P. 1
tez

tez

|Views: 382|Likes:
Yayınlayan: ozdenkibar

More info:

Published by: ozdenkibar on Jun 28, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/21/2013

pdf

text

original

1

1.GİRİŞ VE AMAÇ
Çevre kirliliği dünyada olduğu gibi gün geçtikçe artan boyutlarıyla ülkemizde de
önemini hissettirmektedir. Günümüzde kentler içinde veya yakın çevrelerinde kurulmuş
olan özellikle kimya, besin, tekstil, kağıt ve deri gibi çeşitli endüstrileri içeren
fabrikaların atık suları ve ağır metal içermeyen şehir merkezlerinde konutların mutfak,
banyo ve tuvaletlerinde ortaya çıkan ve çoğunlukla şehir kanalizasyon şebekesine
bırakılan evsel kökenli atık sular göl, deniz, akarsu gibi suları kirleten en önemli kaynak
haline gelmiştir.
Zehirleyici özelliklerine rağmen taşıdıkları teknolojik önem nedeniyle ağır
metaller endüstride geniş ölçüde kullanılmaktadır. Toksik metaller sudaki düşük
derişimleri halinde bulunmalarında dahi insan sağlığına zarar verebilir. Özellikle
dericilik, tekstil ve metal kaplama gibi birçok endüstri dalında rastlanan krom, kirliliği
oluşturan ağır metallerden birisidir. Çevre kirlenmesi, canlıların sağlığı ve teknolojik
önemleri göz önüne alındığında, krom metalinin sulu ortamdan uzaklaştırılması
gerekmektedir. Ağır metal içeren endüstriyel atık suların arıtımında iyon değişimi, ters
osmoz, adsorpsiyon, elektrodiyaliz, nötralizasyon, çözücü ekstraksiyonu, membran
yöntemleri, kimyasal çöktürme ve buharlaştırma gibi yöntemler uygulanabilmektedir.
Bu yöntemlerden en uygun olanları iyon değiştirme ve adsorpsiyon yöntemleridir.
Çalışmamızın amacı, Dowex-88 kuvvetli asidik katyon değiştirici reçine
kullanarak, sürekli bir sistemde farklı başlangıç derişimlerindeki sulu çözeltilerden Cr
+3
metal giderimi için kırılma eğrilerini elde ederek maksimum adsorpsiyon kapasitelerini
deneysel olarak bulmak, Thomas ve Yoon – Nelson modellerini uygulayarak teorik ve
deneysel sonuçları karşılaştırmak ve HNO
3
ile reçine desorpsiyonu yaparak yüzde
desorpsiyonu bulmaktır.
2
2.ÇEVRE KİRLİLİĞİ
Çağdaş yaşamın bir sonucu olarak ortaya çıkan kirlilik, günümüzde üzerinde en
çok durulan ancak, en az çözüm getirilebilen konulardan birisidir. Kirlilik, kısaca hava-
su-toprak olarak tanımlanan çevrenin kirlenmesi gibi konuları da içermektedir.
Çevre kirliliği 16. Yüzyıldan sonra başlamıştır. Bu tarihe kadar tarımsal üretim
potansiyelinin düşük olması, kıtlıklar ve salgınlar nedeni ile dünya nüfusunda kayda
değer bir artış olmamıştır. Bu tarihten sonra tıpta, endüstride ve tarımda görülen
gelişmeler doğrudan dünya nüfusunun artmasına yol açmış, artan nüfusun ve
kentleşmenin gereksinmelerini karşılayabilmek için tarımda ve endüstride "daha çok
üretim" zorunluluğu ortaya çıkmış, bu kez daha çok üretim daha çok artık ve atık
oluşmasına neden olmuş ve bunun sonucu olarak çevre kirlenmesi görülmeye
başlamıştır. Özellikle 1970'li yıllarla başlayan dönemde teknolojideki gelişmelere bağlı
olarak üretimde ve tüketimde görülen baş döndürücü artışlar ekolojik dengede ciddi
bozulmalara yol açmıştır.
Sanayileşmenin oluşturduğu çevre sorunlarının öncelikli anlamı son zamanlarda
büyük ölçüde değişmiştir. 1970' li yılların başında çevre kirlenmesi sadece hava, su ve
toprağın kirlenmesi olarak tanımlanırken ve çevrenin her türlü atığı kabul eden serbest
bir mal olduğu düşünülürken, bu gün bu değer yargıları tümüyle değişmiş, çevrenin de
bir kaynak olduğu, zamanla kirlenerek tükenebileceği ve bu kaynağın da kullanımının
bir maliyeti olduğu anlaşılmıştır.
Çevre kirliliğini oluşturan temel unsurlar evsel ve endüstriyel artıklardır. Bu
artıklar her hangi bir işlem görmeden doğrudan doğaya verildiğinde "atık" adını alırlar.
Atıkların çevre kirliliği oluşturmayacak şekilde başka yerlerde değerlendirilmesi ya da
parçalanarak doğaya verilmesi ile çevre kirlenmesi en aza iner ve bu denli küçük bir
kirliliği doğal süreçler zaten temizleyebilir.
3
Tümüyle biyolojik bir yaklaşım ile bakıldığında çevre kirlenmesi mümkün de-
ğildir. Doğadaki tüm canlı türleri yaşamlarını sürdürebilmek için beslenmek zo-
rundadırlar ve bu aşamada dışkıları doğrudan çevreye atılır. Ölü bitki ve hayvan
artıkları da aynı şekilde çevrede kalır. Ancak doğal döngüler sonunda bu atıklar
parçalanarak başka canlılar için besin kaynağı oluştururlar. Doğada yaşadığı çevre ile
uyum içinde olmayan tek canlı türü insandır. İnsanın yüzyıllardan beri süren faaliyetleri
sonunda tüm ekolojik denge bozulmuştur. Bir başka deyiş ile insan gerek kendisi gerek
çevresindeki fauna ve florayı olumsuz yönde etkileyen, çevresini doğal ekolojik denge
ile temizlenemeyecek kadar kirleten tek canlı türüdür.
Ekolojik dengenin bozulmasında atıklar en önemli payı almakla beraber, aşırı ve
bilinçsiz avlanma, toprağı sömürürcesine yapılan tarım da ekolojik dengeyi bozmakta,
dolaylı olarak doğal temizleme süreçlerini olumsuz yönde etkilemektedir.
Çevre kirlenmesinin tümüyle ortadan kaldırılması bugünkü teknolojik, eko-
nomik olanaklar ve çevre bilinci açısından olası değildir. Tüm modern yaşamdan
vazgeçilmesi halinde elde edilecek olan sadece daha çok kirlenmenin durdurulması
olacak, ancak bugüne kadar olan kirliliğin birikintisi uzun yıllar devam edecektir. Bu
durumda yapılması gereken şey bir yandan daha çok kirlenmenin olabildiğince
önlenmesi, öte yandan mevcut kirliliğin temizlenmesidir (Karpuzcu, 1991).
2.1. Çevre Kirliliğinin Nedenleri
Bir yaklaşıma göre çevre kirliliğinde asıl önemli olan nüfus artışı değil, gelişmiş
ülkelerin yarattığı kirliliktir. Nüfus artışının çevre kirlenmesi ve doğal kaynak
tüketimindeki payı sadece %10 kadardır. Dünya gelirinin %70' inin dünya nüfusunun
%30 kadarı tarafından kullanıldığı dikkate alınırsa çevre kirlenmesinin temel nedeninin
nüfus artışı değil tüketim artışı olduğu söylenebilir. Bu durumda çevre kirliliğinin temel
unsurlarından biri sanayileşmedir.
4
Sanayileşme
Sanayi ve ticaretin gelişmesi ucuz üretim girdilerinin sağlanmasına bağlıdır. Bu
şekilde oluşacak artık değerler başka sanayilerin kurulmasına yola açar. Üretim
sürecinde arz-talep bağlantısına göre fiyatına en kolay müdahale edilen girdilerden birisi
iş gücüdür. Sanayileşmiş tüm ülkelerde sanayi ve ticaretin gelişmesi her zaman ucuz iş
gücü ile sağlanmıştır. Ancak, yukarıda da değinildiği gibi ucuz iş gücü sanayi ve
ticaretin yoğun olduğu bölgelerde varoşların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Sanayileşmenin çevre kirliliği üzerindeki asıl olumsuzluğu doğrudan kirliliktir.
Türkiye gibi sanayileşme sürecini devam ettiren ülkelerde yine ucuz üretim amacı ile
ucuz yakıt kullanılmakta, üretim gereği olarak ortaya çıkan artıklar doğrudan alıcı
kaynaklara verilmekte, sonuçta hava, su ve toprak kirlenmektedir.

