı.
1970 yılında Nakanishi ve arkadaşları, “Chemical Churning Plant” (CCP) yöntemini
önerdiler. Bu yöntemde, yüksek hızlı çimento harcı yatay olarak püskürtülmekte bu esnada
harcın püskürtüldüğü boru kendi etrafında döndürülerek yukarı çekilmekteydi.

Hemen hemen aynı zamanda Yahiro ve arkadaşları “Jet-grout” yöntemi adıyla yeni bir
geliştirme yaptı. Daha sonraları, bu ve benzer yöntemler hep “Jet-grout” yöntemi olarak anılır
oldu. Yahiro ve arkadaşları diyafram duvar yapımını düşünmüşlerdi. Yüksek hızlı bir su jeti
kullanarak zeminde bir yarık açmakta sonra bu yarık aşağıdan başlanılarak çimento harcı jeti
kullanılarak taşlaştırılmaktaydı.
Prof. Dr. Ergün Toğrol
26


1972’de CCP Grubu, “ Jumbo jet special grout” yöntemini ortaya attı. Bu yöntemde
çimento jetinin hızı arttırılıyor, ayrıca çimento jeti bir hava jeti kılıfı içine alınıyordu.
Böylece, CCP yöntemi ile oluşturulan 40-70 cm. lik kolonlar yerine 80-160 cm. lik kolonlar
imal edilmeye başlanıldı.

Đkinci grup ya da Jet-grout grubu, ince diyafram duvarları yaparken rekabetin zorlaması ile
kolon yapımına başladı. Böylece, imalatçı firmanın ismine izafeten “Kajima” veya “Jet-
grout kolonu” yöntemi ortaya çıktı. Yöntemin esası delmenin hızlı bir su püskürtülmesi ile
sağlanması, çimento harcının ayrıca verilmesi idi. Su jetinin yayılma hızı daha büyük olduğu
için etkisi çok uzağa gidemez. Oysa daha dar bir açı ile yayılan hava jeti kılıfı ile suyun
etkisini daha uzağa taşımak mümkün olmaktadır ( Yahiro, Yoshada, 1973).

1980’de CCP Grubu, “Super Soil Stabilization Management (SSS-MAN) yöntemini ortaya
attı. Bu yöntemde çok büyük çaplı kolonların yapımı amaçlanıyordu. Basınçlı hava ile
zarflanmış yüksek hızlı su jeti zeminin oyulması amacı ile kullanılıyor, parçalanan zemin su
ile birlikte ayrı bir sirkülasyon devresi ile dışarı çıkarılıyor, zemin içinde meydana gelen
boşluk çimento harcı ile dolduruluyordu. Böylece, özellikle kohezyonsuz zeminlerde geniş
çaplı kolonların oluşturulması kabil oluyordu. Su jetinin yayılma açısı büyük olduğu için
etkisi çok uzağa ulaşamaz. Oysa daha dar açı ile yayılan hava jeti kılıfı ile suyun bu etkisini
daha uzağa taşımak mümkün olmaktadır (Yahiro, Yoshuda, 1973).

Günümüzde yöntem hala gelişmektedir. Bir yandan iyileştirilen zeminin çapı bir yandan da
verimlilik açısından önemli mesafeler alınmıştır. Debi, hız, tulumba basıncı, harcın yoğunluğu
ile ilgili ilerlemeler sağlanmıştır. Püskürtme deliklerinin sayısı, çapı, şekli verim açısından
önemlidir. Öte yandan, borunun dönme ve yukarı çekilme hızının geoteknik (dane çapı,
derinlik, su basıncı gibi) değişkenlere bağlı olarak her iş ve yerde yeniden düzenlenmesi
gerekmektedir.

Son yıllarda teknolojide önemli gelişmeler meydana gelmiştir. Yüksek basınçlı pompalar
yapılmıştır. Böylece, büyük debiler ve basınçlar elde edilmiştir. Su pompaları için 60 Mpa,
çimento harcı pompaları içn 80 Mpa değerlerine varılmıştır. Su çimento karışımı düzenekleri
geliştirilmiştir. Elverişsiz koşullara uygun aletler yapılmıştır. Özetle, bu gelişmeler, (1)
kullanılan araçların güvenirliğini büyük ölçüde arttırmış, (2)yapımda insan gücü gereksinimi
I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

27

azaltmış, (3)”jet-grout” imalinde gerekli yan çalışma ve hazırlıkların daha çabuk
yapılabilmesini sağlamıştır.

4.2.2. Sınıflandırma

“Jet-grout” yöntemleri, tek akışkanlı, iki akışkanlı, üç akışkanlı olarak sınıflandırılabilir.

Yamakado ve diğerleri, aynı yıl Nkanishi ve diğerleri tarafından önerilen yönteme tek
akışkanlı yöntem de denir (Kauschinger ve diğerleri, 1992). “Jet-grout” yöntemleri arasında
en basitidir. Yüksek hızla püskürtülen harç zemini keser, yerini değiştirir ve zemin ile
karıştırır. Harç basıncı 20-40 Mpa, püskürtme hızı 50 m/sn., debi 3 lt/sn. mertebesindedir.
Dönen boru 100-150 mm/dk. Hızla yukarı çekilir.

Diğer “jet-grout” tekniklerinin etkinliği, kolon doğrultusu düşeyden yataya gittikçe azalır. Bu
yüzden tek akışkanlı yöntem özellikle tünellerde, yatay veya yataya yakın doğrultularda
başarı ile uygulanır.

Tecrübeler, “jet-grout” kolonunu yaklaşık kolon çapının yarısı kadar uzaklıktaki zemini
sıkıştırdığını göstermiştir.

Tek akışkanlı yöntem ile oluşturulan kolonların çapı, diğer yöntemlerle oluşturulanlardan
daha küçüktür. Bununla birlikte, tek akışkanlı yöntemle oluşturulan kolonların çapları, killi
zeminlerde 40-80 cm., ayrık daneli zeminlerde 50-120cm. olmaktadır (Şekil 2).

Đki akışkanlı yöntemde CCP Grubunun “Jumbo jet” yönteminde olduğu gibi çimento harcı,
bir hava jeti kılıfı içinde püskürtülmektedir. Zemini kesen yüksek hızlı çimento harcı, bir hava
jeti içinde uygulanarak kolon çapları iki katına çıkarılabilmektedir.
Kolon çapının bu şekilde artmasının nedenleri şöyle özetlenebilir:
(1) Basınçlı hava, harç jeti ile yer altı suyu arasında bir tampon bölge oluşturur.
Böylece, daha geniş bir zemin hacmini etkilemek mümkün olur.
(2) Kesilen zeminin doğurduğu çalkantıyı yenmek için harcanması gereken
enerjiden tasarruf edilir.
Prof. Dr. Ergün Toğrol
28

(3) Kesilen zeminin uzaklaştırılması kolaylaşır. Hava jeti hızı kesildikten sonra,
yüzeye doğru yükselmesi sırasında, zemin döküntüsünün de kolaylıkla zemin
yüzüne ulaşmasını sağlar.

Üç akışkanlı yöntem “jet-grout” yöntemleri arasında en karmaşık olanıdır. Bu yöntemde,
zemin yerine enjeksiyon harcı ikame edilir. CCP Grubunun “Super Soil Stabilization
Management” (SSS-MAN) yöntemi bu esasa dayanır.

Üç akışkanlı yöntem ile en büyük çaplı “jet-grout” kolonları elde edilir. Tipik kolon çapları,
killi zeminlerde 50-150 cm., kumlarda 50-300 cm. olabilmektedir.

Zemini paralamada kullanılan su jetinin debisi 1 lt/sn, basıncı 40 MPa dır. Su jetinin hava
kılıfının basıncı 0.8 MPa dır. Borunun dönme hızı 5 devir/dk., yukarı çekilme hızı 50 mm/dk.
dır.

4.2.3. “Jet-grout” yöntemi nerelerde yararlıdır

“Jet-grout” yönteminin üstünlükleri şöyle özetlenebilir:

(1) Çevre kirliliğine yol açmadan zeminlerin stabilize edilmesinde yararlıdır.
(2) Temel takviyesi sırasında yapının deformasyonu çok az olur veya hiç olmaz.
(3) Nispeten ufak çaplı bir delikten başlanarak geniş kolonlar imal edilebilir.
(4) Yüksek riskli inşaatlarda can güvenliği sağlanır.
(5) “Jet-grout” kolonları, istenilen bir derinlikten başlayarak istenilen bir derinliğe kadar
imal edilebilir. Bu yüzden, taban kabarmasının önlenmesi veya tünel yapımında
geçirimsizliğin zemin yüzünden sağlanması gibi problemlerin ekonomik çözümüne
elverişlidir.
(6) Arazi şartlarına bağlı olarak inşaat süresini %30-60 kısaltır(Burke ve diğerleri, 1989)

I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

29


Şekil 2. “Jet-grout” kolonu imali



Prof. Dr. Ergün Toğrol
30

Bu üstünlükleri ile birlikte “Jet-grout” yönteminin uygulanmasında bazı güçlüklerle de
karşılaşılması olasıdır. En önemli güçlük, zemin koşulları nedeniyle geometri ve
mukavemette ortaya çıkan değişkenliktir.

Yük taşıyan kolonların çapının mümkün olduğu kadar aynı olması istenir. Bu yüzden
iyileştirmeye daha az cevap veren tabakalar geçilirken dikkatli olunmalıdır. Kolonlar özellikle
üniform zeminlerde çok başarılıdır. Bütün uygulamalarda, çap ve mukavemette meydana
gelebilecek değişiklikler göz önünde tutulmalıdır.

4.2.4. Kalite kontrolü

Mukavemet öncelikle söz konusu ise çimento miktarı arttırılır. Çimento su oranı genellikle
05-1.0 arasında olur. Bu oran zemin cinsine, zemin permeabilitesine, zeminin su muhtevasına
bağlı olarak belirlenir. Çimento su oranı, kilde kumdakine göre çok daha küçüktür.

“Jet-grout” kalitesine etkiyen değişkenler,
(1) Püskürtme deliği (nozzle) boyutu ve şekli,
(2) Uygulanan basınç
(3) Enjeksiyon harcının niteliği,
(4) Borunun dönme hızı
(5) Borunun çekilme hızı
Kuzey Đtalya’da alüvyonda yapılan iyileştirmede zemin-çimento karışımının serbest basınç
direnci
q
u
=60-70 MPa
bulunmuştur. Roma civarında kumlu arazide serbest basınç direnci,
q
u
=30 MPa
bulunmuştur. Bununla birlikte az siltli kumda
q
u
=10 MPa
gibi bir serbest basınç direnci olağan karşılanmaktadır.


Kil yüzdesi fazla olursa serbest basınç direnci
q
u
=1.5-2.5 MPa
değerine düşebilir.
I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

31


Genelde, kum ve çakılda, tek akışkanlı sistem ile uzun süreli mukavemet 10-30 MPa değerine
ulaşmaktadır (Gallavresi, 1993). Yüksek plastisiteli zeminlerde ise çimento miktarını çok
arttırmadan 2-3 MPa ın üstüne çıkılmamaktadır.

Siltli killi zeminlerde iyileştirme sonucunda elde olunan serbest basınç dirençleri geniş bir
aralıkta değişir. Benzer değişim elastisite modüllerinde de görülür. Đçinde silt bulunan kumlu
zeminlerde serbest basınç direncinin
q
u
=25-27 MPa
değerleri için elastisite modülü
E=6500-2500 MPa
arasında değişmiştir.

4.2.5. “Jet-grout” şantiyesi

Bir “Jet-grout” şantiyesinde bulunması gerekli başlıca araçlar, çamur sirkülasyonuna elverişli
delme makinesi, otomatik karıştırma düzeni, enjeksiyon takımıdır (Otomatik yükleyici ve
basınç tulumbaları).

Yüksek basınç pompası su devresinde kullanılır. Çimento harcı enjeksiyonu için orta basınçlı
bir pompa (12 MPa) yeterlidir. Hava genelde 24 m
3
/dk yı 1.2 MPa basınçla veren bir
kompresör ile sağlanır.

Orta ve ince daneli zeminlerde rotari ile, çakıllı, iri daneli zeminlerde darbeli rotari ile çalışır.
Hareket kabiliyeti fazla bir makine ile çalışılması işin hızını arttır.

4.2.6. Uygulama alanları

“Jet-grout” yönteminin uygulama alanları şöyle özetlenebilir:
(1) Temel takviyesi,
(2) Sığ kazılarda şevlerin tutulması
(3) Kazı tabanından su gelmesinin önlenmesi
(4) Tünel zemininin iyileştirilmesi
(5) Şev stabilizesinin iyileştirilmesi
Prof. Dr. Ergün Toğrol
32

(6) Binalara ilave temel yapılması
(7) Oyulmaya karşı korunma
(8) “Cut-off” yapılması

“Jet-grout” yöntemi kısa zamanda yaygın bir uygulama alanı bulmuştur.
Đtalya’da bir geçirimsizlik perdesi yapımında kullanılan “jet-grout” yöntemi ile ilgili ayrıntılı
bilgiler verilmiştir (Aschieri ve diğeleri, 1983). Porto Tolle termik santrali inşaatında, deşarj
kanalının diyafram duvarları geçirimsizliği sağlayamamış, çevredeki zeminin ayrılmaya
başladığı görülmüştür. Bunun üzerine kanalın içi suyla doldurulup zeminin ayrılması
önlenmiş ve diyafram duvar çevresine üç sıra “Jet-grout” kolonu ile oluşturulan bir
geçirimsizlik perdesi imal edilmiştir. “Jet-grout” kolonları, bir yanda -4.40 m. Đle -13.00 m.,
diğer yanlarda +1.50 m. Đle -13.00 m. arasında imal edilmiştir. Delik rotari usülü ile zemin
yüzünden 17.5 m. Derine kadar açılmış, çubuk yukarı çekilirken 0.4 m./dk. hızla çekilirken 20
devir/dk. hızla döndürülmüştür. Enjeksiyon harcının debisi 100 lt/dk., her metre delik için
enjeksiyon miktarı 0.25 m
3
olmuştur.

Aschieri ve diğerleri (1983), zeminin dane birim hacim ağırlığının 27 kN/m
3
(S), çimentonun
birim hacim ağırlığı 30 kN/m
3
(C) olduğuna göre, suya doygun harç zemin karışımının birim
hacim ağırlığının

γ = (1 + S/W + C/V) / (0.1 + 0.37 S/W+ 0.33 C/W) [kN/m
3
]
ifadesi ile verilebileceğini göstermiştir. Bu ifadede SAV ve C/W kuru zemin ile su, çimento
ile su oranını göstermektedir.

Geçirimsizlik perdesinin davranışı uzun süre izlenmiş, sızma olup olmadığı kontrol edilmiştir.
Sızma önlendiği gibi, "jet-grout" uygulaması sonunda civardaki mevcut yapılarda da
gözlenebilir bir deformasyon meydana gelmemiştir.

Yeraltı su seviyesi altında yapılan derin temel çukurlarının geçirimsizliğinin sağlanmasında
"jet-grout" yönteminin kullanılması faydalı olmaktadır (Tausch, 1992).




I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

33

4.2.7. Bir örnek: Küçüksu Kasrı temel takviyesi

Küçüksu Kasrı, Boğaziçi'nin Anadolu yakasında, Küçüksu Çayırı'nın deniz tarafındadır.
Boğaz'ın dar bir yerinde bulunuşu, zengin süslemeleri ve doğaya uyumu ile dikkati
çekmektedir (Eldem, 1979; Gülersoy, 1985; Gülsün, 1993; Toğrol, 1993).

Kasır, bir zemin ve iki kattan oluşmuştur. 18. yüzyılın ortalarında aynı yerde klasik Osmanlı
üslubunda ahşap bir kasır yapılmıştı. Bu kasra ait temel kalıntılarına onarım sırasında şimdiki
kasrın temellerinde rastlanmıştır.

Şimdiki Küçüksu Kasrı 1856'da Abdülmecit (1839-1861) döneminde yapılmıştır. Daha sonra
Abdülaziz (1861-1876) dış görünüşünü çok sade bularak cephelerdeki kabartma süslemeleri
ekletmiştir (Fotoğraf 1).

Küçüksu Kasrı, kalınlığı deniz tarafında 20-23 m., kara tararında 13-15 m. yi bulan deniz
oluşumu gevşek ve yumuşak tabakalar üzerinde inşa edilmiştir. Đnce bir dolgu tabakası altında
güney tarafta 5.60 m. kalınlığında cıvık kıvamda az çakıllı siltli kil, bu tabakanın altında
11.00 m. kalınlığında gevşek az killi orta kabuk, daha altta 3.00 m. kalınlığında orta sıkı az
kumlu ince kabuk; kuzey tarafta ise, 3.00 m. kalınlığında kum çakıl, altında 1.50 m.
kalınlığında cıvık kıvamda ince çakıllı siltli kil, altında 10.00 m. kalınlığında gevşek az killi
iri kabuk, daha altta ise 3.00 m. kalınlığında yumuşak kıvamda iri kabuklu kil arazi profilini
oluşturmaktadır. Taban kayası, batıya doğru 13° - 15° eğimlidir (Şekil 3). Yeraltı su seviyesi
0.70 - 0.80 m. derinliktedir.

Onarım sırasında ortaya çıkan çatlak ve deformasyonların incelenmesi amacıyla 1975-1976
yıllarında bir çalışma yapılmıştır (Toğrol, Yorulmaz, 1976). Bu çalışmada, yapının rijit bir
cisim gibi döndüğü ve oturduğu belirlenmiştir. Kasrın 120 yıllık mazisine ait kayıt
bulunmadığı için bir süre gözlem yapılmasının yararlı olacağı bu ilk çalışmanın sonuçları
arasındadır.

Prof. Dr. Ergün Toğrol
34


Şekil 3. Küçüksu Kasrında anakaya derinlikleri

Bu tarihten 1989 yılına kadar, çeşitli zamanlarda çeşitli kişi ve kuruluşlar tarafından yapının
stabilitesini arttırmak amacı ile çalışmalar yapılmıştır. Hareketlerin arızi nedenleri olarak
görülen Kasrın arkasındaki yoldan geçen ağır vasıtalar yasaklanmış, Kasrın hemen yanındaki
iskeleye vapur seferleri durdurulmuştur. Kıyı şevlerinin iyileştirilmesi amacı ile deniz içinde
dolgu yapılmış (1980), bahçede Kasrı çevreleyecek şekilde, kayaya kadar ulaşan 55 adet
sıkılama enjeksiyonu yapılmış (1983-1984) ve nihayet beton bloklarla rıhtım yapılmasına
başlanılmıştır (1987).

Küçüksu Kasrındaki çatlak ve deformasyonlar ilk kez 1975 yılında fotogrametrik ölçülmüştür
(Toğrol, Yorulmaz, 1976), Kasrın düşeyden sapması ve özellikle iç mekânlardaki çatlaklar iyi
bir şekilde belirlenmiştir. Daha gelişmiş fotogrametrik yöntemler kullanılarak Nisan 1993 ve
Haziran 1994 tarihlerinde iki seri ölçme alınmıştır.
I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

35

Fotoğraf 1
Prof. Dr. Ergün Toğrol
36

Bu ölçmelerde Kasrın köşelerinin 4 seviyede düşeyden ayrılmaları ve hareket doğrultuları
belirlenmiştir. Bu ölçmelerden Kasrın yaklaşık Doğu-Batı doğrultusunda denize doğru
eğilmiş olduğu görülmüştür. Düşeyden en büyük ayrılma, Güney-Doğu köşesinde ve 17.4 cm.
dir.

Ocak 1989 tarihinden itibaren Kasrın ve bahçesinin hareket ve deformasyonlarının
incelenmesine yeniden başlanmıştır. Binanın yakın çevresinde bahçe içinde 5, dışında 2,
binanın deniz tarafında 2 adet ve binadan yaklaşık 390 m. ve 320 m. uzaklıkta, Ömür Tepe'nin
üzerine 2 adet olmak üzere toplam 11 adet "pilye" yerleştirilerek bir mikro jeodezik ağ
oluşturulmuştur.

Mayıs 1989'dan başlıyarak bu noktalar gözlenmiş, çalışmalar Ağustos 1991'e kadar
sürdürülmüştür.

Aralık 1991'de tahrip edilme tehlikesine karşı birinci derece triyangülasyon noktası olarak
inşa edilmiş 6 noktalı bir kontrol ağı kurulmuştur. Ağda 4 sabit noktadan ilcisi Küçüksu
Sevda Tepesinde, biri Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Korusunda, diğeri Anadolu Hisarındadır.
Deformasyon noktalarının üçü de Kasrın çatısında yer almaktadır. Bu ölçmeler, 16 Ekim
1992'de başlayan temel takviyesi çalışmalarına yetişmiş ve inşaat sırasında yapıda herhangi
bir hareket meydana gelip gelmediğini kontrol amacıyla da kullanılmıştır.

Ölçme sonuçları, Kasrın bahçesinde denize doğru hareket ve çökme şeklinde hareketler
olduğunu göstermiştir. Mayıs 1989 tarihinden başlayarak yapılan ölçmelerde bir artış eğilimi
gözlenmiş, önce bahçedeki ölçmelerde görülen bu eğilim, bina için tehlikeli boyutlara varmış,
son ölçmelerde binada da oturmalar görülmüştür. Özellikle Ekim 1989'dan sonra deniz
tarafındaki oturma ve hareketlerin artmış, gözle görülür hale gelmiştir. Rıhtım ve deniz
tarafındaki duvar su altında kalmış, deniz tarafındaki süslü kapı tehlikeli bir biçimde denize
doğru yatınca sökülerek korumaya alınmıştır. Kasrın temellerini oluşturan ahşap ızgara ve bu
ızgara altındaki ahşap kazıklar bir radye gibi davranmış, bu çapta oturmalar karşısında
yapının daha fazla hasar görmesini önlemiştir.

Oturma ve deformasyonların hızlanması ve üst yapıda çatlak, ayrılma ve bahçede gözle
görünür hareketlerin meydana gelmesi, temel takviyesini güncel hale getirmiştir. Takviye,
yapı yüklerinin "jet-grout" kolonları ile kaya tabakasında aktarılması ilkesine göre yapılmıştır.
I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

37

Kolonların boyları, Kuzey cephesinde 23 m. ye ulaşırken, kaya derinliğine bağlı olarak Güney
cephesinde 15 m. civarında kalmıştır. "Jet-grout" kolonlarının yapımına başlanılmadan
deneme kolonları imal edilmiş ve çimento su oranı 1:1, enjeksiyon basıncı 10 MPa olarak
belirlenmiştir. Yapımda esas olarak tek akışkanlı yöntem uygulanmıştır. "Jet-grout"
kolonlarının içine dış çapı 89 mm., et kalınlığı 9 mm. olan ucu açık çelik boru
yerleştirilmiştir.

Temellerin her iki yanında "jet-grout" kolonları teşkil edildikten sonra bina temelleri yer yer
açılarak her iki yana 0.60 x 0.65 m. kesitinde betonarme yanak Đçirişleri dökülmüştür (Şekil
4). Bu kirişler, duvar içine 0.20 m. kadar sokulmuş, ayrıca duvarda oyuklar açılarak yanak
kirişleri enine kirişlerle birbirlerine bağlanmıştır (Şekil 5). Yanak Kirişleri içine giren “jet-
grout” kolonları, yanak kirişlerinin omuzladığı duvar yüklerini kaya tabakasına aktarmaktadır.

Temel takviyesi sırasında, yapıda ilave gerilme ve deformasyonlar ortaya çıkmaması için
azami itina gösterilmiş, kazı ve imalat anolar halinde ve dengeli bir biçimde
gerçekleştirilmiştir. Đnşaat sırasında ve daha sonra alınan ölçüm sonuçları bunu
doğrulamaktadır.

4.2.8. Hoca Ahmet Yesevi Türbesi temel takviyesi

Küçüksu Kasrındakine benzer bir uygulama Kazakistan'ın Türkistan kentinde bulunan Hoca
Ahmet Yesevi Türbesinin temellerinin takviyesinde yapılmaktadır. Türbe 14. yüzyılda inşa
edilmiş, yüksekliği 30 m.yi geçen, tuğla bir yapıdır. Çeşitli zamanlarda hasara uğramış,
onarım görmüştür.

Yapı temelleri ince kum ve silt olarak nitelendirilebilen bir lös oluşumuna oturmaktadır.
Kalınlığı 5-7 m. olan bu tabakanın altında sıkı çakıl tabakası vardır. Yeraltı su seviyesi
zeminden 7-10 m. aşağıdadır, fakat zaman zaman zemin yüzüne kadar yükselmektedir.

Prof. Dr. Ergün Toğrol
38



Şekil 4. (a) "Jet-grout" kolonları, (b) Eğik "jet-grout" kolonları, (ç) Donatı, (d)
Yanak kirişleri, (e) Enine kirişler.

Yapı ile ilgili, 1870'denberi alınan oturma kayıtları vardır. Yerel uzmanlar oturmaların 0.70
m. mertebesinde olduğu sonucuna varmıştır.

Bu görkemli ve Orta Asya'da büyük önem verilen yapının ne yazık ki, düzenli bir temeli
bulunmamaktadır. Çeşitli zamanlarda yapılmış, onarım ve temel takviyeleri ise durumu bir
hayli karmaşık hale getirmiştir.

Temel takviyesi, çakıl tabakasına giren "jet-grout" kolonları ile yapılmaktadır. Temeller
yanak kirişleri ile omuzlanmakta, betonarme yanak Đçirişleri yer duvarın içinden geçirilen
raylarla birbirine bağlanmaktadır (Şekil 6).

Kalın duvarların bulunduğu kısımlarda, yanlardan çeşitli açılarda "jet-grout" kolonları
oluşturularak temel altı zemini iyileştirilmektedir (Şekil 7, Fotoğraf 2).

I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

39


Şekil 5. (a) Kasrın mevcut bodrum duvarları, (b) "Jet-grout" kolonları, (c) Yanak kirişleri


Şekil 6. Hoca Ahmet Yesevî Türbesi Temel Takviyesi


Prof. Dr. Ergün Toğrol
40

5. SONUÇLAR

Temel takviyesi yöntemleri, temelin genişletilmesi ve/veya derinleştirilmesi şeklinde
özetlenebilecek geleneksel yöntemler, temel zemininin iyileştirilmesine dayalı yöntemler ve
temel yüklerinin daha derindeki taşıyıcı tabakalara aktarmayı amaçlayan yöntemler olarak üçe
ayrılabilir.

Hangi yöntemin belirli bir durumda daha yararlı olacağına karar verilebilmesi için arazi
profilinin ve zemin özelliklerinin sondajlar, arazi ve laboratuar deneyleri ile itinalı bir şekilde
belirlenmiş olması gerekir.

Son yıllarda ortaya atılan ve yaygın bir kullanım alanı bulan mini ve mikro kazıklar, "jet-
grout" gibi yöntemler, temel takviyesi alanında yeni olanaklar yaratmıştır. Kullanılan
araçların geniş hareket kabiliyeti, çevre bakımından en az mahzurlu oluşları, yüksek riskli
inşaatlarda can güvenliği sağlamaları, inşaat süresinin kısaltılabilmesi gibi birçok yarar
sağlanmaktadır.
I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

41


Fotoğraf 2. Eğik “jet-grout” uygulaması

Prof. Dr. Ergün Toğrol
42



Şekil 7. Hoca Ahmet Yesevi Türbesi-Temel Đyileştirilmesi










I.Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

43

REFERANSLAR

Aschieri, F., Jamiolkowski, M., Tornaghi, R., 1983, "Case history of a cut-off wall executed
by jet-grouting", 8th ECSMFE, Helsinki, Cilt 1, sf. 121-126.
Aytaç, M., Örmeci, C, Altan, O., 1976, "Fotogrametrinin tarihsel yapıların korunması rolü",
ĐTÜ Dergisi, Cilt 34, Sayı 1, sf.46-54.
Berry, R.M., Buhrow, R.P., 1992, "Settlement, structural failure and in-place repair of above
ground storage tanks", Grouting, Soil Improvement and Geosynthetics, (Ed.R.H.Borden
,R.D.Holtz, I. Juran) Cilt 1, sf.240-251.
Burke, G.K., Lawrence, F.J.,Heller, R.A., 1989, "Jet-grouting for underpinning and
excavation support", Foundation Engineering (Ed. F.H.Kulhawy),Cilt l,sf.29l-300.
Cambefort, H., 1977, "The principles and application of grouting", QJEG, 10(2), sf.57- 95.
Cole, K.W., 1993, "Conventional piles in underpinning", Underpinnig and Retention, Blackie
Academic and Professional, sf. 61-83.
Eldem, S.H., 1979, Boğaziçi Anıları, Aletaş, Cilt 2, 376 sf.
Ewert, F.K., 1985, Rock Grouting, Springer Verlag.
Gallavresi, F., 1992, "Grouting improvement of foundation soils", Grouting, Soil
Improvement and Geosynthetics, ASCE Spec.Publ. No.30 (Ed.R.H.Borden, RD.Holtz,
ÏJuran), Cut 1, sf. 194-205.
Greenwood, D., 1987, "Underpinning by grouting", Ground Engineer, April 1987, sf. 21-32.
Gülersoy, Ç., 1985, Küçüksu, TTOK Yayını, 131 sf.
Gülsün, H., 1993, "Böğaziçinde bir Hasbahçe", Milli Saraylar 1993JBMM Basımevi, sf.120-
131.
Gürkan, O., Büyükyüksel, G., Sakallı, Y., 1994, "Küçüksu Kasrı deformasyon ölçüleri ve
değerlendirilmesi", Prof.Dr.Hclmut Wolf Jeodezi Sempozyumu 3-5 Kasım 1993, Yıldız
T.Ü. (Baskıda)
Kauschinger, J.L., Perry, E.B., Hanvour, R., 1992, "Jet-grouting-state-of-the-practice"
Grouting,SoiI Improvement and Geosynthetics, ASCE Spec.Publ. No.30,
(Ed.R.H.Borden.R.D.Holtz,I.Juran), Cüt 1, sf. 194-205.
Littlejohn, G.S., 1993, "Underpinning by chemical grouting" Underpinning and Retention,
Blackie Academic and Professional, sf.242-245.
Lizzi, F., 1993, "Pali radice structures", Underpinning and Retention, Blackie Academic and
Professional, sf.84-156.
Prof. Dr. Ergün Toğrol
44

Makarchian, M., Poulos, G., 1994, "Underpinning by piles: a numerical study" 13.ICSMFE,
Cilt 4, sf.1467-1470.
Mut, T., 1987, "Jet-grouting metodu ile zemin Đslahı", ZMTM 2.UIusaI Kongresi, Cilt 2,
sf.437.
O'Neill, M.W., Pierry, R.F., 1989, "Behavior of mini-piles used in foundation underpinning in
Beaumont Clay,Houston,USA", Piling and Deep Foundations (Ed.J.Burland,
J.Mitchell), Cilt 1, sf 101-110.
Paterson, A.C., 1970, "Underpinnig", Ground Engineering, sf45-54.
Pryke, J.F.S., 1993, "The Pynford underpinning method", Underpinning and Retention,
Blackie Academic and Professional, sf. 157-197.
Sağlamer, A., 1991, "Sapanca Masukiye'de temel takviyesi" (Yayınlanmamış rapor) Tausch,
N, 1992, "Recent European Developments in Constructing Grouted Slabs", Grouting,
Soil Improvement and Geosynthetics (Ed.R.H.Borden, R.D. Holtz, IJuran), Cilt 1, sf
301-312.
Thornburn, S.,1993, "Introduction", Underpinning and Retention, Blackie Academic and
Professional, sf.1-40.
To, P., Watts, B.D., 1994, "Tension/compression load testing of a minipile" 13.ICSMFE,
Yeni Delhi, Cilt 3, sf.1219-1222.
Toğrol, E., Yorulmaz, M., 1976, Küçüksıı Kasrında Meydana Gelen Çatlak ve
Deformasyonlar, ĐTÜ Đnşaat Fakültesi, No.24, 26 sf.
Toğrol, E., Eğin, D., Dadaşbilge, K., Mut, T., 1994, "Underpinning against ground failure,
13.XCSMFE, Yeni Delhi, Cilt 2, sf.603-608.
Toğrol, E., 1993, "Küçüksu Kasrı ve Zemin Đyileştirme Çalışmaları", Milli Saraylar 1993,
TBMM Basımevi, sf. 132-139.
Yahiro, T., Yoshida, H., 1973, "Induction grouting method utilizing high speed water jet",
8.ICSMFE, Moskova, Cilt4.3, sf402-404.


47



P PP P P PP PR RR R R RR RO OO O O OO OF FF F F FF F. .. . . .. . D DD D D DD DR RR R R RR R. .. . . .. . A AA A A AA AH HH H H HH HM MM M M MM ME EE E E EE ET TT T T TT T S SS S S SS SA AA A A AA AĞ ĞĞ Ğ Ğ ĞĞ ĞL LL L L LL LA AA A A AA AM MM M M MM ME EE E E EE ER RR R R RR R
Đ ĐS ST TA AN NB BU UL L T TE EK KN NĐ ĐK K Ü ÜN NĐ ĐV VE ER RS SĐ ĐT TE ES SĐ Đ

29.07.1944 tarihinde Đstanbul’da doğdu. Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi’nden 1961 yılında, Los
Angeles’deki Leuzinger High School’dan 1962 yılında, ĐTÜ Đnşaat Fakültesi’nden 1967 yılında mezun oldu.
Mezun olduktan sonra, Keban Barajı Đnşaatı’nda çalıştı. 1971 yılında, ĐTÜ Đnşaat Fakültesi Zemin Mekaniği ve
Temel Đnşaatı Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1973 yılında Doktor, 1978 yılında Doçent ve 1988 yılında
Profesör oldu. 1975-1976 akademik yılında Cambridge Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmalar yaptı. ĐTÜ
Đnşaat Fakültesi’nde Zemin Mekaniği I ve II, Temel Đnşaatı I ve II, Tunnelling Design and Construction,
Advanced Soil Mechanics, Advanced Foundation Engineering, Derin Kazılar ve Yer altı Yapıları, Barajların
Geoteknik Tasarımı, Critical State Soil Mechanics derslerini verdi. 50’den fazla yüksek lisans tezi ve 8 doktora
tezi yönetti. 1999-2005 yılları arasında ĐTÜ Yapı ve Deprem Uygulama Araştırma Merkezi Müdürlüğü’nü
yaptı. 2009 yılında aynı merkezin müdürlüğüne tekrar atandı. Đstanbul’da ve Marmara Bölgesinde, ĐTÜ
tarafından yapılan binaların deprem güvenliklerinin tespiti ve yapıların güçlendirilmesi çalışmalarını yönetti.
Türkçe ve Đngilizce 100’den fazla yayını bulunmaktadır.

Prof.Dr. Ahmet Sağlamer, pek çok büyük projede geoteknik danışman veya projeci olarak görev yapmıştır. Bu
kapsamda Otoyol, Asma Köprü, Viyadük, Tünel, Metro, Demiryolu, Baraj, Hava Limanı, Termik-Doğal Gaz
Santralı, Liman, Tersane, Arıtma Tesisi, Derin Temel Kazısı, Demir Çelik Tesisi inşaatlarında çalıştı.

Prof.Dr. Gülsün Sağlamer ile evlidir ve bir çocuk babasıdır.













48














II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
49

“ARAZĐ DENEYLERĐNĐN GEOTEKNĐK TASARIMDA
KULLANILMASI”
1. GĐRĐŞ
Zemin ve temel mühendisliğindeki problemlerin çözümünde başlıca iki yöntem söz
konusudur. Birinci yöntemde, teorik yaklaşımla elde edilmiş bir formülde zemin özellikleri
ve geometrik veriler yerine konarak problem "teorik" olarak çözülür. Đkinci yöntemde ise
problem "ampirik" yaklaşımlarla çözülür. Teorik yönteme örnek olarak yüzeysel temellerin
taşıma kapasitesinin Terzaghi'nin çok iyi bilinen teorik taşıma kapasitesi formülleri ile
hesaplanmasını gösterebiliriz. Diğer bir teorik çözüm ise istinat duvarlarına etkiyen toprak
basınçlarının hesaplanmasıdır. Her iki problemde, teorik yaklaşımlarla çıkarılan
formüllerdeki temel veya duvar boyutları ve zeminin birim hacım ağırlığı ile kayma
mukavemeti parametreleri yerine konarak problem teorik yaklaşımlarla çözülür. Teorik
yöntemin geliştirilmesi ve giderek daha hassas ve doğru çözümler üretilebilmesi için
çözümde kullanılan teorilerin geliştirilmesi ile birlikte zeminden numune alınmasıyla ve
laboratuar deneyleriyle ilgili tekniklerin geliştirilmesi gerekmektedir.
Son yıllarda, zemin ve temel mühendisliğinde giderek yaygın kullanma alanı bulan sonlu
elemanlar yöntemi ve diğer nümerik yöntemler, zemin ve temel mühendislerinin teorik
yöntemlerle zemin davranışını daha doğru modelleyen çözümler üretmelerine olanak
sağlamaktadır.
Zemin numunelerinin alınmasında, taşınmasında ve laboratuvarda deney numunelerinin
hazırlanması sırasında istenmeyen örselenmeler meydana gelmektedir. Bu sebeple, zemin
özelliklerinin "in-situ" deneylerle belirlenmesi pek çok zemin mühendisi tarafından tercih
edilmektedir.

(*) Prof.Dr., Đ.T.Ü. Đnşaat Fakültesi Geoteknik Anabilim Dalı. Bu bildiri, 24-25 Ekim 1996 tarihlerinde
Đzmir'de toplanan "ZM 6 Zemin ve Temel Mühendisliği 6.Ulusal Kongresi" nde, "A. Hamdi Peynircioğlu
Konferansı" olarak sunulmuştur.

Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
50

Zemin ve temel mühendisliğinde uygulanan ikinci yaklaşımın "ampirik" olduğunu
belirtmiştik. Ampirik yaklaşıma örnek olarak kumlu zemine taşıtılan yüzeysel temellerin
maksimum 2.54 cm ( 1 inch) oturması için SPT indisi ile emniyetli taşıma kapasitesi
arasında Terzaghi ve Peck (1967) tarafından verilen bağıntıları gösterilebilir. Şüphesiz, bir
temelin taşıma kapasitesi ile standart penetrasyon deneyinde kullanılan numune alıcının
zemine 30 cm girmesine karşı gelen ve SPT indisi veya SPT darbe sayısı olarak tanımlanan
N
30
sayısı arasında teorik bir bağıntı kurmak mümkün değildir. Bu örnekte, arazi deneyi ile
yüzeysel temelin taşıma kapasitesi arasında kurulan ilişki tümüyle uygulamada elde edilen
verilerin istatistiksel değerlendirilmesine dayanmaktadır. Ampirik yaklaşımla geliştirilen
çözümlerin doğruluğu her şeyden önce arazi deneyinin hassaslığı ve doğruluğu ile orantılıdır.
Zemin ve temel mühendisliğinde yukarıda belirtilen teorik ve ampirik yöntemlerin her ikisi
de yaygın olarak kullanılmaktadır. Mühendisler, yüzeysel ve derin temellerin taşıma
kapasitelerini ve oturmalarını tahmin ederken ampirik yaklaşımları daha fazla tercih
etmektedirler. Buna karşılık, şev stabilitesi ve toprak basıncı problemlerinde teorik çözümlere
başvurulması kaçınılmaz olmaktadır.
Zemin profilinde yer alan birimlerin mühendislik özelliklerinin mümkün olduğu kadar çok
laboratuar ve in-situ deneyler ile belirlenmesi, zemin ve temel mühendisinin esas amacı
olmalıdır. In-situ deneyler, laboratuar deneyleriyle elde edilen geoteknik verileri
tamamlamak ve desteklemek üzere kullanılmalıdır. Zeminden numune alınması, laboratuarda
deney numunelerinin hazırlanması sırasında her ne kadar örselenme söz konusu ise de,
laboratuar deneylerindeki gerilme ve deformasyon şartları daha iyi tanımlanmıştır. Buna
karşılık, özellikle gelişmiş ve karmaşık laboratuar deneyleri zaman alıcıdır ve pahalıdır. Bir
sahanın arazi deneyleriyle incelenmesi, numune alınması ve laboratuar deneyleri yapılması
ile karşılaştırıldığında daha hızlı ve ucuza yapılabilir. Bununla beraber, in-situ deneylerdeki
sınır şartları, deney aletinin ucunu veya çevresini saran zemindeki gerilme-deformasyon
koşulları karmaşıktır ve tanımlanması hemen hemen olanaksızdır (Mair, Wood 1987).
Bu durum, in-situ deneylerle derlenen datanın değerlendirilmesini güçleştirmektedir. Bu
noktada, zemin ve temel mühendisinin bölgedeki zemin koşullarını tanıması, deneyimi ve
mühendislik sağduyusu önem kazanmaktadır.
Bu bildiride, Ülkemizde zemin ve temel mühendisliğinde ve geoteknik tasarımda yaygın
olarak kullanılan standart penetrasyon deneyi (SPT), koni penetrasyon deneyi (CPT) ve
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
51

Menard presyometre deneyi (MPT) datasından yararlanılarak zeminin indeks özelliklerinin,
gerilme-deformasyon bağıntılarının ve kayma mukavemeti parametrelerinin tahmin edilmesi
konuları ele alınacaktır. Dilatometre deneyi, plaka yükleme deneyi gibi diğer arazi deneyleri
ile sismik ve rezistivite ölçmeler üzerinde durulmayacaktır. Bu bildiride, zemin özellikleri ile
çeşitli arazi deneylerinde elde edilen data arasında çok sayıda korelasyonlar ve bağıntılar
verilmiştir. Bu satırların yazarı, meslek yaşamında ampirik yaklaşımları her seferinde
sorgulayarak ve dikkatle kullanmıştır. Aynı sahada, teorik ve ampirik yaklaşımları birlikte
kullanmayı ve her iki yöntemle elde ettiği çözümleri karşılaştırmayı tercih etmiştir. Özellikle
genç mühendislerin ve zemin mekaniği ve temel mühendisliği formasyonuna sahip olmayan
mühendislerin bu bildiride verilen ampirik formülleri gelişigüzel kullanmamaları, her bağıntı
ile ilgili olarak orijinal referanslara müracaat etmeleri, her ampirik bağıntının hangi zemin
cinsinde, hangi gerilme ve deformasyon koşullarında geçerli olduğunu incelemeleri
gerekmektedir.
2. STANDART PENETRASYON DENEYĐ (SPT)
Bu dinamik penetrasyon yöntemi, 1925 yılında Amerika Birleşik Devletleri 'nde A.H. Mohr
tarafından geliştirilmiştir. Bugün, Dünya üzerinde en yaygın kullanılan arazi penetrasyon
deneyidir. SPT standardı, ASTM 1586-84 'de verilmiştir. Basit, kolay ve ucuz olması
sebebiyle çok yaygın kullanılmasına rağmen uygulayıcı ve donanım hataları bu deneyi,
standart olmaktan uzaklaştırmaktadır. Başlangıçta sadece kohezyonsuz zeminlerin değerlen
dirilmesinde kullanılan SPT zamanla kohezyonlu zeminler için de kullanılmaya başlanmıştır.
SPT darbe sayılarından yararlanılarak granüler zeminlerin relatif sıkılığı ve kayma
mukavemeti açısı, kohezyonlu zeminlerin kıvamı ve drenajsız kayma mukavemeti hakkında
değerlendirmeler yapılabildiğini biliyoruz (TABLO 1, TABLO 2).
TABLO 1 Kohezyonsuz Zeminlerde Relatif Sıkılık - N
30
–φ Bağıntısı
Relatif sıkılık N
30
φ°
Çok gevşek ≤4 ≤30
Gevşek 4- 10 30- 32
Orta sıkı 10- 30 32- 35
Sıkı 30- 50 35- 38
Çok sıkı ≥50 ≥38

Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
52

TABLO 2 Kohezyonlu Zeminlerde Kıvam - N
30
- c
u
Bağıntısı
Killi zeminin kıvamı N
30
c
u
(kPa)
Çok yumuşak ≤2 ≤12
Yumuşak 2 - 4 12- 25
Orta katı 4 - 8 25- 50
Katı 8 - 15 50 - 100
Çok katı 15 - 30 100- 200
Sert ≥30 ≥ 200

Uygulamada yaygın olarak kullanılan korelasyonlardan birisi Stroud (1974) tarafından
aşağıdaki formda verilmiştir:
c
u
= (4 - 6 ) N
30
(kPa)
Bu korelasyon Şekil 1 'de gösterilmiştir.
SPT darbe sayısı ile granüler zeminlerin relatif sıkılığı arasındaki korelasyon ve bu
korelasyonun derinlikle veya efektif düşey gerilme ile değişimi pek çok uygulayıcı ve bilim
adamı tarafından araştırılmıştır (Gibbs ve Holtz, 1957; Bazaara, 1967). Bu bağıntılar Şekil 2
ve Şekil 3 'de gösterilmiştir. Özellikle sıkı kumlarda düşey efektif gerilmenin etkisi daha
belirgindir.
Kumlarda içsel sürtünme açısı (φ), SPT darbe sayısından hareketle tahmin edilebilir:
φ = 20° + 3.5 (N
30
)
0,5
(Muromachi, 1974)
Bu eşitliğin hassaslığı ± 5° 'dir. Mitchell (1978) tarafından verilen bağıntı ise Şekil 4 'de
gösterilmiştir.
Kumlu zeminler için Parry (1977) tarafından elastisite modülü olarak
E
s
= 5 N
30
(MPa)
bağıntısı önerilmiştir. Diğer ampirik bağıntılar TABLO 3 'de verilmiştir.

II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
53

TABLO 3 Çeşitli Zeminlerde SPT Đndisi - Deformasyon Modülü Bağıntıları
Zemin Cinsi Deformasyon Modülü E
s
(kPa)
Kum (normal yüklenmiş) 500 ( N+15)
Kum (su altında) 250( N + 15)
Kum (aşırı yüklenmiş) 18 000 + 750 N
Çakıllı kum ve çakıl 1200 ( N + 6 )
Killi kum 320 ( N + 15 )
Siltli kum 300 ( N + 6 )
TABLO 3 'den görülebileceği gibi kumlu zeminlerde, deformasyon modülü ile SPT indisi
arasında:
E
S
= C
1
( N + C
2
)
formunda bir bağıntı verilebilmektedir. C
1
ve C
2
katsayıları kumlu zeminin kil, silt, çakıl
içeriğine ve gerilme tarihçesine bağlı olarak değerler almaktadır.
Benzer şekilde, kumlu zeminlerde düşey yatak katsayısı SPT indisi cinsinden tahmin
edilebilir (Scott, 1981):
K
0.3
(MN / m
3
) = 1.8 N
30
(B x B = 0.3 m x 0.3 m temel için)
Yatay yatak katsayısı ise şu ampirik bağıntı ile tahmin edilebilir:
k
h
(MN / m
3
) = 1.2 N
30
Düşey yatak katsayısının bir zemin için sabit olmadığı temel uzunluğuna, temel genişliğine ve
temel derinliğine bağlı olarak değiştiği bilinmektedir. Temel genişliği arttıkça düşey yatak
katsayısı azaldığı halde, temel derinliği arttıkça düşey yatak katsayısı artar.
Killi zeminlerde Stroud ve Butler (1975), sıkışma modülü için aşağıdaki bağıntıyı
önermişlerdir:
M = f x N
30
(MPa) f = 0.45 -0.60 MPa
Kum zemine taşıtılan temellerin oturması 25 mm ile sınırlandırıldığı taktirde emniyetli zemin
gerilmesi SPT darbe sayısı cinsinden hesaplanabilir:
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
54

q
all
= N
30
x K
d
/ 80 (MPa) B < 1.2 m
q
all
= N
30
x K
d
x( 1+( 1/ 3B) )
2
/ 120 (MPa) B>1. 2 m
Bu eşitliklerde B temel genişliği, K
d
ise derinlik katsayısıdır (Şekil 5). Meyerhof daha sonra
yaptığı yayında yukarıdaki emniyet gerilmelerinin % 50 arttırılabileceğini belirtmiştir
(Meyerhof, 1965). Şekil 6 'da Peck et al. (1974) tarafından önerilen benzer bağıntılar
gösterilmiştir.
Temelin maksimum 30 mm oturmasına izin verildiği taktirde, kumlu zeminlerde emniyetli
taşıma kapasitesi aşağıdaki gibi hesaplanabilir (Tassios, Anagnostopoulos 1974):
q
all
= N
30
/ 100 (MPa) (yeraltı su seviyesi derinde)
q
all
= N
30
/150 (MPa) (yeraltı su seviyesi altında)
Parry (1977), kohezyonsuz bir zemine taşıtılan temelin nihai taşıma kapasitesi için aşağıdaki
bağıntıyı önermiştir:
q
ult
= 30 N
30
(kPa) ( D
f
< B ) (D
f
temel derinliği, B temel genişliği)
Bu eşitlikte, temel tabanı ile temel tabanından itibaren (0.75 B) derinlik arasındaki SPT
indislerinin ortalaması alınmalıdır.
Arazi gözlemlerinden hareketle Meyerhof (1976), homojen granüler zeminler içerisindeki
çakma kazıklarda nihai uç mukavemeti için aşağıdaki bağıntılardan küçük olanının
kullanılmasını önermiştir:
q
b
(kPA)= 40 N
30
L/D
q
b
(kPA) ≤ 400 N
30

Yukarıdaki bağıntılarda; q
b
birim uç mukavemeti, L kazık boyu, D kazık çapıdır. N
30
olarak
kazık alt ucunun 10 D üstündeki ve 4D altındaki SPT indislerinin ortalaması alınmalıdır.
Benzer şekilde kum içindeki çakma kazıklarda birim çevre sürtünmesi için
f
av
(kPa) = m N
av

değeri verilmiştir (Meyerhof 1976). Çakma kazığın zeminde yarattığı yer değiştirmeye bağlı
olarak m = 1 - 2 arasında değerler alınmalıdır. Zeminde fazla deplasman meydana getiren
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
55

çakma ve vibreks kazıklarda m = 2 alınmalıdır. N
av
, kazık boyunca hesaplanacak ortalama
SPT indisidir. Maksimum birim çevre sürtünmesi olarak f
mak
= 100 kPa alınmalıdır.
SPT, kumlu zeminlerde sıvılaşma potansiyelinin değerlendirilmesinde de yaygın olarak
kullanılmaktadır. Ohsaki (1970) 'e göre, N
30
> 2 z ise sıvılaşma riski yoktur. Bu bağıntıda (z),
zemin yüzeyinden derinliği göstermektedir. Sıvılaşma riskinin tahkik edilmesi için Seed
(1986) tarafından önerilen yöntem ise Şekil 7 'de gösterilmiştir. Bu yöntemde sondaj
derinliğince belirlenen SPT indislerinde N
1
= C
N
x N
30
derinlik düzeltmesi yapılmalıdır (Şekil
8) .
3. DĐNAMĐK PENETROMETRE DENEYĐ (DPT)
Birçok Avrupa ülkesinde, ön etüdlerde dinamik penetrometreler kullanılmaktadır. DIN 4094
bu penetrometreleri çekiç ağırlıklarına, düşme yüksekliklerine bağlı olarak LRS, MRS A,
MRS B ve SRS şeklinde sınıflandırmaktadır (TABLO 4).
TABLO 4 DĐN 4094 de Tanımlanan Dinamik Penetrometreler
Penetrometre Adı Sembolü Çekiç Ağırlığı (kg) Düşme Yüksekliği (cm)
Hafif LRS 10 50
Orta MRS A 30 20
Orta MRS B 30 50
Ağır SRS 50 50
LRS, en hafif dinamik penetrometreyi (çekiç ağırlığı 10 kg), SRS ise en ağır penetrometreyi
(çekiç ağırlığı 50 kg) göstermektedir. Dinamik sondalamalarda, 10 cm veya 20 cm 'lik
penetrasyon için gerekli darbe sayısı belirlenir.
Şekil 9 'da SPT indisi ile 20 cm 'lik penetrasyon için bulunan dinamik penetrometre indisi
arasındaki bağıntı verilmiştir (Bergdahl ve Eriksson, 1983). Şekil 10 'da ise DIN 4094
tarafından hafif ve ağır dinamik penetrometreler için önerilen N
10
(sonda) ~ N
30
(SPT)
bağıntıları verilmiştir.
Kohezyonsuz zeminlerde R
d
, 20 cm 'lik giriş için darbe sayısını göstermek üzere emniyetli
zemin gerilmesi aşağıdaki gibi tahmin edilebilir (Sanglerat 1972):
q
all
(kg / cm
2
) = R
d
/ 20 (güvenlik sayısı F
s
= 4 dolayındadır)
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
56

Killi zeminlere taşıtılan bir yüzeysel temel için yukarıdaki gibi bir ampirik bağıntı verilmesi
mümkün değildir.
Dinamik sondalar genelde ön etüd aşamasında sahadaki zemin profilinin değişimini
belirlemek amacıyla kullanılır. Geoteknik tasarımın tümüyle dinamik sonda sonuçlarına
dayandırılması kabul edilemez.
4. KONĐ PENETRASYON DENEYĐ (CPT)
Statik koni penetrasyon deneyleri çoğunlukla kohezyonlu zeminlerin kayma mukavemetinin,
kohezyonsuz zeminlerin relatif sıkılığının zemin profili boyunca değişimini belirlemek
amacıyla kullanılır. Bu arada, zemin profilinde yer alan zemin tabakalarının cinsleri,
kıvamları, relatif sıkılıkları, kompressibiliteleri, deformasyon özellikleri ve boşluk suyu
basıncı hakkında kesintisiz veriler elde edilebilir. Bu deney yardımıyla yüzeysel temellerin ve
kazıklı temellerin taşıma kapasitesi doğrudan değerlendirilebilir. CPT deneyi ile ilgili olarak
ASTM D3441-79 standardı mevcuttur. Bugünküne benzeyen ilk CPT deneyi 1934 yılında
Hollanda 'da yapılmıştır (Barentsen, 1936). Bu deney, özellikle Hollanda 'da olduğu gibi
delta çökellerinden oluşan zemin profilleri için son derece elverişlidir. CPT deneyinde
kullanılan uçlar zaman içerisinde aşağıdaki gibi bir gelişme göstermişlerdir:
• Mekanik uç
• Elektrikli uç
• Elektrikli-piezo uç
• Sismik uç
Sadece uç mukavemeti ölçebilen ilk sonda tipi, "Hollanda Sondası" olarak bilinmektedir.
Elektrikli-piezo sonda ile uç mukavemeti, çevre sürtünmesi yanında boşluk suyu basıncı da
ölçülebilmektedir. Elektrikli sondalara, deney sırasında sondanın düşeyden nekadar
ayrıldığını belirlemek amacıyla inklinometre de yerleştirilebilmektedir. Zemin yüzeyinde, bir
şok kaynağı yardımıyla yaratılan kayma dalgalarının hızı sismik uçlu sonda ile ölçülebilmekte
ve çeşitli derinliklerde zeminin dinamik kayma modülü belirlenmektedir (Campanella et al.
1986).
Deney aleti genelde ağır kamyonlar üzerine yerleştirilmiştir. Penetrometreyi zemine iten
hidrolik krikolar çoğunlukla 100 kN veya 200 kN kapasitelidir. Bir aletin deney kapasitesi
150 - 300 m/gün dolayındadır. Mekanik uçlar daha ucuz ve daha dayanıklı olmakla birlikte
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
57

yumuşak kil ve gevşek kum veya silt içerisinde alınan ölçümlerde daha az hassastır. 35.7 mm
çapındaki uç (alan = 10 cm
2
), zemine 20 mm/sn gibi sabit bir ilerleme hızı ile itilerek deney
yapılır. Standart CPT’ lerin yanında, açık deniz tabanında yapılan zemin araştırmaları için
"Seacalf" ve "Stingray" gibi özel koni penetrometreleri geliştirilmiştir. CPT sonuçlarını
etkileyen pek çok faktör söz konusudur. Örneğin, elektrikli penetrometrede alınan
okumaların, mekanik penetrometreye oranla % 30 fazla olduğu rapor edilmiştir (Kok, 1974).
Diğer önemli bir etken ise ilerleme hızıdır. Đlerleme hızı arttıkça penetrasyon direncinin arttığı
rapor edilmiştir (Muromachi 1974).
Sondaj ve SPT deneyleri yapılması, numune alınması ve laboratuar deneyleri yapılmasından
oluşan standart zemin araştırması ile karşılaştırıldığında CPT 'nin üç önemli avantajı dikkat
çekmektedir:
• Zemin profilinde yer alan birimlerin uç mukavemeti, çevre sürtünmesi, sürtünme
oranı ve boşluk suyu basıncı değişimleri kesintisiz alınabilmektedir.
• Sondaj - SPT ve laboratuar deneyleri yapılması sırasında meydana gelen örselenme ile
CPT deneyinde karşılaşılmaz.
• CPT 'nin arazide uygulanması 30 - 45 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanır. Deney
tamamlandığı anda deney datasından yararlanılarak geoteknik tasarım yapılabilir.
Tipik bir CPT kaydı Şekil 11 'de gösterilmiştir. Kohezyonsuz zeminlerde relatif sıkılık ile
koni uç mukavemeti arasında TABLO 5 'deki ve Şekil 12 'deki bağıntılar önerilmiştir
(Schmertmann, 1978; Villet ve Mitchell ,1981).
TABLO 5 Kohezyonsuz Zeminlerde Relatif Sıkılık - q
c
Bağıntısı
Relatif Sıkılık Koni uç Direnci qc (MPa)
Çok gevşek <2
Gevşek 2 - 4
Orta sıkı 4 - 12
Sıkı 12- 20
Çok sıkı > 20
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
58

Görüldüğü gibi, gevşek zeminlerde derinlikle uç mukavemetinde meydana gelen artış
küçüktür. Buna karşılık, sıkı zeminlerde uç mukavemeti, derinlikle dramatik bir şekilde
artmaktadır.
Lancellotta (1983) ve Jamiolkowski et al. (1985), kumların relatif sıkılığı ile sonda uç direnci
arasında aşağıdaki bağıntıyı önermişlerdir:
D
r
(%) = A + B log ( q
c
/(σ
v
')
0.5

Bu eşitlikte A, B sabitleri, σ'
v
düşey efektif gerilmeyi göstermektedir. Bu bağıntı Şekil 13 'de
gösterilmiştir.
CPT deneyinde, dolaylı olarak bulunan sürtünme oranı değerinden yararlanılarak zemin
sınıflandırması yapılabilmektedir. Begemann (1965) tarafından yapılan çalışmadan hareketle
Schmertmann (1977) tarafından önerilen sınıflandırma Şekil 14 'de, Douglas ve Olson (1981)
ile Robertson ve Campanella (1983) tarafından önerilen zemin sınıflandırmaları sırasıyla
Şekil 15 ve Şekil 16 'da gösterilmiştir. Aynı koşullarda, elektrikli penetrometrelerde daha
yüksek sürtünme oranı bulunduğu bilinmektedir. q
c
-f
r
ve zemin cinsi bağıntılarından
görülebileceği gibi, azalan dane çapı ile sürtünme oranı artmaktadır. Keza, organik
zeminlerde sürtünme oranının yüksek olduğu görülmektedir. Yumuşak kil ve gevşek
kumlarda mekanik penetrometre kullanılması durumunda elde edilen sürtünme oranları
genelde doğru olmaktan uzaktır. Bu gibi zeminlerde elektrikli uç kullanılması gerekmektedir.
Çeşitli araştırıcılar tarafından kumlu zeminler için q
c
uç mukavemeti - içsel sürtünme açısı -
düşey efektif gerilme (derinlik) bağıntıları verilmiştir. Şekil 17 'de, Schmertmann (1975);
Şekil 18 'de Durgunoğlu ve Mitchell (1975) ve Şekil 19 'da Robertson ve Campanella (1983)
tarafından önerilen bağıntılar gösterilmiştir. Kumlu zeminlerde, içsel sürtünme açısının koni
uç direnci yardımıyla belirlenmesi için Meyerhof (1976) tarafından aşağıdaki bağıntı
önerilmiştir:
φ’= 29° + 2.5 (q
c
)
0.5
q
c
(MPa )
Meyerhof, çakıllı kumlarda yukarıdaki formülle bulunan içsel sürtünme açısının 5 derece
arttırılmasını, buna karşılık siltli kumlarda 5 derece azaltılmasını tavsiye etmektedir.
Meyerhof (1976) tarafından önerilen formülle içsel sürtünme açısı belirlendiği taktirde, efektif
düşey gerilmenin (diğer bir deyişle derinliğin) etkisi dikkate alınmamış olmaktadır. Halbuki,
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
59

Şekil 17, Şekil 18 ve Şekil 19 'dan görülebileceği gibi q
c
- φ' bağıntısına, efektif gerilme
seviyesinin (dolayısıyla derinliğin) etkisi söz konusudur. Standart penetrasyon deneyinde,
SPT indislerinde derinlik düzeltmesi yapıldıktan sonra (φ') hesaplandığı gibi, CPT deneyinde
de uç mukavemeti okumalarında derinlik düzeltmesi yapıldıktan sonra (φ') bulunmalıdır.
Şekil 17, Şekil 18 ve Şelik 19 'dan görülebileceği gibi, kum zeminin sıkılığının artması ile
efektif gerilmenin, içsel sürtünme açısı üzerindeki etkisi de artmaktadır.
Koni penetrasyon deneyinde ölçülen uç mukavemetinden yararlanılarak kil zeminlerin
kıvamının ve drenajsız kayma mukavemetinin bulunabileceği bilinmektedir. TABLO 6 'da, kil
zeminlerde kıvam - koni uç direnci bağıntısı verilmiştir.
TABLO 6 Kil Zeminlerde Kıvam - Koni Uç Direnci Bağıntısı
Kil Zeminin Kıvamı Koni Uç Direnci q
u
(MPa)
Çok yumuşak 0. 2- 0. 4
Yumuşak 0.4 - 0.6
Orta katı 0.6 - 1.0
Katı 1. 0- 2. 0
Çok katı >2. 0
Kil zeminlerde, sonda uç mukavemeti okumalarından hareketle drenajsız kayma
mukavemetinin belirlenmesi için
(q
c
- σ
vo
) = N
k
c
u

bağıntısının varlığı bilinmektedir. Normal konsolide killerde N
k
= (10 - 15) c
u
, aşırı konsolide
killerde ise genelde N
k
= (15-20) c
u
değerleri kullanılmaktadır. I
p
plastisite indisinin artması
ile N
k
katsayısında bir azalma tespit edilmiştir (Şekil 20, Lunne ve Eide, 1976; Şekil 21, Aas
et al, 1986). Şekil 21 'de gösterilen bağıntı Bowles (1988) tarafından:
N
K
= 13 + (5. 5/ 50)I
P

formunda ifade edilmiştir. Bunun yanında, N
k
katsayısına kilin hassaslığı, aşırı konsolidasyon
oranı gibi bir çok faktörün etkidiği bilinmektedir.
Killi zeminlerde, ön konsolidasyon basıncı p
c
ve aşırı konsolidasyon oranı (OCR) ile koni uç
direnci arasında aşağıdaki korelasyon önerilmiştir (Mayne, Kemper 1988):
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
60

p
c
= 0.234 ( q
c
)
0.96
p
c
ve q
c
→ MPa
OCR = 0.37 {( q
c
– σ
v
) / σ'
v
}
1.01

Kumlu zeminlerin sıkışma indisi olarak Kerisel (1969) aşağıdaki bağıntıyı önermiştir:
C = βq
c
/ σ'
vo
(β < 1.0 çok sıkı; β= 1.0 orta sıkı; β=1.5 gevşek kum)
Kumlu zeminin sıkışması daha sonra:
s = 2.3 (H / C ) log { ( p
vo
+ ∆p) / p
vo
} eşitliğinden hesaplanmalıdır.
Kohezyonsuz zeminlerin oturması zamandan bağımsız olup elastik oturma aşağıdaki formülle
hesaplanabilir:
s = ∆p H / E
s

Bu eşitlikte (s) oturma, (H) sıkışabilen tabaka kalınlığı, (E
s
) görünen elastik zemin
modülü'dür. E
s
"Görünen elastik modül" değerinin belirlenmesinde CPT uç direnci
kullanılabilir:
E
s
= α q
c

(α) değerleri zemin cinsine, gerilme seviyesine bağlı olarak siltli kumda α= 1.5, orta sıkı
kumda α = 2, sıkı kumda α = 3, kum ve çakılda α = 4 değerlerini almaktadır (Schmertmann,
1970). TABLO 7 'de Bowles (1988) tarafından önerilen değerler verilmiştir.
TABLO 7 Çeşitli Zeminlerde Deformasyon Modülü - Koni Uç Direnci Bağıntısı
Zemin Cinsi Deformasyon Modülü Es (qc ile aynı birimde)
Kum (normal yüklenmiş) (2 - 4) q
c

Kum (aşırı yüklenmiş) 6 q
c

Killi kum (3 - 6)q
c

Siltli kum ( 1 - 2 ) q
c

Yumuşak kil ( 3 - 8 ) q
c

Kumlu zeminlere taşıtılan temellerin oturmasının hesaplanmasında yaygın olarak kullanılan
diğer bir yöntem Schmertmann (1970; 1978) tarafından önerilmiştir. Bu yöntemde, temel
altındaki kum tabakası her birisi (∆z) yükseklikte (n) eşit parçaya bölünür. Sıkışabilen tabaka
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
61

kalınlığı, temel tabanından ölçülmek üzere kare temelde (2B), sürekli temelde (4B) alınır
(Şekil 22). (∆z) kalınlığındaki her bir zemin tabakasındaki birim deformasyon (l
z
∆p / E)
olarak hesaplanır. I
z
, birim deformasyon faktörü olarak tanımlanır (Şekil 22). Temel altındaki
kum tabakasının sıkışması aşağıdaki formülle hesaplanır:
s = Cı C
2
∆p ∑ (l
z
/ x q
c
) ∆z
Bu formülde: Cı ve C
2
sırasıyla derinlik ve krip düzeltme faktörleridir. ∆p, net taban
basıncını, E = x q
c
ise deformasyon modülünü göstermektedir. Deformasyon modülünün
belirlenmesinde kullanılan (x) bir anlamda yukarıda verilen E = α q
c
deki (α) katsayısına
benzemektedir ve temel şekliyle de ilgilidir. Kare temellerde x = 2.5; şerit temellerde (
L ≥10 B ) x = 3.5 alınmalıdır.
Oturma hesabında öncelikle Şekil 22 'de gösterilen birim deformasyonun derinlikle dağılışı
çizilir. Maksimum birim deformasyon değeri:
I
zp
= 0. 5 +0. 1 ( ∆p/ σ
v p
' )
0 . 5

olarak hesaplanır. Daha sonra sıkışabilen kum tabakası örneğin kare temel için n = 8, şerit
temel için ise n = 8 veya 16 eşit parçaya bölünür ve (∆z) kalınlıktaki her tabakaya ait koni uç
direnci (q
c
) değerleri CPT kayıtlarından alınarak her tabaka için l
z
/ x q
C
değerleri belirlenir. I
z

değerleri Şekil 22 'den alınır. Daha sonra l
z
/ x q
C
değerlerinin toplamı bulunur ve ∆p, C
1
ve
C
2
ile çarpılır. Derinlik ve krip düzeltme faktörleri aşağıdaki formüllerle bulunur:

Cı = 1 - 0.5 (σ
v0
’/ ∆p) (Minimum C
1
= 0.5)
C
2
= 1 + 0.2 log
10
(10 t ) ( t = yük uygulanmasını takiben süre, t →yı l )
Yukarıdaki bağıntılar, normal yüklenmiş kum zeminler için verilmiştir. Aşırı yüklenmiş (OC)
kumlarda, (E) deformasyon modülünün yüksek olduğu bilinmektedir. (OC) kumlarda
aşağıdaki (x) değerleri tavsiye edilmektedir:
L / B = 1 →x
o c
= 5 L / B = 10→x
o c
= 7
Yine kohezyonlu zeminlerde hacimsel sıkışma sayısı (Sanglerat, 1972):
m
v
= 1 / α q
c

Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
62

ampirik formülü ile hesaplanabilir. α= 4.5 alınabilecektir. Killi zeminin oturması ise aşağıda
verilen formül ile hesaplanır:
∆H = ∑ ( H ∆p’/ 2.3 q
c
) α
Uç mukavemeti değerlerinden yararlanarak kumlu zemine oturan temellerin taşıma
kapasitesini hesaplamak mümkündür. Taşıma kapasitesi faktörleri aşağıdaki gibi ifade
edilebilir:
N
q
= 6.3 q
c
- 5 (MPa) N
y
= 5.9 q
c
- 1 (MPa)
Kil zemine oturan hafif yapılar için emniyetli taşıma kapasitesi aşağıdaki formülle
hesaplanabilmektedir (Canadian Manual on Foundation Engineering, 1985):
q
all
= q
c
/10 (MPa)
Kumlu zemine taşıtılan temellerin oturmasının 25 mm den az olması istenirse emniyetli
taşıma kapasiteleri aşağıdaki gibi hesaplanabilir (Meyerhof, 1965):
q
all
= q
c
/ 30 B < 1.2 m (MPa)
q
all
= q
c
( 1 + 0.3 B )
2
/ 50 B ≥1.2 m (MPa)
Temel genişliğinden bağımsız olarak emniyetli zemin gerilmesi yaklaşık olarak aşağıdaki gibi
bulunabilir:
q
all
= q
c
/ 40 (MPa)
Bu eşitliklerde q
c
, temel genişliği kadar bir derinlik boyunca belirlenen ortalama koni uç
mukavemetidir.
Üniform bir kum zeminde, zemin yüzeyinden belirli bir derinlikte, sabit kesit alanlı bir çakma
kazığın birim uç mukavemeti, koni uç direncine eşit olur. Bu derinlik " Kritik Derinlik" olarak
tanımlanır. Bu derinlik, kum zeminin sıkılığına ve kazık çapına bağlı olarak z = (4 ∼ 20)D (D
kazık çapı) arasında değişmektedir. Tipik bir değer olarak z = 8D alınabilir. Doğada üniform
kum tabakaları bulmak hemen hemen imkânsızdır. Bu sebeple, kazık ucunun altındaki ve
üstündeki koni uç dirençlerini (q
c
) dikkate alarak birim uç mukavemetini (q
b
) belirlemek
gerekmektedir. Heijnen (1974) ve Schmertmann (1978) tarafından önerilen yöntem Şekil 23
'de gösterilmiştir. q
c1
belirlenirken, kazık alt ucundan itibaren 0.7 D ve 4.0 D derinliklerde
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
63

çeşitli denemeler yapılarak minimum q
c1
değeri bulunur. Benzer şekilde, kazık alt ucu üstünde
8D boyunca yer alan q
c
değerleri dikkate alınarak ve Şekil 23 'de belirtilen yöntemle q
c2

ortalaması bulunur. Birim kazık uç mukavemeti aşağıdaki gibi hesaplanır:
q
b
= (q
c1
+ q
c2
) / 2
Kazığın uç taşıma kapasitesi:
Q
b
= q
b
A
b
olarak hesaplanır.
CPT deneyi sırasında alınan çevre sürtünmesi okumalarından yararlanarak kazığın çevre
sürtünmesi ile taşıdığı yük hesaplanabilir.
Qs=Σ f
s
π D ∆L = S
2
Σ q
c
π D ∆L
CPT deneyi sırasında çevre sürtünmesi okumaları alınmadığı taktirde (f
s
) değerleri, uç direnci
okumalarından dolaylı olarak bulunabilir. Bu durumda, kazık tipine bağlı olarak TABLO 8 'de
verilen S
2
katsayıları kullanılır (Schmertmann 1978).
TABLO 8 Kum Zemin Đçerisindeki Çakma Kazıklar Đçin S
2
Katsayıları
Kazık Tipi S
2

Ahşap 0.018
Prekast beton 0.012
Çelik boru (kapalı uç) 0.012
Çelik boru (açık uç) 0.008
Vibro kazık 0.018
Kil içerisindeki kazıkların birim uç mukavemetlerinin belirlenmesinde Şekil 23 'de gösterilen
yöntem aynen uygulanarak temsili birim uç mukavemeti (q
b
) bulunabilir. Kil içerisindeki
birim kazık çevre sürtünmesini hesaplarken Tomlinson (1977) tarafından önerilen (a)
yönteminde olduğu gibi, adezyon faktörü dikkate alınır.
(f
s kazık
= α' x f
s sonda
)
Kazık taşıma kapasitesi hesaplanmasında, mekanik sonda verileri ile hesap yapıldığında F
s
=
3.0, elektrikli sonda ile hesap yapıldığında F
s
= 2.25 güvenlik sayıları kullanılmalıdır.
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
64

CPT datasından yararlanılarak sıvılaşma potansiyelinin değerlendirilmesi konusunda da
çalışmalar yapılmaktadır (Zhou, 1981; Meigh, 1987). q
c
< q
crit
için sıvılaşma riski söz
konusudur.
q
c r i t
= q
c o
[ 1 - 0.065 ( H
w
- 2 ) ] [1 - 0.05 ( H
0
- 2 ) ]
Bu eşitlikte; H
0
sıvılaşma riski göstermeyen kohezyonlu üst tabaka kalınlığı (metre), H
w

yeraltı su seviyesinin yüzeyden derinliği (metre), q
co
ise deprem şiddeti ile ilgili olup TABLO
9 'dan seçilir.
TABLO 9 Deprem Şiddetine Bağlı Olarak q
co
Değerleri
Modifiye Mercalli Şiddeti VII VIII IX
Maksimum Yüzey yer ivmesi 0.1 g 0.2 g 0.4 g
q
co
(MN /m
2
) 4.6 11.5 17.7
TABLO 9 'da verilen değerler, D
50
= 0.55 mm - 0.07 mm 'ye sahip kum ve siltli kum zeminler
için geçerlidir. % 30 'dan fazla ince dane içeren zeminlerde yukarıda verilen korelasyon
geçerli değildir (Zhou, 1981).
5. MENARD PRESYOMETRE DENEYĐ (MPT)
Presyometre, zemin içerisinde sondaj yapılarak açılan delik içerisinde, fleksibl bir membran
yardımıyla sondaj deliği yan yüzlerindeki zemine üniform gerilme uygulamak amacıyla
geliştirilen silindirik bir alettir. Teorik olarak bu deneydeki sınır koşulları ile zemindeki
gerilme-deformasyon koşulları iyi tanımlanmıştır. Zemin özellikleri, genişleyen membrandaki
basınç ölçmelerine ve hacım değişimine bağlı olarak tahmin edilir. Presyometre ile örneğin
arazi vane deneyinde veya üç eksenli basınç deneyinde olduğu gibi Mohr-Coulomb kırılma
hipotezindeki kayma mukavemeti parametrelerini doğrudan belirlemek mümkün değildir.
Presyometre datasını, geoteknik tasarımda ancak ampirik bağıntılarla kullanmak mümkündür.
Uygulamada kullanılan ilk presyometre 1955 yılında Louis Menard tarafından geliştirilmiştir
(Şekil 24) (Menard, 1955). Presyometre datasının zemin ve temel mühendisliğinde
kullanılmasına yönelik ilk korelasyonlar ve diyagramlar ise 1963 yılında Sols-Soils dergisinde
yayınlanmıştır (Menard, 1963). Günümüzde başlıca üç tip presyometre kullanılmaktadır:
• Menard tipi presyometre (MPM) (Şekil 25). Bu deneyde presyometre, daha önceden
açılmış bir delik içerisine indirilir.
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
65

• Kendisi delen presyometre (SBP) (Şekil 26). Zemin içerisindeki delgi bizzat presyometre
tarafından yapılır ve bu sırada ölçümler alınır.
• Đtmeli presyometre (PIP) (Şekil 27). Sondaj deliği tabanına indirilen presyometre zemin
içerisine itilir ve ölçümler alınır. Bu presyometre tipi genelde açık deniz platformlarıyla ilgili
araştırmalarda kullanılmıştır ve yayınlanmış pek az data mevcuttur.
MPT deneyinde elde edilen tipik düzeltilmiş basınç - hacım değişimi eğrisi Şekil 28 ' de
gösterilmiştir. (A) noktasında sükûnetteki basınç durumu oluşur ve bu noktanın koordinatları
(v
0
, p
0M
) sembolleri ile gösterilir. (A) ile (B) noktaları arasında zemin "elastik benzeri" bir
davranış göstermektedir. Bu doğrusal kısmın eğimi, "Menard Presyometre Modülü" (E
M
)
olarak tanımlanır ve geoteknik tasarımda kullanılan en önemli parametrelerden birisidir. (B)
noktasının koordinatları v
f
ve p
f
sembolleri ile gösterilir ve p
f
krip basıncı olarak tanımlanır.
(B) noktası lineer davranışın sonunu gösterir. (B) noktasından sonra plastik bir davranış
görülür. Đleri deformasyon değerlerinde basınç-hacım değişimi eğrisi, yataya asimtot olur.
Limit basınç (p
L
), başlangıç hacmının iki katı hacıma karşı gelen basınç olarak tanımlanır.
Diğer bir deyişle, V
c
ölçme hücresinin hacmini göstermek üzere v
L
= V
c
+ 2 v
0
değerine
ulaşıldığında okunan hücre basıncı, limit basınç olarak tanımlanır. p
L
* = p
L
- p
0
değeri ise "net
limit basınç" olarak tanımlanır. Burada p
0
ölçme yapılan derinlikteki yatay toplam gerilmedir.
Limit basınç okumasının yüksek olduğu zeminlerde, pratik anlamda limit basınç ve net limit
basınç eşit kabul edilebilir. Tipik bir presyometre deneyi logu, sondaj logu ile birlikte Şekil 29
' da gösterilmiştir. Presyometre deneyi datasından yararlanılarak zeminler sınıflandırılabilir.
TABLO 10 ' da killi zeminlerin sınıflandırması verilmiştir (Baguelin et al. 1978; Briaud,
1992).
TABLO 10 Killi Zeminlerde c
u
- p
L
*- E
M
Bağıntısı
P
L
* (kPa) E
M
(kPa) Zemin Kıvamı c
u
(kPa)
0- 75 200 - 500 çok yumuşak < 20
75 -200 500 - 2500 yumuşak 20- 40
200 - 400 2500 - 5000 orta katı 40- 75
400 - 800 5000 - 12000 katı 75 - 150
800- 1600 12000-25000 çok katı > 150
> 1600 > 25000 sert
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
66

Killi zeminlerde, drenajsız kayma mukavemeti ile net limit basınç arasında Şekil 30 ' da
verilen bağıntılar elde edilmiştir. c
u
= p
L
* / 6.5 ~ p
L
* / 12 arasında değerler söz konusudur
(Baguelin et al, 1978). Net limit basınç değerinden yararlanılarak killi zeminin drenajsız
kayma mukavemeti aşağıdaki bağıntı ile tahmin edilebilir:
c
u
= p
L
* / 9 (kPa)
Kumlu zeminlerde net limit basınç-relatif sıkılık-N
30
bağıntısı ise TABLO 11’ de verilmiştir
(Baguelin et al, 1978).
TABLO 11 Kumlu Zeminlerde p
L
* - Relatif Sıkılık-E
M
ve SPT N
30
Bağıntısı
p
L
* (kPa) E
M
(kPa) Relatif Sıkılık SPT N
30

0- 200 500-2000 çok gevşek 0 - 4
200 - 500 2000-3500 gevşek 4 - 1 0
500- 1500 3500-12000 orta sıkı 10- 30
1500 -2500 12000-22500 sıkı 30- 50
>2500 > 22500 çok sıkı > 50
Çeşitli zeminler için karakteristik Menard deformasyon modülü (E
M
) ve (p
L
* ) değerleri
TABLO 12 ' de verilmiştir (Baguelin et al, 1978; Sellgren, 1986; Briaud, 1992).
TABLO 12 Çeşitli Zeminlerde E
M
-p
L
* Bağıntıları
Zemin Cinsi E
M
(kPa) P
L
* (kPa) E
m
/p
L
*
Turba 200-1 500 20-150 > 12
Yumuşak kil 500-3 000 50-300 >12
Orta katı kil 3 000-8 000 300-800 >12
Katı kil 8 000-40 000 600-4 000 12 -20
Gevşek kum 500-2 000 100-500 7 - 1 2
Sıkı kum ve çakıl 8 000 - 40 000 1 200-5 000 7 - 12
Yumuşak kaya 25000-100000 3000-10000
Sert-sağlam kaya > 100 000 > 10 000
Yüzeysel temellerin nihai taşıma kapasitesi, net limit basınç yardımıyla aşağıdaki formülle
bulunur:
q
ult
(net) = kp
L
*
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
67

(k) taşıma kapasitesi faktörü zemin cinsi, temel derinliği, temel şekli ve zemin dayanımı gibi
değişkenlerin fonksiyonudur. Kil zeminler için (k) taşıma kapasitesi faktörleri Şekil 31 'de,
silt için Şekil 32 'de, kum ve çakıl için Şekil 33 'de ve kaya için Şekil 34 ' de gösterilmiştir
(Baguelin et al, 1978). Nihai taşıma kapasitesinden, emniyetli taşıma kapasitesi ise aşağıdaki
gibi hesaplanır:
q
all
(net) = ( k / 3 ) p
L
*
Presyometre datasından yararlanılarak yüzeysel temellerin oturması hesaplanabilir. Temel
altında homojen zemin bulunması halinde aşağıdaki ampirik formülle hesap yapılır:
s = (q* / 9E
M
)[ 2 B
0
( λ
d
B / B
0
)
α

C
B ]
Bu eşitlikte aşağıdaki notasyon kullanılmıştır:
E
M
: presyometre modülü
q* : net taban basıncı (q* = q - γ D
f
) B
0
: referans genişlik ( 60 cm)
B : temel genişliği
α : zemin cinsine ve E
M
/ p
L
* oranına bağlı reolojik faktör (Şekil 36)
λ
d
, λ
c
: temelin L / B boyutlarına bağlı şekil faktörü (Şekil 36)
Temel derinliğinin, temel genişliğinden az olduğu durumlarda (D
f
< B), yukarıdaki formülle
hesaplanan oturma arttırılır. Zemin yüzeyine oturan bir temelde (D
f
= 0), hesaplanan oturma
% 20 arttırılır. Yukarıda verilen formülde birinci terim distorsiyon oturması, ikinci terim ise
konsolidasyon oturması olarak tanımlanır. Zemin profilinde deformasyon modülü farklı
zemin tabakalarının bulunması durumunda, temelin hemen altındaki zemin tabakasında
konsolidasyon oturması, bütün zemin tabakalarında ise distorsiyon oturması meydana geldiği
kabul edilerek her iki oturma bileşeni için eşdeğer presyometre modülleri tanımlanır.
Kazıklı temellerde, nihai ve emniyetli birim uç mukavemetleri, yukarıda yüzeysel temeller
için verilen eşitliklerle hesaplanır. Nihai uç mukavemeti belirlenirken kazık ucundaki efektif
düşey gerilmenin etkisi dikkate alınmalıdır:
q
b
= q
0
' + k p
L
*
Kazık çevresinde oluşan çevre sürtünmesinin belirlenmesinde ise Şekil 35 ' den yararlanılır.
Şekil 35 ' den görülebileceği gibi, birim çevre sürtünmesi (f
l
), net limit basıncın, kazık yapım
yönteminin ve kazık malzemesinin bir fonksiyonudur. Kaya içerisine soketlenen kazıklarda,
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
68

soket bölgesinde ölçülen net limit basınç değeri p
L
* > 1500 kPa ise soket bölgesindeki birim
çevre sürtünmesi aşağıdaki formülle hesaplanır:
f
l
= (p
L
* / 30) + 30 kPa
Kazık çevresinde mobilize olacağı düşünülen birim çevre sürtünmesine F
s
= 2 güvenlik sayısı
uygulanarak emniyetli birim çevre sürtünmesi belirlenmelidir.
6. SPT - CPT - MPT KORELASYONLARI
Amerika Birleşik Devletlerinde, 1978 - 1985 döneminde, 82 ayrı sahada yapılan presyometre
deneylerinde derlenen data, presyometre deneylerine komşu noktalarda yapılan koni
penetrasyon deneylerinde, sondajlarda ve laboratuar deneylerinde derlenen data ile
karşılaştırılmış ve korelasyonlar araştırılmıştır (Briaud et al., 1985). Killi sahalardaki drenajsız
kayma mukavemeti s
u
= 10 kPa - 2500 kPa gibi geniş bir aralıkta değerler almaktadır. Kumlu
sahalardaki SPT darbe sayıları ise N
30
= 1 – 100 aralığında değişmiştir. Diğer bir deyişle, kil
sahalardaki zeminlerin kıvamı ile kum sahalardaki zeminlerin relatif sıkılığı çok geniş bir
aralığı temsil etmektedir. Bu çalışma ile elde edilen bağıntılarda genelde düşük korelasyon
katsayıları bulunmuştur. Önerilen korelasyonlar TABLO 13 ' de verilmiştir.
TABLO 13 Kil ve Kum Zeminlerde SPT- CPT - MPT Korelasyonları
Kil Kum
p
L
* = 7.2 s
u
p
L
* = 48 N
30
(kPa)
p
L
* = 0.2 q
c
p
L
* = 0.11 q
c

p
L
* = 0.071 E
M
E
M
/ p
L
* = 14 p
L
* = 0.125 E
M
E
M
/ p
L
* = 8
E
M
= 100 s
u
E
M
= 383 N
30
(kPa)
E
M
= 2.5 q
c
E
M
= 1.15 q
c

E
M
=0.278 E
R
E
R
/ E
M
≅ 3,6 E
M
= 0.125 E
R
E
R
/ E
M
= 8
Yukarıda verilen korelasyonlarda E
M
ve E
R
presyometre deneyinde ilk ve tekrar yüklemedeki
deformasyon modüllerini göstermektedir. Killi zeminler için önerilen p
L
* = 7.5 s
u
bağıntısı,
killi zeminlere oturan yüzeysel temellerin nihai taşıma kapasitesi q
ult
= 6 s
u
değeri ile
karşılaştırılırsa, killi zeminde ölçülen net limit basınç değeri, killi zemine oturan yüzeysel
temelin nihai taşıma kapasitesinden biraz büyüktür. Buna karşılık, p
L
* = 7.5 s
u
değeri,
ucu kil zeminde oluşturulan bir kazığın birim uç mukavemeti olan q
b
= 9s
u
değerinden biraz
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
69

küçüktür. TABLO 13 ' den görülebileceği gibi, E
M
/ p
L
* oranı killi zeminlerde, kumlu
zeminlere oranla çok daha yüksek olup bu husus presyometre datasından yararlanılarak zemin
sınıflandırması yapılmasını sağlamaktadır. Benzer şekilde, E
R
/ E
M
oranı kumlu zeminlerde,
killi zeminlere oranla çok daha yüksektir. Bu özellik de zemin sınıflandırmasında
kullanılmalıdır.
TABLO 13 ' de, kumlu zeminler için verilen E
M
= 1.15 q
c
değeri, kum zeminlere oturan
yüzeysel temellerin elastik oturmasını hesaplamak için Schmertmann (1978) tarafından
önerilen formüldeki E = (2.5 - 3.5) q
c
ile karşılaştırılırsa, presyometre modülü E
M
' nin, elastik
deformasyon modülüne oranla 2 - 3 kat daha küçük olduğu görülür. Diğer bir deyişle, E
M
kullanılarak kumlu zeminlerde yapılacak bir oturma hesabında 2 - 3 kat daha büyük oturma
bulunacaktır.
Baguelin et al., (1978) tarafından yapılan (c
u
- p
L
*) karşılaştırması Şekil 30 ' da verilmiştir.
Baguelin ve arkadaşlarının araştırması p
L
* / s
u
= 5.5 – 12.0 aralığında değerler vermiştir. Bu
datayı yeniden değerlendiren Briaud (1992), aşağıdaki üslü fonksiyonu önermiştir:
s
u
= 0.67 p
L
*
0. 75
(kPa)
Zemin cinsine bağlı olarak çeşitli zeminlerdeki CPT uç mukavemeti ile SPT darbe sayısı
arasındaki q
c
/ N
30
bağıntısı Şekil 37 ' de gösterilmiştir (Robertson ve Campanella, 1983).
CPT ucunun Fugro tipi (elektrikli) veya Delft tipi (mekanik) olmasına bağlı olarak çeşitli
zeminler için q
c
/ N
30
korelasyonları TABLO 14 ' de verilmiştir.
TABLO 14 Çeşitli Zeminlerde Tipik q
c
(kPa) / N
30
Oranları
Zemin Cinsi Eletrikli uç Mekanik uç
Kum ve çakıl karışımı 800 600
Kum 500 400
Kumlu silt 400 300
Kil-silt-kum karışımı 200 200
Hassas olmayan kil 100 150
Hassas kil q
c
/ N
30
oranı çok büyük olabilir. Zira, N→ 0




Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
70

7. SONUÇ
Bu bildiride Ülkemizde, zemin mekaniği ve temel mühendisliği uygulamalarında yaygın
olarak kullanılan arazi deneyleri hakkında kısa bilgiler verildikten sonra Standart Penetrasyon,
Koni Penetrasyon ve Menard Presyometre deneylerinde derlenen datanın geoteknik tasarımda
ne şekilde kullanılabileceği konu edilmiştir. SPT, CPT ve MPT datasından yararlanılarak
zeminlerin indeks özelliklerinin, gerilme-deformasyon bağıntılarının, kayma mukavemeti
parametrelerinin belirlenmesi için çeşitli araştırıcılar tarafından verilen ampirik bağıntılar
incelenmiştir. Ampirik bağıntıların hangi zemin cinslerinde geçerli olduğu özellikle
vurgulanırken, formüllerin kullanılmasında dikkate alınması gerekli özel koşullar var ise
bunlar gündeme getirilmiştir.
Mühendislikte ve mimarlıkta ampirik yöntemlerin kullanılması, insanlık tarihi kadar eskidir.
Temel ihtiyaçlarını karşılamak çabası içerisinde olan ilk insanların kısa sürede bir takım
ampirik yöntemler geliştirdikleri aşikardır. Nitekim, geçmişten günümüze kadar ayakta
kalabilen büyük mühendislik yapılarını projelendiren ve inşa eden büyük ustaların çoğunlukla
ampirik kuralları kullandıklarını biliyoruz. Eski Mısır'da piramitleri, yer altındaki kral
mezarlarını inşa eden ustaların zemin ve temel mühendisliği ile kaya mekaniği konularında
bazı ampirik yaklaşımları bildikleri aşikardır. Benzer şekilde, Roma Đmparatorlarının mimarı
Vitrivious ile büyük camilerin, köprülerin, su kemerlerinin mimarı ve mühendisi büyük usta
Sinan'ın da zemin ve temel mühendisliği konularında ampirik yaklaşımları kullandıklarını
tahmin etmek güç olmasa gerek.
Teorik zemin ve temel mühendisliğini hangi tarihte başlatmak gerekir? Bu serüveni, kırılma
hipotezini ve toprak basınçları ile ilgili "kama teorisi" ni 1773 ' de ortaya koyan Coulomb ile
başlatmak belki de fazla iddialı olmayacaktır. Bu serüven daha sonra kumların permeabilitesi
konusunda araştırmalar yapan Darcy (1856), taşıma kapasitesi ve toprak basınçları konusunda
çalışan büyük Đngiliz mühendisi Rankine (1857), toprak basınçları konusunda arazi gözlemleri
yapan Baker (1881), gerilme dağılışı konusundaki çalışmaları ile tanınan Boussinesq (1885),
akım ağları konusunda çalışan Richardson (1908), Zeminlerin indeks özellikleriyle ilgili
araştırmaları ile ünlü Atterberg (1911), kayma mukavemeti konusundaki çalışmaları ile
tanınan Krey (1918), zeminlerden numune alınması, şevlerin stabilitesi konularında araştırma
ve uygulama yapan Fellenius(1922) ve nihayet "Erdbaumechanik" kitabını 1925 ' de
yayınlayan Terzaghi ile devam etmiştir. 1936 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde,
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
71

Cambridge, Massachusetts ' de birinci ISSMFE ' nin toplanması ile Terzaghi, Casagrande,
Taylor gibi bilim adamları ve uygulayıcılar bir araya gelmiş, zemin ve temel mühendisliği
bugünkü uluslararası hüviyetini kazanmıştır.
19. yüzyıla kadar zemin ve temel mühendisliğinde genelde ampirik yaklaşımlar kullanılırken
daha sonra teorik çözümler giderek ön plana çıkmıştır. Arazide sondaj yapılması, zemin
numuneleri alınması ve bu numuneler üzerinde deneyler yapılması uzunca bir süre yaygın
uygulama bulmuştur. Bu yöntemin pahalı ve özellikle zaman alıcı olduğunu, zemin
numunelerinde örselenme meydana geldiğini gören mühendisler arazi deneylerinin
geliştirilmesi, geoteknik datanın arazide yapılan deneylerle elde edilmesi ve bu datanın
geoteknik tasarımda süratle kullanılabilmesi için yöntemler araştırmışlardır. Đşte bu arayış
içerisinde SPT, CPT, MPT ve diğer in-situ deneyler gündeme gelmiştir. Günümüzde bu arazi
deneyleri geoteknik araştırmalarda ve geoteknik tasarımda yaygın olarak kullanılmaktadır.
Bununla beraber, deneylerde elde edilen datanın efektif ve doğru bir şekilde kullanıldığını
iddia etmek güçtür. Özellikle, Ülkemizde yapılan uygulamaların bir bölümünde geoteknik
tasarım sadece SPT datasına dayandırılmakta, kullanılan ampirik formüllerin ve
korelasyonların hangi durumlar ve hangi zemin cinslerinde geçerli olduğu hususunda hiç bir
endişe duyulmamaktadır. Örneğin, kumlu zeminlere taşıtılan yüzeysel temeller için Parry
(1977) ve Tassios et al (1974) tarafından verilen ve SPT indisi cinsinden ifade edilen taşıma
kapasitesi formüllerinin pek çok profesyonel raporda killi zeminler için kullanıldığını görmek
mümkündür. Bu yanlış ve bilinçsiz uygulamanın tek sebebi, mevcut kanun ve yönetmelikler
çerçevesinde zemin mühendislerinin yaptıkları hatalardan sorumlu olmamaları, kanun önünde
her türlü mühendislik hatasının sebep olacağı hasarlardan müteahhidin sorumlu olmasıdır.
Daha önce de belirttiğim gibi, uygulamadaki problemlerin çözülmesinde teorik ve ampirik
yaklaşımlar bir arada kullanılmalıdır. Zemin mühendisi, laboratuvar deneylerinden elde ettiği
datayı, arazi deneylerinin sonuçları ile karşılaştırmalı, bu bildiride ve literatürde verilen
korelasyonların geçerli olup olmadığını irdelemelidir. Arazi ve laboratuvar datasının uyum
içinde olması durumunda, zemin ve temel mühendisi mevcut geoteknik verileri mühendislik
deneyimi ve sağduyusu ile birlikte değerlendirerek, ekonomik ve güvenli bir geoteknik
tasarımı geliştirebilecektir.


Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
72

REFERANSLAR
Aas, G., Lacasse, S., Lunne, T., Hoeg, K., (1986), “Use of in situ tests for foundation design
on clay”,Use of In Situ Tests in Geotechnical Engineering (GSP 6), ASCE, New York, pp.1-
30.
Associate Committee on the National Building Code, (1985), “The Canadian manual on
foundation engineering”, National Research Council of Canada, Ottawa, Canada. 318 p.
Atterberg, A., (1911), “Die Piastizitat der Ton”, International Mill. Bodenk., Vol.1, pp.7-9.
Baguelin, F., Jézéquel J. F., Shields, D.H., (1978), “The Pressuremeter and Foundation
Engineering”, 1st ed., trans. Tech Publications, Causthal, Germany.
Baker B., (1881), “The actual lateral pressure of earthwork”, Minutes Proceedings of
Institution of Civil Engineers, vol. 65, pp. 140 – 186.
Barentsen, P., (1936), “Short description of a field testing method with a cone shaped
apparatus.” 1st ICSM, Cambridge Mass. Vol. 1.
Bazaraa, A.R.S.S., (1967), “Use of the standard penetration test for estimating settlement of
shallow foundations on sand”, PhD thesis, University of Illinois, USA.
Begemann, H. K. S., (1965), “The friction jacket cone as an aid in determining the soil
profile”, Proceedings of the 6th International Conference on Soil Mechanics and Foundation
Engineering, ICSMFE, Montreal, September 8 - 15, Vol. 2, pp. 17 - 20.
Bergdahl, U., (1979), “Development of the dynamic probing test method: Design parameters
in geotechnical engineering”, ECSMFE, Vol. VII, pp. 201 – 206, Brighton.
Boussinesq, M.J., (1885), “Application Des Potentiels, a l’Etude de l’Equilibre et du
Movvement Des Solides Elastiques”, Gauther – Villars, Paris.
Bowles, J E., (1988), “Foundation Analysis and Design”, Civil Engineering Series, 4th
Edition, 1988, Singapore.
Briaud, J . L ., Tucker, L.M., Olsen, R.S., (1985), “Pressuremeter, Cone Penetrometer and
Foundation Design”, Short Course Notes, Texas A&M University.
Briaud, J. L., (1992), “The Pressuremeter”, A. A. Balkema, Rotterdam.
Campanella et al., (1986), "Seismic Cone Penetration Test", 14th PSC, ASCE, pp 116-130.
Campanella, R. G., Robertson, P. K., (1988), “Current status of the piezocone test.
Proceedings of First International Symposium on Penetration Testing”, ISOPT-1, Orlando,
Vol. 1, pp. 93 - 116.

II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
73

Darcy, H., (1856). “Les fontaines publiques de la ville de Dijon” Dalmont, Paris.
Douglas, B. J., Olsen, R. S., (1981), “Soil classification using electric cone penetrometer”
American Society of Civil Engineers, ASCE, Proceedings of Conference on Cone Penetration
Testing and Experience, St. Louis, pp. 209 - 227.
Fellenius, W., (1927), “Erdstatische Berechnungen - Calculation of stability of slopes”. Berlin
Gibbs, H.J., Holtz, W.G., (1957) “Research on determining the density of sands by spoon
penetration testing”, Proc. 4th Int. Conf Soil Mech. and Found. Eng., London, Vol. 1, pp.
35—39
Heijnen, W.J., (1974), “Penetration testing in the Netherlands”, Proc, Eur. Symp. on
Penetration Testing, Vol. 1, pp. 79-83, Stockholm.
Jamiolkowski, M., Ladd, C.C., Germaine, J.T., Lancelotta, R., (1985), “New developments in
field and laboratory testing of soils”, Proceedings of the 11th International Conference on Soil
Mechanics and Foundation Engineering, San Fransisco, Calif., A.A. Balkema, Rotterdam, the
Netherlands. Vol. 1. pp. 57–153.
Kerisel, J., Adam, M., (1969), “Charge limite d’um pieu en milieux argileux et limoneux”
Proc. International Soil Mechanics Foundation Engineering, 7th, Mexico, vol. 2, pp. 131-139.
Kok, L., (1974), “The effect of the penetration speed and cone shape on the Ducth static cone
penetration test results”, Proceedings ESOPT, Stockholm, Vol. 22, p. 215.
Lunne, T., Eide, O., (1976), "Correlations between Cone Resistance and Vane Shear Strength
in Some Scandinavian Soft to Medium Stiff Clays", CGJ, vol. 13, no. 4, Nov, pp. 430 - 441.
Mair, R. J., Wood, D. M., (1987) “Pressuremeter testing: methods and interpretation”
Butterworths, 160pages, CIRIA Ground Engineering Report
Mayne, P.W., Kemper, J.B., Jr., (1988), "Profiling OCR in Stiff Clays by CPT and SPT",
Geotechnical Testing Journal, ASTM, Vol. 11, No. 2, 139-147
Meigh, A.C., (1987), "Cone Penetration Testing - Methods and Interpretation", CIRIA, Butter
Menard, L., (1956), "An Apparatus for Measuring the Strength of Soils in Place," M. Sc.
Thesis, University of Illinois, Urbana, IL.
Menard, L., (1963), “Calculation of the bearing capacity of foundations based on the results
of pressuremeter tests”, Soils, Paris, 5, pp. 9-28
Meyerhof G. G., (1965), "Shallow Foundations," JSMFD, ASCE, vol. 91, SM 2, March, pp.
21-31.
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
74

Meyerhof, G. G., (1976), "Bearing Capacity and Settlement of Pile Foundations," JGED,
ASCE, vol. 102, GT 3, March, pp. 95-228 (Terzaghi Lecture).
Meyerhof, G. G., (1976), "Bearing Capacity and Settlement of Pile Foundations," JGED,
ASCE, vol. 102, GT 3, March, pp. 195-228 (Terzaghi Lecture).
Mitchell, J. K. and Lunne, T. A., (1978), “Cone Resistance as Measure of Sand Strength”,
Journal of the Geotechnical Engineering Division, ASCE, Vol. 104, No. GT7
Mitchell, J.K., Guzikowski, F. and Villet, W.C.B., (1978), “The measurement of soil
properties in situ, present methods — their applicability and potential”, U.S. Dept. of Energy
Report, Dept. of Civil Engineering, Univ. of California, Berkeley.
Muromachi, T., (1974) “Phono-sounding apparatus-discrimination of soil type by sound,”
Proceedings of the First European Symposium on Penetration Testing, Amsterdam, ESOPT-I,
Vol. 21, pp. 110-112.
Oshaki, Y., (1970), "Effects of Sand Compaction on Lique- faction During the Jokachioki
Earthquake," Soils and Foundations, Vol. 10, No. 2, June, pp. 112 – 128
Parry, R. H. G., (1977), "Estimating Bearing Capacity of Sand from SPT Values," JGED,
ASCE, vol. 103, GT 9, Sept, pp. 1014-1019.
Peck et al., (1974), “Foundation Engineering”, 2nd ed., John Wiley & Sons, New York,
514pp.
Rankine, W.J.M., (1857), “On the stability of loose earth”, Philosophical Transactions of the
Royal Society, Vol. 147, London
Richardson, (1908), “Lines of flow of water in saturated soils”, The Scientific proceedings of
the Royal Dublin Society, Vol. 11, pp. 295 - 316
Sanglerat, G., (1972), “The Penetrometer and Soil Exploration”, Elsevier Publishing,
Amsterdam.
Sanglerat, G., (1972), “The Penetrometers and Soil Exploration” Elsevier, Amsterdam, 488p.
Schmertmann J. H., (1970), "Static Cone to Compute Static Settlement over Sand," JSMFD,
ASCE, vol. 96, SM 3, May, pp.1011-1043.
Schmertmann J. H., (1978), "Guidelines for Cone Penetration Test: Performance and Design,"
FHWA-TS-78-209 (report), U.S. Dept. of Transportation, 145 pp.
Schmertmann, J. H., (1978), "Guidelines for Cone Penetration Test: Performance and
Design," FHWA-TS-78-209 (report), U.S. Dept. of Transportation, 145 pp.
Schmertmann, J.H., (1975), "The Measurement of In-Situ Shear Strength," 7th PSC, ASCE,
vol. 2, pp. 57-138.
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
75

Schmertmann, J.H., (1977), “Guidlines for CPT performance and design.” Federal Highway
Administration Report, FHWA, pp.78 – 209.
Scott, R. F., (1981), “Foundation Analysis”, Prentice-Hall, New Jersey, pp. 85-201
Seed, H. G., et al., (1986), "Moduli and Damping Factors for Dynamic Analysis of
Cohesionless Soils," JGED, ASCE, vol. 112, GT 11, Nov, pp. 1016-1032.
Stroud, M.A., Butler, F.G., 1975) “The Standard Penetration Test and the Engineering
Properties of Glacial Materials”, Proc. Symp. On Engineering Properties of Glacial Materials,
Midlands Geotechnical Society, Birmingham, pp.117-128.
Tassios, T., Anagnostopoulos, A., (1974),“Penetration Testing in Greece”, State-of the art
report, Proc. 1st Europ. Symp. On Penetration Testing, Stockholm, vol. 1, pp. 65-68.
Terzaghi, K., Peck, R. B., (1967), “Soil Mechanics in Engineering Practice”, 2nd edition,
John Wiley, New York, London, Sydney.
Tomlinson, M.J., (1977), “Pile Design and Construction Practice”, The Garden City Press
Limited, Letchworth, Hertfordshire UK
Villet, W. C, Mitchell, J. K., (1981), "Cone Resistance, Relative Density and Friction Angle,"
Proc. Symposium: Cone Penetration Testing and Experience, ASCE, St. Louis, MO, pp. 178-
208.
Zhou, S.G., (1981), “Influence of fines on evaluating liquefaction of sand by CPT”, Proc. Int.
Conf. on Recent Advances in Geotechnical Engineering and Soil Dynamics, University of
Missouri, Rolla, Vol. 1, pp. 167 – 172










Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
76












ŞEKĐLLER














II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
77





ŞEKĐL 1 SPT Đndisi-c
u
Bağıntısı (Stroud, 1974)

ŞEKĐL 2 Granüler Zeminlerde SPT Đndisi-Düşey Efektif Gerilme-Relatif Sıkılık
Bağıntısı (Gibbs, Holtz, 1957)
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
78


ŞEKĐL 3 Granüler Zeminlerde Düşey Efektif Gerilmenin Belirli Bir Değeri Đçin N
30
-D
r

Bağıntısı ( Marcuson ve Bieganousky, 1977)

ŞEKĐL 4 SPT Đndisi-Düşey Efektif Gerilme-Đçsel Sürtünme Açısı Bağıntısı (Mitchell, et
all., 1978)
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
79


ŞEKĐL 5 Yüzeysel Temellerde Emniyetli Zemin Gerilmesi-SPT Đndisi Bağıntısı
(Meyerhoff, 1965)
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
80


ŞEKĐL 6 Yüzeysel Temellerde Net Emniyetli Zemin Gerilmesi-SPT Đndisi Bağıntısı
(Peck at all., 1974)
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
81


ŞEKĐL 7 Kumlu Zeminlerde Düzeltilmiş SPT Đndisi-Sıvılaşma Riski Bağıntısı
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
82


Dinamik Sonda Yapılması
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
83


ŞEKĐL 8 Üst Tabaka Gerilmesine Bağlı Olarak SPT Đndisinin Düzeltilmesi
(N
1
=c
N
xN
30
)
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
84


ŞEKĐL 9 SPT-Dinamik Penetrometre Đndislerinin Karşılaştırılması (Bergdahl ve
Eriksson, 1983)

ŞEKĐL 10 DIN 4094’e göre SPT-DPL-DPH Đndisleri Arasındaki Bağıntılar
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
85


Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
86


ŞEKĐL 11 Tipik CPT Kayıtı
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
87


ŞEKĐL 12 Kohezyosuz Zeminlerde Relatif Sıkılık (D
r
)-Koni Uç Direnci(q
c
) Bağıntısı
(Schmertmann, 1978, Villet Mitchell, 1981)

ŞEKĐL 13 Koni Uç Direnci-Relatif Sıkılık Bağıntısı (Jamiolkowski et al., 1985)
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
88


ŞEKĐL 14 Zemin Cinsinin Sürtünme Oranı (f
r
) ve Koni Uç Direncinden (q
c
) Belirlenmesi
(mekanik uç, Schmertmann, 1977)
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
89


ŞEKĐL 15 q
c
-f
r
Bağıntısından Hareketle Zemin Cinsinin Belirlenmesi (Douglas ve Olsen,
1981)

ŞEKĐL 16 q
c
-f
r
Bağıntısından Hareketle Zemin Cinsinin Belirlenmesi (Robertson ve
Campanella, 1983)
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
90


ŞEKĐL 17 Kumlu Zeminlerde Düşey Efektif Gerilme (p
v
’), Koni Uç Direnci (q
c
) ve içsel
sürtünme açısı (Φ’) Bağıntısı (Schemertmann, 1975)

ŞEKĐL 18 Normal Yüklenmiş Kuvars Kumunda Düşey Efektif Gerilme q
c
-Φ’ Bağıntısı
(Durgunoğlu ve Mitchell, 1975)
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
91


ŞEKĐL 19 Normal Yüklenmiş Kuvars Kumunda Düşey Efektif Gerilme q
c
-Φ’
Bağıntısı(Robertson ve Campanella, 1983)

ŞEKĐL 20 Killi Zeminlerde N
k
-I
p
Hassaslık Bağıntısı (Lunne ve Eide, 1976)
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
92


ŞEKĐL 21 Killi Zeminlerde N
k
-I
p
Hassaslık Bağıntısı (Aas et al., 1986)
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
93


ŞEKĐL 22 Birim Deformasyon Faktörlerinin Bulunması (Schmertmann, Hartman ve
Brown, 1978)
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
94


ŞEKĐL 23 CPT Koni Uç Direnci Okumalarından Kazık Birim Uç Mukavemetinin
Hesaplanması (Schmertman, 1978; Heijen, 1974)

II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
95


ŞEKĐL 24 Đlk Menard Presyometresi
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
96


ŞEKĐL 25 Menard Presyometresi,
Tip 1, Şematik Görünüş

II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
97


ŞEKĐL 26 Kendi Kendine Delen Presyometre (Camkometer)
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
98


ŞEKĐL 27 Đtmeli Presyometre

II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
99


ŞEKĐL 28 Tipik Bir Düzeltilmiş Presyometre Eğrisi
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
100


ŞEKĐL 29 Tipik Bir Presyometre Deney Logu
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
101


ŞEKĐL 30 Net Limit Basınç (p
L
*)-Drenajsız Kayma Mukavemeti(c
u
)Bağıntısı (Baquelin
et al. , 1978)

ŞEKĐL 31 Kil Zemin Đçin (k) Değerleri
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
102


ŞEKĐL 32 Silt Zemin Đçin (k) Değerleri

ŞEKĐL 33 Kum ve Çakıl Đçin (k) Değerleri
II. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
103


ŞEKĐL 34 Kaya Đçin (k) Değerleri

ŞEKĐL 35 Kazıklarda Çevre Sürtünmesi (f
L
) Net Limit Basınç (p
L
*) Bağıntısı
Prof. Dr. Ahmet Sağlamer
104


ŞEKĐL 36 (α)Reolojik Faktörü ve λ
d
, λ
c
Şekil Faktörleri

ŞEKĐL 37 Çeşitli Zeminlerde Koni Uç Direnci(q
c
), SPT Đndisi (N
30
) Bağıntısı

107



P PP P P PP PR RR R R RR RO OO O O OO OF FF F F FF F. .. . . .. . D DD D D DD DR RR R R RR R. .. . . .. . A AA A A AA AT TT T T TT TĐ ĐĐ Đ Đ ĐĐ ĐL LL L L LL LL LL L L LL LA AA A A AA A A AA A A AA AN NN N N NN NS SS S S SS SA AA A A AA AL LL L L LL L
B BO OĞ ĞA AZ ZĐ ĐÇ ÇĐ Đ Ü ÜN NĐ ĐV VE ER RS SĐ ĐT TE ES SĐ Đ

1969 yılında Đstanbul Teknik Üniversitesi Đnşaat Fakültesi’nden Yk. Mühendis olarak mezun olmuş, bir sene
kadar özel bir şantiyede çalışmış, askerlik görevini yapmış ve sonrasında Ege Üniversitesi Mühendislik
Mimarlık Fakültesi’nde asistan olarak çalışmıştır. 1973-1978 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri
Illinois Eyaletinde Northwestern Üniversitesi’nde doktora çalışmalarını tamamladıktan sonra 1978 yılında ĐTÜ
Maçka Mühendislik Mimarlık Fakültesi’nde doktor asistan olarak kabul edilmiş, aynı üniversitede 1982 yılında
Doçent, 1988 yılında Profesör olmuş ve 2002 yılında Boğaziçi Üniversitesi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem
Araştırma Enstitüsü, Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı’na geçmiştir. Kendisi halen aynı birimde görev
yapmaktadır.

Atilla Ansal Amerika Birleşik Devletleri dışında Norveç, Đtalya, Đngiltere, Portekiz, ve Japonya’da misafir
öğretim üyesi olarak bulunmuştur. Kendisi halen 1994 yılından beri sürdürmekte olduğu Avrupa Deprem
Mühendisliği Birliği Genel Sekreterlik görevine ek olarak 2002 yılından beri Springer tarafından yayınlanmakta
olan “Bulletin of Earthquake Engineering” adlı mühendislik dergisinin ve "Geological, Geotechnical and
Earthquake Engineering" adlı kitap serisinin editörlüklerini sürdürmektedir. Bu görevlerin dışında Atilla Ansal
1998-2000 yılları arasında Đnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı, 1990-1992 yıları arasında ise
Đnşaat Mühendisleri Odası, Đstanbul Şubesi Başkanlığı yapmıştır. Bugüne kadar 20 yüksek lisan tezi 13 doktora
tezi yönetmiştir.

Atilla Ansal’ın farklı konferans ve dergilerde yayınlanmış 200'ün üstünde Türkçe ve Đngilizce bildiri, makale,
kısa yazı ve araştırma raporu bulunmaktadır. Kendisinin ilgi alanları olarak; laboratuar ve arazi zemin deneyleri,
zemin davranışları ve bünye denklemleri, zemin dinamiği, geoteknik deprem mühendisliği, sismik tehlike ve
sismisite, depremlerde kuvvetli yer hareketi, sismik mikro bölgeleme, sıvılaşma, deprem senaryoları konuları
sayılabilir.









108














III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

109

“ZEMĐNLERĐN TEKRARLI GERĐLMELER ALTINDA DAVRANIŞLARI VE
DEPREMLERDE
YEREL ZEMĐN KOŞULLARININ ETKĐSĐ”
1. GĐRĐŞ
Günümüzde depremlerde hasara yol açan ana faktörler bilinmektedir. Bu bağlamda hem
güvenli hem ekonomik olarak deprem hasarlarını azaltmak mümkün olabilir. Depreme
dayanıklı yapı üretiminde maliyeti arttırıcı önlemler yerine, araştırmalara dayalı olarak daha
uygun alanlar ve tasarım ilkelerinin belirlenmesi, yerleşim politikaları ve imar planları ile
gelişmelerin yönlendirilmesi olabilecek bir depremin etkisini azaltmada tercih edilmelidir.
Problemin çözümünü sadece depreme dayanıklı yapı üretiminde aramak gerçekçi bir yaklaşım
değildir. Depreme dayanıklı yapı yapabilmek yalnızca teknik bir sorun olmaktan öte sosyal
ve ekonomik faktörlere de bağlıdır. Bu nedenle amaç, deprem etkileri açısından daha az
tehlikeli alanların belirlenmesi ile ilave maliyetlerin azaltılması, böylece hem ülke ekonomisi
açısından kaynakların akılcı kullanımını, hem de deprem hasarının en aza indirilmesini
sağlamaktır.

Depreme dayanıklı yapıların yapılması için izlenen yaklaşımda yakın zamana kadar bölgenin
sismisitesi ve kabaca sınıflandırılmış zemin cinsi ile yapıya ait özelliklerin bilinmesi yeterli
olarak görülmekte idi. Oysa son yirmi yıl içinde karşılaşılmış ve yorumlanabilmiş hasar
dağılımları daha detaylı çalışmalar yapılması gereğini ortaya çıkarmıştır. Deprem sonrası
hasar dağılımı esas alınarak bir şehri bölgelere ayırmak yeniden yapılaşma için iyi bir
kılavuzu olabilir. Fakat hasar kayıtlarının seçilen bölgenin tümü için yeterli olmadığı ya da
hızlı yapılaşmaya maruz kalan bölgelerde yapılaşmanın şeklini tayin etmek için yıkıcı bir
depremin olmasını beklemek yerine böyle bir durumun mevcut verilere dayanarak
geliştirilmiş yöntemlerle incelenmesinin yararı açıktır.

Depremlerde yapısal hasara etki eden faktörler üç grup altında; deprem, yerel zemin ve yapı
özellikleri olarak tanımlanabilir (Ansal, 1986). Zemin tabakalarının cins, kalınlık, yeraltı su
seviyesi gibi özelliklerinin kısa mesafeler içinde çok değişebilmesi, farklı bölgelerde inşa
edilmiş aynı tip yapılarda farklı deprem hasarlarına sebep olabilmektedir. Geçmiş depremlere
ait ivme ve hasar kayıtları incelendiğinde bu açıkça görülmektedir. Dolayısıyla hasarın
azaltılması amacıyla deprem esnasında farklı davranış gösterecek bölgelerin önceden
belirlenmesi ve bu bölgelerde gereken önlemlerin alınması doğru bir yaklaşım olacaktır.

Zemin tabakaları, içinden geçen deprem dalgalarının özelliklerini etkilediği kadar, deprem
dalgaları, örneğin sıvılaşma ve şev kaymalarında gözlendiği gibi, zemin tabakalarının
mukavemet ve şekil değiştirme özelliklerini de etkiler (Ansal, 1994, 1995). Böyle
durumlarda bu tabakalar üzerinde yer alan yapılar sadece zemin özelliklerinin değişmesi
sonucu büyük hasar görebilirler. Bu nedenle bu tür potansiyele sahip bölgelerin belirlenmesi
Prof. Dr. Atilla Ansal
110

ve detaylı incelenmesi olabilecek hasarın azaltılması açısından gereklidir.

Bir bölgede depremlerin etkisini incelerken, öncelikle zemin tabakalarında deprem nedeniyle,
oturmaların, sıvılaşmanın, yamaç ve şevlerde kaymaların olabileceği bölgeler uygun analiz
yöntemleri ile değerlendirilmelidir. Son yıllarda olan depremlerde meydana gelen hasarlar ve
bu konuda yapılmakta olan araştırmalardan elde edilen sonuçlar, karşılıklı etkileşim yapan
deprem özellikleri ve zemin koşullarının yapısal hasar üzerindeki etkisinin önemli olduğunu
göstermiştir (Ansal ve Lav, 1995; Ansal ve Siyahi, 1995). Deprem riskinin yüksek olduğu
bölgelerde detaylı sismolojik, jeolojik ve geoteknik incelemelerinin yapılması ve bu
çalışmalardan elde edilen sonuçların değerlendirilerek, bölgede oluşabilecek depremlerin
özelliklerini ve bu özelliklerin farklı jeolojik ve zemin koşullarında nasıl olacağının
belirlenebilmesi için kuvvetli yer hareketi kayıt ağları oluşturulması tercih edilen bir
yaklaşımdır.

Depremler sırasında yerel zemin tabakalarının dinamik davranış özelliklerinin yapısal hasar
üzerindeki etkisi önemli olabilir. Yapıların deprem kuvvetlerine karşı projelendirilmelerinde
üzerinde bulundukları zemin tabakalarının hakim peryot, büyütme düzeyi, sıvılaşma riski gibi
dinamik özelliklerinin dikkate alınması gerekmektedir. Bunun yanında yeni yerleşime
açılacak olan alanlarda yapılacak mikrobölgeleme çalışmaları ile bölgelerin deprem sırasında
gösterecekleri muhtemel davranış özellikleri belirlenmelidir. Ayrıca mevcut yerleşim
alanlarında yapılacak çalışmalarla da olası bir depremde hasarın ve can kaybının
yoğunlaşacağı alanlar belirlenerek gerekli tedbirlerin alınması yoluna gidilmelidir.

Yerel zemin tabakalarının dinamik davranış özelliklerinin belirlenmesinde kullanılan
yöntemlerden ilki arazi deneyleri ve laboratuvar deneyleri ile zemin tabakalarının dinamik
kayma modülü, sönüm katsayısı gibi parametrelerini belirleyerek ve uygun zemin modelleri
kullanarak deprem sırasında karşılaşılacak davranış özellikleri hakkında tahminde
bulunmaktır. Ancak arazi deneylerinin ve laboratuvar deneylerinin maliyetlerinin oldukça
yüksek oluşu bu yöntemin ancak önemli yapıların projelendirilmesinde kullanılabilmektedir.
2. ZEMĐNLERĐN TEKRARLI GERĐLMELER ATINDA DAVRANIŞI
Depremler zemin tabakaları üzerinde düzensiz tekrarlı gerilmelere yol açar. Bu gerilmeler
altında zemin elemanlarının nasıl bir davranış göstereceklerinin incelenmesi ve buna göre bir
değerlendirme yapılması uygun olacaktır. Zemin tabakaları deprem özelliklerini ve deprem
dalgaları da zemin tabakalarının gerilme-şekil değiştirme ve kayma mukavemeti özelliklerini
değiştirir. Zemin elemanlarının tekrarlı gerilmeler altında davranışlarını incelerken iki konu
önem kazanır. Bunlardan ilki tekrarlı kayma gerilmeleri altında kayma mukavemeti diğeri ise
gerilme şekil değiştirme ilişkileridir. Diğer önemli bir inceleme konusu ise tekrarlı gerilmeler
sonrası kayma mukavemeti ve gerilme şekil değiştirme özeliklerinde meydana gelen
değişmelerdir. Bu değişiklikler arazi deneyleri ve laboratuvar deneyleri ile belirlenebilir ve
uygun analiz yöntemleri kullanılarak bir deprem sırasındaki zemin tabakalarının olası
davranışları tahmin edilebilir.
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

111

Zemin tabakalarından alınmış örselenmemiş zemin numuneleri üzerinde yapılan laboratuvar
deneylerinden elde edilen sonuçlar zeminlerin tekrarlı gerilmeler altında gerilme şekil
değiştirme özelliklerinin değiştiğini göstermektedir. Bu değişikliği incelerken aralarında
benzerlikler olmasına rağmen, gözlenen davranışlardaki önemli farklılıklar nedeniyle zemin
cinslerine (ince daneli zeminler, siltler ve killer; kaba daneli zeminler, kumlar ve çakıllar)
bağlı olarak bir değerlendirme yapılmalıdır. Zemilerin tekrarlı gerilmeler altında
davranışlarının etkileyen önemli faktörler; birim şekil değiştirme genliği, efektif çevre
basıncı, çevrim sayısı veya deprem süresi, suya doygunluk, boşluk oranı, ince danelerin
plastisitesi, aşırı konsolidasyon oranı ve meydana gelen deprem titreşimlerin frekans içeriği
olmaktadır (Ansal, 1995).

Zeminlerin tekrarlı gerilmeler altında gerilme-şekil değiştirme özellikleri tanımlarken dinamik
kayma modülü ve sönüm oranının değişimleri incelenir. Gözlenen zemin davranışlarında
diğer inşaat malzemelerinden farklı olarak gerilme-şekil değiştirme ve mukavemet
davranışlarında farklı eşiklerin bulunduğu gözlenmiştir. Bu eşiklerin ilki elastik davranış
eşiği ikincisi ise plastik davranış eşiği olarak tanımlanabilir. Bu eşikler zemin elemanlarının
elastik, elastoplastik ve plastik davranışları arasındaki sınırları oluşturmaktadır. Diğer yandan
uniform tekrarlı kayma gerilmeleri altında yapılan deneylerde tekrarlı kayma gerilmesi
genliği-birim kayma genliği ilişkisinden çevrim sayısına bağlı olarak bir akma noktası diğer
bir değişle bir dinamik kayma mukavemeti tanımlanabilmektedir. Bunun dışında tekrarlı
yükleme sonrası veya deprem sonrası kayma mukavemeti ve gerilme-şekil değiştirme
özelliklerinde, efektif gerilmesinin azalması ve dane yapısının bozulması sonucunda bir
yumuşama, statik kayma mukavemetinde azalmalar ve ek oturmalar ortaya çıkabilmektedir.
Ayrıca kayma mukavemetindeki azalmalar temel göçmelerine de yol açabilir. Arazide ve
laboratuvarda bulunan kayma modülü ve sönüm oranlarına etki eden faktörler: deney
yöntemi, zemin cinsi, örselenme, gerilme durumu, numune hazırlama, gerilme geçmişi,
deformasyon geçmişi, suya doygunluk, yükleme frekansı olarak sıralanabilir.

Tekrarlı gerilmeler altında kaba daneli zeminlerde karşılaşılan önemli bir olayda sıvılaşma
olarak tanımlanan kayma mukavemetin kısa bir süre için sıfır olması olayıdır. Tekrarlı
gerilmeler sonucunda daneler ararında bulunan suyun basıncının artması yani boşluk suyu
basıncının artması danelerin birbirinden uzaklaşmasına ve zemin elemanının kısa bir süre için
viskos bir sıvı gibi davranmasına yol açmasıdır. Bunun sonucunda binalarda dönmeler ve
oturmalar meydana gelebilir. Sıvılaşmaya etki eden başlıca faktörler, relatif sıkılık, aşırı
konsolidasyon oranı, çökelmeden sonra geçen süre, dane boyutları, dane şekli ve dane
dağılımı, numune hazırlama yöntemi, örselenme, ince dane oranı ve plastisitesi olarak
sıralanabilir.
2.1. Killerin tekrarlı kayma gerilmeleri altında davranışları
Killerin tekrarlı gerilmeler altında davranışları üzerinde geçmişte çok sayıda araştırma
yapılmıştır. Bu konudaki ilk çalışmalar Seed ve Chan (1966), Thiers ve Seed (1968,1969)
tarafından yapılan çalışmalardır. Bu çalışmalarda killerin gerilme şekil değiştirme
davranışları ve mukavemet özellikleri tekrarlı üç eksenli ve tekrarlı basit kesme deneylerine
Prof. Dr. Atilla Ansal
112

dayanarak incelenmiştir. Literatürde mevcut diğer bir grup çalışmada Sangrey vd. (1969,
1978), Sangrey ve France (1980) tarafından yapılmıştır. Bu çalışmalarda killerin gerilme
şekil değiştirme boşluk suyu basıncı davranışları düşük hızlarda yapılan üç eksenli tekrarlı
yükleme deneylerine dayanarak incelenmiştir. Killerin tekrarlı gerilmeler altında davranışları
Brown ve Lashine (1975), Idriss (1978), Wood (1982), Koutsoftas (1980), Matsui (1980),
Yasuhara vd. (1982), Dyvik vd. (1983), Goulis vd. (1985), Ishihara (1980, 1985), Ishihara ve
Kasuda (1984), Vucetic (1988,1990,1991) gibi bir çok araştırmacı tarafından da incelenmiştir.

Normal konsolide killerin farklı tekrarlı kayma gerilmeleri altında gerilme-şekil değiştirme-
boşluk suyu basıncı davranışları laboratuvarda büyük çaplı konsolidasyon cihazlarında
hazırlanmış kaolin numuneler üzerinde yapılan deneylere dayanarak incenlemiştir (Ansal ve
Erken, 1989). Bu çalışmada bir tekrarlı kayma gerilmesi genliğinde elde edilen birim şekil
değiştirme ve boşluk suyu basınçlarının çevrim sayısına göre değişimine bir örnek Şekil 1’de
verilmiştir. Şekil 2’de ise bu çalışma çerçecesinde 0.1 Hz frekansında yapılan tekrarlı basit
kesme deneylerinden elde edilen sonuçlar toplu halde gösterilmiştir. Bu şekilde düşey
eksende verilen tekrarlı kayma gerilmesi oranı uygulanan kayma gerilmesi genliklerinin aynı
deney sisteminde statik deneyler sonucunda bulunan konsolidasyonlu drenajsız kayma
mukavemetine oranı olarak gösterilmiştir. Her iki ekseninde logaritmik skala ile verilmesinin
amacı küçük çevrim sayılarında ve küçük birim şekil değiştirmelerde aradaki farkları daha
açıkça gösterebilmektir. Buradan da görülebileceği gibi tekrarlı kayma gerilmeleri altında
davranışlarda bazı eşikler tanımlanması uygun olmaktadır. Örneğin uygulanan çevrim
sayısından bağımsız olarak şekil değiştirmelerin çok sınırlı kaldığı bir kritik gerilme oranı
tanımlamak mümkün olabilmektedir.
-6
-4
-2
0
2
4
6
-20
0
20
40
60
80
100
0 10 20 30 40 50 60 70
B
Đ
R
Đ
M

K
A
Y
M
A

(
%
)
B
O
Ş
L
U
K

S
U
Y
U

B
A
S
I
N
C
I

(
k
P
a
)
ÇEVRĐM SAYISI
Boşluk Suyu Basıncı
Birim Kayma

Şekil 1. Bir tekrarlı kayma gerilmesi genliğinde birim kayma ve boşluk suyu basıncının
çevrim sayısına göre değişimi
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

113

0.1
1
10
100
1 10 100 1000
B
i
r
i
m

K
a
y
m
a

(
%
)
Çevrim Sayısı
0.27
0.36
0.42
0.60
1.10

Şekil 2. Farklı tekrarlı kayma gerilmesi genliklerinde yapılan deneylerden bulunan birim
kayma genliklerinin çevrim sayısına göre değişimi
Bu kritik gerilme tanımı ilk olarak Larew (1962) tarafından göçmeye yolaçan en büyük
tekrarlı gerilme seviyesi olarak yapılmıştır. Daha sonra Sangrey vd (1969, 1978) ve France
ve Sangrey (1977) böyle bir tanımın geçerli olduğunu yaptıkları bir seri tekrarlı üç eksenli
deneylerin sonuçlarına dayanarak göstermişlerdir. Sangrey vd. (1969) bu bağlamda efektif
gerilme uzayında “tekrarlı limit durum çizgisi” tanımlamış ve tekrarlı gerilme uygulaması
sonunda oluşan kalıcı boşluk suyu basınçlarının uygulanan tekrarlı gerilmelerin kritik
gerilmelerden az olması durumunda doğrusal bir değişim göstereceğini belirlemiştir. Daha
büyük tekrarlı gerilme seviyelerinde büyük birim şekil değiştirme genliklerinin oluştuğunu ve
sürekli artan boşluk suyu basınçlarının efektif gerilme izinin kırılma zarfına doğru gitmesine
yol açtığını göstermiştir.

Tekrarlı gerilmeler etkisinde zemin numunesinde oluşan yumuşamanın, kayma mukavemeti
üzerindeki etkisinin ne mertebede olacağı da incelenmesi gereken bir konu olmaktadır. Bu
bağlamda Şekil 3’de tekrarlı gerilmeler altında farklı çevrim sayıları için bulunan gerilme-
birim şekil değiştirme eğrileri verilmekte. Bu eğriler bir anlamda zeminlerde statik gerilmeler
altında kayma mukavemetini bulmak için yapılan üç eksenli basınç deneylerinden bulunan
eğriler ile aynı anlamı taşımaktadır. Burada amaç tekrarlı gerilmeye maruz kalan
numunelerde çevrim sayısına bağlı olarak kayma mukavemetindeki azalmayı belirlemektir.
Şekil 3’den görülebileceği gibi 50 çevrim sonrasında meydana gelen kayma mukavemeti 10
çevrim sonrasında oluşan kayma mukavemetine göre daha küçük olmaktadır. Bu mühendislik
uygulaması açısından, zemin emniyet gerilmesinin veya zemin taşıma gücünün depremler
sonrası azalacağı anlamına gelmektedir (Ansal ve Yıldırım, 1989).
Prof. Dr. Atilla Ansal
114

0.2
0.3
0.4
0.5
0.6
0.7
0.8
0.9
0 0.5 1 1.5 2 2.5 3
T
e
k
r
a
r
l
ı

K
a
y
m
a

G
e
r
i
l
m
e
s
i

O
r
a
n
ı
Birim Kayma (%)
N = 10 50 100
500

Şekil 3 Tekrarlı basit kesme deneylerinden çevrim sayılarına göre kayma gerilmesi birim
kayma eğrileri
2.2. Deprem Sonrası Zemin Davranışları
Tekrarlı gerilme uygulamaları sonrası zemin davranışları incelenirken olayın iki yönü
bulunduğu hatırlanmalıdır. Bunlardan ilki kayma mukavemetinde, ikincisi gerilme şekil
değiştirme özelliklerinde meydane gelebilecek olan azalmalardır. Kayma mukavemetinde
oluşabilecek azalmaların mertebesi konusunda araştırmacılar arasında farklı görüşler
bulunmaktadır. Bu konuda Castro ve Christian (1976), Andersen vd. (1980), ve Koutsoftas
(1978) tekrarlı gerilmeler sonrası büyük şekil değiştirme mertebelerinde bile kayma
mukavemeti kaybının çok fazla olmayacağını gösteren deney sonuçları elde etmişlerdir. Diğer
yandan ise Thiers ve Seed (1969), Taylor ve Bacchus (1969), and Lee ve Focht (1976), kayma
mukavemetindeki azalmanın tekrarlı birim şekil değiştirme akma noktasına karşı gelen birim
şekil değiştirme oranının büyük olması durumunda önemli mertebelere çıktığını gösteren
deney sonuçları bulmuşlardır. Sangrey ve France (1980) ise tekrarlı yükleme sonrası kayma
mukavemetinin uygulanmış olan kayma gerilmesi genliğinin kritik değere yaklaştıkça %50
mertebesinde azalabileceğini gözlemiştir.

Deprem sırasında olduğu kadar deprem sonrası da zemin davranışlarının incelenmesi
gerekmektedir. Gene laboratuvar deney sonuçlarına bakarak bu durum incelenebilir. Doğada
deprem titreşimleri bir süre sonra durmaktadır, ama zemin tabakaları içinde deprem sırasında
oluşmuş boşluk suyu basınçları hemen sönümlenmiyor. Efektif gerilmelerindeki bu
azalmanın yanı sıra zemin tabakalarında oluşan şekil değiştirmeler nedeniyle zemin dane
çatısının örselenmiş olması, zemin tabakalarında gerilme şekil değiştirme davranışlarında
yumuşamaya, kayma mukavemetinde azalmaya ve ek oturmalara yol açabilir. Kayma
mukavemetinde meydana gelebilecek azalmalara örnek olarak Haliç kili üzerinde 1980’li
yıllarda yapılmış dinamik basit kesme deneyleri verilebilir (Ansal ve Yıldırım, 1989). Bu
deneylerden elde edilen sonuçları tekrarlı kayma gerilmeleri sonucunda bulunan kayma
mukavemeti azalmalarını kayma mukavemeti ve tekrarlı birim kayma oranları;
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

115

Tekrarlı yükleme sonrası kayma mukavemeti
Kayma Mukavemeti Oranı = -------------------------------------------------------------- (3.1)
Statik kayma mukavemeti

En büyük birim kayma genliği
Tekrarlı Birim Kayma Oranı = --------------------------------------------- (3.2)
Statik deneydeki birim kayma

kullanılarak açıklamak doğru olabilir. Şekil 4’te uygulanan tekrarlı kayma gerilmesi
genliğinin belirli bir eşikten küçük olması durumunda kayma mukavemetinde bir azalma
olmadığı, ama bu kayma gerilmesi eşiğinden daha büyük kayma gerilmesi genliklerinde
çevrim sayısına bağlı olarak kayma mukavemetinde bir azalma meydana geldiği
görülmektedir. Bu şekilde düşey eksen, tekrarlı kayma gerilmeleri uygulanması sonrası ile
tekrarlı kayma gerilmeleri uygulanmadan önce bulunan statik kayma mukavemetleri oranı,
diğer bir değişle tekrarlı kayma gerilmesi uygulanmasının, kayma mukavemetinde meydana
getirdiği azalma oranını göstermektedir. Kayma mukavemetindeki bu azalma Şekil 5’de
gösterilmiş olduğu gibi kritik bir kayma gerilmesi genliğinden küçük kaldığı sürece sınırlı
kalmaktadır. Ama bu kritik sınır aşıldığına kayma mukavemetindeki azalma hızlı bir şekilde
artabilmektedir. Bu sonuçlar küçük depremlerde zeminlerde önemli bir değişiklik
olmayacağını göstermektedir. Fakat büyük depremlerde durum farklı olmakta, eğer zemin
tabakaları içinde oluşan tekrarlı kayma gerilmeleri bu kritik değerden büyük olur ise deprem
sonrası statik kayma mukavemetinde büyük azalmalar oluşabilmektedir. Bu da taşıma gücü
azalmasına ve temel göçmelerine yol açabilir. Buradan da görülebileceği gibi, bu durumda da
zemin eşikli bir davranış sergilemektedir.

Şekil 4. Tekrarlı kayma gerilmesi uygulaması sonrası statik kayma mukavemetinde azalma
Prof. Dr. Atilla Ansal
116


Şekil 5. Tekrarlı kayma gerilmesi uygulaması sonrası kayma mukavemetinde oluşan azalma
Tekrarlı gerilmeler sonrası meydana gelen kayma mukavemeti azalmalarının başlıca iki
nedeni olduğu kabul edilebilir. Bunlar tekrarlı gerilmeler sırasında oluşan boşluk suyu
basınçları nedeniyle efektif gerilmelerdeki azlama diğeri ise tekrarlı gerilmeler etkisi ile
oluşan birim şekil değiştirmelerin dane çatısını değiştirmesidir. Diğer bir açıdan oluşan
boşluk suyu basınçlarının da şekil değiştirmelere bağlı olduğu hatırlanacak olursa tekrarlı
gerilmeler sonrası oluşacak kayma mukavemeti azalmaları tekrarlı gerilmeler sırasında oluşan
birim şekil değiştirmelere bağlı olacaktır.

Zemin tabakalarında bir de deprem sonrası oturmalar söz konusu olabiliyor. Aslında düşey
yüklerde bir artış olmadığı sürece yapılarda ilave oturmalar olmaması gerekir. Ama
depremlerde bu durum değişebilmekte ve depremler sırasında oluşan tekrarlı kayma
gerilmeleri etkisiyle zemin boşluklarını dolduran suyun basıncı artabilmektedir. Suyun
basıncının artması bir hidrolik eğim oluşmasına ve bunun da suyun zemin tabakaları içinde
hareket etmesine yol açmakta ve böylece zemin tabakalarında hacim küçülmesi ve oturmalar
ortaya çıkabilmektedir. Killerde bu biraz yavaş, kumlarda ise hızlı bir şekilde oluşacaktır.
Şekil 6’da bu olayı incelemek amacıyla dinamik basit kesme deney sistemi kullanılarak
yapılmış oturma deney sonuçları gösterilmiştir (Ansal ve Tuncan,1989). Bu sonuçlardan
çevrim sayısı, diğer bir değişle deprem süresi uzadıkça, bütün diğer parametreler aynı
kalmasına rağmen meydana gelen oturmalarda bir artış olduğu görülmektedir.

III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

117


Şekil 6.Tekrarlı gerilmeler sonucunda oluşan konsolidasyon oturmaları

Đnce daneli zeminlerde tekrarlı kayma gerilmeleri uygulaması ile oluşan boşluk suyu
basınçlarının sönümlenmesi sonrası ortaya çıkan konsolidasyon oturmalarını incelemek
amacıyla Đstanbul’da iki bölgede yapılmış sondajlardan elde olunmuş örselenmemiş doğal kil
numuneleri üzerinde bir seri deneyler yapılmıştır. Birinci grup numuneler Haliç Kilinden
ikinci grup numuneler ise Boğaz’ın kuzeyinde, Baltalimanı’nda zemin kesitinde yeralan yalın
organik siltli kil (CL/OL) tabakasından elde edilmiştir. Bu deneylerde boşluk suyu
basınçlarının sönümlenmesi sonucu oluşan oturmalar üzerine uygulanan tekrarlı gerilme
genliğinin, çevrim sayısının ve aşırı konsolidasyon oranının etkisi incelenmiştir.

Zemin numuneleri dinamik basit kesme deney hücresine yerleştirilmiş ve K
0
koşulunda
adımsal olarak odometre deneyinden bulunmuş olan ön konsolidasyon basıncından büyük bir
basınca konsolide edilmişlerdir. Đstenen aşırı konsolidasyon oranını elde etmek amacıyla
zemin numunelerinde yükler adımsal olarak azaltılmıştır. Bu aşamada konsolidasyon ve
kabarmanın tamamlanması sonrası numunelere drenajsız koşullarda belirli çevrim sayılarında
tekrarlı gerilmeler uygulanmıştır. Tekrarlı gerilmeler uygulaması sonrası drenajlar açılmış ve
boşluk suyu basıncı sönümlenirken oturmalar izlenmiştir. 24 saat sonrasında ve oturmaların
tamamlanması üzerine numuneler odometre denelerinde olduğu gibi 800 kPa konsolidasyon
basıncına kadar adımsal olarak yüklenmişlerdir.

Bu çalışmanın ilk aşamasında tekrarlı gerilmeler altında boşluk suyun basıncının artımı ve
bunun sonucunda oluşan oturmalar üzerinde aşırı konsolidasyon oranının etkisi incelenmiştir.
Bu amaca yönelik olarak Haliç kilinden alınmış numuneler adımsal olarak odometre
deneylerinden bulunmuş olan önkonsolidasyon basıncından büyük gerilmelere konsolide
edilmiş istenen aşırı konsolidasyon orannı elde edebilmek için düşey gerilmeler boşaltılmıştır.
Planmış olan deney aşamasına gelinince numunelere, genliği drenajsız kayma mukavemetinin
%50’sine eşit tekrarlı kayma gerimeleri 0.1 Hz frekansında 50 çevrim uygulanmıştır.
Prof. Dr. Atilla Ansal
118

Karşılaştırma yapabilmek için tekrarlı kayma gerilmeleri uygulanırken düşey gerilmeler bütün
deneylerde aynı tutulmuştur.

Boşluk suyu basıncı oluşumu aşırı konsolidasyon oranı birden büyük olan numunelerde sınırlı
kalmakta ve oluşan oturmalarda ihmal edilebilir olmaktadır. Bu numunelerde tekrarlı kayma
gerilmelerinin konsolidasyon davranışlarına bir etkisi olmadığı gözlenmiştir. Aşırı konsolide
killer üzerinde yapılmış deneylerden (Andersen vd.,1980) gözlenmiş olan boşluk suyu basıncı
oluşumlarına benzer olması nedeniyle beklenen bir davranıştır.

Normal konsolide numunelerde (AKO=1) yapılan deneyler farklı bir davranış sergilemişlerdir
(Matsui vd.,1980). Bu numunelerde boşluk suyu basınçları daha yüksek değerlere çıkmakta
ve oluşan oturmalar önemli olmaktadır. Şekil 6’de gösterilmiş olduğu gibi tekrarlı kayma
gerilmeleri sonunda boşluk oranında oluşan azalma kalın kil tabakalarında önemli oturmalara
yol açabilecektir.

Çalışmanınn ikinci aşamasında diğer önemli iki faktörün, tekrarlı kayma gerilmesinin genliği
ve çevrim sayısının etkileri incelenmiştir. Đlk olarak çevrim sayısının etkisi aynı düşey basınç
altında konsolide edilmiş numuneler aynı kayma gerilmesi genliği uygulanarak yapılan
deneyler ile incelenmiştir. Şekil 6’da farklı çevrim sayılarında yapılmış olan üç deneyden
elde edilen sonuçlar gösterilmiştir. Beklendiği gibi çevrim sayısının artması boşluk suyu
basıncı artışlarını ve buna bağlı olarak da oluşan oturmaların artmasına neden olmaktadır.


Şekil 7. Tekrarlı gerilme oranı ve çevrim sayısına göre birim oturmaların değişimi
Oluşan oturmalar üzerinde uygulanan tekrarlı gerilme ve çevrim sayısının etkisini incelemek
amacıyla, Şekil 7’de birim boy kısalmasının çevrim sayısına göre değişimi logaritmik eksende
gösterilmiştir. Yapılmış olan deneyler çerçevesinde doğrusal bir ilişkinin geçerli olduğu
görülmektedir. Bu yaklaşım çerçevesinde, üç adet tekrarlı basit kesme deneyi sonucuna
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

119

dayanarak, eş değer çevrim sayısı tahmin edilebilen bir deprem sonrası oluşabilecek oturma
seviyesini tahmin etmek mümkün olabilir.
3. KUMLARDA SIVILAŞMA
Sıvılaşma konusunda laboratuvarda çeşitli dinamik deney aletleri ile sürdürülen çalışmalarda
sıvılaşmaya karşı en hassas zemin türünün suya doygun gevşek ince kum zeminlerin olduğu
bilinmektedir. Seed ve Lee (1966), Seed ve ve Peacock (1971), Ishihara ve Li (1972)
laboratuvarda hazırlanmış kum zeminler üzerinde yürüttükleri dinamik deneylerde zeminin
sahip olduğu rölatif sıkılığın, başlangıçtaki konsolidasyon basıncının, uygulanan tekrarlı
gerilmenin ve bu gerilmenin uygulanma tekrar sayısının kumların dinamik davranışları
üzerindeki etkilerini araştırmışlardır (Seed, 1979).

Sıvılaşma suya doygun bir kum tabakasını oluşturan daneler arasındaki temasın kaybolması
ve su içerisinde asılı konuma geçmesi durumu olarak ifade edilebilir. Bu yüzden, çevre
basıncı etkisi altındaki daneciklerin birbirileri arasındaki sürtünme ile oluşabilecek
deformasyonlara karşı koymaları nedeniyle, zemin türü sıvılaşmaya karşı hassasiyette en
önemli faktörlerden birisidir. Eğer zemin ince daneli veya ince dane içeriğine sahipse ince
daneler arasındaki kohezyon veya adezyon oluşumu danelerin birbirlerinden ayrılmalarını
güçleştirecektir. Bu mantıkla hareket edildiğinde genellikle ince dane varlığının kumların
sıvılaşma direncine arttırıcı yönde etki etmesi beklenebilir.

Kum içerisinde bulunun silt ve kil türü zeminler kumun dinamik yükler altındaki davranışını
etkilediği 1960’lı yıllardan beri bilinmektedir. Geçmişte yapılan çalışmalarda ince dane
içeriğinin ve plastisitenin kumların sıvılaşmaya karşı direncini ne şekilde etkilediği
konusunda tam bir fikir birliği sağlanmış değildir. Hatta birçok karşı fikirden söz edebilmek
mümkündür. Bu zıt düşünceler özellikle plastik olmayan siltlerin varlığı durumunda ortaya
çıkmaktadır. Öyle ki, yapılan bazı çalışmalarda (Ishihara vd.,1978; Dobry vd., 1985) silt
içeriğindeki artışın kumların sıvılaşmaya karşı direncini artırdığı sonucuna varılırken, diğer
bazı çalışmalarda (Tronsco ve Verdugo, 1985; Vaid, 1994) silt içeriği oranındaki artışın
kumların sıvılaşmaya karşı olan direncini azalttığı sonucuna varılmıştır.

Geçmişte yapılan çalışmalar ışığında ortaya çıkan yaygın kanı plastik olmayan silt içeriğinin
kumların sıvılaşma direncini azalttığı, plastik silt içeriğindeki artışın ise kumların sıvılaşma
direncini arttırdığı şeklindedir. Yapılan bazı çalışmalarda da silt içeriğindeki belirli oranların
sıvılaşmaya karşı kritik değerler ifade ettiği belirlenmiştir.

Şekil 8’de laboratuvarda bir araştırma çerçevesinde yapılmış deneylerden elde olunmuş
sonuçları gösteriliyor. Bunlar örselenmemiş numuneler üzerinde yapılmış dinamik basit
kesme deneyleridir. Şekil 8’de killi kum zemin numunelerinde kil oranını arttıkça eğrilerin
yukarı, güvenli tarafa doğru kaydığı gözleniyor. Bu eğrilere sıvılaşma mukavemeti eğrileri
Prof. Dr. Atilla Ansal
120

denmektedir. Düşey eksen deprem sırasında oluşan tekrarlı kayma gerilmesi oranını, yatay
eksen ise çevrim sayısını gösteriyor.


Şekil 8. Killi kum numuneler üzerinde yapılmış sıvılaşma deney sonuçları

Sıvılaşma direnci siltli kum numuneleri üzerinde yapılan deneyler ile incelendiğinde biraz
daha farklı bir sonuçla karşılaşıyoruz. Şekil 9’da siltli kumlarda ve kumlu siltlerde yapılmış
dinamik basit kesme deney sonuçları veriliyor. Bu şekilde düşey eksen boşluk suyu basıncı
oranını, yatay eksen de çevrim sayısını gösteriyor. Boşluk suyu basıncı oranı 1 olduğu
zaman, yani boşluk suyu basıncı çevre basınca eşit olduğu zaman sıvılaşma oluyor demek.
Buradan da görüldüğü gibi silt oranı arttıkça, ki silt oranı aslında alüvyon zeminlerde daha
hakim bir zemin cinsidir, sıvılaşma daha kolaylaşıyor.

Örselenmemiş killi ve siltli kum numuneleri üzerinde iki grup deney yapılarak sıvılaşmaya
etki eden faktörler incelenmiştir (Erken ve Ansal, 1993, 1994; Erken vd.,1995). Birinci grup
deneyler ince dane oranı %16-%35 arasında değişen siltli kum numuneler üzerinde farklı
tekrarlı gerilme genliklerde yapılmıştır. Đkinci grup deneyler ince dane oranı %11 ile %29
arasında değişen killi kum numneler üzerinde yapılmıştır (Ansal ve Erken, 1990). Bu
numunelerde plastisite indisi PI %14 ve %26 arasında değişmektedir.

Siltli kum ve kumlu siltle numeneler üzerinde yapılmış sıvılaşma deneylerinden ince dane
oranının etkisi Şekil 9'da gösterilmiştir. Uygulanan tekrarlı gerilme oranları benzer olmakla
birlikte ince dane oranı %22 ve %78 arasında değişen numunelerde ince dane oranı artması
ile sıvılaşma direnci düşmektedir.. Bu da silt oranının artmasının sıvılaşmayı kolaylaştırdığını
göstermektedir.
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

121


Şekil 9. Siltlerde ince dane oranınn boşluk suyu basıncı oluşumuna etkisi

Diğer yandan killi kumlar üzerinde yapılan deneylerde ince dane oranının artması Şekil 10'da
gösterilmiş olduğu üzere sıvılaşma direncini arttırıcı bir rol oynamaktadır. Đnce dane oranı
%14 olan killi kum numunede sıvılaş meynada gelirken ĐDO= %37 olan numunede 100
çevrimde sıvılaşma oluşmamaktadır.


Şekil 10. Killi kumlarda ince dane oranınn boşluk suyu basıncı oluşumuna etkisi
4. YEREL ZEMĐN TABAKALARININ DAVRANIŞI
Geoteknik yerel zemin koşullarının etkisini incelerken yukarıda özetlenen zemin
davranışlarının yanı sıra arazide mevcut zemin tabakalaşması, anakaya derinliği, jeolojik yapı,
Prof. Dr. Atilla Ansal
122

yeraltı su seviyeside önemli olmaktadır. Zemin tabakalarının kalınlığı, kıvam ve esnekliği,
plastisitesi zemin büyütmesi olarak tanımlanan zemin yüzeyindeki deprem özelliklerinin
büyümesine yola açabilen faktörlerdir. Zemin tabakalarının depremler sırasında
gösterecekleri bu etkilerin belirlenmesinde bu faktörlerin detaylı bir şekilde incelenmesi
gerekli olmaktadır. Diğer yandan daha basit ve daha kolay bazı yöntemler de geliştirilmiştir.
Bunların arasında zemin tabakalarının üst 30m içinde kalan zemin tabakalarının ölçülen
kayma dalgası hızlarının ağırlıklı ortalaması olarak tanımlanan eşdeğer kayma dalgası hızları
zemin tabakalarının davranışlarını tahmin edebilmek için kullanılan bir yöntem olmaktadır.
Diğer bir yaklaşımda çok hassas sismograflar ile alınan mikrotremor kayıtlarından
yararlanılmasıdır (Lermo ve Chavez-Garcia, 1994; LU vd., 1992).

Mikrotremor ve kuvvetli yer hareketlerinin kaynak ve titreşim özelliklerinde görülen
farklılıklara karşılık, arazi deneylerden elde edilen veriler kullanılarak sayısal analiz
yöntemleriyle bulunan zemin büyütmesi ve hakim peryotların, mikrotremor ölçümleri
sonucunda bulunanlarla uyumlu oluşu, bu tür ölçümlerin zemin davranış özelliklerinin
belirlenmesinde kullanılabileceğini göstermektedir (Đyisan vd., 1997 a, 1977b). Mikrotremor
ölçümleri gerek ihtiyaç duyulan ölçüm süresinin kısalığı gerekse düşük maliyetiyle geoteknik
mühendisliğinde zemin hakim peryodu ve büyütme oranının hızlı bir şekilde belirlenmesinde,
mikrobölgeleme çalışmalarının yapılmasında kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır (Ansal
vd.,1997). Bu çalışmada, bir sahada alınan mikrotremor kayıtlarının analizi sonucu elde
edilen zemin büyütmesine zemin özelliklerinin etkisi araştırılmıştır.
4.1.Arazi Sismik Deneyleri
Dinamik zemin özelliklerinin yerinde belirlemek için sahada açılan sondajlardan genel
özelliklerini yansıtacak şekilde seçilen karşıt kuyu ve aşağı kuyu deneyleri uygulanarak
kayma dalgası hızı (Vs) ölçülmüştür. Gene aynı kuyuların içi su doldurularak kuyu içi sismik
(Suspension PS-Logging) deneyleri yapılmış, 1 m aralıkla kayma ve basınç dalgası hızları
ölçülmüştür. Karşıt kuyu yöntemi yaklaşık 5 m mesafede açılmış iki kuyu arasında
uygulanmıştır. Kuyulardan birinde kuyu içi mekanik çekici ile kayma dalgası üretilmiş
diğerinde üç bileşenli alıcı ile kayıtlar alınmıştır. Aşağı kuyu deneyinde ise zemin yüzeyinde
üretilen sismik dalga hızları kuyu içinde 2 m ara ile üç bileşenli alıcılarla ölçülmüştür. Bu
deney tekniğinin ve analiz yöntemlerinin sonucunda zemin kesitinde yer alan tabakaların hızı
ortalama bir değer olarak elde edilmektedir. Kuyularda farklı yöntemlerle ölçülen kayma
dalgası hızları arasında önemli farklılıklar gözlenmemiştir. Bir sondaj kuyusunda üç değişik
arazi sismik deneyleri uygulanarak elde edilen kayma dalgası hızının derinlikle değişimi
zemin kesiti ile birlikte Şekil 11'de gösterilmiştir (Đyisan ve Ansal, 1993).

Arazide zemin tabakalarının özelliklerinin belirlenmesinde kayma dalgası hızlarının
ölçülmesinde karşıt kuyu, aşağı kuyu ve kuyu içi yöntemlerle kullanılmakta (Şekil 12). Bu
yöntemler uygulanarak ve zemin cinsleri ve mühendislik özellikleri yeterli sayıda sondaj ve
laboratuvar deneyleri ile belirlenerek zemin yüzeyinde oluşacak deprem özellikleri tahmin
edilebilir. Böyle bir inceleme sonucunda zemin tabakaları üzerinde yer alan veya alacak olan
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

123

mühendislik yapılarına gelecek deprem kuvvetlerinin daha doğru ve gerçekçi bir şekilde
tahmin edilmesi mümkün olmaktadır.
Derinlik
Zemin Tabakaları
(m)
Dolgu
Marnlı, Sert Siltli Kil
Killi, Siltli, Đnce Kum
Silttaşı yapısında
Çok Sıkı Mikalı Siltli Kum
Silttaşı-Kiltaşı
Çok Sıkı Mikalı Siltli Kum
1.0
15.0
22.0
26.0
P
r
o
f
i
l
YASS
8.0
V
s
(m/s)
Karşıt Kuyu
Kuyu Đçi PS Logging
Aşağı Kuyu
200 400
500 100 300

Şekil 11.Bir sahada zemin kesitinde ölçülmüş kayma dalgası hızları

Açılan kuyuların hepsinde SPT yapılmış ve kuyular civarında mikrotremor kayıtları
alınmıştır. Mikrotremor ölçümlerinden elde edilen sonuçların diğer arazi deney sonuçları ile
karşılaştırılabilmesi için sismik deneylerin uygulanmadığı kuyularda Vs, SPT N darbe
sayısına bağlı olarak,
V
s
=51.5 N
0.516
(3.3)
bağıntısı yardımıyla hesaplanmıştır (Đyisan, 1996; Đyisan ve Ansal, 1993). Burada Vs m/s
birimindedir. Bu bağıntı ile sismik deneylerin uygulandığı sondaj kuyularında yapılan
deneylerden elde edilen N darbe sayılarıyla hesaplanan Vs değerlerinin, ölçümler sonucunda
bulunan ortalama Vs değerleriyle oldukça uyumlu olduğu görülmüştür.
4.2. Mikrotremor Kayıtları
Zemin hakim peryodu ve zemin büyütmesi gibi zemin davranışını belirleyen özellikler alınan
mikrotremor kayıtlarının analizi ile belirlenebilmektedir (Omachi vd.,1991). Mikrotremor
verilerinin analiz edilmelerinde yaygın olarak kullanılan üç yöntem bulunmaktadır: a) Fourier
Prof. Dr. Atilla Ansal
124

spektrumlarının doğrudan değerlendirilmesi, b) Her noktada alınan kayıtların spektrumlarının,
sert zeminde veya kaya üzerinde bulunan bir referans istasyonunda aynı doğrultuda alınan
kayıtların spektrumlarına bölünerek spektral oranların bulunması (Field v.d., 1990), c) Her
ölçüm noktasında yatay hareket bileşenlerinin düşey hareket bileşenine göre spektral
oranlarının belirlenmesi. Bu analiz yönteminde düşey hareketin zemin tabakaları tarafında
büyütülmediği kabulu yapılmaktadır (Nakamura, 1989; Nakamura ve Saita, 1994).

Alınan kayıtlar duyarlı oldukları doğrultulara ayrıldıktan sonra Hızlı Fourier Dönüşümü
(FFT) ile frekans ortamına dönüştürülüp spektrumları elde edilmiştir. Bu spektrumlar
referans istasyonu ve Nakamura yöntemine göre yorumlanarak ortalama zemin büyütmesi ve
hakim peryotlar belirlenmiştir. Bir ölçüm noktasında kuzey-güney doğrultusunda alınmış ve
referans noktasına göre analiz edilmiş bir mikrotremor kaydı Şekil 12'de verilmiştir.


Şekil 12. Mikrotremor ölçüm kayıtlarından hesaplanan büyütme spektrumları

4.3. Zemin Büyütmesi
Yüzeye yakın tabakaların kayma dalgası hızı Vs, zemin büyütmesi ve hakim peryotların
bulunmasında önemli bir özelliktir. Bu çalışma kapsamında çeşitli sismik yöntemlerle
ölçülen Vs değerlerinden zemin büyütmesi Ak, Vs m/s alınarak Midorikawa (1987) tarafından
verilen;
Ak = 68 Vs
-0.6
(1)
bağıntısından hesaplanmıştır.

Sondajlardan belirlenen zemin kesitinde yer alan tabakalar boyunca gerek arazi sismik
deneyleriyle ölçülen gerekse N sayısı ile hesaplanan kayma dalgası hızı kullanılarak elde
edilen zemin büyütme değerleri Şekil 13'te gösterilmiştir.
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

125


Şekil 13. Zemin Büyütmesinin Kayma Dalgası Hızı ile Değişimi

Zemin yapısının noktadan noktaya büyük değişiklikler göstermediği bir sahada yapılan
çalışmada, farklı noktalarda alınan mikrotremor kayıtlarının spektral oranlarında görülen
değişime kil tabakasının kalınlığı, kıvamı gibi özelliklerinin etkidiği düşünülmektedir. 15
sondaj noktasında yapılan mikrotremor ölçümlerinden bulunan büyütme değerleri kullanılarak
Şekil 14'te gösterilmiş olduğu üzere ampirik bir ilişki geliştirilmiştir. Burada A
k
mikrotremor
kayıtlarının referans noktası yöntemine göre bulunan büyütme, H metre biriminde tabaka
kalınlığı, Ic ise kıvam indisi olmaktadır.


Şekil 14. Mikrotremor ölçümlerine bağlı olarak bir saha için hesaplanan büyütme oranları ile
kil tabakası kalınlığı ve kıvam indisi ilişkisi
Prof. Dr. Atilla Ansal
126

5. ERZĐNCAN 13 MART 1992 DEPREMĐ
13 Mart 1992 Erzincan depremi ana sarsıntısı (Ms=6.8), geniş, karmaşık ve kalın bir dolgu
içeren bir açılma-genişleme havzası niteliğinde olan Erzincan havzasında olmuştur. Şekil
15'te gösterildiği gibi havza, Kuzey Anadolu Fayı (KAF), Kuzey Dogu Anadolu Fayı (KDAF)
ve Ovacık Fayı arasında kalmaktadır.

Şekil 15. Erzincan havzası ve fayların konumu
Deprem sonrası meydada gelmiş hasarın dağılımı için yapılan sayımlarda ilginç bir durum
ortaya çıkmıştır.Şekil 16 ve Şekil 17'de gösterilmiş olduğu üzere Erzincan 'da mahalle
bazında betornarme karkas yapılarda hasar oranı oldukça yüksek seviyelere çıkarken tuğla
yığma binalarda hasar oranları çok daha düşük seviyelerde kalmıştır (Ansal vd., 1993).

Şekil 16. Erzincan Depreminde Betonarme binalarda hasar dağılımı
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

127


Şekil 17. Erzincan Depreminde yığma binalarda hasar dağılımı
Burada verilmiş olan bina sayısına göre hesaplanan ortalama hasar oranıdır. Ortalama hasar
oranı hesaplanırken binaların durumuna göre hasarsız:0, az hasarlı:0.2, orta hasarlı:0.4, ağır
hasarlı:0.6, kısmen yıkık:0.8, ve yıkık:1 katsayıları kullanılmıştır. Zemin koşullarının etkisini
oluşan hasar üzerindeki etkisini değerlendirebilmek amacıyla 3-4 katlı betonarme karkas
binalardaki hasarın dağılımı Şekil 18'de daha detaylı bir şekilde 250m×250m lik hücrelere
göre tekrar hesaplanmıştır. Buradan görüleceği üzere ortalama hasar oranları %90 kadar
çıkmaktadır. (Lav vd., 1993, Lav ve Ansal, 1993, Ansal, 1993)


Şekil 18. Erzincan Depreminde hücrelerde hasar oranları dağılımı
Prof. Dr. Atilla Ansal
128

5.1. Erzincan'da Yapılan Zemin Đncelemeleri
Yerleşim alanı Munzur Dağı yamaçlarından başlayıp ovaya doğru yayılan Erzincan şehrinde
yerel zemin koşullarının yapısal hasar üzerindeki etkisibelirleyebilmek için Şekil 19'da
gösterildiği üzere geniş kapsamlı bir zemin araştırması yapılmıştır. Bu nedenle yerleşim alanı
içinde değişik yerlerde derinlikleri 5 ile 50m arasında değişen 21 adet sondaj açılmış ve her
sondajda SPT, standart penetrasyon deneyleri, bazı sondajların hemen yanında 26 noktada
CPT, statik koni penetrasyon deneyleri yapılmıştır. Diğer yandan 5 noktada aşağı kuyu ve 3
noktada karşıt kuyu sismik deneyleri yapılarak zemin tabakalarının kayma dalgası hızları
ölçülmüştür. Bütün bunlara ilave olarak 300 noktada dinamik sonda yapılıp şehrin yerleşim
alanı altında kalan zeminin tabakalaşma durumu ve özellikleri belirlenmiştir.


Şekil 19. Erzincan depremi sonrası yapılan arazi deneylerinin dağılımı
Erzincan şehrinde zemin kesitinde yer alan tabakalar genel olarak kaba daneli zeminlerden
oluşmaktadır. Genel olarak zemin kesiti ardalamalı olarak çakıllı ve kumlu silt, siltli ve
çakıllı kum, kumlu ve siltli çakıl tabakalarından ve sınırlı bölgelerde kumlu ve siltli killerden
oluşmaktadır. Şehrin kuzey kısmında yaklaşık 5-6m derinlikte güney kısmında ise yaklaşık
15-20m derinlikte çok sıkı kısmen çimentolaşmış bir çakıl tabakası yer almaktadır. Yeraltı su
seviyesi kuzey bölgelerde yaklaşık 30m güney bölgelerde ise 16m derinlikte yeralmaktadır.

Yapılmış olan bütün arazi deneyleri kullanılarak Erzincan şehri içinde mühendislik kayası
olarak kabul edilebilecek sıkı kısmen çimetolaşmış çakıl tabakası üstünde kalan tabakaların
kayma dalgası hızlarının ağırlıklı ortalaması olarak tamınlanan eşdeğer kayma dalgası hızı ile
hasar oranları arasında bir ilişki olup olmadığı değerlendirilmiştir. Elde olunan sonuçlardan
Şekil 20'de gösterilmiş olduğu üzere hasar oranı ile eşdeğer kayma dalgası hızı arasında
yaklaşık bir ilişki bulunduğu gözlenmiştir (Ansal, vd, 1994, Ansal ve lav, 1995).
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

129


Şekil 20. Erzincan depremi sonrası hasar oranı eşdeğer kayma dalgası hızı ilişkisi
6. DĐNAR DEPREMĐ
1 Ekim 1995 tarihinde Dinar’da meydana gelen depremde (Ms=6.0) tüm yapıların yaklaşık
%40’ı yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Dinar'da orta büyüklükte öncü depremler 26 Eylül
tarihinde başlamış uzun bir süre artçı depremler sürmüştür. Bu süre içinde manyitüdü 3.5'dan
büyük Şekil 21'de gösterilmiş olduğu gibi 11 adet deprem meydana gelmiştir. Bu depremlerin
episantr mesafeleri 2-20 km arasında değişirken yatay yönde kaydedilen en büyük ivme
değerleri de 54 gal ile 330 gal arasında değerler almıştır (Erdik, v.d.1995).


Şekil 21. Dinar Depremleri

1 Ekim 1995 tarihindeki ana deprem sırasında 4 ve 5 katlı betonarme yapılar ağır hasar
görmüş veya tamamen yıkılmıştır. Bazı üç katlı binarda da benzer hasarlar oluşmuştur (Erdik
v.d.,1995). Şehir merkezinde yer alan yapılar genelde 1-5 katlıdır. Üç katlı ve daha yüksek
Prof. Dr. Atilla Ansal
130

yapıların hemen hepsi betonarme, daha alçak yapılar kısmen betonarme genelde ise tuğla
yığma olarak inşaa edilmiştir.
1995 Dinar depremi sonrası Dinar'da Afet Đşleri Genel Müdürlüğü'nün yaptığı detaylı hasar
tespit çalışmaları sonucunda hasarın bölgelere göre değişimi Şekil 22 ve 23’de gösterilmiştir.
Bu hasar farklılıklarının böyle bariz bir şekilde ortaya çıkmasının nedeni Dinar'daki yapı
kalitesinin kötü olmasıdır. Diğer yandan Dinar’da yapı kalitesinin yapı tiplerine göre çok
farklı olmadığını düşünüldüğünde, Dinar’da yapısal hasarın bu kadar farklı olmasının nedeni
kötü yapılmış yapılara gelen deprem kuvvetlerindeki farklılık olmalıdır

DĐNAR
YIĞMA YAPILARDA
HASAR DAĞILIMI
%8
%23
%39
%21
%41
%23
%19

Şekil 22. Dinar depreminde yığma yapılarda hasar dağılımı
%26
%38
%38
%36
%41
%46
%29
DĐNAR
BETONARME YAPILARDA
HASAR DAĞILIMI

Şekil 23. Dinar depreminde betonarme karkas yapılarda hasar dağılımı
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

131

Afet Đşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen kapsamlı hasar incelemelerine dayanarak 8
farklı mahalle (M1-M8) için hesaplanmıştır. Hasar oranları hesaplanırken, ağır hasarlı binalar
0.6, orta hasarlı binalar 0.4 ve az hasarlı binalar 0.2 katsayısıyla çarpılmış ve o mahalledeki
toplam hasarlı hane sayısına oranlanmıştır.
6.1. Hasar Dağılımına Göre Mikrobölgeleme
Depremlerde oluşan yapısal hasarlar, deprem kaynak özellikleri ve yerel zemin koşullarından
etkilenmektedir. Depremler sırasında bir bölgenin yerel zemin koşullarının etkisinin
belirlenmesinde en basit yaklaşım geçmiş depremler sırasında gözlenen hasarların, tarihsel
dökümanların, yayınlanmış raporların ve diğer kullanılabilir bilgilerin birlikte
değerlendirilmesi ile mikrobölgeleme haritalarının oluşturulmasıdır. Bu çalışmada da bu
yaklaşım uygulanmış ve 1995 Dinar depreminde gözlenen hasar dağılımı mikrobölgeleme
için kullanılmıştır. Depremde gözlenen hasar verileri kullanılarak Dinar şehir merkezi farklı
hasar seviyelerinde sekiz bölgeye ayrılmış ve her bölge için hasar oranları hesaplanmıştır.
Gözlenen hasar dağılımına göre Dinar için hazırlanmış mikrobölgeleme haritası Şekil 23’de
verilmiştir. Bu şekilden de görülebileceği gibi hasar oranlarına göre A, B, C gibi üç farklı
bölge oluşmuştur. A bölgesi ağır hasarlı bölgedir ve bu bölgede hasar oranı %48-%51
arasında değişmektedir. B bölgesi orta hasarlıdır ve hasar oranı %40-%44 arasındadır. Az
hasarlı olan C bölgesinde ise hasar oranı %30-%33 arasında değişmektedir. Bu gözlemlere
göre yapı güvenliğin arttırılması açısından A ve B bölgelerinde tasarım deprem
parametrelerinin iyileştirilmesi gerekmektedir.

K
Afyon Yolu
A
A
A
B
B
B
B
C
C
A (HO=%48-51) B(HO= %40-44) C(HO= %30-33)

Şekil 24. Dinar depremi hasar dağılımına göre mikrobölgeleme
Prof. Dr. Atilla Ansal
132

6.2. Zemin Büyütmesine Göre Mikrobölgeleme
Hasar dağılımına göre oluşturulan bölgeleme haritalarının güvenirliği, daha fazla veri ve bilgi
ile geliştirilebilmektedir. Bunun için çalışılan sahada geoteknik özelliklerin belirlenmeside
arazi penetrasyon deneyleri, kayma dalgası hızı ölçümleri, mikrotremor kayıtları ve
laboratuvar deneyleri gibi yeni araştırmaların yapılması gerekmektedir.
Deprem sonrası zemin koşullarının etkisini araştırmak, orta hasarlı yapıların takviyesi ve yeni
yapılacak yapılar için gerekli zemin özelliklerini belirlemek amacı ile detaylı zemin
incelemeleri yapılmıştır. Bu kapsamda yürütülen geoteknik incelemeler çerçevesinde
sondajlar, arazide SPT, DPT, CPT deneyleri ve kuyu içi sismik dalga hızı ölçümleri yapılarak
yerel geoteknik özelliklerin değişimi incelenmiştir. Bunun yanı sıra çok sayıda farklı noktada
mikrotremor ölçümleri yapılmış ve bu ölçümlerden bulunan zemin büyütmesi ve zemin hakim
peryodları belirlenmiştir.
Dinar’da deprem sonrası geoteknik özelliklerin belirlenmesi için ağırlıklı olarak dinamik
sonda deneyi ve mikrotremor ölçümlerini içeren geniş bir araştırma programı yürütülmüştür.
Dinamik sonda deney sonuçları eşdeğer SPT N darbe sayılarına dönüştürülmüştür. SPT-N
sayısından eşdeğer kayma dalgası hızı Vs'in tahmin edilmesinde Erzincan sonrası geliştirilmiş
(3.3) bağıntısı kullanılmıştır. Ortalama kayma dalgası hızından zemin büyütmesi (3.4)
bağıntısı kullanılarak hesaplanmıştır.
0
2
4
6
B
Ü
Y
Ü
T
M
E
C82/C83
C81/C83
0
2
4
6
0.1 1 10
B
Ü
Y
Ü
T
M
E
PERYOT (sn)
C22/C23
C21/C23
0
2
4
6
B
Ü
Y
Ü
T
M
E
C12/C13
C11/C13
0
2
4
6
A22/A23
A21/A23
0
2
4
6
8
A32/A33
A31/A33
0
2
4
6
0.1 1 10 PERYOT (sn)
A42/A43
A41/A43

Şekil 25. Dinar'da alınmış mikrotremor kayıtlarından bazı örnekler
Dinar’da Şekil 25'da gösterilmiş olduğu üzere her mahallede çok sayıda mikrotremor
ölçümleri yapılmış ve o bölgede alınan tüm kayıtların ortalaması alınarak her mahalle için bir
özel büyütme faktörü belirlenmiştir. Nakamura yöntemi ile mikrotremor ölçümlerinden ve
kayma dalgası hızından hesaplanan büyütme faktörleriyle oluşturulmuş bir mikrobölgeleme
haritası Şekil 26’de verilmiştir.
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

133

K
Nehir
Yol
B
B
B
A
A
B
B
A
A

Şekil 26. Zemin Büyütmesine Göre Hazırlanmış Mikrobölgeleme Haritası
Bu şekilden de görüleceği üzere zemin büyütmesine bağlı olarak iki farklı bölge oluşmuştur.
A bölgesinde mikrotremor ölçümlerinden hesaplanan büyütme 3.0-3.4 arasında değişirken,
kayma dalgası hızından hesaplanan büyütme 2.88-3.07 arasında değişmektedir. B bölgesinde
ise bu değerler mikrotremor ölçümlerinden 2.5-2.7, kayma dalgası hızından 2.7-2.86 olarak
bulunmuştur. Bu değerler, Şekil 24’de verilen hasar dağılımına göre oluşturulmuş harita ile
genelde uyum göstermektedir. Mikrotremor kayıtlarının Nakamura yöntemi ile analizi
sonucu hesaplanan büyütmenin 3.0-3.4 arasında değiştiği bölgelerde ağır hasar görülmektedir.
Büyütmenin 2.5-2.7 arasında değiştiği bölgelerde ise orta veya az hasar gözlenmiştir.
Mikrobölgeleme çalışmalarında temel amaç yerel zemin koşullarının ve zemin büyütme
özelliklerinin etkisini dikkate almaktır. Bununla birlikte deprem özellikleri veya zemin
yüzeyinde yer alan yapılara etkiyen deprem kuvvetlerinin şiddeti, zemin ve deprem kaynak
özelliklerinden etkilenmektedir. Bu yüzden hasar dağılımının belirlenmesinde ve
mikrobölgeleme çalışmalarında sadece zemin koşullarına dayanan analizlerin yapılması
yeterli olmamaktadır.
6.3. Dinar Deprem Kayıtlarında Zemin Etkileri
Dinar Meteoroloji Müdürlüğü binasında bulunan kuvvetli yer hareketi istasyonunda alınmış
ve manyitüdü M>4 olan olan 10 adet kuvvetli yer hareketi kaydı için bir değerlendirme
Prof. Dr. Atilla Ansal
134

yapılmıştır. Bu istasyona yakın bir yerde açılmış olan sondaj kuyusundan elde olunmş zemin
profili Şekil 27'de verilmiştir.