Gerek iç gerek dış pazarda rekabet fiyat ve kalite açısından oluşmaktadır.
Kalitesi düşük bir ürün eğer fiyatı da düşük ise pazarda alıcı bulabilmektedir. Yüksek
kalitenin sağlanması ise ilave maliyet unsurudur. Her ne kadar toplam kalite yaklaşımı
ile kalitedeki artışlar maliyete yansımamakta hatta maliyeti düşürmekte ise de toplam
kalite yaklaşımı gelişmekte olan ülkelerde henüz yeterince yerleşmiş değildir. Sanayide
ve ticarette yüksek kaliteli bir ürünü ya da hizmeti daha ucuza pazara sunmak kuşkusuz
büyük bir avantaj sağlamaktadır. Pazarda alıcılar ürünün fiyatı ve kalitesi ile
ilgilenirken, bu ürünün üretim sürecinde ne denli çevre kirliliği oluşturduğu, ekolojik
dengeyi ne denli bozduğu ile nadiren ilgilenmektedirler.

Bu durumda, üretim sürecinde ortaya çıkan atıkların temizlenmesi işletme için
üretimde ek maliyet oluşturarak pazar rekabetinde dezavantaj olacaktır. Gelişmekte olan
ülkelerde devletin kontrol eksikliği ve yaptırım gücü zayıflığı nedeni ile sanayi
tesislerinin arıtma birimleri kurmaları bir anlamda sadece üretim maliyeti açısından ele
alındığında caydırıcı bir faktördür. İşletmelerin arıtma tesisi kurup bunu çalıştırmaları
yerine ceza vermeleri daha karlıdır. Aynı üretimi yapan aynı kapasite ve teknolojideki
iki tesisten arıtma tesisi kuran ve çalıştıranın üretim maliyeti, bunu kurmayıp cezaya
5
razı olana göre daha yüksek olacağından Pazar payını yitirecektir. Bu durumda
sanayinin çevre kirliliği oluşturması kaçınılmazdır.

Gelişmiş ülkelerde ise, tersine olarak sanayi tesislerinin ya arıtma birimleri
vardır ya da ücretini ödeyerek atıklarını kamu ya da özel sektöre ait arıtma tesislerinde
arıttırırlar. Bu ülkelerde arıtımdan gelen ek maliyetler üretimde verimliliği artırmak ve
giderleri azaltmak ile giderilmiştir. Dolayısı ile bu ülke ürünleri dış pazarlarda rekabet
güçlerini korumaktadırlar. Gelişmiş ülkelerin arıtılmaları çok pahalı olan atıklarını uzak
denizlere dökmeleri, pahalı arıtım gerektiren üretimleri gelişmekte olan ülkelerde
yaptırmaları da bilinen bir gerçektir (Haktanır ve Arcak, 1998)
2.2. Kirliliğin Boyutları
Evsel, tarımsal ve endüstriyel atıklar çevre kirliliğini oluşturan temel unsurlardır.
Çevre kirliliği ise basit olarak toprağın, suyun ve havanın kirlenmesi olarak ele
alınabilirse de toprak, su ve havanın ayrı ayrı kirlenmesi bir anlamda diğerlerinin de
dolaylı olarak kirlenmesine neden olmaktadır. Bunlar içinde çoğunlukla üzerinde en çok
durulan kirlenme suyun kirlenmesidir. Suyun kirlenmesi havanın kirlenmesine sadece
"ısı kirlenmesi" olarak etki ederken, havanın kirlenmesi yağmurlar aracılığı ile toprağı
ve suyu da kirletmektedir.
2.2.1. Su Kirliliği
Su kirliliği su kaynağının kimyasal, fiziksel, biyolojik, radyoaktif ve ekolojik
özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi şeklinde gözlenen ve doğrudan veya dolaylı
yoldan biyolojik kaynaklarda, insan sağlığında, su ürünlerinde, su kalitesinde ve suyun
6
diğer amaçlarla kullanılmasında engelleyici bozulmalar yaratacak madde veya enerji
atıklarının boşaltılmasını ifade etmektedir. Bu çerçevede Birleşmiş Milletler Dünya
Sağlık Örgütü (WHO) tarafından sularda kirletici etki yapabilecek unsurlar aşağıdaki
şekilde sınıflandırılmışlardır.
a) Bakteriler, virüsler ve diğer hastalık yapıcı canlılar: Suların hijyenik açıdan
kirlenmesine neden olan bu organizmalar genellikle hastalıklı ya da portör (hastalık
taşıyıcı) olan insan ve hayvanların dışkı ve idrarlarından kaynaklanır.
b) Organik maddelerden kaynaklanan kirlenme: Ölmüş hayvan ve bitki artıkları ile
tarımsal artıkların yüzeysel sulara karışması sonucunda ortaya çıkan kirlenmedir.
c) Endüstri atıkları: Çeşitli endüstri faaliyetleri sonucu oluşan fenol, arsenik,
siyanür, krom, cıva vb. toksik maddeleri içerirler.
d) Yağlar ve benzeri maddeler : Tanker kazaları ve petrol boru hatlarından
kaynaklanır.
e) Sentetik deterjanlar : Temizlik maddeleri (fosfat yüklü).
f) Radyoaktivite: Nükleer enerji santralleri, hastaneler, bazı endüstri kuruluşları,
araştırma kuruluşlarından kaynaklanan atıklar ile nükleer silah denemeleri sonucunda
oluşabilmektedir.
g) Pestisitler: Tarımsal savaşta kullanılan yapay organik maddelerdir.
h) Yapay organik kimyasal maddeler: Bu maddeler farmasotik, petrokimya ve zirai
kimya endüstrilerince üretilmektedir.
i) Anorganik tuzlar: Bu maddeler toksik olmayıp ancak yüksek dozlarda kirletici
olarak kabul edilirler.
j) Yapay ve doğal tarımsal gübreler: Azot ve fosfordan kaynaklanan ikincil
kirlenme.
k) Atık ısı: Tek geçişli soğutma suyu sistemlerine sahip termik santraller yüzeysel
sulara büyük miktarda atık ısı verir. Suyun sıcaklığının artması bir yandan doğal arıtma
sürecini hızlandırırken öte yandan sudaki oksijenin doygunluk derişimini azaltarak
anaerobik kokuşmaya neden olurlar.
7
Yukarıda 11 madde halinde verilen kirleticilerin sadece "a" maddesi evsel
atıkları ilgilendirmekte iken, "f" maddesi (radyoaktivite) dışında kalan 10 madde tarım,
tarıma dayalı sanayi ve tarıma girdi sağlayan tesisleri ilgilendirmektedir.
Yapılan hesaplamalar yerkürede kişi başına 470 milyon ton su olduğunu
göstermektedir. Bu suyun %97' si deniz ve okyanuslarda, %3' ü ise tatlı su kay-
naklarında bulunmaktadır. Tatlı su kaynaklarının ise %75' i buzullarda, %25' i akarsu ve
göllerde bulunur. Akarsu ve göllerde bulunan suyun büyük çoğunluğu yeraltı sularıdır.
Sonuç olarak tatlı su kaynaklarının ancak % 0,75' i akarsu, göl ve yeraltı suları halinde
bulunmakta, tüm su kaynaklarının % 0,01 kadarı yerüstü nehir ve göllerde bulunmakta,
bu durumda kişi başına düşen yerüstü su kaynakları kişi başına ancak 47 bin ton
olmaktadır. Bir diğer deyiş ile yerüstü tatlı su kaynakları dünya nüfusu tarafından eşit
olarak paylaşılır ise kişi başına düşen 47 bin ton su, günde 1000 litre hesabı ile kişi
başına 128 yıl yeterli olacaktır. Bu miktara tarım ve endüstride kullanılan miktar dahil
değildir. Ancak yer üstü akarsu ve göllerin büyük kısmının kirlenmiş olması, Amazon
nehri gibi doğrudan insan kullanımına elverişli olmaması gibi nedenlerle içme ve
kullanma suyu kaynakları giderek azalmaktadır. Ortadoğu ülkelerinde deniz suyundan
içme suyu üretimi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 'ne Türkiye' den balon ile su
taşınması, turizm cenneti olarak tanımlanan Antalya' da turizm açısından büyük
potansiyel sahibi deniz kıyısındaki pek çok köyde içme suyu olarak yağan yağmurların
sarnıçlarda biriktirilmesi ve yazın bu suyun kullanılması içme suyu sağlamadaki
tehlikeyi açıklamaktadır. Bir yaklaşıma göre temiz su kaynaklarının tükenmesi
dünyanın yok olmasına neden olacak en yakın potansiyel tehlikedir.
Evsel atıkların oluşturduğu çevre kirliliği yanında sanayide oluşan kirlilik çok
daha önemli boyutlardadır. Su kirliliği açısından endüstri tesisleri büyük dağılım
gösterir. (Uslu ve Türkman, 1987)


8
2.2.2. Katı Atıklar
Yapılan araştırmalara göre nüfusun kırsal - kentsel olması, sosyoekonomik ve
sosyokültürel yapısı ve tüketim alışkanlıklarına göre değişmek üzere Türkiye'de kişi
başına günde ortalama 0.7- 0.9 kg katı atık oluşturduğu belirlenmiştir. Bu miktar,
Türkiye genelinde yılda 15-20 milyon ton katı atık anlamına gelmektedir. Atıkların
bileşimi ortalama olarak % 22 yiyecek artığı, %11 kağıt-karton,%4 plastik, % 2 cam,
%2 metal ve %59 diğer şeklinde olup %10-15' i geri kazanılabilir niteliktedir. Buna
göre Türkiye ' de yılda 2-3 milyon ton çöpün geri kazanılabileceği, bunun ekonomik
değerinin 1999 yılı fiyatları ile 10-11 trilyon TL olduğu tahmin edilmektedir.
Değerlendirilebilir atıkların %48' ini kağıt-karton, %27' sini cam,%14' ünü metal ve
%11' ini plastik ambalaj malzemeleri oluşturmaktadır. Gıda sanayi geri dönüşsüz
ambalaj materyali kullanarak katı atık birikiminde etkili olmaktadır.
Tarıma dayalı endüstri dalları arasında gıda sanayinin pek çok dalında önemli
miktarlarda katı atık ortaya çıkmaktadır. Bu katı atıklar işleme süreci içinde
değerlendirilemeyen artıklardır. Örneğin meyve suyu endüstrisinde meyve çekirdeği,
sap, posa, bitkisel yağ endüstrisinde hammadde cinsine göre kabuk, çekirdek, küspe
işleme sürecinde artık niteliği taşımaktadır. Bunların bir kısmına hayvan yeminde
olduğu gibi önemli bir talep olurken, bir kısmı yakıt olarak kullanılmakta, bir kısmı katı
atık olarak çöpe gitmektedir.
Şeker endüstrisinde pancarın kısmen iyi temizlenememesi, kısmen de sadece
ağırlık olsun diye bilinçsizce temizlenmemesi sonunda şeker fabrikalarında önemli bir
toprak yığıntısı olmaktadır. Burada asıl üzücü olan, birinci sınıf toprağın fabrikaya
getirilip, bunun işletme için bir katı atık olarak giderilmesi gerekliliğidir.

9
Kırmızı ve beyaz et sektöründe artıklar rendering ürünleri ile birlikte çoğu kez
yem olarak değerlendirilmektedir. Buna karşı su ürünleri sektörü yoğun bir organik
maddeyi katı atık olarak atmaktadır.

Kirlenmiş suyun arıtılması, bir şekilde mümkün olmakla beraber, kirlenmiş
toprağın temizlenmesi sadece başta gıda ambalajları olmak üzere bazı katı atıkların
temizlenmesinden ibarettir. Toprağın tarım makineleri örneğinde verildiği gibi, demir
ile kirlenmesi halinde tek temizleme yöntemi yağmur sularının kirliliği temizlemesini
beklemekten ibarettir. Bu açıdan bakıldığında toprağın kirlenmesi suyun kirlenmesine
oranla çok daha tehlikeli boyutlarda olabilmektedir (Karaca, 1999).
2.2.3. Havanın Kirlenmesi
Hava kirliliği esas olarak enerji elde edilmesi amacı ile uygun olmayan yakıt-
ların kullanımı ve/veya uygun olmayan teknolojilerin kullanımından kaynaklan-
maktadır. Sanayide baca gazlarının filtre edilmeden havaya verilmesi uygun olmayan
teknoloji olarak değerlendirilebilir.
Ormanların yok olması, ozon tabakasında delinme, nükleer denemeler vb.
nedenlerle atmosferin ısınması da havada fiziksel kirlilik olarak nitelendirilebilir. Buna
bağlı olarak iklimde görülen değişmeler tarımı diğer üretim birimlerine göre daha fazla
etkilemektedir (Karpuzcu, 1984).
10
2.3.Kirliliğin Önlenmesi
Çevre kirliliğine bir bütün olarak bakıldığında kirliliğin ortadan kaldırılması
yerine kirlenmenin önlenmesi en akılcı çözüm olarak ortaya çıkmaktadır. Yer küredeki
tüm sosyoekonomik ve sosyokültürel yapı dikkate alındığında kirlenmenin tümüyle
önüne geçilmesi bugün için olanaksızdır. Bunun yerine özellikle Türkiye gibi
gelişmekte olan ülkelerde bir yandan kirlenmenin olanaklar ölçüsünde azaltılması,
mevcut kirliliğin temizlenmesi, atıkların yeniden kazanılması gibi çevre koruma
yöntemleri beraberce uygulanmalıdır.
Ekonomik ve sosyal kalkınma faaliyetleri ile birlikte ortaya çıkan, çevre ve insan
sağlığını tehdit edici etkileri nitelik ve nicelik olarak en aza indiren ve doğal kaynakları
en verimli şekilde kullanarak bunları sürdürülebilir kılan teknolojiler "çevre dostu
teknolojiler" olarak tanımlanmaktadır. Çevre dostu teknolojiler genelde 4 ana başlık
altında toplanmaktadır.
- Bir işlem sonucunda ortaya çıkan zararlı etkileri ortadan kaldırmaya yöne-
lik teknolojiler: Üretim prosesinde değişiklik yapılmadan, üretim sonucunda ortaya
çıkan atıklara ve diğer zararlara müdahale eden atık su arıtma teknolojileri gibi
teknolojilerdir.
- Proses değişikliğine gidilerek, hammadde, yardımcı madde, doğal kaynak
girdilerini ve atık çıktılarını en aza indirgeyen teknolojiler : Bunlar üretim sürecini
ve ürün tipini değiştirmeye yönelik olabilir. Daha az enerji, su ve kimyasal madde
kullanarak, daha verimli çalışan, nitelik ve nicelik olarak daha az/daha zararsız atık
üreten prosesler ve son ürünler bu kapsamdadır.
11
- Geri kazanım ve yeniden kullanım teknolojileri: Atıkların ve atık malzemenin
yeni malzemelere dönüştürülerek yeniden kullanımlarını sağlayan, çevreye atılarak
zarar vermelerini önleyen ve doğal kaynak tüketimini azaltan teknolojilerdir.
- Eski ve geleneksel çevre dostu teknolojiler: Güneş enerjisi gibi çok eski
çağlardan beri bilinen gelenekselleşmiş bazı teknolojiler özellikleri gereği zaten çevre
dostu olan, bir diğer deyiş ile çevreye zarar vermeyen teknolojilerdir.