Şekil 27. Dinar deprem istasyonu zemin profili
Zemin profilinden de görülebileceği gibi deprem kayıtlarının alındığı noktada ve genelde
Dinar'da zemin kesitinde üst 30m içinde nispeten gevşek kum tabakaları ve yumuşak - orta
katı kil tabakaları yer almaktadır. Bu nedenle zemin tabakalarında deprem sırasında boşluk
suyu basıncı artışı ve bir yumuşama meydana gelmesi beklenir. Nitekim Şekil 28' de 1 Ekim
günü saat 15:57 de meydana gelen ve büyüklüğü M
L
= 6 olan ana deprem ivme spektrumu ile
yaklaşık 2 saat sonra meydana gelen ve büyüklüğü M
L
= 5 olan ilk artçı depremin ivme
spektrumları arasındaki farktan bu yumuşama ve beraberinde artan sönümün etkisi ile spektral
ivme değerindeki azalmayı ve zemin hakim periyodunun uzaması gözlenebilmektedir.

Diğer yandan eğer bu on adet kuvvetli yer hareketi kayıtlarının Fourier spektrumları
hesaplanır ve Nakumara yöntemine göre yatay ve düşey bileşkelerin oranı olarak büyütme
spektrumları hesaplanırsa Şekil 29'da verildiği gibi an büyük yatay ivme değeri ile oldukça
yüksek korelasyon katsayısı veren lineer bir ilişki olduğu gözlenmektedir. Fakat büyütme
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

135

spektrumları kullanılarak zemin hakim periyotları hesaplandığında Şekil 30'da gösterildiği
üzere en büyük yatay ivme ile bir korelasyon gözlemek mümkün olmamaktadır.

Şekil 28. Dinar deprem istasyonunda alınmış ana deprem ve en büyük artçı depremin en
büyük ivme değerine göre oranlanmış boyutsuz ivme spektrumları


Şekil 29. Dinar depremleri zemin büyütmesi yatay ivme ilişkisi
Prof. Dr. Atilla Ansal
136


Figure 30. Dinar depremleri hakim periyot yatay ivme ilişikisi
7. SONUÇLAR
Depremler sırasında oluşan yapısal hasarlarda ve hasar dağılımlarında, yapısal özelliklerin
yanısıra deprem kaynak özelliklerinin ve yerel geoteknik koşulların önemli derecede etkili
olduğu görülmektedir. Sadece deprem özelliklerinin incelenmesi yapısal hasarda gözlenen
yerel farklılıkları açıklamakta yeterli olmamakta, tabaka kalınlıkları ve zemin tabakalarının
dinamik özelliklerine bağlı olarak farklılık gösteren yerel zemin özellikleri hasar dağılımında
gözlenen farklılıkların nedenleriden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Bugüne kadar yapılmış
çalışmalarda farklı yerlerde bulunan kuvvetli yer hareketi kayıt istasyonlarında kaydedilmiş
olan depremlerin ivme-süre kayıtları ve tepki spektrumları incelendiğinde aynı deprem için
farklı istasyonlarda alınan kayıtların farklılıklar gösterdiği gibi, aynı istasyonda farklı
depremler sırasında alınmış kayıtların arasında da önemli farklılıklar olduğu görülmüştür. Bu
farklılıklar, depremler sırasında yapıların davranışları üzerinde, deprem kaynak özellikleri ile
yerel zemin koşullarının önemli olduğununu açıkça ortaya koymaktadır.
8. KAYNAKLAR
Andersen,K.H.,Pool,J.H.,Brown,S.F., and Rosenbrand,W.F. (1980) "Cyclic and Static
Laboratory Tests on Drammen Clay", J. Geotech. Engng., ASCE, 106(GT5), (1980) 499-529
Ansal,A.M., Đyisan,R. ve Özkan,M. (1997) “A Preliminary Microzonation Study for the Town
of Dinar”, Seismic Behaviour of Ground and Geotechnical Structures, 14th ICSMFE,
Balkema Publishers, Rotterdam, pp.3-9.
Ansal,A & Lav,A.M (1995) “Geotechnical Factors in 1992 Erzincan Earthquake”, 5th Int.
Conference on Seismic Zonation, Nice, Vol.1, pp.667-674
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

137

Ansal,A (1995) “Cyclic Behaviour of Soils”, 18th European Regional Earthquake
Engineering Seminar, Lyon, France, pp.107-132, (invited lecture)
Ansal,A.M. ve Siyahi,B.G. (1995) "Effects of Coupling Between Source and Site
Characteristics During Earthquakes", Proc. of 5th SECED Conference on 'European Seismic
Design Practice' Chester, UK, 83-92.
Ansal,A (1994) “Effects of Geotechnical Factors and Behaviour of Soil Layers During
Earthquakes”, State-of-the-Art Lecture, Proc. of 10th European Conference on Earthquake
Engineering, Vol.1,pp.467-476
Ansal,A, Lav,A.M, Đyisan,R & Erken,A (1994) “Effects of Geotechnical Factors in March
13,1992 Erzincan EQ”, Performance of Ground and Soil Structure During Earthquakes,13th
ICSMFE,New Delhi,pp.49-54
Ansal,A, Şengezer,B.S, Đyisan,R & Gençoğlu,S (1993) “The Damage Distribution in March
13, 1992 Earthquake and Effects of Geotechnical Factors”, Soil Dynamics and Geotechnical
Earthquake Engineering, Ed.P.Seco e Pinto, Balkema, Rotterdam, pp.413-434, , (invited
lecture)
Ansal,A (1993) “Cyclic Behaviour of Cohesive Soils, Liquefaction, Soil Amplification and a
Case Study on the Effects of Geotechnical Factors in Erzincan 1992 Earthquake”, 17th
European Seminar for Young Scientists and Designers in the Field of Earthquake Engng,
Balkema, pp.121-132, , (invited lecture)
Ansal,A ve Erken,A (1990) “Liquefaction Potential of Silty Sand Deposits”, Proc. of 9th
European Conf. on Earthquake Engineering, Vol.4-B,pp.71-80, Moscow
Ansal,A & Tuncan,M (1989) “Consolidation in Clays due to Cyclic Stresses”, Proc. of 12th
Int. Conf. Soil Mechanics and Foundation Engineering, 12th ICSMFE, Rio do Jenerio, Brazil,
Balkema, Vol.1, pp.3-6
Ansal,A & Yıldırım,H (1989) “Dynamic Shear Strength Properties of Golden Horn Clay”,
Proc. of Session on Influence of Local Conditions on Seismic Response, 12th ICSMFE, Rio
de Jenerio, Brazil, pp.121-126
Ansal,A ve Erken,A (1989) “Undrained Behaviour of a Clay Under Cyclic Shear Stresses”,
ASCE Journal of Geotechnical Engineering Division, Vol.115, No.7, pp.968-983
Ansal,A.M. ve Tuncan,M. (1989) “Consolidation in Clays due to Cyclic Stresses”, Proc. of
12th Int. Conf. Soil Mechanics and Foundation Engng., Rio do Jenerio, Brazil, Vol.1, pp.3-6.
Ansal,A.M. ve Yıldırım,H. (1989) “Dynamic Shear Strength Properties of Golden Horn
Clay”, Influence of Local Conditions on Seismic Response, 12th Int.Conf. on Soil Mechanics
and Foundation Engng., Rio de Jenerio, Brazil, pp.121-126.
Ansal,A (1986) “Depremlerde Yerel Zemin Koşullarının Yapısal Hasara Etkisi”, Yapı
Endüstri Merkezi Deprem Semineri, Đstanbul, sf.1-35
Brown,S.F. ve Lashine,A.K.F., & Hyde,A.F.L. (1975), “Repeated Load Triaxial Testing of a
Silty Clay”, Geotechnique. Vol.25. No.1. pp.95-114.
Prof. Dr. Atilla Ansal
138

Castro,G. ve Christian,J.T. (1976) "Shear Strength of Soils and Cyclic Loading", J. Geotech.
Engng., ASCE,102(GT9):887-894.
Dobry, R., Vasquez-Herrera, A., Mohamad, R., Vucetic, M., (1985) "Liquefaction Flow
Failure of Silty Sand by Torsional Cyclic Tests", Proceedings of the Session on Advances in
the Art of Testing Soils Under Cyclic Conditions, Ed. Khosla, V., ASCE Annual Convention,
Detroit, p.29-50
Dyvik,R., Zimmie,T.F. & Schimelfenyg,P. (1983), “Cyclic Simple Shear Behavior of Fine
Grained Soils”, Norwegian Geotech. Inst., Publ., 149, pp.1-6.
Erdik,M, Durukal,E., Avcı,J., Yüzügüllü,Ö., Zülfikar,C., Biro,T., and Mert,A.. (1995),
October 1, 1995 Dinar Earthquake (Ms=6.1) Preliminary Investigation Report, Bogaziçi
University, Kandilli Observatory and Earthquake Research Institute, Istanbul.
Erken,A. ve Ansal,A. (1993) “Dinamik Yükler Altında Örselenmemiş Kumlu Zemin
Numunelerinin Sıvılaşması”, Türkiye Đnşaat Mühendisliği 12.Teknik Kongresi, sf.81-91,
Ankara
Erken,A ve Ansal,A.M. (1994) “Liquefaction Characteristics of Undisturbed Sands”,
Performance of Ground and Soil Structure During Earthquakes, 13th Int. Conf. Soil
Mechanics and Foundation Engng., New Delhi, pp.165-170.
Erken,A., Ansal,A.M, Yıldırım,H., Ülker,R., Sancar,T. ve Kılıç,C (1995) “Liquefaction of
Silt and Sand Layers in Erzincan-Ekşisu”, First Int.Conf. on Earthquake Geotechnical
Engineering, Tokyo, Vol.1, pp.13-18.
Field, E.H., Hough, S.E., Jacob, K.H.(1990) "Using Microtremors to Assess Potential
Earthquake Site Response: A Case Study in Flushing Meadows, New York City", Bull.
Seism. Soc. Am., Vol 80, No. 6, pp. 1456-1480.
France,J.W. ve Sangrey,D.A. (1977) “Effects of Drainage in Repeated Loading of Clays”,
ASCE. J. Geotech. Engng. Vol.103. No.GT7. pp.769-785.
Goulis,A.M., Whitman,R.V., ve Hoeg,K. (1985) “Effect of Sustained Shear Stresses on
Cyclic Degradation of Clay”. ASTM STP 883, Strength Testing of Marine Sediments:
Laboratory and In-Situ Strength Measurements. pp.336-351.
Ishihara, K. & Li, S. (1972) “Liquefaction of Saturated Sand Under Cyclic Torsional Shear
Loading”, Soils and Foundations 12: 19-39.
Ishihara,K. & Kasuda,K. 1984. Dynamic Strength of a Cohesive Soil. 6th Conf. on Soil
Mechanics and Foundation Engng. Budapest. pp.91-98.
Ishihara, K., Sodekawa, M., Tanaka, Y. (1978) “Effects of Overconsolidation on Liquefaction
Characteristics of Sands Containing Fine”, Dynamic Geotechnical Testing, ASTM STP 654,
246-264
Ishihara,K. (1980) “Strength of Cohesive Soils Under Transient and Cyclic Loading
Conditions”, 7th WCEE. State-of-the-Art Vol. pp.159-169. TUNCEE, Istanbul
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

139

Ishihara,K.(1985) “Stability of Natural Deposits During Earthquakes”, Theme Lecture, Proc.
of 11th Int. Conf. on Soil Mechanics and Foundation Engng., San Francisco, 2, 321-376.
Đyisan,R ve Ansal,A (1993) “Erzincan'da Dinamik Zemin Özelliklerinin Kuyu Đçi Sismik
Yöntemlerle Belirlenmesi”, 2.Ulusal Deprem Mühendisliği Konferansı, sf.372-380, Đstanbul
Đyisan,R, Ansal,A ve Kaya,N (1997a) “Sismik ve Mikrotremor Sonuçlarının
Karşılaştırılması”, 4.Ulusal Deprem Mühendisliği Konf., ODTÜ, Ankara, sf.96-103
Đyisan,R.(1996) "Zeminlerde Kayma Dalgası Hızı Đle Penetrasyon Deney Sonuçları
Arasındaki Bağıntılar", ĐMO Teknik Dergi, Yazı 89, s.1187-1199
Đyisan.R, Ansal,A, Sezen,A ve Özkan,M (1997b) “Dinar'da Yapılan Mikrotremor Ölçüm
Sonuçları”, 4.Ulusal Deprem Mühendisliği Konferansı, ODTÜ, Ankara, sf.104-111.
Koutsoftas,D.C. (1978) "Effect of Cyclic Loads on Undrained Strength of Two Marine
Clays", J.Geotech.Engng., ASCE, 104(GT5) (1978) 609-620.
Larew,H.G.and Leonards,G.A. (1962) "A Repeated Load Strength Criterion", Highway
Research Board, 41, 529.
Lav,A, Erken,A, Đyisan,R ve Ansal,A (1993) “Erzincan'da Yerel Zemin Koşulları ve Yapısal
Hasar Üzerindeki Etkisi”, Türkiye Đnşaat Mühendisliği 12.Teknik Kongresi, Ankara, sf.25-39
Lav.A ve Ansal,A (1993) “Erzincan Depreminde Zemin Büyütmesi”, 2.Ulusal Deprem
Mühendisliği Konferansı, sf.363-372, Đstanbul
Lee,K.L. and Focht,J.A.Jr. (1976) "Strength of Clay Subjected to Cyclic Loading", Marine
Geotechnology 1(3) 165-185.
Lermo,J.,Chavez-Garcia,F.J. (1994) "Are Microtremors Useful in Site Response
Evaluation?", Bull. Seism. Soc. Am., Vol.84, No.5, pp.1350-1364.
Lu,L., Yakazaki,F., Katayama,T.(1992) "Soil Amplification Based on Seismometer Array and
Microtremor Observations in Chiba, Japan", Earth. Eng. and Struc. Dyn., Vol.21, pp.95-108.
Matsui,T., Ohara,H.,and Ito,T. (1980) "Cyclic Stress-Strain History and Shear Characteristics
of Clays", J.Geotech. Eng., ASCE, 106(GT10) 1101-1120.
Midorikawa, S. (1987) "Prediction of Isoseismal Map in Kanto Plain due to Hypothetical
Earthquake" Journal of Structural Dynamics, Vol.33B, pp.43-48
Nakamura,Y.(1989) "A Method for Dynamic Characteristics Estimation of Subsurface Using
Microtremor on the Ground Surface", QR of RTRI, Vol. 30, No 1 pp. 25-33.
Nakamura,Y., Saita, J. (1994) "Characteristics of Ground Motion and Structures Around the
Damaged Area of the Northridge Earthquake by Microtremor Measurement", 1st Preliminary
Report, Railway Technical Research Institute, Japan.
Ohmachi, T., Nakamura, Y., Toshinawa, T. (1991) "Ground Motion Characterictics of the San
Francisco Bay Area Detected by Microtremor Measurements", Proc. of the Second
Prof. Dr. Atilla Ansal
140

Intenational Conf. on Recent Advances in Geotechnical Earthquake Engineering and Soil
Dynamics, Missouri, Paper No. LP108.
Sangrey,D.A. ve France,J.W. (1980) "Peak Strength of clay Soils After Repeated Loading
History", Int.Symp. Soils Under Cyclic and Transient Loading, Vol.1. pp.421-430. John
Wiley & Sons. London.
Sangrey,D.A., Castro,G., Poulos,S.J., and France,J.W. (1978) "Cyclic Loading of Sands, Silts
and Clays", Proc. of Specialty Conference on Earthquake Engineering and Soil Dynamics,
ASCE, Pasadena,CA 836-851
Sangrey,D.A., Henkel,D.J., and Esrig,M.I. (1969) "The Effective Stress Response of a
Saturated Clay Soil to Repeated Loading", Can. Geotech. J.,6(3) 241-252.
Seed, H.B. (1979) "Soil Liquefaction and Cyclic Mobility Evaluation for Level Ground
During Earthquakes", ASCE Journal of Geotechnical Engineering Division, 105, 201-255.
Seed, H.B. ve Lee, K.L. (1966) "Liquefaction of Saturated Sands During Cyclic Loading",
ASCE Journal of Geotechnical Engineering Division, 92, 105-134.
Seed, H.B. ve Peacock, W.H. (1971) "Test Procedures for Measuring Soil Liquefaction
Characteristics", Journal of Soil Mechanics and Foundations, 97, 1099-1199.
Seed,H.B. and Chan,C.K. (1966) "Clay Strength Under Earthquake Loading Conditions". J.
Soil Mechanics and Foundations., ASCE, 92(SM2) 53-78.
Taylor,P.W.and Bacchus,D.R. (1969) "Dynamic Cyclic Strain Tests on a Clay", Proc. of 7th
Int.Conf. of Soil Mechanics and Foundation Engng., Mexico City, 1, 401-409.
Thiers,G.R. and Seed,H.B. (1968) "Cyclic Stress-Strain Characteristics of Clays.", J. Soil
Mechanics and Foundations, ASCE, 94(SM2) (1968) 555-569.
Thiers,G.R. ve Seed,H.B. (1969) "Strength and Stress-Strain Characteristics of Clays
Subjected to Seismic Loading Conditions", ASTM STP 450, Vibration Effects of Earthquakes
on Soils and Foundations, pp.3-56.
Tronsco, J.H. ve Verdugo, R. (1985) Silt Content and Dynamic Behavior of Tailing Sands,
Proceedings of Twelfth International Conference on Soil Mech. and Found. Eng., San
Francisco, USA, 1311-1314
Vaid, V.P. (1994) Liquefaction of Silty Soils, Ground Failures Under Seismic Conditions,
ASCE Geotechnical Special Publication No. 44, 1-16
Vucetic,M. and Dobry,R.(1991) "Effect of Soil Plasticity on Cyclic Response" J. Geotech.
Engng., ASCE, 117 (GT1), 89-107
Vucetic,M.(1988) "Normalized Behavior of Offshore Clay Under Uniform Cyclic Loading"
Canadian Geotechnical Journal, Vol.25, No.1,pp.33-41
Vucetic,M.(1990) "Normalized Behavior of Clay Under Irregular Cyclic Loading" Canadian
Geotechnical Journal, Vol.27, No.1,pp.29-46
III. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

141

Wood,D.M. (1982) “Laboratory Investigation of the Behavior of Soils under Cyclic Loading:
A Review”, Soil Mechanics-Transient and Cyclic Loads. pp.513-582. John Wiley & Sons.
London.
Yasuhara,K., Yamanouchi,T., & Hirao,K. (1982) “Cyclic Strength and Deformation of
Normally Consolidated Clay”, Soils and Foundations, Vol.22. No.3. pp.77-91.

Prof. Dr. Atilla Ansal
142







145


P PP P P PP PR RR R R RR RO OO O O OO OF FF F F FF F. .. . . .. . D DD D D DD DR RR R R RR R. .. . . .. . Đ ĐĐ Đ Đ ĐĐ Đ. .. . . .. . K KK K K KK KU UU U U UU UT TT T T TT TA AA A A AA AY YY Y Y YY Y Ö ÖÖ Ö Ö ÖÖ ÖZ ZZ Z Z ZZ ZA AA A A AA AY YY Y Y YY YD DD D D DD DI II I I II IN NN N N NN N
Y YI IL LD DI IZ Z T TE EK KN NĐ ĐK K Ü ÜN NĐ ĐV VE ER RS SĐ ĐT TE ES SĐ Đ

01.03.1947 tarihinde doğmuştur. 1969 yılında Robert Kolej Yüksek Okulu’ndan mezun olmuş, 1970 yılında
Queen Mary Callege (University of London)’da yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. 1974 yılında
Northwestern University (A.B.D.)’de doktora derecesine sahip olarak, 1979 yılında Doçentlik, 1988 yılında
Profesörlük ünvanını almıştır. Bu tarihten itibaren Yıldız Teknik Üniversitesi Geoteknik A.B.D. Başkanı olarak
görev yapmış olmakla beraber halen bu görevini sürdürmektedir.

1988-1992 yılları arasında Đnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı, 1992-1995 ve 1998-2002 yılları arasında Đnşaat
Fakültesi Dekanı, 2003-2010 yılları arasında Üniversite Yönetim Kurulu Üyesi ve 2003 tarihinden günümüze
Üniversite Senatosu Üyesi ve Fakülte Kurulu Üyesi olarak görev yapmıştır.

Bugüne kadar 20 adet Yüksek Lisans tezi ve 7 adet Doktora tezi yönetmiştir.

Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın’ın uluslar arası hakemli dergilerde yayınlanan 15 adet makalesi, uluslar arası bilimsel
toplantılarda sunulan 43 adet bildirisi, ulusal hakemli dergilerde yayınlanan 7 adet makalesi ve ulusal bilimsel
toplantılarda sunulan 27 adet bildirisi bulunmaktadır.

1982 yılında “Zemin Dinamiği” , 2008 yılında “Zemin Mekaniği” konularında iki adet kitabı basılmıştır.

Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın çeşitli ulusal ve uluslararası bilimsel ve mesleki kuruluşların üyesidir. Birçok
araştırma projesinde yürütücü ve danışman olarak görev yapmış ve günümüze kadar 100’den fazla büyük
projede geoteknik ve deprem mühendisliği konularında mesleki danışmanlık hizmetleri sunmuştur.











146
















IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

147

“DÜŞÜK TAŞIMA GÜCÜ VE YÜKSEK SIKIŞABĐLĐRLĐĞE SAHĐP ZEMĐNLERĐN
DAVRANIŞI”
Düşük Taşıma Gücüne ve Yüksek Sıkışabilirliğe Sahip Zeminler
Yüksek sıkışabilirliğe sahip zemin tabakaları genellikle yakın zamanlarda akarsu vadileri ve
denizsel ortamlarda çökelmiş, killi ve organik zeminlerden oluşmaktadır. Bu bölgelerde yer
altı su seviyesi çoğunluklu zemin yüzüne yakın olmakta, zeminler yüksek boşluk oranına
sahip olarak çökelmektedir. Zamana bağlı olarak kendi ağırlığı altında konsolidasyon sonucu
boşluk oranında azalma meydana gelmekle birlikte gene de jeolojik yaşı daha eski olan
tabakalara göre bu zeminler yüksek sıkışabilirliğe sahip olmakta, üzerlerine dolgu yapılması
durumunda büyük oturmalar meydana gelmektedir. Diğer taraftan, bu tabakalardan yük
kaldırılması durumunda, örneğin kazı yapılması veya yeraltı su seviyesinin yükselmesi gibi,
kabarma meydana gelebilmektedir.
Yüksek sıkışabilirliğe sahip zeminler aynı zamanda genel olarak düşük taşıma gücüne sahip
olmakta, çoğunlukla kayma ve deformasyon dirençleri düşük olduğu için “yumuşak” zemin
olarak nitelendirilmektedirler.
Bu tür zeminlerin diğer özelliği ise genellikle düşük permeabiliteye sahip olmaları,
yüklendikleri zaman oluşan artık boşluk suyu basınçlarının sönümlenme hızının yavaş olması
ve birincil konsolidasyondan kaynaklanan oturmaların uzun zaman alması olarak karşımıza
çıkmasıdır.
Artık boşluk suyu basınçlarının sönümlenmesi tamamlandıktan sonra dahi, herhangi bir yük
artırımı olmadan deformasyonların devam ettiği gözlenmekte ve bu davranış, ikincil
konsolidasyon olarak nitelendirilmektedir.
Sabit yük altında uzun zaman devam eden bu deformasyonların bazı zeminlerde (özellikle
organik içeriği yüksek zeminlerde) belirli bir süre sonra tekrar hızlandığı gözlenmekte ve bu
davranış bazen üçüncül konsolidasyon olarak nitelendirilmektedir.
Düşük taşıma gücüne ve yüksek sıkışabilirliğe sahip zeminler üzerinde zemin yapıları inşası
inşaat mühendisliğinin özel dikkat ve özen gösterilmesi gereken problemlerinden birini
oluşturmaktadır.
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
148

Sulu Çamurların Sedimentasyonu, Konsolidasyonu ve Desikasyonu
Akarsuların getirdiği sedimanların çökelmesi yanında, nüfusun çoğalması ve sanayinin hızla
gelişmesi ile oluşan atıkların miktarında büyük artış meydana gelmesi, limanlarda ve kapalı
su havzalarında deniz tabanında oluşan birikintilerin hızla artmasına ve bunların kirlenmesine
yolaçmaktadır. Suyollarının deniz trafiğine açık tutulabilmesi ve çevresel sorunlara çözüm
arayışları, oluşan bu kirletilmiş deniz tabanı çökellerinin taranması ve uzaklaştırılması
gereksinimini ortaya çıkarmaktadır. Taranan bulamaç halindeki çamurların uzaklaştırılma
yöntemlerinden birisi bunların karada özel olarak oluşturulmuş alanlarda depolanması
olmaktadır. Sulu çamur depolama alanlarının daha sonra ıslahı ve geri kazanımı için
sedimentasyon ve konsolidasyon özelliklerinin belirlenmesi, üstünün bir örtü tabakası ile
kaplanabilmesi için ise desikasyon ve kabuk oluşumu davranışının incelenmesi
gerekmektedir.
Taranarak depolanmış sulu çamurların sedimentasyon, konsolidasyon ve desikasyon
özelliklerinin belirlenmesi için klasik zemin mekaniği deneyleri yanında bazı özel deneylerin
yapılması ve elde olunan bulgulardan arazi davranışının matematiksel olarak modellenmesi
gerekmektedir. Arazide sedimentasyon sürecinin günler mertebesindeki süreler içinde
meydana geldiği, konsolidasyon sürecinin ise uzun yıllar alabildiği gözlenmektedir.
Konsolidasyon sürecinin modellenebilmesi için zemine ait sıkışabilirlik ve permeabilite
özelliklerinin, sıfır efektif gerilme durumundan itibaren, boşluk oranı ile değişiminin
belirlenmesini gerekmektedir. Burada zeminin kendi ağırlığı altında konsolidasyonu söz
konusu olduğundan çok küçük efektif gerilme seviyelerine karşılık gelen boşluk oranı ve
permeabilite katsayısının belirlenmesi, ayrıca efektif gerilme-hacim değişimi ve hacim
değişimi-permeabilite ilişkilerinin saptanması, arazi davranışını modellemek açısından önemli
olmaktadır.
Kendi ağırlığı altında konsolide olan sulu çamur tabakaları yüzeyinde zamanla buharlaşma
sonucu desikasyondan kaynaklanan bir kabuk tabakası oluşmaktadır. Fakat oldukça ince olan
bu kabuk tabakasının altında düşük kayma mukavemeti ve yüksek sıkışabilirliğe sahip bir
yumuşak zemin tabakası yeralmaktadır. Bu tür bir zemin çökelinin üzerine bir örtü tabakası
yerleştirilmesindeki en büyük zorluk iş makineleri için bir çalışma platformu oluşturulması
olmaktadır. Örtü tabakası tasarımı ve yapımının planlanabilmesi için kabuk tabakasının
özellikleri yanında altındaki yumuşak zeminin kayma mukavemeti ve sıkışabilirlik
özelliklerinin derinlikle değişiminin bilinmesi gerekmektedir. Gerekli zemin parametrelerinin
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

149

laboratuar ve arazi deneyleri ile belirlenmesinden sonra gerçekleştirilebilecek tasarımlarda
genellikle örtü tabakası oluşturmak için serilecek dolgu ile yumuşak zemin arasına ayırıcı ve
donatı olarak (ayrıca drenaj ve filitre niteliği uygun) bir geosentetik yerleştirilmesi yoluna
başvurulmaktadır.
Zemin Yapıları ve Yumuşak Temel Zemini Üzerinde Etkileri
Đnşaat Mühendisliğinde geniş uygulama alanı bulunan zemin yapıları iki ana grup içinde
mütalâa edilebilir:
• Temel zeminine yük uygulayan zemin yapıları (toprak barajlar, yol ve demiryolu
dolguları, genel arazi dolguları, seddeler, hafriyat ve atık depolama alanları, vb.)
• Temel zemininden yük kaldırılmasına yol açan zemin yapıları (binalar için bodrum
kazıları, yol ve liman taramaları, su yollarının genişletilmesi, vb.)
Düşük taşıma gücü ve yüksek sıkışabilirliğe sahip zemin tabakaları üzerine yükleme yapıldığı
anda boşluk suyu basıncında artış meydana gelirken drenajsız kayma mukavemetinde bir
değişim meydana gelmemektedir. Zamanla artık boşluk suyu basıncı sönümlendikçe zemin
konsolide olmakta ve drenajsız kayma mukavemeti artmaya başlamaktadır. Fakat bu
zeminlerin düşük permeabilitesinden dolayı drenaj ve buna bağlı boşluk suyu basıncı
sönümlenmesi uzun zaman almaktadır. Genellikle yükleme hızı (dolgu yapımı hızı) zeminin
konsolide olma hızından daha yüksek olduğu için, dolgu altındaki zeminin kayma direncinin
aşılması riski ortaya çıkmaktadır. Dolgu yapımı sona erdikten sonra artık boşluk suyu
basınçlarının sönümlenmesi ve zeminin konsolide olması sonucu drenajsız kayma
mukavemeti ve taşıma gücü artmakta, oturmalar meydana gelmektedir. Bu tür zeminlerde
kademeli yükleme ile dolgu yapımı oldukça sık başvurulan bir yöntem olmaktadır. Bu
yöntemde dolgu belirli bir kalınlığa ulaştıktan sonra bir süre beklenerek temel zemininin
konsolide olması sağlandıktan sonra ikinci kademe dolgu yapımına geçilmekte ve dolgu
kademeleri arasında inşaata ara verilmektedir.
Temel zemininin özellikleri, aşırı oturmaların meydana gelmesine ve/veya yükleme
kademeleri arasında inşaat süresini kabul edilemeyecek kadar uzatacak süreler beklenilmesine
yolacacak nitelikte ise, özel temel mühendisliği uygulamalarına başvurmak gerekmektedir.
Bu tür uygulamalarda amaçlanan başlıca hedefler:
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
150

• Temel zemininin taşıma gücü ve oturmalar açısından özelliklerinin iyileştirilmesi (zemin
değiştirmesi, taş kolonlar, kireç kolonları, derin karıştırma, jet-grout kolonları vb.)
• Temel zeminine uygulanacak yükü azaltmak (hafif dolgu malzemeleri kullanılması)
• Temel zemininde drenajı ve konsolidasyonu hızlandırarak kademeli yükleme esnasında
bekleme sürelerinin azaltılması (düşey drenler)
• Taşıma gücünü artırmak ve oturmaların daha üniform olmasını sağlamak (geosentetiklerin
kullanımı)
Düşük taşıma gücü ve yüksek sıkışabilirliğe sahip zemin tabakaları üzerinden yük
kaldırılması durumunda ise yukarıdaki etkilerin tersinin meydana gelmesi sözkonusu
olmaktadır. Yük kaldırılması ile boşluk suyu basınçlarında azalma meydana gelmekte,
başlangıçta drenajsız kayma mukavemetinde bir değişim meydana gelmezken zamanla boşluk
suyu basınçları artışı sonucu kayma mukavemeti azalması ortaya çıkmaktadır. Bunun sonucu
olarak başlangıçta duraylı olan kazı şevlerinin stabilitesi bozulabilmekte, uzun süreli stabilite
kısa süreli stabiliteden daha kritik olmaktadır.
Zemin Davranışını Etkileyen Geoteknik Mekanizmalar
Đyi geoteknik tasarım sadece uygulanacak inşaat yöntemlerin belirlenmesini değil, aynı
zamanda hangi geoteknik mekanizmaların etkili olabileceğini, ve stabilite ve deformasyon
değerlendirmelerinde hangi hesap yöntemlerinin uygulanabileceğinin önceden planlanmasını
gerektirir. Düşük taşıma gücü ve yüksek sıkışabilirliğe sahip zeminlerin davranışı ile ilgili
geoteknik mekanizmaların başlıcaları aşağıda özetlenmiştir.
• Kayma Göçmesi- Düşük mukavemetli zeminler üzerine yapılan dolguların etekleri
altında ve kazı şevlerinde belirli bir yüzey boyunca kayma direncinin aşılması sonucu ortaya
çıkan göçme.
• Kabarma ve Taban Göçmesi- Basınçlı su içeren kum tabakaları üzerinde yeralan
geçimsiz ve düşük mukavemetli killi zeminlerde, suyun kaldırma basıncı etkisi altında veya
yük boşaltılmasından dolayı kazı tabanında meydana gelen kabarma ve göçme.
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

151

• Yanal Akma- Sıkı bir tabaka üzerinde yeralan yumuşak zemin tabakaları üzerine dolgu
yapılması durumunda, iki rijit tabaka arasında kalan yumuşak zeminin sıkılmış gibi yanlara
doğru akması.
• Oturmalar- Yüksek sıkışabilirliğe sahip killi zeminlerde üzerlerine uygulanan dolgu
yükü altında ani oturma, konsolidasyon oturması, ikincil oturma (krip) bileşenlerinden oluşan
büyük oturmalar meydana gelebilmektedir.
• Yanal Deformasyonlar- Dolgu eteğinin topuğu dışında yumuşak temel zemini içinde
dışarıya doğru, kazılarda ise içeriye doğru oldukça büyük yer değiştirmeler meydana
gelebilmektedir.
• Negatif Çevre Sürtünmesi- Uçları daha rijit tabakalara giren kazıklarda dolgu yükleri
altında yüksek sıkışabilirliğe sahip yüzeye yakın tabakaların konsolidasyonu sonucu oluşan
ters yönde (negatif) çevre sürtünmesi
• Rijitlik Azalması- Tekrarlı (titreşimli) yükler altında yumuşak kil tabakalarının
rijitliğinde oluşan deformasyon seviyesine bağlı olarak büyük azalmalar meydana
gelmektedir. Özellikle depremler sırasında oluşan bu etkinin zemine yataklanan elemanların
davranışının analizinde dikkate alınması gerekmektedir.
Aşağıdaki tablo’da bazı zemin yapıları için yukarıdaki geoteknik mekanizmaların önem
derecesi özetlenmiştir.
Mekanizma Toprak Dolgular Kazılar

Baraj
Dolgusu
Yol ve
Demiryolu
Dolgusu
Genel
Dolgular
(1)
Depolama
Alanları
Bina
Kazıları
Yol ve
Demiryolu
Yarmaları
Kanallar,
Limanlar
vb.
Hendek
Kazısı
Kayma * * - * * * * *
Kabarma (*) - - - * * * *
Akma * * - * (*) - - -
Oturma * * * * * * (*) *
Yanal
Deformasyon
* * - * * (*) (*) *
Negatif
Sürtünme
* * * * - - - -
Rijitlik
Azalması
(*) * - (*) (*) * * (*)
* Tasarım için önemli (*) Tasarım için önemli olabilir
- Tasarım için önemsiz (1) Geniş alan dolgularının ortaları altında
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
152

Yıldız Teknik Üniversitesi Đnşaat Fakültesi
Geoteknik Anabilim Dalında Yumuşak Killerin Davranışı
Üzerine Yürütülmekte Olan Araştırmalar (1995- 2000 )

Son altı yıl içerisinde Yıldız Teknik Üniversitesi Đnşaat Fakültesi Đnşaat Mühendisliği Bölümü
Geoteknik Anabilim Dalında yumuşak killerin davranışının incelenmesi en önemli araştırma
konularından birini oluşturmaktadır. Başlıca iki uygulamalı araştırma projesi kapsamında çok
sayıda öğretim elemanı ve lisansüstü öğrencisinin görev aldığı bu araştırmalar çerçevesinde
hazırlanan tezlerin ve bilimsel yayınların bir özeti ekteki tabloda sunulmuştur. Bu araştırma
projelerinde;
- Alibey Barajı Temel Zemininin Davranışı
- Haliç Islah Projesi Kapsamında Tarama, Tarama Çamurunun Uzaklaştırılması,
Depolanması ve Depolama Alanındaki Davranışı
üzerinde deneysel araştırmalar ve nümerik modelleme çalışmaları gerçekleştirilmiştir.




















IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

153

Tablo 1. Lisansüstü Tez Çalışmaları (1996-2000)
Araştırma Projesi Lisansüstü Tezler






Alibey Barajı

“Yumuşak Kohezyonlu Zeminlerin Kademeli Yükleme Altında Davranışının
Analizi” (1996), Banu MERCANGÖZ, Y.Lisans
“Yumuşak Zeminlere Oturan Dolgu Barajların Analizi”
(1997), M.Şükrü ÖZÇOBAN, Doktora
“Şekil Değiştirme Hızının Konsolidasyon Davranışı Üzerine Etkisi”
(1998), Murat TONAROĞLU, Y.Lisans
“Yumuşak Zeminlere Oturan Dolgu Barajlarda Deformasyonların Nümerik
ve Deneysel Yöntemlerle Belirlenmesi”
(2000), Havvanur KILIÇ, Doktora
“Yumuşak Killerin Düşey ve Yatay Permeabilitesi”
Pelin TOHUMCU, Y.Lisans (Devam ediyor)







Haliç

“Haliç Kilinin Geoteknik Parametrelerinin Belirlenmesi”
(1996), Perihan ĐPEKOĞLU, Y.Lisans
“Sulu Çamurların Sedimantasyonu ve Konsolidasyonu”
(1998), Gökçe Ç. ĐNCE, Y.Lisans
“Haliçten Taranan Çamurların Büzülme ve Desikasyon Parametrelerinin
Deneysel Olarak Araştırılması” (1999), Maysaa KHOUCHKAR, Y.Lisans
“Yumuşak Killerin Konsolidasyon Davranışı”
Saadet A. BERĐLGEN, Doktora, (Devam ediyor)
“Atık Çamur Sahalarının Rehabilitasyonu”
Perihan ĐPEKOĞLU, Doktora, (Devam ediyor)










Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
154

Tablo 2. Araştırma Sonuçlarının Sunulduğu Bilimsel Yyaınlar(1996-2000)
Araştırma Projesi Bilimsel Yayınlar








Alibey Barajı

“Settlements of Embankments on Soft Graund”, 70 years of Soil Mechanics
Conf. (1995), K.ÖZAYDIN
“Yumuşak Kohezyonlu Zeminlerin Kademeli Yükleme Altında Davranışının
Nümerik Analizi” 6. Ulusal ZMTM Kongresi (1996)
K. ÖZAYDIN, M. BERĐLGEN, B. MERCANGÖZ
“Alibey Barajı Altında Meydana Gelen Oturmaların Analizi”
6. Ulusal ZMTM Kongresi (1996)
K. ÖZAYDIN, T. EDĐL, M.Ş. ÖZÇOBAN
“Killi Zeminlerin Konsolidasyonu Đçin σ
v
’−ε
v
−ε’
v
Đlişkisi”
7. Ulusal ZMTM Kongresi (1998)
M.TONAROĞLU, M.Ş.ÖZÇOBAN, Đ.K.ÖZAYDIN
“Alibey Barajı Temel Zemininin Kademeli Yükleme Altında Gerilme-Şekil
Değiştirme (Coupled) Analizi” 7. Ulusal ZMTM Kongresi (1998)
H. KILIÇ, M. BERĐLGEN, K. ÖZAYDIN, T. EDĐL
“Alibey Barajı Temel Zemini Parametrelerinin Belirlenmesi”
8. Ulusal ZMTM Kongresi (2000), H. KILIÇ, S. YILDIRIM
“Dolgu Altı Zeminlerde Deformasyonların Nümerik Olarak Belirlenmesi” 8.
Ulusal ZMTM Kongresi (2000), H. KILIÇ, S. YILDIRIM








Haliç


“Haliç Güncel Çökellerinin Geoteknik Parametreleri”
6. Ulusal ZMTM Kongresi (1996)
C.AKGÜNER, M, YILDIRIM , H. KILIÇ , P. ĐPEKOĞLU
“The Golden Horn: Its Formation Deterioration and Hopes for Rehabilitation “
(1997), A Volume for Honoring V. YERLĐCĐ
Đ.K. ÖZAYDIN
“Sulu Çamurların Sedimantasyonu ve Konsolidasyonu”
7. Ulusal ZMTM Kongresi (1998)
G.Ç. ĐNCE, S.A. BERĐLGEN, Đ.K. ÖZAYDIN
“Haliç Dipsel Çamurunun Konsolidasyonu ve Mukavemet Özellikleri”
7. Ulusal ZMTM Kongresi (1998)
P. ĐPEKOĞLU, M. YILDIRIM
“A Case History: Dredging and Disposal of Golden Horn Sediments”
Geotechnics of High Water Content Materials, ASTM STP 1374 (1999)
M. BERĐLGEN, Đ.K. ÖZAYDIN, T. EDĐL
“Chrust Formation in Disposed Dredgings” Soft Ground Technology Conference,
The Netherlands (2000),
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

155

YUMUŞAK KOHEZYONLU ZEMĐNLER ÜZERĐNDE DOLGU ĐNŞAATI
ALĐBEY BARAJI ÖRNEĞĐ

Alibey Barajı, Đstanbul şehrinin su ihtiyacını karşılamak üzere 1960’larda planlanan, Alibey
deresi üzerinde inşa edilmiş toprak dolgu bir barajdır. Şeki 1 ‘de planı, Şekil 2 ‘de tipik bir
kesiti gösterilen barajın kret genişliği 15 m, yüksekliği 28 m, taban genişliği 304 m, uzunluğu
ise 550 m dir. Toprak dolgu hacmi 2 milyon m³ civarında olan barajın inşasına 1967 yılında
başlanmıştır. Haliç’e akan Alibey deresi vadisi, orta kesimlerde kalınlığı 35 m’ye varan
alüvyal çökeller ile kaplanmıştır. Barajın üzerine oturduğu temel zemini, içinde yer yer kum
mercekleri ve bantları içeren orta katı, plastik killi zeminlerden oluşmakta, onun altında ise
üst kesimleri ayrışmış kumtaşı-silttaşı formasyonları yer almaktadır. Killi tabakalar ile taban
kayası arasında kalınlığı 2-4 m arasında değişen çakıllı bir tabakaya rastlanmaktadır.
Temel zemini özellikleri Alibey Barajı’nın dünyada bu tür sorunlu zeminlerde inşa edilen
barajlar arasında önemli bir yere sahip kılmaktadır. Baraj dolgusunun yerleştirilmesi sırasında
stabilite problemlerine yol açmamak ve meydana gelmesi beklenilen büyük oturmaların yol
açacağı sorunları minimize etmek için, inşaatın kademeli olarak yapılması kararlaştırılmıştır.
Kademeli dolgu inşaatını planlayabilmek için, baraj temel zemini zamanının en gelişmiş
ölçüm aletleri ile donatılmıştır. Meydana gelecek oturmaları, boşluk suyu basıncı artışlarını ve
yatay yer değiştirmeleri sürekli izlemek ve kontrol altında tutmak amacıyla, baraj altına ve
temel zemini içerisine çok sayıda oturma plakası, piezometre ve inklinometre, ayrıca baraj ve
çevresine jeodezik ölçüm blokları ve sismograflar yerleştirilmiştir. Baraj inşaatına 1967 yılı
yaz aylarında, menba batardosunun yerleştirileceği yüzeyin temizlenmesi ve tabanın
hazırlanması ile başlanmıştır. Kasım 1967’de gerçekleştirilen küçük çaplı menba batardosu
dolgusundan sonra, 1968 bahar aylarında menba batardosu dolgusu 8 m’ye yükseltilirken,
diğer taraftan baraj aksının iki kenarından ( B-18 ve B-24 kesitlerinde ) konsolidasyonu
hızlandırmak için temel zemini içerisine yerleştirilen kum drenler üzerine iki deneme dolgusu
başlatılmıştır. Dolgu yükleri altında temel zemininin davranışı, ölçüm aletlerinden alınan
okumalar ile sürekli olarak izlenmiş, oturmalar, boşluk suyu basıncı değişimleri ve yanal yer
değiştirmeler kontrol altında tutularak baraj dolgusu kademeli olarak devam ettirilmiş ve
inşaat 1983 yılında tamamlanmıştır. Đnşaatın tamamlanmasından sonra da devam eden ve
yaklaşık 25 yıllık bir süreyi kapsayan arazi ölçümleri ile, barajın üzerine yerleştirildiği
alüvyon zeminin uzun süreli davranışı hakkında çok değerli bilgiler toplanmıştır.
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
156


Şekil 1. Alibey Barajı’nın Planı

IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

157





Şekil 2. Alibey Barajı’nın Tipik Kesiti
Alibey Barajı’nın inşaasına başlamadan önce çok ayrıntılı arazi zemin etüdü ve laboratuvar
araştırmaları gerçekleştirilerek temel zemini profili ve zemin özellikleri belirlenmiştir. Şekil
2’de baraj temel zemini profili gösterilmiştir. DSĐ laboratuvarları yanında, ABD
Massachusetts Institute of Technology (M.I.T.) laboratuvarlarında da etüd sahasından alınan
yüksek kalitede örselenmemiş zemin numuneleri üzerinde yapılan deneylerle temel zemininin
mukavemet, gerilme-şekil değiştirme ve yük altında sıkışabilirlik özellikleri belirlenmiştir.
(Soydemir,1970) Etüd sonuçlarının toplu olarak değerlendirilmesinden, arazideki kohezyonlu
tabakaların drenajsız kayma mukavemetinin s
u
=35-80 kPa, ve drenajsız deformasyon
modülünün E
u
=14.5-33 MPa aralığında değiştiği, (E
u
/s
u
) oranının ise 410 olarak alınabileceği
saptanmıştır. Şekil 3’te önkonsolidasyon basıncının derinlikle değişimi, Şekil 4’te ise sıkışma
indisinin (C
c
) ve tekrar sıkışma indisinin (C
s
) arazi su muhtevası ile değişimi gözlenmiştir. Üç
eksenli basınç deneyleri sonuçlarından elde olunan Skempton boşluk suyu basıncı parametresi
A’ nın farklı düşey şekil değiştirme seviyeleri için aşırı konsolidasyon oranı ile değişimi ise
Şekil 5 te gösterilmiştir. Laboratuar odömetre deneyleri sonuçlarından ortalama
konsolidasyon katsayısı (c
v
) değeri 2x10
-4
cm²/s olarak saptanırken, arazi boşluk suyu basıncı
sönümlenmesi ve oturma okumalarından yapılan geri hesaplamalardan ortalama arazi c
v

değeri 1.2x10
-2
cm²/s olarak belirlenmiştir.

Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
158


Şekil 3. Önkonsolidasyon basıncının derinlikle değişimi


Şekil 4. Sıkışma indisinin (C
c
) ve tekrar sıkışma indisinin (C
s
) arazi su muhtevası ile değişimi
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

159


Şekil 5. Skempton boşluk suyu basıncı parametresi A’ nın farklı düşey şekil değiştirme
seviyeleri için aşırı konsolidasyon oranı ile değişimi
Bu araştırma projesi kapsamında 1995 yılında ilave arazi zemin etüdleri gerçekleştirilmiştir.
Alibey Barajı altındaki temel zemini beş değişik kesitte farklı sürşarj yükleri altında ve farklı
drenaj koşulları altında konsolide olmuştur. Baraj yapımından önce benzer başlangıç
koşullarında olması beklenilen bu alüvyal çökellerin, farklı yüklemeler altında ulaştıkları
durumları belirleyebilmek ve analitik çalışmalar için gerekli zemin parametrelerini laboratuar
deneyleri ile saptayabilmek için, beş tipik kesitte zemin etüd sondajları ve arazi deneyleri
yapılması planlanmıştır. Bu araştırmada baraj temel zeminini oluşturan tabakaların
davranışının incelenmesi amaçlandığı için, baraj dolgusu numune alınmadan ve arazi,
deneyleri yapılmadan delinerek geçilmiş, temel zemini tabakalarına ulaştıktan sonra numune
alma ve arazi deneyleri yapılması işleri gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda derinlikleri 40m ile
50m arasında değişen dere akış yönünde kuzeyden güneye doğru, ara dolgu (B18) aksında
BH-6, baraj gövdesi (B23) aksında BH-5 ve CPT-6, temel yükleme testi dolgusu (B24)
aksında BH-4 ve CPT-4, ara dolgu (B19) aksı üzerinde BH-3 ve CPT-3, mansap batardosu
(B9) aksında BH-2 ve CPT-2 ve mansap batardosu aksının 145m güneyinde BH-1 ve CPT-1
sondajları olmak üzere toplam 12 adet zemin etüd sondajı yapılmıştır. Sondajlarda Standart
Penetrasyon Deneyi (SPT) ve Pressiometre Deneyleri gerçekleştirilerek örselenmiş ve
örselenmemiş zemin numuneleri alınmıştır. Ayrıca temel zemini içinde altı adet koni
penetrasyon deneyi (CPT) yapılması planlanmış ancak baraj dolgusu geçildikten sonra
kullanılan aygıtın kapasitesi aşıldığı için gerçekleştirilememiştir. Bu sondajlarda temel
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
160

zemininden alınan örnekler üzerinde laboratuar araştırmaları gerçekleştirilmiştir. 1995 yılında
yapılan araştırma sondajlarının yerleri Şekil 1’de gösterilmiştir.

Baraj Temel Zemini Davranışının Analizi

Alibey Barajı temel zemininin kademeli yükleme altında davranışını analiz edebilmek için
değişik analiz yöntemlerinden yararlanılmıştır. Barajın değişik akslarında yükleme (dolgu
yapımı) programı Şekil 6’da gösterilmiştir.


Şekil 6. Barajın değişik akslarında yükleme (dolgu yapımı) programı

Birinci aşamada, Alibey Barajı temel zemininde, kademeli dolgu inşaatından kaynaklanan
gerilme artışları ve yer değiştirmeler zemin davranışı elastik ve elasto-plastik kabul edilerek
hesaplanmıştır. Sonlu elemanlar yönteminin (ANSYS Programı) kullanıldığı analizlerde,
temel zemininin kademeli yükleme altında konsolidasyonu sonucu zemin özelliklerinde
meydana gelen iyileşme de dikkate alınmıştır. Öncelikle, inşaat programına uygun olarak,
menba batardosu altında oluşan gerilme ve şekil değiştirme dağılımları için elastik ve elasto-
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

161

plastik analiz sonuçları karşılaştırılmış ve arazi davranışı ile uyumu sağlanmıştır. Bu şekilde
doğrulanan zemin özellikleri kullanılarak ve kademeli dolgu inşaatına uygun olarak bütün
baraj kesiti için temel zemininde oluşan gerilme ve yer değiştirmeler hesaplanmıştır.
Temel zemini ilk olarak lineer elastik kabul edilmiş ve elde olunan gerilme sonuçlarına göre
sonlu eleman modelinin bazı düğüm noktalarında malzeme mukavemet değerlerinin aşıldığı
gözlenmiştir. Bu gözlem sonucu yapılan non-lineer elasto-plastik hesaplarda Von Mises akma
kriteri esas alınmış ve malzemenin kinematik pekleşme gösterdiği kabul edilmiştir. (Naylor ve
Pande, 1981) Malzemenin akma değerine eriştikten sonraki deformasyon modülünün,
başlangıç deformasyon modülü değerinin 1/100 ‘ ü kadar olduğu kabul edilmiştir. (Soydemir,
1970) Menba batardosu için yapılan hesaplar sonucu elde edilen batardo ekseni altındaki
düğüm noktasının kademeli yükleme altında düşey yer değiştirme davranışı (elastik ve
plastik) Şekil 7’de gösterilmiştir.

Şekil 7. Menba batardosu altındaki düğüm noktasının kademeli yükleme altında beklenen
düşey yer değiştirme davranışı

Analiz sonuçları, in-situ (başlangıç) zemin özelliklerine sahip zemin tabakaları üzerine nihai
dolgu kotuna kadar yükleme yapılması durumunda zeminde plastikleşmeden kaynaklanan
aşırı deformasyonlar meydana geleceğini, kademeli yükleme ve konsolidasyon sonucu zemin
özelliklerinin iyileşmesi ile akmanın engellenmesi ve deformasyonların sınırlı tutulmasının
mümkün olacağını göstermektedir. Baraj inşa programının belirlenmesinde bu durum dikkate
alınmış ve yükleme adımları ile bekleme süreleri temel zemininde aşırı akma bölgeleri
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
162

oluşmasına meydan vermeyecek şekilde seçilmeye çalışılmıştır. Bu şekilde baraj inşaatının
güvenle tamamlanması mümkün olmuştur. Zemin özelliklerinde meydana gelen iyileşme
dikkate alınarak yapılan elasto-plastik analizler sonucunda baraj kreti altında meydana
gelmesi hesaplanan düşey yer değiştirmeler Şekil 8’de gösterilmiştir. Yapılan analiz sonuçları
düşük yük kademelerinde bile plastik bölgelerin oluştuğu bu yüzden bu tip zeminlerde elasto-
plastik analiz yapmak gerektiğini göstermiştir. Kademeli yüklemede temel zemininin
konsolidasyonu sonucu malzeme parametrelerinde iyileşme olduğundan bunun hesaplara
yansıtılması gerekmektedir. Bu durumda hesaplanan yatay ve düşey yer değiştirmeler de
azalmaktadır. Bu tip zeminlerde yapılması gereken konsolidasyon analizlerinde de elasto-
plastik analizlerden elde olunan gerilme artışlarının kullanılması gereklidir.

Şekil 8. Zemin özelliklerinde meydana gelen iyileşme dikkate alınarak yapılan elasto-plastik
analizler sonucunda baraj kreti altında meydana gelmesi hesaplanan düşey yer değiştirmeler

Đkinci aşamada, baraj altında farklı kesitlerde temel zemininde meydana gelen oturmaların
zamana bağlı değişimi Terzaghi konsolidasyon teorisi kullanılarak hesaplanmıştır. Kademeli
inşaat programına uygun olarak, öncelikle menba batardosu altında meydana gelen oturmalar
hesaplanmış ve arazi ölçümleri ile karşılaştırılarak zemin özelliklerinin arazi davranışı ile
uyumu sağlanmıştır. Daha sonra barajın diğer kesitlerinde meydana gelen oturmalar
hesaplanarak yaklaşık 25 yıl süre ile tutulan arazi ölçümleri ile karşılaştırılmıştır. Dolgu
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

163

yükleri altında temel zemininde meydana gelen gerilme artışları iki boyutlu elasto-plastik
gerilme analizi kullanılarak hesaplanmıştır. Gerilme analizlerinde kademeli yükleme ve her
yük kademesi sonunda konsolidasyon sonucu zemin özelliklerinde meydana gelen iyileşme
dikkate alınmıştır. Analiz sonucunda, her grid noktasında yatay ve düşey drenajsız yer
değiştirmeler ve asal gerilme artışları ( ∆σ
1
, ∆σ
2
, ∆σ
3
) hesaplanmıştır.
Barajın değişik kesitleri altında, kademeli yükleme altında meydana gelecek oturmalar,
kademeli dolgu yükü altında meydana gelen gerilme artışları ile her yük kademesi altında
bekleme süresi ve boşluk suyu basıncı sönümlenmesi dikkate alınarak hesaplanmıştır.
Analizlerde dikkate alınan ve baraj dolgu yüksekliği ile temel zemini drenaj koşulları
açısından farklılıklar gösteren beş tipik kesit ile ilgili özellikler aşağıda Tabl 3’de
özetlenmiştir. Bütün kesitlerde düşey yönde çift taraflı drenaj kabul edilmiştir.
Tablo 3. Đncelenen Baraj kesitleri
Kesit
No
Konumu Dolgu Üst
Kotu
Temel Zemini Drenaj koşulları
B-23 Kret +34.00 Φ= 40 cm kum drenler, temel zemininde 2/3 derinliğe
kadar, merkezden merkeze 3.5 m aralıklı
B-18 Menba
Dolgusu
+23.00 Φ= 40 cm kum drenler, tüm temel zemini derinliği
boyunca, merkezden merkeze 7.0 m aralıklı
B-24 Mansap
Dolgusu
+23.00 Φ= 40 cm kum drenler, tüm temel zemini derinliği
boyunca, merkezden merkeze 5.0 m aralıklı
B-22 Menba
Dolgusu
+17.00 Kum dren yok
B-9 Mansap
Dolgusu
+14.00 Kum dren yok

Kademeli yükleme altında oturma hesapları yapılırken, bir önceki yük kademesi altında
meydana gelen boşluk suyu basıncı artışlarının derinlik boyunca sönümlenmesi dikkate
alınmış ve her noktadaki sönümlenmemiş (kalan) boşluk suyu basıncının bir sonraki
kademede sönümlenmeye devam edeceği dikkate alınmıştır. Böylece, herhangi bir ( i ) yük
kademesindeki nihai konsolidasyon oturması

ρ
ci
=H






− σ ∆ + σ
σ ∆ + σ






+

) 1 (
log
e 1
C
1 vi
ı
vo
vi
ı
vo c


ifadeleri kullanılarak hesaplanmıştır. Herhangi bir yük kademesindeki oturma-zaman
davranışı ise
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
164


ρ = ρ
c *
U
(t)
U
(t)
= t – zamanında ortalama konsolidasyon yüzdesi

bağıntısı kullanılarak hesaplanmıştır (Şekil 9). Kum drenlerin yer aldığı kesitlerde, düşey ve
radyal konsolidasyonun birlikte gerçekleştiği dikkate alınarak ortalama konsolidasyon
yüzdesinin hesaplanmasında (Carillo, 1942)

U
v,r
= 1- (1-U
r
)(1-U
v
)

ifadesi kullanılmıştır.

Şekil 9. Kademeli yükleme altında konsolidayon oturmalarının hesaplanması


Arazi okumalarıyla karşılaştırmalar, ortalama yatay (radyal) konsolidasyon katsayısı
değerinin ortalama düşey konsolidasyon katsayısına dört katına eşit alınabileceğini
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

165

göstermiştir. Oturma hesapları öncelikle Menba Batardosu (B-22 kesiti) için yapılmış ve
hesaplanan değerler ile arazi okumaları karşılaştırılmıştır. Temel zeminini oluşturan
tabakaların sıkışma özellikleri ( C
c
ve C
s
) arazi su muhtevalarına göre Şekil 4’ den ve
önkonsolidasyon basıncı profili Şekil 3’den seçilerek yapılan hesaplamalarla bulunan oturma
değerlerinin, arazi ölçümleriyle uyumlu olduğu saptanmıştır (Şekil 10). Oturma-zaman
davranışı açısından kritik olan arazideki tabakaların ortalama konsolidasyon katsayısı
değerinin, laboratuvar deney sonuçlarından bulunan değerlerden çok daha büyük olduğu,
arazi boşluk suyu basıncı sönümlemeleri ve oturma okumalarından geri analiz (back-analysis)
ile bulunan değerin daha gerçekçi olduğu gözlenmiştir. Arazide alüvyal çökellerin yer alması
ve killi zeminler içinde kum mercekleri ve bantlarının bulunması nedeniyle laboratuar deney
sonuçlarının fazla güvenilir olmamasının tabii karşılanması gerektiği düşünülmektedir.
Konsolidasyon katsayısının arazi oturma okumalarından belirlenmesinde Asoaka (1978)
yönteminin iyi sonuç verdiği gözlenmiştir (Şekil 10).

Şekil 10. Menba batardosu altında ölçülen ve hesaplanan oturma okumaları

Temel zemini tabakalarının sıkışma özellikleri ve arazi önkonsolidasyon basıncı profilinin
ayrıntılı arazi etüdleri ve laboratuar araştırmaları ile belirlendiği bu projede, kademeli
yükleme altında zemin tabakalarında konsolidasyon sonucu yeterli mukavemet artışı
sağlanması ve taşıma gücü açısından yeterli güvenlik sayılarına ulaşılması ile baraj inşaatının
güvenli bir şekilde tamamlanması mümkün olmuştur. Bu koşullar altında baraj temel
zemininde meydana gelen oturma-zaman davranışının Terzaghi konsolidasyon teorisi ile
hesaplanabileceği arazi ölçümleri ile karşılaştırılarak gösterilmiştir. Öncelikle inşa edilen
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
166

menba batardosu altında meydana gelen oturmaların analizi ve ölçüm değerleri ile
karşılaştırılması sonucu doğrulanan zemin parametreleri kullanılarak diğer baraj kesitleri
altında gözlenen oturma-zaman davranışı ile hesaplanan değerler arasında oldukça iyi bir
uyum olduğu gözlenmiştir (Şekil 11).


Şekil 11. Diğer baraj kesitlerinde gözlenen oturma-zaman davranışı ile hesaplanan değerlerin
karşılaştırılması
Üçüncü aşamada, Alibey toprak dolgu barajı temel zemininde, kademeli dolgu inşasından
dolayı oluşan gerilme-şekil değiştirme-konsolidasyon davranışı “coupled analiz” ile
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

167

incelenmiştir. Alibey Barajı temel zemini ve baraj dolgusu sonlu elemanlar yöntemi ile
düzlem şekil değiştirme halinde modellenerek elasto-plastik ve konsolidasyon analizleri
yapılmıştır. Analizlerde Mohr-Coulomb kırılma hipotezini esas alan ideal elasto-plastik model
ve aynı kırılma hipotezini gözönüne alan fakat yumuşak kil malzemelerin davranışını daha iyi
modelleyebilen Modifiye Cam Clay (Soft-Soil Model) bünye modeli kullanılmıştır.
Analizlerde öncelikle inşaat programına uygun olarak menba batardosu altında gerilme- şekil
değiştirme-konsolidasyon davranışı incelenerek arazi ile uyumu sağlanmıştır. Daha sonra
doğrulanan zemin parametreleri ve inşa programına uygun kademeli yükleme uygulanarak
tüm barajın analizi yapılmıştır. Analizlerden belirlenen düşey ve yanal deplasmanlarla boşluk
suyu basıncı değişimleri arazi ölçümleri ile karşılaştırılmıştır.
Analizlerde anizotrop permeabiliteyi modellemek için yatay ve düşey permeabilite katsayısı
kullanılmıştır. Yapılan çözümlere göre kil zeminlerde yatay permeabilite katsayısı düşeyin 4
katı, kum tabakalarında ise yatay ile düşey permeabilite katsayıları eşit kullanılmıştır. Temel
zemininde hiç yükleme yapılmadan önce bir gerilme-şekil değiştirme analizi yapılarak
jeolojik ortamın kendi ağırlığından dolayı mevcut gerilmeleri bulunmuştur. Kendi
ağırlığından dolayı ortamdaki gerilmelerin analizi sükûnetteki toprak basıncı katsayısı
yardımıyla hesaplanmış ve bu gerilmeler altında bir gerilme şekil değiştirme analizi yapılarak
meydana gelen yer değiştirmeler belirlenmiştir. Kademeli yükleme analizlerine geçmeden
önce bu yer değiştirme değerleri sıfırlanmış ve diğer analiz adımına geçilmiştir. Sonlu
elemanlar modelinde temel zemini yüzeyinden 1.5 m derinlikten itibaren yeraltı su seviyesi
olduğundan dolgu yükü drenajsız şartlarda yerleştirilmiştir. Drenajsız koşullarda yapılan bu
ilk kademe dolgu yükünden meydana gelen gerilme artışları ve yer değiştirmeler
hesaplanmıştır. Daha sonra bu gerilme artışları esas alınarak konsolidasyon analizine
geçilmiştir. Konsolidasyon analizi için kabul edilen konsolidasyon süresi, inşaat sırasında bu
ilk kademe dolgu yapıldıktan sonra ikinci kademe dolgu yapılıncaya kadarki bekleme
süresidir. Bu süre için konsolidasyon analizi adımı tamamlanınca ikinci kademe dolgu yükü
birincisine benzer şekilde önce drenajsız durum için gerilme-şekil değiştirme analizi ve daha
sonra dolgu bekleme süresine göre konsolidasyon analizi yapılmış ve bu işlemler baraj dolgu
inşası tamamlanıncaya kadar devam etmiştir.

Gerilme-şekil değiştirme analizlerinde drenajsız durum göz önüne alındığından malzeme
parametreleri (deformasyon modülü, kayma modülü, Poisson oranı, kohezyon ve içsel
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
168

sürtünme açısı) efektif parametreler olarak alınmıştır. Soft Soil (Cam Clay ) modeli kullanılan
analizlerde kum drenler göz önüne alınmamıştır.
Menba batardosu ve baraj gövdesinde B22, B18, B23, B24 ve B9 akslarında analizlerden elde
edilen düşey yer değiştirme değerleri ile bu akslara yerleştirilen oturma plakaları arazi
kayıtlarının karşılaştırılması yapılmıştır. Şekil 12’de B22, B23 ve B24 akslarında analiz
sonuçları ile arazi kayıtları karşılaştırılmıştır. Bu eğrilerden de görüldüğü gibi analizlerden
elde olunan oturma-zaman davranışı arazi kayıtları ile oldukça uyumludur.

Şekil 12. Menba batardosu (B22), B23 ve B24 aksları altında ölçülen ve analiz sonucu
hesaplanan oturmalar
Şekil 13 'de B24 aksında kademeli yüklemeden dolayı oluşan artık boşluk suyu basıncının
derinlikle değişimi ve Şekil 15 'de ise -8.25 m kotunda artık boşluk suyu basıncının zamanla
değişimi gösterilmiştir. Her iki şekilden de görüleceği gibi kademeli yüklemeden dolayı
oluşan artık boşluk suyu basıncı zamanla sönümlenmektedir. Ölçülenlerle bunların uyumlu
olmamasının, barajın dolgusu belirli bir seviyeye geldikten sonra arkasında su tutulmaya
başlanmış olması ve su seviyesinin sürekli değişkenlik göstermiş olmasından kaynaklandığı
düşünülmektedir. Analizlerde menba batardosu ve gövde arkasında oluşan su seviyesi göz
önüne alınmadığından barajın kademeli inşası sırasında oluşan artık boşluk suyu basınçları
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

169

inşa programı süresince sönümlenmiştir. Piezometre kayıtlarında da belirli bir süre sonunda
su basıncının statik bir seviyeye ulaştığı gözlenmektedir (Özçoban, 1997).

Şekil 13. B24 aksında kademeli yüklemeden dolayı oluşan artık boşluk suyu basıncının
derinlikle değişimi




Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
170

0
2
4
6
8
10
12
14
16
18
20
22
24
26
28
30
32
34
36
38
40
0 1000 2000 3000 4000 5000 6000 7000 8000 9000 10000
Zaman (gün)
P
i
e
z
o
m
e
t
r
e

s
u

k
o
t
u

(
m
)
Arazi
Mohr-Ccoulomb
Soft-Soil

Şekil 14. B24 Aksında -8.25m kotunda boşluk suyu basıncının zamanla değişimi
Mohr-Coulomb Modeli analizlerinden belirlenen yanal yer değiştirmeler ile arazide kuzey-
güney doğrultusuna yerleştirilen S1,S3, ve S5 inklinometre kayıt sonuçları karşılaştırılmıştır.
Đnklinometre kayıtlarına göre yanal hareketin yaklaşık %90 'ı ilk 500 gün 'de yapılan yükleme
sonucu meydana gelmiştir. 500 gün'deki yükleme miktarı ise toplam yüklemenin %30 ' unu
teşkil etmektedir. Arazide inklinometrelerle kuzey-güney ve doğu-batı yönlerinde yanal
deplasman kayıtları tutulmuştur ve her iki yöndede haraket olduğu arazi kayıtlarından
bilinmektedir. Oysa düzlem şekil değiştirme varsayılan analizlerde z-yönündeki şekil
değiştirmeler sıfır kabul edildiğinden doğu-batı yönündeki zemin hareketi sıfır kabul
edilmiştir. Şekil 15 'de S1 inklinometre kayıtı ile analiz sonucu gösterilmiştir.
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

171


Şekil 15. S1 Đnklinometre arazi kayıtı ile analiz sonucu belirlenen yanal değiştirmelerin
karşılaştırılması

Analiz sonuçlarının arazi ölçümleri ile karşılaştırılması sonucu:
- Laboratuar konsolidasyon deneylerinden elde edilen sıkışma modülü ve üç eksenli basınç
deneylerinden elde edilen plastik malzeme parametrelerinin (içsel sürtünme açısı ve
kohezyon) kullanıldığı ve kademeli dolgu yüklemesinin gözönüne alındığı analizlerde, elde
edilen ani ve konsolidasyon oturmalarının arazi ölçümleri ile oldukça uyumlu olduğu
görülmektedir.
- Hesaplanan yanal yer değiştirmeler ile arazi ölçümleri arasında istenilen ölçüde uyum
sağlanamamıştır. Bunun için zeminin anizotrop olarak modellenmesi, ayrıca üç boyutlu
yerdeğiştirme etkilerinin dikkate alınması gerekmektedir.
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
172

- Hesaplanan boşluk suyu basınçları ile arazi ölçümleri arasında tam bir uyum
sağlanamamıştır. Bunun nedeninin baraj arkasındaki su kotunun mevsimsel koşullara göre
değişmesi olduğu düşünülmektedir. Piyezometreler ile ölçülen boşluk suyu basınçlarının ne
kadarının rezervuar su seviyesinden ne kadarının dolgu yüklemesi sonucu oluşan artık boşluk
suyu basıncından kaynaklandığı açıklıkla belirlenememiştir.

Yükleme (Şekil Değiştirme) Hızının Konsolidasyon Üzerinde Etkisi

Killi zeminlerin konsolidasyon davranışını inceleyen araştırmacılar, laboratuar numune
kalınlığı ile arazideki tabaka kalınlığı arasındaki büyük farkı gözönüne alınarak, şekil
değiştirme hızının konsolidasyon üzerindeki etkisini sorgulamışlardır. Bazı araştırmacılar
tekil bir EOP (e-log p′ ) ilişkisi olduğunu ileri sürerken bazıları ise efektif gerilme-şekil
değiştirme-şekil değiştirme hızı (σ
v−
ε
v -
&
ε
v
) arasında tekil bir ilişki olduğunu savunmuşlardır.
Đstanbul Alibey Barajı sahasından değişik derinliklerden alınan ve baraj dolgusunun kademeli
inşasından dolayı farklı yükleme koşullarına maruz kalmış olduğu bilinen örnekler üzerinde
değişik tipte konsolidasyon deneyleri yapılarak, bu killi zeminin konsolidasyon davranışının
tekil bir
′ σ
v
-
ε
v
- &
ε
v
modeli ile tanımlanabilmesi olasılığı araştırılmıştır. Araştırma sırasında
iki farklı deney düzeneği kullanılarak 3 farklı tipte deney gerçekleştirilmiştir. Bunlar sırasıyla
Standart Ödometre, Krip ve Sabit Deformasyon Hızlı deneylerdir. Deney sonuçlarının
grafiksel değerlendirilmesinden, incelenen zemin için tekil bir
′ σ
v
-
ε
v
- &
ε
v
ilişkisinin geçerli
olabileceği sonucuna varılmıştır. Deney sonuçları değerlendirilirken, efektif gerilmeler ön
konsolidasyon basıncına göre normalize edilerek incelenmiştir. Bunu yapabilmek için sabit
deformasyon hızlı deneylerden ve krip deneylerinden elde edilen önkonsolidasyon basınçları
bir grafik üzerinde gösterilmiş ve bu noktaların bir ortalama eğri önkonsolidasyon
basınçlarının bulunması sırasında, standart ödometre ve krip deneylerinin her bir yükleme
kademesindeki okuma anları için hız değerleri tespit edilerek, ortalama 10
-5,
10
-6
, 10
-7
, 10
-8,
10
-9
s
-1
hız değerlerinde ve %5, 10, 15, 20, (devam etmişse 25, 30) gibi seçilmiş deformasyon
değerlerine karşılık gelecek şekilde çizilen efektif gerilme- deformasyon grafikleri kullanılmış
ve Tavenas (1979) yöntemi ile belirlenen şekil değiştirme hızı ile değişimi Şekil 16'da
gösterilmiştir. Daha sonra farklı gerilme seviyeleri için
′ σ
v
- &
ε
v
ilişkilerini gösteren grafikler
çizilmiştir. Şekil 17 ve 18 'de sırası ile bir standart ödometre ve bir krip deneyi için değişik
düşey efektif gerilmeler altında şekil değiştirme hızının şekil değiştirme seviyesine bağlı
değişimi gösterilmiştir. Şekil 19’da aynı zemin tabakasından alınan iki numune için üç değişik
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

173

tipte (standart ödometre, CRS, krip) deneylerde farklı şekil değiştirme seviyeleri için
′ σ
v
- &
ε
v

ilişkisi grafiksel olarak gösterilmiştir.
0
100
200
300
400
500
600
1.00E-10 1.00E-09 1.00E-08 1.00E-07 1.00E-06 1.00E-05 1.00E-04
ε
.
v
(s
-1
)
'
p

(
k
P
a
)
crs
creep
st andard

Şekil 16. Önkonsolidasyon basıncının deformasyon hızı ile değişimi

0
5
10
15
20
25
30
1.0E-09 1.0E-08 1.0E-07 1.0E-06 1.0E-05 1.0E-04
ε
.
v
(kPa)
v

(

%

)
25 kPa
50 kPa
100 kPa
200 kPa
400 kPa
800 kPa
1600 kPa

Şekil 17. Standart Ödometre deneyi sonucunda farklı gerilme seviyelerinde şekil değiştirme
hızı-şekil değiştirme grafiği
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
174


0
5
10
15
20
25
30
35
0.000000001 0.00000001 0.0000001 0.000001 0.00001 0.0001
ε
.
v
(s
-1
)
v

(

%

)
25 kPa
50 kPa
100 kPa
250 kPa
370 kPa
490 kPa
690 kPa
890 kPa

Şekil 18. Krip deneyi sonucunda farklı gerilme seviyelerinde şekil değiştirme hızı-şekil
değiştirme grafiği
0
200
400
600
800
1000
1200
1.0E-09 1.0E-08 1.0E-07 1.0E-06 1.0E-05 1.0E-04
ε
.
v
(s
-1
)
'
v

(
k
P
a
)
standard
crs
ε
v
= 5%
ε
v
= 10%
ε
v
= 15%
ε
v
= 20%
ε
v
= 25%

Şekil 19. Farklı deformasyon seviyelerinde şekil değiştirme hızı-efektif gerilme değişimi

Bu grafiklerin oluşturulmasından sonra bir referans hız değerine karşılık gelen bir
önkonsolidasyon basıncına göre efektif gerilmelerin normalizasyonu yapılmıştır. Şekil 20'de
bütün deney sonuçları için belirli şekil değiştirme hızlarına karşılık gelen önkonsolidasyon
basıncına göre normalize edilmiş efektif gerilme - şekil değiştirme eğrileri, Şekil 21'de ise her
numunenin kendi önkonsolidasyon basıncına göre normalize edilmiş efektif gerilme - şekil
değiştirme eğrileri gösterilmiştir.
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

175

Deneysel sonuçların incelenmesinden, araştırma konusu kil zemin için, farklı gerilme
seviyelerinde "
ε
v
- &
ε
v
" davranışı ve farklı şekil değiştirme seviyelerinde "
′ σ
v
- &
ε
v
"
davranışı için Leroueil vd. (1985) tarafından öngörülenlere benzer eğilimler gözlenmektedir.

All Tests
0
5
10
15
20
25
30
35
0 1 2 3 4 5 6 7 8 9
σ
'
v
/
σ
'
p
v

(

%

)
crs
creep
standard

Şekil 20. Referans bir hız değerine göre seçilmiş önkonsolidasyon basıncına göre normalize
efektif gerilme-deformasyon grafiği
All Tests
0
5
10
15
20
25
30
35
0 1 2 3 4 5 6 7
σ
'
v
/
σ
'
p
v

(

%

)
crs
creep
st andard

Şekil 21. Kendi önkonsolidasyon basıncına göre normalize efektif gerilme-deformasyon
Grafiği

Dolayısıyla bu zeminin davranışının bir "
′ σ
v
-
ε
v
- &
ε
v
" ilişkisi ile tanımlanabileceği izlenimi
uyanmaktadır. Tüm deney sonuçlarının birlikte değerlendirilmesinden, önkonsolidasyon
basıncının (
′ σ
p
), şekil değiştirme hızı ( &
ε
v
) ile değişiminin ortak bir eğri etrafındaki dar bir
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
176

aralık içinde kaldığı saptanmıştır. Referans bir hız değerine göre seçilmiş önkonsolidasyon
basıncına göre normalize edilmiş efektif gerilme - şekil değiştirme noktaları beklenilenden
daha geniş bir aralık içine düşmektedir. Her numunenin kendi önkonsolidasyon basıncına
göre normalize edilmesi durumunda deneysel sonuçların daha dar bir aralığı sınırlayan eğriler
içinde kaldığı gözlenmektedir.

Deformasyonların Deneysel Olarak Belirlenmesi (Üç Eksenli Basınç Deneyleri)

Dolgu altı zeminlerde deformasyonların tahmininde gerilme izi yaklaşımı, temel zeminini
temsil eden zemin örnekleri üzerinde üç eksenli deneylerin yapılması (temel altındaki bir
zeminden seçilen eleman üzerinde) gerektirir (Wood, 1984a). Yöntemin uygulanması için
gerekli adımlar aşağıda kısaca sıralanmıştır;
i. Đncelenen zemin yapısı altındaki kritik bir zemin elemanının tanımlanması,
ii. Yapım sırasında uygulanan yükleme programına göre oluşan gerilme izlerinin tahmini,
iii. Yapım sırasında oluşan gerilme izinin laboratuar deney numunesine uygulanması,
iv. Laboratuar deney sonuçlarına göre, geoteknik yapıda oluşan deformasyonların
tahmini.
Bu çalışmada da, aşamalı yüklenmeden dolayı meydana gelen deformasyonların laboratuarda
deneysel olarak belirlenmesi amacıyla aşamalı anizotropik yüklemeli-konsolidasyonlu üç
eksenli deneyler yapılmıştır. Bu yöntemde arazide aşamalı dolgu inşaatı sırasında temel
zemininde bir zemin elemanı üzerinde, dolgu inşaatı nedeniyle değişen gerilmeler göz önünde
bulundurularak, zemin örneği oluşan gerilme izinde anizotrop gerilme sisteminde yüklenerek
meydana gelen birim deformasyonlar laboratuarda belirlenmiştir. Deneysel çalışmada
arazideki başlangıç gerilme tarihçesine uygun koşullarda hazırlanmış blok zemin örnekleri
kullanılmıştır. Hazırlanan bu blok örneklerden üç eksenli deney hücresine örnek aktarılmış,
nümerik analizden belirlenen efektif asal gerilmeler aşama aşama üç eksenli deney sisteminde
örnek üzerine etkitilmiştir. Bunun sonucunda oluşan düşey boy kısalması, boşluk suyu basıncı
ve konsolidasyon sırasındaki hacim değişimi ölçülmüştür. Aşamalı anizotropik yüklemeli-
konsolidasyonlu üç eksenli deneylerden belirlenen birim deformasyonlarla nümerik analizde
gerilmelerin belirlendiği yerdeki birim deformasyonlar karşılaştırılmıştır.
Deneysel çalışma için incelemelerin yapıldığı akslarda, farklı iki derinlikteki zemin
örneklerine gelen efektif asal gerilmeler nümerik analizden belirlenmiştir. Yeşil kil için -1.00
m ve siyah kil için ise -12.5 m kotunda belirlenen efektif asal gerilmelere göre deneysel
çalışma yürütülmüştür. Arazide aşamalı dolgu inşaatı nedeniyle oluşan fazla boşluk suyu
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

177

basınçlarının bir sonraki yükleme aşamasında stabilite sorunu meydana getirilmemesi için
sönümlenmesi beklenilmiş, ancak bekleme süreleri sonunda tamamı sönümlenmemiştir. Diğer
bir deyimle, yükleme aşamaları sonunda uygulana gerilmenin tümü efektif gerilme olarak
etkimemiştir. Bu nedenle deneysel çalışmada, her yükleme adımının konsolidasyon
aşamasından sonra ulaşılan efektif asal gerilmeler kullanılarak göze alınan yükleme
aşamasındaki efektif gerilme durumuna deneysel çalışmada benzeşim sağlanmaya
çalışılmıştır. Deneysel çalışmada, uygulana gerilmeler altında oluşan boşluk suyu basını
artışının durması beklenmiş daha sonra konsolidasyona izin verilerek oluşan boşluk suyu
basıncının sönümlenmesi beklenerek başlangıçta uygulanan gerilme değerine ulaşılmıştır.
Böylece, laboratuarda bir zemin elemanı belirli bir gerilme izinde yüklenerek konsolide
edilmiş ve hem drenajsız yükleme hem de konsolidasyon aşamasında oluşan düşey yer
değiştirmeler belirlenmiştir. Deney sonucunda ölçülen toplam yer değiştirme miktarından
zemin örneğinin birim deformasyonu belirlenmiştir. Yeşil kil seviyesinde -1.00 m ve siyah kil
seviyesinde 12.5 m seviyelerinde laboratuarda ölçülen ve analizden hesaplanan birim
deformasyonlar Tablo 4’ de gösterilmiştir.
Tablo 4. Nümerik analizden ve laboratuar deneylerinden belirlenen birim doformasyonlar

Aks No
-1.00 m kotunda
laboratuarda
ölçülen birim
deformasyonlar (%)
-12.5 m kotunda
laboratuarda ölçülen
birim deformasyonlar
(%)
-1.00 m kotunda
nümerik
analizden
hesaplanan birim
deformasyonlar
(%)
-12.50 m kotunda
nümerik
analizden
hesaplanan birim
deformasyonlar
(%)
B22 9.042 8.607 10.22 9.09
B18 8.45 9.642 10.00 10.24
B23 18.36 15.006 19.59 16.32
B24 7.308 7.455 7.61 8.25
B9 6.86 7.148 7.77 7.47

Analizden ve deneylerden belirlenen birim deformasyonlar karşılaştırılmıştır. Şekil 22’ de
B22, B18, B23, B24 ve B9 akslarında analizden hesaplanan ve deneylerden ölçülen birim
deformasyon değerlerinin uygulanan deviator gerilmeye göre değişimi gösterilmiştir. Deney
sonçları ile nümerik analiz sonçları birbirine oranlanarak karşılaştırılıp, birinci değer yeşil kil,
ikin değer siyah kile ait olarak sunulduğunda, B22 aksında %88-%96, B18 aksında %84.5-
%94.16, B23 aksında %93.72-%92, B24 aksında %96-%90, B9 aksında %88.3-%96
oranlarında yaklaşım sağlanmıştır. Akslarda ölçülen ve hesaplanan düşey birim deformasyon
değerlerinin birbiriyle uyumlu olduğu görülmektedir. Arazideki gerilme izi izlenerek
laboratuarda deformasyonların belirlenmesi için yapılacak çalışmalarda, deformasyon tahmini
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
178

yapılacak zemin tabakasının gerilme tarihçesi çok iyi bilinmelidir. Đnşa sırasında uygulanan
yükleme programına göre oluşan gerilme izlerinin tahmini ve bu gerilme izinin laboratuar
deney örneğine uygulanması yöntemin uygulanabilirliğini sağlayan koşullardır. Bu çalışmada
örselenmemiş zemin örneği kullanma şansı olmamasına karşın yeniden yapılandırılan
örnekler üzerinde %96’ya varan bir oranda nümerik analize, yaklaşık %80 oranında gerçekte
ölçülen deformasyonlara ulaşılmış olması yöntemin pratik problemlere uygulanabilirliği
konusunda umut verici olarak değerlendirilmektedir.