Çevre dostu teknolojilerin yukarıda verilen genel çerçevesi içinde ikinci grupta
tanımlanan teknolojiler "temiz ürün - temiz üretim teknolojileri" olarak tanımlanırlar.
Üçüncü grupta yer alan "geri kazanım ve yeniden kullanım" teknolojilerinin üretim
alanında ve üretim prosesine entegre olarak gerçekleştirilenleri de "temiz üretim
teknolojileri" kapsamına girmektedir.
Temiz üretim, verimliliği artıracak, hava, su ve toprağın kirlenmesini önleyecek,
atıkları kaynağında yok edecek ve insan ile çevre üzerindeki riskleri en aza indirecek
proses ve ürünlerin sürekli ve birlikte kullanılmasıdır. Temiz üretimin temel ilkeleri ;
kirlilik kontrolü için temizleyici ve düzeltici değil önleyici yaklaşımları esas almak,
hammadde ve enerjinin daha az tüketilmesi ile atıkların azaltılmasını sağlamak, doğal
kaynakların optimum kullanımını sağlayacak şekilde teknolojik proseslerin
iyileştirilmesi ve yeni proseslerin geliştirilmesini kapsamaktır.
Temiz üretim teknolojilerinin kullanılması, temiz üretim kapsamında tanımlanan
faaliyetlerin bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu nedenle "temiz üretim" kavramı esas
alınmakta ve temiz üretim teknolojilerinin kullanılması da bu kavram kapsamında yer
almaktadır. Diğer bir deyiş ile temiz üretimde teknoloji önemlidir ancak temiz üretim
sadece bir teknoloji uygulaması değil, aynı zamanda sanayinin çevreye bakışı ve
çevreyle ilişkileri için yeni yaklaşımları ve davranışları da içeren bir uygulamadır.
12
Kirliliğin önlenmesine yönelik en önemli yaklaşım arıtmadır.
Arıtma
Arıtma ile asıl kastedilen suyun temizlenmesidir. Tüm arıtma sistemleri fiziksel,
kimyasal ve biyolojik arıtma grupları içinde sınıflandırılabilir. Fiziksel arıtma ile suyun
içinde bulunan kaba maddeler ızgara ve filtreler ile , kum vb. iri maddeler çökeltme
havuzlarında bekletme ile, madensel yağlar sıyırma veya işletme içinde santrifüjlüme
gibi şekillerle atık sudan ayrılabilirler. Kimyasal arıtma atık suda çözünmüş olarak
bulunan kirletici unsurların kimyasal reaksiyonlar ile çözünürlüğü düşük bileşiklere
dönüştürülmesi ya da askıdaki katı maddelerin çökeltilmesidir ve genellikle endüstriyel
atık sulara uygulanır. Aerobik biyolojik arıtma ise prensip olarak suda çözünmüş halde
bulunan organik maddeleri mikroorganizmalara yedirmek, bu şekilde oluşan biyolojik
kütleyi atık sudan ayırmaktır. Anaerobik biyolojik arıtma ise organik maddeleri
mikroorganizmalar ile daha küçük moleküllere dönüştürmektir. Bu dönüşüm sonunda
metan gazı da elde edilir. Kalan küçük moleküllü organik maddeler aerobik arıtım ile
kolaylıkla arıtılabilecek forma dönüşür. Bir diğer deyiş ile anaerobik arıtma tesisleri
aerobik arıtma öncesi kullanılır. Gıda endüstrisi gibi organik madde yükü fazla olan
atıklar biyolojik arıtma ile temizlenebilir. Tarıma dayalı diğer sanayi dallarında
kimyasal arıtma sistemleri kullanılmaktadır.
Tüm arıtma sistemleri pahalı ve çalıştırılması zor olan temizleme birimleridir.
Atık suyun miktarı, kirlilik konsantrasyonu, kirlilik öğeleri, günlük deşarj edilen
miktarın gün içinde miktar, bileşim ve konsantrasyon dağılımı gibi faktörler tarafından
etkilenir. Orta ölçekli (10 - 50 ton/gün süt girişi olan) bir peynir işletmesi için biyolojik
arıtma sisteminin maliyeti işletmenin arıtma tesisi dışındaki maliyetinin yarısına kadar
çıkabilmektedir. Türkiye 'de peynir işletmelerinin büyük çoğunluğu orta ölçekli
işletmelerdir ve gıda sanayi diğer sektörleri için de arıtma sistemi maliyeti buna
yakındır (Çelebi, 1992)
13
3. METALLERİN ÇEVRESEL ETKİLERİ
Antik çağlarda bu metallerin cevherleri işlenmeye başlandığından beri metaller
insan faaliyetleri sonucu olarak doğal çevrimler dışında atmosfere, hidrosfere ve
biyosfere yayılmaya başlamışlardır. Yüzyıllar boyunca insanlar ağır metalleri etkilerini
bilmeden takı, silah, su borusu vb çeşitli amaçlar için kullanmışlardır. Sanayileşme ile
birlikte ağır metal içeren kömürlerin yakılmaya başlanması ile endüstri bölgelerindeki
ağır metal kirliliği aşırı boyutlara ulaşmış ve ağır metal kirliliğinden kaynaklanan ilk
tanımlanan zehirlenmeler Japonya’da ortaya çıkmıştır.
Ağır metaller, su kaynaklarına, endüstriyel atıklar veya asit yağmurlarının
toprağı ve dolayısı ile bileşimde bulunan ağır metalleri çözmesi ve çözünen ağır
metallerin ırmak, göl ve yeraltı sularına ulaşmasıyla geçerler. Sulara taşınan ağır
metaller aşırı derecede seyrelirler ve kısmen karbonat, sülfat, sülfür olarak katı bileşik
oluşturarak su tabanına çöker ve bu bölgede zenginleşirler. Sediment tabakasının
adsorpsiyon kapasitesi sınırlı olduğundan dolayı da suların ağır metal konsantrasyonu
sürekli olarak yükselir. Ülkemizde de başta tuz ihtiyacımızı karşıladığımız tuz gölü
olmak üzere kapalı göllerimizde yeterli çevresel önlem almadığımız ve su havzalarında
kontrolsüz sanayileşmeye izin verdiğimizden dolayı ağır metal konsantrasyonu sürekli
yükselmektedir.
Ağır metallerin ekolojik sistemde yayınımları dikkate alındığında doğal
çevrimlerden daha çok insanın neden olduğu etkiler nedeniyle çevreye yayınımı söz
konusu olduğu görülmektedir. Sürekli ve kullanıma bağlı kirlenmenin yanı sıra kazalar
sonucu da ağır metallerin çevreye yayınımı önemli miktarlara ulaşabilmektedir. (1979
Lengrich’te çimento tesisinden talyum kaçağı* ). Yıllık olarak doğal çevrimler sonucu
7600 ton Cd, 18800 ton arsen, 3600 ton cıva 332000 ton kurşun atmosfere atılmakta
iken insan faaliyetleri sonucu deşarj edilen miktarlar dikkate alındığında ise selen (19
kat), kadmiyum (8 kat), cıva, kurşun, kalay (6 kat), arsen, nikel ve krom (3 kat) ) daha
fazladır (Alexander, 2002)
14
Ağır metallerin çevreye yayınımın da etken olan en önemli endüstriyel
faaliyetler çimento üretimi, demir çelik sanayi, termik santraller, cam üretimi, çöp ve
atık çamur yakma tesisleridir.
Atık suda bulunan ağır metallerin önemli bir miktarı arıtma çamurlarında
bulunurlar. Çözünmüş kısımlar ise yüzey suları ve denizlere ulaşarak bu bölgelerde
kalırlar. Buralardan ağır metaller tekrar mobilize olarak içme sularına ve besin zincirine
ulaşabilirler. Besin zincirine ulaşan ağır metaller kimyasal veya biyolojik olarak
bünyeden atılamazlar ve akümle olurlar. Buna rağmen canlı organizmalarda her ne
kadar taban, hava veya sularda rastlanılan konsantrasyonlardan çok daha yüksek oranda
ağır metal konsantrasyon değerlerine ulaşılsa dahi, çok nadir olarak hayvan ve
insanlarda sağlık riski doğuracak ağır metal akümülasyon sınırına ulaşılır.
3.1.Ağır Metallerin Etkileri
Ağır metaller biyolojik proseslere katılma derecelerine göre yaşamsal ve
yaşamsal olmayan olarak sınıflandırılırlar. Yaşamsal olarak tanımlananların organizma
yapısında belirli bir konsantrasyonda bulunmaları gereklidir ve bu metaller biyolojik
reaksiyonlara katıldıklarından dolayı düzenli olarak besinler yoluyla alınmaları
zorunludur. Örneğin bakır hayvanlarda ve insanlarda kırmızı kan hücrelerinin ve bir çok
oksidasyon ve redüksiyon prosesinin vazgeçilmez parçasıdır.
Buna karşın yaşamsal olmayan ağır metaller çok düşük konsantrasyonda dahi
psikolojik yapıyı etkileyerek sağlık problemlerine yol açabilmektedirler. Bu gruba en iyi
örnek kükürtlü enzimlere bağlanan cıvadır (John, 1996).
Bir ağır metalin yaşamsal olup olmadığı dikkate alınan organizmaya da bağlıdır.
Örneğin nikel bitkiler açısından toksik etki gösterirken, hayvanlarda iz elementi olarak
bulunması gerekir.
15
Ağır metallerin insan metabolizmasında oluşturdukları etki ve etkin oldukları
aşamalarına sistemler açısından kısaca ele alırsak bunları
*Kimyasal reaksiyonlara etki edenler
*Fizyolojik ve Taşınım sistemlerine etki edenler
*Kanserojen ve mutojen olarak yapı taşlarına etki edenler
*Alerjen olarak etki edenler ve
*Spesifik etki edenler olarak sıralamak mümkündür.
4.KROM VE ÖZELLİKLERİ
4.1.Kromun Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri
Simgesi : Cr
Kromun diğer isimleri : Chrome, khromoa ve Frenck
Renk : Mavimsi beyaz parlak renkli bir metal
Atom Numarası : 24
Atom Ağırlığı : 51,996
Atom Hacmi : 7,23
Özgül Ağırlığı : 7,19 gr/cm
3
Erime Noktası : 1907
o
C
Kaynama Noktası : 2671
o
C
Elektron Biçimlenmesi : [Ar] 3d
5
4s
1
Yükseltgenme Dereceleri : 2+, 3+ ve 6+
İzotopları : 43-54
Başlıca Kararlı İzotopları : 46-49, 51, 55, 56
Elektrik İletkenliği :12
Kristal Yapısı :İki kristal biçimi vardır; gövde merkezli
kubik(alfa) ve yakın birleşmiş hegzagonaldir (beta, 1850
o
C’ nin üstünde kararlı).
16
Periyodik sistemde yeri :Periyodik tablonun 4. periyot VI B grubunda yer
alan kimyasal element, yerkabuğundaki en bol bulunan elementler arasında 17.sırada
gelir ve doğada serbest halde değil başta oksijen olmak üzere başka elementlerle
birleşmiş halde bulunur. En önemli cevheri kromit mineralidir (FeO.Cr
2
O
4
). Yüksek
tenörlü cevherleri yaklaşık, %42-56 Cr
2
O
3
ve %10-26 FeO ile değişen miktarlarda
MgO, Al
2
O
3
ve SiO
3
içerir.
Aktiviteleri : Cr
2+
, Cr
3+
’e hızla okside olmasına karşılık Cr
6+
,
Cr
3+
’ya yavaş indirgenir. Cr
3+
, Cr(OH)
3
veya Cr
2
O
3
formuna hidroliz olurlar. Uçuculuğu
önemsizdir. Organik maddeler üzerinde adsorpsiyon biyolojik birikime sebebiyet
verirler. Metal normal sıcaklıklarda deniz suyuyla ve nemli ya da kuru havayla
tepkimeye girmez. Krom oda sıcaklığında seyreltik HCl ve H
2
SO
4
içinde yavaş
çözünür, buna karşılık dumanlı HNO
3
ve kral suyundan etkilenmez. Kostik alkaliler ve
alkali karbonatlardan etkilenir. Bazı yükseltgeyici maddeler metal üzerinde ince bir
oksit katmanı oluşturarak metali sülfürik asit gibi seyreltik minerallere karşı da edilgen
duruma getirir (Budavari, 1998).
4.2 Kromun Bileşikleri
Krom bileşiklerinde çoğunlukla +2, +3 ve +6 değerlikte bulunur. Ayrıca +1, + 4
ve +5 değerlikli olduğu birkaç kararlı bileşiği de vardır. +6 değerlikli durumunda
bulunduğu en önemli bileşikler kromat (CrO
4
2-
) ve bikromat (Cr
2
O
7
2-
) iyonlarıdır. Bu
iyonlar sanayide kullanılan bir dizi tuz oluştururlar. Kromun en stabil bileşiği +3
değerlik aldığı bileşikleridir. Kromlu bileşikler oksitlenmeye son derece yatkındır.
Krom +3 değerlikli tuzlarından klorür, sülfat ve nitrat tuzlarının suda çözünebilmelerine
rağmen, baryum kromat suda çözünemez. Krom +3 değerlikli tuzları bazik çözücülerde
az, asidik çözeltilerde çok çözünür. Krom +6 değerlikli tuzlarından potasyum, sodyum
ve amonyum tuzları suda çözünür (ATSDR, 1999).
17
4.3 Kromun Kullanım Alanları
Kroma endüstrinin hemen her dalında rastlanır. Krom, atmosfer korozyonuna,
kimyasal etkenlere, yükseltgenmeye (koruyucu oksit filmi), aşınmaya karşı yüksek bir
direnç göstermesi ve çok sert olması nedeniyle çelik ve öteki metallerin korunmasında
kaplanmasında, kaplama olarak yaygın bir şekilde kullanılır.
Krom +6 değerlikli tuzları yaygın olarak metal temizleme ve kaplama
işlemlerinde, alüminyumun anodik oksidasyonunda, bağlama maddesi olarak deri
endüstrisinde, boyaların, boyar maddelerin, patlayıcıların, seramiklerin, kağıt
üretiminde kullanılmaktadır. Diğer taraftan krom +3 değerlikli tuzları, yaygınlığı daha
az bir şekilde mordanlama maddesi olarak tekstil boyamasında, seramik ve cam
endüstrisinde ve fotoğrafçılıkta kullanılmaktadır. Ayrıca ısı değiştiricilerin korozyon
inhibitörü olarak soğutma sularında pompaları korumada, metalürjide de ferrokrom,
silikokrom, ferrosilikokrom, özel çelik ve metalik krom alaşımının üretiminde
kullanılır. Çok sık olarak krom atıklarının başlıca kaynağı, metal kaplama işlemlerinde
kullanılan kromik asit banyosu ve durulama suyudur. Çok geniş kullanım alanı bulan
bu ağır metalin çevreye geçişi de aynı oranda fazladır. Kromun kaynaklandığı
endüstriler ise; tersane, oto ve diğer yıkamalar, kömür madenciliği, inorganik kimyasal
madde üretimi, bobin kaplama, elektrik, elektronik, dökümhaneler, porselen
emayeleme, tutkal ve odun kimyasal maddeleri, ilaç üretimi, cevher zenginleştirme,
organik kimyasal maddeler ve plastik, petrol rafineleri, lastik işlemleri, sabun ve
deterjan, kereste ürünleri, elektrik güç istasyonlarıdır (Adato, 1993).
18
4.4. Krom Kirliliği
4.4.1 Su kalite kriterleri
İnsan sağlığı için, Cr
3+
’e izin verilen konsantrasyon, 170 μg/L; Cr
6+
’ya izin
verilen konsantrasyon ise 50 μg/l.’ dir. Krom havada, toprakta, bazı yiyeceklerde ve
biyolojik sistemlerin çoğunda bulunur (Chapman, 1996).
İnsanlar için çok gerekli olan bir eser element olarak bilinir. Krom doğal sularda
çok nadiren bulunur. Yüzey sularda konsantrasyonu genellikle 0,010 mg/l’ dan daha
azdır. Deniz suyunda, diğer elementler arasında yer alır ve genellikle 0.001 mg/l
konsantrasyonun oldukça altında bulunur. Krom doğada en yaygın olarak Cr
+3
şeklinde
bulunur.
4.4.2 Kromun sulu sistemleri ve atıklardaki durumu