Şekil 22. B22, B18, B23, B24 ve B9 akslarında analizden hesaplanan ve deneylerden ölçülen
birim deformasyon değerlerinin uygulanan deviator gerilmeye göre değişimi

IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

179

SULU ÇAMURLARIN SEDĐMANTASYONU, KONSOLĐDASYON VE DESĐKASYON
DAVRANIŞI HALĐÇ ISLAH PROJESĐ ÖRNEĞĐ

Haliç Islah Projesi kapsamında Haliç’in belirli bir kısmında dipsel çamurların taranması ve
taranan çamurların eski bir taşocağında oluşturulan bir çamur barajına pompalanarak orada
depolanması kararlaştırılmıştır. Bu amaçla öncelikli olarak tarama yapılacak bölgede (Şekil
23 ve Şekil 24) ayrıntılı zemin etudleri yapılarak zemin profilleri ve arazi ve laboratuar
deneyleri ile zemin özellikleri belirlenmiştir. Tipik bazı Haliç zemin profilleri Şekil 25’de
gösterilmiştir. Şekil 26’da arazi veyn deneyleri ve laboratuar üç eksenli basınç deneyleri ile
belirlenen drenajsız kayma mukavemetlerinin derinlikle değişimi görülmektedir. Sondajlardan
alınan örnekler üzerinde belirlenen su muhtevalarının ve likitlik indekslerinin derinlikle
değişimleri Şekil 27’de, sulu çamur konsolidasyon deneyleri ve klasik ödometre deneyleri ile
belirlenen sıkışabilirlik özellikleri ise ( C
c
ve m
v
) Şekil 28’de gösterilmiştir.

Şekil 23. Đnceleme alanının yeri ve jeolojisi
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
180


Şekil 24. Zemin araştırma sondajlarının konumu




IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

181




Şekil 25. Tipik bazı Haliç zemin profilleri







Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
182



Şekil 26. Arazi veyn deneyleri ve laboratuvar üç eksenli basınç deneyleri ile belirlenen
drenajsız kayma mukavemetlerinin derinlikle değişimi




Şekil 27. Sondajlardan alınan örnekler üzerinde belirlenen su muhtevalarının ve likitlik
indekslerinin derinlikle değişimleri





IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

183










Şekil 28 Sulu çamur konsolidasyon deneyleri ve klasik ödometre deneyleri ile belirlenen
sıkışabilirlik özellikleri

Haliç dipsel çamurunun in-situ özellikleri belirlendikten sonra tarama işlemleri sırasında
uygulanacak yöntemler ve ekipmanlar belirlenmiş ve taranan sulu çamurların uzaklaştırılması
(pompajla yaklaşık 5 km uzaklıktaki depolama alanına iletilmesi) ile ilgili veriler elde
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
184

olunmuştur. Elde olunan veriler ışığında tarama ve uzaklaştırma işlemleri planlandığı şekilde
başarıyla gerçekleştirilmiştir.
Haliç’ten taranan sulu çamurların depolandığı alanın rehabilitasyonu rekreasyon amaçlı olarak
kullanıma açılabilmesi için yaklaşık 200.000 m² yüzey alanına ve 40 m’ye varan kalınlığa
sahip bu çamur kütlesinin öncelikli olarak sedimantasyon ve konsolidasyon özellikleri
deneysel olarak araştırılmıştır.
Bu tip çamurların depolandıktan sonraki sedimantasyon ve konsolidasyon karakteristikleri ve
permeabilite özelliklerinin belirlenmesi için zemin mekaniğinde geliştirilmiş geleneksel
çamur konsolidasyon deneylerinin yanı sıra özel geliştirilmiş deney teknikleri
kullanılmaktadır. Depolamadan sonra zemin tanecikleri çökeldiği zaman ve bulamacın su
muhtevası azaldığında, dayanımda çarpıcı bir artış meydana gelmektedir. Dayanımdaki bu
artış, zemin mekaniğine göre küçük olmasına karşılık çamurun stabilizasyonu için oldukça
önem taşımaktadır.

Kendi Ağırlığı Altında Konsolide Olan Sulu Çamurların Sedimentasyon ve
Konsolidasyon Davranışı

Sedimantasyon, bir süspansiyon içerisindeki tanelerin çökelmesi olayıdır. Depolanan, biriken
tanecikler, sıvı sütununun tabanı üzerinde, doymuş ince bir zemin tabakası olarak sediment
yatağında biçimlenir. Konsolidasyon zemin iskeletinin kendi ağırlığı ya da muhtemel diğer
yüklerle zamana bağlı sıkışmasıdır. Haliç Islah Projesi kapsamında taranmış ve depolanmış
çamurun, depolanmadan sonraki davranışı deneysel olarak araştırılmıştır. Bu amaçla, özel
olarak yaptırılan deney aletinde bir seri üç aşamadan meydana gelen drenajlı ve drenajsız
deneyler yapılmıştır (Şekil 29). Birinci aşamada, deney aletinde sulu çamur numunelerinin
önce çökelmesi, daha sonra sıkışması zamana bağlı olarak gözlenmiştir. Đkinci aşamada,
deney aletinin üst parçası çıkarılarak diğer kısımlar üzerinde kademeli olarak sürşarj yükleri
uygulanmış ve her yük kademesinde sıkışma-zaman davranışı ile sıkışma-gerilme ilişkisi
deneysel olarak belirlenmiştir. Üçüncü aşamada ise, ilk iki aşama sonunda elde olunan blok
zemin numunesinden hazırlanan örnekler üzerinde standart ödometre deneyleri uygulanmıştır.
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

185



Şekil 29. Sedimentasyon ve kendi ağırlığı altında konsolidasyon deney düzeneği
Kendi ağırlığı altında konsolide olan bir zemin kolonunda yükseklik boyunca efektif gerilme
değişimi bilinmemektedir. Kullanılan deney düzeneğinde bu efektif gerilmelerin doğrudan
ölçülmesi mümkün olmadığı için, deney sırasında oluşan ortalama efektif gerilmenin yapılan
ölçümlerden belirlenen boşluk oranı ve permeabilite değerlerinden yararlanılarak tahmini
(hesaplanması)yoluna başvurulmuştur. Konsolide olan bir kil çökelinde efektif gerilme-boşluk
oranı (k-e) arasında ilişkiler olması beklenir. Literatürde bu tür ilişkiler konusunda bir çok
öneriler olmakla birlikte, bu çalışmada Somonyi (1979) tarafından önerilen aşağıdaki
bağıntılardan yararlanılmıştır.

e = Aσ
’B
(1)
k= Ce
D
(2)

Burada A, B, C ve D deneysel olarak belirlenen katsayılardır. Bu çalışmada C ve D katsayıları
deneysel ölçümlerden belirlenmiştir. Boşluk oranı-efektif gerilme ilişkisini elde etmek için, A
ve B katsayılarına tahmini değerler verilerek hesaplanan sıkışma-zaman davranışı ölçülen
değerlerle karşılaştırılmış ve e- σ’ ilişkisi kalibre edilmiştir.

Kendi ağırlığı altında konsolide olan bir zemin çökelinin sıkışma-zaman davranışının
hesaplanmasında, Fox ve Barles (1977) tarafından geliştirilen ve yukarıda verilen (1) ve (2)
bağıntılarını esas alan CS2 isimli bir bilgisayar programından yararlanılmıştır. Bu programda
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
186

laboratuvar deneylerinden elde olunan e- σ’ ve k-e ölçümleri veri olarak kullanılmakta ve
zamana bağlı oturmalar hesaplanmaktadır.

Depolama sahasına sulu çamur şeklinde pompalanmış Haliç Dipsel Çamuru’nun kendi
ağırlığı altında bir müddet konsolide olduktan ve yüzeyinde kuruma ve desikasyon sonucu bir
kabuk tabakası oluştuktan sonra üstünün bir örtü tabakasıyla kaplanması ve çamur depolama
sahasının bir rekreasyon alanına dönüştürülmesi planlanmaktadır. Bu aşamada kalın yumuşak
bir zemin tabakası halindeki bu çökellerin sürşarj yükleri altında zamana bağlı sıkışmasını
incelemek için sedimentasyon deney aletinde sonra standart ödömetre aletinde konsolidasyon
deneyleri yapılmış ve üç aşama deney sonuçlarının birlikte değerlendirilmesine çalışılmıştır.
Tablo 5’de deneysel olarak belirlenen zemin sabitlerinin değerleri Şekil 30’da ise laboratuvar
sıkışma eğrisi gösterilmiştir.
Tablo 5. Laboratuar deneylerinden elde edilen zemin sabitleri
Test No A* B C
*
D
D2 5.710 -0.24 9x10
-7
5.508
D3 5.707 -0.26 9x10
-7
5.507
D5 5.708 -0.23 9x10
-7
5.507
D6 5.707 -0.24 9x10
-7
5.512

*
σ’ kPa ve k m/day
0
1
2
3
4
5
6
7
1 10 100 1000 10000
Efektif Gerilme ' (kPa)
b
o
ş
l
u
k

o
r
a
n
ı
,

e
e=( '+Z)
B

Şekil 30. Kendi ağırlığı ve sürşarj etkisi altında laboratuar sıkışma eğrisi

IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

187

Depolama sahasındaki sulu çamur kütlesinin kendi ağırlığı altındaki konsolidasyon
davranışını tahmin edebilmek için iki ayrı nümerik modelden yararlanılmıştır. ( CS2 – Fox ve
Barles, 1977 ; CONDESO-Abu-Hejleh and Znidarcic, 1994 ve Znidarcic, 1977) Şekil 31’ de
arazi sıkışma eğrileri karşılaştırmalı olarak gösterilmiştir. Şekil 32’de ise değişik pompalanma
(depo alanına deşarj) hızlarının sıkışma eğrisi üzerindeki etkisi gösterilmektedir.


Şekil 31. Taranan çamurun hesaplanan konsolidasyon davranışı


Şekil 32. Pompalama hızının oturma davranışı üzerindeki etkisi



Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
188

Kendi Ağırlığı Altında Konsolide Olan Yumuşak Zeminlerin Desikasyon Davranışı ve
Kabuk Oluşumu
Sulu çamur depolama alanlarının üstünün bir örtü tabakası ile kaplanmasında en büyük
zorluk, çok düşük taşıma gücüne sahip bu yumuşak zemin kütlesi üzerinde iş makinelerinin
çalışma zorluğu olmaktadır. Buharlaşma sonucu yüzeyinde ince bir kabuk tabakası oluştuğu
bilinen bu yumuşak zemin tabakasında kabuk oluşumu ve bu özellikleri deneysel olarak
araştırılmıştır. Laboratuarda kendi halinde, hızlandırılmış olarak ve yüzeyi bazı doğal
stabilizasyon maddeleri ile (tüf tozu ve fosfojips tozu ) kaplanmış örneklerin drenajsız kayma
mukavemeti ive büzülme özellikleri deneysel olarak araştırılmıştır. Şekil 33’de farklı deney
yöntemleri ile belirlenen drenajsız kayma mukavemetinin su muhtevası ile değişimi
gösterilmiştir.

Şekil 33. Farklı deney yöntemleri ile belirlenen drenajsız kayma mukavemetinin su muhtevası
ile değişimi
Kabuk oluşumunda geçerli bir yer tutan desikasyon davranışı ise serbest büzülme deneyleri
ile araştırılmıştır. Şekil 34’de büzülme davranışı, Şekil 35’ da ise büzülme esnasında düşey ve
yatay yer değiştirmelerin boşluk oranı ile değişimi görülmektedir.

IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

189


Şekil 34. Büzülme deneylerinde boşluk oranının su muhtevasıyla değişimi

Şekil 35. Yanal ve düşey şekil değiştirmelerin boşluk oranı ile değişimi

Serbest büzülme sırasında üç-boyutlu büzülmenin başladığı andaki numune boyu H
oc
ve
boşluk oranı e
vc
ile gösterilmiştir. Serbest düşey ve yatay şekil değiştirmelerin boşluk oranı ile
değişimini tanımlayan α- fonksiyonu aşağıdaki şekilde tanımlanmaktadır.

Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
190

e 1
)) e , e ( e 1 )( e 1 (
) e , e (
vc fv vc
vc
+
− +
= α

Serbest büzülme şekil değiştirmelerinin izotrop olduğu ve küçük şekil değiştirme teorisinin
geçerli olduğu kabul edilirse, yukarıdaki ifade aşağıdaki şekli almaktadır.

e 1
) e e (
3
1
e 1
) e , e (
vc vc
vc
+
− − +
= α

Bu varsayımlar altında hesaplanan ve deneysel olarak ölçülen α- fonksiyonunun boşluk oranı
ile değişimi Şekil 36 ‘da gösterilmiştir.

Şekil 36. α fonksiyonunun boşluk oranı ile değişimi

Haliç’ten taranan ve karada depolanan sulu çamur kütlesi yüzeyinde kabuk oluşumunu
incelemek için yapılan deneysel çalışmalardan aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır.
- Kendi halinde laboratuar koşullarında kurumaya bırakılan örnekler örnekler üzerinde
oldukça üniform fakat tozlu rijit olmayan bir kabuk oluşurken, hızlandırılmış
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

191

kurutulmaya maruz bırakılan örneklerde, çok daha rijit fakat daha hetorojen bir kabuk
oluştuğu gözlenmiştir.
- Çamur yüzeyinin başka bir madde ile kaplanması, buharlaşmaya engel olduğu için,
çok daha düşük bir mukavemette bir kabuk oluşmasına yol açmıştır.
- Laboratuarda düşen koni ve veyn deneyleri ile belirlenen drenajsız kayma mukavemeti
değerlerinin birbirine yakın olduğu, yükleme deneyleri ile belirlenen değerlerin ise çok
daha düşük olduğu gözlenmiştir.
- Büzülme deneyleri sonuçları, Haliç kilinin çok geniş bir su muhtevası aralığı içinde
suya doygun kaldığını, büzülme boşluk oranının 1.33 civarında olduğunu, büzülme
davranışını tanımlamakta kullanılan α- parametresinin deneysel değerlerinin oldukça
dar bir aralık içinde kaldığını göstermiştir. Örnekler genellikle izotrop büzülme
davranışı göstermiştir.

Devam Eden Araştırmalar
Sulu çamurların çökelmesi sonucu oluşan yumuşak zeminlerin davranışının incelenmesi ve
örtü tabakasında bu tür zeminlerin

• Sıkışabilirlik, hidrolik geçirgenlik ve desikasyon özellikleri ile
• Drenajsız kayma mukavemetinin zamanla ve derinlikle değişiminin belirlenmesi
büyük önem taşımaktadır.

Yıldız Teknik Üniversitesi Geoteknik Mühendisliği grubunda bu konulardaki araştırmalar
devam etmektedir.
Kendi ağırlığı altında konsolide olan sulu çamurlarda efektif gerilme-hacim değişimi ve
hacim edeğişimi-hdrolik geçrigenlik davranışını modellemek için gerekli zemin
parametrelerinin belirlenebilmesi için çok küçük efektif gerilmeler uygulanabilmesine olanak
tanıyan “sızıntı tesirli konsolidasyon” deney düzeneği (Şekil 37) kullanılması
planlanmaktadır. Şekilde gösterilen akım pompası ile numune içinden hızı çok hassas bir
şekilde kontrol edilebilen bir su akışı gerçekleştirilebilmekte, bu sırada numunenin alt ve üst
yüzeyleri arasında oluşan efektif gerilem farkı nedeni ile konsolidasyon
gerçekleşebilmektedir.
Sızıntı tesirli konsolidasyon deney düzeneği aynı zamanda emme deneyleri yapılması için de
kullanılabilmektedir (Şekil 38). Yükleme pistonu kullanılmadan gerçekleştirilen emme
deneylerinde numune altına yüksek geçirgenliğe sahip seramik bir düzlem yerleştirilmekte,
Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
192

akım pompası kullanılarak zemin içindeki suyun alt yüzeyden çekilmesi sağlanmaktadır. Bu
şekilde desikasyon sırasında zeminin sıkışması ve permeabilitesine ilişkin parametreler
deneysel olarak belirlenebilmektedir.
Kendi ağırlığı altında konsolide olan sulu çamur tabaksı içinde drenajsız kayma
mukavemetinin derinlikle ve zamanla değişmini deneysel olarak inceleyebilmek için ise bir
laboratuar model deney düzeneği tasarlanmıştır (Şekil 39). Model deney tankı içinde
konsolide olan zemin içinde boşluk suyu basıncı değişmlerinin farklı seviyelerdeki
piezometrelerle, drenajzı kayma mukavemetinin ise bir minyatür konik penetrasyon (CPT)
deney aleti ile ve veyn deney aleti ile ölçülmesi planlanmaktadır. Sayrıca, aynı model tankı
kullanılarak değişik örtü tabakası alternatiflerini değerlendirmek için zemin üstünde plaka
yükleme deneyleri uygulanması planlanmaktadır.
IV. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

193



Şekil 37. Sızıntı etkili konsolidasyon deney düzeneği şeması



Prof. Dr. Đ. Kutay Özaydın
194



Şekil 38. Sızıntı etkili konsolidasyon deney düzeneği ve Emme deneyleri düzeneği

Şekil 39. Model Deney Tankı



197



P PP P P PP PR RR R R RR RO OO O O OO OF FF F F FF F. .. . . .. . D DD D D DD DR RR R R RR R. .. . . .. . A AA A A AA AL LL L L LL LT TT T T TT TA AA A A AA AY YY Y Y YY Y B BB B B BB BĐ ĐĐ Đ Đ ĐĐ ĐR RR R R RR RA AA A A AA AN NN N N NN ND DD D D DD D
O OR RT TA AD DO OĞ ĞU U T TE EK KN NĐ ĐK K Ü ÜN NĐ ĐV VE ER RS SĐ ĐT TE ES SĐ Đ

1956-1957 yılları arasında West London College of Commerce’de üniversite hazırlık eğitimi gören Altay
Birand, 1957-1960 yılları arasında Birmingham University’de, 1960-1962 yılları arasında Ortadoğu Teknik
Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamlamıştır. 1962-1963 yılları arasında ODTÜ’de Yüksek Mühendis olarak
1964-1965 yılları arasında ODTÜ Đnşaat Mühendisliği Bölümü’nde asistanlık görevi yapmış, 1965 yılında
Araştırmacı olarak çalışmaya başlamış, 1966 yılında doktora eğitimine adım atarak 1969 yılında Dr. unvanını
alarak mezun olmuştur 1972-1976 yılları arasında Yardımcı Doçent, 1976-1978 yılları arasında Doçent, 1978
yılında ise Prof. unvanını almıştır. 1981-1984 yılları arasında misafir öğretim üyesi olarak Iowa State University,
USA’da görev yapmış, 1984 yılından bu yana halen ODTÜ Đnşaat Mühendisliği Bölümü’nde Prof. olarak
görevini sürdürmektedir.

Prof. Dr. Altay Birand; ODTÜ’de 34 adet master tezi, Iowa State University’de 2MS tezi ortak danışmanlığı ve
4 adet doktora tezi danışmanlığını üstlenmiştir.

1973-1975 ve 1979 yıllarında ODTÜ Đnşaat Mühendisliği Bölümü Başkanı, 1979-1981 yılları arasında ODTÜ
Rektör Yardımcısı, 1985-1988 yılları arasında ODTÜ Mühendislik Fakültesi Dekanı olarak üniversite
yönetiminde görev almıştır.

Akademik görevlerinin yanı sıra çeşitli ulusal ve uluslararası komisyonlarda görev almış ve danışmanlık
hizmetleri vermiştir. 1992-1994 yılları arasında T.C. Bayındırlık ve Đskan Bakanlığı’nda Müsteşar olarak, 1995
yılında T.C. Devlet Bakanlığı’nda Danışman olarak ve yine 1995 yılında T.C. Kalkınma Bankası’nda Yönetim
Kurulu Üyesi olarak devlete hizmet vermiştir. Yaptığı çalışmalarla UNESCO Bursu, Türk Deprem Vakfı
Mütevelli Heyeti Şeref Ödülü, Amerikan Đnşaat Mühendisleri Odası “Fellow” Payesi ile onurlandırılmıştır.

Ulusal ve uluslar arası birçok mesleki kuruluşa üyeliği vardır. Temel Mühendisliği, Zemin mekaniği, Đleri zemin
mekaniği, Temel mühendisliğinde bilgisayar uygulamaları, kazıklı temeller mesleki ilgi alanlarını
oluşturmaktadır. Prof. Dr. Altay Birand Türkiye Tekwando Federasyonu Üyesi olup, sosyal ilgi alanlarına tenis,
futbol, felsefe ve tarih konuları girmektedir.






198












V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
199

“ŞĐŞEN ZEMĐNLER VE BU ZEMĐNLERDE KAZIKLARIN DAVRANIŞI”

1.Giriş
Bu tebliğde zeminlerin şişme olayı açıklanmış ve sonra üzerinde merhum hoca ile
beraber çalıştığımız bir kazıklı temel probleminin çözümü sunulmuştur. Şişme
konusu son derece geniş bir konu olduğundan bu konunun belkemiği sayılabilecek
olan hususlar ayrıntılara girilmeksizin sergilenmeye çalışılmıştır. Bu konu hakkında
daha fazla bilgi edinmek isteyenler için geniş bir kaynakça kısmın sonunda
“Zeminlerin Şişmesi Konusu Hakkında Kaynakça” adı ile ayrıca verilmiştir.
2. Zeminlerde Şişme Olayı
Şişme olayına genellikle şişmeye uygun minerolojik yapıda olup, suya doygun
olmayan killi zeminlerde rastlanmaktadır. Bu türlü zeminler, suya açtırlar. Su emme
potansiyelleri yüksektir, bu nedenle açlıklarını giderinceye ve doygunluk derecesine
varıncaya kadar suyu emerler; bu arada hacimleri artar. Bu hacim artması; mekanik
açıdan bakıldığında zemin bünyesindeki efektif gerilmenin azalması sonucunda
oluşur. Bu olay, genellikle iklim bakımından buharlaşma hızının yağış hızından daha
fazla olduğu kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde çoğunluktadır. Yurdumuzda
Orta ve Güney Doğu Anadolu bu olaya aday olabilecek iklim bölgeleridir. Şişen
zeminlerin yaptıkları hasar çok büyüktür. ABD de 1973 yılında yapılan bir
çalışmaya göre bu rakam deprem ve kasırgalarının toplam hasarının iki misli olarak
belirlenmiştir. (Jones ve Holtz,1973). Yurdumuzda benzer çalışmalar olmadığı için
bu türlü hasarlar hakkında birşey söylemek mümkün olmamaktadır.
3. Şişme Potansiyeli ve Şişme Miktarı
3.1. Genel
Şişen zeminlerin etüdünü yaparken iki ayrı anlamı vurgulamak gerekir. Bunlardan
birincisi zeminin “Şişme Potansiyeli” dir. Đkincisi ise “Şişme Miktarı” dır. Birinci
kavram, zeminin en fazla ne kadar şişebileceğini gösterir. Bu; bir tür maksimum
değerdir. Đkincisi ise zeminin gerçekte ne kadar şişme gösterdiğidir. Genellikle
“Şişme Potansiyeli” bir zeminin zemin sınıflandırması için kullanılan özelliklerine
bağlı olarak olası şişme büyüklüğü açısından sınıflandırılması için kullanılır: Şişme
nedeni ile yapılarda olabilecek hasar göz önüne alınarak belli şişme yüzde aralıkları
Prof.Dr. Altay Birand
200
düşünülür ve bu yüzde aralıkları “Yüksek”, “Orta”, “Az” şişme kademeleri olarak
adlandırılır. Đkinci kavram ise bir zeminin ne kadar şişeceğinin, belli yöntemler
kullanılarak hesaplanması sonucunda bulunan değeri yansıtır.
3.2. Teorik Bilgiler
Şişme Potansiyeli aşağıdaki faktörlere bağlıdır:
1) Kil Miktarı ve Kilin Kompozisyonu, (λ)
2) Laboratuardaki Sıkıştırma Yöntemi veya Arazideki Gerilme Tarihçesi
Sonucunda Kil Daneciklerinin Yönlenmesi (η),
3) Zeminin Boşluk Suyunun Elektrolit Yoğunluğu (µ ),
Yukarıdaki faktörler, zeminin fizikoşimik yapısını oluştururlar ve zemindeki
fizikoşimik iç potansiyel enerjiyi (∆f) yaratırlar. (Seed, Mitchell ve Chan, 1962)
Diğer yandan, bir zeminin şişme potansiyelinin ne kadarının gerçekleşebileceği
aşağıda belirtilen fiziksel faktörlere bağlıdır:
1) Suya Doygunluk Derecesi, (S)
2) Zemin Üzerindeki Yük (σ),
3) Zemin Boşluğundaki Hava ve Suyun Basınçlarının farkı(u
a
-u
w
),
Bu aşamada altı çizilmesi gereken diğer bir husus ise bir zeminin şişebilmesi için
suyun gerekli olduğudur. Su, bu nedenle yukarıdaki faktörler arasında
gösterilmemiştir.
Fiziksel faktörler, iç potansiyel enerjinin ne kadarının mekanik iş yapabileceğini
denetlerler. Diğer bir deyişle, bir zeminin şişme potansiyelinin ne kadarının
gerçekleşebileceği aşağıda belirtilen fiziksel faktörlere bağlıdır:
4) Suya Doygunluk Derecesi, (S)
5) Zemin Üzerindeki Yük (σ),
6) Zemin Boşluğundaki Hava ve Suyun Basınçlarının farkı(u
a
-u
w
),
Bu aşamada altı çizilmesi gereken diğer bir husus ise bir zeminin şişebilmesi için
suyun gerekli olduğudur. Su, bu nedenle yukarıdaki faktörler arasında
gösterilmemiştir.
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
201

Şişme olayı sırasında zemin, üstündeki yükü zorlayarak bir “mekanik iş” yapar. Bu
mekanik iş, kil bünyesinde beliren ve bu faktörlerin fonksiyonu olan iç enerji (∆f)
harcanarak yapılır. Ancak, iç enerjiyi yaratan faktörleri rakamsal olarak ifade etmek
çok zor ve çoğu zaman mümkün olamamaktadır. Diğer yandan, yaratılan iç enerji;
kendisini ölçülebilir bir özellik olan zeminin “Emme Basıncı, τ
0
” olarak gösterir.
“Emme Basıncı” fikri, 1965 yılında Avustralya’da yapılmış olan konferansının
sonundaki inceleme paneli bildirisi (Statement of Review Panel,1965) ile aşağıdaki
gibi açıklanmıştır:
“Zeminin boşluk suyunun ve zemin içinde suyun akımını sağlayan hidrolik eğimin
somut ifadesi olarak (∆f); boşluk suyunun serbest enerjisinin saf ve serbest suyun
serbest enerjisine kıyasla düşünülmesi ile mümkündür.” Pratik olarak şu
söylenebilir:
Suya aç olan bir zemin su ile temasa geldiğinde suyu emer. Bu olay zemin
boşluğunda atmosfer basıncının altında (negatif) bir basınç olduğunu işaret
etmektedir. Yukarıdaki enerjiyi temsilen beliren “Eşdeğer Toplam Emme”
Termodinamik kuralları uyarınca aşağıdaki denklem ile ifade edilebilir:
0
0
log
068 . 1
p
p
v
RT
e
= τ (1)
Burada:
τ
0
=Toplam Emme Basıncı,
v=Bir mol Sıvı Suyun Hacmi, 18.02 cc .
p=Boşluk Suyunun Buhar Basıncı, atm.
p
0
=Serbest Saf Suyun Buhar Basıncı, atm.
R=Đdeal Gas Sabiti 82.06 cc-atm 1/
0
K
T= Mutlak Isı,
0
K
Rölatif buhar basıncının (p/p
0
) doğrudan doğruya zemin yüzeyinin rölatif nemini
gösterdiği düşünüldüğünde buharlaşma-emme basıncı bağlantısı (Wilson, 1997) ve
aşağıda değinilecek olan iklim koşullarının rolü açıklık kazanmaktadır. Bu
bakımdan arazide hidro-termodinamik kurallar önem taşır ve hidroloji uzmanları ile
ortak çalışmayı gerektirir. Emme basınçları çok yüksek değerlere varabilir. Bu
Prof.Dr. Altay Birand
202
basınçların ölçülmesi için çok değişik laboratuvar ve arazi yöntemi bulunmaktadır.
(Fredlund, 2001)
Zemindeki toplam emme basıncı, “Matrik Emme Basıncı, τ
m
” ile “Osmotik Emme
Basıncı, (τ
0
)” dan oluşur.
“Osmotik Emme Basıncı” yukarıda şişme potansiyelini kontrol ettikleri açıklanan
faktörlerin bir fonksiyonudur.
) , , (
0 0
µ η λ τ τ = (2)
Bu faktörler aynı zamanda zeminin sınıflandırılmasına yarayan Atterberg Limitleri’
ni kontrol ederler. Bu nedenledir ki şişme potansiyelinin sınıflandırılması da aynı
faktörlere bağlı özellikler yardımı ile yapılabilmektedir.
Matrik basınç ise;
w= Su Đçeriği,
e= Boşluk Oranı olmak üzere aşağıdaki gibi gösterilebilir:
) , , (
w m m
u S − = σ τ τ (3)
veya doygunluk derecesi (S); su içeriği (w) ve boşluk oranı (e) cinsinden ifade edilir
ve negatif boşluk suyu basıncı, boşluk havasının basıncı baz alınarak yazılırsa:
) , , / (
w a m m
u u e w − = σ τ τ (4)
Şişme sırasında toplam emme basıncı değişir. Bu değişim matrik ve osmotık
bileşenler ile şöyle ifade edilir:
0 0
τ τ τ d d d
m
+ = (5)

µ
µ
τ
η
η
τ
λ
λ
τ τ
σ
σ
τ τ
τ d d d du
u u
d dS
S
d
w
w a
m m m


+


+


+
− ∂

+


+


=
0 0 0
0
) (
(6)
(2) ila (6) denklemleri tüm faktörlerin şişme olayı üzerindeki etkisini açıklarlar. Bazı
araştırmacılar, (6) bağıntısındaki terimlerin toplam emme basıncına etkisini tek tek
araştırmaya çabalamışlardır.
Osmotik Basınç bileşenini en fazla etkileyen faktör elektrolit konsantrasyonu (µ)
dur.
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
203

(Snethen, 1980), Emme Basıncının; (1) denklemini belirleyen teori yardımı ile
geliştirilen ve rölatif neme göre kalibre edilen milivoltmetreler (psikrometreler) ile
ölçülebildiğini göstermiştir.
Johnson (1980), şişme olayında osmotik basınç bileşeninin etkisinin fazla
olmadığını söylemektedir. Bu doğru bir gözlemdir. Zira arazideki bir zeminde bu
basıncı kontrol eden boşluk suyu elektrolit konsantrasyonu, gerilme tarihçesi gibi
faktörlerin büyük ölçüde değişmediği söylenebilir. Yalnızca, kil daneciklerinin
yönlenmesi, şişme olayına bağlı olarak bir miktar değişebilir.
Bu bağlamda şu noktayı işaret etmek gerekir ki, emme basıncı, toplam gerilmeler ve
boşluk suyu basınçlarını biribiri ile ilişkilendiren ve genellikle şişme olayını
çözümlemekte kullanılan önemli bağıntılar, (6) bağıntısının ilk üç terimi cinsinden,
diğer bir deyişle “matrik emme basıncı” bileşenini ön plana alan bileşenleri içerirler.
Bu bağıntılardan belli başlı ikisi Bishop (1959) ve Croney, Coleman ve Black
(1958) olup aşağıda verilmektedirler:
ασ τ + =
w
u
0
(Croney,Coleman ve Black,1958) (7)
) (
w a a
u u u − + − = χ σ σ (Bishop,1959) (8)
Burada:
= σ Efektif Gerilme,
σ=Toplam Gerilme,
u
a
,u
w
=Boşluk Havasının ve Boşluk Suyunun Basınçları,
τ
0
= Toplam Emme Basıncı,
χ, α= Parametrelerdir.
(3), (4) bağıntıları ile (8), (9) bağıntılarının benzerliğine dikkat edilmelidir.
Her iki denklemdeki χve α parametreleri emme gerilmesi tayininde kullanılan belli
araçlarla yapılan ölçümlerle elde edilebilmektedirler.
(7) denklemi kullanılarak ve emme basınçları ölçülerek bir Ankara zemininin
davranışının incelenmesi Elias (1967) tarafından gerçekleştirilmiştir.
Şişme sırasında emme basıncı sişmeyi kontrol eder. Şişme, zeminde hacim
değişmesi olarak ortaya çıkar. Bu nedenle üç boyutlu uzayda her yönde birim
Prof.Dr. Altay Birand
204
deformasyon görülür. Bu anlatımda konuyu basitleştirmek amacı ile tensöriyel
bağıntılardan kaçınılmış olup tek yönlü şişme olayı üzerinde durulmuştur. Konu
daha geniş şekli ile arandığında (Blight,1965; Fredlund,1977) ye bakılabilir.
Şişme sırasında oluşan birim deformasyon, efektif gerilmenin bir fonksiyonu olarak
şöyle ifade edilebilir:
) (σ f
H
H
=

(9)
(8) denklemi ise literatürde yaygın olarak yer almış olup özellikle efektif gerilmeyi
hacim değişiklikleri (Fredlund, 1977,1979) ve/veya kayma dayanımı (Bishop ve
Blight,1963; Bishop ve Donald,1961) ile ilişkilendirmesi açısından beğeni
kazanmıştır. Bağıntıda (u
a
-u
w
) terimi doğrudan doğruya şişme olayını kontrol ettiği
bilinen emme basıncı (τ
0
) dır. σ-u
a
terimi ise toplam gerilmeyi göstermektedir. (2)
bağıntısı göz önüne alınır ve sabit bir toplam gerilme altında efektif gerilmelerin
şişme basıncının fonksiyonu olduğu düşünülürse orijinal kalınlığı H şişme miktarı
∆H olan bir zemin için aşağıdaki bağıntı yazılabilir:
[ ] ) ( ) ( ) (
w a a
u u u
H
H
H
H
− + −

=

χ σ σ (10)
Bishop denkleminde χ parametresi; suya doygun bir kil için 1.0, tamamen kuru olan
bir kil için ise 0.0 değerini alır. Parametrenin bu aralık içindeki değişimi doygunluk
derecesinin doğrusal olmayan bir fonksiyonudur. (Bishop ve Donald,1961; Bishop,
1959) . Bu fonksiyon, zeminin cinsine bağlıdır. Bu nedenle suya doygun (S=1.0) ve
kuru (S=0) zeminlerde aşağıdaki efektif gerilme formülleri elde edilir:
w
u − = σ σ S=1.0 (11)
a
u − = σ σ S=0.0 (12)

(10) fonksiyonu, yukarıda
gösterilebilir:
.Bu şekilde şişme ∆
görülmektedir. Diyagramın detayları a
şişme deneyleri ile beraber tanıtılacaktır.
3.3. Şişen Zeminleri Sınıflandırma ve
Killi bir zeminin Şişme
ve Chan, 1962; Seed, Mitchell ve Lundgren 1962; Seed, Raymond, Lundgren 1962;
Van der Merwe,1964; Shiming,1984; Çokça 1991).
Şişme Potansiyel Sınıflandırma yöntemleri 3.2. paragrafında açıklana
genel olarak zeminlerin indeks özelliklerini kullanan yöntemlerdir. Bu yöntemler
içinde “Şişme Potansiyeli” ile “
kullanan ve basit bir yöntem olan Van der Merwe (1964) sistemi, konuyu etkin bir
şekilde gösterebileceğ
sonunda Ek 1 olarak sunulmu
Şişme miktarı tayininde ise iki ayrı yol izlenebilir:
1. Belli bir Gerilme Đ
Deney Metodunun Kullanılması (Bishop and Donald 1961; Jennings and Knight
1957)
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircio

Şekil 1. Üç Boyutlu Şişme Diyagramı
(10) fonksiyonu, yukarıda Şekil 1 ile gösterilen bir üç boyutlu uzay diyagramda
∆H/H; (u
a
-u
w
) ve σ-u
a
değişkenlerinin bir fonksiyonu olarak
görülmektedir. Diyagramın detayları aşağıdaki paragrafta odömetrede uygulanan
me deneyleri ile beraber tanıtılacaktır.
en Zeminleri Sınıflandırma ve Şişme Miktarı Tayini Yöntemleri
Şişme Potansiyeli değişik yöntemlerle saptanabilir. (Seed, Mitchell
ve Chan, 1962; Seed, Mitchell ve Lundgren 1962; Seed, Raymond, Lundgren 1962;
Van der Merwe,1964; Shiming,1984; Çokça 1991).
me Potansiyel Sınıflandırma yöntemleri 3.2. paragrafında açıklana
genel olarak zeminlerin indeks özelliklerini kullanan yöntemlerdir. Bu yöntemler
me Potansiyeli” ile “Şişme Miktarını” ayıran, ancak biribirini takiben
kullanan ve basit bir yöntem olan Van der Merwe (1964) sistemi, konuyu etkin bir
ekilde gösterebileceği için ancak bütünlüğü bozmamak amacı ile tebli
sonunda Ek 1 olarak sunulmuştur.
me miktarı tayininde ise iki ayrı yol izlenebilir:
1. Belli bir Gerilme Đzini Takip Ederek Yapılması Önerilmiş Olan bir Laboratuvar
dunun Kullanılması (Bishop and Donald 1961; Jennings and Knight
Hamdi Peynircioğlu Konferansı
205

ekil 1 ile gösterilen bir üç boyutlu uzay diyagramda
kenlerinin bir fonksiyonu olarak
ıdaki paragrafta odömetrede uygulanan
me Miktarı Tayini Yöntemleri
ik yöntemlerle saptanabilir. (Seed, Mitchell
ve Chan, 1962; Seed, Mitchell ve Lundgren 1962; Seed, Raymond, Lundgren 1962;
me Potansiyel Sınıflandırma yöntemleri 3.2. paragrafında açıklanan nedenlerle
genel olarak zeminlerin indeks özelliklerini kullanan yöntemlerdir. Bu yöntemler
me Miktarını” ayıran, ancak biribirini takiben
kullanan ve basit bir yöntem olan Van der Merwe (1964) sistemi, konuyu etkin bir
ü bozmamak amacı ile tebliğin en
ş Olan bir Laboratuvar
dunun Kullanılması (Bishop and Donald 1961; Jennings and Knight
Prof.Dr. Altay Birand
206
2. Psiometrik Teorinin Teorik veya Ampirik Bulgulara Dayanılarak Kullanılması
ve/veya Emme Basıncı-Su Akımı Olayının Çözümlerine Dayanan Yöntemler.
( Snethen1980, 1984; Croney, Coleman,
3.4. Arazide Şişme Olayı ve Đklim Ko
Şişme potansiyelinin arazide nasıl harekete geldi
Zeminin şişmesinin efektif gerilmelere ba
açıklanmış idi. Şekil 2, uniform bi
göstermektedir. Kapiller basınç OB ile gösterilmi
Taban suyu seviyesinin zemin yüzeyine yakın olması ve zeminin kapiller su ile bu
alanda doymuş olması durumunda zemin, atmosfer basıncının altında ve su
tablasından itibaren ölçülecek bir z yüksekli
Şekil 2. Zeminde Emme Basıncı Profilinin De
Bu durumda (11) ifadesi gereğ
w
u + = σ σ
(13)
şeklini alır.
2 paragrafında şişen zeminlerin potansiyellerinin harekete geçebilmesi için gereken
iklim koşullarının yarı kurak ko
altında buharlaşmanın etkisi ile ve geo
2. Psiometrik Teorinin Teorik veya Ampirik Bulgulara Dayanılarak Kullanılması
Su Akımı Olayının Çözümlerine Dayanan Yöntemler.
Croney, Coleman, Black1958)
me Olayı ve Đklim Koşulları
me potansiyelinin arazide nasıl harekete geldiği aşağıda Şekil 2 ile açıklanacaktır.
mesinin efektif gerilmelere bağlı olarak nasıl geliştiği yukarıda
ekil 2, uniform bir zemin içindeki şişme basınçlarını
göstermektedir. Kapiller basınç OB ile gösterilmiştir.
Taban suyu seviyesinin zemin yüzeyine yakın olması ve zeminin kapiller su ile bu
olması durumunda zemin, atmosfer basıncının altında ve su
itibaren ölçülecek bir z yüksekliğinde -γ
w
z emme basıncını taşır.
ekil 2. Zeminde Emme Basıncı Profilinin Değişimi
Bu durumda (11) ifadesi gereği efektif gerilme:

en zeminlerin potansiyellerinin harekete geçebilmesi için gereken
ullarının yarı kurak koşullar olması gereğine işaret edilmiş idi. Bu ko
manın etkisi ile ve geo-hidrotermodinamik koşulların öngördü
2. Psiometrik Teorinin Teorik veya Ampirik Bulgulara Dayanılarak Kullanılması
Su Akımı Olayının Çözümlerine Dayanan Yöntemler.
ekil 2 ile açıklanacaktır.
ş ği yukarıda
me basınçlarını
Taban suyu seviyesinin zemin yüzeyine yakın olması ve zeminin kapiller su ile bu
olması durumunda zemin, atmosfer basıncının altında ve su
z emme basıncını taşır.


en zeminlerin potansiyellerinin harekete geçebilmesi için gereken
idi. Bu koşullar
ulların öngördüğü
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
207

buharlaşma-yoğunlaşma yasalarına bağlı olarak, zeminin emme basıncı Şekil (2) de
OA ile gösterildiği gibi kapiller gerilmenin üstündedir. Adına konsolidasyon
teorisindeki deyimden esinlenerek “artık emme basıncı” diyebileceğimiz bu basınç,
doğal zeminlerde yağmurlu mevsimlerde azalarak büyük olasılıkla “kapiller emme
basıncı” civarlarında veya infiltrasyonun çok etkin olması halinde sıfır emme
basıncında dengeye gelecektir. Kurak mevsimlerde artacaktır. Buna bağlı olarak
zemin, (10) denklemi uyarınca aynen nefes alıp veren bir insanın göğsü gibi kurak
havada büzülecek ve yağışlı havada şişecektir. Bu olay, ODTÜ yerleşkesi
arazisindeki bir düzenekle gözlemlenmiştir. (Omay, 1970)
Mühendislik açısından; yaz aylarında inşa edilmiş olan küçük bir ev, bir yol
kaplaması; zeminin yüzeyini kaplayarak buharlaşmayı önler. Bu durumda zeminin
su içeriği artar, emme basıncı OC çizgisi ile gösterilen duruma gelir: Sonuçta zemin
şişme eğilimi gösterir, şişemezse; yapı üzerine şişme basıncı uygular. OC hattı ile
belirlenen emme basıncına karşı gelen nihai su çeriği profiline “Denge Su Đçeriği”
adı verilir. Bu tür problemlerin çözümünde, ilk durumu gösteren OA profili ile
“Denge Su Đçeriği” profilinin bilinmesi önemlidir.
Zemininde yukarıda tanımlanan olaylar sırasında oluşan emme basınçlarının zemin
içindeki dağılımı sonlu farklar yöntemine dayanan bir bilgisayar programı aracılığı
ile çözülmüş, ve bu durumlarda yapılacak mühendislik hesapları için gereken
boyutsuz abaklar elde edilmiştir. Aynı çalışmada, arazide gözlenen denge su içeriği
profili (Elias,1967) ile teorik olarak elde edilen denge su içeriği profili
kıyaslanmıştır. (Öner ve Birand, 1978)
Şekil 3. yukarıda anlatılan mevsimsel kabarma-büzülme nedeni ile ortaya gelen
mevsimsel değişimin kuru birim hacim ağırlığına, diğer bir deyişle hacim
değişikliğine etkisini göstermektedir.
Prof.Dr. Altay Birand
208
Şekil 3. Zeminde Mevsimsel Hacim De
Bu şekilde yarı kurak-kurak bir
derinlik”e kadar uzanan ve “mevsimsel de
içinde hacim değişimi görülmektedir. Kurak bölge olması nedeni ile yeraltı suyu
seviyesinin çok derinlerde oldu
aynen yukarıda anlatıldığı gibidir. Ankara’nın yarı
nedeni ile (Özmelek,1974) birçok yöresinde bu hal geçerlidir.
Şekil 3 ile açıklanan olayı Ankara
zeminlerinde değişik zamanlarda rastgele alınmı
ağırlıklarının su içerikleri ile iliş
Şekil 4. Kuru Birim Hacim A

ekil 3. Zeminde Mevsimsel Hacim Değişmesi
kurak bir yörede kapiller bölgenin üstünde yüzeyden “aktif
e kadar uzanan ve “mevsimsel değişim tabakası” adı verilen zemin kalınlı
imi görülmektedir. Kurak bölge olması nedeni ile yeraltı suyu
seviyesinin çok derinlerde olduğu durumda bu hal geçerli olur. Şişmenin mekani
ğı gibidir. Ankara’nın yarı-kurak, kurak bir bölge olması
nedeni ile (Özmelek,1974) birçok yöresinde bu hal geçerlidir.
ekil 3 ile açıklanan olayı Ankara zeminleri için gösteren Şekil 4
ik zamanlarda rastgele alınmış nümunelerin kuru birim hacim
ırlıklarının su içerikleri ile ilişkisini göstermektedir.

ekil 4. Kuru Birim Hacim Ağırlığının Su Đçeriği ile Değişimi
tünde yüzeyden “aktif
im tabakası” adı verilen zemin kalınlığı
imi görülmektedir. Kurak bölge olması nedeni ile yeraltı suyu
menin mekaniği
kurak, kurak bir bölge olması
ekil 4; Ankara
nümunelerin kuru birim hacim
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
209

Bu; mevsimler boyunca zeminin kuruma-ıslanma nedeni ile nefes almasının bir
göstergesi olarak kabul edilebilir. Mc Dowell (1959); zemin yüzeyinin bir yapı ile
kaplanması halinde beklenebilecek su içeriği değişiminin sınırlarını zeminin Likid
Limiti cinsinden vermektedir. Bu limitler de Ankara Kilinin ortalama Likit Limit
değerleri (Sürgel,1976) kullanılarak şekilde gösterilmiştir. Bu şekilden, yüzeyi
kaplanan bir zeminde boşluk oranı (e) su içeriği (w) ilişkisi aşağıdaki gibi
yazılabilir:
e
0
=e
o
+I
w
w=0.7+0.28w (14)
Bu denklemde I
w
=∆e/∆w değerine “Zeminin Su Emme Eğilimi Endisi” Birand
(1976) adı verilmekte ve indis; Şişme Potnsiyeli saptanması için önerilen bir
yöntemde kullanılmaktadır. (Birand 1971, 2001). Bu endisin içeriği, (4) bağıntısına
başvurulduğu zaman daha iyi anlaşılabilir: Belli bir toplam yük altında, emme
basıncının ve şişmenin bu endis cinsinden ifade edilebileceği görülmektedir.
4. Şişme Miktarı Tayini için Laboratuvar Odömetre Deneyleri
4.1. Odömetre Deney Tipleri
Şişme miktarlarının saptanması için kullanılan, kontrollü emme ve benzeri girift ve
pahalı deneylerin yanı sıra yaygın şekilde kullanılan deneyler odömetre deneyleridir.
Bu deneyler, gerek odömetre aracının hemen her laboratuarda bulunması,
kullanımının genelde yaygın olarak bilinmesi ve doğrudan doğruya 3.2. paragrafında
açıklanan gerilme-hacim değişikliği ilişkilerini yansıtarak mühendise hitap etmesi
açısından çokça kullanılmaktadır.
Deneylerin uygulama şekilleri Şekil 1 e başvurularak aşağıdaki şekillerde
açıklanabilir:
a. Bir zemin numunesi odömetreye yerleştirilir ve arazideki örtü toplam gerilmesine
yüklenir. Şekil 1 de bu durum örneğin A veya E noktası ile gösterilebilir. Bu
nümune suya boğulur ve şiştikçe bu şişmeye izin verilmeyecek şekilde yüklenir. Bu
yüklemenin izi ∆H/H=sabit olmak kaydı ile bir [(σ-u
a
);(u
a
-u
w
)] düzlemi üzerinde
gerçekleşir ve AG veya EH olur. Yükleme izi G ve H noktalarında [(σ-u
a
);(∆H/H)]
düzlemi üzerine varır.
b. Benzer bir nümune A veya E noktasından başlayarak sabit sürşarj yükü -u
a
)
altında suya boğulur, ve şişme gözlenir. Bu; bir [∆H/H; (u
a
-u
w
)] düzlemi üzerinde
Prof.Dr. Altay Birand
210
gerçekleşir ve yükleme izi AB veya EF olur. Đz B ve F noktalarında [(σ-u
a
);∆H/H]
düzlemi üzerine düşer. Bu deney sonudur, zemin doymuştur ve (u
a
-u
w
) bileşeni sıfıra
yaklaşmıştır. Şişme miktarı (örneğin A’B) saptanabilir. Zemin B ile gösterilen bu
durumdan itibaren [(σ-u
a
);(∆H/H)] düzlemi üzerinde yüklenirse doygun bir
nümunenin konsolidasyon deneyine yakın bir davranış gösterecektir.
c. EF, EH izleri üzerinden yüklenen bir zeminin üzerindeki yük F veya H
noktalarından sonra azaltılabilir. Bu durumda doymuş numunenin şişmesi
gözlenebilir ve şişme indisi saptanabilir. Bu iki indis değeri biraz farklı olacaktır.
Problemin niteliğine göre kullanılması uygun olur.
d. Zemin, başlangıçta su verilmeksizin doğal su içeriğinde örneğin AE izi üzerinden
yüklendikten sonra suya boğulabilir. Bu yaklaşıma “tek nokta” metodu
denilmektedir. (Bu deneyler, emme basıncının da ölçüldüğü düzenekler ile
yapılabilir. Ayrıca özel gereçlerde emme basıncı kontrol edilerek
gerçekleştirilebilir.)
4.2. Çift Odömetre Deneyleri ve Kınık Kili (Ankara) Üzerinde Uygulama
Çift Odömetre deneyi, Jennings ve Knight (1957,1958) tarafından önerilmiştir.
Çift Odömetre deneyi, aynı şartlardaki biri doymamış ikincisi şişme sonucunda
doymuş iki nümune üzerinde yapılan bir deneydir. Şişen zeminlerde özellikle
Avustralya (Burland,1965), Güney Afrika (Blight, 1965; Blight ve de Wet, 1965),
Suudi Arabistan (Erol,1981;1989,1990) gibi memleketlerde uygulanarak ve arazi
bulguları ile karşılaştırılarak olumlu sonuçlar alınmıştır.
Kınık kili Ankara şehir merkezine 35 km kadar uzaklıkta bulunan ve yüksek şişme
potamsiyeline sahip olan bir zemindir. Homojen bir yapıda olan bu kilin özellikleri
kısaca ve ortalama değerlerle Likid Limiti 60, Plastiklik Endisi 42, Doğal Su Đçeriği
25%, Aktivitesi 1.8 olarak verilebilir. Bu kil ile ilgili bilgiler Ordemir ve arkadaşları
(1975) tarafından bildirilmiştir.
Kınık kili üzerinde yapılan özel odömetre deneyleri Şekil 4 ve Şekil 5 de
gösterilmektedir. (Birand, 1978)

Şekil 5 de üç tür odömetre deneyi gösterilmektedir. Bu deneyler biribirine çok yakın
konumlardaki üç nümune üzerinde uygulanmı
Deneyler, Şekil 1 de sunulan ve
bileşeninin değişimi ile açıklayan üç boyutlu diyagramdaki e
kıyaslanabilir:
Eğri 1 üç boyutlu diyagramda AEDD’ ile gösterilen do
nümunenin A D D’’ ile gösterilen sıkı
yansıtan [σ-u
a
; ∆H/H] düzlemindeki izdü
Eğri 2, suya boğulmak sureti ile çok küçük bir yük altında
yüklenen bir nümunenin
Eğri 3 ise aynı bir küçük yük altında suya bo
basıncı arttırmak sureti ile
halde yükleme izinin ABGHC olması beklenir
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircio
Şekil 5. Odömetre Deneyleri
ekil 5 de üç tür odömetre deneyi gösterilmektedir. Bu deneyler biribirine çok yakın
konumlardaki üç nümune üzerinde uygulanmış olan deneylerdir.
ekil 1 de sunulan ve şişme olayını efektif gerilmelerin iki ayrı
şimi ile açıklayan üç boyutlu diyagramdaki eğriler ile
ri 1 üç boyutlu diyagramda AEDD’ ile gösterilen doğal su içeri
nümunenin A D D’’ ile gösterilen sıkışma izinin odömetre deneyini fiziksel olarak
H/H] düzlemindeki izdüşümünü yansıtmaktadır.
ulmak sureti ile çok küçük bir yük altında şişirilen (AB izi) ve sonra
yüklenen bir nümunenin davranışını aynı düzlemde temsil eden ABGFHC e
ri 3 ise aynı bir küçük yük altında suya boğulmakla beraber ş
basıncı arttırmak sureti ile şişmeye izin verilmeyen durumu yansıtmaktadır. Bu
halde yükleme izinin ABGHC olması beklenir. Bunun böyle olması haline
Hamdi Peynircioğlu Konferansı
211

ekil 5 de üç tür odömetre deneyi gösterilmektedir. Bu deneyler biribirine çok yakın
me olayını efektif gerilmelerin iki ayrı
ğriler ile şu şekilde
al su içeriğindeki bir
ma izinin odömetre deneyini fiziksel olarak
ümünü yansıtmaktadır.
irilen (AB izi) ve sonra
ını aynı düzlemde temsil eden ABGFHC eğrisidir.
ulmakla beraber şişme görüldükçe
meye izin verilmeyen durumu yansıtmaktadır. Bu
. Bunun böyle olması haline
Prof.Dr. Altay Birand
212
deneylerin yapılışında “yükleme izi bağımsızlığı” adı verilir. Diğer bir anlatımla;
deneyde nümunenin davranışı, deneylerin hangi yolla yapıldığından bağımsız olarak
belirecektir demektir. Bu iki eğrinin biribirine oldukça yakın konumda bulundukları
görülmektedir. Bu nedenle böyle bir bağımsızlıktan söz etmek olasıdır.
Bu deneyde yukarıdaki deney yöntemlerinden elde edilen Eğri 2 nin Eğri 1 üzerine
çakıştırılması ile elde edilen ikiz eğri kullanılmaktadır.
Şekil 1 bu iki eğrinin şişmeye izin verildikten sonra yüklenen nümunenin izlediği
BGFHC ve doğal su içeriğindeki yarı doygun nümunenin [σ-u
a
;∆H/H] düzlemindeki
izdüşümü A’D D’’ izini yansıtır. Bu son deney sırasında sürekli olarak yüklenen
nümune, yüksek yük kademelerine varıldığında sıkışarak gerek zemin boşluğundaki
havanın havanın dışarı atılması, gerekse Henry kanunu uyarınca hava
kabarcıklarının su içinde erimesi sonucunda doygunluğa yaklaşacaktır. Ancak; bu
iki iz incelendiğinde, aralarındaki ilişkinin [σ-u
a
;∆H/H] düzlemi üzerinde σ-u
a

yönünde zeminin şişme basıncı σ
s
=χ(u
a
-u
w
), ve ∆H/H yönünde ise birim şişme
deformasyonu ∆H/H olduğu sonucuna varılır. Demek oluyor ki belli bir σ-u
a
toplam
gerilme değerinde, örneğin A’ noktasında, zemin şişmeye bırakılırsa, A’G ile
gösterilen bir emme basıncı azalması söz konusu olacaktır. Bu ise efektif gerilmede
bir azalmaya işaret etmektedir. Bu nedenle Çift odömetre deneyi ile, arazide
herhangibir σ-u
a
toplam gerilmesi (veya örtü yükü) altında kalınlığı belli olan bir
zemin elemanının şişme miktarı ve bu şişme olurken meydana gelecek olan efektif
gerilme bulunabilecektir.


Şekil 6. Kınık Kilinde Çift Odömetre Deneyi Sonuçları
Şekil 6., Şekil 5. de gösterilen odömetre deneylerinden elde edilen e
durumunu, tekrar yükleme
göstermektedir. Bu deneylere paralel olarak, bazı nümuneler do
çeşitli yüklere yüklenmi
uygulanmış, bu suretle zeminin “yükleme
daha araştırılmıştır. Tek nokta deneylerinin
davranıştan anlaşılacağ
kesinlikle doğrulanamaz ise de
yöndeki bir olguyu güçlendirmektedir. Di
aynı olmayışı, nümunelerin ilk konumlarında aynı bo
göreli sıkışabilirlikleri gibi nedenlerle de açıklanabilmektedir
incelenmesi ile aktif derinli
Yukarıda, hacim değ ş
Ancak, Ankara yöresinde silt oranı yüksek olan bazı killi zeminler, yüksek toplam
gerilmeler altında “Đ
(Akbay,1972; Yüncü,1972; Çalı
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircio
ekil 6. Kınık Kilinde Çift Odömetre Deneyi Sonuçları
ekil 5. de gösterilen odömetre deneylerinden elde edilen e
durumunu, tekrar yükleme çemberleri ile şişmeye izin verilmeyen deney olmaksızın
göstermektedir. Bu deneylere paralel olarak, bazı nümuneler do
itli yüklere yüklenmiş ve bu yükler altında suya boğularak “tek nokta” deneyleri
, bu suretle zeminin “yükleme izi bağımsızlığı” bu yöntemle de bir kere
tır. Tek nokta deneylerinin şişme izleri oklarla gösterilmi
şılacağı gibi Kınık Kilinin yükleme izinden bağ
rulanamaz ise de şişme miktarlarının biribirlerine yakın olu
yöndeki bir olguyu güçlendirmektedir. Diğer yandan, davranışın her iki halde de
ı, nümunelerin ilk konumlarında aynı boşluk oranında olmayı
abilirlikleri gibi nedenlerle de açıklanabilmektedir. (Birand,1978).
incelenmesi ile aktif derinliğin 11.2 m olacağı hesaplanmaktadır.
Yukarıda, hacim değişmesinin yalnız şişme olarak görüldüğü haller incelenmi
Ancak, Ankara yöresinde silt oranı yüksek olan bazı killi zeminler, yüksek toplam
ilmeler altında “Đç Yapı Çökmesi” göstermişler ve hacimleri küçülmü
(Akbay,1972; Yüncü,1972; Çalışan,1987; Birand ve Primkulov, 2001). Mekani
Hamdi Peynircioğlu Konferansı
213

ekil 6. Kınık Kilinde Çift Odömetre Deneyi Sonuçları
ekil 5. de gösterilen odömetre deneylerinden elde edilen eğrilerin
meye izin verilmeyen deney olmaksızın
göstermektedir. Bu deneylere paralel olarak, bazı nümuneler doğrudan doğruya
ularak “tek nokta” deneyleri
ı” bu yöntemle de bir kere
me izleri oklarla gösterilmiştir. Bu
ı gibi Kınık Kilinin yükleme izinden bağımsız davrandığı
ın biribirlerine yakın oluşu bu
er yandan, davranışın her iki halde de
luk oranında olmayışları ve
. (Birand,1978). Şeklin
ğü haller incelenmiştir.
Ancak, Ankara yöresinde silt oranı yüksek olan bazı killi zeminler, yüksek toplam
ler ve hacimleri küçülmüştür.
an,1987; Birand ve Primkulov, 2001). Mekaniği
Prof.Dr. Altay Birand
214
belli ölçüde yukarıda açıklanan faktörlere; ancak büyük ölçüde kayma gerilmesi ve
kayma dayanımı davranışını ilgilendiren bu konuya burada girilmemi
5. Şişen Zeminlerde Kazık-Zemin Etkile
5.1. Teori
Şişen bir zeminin hacminin her yönde geni
içinde olduğu cisimleri aynı yönlerde sürükleyebilece
durumda şişen bir zeminin içindeki yük ta
için kazığın çevre sürtünmesi f(z) nin kazık boyunca derinlikle de
çapını, l kazık boyunu göstermek üzere:
∫ ∫

t
t
l
l
l
f d dz z f d
0
( ) ( π π
(15)
denkleminin sağlanması gerekir. Burada l
problemlerinde görülegelen bir tarafsız düzlemin kazık ba
eder. Bu tarafsız düzlemin üzerinde kazık
positif, altında ise negatif olmakta, denge bu
Çevre sürtünmesinin derinlikle de
denkleminin kullanılması ile l
f(z)=f
o
z durumu için ise l
t
=l/√
Şekil 7. Şişen bir Zeminde Kazık

belli ölçüde yukarıda açıklanan faktörlere; ancak büyük ölçüde kayma gerilmesi ve
ı ilgilendiren bu konuya burada girilmemiştir.
Zemin Etkileşmesi
en bir zeminin hacminin her yönde genişleyebileceğini ve bu nedenle temas
u cisimleri aynı yönlerde sürükleyebileceğini hatırlamak gerekir. Bu
en bir zeminin içindeki yük taşımayan bir kazığın denge sağlayabilmesi
ın çevre sürtünmesi f(z) nin kazık boyunca derinlikle değişimini, d kazık
çapını, l kazık boyunu göstermek üzere:
= dz z 0 ) (

lanması gerekir. Burada l
t
, bu tür yapı-zemin etkile
problemlerinde görülegelen bir tarafsız düzlemin kazık başından uzaklığ
eder. Bu tarafsız düzlemin üzerinde kazık-zemin ara kesidinde kayma deformasyonu
positif, altında ise negatif olmakta, denge bu şekilde sağlanmaktadır.
Çevre sürtünmesinin derinlikle değişmediği bir f(z)=f
0
durumu için (15)
denkleminin kullanılması ile l
t
=l/2 ve bu özelliğin derinlikle doğrusal de
√2 bulunur.
şen bir Zeminde Kazık-Zemin Etkileşmesi
belli ölçüde yukarıda açıklanan faktörlere; ancak büyük ölçüde kayma gerilmesi ve

ini ve bu nedenle temas
gerekir. Bu
ğlayabilmesi
imini, d kazık

zemin etkileşimi
ından uzaklığını işaret
ayma deformasyonu
durumu için (15)
rusal değiştiği

V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
215

Yukarıda kısaca sözü edilen mekanizma Şekil 7. de etraflı olarak görülmektedir. Bu
şekile göre tarafsız düzlemin üstünde kazık zemine göre oturmakta, altında ise
kabarmaktadır. Bu nedenle şişme sırasında kayma direncinin tarafsız düzleme göre
işaret değiştirdiği açıktır. Tarafsız düzlemin konumunu ve kazığa uygulanabilecek
en yüksek çekme kuvvetini bulabilmek için; çevre direncini kazığın başından ve
tabanından itibaren kümülatif şekilde toplamak yeterlidir. Bu şekilde elde edilen
eğriler, kazığa uygulanabilecek maksimum çekme kuvvetinin zarfını verecektir.
Diğer taraftan her iki kümülatif toplamın zarfının kesiştiği yerdeki düzlem ise
tarafsız düzlem olacaktır. Kazık boyunca tarafsız düzleme yaklaşıldıkça kazık-zemin
göreli hareketi sıfırlanmaktadır. Dolayısı ile bu bölgelerde kazığın aldığı yük
azalacaktır. Bu nedenle gerçek çekme kuvveti, zarf ile bulunan kuvvetden daha az
olur.
Şekil 7. de gösterilmemekle beraber, kazık boyunca şişme miktarlarının bilinmesi
durumunda bu miktarların kazık başından kazık tabanına ve kazık tabanından kazık
başına kadar alınan kümülatif toplamlarının derinliğe göre çizilmesi ve bu iki
eğrinin kesişme noktasının bulunması da tarafsız düzlem’in yerini saptamak için
kullanılabilir.
Bu türlü bir problemin çözümünde, kazığı ve zemini belli uzunlukta elemanlara
ayırarak hesap yapmak uygun olmaktadır.
Diğer taraftan, şişen zeminden kazıklara gelen kuvvet aşağıdaki bağıntı yardımı ile
hesaplanabilir:
P
i
=σ
s
K
0
αβΠd l
i
(16)

Burada:
σ
s
=χ(u
a
-u
w
)=Şişme Sırasındaki Efektif Gerilme Değişmesi,
K
0
= Geostatik Basınç Katsayısı,
α=Aderans Faktörü,
β= Ferahlama Faktörü,
d=Kazık Çapı,
l
i
= Kazık elemanının boyudur.
Prof.Dr. Altay Birand
216
Ankara killerinde, oluşumları ve derinlikle değişen yönleri jeolojik devirlerdeki
kuruma olaylarının mekaniğine dayandırılan (Özkan,1987) fisür ve çatlaklar
bulunmaktadır.
ODTÜ de yapılan bir çalışma gözönüne alındığında, Fisürlü killerde, yanal basıncın
fisürlerle ferahlayabileceği düşüncesi ile β faktörü 0.6 civarında alınabilir
(Yanıkömeroğlu,1990). Şişme potansiyeli olan fisürsüz killerde bu faktörün 1.0
alınması uygundur. Çekme gerilmesi altında bulunan bir kazıkta, betonun çatlayarak
gerilmeyi betonarme demirine aktaracağı bilinmektedir. Bu nedenle, güvenlik
hesaplarında betonarme demirinin akma sınırı dikkate alınmalıdır.
Diğer yandan f(z) kazık-zemin yüzeyinde derinlik boyunca oluşabilecek en yüksek
çevre sürtünmesi değeri olmak üzere bu durumdaki bir kazığa yansıyacak en büyük
yükün:






=

l
m
dz z f d P
0
) ( 5 . 0 π (17)
olacağı açıktır. Bu kural, gerçek çekme kuvvetinin hesabında bir kriter olur.
Kazıklardan zemine yapılan bu kuvvet aktarımı zeminin hareketini engelleyerek;
kazıklar arasında bulunan zeminin şişmesinin, kazıklardan uzakta bulunan zeminin
şişmesine oranla daha az olmasına neden olur. Kare bir kazık ızgarasının s kazık
aralığı ile tasarlandığı düşünülürse bu durumda zemine kazıktan yansıyan gerilme
ortalama bir hesapla P
i
/s
2
olacaktır. Bu halde zeminin şişme miktarlarının hesabında
bu gerilmeden dolayı meydana gelen hareketin hesaplanması ve zeminin şişme
miktarının düzeltilmesi gerekmektedir.
Diğer yandan, kazığa yansıyan ve (16) bağıntısı ile hesaplanan kuvvetlerin kazık
boyunda değişiklik meydana getireceği de göz önüne alınmalıdır. Bu değişiklik, çok
yüksek şişme basıncı gösteren killerin varlığı durumunda önem taşır.

5.2. Örnek: Kınık Kili Đçindeki Bir Kazıklı Temel
1970 li yıllarda Ankara şehrine su getirmek amacı ile tasarlanan sistem içinde şehrin
Kınık ve Đvedik bölgelerinde su tasfiye tesislerinin yapılması gündeme gelmiştir. Bu
tesislerin temellerinin tasarlanması için değişik kuruluşlarca önerilen tekliflerin
değerlendirilmesi sırasında killerin şişme problemi gündeme gelmiş ve kazık-zemin
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
217

etkileşmesi incelenmiştir. kazı nedeni ile Dekantör temelleri için önerilen kazıklar,
net yük taşımamakta olup yalnızca şişen zeminlere karşı bir önlem olarak
önerilmişler idi. Önerilen temel sisteminde 1 m çapında ve 12 m uzunluğunda fore
kazıklar bulunmakta idi. Kazıkların yapımında zamanın şartları doğrultusunda beton
B160 ile 1400 kg/cm
2
çekme dayanımı olan demir kullanılacak idi. Kazıkların
Elastik modülü 24x10
6
kN/m
2
olarak kabul edilebilir.
Yukarıda açıklanan teorik bilgilerin kullanıldığı ve bir miktar genişletildiği bu
örnek, konunun kapsamının ve detaylarının daha iyi anlaşılabilmesi için aşağıda
sunulmaktadır. Đncelemede, en kritik durum olan zeminin tamamen doygun hale
gelerek tüm şişme potansiyelinin aktif hale gelmesi göz önüne alınmıştır. Geostatik
Katsayı K
0
= 1.0 Aderans Faktörü α=0.7 alınmış olup, yağlı bir kıvamda olan bu
zemin için ferahlama faktörü 1.0 kabul edilmiştir. Bu problemin incelenmesi için
Şekil 6. da sunulan Çift Odömetre Deneyi sonuçları kullanılacaktır. Hesapların
yapılmasında, aktif derinliğe kadar olan mesafe boyunca kazık
1.2;2.0;2.0;2.0;2.0;2.0 m uzunlukta elemanlara bölünmüştür.
Şekil 8. Çift Odömetre deneyinden, σ-u
a
ekseni üzerinde her kazık elemanının
merkezi seviyesine karşı gelen şişme basıncı σ
s
değeri ile çevre sürtünmesi değeri
f(z)=K
0
ασ
s
değerinin derinlikle değişimini göstermektedir. Şişme basıncı değerleri,
her kazık elemanının merkezi seviyesindeki toplam gerilme kullanılarak deney
sonucu grafiklerinden iki eğri arasındaki σ
s
değerinin saptanması ile elde
edilmişlerdir
Şekil 8. Şişme Basıncı ve Çevre Sürtünmesinin Derinlikle Değişimi
0
5
10
15
20
25
30
35
0 2 4 6 8 10 12
B
a
s
ı
n
ç

(
K
P
a
)
Derinlik (m) Şişme Basıncı
Çevre Sürtünmesi
Prof.Dr. Altay Birand
218
Buradan çevre sürtünmesinin derinlikle değişimi için:
z z f 19 . 7 75 . 22 ) ( − = (18)
ifadesi elde edilir. Bu ifade (15) denkleminde kullanılarak tarafsız düzlemin
derinliği için l
t
=2.5 m elde edilir.
Aynı ifade (17) denklemine konulursa 11.2 m lik aktif derinlik kullanılarak
maksimum kazık yükü P
m
=117 KN bulunur.
Şekil 9. herbir kazık elemanı için (16) bağıntısı aracılığı ile hesaplanmış olan Kazık
Kuvveti P
i
nin kazık başından ve kazık ucundan alınan kümülatif toplamlarını
göstermektedir. Bu Şekil, tarafsız düzlemin 2.0 m derinlikte olduğunu
belirlemektedir.

Şekil 9. Derinlik ve Kümülatif Yük
Şekil 10; Şekil 9 kullanılarak elde edilmiş olan maksimum çekme kuvveti zarfını
göstermektedir. Diğer taraftan en yüksek yük seviyesinin 117 kN olduğu
bilindiğinden bu değer kullanılarak zarfın içine “gerçek” çekme kuvveti zarfı
yerleştirilmiştir. Bu yerleştirme ancak zarfın tepe noktasındaki derinliğe ve ileride
görülecek olan Şekil 12’ye kıyasen kullanılan mühendislik bonsansına dayanılarak
uygulandığı için ikinci zarfa tamamına gerçek demek doğru olmamakla beraber bu
tahminin gerçeğe yakın olacağı da anlaşılmalıdır.
0
50
100
150
200
250
300
350
0 5 10 15
K
ü
m
ü
l
a
t
i
f

Y
ü
k

(
K
N
)
Derinlik (m)
Kazık Başından Kümülatif Yük (KN) Kazık Ucundan Kümülatif Yük (KN)
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
219


Şekil 10. Kuvvet Zarfları
Şekil 11. kazık ucundan ve kazık başından itibaren kümülatif şişme miktarı
grafiklerini vermektedir. Bu şekildeki şişme miktarlarını elde etmek için önce
kazığın her elemanının orta noktasına isabet eden derinlikteki σ-u
a
değerlerine karşı
gelen şişme miktarları Çift Odömetre deneyi sonuçlarından bulunmuştur. Bu,
kazıkların bulunmadığı ortamdaki şişmeyi yansıtır. Kazıklar, rölatif hareket
yönlerine koşut olarak yüzey sürtünmeleri nedeni ile şişmeye çabalayan zemini
engelleyecek veya şişmeyi arttıracak bir etki yaparlar. Bu etkiyi hesaba almak için
kazığın her elemanının aldığı yük Şekil 10. daki gerçek kuvvet zarfı kullanılarak
elde edilmiş ve kazığın çevresindeki zeminin alanı olan s
2
=5x5=25 m
2
ye bölünmüş
ve kazığın zemine naklettiği yük(∆P) bulunmuştur. Bu basınç nedeni ile beliren
hareket miktarları; Çift Odömetre Deneyi eğrisine ilgili derinlikteki (σ-u
a
) değeri ile
girilerek (σ-u
a
+∆P) gerilme değerleri için hesaplanmıştır. Bu miktarlar, tarafsız
düzlemin yerine kıyaslanarak bir önceki adımda elde edilen şişme miktarlarına
eklenmiş veya çıkarılmıştır. Bu şekilde belirlenen net hareketler kazık başından ve
kazık sonundan başlamak üzere kümülatif olarak toplanmış ve Şekil 11 de gösterilen
kümülatif hareket eğrileri elde edilmişitr. Bu yöntemle elde edilen eğrilerin kesişme
noktası, tarafsız düzlemin 2.5 m de bulunduğunu göstermektedir. Bu (18) ve (15)
bağıntılarının kullanımı ile elde edilmiş olan değere eşittir. Şekil 11 de tarafsız
düzlem düzeyindeki hareket miktarının 50 mm olduğu görülmektedir. Bu miktar baz
alınarak tarafsız düzleme göre hesaplanacak olan hareket miktarları, kayma
deformasyonları açısından açıklayıcı olacaktır.
0
50
100
150
200
250
0 1 2 3 4 5 6 7
K
u
v
v
e
t

Z
a
r
f
l
a
r
ı
Derinlik
Maksimum Çekme Kuvveti Zarfı Gerçek Çekme Kuvveti Zarfı
Prof.Dr. Altay Birand
220

Şekil 11. Kümülatif Şişme
Bu durum, Şekil 12. de sunulmaktadır. Kazıkta, yük nedeni ile meydana gelebilecek
deformasyon da gerçek çekme kuvvetleri ile hesaplanabilir. Bu kuvvetin kümülatif
toplam değerleri kazık başından ve tabanından itibaren saptanabilir ve aynı şekilde
gösterilebilir.
Görüldüğü gibi kazığın gerçek yük zarfı kullanılarak hesaplanan sıkışması ihmal
edilebilir büyüklüktedir. Bu nedenle zeminin hareketi ile kazığın hareketi arasındaki
fark, pratikte yalnızca zeminin hareketi olarak belirmektedir. Şişme basınçlarının
daha fazla olduğu ve/veya aktif derinliğin ve kazık boyunun daha uzun olması
halinde göreli hareketin daha fazla olması beklenir.
Kazığın çekme yüküne karşı güvenliği ise yüzde bir donatı düşünülerek 1099 kN
olarak bulunur. Kazık, bu bakımdan güvendedir.

0,00
10,00
20,00
30,00
40,00
50,00
60,00
70,00
80,00
90,00
0 2 4 6 8 10 12
K
ü
m
ü
l
a
t
i
f

Ş
i
ş
m
e

(
m
m
)
Derinlik (m)
Kazık Başından Kümülatif Şişme(mm)
Kazık Ucundan Kümülatif Şişme(mm)

Kazık başında bir yük olması halinde hesaplar aynı olmakla beraber
görüldüğü gibi Maksimum Çekme Kuvveti Profili kazık ba
deplasmana uğrar. Tarafsız düzlem a
yük aşağıdaki gibidir:
). ( {
2
1
0

− =
l
m
dz z f d P π
Şekil 13. Kazık Ba

Not: Yukarıda sunulan problemin çözümü için bir öneri de “piston kazıklar” idi.
Burada içeride aktif derinli
-60
-50
-40
-30
-20
-10
0
10
20
30
40
0
G
ö
r
e
l
i

H
a
r
e
k
e
t

(
m
m
)
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircio
Şekil 12. Göreli Hareketler
ında bir yük olması halinde hesaplar aynı olmakla beraber
ü gibi Maksimum Çekme Kuvveti Profili kazık başı yük
rar. Tarafsız düzlem aşağıya doğru kayabilir. Bu durumda maksimum
ıdaki gibidir:
} −Q
ekil 13. Kazık Başına Kuvvet Uygulanması Durumu
Not: Yukarıda sunulan problemin çözümü için bir öneri de “piston kazıklar” idi.
Burada içeride aktif derinliğin çok altına (25.0m) inen bir kazığın dı
2 4 6 8 10
Derinlik (m)
Zeminin Göreli Hareketi Kazığın Göreli Hareketi
Hamdi Peynircioğlu Konferansı
221

ında bir yük olması halinde hesaplar aynı olmakla beraber Şekil 13. de
şı yükü Q kadar bir
ru kayabilir. Bu durumda maksimum
(19)

ına Kuvvet Uygulanması Durumu
Not: Yukarıda sunulan problemin çözümü için bir öneri de “piston kazıklar” idi.
in çok altına (25.0m) inen bir kazığın dışına iç kazığın
12
ın Göreli Hareketi
Prof.Dr. Altay Birand
222
üzerinde hareket edebilecek bir boru kazı
önerinin düşünülmesi okuyucu için güzel bir eksersiz olabilir.
Ek. 1. Bir Yöntem: Van der Merwe Sistemi
Van der Merwe (1964) sistemi “
ayırmakta; önce “Şişme Potansiyeli” ni basit bir yolla bulmakta; sonra bu bulgu ile
bazı ampirik gözlemleri kullanarak “
önce zeminin Plastiklik Đndisi ve Kil
buradan “Şişme Potansiyeli” saptanır.
Şekil Ek 1. Van der Merwe Aba
Bu işlemi takiben zeminin “Potansiyel Kabarabilme” katsayısı PE a
E 1 den alınır ve aşağıdaki A 1 denklemine yerle
Tablo E 1. “Potansiyel Kabarabilme” Katsayısı (PE)
Şişme Potansiyeli
Çok Yüksek
Yüksek
Orta
Az
üzerinde hareket edebilecek bir boru kazığın yerleştirilmesi önerilmekte idi. Bu
ünülmesi okuyucu için güzel bir eksersiz olabilir.
Ek. 1. Bir Yöntem: Van der Merwe Sistemi
Van der Merwe (1964) sistemi “Şişme Potansiyeli” ile “Şişme Miktarını”
me Potansiyeli” ni basit bir yolla bulmakta; sonra bu bulgu ile
bazı ampirik gözlemleri kullanarak “Şişme Miktarını” saptamaktadır. Bunun için
ndisi ve Kil Đçeriği Yüzdesi ile Şekil Ek 1. e başvurulur ve
me Potansiyeli” saptanır.

Şekil Ek 1. Van der Merwe Abağı
eminin “Potansiyel Kabarabilme” katsayısı PE aşağıdaki Tablo
ıdaki A 1 denklemine yerleştirilir.
Tablo E 1. “Potansiyel Kabarabilme” Katsayısı (PE)
Potansiyel Kabarabilme Katsayısı (PE)
(KabarmaMiktarı/Zemin Kalınlığı) (cm/m)
0.0250
0.0125
0.0062
0
tirilmesi önerilmekte idi. Bu
me Miktarını”
me Potansiyeli” ni basit bir yolla bulmakta; sonra bu bulgu ile
me Miktarını” saptamaktadır. Bunun için
ekil Ek 1. e başvurulur ve
ş ğıdaki Tablo
Potansiyel Kabarabilme Katsayısı (PE)
ı) (cm/m)
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
223



=
1
2
) (
z
z
dz PE F s (E 1)
burada:
z
1
ve z
2
şişen tabakanın metre olarak alt ve üst derinlikleridir. (Tabaka kalınlığı =H=
z
2
- z
1
)
s=Şişme Miktarıdır. (m)
F= z derinliğindeki şişmenin yüzeydeki şişmeye nazaran azalmasını temsil eder ve
aşağıdaki denklemle bulunur:
k z
e F
/
=
Burada z derinlik, k ise metre olarak aktif derinliktir.
Güney Afrikanın bazı zeminleri için Van der Merwe tarafından k=7.0 m olarak
önerilen bu derinlik Kınık Kili için örneğimizde k=11.2 m olarak saptanmış idi.
Genelde ODTÜ kampüsü killeri için ise k= 6.0 m alınabilir.

Zeminlerin Şişmesi Konusunda Kaynakça
Abbasoğlu, C., 1971, “Ion Exchange Process Affecting Swelling and Other
Properties of Ankara Clay “, M.S.Thesis, METU, Civil Engineering Department, 78
pages.
(AFNOR), L’Association Francaise De Normalisation Juillet (1980), “Essai Au
Bleu De Methylene”, P18-592, Afnor 80181, Paris La Defence.
Aitcheson, G.D. and Richards, B.G. (1965) “Techniques Adopted for the
Measurement of Moisture Variables,” Symposium on Moisture Equilibria and
Moisture Changes in Soils, Australia: Butterworth, pp. 191-205.
Akbay, Ö.Ü., 1972, “The Influence of Saturation on Volume Change Characteristics
of Ankara Clay Under Various Surcharge Pressures”, M.S. Thesis, METU, Civil
Engng. Dept., 53 pages.
Arda, Ş.,1966, “Preconsolidation of Ankara Clay”, M.S. Thesis, METU Civil Engng
Dept., 58 pages.
Prof.Dr. Altay Birand
224
Bandyopadhyay, S.S., 1981, “Prediction of Swelling Potential for Natural Soils”,
Proc. ASCE J. GE Div., Vol.107, No.5, pp.658-661.
Barden, L., Madedor, A.O. and Sides, G.R. (1969) “Volume Change Characteristics
of Unsaturated Clay,” Journal of the Soil Mechanics and Foundations Div., ASCE,
Vol. 95, No. SM1, Proc. Paper 6338.
Beaulieu, J., 1979, “ Identification Geotechnique de Materiaux Argileux Naturels
Par La Measure de Leur Surface au Moyen du Bleu de Methylene”, These Pour
Obtenir le Titre de Docteur 3e Cycle, L’Universite de Paris-Sud, Centre d’Orsay,
132 papiers.
Bensted, J., 1985, “Application of the Methylene Blue Test to Cement Raw
Materials”, J. Chem. Tech. Biotechnol., 35A, pp.181-184.
Birand, A., 1963, “Study of the Characteristics of Ankara Clays Showing Swelling
Properties”, M.S. Thesis, METU, Civil Engineering Department, 40 pages.
Birand, A., 1965, “Recent Views on the Behaviour of Clay- Water Systems “,
METU, Faculty of Engineering, Publication no. 11 , 18 pages.
Birand, A.A. (1963), “Swelling Properties of Ankara Clay”, M.S. Thesis, Faculty of
Engineering, Middle East Technical University (METU), Ankara, pp.60.
Birand, A.A. (1965) “Investigation of Swelling Potential of Clayey Soils,” METU
Engineering Faculty Pub. No.12.
Birand, A.A. (1978) “A Contribution to the Double Oedometer Testing of Expansive
Soils,” Invited Jubilee Paper Published in Honor of Prof. Peynircioglu. Publication
of Turkish National Committee of Soil Mechanics and Foundation Engineering,
Istanbul: ĐTÜPress.
Birand, A.A., 1976, “Presentation of a Case of Damage to an Airfield Pavement”,
METU Journal of Pure and Applied Sciences, Vol.9, No.1, pp.99-111.
Birand, A.A., 1976, “Propensity to Water Intake- A Method for the Prediction of the
Expansiveness of Soils”, METU Journal of Pure and Applied Sciences, Vol.9, No.3,
pp.367-397.
Birand, A.A., 1977, “Ankara Yöresi Zeminlerde Ön Yükleme Ýsotropisi”, 4.
Tubitak Teknik Kongresi, Altınyunus, Đzmir, pp.277-287.
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
225

Birand, A.A.,(2001) “Prediction of the Expansiveness of Soils” Invited Jubilee
Paper in Honour of Prof. Ergün Toğrol Publication of Turkish National Committee
of Soil Mechanics and Foundation Engineering, Istanbul: ĐTÜPress.
Birand, A.A. and Primkulov, A., (2001) “On the Behaviour and Identification of
Collapsible Soils” Procedings XV. Inter Conf. Soil Mech. and Geotechnical Eng.
Đstanbul Vol. 1.
Bishop, A.W. (1960) “Discussion and Closing Remarks,” Conference on Pore
Pressure and Suction in Soils, London: Butterworth.
Bishop, A.W. and Blight, G.E. (1963) “ Some Aspects of Effective Stress in
Saturated and Partly Saturated Soils,” Geotechnique, London, Vol. 13, pp. 177-197.
Bishop, A.W. and Donald, I.B. (1961) “ The Experimental Study of Partly Saturated
Soil in the Triaxial Apparatus.” Proceedings of Fifth International Conference Soils
Mechanics, Vol.1 pp. 13-21.
Bishop, A.W., (1959) “The Principle of Effective Stress” Teknisk Ukeblad, 39; pp.
859-863.
Blight, G.E. (1965) “A Study of Effective Stresses for Volume Change,”
Symposium on Moisture Equilibrium and Moisture Changes in Soils Beneath
Covered Areas, Australia. Butterworths
Blight, G.E. and DeWet, J.A. (1965) “The Acceleration of Heave by Flooding,”
Proceedings, Symposium on Moisture Equilibria and Moisture Changes in Soils
Beneath Covered Areas, Australia:Butterworh.
Blight, G.E. and Williams, A.B., 1971, “ Cracks and Fissures by Shrinkage and
Swelling”, Fifth Regional Conference for Africa on Soil Mechanics and Foundation
Engineering, Luanda, Angola, (Portugusse West Africa), August, pp.1-7.
Bolt, G.H. (1956) “Physico-Chemical Analysis of the Compressibility of Pure
Clay,” Geotechnique, Vol. 6, No.2.
Bozozuk, M. (1972) Downdrag Measurements on a 160ft. Floating Pipe Test Pile in
Marine Clay. Canadian Geot. J. Vol. 9 No.2, pp. 127-136.
Prof.Dr. Altay Birand
226
Brackley, I.J.A., (1983), “ An Emprical Equation For the Prediction of Clay Heave”,
Proc. 7th Int. Asian Reg. Conf. on Soil Mechanics and Foundation Engineering,
Vol.1, pp.8-14.
Brindley, G.W. and Thompson, T.D., 1970, “ Methylene Blue Absorption by
Montmorillonites. Determination of Surface Areas and Exchange Capacities With
Different Initial Cation Saturations (Clay-Organic Studies XIX), Israel Journal of
Chemistry, Vol.8, pp. 409-415.
Brooks, C.S., 1964, “Mechanism of Methylene Blue Dye Adsorption on Siliceous
Minerals”, Kolloid Zeitschrift, Vol.199, No.1, pp.31-36. Building Research
Board Panel, Federal Housing Administration (1968) “Chemical Soil Stabilization,”
National Academy of Sciences.
Burland, J.B. (1977) “Some Aspects of the Mechanical Behaviour of Partly
Saturated Soils,” Symposium on Moisture Equilibria and Moisture Changes in Soils,
Australia: Butterworth, pp.270-278.
Burland, J.B., (1977) “Some Aspects of the Mechanical Behaviour of Partly
Saturated Soils”, Moisture Equilibrium and Moisture Changes in Soils Beneath
Covered Areas, Australia, Butterworths, pp.270-278.
Chen, F.H. (1965) “The Use of Piers to Prevent the Uplift of Lightly Loaded
Structures founded on Expansive Soils,” Proceedings, 1st International Conference
on Expansive Soils, College Station, Texas.
Chen, F.H.,1968. “Foundations on Expansive Soils”, Elsevier Scientific Publishing
Company, Amsterdam-Oxford- New York ,280 pages
Coleman, J.D. (1965) “Geology, Climate and Vegetation as Factors Affecting Soil
Moisture,” Symposium on Moisture Equilibria and Moisture Changes in Soils
Beneath Covered Areas, Australia: Butterwoth.
Collin, L.E. (1953) A Preliminary Theory for the Design of Underreamed Piles.
Trans. Southern African Institution of Civil Engineers, Vol. 3 No.11
Croney, D., Coleman, J.D. and Black, W.P.M. (1958) “Movement and Distribution
of Water in Soil in Relation to Highway Design and Performance—Water and its
Conduction in Soils,” Highway Research Board, Special Report No. 40,
Washington, D.C. , pp.226-52.
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
227

Çalışan, Ö.F., (1987), “A Study on Volume Change Behaviour of Silt Added METU
Clay”, M.S. Thesis, METU Civil Engng. Dept., 55 pages.
Daksanamurthy, V. and Raman, V., (1973) “ A Simple Method of Identifying an
Expansive Soil”, Soils and Foundations, Japanese Society of Soil Mechanics and
Foundation Engineering, Vol.13, No.1, pp.97-104.
Damla, Ö.R., (1976) “Prediction of Swelling Potential and Swelling Pressure From
the Double Oedometer Test”, M.S. Thesis, METU, Civil Engng. Dept., 33 pages.
Davidson, L.K., Demirel, T. And Handy, R.L. (1965) “Soil Pulverization and Lime
Migration in Soil-Lime Systems,” Highway Research Record, Vol.92, pp. 103-126.
Dawson, R.F., (1989) “Modern Practices Used in the Design of Foundations for
Structures on Expansive Soils”, Quarterly of the Colorado School of Mines, Vol.54,
No.4., Oct., pp.67-87.
De Bruijn, C.M.A. (1967) “Laboratory Psychrometer/Cyroscope and Portable
Psychrometer for Measuring Moisture Potentials of Soil Samples,” SMFE 4th
Regional Conference for Africa, Cape Town.
De Bruyn, C.M.A., Collins, L.E. and Williams, A.A.B., (1957) “ The Specific
Surface, Water Affinity and Potential Expansiveness of Clays”, Clay Minerals
Bulletin, Vol.3, pp.120-128.
Dhowian, A.W., Ruwaih, I.E., Youssef, A.F. and Erol, O., (1984) “Evaluation of
Expansive Soils and Foundation Methodology in the Kingdom of Saudi Arabia “,
First Progress Report, Saudi Arabian National Center for Science and Technology,
Contract No. AT-5-88, 253 Pages.
Donaldson, G.W. (1967), The Measurement of Stresses in Anchor Piles. Proc. 4
th

Regional Conf. for Africa on Soil Mech and Foundation Eng. Vol. 1, pp. 253-256.
Donaldson, G.W. (1975) “Types of Foundation for Expansive Soils,” Soil
Mechanics and Foundation Engineering, Proceedings, 6th Regional Conference for
Africa, Durban.
Driscoll, R., (1983) “The Influence of Vegetation on the Swelling and Shrinking of
Clay Soils in Britain”, Geotechnique, Vol.33, No.2, pp.93-105.
Prof.Dr. Altay Birand
228
Doruk, M., (1968) “Swelling Properties of Clays on the METU Campus”, M.S.
Thesis, METU, Civil Engng. Dept., 46 pages.
Elias, M. (1967) “An Investigation of Moisture Movement in Soils and the Concept
of Equilibrium Moisture Distribution with its Bearin on Pavement Performance”
El-Sohby, M.A. and Mazen, D., (1983) “Mineralogy and Swelling of Expansive
Clayey Soils”, Geotechnical Engineering, Vol.14, pp.79-87.
Emodi, B.S., (1946) “The Adsorption of Dyestuffs by Montmorillonite”, Clay
Minerals Bull., 3, pp.76-79.
Erol,O.,(1990) “Gerçek Kabarmaların Şişme Ödometre Metodu ile
Karşılaştırılması” Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği Üçüncü Ulusal Kongresi,
Boğaziçi Üniversitesi, Cilt 1, ss.1-8.
Erol, O.,Dhowian,A., ve Yuossef,A.F., (1989) “A Comparative Study on Observed
and Predicted Heave” Journal of Engineering Sciences. Vol15, No. 1
Erol,O., Youssef,A.F., Dhowian,A., (1981) “Swelling Potential of Medina Clays”
Proceedings, Sym. on Geotechnical Problems in Saudi Arabia
Fairbairn, F.E. and Robertson, R.H.S., (1956), “Liquid Limit and Dye Adsorption”,
Clay Minerals Bulletin, Vol.17, 3., pp.129-136.
Fawcett, R.C. and Collis-George, N. (1967) “A Filter Paper Method of Determining
the Moisture Characteristics of Soils,” Australian Journal of Experimental
Agriculture and Animal Husbandry, Vol.7.
Fourin, L., Millon-Devigne, P. and Lan, T.N., (1989) “Essai au Bleu et Nocivite des
Montmorillonites dans les Materiaux Composites”, Bulletin de L’Association
Internationale de Geologie de l’Ingenieur, No.40, Paris, pp.91-96.
Fredlund, D.G. (1979) “Appropriate Concepts and Technology for Unsaturated
Soils,” Second Canadian Geotechnical Colloquim, Canadian Geotechnical Journal,
Vol. 16 pp. 121-139.
Fredlund, D.G. and Morgenstern, N.R. (1977) “Stress State Variables for
Unsaturated Soils,” ASCE Journal of Geotechnical Engineering Division, Vol.. 103
(GT5), pp. 447-466.
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
229

Fredlund, D.G., Hanau, J.U. and Filson, H.L. (1980) “The Prediction of Total
Heave,” 4th International Conference on Expansive Soils, Vol.2, Denver.
Fredlund, D.G. and Rahardjo,H., (1993) “Soil Mechanics for Unsaturated Soils”
John Wiley and Sons. NY. 560 pages
Fredlund, D.G., (2001) “TC6 Comittee Report on Laboratory Testing of
Unsaturated Soils” Procedings XV. Inter Conf. Soil Mech. and Geotechnical Eng.
Đstanbul
Furtun, U., (1989) “An Investigation on Ankara Soils With Regard to Swelling”,
M.S. Thesis, METU, Civil Engng. Dept., 151 pages.
Grim, R.E., (1953). “Clay Mineralogy “, Mc Graw- Hill Series in the Geological
Sciences
Gromko, G.J., (1974) “Review of Expansive Soils”, J. of the Geotechnical
Engineering Division, ASCE, GT6, June, pp.667-687.
Gromko, J.P. (1974), “Review of Expansive soils,” Jour. Geotech. Eng. Div., Amer.
Sec. of Civil Eng., Vol. 100, No. GT 6, pp.667-687.
Hang, P.T. and Brindley, G.W.,(1970) “Methylene Blue Absorption by Clay
Minerals. Determination of Surface Areas and Cation Exchange Capacities (Clay-
Organic Studies XVIII) “, Clays and Clay Minerals, Vol.18, pp.203-212.
Hardy, R.M., (1965) “Identification and Performance of Swelling Soil Types”,
Canadian Geotechnical Journal, Vol.11, No.2, May, pp.141-153.
Higgs, N.B., (1988) “Methylene Blue Adsorption as a Rapid and Economical
Method of Determining Smectite”, Geotechnical Testing Journal, Vol.11, No.1,
March, pp.68-71.
Hills, J.F. and Pettifer, G.S., (1985) “The Clay Mineral Content of Various Rock
Types Compared With the Methylene Blue Value”, J. of Chemical Technology
Biotechnol. Chem.-Tech., 35A, pp.168-180.
Holland, J.E. (1980) “Discussion,” 4th International Conference on Expansive Soils,
Vol. 2, Denver.
Prof.Dr. Altay Birand
230
Holtan, H.N., England, C.B., Lewless, G.D. and Schmuller, G.A. (1968) “Moisture
Tension Data for Selected Soils on Experimental Materials,” United States
Department of Agriculture, pp.41-144.
Holtz, W.G., (1959) “Expansive Clays- Properties and Problems”, Quarterly of the
Colorado School of Mines, Vol.54, No.4, Oct., pp.89-125.
Howard, A.K. and Bara, J.P. (1976) “Lime Stabilization of Friant-Kern Canal,”
Bureau of Reclamation, U.S. Department of the Interior, Report No. REC-ERC-76-
20.
IX th Inter. Conf. On Soil Mech anf Found. Eng.Tokyo 1977
Jaeger, J.C., (1978) “ Elasticity, Fracture and Flow With Engineering and
Geological Applications”, Chapman and Hall, 268 pages.
Jennings, J.E., and K. Knight (1957), “The Prediction of Total Heave from the
Double Oedometer Test,” Trans. Symposium on Expansive Clays, South Afr. Inst.
of Civil Eng., pp.13-19.
Johnson, L.D. (1974) “An Evaluation of the Thermocouple Psychrometric
Technique for the Measurement of Suction in Clay Soils,” U.S. Army Engineering
Station, Vicksburg, Mississippi, Technical Report S-74-1.
Johnson, L.D. (1977) “Evaluation of Laboratory Suction Tests for Prediction of
Heave in Foundation Soils,” U.S. Army Waterways Experimental Station,
Vicksburg, Mississippi, Technical Report S-77-7.
Johnson, L.D. (1980) “Field Test Sections on Expansive Soil,” 4th International
Conference on Expansive Soils, Vol. 2, Denver.
Jones, D.E. and Holtz, W.G., (1973) “Expansive Soils- The Hidden Disaster”, Civil
Engineering, Vol.43, No.8, pp.49-51. Jour. of Engineering Science Vol.15 No 1.
Kasapoğlu, K.E., (1980) “Ankara Kenti Zeminlerinin Jeomühendislik Özellikleri”,
Doçentlik Tezi, Hacettepe University, Geological Engineering Department, Beytepe,
Ankara.
Katti, R.K. (1978) “Search for Solutions to Problems in Black Cotton Soils,” 1st
Indian Geotechnical Society Annual Lecture, Bombay, India.
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
231

Katti, R.K., Kulharni, U.V. and Kate, J. (1969) “ A Note on Experimental
Investigation on CNS Layer as an Intercepting Media for a Footing on Expansive
Soils, ” Proceedings, 2
nd
International Conference on Expansive Soils, College
Station, Texas.
Katti, R.K., Kulkarni, U.V. Beughale, E.S. and Divaskihar, D.G. (1979) “Shear
Strength Development in Expansive Black Cotton Soil Media With and Without a
Cohesive Non-Swelling Surcharge: Application to Stability of Canals in Cuts and
Embankments, ”Report to Central Board of irrigation and Power, Delhi, India.
Kiper, O.B., (1983) “ Etimesgut-Batıkent Yöresindeki Üst Pliosen Çökellerinin
Jeomühendislik Özellikleri ve Konsolidasyonu”, Ph.d. Thesis, Hacettepe University,
Ankara.
Kocabayoðlu, E., (1971) “Contribution of Desiccation to the Preconsolidation of
Ankara Clay “, M.S. Thesis, METU Civil Engng. Dept., 18 pages.
Komornik, A., Livneh, M. and Smucha, A. (1980) “Shear Strength and Swelling of
Clays Under Suction,” 4th International Conference on Expansive Soils, Vol.2,
Denver.
Krohn, J.P. and Slosson, J.E. (1980) 4th International Conference on Expansive
Soils, Vol.3, Denver.
Ladd, C.C. and Lambe, T.W., 1961, “The Identification and Behaviour of
Compacted Expansive Clays”, Proc. 5th Int. Conf. on Soil Mech. and Found. Eng.,
Paris, pp.201-205.
Lambe, T.W. (1960) “The Character and Identification of Expansive Soil,” A report
for the Federal Highway Administration.
Lambe, T.W. (1960) “The Structure of Compacted Clay,” Transactions, American
Society of Chemical Engineering, Vol. 125, p.681.
Lambe, T.W. and Whitman, B.V. (1959) ”Behavior of Expansive Soils,” 1st Annual
Soil Mechanics Conference, Colorado School of Mines.
Lambe, T.W. and Whitman, R.V., 1959, “The Role of Effective Stress in the
Behaviour of Expansive Soils”, Quarterly of the Colorado School of Mines, Vol.54,
No.4, pp.33-61.
Prof.Dr. Altay Birand
232
Lambe, T.W., 1958, “ The Structure of Compacted Clay “, J. of the Soil Mechanics
and Foundation Division, Proc. of the ASCE, Vol.84, No.SM2, part 1, pp.(1654-1)-
(1654-34).
Lambe, T.W., 1960, “The Character and Identification of Expansive Soils (Soil PVC
Meter )”, A Report Completed for The Technical Studies Program of The Federal
Housing Administration, MIT, 46 Pages.
Lambe,T.W. and Whitman, R.V., 1979, Soil Mechanics, SI
Lan, T.N., 1977, “ Un Nouvel Essai d’Identification des Sols. L’Essai au Bleu de
Methylene, Bull. Liaison Labo. P. et Ch., 88, Mars-Avr., pp.136-137.
Lan, T.N., 1980, “ L’Essai au Bleu de Methylene, Un Progres dans la Mesure et le
Controle de la Proprete des Granulats “, Bull. Liaison Labo. P. et Ch., 107, Mai-
Juin, pp.130-135.
Lan, T.N., 1981, “ Utilisation de L’Essai au Bleu de Methylene en Terrassement
Routier” , Bull. Liaison Labo. P. et Ch., 111, Janv.-Fevr., pp.5-16.
Lautrin, D., 1987, “ Une Procedure Rapide d’Identification des Argiles”, Bull.
Liaison Labo. P. et Ch., 152, Nov.-Dec., pp.75-84.
Lautrin, D., 1989, “ Utilisation Pratique des Parameters Derives de L’Essai au Bleu
de Methylene dans les Projets de Genie Civil”, Bull. Liaison Labo. P. et Ch., 160,
Fevr.-Mars., pp.53-65.
Locat, J., Lefebvre, G. and Ballivy, G., 1984, “Mineralogy, Chemistry and Physical
Properties Interrelationships of Some Sensitive Clays From Eastern Canada”, Can.
Geotech., J.21, pp.530-540.
Lohnes, R. (1974), “Ankara Soils with a Geological Perspective,” Unpublished
Report Prepared and Submitted to the Civil Engineering Department, METU
Lytton, R.L. (1969) “Theory of Moisture Movement on Expansive Clays,” Center
for Highway Research, University of Texas, Austin, Sept., Research Report 118-1.
Lytton, R.L. (1972) “Design Methods for Concrete Materials on Unstable Soils,”
Proceedings, 3rd International American Conference on Materials Technology, Rio
de Janeiro, Brazil.
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
233

Lytton, R.L. (1977) “The Characterization of Expansive soils in Engineering,”
Presentation, Symposium of Water Movement and Equilibrium in Swelling Soils,
American Geophysical Union, San Francisco.
Magnan, J.P. and Youssefian, G., 1989, “ Essai au Bleu de Methylene et
Classification Geotechnique des Sols”, Bull. Liaison Labo. P. et Ch., 159, Janv.-
Fevr., pp.93-103.
Mc Dowell, C. (1959) “The Relation of Laboratory Testing to Design for Pavements
and Structures on Expansive Soils,” Quarterly of the Colorado School of Mines.
Vol. 54, No.4. pp.127-153.
McKeen, G.R. (1980) “Airport Pavement Study,” 4th International Conference on
Expansive Soils, Vol.2, Denver.
Means, R.E., 1959, “Buildins on Expansive Clay”, Quarterly of the Colorado School
of Mines, Vol.54, No.4, Oct., pp.1-31.
Mitchell, J.K. (1967) “Components of Pore Water Pressure and Their Engineering
Significance,” Proceedings, 9th National Clay Conference, Clays and Clay Minerals,
pp.162-184.
Mitchell, J.K., 1976, “Fundamentals of Soil Behaviour”, John Wiley and Sons, Inc.,
New york - London - Sydney- Toronto, 422 pages.
Mitchell, P.W. (1980) “The Concepts Defining the Rate of Swell of Expansive
Soil,” 4
th
International Conference on Expansive Soils, Vol.2, Denver.
Nevins, M.J. and Weintritt, D.J., 1967, “Determination of Cation Exchange Capacity
by Methylene Blue Adsorption”, Ceramic Bulletin, Vol.46, No.6, pp.587-592.
Omay, B., 1970, “Swelling of Clays on METU Campus”, M.S. Thesis, METU, Civil
Engng. Dept., 73 pages.
Ordemir, I., Alyanak, I. and Birand, A.A. (1965), “Report on Ankara Clay,” Faculty
of Engineering, METU, Pub. No.12, pp. 48.
Ordemir, I., Soydemir, C., Birand, A., 1977, “Swelling Problems of Ankara Clays”,
9th. Intenational Conference of Soil Mechanics and Foundation Engineering, Tokyo,
Vol.1, pp.243-247.
Prof.Dr. Altay Birand
234
Ordemir.Đ, Soydemir, Ç, ve Birand, A.A. (1975) “Rock-Crushed Stone-Gravel
Replacement Fill to Prevent Swelling of Kınık Clay,” Special Report Submitted to
the General Directorate of Waterworks, Turkey.
Özkan, Y., 1987, “ Killi Zeminlerde Kuruma Etkisiyle Meydana Gelen Fisur ve
Çatlaklar “, Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği Đkinci Ulusal Kongresi,
Boğaziçi Üniversitesi, Cilt I, pp.201-218.
Öner,M. and Birand, A., 1978, “ Effect of an Impervious Surface Cover on the Soil
Suction Equilibrium”, METU Journal of Pure and Applied Sciences, Vol.10, No.2,
pp.207-222.
Özmelek, A.Ý., 1974, “An Investigation of the Concept of Equilibrium Moisture
Distribution and the Effect of Climatic Factors on Subgrade Moisture Conditions”,
M.S. Thesis, METU Civil Engng. Dept. 197 pages.
Panel Discussion (1980) 4th International Conference on Expansive soils, Vol. 2
Denver.
Parcher, J.P. and Means, R.V. (1968) Soil Mechanics and Foundation Engineering,
Ohio: Charles E. Merrill Pub.Co.
Peterson, R. and Peters, N., 1963, “Heave of Spillway Structures on Clay Shales”,
Canadian Geotechnical Journal, Vol.1, No.1, Sept., pp.5-15.
Poulos, H.G. & Davis, E.H. (1979) “Pile Foundation Analysis and Design”. John
Wiley, London.
Robertson, R.H.S. and Ward, R.M., 1951, “The Assay of Pharmaceutical Clays “,
Journal of Pharmacy Pharmacology, Vol.3, pp.27-35.
Schreiner, H.D.,1987. “State of the Art Review on Expansive Soils “, Imperial
College of Science and Technology, London, 113 pages.
Seed, H.B., Mitchell, J.K. and Chan, C.K. (1962) “Swell and Swell Pressure
Characteristics of Compacted Clays,” Highway Research Board, Bulletin No.313.
Seed, H.B., Woodward, R.J. and Lundgren, R. (1962) “Prediction of Swelling
Potential for Compacted Clays,” Journal SMFE Proceedings, ASCE, Vol. 88, No.
SMJ.
V. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı
235

Shiming, H., 1984, “Identification of Expansive Soils by Specific Surface Area
Values “, Fifth Int. Conf. on Expansive Soils, Adelaide, South Australia, May 21-23,
pp.1-3.
Skempton, A.W., 1953, “The Colloidal Activity of Clays”, Proc. of the 3rd Int.
Conf. on Soil Mech. and Found. Engng., Zurich, Vol.1, pp. 57-67.
Snethen, D.R. (1980) “Characteristics of Expansive Soils Using Soil Suction Data, “
4th International Conference on Expansive Soils, Vol. 2, Denver.
Snethen, D.R. and Johnson, L.D. (1977) “An Evaluation of Exdpedient methodology
for Identification of Potentially Expansive Soils,” FHWA-RD-77-94.
Snethen, D.R., 1984, “Evaluation of Expedient Methods For Identification and
Classification of Potentially Expansive Soils”, Fifth International Conference on
Expansive Soils, Adelaide, South Australia, pp.22-26.
Söylemez, N., 1972, “Mineralogical Analysis of Ankara Clay by X-Ray
Diffraction”, M.S. Thesis, METU Civil Engng. Dept., 89 pages.
Spangler, M.G. (1952) “Distribution in Capillary Moisture at Equilibrium in
Stratified Soil,” Highway Research Board, Special Research Report No.2.
Statement of Review Panel (1965) Symposium on Moisture Equilibria and Moisture
Changes in Soil Beneath Covered Areas, Australia: Butterworh.
Steinberg, M.L. (1980) “Deep Vertical Moisture Seals,” 4th International
Conference on Expansive Soils, Vol.2, Denver.
Surgel, A., 1976, “ A Survey of The Geotechnical Properties of Ankara Soils”, M.S.
Thesis, METU Civil Engineering Department , 96 Pages.
Taylor, R.K., 1985, “Cation Exchange in Clays and Mudrocks by Methlene Blue”, J.
Chem. Tech. Biotechnol., 35A, pp.195-207.
Tourenq, C. and Lan, T.N., 1989, “ Mise en Evidence des Argiles par L’Essai au
Bleu de Methylene”, Bull. Liaison Labo. P. et Ch., 159, Janv.-Fevr., pp.79-92.
Van der Merwe, D.H. (1964) “The Prediction of heave from the Plasticity Index and
Clay Content of Soils,” Transactions, South African Institute of Civil Engineering
No.6.
Prof.Dr. Altay Birand
236
Van Impe, W.F. (Editor) (1988) Deep Foundations on Bored and Auger Piles.
Balkema.
Vijayvergiya, V.N. and Ghazzaly, O.I., 1973, “Prediction of Swelling Potential For
Natural Clays”, Proc. 3rd Int. Conf. on Expansive Soils, Haifa, Israel, Vol.1, pp.227-
236.
Ward, W.H., 1953, “Soil Movement and Weather”, Proc. 3rd Int. Conf. on Soil
Mech. and Found. Eng., Zurich, Vol.1, pp.477-482.
Williams, E. (1958), discussion of paper “The Prediction of Total Heave from the
Double Oedometer Test,” Trans. Symposium on Expansive Clays, South Afr. Inst.
of Civil Eng., pp.24-26.
Wilson,G.W., (1997) “Surface Flux Boundary Modelling for Unsaturated Soils”
Geotech. Special Pub. No.68 Geo-Logan Conference Proceedings. ASCE Publn.
Worrall, W., 1958, “Adsorption of Basic Dyestuffs by Clays “, Trans. Brit. Ceram.
Soc., Vol.47, pp.210-17.
Wright, R.H. & Doe, G. (1989) Little Britain Project: Construction of Basement.
Proc. Int. Conf. On Piling and Deep Foundations, London, Eds Burland J.B. and
Mitchell, J.M. Vol.1 pp.221-230.
Yanikömeroðlu, K., 1990, “Effect of Lateral Confinement on Swell Behaviour”,
M.S. Thesis, METU, Civil Engng. Dept., 105 pages.
Yevnin, A. and Zaslovsky, D., (1970), “Some Factors Affecting Compacted Clay
Swelling”, Canadian Geotechnical Journal, Vol.7, Part 1, pp.79-89.
Yong, R.N. and Warkentin, B.P. (1975) Soil Properties and Behavior, Amsterdam,
N.Y.: Elsevier Pub.Co.
Yüncü, H. (1974) “Swelling Pressure of Sodium Montmorillonite,” M.S. Thesis,
METU Faculty of Engineering, Ankara, Turkey.
Yüncü, H., (1972), “ An Investigation of Volume Change of Ankara Clay”, M.S.
Thesis, METU, Civil Eng. Dept., 52



239


P PP P P PP PR RR R R RR RO OO O O OO OF FF F F FF F. .. . . .. . D DD D D DD DR RR R R RR R. .. . . .. . H HH H H HH H. .. . . .. . T TT T T TT TU UU U U UU UR RR R R RR RA AA A A AA AN NN N N NN N D DD D D DD DU UU U U UU UR RR R R RR RG GG G G GG GU UU U U UU UN NN N N NN NO OO O O OO OĞ ĞĞ Ğ Ğ ĞĞ ĞL LL L L LL LU UU U U UU U
B BO OĞ ĞA AZ ZĐ ĐÇ ÇĐ Đ Ü ÜN NĐ ĐV VE ER RS SĐ ĐT TE ES SĐ Đ
5 Nisan 1947 tarihinde Đstanbul’da doğmuş ve 1952 yılında Teşvikiye Đlkokulu’nda(Đstanbul) öğrenimine
başlamıştır. 1967 yılında Nişantaşı Özel Işık Lisesi’nde orta öğrenimine başlamış ve 1960 yılından itibaren üstün
başarısı nedeni ile Fevziyeliler ve Işıklar Vakfı bursu ile 1963 yılında lise öğrenimini tamamlamıştır. Üniversite
öğreniminde üstün başarısı dolayısıyla TÜBĐTAK bursu ile ödüllendirilmiştir ve ,ĐTÜ Đnşaat Fakültesi’nden sınıf
birincisi olarak 1968 yılında Đnşaat Yüksek Mühendisi olarak mezun olmuştur. Eylül 1968 yılından başlayarak
bu defa TÜBĐTAK Doktora Bursiyeri olarak “University of California-Berkley”de doktora çalışmalarına
başlamış ve Geoteknik Mühendisliği konusunda 17 Haziran 1972’de Mühendislikte Doctor of Philoshophy
ünvanını almıştır. Doktora tezi bünyesinde geliştirdiği Penetrometre aleti ve ölçüm sonuçlarının yorumlanması
konusundaki metodu ile Apollo-16 Lunar Soil Mechanics programında ay zemininin mekanik modellemesi
çalışmasında katkıda bulunmuştur. Doktora sonrası takriben bir sene boyunca Woodward Clyde geoteknik
müşavirlik firmasında çalışmış ve pratikte geoteknik mühendisliği konusunda bilgisini geliştirmiştir. Bu yıllarda
Robert College’nin Boğaziçi Üniversitesi’ne dönüşmesi sonucu almış olduğu bir iş teklifi ile yurda dönmüş ve
Şubat 1973’den itibaren akademik kariyerine Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde başlamıştır.
Akademik kariyeri boyunca öğretim üyeliğinin yanı sıra modern geoteknik mühendisliğinin ülkemizde
temellerinin atılması ve geliştirilmesi için uğraş vermiş ve bu anlamda Boğaziçi Üniversitesi Deprem
Mühendisliği Araştırma Enstitüsü’nün (BU Kandilli Deprem Araştırma Enstitüsü) 1976 yılında Kurucu üyeleri
arasında yer alarak 1979-1982 yılları arasında da direktörlüğü görevini üstlenmiştir. Dr. Durgunoğlu sırası ile
Nisan 1977’de Üniversite Doçenti ve Haziran 1982’de ise Üniversite Profesörü unvanlarını almıştır. Dr.
Durgunoğlu 1968 yılından beri Türk ve Amerikan Đnşaat Mühendisleri odasının aktif bir üyesidir. Ayrıca
geoteknik mühendisliği ve ilgili dallarda çeşitli araştırma ve mühendislik komitelerinin aktif üyesidir. Özellikle
zeminlerin modellenmesi ve deprem geoteknik mühendisliği konularında araştırmalar yapmış ve bu çalışmaların
sonuçlarını 200’ü aşkın ulusal ve uluslar arası bilimsel makale ve tebliğler halinde yayınlamıştır. Sırası ile 4
Mart 1977 Romanya, 13 Mart 1992 Erzincan, 1 Ekim 1995 Dinar, 27 Haziran 1998 Ceyhan, 17 Ağustos 1999
Kocaeli ve 22 Kasım 1999 Düzce depremlerinin inceleme ve değerlendirme teknik heyetlerinin bir üyesi olarak
görev yapmıştır. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki akademik kariyerinden Eylül 2004 yılında emekliye ayrılmış olup
halen aynı üniversitede emekli öğretim üyesi olarak ders vermektedir. Dr. Durgunoğlu pratikteki geoteknik
mühendisliğine olan tutkusu sonucu 1988 yılında mezun olan dört öğrencisi ile birlikte Zetaş Zemin Teknolojisi
A.Ş.’yi kurmuş ve şirketin uluslar arası bugünkü başarılı konumuna gelmesinde liderlik etmiştir.
Dr. Durgunoğlu halen Zetaş Grubu bünyesindeki Zemin Etüd ve Tasarım A.Ş. ve Reinforced Earth Đnşaat, Proje
ve Ticaret A.Ş. şirketlerinin yönetim kurulu başkanı olarak görev yapmaktadır. Dr. Durgunoğlu 26 Ağustos
1968’de Nazlı Alemdar ile evlenmiş ve tek kızları Merve Naz 30 Temmuz 1992’de Boston, ABD’de dünyaya
gelmiştir.

240



VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

241

“YÜKSEK MODÜLLÜ KOLONLARIN TEMEL MÜHENDĐSLĐĞĐNDE
KULLANIMI”
ÖZET
Çeşitli inşaat mühendisliği yapılarının geoteknik ve sismik risklerinin değerlendirilmesi
sonucu gerekli görülen zeminin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi için kullanılan yöntemler
tartışılmıştır. Bu metotlardan ülkemizde yaygın bir kullanımı bulunan yüksek modüllü
jetgrout kolonların temel mühendisliğinde çeşitli kullanımları, imalat parametreleri, kalite
kontrol ve proje kriterlerinin tahkik deneyleri açıklanmıştır. Deprem yükleri altında
zeminlerin sıvılaşmaya karşı güvenlik faktörlerinin hesap yöntemleri açıklanmış ve Chinese
kriterinin ince daneli zeminler için geçerliği tartışılarak getirilen yeni bir öneri üzerinde
durulmuştur.
Yüksek Modüllü Jetgrout kolonların sıvılaşma riskini azaltmada kullanımı detaylı olarak konu
edilmiş, bu kullanıma ait geliştirilen bir tasarım metodu özetlenmiştir. Geliştirilen bu metodun
özellikle 17 Ağustos 1999 Depremi öncesi kısmen uygulandığı Đzmit Carrefour-SA ticaret
merkezi bir vaka analizi olarak incelenerek, metodun geçerliliği kanıtlanmıştır.
1. GĐRĐŞ
Çeşitli inşaat mühendisliği yapılarının gerçekçi ve ekonomik temel ve temel zemini
mühendislik tasarımları, ancak detaylı bir geoteknik modelleme sonucu gerçekleştirilebilir.
Bu modelleme için zemin cinsine bağlı olarak gerek arazide gerekse laboratuarda etüt ve
ölçümler yapılmaktadır. Bu tebliğin konusunu teşkil eden sismik aktivitenin ülkemiz gibi
yüksek olduğu yerlerde statik yüklere paralel olarak zeminlerin tekrarlı yükler altındaki
davranışının modellenmesi de büyük önem taşımaktadır. Bu gaye ile arazide entegre SPT,
CPT ve jeofizik yöntemler içeren, laboratuarda ise dinamik ve üç eksenli deneyleri de içeren
bir program uygulanabilir, Durgunoğlu ve dig. (2004a). Bu takdirde, çeşitli geoteknik ve
sismik risklerin değerlendirilmesi için gerekli geoteknik modelleme gerçekleştirilmiş
olmaktadır.
Böyle bir geoteknik model ile literatürde oluşturulan yöntemlerle zeminlerin deprem yükleri
altında sıvılaşmaya karşı olan dirençleri, deprem sırasında meydana gelen kayma
gerilmelerinin hesap yöntemleri ile beraber değerlendirildiğinde sıvılaşmaya karşı güvenlik
katsayısı hesaplanabilmektedir, Seed ve Idriss (1971). Çeşitli mühendislik yapılarına ait temel
mühendisliği tasarımlarında gerek üst yapı yüklerinden ve gerekse yapıya ait olan deplasman
kriterlerinden ve/veya yukarıda açıklanan sismik risklerden dolayı, derin temel sistemleri
veya zeminin ıslah edilmesi ve güçlendirilmesi söz konusu olabilmektedir. Bu gaye ile inşa
edilen temel sistemleri “Rigid Foundation Systems-RFS”, “Controlled Modulus Foundation
Systems-CMFS” ve “Deformable Foundation Systems-DFS” olarak tanımlanabilir. Rijit
sistemler örneğin kazıklar ile deforme olabilen sistemler örneğin tas kolonlar literatürde
bugüne kadar detaylı olarak çeşitli yönleri ile etüt edilmiş ve değerlendirilmişlerdir. Bu
tebliğin ana teması özellikle ülkemizde son on sene içinde büyük bir uygulama sahası bulan
Kontrol Modüllü Temel Sistemi bünyesine giren Yüksek Modüllü Jetgrout Kolonların temel
mühendisliğinde kullanımı olacaktır.
Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
242

Jetgrout kolonların temel mühendisliğindeki çeşitli kullanımları, imalat yöntemleri, imalat
parametreleri, kalite kontrolü ve proje kriterlerinin sağlanması konuları detaylı olarak ve
ülkemizdeki uygulamalarından örneklerle değerlendirilmiştir. Jetgrout kolonların zeminlerde
sıvılaşmaya karşı güvenlik faktörünü arttırmada kullanımına ait son senelerde geliştirilen bir
hesap metodu da açıklanmıştır.
Bu metodun 17 Ağustos 1999 depremi öncesi kullanıldığı Đzmit Carrefour-SA ticaret merkezi
vaka analizi ile yöntemin geçerliliği gösterilmiş ve ayrıca ince daneli zeminlerde son
senelerdeki gelimseler ışığı altında sıvılaşmaya yönelik Chinese kriterinin değiştirilmesi
gerekliliği vurgulanmıştır.
2. YÜKSEK MODÜLLÜ KOLON TANIMI
Çeşitli inşaat mühendisliği yapılarının temel tasarım ve uygulamalarında, çeşitli maksatlarla
zemin içinde, muhtelif yöntemler kullanılarak, yapısal (taşıyıcı) elemanlar teşkil edilmektedir.
Genellikle teşkil edilen bu yapısal elemanları, elemanın deformasyon modülüne bağlı olarak
üç ana grupta toplamak mümkündür.
• Rijit Kolonlar-Rigid Foundation Systems-RFS. Bu tanıma çeşitli yöntemlerle ve
malzemelerle inşa edilen kazıklı temeller girmektedir. Betonarme çakma kazıklar, fore
kazıklar, mini kazıklar vb. bu gruba dahil edilebilir. Bu temel sisteminde üst yapıdan
intikal eden yükler tamamen rijitliği yüksek çeşitli çap ve boydaki kazıklar tarafından
uç ve/veya çevre direnci ile taşınır. Yatay yüklerin taşınması için tercihan zemine
oturan kazık baslıkları ve/veya yatay taşıyıcı elemanları-döşeme teşkil edilir.
Betonarme bir kazık için beton kalitesine, inşa metoduna bağlı olmakla beraber
deformasyon modülü, Ekl=25,000 Mpa olarak kabul edilebilir. Bu takdirde zemine
göre modül oranı Ekl/Es ~ 1000-6000 olarak alınabilir.
• Yüksek Modüllü Kolonlar-Controlled Modulus Foundation System -CMFA. Mevcut
zeminin yerinde bir katkı malzemesi ile karıştırılarak bir kolon teşkil edilmesi halinde
oluşan kolonlardır. Katkı malzemesi olarak genellikle çimento şerbeti (çimento-su
karışımı) kullanılmaktadır. Çok yumuşak ve hassas Đskandinav ülkelerinin killerinde,
özellikle Đsveç’te kireç veya belirli oranlarda kireç-çimento karışımı da
kullanılmaktadır. Mevcut zemin çimento ile mekanik karıştırıcılar vasıtası ile
karıştırılması halinde yöntem “deepmix” olarak tanımlanır. Bu yöntemin uygulanması
ile ilgili detaylı bilgiler, Porbaha ve diğ. (2001) tarafından verilmiştir. Kolonların diğer
bir teşkil yöntemi ise mevcut zeminin önce özel delgi makinesi ile delinmesi ve
bilahare yüksek basınçta 400-500 bar çimento şerbetinin jetlenerek, zeminin yerinde
parçalanarak karıştırılması ve kullanılan özel tij ve monitörün belirli bir hızla
döndürülerek yukarı çekilmesi suretiyle yerinde silindirik kolon teşkil edilmektedir.
Bu inşa metodu ise jetgrout yöntemi olarak adlandırılmaktadır.
Her iki metotla teşkil edilen zemin-çimento karışımı, zaman içinde priz yaparak
“soilcrete” adini verdiğimiz belirli mekanik özellikleri olan kolonu meydana
getirmektedir. Ortaya çıkan kolonun mekanik ve geometrik özellikleri yapım
yöntemine bağlı olduğu gibi, her bir yöntemdeki değişken uygulama parametre ve
donelere de bağlıdır. Her iki yönteme ait detaylı bilgiler, Yinekara ve diğ. (1996),
ASCE (1997), Davies ve Schlosser (1997) ve Gouvemont (1998)’de detaylı olarak
verilmektedir.
VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

243

“Jetgrout” yöntemi ülkemizde özellikle son on sene içinde çok yaygın olarak ve çeşitli
temel mühendisliği uygulamalarında kullanılmaktadır. Metodun ülkemizdeki ilk
kullanımı Mut (1987) tarafından rapor edilmiştir. Toğrol (1994) ülkemizdeki jetgrout
kullanımı ile ilgili çeşitli uygulamalardan örnekler vermiştir.
Oluşan ‘soilcrete’ mekanik özellikleri, serbest basınç mukavemeti Rf-Mpa,
deformasyon modülü Ejg-Mpa diğer uygulama parametreleri ile birlikte mevcut
zeminin cinsi ve su çimento oranı ile kontrol edilmektedir. Aşağıda Tablo 1’de
özetlenen çeşitli zeminler için soilcrete deformasyon-modülü ortalama Ejg~500-
12,500 Mpa olarak alınabilir. Bu takdirde zemine göre kolon deformasyon modülü
orani Ejg/Es ~10-250
+

olarak verilebilir.
Tablo 1. Zemin Cinsine göre Soilcrete Serbest Basinç Mukavemeti ve Modülü



(*)
%40 gerileme seviyesine tekabül eden modül
Böyle bir sistemde üst yapıdan veya deprem kayma dalgalarından zemine intikal eden yükler
bu kolon elemanları ve zemin ile birlikte müştereken taşınmaktadır. Deformasyon şartından
dolayı rijitliği fazla olan kolon elemanları yüklerin büyük bir kimsini taşıyabilmektedir.
• Deforme Olabilir Kolonlar –Deformable Foundation Systems -DFS. Bu sistemde
zemin içinde rijitliği zeminin deformasyon modülüne daha yakın elemanlar teşkil
edilmektedir. Gerek ıslak (wet) veya kuru (dry), yukarıdan (top-fead) veya aşağıdan
(bottom-fead) beslenen “vibro-soil replacement” metodu gerekse ucunda bir çelik tapa
bulunan muhafaza borusunu zemine çakmak ve oluşan boşluğa taş doldurarak yerinde
vibre etmek suretiyle inşa edilen tas kolonlar (stone columns) bu gruba girmektedir.
Ülkemizdeki tas kolon uygulamalarına ait çeşitli vaka analizleri, Ergun (1992),
Durgunoğlu ve diğ. (1995b), Akdoğan ve diğ. (1996), ve Düzceer ve Gökalp (2002)
tarafından verilmiştir. Ülkemizde, tas kolon imalatında diğer ülkelerde geleneksel ve
yaygın olarak kullanılan ‘vibroreplacement’ tekniği ve bu tekniğe ait özel vibratör ve
besleme ünitelerini içeren teknolojinin bugüne kadar çok sinirli kullanıldığı
görülmektedir.
Taş kolonlara ait deformasyon modülleri, sıkılaşmaya ve taşın granülmetresine bağlı
olarak Ekl=40-80 Mpa olarak alınabilir. Bu ise zemine göre Ekl/Es~4-10 oranına
tekabül etmektedir.

Taş kolonlar yüksek hidrolik geçirgenlikleri dolayısıyla, zemin içinde ayni zamanda
dren olarak görev yapabilmektedir. Ayrıca, tas kolonların teşkili sırasında kolonlar
arasındaki zemin de sıkıştığından kolon teşkili sonrası ara zeminde kısmen ıslah
edilmiş olmaktadır. Bu iki husus, bu tip kolonların deprem yükleri altında sıvılaşmaya
Zemin Cinsi
Serbest Basinç
Mukavemeti,
fjg’,Mpa
Modül Orani(*),
E/fjg’
Kil 2-5 150
Silt 3-7 200
Kum 7-14 600
Çakil 12-18 900
Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
244

karşı güvenlik katsayısının arttırılmasında dünyada çok yaygın olarak kullanılmasını
sağlamıştır. Ancak tas kolonlar sinirli rijitlikleri dolayısı ile statik ve deprem yükleri
altında özellikle zayıf killi ve siltli zeminlerde düşük yanal zemin direnci dolayısıyla
kolayca deforme olabilmekte ve böylece üst yapıda arzu edilmeyen düşey toplam ve
farklı deplasmanların oluşmasına neden olabilmektedir.

3. JETGROUT ĐLE KOLON TEŞKĐLĐ
Ülkemizde yaygın olarak kullanımı nedeni ile bu teknoloji ile teşkil edilen yüksek modüllü
kolonlar ile ilgili ilave açıklamalar bu bölümde yapılmaktadır. Jetgrout metodunda, imalatta
yer alan üniteler, çimento silosu, karışım ünitesi, yüksek basınç pompası, su pompası, hava
kompresörü ve delgi makinesi olarak sıralanabilir.
Bir kolon, belirli bir derinliğe kadar su kullanılarak delgi yapılması, delginin sona
erdirilmesini müteakip suyun tahliye olduğu nozulun kapanarak tijin ucunda yer alan jetleme
monitörünün üzerindeki nozullardan yüksek basınç altında çimento şerbetinin jetlenmesinden
ibarettir. Jetleme sırasında tijler belirli bir hızla döndürülmekte ve belirli bir hızla da zemin
içinde aşağıdan yukarıya doğru çekilmektedir. Böylece, belirli bir çapta ve boyda zemin
içinde silindirik bir ‘soilcrete’ kolon teşkil edilmektedir.
Jetgrout sisteminde kullanılan imalat parametreleri
• Jet sistemi (Jet-1, Jet-2, Jet-3)
• Enjeksiyon Basıncı (Bar)
• Nozul Şayisi ve Çapı (rpm)
• Tij Dönme Hızı (rpm)
• Tij Çekme Hızı (cm/dak)
• Su/Çimento Oranı
• Pompa Kapasitesi (lt/dak) olarak sıralanabilir. Bu parametrelerin tipik değerleri Tablo
2’de verilmektedir.

Jetgrout uygulaması sonucu seçilen sisteme ve zemin cinsine bağlı olarak oluşan kolon çapı
değişken olmaktadır. Kolon çapı jetleme esnasında çimento yanında, hava ve su kullanmak
suretiyle arttırılmaktadır. Ülkemizde genellikle yaygın olarak Jet-1 ve Jet-2 sistemleri
kullanılmaktadır.

Tablo 2 – Jetgrout Đmalat Parametreler, Lunardi, 1977

4. JETGROUT KALITE VE PROJE KRITER KONTROLLERĐ
Jetgrout kalite kontrolü yöntemi ve kriterleri detaylı olarak Toğrol (1998) tarafından
verilmiştir. Ülkemizdeki çeşitli uygulamalara ait kalite kontrolü ile ilgili vaka analizleri
VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

245

Candoğan ve diğ. (2000), Durgunoğlu ve diğ. (2000a), Gökalp ve Düzceer (2002), Düzceer ve
Gökalp (2003) tarafından rapor edilmiştir.
*Kolon Çapı: Bu kapsamda en önemli parametre oluşacak kolon çapıdır. Genellikle elde
edilmesi gereken minimum kolon çapı proje kriteri olarak belirlenir. Seçilen sistem
parametreleri ile bu çapın oluşup oluşmadığı kolonların etrafı açılarak çeşitli seviyelerde
çevrelerinin ölçülmesi suretiyle tespit edilir. Farklı zemin tabakalaşmaları olan yerlerde ince
daneli zeminlerde seçilen parametreler altında en küçük çap oluşacağından tasarım, bu çap
esas alınarak yapılır. Yinekara ve diğ. (1996) jetgrout ile ilgili raporda Japonya’da
uygulanmaya başlayan ve Collision-Jet adi verilen iki ayrı nozuldan çıkan şerbetin tijden
belirli bir mesafede bir noktada kesişmesi haline tekabül eden sistemde, jet enerjisi tijden o
mesafede tamamen son bulduğundan her zeminde uniform bir çap elde edilmektedir. Bu
teknolojinin uygulamasına ülkemizde halen başlanmamıştır.
*Kolon Boyu: Uygulanan jetgrout kolonların boyları, kazıklardakine benzer şekilde
ülkemizde de yaygın olarak kullanılan integrity deneyi ile tespit edilebilmektedir.
*Kolon Basınç Mukavemeti-Deformasyon Modülü f
jg
’ (Mpa)-E
jg
(Mpa): Genellikle soilcrete
kolonlardan arazide alınan silindirik numuneler üzerinde laboratuarda yapılan serbest basınç
deneyi ile tespit olunur. Numuneler uygulama esnasında kolon yas iken piston numune alici
veya prizini almış kolon üzerinde karot numune alınarak yapılır (Durgunoğlu ve diğ. 2003).
Serbest basınç deneyinde tercihan deformasyonlarda ölçülerek deformasyon modülü, Ejg
tayin edilir, Sağlamer ve diğ. (2002).
*Kolon Kayma Mukavemeti, τ
jg
(Mpa): Özellikle jetgrout kolonların sıvılaşma riskine karsı
teşkil edilmeleri halinde kolon kayma mukavemeti önem arz etmektedir. Teşkil edilen
kolonun kesme kuvveti direnci, V
jg
deprem sırasında her bir kolon tarafından taşınan kesme
kuvvetinden büyük olması gerekir. (A
jg
= kolon kesit alanı).

ܸ
௝௚
ൌ ߬
௝௚
ݔܣ
௝௚

Ampirik olarak τ
jg

߬
௝௚
ൌ 0.3ݔඥ݂݃Ԣ

bağıntısı ile bulunabilmektedir.
*Kolon Yükleme-Basınç/Çekme Deneyi: Her bir kolon tarafından taşınması öngörülen proje
yükleri, kolon yükleme deneyleri ile kontrol edilir. Uç direncinin ihmal edildiği durumlarda
kolon içine çekme donatısı yerleştirmek suretiyle çekme deneyi yapılması tercih edilir. Basınç
deneyi tek bir kolon üzerinde Durgunoğlu ve diğ. (2003) veya bir grup kolon üzerinde
bölgesel yükleme deneyi olarak teşkil edilebilir.
*Proje Kriterlerinin Kalibrasyonu: Her önemli jetgrout uygulamasında seçilen proje
kriterlerinin, özellikle kolon çap ve mukavemet değerlerinin arazide yapılacak ön
kalibrasyonu çalışmaları sonucu değerlendirilmesi önerilmektedir. Đmalat parametrelerindeki
değişiklikler, sonuç kolon özelliklerini belirleyeceğinden Sekil 1’de özetlenen yöntemlerin
uygulanarak proje kriterlerini sağlayan sistem parametrelerinin optimum değerlerinin tespiti
yapılabilmektedir.
Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
246


Şekil 1. Proje Kriterlerinin Sahada Ön Kalibrasyon, Kontrol, Optimizasyonu
Buna ait ülkemizdeki BAT-Tire Sigara Fabrikasından örnekler verilmektedir. Çeşitli sistem
parametrelerine ait 10 adet ön kalibrasyon çalışması Tablo 3’de özetlenmiştir. Elde edilen
proje kriterleri ise Şekil 2’de verilmektedir, Durgunoğlu ve diğ. (2003).
Tablo 3 – BAT Tire Sigara Fabrikası Jetgrout Uygulaması Parametreleri



VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

247


Şekil 2. BAT Tire Sigara Fabrikası Elde Edilen Jetgrout Uygulaması Parametreleri
5. JETGROUT KOLONLARIN TEMEL MÜHENDĐSLĐĞĐNDE
KULLANIMI
Temel mühendisliğinde gerek diğer ülkelerdeki gerekse ülkemizdeki jetgrout kolonların çok
maksatlı ve yaygın olarak kullanıldığı görülmektedir, Kauschinger ve diğ. (1992), Toğrol
(1994), Gouvemont (1998), Keskin ve Çimen (2002).
Jetgrout kolonların çeşitli maksatlarla kullanımları aşağıda sıralanmıştır.
• Temeller altında, düşey yükler için basınç elemanı olarak tasıma gücü ve deplasman
kontrolü
• Döşemeler altında düşey ve özellikle yüksek yayılı yükler altında basınç elemanı
olarak tasıma gücü ve deplasman kontrolü
• Dolgular altında basınç elemanı olarak tasıma gücü ve deplasman kontrolü
• Köprülerde yaklaşım dolguları altında düşey dolgu yüklerinin taşınması, dolgu altında
oturma kontrolü ve kenar ayak kazıklarına negatif çeper sürtünmesi intikalinin
önlenmesi
• Havuzlarda, yeraltı su depolarında ve su yapılarında, donatı ile teçhiz edilerek çekme
elemanı olarak
• Kazılarda, ağırlık tipi istinat yapısı teşkili ile yanal zemin itkilerinin alınması
• Kazılarda donatı ile teçhiz edilerek düşey eğilmeye maruz iksa elemanı olarak
• Kazılarda ve ankrajlı istinat yapılarında özel donatı ile ankraj elemanı olarak
• Geçirimli zeminlerde ve yüksek YASS ile kazılarda taşıyıcı elemanlar arasında
batardo kapama elemanı olarak
• Yumuşak killerdeki kazılarda kazı öncesi kazı taban seviyesi altında teşkil edilen
payanda elemanı olarak
• Kazı tabanından kazıya gelecek yer altı suyunun kontrolü için tıkaç elemanı olarak
• Şevlerde stabilitenin sağlanması için zemin takviye elemanı olarak veya ağırlık
batardosu teşkili ile
• Yumuşak zeminde açılan yüzeye yakın tünellerde tünel üstündeki zeminin
iyileştirmesi amacı ile
• Yumuşak zeminde açılan tünellerde tünel içinde ve ayna önünden yapılarak, kazı
öncesi tünel kesiti üzerinde taşıyıcı bir şemsiye oluşturması amacı ile
Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
248

• Önemli ve ağır yapılarda sıvılaşma güvenlik sayısı düşük olan yerlerde kazıklı
temellere gelecek yatay yüklerin ve oluşacak deplasmanların kontrolü için, kazıklarla
birlikte
• Sıvılaşma sonucu oluşacak zemin yanal ve düşey deplasmanlarının sınırlandırılması
için yapı etrafında veya altında kapama elemanları olarak
• Sıvılaşma riskine karşı güvenlik sayısının arttırılması, zeminde oluşan kayma
gerilmelerinin bir kısmının taşınarak deprem sonucu oluşabilecek düşey ve yanal
deplasmanların sınırlandırılması

Bütün bu kullanımlardan, özellikle ülkemizin aktif deprem kuşağı içinde yer alması nedeni ile
son kırk sene içinde dünyadaki diğer ülkelerdeki depremlerde de güncellesen sıvılaşma
riskinin azaltılması gayesi ile kullanıma ait metodoloji, tasarım yöntemi ve ülkemizdeki
uygulamalardan 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremine münhasır örneklemelere bundan sonraki
bölümlerde yer verilmiştir.
6. SIVILAŞMAYA KARŞI JETGROUT YÜKSEK MODÜLLÜ KOLON
KULLANIMI
Son kırk sene boyunca dünyanın dağınık noktalarında oluşan depremlerde Alaska 1964,
Niigata 1964, Loma Prieta 1989, Kobe 1995, Gölcük 1999, Taiwan 1999 zeminlerin
sıvılaştığı ve buna bağlı olarak çok önemli inşaat mühendisliği yapı ve altyapılarında çok
boyutlu hasar meydana geldiği görülmüştür.
Özellikle suya doygun gevsek granüler zeminlerin deprem sırasında oluşan aşırı boşluk suyu
basıncı sonucu, efektif gerilmelerin küçülerek kayma direncini yitirmesi sonucu zeminin bir
sıvı gibi hareket etmesi halinin genel tanımı sıvılaşma-liquefaction olarak verilmektedir. Orta
sıkı veya siki zeminler, kayma gerilmeleri altında hacim arttırmaya (dilation) yönelik davranış
gösterdiğinden gerilme seviyesinin belirli bir seviyeye ulaşması ile boşluk suyundaki artış bu
tür zeminlerde gerçekleşmediği için, genellikle sıvılaşmaya en hassas zeminler gevsek, diğer
bir deyişle düşük izafi sıkılıktaki granüler zemin katmanları olarak belirlenmektedir.
Ülkemizde özellikle 17 Ağustos 1999 depreminde Gölcük, Sapanca, Đzmit, Yalova, Adapazarı
gibi önemli yerleşim yerlerinde gözlenen sıvılaşma ile oluşan hasarlar sonucu bazı konutların
ve yapıların çökmesi neticesinde çok sayıda can kaybı olmuş ve maddi kayıp milyarlarca
dolara ulaşmıştır, Youd ve diğ. (2000).
Dolayısıyla, özellikle 2000’li yıllarda ülkemizde sıvılaşma riskinin önemi daha da iyi
kavranmış ve sıvılaşma riskinin belirlenmesi ve buna karşı gerekli mühendislik önlemlerinin
alınması son deprem yönetmeliğinde yer almıştır.
Sıvılaşma sonucu oluşan düşey deplasman ve yanal yayılmalar sonucu her türlü üst ve
altyapıya çok önemli ve onarılması güç hasarlar meydana gelmektedir. Kobe depreminde
olduğu gibi sıvılaşma sonucu oluşan büyük deplasmanlar altında ve zemin mukavemetini
kaybetmesi sonucu zemin içinde yar alan kazıklı temeller dahi gelen özellikle yanal ilave
yükleri taşıyamaz duruma gelebilmektedir, Cubrinovski ve Ishihara (2001).
Yukarıda açıklanan büyük boyutlu deplasmanlar sıvılaşma sonucu oluştuğundan, yeni
yapılacak veya mevcut bir yapıya ait taban zemininin olası bir deprem halinde sıvılaşmaya
VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

249

karsı güvenliğinin hesaplanması büyük önem taşımaktadır.
7. SIVILAŞMAYA KARŞI GÜVENLĐK FAKTÖRÜ
Alaska ve Niigata 1964 depremlerindeki gözlem sonuçlarından ve sıvılaşan ve sıvılaşmayan
yerlerdeki zeminin özelliklerinden yararlanmak suretiyle ‘Basitleştirilmiş Yöntem’ olarak
tanımlanan metot Seed ve Idriss (1971) tarafından geliştirilmiştir. Bu arada geçen otuzu aşkın
yıl boyunca çeşitli teknik toplantılar düzenlenmiş ve bu metot bir sürü yönü ile geliştirilmiştir.
Bu safhalara ait çalışmalar ve ilgili referanslar aşağıda özetlenmiştir.
• Seed (1979), ASCE
• Seed & Idriss (1982), EERI
• NRC (1985)
• Youd & Idriss (1997), NCEER
• Youd ve dig.,(2001) ASCE
• Idriss & Boulanger, (2004),ASCE

Seed ve Idriss (1971)’e göre sivilasmaya karsi güvenlik faktörü, FSl,
FS
l
= CRR/CSR
olarak tanımlanmaktadır. Bu bağıntıda CRR-Cyclic Resistance Ratio-Devirsel Direnç Oranı,
CSR-Cyclic Stress Ratio-Devirsel Gerilme Oranı olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir deyişle,
CRR zeminin sıvılaşmaya karsı dayanım kapasitesini, CSR ise depremde zemine uygulanan
sismik etkiyi göstermektedir.
*Devirsel Gerilme Orani-CSR Hesabi: Bu metoda göre CSR:
CSR = 0.65 (a
max
/g) (σ
vo
/σ’
vo
) rd
bağıntısı ile verilmektedir. Bu bağıntıda:
a
max
: Zeminde oluşan yatay ivmenin maksimum değerini
σ
vo
ve σ’
vo
: Toplam ve efektif düşey gerilmeleri
rd : Derinliğe bağlı gerilme azaltma katsayısını göstermektedir. Bu katsayı, derinliğe bağlı
olarak Liao ve Whitman, 1986:
rd = 1.0 - 0.00765z z < 9.15 m rd = 1.174 - 0.0267z z = 9.15 to 23 m
Ancak, Idriss ve Boulanger (2004), rd değerinin depremin büyüklüğüne de bağlı olduğunu
belirterek Sekil 3’te verilen rd (z, M) bağıntılarını vermiştir.


Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
250


Sekil 3. Gerilme Azaltma Katsayısının Derinlikle ve Deprem Büyüklüğü ile Değişimi (Idriss
ve Boulanger, 2004)
*Devirsel Direnç Oranı-CRR Hesabi: Seed ve Idriss (1971) yönteminde CRR oranı ise
sıvılaşmaya hassas zeminlerin granüler olduğu göz önüne alınarak SPT-N Darbe sayıları veya
CPT-qc statik sondaj uç mukavemeti arazi deneylerinden yararlanılarak tayin edilmektedir.
*SPT Deneyi ile CRR:
SPT deneylerinden yararlanmak suretiyle CRR (%)- (N
1
)
60
abağı verilmiştir. Bu abak temiz
kumlar için (FC(%)≤5) geçerlidir. Burada
(N
1
)
60
: Jeolojik gerilmeye göre normalize edilmiş ER=%60’a tekabül eden darbe sayısını
FC(%) : Đnce dane yüzdesini
ER : SPT deneyindeki enerji oranını göstermektedir.
Normalize edilmiş darbe şayisi
(N
1
)
60
= N C
N
C
E
C
B
C
R
C
S

bağıntısı ile hesaplanabilmektedir. Burada N arazide ölçülen SPT darbe şayisini, C
N
düşey
jeolojik yük düzeltme faktörünü, C
E
ise enerji oranı düzeltme faktörünü göstermektedir. C
B
,
C
R
, C
S
ise SPT deneyinin yapılısına bağlı değer düzeltme faktörleridir. Bu faktörlerin
değerleri ilgili referansta verilmektedir. C
N
faktörü ise
ܥ

ൌ ሺ
݌

ߪ

௩௢

଴.ହ
, ܥ

൏ 1.7
bağıntısı ile verilmektedir. P
a
, 100kPa olarak referans gerilmeyi göstermektedir.
VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

251

ܥ

ൌ ܧܴ/60
kullanılan şahmerdanın cinsine tabidir.
Abakların (N
1
)
60
için geliştirilmiş olması nedeni ile SPT deneyini düzeltme yerine %60ER’da
yapılması tercih edilmektedir. Bu gaye ile SPT çarığına accelometre yerleştirmek sureti ile
gerçek enerji değeri hesaplanabilmekte ve %60 ER değerine göre kalibre edilebilmektedir,
Durgunoğlu ve diğ. (2000b). Ülkemizde Adapazarı zemini üzerinde böyle bir uygulama
yapılmıştır.
*CPT Deneyi ile CRR:
Devirsel Direnç Oranı arazide yapılan CPT deneylerinde ölçülen uç mukavemeti, q
c
, yardımı
ile bulunabilmektedir. Ülkemizdeki CPT uygulamalarına ait rapor Durgunoğlu ve Toğrol
(1995) tarafından hazırlanmıştır. Bu takdirde Robertson ve Fear (1997) (CRR-qc1N) abakları
verilmektedir. Bu abak yine temiz kumlar (FC(%)<5) için verilmiştir. Burada q
c1N
Jeolojik
yüke göre normalize edilmiş CPT uç mukavemetini göstermektedir.
Đnce dane oranının FC(%)>5 olması halinde,
(q
c1N
)= K
c
q
c1N

bağıntısı ile eşdeğer temiz kum (q
c1N
)
cs
değeri bulunur. Bu bağıntıda K
c
=f(I
c
) olup, I
c
ise
FC(%)’in fonksiyonu olarak hesaplanabilmektedir. Genellikle I
c
>2.6 olması FC(%) oranının
yüksek oluşu nedeni ile zemin sıvılaşmaz olarak tanımlanmıştır. Bu metoda ait detaylı bilgi
Youd ve diğ. (2001)’de verilmektedir.
*Büyüklük Düzeltme Faktörü-MSF:
Yukarıda açıklanan her iki metotla da bulunan CRR değerleri arazi gözlemlerine
dayandığından M=7.5 moment magnitud’lu bir deprem için geçerli olup CRR7.5, başka
büyüklükteki bir deprem için güvenlik sayısı,
ܨܵ


ሺܥܴܴሻ
଻.ହ
ܥܴܵ
ݔܯܵܨ
ile verilmektedir. Bu bağıntıda MSF, büyüklük düzeltme faktörü olarak tanımlanmıştır. Idriss
ve Boulanger (2004)
ܯܵܨ ൌ 6.9 exp൬െ
ܯ
4
൰ െ 0.058
bağıntısını vermiş olup, diğer bağıntılarla birlikte Şekil 4’te verilmiştir.
Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
252


Şekil 4. Büyüklük Düzeltme Faktörleri
*Diğer Düzeltme Faktörleri:
Jeolojik yüke ve arazinin eğimli olması haline ait düzeltme faktörleri sırası ile K
σ
ve K
α
ile
tanımlanırsa
ܨܵ


ܥܴܴ
଻.ହ
ܥܴܵ
ݔܯܵܨݔܭ

ݔܭ


bağıntısı ile verilmektedir, Youd ve diğ. (2001). K
σ
=f(σ
vo
’) bağıntısı Şekil 5’de verilmekte
olup, K
α
faktörü şevli arazide mevcut ilk kayma gerilmelerinin etkisini göstermek üzere
yapılacak özel dinamik basit kesme deneyleri ile tayin edilebilir.
VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

253


Şekil 5. Jeolojik Yük Düzeltme Faktörleri

*Chinese Kriteri
Seed ve Idriss (1971) ince daneli zeminlerin sıvılaşma riskine ait üç şartı içeren ve literatürde
‘Chinese Criteria’ olarak bilinen aşağıda tanımlanan kriteri belirtmiştir.
Kil içerigi (%<5m) < 15%
Likit limit < 35% Sıvılaşabilir
w
n
> 0.9w
L

Ancak, özellikle 17 Ağustos 1999 depreminde Adapazarı’ndaki silt ve düşük plastisiteli
killerin yukarıda kriteri sağlamadığı halde sıvılaştığı görülmüştür. Bunun üzerine UC
Berkeley’den Prof. Bray, tebliğ sahibinin de yer aldığı ülkemiz araştırmacıları ile müşterek
çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar sonucunda Sancio ve diğ. (2003) gösterildiği ve
Sekil 6’da özetlendiği şekilde Adapazarı silt ve killerinin Chinese Kriterini sağlamadığı
açıkça belirlenmiştir. Yapılan detaylı çalışmalar sonucu Sekil 7’de gösterilen yeni bir kriter
önerilmektedir, Bray ve diğ. (2004). Bu kritere göre
I
p
< 12 ve w
n
/LL > 0.9..................... Sıvılaşabilir
12 < I
p
< 20 ve 0.8 <w
n
/LL < 0.9............. Ara durum, deney yapılmalı
I
p
> 20 ve w
n
/LL < 0.8...................... Sıvılaşmaz
olarak tanımlanmaktadır.
Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
254

8. OTURMALAR VE YANAL YAYILIMLAR
Yukarıda açıklanan metot ile sıvılaşmaya karşı güvenlik faktörünün bulunması halinde,
FS
l
≤1.0 için meydana gelecek oturma ve yanal yayılımlar çok büyük mertebelerde olmakta ve
mühendislik yapılarında büyük hasarlar meydana gelmektedir. Belirli bir güvenlik faktörü
için meydana gelebilecek oturmalar Seed ve diğ. (1985) ve Tokimatsu ve Seed (1987)
yöntemleri ile bulunabilir.

Sekil 6. “Chinese Criteria”nın Grafik Presentasyonu. PI< 12 olan numuneler daire ile, 12 < PI
<20 olan numuneler kare ile ve PI > 20 olan numuneler üçgen ile gösterilmiştir. Dolu daireler
“Chinese Criteria”nin her üç kriterini de sağlayan numunelerdir. (Sancio v.diğ., 2003)

Sekil 7. Yeni Kriter (Bray v.diğ., 2004)
Benzer şekilde yanal yayılımlar için Ishihara (1993), Çetin ve diğ. (2002), Çetin ve diğ.
(2004) ve Zhang ve diğ. (2004) tarafından önerilen yöntemler kullanılabilir.

VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

255

Tüm bu metotlardan da görülebileceği gibi oturma ve yanal yayılımlar belirli değerlerin
altında gerçekleşmesi ancak sıvılaşmaya karşı güvenlik faktörünün 1.0’den büyük olması
halinde gerçekleşebilmektedir. Dolayısıyla, mühendislik yapılarının yer alacağı sıvılaşmaya
potansiyel zeminlerin, belirli mühendislik çözümleri ile sıvılaşmasının önlenmesi
gerekmektedir.

9. SIVILAŞMAYA KARŞI TEMEL MÜHENDĐSLĐĞĐ ÇÖZÜMLERĐ
Sıvılaşmaya karşı güvenlik faktörünün arttırılması için uygulama metodoloji dört ana grupta
toplanmaktadır.
• Aşırı boşluk suyu basıncı oluşmasına mani olunması
• Zeminin yerinde sıkıştırılması
• Zeminin içinde yüksek modüllü kolon oluşturulması
• Zeminin yanal hareketlerini sınırlamak için zemini hapsedecek elemanların teşkili

Bu farklı metodolojileri içeren çeşitli temel mühendisliği uygulamaları Tablo 4’de gösterildiği
şekilde prefabrik dren, vibroflatasyon, kompaksiyon kazıkları, tas kolon, dinamik
kompaksiyon, deep mix ve jetgrout olarak sıralanabilir.
Tablo 4 – Sıvılaşmaya Karşı Temel Mühendisliği Uygulamaları

(1) Đhmal edilebilir
(2) Yalnız kumlarda FC < 5%
(3) Đnce daneli zeminlerde 5% < FC < 35%
(4) Enerjinin daha derine iletilmesi için tas keson / stone pillar uygulaması, Emrem ve diğ. (2001)
(5) Ucu kapalı tapa ile boru çakılarak veya vibroreplacement metodu ile
Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
256

Bu tabloda belirtilen ve ülkemizde yaygın bir şekilde 1999 depremi öncesi ve özellikle
sonrası kullanılan jetgrout ile zemin içinde yüksek modüllü kolon teşkiline ait sistemin
aşağıda çalışma prensibi, hesap yöntemi verilmiş ve uygulamadan örneklerle desteklenmiştir.
10. ZEMĐNDE YÜKSEK MODÜLLÜ KOLONLAR TEŞKĐLĐ
Bu sisteme ait hesap yöntemi Özsoy ve Durgunoğlu (2003) tarafından açıklanmıştır. Bu hesap
yönteminde “Birim Hücre-Unit Cell” kavramı kullanılmıştır. Bu yöntemde kolon ve zemin
arasındaki gerilme dağılımının hesabında deprem halinde kolonların ve onları çevreleyen
zeminin deplasmanlarının ayni olacağı tezinden hareket edilmiştir. Bu taktirde depremde
oluşan kayma gerilmeleri, kolon ile zemin arasındaki rijitlik farkından dolayı, nispeten daha
rijit olan kolonlar üzerinde yoğunlaşacaktır.
Hesap yönteminde yapılan zemin değiştirmesini tanımlamak için jetgrout kolon kesit alanının
AJG, birim hücre alanına A, oranı,
a
r
=A
JG
/A
a
r
, alan oranı olarak tanımlanmaktadır. Jetgrout kolonlar arasındaki ara mesafelerin iki yönde
S
H
ve S
V
olması halinde A=S
H
xS
V
olarak hesaplanır.
Bu taktirde, deplasman şartından zeminin taşıdığı kayma gerilmesinin τ
s
, oluşan toplam
kayma gerilmesine, τ olan oranı, S
R
,
ܵ


߬

߬

1
ܩ

ݔ
1
ሾܽ


1
ܩ

ሺ1 െܽ

ሻሿ

bağıntısı ile hesaplanmaktadır. Bu bağıntıda, G
r
= Modül oranı olarak tarif edilmekte olup,
G
r
=G
jg
/G
s

olarak tanımlanmaktadır. Bu durumda, deprem sırasında oluşan kayma gerilmelerinin büyük
bir kısmı kolonlar tarafından taşındığından, zemin tarafından taşınan, τ
s
=S
R
xτ olmaktadır.
Diğer bir deyişle, daha önce belirlenen CSR değerinin S
R
faktörü ile azaltılması
gerekmektedir.
CSR
design
=S
R
xCSR
SR=f(a
r
, G
r
) olup, dağılımı Sekil 8’de verilmiştir. Bu şekilde modül oranı aralığı jetgrout
kolonları kapsamak üzere G
r
=10-150 olarak seçilmiştir. Bu durumda da sıvılaşmaya karşı
güvenlik faktörü, ܨܵ

തതതത

ܨܵ


തതതതത

ܥܴܴ
ܥܴܵ

ܥܴܴ
ܵ

ݔܥܴܵ

olarak hesaplanabilir. Diğer bir deyişle, ıslah sonrası güvenlik faktörü, ܨܵ
݈
തതതത
, ıslah öncesi
güvenlik faktörü, ܨܵ
݈
തതതത
, arasında
VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

257


Sekil 8. Alan Değişim Oranı ile Gerilim Azaltım Faktörü Değişimi (Özsoy ve diğ. 2001)
ܨܵ
݈

തതതതത
ൌ ܨܵ

ݔ
1
ܵ


bağıntısı vardır. Bu yöntem kullanılmak suretiyle yapılacak tasarım algoritması Şekil 9’da
verilmektedir.

Sekil 9. Önerilen Hesap Adımları (Özsoy ve diğ., 2001)

Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
258

11. UYGULAMADAN ÖRNEKLER

17 Ağustos 1999 Kuzey Anadolu Fayı’nın yırtılması ile M
w
=7.4 büyüklüğünde Kocaeli-
Gölcük depremi meydana gelmiştir. Bu deprem sırasında bu yörede yer alan çeşitli yapıların
temel ve temel zemini davranışları detaylı olarak incelenmiştir, Martin ve diğ. (2001). Bu
yapılardan sıvılaşmaya karşı yukarıda açıklanan jetgrout kolon uygulaması yapılmış Gölcük
Ford Otosan Sağlamer ve diğ. (2002) tarafından, Karamürsel Ipekkagit Fabrikası Durgunoğlu
ve diğ. (2003) tarafından, Đzmit CarrefourSA ise Durgunoğlu ve diğ. (2001) ve Martin ve diğ.
(2004) tarafından detaylı olarak etüt edilmiştir. CarrefourSA Đzmit sahasında deprem oluştuğu
tarihte, sahanın zemin ıslahının yalnız bir kısmının tamamlanmış olmasından dolayı, ıslah
edilmemiş ve edilmiş kısımların mukayesesi yönünden aşağıda açıklandığı üzere çok kıymetli
bir vaka analizi oluşturmuştur.
Đzmit Carrefoursa Sekil 10’da görüldüğü gibi yaklaşık 55,000m
2
alan üzerine kurulan ve KAF
hattına 5 km mesafede yer alan bir ticaret merkezidir. Bu sahada zemin etütleri sonucu
belirlenen zemin şartları Tablo 5 ve Sekil 11’de özetlenmektedir. Görüldüğü gibi 6.5m-9.0m
arasında yer alan siltli kum, SM, ile kumun üzerinde ve altında yer alan düşük plastisiteli
ML/CL, siltli-kil tabakasının sıvılaşma riski yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.
VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

259


Sekil 10. Deprem sonrası gözlenen hasarlar ile ıslah edilmiş ve edilmemiş alanları gösteren
Carrefoursa alışveriş merkezi yerleşim planı (Martin v.diğ., 2004)




Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
260

Tablo 5– Carrefour-SA Izmit Sahasi Ortalama Dane boyutu ve Indeks Özellikleri


Şekil 11. Carrefoursa Đzmit Sahası Islah Öncesi Tipik Geoteknik Parametreleri (Martin v.diğ.,
2004)
VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

261

Bu değerlendirme sonucu, Sekil 12’de gösterilen jetgrout kolonların inşa edilmesi
önerilmiştir. Bu uygulama sonucu açıklanan yönteme göre SM-SP için a
r
=%7 ve G
r
=30-50,
S
R
=0.22-0.32, S
Rav
=0.27, ML-CL için ise a
r
=%2 ve G
r
=100 için S
R
=0.28 olarak bulunmuştur.

Sekil 12. Carrefoursa sahası alışveriş merkezi yapısı altında uygulanan ıslah şilte jetgrout
yerleşimi. Đlave kolonlar ilave taşıma gücü amacıyla uygulanmıştır. Bina altındaki ortalama
değiştirme oranı SM tabakada %7 üstteki tabakada ise %2’dir.
Bu durumda yine bu makalede açıklanan yöntemlerle hesaplanan ıslah öncesi ve sonrası CSR
eğrileri ile CRR eğrisi Sekil 13’de verilmiştir. Bu şekilden görüldüğü gibi deprem öncesi
kolonların teşkil edildiği bölgelerde, deprem sırasında sıvılaşma beklenmemektedir. Nitekim
deprem sonucu yapılan gözlemler de bu sonucu teyit etmiştir. Zemin ıslahının deprem
esnasındaki etkinliği çeşitli kesimlerde uygulanan ıslah, ıslah olmaksızın öngörülen davranış,
gözlenen davranış ve ıslahın gözlenen etkinliği olarak Tablo 6’da özetlenmektedir.
Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
262

Islah yapılmamış C bölgesinde, ön yükleme dolgusu altında prefabrik drenlerle
konsolidasyonun gerçekleşmesinin izlenmesi için yerleştirilen oturma kolonları, ıslah
yapılmamış bu bölgede, deprem sırasında zeminin sıvılaşma yönünden davranışı ve oluşan
oturmalar hakkında çok önemli bilgiler sağlamıştır. Nitekim oturma kolonlarında ölçülen
düşey deplasmanların derinlikle değişiminden, siltli kum-SM tabakası kadar, düşük plastisiteli
silt-ML tabakasının da depremde sıvılaştığını veya buna bağlı önemli düşey deplasmanlar
gösterdiğini kanıtlamıştır. Bu bulgu, ince daneli zeminler üzerinde bu tebliğde de daha önce
açıklandığı veçhile özellikle Adapazarı depremi sonrası yapılan çalışmalar sonucu bulunan
yeni sonuçlarla uyuşmaktadır.

Sekil 13.Carrefoursa sahasında temsili zemin koşulları altında sıvılaşma analizi sonuçları.
(Kesikli çizgi ile gösterilen devirsel direnç oranı önyükleme yapılmayan alanlar içindir, düz
çizgi ile gösterilen ise 3.3 m yüksekliğinde önyükleme dolgusu yüklenen ve kaldırılan
önyükleme sonucu aşırı konsolidasyon oranı sonrası artan sıvılaşma direncidir.)
Diğer bir deyişle Chinese Kriteri’ne göre, sıvılaşma riski kapsamına alınmaması gereken ML
zemininin sıvılaşma kapsamında değerlendirilmesinin daha doğru bir yaklaşım olacağı, bu
tarz düşük plastisiteli silt ve killerin de sıvılaşmaya karşı zemin ıslah yönünden detaylı olarak
etüt edilerek değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya konmuştur.
VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

263

12. ÖZET VE SONUÇLAR
1. Ülkemizde meydana gelen 17 Ağustos 1999 ve 12 Kasım 1999 Düzce depremleri
sonucunda ve ülkemizin büyük bir kesimindeki mevcut sismik aktivite dolayısıyla,
çeşitli inşaat mühendisliği yapılarının yer seçiminde, mevcut zemin şartları ve
bunların deprem yükleri altındaki davranışlarının belirlenmesi daha da önem
kazanmıştır.
2. Bu yapıların temel mühendisliği tasarımlarında, tasarıma esas zemin şartlarının
belirlenmesi için zeminlerin dinamik yükler altındaki davranışlarını da içren yeterli ve
güvenilir bir geoteknik modelleme yapılması şart ve kaçınılmazdır.

Tablo 6– Carrefoursa Đzmit Zemin Islahının Deprem Esnasında Gözlenen Etkinliği, (Martin
ve diğ., 2004)

3. Jetgrout yöntemi ile ilgili ülkemizdeki yaygın kullanımdan örnekler verilmiş, kolon
teşkili ile ilgili uygulama parametreleri ve kalite kontrol yöntemleri tartışılmıştır.
4. Sismik parametrelerin belirlenmesi halinde tanımlanan geoteknik modeli kullanmak
suretiyle deprem yükleri altında zemin ve temel davranışları ile ilgili riskler mevcut
metotlarla değerlendirilebilir ve güvenlik faktörü iyi bir yaklaşımla önceden
hesaplanabilir.
5. Sıvılaşmaya karşı direnci olan zeminlerin tanımındaki Chinese Kriteri’nin son
senelerde özellikle 1999 depremi sonrası ince daneli zeminler üzerinde yapılan
Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
264

deneyler sonucu, bazı koşullarda geçerli olmadığı belirlenmiş ve bu tür zeminler için
yeni bir öneri getirilmiştir.
6. Güvenliğin yeterli olmadığı yerlerde, çeşitli temel mühendisliği zemin iyileştirme
ve/veya takviye yöntemleri ile, ilerideki potansiyel depreme karşı güvenlik istenilen
seviyeye yükseltilebilir.
7. Bu temel mühendisliği tasarımları,
• mevcut zeminin sıkıştırılarak, sismik yükler altındaki kayma dayanımının arttırılması,
vibroflotasyon, dinamik kompaksiyon, vb. gibi;
• deprem yükleri altında aşırı boşluk suyu basıncının süratle drenajı ile zeminin tekrarlı
yükler altındaki kayma dayanımının azalmasını önlemek, çakıl dren, prefabrik dren gibi;
• zeminin hem sıkıştırılarak, hem de aşırı boşluk suyu basıncının süratle drenajına
imkan tanıyan, “vibroreplacement” metodu ile tas kolon teşkili gibi;
• zemin içinde rijitliği – deformasyon modülü büyük elemanlar teşkili ile “jetgrout” ve
“deep mix” yöntemleri ile zemine gelen deprem kayma gerilmelerinin azaltılması
yöntemlerini içermektedir.
8. Yüksek modüllü kolonların sistematik olarak yapı altında belirli aralıklarlateşkil
edilmesi halinde tasarım için bir yöntem geliştirilmiştir.
9. Bu yöntemin uygulanması ile, Đzmit Carrefoursa örneğinde, uygulamanın 17 Ağustos
1999 depremindeki davranışı ile ilgili bilgiler verilmiş ve yöntemin geçerliliği
kanıtlanmıştır.
10. Yüksek modüllü kolonlar çeşitli diğer geometrik tasarımlarla uygulanabilmekte ve bu
taktirde bir sınırlama yapısı oluşturularak, zeminin yanal yayılımı ve düşey
deplasmanlarını sınırlayabilmektedir.
11. Yüksek modüllü kolonların, yeni yapılarda olduğu kadar, mevcut yapılarda da
sonradan uygulanabilir olması, diğer metotlara göre büyük bir avantaj sağlamaktadır.
Kolon teşkili özel makineler ile çok sinirli boyutlardaki bodrum kat döşemesinden
yapılabileceği gibi,yapı çevresinde de uygulanmak suretiyle gerçekleştirilebilmektedir.