Krom sulu sistemler içinde hem krom +3 değerli hem de krom +6 değerli iyon
halinde bulunur. Başlıca endüstriyel atıklar içerisinde mevcut olan altı değerlikli krom
özellikle kromat (CrO
4
2-
) ve bikromat (Cr
2
O
7
2-
) halinde bulunmaktadır. Krom bileşikleri
soğutma suyuna korozyonu önlemek amacı ile ilave edilmektedir. Ayrıca
mürekkeplerin; boyar maddelerin ve boya pigmentlerinin imalatında, krom
dibağlanması, alüminyumun elektrolitik oksitlenmesi ve diğer metallerin temizlenmesi,
kaplanması ve elektrolitik kaplanması işlemlerinde kullanılmaktadır. Çok sık olarak
krom atıklarının başlıca kaynağı, metal kaplama işlemlerinde kullanılan kromik asit
banyosu ve durulama suyudur (Gölhan ve Sıtkı, 1970).
4.4.3. Kromun canlılar üzerine etkisi
Kromun zehirliliği, temasta olduğu maddelere, kromun oksidasyon durumuna ve
ortamın pH’ına göre değişiklik göstermektedir.
19
A) Evsel suların sağlanması
1962 yılında tespit edilen Avrupa içme suyu standartları 6+ değerli krom için
0,05 mg/l.’ lik bir sınır tespit etmiştir. Hayvanlar üzerinde yapılan denemelere
dayanarak, insanın zararlı bir psikolojik etkiye maruz kalmadan +6 değerlikli krom
içeren içme suyunu içebildiğini göstermiştir (Wolf and Mc Kee, 1972).
B) Balıklar ve sudaki diğer canlı hayat
Krom tuzlarının su canlıları üzerine olan zehirliliği, maddelerin türü, sıcaklık,
ortamın pH’ı, kromun değerliliği, özellikle sertliğe bağlı olarak büyük değişiklikler
göstermektedir. Balıklar krom tuzlarına nispeten dayanıklıdırlar. Ancak daha düşük
yapıdaki su canlıları son derece hassastırlar. +6 değerlikli kromun balıklar üzerine +3
değerlikliden daha fazla toksit etkisi olduğu gösterir bir sonuca ulaştıran herhangi bir
delil yoktur.
Verilen bilgilere dayanarak aşağıdaki krom konsantrasyonlarında krom +3 veya
krom +6’nın balıklara ve diğer sudaki canlılar üzerine bir tehlikesi olmayacağı
görülmektedir.
Balık yaşamı : 1 mg/l.
Diğer su canlıları : 0,05 mg/l.
4.4.4. Krom toksisitesi
Endüstride kroma maruz kalma, elektroliz tekniği ile (kromaj) kaplamadan da
olur. Burada ince taneli kromik asit tozlarına maruz kalınır. Endüstride başlıca
absorpsiyon soluma yolu ile olmaktadır. Suda çözünenleri deri ile absorbe olabilir
(Kocaoba, 1999).
Kromik asit ve bikromatlarla meydana gelen zehirlenmeler sonucu, meslek
hastalıkları olarak kabul edilen lezyonlar oluşur. Bu lezyonlar, burun veya deri yaraları
ve kalıcı tekrarlayan egzamalar halinde deri ile ortaya çıkar (güvercin gözü) ve çok acı
verir.
20
Krom çoğunlukla biyolojik materyallerde, proteinlerde, nükleik asitlerde ve çok
çeşitli düşük molekül tartılı ligandlarda + 3 şeklinde bulunur. + 6 değerlikli şekli
oksidasyon potansiyeli ve biyolojik membranlardan kolaylıkla geçebilmesi nedeni ile
+3 değerlikli halinden çok daha zehirlidir (Baykut vd., 1987). Ağız içi ve cilt üzerine
doğrudan temas eden krom bileşikleri alerjik dermatit yaralara yol açabilir. Toz ve
dumanların solunması ile şiddetli solunum yolu iltihapları, burun iltihapları ve
yırtılmasına neden olmaktadır. Akciğer iltihabı sonucu akciğer kanserinin meydana
gelebileceği bildirilmiştir. Kromik asit nefes darlığı krizlerine yol açar. Krom
bileşiklerini yapan fabrikalarda, boya üretilen yerlerde çalışan işçiler arasında geç ve
yavaş zehirlenme olayları görülmüştür. Bu kişilerde, ellerde ve ayaklarda soğuma,
titreme görülmektedir (Dökmeci, 1988).
4.4.5. Krom standartları
Cr
6+
için uluslar arası çevre ile ilgili olan WHO, EPA (Birleşmiş Milletler Çevre
Koruma Ajansı) ve Avrupa standartları doğal sularda maksimum 50 μg/l Cr
6+
’ya izin
vermişlerdir (Loukidou et al., 2004). Ülkemiz için belirlenmiş olan değerler ise Çizelge
3.4. de özetlenmiştir.
Çizelge 3.4. Cr
6+
için bazı standartlar
21
4.5. Atık Sularda Krom Giderme Teknikleri
Atık sulardaki kromun giderilmesi için birçok yöntem mevcuttur. Uygulanacak
yöntemin belirlenmesinde bazı faktörleri göz önüne almak gerekmektedir. Atık suyun
karakteristiği, atık su içerisinde ki krom miktarı, giderilmek istenen miktarın büyüklüğü,
işletme öncesi hazırlık ve işletme maliyeti, arıtım verimi sonucu atık miktarı bu
faktörler arasında sıralanabilir.
Atık sularda ki kromun giderilmesinde kullanılan bazı teknikler şunlardır
(Genel, 1999):
Kimyasal indirgenme tekniği: Artı altı değerlikli krom ve bileşikleri indirgeyici
özellikteki kimyasallar kullanılarak artı üç değerlikli kroma indirgenir. Ancak
bu yöntemle altı değerlikli kromun tamamını artı üç değerlikli kroma
indirgeyememektedir. İndirgenen miktar, kullanılan indirgeyici bileşiğe ve reaksiyonun
özelliklerine göre değişmektedir.
İyon değiştirme tekniği: İyon değiştiriciler, genellikle yukarıdan aşağıya akışlı
kolon tiplerinde kullanılır. Atık suların içerisinde yer alan krom bileşiklerini
gidermek için anyon değiştirici reçineler kullanılmaktadır. Reçine kapasitesi
dolduğunda, tutulan iyonların uzaklaştırılması için rejenerasyon işlemi uygulanır.
Anyon değiştirici reçinede en yaygın olarak kullanılan rejenerant sodyum hidroksittir.
Ters osmoz tekniği: Ters osmoz, çözeltideki çözünmüş tuzları yarı geçirgen bir zardan
yüksek basınç kullanarak geçirilmesi ve bu işlem sırasında kirleticilerin aradaki zar
tarafından tutulmasına dayanan bir prosestir. Ters osmoz üniteleri uygun hidrolik
kapasitenin sağlanabilmesi için genellikle paralel olarak, daha verimli bir arıtım
sağlamak amacıylada seri bağlı olarak ayarlanır. Ancak bu yöntemle de bütün bileşikler
tam olarak uzaklaştırılamaz. Arıtma verimi, uzaklaştırılması planlanan kirleticinin ve
kullanılan membranın özelliklerine göre değişmektedir.
Adsorpsiyon tekniği: Sularda krom giderim uygulamalarından biri de düşük maliyeti,
kolay bulunabilirliği ve kolay kullanımı gibi sebeplerden ötürü birçok sanayiyel ve zirai
22
atık veya sanayiyel ve zirai yan ürünler ile zeolit, diatomit gibi toprak ve kil çeşitleri de
adsorpsiyon uygulamaları için kullanılır.
5. ADSORPSİYON
Çözeltinin dolgu maddesinin yüzeyinde seçici olarak tutulmaları sonucu
meydana gelen bir ayırma işlemidir. Katı taneciğin yüzeyinde bulunan atom, iyon yada
moleküller birbirlerinden farklı özellikte, yüksek bir enerji seviyesine ve yüzey
aktiviteye sahip olan bir yüzey tabakaya tutunurlar. Bu yönüyle absorpsiyondan
ayrılırlar (Şener vd., 1986).