TESEKKÜR
Tam otuz sekiz yıl önce ĐTÜ Đnşaat Fakültesinde örgencisi olarak beni Zemin Mekaniği ile
tanıştıran rahmetli hocam Ord. Prof. Dr. Ing. Hamdi Peynircioğlu anısına her iki yılda bir
değişik konuda hazırlanan tebliğlerden altıncısını sunmak görev ve onurunu sahsıma tevdi
eden Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği Türk Milli Komitesi’ne teşekkürü bir borç
bilirim.
Bu tebliğin hazırlanması esnasında gösterdikleri yardım ve katkılardan dolayı, Zetaş Zemin
Teknolojisi A.S.’den, Đnş. Yük. Müh. Turhan Karadayılar’a, Dr. Canan Emrem’e, Đnş. Yük.
Müh. Rasim Tümer’e ve Đnş. Yük. Müh. Emel Hacialioğlu’na teşekkür ederim.
KAYNAKLAR
AKDOGAN, M., EROL, O., ERGUN O., (1996), “Tas Kolonların Performansı-Bir Vaka
Analizi”, ZMTM 6. Ulusal Kongresi, 24-25 Ekim 1996, pp. 370-381, Dokuz Eylül
Üniversitesi, Đzmir
ASCE (1997) Soil Improvement and Geosynthetics Commitee Report, Ground Improvement
–Ground Reinforcement , 17-19 July 1997, GSP No:69, pp. 1-371, Utah

VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

265

BRAY, J. D., SANCIO, R. B., RIEMER, M. and DURGUNOGLU, H. T. (2004),
‘‘Liquefaction Susceptibility of Fine Grained Soils’’ Proceedings 11
th
ICSD and 3th
ICEGE, 7-9 January 2004, UC Berkeley, California, U.S.A
CANDOGAN, A., YILMAZ, E., SAGLAMER, A., (2000), “Jet Grout Tekniği ile Yapılan
Zemin Đyileştirmelerinde Kalite Kontrolüne Yönelik Testler Gebze-Adapazarı ve Đzmir
Doğalgaz, Afşin-Elbistan B Termik Santralleri”, ZMTM 8. Ulusal Kongresi, 26-27
Ekim 2000, pp. 301-309, ITU, Đstanbul
ÇETIN, K. Ö, YOUD, T.L., SEED, R. B., BRAY, J. D., SANCIO, R. B., LETTIS, W.,
YILMAZ, M. T., DURGUNOGLU, H.T. (2002) “Liquefaction -Induced Ground
Deformations at Hotel Sapanca During Kocaeli (Đzmit), Turkey Earthquake”, Soil
Dynamics and Earthquake Engineering Journal, Elsevier Science Ltd., 2002, Vol. 22,
pp. 1083-1092
CETIN, Ö. K., YOUD, L. T., SEED, R. B., BRAY, J. D., DURGUNOGLU, LETTIS, W.,
YILMAZ, T. M. (2004) “Liquefaction-induced Lateral Spreading at Izmit Bay During
the Kocaeli (Đzmit)-Turkey Earthquake”, ASCE, Journal of Geotechnical and
Geoenvironmental Engineering, (to be published), 2004.
CUBRINOVSKI, M., ISHOHARA, K., (2001), “Analysis of the Performance of an Oil-tank
Pile Foundation in Liquified Deposits” Proceedings of Satellite Conference Lessons
Learned From Recent Strong Earthquakes, August 24, 2001, Istanbul
DAVIES, M.C.R., SCHLOSSER, F. (Editors), (1997), “Ground Improvement Geosystems,
Densification and Reinforcement”, Proc. Third IC. Ground Improvement Geosystems,
London
DURGUNOGLU, H. T., TOGROL, E. (1995a). “CPT in Turkey, National Report” CPT’95
International Symposium on Cone Penetration Testing, 4-5/10/1995, Vol.1, pp. 243252,
Linköping, Sweden.
DURGUNOGLU, H.T., NUR, O., AKBAL, Ö., KULAÇ, H. F., IKIZ, S., OLGUN, C.G.
(1995b). “A Case Study on Determination of Soil Improvement Using CPT” CPT’95
International Symposium on Cone Penetration Testing, Vol. 2, pp. 441-446, Linköping,
Sweden.
DURGUNOGLU H. T., KULAÇ, H. F., ORUÇ, K., EMREM ÖGE C., EKER, F. S. (2000a),
“A Case History of Jetgrouting Column Application in Turkey,” 4
th
International
Conference on Ground Improvement Geosystems, Helsinki, June 7-9, 2000
DURGUNOGLU, H. T., KARADAYILAR, T., BRAY, D. J., SANCIO, R. B, ÖNALP, A.
(2000b), “Sıvılaşmış Zeminlerde Zemin Davranışı Modellemesinde Kullanılan Zemin
Araştırma Yöntemleri- Adapazarı Örneği,” ZMTM 8. Ulusal Kongresi, 26-27 Ekim,
2000, Đstanbul
DURGUNOGLU, H. T., EMREM, C. , KARADAYILAR, T., MITCHELL, J. K., MARTIN,
1 J. R., OLGUN, C. G. (2001), “Case History for Ground Improvement Against
Liquefaction Carrefoursa Shopping Center-Izmit, Turkey, Proceedings of Satellite
Conference Lessons Learned From Recent Strong Earthquakes, August 24, 2001,
Istanbul
DURGUNOGLU, H. T., KULAÇ, H. F., ORUÇ, K., YILDIZ, R., SICKLING, J., BOYS, I.
E., ALTUGU, T:, and EMREM, C., (2003), “A Case History of Ground Treatment with
Jet Grouting Against Liquefaction for a Cigarette Factory in Turkey”, Grouting and
Grout Treatment, February 2003, New Orleans, USA
DURGUNOGLU, H. T., YILMAZ, O., KALAFAT, M., KARADAYILAR, T., ESER, M.
(2004a), ‘‘An Integrated Approach for Characterization and Modeling of Soft Clays
Under Seismic Loading; A Case Study,’’ Proceeding 11
th
ICSD and 3
th
ICEGE, 7-9
Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
266

January 2004, UC Berkeley, California, U.S.A
DURGUNOGLU, H. T., CHINCHELLI, M., IKIZ, S., EMREM, C., HURLEY, T., and
CATALBAS, F. (2004b), ‘‘Soil Improvement with Jet-Grout Columns; A Case Study
from the 1999 Kocaeli Earthquake,’’ Proceedings of Fifth International Conference on
Case Histories in Geotechnical Engineering New York, N.Y., April 13-17, 2004
DUZCEER, R., GÖKALP, A., (2002), “Akaryakıt Tank Temellerinin Tas Kolonlarla
Đyileştirilmesi” ZMTM 9. Ulusal Kongresi, 21-22 Ekim 2002, pp. 454-463, Anadolu
Üniversitesi, Eskişehir
DUZCEER, R., GÖKALP, A., (2003), “Construction and Quality Control of Jet Grouting
Applications in Turkey”, Proceedings Third I.C. Grouting & Ground Treatment”, GSP
No 120, 10-12 Febr, 2003, pp. 281-293, New Orleans
EMREM, C., SPAULDING, C., DURGUNOGLU, H. T., and VARAKSIN, S. (2001), “A
Case Study of Soil Improvement Against Liquefaction-Carrefoursa Shopping Center
Izmir, Turkey,” Proceedings of the 15
th
International Conference on Soil Mechanics and
Geotechnical Engineering, Istanbul, pp. 1737-1742
ERGUN, M.O., (1992), “Design and Performance of Two Port Silos on Improved Ground”,
Grouting, Soil Improvement and Geosynthetics, GSP NO 30, 23-25 Feb. 2002, pp. 842-
854, New Orleans
GOUVEMONT, D., (1998), “State-of-the-art in Europian Grouting”, Ground Improvement,
ISSMGE, Thomas Telford, Vol 2, No 2 pp. 51-67
GÖKALP, A., DUZCEER, R., (2002), “Jet Grout Uygulaması Đçin Kalite Kontrol, Đş Sağlığı
ve Güvenliği Denetimi”, ZMTM 9. Ulusal Kongresi, 21-22 Ekim 2002, pp. 574-583,
Anadolu Üniversitesi, Eskişehir
IDRISS, I. M., BOULANGER, R. W. (2004) ‘‘Semi-Empirical Procedures for Evaluating
Liquefaction Potential During Earthquakes’’ Proceedings 11
th
ICSD and 3th ICEGE, 79
January 2004, UC Berkeley, California, U.S.A.
ISHIHARA, K., (1993) “Liquefaction and Flow Failure During Earthquake”, The 33rd
Rankine Lecture, Géotechnique, Vol.43 (3), pp.351-415.
KAUSCHINGER, J.L., PERRY, E.B., HANKOUR, R., (1992), “Jet-Grouting:State-of-the
Practice”, Grouting, Soil-Improvement and Geosynthetics, 25-28 Feb. 1992, GSP
No:30, pp.169-181, New Orleans
KESKIN, N., ve ÇIMEN, O., (2002), “Zemin Đyileştirmesinde Jet-Grout Yöntemi
Kullanılması Üzerine Bir Uygulama”, ZMTM 9. Ulusal Kongresi, 21-22 Ekim 2002,
pp. 641-647, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir
LUNARDI, P., (1977), “Ground Improvement by Means of Jet-Grouting”, Ground
Improvement, ISSMFE Thomas Telford, Vol 1 No:2, pp. 65-86
MARTIN, J. R., MITCHELL, J. K., OLGUN, C. G., DURGUNOGLU, H. T., and EMREM,
OGE C. (2001), “Performance of Improved Ground During the 1999 Turkey
Earthquake,” Geotechnical Special Publ. No.113, Foundation and Ground
Improvement, ASCE-Geo Institute, pp.565-579
MARTIN, J. R., OLGUN, C. G., MITCHELL, J. K., DURGUNOGLU, H.T. (2004), “High
Modulus Columns for Liquefaction Mitigation”, ASCE, Journal of Geotechnical and
Geoenvironmental Engineering, Vol. 130, No.6, June 2004
MUT, T., (1987), “Jet-Grouting Metodu ile Zemin Islahı”, ZMTM 2. Ulusal Kongresi, 1113
Mayıs 1987, pp. 437-443, Boğaziçi Üniversitesi, Đstanbul
NATIONAL RESEARCH COUNCIL (NRC), (1985), “Liquefaction of Soils During
Earthquakes, National Academy Press, Washington D.C.
ÖZSOY, B., DURGUNOGLU, H. T., (2003), “Sıvılaşma Etkilerinin Yüksek Kayma Modüllü
Zemin-Çimento Karışımı Kolonlarla Azaltılması”, 5. Ulusal Deprem Mühendisliği
VI. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

267

Konferansı, 26-30 Mayıs 2003, Đstanbul
PORBAHA, A., RAYBAUT, J.L., NICHOLSON, P., (2001), “State-of-the-art in
Construction Aspects of Deep Mixing Technology” Ground Improvement ISSMGE,
Thomas Telford, Vol 5 No:3, pp. 123-140
ROBERTSON, P.K., FEAR, C. E. (1997) “Cyclic Liquefaction and Its Evaluation Based on
SPT and CPT” Proceedings of the NCEER Workshop on Evaluation of Liquefaction
Resistance of Soils, Technical report NCEER-97-0022, pp.41-87, 1997.
SAGLAMER, A., DÜZCEER, R., GOKALP, A., YILMAZ, E. (2002) “Ground Improvement
by Jet Grout Columns for the Foundations of an Automobile Plant in Turkey” Deep
Foundations 2002, Proceedings of the International Deep Foundations Congress 2002,
February 14-16, 2002, Orlando, Florida, GSP No.116.
SANCIO, R. B., BRAY, J. D., REIMER, M. F., DURGUNOGLU, H. T., (2003) “An
Assesment of the Liquefaction Susceptibility of Adapazari Silt”, Pasific Conference on
Earthquake Engineering, paper no.172
SEED, H. B. (1979) “Soil Liquefaction and Cyclic Mobility Evaluation for Level Ground
During Earthquakes”, Journal of Geotechnical Engineering Division, ASCE,
Vol.105(GT2), pp.201-255, 1979.
SEED, H. B., IDRISS, I. M. (1971) “Simplified Procedure for Evaluating the Soil
Liquefaction Potential”, Journal of the Soil Mechanics and Foundations Division.
ASCE, Vol.97(SM9), pp.1249-1273, 1971.
SEED, H. B., IDRISS, I. M. (1982) “Ground Motions and Soil Liquefaction During
Earthquakes”, Earthquake Engineering Research Institute, 1982.
SEED, H.B., TOKIMATSU, K., HARDER, L. F., CHUNG, R. (1985) “Influence of SPT
procedures in soil liquefaction resistance evaluations”, Journal of Geotechnical
Engineering, ASCE, Vol.111(12), pp.1425-1445, 1985.
TOGROL., E., (1994),”Temel Takviyesi Yöntemlerine Yeni Bir Bakış”, Ord. Prof. Dr. –Ing
Hamdi Peynircioğlu 1. Konferansı, ZMTM 5. Ulusal Kongresi, pp. 887-918, ODTU,
Ankara
TOGROL, E., (1998), “ ‘Jet-Grout’ Kolonların Yapımında Kalite Denetimi”, ZMTM 7.
Ulusal Kongresi, 22-23 Ekim 1998, pp. 393-402, Yıldız Üniversitesi, Đstanbul
TOKIMATSU, K. SEED, H.B. (1987), “Evaulation of Settlements in Sands Due to
Earthquake Shaking”, Journal of Geotechnical Engineering, ASCE, Vol.113 (GT8),
pp.861-78
YINEKARA, R., TERASHI, M., SHIBAZAKI, M. (editors), (1996), “Grouting and Deep
Mixing”, Proceedings of IS-Tokyo’96 2
nd
IC Ground Improvement Geosystems, Vol’s
1-3, Tokyo
YOUD, L. T. v.d. (21 farkli yazar) (2001) “Liquefaction Resistance of Soils: Summary
Report from the 1996 NCEER and 1998 NCEER-NSF Workshops on Evaluation of
Liquefaction Resistance of Soils”, Journal of Geotechnical and Geoenvironmental
Engineering, ASCE, Vol.127(10), pp.817-833, 2001.
YOUD, L., T., and IDRISS, I.M., eds (1997), Proc. NCEER Workshop on Evaluation
Liquefaction Resistance of Soils, NCEER, Buffola, Newyork
YOUD, L.,T, BARDET, J.P., BARY, J.,D., (eds), (2000), “Kocaeli, Turkey Earthquake of
August 17, 1999 Reconnessance Report, Earthquake Spectra, Supplement Vol 16.
ZHANG, G., ROBERTSON, P.K., BRACHMAN, R. W. I. (2004) “Estimating Liquefaction-
Induced Lateral Displacements Using the Standard Penetration Test”, Journal of
Geotechnical and Geoenvironmental Engineering, ASCE, Vol.127(10), pp.817-833,
2001.

Prof. Dr. H.Turan Durgunoğlu
268



271


P PP P P PP PR RR R R RR RO OO O O OO OF FF F F FF F. .. . . .. . D DD D D DD DR RR R R RR R. .. . . .. . S SS S S SS S F FF F F FF FE EE E E EE EY YY Y Y YY YZ ZZ Z Z ZZ ZA AA A A AA A Ç ÇÇ Ç Ç ÇÇ ÇĐ ĐĐ Đ Đ ĐĐ ĐN NN N N NN NĐ ĐĐ Đ Đ ĐĐ ĐC CC C C CC CĐ ĐĐ Đ Đ ĐĐ ĐO OO O O OO OĞ ĞĞ Ğ Ğ ĞĞ ĞL LL L L LL LU UU U U UU U
Đ ĐS ST TA AN NB BU UL L Ü ÜN NĐ ĐV VE ER RS SĐ ĐT TE ES SĐ Đ

1974’te Boğaziçi Üniversitesi, Đnşaat Mühendisliği Bölümü’nden lisans ve 1976’da Đngiltere Sheffield
Üniversitesi, Đnşaat Mühendisliği Bölümü’nden yüksek lisans derecelerini almıştır. 1976- 1982 yılları arasında,
çalışmalarına uygulamada Đnşaat Mühendisi olarak devam etmiştir. 1983 yılında Boğaziçi Üniversitesi, Đnşaat
Mühendisliği Bölümü’nde doktora eğitimine başlamış ve 1986 yılında doktora derecesini almıştır. 1982-1993
yılları arasında Anadolu Üniversitesi, Meslek Yüksek Okulu’nda Öğr. Gör., 1987–1989 yılları arasında Anadolu
Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Đnşaat Mühendisliği Bölümü’nde Yrd. Doç. Dr., 1989 – 1993 yıllarında
Doç. Dr. olarak görev almıştır. 1993 yılında Đstanbul Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Đnşaat Mühendisliği
Bölümü Geoteknik Anabilim Dalı Başkanlığı görevini üstlenmiştir. 1996 yılında Profesör unvanını almıştır.

2004–2005 yılları arasında Đstanbul Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü yapan Prof. Dr. S. Feyza
Çinicioğlu 1998-2007 yıllarında Đstanbul Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Đnşaat Mühendisliği Bölümü,
Bölüm Başkanlığı görevini yürütmüştür. 2010 yılında tekrar bu görevi üstlenmiş olan Prof. Dr. Feyza Özer
Çinicioğlu halen aynı bölümde Bölüm Başkanı, Öğretim Üyesi ve Anabilim Dalı Başkanı olarak görevini
sürdürmektedir. Başlıca Çalışma Konuları; Zeminlerin statik ve dinamik davranışı, Yumuşak zeminler, Dolgular
ve yatay yüklü kazıklar, Zemin iyileştirmesi, Zemin araştırmaları, Geniş alan arazi güvenlik değerlendirme ve
mikro bölgeleme, Temeller ve zemin yapıları, Zemin-yapı etkileşimidir. Ulusal-uluslararası birçok yayını ve üç
kitabı bulunan Prof. Dr. S. Feyza ÇĐNĐCĐOĞLU çeşitli ulusal ve uluslararası mesleki kuruluşların üyesidir.
Zemin ve Temel Mühendisliği Türk Milli Komitesi yönetim kurulu üyesi ve genel sekreteridir. Ulusal ve
uluslararası projelerde yürütücü ve/veya çalışan pozisyonlarında bulunmuş, yüksek lisans ve doktora tezlerinde
tez danışmanlığı yapmıştır.












272











VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

273

1. GĐRĐŞ
Klasik Zemin Mekaniği zemin denen doğal malzemenin davranışını mekanik ve ampirik
hesaplarla sayısal olarak tanımlayarak mühendislik uygulamaları için tarihsel hizmetini
layıkıyla yerine getirmiştir. Ancak Klasik Zemin Mekaniği hesapları, genel geoteknik
problemlerin her tipi ve her durumu için geçerli olduğu tartışma götüren çok sayıda ve değişik
kabuller de içermektedir. Zemin Mekaniği teori ve hesap yöntemlerinde zemin davranışını
daha doğru ve zeminin gerçek yapısına uygun olarak tanımlamak üzere son 20-30 yıldır
önemli gelişmeler olmuştur. Đnsanoğlunun yaşamının başlangıcından bu yana yapılar zemin
üzerine veya içine oturmaktadır, fakat buna rağmen Zemin Mekaniği Đnşaat Mühendisliğinin
oldukça yeni alanlarından bir tanesi olarak kabul edilir. Yeni olması zeminin mekanik
davranışını tanımlamak üzere gerilme ve deformasyon durumunun bulunmasında karşılaşılan
zorluklardan kaynaklanmaktadır. 1925’lerden itibaren Zemin Mekaniği biliminin gelişimi
büyük ölçüde Zemin Mekaniği biliminin babası olarak tanımlanan Karl Terzaghi’nin öncülük
ettiği doğrultuda olmuştur. Bu doğrultuda Zemin Mekaniği Biliminde, genellikle belli idealize
şartlar altında yapılan deneyler sonucunda, çeşitli teoriler ve formüller elde edilmiştir. Ancak
idealize şartların ve deney koşullarının benzerinin arazide gerçekleşmesi çok kolay değildir.
Zemin değişkendir ve geoteknik problemlerinin çözümünde gereken mühendislik yaklaşımı,
Đnşaat Mühendisliğinin diğer alanlarında gereken mühendislik yaklaşımından farklıdır. Diğer
taraftan proje şartları da değişkendir, öyle ki geoteknik mühendisleri bakımından hiçbir
uygulama diğerinin aynı değildir. Diğer dallarda yapı malzemelerinin mukavemet ve
boyutları tasarım mühendisi tarafından tayin edilmektedir, ancak geoteknik mühendisliğinde
geomalzemelerin (zemin ve kaya) mukavemet ve boyutları proje gereksinimlerine göre
doğrudan belirlenemez. Tersine proje ihtiyaçları projenin yapılacağı alanda mevcut olan
durum ve olanaklara göre ayarlanmak ve belirlenmek durumundadır. Bunlara ilave olarak
zemin davranışı ve parametreleri arazide yapılan uygulama sırasında da değişim
göstermektedir. Yapı ile etkileşim halinde olan zemin davranışını tasarım aşamasında
öngörmek amacıyla 1920’lerin sonlarından bu yana önemli gelişmeler olmuş, yapısal
modeller üretilmiş, zemin modelleme teknikleri geliştirilmiştir. Tüm bu gelişmelere karşın
tasarım aşamasında öngörülen zemin davranışı ile arazide gözlenen davranış arasında
uygulamada sorunlara yol açan farklılıklar sıklıkla bulunabilmektir. Zemin araştırmalarının
nihai amacının uygulamaya hizmet etmek olduğu anlayışıyla bu çalışmada Zemin Mekaniği
Biliminde geçerli olan yapısal teori, sayısal modelleme, fiziksel modelleme ve gözlemsel
yöntem gibi zemin davranışını öngörmeye yönelik araçların faydalı ve eksik yönleri
tartışılmıştır. Aynı amaç doğrultusunda bu çalışmada arazideki davranışın en iyi arazideki
ölçümlerle kendisini ifade ettiği düşünülmüş ve arazide gözlenen deformasyon ve boşluk suyu
basınçlarının yapısal davranışı analiz etmek bakımından ana girdi olarak kullanılmasının
önemi vurgulanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın son bölümünde ise Đstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
274

Geoteknik Anabilim Dalında geliştirilen arazi ölçümlerine dayalı tasarım yöntemleri
sunulmaktadır.
2. ZEMĐN MEKANĐĞĐ BĐLĐMĐNĐN GELĐŞĐM SÜRECĐ VE YAPISAL MODELLER
2.1 YAPISAL DAVRANIŞ ANLAYIŞININ GELĐŞĐMĐ
Doygun bir zemin için gerilme durumu Terzaghi (1936) tarafından tanımlanmış ve o tarihten
itibaren Zemin Mekaniği bir bilim haline gelmiştir. Zemin Mekaniği’ni bir bilim haline
getiren Zemin Mekaniği’nin kurucusu Karl Terzaghi (1939) yılında verdiği James Forrest
konferansında geçmiş 25 yılda Zemin Mekaniğinde sağlanan gelişmeleri konu başlıkları
altında vermiştir. Aynı şekilde Theoretical Soil Mechanics (1943) kitabında yer alan konular
Klasik Zemin Mekaniği’nin çözüm getirdiği belli başlı konular olarak ifade edilebilir. Bu
kapsamda 20. yüzyılın başlarında zemin davranışı tanım ve modellerinde geçerli iki teori
vardır. Bunlar:

• Doğrusal elastik zemin davranışı
• Limit denge durumu (olası kayma düzlemleri üzerinde kayma mukavemetinin mobilize
olmasına dayanan kütlesel analiz)

olarak tanımlanabilir. Limit denge teorilerinin temeli Coulomb (1773) ve Rankine (1857)’nin
çalışmalarına dayanmaktadır. Đstinat yapıları, yüzeysel temeller, kazık taşıma gücü hesapları
limit denge anlayışı ile geliştirilmiştir.

Terzaghi 150 yıldır kullanılmakta olan Coulomb kanununa boşluk suyu basıncı kavramını
ilave etmiştir. Rölatif sıkılığa bağlı olarak kayma direnci açısını tanımlamıştır. Sızıntı
basınçları, eğri göçme yüzeyleri ve duvar hareketlerinin etkisini incelemiştir. Formüller
öncelikle kuru zemin için geliştirilmiş fakat doygun zeminlere de uygulanmıştır.

Karl Terzaghi’nin çalışmaları ile Zemin Mekaniğinin bilimsel bir disiplin olarak
tanımlanmasını takiben

• efektif gerilme prensibi
• tek yönlü konsolidasyon teorisi ve beraberinde boşluk suyu basıncı üretimi ve
sönümlenmesi mekanizması,
• aşırı konsolidasyon oranı kavramı ve etkilerinin önem kazanması.
• Taylor (1948)’in kesme etkisi altındaki zeminlerde genişleme (dilatancy) ve
mukavemet arasındaki ilişkiyi ortaya çıkaran çalışmaları

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

275

zemin mekaniği anlayışına büyük katkılar getiren yapısal davranış bulgularıdır.

Bishop’ın üç eksenli basınç deneyini geliştirmesinden sonra 1960’lardan itibaren zeminlerin
doğrusal olmayan davranışı konusunda önemli bilgi birikimi olmuştur (Bolton 1999). Bunun
sonucunda yeni elasto-plastik zemin modelleri ortaya çıkmıştır. Bu dönemdeki gelişme
kısaca;

• Metal plastisitesi kanunları ile hacimsel pekleşme anlayışını birleştiren Cam kili
teorisi
• Sınırsız kayma göçmesi olarak tanımlanan kritik durumlarla normal sıkışma durumları
arasında akma yüzeyleri aracılığı ile bağlantı kurulması
• Üç eksenli gerilme izli deneylerle zeminin başlangıçtan göçmeye kadar gerilme
davranışının takip edilmesi ve böylece elastik davranışın ardından
o genişleme ve yumuşama veya
o sıkışma ve pekleşme
mekanizmalarından biri ile nihai kritik duruma ulaşılması davranışının anlaşılması

şeklinde özetlenebilir. Buna bağlı olarak 20.yüzyılın son döneminde yapısal modellerin
geliştirilmesinde hızlı bir artış gözlenmiştir. Bu modeller esas olarak plastisiteye dayanmakla
birlikte daha karmaşık davranış özelliklerini yansıtabilme amacını taşımaktadır.

Zeminin tipik karakteristikleri oldukça çok sayıdadır. Bunlardan bazıları aşağıdaki gibi
listelenebilir.

• Su, zemin tanesi ve havanın çok fazlı karışımı olan, doygun ve doygun olmayan
zeminlerde efektif gerilme
• Yapısal veya gerilme etkisiyle anizotropi
• Tekrarlı (çevrimsel) yük etkisi ve sıvılaşma
• Çevrimsel deformasyon
• Deformasyon ve gerilme hızı etkisi, viskoelastisite, viskoplastisite
• Yoğunluk ve çevresel basınca bağımlı davranış
• Pekleşme ve yumuşama karakteristikleri
• Gerilme ekseni dönüşü
• Bölgesel deformasyon birikmesi ve stabilite bozulması
• Süreksizlikler
• Degradasyon (bozunum) ve mikro yapıların gelişmesi
• Isı bağımlılığı
• Elektrik özellikler, dielektrik sabitler ve iletkenlik

Yukarıdaki listeye eklenebilecek başka davranış özellikleri de bulunmaktadır. Bu davranış
özelliklerinden bazıları yapısal modellere dahil edilmiştir.

Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
276

Özellikle elastoplastisite, pekleşme ve genişleme davranışı günümüzde hemen hemen tüm
modellere girmiş durumdadır. Tekrarlı yük etkisi ve sıvılaşma, anizotropi, krip veya
viskoplastisite davranışlarını da içeren modeller bulunmaktadır. Ancak, ne var ki bu
modellerin çoğunun gerçek davranışı öngörebilme yeterliliği konusunda kuşkular da söz
konusudur.

2.2. YAPISAL MODELLERĐN DEĞERLENDĐRĐLMESĐ
2.2.1. Yapısal Modellerin Uygulamaya Aktarılabilme Durumu
20. yüzyılın son çeyreğinde, anizotropi, sıvılaşma, yaşlanma vb. gibi karmaşık zemin
davranışını modellemek için geliştirilen plastisiteye dayanan yapısal (constitutive) modellerin
sayısında hızlı bir artış olmuştur. Fakat ne yazık ki bu modellerden çok azı ayrıntılı test verisi
ile uyumlu sonuçlar vermektedirler. Test verisi ile uyumlu sonuçlar veren modeller ise çok
sayıda karmaşık parametrelerin kullanımını gerektirir. Genellikle sofistike laboratuvar
deneylerinin sonuçlarına eğri oturtulması yoluyla elde edilen bu parametreler zaman ve
ekonomi açısından avantajlı değildir. Ayrıca yapısal modellerin yeterliliği konusunda ciddi
tereddütler de söz konusudur, öyle ki bu modellerin sahipleri bile birbirlerinin modellerinin
yetkinliğini tartışmaktadırlar. Bu durum bu modellerin tasarım için kullanabilirliğini
sınırlamakta, güvenilirliğini sarsmaktadır.

Yapısal modelciler ve tasarım mühendisleri arasında derinleşen bu uçurum
sonucunda,bilimsel birikimin ve yeniliklerin uygulamaya aktarılmasında zorluklar
yaşanmaktadir. Uygulama ve tasarım mühendisleri uygulanabilirliği kısıtlı, ama uygulaması
daha kolay modellere ve zemin tanımlama yöntemlerine daha çok rağbet etmektedirler. Çoğu
mühendis hala doğrusal elastisite modülü kullanmaya ve uygun olmayan kohezyon ve kayma
değerleri seçmeye devam etmektedir. Örneğin hala kilin, kohezyonlu yapısı nedeniyle içsel
sürtünme özelliğine sahip olmadığını düşünen mühendisler bulunmaktadır. Uygulama aralığı
dar olan daha ilkel yöntemlerin avantajı, uygulamacı mühendis tarafından daha iyi
anlaşılabilmesidir. Daha çok parametre gerektiren yapısal modelleri uygulamaya sokmak
yerine, gözlem ile az sayıda parametresi yenilenen ve uygulama mühendisi tarafından içeriği
daha iyi anlaşılan ilkel modellerin kullanımı daha güvenli bulunmaktadır.

Zemin davranışını modellemek bakımından nihai amaç, zemin davranışını tarif etmek için
kullanılacak parametrelerin fiziksel anlamını genişleterek sayılarını azaltmak olmalıdır ve
ancak böylelikle geoteknik mühendislerinin yapısal modellemeyi tanıyarak ve
anlamlandırarak kullanabilmeleri sağlanacaktır.

Aslında araştırmalar tüm zeminlerin tamamının birbirlerine benzer şekilde davrandığını
göstermektedir. Bu durumun siltlerden çakıllara kadar tüm granüler zeminler için geçerli
olduğu kontrollü şartlar altında yapılan laboratuar deneyleriyle kanıtlanmış durumdadır. Tüm
granüler zeminlerin davranışının temelde aynı olduğu fikri bunların davranışlarının basit ve
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

277

temel bir takım kural ve prensiplerle ifade edilebileceği sonucunun ortaya çıkması demektir.
Hatta kil zeminlerin de aslında taneli zeminler olduğu dikkate alınarak kil zeminlerin temel
davranışı da bu temel prensipler çerçevesinde ifade edilebilir. Farklılık ise büyük ölçüde tane
boyutlarının küçüklüğü sebebiyle davranış sürecinin süresinden kaynaklanır.

Zemin araştırmalarının temel amacı pratik bakımdan anlayış ve uygulamada gelişmelerin
sağlanmasıdır. Ön hesaplama ile uygulama arasında en büyük uyuşmazlık zeminlerin oturma
ve deformasyon davranışının hesabında ortaya çıkmaktadır. Deformasyon gelişiminin
hesaplanması ile ilgili sorunlar bazı temel davranış özelliklerinin klasik konsolidasyon
hesapları ile yansıtılamadığının bir göstergesidir. Aslında deformasyon hesaplarının doğru
yapılabilmesi zemin tepki özelliklerinin ve davranış değişiminin doğru tayin edilebilmesi
demektir. Bu bilgi gerilme ve mukavemet hesaplarına da doğrudan yansıyarak zeminin
toplam davranışının daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Bu farklılığın sebeplerinin analiz
edilmesi gereklidir.

2.2.2. Tek Yönlü Konsolidasyon Teorisi Đle Đlgili Sorunlar
Toplam oturma hesaplarında e-log p kavramından ve klasik tek boyutlu konsolidasyon
teorisinden yararlanılmaktadır. Boşluk suyu basıncının sönümlenme sürecini esas alan klasik
konsolidasyon teorisi hiçbir değişiklik yapılmaksızın zamana bağımlılık veya zaman etkisini
hesaplamak için kullanılmaktadır. Bu konudaki uluslararası uygulama aşağıdaki sonuçları
ortaya çıkarmış bulunmaktadır.

• Yeterli zemin etüdü yapılmışsa, uygulanan laboratuvar deney yöntemleri ve yorumlar
doğru ise toplam oturma hesapları kabul edilebilir geçerlilikte olmaktadır.
• Diğer taraftan süre veya oturma hızı hesapları çoğu durumda neredeyse inanılmaz
boyutlarda yanlış sonuçlar vermektedir. Bu yanlışlıkların boyutları ne yazık ki
projenin büyüklüğü ile artmaktadır. Özellikle yumuşak zeminler üzerindeki büyük
dolgular, yer altı suyu çekilmesine bağlı olarak oluşan çökmeler vb. işlerde bu yanlış
öngörü ve hesaplamalar büyük ekonomik maliyete sebep olmaktadır. Örneğin; Janbu
(1998) bu konuyla ilgili olarak Ekofisk, Wilmington, Warakei, Kansai örneklerini
vermektedir.

Janbu (1998) sadece tek yönlü deformasyon (ödometre şartları) ile sınırlı kalarak klasik
konsolidasyon teorisi ile yapılan oturma hesaplarının geçerliliği konusunda şu
değerlendirmeleri yapmıştır.

Aşağıda Şekil 2.1’de ödometrik şartlarda q
o
- ε
o
denge durumunda bulunan bir zemine ilave q
yükünün uygulanması halinde numune kalınlığı (h) boyunca oluşacak gerilme ve
deformasyon değişimleri verilmektedir.

Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
278


Şekil 2.1. Ödometre deneyinde yükler, gerilmeler ve deformasyonlar (Janbu 1998)
Đlave q yükünün yüklenmesiyle birlikte tekrar denge durumuna ulaşmaya çalışan numunede
efektif gerilmelerde ve ilave boşluk suyu basıncında oluşan değişimler zaman (t) ve
pozisyonun (z) birer fonksiyonudur. Bu fonksiyonlar Eşitlik 2.1 ve 2.2’de olduğu gibi verilir.
) , ( ' z t f
e σ
σ = (2.1)

) , ( z t f u
u e
=
(2.2)
Fakat söz konusu sabit yükleme aşamasında toplam gerilme, q, aşağıdaki Eşitlik 2.3’te
görüldüğü gibi t ve z’den bağımsızdır.

e e
u q + = ' σ (2.3)
Diğer taraftan düşey birim deformasyon (ε) efektif gerilme değişimine bağlıdır ve dolayısıyla
zamanın ve pozisyonun bir fonksiyonudur.
) , ( z t f
e
= ε (2.4)
Her hangi bir “t” zamanında ε-z dağılımı ile u
e
-z ve σ
e
′-z dağılımları büyük ölçüde farklıdır
çünkü deformasyon hem başlangıç efektif gerilme değerine hem de efektif gerilme
değişimlerine bağlıdır. Bu dağılımların aynı olabilmesi için zemin dokusunun elastik olarak
deforme olması (ε=σ/E) ve boşluk suyu sönümlenme hızının da Darcy kanununa uygun
olması yani permeabilite katsayısı “k”nın sabit olması gereklidir. Ancak bu koşulların hepsi
sağlanıyorsa yani

q
e
q
' σ
ε
ε
=
(2.5)
ise klasik konsolidasyon teorisi geçerli olabilir. Bu da ancak çok küçük h ≈ 2cm’lik tam
doygun ödometrik kil numuneleri ön konsolidasyon basınçlarından daha yüksek basınçla
yüklendiğinde ve sadece yaklaşık olarak sağlanabilir.
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

279


Klasik konsolidasyon teorisinin kabulleri:

• Tam Doygunluk, S
r
= %100
• Yükleme yapıldığı anda oluşan ilave boşluk suyu basıncı uygulanan ilave gerilmeye
eşit olur; u = q
• Konsolidasyonun tamamlandığı t = t
P
zamanına ulaşırken oluşan ilave boşluk suyu
basıncının tamamı sıfıra doğru sönümlenir, u →0.
• Đkincil konsolidasyon, krip veya viskoz davranış olarak adlandırılan sıkışma
davranışının etkisi hesaba katılmaz.
• Dış yüklerin zemin tanelerine efektif gerilme olarak nakledilmesi ile ortaya çıkan
sıkışmaya karşı zeminin gösterdiği iç direnci ifade eden sıkışma modülü, M=dσ′/dε,
(boşalma durumunda şişme modülü, M
S
) sabittir, yani zemin dokusu elastik olarak
deforme olur ve gerilme değişimlerinden etkilenmez.
• Boşluk suyu basıncının sönümlenmesi için gereken drenaj hareketini kontrol eden
kanun Darcy kanunudur, yani permeabilite katsayısı “k” değeri sabittir. Bunun anlamı
“k”nın da gerilme değişiminden etkilenmemesidir.
• M ve k’nın sabit kabul edilmesine paralel olarak konsolidasyon katsayısı, c
v
=Mk/γ
w
da
sabittir.

Arazi şartlarında yukarıdaki kabullerin tamamı yanlıştır.

2.2.3. Deformasyon Hızının Davranış Üzerindeki Etkisi
Klasik konsolidasyon teorisi sadece doygun kil numuneleri için ödometre şartlarında geçerli
kabul edilebilir ve klasik teori tek bir fiziksel olayı, yani sabit yük etkisi altında boşluk suyu
basıncı sönümlenmesini esas alır. Bu anlayışla elde edilen oturma (veya sıkışma) değerleri
ortalama birim sıkışma ε(t)’nin, t → ∞ için, birincil konsolidasyon sonu değerine (ε
p
) ulaştığı
zamanki asimptot değeri olarak elde edilir. Bu değer klasik teorideki birincil konsolidasyon
değeridir ve birincil sıkışma veya birincil oturma, s
p
= ε
p
.h, olarak adlandırılabilir.

Halbuki granüler ortamdaki deformasyon davranışı tek bir mekanizmaya bağlı değildir, çoklu
bir mekanizma söz konusudur ve bu bağlamda birincil konsolidasyon sırasında zaman-
sıkışma ilişkisinde sadece hidrodinamik gecikme değil aynı zamanda viskoz gecikme
etkilidir.

Günümüz literatüründe konsolidasyon sürecinde etkili olan belli başlı iki mekanizma
tanımlanmaktadır. Bunlar;

• Hidrolik Mekanizma; Yükün uygulanması ile uyanan ilave boşluk suyu basıncının
suyun drene olması ile sönümlenmesi ve bu süreç içinde suyun drene olmasına paralel
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
280

olarak tanelerin birbirine yaklaşması ve efektif gerilmelerin artması, diğer bir deyişle
yükün zemin tanelerine nakli

• Viskoz Mekanizma; Kil tanelerinin statik yük altında birbirlerine yaklaşabilmeleri için
kili çevreleyen çift su tabakasının (Şekil 2.2) deforme olması ve taneler arası bağların
oluşturduğu direncin aşılması gerekir. Bu şekilde çift tabakayı kilden ayırmaya çalışan
ve bu tabakayı deforme etmeye çalışan kuvvetlere karşı zeminin gösterdiği direnç
viskoz direnç olarak tanımlanmaktadır. Viskoz dirençten kaynaklanan ve
konsolidasyon sürecinin uzamasına sebep olan gecikmeye de viskoz gecikme adı
verilir.

Zemin dokusunun sebep olduğu viskoz gecikme aynı zamanda kayma deformasyonları ve
hacimsel deformasyonların zamana bağlı gelişim sürecini kontrol eden etkendir. Viskoz
direnç deformasyon hızına bağlıdır. Viskoz direncin aşılabilmesi için gereken aktivasyon
enerjisi örnek olarak termal etki veya kayma kuvveti ile sağlanabilir. Daha sıkı kümelenmiş
yumaklar için krip direnci daha fazla krip hızı azdır, gevşek yapılanmada ise tersi durum söz
konusudur. Krip tane dokusunun porozitesine bağlıdır ve taneler arası çimentolaşma krip
direncini arttırır. Aynı anlayışla aşırı konsolide zeminlerde krip direnci fazladır. Bu bakımdan
ön konsolidasyon basıncının doğru tayin edilmesi önemlidir, çünkü ön konsolidasyon basıncı
öncesi dirençle ön konsolidasyon basıncına ulaşıldıktan sonraki direnç çok farklıdır ve ön
konsolidasyon basıncı öncesi krip direnci çok daha yüksektir.Krip direncinin belirgin ani
değişim gösterdiği ilk eşik ön konsolidasyon basıncı, ikinci eşik ise birincil konsolidasyonun
sonudur.

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

281


Şekil 2.2. Kil minerali çevresindeki elektriksel yük dağılımı

Krip direnci birim deformasyon artışı için gereken sürenin zamana bağlı değişimidir. Birim
deformasyon artışı için gereken süre zaman direnci olarak R = dt / dε ilişkisi ile ifade edilir ve
buna bağlı olarak, krip direnci de r
s
= dR / dt ilişkisi ile bulunur. Şekil 2.3’te değişik efektif
gerilme değerleri için elde edilen krip direnci değerleri görülmektedir.

Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
282


Şekil 2.3. Krip direnci – Efektif düşey gerilme eksen takımında önkonsolidasyon basıncının
belirlenmesi (Janbu 1998)

Şekil 2.3’te görüldüğü gibi, ön konsolidasyon basıncının elde edilmesinin en iyi yollarından
biri de krip direnci – efektif gerilme ilişkisinin incelenmesidir. Ancak ön konsolidasyon
basıncı değerinin deformasyon hızından büyük ölçüde etkilendiği gerçeğine ayrıca dikkat
edilmelidir. Deformasyon hızına bağlı direnç yüksek deformasyon hızlarında daha büyüktür.
Buradan hareketle yaklaşık 2cm kalınlığında ödometre numunelerinde viskoz direncin yüksek
olduğu ve bunun sıkışabilirliği azaltan, fakat ön konsolidasyon basınçlarının oldukça büyük
elde edilmesine sebep olan bir etken olduğu sonucu çıkarılabilir. Şekil 2.4.a’da Leroueil ve
diğ. (1985) tarafından verilen aynı kil üzerinde farklı birim deformasyon hızları ile yapılmış
bir grup deneye ait efektif gerilme-birim deformasyon eğrileri sunulmaktadır. Görülmektedir
ki birim deformasyon hızı hem önkonsolidasyon basıncını hem de gerilme-deformasyon
eğrilerini önemli ölçüde değiştirmektedir. Şekil 2.4.b’de önkonsolidasyon basıncının
deformasyon hızından etkilenme derecesi daha net olarak görülmektedir.

Bu durum ödometre deneyleri ile elde edilen zaman – sıkışma ilişkilerinden yararlanılarak
yapılan sıkışma hesaplarının arazideki oturma süreleri ile hiçbir şekilde uyuşmamasının
sebeplerindendir. Kalın numunelerle yapılan konsolidasyon deneylerinde deformasyon hızının
yüklemeden daha uzak olan bölgelerde daha az olması viskoz direncin bu bölgelerde daha
düşük ve dolayısıyla da viskoz etkinin sıkışma davranışı içinde katkısının daha fazla olmasına
sebep olmaktadır.

Keedwell (1998) zeminlerin konsolidasyon davranışı sürecinde viskoz direncin efektif
gerilmelerin artmasına paralel olarak arttığını aşağıdaki değerlendirme ile iddia etmektedir.
Ortalama geçerli gerilme değerleri altında tipik bir kohezyonsuz zeminde taneler arası
sürtünmenin söz konusu olduğu hacim, bu hacmi çevreleyen taneler ve boşluklarının işgal
ettiği hacimle kıyasladığında 10
6
– 10
9
defa daha küçüktür.
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

283



Şekil 2.4. Killerin bir boyutlu sıkışabilirliği üzerinde deformasyon hızının etkisi a) sıkışma
eğrileri b) önkonsolidasyon basıncı (Leroueil ve diğ. 1985)

Bu bilgiden hareketle varılabilecek sonuçlar şu şekilde özetlenebilir. Kil zeminlerde su dolu
boşluk ve kanalların toplam hacminin tane kümelerinin toplam hacmine nazaran çok daha
yüksek oranlarla büyük olduğu kolaylıkla ifade edilebilir. Bu yüzden yük etkisi altındaki
zemin kütlesi içinde tüm taneler arasında homojen olarak etkili olan sürtünmeli davranıştan
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
284

söz etmek fazla yaklaşık ve mikro boyuttaki davranış mekanizmasını kapsamayan bir ifadedir.
Bunun yerine efektif gerilmelerin artmasının kil topakları içinde taneler arası sürtünmeyi
arttırdığını ve viskoz direncin esas bu yumaklar içinde etkili olduğunu düşünmek daha
anlamlıdır. Bu düşünüş tarzı paralelinde mikro boyutta gerilme transferleri bakımından daha
geniş bir yorumlama kabiliyeti verecek niteliktedir. Böylece deformasyon oluşumuna zeminin
tepkisinin kendi iç yapısında sürtünmeli davranışla viskoz davranışın bir arada ve etkileşim
halinde geçerli olmasıyla oluştuğunu düşünmek anlamlı görünmektedir.

Farklı gerilme seviyeleri altında yapılan krip deneylerinde zeminin deformasyon davranışının
viskozite kanununa uyduğu gözlenmiştir. Viskozite kanununa göre yüklemeden sonra belli bir
zamanda gerilme seviyesi arttıkça deformasyon hızı da artar. Keedwell (1998)’in kritik durum
zemin mekaniğinde tek bir göçme eğrisi elde edilmesi ile ilgili görüşü ise şöyledir; üç eksenli
deneylerde gerilme seviyesi q / p′ ile tanımlanabilir. Burada q kayma gerilmesi ve p′ ortalama
efektif sıkışma basıncıdır. Üç eksenli basınç deneyinde yüklemeyi takip eden konsolidasyon
devresinde q sabit kalırken p′ artar. p′ değerindeki artış sıkışmayı ve taneler arası değme
bölgelerinin artmasını sağlar, dolayısıyla p′ arttıkça viskoz direnç artar. Diğer taraftan q
değerinde yüklemeyle oluşan artış taneler arası değme bölgelerine etki eden kesme kuvveti
bileşenlerinin büyümesine sebep olur, dolayısıyla da viskoz akımı arttırıcı etki yapar.
Keedwell (1998) Kritik Durum Zemin Mekaniği Teorisi kurallarına göre tanımlanan kritik
durum çizgisi q=M. p′ nün doğrusal olarak elde edilebilmesinin viskoz davranışın geçerli
olduğunun bir göstergesi olarak yorumlamıştır.

Keedwell’in açıklamalarından zemin davranışını açıklamak için sadece viskoz akım
kanunlarının yeterli olduğu sonucu çıkmaktadır. Ancak bu yoruma Schofield (1998)’in ilginç
bir örnekle karşı çıkmıştır. Andrew Schofield, Büyük Kanyon’un uçaktan çekilmiş bir
fotoğrafına işaret ederek 6 milyon yıl önce oluşan kanyonun tabanında 1 milyar yaşında
kayalar bulunduğunu ve bu kadar uzun süre içinde eğer zemin davranışı tamamen viskoz
olsaydı burasının ve dünyanın yüzeyinin tamamen düzleşeceğini ifade etmektedir.

Sonuç olarak zemin davranışında elastoplastik davranışla birlikte (özellikle yumuşak plastik
kil ve organik kil zeminlerde ağırlıklı olarak etkili olmak üzere) viskoz davranışın da etkili
olduğu gerçeği açık olarak görülmektedir. Bu sebeple elastoplastik zemin davranışını esas
almakla birlikte viskoz davranışın etkisini de davranış çerçevesi içine katmayı hedeflemek en
doğrusu olacaktır.

Günümüz geoteknik uygulamalarının ihtiyacı mukavemet değişiminin deformasyon oluşumu
ile ilişkisini doğru tanımlayabilecek modellerdir. Geliştirilmiş pek çok yapısal model
bulunmasına rağmen bunlar ihtiyaca yeterli seviyede cevap verememektedir, ancak belli
idealize şartlar ve çok sayıda kabuller çerçevesinde davranışı yaklaşık olarak tayin
edebilmekte ve bu çalışmada daha önce de ifade edildiği gibi elde edilen sonuçlar arazide
gerçekleşenle karşılaştırıldığında oldukça büyük farklılıklar ortaya çıkmaktadır.

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

285

Cam-kili teorisi öncelikle kritikten daha gevşek durumdaki zeminler için geliştirilmiş ancak
kritikten daha kuru ve daha sıkı zeminler için de genişletilerek başarıyla uyarlanmıştır. Genel
davranış biçimi olarak kritikten daha ıslak ve gevşek zeminler düktil ve dengeli olarak
sıkışarak deforme olurlar (deformasyon pekleşmesi), kritikten daha kuru ve sıkı agregalar
genişleyerek ve yumuşayarak deforme olurlar (deformasyon yumuşaması). Kritikten kuru
zeminlerin içinde çatlaklar ve kanallar oluşabilir ve bunlar vasıtasıyla sıkı bölgelere ani su
akımı sıvılaşmaya benzer genişleyerek göçme davranışına sebep olabilir.

Şekil 2.5 ve 2.6’te Kritik Durum Zemin Mekaniği Teorisi çerçevesi içinde kritikten kuru ve
çok aşırı konsolide zemin davranışı ile kritikten ıslak ve az aşırı konsolide zemin davranışı
tanımlanmaktadır. Elastoplastik ve deformasyon pekleşmeli, elastoplastik ve deformasyon
yumuşamalı Cam Kili modelleri sonlu elemanlar programları ile birlikte bazı zemin
problemlerini çözmekte (örneğin dolgu problemleri) oldukça iyi sonuçlar vermektedir, ancak
deformasyon gelişimi ile ilgili önemli sorunlar devam etmektedir. Zemin hareketlerinin
tahmin edilememesinin sebep olduğu uygulama zorluklarının giderilmesi için araştırmaya
ihtiyaç vardır. Kritik Durum Zemin Mekaniği Teorisi sürekli ortam mekaniğine dayanarak
zemin davranışını gerilme-deformasyon ilişkilerini esas alan bir sistem ve bir çatı altında
açıklayarak çok önemli bir ufuk açmaktadır. Ancak bu sisteme viskoplastik davranışın, diğer
bir ifadeyle deformasyon hızının etkisinin eklenmesi zemin davranışı konusundaki
anlayışımızı büyük ölçüde geliştirecektir. Zemin davranışının değerlendirilmesinde akma
davranışının öncesi ve sonrasını modellemek önemlidir çünkü bilindiği gibi akma zemin
davranışının ve parametrelerinin çok değiştiği bir eşik niteliğindedir. Bu yüzden de akmanın
ve akmaya sebep olan gerilme bileşimlerini üzerinde bulunduran akma zarflarının doğru tayin
edilmesi gerekir. Diğer taraftan özellikle yapılanmış plastik killer gibi zeminlerde tek bir
önkonsolidasyon basıncı değerinden söz etmek mümkün de değildir, doğru da değildir. Çünkü
akma (önkonsolidasyon basıncı) değerleri deformasyon hızına bağlıdır. Deformasyon hızı
arttıkça önkonsolidasyon basıncı değeri artar ve buna bağlı olarak ta akma zarfı genişler.
Deformasyon hızı küçüldükçe de daha küçük önkonsolidasyon basıncı değerleri ve akma
zarfları elde edilecektir. Dolayısıyla deformasyon hızının etkisi söz konusu olunca, diğer bir
deyişle deformasyon hızı sabit olmadıkça, dinamik bir gerilme-deformasyon ilişkisinden söz
etmek gerekir.

Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
286


Şekil 2.5. Drenajsız yükleme durumundaki gerilme izleri (Atkinson 1981)



Şekil 4.6. Gerilme oranı ve zeminin genişlemesi (Atkinson 1981)
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

287


Kil davranışı üzerinde deformasyon hızının etkisinin tanımlanması yeni değildir (Taylor
1942, Crawford 1965, Bjerrum 1967). Son yıllarda bu konuda yapılan araştırmalar giderek
artmıştır ve bugün killerin konsolidasyon sırasındaki davranışı üzerinde deformasyon hızının
etkisi genel kabul görmüş durumdadır. Bunun sonucunda da zamana bağımlılık veya
deformasyon hızı bağımlılığı veya viskoplastik davranış gibi değişik adlarla ifade edilen
davranış sonlu elemanlar programları ile birlikte kullanılan yapısal modellere girmeye
başlamıştır. Viskoplastik davranışla ilgili araştırmalar öncelikle laboratuvar deneyleri ile
davranışın tespit edilmesi şeklinde gelişmiştir ancak söz konusu etki arazi oturma ve boşluk
suyu basıncı diyagramlarında da kendini göstermektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar
arasında özellikle Leroueil ve diğ. (1988) tarafından Kanada killeri üzerinde yapılan
çalışmalar bilimsel birikime önemli katkılar getirmiştir.

Zamana bağlı sıkışma davranışı olarak ta adlandırılan kripin oluşması konusunda 1980’li
yıllarda iki hipotez vardı:

Hipotez A : Krip ancak primer (birincil) konsolidasyonun tamamlanması ile oluşmaya
başlar. Bu hipoteze göre drenaj şartları ne olursa olsun birincil konsolidasyon
tamamlanıncaya kadar tek bir gerilme deformasyon eğrisi geçerlidir (Mesri ve
Choi 1985, Mesri ve diğ. 1994)
Hipotez B : Zeminde krip bir çeşit yapısal viskoziteden kaynaklanır. Bu olay boşluk suyu
basıncı sönümlenmesi sırasında da gerçekleşir. Dolayısıyla konsolidasyon
sırasında izlenen gerilme izi drenaj şartlarına bağlıdır (Leroueil ve diğ. 1986,
Imai ve Tang 1992).

Şekil 2.7. Zamana bağlı sıkışma davranışını tanımlayan Hipotez A ve B (Hight ve diğ. 1987)
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
288

Hipotez A ve Hipotez B’nin öngördükleri deformasyon davranışı Şekil 2.7’de (Hight ve diğ.
1987) şematik olarak anlatılmaktadır. Şekil 2.7a Hipotez A’yı anlatmaktadır. Burada aynı
zeminden farklı kalınlıklarda alınmış iki numune aynı yükleme şartları altında konsolidasyona
tabi tutulmaktadırlar. Hipotez A geçerli ise, farklı kalınlıklardaki numuneler aynı birim
deformasyon seviyesinde birincil konsolidasyonun sonuna ulaşmaktadır. Sadece, birincil
konsolidasyonun sonuna (EOP) ulaşmaları için gereken süre kalın numuneler için daha fazla
olmaktadır. Birincil konsolidasyonu takip eden krip davranışı, numuneler üzerinde etkili olan
efektif gerilme seviyesine bağlı olduğu için kripe ait eğriler birbirlerine paralel olarak birincil
konsolidasyon eğrisine eklenmektedir. Hipotez B’nin gerektirdiği davranış Şekil 2.7b’de
şematik olarak anlatılmaktadır. Buna göre farklı kalınlıklardaki numuler, birincil
konsolidasyon devresinde de kripin gelişmesi sebebiyle, farklı birim deformasyon
değerlerinde birincil konsolidasyonlarını tamamlamaktadırlar. Birincil konsolidasyon sonuna
ulaşma süreleri de farklı olmaktadır. Daha ince olan numune birincil konsolidasyona daha
önce ve daha küçük birim deformasyonda ulaşmakta eksik kalan birim deformasyon miktarını
ise birincil konsolidasyon sonrasında tamamlamak durumunda kalmaktadır. Diğer taraftan
kalın numunede daha büyük birim deformasyon seviyesinde daha uzun sürede ulaşılan birim
deformasyon seviyesinin aynısına daha ince numune ulaştıktan sonra her iki numune için tek
bir krip eğrisi söz konusu olmaktadır. Bu hipotezlerin birim deformasyon-efektif gerilme
eksen sistemindeki ifadesi Şekil 2.7c’de verilmektedir. Buna göre, birincil konsolidasyon
devresinde, Hipotez A ile numune kalınlığı ne olursa olsun tek bir gerilme-deformasyon
ilişkisi elde edilirken Hipotez B ile elde edilen gerilme-deformasyon eğrileri numune
kalınlığına göre değişmektedir.

Bugün itibarı ile, yapılan deneyler sonucunda, Hipotez B’nin doğru olduğu kanıtlanmış
durumdadır. Buna örnek olarak Şekil 2.8’de (Imai ve Tang 1992) konsolide olan bir tabaka
içinde bulunan daha ince tabakaların konsolidasyon davranışının tanımlanması için yapılan
deneylerde drenaj bölgesine uzaklık değiştikçe gerilme deformasyon davranışında ortaya
çıkan farklılık net olarak gözükmektedir.

Şekillerin incelenmesi sonucunda :

• Yüklemenin başında drenaj sınırlarına yakın bölgelerde deformasyon hızı daha yüksek
uzak yerlerde daha düşüktür.
• Birincil konsolidasyon sonuna yaklaşırken tüm iç tabakalara ait gerilme izleri aynı
noktada birleşirler
• Aşamalı (kademeli) yükleme durumunda gerilme-deformasyon eğrilerinin başlangıç
ve bitiş noktaları aynıdır. Fakat belli bir yükleme aşamasında her iç tabaka için farklı
gerilme-deformasyon ilişkileri elde edilmektedir.

Leroueil ve diğ. (1985) bir boyutlu sıkışmanın daha önce Sukjle (1957) tarafından önerilen
modeldeki gibi tek bir efektif gerilme (
v
σ′ ) – viskoz deformasyon (
v
ε ) – viskoz deformasyon
hızı (

v
ε ) ilişkisi ile kontrol edildiğini göstermişlerdir.
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

289



Şekil 2.8. Kademeli yükleme durumunda farklı derinliklerdeki gerilme – boşluk oranı
değişimi a) Berthierville kili, b) Yokohama körfez çamuru (Imai ve Tang 1992)

Şekil 2.9. Drenaj yüzeyine farklı uzaklıklardaki Saint-Hillaire kilinin bir boyutlu sıkışma
davranışı (Leroueil ve Marques 1996)
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
290


Şekil 2.10. Berthierville kilinin bir boyutlu sıkışma davranışı önkonsolidasyon basıncının
sıcaklık ve düşey deformasyon hızına bağlı değişimi (Leroueil 1996)

Ayrıca Boudali ve diğ. (1994)’e göre ısı etkisi de deformasyon hızının etkisine benzer şekilde
davranışı etkimektedir. Yapılan deneyler önkonsolidasyon basıncının hem deformasyon hızı,
hem de sıcaklığın fonksiyonu olduğunu göstermiştir (Şekil 2.10). Zaten önkonsolidasyon
basıncının deformasyon hızına (ve/veya sıcaklığa) göre değişmesi zemin davranışının gelişimi
bakımından son derece önemli ipuçları vermektedir. Bilindiği üzere önkonsolidasyon basıncı
zeminin gerilme artışları altında küçük deformasyonlarla oldukça elastik davranış gösterdiği
bölge ile plastik deformasyon davranışı gösterdiği bölge arasındaki sınır olarak ta ifade edilen
akma sınırıdır. Şekil 2.11’de akma noktası ve akma eğrisinin elde edilmesini sağlayan
davranış değişiklikleri görülmektedir (Wood 1990). Akmadan önceki zemin davranışı daha
sert ve daha rijit bir davranış olarak ifade edilebilir. Zeminde akma davranışını oluşturan
gerilme kombinasyonlarını üzerinde bulunduran akma eğrisinin yeri önkonsolidasyon
basıncının değişimine bağlı olarak değişecektir.

Zeminin sürtünme özelliğini ve elastoplastik yapısal kıvamı esas alarak geliştirilen Kritik
Durum Zemin Mekaniği Teorisine viskoz davranışın etkisini katmaya çalışan elastik-
viskoplastik modellerin temeli Perzyna (1963) tarafından atılmıştır. Sonra Adachi ve Oka
(1982) Cam kili modeli ile elasto-viskoplastik teoriyi birleştiren bir model önermiştir (Şekil
2.12)

Şekil 2.12’de görüldüğü gibi araştırmacılar statik ve dinamik akma yüzeyleri
tanımlamışlardır. Statik akma yüzeyi dengeli gerilme artışı ve sadece elastik deformasyon
oluşumu ile ulaşılabilecek en küçük akma yüzeyi olarak tanımlanabilir. Adachi ve Oka
(1982)’nin tanımlamasına göre zeminler ancak hem kayma birim deformasyon hızı bileşeni
hem de hacimsel birim deformasyon hızı bileşeni sıfır olacak şekilde bir denge durumuna
ulaşabilirse statik denge durumuna ulaşmış olurlar. Đzotropik konsolidasyon şartlarında
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

291

yüklenmiş olsa bile hiçbir zemin birincil konsolidasyon sürecinin sonuna eriştiğinde, statik
denge durumuna erişemez. Dolayısıyla belli bir deformasyon hızında oluşan deformasyon
süreci denge dışı durumdur ve bu durumlar dinamik durum olarak adlandırılır. Perzyna (1963)
malzemelerin dinamik ve statik davranışı arasındaki farkın deformasyon hızına duyarlılıktan
kaynaklandığını belirtmiş ve deformasyon hızına duyarlı malzemeleri viskoplastik
malzemeler olarak tanımlamıştır.


Şekil 2.11. Akma zarfının elde edilişi (Wood 1990)


Şekil 2.12. Statik ve dinamik akma yüzeyleri kavramı (Adachi ve Oka 1982)
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
292

Bu bulgulardan hareketle elastik-viskoplastik bir malzeme olarak tanımlanması gereken ince
taneli zemin ve özellikle kil için Cam kili modeli ile bulunan akma fonksiyonunun statik mi
yoksa dinamik bir akma fonksiyonu mu olduğu sorgulanacak olursa; buna verilecek en uygun
yanıt Cam kili modeli ile statik akma fonksiyonunun değil, kullanılan zemin parametrelerinin
elde edilmesi için yapılan deneylerdeki hızı ifade eden bir ara (dinamik) duruma ait akma
fonksiyonunun elde edildiğidir. Bilinçli olarak belli bir deformasyon hızına ait dinamik akma
fonksiyonlarını elde etmek için deformasyon pekleşmesi parametresine deformasyon hızı
etkisini katmak gerekir. Deformasyon hızının sınır gerilme yüzeyi üzerindeki etkisi Şekil
2.13’de görülmektedir.


Şekil 2.13. Deformasyon hızının sınır gerilme yüzeyi üzerindeki etkisi (Augustesen ve diğ.
2004)
2.3 YAPISAL MODELLEMEDE MĐKRO-MEKANĐK YAKLAŞIM
Tüm taneli zeminler deformasyona uğradıkları zaman dokularını değiştirirler. Bu etkileşim
makro ölçekte karmaşık zemin davranışının ana sebeplerindendir. Bu davranışın gözlenmesi
ve incelenmesi için yeni ortaya çıkan ve sürekli gelişen
• Görüntü işleme (image processing)
• Ses işleme (crushing sound)
• Foto-elastik malzeme kullanımı
• Saydam test malzemeleri kullanımı
gibi teknikler ve aynı zamanda ölçüm ve takip sistemlerinin (kameralar, transdüserler,
mikrofonlar….) zamanla daha hassas modellerinin piyasaya sunulması, zeminlerin mikro
ölçekteki davranışının ve fiziksel özelliklerinin (tane kırılması, ezilmesi veya tane
oryantasyonunun sürekli yeniden düzenlenmesi) daha iyi incelenmesini ve anlaşılmasını
mümkün kılmaktadır.

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

293

Tanesel zeminin mikroskopik açıdan incelenmesi zemin davranışı hakkında makroskopik
boyuttaki mevcut anlayışımızı geliştirmemizi sağlayabilir. Zeminin davranış biçimlerini ifade
eden
• sıkışma ve sıkışabilirlik
• anizotropi
• akma
• krip
• çevrimsel sıvılaşma
• kesme ve kırılma
gibi özelliklerin temel mekanizmasının anlaşılmasında mikro davranışın incelenmesi önemli
katkılar getirebilir.

Makro ölçekteki davranışı açıklayan teoriler genellikle kuvvet, gerilme ve bunların sonucu
olarak deformasyonun elde edilmesi doğrultusunda gelişmektedir. Bu yaklaşım yapılacak
uygulamayı ve uygulama sonucunda karşılaşılacak problemleri öngörmeyi esas alan ve
uygulamadan önce gerçekleştirilen tasarım anlayışı ile uyumludur. Fakat, doğası gereği makro
yaklaşım zeminin sürekli ortam olarak kabulünü gerekli kılar. Halbuki zemin, bilindiği üzere
birbirleri ile faydalı etkileşim halinde bulunan tanelerden oluşur. Bu durumda makro
yaklaşımın zemin davranışının izlenmesi, tanımlanması ve başka sürekli ortama sahip
malzeme davranışlarının örnek olarak kullanılması gibi avantajlarının yanında granüler yapı
sonucu ortaya çıkan dezavantajları da vardır. Bunlardan en önemlisi genişleme davranışı ve
bu davranışı ortaya çıkaran granüler malzemeye özgü davranıştır. Sürekli ortam mekaniği,
tanımı gereği malzemeyi bizi ilgilendiren boyutlarda sürekli kabul eder. Böylece sürekli
ortam boyunca entegre edilebilen gerilmeler ve birim deformasyonlar ile çalışılır. Son
dönemlerde fotoelastik diskler ve Ayrı Eleman Modelleme (Distinct Element Modelling -
DEM) ile yapılan zemin modelleme çalışmalarında tanesel dönme hareketlerinin, özellikle
yuvarlak şekle sahip taneciklerden oluşan zeminlerde, davranış üzerinde tahmin edilenden
daha çok etkisi olduğu anlaşılmıştır (Thornton 2000). Şekil 2.14’te gösterildiği gibi zemin
taneleri, kesme kuvvetleri sonucu oluşan momentlerin etkisiyle, genişleme davranışı
gösterebilir.


Şekil 2.14. Kayma gerilmeleri etkisinde tanelerde dönme ve dönme hareketleri sonucu
genişleme.

Fakat dönme birimsel deformasyonun tanımı bakımından, geleneksel sürekli ortam mekaniği
anlayışında, bir arazi değişkeni olarak kabul edilmemektedir. Ayrıca dönmenin denge dışı
momentler etkisi altında oluştuğu bilinmektedir fakat bunlar da gerilmenin geleneksel
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
294

tanımına uygun değillerdir, çünkü sürekli ortam mekaniğine göre sadece normal gerilmeler ve
kayma gerilmeleri sürekli ortam boyunca iletilebilir. Bunun sonucu olarak zemin içinde
herhangi bir noktanın denge halindeki gerilme durumunu tanımlayan gerilme tensörleri,
moment dengesinin sağlanabilmesi zorunluluğuyla, simetrik matris olmaktadırlar (Wood
2004).

Mikro boyuttaki davranışın incelenmesi malzeme özelliklerinin tanımlanması bakımından
yeni yöntemlerin doğmasını sağlayabilecektir ve sağlamaktadır. Bu tip çalışmalara en yeni
örnek Cho ve diğ. (2006)’nın tane şeklinin makro-mekanik etkilerini incelediği araştırmasıdır.
Burada Cho ve diğ. (2006) tane şeklini küresellik (sphericity) ve yuvarlaklık (roundness)
olarak iki sınıfa ayırmakta ve bunları Şekil 2.15’de gösterilen tabloya uygun olarak
değerlendirmektedir.

c
i
r
i
n
r r


m
i
n
m
a
x
in
i
r
N r


max

Şekil 2.15. Tane şeklinin belirlenmesi (Cho ve diğ. 2006).

Bu şekilde mikro yapının değerlendirilmesi ve tanımlanması ile daha sonra makro düzeyde
elde edilen zemin davranışı arasında ilişki kurulmakta ve böylece mikro yaklaşım ile makro
davranış arasında ilişki kurulmaktadır. Cho ve diğ. (2006) bu tip tane şekli tanımlamasının
likit limit, plastik limit, su muhtevası, v.b. gibi standart zemin sınıflandırma tekniklerinden
biri olarak kabul edilmesini önermektedir. Bunun için de genelde görsel yöntemler yeterli
olmakla birlikte (Folk 1955, Barrett 1980) dijital görüntü analizi yöntemlerinin gelişmesi ile
birlikte tane şekillerini Fourier analizi, fraktal analiz (klasik geometri ile tanımlanamayan
fakat malzemede her ölçekte tekrarlanan şekillerin analizi), v.b. yöntemlerle tanımlamak
mümkün olmaktadır (Bowman ve diğ. 2001, Sukumaran ve Ashmawy 2001, Cho ve diğ.
2006). Cho ve diğ. (2006)’nın çalışması sonucunda Şekil 2.15 ile değerlendirilmiş tane
şekilleri ile kritik durum zemin parametreleri (φ
cs
, λ, Γ, e
max
, e
min
, C
c
) arasında ilişki
kurulmuştur.

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

295

Tabii verilen örnekteki sürekli ortam yaklaşımının eksikliklerini mikro-gözlemsel ilişkilerle
kapamaya çalışan araştırmalar pratikte çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadır. Örneğin arazide
zemin birbirinden kesin olarak ayrılmış katmanlar şeklinde değil, birbirinin içine giren ve
kalınlıkları değişken katmanlar halinde bulunur. Ayrıca zemin içindeki tanelerin şekilsel
dağılımı tek bir şeklin davranışı kontrol etmesine izin vermeyebilir. Tüm bu kısıtlara rağmen
sürekli ortam yaklaşımının eksikliklerini kapatan mikro gözlemsel inceleme gelecek vaat eden
bir araştırma alanıdır.

Makro-mekanizmanın tanımsal eksikliklerini mikro-yapısal gözlemlerle yamayan
uygulamalardan farklı olarak yapısal davranışı sadece mikroskopik, tanesel etkileşimlerle
açıklamaya çalışan yöntemler de bulunmaktadır. Buna örnek olarak Klastik (parçalanır,
kırılır; parçalardan teşekkül etmiş) Mekanik verilebilir (McDowell ve Bolton 1999, Bolton
1999). Klastik mekanikte taneler plastik deformasyona uğramadan kırılır ve parçalanır. Buna
göre taneler arası etkileşim üç temel mekanizmayla tanımlanır (Bolton 1999):

• temas elastisitesi
• tane sürtünmesi ve dönmesi
• tane kırılması ve ezilmesi

Bu mekanizmanın oluşturulmasındaki ana düşünce parçaların yükler altında parçalanması,
kırılan parçaların taneler arası boşluklara yerleşmesi ve buna bağlı olarak sürekli ortam bakış
açısıyla dönüşü olmayan deformasyonlar elde edilmesidir. Buna göre eğer zemin tanelerin
kırılma gerilmesinin üstünde yüklerle yüklenirse plastik zemin sıkışması oluşur. Dolayısıyla
zemin plastisitesi tane kırılmasına bağlıdır. Zemin tanelerinin akma gerilmesi değerinde
kırılması daha önce de önerilmiş ve gözlenmiş bir davranıştır. Çeşitli araştırmacılar (Terzaghi
ve Peck 1948, Hargerty ve diğ. 1993, Yamamuro ve diğ. 1996) zemin tanelerinin kırılmasının
akma gerilmesi değerinde başladığını gözlemlemişler ve bunun tane boyutu, şekli, minerali ve
yoğunluğuna bağlı olduğunu ifade etmişlerdir.

Klastik yaklaşımın çeşitli eksiklikleri ve dezavantajları bulunmaktadır. Öncelikle Şekil
2.15’deki tabloda da görüldüğü gibi taneler çok çeşitli şekillerde olabilirler. Bu çok çeşitli
şekiller arası temas noktaları ise tamamen rastgele olmakta ve bu rastgele temas noktalarının
sayıları ve yüzeysel karakteristikleri her yükleme durumu değişimi ile farklılaşmaktadır. Bu
da taneler üzerinden aktarılan yükün tane üzerinde oluşturduğu gerilmenin rastgele
belirlendiği anlamına gelir. Bu noktada tanelerin elastik mi davrandıklarını, yoksa temas
noktasında “tane kırılma gerilmesinin” aşılarak tanenin parçalanıp parçalanmadığı
bilinememektedir. Buna ek olarak klastik mekanik teorilerine dayanak sağlamak amacıyla
yapılan deneylerde kullanılan yükler (≥4Mpa) zemin mekaniğinin ilgilendiği gerilme
değerlerinin çok üstündedir ve yüksek dolgu barajlarının altında bile bu yüksek gerilme
değerlerine erişilememektedir. En önemli eksik ise sürekli ortam yaklaşımının kullanıldığı
durumlarda bile yetersiz kalan zemin etütleri ile tanelerin zemin içinde dağılımlarını
tanımlamak, doğal ortamdaki karışık zemin dokusunun mevcut durumunu ve oluşturduğu
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
296

iskeleti çözümlemek ve ölçebilmek mümkün değildir. Özellikle en son tanımladığımız kısıt
nedeniyle klastik yaklaşımın pratikte yeterli çözüm sunan kullanımının yakın gelecekte vücut
bulması mümkün görülmemektedir.

Tüm eksiklik ve yetersizliklere rağmen mikro boyuttaki davranışın incelenmesi malzeme
özelliklerinin tanımlanması için yeni yöntemlerin doğmasını sağlayabilecektir. Çalışılan
malzemenin daha iyi tanımlanması daha anlamlı yeni fiziksel parametrelere dayanan yapısal
modellerin ortaya çıkmasına yol açacaktır.

Bu yaklaşımların gelişmesi dönüşüm geri dönüşüm malzemelerinin geoteknik
uygulamalarında daha geniş kullanımı bakımından da önemlidir. Çünkü bu malzemelerin
sıkışabilirlik veya pekleşme gibi davranışları tabii malzemelerden oldukça farklıdır ve tane
boyutunda olayı incelemenin birlikte davranışı anlamak bakımından büyük katkıları olacaktır.
3. SAYISAL MODELLEME
Teorik modeller veya yapısal modeller zeminlerin mekanik tepkilerini tanımlamak için
kullanılır. Zorluk teorik modeli belli bir projeye uygularken ortaya çıkar. Farklı fiziksel ve
geometrik özellikler sebebiyle idealleştirilmiş koşullar için geçerli olan yapısal modellerin
kullanımı zorlaşır ve elde edilen sonuçlar problemin fiziksel şartlarını yansıtmayabilir. Sayısal
modelleme teknikleri ile yapısal modeller problemin gerektirdiği fiziksel şartlar ve sınır
şartları içinde tanımlanabilir. Bu yüzden bilgisayarların gelişimine paralel olarak yaygınlaşan
ve gelişen sonlu elemanlar ve sonlu farklar programları gibi sayısal analiz yöntemleri eğer
yapısal modeller konusundaki güvensizlikler ve yetersizlikler aşılabilirse, zemin modellemesi
bakımından büyük imkanlar sunmaktadır. Sonlu elemanlar yöntemleri ile zemin ortamlarının
davranışının modellenme kapasitesi oldukça iyidir ancak zorluk zemini karakterize
etmektedir.

Günümüzde nümerik modellemenin gerçek davranışı modelleme bakımından başarı
derecesini değerlendirmek amacıyla LCPC (Laboratoires des Ponts et Chaussées)’nin
Geoteknik Yapıları Hesaplama birimi bir teknoloji gözleme programı kurmuş ve nümerik
hesaplama sonuçları ile tam boyutlu gerçek test dolgularındaki enstrümantasyondan elde
edilen gözlem sonuçları karşılaştırmalarının envanterini yaparak model hatalarını tespit
etmeye çalışmıştır (Mestat 2001). Mestat, nümerik modellerin mükemmel olmamakla birlikte
çok değerli olduklarını ifade etmektedir ve hem mühendislik hem de araştırma bakımından
nümerik hesaplama ile bulunanla, gerçekte oluşanın karşılaştırılması davranış hakkında bilgi
kazanımı ve modellemenin giderek genişleştirilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

297

Bu karşılaştırmalar için yumuşak killer üzerinde dolgular özellikle uygundur. Çünkü kazık
çalışmalarında ortaya çıkan delme veya kazık çakma gibi yapı tekniği ve ölçümleri etkileyen
konstrüksiyon işlemleri, zemin–yapı etkileşimi problemleri (zemin donatılı değilse), şev
stabilitesi problemlerinde olduğu gibi hidrolik şartları iyi tanımlayamama zorluğu, sınır
şartları ve başlangıç şartlarını tanımlamadaki sorunlar yumuşak zemin üzerindeki yapay dolgu
probleminde oldukça azdır. Böylece ölçüm sonuçlarının değerlendirmesi üzerindeki kontrolü
kaybetme riski yoktur.

Lambe (1973) nümerik ön hesaplama sonuçlarının gözlem sonuçları ile uyumunun
tanımlanması bakımından 5 tip ön hesaplama sınıflandırması yapmıştır. Lambe
sınıflandırması genel kabul görmüş bir sınıflandırmadır ve Tablo 3.1’de tanımlanmıştır.



Tablo 3.1. Lambe (1973) tarafından önerilen ön hesaplama sınıflaması
Ön hesaplama sınıfı Ön hesaplama
zamanı
Model kurucuların ölçüm
sonuçları hakkında bilgisi
A
(kör ön hesaplama)
Geoteknik yapının
yapılmasından önce
-
B Yapım sırasında Yok
B1 Yapım sırasında Var
C Yapımdan sonra Yok
C1 Yapımdan sonra Var

Bu anlayışla LCPC’nin topladığı veritabanı için değerlendirme yapılırken dikkati çeken
husus, A tipi ön hesaplama ile ölçüm karşılaştırmaya imkan verecek vakaların çok zor
bulunduğudur. Nitekim, literatürde yaygın olarak bilinen test dolguları konusunda 4 adet test
dolgusu için ön hesaplama yarışması vardır. Bunlar Boston, Gloucester, Muar ve Haarajoki
deney dolgularıdır. Bu test dolgularından her biri için yapılan ön hesap yarışmalarında 4 ila
13 arasında uzman bu dolguların kısa ve uzun dönem davranışları hakkında ön hesaplama
sonuçlarını sunmuşlardır. Karşılaştırmalar deplasmanların ve boşluk suyu basınçlarının zaman
içindeki gelişimine dayandırılmıştır (Lepidas ve Magnan 1990, Magnan 1992, Aalto ve diğ.
1998).

Bu dolgular için yapılan A tipi ön hesaplamalara ilave olarak literatürde yer alan C tipi ön
hesaplamaya ait sonlu elemanlar hesaplamalarıyla arazi ölçümleri arasında karşılaştırma
yapan çok sayıda tez, rapor, makale, konferans, yayın vs. LCPC’nin veritabanına dahil
edilerek geniş bir karşılaştırma ortamı oluşturulmuştur.

Öncelikle Muar test dolgusu için yapılan yarışmaya katılan uzmanların değerlendirmelerini
bir arada sunan Şekil 3.1 ön hesaplama sonuçlarının gerçek arazi davranışını yansıtmak
bakımından hassasiyet seviyesini betimlemektedir.

Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
298


Şekil 3.1. Çeşitli araştırmacıların Muar test dolgusunda önceden tahmin ettikleri göçme
yüksekliği ve gerçekte oluşan göçme yüksekliği değeri (Brand ve Premchitt 1989)
MOMIS adıyla yapılan karşılaştırma çalışmasından çıkan belli başlı sonuçlar şunlardır:
• yumuşak zeminleri modellemek için deformasyon pekleşmeli elastoplastik kanunlar
en yaygın olarak kullanılanlardır.
• Bu modellerde dolgu inşaatı sonu için yapılan oturma hesaplamalarında model hatası
%50 iken daha uzun vadede %25’ten az seviyelerde kalmaktadır (Şekil 3.2).
• Ancak yatay deplasmanlar için model hatası çok yüksektir ve %80’leri aşmaktadır
(Şekil 3.3).
• Kümülatif hata, yapım sonu için %75 civarındadır ve uzun vadede %60 civarındadır.


Şekil 3.2. Dolgu ekseni boyunca ölçülen düşey deplasmanların s
M
ve hesaplanan düşey
deplasmanların s
C
kıyaslanması (Mestat 2001).

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

299


Şekil 3.3. Dolgu topuğunda oluşan maksimum yatay deplasmana ait ölçülen ve hesaplanan
değerlerin karşılaştırması (Mestat 2001).

Bu konuda, daha önce belirtildiği gibi, model hataları büyük ölçüde kullanılan malzeme
parametrelerinin davranışı takip etmekteki güçlüğünden kaynaklanmaktadır. Zemin
yapılarının veya zemin ortamlarının davranışını tayin etmek bakımından temel davranış
bilgilerindeki yetersizlikler sebebiyle nümerik modelleme yöntemleri kullanılırken de çok
sayıda kabuller yapılmakta ve problem karmaşıklığından uzaklaştırılarak idealleştirilmektedir.
Bu da arazideki davranışı yansıtmaktan uzaklaşmaya sebep olur.

Bilindiği üzere yapılan uygulamaların etkittiği yükler altında zemin uzun süreli bir denge
arayışına girer ve bu süreç içerisinde zemin parametrelerinde sürekli bir değişim ortaya çıkar.
Bu değişimi öngörmek oldukça zordur ve başlangıç parametreleri zemindeki değişim sürecini
ifade etmekte yetersiz kalırlar. Zemin davranışını öngörmek ve hesaplamak bakımından
karşılaşılan zorluklar söz konusu proje karmaşıklaştıkça artar. Özellikle zemin-yapı etkileşimi
problemlerinde problemin fiziğini ifade eden temel davranış özellikleri bakımından
bilinmezler daha da çoğalırlar. Herhangi bir proje tipi söz konusu olduğunda temel davranışı
bakımından bilinmeyenlerin sayısı çoğaldıkça, amprisizmin -deneyime bağlı çözümün-
etkinliği artmaktadır. Aslında benzerliklerin sayısının çok az olabildiği zemin veya zemin-
yapı sistemlerinde geçmiş tecrübe ve deney sonuçlarının böylesine etkin bir geçerliliğinin
olması henüz çözülememiş temel yapısal ilişkilerin var olduğunu gösterir. Bu da bizi zemin
davranışını doğru modellemek bakımından araştırmalarımızı farklı yöntemlerle geliştirmeye
yönlendiren bir olgudur.
4. FĐZĐKSEL MODELLEME

Teorik veya ampirik hipotezlerin doğrulanması için başvurulan modelleme yöntemi ise
fiziksel modellemedir. Geoteknik anlayışın gelişmesi ve karmaşık zemin – yapı etkileşimi
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
300

probleminde davranış mekanizmasının anlaşılabilmesi bakımından fiziksel modellemenin yeri
ve önemi büyüktür.

Fiziksel modellemede amaç bire bir ya da daha küçük ölçekli modeller üzerinde yapılan
kontrollü testlerle prototip davranışının araştırılmasıdır. Fakat fiziksel modellemede prototiple
aynı boyutlara sahip modeller çok pahalıya mal olmakta, küçük ölçekli modeller ise, boyut,
yük ve gerilme farkları sebebiyle, gerçek davranışı yansıtmamaktadır. Küçük ölçekli
modellerde sağlanması beklenen benzerlik sorununun, zemin gibi davranışı yapısal yüklere
yüksek oranda bağlı olan tanesel yapılarda daha da önemli olduğu bilinmektedir. Çünkü
zemin ve zemin yapılarında, hemen her koşulda, zeminin kendi ağırlığı sonucu oluşan yükler
ve gerilmeler davranışa egemen olmaktadır. Stabilite problemleri, konsolidasyon, dinamik
sorunlar ve daha bir çok problem buna örnek gösterilebilir. Zeminlerin fiziksel
modellemesinde bu engelin aşılması için santrifuj modellemesi kullanılmaktadır. Buna göre
santrifuj aletinde yüksek hızlar altında sabit bir merkez çevresinde döndürülen model,
merkezkaç ivmelerinin etkisi altında kalmaktadır. Bu halde zeminin ve tanelerinin maruz
kaldıkları ivme Eşitlik 4.1’deki gibi verilebilir.

r a
2
ω = (4.1)

Burada a merkezkaç ivmesini, ω santrifüjün ve dolayısıyla modelin açısal hızını ve r dönüş
merkezinin modele olan uzaklığını temsil etmektedir. Bu durumda her bir zemin tanesi
merkezkaç ivmesinin yerçekimi ivmesine (g) oranı derecesinde (N) daha ağır olmaktadır.


g
r
N
2
ω
= (4.2)

Böylece 1/N ölçeğinde hazırlanan bir model santrifujda test edildiğinde, model ve prototipin
birbirinin eşdeğeri noktalarında eşit gerilme ve yükler oluşmaktadır. Örnek olarak 10 metre
kalınlığında bir kil katmanının 1/100 ölçeğinde 10 santimetrelik modeli yapılmakta ve
santrifujda N değeri 100 olacak şekilde döndürülerek test edilmektedir. Böylece protipteki
derinlikle gerilme artışı modelde de elde edilebilmektedir. Misal olarak her iki kil tabakasının
tabanlarında eşit gerilmeler sonucu aynı boşluk oranları elde edilmektedir.

Đnşaat Mühendisliğinde ilk santrifuj kullanım önerisi, Manş denizi üzerine kurulması
düşünülen çelik bir köprünün model testlerinin yapılması için, 1869 yılında Phillipps’den
gelmişti. Hayata geçirilmeyen bu öneriden sonra santrifujların zemin mekaniğinin hizmetine
girmesi için 1930’lu yılların beklenmesi gerekti. Bu tarihlerde Pokrovskii SSCB’de, Bucky
ise ABD’de birbirlerinden bağımsız olarak geoteknik santrifuj modelleme çalışmalarına
başladılar. Bu tarihten itibaren SSCB’de ve devamı olan Rusya’da geoteknik santrifuj
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

301

çalışmaları sivil ve askeri alanlarda tüm hızıyla devam etti. ABD’de ise santrifuj yatırımının
pahalı olması ve bilgisayar teknolojisinin gelişmesi sebebiyle zemin modellemesinde numerik
yöntemler revaç buldu. Fakat 1960’ların ortalarından itibaren çok fazlı zemin davranışının
matematiksel olarak tanımlanmasındaki zorluklar ve yetersizlikler nedeniyle batı dünyasında
santrifuj modellenmesine dönüş başladı. Günümüze kadar artarak gelen bu ilginin sonucu
artık fiziksel modelleme, özellikle de geoteknik santrifüj modelleme yöntemi zemin
yapılarının tasarımında ve tasarım esaslarının kontrol ve geliştirilmesinde kullanılmaktadır
(Ko 1988) .

Artan ilginin sonucu kullanıma giren geoteknik santrifüj sayısı gün geçtikçe artmaktadır.
Fakat nümerik yöntemlerde olduğu gibi yöntemin sınırları ve yetersiz yönleri bilinmeli ve
çalışma sırasında göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin modeller sınırlı konteynerler içinde
test edilmekte ve buna bağlı olarak sınır problemleri ortaya çıkmaktadır. Örnek olarak
dinamik yükler altında kazık davranışının incelenmesi çalışmaları esnasında zeminin yatayda
sonsuz düzlem olarak modellenmesi mümkün olmamakta ve zemin hareketleri konteyner
tarafından sınırlanmaktadır. Ayrıca zemin taneleri merkezkaç ivmeleri altında daha büyük
boyutlarda daneler gibi davranmaktadır. Örneğin eğimli bir kum yüzeyinin 1/200 modeli
prototip kumu kullanılarak modellendiğinde kum danecikleri olduklarından 200 kat daha ağır
olmakta ve dolayısıyla 200 kat büyük daneler gibi davranmaktadırlar. Bu sorunu çözmek için
bu oranda küçük zemin daneleri kullanıldığında mikromekanik davranış dane şekillerine bağlı
olarak farklı olmakta ve ayrıca hidrolik geçirgenlik gibi zemin özellikleri doğru olarak
modellenememektedir. Diğer bir modelleme problemi ise zemin içindeki veya üstündeki
yapıların modellenmesinde yaşanmaktadır. Örneğin çok büyük ölçekli yapılar olan emme
kazıkların modellenmesinde yapı ağırlıklarını doğru olarak modellemek mümkün
olmamaktadır (Çinicioğlu ve diğ. 2003). Bu kazıklar yaklaşık olarak 30m uzunluğunda, 6m
çapa sahiptirler ve açık deniz platformlarının sabitlenmesinde kullanılırlar (Şekil 4.1a). Bu
yapının et kalınlığı ise 20-30mm civarında olmaktadır. Bu yapının 1/100 oranında
modellenmesi durumunda modelin boyu 30cm, çapı ise 6cm olmaktadır (Şekil 4.2b). Fakat et
kalınlığı 1/100 oranında, yani 0.02mm olarak modellenememektedir. Bu derecede ince
modellenmesi durumunda çelik, test sırasında oluşacak gerilmelere dayanamamakta ve
formunu kaybetmektedir. Böylece 1/100 ölçeğinden çok daha büyük et kalınlıkları ile
hazırlanan modeller çok ağır olmaktadır.

Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
302


Şekil 4.1. a) Prototip emme kazık b) 1/N ölçeğinde model emme kazık
5. GÖZLEMSEL YÖNTEM
Fiziksel modellemenin gerçek boyutlarda yapılabileceğinden, yani prototipin doğrudan
fiziksel model olarak kullanılabileceğinden yukarıda söz edilmişti. Aletsel gözlemleme ve
takip yapılan bir geoteknik prototipin kendisi aynı zamanda teorik veya analitik modelin
kontrol edilmesi görevini gören bir fiziksel modeldir. Prototiplerin fiziksel model olarak
kullanılmaları durumunda gerçek yükler gerçek zemin şartlarına gerçek zamanda uygulanacak
ve elde edilen mekanik tepki de o ölçüde gerçek olacaktır. Diğer taraftan, gerçek boyutlu
fiziksel model ile çalışmanın da dezavantajları vardır. Pahalılığın yanı sıra zemin davranışının
gelişmesi çok uzun süre alır. Mesela yumuşak zemin üzerine dolgu inşası için bu süre birkaç
yıl mertebesindedir. Bu yüzden prototipi fiziksel model olarak kullanmak yerine doğrudan
yapılan konstrüksiyonu aletsel gözlemleme ile takip etmek ve başlangıç tasarımında
öngörülen davranıştan sapma oldukça tasarımı ve tasarım parametrelerini düzeltmek
1940’larda Terzaghi’nin başlattığı ama önemi günümüzde giderek daha çok anlaşılmaya
başlanan “gözlemsel yöntemdir”. Günümüz teknolojisi gözlemleme, ölçme ve bilgi aktarımı
bakımından gözlemsel yöntemin işlevini ve felsefesini radikal biçimde genişletecek ve
geoteknik tasarım anlayışını değiştirecek imkanlar sunmaktadır. Zemin problemlerinin çözüm
felsefesi bakımından geçmişten bu yana belli başlı iki yaklaşım söz konusudur.

a) b)
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

303

1. Bütünsel Yaklaşım: Herhangi bir sistemin toplam performansı üzerine konsantre
olan ve performansı etkileyen mekanizmaları göz önüne
almayan yaklaşım
2. Mekanik Yaklaşım: Sistemi, kendisini oluşturan alt parçalara bölerek davranışı
oluşturan sebep ve etkileri ve bunların gelişimini anlamaya
çalışan yaklaşım

Terzaghi öncülüğünde başlatılan geoteknikte gözlemsel yöntem uygulaması başlangıçta
Bütünsel Yaklaşım anlayışı ile oluşturulmuştur. Terzaghi bu anlayışı aşağıda özetlendiği gibi
ifade etmiştir. “Büyük geoteknik mühendisliği projelerinde çabanın çoğu problemin fiziğini
tanımlayan formüllerdeki sabitlerin sadece yaklaşık tahminlerini yapmak için harcanır. Bu
formüller idealize şartlar ve çok sayıda kabullerle çıkarılmış olup pek çok ilave değişkenin
etkisi ihmal edilmiştir. Bu yüzden yapılan hesaplar sadece çalışma hipotezlerinden ibarettir ve
konstrüksiyon sırasında doğrulanmalı veya düzeltilmelidir. Geçmişte, uygulama sırasında
ortaya çıkabilecek ve tasarım sırasında öngörülemeyen belirsizliklerle baş etmek için belli
başlı iki yöntem geçerli olmuştur. Bunlar;
• gereğinden fazla güvenlik sayısı kullanmak
• genel tecrübeye dayalı kabullerle karar vermek

olarak özetlenebilir. Bu yöntemlerden birincisi gayri-ekonomik, ikincisi ise tehlikelidir.
Gözlemsel yöntem bu ikisinden farklı olan üçüncü yöntemdir. Bu yöntem ‘yaparken öğren’
alternatifi olarak ta tanımlanabilir.”

Arazide yapılan gözlemleme genel hatlarıyla oturma-ölçerler (ekstansometre ve/veya oturma
halkaları), eğim-ölçerler (inklinometre) ve boşluk suyu basıncını ölçen piyezometreler
kullanılarak yapılır. 1945’lerden bu yana teknoloji ve elektronik alanındaki gelişmeler bu
aletlerin çalışma ve ölçüm özelliklerinde önemli gelişmelere yol açmıştır ve bunun yanı sıra
arazi enstrümantasyonu bakımından yeni tekniklerin hızla devreye girmesi söz konusudur.
Gerçek arazi davranışı konusunda anlayışımızı geliştirmek için arazi enstrümantasyonu ile
davranışın sürekli takibinin yerine geçebilecek bir yöntem mevcut değildir, fakat anlayışın
geliştirilebilmesi ancak ölçümlerden doğru ve yeterli olarak yararlanabilmeyi sağlayacak
bilimsel yaklaşım ve tasarım sistemlerinin geliştirilmesi ile sağlanabilir.

Uygulamada aletsel gözlemlemenin sınırlı ve kontrol amaçlı kullanımını, gerçek gözlemsel
yöntem anlayışı ile karıştırmamak gerekir. 1945’te Terzaghi tarafından Gözlemsel Yöntemin
tanımlanmasının ardından Peck 1969’da verdiği Rankine konferansında Gözlemsel Yöntemin
temel felsefesini ve olmazsa olmaz gerekliliklerini tanımlayarak bu yöntemin temel ilkelerini
kurallaştırmıştır.

Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
304

Bu anlayış esas alınarak Klasik Gözlemsel Yöntemi oluşturan bileşenler ve aşamalar aşağıda
özetlenerek tanımlanmaktadır.

a) Zemin tabakalarının genel yapısını ve özelliklerini tanımlayacak zemin araştırması
b) Zemin araştırma sonuçlarına göre oluşabilme ihtimali en yüksek olan şartların ve
beklenen davranışa nazaran en istenmeyen şartların tahmini
c) Olası şartlar altında beklenen davranışa göre bir çalışma hipotezine dayanan tasarım
yapılması
d) Konstrüksiyon devam ederken gözlenecek ve ölçülecek davranış göstergelerinin
seçimi ve kullanılan çalışma hipotezine bağlı olarak bunlar için beklenen değerlerin
hesaplanması
e) Aynı davranış göstergeleri için mevcut arazi ve uygulama şartlarında
karşılaşılabilecek en olumsuz değerlerin hesaplanması
f) Çalışılan hipotez çerçevesinde öngörülen gözlemsel bulgulara nazaran ortaya
çıkabilecek önemli sapmalar için yapılabilecek tasarım ve uyarlamaların ve
alınabilecek önlemlerin önceden belirlenmesi
g) Gözlemsel takibi yapılan ve ölçülen davranış göstergelerinin değerlerine bağlı olarak
karşılaşılmakta olan gerçek durumun değerlendirilmesi
h) Gerçek koşullara göre tasarım uyarlamalarının yapılması
Gözlemsel Yöntem maliyet ve inşaat süresini azaltmak ve güvenlik seviyelerini korumak gibi
belli amaçları ile aynı zamanda bir risk yöntemi projesidir. Peck (1969) gözlemsel yöntemin
eksik ve kısıtlı yönlerini de dile getirmiştir. Öncelikle gözlemsel yöntemin gerçek amacıyla
kullanılabilmesi için tasarımın konstrüksiyon sırasında yeni şartlara uyarlanabilir ve
düzeltilebilir nitelikte olması gereklidir. Bu gereklilik kontrat aşamasında sıkıntılara yol açar.
Eğer inşaat sözleşmesi Gözlemsel Yöntem uygulaması hesaba katılmadan yapılmışsa,
Gözlemsel Yöntem iş sahibine maliyeti arttırıcı bir uygulama olarak görünebilir. Gözlemsel
Yöntemin gerçek maliyeti düşürücü etkisi olsa bile bu baştan algılanamayacağından, iş
sahibini bu konuda ikna imkanı kalmayabilir. Diğer taraftan ölçümlerin güvenilir olması
önemli olayları açığa çıkaracak şekilde yorumlanabilmesi ve ona göre rapor edilmesi işin
zorluklarındandır.

Peck’in 1969’da gözlemsel yöntemi kurallı bir metodoloji haline getirmesinden sonra
Powderham (1998) “sürekli uyarlama” tekniğini katarak yöntemi ilerletmiştir. Geleneksel
tasarım yönteminde tek bir tasarıma göre uygulama yapılır. Peck’in önerdiği Gözlemsel
Yönteme göre tasarımda ise bir ana tasarım bir de tasarım sırasında ortaya çıkabilecek
değişiklikleri karşılamak için yapılacak ek tasarımlar söz konusudur. Peck’in ana tasarımı en
olası şartlara göre hazırlanmış bir tasarımdır, yani başlangıçta tespit edilmiş şartlara göre
hazırlanmıştır ve bu durumda inşaat süresince büyük farklılıkların oluşması kaçınılmazdır. Bu
seviyede geleceğe yönelik tahmin yapmanın tek tasarım anlayışından çok büyük farklılığı
yoktur. Powderham (1998) inşaat süresi boyunca ana tasarıma sürekli uyarlama getiren
yaklaşımla Gözlemsel Yöntemin kısıtlılıklarını azaltıcı ve uygulama başarısını arttırıcı bir
gelişme getirmiştir.
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

305


Gözlemsel Yöntemin uygulanması sırasında güvenlik seviyesinde azalma; maliyetler
konusunda belirsizlikler ve düzeltme için alınacak önlemlerin gecikmesi gibi sorunlar ortaya
çıkabilir ve bunlar gözlemsel yöntemin kullanılma sıklığını azaltan endişelerdir.

Powderham (1998) sürekli uyarlama tekniğinin bu sorunları gidermede etkili olduğunu
belirtmektedir. Sürekli uyarlama yaklaşımında aletsel ölçümle elde edilen tüm bilgi bir geri
besleme döngüsü ile sentezlenir. Böylece konstrüksiyon sırasında belli aralıklarla tasarımda
yeni şartlara göre değişiklikler yapılır. Böylece maliyet ve sürede tasarruf sağlanır. Toplam
proje yararlarını arttırmakla birlikte tasarım çalışmasını ve tasarım için harcanan emeği
oldukça büyük boyutlarda arttıran bir yöntemdir.

Aletsel gözlemleme yöntemi, konstrüksiyon sürecinin ve sonrasının performansını kontrol
etmenin yanı sıra, gerçek zamanlı analiz ve esnek tasarım için kıymetli ve kapsamlı veri
sağlar.

Nümerik modelleme bölümünde tanımlandığı gibi nümerik modelleme sonuçları arazi
ölçümleri veya vaka analizleri ile genellikle uyumsuzdur. Gözlemsel Yöntem mühendislerin
arazi davranışı konusunda sürekli olarak öğrenmelerini sağlayan bir sistemdir, fakat yine de
nümerik modelleme ve simülasyon bakımından mevcut yaklaşım arazi davranışından yeterli
olarak yararlanabilecek bir sistematiğe sahip değildir. Diğer taraftan geleneksel yapısal
modeller arazi ölçümlerinden ve vaka analizlerinden elde edilecek bilgilerle gelişecek şekilde
tasarlanmamışlardır, böyle bir yetiye sahip değillerdir. Bilindiği gibi geoteknikte sayısal
modelleme yöntemleri günümüzde sıklıkla kullanılmakla birlikte arazi davranışını doğru
belirleme bakımından yetersizlikler vardır. Sorunları giderebilmek için arazi gözlemlerinden
yeterli ölçüde yararlanarak model parametrelerinin sürekli düzeltilmesini sağlayabilecek
esnek bir tasarım sürecinin oluşturulması gerekir. Bunun günümüzdeki en gelişmiş
uygulamaları bazı önemli projelerde, gözlemsel yöntem ile sonlu elemanlar veya sonlu farklar
yöntemlerini bir arada kullanan yaklaşımlardır. Yöntemin genel uygulanışı Hashash (2003)’te
aşağıdaki gibi şemalaştırılmıştır.

Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
306


Şekil 5.1. Geomekanik problemlerin modellenmesinde ortak yaklaşım (Hashash 2003)

Gözlemsel Yöntemin gelişmiş yapısal modellerle beslenen sonlu elemanlar programları ile
birlikte kullanılması Gözlemsel Yöntemin bütünsel yaklaşım kapsamında kısıtlanmaktan
kurtararak gerilme-deformasyon-mukavemet mekanizmasını noktasal veya eleman
seviyesinde anlamaya fırsat verebilecek bir ortamı sağlar. Daha önce de anlatıldığı gibi sonlu
elemanlarla birlikte kullanılan yapısal modeller giderek geliştirilmektedir ve geo-
malzemelerin doğrusal olmayan davranış, pekleşme ve yumuşama, anizotropi, deformasyon
hızı bağımlılığı gibi karmaşık davranışları modele katılmaya çalışılmaktadır. Ancak yine daha
önce de belirtildiği gibi esas sorun parametre belirlenmesi ile ilgilidir. Laboratuvar ve arazi
deneyleri ile elde edilen parametreler ile kalibre edilen yapısal kanunlar homojen olmayan
zemin ortamını tanımlamakta yetersiz kalmaktadır.
Yapısal modellerin öğrenme kapasitesi sınırlıdır ve Şekil 5.1’de verilen şemada görüldüğü
gibi herhangi bir aşama sonucunda yapılan parametre revizyonu ile elde edilen parametreler
aslında revizyonun yapıldığı aşamaya aittir ve yeni başlamakta olan aşamayı temsil etmezler.
Bu bakımdan en gelişmiş yöntemle bile aletsel gözlemlemenin doğrudan tasarım ve
konstrüksiyonun bir parçası olarak kullanılmasını sağlayacak süreklilik sağlanabilmiş
değildir.

Aletsel gözlemlemeden gerekli faydayı sağlamak için aletsel gözlemlemenin hangi amaçla
yapıldığının iyi tayin edilmesi gereklidir. Çoğu göçmeler aletsel gözlemleme sonuçlarının
zamanında fark edilip doğru değerlendirilmemesi sonucunda oluşmaktadır. Bu konuda son
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

307

yıllara ait çarpıcı bir örnek 2004 yazında Singapur’da Nicoll Highway 30 metre derinliğindeki
aç kapa tüneli diyafram duvarında oluşan ve 4 işçinin de ölümüne sebep olan büyük
göçmedir.



Şekil 5.2. Nicoll Highway aç kapa tünelinde oluşan göçüğün yüzeyde oluşturduğu hasar
(Mylius 2005)
Göçme ile ilgili kurulan soruşturma komitesinin göçmenin oluşum sebepleri ile ilgili
tespitlerinden bazıları şu şekildedir (Mylius 2005).

• Tasarım ve uygulama süreçleri arasında kopukluk
• Geçici sistemlerin inşasında kalıcı sistemlerin inşası için kullanılan güvenlik
sayısından daha küçük güvenlik sayısı kullanılması
• Đşveren, müteahhit, firma ve alt yükleniciler arasında iletişim yetersizliği
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
308

• Mühendislerin güvenlik anlayışındaki yetersizlik, mühendislerin düşük olasılıklı
riskleri değerlendirememesi ve büyük göçüklerle daha önce karşılaşmadıkları için bu
olasılığı algılayamamaları
• Projenin ilk aşamalarında, sonuçta ortaya çıkan göçmeye kadar süren dönemde
önemsenmesi gereken küçük göçme, aşırı deformasyon gibi ikaz ifade eden
göstergelerin doğru algılanmaması; bunda yüklenici ve alt yükleniciler tarafından
uygulanan tasarım, uygulama, gözlemsel takip, yönetim ve organizasyon sistemlerinin
hepsinin birden başarısızlığı rol oynamıştır.
• Tasarımda uygun olmayan bir zemin simülasyon modeli kullanıldı. Bu model zemin
mukavemetini gereğinden fazla tahmin etti, buna karşılık kazıyı destekleyen duvarlara
gelen yükleri gerçek değerinden küçük hesapladı.
• Aletsel gözlemleme ile bulunan zemin hareketleri veri tabanı, geri analizde kötü
amaçlı kullanıldı ve böylece konstrüksiyona ara verilmesinin önüne geçilmesi amacı
güvenliği koruma anlayışının önüne geçti.
• Gözlemsel takip sistemi düzenli, uygun tasarlanmış ve etkili değildi.
• Önemli pozisyonlardaki inklinometreler kritik dönemlerde bile günlük olarak
okunmadı ve bu sebeple kötü gelişmeleri vaktinde fark edebilme şansı kaybedildi.
• Enstrümantasyon verilerinin yorumlanması rastgele ve baştan savma yapıldı.

Yukarıda sözü edilen hataların sonucunda göçmenin aşırı duvar hareketleri, çok yüksek
değerlere fırlayan inklinometre okumaları, başlık kirişinde bükülme, bağlantılarda göçme,
diyafram duvarda çatlakların oluşması, su ve zeminin kazı tabanına hücumu ve 6 saat devam
eden gürültülerle oluştuğu belirtilmektedir (Mylius 2005).

Yukarıda anlatılanların değerlendirilmesi göstermektedir ki göçmeye doğru gidilen evrede
gözlemleme ile fark edilebilecek her türlü işaret mevcuttur ancak bu ikazları tasarımın bir
parçası olarak sürekli algılayan ve keyfiliğe fırsat vermeden objektif olarak değerlendiren bir
sistem yoktur. Böyle bir sistem yoksa ve böylesine büyük bir projenin güvenliği orada
bulunanların yeterli derecede bilgili ve uyanık olmasına bırakılıyorsa yaklaşım bilimsel
değildir ve iş büyük ölçüde şansa bırakılmıştır.

Aletsel gözlemlemeyi Gözlemsel Yöntem anlayışıyla ve gerekli yarar sağlayacak şekilde
kullanmak bakımından bazı kritik değerlendirmeleri doğru yapmak gerekir.

• Bir aletsel gözlemleme projesinde her alet belli bir soruyu veya soruları
cevaplandırmak için bilinçli olarak yerleştirilmelidir. Soru yoksa alet de olmamalıdır.
• Yaptığımız ölçümler ölçüm almaktaki amacımızı karşılamalıdır.
• Alınan verilerin projedeki hangi nokta, hangi alan, hangi hacim veya ara yüzey için
geçerli olduğu önceden tanımlanmalıdır.
• Deplasmanlar ölçüm sisteminin en gerçek göstergeleridir. Tasarım gerilmelerle
yapılır, ama zemin tepkileri ve göçmeler deplasmanlarla ortaya çıkar. Ancak
deplasmanlar görecelidir ve büyük aralıklarla ölçülmesi ara değerler konusunda
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

309

şüpheli ve yanlış sonuçlar verebilir. Bu yüzden başlangıç değerleri ve sıfırlar dikkatli
belirlenmelidir.

Kısaca aletsel gözlemlemeden yararlanacak olanların
• net amaçları
• belirlenmiş beklentileri
• değerlendirme yöntemleri
olmalıdır.

Aletsel gözlemlemeyi esnek tasarım sürecinin sürekli parametre sağlayıcısı olarak kullanacak
yöntemlere ihtiyaç vardır. Aletsel gözlemlemenin bu işlemi gerçekleştirmek için çok yararlı
olduğu, hatta mevcut tek yöntem olduğu 1940’larda gözlemsel yöntem fikri ilk ortaya
çıktığından beri ve günümüzde artan bir şekilde bilinmekte, belki de hissedilmektedir. Çünkü
mevcut modelleme yöntemlerinin arazideki davranışı belirlemekteki zorlukları her neyse,
arazi ölçümlerinin zemin davranışını anlamakta kullanılmasında da aynı zorluklar söz
konusudur. Çünkü arazi ölçümleri değerlendirilirken, arazi davranışını hesaplamakta
kullanılan yöntem ve modellerin aynısı kullanılmaktadır. Tek fark geri analiz yapılmasıdır,
öyleyse açıktır ki doğrudan analiz hangi kabul, idealizasyon ve eksikleri içeriyorsa, geri
analizler de aynılarını içerecektir. Arazi davranışı anizotropi, doğrusal olmayan davranış,
mikro mekanik etkiler, deformasyon hızı bağımlılığı, pekleşme, yumuşama ve başka ne varsa
tüm davranış etkenlerinin ve oluşum mekanizmalarının toplam etkisi ile ortaya çıkar ve
göstergesi deformasyonlar, ilave boşluk suyu basınçları ve mukavemet değişimleridir.
Bundan sonraki bölümde yumuşak zeminler üzerine inşa edilen dolgular için geliştirilmiş yeni
bir gözlemsel yöntem anlayışı ve uygulanışı anlatılmaktadır. Yeni yöntem ölçülen
deformasyon ve ilave boşluk suyu basınçlarından hareketle gerçek zamanda gelişen ve etkili
olan tüm mekanizmaların katkısını barındıran davranışı doğrudan “kayma gerilmesi-normal
gerilme-özgül hacım” çerçevesi içinde takip etmektedir. Böyle ölçüm sonuçları, doğrudan
yapısal zemin davranışı teorisi çerçevesinin içine yerleştirilerek geleneksel yöntemin en
gelişmiş şeklinde bile söz konusu olan parametre uyuşmazlığı ve davranışı yakalamada
gecikme sorunlarından kurtulunmaktadır.

Modern gözlemsel yöntem olarak adlandırılabilecek bu yöntem ve yöntemle elde edilen
zemin ve zemin yapısı davranışı Đstanbul Üniversitesi Geoteknik Anabilim Dalında Dr. Sadık
Öztoprak’ın doktora çalışması kapsamında geliştirilmiş olup, takip eden yayınlarla
ilerletilmiştir (Öztoprak ve Çinicioğlu, 2006; Çinicioğlu ve Öztoprak, 2003). Gözlemsel
yöntemle arazide gerçek ortamında elde edilen ölçüm sonuçlarının zemin yapılarının ve temel
–zemin etkileşimi problemlerinin gerçek mekanizmasının anlaşılması için en geçerli imkan
olduğu anlayışı ile Dr. Kubilay Keleşoğlu’nun (2006) tez çalışmasında yatay yüklü gömülü
kazıklar için geliştirilen tasarım yöntemi uygulamadaki davranışı yansıtmak bakımından son
derece ümit vericidir. Yatay destek sistemlerinin tasarım ve performansının kontrolü amacıyla
Dr. Đlknur Bozbey’le birlikte yürütülen çalışmalar literatürde rapor edilen bulgularla uyumlu
sonuçlar vermektedir, fakat henüz geliştirilme aşamasındadır (Bozbey ve diğ. 2004).
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
310

Anabilim Dalımızda yapılan araştırma çalışmaları, geliştirilen yöntemler ve davranış bulguları
bundan sonraki konuda sunulmaktadır.
6. ZEMĐN DAVRANIŞI VE ZEMĐN YAPILARI ĐÇĐN DEFORMASYON ESASLI
YAKLAŞIM
6.1. YUMUŞAK ZEMĐNLER ÜZERĐNDE DOLGU PROBLEMĐ
Yumuşak zeminler üzerine inşa edilen dolguların hesabı en karmaşık ve ilginç zemin
mekaniği problemlerinden biridir. Zemin mekaniği teorilerinin ve tanımlanmış davranış
mekanizmalarının çoğu dolgu altındaki yumuşak zeminin kısa ve uzun süreli davranışında
etkilidir.

Yüklemeyle hızlı ilave boşluk suyu basıncı artışı ve göçme riski, konsolidasyon devrelerinde
pekleşme ve mukavemet kazancı davranışı bu dolguların istenilen yükseklikte güvenli olarak
inşa edilebilmesi için aşamalı (kademeli) yükleme sisteminin uygulanmasını gerektirir. Ancak
yükleme evrelerinde hangi miktarda yük eklenmesinin hesabı, göçmeye karşı güvenlik
sayısının kabul edilebilir düzeyde muhafaza edilebilmesi, konsolidasyon evresinde
mukavemet artışının hangi sürede ne düzeye geleceğinin öngörülebilmesi ve bu süreç içinde
doğru bulunabilmesi problemin herkes tarafından bilinen zorluklarıdır. Bu zorlukların
oluşmasında rol oynayan etkenlerin belli başlıları şöyle özetlenebilir:

• yüklenmiş zemin ortamının çok büyük olması ve zeminin değişken yapısı sebebiyle
problemin fiziğinin doğru kurulabilmesindeki zorluklar
• anizotropi
• deformasyon hızı bağımlılığı, bunun akma davranışını ve takip eden tüm davranışı
etkilemesi
• konsolidasyon sürecine eşlik eden ve sonrasında devam eden viskoz davranış (krip)
• etkili yüklemenin yüklenen zemin ortamında değişik bölgelerde farklı farklı
algılanması ve bu durumu ifade eden gerilme ekseni dönüşleri

Burada tanımlanan karmaşık davranış göçmeye sebep verecek şekilde gelişirse yumuşak
zeminler üzerindeki dolgular çoğunlukla dairesel düzlemleri boyunca oluşan kayma ve taban
göçmesi ile göçerler. Bu yüzden de geleneksel tasarım yaklaşımı limit denge analizleri ile
tasarım yapılmasıdır. Limit denge analizleri toplam gerilmelerle yapılabilir ama elde edilen
çözümler çoğunlukla gayri ekonomiktir. Efektif gerilmelerle analiz yapılması ise düşük
güvenlik sayıları ile yetersiz tasarım grubundadır ve özellikle yükleme aşaması risklerini göz
ardı eden bir yaklaşımdır.

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

311

Uygulamada yumuşak zemin üzerine dolgu inşası ile ilgili denge problemlerini şev stabilitesi
hesap veya programları ile çözmeye çalışmak oldukça sık karşılaşılan bir yaklaşımdır. Gerek
bu yolla, gerek taban göçmesi hesapları ile yumuşak zemin üzerindeki dolgu problemi farklı
davranış mekanizmaları, farklı davranış bölgeleri, farklı süreçler, gerilme ekseni dönüşleri
v.b. gibi bileşenlerine hiç ayrıştırmadan bütünsel bir anlayışla çözülmeye çalışılmaktadır ve
bu ancak bir yaklaşımın kabulleri çerçevesinde geçerli olabilecek sınır değerler elde
edilmesine yarar. Problemi limit denge problemi olarak korumakla birlikte farklı bölgelerdeki
gerilme ekseni dönüşünü hesaba katarak geliştiren yöntem nihai dolgu geometrisini tayin
bakımından probleme tam anlamıyla bütünsel bakan yöntemlerden çok daha gerçekçi
sonuçlar vermektedir. Ayrıca bu yöntemin aşamalı yükleme sırasında yükleme miktarlarını
kontrol eden gerilme izi davranışıyla birleştirilmesi dolgu inşaatı süresince güvenlik seviyesi
değişiminin ön tasarıma katılmasını sağlamaktadır (Ünal 1994, Çinicioğlu ve diğ. 1999).

Daha önce de ifade edildiği gibi problemi eleman seviyesinde ve hatta noktasal seviyedeki
gerilme-deformasyon davranışına indirgemek için sonlu elemanlar yöntemleri önemli
imkanlar sunmaktadır, fakat yapısal davranış modellerinin kısıtlılıkları arazi davranışını
öngörmede sorunlar yaratmaktadır.

Gerek dolgu problemi gerek diğer büyük altyapı projeleri ile bağlantılı geoteknik
problemlerde karşılaşılan tüm bu zorluklar geoteknik camianın gündemini sıklıkla meşgul
etmektedir. Bu bağlamda Đngiliz Đnşaat Mühendisleri Odasının çalışmalarında öne çıkan husus
olarak konstrüksiyon projelerinin yararlılığını ve kalitesini arttırabilmek için konstrüksiyon
kültüründe radikal değişiklikler yapılarak gözlemsel yöntemin ajandanın en tepesine
yerleştirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Masurier 1999).

Benzeri anlayışla aletsel gözlem ölçümlerini yapısal model içinde sürekli ve ölçümün alındığı
anla eşzamanlı olarak yorumlayan ve dolgu altındaki her bölgedeki davranışı bu anlayışla
sürekli takip eden bir yöntem geliştirilmiştir. Aletsel gözlemlemenin arazideki davranışı
sürekli takip eden arazi gerilme izlerinin oluşturulması için kullanma fikrine dayanan ilk
çalışmalar Cinicioğlu (1993), Toğrol ve Çinicioğlu (1994) ve Çinicioğlu ve Toğrol (1995) tir.
Ancak yöntemin gerçek gelişimi Öztoprak (2002)’de sağlanmıştir.

Yöntemin uygulanması için sağlanan çatı, kritik durum teorisinin idealleştirilmiş gerilme
uzayıdır. Öztoprak (2002)’de kurulan çatıya davranışı analiz etmek ve ölçümler ile tasarım
parametreleri arasındaki bağlantıyı sağlamak için Öztoprak ve Çinicioğlu (2005)’te yapısal
anizotropik elastoplastik zemin modeli eklenmiştir. Yumuşak zeminlerin deformasyon hızına
olan bağımlılığı da davranışın yorumlanmasına dahil edilmiştir.

Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
312

6.2. ÖZTOPRAK-ÇĐNĐCĐOĞLU YÖNTEMĐ
Öztoprak-Çinicioğlu yöntemi dolgu altındaki yumuşak zemin ortamının her bölgesindeki
davranışı takip edebilmek için dolgu altında gerilme etkisi altındaki zemini bölgelere
ayırmaktadır. Bölgelere ayırma işlemi sonlu elemanlar yöntemiyle karıştırılmamalıdır. Bu
yöntem bir sonlu elemanlar yöntemi değildir. Yöntemin uygulama süreci içinde bölgeleri
ifade eden elemanların düşey ve yatay deformasyon oranları en önemli etkenlerden birisi
olduğu için bölgeler arası gerilme nakli takip edilebilmekte ve böylece aktif ve pasif
bölgelerde gerilme ekseni dönüşü etkin olarak hesaba katılabilmektedir.

Gözlemsel veriden doğru yararlanabilmek için yapılan ölçümün hangi zemin kütlesi veya
hacmindeki davranışı tanımladığı belirlenmiş olmalıdır. Bu yüzden Öztoprak-Çinicioğlu
yönteminden iyi yararlanabilmek için gözlem aletlerinin davranışa katılan tüm zemin
bölgeleri hakkında bilgi verebilecek aralıkta ve sıklıkta tasarlanarak yerleştirilmiş olmaları
gerekir.

Yöntemin uygulanabilmesi için temel zemini Şekil 6.1’de bir örneği görüldüğü üzere
bölgelere ayrılmalıdır. Bu bölgeleme sistemi zemin tabakalanması, özellikleri ve aletsel
gözlem noktalarına (ve sıklığına) göre seçilmektedir. Temel zeminini 15 ila 25 eleman olacak
şekilde bölgelere ayırmak yeterli olacaktır. Ancak bütün elemanların takip edilmesine gerek
duyulmayabilir. Seçilen bazı elemanların takibi yeterli olabilmektedir. Đnklinometre ve
ekstansometreler deformasyon ölçümleri için gereklidir ve deformasyon ölçümleri analiz
yapılan her bölgede birim deformasyonları hesaplamak için kullanılacaktır. Piyezometreler
kullanılarak boşluk suyu basıncının sürekli ölçümü yapılır ve böylece ilave boşluk suyu
basınçları bulunarak efektif gerilmeler hesaplanır. Dolgu altındaki temel zeminini bölgelere
ayırırken kaba bir öneri olarak eleman kalınlığı 1.0 metre – 2.0 metre arasında seçilebilir.
Zeminin sıkışabilirliği ne kadar yüksekse eleman kalınlığının o kadar küçük olması önerilir.
Bölge genişliği olarak ta 3.0 – 4.0 metre yeterli olabilir. Yöntemi yeterli hassasiyetle
uygulayabilmek için en az 2 adet inklinometre, 3 adet ekstansometre ve 8 adet piyezometre
kullanılması uygun olacaktır. Ancak ekonomik kaygılarla alet aralıkları bir miktar
arttırılabilir.

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

313


Şekil 6.1. Örnek bölgeleme ve buna bağlı olarak arazi ölçüm sonuçları için analiz ve
enterpolasyon tekniği (Öztoprak ve Çinicioğlu 2005)
Temel zeminini oluşturan her bölgenin köşe noktalarındaki deformasyon değerleri Şekil
6.1’de şematik olarak gösterilen ara değer bulma yöntemi uygulanarak bulunur. Yatay
deplasmanların ve düşey deplasmanların derinlikle ve dolgu boyunca değişimi Şekil 6.1’de
seçilmiş noktalar ve kesitler boyunca deformasyon eğrileri olarak verilmiştir. Buna göre
ölçüm aleti bulunmayan noktalardaki deformasyon, ölçümler sonucu oluşturulan deformasyon
eğrilerinde o noktaya karşılık gelen deformasyon olarak alınır. Đlave boşluk suyu basınçları
için ara değer bulma yönteminin uygulanması pek uygun bir yaklaşım değildir, bu yüzden
piyezometrelerin seçilen elemanların orta noktalarına rastlaması önerilir. Elemanların
başlangıç koordinatları başlangıç zamanı t=t
0
için kaydedilir ve konstrüksiyon sürecinin
başlamasıyla birlikte herhangi bir t=t
i
zamanındaki deforme elemanlar ölçülen yatay ve düşey
deformasyonların elemanın köşelerine tekabül eden değerleri bulunarak elde edilir. Herhangi
bir elemanın t=t
0
koordinatlarına karşılık t=t
i
koordinatlarının pozisyonları Şekil 6.2’te
verilmektedir.

Şekil 6.2. Başlangıç durumundaki bir zemin elemanının deforme olduktan sonra köşe
koordinatlarının durumu (Öztoprak ve Çinicioğlu 2005)
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
314

Söz konusu elemanın t=t
0
anındaki (durgun şartlardaki) başlangıç hacmi V
0
= dx.dz.dl olarak
alınabilir. dl üçüncü boyutu temsil etmekte olup dl = 1 birim olarak tanımlanabilir. t = ti
anındaki yeni hacim ise

( ) ( ) ( ) ( )
1
2
i e h f f e g g f h h g e
V x z z x z z x z z x z z

= − + − + − + −

(6.1)
olarak bulunabilir.

Ortalama yatay ve düşey birim deformasyon artışları, ∆ε
x
ve ∆ε
z
düzlem deformasyon şartları
için aşağıdaki formüllerde verildiği gibi bulunur.

( ) ( ) ( ) ( )
2
f b g c e a h d
x
x x x x x x x x
dx
ε

− + − − − + −

∆ = (6.2)

( ) ( ) ( ) ( )
2
f b e a g c h d
z
z z z z z z z z
dz
ε

− + − − − + −

∆ = (6.3)
Her eleman için ayrı ayrı birim deformasyon ve hacim değerleri ile birlikte başlangıç efektif
düşey gerilme, ilave düşey gerilme, ilave boşluk suyu basıncı değerleri ve böylece t =ti
zamanına ait efektif düşey gerilme değerleri sürekli olarak elde edilebilir.

Amaç her bölgenin davranışını Kritik Durum Teorisinin q-p
/
-ν kayma gerilmesi – normal
gerilme – özgül hacim uzayında gerilme izi halinde sürekli olarak takip edilebilmektedir. Bu
amaçla herhangi bir zamanda herhangi bir elemana ait q-p
/
ve ν değerleri 6.4, 6.5, 6.6
formülleri ile ve bu değerleri elde etmek için gereken bileşenler 6.7, 6.8, 6.9 ile elde edilebilir.

( ) K 1 q
v h v
− ′ = ′ − ′ = σ σ σ (6.4)

( )
3
K 2 1
3
2
p
v h v
+ ′
=
′ + ′
= ′
σ σ σ
(6.5)
e 1+ = ν (6.6)
u L
vo v
′ − + ′ = ′ σ σ (6.7)

x
z
K f
ε
ε
| |
=
|
\ ¹
(6.8)
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

315


V
V ∆
ν
ν ∆
= (6.9)
Bu formüllerde L uygulanan ilave yük sebebiyle takip edilen elemana etki eden gerilme
değeridir. K ise aktif ve pasif göçme durumları arasında göçmeye tekabül etmeyen tüm ara
gerilme durumları için elemanda etkili olan birim deformasyon oranının fonksiyonu olarak
bulunan yatay toprak basıncı katsayısı değerlerini ifade eder. K değerlerinin üç özel durumu,
göçme durumlarına tekabül eden K
a
ve K
p
ile durgun şartlardaki K
0
’dır. K
a
ve K
p
değerlerine
efektif kayma mukavemeti açısı φ′’nün tam mobilizasyonu, yani maksimum değerine
ulaşması ile elde edilir. Ara durumlara ait yatay toprak basıncı değerleri Ka ≤ K ≤ Kp
aralığındadır (Okochi ve Tatsuoka 1984, Zhang ve diğ. 1998).

6.2.1. Yatay Toprak Basıncı Katsayısı, K

Zhang ve diğ. (1998) farklı birim deformasyon artış oranlarında yaptıkları üç eksenli basınç
deneyi sonuçlarını değerlendirerek yatay toprak basıncı katsayısının deformasyon artış oranı
ile doğrudan bağlantılı olduğu belirlemişler ve buna bağlı olarak ta bir metodoloji
geliştirmişlerdir. Bu metodolojinin uygulanması ile tüm birim deformasyon durumları için
yatay toprak basıncı katsayısı problemi çözülebilmektedir. Zhang ve diğ. (1998)’in önerdiği
metodoloji deformasyon esaslı yaklaşımlar ve deformasyon davranışına bağlı olarak gerilme
durumunu tayin edebilmek için basit, geçerli ve çok kıymetli bir imkan sunmaktadır.

Anizotropinin tespit edilmesinin mikro yapıdaki oluşum ve değişimleri yansıtmak bakımından
da değerlendirilmesi ve önemsenmesi gerekir. Deneysel bulgular kilin anizotropisi ile dokusu
arasında karşılıklı bir ilişki olduğuna dair önemli ipuçları vermektedir (Feda ve diğ. 1995,
Kobayashi ve diğ. 2003). Bu anlayışla değerlendirildiğinde Zhang ve diğ. (1998)’in ulaştığı
anizotropiyi gerilme cinsinden ifade eden K=σ′
h
/ σ′
v
ile deformasyon artış oranı
R
ε
=∆ε
3
/ ∆ε
1
arasında bir ilişki bulunması doğaldır, çünkü ∆ε
3
/ ∆ε
1
’de anizotropinin
deformasyon cinsinden ifadesi demektir.

Zhang ve diğ. (1998) yöntemi kullanılarak, K değerleri aşağıdaki gibi kullanılabilir. Bu
yöntemde öncelikle zemin elamanında yatay ve düşey yönde oluşan birim deformasyonlar
hesaplanır. Bu birim deformasyonlara bağlı olarak deformasyon artış oranı R
ε
(6.10) no’lu
bağıntı ile belirlenir.

yatay
3
düşey 1
R
ε
∆ε
∆ε
∆ε ∆ε
= =
(6.10)
Zhang ve diğ. (1998) düzlem deformasyon durumunda R
ε
ve K arasındaki sürekli değişimi
Şekil 6.3 ile tanımlamışlardır.
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
316


1 düşey
1- Sin
K ∆ε =∆ε
1- Sin R
ε
φ
φ

= →
′ ⋅
(6.11)

1 yatay
1 Sin R
K ∆ε =∆ε
1 Sin
ε
φ
φ
′ − ⋅
= →
′ −
(6.12)
R
ε
’nun bulunduğu yatay eksendeki (Şekil 6.3) değerleri sürekli bir ilişkiye dönüştürebilmek
için yeni bir yatay deformasyon katsayısı R tanımlanmıştır. Yatay deformasyon katsayısı R ile
yatay toprak basıncı katsayısı K arasındaki ilişki yine Şekil 6.3’te verilmektedir. Şekil 6.3’ü
kullanırken farklı bölgeleri tanımlayan deformasyon durumlarının şematik tanımlaması ise
Şekil 6.4’te verilmektedir. Bu yöntemle bulunan K değerleri normal konsolide zeminler için
geçerlidir. Aşırı konsolide zeminlerde Alpan (1967)’nin K
0
için önerdiği K
(AK)
=K.(AKO)
n

ilişkisi kullanılarak normal konsolide K aşırı konsolide K
(AK)
’ya dönüştürülebilir.

Şekil 6.3. K ve R arasındaki ilişki (Zhang ve diğ. 1998).
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

317


Şekil 6.4. Zhang ve diğ. (1998)’in sınır şartlarına göre yorumlanmış farklı deformasyon
gelişim davranışları (Öztoprak ve Çinicioğlu 2005).

( )
( )
R K 1
R
2 R K 1
ε
ε
¦ ≤
¦
=
´
− ≥
¦
¹
(6.13)
Yatay deformasyon katsayısı R ile yatay toprak basıncı katsayısı K’nın değişimi R’nin 1.0’dan
büyük veya küçük olması durumları için aşağıdaki iki denklem ile tanımlanmıştır.

1 Sin
( -1 R 1 ) K
1 Sin R
φ
φ
′ −
≤ ≤ → =
′ − ⋅
(6.14)

Sin
( 1 R 3 ) K 1 ( R 1)
1 Sin
φ
φ

≤ ≤ → = + −
′ −
(6.15)
6.2.2. Yöntemin Uygulanışı
Yöntemin uygulanışı Şekil 6.5’te şematik olarak verilmektedir. Bu şematik sunumu
destekleyecek şekilde yöntemin hesap adımları Şekil 6.6’da sunulmaktadır.
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
318


Şekil 6.5. Yöntemin şematik sunumu. (a) Herhangi bir bölge için q-p′ ve v-p′ düzlemlerindeki
gerilme izlerinin kurulması, (b) Dikkate alınan bölge için laboratuvar ve arazideki gerilme
deformasyon davranışı, (c) Dolgunun inşaat programı (Öztoprak ve Çinicioğlu 2005).
Yöntemi uygulamak için çok az sayıda laboratuvar parametresine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu
parametreler yöntemi sadece başlatmak içindir ve Şekil 6.6’da “3” no.lu adımdaki akma
bilgisi geldiğinde görevlerini tamamlamış olacaklardır. Akma bilgisine bağlı olarak AKO
değişince başlangıç noktasının (A noktasının) ve akma zarfı içindeki noktaların (B noktasının)
yeri değişecektir (Şekil 6.5).










VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

319





































Şekil 6.6. Şekil 6.5’te sunumu yapılan yöntemin hazırlık ve hesap adımları için akış şeması
(Yöntemin ayrıntıları ve teorik tabanı Öztoprak ve Çinicioğlu 2005’te görülebilir)
A. ÖN HAZIRLIKLAR











B. ALETSEL GÖZLEMLEME VERĐLERĐN YORUMLANMASI











HESAP ADIMLARI (1-Başlangıç durumları, 2-Akmadan önceki durumlar, 3-Akmadan sonraki durumlar)

3
1
R
ε
ε

=

;
( )
( )
1
2 1
R K
R
R K
ε
ε
¦ ≤
¦
=
´
− ≥
¦
¹

eğer (-1 ≤ R
t
≤ 1) ise
1 sin
1 sin
K
R
φ
φ
′ −
=
′ − ⋅

eğer (1 ≤ R
t
≤ 3) ise
sin
1 ( 1)
1 sin
K R
φ
φ

= + −
′ −

Yapılacak dolgu için zemin araştırma sonuçları
yardımıyla referans bir aletsel gözlemleme noktası
seçilir.
Akma kararının verilmesi
Referans bölgedeki zemin özellikleri ve planlanan
aletsel gözlemlemeye göre dolgu altındaki temel
zemini bölgelere ayrılır

o
o o
o
V V
v v v v v
V
δ δ

= ⇒ = +


v vo
L u σ σ ′ ′ ′ = + −
A1
Bölgeleme sistemindeki zemin tabakalarının
eo, λ λλ λ, κ κκ κ, AKO, M, φ φφ φ′ ′′ ′ değerleri elde edilir.
Her bölgenin ya da takip edilmesi düşünülen bölgelerin
köşe noktalarının yatay ve düşey deplasmanını elde
edecek şekilde inklinometre ve ekstansometre
yerleştirilir. Söz konusu bölgelerin ilave boşluk suyu
basınçlarını elde edebilmek için bölgelerin merkezine
piyezometre yerleştirilir. Şekil 1’de aletlerin yerleşimi ve
verilerin elde edilmesi gösterilmektedir.
Bölgelerin köşe noktalarının sürekli değişen deplas-
manları dikkate alınarak ortalama εv ve εh değerleri
hesaplanır ve buradan v ve V değerleri elde edilir.
B1
εv ve εh değerleri ile R
ε
, buradan da K değerleri
(Zhang ve d., 1998) hesaplanır.
Bölgelerin merkezinde sürekli elde edilen u’ değeri ve
elastik teoriye dayanan L ile efektif gerilme değeri σ σσ σ′ ′′ ′v
hesaplanır.
q-p’ düzleminde csl ve Ko
çizgisi çizilir.
1a
Bölgelere ve köşe noktalarına numara verilir ve
koordinat sistemi belirlenir.
A2
A3
A4
A5
B2
B3

( )
) (
) (
) (
2 1
1 3
nc o
nc o
Ko
K
K
+

=
α
η

Başlangıç (laboratuvar) akma zarfı çizilir. Bu bir referans zarftır ve geçicidir.

2 2 2
( ) ( ) ,
( ) ( )( ) 0
Ko Ko p conv
f q p M p p p
α α
η η ′ ′ ′ ′ = − − − − =

( )
3
2 1
) ( ,
,
nc o conv p
conv p
K
p
+ ′
= ′
σ

1b
Başlangıç noktasının yeri
belirlenir (Şekil 2,A noktası)
1c
( )
) ( ) (
1
oc o vo A
K q − ′ = σ

( )
3
2 1
) (
) (
oc o vo
A
K
p
+ ′
= ′
σ


o A
e + =1
) (
ν
v-p’ düzleminde url, csl ve ncl’nin çizimi için
başlangıç ordinatlarının hesabı

( ) ( ) ( )
ln
A A A
p
κ
ν ν κ ′ = +

( ) ( )
( ) ln
A A m
N p
α κ
ν λ κ ′ = + −

( ) ( )
( )
2
( ) ln
A A
Ko
M
N
M
α α
α
λ κ
η
| |
| Γ = − −
|
+
\ ¹

1d Akmadan önceki durumların
hesabı (Şekil 2, B noktası)
2

o
B o
o o B
V
V V
) (
) (

− = ν ν ν
1
( ) ( )
( )
exp
C B
B
p
κ
ν ν
κ
− | |
′ =
|
|
\ ¹

( )
) ( ) ( ) (
1
B B v B
K q − ′ = σ

Akmadan sonraki durumların
(Şekil 2, C noktası)
3b

o
C o
o o C
V
V V
) (
) (

− = ν ν ν

( )
) ( ) ( ) (
1
C C v C
K q − ′ =σ

( )
3
2 1
) ( ) (
) (
C C v
C
K
p
+ ′
= ′
σ

( ) ( ) ( )
ln
C C C
p
κ
ν ν κ ′ = +
Şekil 2’deki C noktası ile ilgili q-p’ deki
gerilme çizgilerinin ve v-p’ deki sıkışma
çizgilerinin başlangıç ordinatlarının hesabı

( )
) (
) (
) (
2 1
1 3
C
C
C
K
K
+

=
α
η
;
α
η
M
FS =


) ( ) ( ) (
ln
C C C
p N ′ + = λ ν
α

( )
|
|
¹
|

\
|
+
− − = Γ
) (
) ( ) (
2
ln
C
C C
M
M
N
α
α α
η
κ λ

3c 3a
u′ - logt, q - εq, σ′v - εv

bağıntıları ile akma kararı
verilir.

Akma gerçekleşmişse ”3b”
adımına geçilir. Ağer akma
meydana gelmemişse “2”
adımında devam edilir. 3b ve
3c’deki hesaplar C nok-tası
içindir. Şekil 2’deki D-I noktaları
için de hesaplar aynıdır.

Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
320

Kısaca özetlenecek olursa; önerilen metodolojide temel zemininde oluşturulan her bölgede
veya herhangi birinde ölçüm sonuçlarından elde edilen ε
v
ve ε
h
ve u değerlerinden ν ve K
değerleri hesaplanmaktadır. Böylece yöntem, sürekli değişen ν ve K değerlerini Kritik Durum
Teorisinin q-p′-v uzayında bir araya getirerek ve buna yapısal anizotropik elastoplastik zemin
modelini de bu çatıya ekleyerek gerilme izlerini elde etmektir.

6.2.3. Yöntemin Zemin Davranışını Yansıtma Kapasitesi
6.2.3.1. Arazideki Viskoplastik Davranışın Modellenmesi
Plastik killerin birincil konsolidasyon evresinde de viskoplastik (deformasyon hızına bağımlı)
davranış gösterdikleri bugün genel kabul görmüş bir olgudur. Kalın numunelerle yapılan tek
yönlü konsolidasyon laboratuvar deneyleri ile elde edilen ve arazide de gözlenen viskoplastik
davranışa ait belli başlı göstergeler:

• gerilme deformasyon eğrileri şekillerini deformasyon hızına bağlı olarak oluştururlar
• bunun sonucu olarak önkonsolidasyon basınçları da deformasyon hızına bağlı olarak
değişkendir
• önkonsolidasyon basınç değeri aşıldıktan sonra ani bir boşluk suyu basıncı artışı ile
efektif gerilmelerde azalma oluşur
• efektif gerilmelerdeki tedrici azalmanın ardından deformasyon hızı azalır ve
deformasyonlar gelişir

Öztoprak ve Çinicioğlu (2005) viskoplastik davranışı Şekil 6.7’de görüldüğü gibi
modellemektedir.

Buradaki kuram kısaca q-p
/
-ν ile ifade edilen bir gerilme durumundan diğerine geçilirken
deformasyon hızında meydana gelen değişim sebebiyle q-p
/
düzleminde akma zarfının
genişleme veya daralması ve bu davranışa paralel olarak ν-p
/
düzleminde normal
konsolidasyon eğrisi ile kritik durum eğrisinin izdüşümlerinin sağa veya sola doğru yer
değiştirmesiyle davranışı desteklemesine dayanmaktadır. Şekilde tanımlanan kuram yöntemde
otomatik olarak işletilmekte herhangi bir deformasyon oranında gözlemsel ölçüm sonuçları ile
elde edilen K değeri ile uygulanan kayma gerilmesi değerinin kesişim noktasının izdüşümü o
an için elde edilen özgül hacim ve o an için geçerli olduğu zannedilen deformasyon hızına
gore bulunmuş olan normal konsolidasyon çizgisi ile çakışmıyorsa, bu deformasyon hızının
değiştiğinin işaretidir. Bu durumda ν değeri ile q-p
/
’deki K-q kesişim noktasının
izdüşümünün kesişiminden yeni normal konsolidasyon çizgisinin yeri elde edilir ve gerilme
durumunun yeni noktaya taşınması ile viskoplastik etki sebebiyle akma eğrilerinin sürekli
genişleyip daralması takip edilebilir.

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

321


Şekil 6.7. Deformasyon hızı etkisini hesaba katmak için fazladan gerilme-eksik gerilme
kuramı

Yöntemin uygulanışını gösteren Şekil 6.5’te ve bundan sonraki bölümde yöntemin gerçek
dolgulara uygulanması ile elde edilen tüm şekillerde arazideki viskoplastik davranışın çok
etkili bir biçimde yansıtılabildiği görülmektedir. Diğer taraftan yöntem hem gerilme
anizotropisini hem de deformasyon anizotropisini yansıtabilmektedir. Deformasyon
anizotropisi R
ε
=∆ε
3
/∆ε
1
’e bağlı olarak elde edilen K değerleri, viskoplastik etkiyi de
sorgulayan gerilme değişim noktalarının geçerliliğini kontrol eden yaklaşımla bir arada
işletilerek gerilme anizotropisinin etkisiyle bağdaştırılmaktadır. Bunlara ilave olarak
bölgelendirilen temel zeminindeki deformasyon oluşumları, gerilmeye dönüştürülürken
gerilme ekseni dönüşleri de aktif ve pasif bölgeleri birbirinden ayıracak şekilde hesaba
katılmaktadır.

Toplam olarak ifade edilirse yöntem doğrudan doğruya arazideki davranışı eş zamanlı takip
eden ve ölçüm sonuçlarını yapısal davranışın girdisi olarak tanımlayan yapısıyla belli sayısal
parametrelere bağlı kalmamaktadır ve parametre revizyonu yöntemin içinde kendiliğinden
yapılmaktadır. Elde edilen sonuçların başarısının temel sebebi tüm etkenlerin birleşik sonucu
anlamına gelen arazi davranışını ana girdi olarak kullanmasıdır ve bu durum gözlemsel
yöntemin bir kontrol sistemi değil tasarım ve uygulamanın ana parçası olarak kullanılmasının
gerekliliğini vurgulamaktadır.

Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
322

6.2.4. Yöntemin Gerçek Dolgulara Uygulanması

Yöntemin uygulanabilmesi için sadece aletsel gözlemleme yapılması yetmemekte, bu işlemin
bir bölgeleme sistemine uygun şekilde ve sayıda yapılması gerekmektedir. Buna ilaveten,
oluşturulabilecek bölgeler dikkate alınacak şekilde ve sıklıkta sınıflandırma, sıkışabilirlik ve
mukavemet deneyleri yapılmalıdır. Bu özellikleri sağlayacak şekilde inşa edilmiş dolguların
sayısı çok fazla değildir. Fransa’da çok yüksek plastisiteli, viskoplastik davranış gösteren
yumuşak-katı kıvam arasındaki killer üzerine inşa edilen Cubzac-les-Ponts dolgusu ve
Đngiltere’de çok yumuşak turba ve yumuşak killerin bulunduğu alanda drenler oluşturularak
inşa edilen Widows Plantation (Stanstead Abbotts) dolgusu gerek zemin verisi gerekse de
ölçüm verisi sıklığı açısından yöntemi uygulamaya çok uygundur.

6.2.4.1. Cubzac-les-Ponts Dolgusu – Test Dolgusu B
Cubzac-les-Ponts test dolgusu B, 1972 yılında Fransa’da Dordogne nehrinin kenarında
bulunan ve yüksek plastisiteli killerden oluşan alüvyonel sahada inşa edilmiştir. Bu test
dolgusundan önce “A” test dolgusu göçecek şekilde yapılmış ve geri analizle zemin
parametreleri kontrol edilmiştir. Zemin tabakalanması ve aletsel gözlemlemeye bağlı
oluşturulan bölgeleme sistemi Şekil 6.8a’da, zemin parametreleri Tablo 6.1’de verilmiştir.
Sahada zemin profili olarak en üstte yaklaşık 2.0 m kalınlığında yüksek derecede aşırı
konsolide siltli kil tabakası (kil kabuk), altında ise yaklaşık 7.0 m kalınlığında değişken
organik içeriği olan yumuşak kil tabakası yer almaktadır. Yumuşak kil tabakası sıkı çakıl
tabakasına oturmaktadır. Buradaki killer yüksek plastisiteli (likit limit=100-200% ve plastisite
indisi=20-120%) ve yapılanmış (structuralized) olup viskoplastik kil olarak adlandırılabilirler.
Yeraltı suyu seviyesi yüzeyden itibaren 1.0-1.5 m derinliktedir. Şekil 6.8b’de görüldüğü üzere
2.3 m. yüksekliğe 6. günde çıkılan dolguda yaklaşık 1000 gün boyunca aletsel gözlemleme
verisi kaydedilmiştir. 1.5 güvenlikle inşa edildiği rapor edilen “B” test dolgusunda göçme
oluşmamıştır.

Şekil 6.9’te Cubzac-les-Ponts test dolgusu temel zemininin değişik bölgelerinde elde edilen q-
p′ gerilme düzleminde gerilme izleri gösterilmiştir. Gerilme izlerinden anlaşılacağı üzere
yöntem ile zeminin deformasyon hızı etkisi, viskoplastik davranışı ve gerilme ekseni
dönüşümü modellenebilmektedir. Elde edilen gerilme izleri ile ilgili davranış yorumları ve
diğer bulgular Öztoprak (2002), Öztoprak ve Çinicioğlu (2003a, 2003b) ve Cinicioglu ve
Oztoprak (2003)’ta bulunabilir. Şekil 6.10’da dolgusu inşaatının 8. ve 817. gününde zemin
bölgelerindeki güvenlik sayıları verilmiştir. Şekil üzerindeki C-1, C-2, C-3 ve C-4 zemin
kolonlarında güvenlik sayısının en düşük olduğu bölgeler boyalı gösterilmiştir. En riskli
zemin çok yumuşak kil tabakasıdır. Dolgu inşaatı 6. günde tamamlanmasına karşılık en düşük
güvenlik 6. ve 8. günler arasındadır. 817. günde temel zeminin dairesel bir kayma eğilimi yok
olmakta ve güvenlik sayısı artmaktadır.

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

323



Şekil 6.8. (a) Cubzac-les-Ponts dolgusunda oluşturulan zonlama sistemi (b) Dolgunun inşaat
programı (Magnan ve diğ. 1983)

Tablo 6.1. Cubzac-les-Ponts test dolgusu temel zeminindeki zemin özellikleri
(Magnan ve diğ. 1983, Wood 1990)
Derinlik σ′vo σ′vc
Zemin (m) (kN/m
2
) (kN/m
2
) OCR νo κ λ M φ′ (°)
(1) Kil kabuk 0.0 - 1.0 8.5 75.0
8.82
2.00 0.017 0.12 1.29 32.0
(2) Orta katı kil 1.0 - 2.0 20.1 50.0
2.49
3.60 0.022 0.53 1.16 29.0
(3) Çok yumuşak kil 2.0 - 4.0 27.4 40.0
1.46
4.20 0.085 0.75 1.03 26.0
(4) Çok yumuşak kil 4.0 - 6.0 36.8 45.0
1.22
3.25 0.048 0.53 1.03 26.0
(5) Yumuşak kil 6.0 - 9.0 50.0 60.0
1.20
3.30 0.043 0.52 1.03 26.0


(a)
(b)
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
324


Şekil 6.9. Cubzac-les-Ponts test dolgusu temel zemininin değişik bölgelerinde elde edilen
gerilme izleri (Oztoprak ve Çinicioğlu 2005)

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

325


Şekil 6.10. Cubzac-les-Ponts dolgusu inşaatının 8. ve 817. günlerinde bölgelerdeki güvenlik
sayıları (C-1, C-2, C-3 ve C-4 zemin kolonlarında güvenlik sayısının en düşük olduğu
bölgeler boyalı gösterilmiştir)

6.2.4.2. Widows Plantation Dolgusu - Stanstead Abbots Geçişi
Đngiltere’de Willow Plantation dolgusu olarak da bilinen Stanstead Abbotts dolgusu çok
yumuşak alüvyonlar üzerine drenler yardımıyla inşa edilmiştir. Dolgu altına geogridler de
yerleştirilmiştir. Drenlerin teşkil edilmesine Mayıs 1988’de, dolgunun oluşturulmasına
Ağustos 1988’de başlanılmıştır. Dolgu inşaatı Mayıs 1989’da tamamlanmıştır.

Zemin tabakalanması Şekil 6.11a’da, parametreler Tablo 6.2’de verilmiştir. Alanda zemin
profili olarak en üstte yaklaşık 1.5 m. kalınlığında yüksek derecede aşırı konsolide siltli kil
tabakası (kil kabuk), altında ise yaklaşık 3.0 m. kalınlığında sıkışabilirliği çok yüksek olan
çok yumuşak turba tabakası yer almaktadır. Turba’nın altında bulunan yumuşak kil tabakası
yaklaşık 7.0 m. kalınlığa sahiptir ve sıkı çakıl tabakası üzerinde yer almaktadır. Yeraltı suyu
seviyesi yüzeyden itibaren 1.0-1.5 m. derinliktedir. Zeminlerin başlangıç gerilme durumları,
sıkışabilirlik ve mukavemet parametreleri Tablo 6.2’de verilmiştir. Özellikle turba zeminin
boşluk oranı çok fazladır. Bununla birlikte bu zeminde drenajlı davranış gerçekleşmektedir.
Dolgu altı temel zeminin yanal ve düşey deplasmanları ile boşluk suyu basıncı ölçümleri
yaklaşık 700 gün boyunca kaydedilmiştir. Dolgusunun inşaat kademeleri Şekil 6.11b’de
görülmektedir. Stanstead Abbotts dolgusu 8.0 m. yüksekliğe 274 günde inşa edilmiş, daha
sonra 1.0 m.’lik kısmı kaldırılmıştır. Nihai dolgu yüksekliği 7.0 m. olarak gerçekleştirilmiştir.

Şekil 6.12’de Stanstead Abbotts dolgusu temel zemininin değişik bölgelerinde elde edilen q-
p′ gerilme düzleminde gerilme izleri verilmiştir. Gerilme izlerine göre ilk 14 gündeki hızlı
yükleme sonrasında hareket tamamen drenajlıdır. Bu durum drenlerin etkisini göstermektedir.
Yöntem, zeminin deformasyon hızı etkisi tamamen ortaya koymaktadır. Elde edilen gerilme
izleri ile ilgili davranış yorumları ve diğer bulgular Oztoprak ve Cinicioglu (2003b)’de
bulunabilir. Şekil 6.13’de dolgusu inşaatının 11. ve 274. gününde zemin zonlarındaki
güvenlik sayıları verilmiştir. Şekil üzerindeki C-1, C-2, ve C-3 zemin kolonlarında güvenlik
sayısının en düşük olduğu bölgeler boyalı gösterilmiştir. 11. günde en riskli zemin turbanın
altındaki yumuşak kil iken 274. günde en riskli zemin alt taraftaki turba tabakasıdır. Turba
tabakalarının güvenlik sayıları zamanla çok değişmemektedir. Drenajın etkisi ve turbanın çok
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
326

boşluklu olmasından dolayı topuk altındaki güvenlik sayıları düşünüldüğünden daha düşük
çıkmaktadır.



Şekil 6.11. (a) Widows Plantation (Stanstead Abbotts) dolgusunda oluşturulan zonlama
sistemi (b) Dolgunun inşaat programı (Hird 1993)

Tablo 6.2. Widows Plantation (Stanstead Abbotts) dolgusu temel zeminindeki zemin
özellikleri (Hird 1993, Hird ve diğ. 1995)
Derinlik σ′vo σ′vc
Zemin (m) (kN/m
2
) (kN/m
2
) OCR νo κ λ M φ′ (°)
(1) Kil kabuk 0.0 - 1.5 12.0 91.0
7.58
1.80 0.035 0.190 1.16 29.0
(2) Çok yumuşak turba 1.5 - 3.0 25.0 55.0
2.20
8.30 0.450 2.290 1.38 34.0
(3) Çok yumuşak turba 3.0 - 4.5 27.5 36.0
1.31
9.20 0.470 2.390 1.38 34.0
(4) Yumuşak kil 4.5 - 6.5 35.0 38.0
1.09
2.50 0.045 0.220 1.12 28.0
(5) Yumuşak kil 6.5 - 8.5 48.0 49.0
1.02
2.45 0.039 0.205 1.12 28.0
(6) Yumuşak kil 8.5 - 11.5 64.0 65.0
1.02
2.40 0.035 0.190 1.12 28.0
(a)
(b)
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

327



Şekil 6.12. Widows Plantation (Stanstead Abbotts) dolgusu temel zemininin değişik
bölgelerinde elde edilen gerilme izleri
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
328


Şekil 6.13. Widows Plantation (Stanstead Abbotts) dolgusu inşaatının 11. ve 274. günlerinde
bölgelerde güvenlik sayıları (C-1, C-2 ve C-3 zemin kolonlarında güvenlik sayısının en düşük
olduğu bölgeler boyalı gösterilmiştir)

6.3. ZEMĐNE GÖMÜLÜ YATAY YÜKLÜ KAZIKLAR
Otoyol veya köprü yaklaşım dolguları için yapılan kenar ayakları destekleyen kazıklar veya
akan şevlerde oluşturulan pasif direnç kazıkları diğer yatay yüklü kazıklardan farklı olmak
üzere kazığı çevreleyen zemin hareketleriyle yatay olarak yüklenirler ve davranış
mekanizmalarının çözümüne dair araştırmalar geoteknik biliminin üzerinde en sık çalıştığı
konulardandır. Uygulamada bu tür kazıklarda göçmeye sıklıkla rastlanır. Bu risk özellikle
kazıkların yumuşak zemin içerisinde inşa edildiği uygulamalarda artmaktadır. Problem tipik
bir zemin-yapı etkileşimi problemidir ve en önemli özellikleri düşük mukavemet, yüksek
sıkışabilirlik ve çok düşük geçirgenlik olan yumuşak zeminlerde deplasmanlar büyük olacak
ilave boşluk suyu basınçlarının sönümlenmesi uzun zaman alacak ve zemin-yapı
etkileşiminden kaynaklanan belirsizlikler artacaktır.

Yumuşak zeminlerin genelleştirilmiş profillerinde kurumuş ve oldukça sert bir kabuk tabakası
en üstte yer alır. Bu kabuk tabakasının altında kalınlığı değişken olan yumuşak kil, silt ve
gevşek alüvyon tabakaları bulunmaktadır. En altta ise çoğunlukla sıkı veya sert tabakalar
bulunur. Bu zemin profili üzerinde yapılan dolgulardan kaynaklanan yükler aradaki yumuşak
zemin tabakasının sıkışmasına ve büyük deformasyonların oluşmasına neden olur. Bu tip
problemli zeminlerde oluşan büyük deformasyonlar yapılar bakımından izin verilebilir
değerlerin üzerinde kalmaktadır. Aşırı zemin hareketleri nedeniyle oluşabilecek yapısal
hasarları engellemek için dolgu yükleri kazıklarla daha yüksek mukavemetli sıkı tabakalara
aktarılır ya da tipik bir çözüm olarak dolgu topuğundaki pasif direnci arttırmak amacıyla
yaklaşım dolguları kazıklar üzerine inşa edilmiş köprü kenar ayakları ile sonlanır.

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

329


Şekil 6.14. Yumuşak zeminler üzerinde inşa edilen farklı köprü yaklaşım dolgusu tipleri (a, b,
c - Springman ve Bolton 1990, d – Keleşoğlu 2006)

Literatürde, Şekil 6.14 ile tanımlanmakta olan problemin çözümü için geliştirilmiş olan birçok
yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemler Stewart ve diğ. (1994) tarafından aşağıdaki gibi
sınıflandırılmaktadır. Stewart ve diğ. (1994) tarafından yapılan sınıflama ile zemin içinde
oluşan yatay yer değiştirmelerden dolayı kazıklar üzerinde oluşan moment ve deplasmanları
hesaplayan yöntemler aşağıdaki gibi verilmektedir.

• deplasmanlara dayalı yöntemler
• gerilmelere dayalı yöntemler
• sonlu elemanlar çalışmaları
• ampirik yöntemler

Gerilmelere dayalı ve ampirik yöntemler daha çok pratik amaçlar için geliştirilmişlerdir ve bu
yöntemler ile elde edilen sonuçlar ile ölçüm sonuçları arasında ciddi farklar bulunabilir.
Bunun yanında sonlu elemanlar ve sonlu farklar yöntemleri daha karmaşık problemlerin
çözümünde (farklı zemin ve sınır koşulları, yükleme şartları altında) önemli bir çözüm aracı
olarak günümüz literatüründe kullanılmaktadırlar. Ancak, Bölüm 3’te tanımlandığı gibi
sayısal yöntemlerle birlikte kullanılan yapısal modellerin davranışı tanımlamaktaki
yetersizlikleri ve aksaklıkları sebebiyle elde edilen sonuçlarla arazi davranışı arasında önemli
farklar ortaya çıkabilmektedir. Arazideki davranışın en önemli göstergesi deplasmanlardır ve
bilhassa yumuşak zemin deplasmanları ile yatay olarak yüklenen kazıklarda deplasmana
dayalı olarak davranışın tanımlanması ve tasarım yapılmasının daha gerçekçi sonuçlar
vereceği düşünülmüştür.

Bu amaçla geliştirilen deplasmanlara dayalı yöntemlerde genel yaklaşım dolgu altındaki
zeminde kazıksız durumda oluşan ve ölçülen deplasmanları kullanarak aynı dolgunun
kazıklarla birlikte yapıldığı taktirde kazıklar üzerinde etkili olacak olan eğilme momenti ve
deplasmanları hesaplamaktır. Kazıksız durumdaki deplasmanların bilinmesi durumunda bu
hesap yöntemleri hemen her tür problemde kullanılabilir (Stewart ve diğ. 1994).
Deplasmanlara dayalı yöntemlerin en önemli zorluğu ise kazığın yapılacağı kesitteki kazıksız
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
330

duruma ait yatay deplasmanların elde edilmesidir (Byrne ve diğ. 1984). Genel olarak düşey
deplasmanların tahmin edilmesi nispeten daha kolay olmakla birlikte yatay deplasmanlar için
aynı durum söz konusu değildir. Poulos (1971) bu zorlukları; poisson oranının
belirlenmesindeki zorluklara, zeminin anizotropik ve heterojen yapısına, zeminin doğrusal
olmayan yük-deformasyon davranışına ve her vaka için özel olan ve yapıdan zemine yük
aktarımını tanımlayan rijitlik vb. faktörlerin ihmal edilmesine bağlamaktadır. Tavenas ve diğ.
(1979) tarafından geliştirilen ampirik yöntem ve sonlu elemanlar analizleri yatay
deplasmanların belirlenmesi amacıyla kullanılmakla birlikte bu konuda en güvenilir yöntem
hiç şüphesiz araziden alınan inklinometre ölçümleridir. Bigot ve diğ. (1977, 1982) tarafından
yapılan çalışmalar doğru yatay deplasmanların elde edilmesi durumunda deplasmanlara bağlı
yöntemlerle hesaplanan eğilme momenti ve deplasmanların gerçeğe çok yakın sonuçlar
verdiğini ortaya koymaktadır. Deplasmanlar, zemin davranışı üzerinde etkili olan tüm
faktörlerin etkisi sonucunda oluştuğundan; zeminin anizotropisi, heterojen yapısı,
sıkışabilirlik ve mukavemet özellikleri, deplasmana ve zamana bağlı doğrusal olmayan
davranışı, vb. etkilerin hepsi doğrudan hesaba katılmış olacaktır. Yatay deplasmanların
belirlenmesindeki zorluklar önemli olmakla birlikte deplasmanlara dayalı hesap yöntemlerinin
diğer tüm hesap yöntemlerine göre zemin davranışını temsil etmekteki üstünlüğü bu hesap
yöntemlerini vazgeçilmez hale getirmektedir.

Yukarıdaki anlayışla deplasmana dayalı yöntemler yumuşak zeminlerin üzerine yapılan
dolguların topuğuna yapılan kazıkların davranışının anlaşılması ve kazığa gelen yük ile
kazıkta oluşan kesme kuvveti ve momentlerin hesaplanması bakımından etkin yer
bulmuşlardır. Deplasmana dayalı yöntemler grubunda dikkate değer çalışmalar arasında
Chow (1996), Leung ve Chow (1996), Wong ve Teh (1995), Goh ve diğ. (1997), Goh ve diğ.
(2003) sayılabilir. Bu çalışmaların hepsinde kazığa deplasmanlarla yük aktarımı anlayışı
Keleşoğlu (2006) da Şekil 6.15’te tanımlanan mekanizmaya dayandırılmaktadır. Buradaki
mekanizmaya göre eğer bir zemin kesitinde kazıksız durumda y
s
yatay deplasmanı oluşuyor
iken aynı kesitte kazıklı durumda y
p
deplasmanı oluşuyor ise iki deplasman arasındaki fark
kuvvetlere dönüştürülerek kazık tarafından taşınan yükler bulunabilir.


Şekil 6.15. Kazıksız ve kazıklı durumda oluşan yatay deplasmanlar (Keleşoğlu 2006)
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

331


Bu davranış mekanizmasına göre kazık zemin arasındaki yük paylaşımını ifade eden temel
formül eşitliği ile verilmektedir.
[ ] [ ] ( ){ } [ ]{ }
P S P S S
K K y K y + = (6.16)
Bu denklemin sağ tarafındaki [K
S
]{y
s
} ifadesi kazıksız durumda yatay zemin hareketleri
nedeniyle kazıklar üzerinde etkili olan yatay kuvvetleri tanımlamaktadır. Sol tarafındaki
([K
p
]+[K
s
]){y
p
} ifadesi ise kazığa etki eden [K
S
]{y
s
} kuvvetlerinin kazık ve zemin
arasında rijitlikleri oranında paylaşıldığını göstermektedir. ([K
p
]+[K
s
]){y
p
}=[K
S
]{y
s
}
ifadesi oldukça basit formda bir ifade olmakla birlikte zemin rijitliğini ifade eden [K
s
]
matrisinin bulunması problemin ana zorluğudur. Chow (1996) [K
s
] rijitlik matrisini elastisite
modülüne bağlı tek bir değer olarak kullanmaktadır. Bu ciddi bir kısıtlılık anlamına gelir
çünkü problemin kazık ve zemin deplasman büyüklüğü hesaba katıldığında zeminde elastik
davranışın geçerli olacağını ifade edebilmek pek mümkün değildir. Wong ve Teh (1995),
Goh ve diğ. (1997),Goh ve diğ. (2003) gibi araştırmacılar ise rijitlik matrisinin hesabında
plastik davranışı hesaba katabilmek için zemini temsil eden yayların kuvvet-deplasman
ilişkisini hiperbolik eğrilerle temsil etmişlerdir. Düşük birim deformasyon seviyelerinde
zemininin dış yüke tepkisi elastik kabul edilmekle birlikte hiperbolik yaklaşım, artan
deformasyonla gerilme seviyesine bağlı olarak rijitliğin değiştirilmesini sağlar ve böylece
plastik malzeme yaklaşımı uygulanmış olur. Ancak ne var ki hiperbolik ilişki ile bulunan
rijitlik değerleri laboratuvar üç eksenli basınç deneyi ile elde edilen gerilme deformasyon
eğrilerinden kullanılarak tespit edilir. Deplasmana dayalı yaklaşımın ana parametresinin
laboratuvar deneyleri ile elde edilmesi arazideki ilgili zemin kütlesinin hacmi, hangi rijitliğin
hangi zamanda geçerli olacağı, zeminin kendi içinde değişim süreci ve bunlarda zaman etkisi,
konsolidasyon devresindeki davranış gibi bir çok etkenin birleşik etkinliğini aktarmaya uygun
değildir ve de bu durum yöntemin en önemli sorunudur.

Deplasmana dayalı yöntemler arasında kazık-zemin sisteminin üç boyutlu davranış
mekanizmasını dikkate alan deformasyon kaması yöntemi de (Şekil 6.16) kabul görmüş
yöntemlerdendir. Bu yöntem kazığın hareketi önünde deformasyona uğrayan zemin
kütlesinde oluşan birim deformasyon seviyesinden hareketle mobilize olan kayma
mukavemeti açısını ve gerilme değerlerini bulmaktadır. Yöntem farklı birim deformasyon
değerlerinin üç boyutlu mekanizmanın davranışına etkisini küçük ve büyük deformasyon
seviyeleri için bulmaktadır. Diğer mevcut deplasmana dayalı sistemlerin başlıca sorunu bu
yöntem için de söz konusudur. Zemin rijitliği laboratuvar üç eksenli basınç deneyi
sonuçlarına göre elde edilmekte ve ampirik bağıntılar kullanılmaktadır.

Dr. Kubilay Keleşoğlu’nun doktora tez çalışması ile sunulan yöntem kendisinden önceki
deplasmana dayalı yöntemlerin zemin rijitliği hesabında ampirik bağıntılara bağımlılığından
veya küçük boyutlu numunelerle yapılan laboratuvar deneylerinin kısıtlarından arındırılmış ve
sadece arazide ölçülen deplasmanlara ve boşluk suyu basınçlarına dayandırılmış bir
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
332

yöntemdir. Keleşoğlu (2006), Keleşoğlu ve Çinicioğlu (2006) ve Çinicioğlu ve Keleşoğlu
(2006)’da tanımlandığı gibi kazıksız durumdaki zemin deplasmanları arazi gözlemsel
yöntemleri ile elde edildikten sonra bu deformasyonlara sebep olan gerilmelerin elde edilmesi
gerekir.


Şekil 6.16. Kazık önünde oluşan deformasyon kaması (Ashour ve diğ, 1998)

Bölüm 6.2.1’de tanıtıldığı gibi Zhang ve diğ. (1998) tarafından geliştirilen yöntem aktif ve
pasif göçme durumları dışındaki ara gerilme durumlarında da deformasyonlar ile gerilmeler
arasında ilişki kuran çok önemli bir olanak sunmaktadır. Keleşoğlu (2006)’nın doktora tez
çalışmasında araştırılan zemin-kazık yük paylaşımı ve kazığın buna göre tasarımına ait
problemde de Zhang ve diğ. (1998)’nin önerdiği metodoloji en önemli araçlardan biri olarak
kullanılmıştır.
6.4. KELEŞOĞLU VE ÇĐNĐCĐOĞLU DEPLASMANA DAYALI KAZIK TASARIM
YÖNTEMĐ
Bu yöntemde dolgu topuğuna inşa edilen kazığın dolgu yükleri altında sıkışan yumuşak
zeminin yaptığı yatay deplasmanlarla yüklenmesi esas alınmaktadır. Kazıksız durumda bu
zemin hareketleri topuğa ve ilerisine doğru aktarılacak ve yine zemin tarafından
karşılanacaktır. Dolgudan uzaklaşan tarafta yer alan bu bölge bu çalışmada yer yer pasif
yüklenmiş bölge olarak tanımlanmaktadır. Burada pasif yüklenmiş ifadesi kazığın ön
tarafında veya dolgu topuğunun önünde yer alan bu bölgede gerilme şartlarının gerçekten
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

333

pasif duruma tekabül ettiği anlamına gelmemektedir. Fakat bu bölgedeki zemini durgun
şartlardan pasif duruma giden duruma karşı gelen ara bir gerilme durumu ile yükleneceği için
davranışın yönünü ifade etmek bakımından pasif yüklenmiş bölge tanımlaması
kullanılmaktadır. Bu çalışmada davranışa katılan zemin kütlesinin davranışını daha kapsamlı
ve detaylı olarak tanımlayabilmek için kazık önündeki zemin bölgelere ayrılmıştır (Şekil
6.17b). Her bölgedeki deformasyon artış oranları elde edilerek ve Zhang ve diğ. (1998)
yöntemi kullanılarak yatay toprak basıncı katsayısı K’nın dolgunun başlamasından itibaren
tüm inşaat sürecinde ve sonrasında istenilen sıklıkta sürekli olarak elde edilebilmesi
sağlanmıştır. Böylece ilave boşluk suyu basıncı ölçümleri de varsa geçerli efektif gerilme
değerleri sürekli olarak elde edilebilir. Kazıksız duruma ait olan bu bilgi zeminin tepki
karakteristiklerini tanımlamak için önemlidir. Zemin tepki karakteristikleri tanımlandıktan
sonra bu aynen kazıklı durumda da geçerlidir. Fark, paylaşımın bileşenlerindedir, yani
kazıksız durumda yük zemin-zemin arasında paylaşılırken, kazıklı durumda kazık ve zemin
arasında paylaşılır (Şekil 6.15). Keleşoğlu (2006) doktora tez çalışması kapsamında
geliştirilen bu yöntemin diğer deplasmana dayalı yöntemlerden en önemli farklılığı ve
avantajı yatay toprak basıncı katsayısının (K) değişimi ile yatay yatak katsayısı (k
h
)arasında
yapısal bir bağ kurmasıdır. Böylece kazıksız durumda serbest zemin ortam şartlarında elde
edilen bilgi kazıklı duruma transfer edilebilmektedir. Bu çalışmada da Cubzac-les-Ponts test
dolgusu ortamı ve burada yapılan aletsel gözlemleme sonuçları problemin çözümü için örnek
durum olarak kullanılmışlardır. Bu seçimin sebebi Cubzac-les-Ponts test dolgusunun
literatürde gerek zemin özelliklerinin tayin edilmesi gerek aletsel gözlemleme uygulamasının
yeterliliği bakımından en gelişmiş birkaç örnekten birisi olmasıdır. Yeni geliştirilen
yöntemlerin işbirliği sorgulanırken, iyi tanımlanmış verilerle çalışılmasının güveni arttırıcı bir
unsur olacağı açıktır. Şekil 6.17’de daha önce de verildiği gibi Cubzac-les-Ponts deneyi sahası
ve dolgusu, aletsel gözlemleme şeması, yükleme programı ve zemin tabakalanması ile birlikte
verilmektedir.


Şekil 6.17. (a) Test sahası (b) aletsel ölçüm sistemi (c) inşaat ve ölçüm alınan günler

Cubzac-les-Ponts test dolgusu 2.3 metre yüksekliğinde 1.5 güvenlik sayısını koruyacak
şekilde yapılmış fakat yaklaşık 2000 güne kadar ölçüm alınmıştır. Bu çalışmada 817. güne
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
334

kadar alınan ölçümler kullanılmıştır. Temel zemininin laboratuvar deneyleri ile elde edilen
parametreleri Şekil 6.18’de sunulmaktadır.


Şekil 6.18. Cubzac-les-Ponts test sahasının yumuşak zeminlerine ait laboratuvar deneyi
sonuçları (Magnan ve diğ. 1983)

Yapılan çalışmanın hedefi topukta yapılan kazık üzerinde etkili olan yatay yükleri bulmak
olduğu için çalışmayı en çok ilgilendiren ölçüm serbest zemindeki yatay hareket verileridir ve
dolgu topuğundaki inklinometre ile alınan ölçümlerin grafiksel ifadesi Şekil 6.19’da
verilmektedir.

7 8
1
4 5 6
13
15
63 175
741 817
0,0
1,0
2,0
3,0
4,0
5,0
6,0
7,0
8,0
9,0
10,0
0,0 2,0 4,0 6,0 8,0 10,0 12,0
Yatay deplasman (cm)
D
e
r
i
n
l
i
k

(
m
)

Şekil 6.19. Kazığın yapıldığı kesitte kazıksız durumda oluşan yatay deplasmanlar

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

335

Yöntemde zemin karakteristiklerini tanımlamak üzere kazık önüne rastlayan kesimde yapılan
bölgelendirme Şekil 6.20’de ABCD bölgesi olarak gösterilmektedir. Bölgenin toplam
kalınlığı gözlemsel verinin mevcut olduğu 9 metre olarak alınmıştır.



Şekil 6.20. Geliştirilen yöntemin uygulandığı bölgeler ve 1-5 no’lu bölgelerde dolgu
inşaatıyla oluşan yatay toprak basıncı değerleri

Yöntemi etkin olarak kullanabilmek için deformasyon verisinin bulunmadığı ve eleman
köşelerine rastlayan noktalarda ara değer bulma yöntemi uygulanmıştır. Burada tanımlanan
beş eleman için ölçüm sonuçlarına göre herhangi bir t=ti zamanı için elemanın deformasyon
artış oranına R
ε
=∆ε
3
/ ∆ε
1
bağlı olarak ve Zhang ve diğ. (1998) yöntemini uygulayarak
geçerli yatay toprak basıncı K değerleri sürekli olarak elde edilmektedir. K değerlerinin
zamana bağlı değişimi Şekil 6.20’de sunulmaktadır. Yöntemin uygulanış felsefesi Şekil
6.21’de şematik olarak tanımlanmaktadır.
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
336


Şekil 6.21. Kazıklı ve kazıksız durumlarda pasif olarak sıkışan zemin bölgeleri

Şekilde tanımlanan anlayışa paralel olarak Keleşoğlu (2006), Keleşoğlu ve Çinicioğlu (2006)
ve Çinicioğlu ve Keleşoğlu (2006) yayınlarında da tanımlandığı gibi herhangi bir zaman için
geçerli yatay toprak basıncı katsayısı K değerleri ile yatay yatak katsayısı, k
h
arasında

v h
K y k σ′ = . . (6.17)

v h
y
K
k σ′

= . (6.18)
ilişkisi kurulmuştur. Bu anlayışa göre yukarıdaki (6.17) nolu bağıntı serbest zemin
deformasyon durumunu, zemin-kazık etkileşim durumuna dönüştürme işlevini görmektedir.
(6.18) nolu bağıntı ile yatay yatak katsayısı üzerinde efektif jeolojik yükün etkisi ve
dolayısıyla derinliğin etkisi de hesaba katılmaktadır.

Kazıktaki deplasman arttıkça deformasyona zeminde ve buna bağlı olarak ta yatay yatak
katsayısında azalım meydana gelir. Bu davranış zeminin gerilme-deformasyon eğrisinin
hiperbolik yapısında artan gerilme değerlerinde azalan eğri eğimi olarak kendisini gösteren
davranıştır. k
h
’ın kazık şekil değiştirmesine veya hareketine bağlı olarak nasıl değiştiği
Prakash ve Kumar (1996) tarafından deneysel çalışmalarla Şekil 6.22’de görüldüğü gibi
tanımlanmıştır.

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

337


Şekil 6.22. Yatay yatak katsayısının deplasmana bağlı azalımının tipik gösterimi (Prakash ve
Kumar, 1996)

Keleşoğlu ve Çinicioğlu (2006) yaklaşımı ile elde edilen rijitlik azalım eğrileri Şekil 6.23’de
görüldüğü gibi tamamen aynı davranışı yansıtmaktadır. Azalım eğrileri ve deplasmana dayalı
yöntemlerin rijitliğe göre yük paylaşım formülü

[ ] { } [ ] { }
P S P S S
n n
K K y K y ∆ ∆ + = (6.19)
bir arada kullanılarak yapılan hesaplar sonucunda elde edilen kazık yükü, kesme kuvveti,
moment değişim diyagramları yöntemin son derece sağlıklı ve gerçekçi işlediğini gösterecek
niteliktedir. Şekil 6.24 ve 6.25’de Yöntemle elde edilen sonuçları Crisp ve Plaxis sonlu
elemanlar programları ile elde dilen sonuçlarla karşılaştırılan grafikler verilmektedir. Bu
yöntemin diğer tüm deplasmana dayalı yöntemlerden ayıran bir diğer önemli özelliği ise
davranışı takip etmek veya kesme kuvvetleri ve momentleri hesaplamak bakımından hiçbir
zaman kısıtlamasının olmamasıdır. Yöntem hem kazıkların dolgu yapımından önce inşa
edilmesi hem de dolgudan sonra inşa edilmesi durumu için çalışmaktadır.





Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
338



Şekil 6.23. Hesaplar sonucunda elde edilen rijitlik azalım eğrileri
0,00
1,00
2,00
3,00
4,00
5,00
6,00
7,00
1 10 100 1000
Zaman (gün)
K
a
z
ı
k

B
a
ş
ı
n
d
a
k
i

D
e
p
l
a
s
m
a
n

(
c
m
)
YÖNTEM
CRISP
PLAXIS

Şekil 6.24. Kazık başında oluşan yatay deplasmanlar
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

339

KAZIKEĞĐLMEMOMENTĐ [kNm]
** 1.KADEMEDOLGU ** (1.GÜN)
-18,0
-16,0
-14,0
-12,0
-10,0
-8,0
-6,0
-4,0
-2,0
0,0
-200 0 200 400
PLAXIS
CRISP
YÖNTEM
KAZIKEĞĐLMEMOMENTĐ [kNm]
** 1.KADEMEDOLGUKONSOLĐDASYON** (4.GÜN)
-18,0
-16,0
-14,0
-12,0
-10,0
-8,0
-6,0
-4,0
-2,0
0,0
-200 0 200 400
PLAXIS
CRISP
YÖNTEM
KAZIKEĞĐLMEMOMENTĐ [kNm]
** 5.KADEMEDOLGUKONSOLĐDASYON ** (7.GÜN)
-18,0
-16,0
-14,0
-12,0
-10,0
-8,0
-6,0
-4,0
-2,0
0,0
-200 0 200 400 600
PLAXIS
CRISP
YÖNTEM
KAZIKEĞĐLMEMOMENTĐ [kNm]
** 13.GÜN**
-18,0
-16,0
-14,0
-12,0
-10,0
-8,0
-6,0
-4,0
-2,0
0,0
-200 0 200 400 600
PLAXIS
CRISP
YÖNTEM
KAZIKEĞĐLMEMOMENTĐ [kNm]
** 63.GÜN**
-18,0
-16,0
-14,0
-12,0
-10,0
-8,0
-6,0
-4,0
-2,0
0,0
-200 0 200 400 600 800
PLAXIS
CRISP
YÖNTEM
KAZIKEĞĐLMEMOMENTĐ [kNm]
** 817.GÜN**
-18,0
-16,0
-14,0
-12,0
-10,0
-8,0
-6,0
-4,0
-2,0
0,0
-200 0 200 400 600 800 1000 1200
PLAXIS
CRISP
YÖNTEM

Şekil 6.25. Yöntem, Crisp ve Plaxis analizlerinden elde edilen kazık eğilme momentleri

6.5. ANKRAJLI DUVARLARDA DEFORMASYONA DAYALI YÖNTEM
Bu konuda yapılan çalışmalar ilk olarak Koçyiğit (2003)’in yüksek lisans teziyle başlamıştır
ve henüz gelişimini devam ettirmektedir. Burada geliştirilmekte olan yöntem özetlenecektir.