Birçok fiziksel, kimyasal ve biyolojik sistemlerde adsorpsiyon olayı tercih
edilmekte ve özellikle sanayi uygulamalarında su ve atık suların arıtılmasında sıkça
kullanılmaktadır.
5.1. Adsorpsiyon Mekanizmaları
Adsorpsiyon mekanizması temelde fiziksel adsorpsiyon ve kimyasal adsorpsiyon
olarak ikiye ayrılır (Perry et al., 1985). Bu iki tip adsorps iyon arasındaki farklar aşağıda
sıralanmıştır;
1. Fiziksel adsorpsiyonda, adsorbent ve adsorplanan moleküller arasında
zayıf kuvvetler olan Van der Waals kuvvetleri etkili olup bu iki molekül
arasında herhangi bir elektron alışverişi veya elektron paylaşımı söz konusu
değildir. Buna karşılık, kimyasal adsorpsiyonda, adsorplanan ve adsorbent
molekülleri arasında karşılıklı elektron alışverişi veya paylaşımı ile fiziksel
adsorpsiyondaki bağlara göre daha kuvvetli olan kimyasal bağlar
oluşmaktadır.
23
2. Fiziksel adsorpsiyon tamamen tersinir olup, adsorplanan moleküllerin
adsorbent yüzeyinden ayrılması yani desorpsiyonu söz konusudur. Kimyasal
adsorpsiyon ise kimyasal şartlar değişmedikçe tersinmez bir reaksiyondur.
3. Fiziksel adsorpsiyon, adsorbent yüzeyinde belirli noktalara sabit olmayıp,
adsorplanan moleküller yüzeyin tamamı üzerinde hareket edebilir. Bu
şekilde katı haldeki adsorbentlerin yüzey alanlarının ölçülmesi mümkün
olmaktadır. Fakat kimyasal adsorpsiyonda, adsorplanan moleküller katı
yüzeyde reaksiyona girdikleri adsorbent noktalarda kalarak kimyasal bağ
oluştururlar.
4. Fiziksel adsorpsiyonda, açığa çıkan adsorpsiyon ısısı 10 kcal/mol’ ün
altında iken bu değer kimyasal adsorpsiyonda 40 kcal/mol’ den büyüktür.
5. Fiziksel adsorpsiyon çok tabakalı olabilirken, kimyasal adsorpsiyon, tek
tabaka ile sınırlıdır. İlk tabakayı takip eden tabakalardaki tutulmalar, ancak
fiziksel adsorpsiyon yolu ile oluşabilir.
6. Fiziksel adsorpsiyonun meydana gelmesi için ilave bir aktivasyon
enerjisi gerekmezken, kimyasal adsorpsiyonda gerekir.
7. Fiziksel adsorpsiyonun hızı artan sıcaklık ile hızlı bir şekilde düşerken,
kimyasal adsorpsiyonda adsorpsiyon hızı sıcaklık yükseldikçe artmaktadır.
Katı yüzeyindeki adsorpsiyon işlemi, difüzyon kinetiğine bağlı olarak
gerçekleşmektedir.
5.2. Adsorpsiyon İzotermleri
Adsorpsiyon izotermleri bir yüzeye adsorbe olan adsorplanan moleküller için
denge şartlarını gösterir. Genel olarak, adsorbe olan madde miktarı, adsorplanan
konsantrasyonunun karmaşık bir fonksiyonudur. Adsorpsiyon izotermi, bilinen
miktardaki bir adsorbent ile farklı konsantrasyonlarda adsorplanan madde çözeltilerini
24
dengeye ulaştırarak elde edilir. Ölçümler sabit sıcaklıkta yapılır. Deney sonunda
çözeltideki adsorplanan madde konsantrasyonları adsorbent fazındaki adsorplanan
madde konsantrasyonlarına karşı grafiğe işlenir.
Uygulamada en çok karşılaşılan izotermler Langmuir, Freundlich ve
Brunaur-Emmet-Teller (BET) izotermleridir (Perry et al., 1985).
5.2.1. Langmuir İzotermi
Langmuir izotermi adsorbentin yüzeyinde alıcı noktaların olduğunu kabul eder.
Burada her alıcı noktanın sadece bir molekül adsorplama yapacağı kabul edilmiştir.
Böylece meydana gelen tabaka bir molekül kalınlığında olur. Bunun yanında, tüm
adsorpsiyon alanları, adsorplanan moleküllere karşı eşit miktarda çekim uygular ve
adsorbe olan bir molekül bitişik alandaki bir başka molekülle herhangi bir etkileşim
içinde olmaz. Langmuir izotermi, katı yüzeyler üzerinde aktif adsorpsiyon alanlarında
meydana gelen tutulmanın fiziksel ya da kimyasal adsorpsiyon olup olmadığını diğer
izotermlere göre daha iyi açıklamaktadır.
Langmuir izoterminde adsorpsiyon, adsorplanan maddelerin başlangıç derişimi
ile birlikte lineer olarak artar. En çok doyma noktasında, yüzey tek tabaka ile
kaplanmakta ve yüzeye adsorbe olmuş adsorplanan madde miktarı sabit kalmaktadır.
Bu kabullerden yola çıkarak Langmuir aşağıdaki eşitliği çıkarmıştır;
m
x
=
) 1 ( KC
C Kq
m
+
(5.1)
Burada;
K ve q
m
= Langmuir izotermi sabiti
C = Adsorpsiyon tamamlandıktan sonra çözeltide kalan madde konsantrasyonu (mg/L)
x = Adsorbe olan madde miktarı (mg veya g)
m = Adsorbentin kütlesi (mg veya g)
25
Eş. 5.1 şu şekilde düzenlenebilir;
m x /
1
=
m
q
1
+
C Kq
m
1
(5.2)
Sonuç olarak bir adsorpsiyon olayı Langmuir izotermine uyuyorsa 1/(x/m)
değerine karşı 1/C değerleri grafiğe işlendiğinde K ve q
m
sabit değerleri grafikteki doğru
eğiminden ve doğrunun grafiği kestiği noktadan gidilerek hesaplanır.
5.2.2. Freundlich İzotermi
Freundlich, adsorpsiyon prosesini ifade eden bir ampirik denklem geliştirmiştir.
Freundlich’e göre bir adsorbentin yüzeyi üzerinde bulunan adsorpsiyon alanları
heterojendir yani farklı türdeki adsorpsiyon alanlarından teşkil edilmiştir.
Freundlich izotermi aşağıdaki şekilde ifade edilir.
m
x
= KC
1/n
(5.3)
Burada;
x = Adsorbe olan madde miktarı (mg veya g)
m = Adsorbentin kütlesi (mg veya g)
K = Freundlich izotermi sabiti
C = Denge halindeki çözeltide adsorbent konsantrasyonu (mg/L veya mol/L)
n = Freundlich izotermi sabiti
Freundlich denkleminin her iki tarafının logaritması alınırsa denklem şu
şekildedir;
log (x/m) = log K + (1/n) log C (5.4)
26
log (x/m) ‘e karşı log C noktalandığında eğer izoterm Freundlich izotermine
uyuyorsa bir doğru elde edilir. Burada n ve K sabitleri doğrunun eğimi ve ekseni kesim
noktalarından belirlenir. Eksenler logaritmik ölçektedir.
5.2.3. Brunaur-Emmet-Teller İzotermi
Bu adsorpsiyon izotermine göre moleküller adsorbentin yüzeyine birden fazla
tabaka halinde adsorbe olur. BET denklemi Langmuir denkleminde olduğu gibi
adsorbent yüzeyinin üniform olduğunu kabul eder. Bir adsorpsiyon alanındaki
adsorpsiyon, komşu alandaki adsorpsiyona etki etmez. Buna ilaveten adsorpsiyon
enerjisinin birinci tabakayı tuttuğu kabul edilmiştir. Ancak birinci tabakaya ilaveten
yeni tabakaların oluşması da mümkündür. BET denklemi aşağıdaki şekilde ifade
edilmektedir.
m
x
=
[ ]
s s
m
C C A C C
ACX
/ ) 1 ( 1 ) ( − + −
(5.5)
Burada;
x = Adsorbe olan madde miktarı (mg veya g)
m = Adsorbentin ağırlığı (mg veya g)
A = Çözelti ve adsorbent yüzeyi arasındaki enerji etkileşimini ifade eden sabit
C = Denge halindeki çözeltide adsorbent konsantrasyonu (mg/l veya mol/L)
x
m
= Birinci tabakayı tamamen teşkil için adsorbe olan çözelti miktarı (mg/g veya
mol/g)
C
s
= Çözeltideki adsorbentin doygunluk konsantrasyonu (mg/l veya mol/L)
Eş. 5.5 yeniden düzenlenirse;
m x C C
C
s
/ ) ( −
=
]
]
]