Ankrajlı destek sistemlerinde, klasik aktif ve pasif yanal toprak basıncı formüllerinin
kullanılması inşaatın bazı aşamalarındaki yapı-zemin etkileşimini yeterli seviyede
yansıtmamaktadır. Bu nedenle, bu tür destek sistemlerinin tasarımında gerilme zarfları
kullanılmaktadır. Bu zarflar imalat süresince iksa duvarına gelebilecek tüm gerilmeleri
kapsayacak şekilde tanımlanmıştır ve inşaatın herhangi bir aşamasında etkili olan yüklerin
bulunmasına yönelik değildir. Bu kapsamda yapılan çalışmada, ankrajlı bir iksa sisteminde,
inşaatın her aşamasında zeminden iksa duvarına aktarılan gerçek yüklerin bulunması
amaçlanmıştır. Geliştirilen özgün bir yöntem ile zeminde meydana gelen deformasyonlar
zemin-yapı etkileşimi çerçevesinde kullanılarak iksa duvarına aktarılan yükler bulunmaktadır.
Yöntem bir örnek bir ankrajlı ve kazıklı iksa sistemi üzerinde uygulanmış ve imalatın farklı
aşamalarında iksa duvarına aktarılan yüklerin sabit olmadığı ve ankrajlara öngerilme yapılan
aşamalarda bu değerlerin maksimuma ulaştığı görülmüştür. Elde edilen bulguların literatür ile
uyumlu olduğu tespit edilmiştir.

Çalışma kapsamında zemin-yapı sisteminde göçmeye ulaşıldığını kabul ederek çözüme giden
limit denge yaklaşımı kullanılmamış, zeminde meydana gelen birim deformasyonların
kullanılması ile gerçek zemin davranışı ve bunun yapı üzerindeki etkisi tanımlanmaya
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
340

çalışılmıştır. Bu yöntem geliştirilirken literatürde yer alan iki yöntem temel olarak alınmıştır.
Bunlardan birisi, bir zemin elemanında oluşan asal birim deformasyonlara bağlı olarak o
zemin elemanında mobilize olan içsel sürtünme açılarının belirlenmesine yönelik olarak
geliştirilen Zhang ve diğ. (1998)’nin çalışması diğeri ise Norris (1986) ve Ashour ve diğ.
(1998) tarafından geliştirilen ve yatay yüklü kazıklarda zemin-yapı etkileşimini üç boyutlu
tanımlayan ve birim deformasyona bağlı olarak çözen “Deformasyon Kaması” yöntemidir.

Bozbey, Çinicioğlu, Koçyiğit (Bozbey ve diğ. 2004) yönteminde iksa sistemindeki
deformasyonlar kullanılarak zeminde mobilize olan içsel sürtünme açıları bulunmakta ve bu
değerler “Deformasyon Kaması” yöntemi içerisinde değerlendirilerek iksa duvarına aktarılan
yükler hesaplanmaktadır.

Zeminde mobilize olan içsel sürtünme açılarının bulunması için daha önceki konularda da
yararlanılan Zhang ve diğ. (1998)’nin yatay toprak basıncı katsayısını deformasyon artış oranı
cinsinden bulan yöntemi kullanılmıştır.

Şekil 6.26. Deformasyon oranı (R
ε
)-Zemin elemanında mobilize olan içsel sürtünme açısı

’m
) ilişkisi (Bozbey ve diğ. 2004)

6.5.1.Deformasyon Kaması Modeli

Yöntem, zemin davranışının yapıya aktarılması bakımından “Deformasyon Kaması” modelini
esas almaktadır. Bu modelde, esnek bir kazığın yatay yük altındaki davranışı incelenmekte ve
zemin-kazık etkileşimi üç boyutlu olarak ele alınmaktadır (Norris 1986, Ashour ve diğ. 1998).
Kazığın arka tarafında oluşan pasif kamayı temsil edecek şekilde bir “Deformasyon Kaması”
bulunmaktadır. Kazık arkasında oluşan “Deformasyon Kaması” Şekil 6.27a’da, kama kesiti
ise Şekil 6.27b’de görülmektedir. Kamadan herhangi bir derinlikte alınan bir dilim ise Şekil
6.27c’de sunulmaktadır. Θ
m
ve β
m
kamaya ait açıları, φ
m
zeminde mobilize olan içsel
sürtünme açısını ve kamanın genişleme açısını, K ise deformasyon oluşmadan önceki yanal
toprak basıncı katsayısını temsil etmekte ve bu model için K=1 olarak alınmaktadır. y ise
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

341

herhangi bir x derinliğinde meydana gelen yer değiştirmeyi temsil etmektedir. σ′
vo
kazığın
ilgili derinliğindeki düşey efektif gerilme, D ise kazığın çapıdır. Pasif kamanın ön tarafında
deformasyon nedeniyle oluşan yatay gerilme değişimi, ∆σ′
h
, kazık ve zemin arasında gelişen
sürtünme, τ ve kamanın yan tarafında etkili olan kuvvetler F’dir.


Şekil 6.27. Deformasyon kaması (a) Kazıkta meydana gelen deformasyona bağlı olarak
oluşan pasif kama ve geometrisi (b) Kama kesiti ve geometrisi (c) Kamadan herhangi bir
derinlikte alınan dilimin geometrisi ve etkileyen kuvvetler (Ashour ve diğ. 1998)

Şekil 6.27a ve 6.27c’den de görülebileceği gibi, kamaya ait BC uzunluğu ve kazığın herhangi
bir kesitinde kazığa etkiyen yük, P ise aşağıdaki bağıntılarla verilmektedir.

m m
x h D BC φ β tan tan 2 ) ( − + = (6.20)

2 1
2 ) ( DS S BC P
h
τ σ + ∆ = (6.21)
Burada S
1
ve S
2
şekil faktörleri olup, dairesel kesitler için sırasıyla 0.75 ve 0.5 olarak
alınmaktadır. Pasif kamanın ön tarafında herhangi bir derinlikte gelişen yatay gerilme
değişimi, ∆σ′
h
ile kazık ve zemin arasında gelişen sürtünme, τ ise
( ) ( ) 1 2 / 45 tan
2
− + = ∆
m vo h
φ σ σ (6.22)
) tan(
s
vo
φ σ τ = (6.23)
) tan( 2 ) tan(
m s
φ φ = (6.24)
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
342

formülleri ile bulunur. φ
s
kazık ile zemin arasındaki sürtünme açısıdır.

Yukarıda tanımlanan BC , ∆σ′
h
, τ ve P değerleri, zeminde mobilize olan içsel sürtünme
açılarına ve efektif gerilmelere bağlı oldukları için derinlikle birlikte değişmektedir.

6.5.2. Geliştirilen Yöntem

Anabilim dalımızda yapılan çalışma kapsamında, yukarıda tanıtılan deformasyon kaması
modeli, destek sistemi olarak kazık kullanılan bir ankrajlı sisteme uyarlanmıştır. Kazığın
deformasyonu sebebiyle komşu zeminde pasif kama oluşan kısımlar için model aynen
uygulanmıştır. Ancak duvarın kazı tarafına doğru hareket ettiği durumlarda bu model
kullanılamayacağı için deformasyon kaması modeli zeminde genişlemeyi modelleyebilen
aktif kamaları içerecek şekilde geliştirilmiştir. Aktif kamaların geometrisini belirlemek üzere
Θ
m,
β
m
ve

∆σ′
h
için formüller geliştirilmiş ve aşağıda sunulmuştur.
2 / 45
m m
φ + = Θ (6.25)
2 / 45
m m
φ β + = (6.26)
( ) ( ) ( ) 2 / 45 tan 1
2
m vo h
φ σ σ − − = ∆ (6.27)
Bu çalışma kapsamında geliştirilen metodolojinin başlıca aşamaları şunlardır;

1. Ölçülen yatay ve düşey deformasyonlara bağlı olarak zeminde farklı derinliklerde
mobilize olan içsel sürtünme açıları Zhang ve diğ. (1998)’de geliştirilen ve yukarıda
kısaca özetlenen yöntem ile bulunmaktadır.
2. Daha sonra deformasyonlara bağlı olarak destek sistemi boyunca zeminin genişlemesi
ve sıkışmasına bağlı olarak komşu zemin(ler)de oluşan aktif ve pasif deformasyon
kamaları belirlenmektedir.
3. Her bir kama için derinliğe bağlı olarak P (bkz. Şekil 6.27c) hesaplanmakta ve
böylece destekleme sistemi boyunca zeminden kazığa aktarılan yükler bulunmaktadır.
4. Kazığın gömülü olan kısımlarında, kazığın önünde ve arkasında zemin bulunmaktadır.
Bu durumda her iki tarafta mobilize olan içsel sürtünme açıları hesaplanmaktadır.
Ayrıca bir tarafta aktif, diğer tarafta pasif kama oluşacağı için iki farklı P yükü elde
edilmektedir. Kazığa etkiyen net yük bu iki yükün farkıdır.

6.5.3. Yöntemin Uygulanabilirliğinin Đncelenmesi

Yöntemin uygulanabilirliğini değerlendirmek için FHWA (1999)’da verilen bir örnek
seçilmiştir. Örnekte içsel sürtünme açısı ilk on metrede orta sıkılıkta, daha aşağıda ise daha
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

343

yüksek sıkılıkta olan granüler bir zeminde, 60 cm çapında ve 3.0 metre aralıklarla
yerleştirilmiş olan kazıklar ile desteklenmiş ankrajlı bir iksa sistemi verilmektedir. Final
durumda kazı kotu 10.0 metreye inmekte ve sistem birincisi 3.0 metrede, ikinci ise 6.5
metrede olmak üzere iki adet ankraj ile desteklenmektedir. Bu tür bir destek sisteminin inşaası
için kazıkların yapılmasını tabiken beş aşama seçilmiştir. Birinci aşama ilk ankraj kotuna
kadar yapılan hafriyatı, ikinci aşama birinci ankrajın gerilmesini, üçüncü aşama ikinci ankraj
kotuna kadar hafriyatı, dördüncü aşama ikinci ankrajın gerilmesini ve son aşama olan beşinci
aşama final kotu olan 10.0 metre kotuna kadar kazıyı kapsamaktadır.

Đlk olarak inşaatın her aşaması için yatay ve düşey deformasyonlar tanımlanmıştır. Yatay
deformasyonlar, FHWA (1999)’da verilen bir örnek için ölçülen deformasyonlar baz olarak
alınarak Şekil 6.28’te verildiği gibi seçilmiştir. Yöntemin doğru işleyebilmesi için düşey
deformasyon değerlerine ihtiyaç vardır. Fakat literatürde düşey deformasyonun da ölçüldüğü
bu tür bir probleme ait aletsel gözlem verisi bulunamadığı için düşey deformasyon değerleri
için kabul yapılmıştır. Zeminde mobilize olan içsel sürtünme açılarının değişimi ve kazığa
aktarılan yükler Şekil 6.29 ve 6.30’da verilmektedir.
-20 -10 0
yatay deformasyon, mm
d
e
r
i
n
l
i
k
Farklı aşamalar Kazı kotları
1

Şekil 6.28. Yatay deformasyonlar

Şekil 6.29’da kazığın arka tarafında zeminde mobilize olan içsel sürtünme açıları (φ'
m
)
verilmektedir. Görüldüğü gibi zeminde mobilize olan içsel sürtünme açıları her inşaat
aşamasında değişmektedir. Bunun nedeni deformasyonların her aşamada değişmesidir. Bazı
deformasyon durumlarında mobilize olan içsel sürtünme açısının limit değerine ulaştığı
görülmektedir.
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
344

0
3
5
8
10
13
0 20 40
φ
/
m
d
e
r
i
n
l
i
k

(
m
)
Farklı aşamalar

Şekil 6.29. Đnşaat süresince kazığın arka tarafındaki zeminde mobilize olan içsel sürtünme
açıları, φ'
m


Tüm inşaat aşamaları için destek sistemi olan kazığa aktarılan yükler Şekil 6.30, 6.31 ve
6.32’de verilmektedir. Birinci aşamada, kazığın arkasına aktarılan yükler kazı tabanına kadar
yaklaşık olarak doğrusal bir artış göstermektedir (Şekil 6.30). Bu tip artış klasik yöntemlerle
bulunan aktif toprak basıncını hatırlatmaktadır. Kazığın ön tarafında ise kazığa aktarılan
yükler derinlikle birlikte doğrusal olarak artmamaktadır. Bu tür bir davranış çeşitli modeller
üzerinde pasif gerilmeleri ölçmüş olan Lazebnik (1997) tarafından da gözlemlenmiştir.

0
3
5
8
10
13
-500 -250 0 250 500
Aktarılan yük (kN/m)


0
3
5
8
10
13
-500 -250 0 250 500
Aktarılan yük (kN/m)


Şekil 6.30. Birinci ve ikinci aşamada kazığa aktarılan yükler

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

345

0
3
5
8
10
13
-500 -250 0 250 500
Aktarılan yük (kN/m)


0
3
5
8
10
13
-500 -250 0 250 500
Aktarılan yük (kN/m)

Şekil 6.31. Üçüncü ve dördüncü aşamada kazığa aktarılan yükler
0
3
5
8
10
13
-500 -250 0 250 500
Aktarılan yük (kN/m)

Şekil 6.32. Beşinci aşamada kazığa aktarılan yükler

Đkinci aşamada kazı kotu üç metrede iken ankraj imal edilip gerilmiştir. Öngerilme sebebiyle
kazığın zemine doğru hareket etmesi sonucunda bu noktada pasif davranış oluşmuş ve kazığa
aktarılan yükler önemli ölçüde artmıştır (Şekil 6.30). Ankrajın gerildiği bu aşamada kazığa
aktarılan yükler aktif toprak basıncı ile elde edilecek değerlerin çok üzerindeki büyüklüklere
ulaşmaktadır.

Üçüncü aşamada kazık önündeki kazıya devam edilmiştir. Bu kazı ile birlikte birinci ankrajın
bulunduğu yerde gevşeme olmuş ve bu nedenle kazığa aktarılan yükler azalmıştır (Şekil
6.31). Dördüncü aşamada ikinci ankraj imal edilmekte ve gerilmektedir. Bu aşama ikinci
aşama ile büyük benzerlikler taşımaktadır. Bu aşamada ankrajın gerildiği noktada lokal olarak
kazığa aktarılan yükler artmaktadır (Şekil 6.31).

Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
346

Beşinci aşamada duvar önü kazısı final kotu olan on metreye indirilerek inşaat
tamamlanmıştır. Bu aşamada ikinci ankrajın olduğu bölgede kazık kazı tarafına doğru hareket
ettiği için zeminde pasif davranış yerine aktif davranış gelişmiş ve bu bölgede kazığa
aktarılan yükler azalmıştır (Şekil 6.32).

Bu çalışma sonucunda kazık üzerine gelen yüklerin imalatın her aşamasında değiştiği
görülmüştür. Özellikle ankraja öngerilme uygulanan aşamalarda ankrajın olduğu seviyelerde
kazığa aktarılan yüklerin arttığı görülmüştür. Bu nedenle kazığa gelen yükler açısından
ankrajların gerildiği ikinci ve dördüncü aşamalar en kritik aşamalardır. Tüm aşamalar için
kazığa aktarılan yükler Şekil 6.33’de bir arada verilmiştir.

0
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
0 250 500
Aktarılan yük (kN/m)
D
e
r
i
n
l
i
k

(
m
)

Şekil 6.33. Tüm aşamalarda kazığa etkiyen yükler

Bu çalışma kapsamında elde edilen değerler FHWA (1999)’da verilen model duvardan elde
edilen sonuçlar ile uyumludur. Geliştirilen yöntemin örneğe uygulanması sırasında kullanılan
deformasyonların seçiminde literatürde yer alan ölçümlerden yararlanılmıştır. Fakat eksik
ölçüm değerleri için uygun atamalar yapılmıştır. Bu sebeple sonuçlar yaklaşık olmakla
beraber, modelin gerçek davranışı temsil edebilme kabiliyeti görülmüştür.

Geliştirilmiş olan yöntemin, derin kazı iksa sistemleri için tüm aşamaları kapsayan tek bir
gerilme zarfı yerine, tüm aşamalarda meydana gelmesi beklenen yükleme durumlarını
tanımlama kabiliyetine sahip olduğu düşünülmektedir.

Yapılmış olan çalışma sonucunda, iksa sisteminin bir parçası olarak imal edilen kazığa gelen
yüklerin imalatın her aşamasında değiştiği, özellikle öngerilme uygulanan aşamalarda
ankrajın olduğu yerlerde lokal olarak arttığı görülmüştür. Kazığa gelen yükler açısından
ankrajların gerildiği ikinci ve dördüncü aşamalar en kritik aşamalardır.

VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

347

Kazığa komşu zeminlerde mobilize olan içsel sürtünme açıları deformasyonlara bağlı olarak
her aşamada değişmekte, bazı deformasyonlarda limit değere ulaşmaktadır.

Bu yöntem çok kademeli bir çalışmanın ilk ve en önemli adımıdır. Çalışmanın devamında
arazide gerçek destekleme sistemlerinden elde edilmiş olan deformasyon ve gerilme değerleri
kullanılarak yöntem doğrulanacak ve geliştirilecektir. Ayrıca her aşamada yüklerde zamana
bağlı olarak meydana gelen değişim de incelenecektir.
7. GENEL DEĞERLENDĐRME VE SONUÇ
Bu çalışmada bilimsel bir disiplin olarak tanındığı 1920’lerden günümüze Zemin
Mekaniği’nin gelişim sürecinin değerlendirmesi yapılmaya çalışılmıştır. Zemin Mekaniğinin
ilk dönemlerinde genellikle belli idealize şartlar altında yapılan deneyler sonucunda çeşitli
teoriler ve formüller elde edilmiştir. Bu dönemdeki gelişmeler uygulamadaki problemlerin
anlaşılması için önemli katkılar getirmiştir. Fakat, zeminin ve doğanın değişken yapısı ve yapı
tipi ile uygulama özelliklerindeki farklılıklar sebebiyle, zemin davranışı belli kabuller
çerçevesinde idealize şartlar için geliştirilen kanunlarla tanımlanırken zorluklar ortaya
çıkmaktadır. Zemin yapıları çeşitlendikçe ve karmaşıklaştıkça (temeller, yollar, köprüler,
barajlar, limanlar, metrolar vs.) etkilenen zemin kütlesinin davranışını açıklamak
zorlaşmaktadır. Buna bağlı olarak gerek doğrudan Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği
biliminin gelişmesi, gerek diğer disiplinlerdeki bilgi artışının bu alana bilgi aktarması
sonucunda, zemin mekaniği problemlerinin çözümü için geliştirilen yöntemler, sayısal ve
teknolojik olanaklar çeşitlenmiştir. Ancak bu gelişmelerin uygulamaya aktarılması son derece
yavaş ve kısıtlıdır. John Atkinson (2006) bu durumu “konik penetrometre, presiyometre,
efektif gerilme laboratuvar deneyi, küçük birim deformasyon rijitliğinin dinamik ölçümü gibi
yeni ekipman ve tekniklerin hızlı gelişimine rağmen bugünün mühendisleri hala 50 yıllık
yöntemleri rutin olarak kullanmaktadır” diye dillendirmekte ve günümüz mühendislerinin 50
yıl önceki meslektaşları kadar yeniliğe ve gelişmeye açık olmadığını düşündüğünü
belirtmektedir.

Elbette bu sorunun ortaya çıkışında artan bilgi birikimi ve gelişen teknik kullanımı sonucunda
yeni ortaya çıkan yöntemlerin zemin problemlerini giderek daha çok parametreye gereksinim
duyan karmaşık yöntemlerle çözmesi önemli rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra yeni
yöntemler arazi davranışını yansıtmak bakımından belli düzeyde başarı gösterebilmekle
birlikte, hesaplanan davranışla gözlenen davranış arasında hala önemli sapmalar mevcuttur.
Bu durum Terzaghi tarafından yıllar önce 1936’larda teşhis edilmiş ve çaresi de “Hiçbir analiz
yöntemi, zemin oluşum ve yapısını anlayarak gözlemlemenin ve buna uygun uygulama
yapmanın yerine geçemez” sözleriyle önerilmiştir. Elbette, zemin temel davranış
mekanizmalarını anlamaya, yeni hesap yöntemleri, analiz tipleri ve modelleme ortamları
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
348

geliştirmeye yönelik çalışmalar devam etmelidir. Terzaghi’nin önemle önerdiği gözlemsel
yöntem de bu çalışmalar kapsamında değerlendirilmelidir. Günümüz bilgisayar ve elektronik
teknolojisindeki gelişmelerin gözlemsel yöntemin kapasitesini ve kullanım imkanlarını çok
daha ileri boyutlara taşıyabileceği açıktır.

Gözlemsel Yöntem’in sunduğu imkanları layıkıyla değerlendirebilmek için düşünce
sistematiğimizi daha önce öğrendiğimiz kalıpların dışına taşımak ta önemlidir. Gözlemsel
Yöntemi, öngörülen davranışın kontrolü olarak kullanmak son derece eksik bir yaklaşımdır.
Gözlemsel Yöntemin imkanlarını gerçek anlamda değerlendirebilmek için gözlemsel ölçüm
sonuçlarının tasarım ve inşaat süreçlerinin parametre sağlayıcısı olarak kullanılmaları
önemlidir. Alıştığımız kuvvet-gerilme-deformasyon sistematiği ile tasarım yapmak yerine
gözlemsel yöntemle ölçülen deformasyonları, gerilmeleri ve ilave boşluk suyu basınçlarını
zemin ortamında sürekli değişen davranışın sürekli değişen parametreleri olarak kullanmak
zeminin çok mekanizmalı gerçek davranışına uygun uygulamayı yapmak anlamına gelecek,
aynı zamanda zemin davranışı konusundaki bilgimizi arttırarak ön hesap yöntemlerinin de
gelişmesine katkı yapacaktır.

Bu çalışmada bu değerlendirmelerin ışığı altında Đstanbul Üniversitesi Geoteknik Anabilim
Dalında yapılan ve arazi ölçüm sonuçlarını doğrudan tasarım ve uygulamanın bir hesap
bileşeni olarak kullanmayı amaçlayan yöntemler tanıtılmaktadır. Bu tür yaklaşım ve
yöntemlerin mevcut sayısal analiz ortamlarına katılması ve yapısal teorideki gelişmelerle
beslenmesi ile çok karmaşık olmayan ve uygulamanın da benimseyeceği gelişmelerin ortaya
çıkacağı düşünülmektedir.
TEŞEKKÜR
Türkiye’de zemin mekaniği bilimini kurumsallaştıran büyük hocamız Ord. Prof. Dr. Hamdi
Peynircioğlu anısına iki yılda bir düzenlenen konferansların yedincisini verme şerefini bana
tevdi eden Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği Türk Milli Komitesine sonsuz
şükranlarımı sunarım.

Bu vesileyle takdim ettiğim kitapçığın ve yaptığım sunumun oluşturulmasında büyük
özverileriyle her türlü yardım ve katkıyı sağlayan değerli meslektaşlarım Dr. M. Kubilay
Keleşoğlu ve Dr. Özer Çinicioğlu’nun çabaları her türlü övgünün üzerindedir, kendilerine
içtenlikle teşekkür ederim.

Yazım çalısmalarında yardımcı olan Cihan Öser ve Özlem Üstündağ’ın katkılarını belirtir ve
yapılan tüm çalışmaların anabilim dalımızın mensupları, değerli genç meslektaşlarımın istek
heyecan ve paylaşımı sonucunda oluştuğunu ifade eder, hepsine teşekkürlerimi sunarım.
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

349

KAYNAKLAR
Aalto, A., Rekonen, R. ve Lojander, M. (1998) “The Calculations On Haarajoki Test Embankment
With The Finite Element Program PLAXIS V. 6.31. Application Of Numerical Methods To
Geotechnical Problems,” Proc. of the 4th European Conference on Numerical Methods in
Geotechnical Engineering (NUMGE), Udine, October 14-16.
Adachi, T. ve Oka, F. (1982) “Constitutive Equations for Normally Consolidated Clay Based on
Elasto-Viscoplasticity,” Soils and Foundations, 22(4) 57–70.
Alpan, I. (1967) “The Empirical Evaluation of The Coefficient K
0
And K
0,OCR
,” Soils and
Foundations, Tokyo, 7(1), 31-40.
Ashour, M., Norrıs, G. ve Pilling, P. (1998) “Lateral Loading of A Pile In Layered Soil Using The
Strain Wedge Model,” Journal of Geotechnical and Geoenvironmental Eng., ASCE, 124(4), 303-
315.
Atkinson, J.H. (1981) Foundations and Slopes, Maidenhead, McGraw-Hill.
Atkinson, J.H. (2006) Talkingpoint, Ground Enginnering, Vol.39, No.5.
Augustesen, A., Liingaard, M. ve Lade, P.V. (2004) “Evaluation of Time-Dependent Behavior of
Soils,” International Journal of Geomechanics, Vol. 4, No. 3, September 2004, pp. 137-156
Barrett, P.J. (1980) “The Shape of Rock Particles, A Critical Review,” Sedimentology, 27, 291-303.
Bigot, G., Bourges, F., Frank, R. ve Guegan, Y. (1977) “Action Du Deplacement Lateral Du Sol Sur
Un Pieu”, Proceedings of 9
th
Int.Conf.Soil Mech., Tokyo, 1, 407-410.
Bigot, G., Bourges, F., ve Frank, R. (1982) “Etude Experimentaled’un Pieu Soimis Aux Poussees
Laterales Du Sol,” Revue Francaise de Geotechnique, Paris, France, 18, 29-47.
Bjerrum, L., (1967) “Engineering Geology of Norwegian Normally Consolidated Marine Clays as
Related to the Settlement of Buildings,” Géotechnique, v.17, No.2, pp.83-119.
Bolton, M.D. (1999) “The Role of Micro-Mechanics in Soil Mechanics.” International Workshop on
Soil Crushibility, Yamaguchi University, Japan, July.
Boudali, M., Leroueil, S. ve Sirinavasa Murthy, B.R. (1994) “Viscous Behaviour of Natural Clays”,
Proc., 13
th
ICSMFE, 1, 411-416.
Bowman, E.T, Soga, K. ve Drummnond, W. (2001) “Particle Shape Characterization Using Fourier
Descriptor Analysis.” Géotechnique, 51(6), 545-554.
Bozbey, Đ., Çinicioğlu, S.F. ve Koçyiğit, F. (2004) “Ankrajlı Duvarlara Etkiyen Yanal Toprak
Basınçlarının Deformasyonlara Dayalı Bir Yöntemle Belirlenmesi,” Teknik Kongre, Đnşaat
Mühendisleri Odası Đstanbul Şubesi, Yıldız Teknik Üniversitesi.
Brand, E.W. ve Premchitt, J. (1989) “Comparison of the Predicted and Observed Performance of The
Muar Test Embankment,” Int Symp. On Trial Embankments On Malaysian Marine Clays,
November 6-8, Kuala Lumpur, (10) pp.1-28.
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
350

Byrne, P. M., Anderson, D.L., ve Janzen, W. (1984) “Response of Piles and Casings to Horizontal
Free-Field Soil Displacements,” Canadian Geotechnical Journal, 21(4), 720–725.
Cho, G.C., Dodds, J. ve Santamarina, J.C. (2006) “Particle Shape Effects on Packing Density,
Stiffness, and Strength: Natural and Crushed Sands,” Journal of Geotechnical and
Geoenvironmental Engineering, ASCE, Vol.132, No.5, 591-602.
Chow, Y.K. (1996) “Analysis of Piles for Slope Stabilization,” International Journal for Numerical
and Analytical Methods in Geomechanics, 20, 635-646.
Çinicioğlu, Ö., Hwang, C., Ko, H.Y., ve Znidarcic, D. (2003) “Centrifuge Testing of Suction Anchors
in Stiff Clays”, Report on Tests 1, 2, and 3, Prepared for BP America Inc.
Çinicioğlu, S.F., Toğrol, E. (1991) “Embankment Design on Soft Clays,” ASCE J. of Geotech.
Eng. V.117, No.11.
Çinicioğlu, S.F., Toğrol, E. (1995) “Analysis and Interpretation of Field Deformation of Embankments
on Soft Clays,” Proc. of 10
th
European Conf. On Soil Mech. and Found. Eng., Danube.
Çinicioğlu, S.F., Ünal, G.Y., Toğrol, E. (1999) “A Plastic Stability Solution for Embankment Design,”
Geotechnical Engineering for Transportation Infrastructure, Barrends et al., Balkema, Rotterdam.
Çinicioğlu, S.F. (1993) “Gerilme ve Zaman Kontrollü Yüklemeyle Aşamalı Toprak Dolgu Đnşaatı,”
Đnşaat Mühendisliğinde gelişmeler, 1. Teknik Kongre, Gazimagusa, KKTC, Cilt 1, 312-321.
Çinicioğlu, S.F. ve Keleşoğlu, M.K. (2006) “Strain Dependent Lateral Reaction Mechanism of Piles
Beneath Embankments,” Proceedings of 6th Physical Modelling in Geotechnics Conference, Vol
2., Hong Kong.
Çinicioğlu, S.F. ve Öztoprak, S. (2003) “Interpretation of Viscoplastic Behaviour of Clays in the
Construction of Field Stress Paths. Proc. of International Workshop on Geotechnics of Soft Soils-
Theory and Practice, Noordwijkerhout, The Netherlands, 511-516.
Coulomb, C.A. (1776) “Sur Une Application Des Regles De Maximis Et De Minimis Q Quelques
Problemes De Statique Relatifs Al’architecture,” Memories de l’Academie des Sciences presentes
par des savants, 7, 343-382.
Crawford, C.B. (1965) “The Resistance of Soil Structure to Consolidation,” Canadian Geotechnical
Journal, V.2, No.2, pp.90-97.
Feda, J., Bohac, J. ve Herle I. (1995) “Physical Similitude and Structural Collapse in K
o
Compression
on Soils,” Canadian Geotechnical Journal, V.121, No.2, 210-215.
FHWA (1999) Geotechnical Engineering Circular No.4 - Ground Anchors and Anchored Systems,
Federal Highway Administration.
Folk, R.L. (1955) “Student Operator Error in Determination of Roundness, Spherity, and Grain Size.”
Journal of Sediment. Petrol., 25(4), 297-301.
Goh, A.T.C., Teh, C.I. ve Wong K.S. (1997) “Analysis of Piles Subjected to Embankment Induced
Lateral Soil Movements,” Journal of Geotechnical and Geoenvironmental Eng., ASCE, 123(9),
792-801
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

351

Goh, A.T.C., Wong, K.S., Teh, C.I. ve Wen, D. (2003) “Pile Response Adjacent to Braced
Excavations,” Journal of Geotech. and Geoenv. Engineering, ASCE, 129(4), 383-386.
Hargerty, M.M., Hite, D.R., Ulrich, C.R. ve Hargerty D.J. (1993) “One-Dimensional High Pressure
Compression of Granular Media,”Journal of Geotechnical Engineering, ASCE, Vol.119, No.1, 1-
18.
Hashash, Y.M.A., Marulanda, C., Ghaboussı, J. ve Jung, S. (2003) “Systematic Update of a Deep
Excavation Model Using Field Performance Data,” Computers and Geotechnics, 30, 477- 488.
Hight, D.W., Jardine, R.J. ve Gens, A. (1987) “The Behaviour of Soft Clays”, Embankments on soft
clays. Special Publication, The Public Works Research Center of Greece, pp.33-159.
Hird, C.C. (1993) “Numerical Modelling of the Willow Plantation Embankment (Stanstead Abbotts),”
Research Report No: DCSE/93/G/1, Univ.of Sheffield.
Hird, C.C., Pyrah, D., Russell, D. ve Çinicioglu, S.F. (1995) “Modelling The Effect of Vertical Drains
in Two-Dimensional Finite Element Analyses of Embankments on Soft Ground,” Canadian
Geotech. J., V.32, 795-807.
Imai, G. ve Tang, Y. (1992) “A Constitutive Equation of One-Dimensional Consolidation Derived
from Inter-Connected Tests,” Soils and Foundations, V.32, No.2, pp.83-96.
Janbu, N. (1998) Sediment Deformations – A classical approach to stress-strain-time behaviour media
as developed at NTH over a 50 year period. – Bulletin 35, Norwegian University of Science and
Technology.
Keedwell, M. (1998) Dont Use the Word Either, Ground Engineering, 01/09/1999, Record
Number:398
Keleşoğlu, M.K. ve Çinicioğlu S.F. (2006) “Laterally Loaded Pile Analysis Due To Embankment
Induced Soil Movements,” Proceeding of 13th European Conference on Soil Mechanics and
Foundation Engineering, Ljublajana.
Keleşoglu, M.K. (2006) Yumuşak ve Akan Zeminlerde Kazıklar Üzerindeki Yatay Yük Etkisinin
Tanımlanması, Doktora Tezi, Đstanbul Üniversitesi.
Ko, H.Y. (1988) “Summary of the State-of-the-Art in Centrifuge Model Testing,” Centrifuges in Soil
Mechanics, Craig, James & Schofield (eds), Balkema, Rotterdam.
Kobayashi, I., Soga, K., Iizuka, A. ve Ohta, H. (2003) “Numerical Interpretation of a Shape of Yield
Surface Obtained from Stress Probe Tests,” Soils and Foundation, 43(3) 95-103.
Koçyiğit, F. (2003) Kazı Duvarları ve Şevlerinin Ankraj Sistemleriyle Islahı, Yüksek Lisans Tezi,
Đstanbul Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü.
Lambe, T.W. (1973) “Prediction in Soil Engineering,” Geotechnique. 23, 2, pp.149-202.
Lazebnik, G.E. (1997) Monitoring of Soil-Structure Interaction, Instruments for Measuring Soil
Pressures, Chapman&Hall.
Lepidas, I. ve Magnan, J.P. (1990) Fluage et consolidation des sols argileux: modelisation numerique.
Laboratoire Central des Ponts et Chaussees. Paris. Rapport de recherché LPC. No:57. 172 pages.
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
352

Leroueil, S. ve Marques, M.E.S. (1996) “Importance of Strain Rate and Temperature Effects in
Geotechnical Engineering: State of the Art,” Proceedings of the ASCE Convention, Washington,
D.C., ASCE Geotechnical Special Publication 61, pp.1-60.
Leroueil, S. (1996) “Compressibility of Clay: Fundamental and Practical Aspects,” ASCE, J. of
Geotech. Eng., V.122, pp.534-543.
Leroueil, S., Kabbaj, M. ve Tavenas, F. (1988) “Study of Validity of a
v v v
ε ε σ & − − ′ Model in In-Situ
Conditions”, Soils and Foundations, V.28, No.3, pp.13-25.
Leroueil, S., Kabbaj, M., Tavenas, F. ve Bouchard, R. (1985) “Stress - Strain - Strain Rate Relation for
the Compressibility of Sensitive Natural Clays,” Géotechnique, V.35, No.2, 159-180.
Leroueil, S., Kabbaj, M., Tavenas, F. ve Bouchard, R. (1986) “Closure to ‘Stress - Strain - Strain Rate
Relation for the Compressibility of Sensitive Natural Clays’”, Géotechnique, V.36, No.2, 288-290.
Leung, C.F. ve Chow, Y.K. (1987) “Response of Pile Groups Subjected to Lateral Loads,”
International Journal for Numerical and Analytical Methods in Geomechanics, 11, 307-314.
Magnan, J.P, Mieussens, C. ve Queyroi, D. (1983) Etude d’un remblai sur sols compressibles: Le
remblai B du site experimental de Cubzac-lesPonts, Laboratoire Central Des Ponts Et Chaussees
Rapport de recherche LPC No.127.
Magnan, J.P. (1992) Les remblais d’essai sur argiles molles de Mura Flats (Malaisie). Etudes et
Recherches des Laboratoires des Ponts et Chaussees, serie Geotechnique, GT 50 65 pages.
Masurier, J.L. (1999) Talkingpoint, Ground Engineering, 01/03/1999, Record Number:686.
McDowell, G.R. ve Bolton, M.D. (1999) “A Micro Mechanical Model for Isotropic Cyclic Loading of
Isotropically Clastically Compressed Soil.” Granular Matter, 1, No.4, 183-193.
Mesri, G. ve Choi, Y.K. (1985) “Settlement Analysis of Embankments on Soft Clays”, J. of
Geotechnical Eng., ASCE, V.111, GT4, pp.441-464.
Mesri, G., Lo, D.K. ve Feng, T.F. (1994) “Settlement of Embankments on Soft Clays”, Proc. of Conf.
on vertical and horizontal deformations of foundations and embankments: Settlement ’94,
Geotech. Spec. Publ., No.40, ASCE, pp.8-55.
Mestat, P. (2001) MOMMIS: A database for the numerical modelling of embankments on soft soils
and the comparison between computational computational results and in situ measurements.
Bulletin Des Laboratoires Ponts et Chaussees. 232. May-June 2001, pp.45-60
Mylius A. (2005) “Four Face Gaol for Nicholl Highway Collapse Errors” European Foundations,
Summer.
Norris, G.M. (1986) “Theoretically Based BEF Laterally Loaded Piles,” Third International
Conference on Numerical Methods in Offshore Piling, Paris, Fransa, 1986, pp 361-386.
Okochi, Y. ve Tatsuoka, F. (1984) “Some Factors Affecting K
o
-Values of Sand Measured in Triaxial
Cell,” Soils and Foundations, 24(3), 52-68.
Öztoprak, S. ve Çinicioğlu, S.F. (2003a) “Towards an On-Time Method of Interpretation of Field
Instrumentation Data,” Proc. of 13
th
European Conf. on Soil Mech. and Geotech.Eng., 25-28
August, Prague, Chechz Republic.
VII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

353

Öztoprak, S. ve Çinicioğlu, S.F. (2003b) “Stress-Strain Behaviour Of Soft Soils Under Embankment
Loading,” Proceedings of International Conference on New Developments in Soil Mechanics and
Geotechnical Engineering, 29-31 May, Turkish Republic of Northern Cyprus, 67-74.
Öztoprak, S. ve Çinicioğlu, S.F. (2005a) “Soil Behaviour Through Field Instrumentation,” Canadian
Geotechnical Journal, 42(2), 475-490.
Öztoprak, S. ve Çinicioğlu, S.F. (2005b) “Arazideki dolgu tasarımı için yeni bir yöntem,” 1. Geoteknik
Sempozyumu, Đnşaat Mühendisleri Odası, Adana, 151-170.
Öztoprak, S. ve Çinicioğlu, S.F. (2006) “Lookıng Into an Appropriate Methodology for The
Embankment Design and Construction on Soft Soils,” International Symposium of Lowland
Technology, September 14-16 2006 in Saga, Japan.
Öztoprak, S. (2002) Yüklenmiş Zeminlerde Gerilme-Deformasyon Davranışının Teorik Tanımlanması
ve Modellenmesi, Doktora Tezi, Đstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü.
Peck, B.B. (1969) “Advantages and Limitations of the Observational Method in Applied Soil
Mechanics,” Geotechnique, 19, No.2.
Perzyna, P. (1963) “The Constitutive Equations for Rate-Sensitive Plastic Materials,” Q. Appl. Math.,
Vol. 20, pp. 321-332.
Poulos, H.G. (1971) “Difficulties in Prediction of Horizontal Deformations of Foundations,” Journal
of Soil Mechanics and Found. Eng., ASCE, 98(8), 843-848.
Powderham, A.J. (1998) “The Observational Method – Application Through Progressive
Modification,” Civil Engineering Practice, Fall/Winter.
Prakash, S. ve Kumar, S. (1996) “Nonlinear Lateral Pile Deflection Prediction in Sands,” Journal of
Geot. and Geoenv. Engineering, ASCE, 122(2), 130-138.
Rankine, W.J.M. (1857) “On the Stability of Loose Earth,” Philosophical Transactions of the Royal
Society, 147, London.
Schofield, A.N. (1998) Viscous circle, Ground Engineering, 01/11/1998, Record Number:538.
Springman, S.M. ve Bolton, M.D. (1990) The effect of surcharge loading adjacent to piles. Final
Contractor’s Report to Transport and Road Research Laboratory, TRL 196. University of
Cambridge.
Stewart, D. P., Jewell, R. J. ve Randolph, M. F. (1994) “Centrifuge Modelling of Piled Bridge
Abutments on Soft Ground,” Soils and Foundations, Tokyo, 34(1), 41–51.
Sukjle, L. (1957) “The Analysis of the Consolidation Process by the Isotache Method”, Proc., 4
th

ICSMFE, London, UK, 1, pp.200-206.
Sukumaran, B. ve Ashmawy, A.K. (2001) “Quantitative Characterization of the Geometry of Discrete
Particles.” Geotechnique, 51(7), 171-179.
Tavenas, F., Mıeussens, C. ve Bourges, F. (1979) “Lateral Displacements in Clay Foundations Under
Embankments,” Canadian Geot. Eng., 16(3), 532-550.
Taylor, D.W. (1948) Fundamentals of Soil Mechanics, John Wiley, New York.
Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu
354

Taylor, D.W. (1942) Research on consolidation of clays. Series 92, Massachusetts Institute of
Technology, Department of Civil and Sanitary Eng., Serial 92.
Terzaghi, K. (1943) Theoretical Soil Mechanics, Wiley, New York.
Terzaghi, K. ve Peck, R.B. (1948) Soil Mechanics in Engineering Practice, 1
st
Ed., John Wiley&Sons,
Inc., New York, NY 61.
Terzaghi, K. (1936) “The Shearing Resistance of Saturated Soils and the Angle between the Planes of
Shear, Proc. 1
st
International Conf. On Soil Mechanics and Foundation Eng., Cambridge, Mass.,
1, pp.54-56.
Thornton, C. (2000) “Microscopic Approach Contributions to Constitutive Modelling,” Constitutive
Modelling of Granular Materials (ed. D. Kolymbas) Springer-verlag, Berlin, 193-208.
Toğrol, E. ve Çinicioğlu, S.F. (1994) “Staged Construction of Embankments on Soft Soils,” Proc.
Sym. On Developments in Geotechnical Engineering, Bangkok, Thailand.
Ünal, G.Y. (1994) Yumuşak Kil Temelli Toprak Dolguların Tasarımı, Doktora Tezi, Osmangazi
Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü.
Wong, K.S. ve Teh, C.I. (1995) “Negative Skin Friction on Piles in Layered Soil Deposits, Journal of
Geot. Geoenv. Engineering, ASCE, 121(6), 457-465.
Wood D.M. (1990) Soil behaviour and critical state soil mechanics, Cambridge University Press,
Cambridge
Wood, D.M. (2004) Geotechnical Modelling, Spon Press, New York, USA.
Yamamuro, J.A., Bopp, P.A. ve Lade, P.V. (1996) “One Dimensional Compression of Sands at High
Pressures,” Journal of Geotech. Eng., ASCE, Vol.122, No.2, 147-154.
Zhang, J., Shamoto, Y. ve Tokimatsu, K., (1998) “Evaluation of Earth Pressure Under any Lateral
Deformation,” Soils and Foundations, 38(1), 15-33.







357


P PP P P PP PR RR R R RR RO OO O O OO OF FF F F FF F. .. . . .. . D DD D D DD DR RR R R RR R. .. . . .. . U UU U U UU UF FF F F FF FU UU U U UU UK KK K K KK K E EE E E EE ER RR R R RR RG GG G G GG GU UU U U UU UN NN N N NN N
O OR RT TA AD DO OĞ ĞU U T TE EK KN NĐ ĐK K Ü ÜN NĐ ĐV VE ER RS SĐ ĐT TE ES SĐ Đ

Lisans eğitimine 1966 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde başlayan Ufuk Ergun 1967 yılında J.F.Kennedy
bursunu almaya hak kazanmış ve 1970 yılında Đnşaat Mühendisi olarak mezun olmuştur.1970 yılında Ortadoğu
Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimine başlamış, 1971 yılında Üniversitesinde asistanlık görevini
üstlenmiş, 1972 yılında yüksek mühendis olarak mezun olmuş ve 1973 yılında asistanlık görevi son bularak
1973-1976 yılları arasında Imperial Collage’da Zemin Mekaniği A.B.D.’nda Doktora eğitimini tamamlamıştır.

1976-1978 yılları arasında ODTÜ’de Öğretim görevlisi, 1978-1982 yılları arasında Yardımcı Doçent 1982-1985
yılları arasında Doçent olarak görev yapmıştır. Dört yıl özel firmaların liman siloları, baraj inşasında çalışarak
geoteknik danışmanlık ve genel müdürlük yapmış, 1989 yılında ise tekrar ODTÜ’ye dönerek 1995 yılında
Profesörlük unvanını almıştır.

Prof. Dr. Ufuk Ergun çok sayıda geoteknik rapor hazırlama, proje yapım ve uygulama konularında profesyonel
tecrübeye sahiptir. Çok sayıda (70) yabancı ve yerli konferans ve dergi tebliği ile 250 civarı zemin ve temel
rapor ve/veya projesi mevcuttur.

Đnşaat mühendisliği ve geoteknik ile ilgili bir çok kuruluşa üye olup ilgi alanları Derin temeller, Kazıklı
sistemler, Zemin iyileştirme yöntemleri ,Şehir içi derin kazılar ve destek sistemleri ,Heyelanlar ve stabilizasyon
teknikleri şeklindedir.













358










VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

359

1. GĐRĐŞ
Şehir merkezlerindeki derin kazıların sayısı her yıl artmaktadır. Kazı bölgelerindeki binalar ve
sokaklar ve çok derin bodrumların tasarlanması kazı projelerini zor bir duruma sokmaktadır.
Sunu tasarım aşamalarına ait sıra göz önüne alınarak derin kazı projelerine ilişkin
altbaşlıkların özetlenmesi şeklinde düzenlenmiş ayrıca uygulama ile önemli hususlara da
dikkat çekilmiştir.

Bunlar özetle:
Yerinde yapılan dökme, yerleştirme, çakma duvar tipleri
Su basınçları, su problemleri ve su çekme-kontrolu
Kohezyonsuz ve kohezyonlu zeminlerde toprak basınçları
Destek elemanları: zemin ankrajları, iç kiriş destekler, zemin çivileri
Duvarların göçme (veya aşırı deplasman yapma) şekilleri
Dayanma duvar sistemlerinin stabilitesi (iç ve dış)
Duvar deplasmanları
Aletsel gözlem (enstrümentasyon)
2. YERĐNDE ĐNŞA EDĐLEN DAYANIM DUVARI TĐPLERĐ
Đç kiriş destekli duvarlar, destek kazıklı duvarlar
Palplanj duvarlar
Kazıklı duvarlar (aralıklı, teğet, kesişmeli)
Diyafram duvarlar,yerinde /prefabrike (bulamaç hendekli)
Betonarme (yerinde dökme /prefabrike) dayanma duvarları
Zemin çivili/bulonlu duvarlar
Şaftlar
Kesonlar
Jet enjeksiyonlu ve derin karıştırmalı duvarlar
Yukarıdan aşağıya yapım yöntemi
Kısmi kazı/destek ada yöntemi

Duvar tipinin seçimine ilişkin kriterler:
kazı boyutları
zemin koşulları
Prof. Dr. Ufuk Ergun
360

yeraltı su durumu
çevre yapıların durumu ve düşey-yatay deplasmanlar
yapım yöntemi uygulamasının bulunabilirliği
maliyet
diğerleri (yapım hızı vb.)
Duvarın sızdırmaz olup olmaması ana kararlardan biri


Şekil 2.1. Đç atkı destekli iksa













Şekil 2.2. Berlin duvarı
VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

361



















Şekil 2.3. Đç atkı destekli iksa uygulaması


















Şekil 2.4. Berlin duvarı uygulaması
Prof. Dr. Ufuk Ergun
362







Şekil 2.5. Palplanj tipleri



















Şekil 2.6. Kiriş destekli palplanj uygulaması






VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

363







Şekil 2.7. Ankraj destekli palplanj uygulaması














Şekil 2.8.Fore kazıklı dayanım duvarı tipleri
Prof. Dr. Ufuk Ergun
364








Şekil 2.9. Aralıklı fore kazıklı duvar uygulaması







Şekil 2.10. Aralıklı fore kazıklı duvar uygulaması

VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

365




















Şekil 2.11. Kazıklı metro iksa duvarı














Şekil 2.12. Kesişen fore kazıklı duvar uygulaması
Prof. Dr. Ufuk Ergun
366























Şekil 2.13. Aralıklı kazıklı dayanım duvarı














Şekil 2.14. Diyafram duvardaki paneller arasındaki bağlantı tipleri


VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

367














Şekil 2.15. Diyafram duvar kepçesi

















Şekil 2.16. Freze
Prof. Dr. Ufuk Ergun
368


















Şekil 2.17. Freze kaseti












Şekil 2.18. Betonarme dayanma duvarları-aşamalı kazı işlemi

VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

369















Şekil 2.19. Betonarme dayanma duvar uygulaması
















Şekil 2.20. Zemin çivili dayanma duvar uygulaması
Prof. Dr. Ufuk Ergun
370







Şekil 2.21. Şaft iksa sistemi

Şekil 2.22. Derin karıştırma yöntemi ile dayanma duvar uygulaması

VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

371




















Şekil 2.23. Yukarıdan aşağı inşa metodu uygulaması












Şekil 2.24. Kısmi kazı veya ada yöntemi

Prof. Dr. Ufuk Ergun
372

3. DAYANMA SĐSTEMLERĐ ÜZERĐNE ETKĐ EDEN SU BASINÇLARI VE
BUNLARA ĐLĐŞKĐN PROBLEMLER
Gerçekten su tablası var mı? Özel şartlar ? (artezyen vb.)
Su çekme ve yeraltısu seviyesi düşürmeye şehir içinde izin verilmemeli. Açık
alanlarda su çekme ve şevli kazılar ile duvarlara gerek duyulmayabilir.
Duvar arkalarında su tutulmuyor ise hesaba katmaya gerek yok (drenaj önlemleri
önemli)
Geçirimsiz duvarlarda alt akımlar yoksa hidrostatik dağılımlar kullanılır.Geçirimli
zeminlerde penetrasyon boyunu çok uzatmamak ve daha ekonomik bir çözüm için
borulanma güvenliğini sağlayacak bir penetrasyon derinliği ile kabul edilebilir bir
akım olabilir.
Akımdan dolayı pasif tarafta (içeride) pasif basınçlar bir miktar düşmektedir. Bu
durum konsol veya tek destekli duvarlarda önemlidir (kontrol edilmelidir).
Tekrar doldurma (şarj etme) gereken durumlar olabilir. (tabandan içeriye akım veya
duvar bozuklukları ve ankraj deliklerinden boşalan sular)
















Şekil 3.1. Yeraltı suyu-dayanım duvarı ilişkisi örnekleri



VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

373












Şekil 3.2. Borulanma riski a)Terzaghi formülü veya b) kritik hidrolik eğim ifadesi ile
belirlenebilir.


















Şekil 3.3. Düzgün akım esnasında su basınçlarının yaklaşık olarak belirlenmesi

Prof. Dr. Ufuk Ergun
374





















Şekil 3.4. Geçirgen zeminlerde kuyu ve nokta kuyu yöntemlerinin kullanılmasına ilişkin su
boşaltma örnekleri
Su boşaltma işlemine ilişkin yöntemler su basınçlarının ve/veya su akımının kontrol edilmesi
gerektiği durumlarda uygulanmaktadır. Şekilde geçirgen zeminlerde kuyu ve nokta kuyu
yöntemlerinin kullanılmasına ilişkin su boşaltma örneklerinden bazıları gösterilmektedir.
Yaygın olarak kullanılan yöntemler şunlardır:
Sığ hendekler, su çevirme bentleri, kaptaj çukurları ve pompalar
Tek aşamalı veya çok aşamalı nokta kuyular
Sığ veya derin kuyular
4. YERĐNDE DÖKME DAYANMA DUVARLARI ÜZERĐNDEKĐ TOPRAK
BASINÇLARI
A.B.D. ve Avrupa şehirleri metro inşaatlarında 1910- 1980 senelerinde yoğun olarak sadece
karşılıklı destek kiriş sistemleri ve geçirimli kazıklı/destekli duvarlar kullanılmış ve
gerektiğinde su çekilmiş. Destek kiriş sistemlerindeki yükler ölçülerek geriye analiz edilmiş
ve bugün yaygın olarak kullanılan dağılımlar elde edilmiş. Ancak bu dağılımlar gerçek
VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

375

dağılımlar değil. Kazı tabanına inilirken sürekli değişen itkileri bir zarfı (görünür-zahiri) (zarf
muhafazakar). Günümüzde ankraj destekli duvarlarda da aynı dağılımlar kullanılıyor.

Ancak teorik olarak bir fark olması da beklenebilir. Başta Japonya’da olmak üzere toplam
basınçların ve su basınçlarının gerilme ve basınç hücreleri ile ölçümleri her geçen gün artış
gösteriyor. Henüz açıklıkla iki grubu karşılaştıran bir istatistiksel çalışma yok ancak derin
ankrajlı duvarlarda üçgensel dağılımların kullanılması yönünde tavsiyeler var.

Önkonsolidasyona uğramış katı/çok katı killerde Twine ve Roscoe (1999) rijit
duvarlardaki ölçümlerine dayalı olarak Terzaghi ve Peck dağılımlarının iki misli
basınç öneriyor.
Alüvyon profillerde yatay basınç dağılımı?
Kohezyonlu zeminlerde su tablası bulunduğunda basınç dağılımı-münakaşa konusu

Derin yumuşak kil profilleri:
p
Terzaghi&Peck
=1xK
AT
xg
t
xH
c
u
=25 kPa H=17 m g
t
=17.50 kN/m
3
K
AT
=0.87
p
Terzaghi&Peck
=0.87 g H
p
Twine & Roscoe
: 1.15 γ H (min)

Zeminin yumuşaklığı ve derinlik arttıkça sorunlar hızla artıyor. Toprak basıncı
hesaplarından ziyade genel stabilite ve deplasman hesaplarına detaylı girmek
gerekiyor.











Şekil 4.1. Duvar Üzerindeki Zahiri(Görünürde)Toprak Basıncı Dağılımı, Granüler
Zemin,Terzaghi ve Peck (1967) ve Peck (1969)

Prof. Dr. Ufuk Ergun
376















Şekil 4.2. Yumuşak ile Orta Sert ve Sert Killer için Zahiri(Görünürde) Basınç Dağılımları,
Terzaghi ve Peck (1967) ve Peck (1969)






a)Fazla aşırı konsolide killi zeminler (sert ile çok sert killer)











b)Normal ve az aşırı konsolide killi zeminler (yumuşak ile orta sert killer)
Şekil 4.3a-b. Killi zeminler için esnek ve rijit duvarlar üzerindeki toprak basıncı dağılımları
(Twine ve Roscoe, 1999)
VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

377


Katsura v.d. (1995) iç destek yük ölçümlerine ve toprak basıncı ölçümlerine bağlı
olarak duvarlar üzerindeki yanal toprak basınçlarına ilişkin Japon kodlarını
özetlemektedir. Ayrıca destekli duvarların yüksekliklerine ilişkin olarak dağılım
tipinin seçimiyle ilgili önerilerde bulunmaktadır. Basınç ölçerlere bağlı dağılımlar tüm
yükseklikler için önerilmekte fakat iç destek yük ölçümlerine bağlı dağılımlar 15
m’den daha yüksek duvarlar için uygun görülmemekte bu dağılımlar zemin ve yapım
koşullarına bağlı olarak 10-15 m arasındaki duvarlar için kullanılabilmekle birlikte
bunların kullanılması 10 m’den daha alçak duvarlar için önerilmektedir.
Sürşarj yükleri
5. DESTEK ELEMANLARI

• Ankraj
• Destek (Atkı) Kirişi
• Çivi/bulon
5.1. ZEMĐN ANKRAJLARI

Zemin ankrajı yerinde yapılan istinad duvarlarının tasarım ve yapımında genellikle kullanılan
bir destek elemanıdır. Uygulanan çekme kuvvetini duvar arkasında yük taşıyabilecek bir
zemin veya kaya katmanına aktaran bir elemandır.Geçici ve kalıcı ankrajlar isimleri gibi
geçici (en fazla iki yıl) ve yapı yaşı kadar kalıcı şekilde kullanılmaktadır. Đki tip arasında pasa
karşı koruma önlemlerinde ve güvenlik sayılarında farklar vardır.

Ankrajlı bir duvar kesiti ve ankraj detayları Şekil 5.1 de görülmektedir. Anraj donatısının
serbestçe uzayabileceği serbest boy duvar yüksekliğine bağlıdır. Zemine tutunan sabit (veya
kök) boyu ise zeminin tipine göre 3-10 m arasında değişmektedir. Zemine tutunma gerilmesi
zemin tipine ve enjeksiyon prosedürüne bağlıdır. Özel genişletme, jet enjeksiyonu, şişirme
alüminyum torba gibi özel yöntemler hariç tutulursa en yaygın sabit boy oluşumu su-çimento
karışımı enjeksiyonudur. Bu karışım basınçlı veya basınçsız uygulanabilir. Kaya, sert ve katı
zeminlerde basınçsız da olabilir. Daneli ve alüvyal zeminler ile zayıf kayalarda genellikle
basınçlı enjeksiyonlama uygulaması yapılmakta ve delik çapı genişlemektedir. Bir ankrajın
çıkması veya kopması olasılıkları esas olarak zemin ile enjeksiyon ara yüzeyindeki tutunma
gerilmesinin aşılması, donatının kopması veya enjeksiyon ile donatı arayüzünün sıyrılmasıdır.
Bu hususlarda tasarımda en az gerekli güvenlik sayıları Tablo 5.1 de özetlenmektedir
(BS8081).
Prof. Dr. Ufuk Ergun
378


Tablo 5.1 Ankrajların tasarımı için tavsiye edilen en az güvenlik sayıları

Ankrajların tipi
Zemin/enjeksiyon
arayüzü
Donatı
Enjeksiyon/donatı
arayüzü
Geçici ankrajlar 2.0* 1.6 2.0*
Kalıcı ankrajlar 3.0 2.0 2.0
#


Not: * 2.5 deneyler yoksa

#
3.0 deneyler yoksa























Şekil 5.1. Çelik halat donatılı ankraj, farklı korozyon önleme örnekleri
Kesit A-A Kesit B-B
VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

379


Kohezyonsuz zeminlerde ankrajların kapasitesi averaj dane çapı (D
50
), üniformluluk
katsayısı(C
U
), relatif sıkılık(R
D
), geçirgenlik, sabit boy uzunluğu, delik çapı, enjeksiyon
yöntemi ve basıncı gibi faktörlere bağlıdır. Daha yüksek D
50
, C
U
, R
D
ve enjeksiyon basıncı
daha yüksek kapasitelere sebep olmaktadır. 400-1700 kN gibi çok geniş aralıktaki kapasiteler
hesapla açıklanamadığı için tasarım ankrajı üzerinde deneyler en iyi yoldur.
Killi zeminlerde ankraj kapasitesi daneli zeminlere göre daha düşüktür. Sabit boylar
genellikle 7-8 m ‘dir. Sulu bantlar veya ara su taşıyan katmanlar bulunan hallerde muhafaza
borusu kullanımı yumuşama ve delik içinde yoğrulmuş film oluşumunu azalttığından düşük
kapasitelerin önünü kesebilir. Katı killerde yüksek basınçlar ve ard-enjeksiyon kapasiteyi
artırmaktadır. Çevre sürtünmesi veya tutunma gerilmesi 50-400 kPa arası geniş bantta
değişmektedir.
Serbest boylar duvar yüksekliği boyunca değişirken sabit boylar aynı kalmaktadır ve aktif
kamanın gerisinde yer almaktadır. Serbest boyları birkaç metre ekstra uzatmak tavsiye
edilmektedir (Şekil 5.2).
Duvar üzerindeki ankraj kafa ara mesafeleri 1.5-2 m ‘den daha yakın ve sabit (kök) boyları
arası mesafeleri ise 2-3 m’den daha yakın tavsiye edilmemektedir. Zemin tipi, su basıncı,
duvar yüksekliği gibi faktörlere bağlı olarak ankraj yoğunluğu genellikle zeminlerde 3-8
m
2
/ankraj arasındadır. Daha sıklaştırılmış ankraj kullanımı gerekiyorsa yanyana ankrajların
yatayla yaptıkları açılar farklı tasarlanır ve şaşırtmalı yerleşim kullanılır (Şek.5.3). Yatayla
yapılan özel bir durum olmadıkça 5
0
-25
0
arası değişmektedir. Serbest boyları yükseklik
boyunca şaşıtmak da tavsiye edilen bir husustur (Şek.5.4). Diğer değinilmeye değer hususlar
ankraj kök boyunun tek tabaka içinde kalması, altyapı ve temellere 3m’den daha fazla
yaklaşmamasıdır. Konveks köşeler özel yerleştirme gerektirmektedir(Şek.5.5).










Şekil 5.2. Aktif kamanın dışında serbest boya ekstra uzunluk eklenmesi



d
45-ø’/2
x
x: Extra distance
allowed
d
45-ø’/2
x
x: Extra distance
allowed
x: ekstra uzatma
miktarı
Prof. Dr. Ufuk Ergun
380








Şekil 5.3. Sık yerleştirilmiş ankraj sıralarının şaşırtılması











Şekil 5.4. Sabit boyların yükseklik boyunca şaşırtılması









Şekil 5.5. Konveks köşelerde ankrajların yerleşimi

Front view Front view
Section view Section view
Top view Top view
Ön görünüş
Kesit
Plan görünüş
VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

381


Adi Portland çimentosu enjeksiyon işlerinde genel olarak kullanılmakta (PC42) ve taze ve
nem almamış olmalıdır. Sülfat içeren zeminlerde özel dayanıklı çimento kullanılmalıdır. 0.4-
0.5 su-çimento oranını karıştırıcılarda elde edebilmek için akışkanlaştırıcı vb. katkılar
gerekmektedir. Enjeksiyon priz süresinde 30 MPa’lık dayanım için 8-10 gün gerekmektedir.
Yedi sarmalı 12.7 mm (0.5 ”) ve 15.7 mm (0.6”) çaplı çelik halatlar yaygın olarak
kullanılmaktadır. 26-50 mm çaplı tekli donatılar 6-12 m parçalar ile eklenmektedir.
Delme çapları 133 mm civarındadır ve zemin ve su durumuna göre özel uzmanlık
gerektirmektedir.
Ankraj asamblesi içinde iç dış ortalayıcı, sabit-serbest boy ayırıcı tıpa, kafa kısmında trampet
vb. çok sayıda detay bulunmakta ve farklı firmalarca farklı tasarımlar yapılmaktadır.
Enjeksiyon yüksek hızda mikserler ile karıştırılmakta ve dinlendirme tankından pompaya
verilerek istenen basınçta basılmaktadır. Đdeal olarak akışkanlık, dansite, çökme standart
deneyler ile kontrol edilmelidir (akış konisi, çamur terazisi, dereceli kab vb.).
Ankrajlar ile ilgili deneme çalışmaları, sahaya uygunluk deneyleri ve kabul deneyleri gibi
farklı deney programları bulunmaktadır. Ancak projelerde her ankraj servise sokulmadan önce
yaklaşık 40 dakika alan kabul deneyine tabi tutulmaktadır.




















Şekil 5.6. Geçici ankraj halat hazırlığı
Prof. Dr. Ufuk Ergun
382



















Şekil 5.7. Kalıcı ankraj halat hazırlığı



















Şekil 5.8. Kalıcı ankraj halat hazırlığı

VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

383

5.2. DESTEK (ATKI) KĐRĐŞLERĐ

Diğer bir destek elemanı basınca çalışan ve karşıdan karşıya kazıyı destekleyen atkı kirişidir.
Genellikle çelik profiller veya boru kullanılmaktadır. 20-25 m’den uzun desteklerde düşey
destek (kolon) gerekmektedir. Yerleştirilmesi ve geri sökülmesi zahmetli olan bu sistem çok
uzun seneler (1975 ten önce) kullanılmış ve hala kullanılmaktadır.

A.B.D. ve Avrupa metro inşaatlarında 1970’lere kadar atkı destek kirişlerinde yapılan
ölçümler sonucu Terzaghi ve Peck(1967) ve Peck(1969) da özetlenen toprak basıncı zarfları
tasarımda halen kullanılmaktadır. Yurdumuzda yukarıdan tek seviye destekli metro iksa
sistemi olarak yaygın kullanılmaktadır.

Kirişli destek sistemi tasarımı, geometrik şekil (Şekil 4.6), yatayda ve düşeyde aralıklar, yük
dağılımı, kirişlerin kesiti, boyutları, kirişlerin göğüsleme kirişi ile bağlantı detayları,
göğüsleme kiriş tipi vb. çok sayıda konuyu kapsamaktadır.
Kötü detaylar, kirişlerin sökülmesindeki hatalar, ilk sıra destek derinliği, ekstra taban kazısı,
destek kirişinin geç konması, gevşek kiriş yerleştirme gibi hususlar projelerde hasara neden
olmaktadır.
















Şekil 5.9. Kirişli destek sistemleri geometrilerine örnekler




Prof. Dr. Ufuk Ergun
384















Şekil 5.10. Kirişli destek uygulaması
5.3. ÇĐVĐ VE BULONLAR

Çivi ve bulonlar ankrajlara benzer şekilde destek elemanları olarak kullanılmaktadırlar. Çivi
ve bulon zemin ve kayada kullanılmak üzere eleman olarak aynıdır. Ankrajlardan farkları
öngerme çeliği yerine inşaat demiri kullanılması, enjeksiyonun deliğe basınçsız doldurulması,
ön germe yapılmaması, boylar ve kapasitelerin düşüklüğü(6-16 ton ,StIII), ara mesafelerin
azlığıdır(1-2m).
Donatı çubukları, ortalayıcılar ve enjeksiyon tübü asamble olarak deliğe indirilir. Kalıcı
olarak tasarlanıyorsa tam boy koruge boru ile pasa karşı ankrajlar gibi korunmaktadırlar.
Çivi ve bulonlu duvarların deplasmanları ankrajlı duvarlarınkine benzerdir.Hasır çelik ve
püskürtme beton duvarlarda sık kullanılmaktadırlar.
6. DUVAR HASAR VE GÖÇMELERĐNĐN NEDENLERĐ

1.Ankraj boyu ve duvar penetrasyon derinliği kısa, duvar genel (toptan) stabilite eksikliği
varmış gibi ankrajların arkasından, duvar dibinden kama hareketi şeklinde göçüyor.
2.Yukarıda tarif edilen göçmeninin daha geniş boyutlusu, kayma yüzeyi ankrajların arkasında,
genellikle zayıf zeminlerde ve eğimli geometrilerde daha çok görülüyor.
3.Duvar yapısal olarak limite erişiyor, ankrajlar da zarar görüyor.
4.Yetersiz ankraj sayısı ankrajlarda birer birer aşırı yüklenme sonucu kopma-çıkmaya neden
olarak yıkılmaya yol açıyor.
VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

385

5.Esnek duvarlarda aşırı deplasman ankraj ve göğüsleme kirişlerinde sorun yaratıyor.
6.Taban kabarması toplu halde göçmeye gidiyor. Yumuşak zeminlerin problemi
7.Ankraj kuvvetlerinin düşey bileşenleri duvar tabanında taşıma gücü sorunu yaratıyor ve
düşey deplasmanlar ankrajlara zarar veriyor.
8.Kohezyonsuz zeminlerde önlenmez ise duvar penetrasyon derinliğinde su akımı sonucu
borulanma ve kaynama nedeniyle pasif destek kaybı ve içeri aşırı miktarda su ve malzeme
girişi
9.Belirlenmemiş artezyen basınçları kazı tabanında ani patlama, kabarmalara yol açıp kazı
alanının su altında kalmasına yol açıyor.
7. DESTEKLĐ KAZI DUVARLARININ ANALĐZĐ

Đç stabilite
i. Destek yükleri
ii. Duvar deplasmanları
iii. Kesme kuvveti ve moment dağılımı
Dış (genel-topyekun) stabilite
i. Genel stabilite;(dairesel,logaritmik,kama) ,taban stabilitesi
ii. Borulanma, kritik hidrolik eğim

Konsol ve tek destekli duvarlar geleneksel hesaplar ile (limit denge-aktif/pasif
dağılımlar) çözülebilir.
Çok seviyede destekli duvarlar yaklaşık yöntemlerden gelişmişlerine kadar farklı
yöntemler ile çözülebilir.
Basit mesnetli veya sürekli kiriş üzerine etkiyen toprak basıncı diyagramı
(penetrasyon derinliği içinde sanal bir reaksiyon)
Elastik zemin üzerine oturan kiriş çözümleri (zemin-yapı etkileşimi)
Kiriş (duvar) tamamen yaylar ile destekleniyor (zemin, ankraj)
Zemin ve ankrajlar yaylar ile, toprak basınçları sonlu elemanlar ile
temsil edilen kirişe etkiyor
Sonlu elemanlar, sonlu farklar, sınır elemanlar tekniği v.b. nümerik teknikler
Son yıllarda yukarıda belirtilen farklı yöntemlerin yazılımları geliştiriliyor.

Aşağıdaki duvar kesitinde farklı iki yazılım ile bulgular karşılaştırılmıştır.


Prof. Dr. Ufuk Ergun
386


















Şekil 7.1. Örnek çözüm kesiti
Zemin özellikleri: E’=30 MPa, c’=20 kPa, φ’=24
o
, ν’=0.3
Yatay yatak katsayısı: 10 MN/m
3

2.4 m aralıklı delme b.a. kazıklar 0.80m çaplı
kazı derinliği: 19m
penetrasyon derinliği: 5m
düşey, yatay ankraj aralıkları 2.5m ve 2.4m
7 sıra ankraj

Tablo 7.1. Örnek problem analiz sonuçları

Program
Duvarın
Yatay
Deplasmanı,
d
h
(mm)
Duvardaki
Maksimum Kesme
Kuvveti, (kN/m)
Duvardaki
Maksimum Eğilme
Momenti, (kN.m/m)
PLAXIS 59 281 367.5
SAP 2000 55 158 339



VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

387



Tablo 7.2. Örnek problem ankraj yükleri











8. DERĐN KAZILARDAN KAYNAKLANAN DEPLASMANLAR
Kazı duvarları ve arkasında yatay deplasmanlar kaçınılmazdır ve bunun sonucu
oturmalar da ortaya çıkar.
Deplasmanları etkileyen birçok faktör vardır (duvar tipi, destek sistemi, yapım
yöntemi, zemin şartları v.b.)

Aletsel gözlem yapılmış birçok kazı bütün özellikleri ve deplasmanları ile birlikte
istatistiksel olarak sınıflandırılmıştır. Ortalama değerler aşağıdaki tablodadır.

Tablo 8.1. Değişik zemin tiplerine göre kazı sonrası yatay ve düşey deplasman sınırları


Program
Ankraj Yükleri (kN)
En
üst
En alt
PLAXIS 318 320 368 380 406 392 370
SAP
2000
229 387 305 420 368 501 333
Prof. Dr. Ufuk Ergun
388

Çivili/bulonlu duvarlarda benzer deplasmanlar gözlenmektedir.
9. GÖZLEM ALETLERĐ

Çok çeşitli aletler mevcut olmakla birlikte derin kazı projelerinde en sık kullanılan gözlemler
ve aletler şunlardır:
Đnklinometre (duvar ve/veya zemin)
Yatay/düşey ekstansometre
Topoğrafik kot kontrolü
Piyezometre
Elektronik mesafe ölçerler
Yük hücresi
Gerekenden fazla konmalı!
10. BĐR DERĐN KAZI PROJESĐNDE TASARIM ADIMLARININ
ÖZETĐ
Derin Kazılar bölümünü sonlandırırken alt bölüm başlıklarının konusunu oluşturan tasarım
adımlarının üzerinden gitmek yararlı olabilir:

1. Özellikle ankraj ve çivilerin komşu temeller ve yapılar ile girişim ihtimali olduğundan kazı
alanının etrafındaki binalar ve yer altı yapıları ile ilgili ofis ve saha çalışmaları gereklidir.

2.Kazılara başlamadan önce komşu binaların, sokakların ve diğer detayların fotoğraf ve
videoları çekilmelidir. Đleride bina sahipleri ve belediyelerle çıkabilecek anlaşmazlıklara karşı,
her türlü çatlak ve benzeri sıkıntılı durumlar kaydedilmelidir.

3.Kullanılması planlanan her türlü ölçüm cihazları kazılar başlamadan önce planlanmalı ve
yerleştirilmelidir.

4. Duvar ve destek tipinin seçiminde; zemin profili, zemin özellikleri, yer altı su durumu, kazı
derinliği, belirli duvar tiplerinin inşa edilip edilemeyeceği ve yapının inşa detayları hep
birlikte düşünülmelidir.

5. Varsa su çekme ve drenaj işleri planlanmalıdır.
VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

389


6. Analiz yöntemine göre zemin özellikleri ve su seviyesi belirlenmeli veya toprak itki ve su
basınç dağılımları tespit edilmelidir. Eğer zemin yaylarla temsil ediliyorsa zemin yatak
katsayıları belirlenmelidir.

7. Destek seviyeleri, yatay aralıkları ile destek ve duvar özellikleri ilk çözümler için
belirlenmelidir.

8.Đlk çözüm sonrası kesme kuvvetleri, eğilme mometleri, destek reaksiyon kuvvetleri ve
deplasmanlar elde edilir ve ikinci çözüm için gerekli değişiklikler yapılır.

9. Duvar, destekler ve aralıklar sonlandırılana kadar bir çok aşamalı çözümler yapılır.

10. Genel-Dış stabilite hesaplamaları gerçekleştirilir.

11.Ankraj veya iç desteklerin göğüsleme kirişleri ile bağlantı detayları tasarlanır.

12.Đnşa sırasında herhangi beklenmeyen aşırı yatay ve düşey deplasman veya destek
reaksiyonları kaydedilirse, problem teşhis edilerek projede ve/veya inşa yönteminde gerekli
değişiklikler veya revizyonlar yapılır.
11. UYGULAMA PROBLEMLERĐ

A.Dayanma Duvarları
• En yaygın yöntem yerinde dökme B.A. delme kazıklı aralıklı duvarlar. Yoğun olarak
projelerin gerçekleştirildiği Đstanbul, Ankara gibi illerde genellikle sert killer,
grovaklar gibi yüksek dayanımlı formasyonlar bulunmaktadır. Aralıklı duvarlarda
aralar fazla açılıca iri parça-blok dökülmeleri aşağıda ankraj vb. çalışmaları yapan
ekipleri tehdit ediyor ve proje yönetimi sonradan ilave masraf yaparak ve zaman
harcayarak araları hasır çelik, püskürtme beton gibi önlemlerle kapatmaya çalışıyor.
• Küçük çaplı delme kazıkların (18-30 cm) betonlanması genelde klasik beton
dökümünden ziyade küçük çaplı agreganın kuru olarak yukarıdan donatı indirdikten
sonra yerleştirilmesi ve dibe bırakılan borudan enjeksiyonla doldurulması şeklinde.
Ancak uzun kazıklarda agrega donatı ve etriyelere takılıp köprü kurarak yerleşmiyor
ve kazı çukuru açılınca çıplak demirler ortaya çıkıyor.
• Palplanj çakılması mümkün olmayan bir zeminde palplanj duvarlı iksa tasarımı
yapılıyor ve uygulamada sorun çıkıyor.
Prof. Dr. Ufuk Ergun
390

• Đç destekli sistemler yöntemin uygulamasında tecrübeli olan gruplar tarafından tercih
edilebilir. Aksi halde sökülme seviyeleri ve inşaat yapım programı sorun olabilir.



















Şekil 11.1. Kazıklar arasından malzeme dökülmesine karşı alınan önlemlere ilişkin bir
uygulama




Şekil 11.2. Kötü betonlanmış mini kazık uygulaması
VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

391















Şekil 11.3. Kötü işçilikli betonarme dayanım duvarı uygulaması



















Şekil 11.4. Bir kanal kazısında su kontrolu problemi

Prof. Dr. Ufuk Ergun
392



















Şekil 11.5. Kesişen kazıklı bir iksa projesinde sızdırmazlık problemi





















Şekil 11.6. Teğet kazıklar arası boşluklar
VIII. Ord. Prof. Dr. A. Hamdi Peynircioğlu Konferansı

393

B.Destek Elemanları:Ankraj
çamur üzerinde hazırlık/sürüme
düşük enjeksiyon basınçları (1-5 bar)
sonradan enjeksiyon yaygın değil
sabit boyda enjeksiyon çıkış düzeni kötü
serbest/sabit boy geçiş izolasyonu kötü (silikon+bant)
başlık detayları özensiz, vasıfsız döküm, açılı kesilmiş silindirik kafa
ortalayıcılar yok veya yetersiz
prizi tehlikeye sokacak az zamanda germe
kabul deneyi genellikle yok
trampet detayı yok
Geçici ankrajlarda süre uzama potansiyeli varsa tek kademeli koruma yapılmalı









Şekil 11.7. Kalitesiz ankraj hazırlığı









Şekil 11.8. Kötü ankraj plakası imalatları

C.Enstrümantasyon
genelde yok!
Prof. Dr. Ufuk Ergun
394

KAYNAKLAR
Bjerrum, L. And Eide, O. (1956), ‘Stability of Strutted Excavations in Clay’, Geotechnique,
6, 32-47.

BS 8081, 1989, British Standard Code of Practice for Ground Anchorages.
CIRIA (1993), Special Pub. No. 95 ‘The Design and Construction of Sheet-Piled
Cofferdams’, B.P. Williams, D. Waite.

CIRIA (1986), Report No. 113, ‘Control of Groundwater for Temporary Works’ S.H. Somer
ville.

Clough, G.W. and O’Rourke, T.D. (1990), ‘Construction Induced Movements of In-situ
Walls’, Proc., ASCE Conf. on Des. And Perf. of Earth Retaining Struct., Geotech. Spec. Publ.
No. 25, ASCE, New York, 439-470.

FIP, State of the Art Report, Corrosion and Corrosion Protection of Prestressed Ground
Anchorages, Thomas Telford, 1986.
Katsura, Y., Kohsaka, N., Ishizuka, K., ‘External Forces Acting on Walls during Deep
Excavations- A Survey on Japanese Codes, 1995, Underground Construction in Soft Ground,
Proc. Of the Inter. Symposium on Underground Construction in Soft Ground.

Long, M. (2001), ‘Database for Retaining Wall and Ground Movements due to Deep
Excavations’, Journal of Geotechnical and Geoenvironmental Engineering, ASCE.

NAVFAC, 1982, ‘Foundations and Earth Structures’, Design Manual 7.2, Department of the
Navy Naval Facilities Engineering Command.

Padfield, C.J and Mair, R.J., ‘Design of Retaining Walls Embedded in Stiff Clay’, CIRIA
Report 104, 1984.

Peck, R.B., 1969, ‘Deep Excavations and Tunneling in Soft Ground’, Proc., 7th Int. Conf.
Soil Mech. Found. Engrg., 225-281.

Power, J.P., ‘Construction Dewatering, New Methods and Applications’, 1992, John Wiley &
Sons, Inc.

The German Society for Geotechnics, Recommendations on Excavations, 2003, Ernst and
Sohn.

Terzaghi, K. and Peck, R.B., Soil Mechanics in Engineering Practice, Wiley, New York,
1967, 2nd edn.

Terzaghi, K. (1943), Theoretical Soil Mechanics, John Wiley and Sons, New York.

Twine, D. And Roscoe, H.Ç., ‘Temporary Propping of Deep Excavations-Guidance on
Design’, CIRIA, C517 (1999).


397

ZEMĐN MEKANĐĞĐ VE TEMEL MÜHENDĐSLĐĞĐ TÜRK MĐLLĐ KOMĐTESĐ'NĐN
KISA TARĐHÇESĐ


“Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği’nin ilk uluslararası Kongresi 1936 yılında
Cambridge’te (Massachusetts, Amerika) toplanmıştır. Bu kongrede bir sonraki kongrenin
Rotterdam şehrinde, Mass tünelinin açılması münasebeti ile yapılması kararlaştırılmıştı. Fakat
ikinci dünya harbi yüzünden bu toplantı yapılamamıştır. Kongre, harpten sonra, 1948 yılı
Haziran ayında Rotterdam’da toplanmıştır. Birinci Kongre’de kararlaştırılmış olduğu üzere
müteakip kongrelere tebliğ yollamak ve temsilciler ile katılmak isteyen memleketlerin Milli
Komiteler kurması gerekmekte idi. Bu milli komitelerin görevi, kongrelere gönderilecek
tebliğleri ve temsilcileri seçmek, Zemin Mekaniği ve tatbikatı ile uğraşan veya ilgilenen bilim
ve meslek adamlarına gereken bilgileri vermektir. Bu şekil örgütlenmenin amacı, Uluslararası
Zemin Mekaniği Cemiyetinin işlerinin makul bir sınırın altında kalması, tebliğlerin seçimi
işlerinin Milli Komitelerce yapılarak çok zor ve nazik bir işteki sorumluluktan kurtulmak ve
nihayet Uluslararası Cemiyete yapılacak mali katkı (aidat toplama, yollama) işlerini
kolaylaştırmaktır.”[
1,2
]

25 Mart 1947’de Profesör Karl Terzaghi’nin isteği üzerine, 1948 tarihinde toplanacak
Kongre’nin Genel Sekreteri Ir.T.K.Huizinga, Prof.Dr.-Ing. Hamdi Peynircioğlu’na bir mektup
göndererek ülkemizde kurulacak milli komitenin uluslararası kongrenin çalışmalarına
yardımcı olmasını dilemiştir. Bu talep üzerine Prof.Dr.-Ing Hamdi Peynircioğlu ilgililer ile
görüşerek “Milli Komite yerine önce Đstanbul Teknik Üniversitesi’nde bir Komite
kurulmasını ve Türk Zemin Mekaniği Grubu olarak kabul edilmesini” önermiş. Bu öneri
uygun görülünce 26 Haziran 1947 tarihinde Đ.T.Ü. Zemin Mekaniği Araştırma Kurumu
kurulmuştur. Kuruluş, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanarak Resmi Gazete’nin 25
Aralık 1947 günlü 6789 sayılı sayısında yayınlanmıştır.
Böylece, 1948 Rotterdam, 1953 Zurich, 1957 Londra, 1961 Paris, 1965 Montreal, 1969
Mexico, 1973 Moskova Uluslar Arası Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği Kongreleri’ne
katılmak ve tebliğ vermek mümkün olmuştur.

1973 de çıkan Üniversiteler Kanunu çerçevesinde Milli Komitelerin kurulması olanağı ortaya
çıkınca, Araştırma Kurumu olarak, o tarihte üniversitelerimizde zemin mekaniği ve
uygulamaları ile ilgilenenlerin katılımı ile Milli Komite kurulması için teşebbüste bulunulmuş
ve H.Peynircioğlu, E. Toğrol, Đ. Ordemir, N. Acun, V. Kumbasar, F.Umar, K. Erguvanlı, H.
398

Dönmezer, I. Alyanak, B. Alpman, Ç Soydemir, Ş. Yalçın, A. Birand, R. Ülker, A. Önalp, M.
Tümay, A. Sağlamer, T. Durgunoğlu tarafından hazırlanan yönetmelik Milli Eğitim
Bakanlığınca kabul edilerek 8/9 Ağustos 1975 tarihinde Zemin Mekaniği ve Temel
Mühendisliği Türk Milli Komitesi kurulmuştur.

Kuruluşta Đ.T.Ü. Araştırma Kurumu’nun Başkanı, kısa bir süre Ord. Prof. Đhsan Đnan olmuş,
daha sonra Ord.Prof.Dr-Ing Hamdi Peynircioğlu tarafından yüklenilmiştir. Asistan olarak
göreve başladığı 1961’de itibaren fiilen 1965’ten sonra da resmen Kurum Sekreterliği Dr.
Ergün Toğrol tarafından yürütülmüştür.

Milli Komite’nin Başkanlığı 1975 – 1980 yılları arasında Ord.Prof.Dr-Ing. Hamdi
Peynircioğlu, 1982 -1994 tarihleri arasında Prof. Vahit Kumbasar, 1994-2004 tarihleri
arasında Prof. Dr. Ergün Toğrol tarafından yüklenilmiştir. 2004’ten günümüze kadar Milli
Komite Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı Prof. Dr. Ahmet Sağlamer, Genel Sekreterlik görevini
de Prof. Dr. S. Feyza Çinicioğlu yürütmüştür.

2004 yılında gerek genel sekreterliği gerek başkanlığı döneminde ülkemizi komitemiz
aracılığı ile uluslar arası zemin mekaniği ve temel mühendisliği camiasında büyük başarı ile
temsil eden ve ulusal düzeyde zemin mekaniği ve temel mühendisliği alanındaki bilgi
birikiminin yayılması konusunda büyük emekleri olan Prof Dr. Ergün Toğrol’a Milli Komite
tarafından Onursal Başkan ünvanı verilmiştir.
Zemin Mekaniği ve Temel Mühendisliği Türk Milli Komitesi olarak 1977 Tokyo, 1981
Stokholm, 1985 San Francisco, 1989 Rio De Janiero, 1993 Yeni Delhi, 1995 Hamburg, 2005
Osaka, 2009 Đskenderiye Kongrelerine tebliğ verdik, katıldık.

2001 yılında 15. Uluslarası Zemin Mekaniği ve Geoteknik Mühendisliği Kongresinin
Đstanbul’da ve gerçekten büyük başarı ile düzenlenmiş olması Türk Milli Komitesi’nin en
önemli başarılarındandır. ZMTM ülkemizde ve KKTC’de genişleyen meslektaş kitlesinin
önemli katkılarıyla himayesinde veya doğrudan düzenlenen konferans, sempozyum ve benzeri
faaliyetlerle etkinliğini sürdürmektedir.

[
1
] Dr.-Ing. Hamdi Peynircioğlu (1978) “Đ.T.Ü. Zemin Mekaniği Araştırma Kurumunu
Tarihçesi – Kuruluş 1947” ,ĐTÜ Zemin Mekaniği Araştırma Kurumu yayını No.1, Đ.T.Ü.
Đnşaat Fakültesi Matbaası, 28 sf.
[
2
]Prof. Dr. Ergün Toğrol tarafından gönderilen yazılı bilgi

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->