m
Ax
1
-
]
]
]


m
Ax
A 1
(5.6)
27
Buradan hareketle C/C
s
değerlerine karşılık C/[(C
s
-C)x/m] değerleri
noktalandığında eğimi A-1/Ax
m
olan ve kesim noktası 1/A(x
m
) olan bir doğru elde
edilir.
Langmuir, Freundlich ve BET izotermlerinin tamamı atıksu uygulamalarında
adsorpsiyon verilerini analiz etmede kullanılmaktadır. Genelde, Langmuir ve BET
denklemleri karışık çözelti veya seyreltik çözeltilerde Freundlich denklemindeki kadar
iyi uygulanamazlar (Benli, 2003).
5.3. Sabit Yataklı Kolonlarda Adsorpsiyon
Sabit yataklı adsorpsiyon kolonundan geçen çözelti hacmine karşı çıkış
akımındaki çözünen derişiminin değişimi Şekil 5.1’de gösterilmiştir. Bu şekle göre
besleme çözeltisinin derişimi C
0
’dır ve Şekil 5.1.a’ya göre kolondan çıkışta çözünenin
sıvı içindeki başlangıç derişimi C
a
’dır. Çözelti başlangıçta temiz adsorban yatağının
içinden geçeceğinden yatağın üst kısmındaki adsorbanlar tarafından çözünen hızlı bir
şekilde adsorplanır. Adsorpsiyon bölgesi aşağıya doğru kaydıkça, çıkış akımındaki
çözünen derişimi de artarak C
b
değerini alır (Şekil 5.1.b). Kolondan, Şekil 5.1.c’deki
duruma gelinceye kadar çözelti geçtiğinde adsorpsiyon bölgesinin alt kısmı yatağın alt
sınırına ulaşır ve çıkış akımındaki çözünen derişimi ilk kez önemli ölçüde artarak
“kırılma noktasında” C
c
değerine ulaşır. Çözelti geçmeye devam ettikçe çıkış
akımındaki derişim hızla yükselerek C
d
durumuna geldiğinde kolon, çözüneni
adsorplama yönünden doygunluğa ulaşmış sayılabilir (Şekil 5.1.d.). Böylece doygun
bölgenin alt sınırı kolonun dibine erişmiştir. Çıkış akımında istenen standart aşıldığında
adsorbanın rejenere edilmesi veya değiştirilmesi gerekecektir.
Sabit yataklı kolonda adsorpsiyon verimi kırılma eğrisi (dönüşül eğrisi,
breakthrough eğrisi) ile belirlenir. Kırılma eğrisi çözeltiden uzaklaştırılan maddenin
davranışını gösterir ve çoğunlukla adsorplanan maddenin derişimi, çıkış derişimi veya
çıkış akımındaki derişiminin giriş derişimine oranı (C
e
/C
0
) zamanın veya kolondan
çıkan çözelti hacminin fonksiyonu olarak ifade edilir. Kırılma eğrisinin altında kalan
28
alan integrasyon yöntemi ile belirlenebilir. Adsorplanan madde derişimine karşı
kolondan çıkan çözelti hacmi grafiğe geçirilerek maksimum kolon kapasitesi belirlenir.
Belirli besleme derişiminde ve akış hızındaki toplam adsorpsiyon kapasitesi (q
0
;mg/g)
aşağıdaki gibi hesaplanabilir:
q
0
=



T
V
e o
m
dV C C
0
) (
(5.7)
Burada;
V
T
: yatak doyduğu zaman toplanan çözelti hacmi (L)
m: adsorban kütlesidir (g).
Sabit yataklı kolonda adsorpsiyon sürecinin gerçek hızı ve işlergesi, akışkan
hızına ve beslemedeki çözünen derişimi yüksek olduğunda yatağın yüksekliğine
bağlıdır. Çalışma sırasında kırılma noktasına ulaşma zamanı önemlidir ve bu zaman
yatak yüksekliğinin azalması, adsorpban tanecik boyutunun artması ve beslemedeki
başlangıç derişiminin artmasıyla azalır (Kavak, 2004).
29

Şekil 5.1. Sabit yataklı adsorpsiyon kolonundan geçen çözelti hacmine karşı çıkış
akımındaki çözünen derişiminin değişimi(Vergili, 2000).
Kolonda adsorpsiyon sürecinin tasarımı kırılma eğrisinin veya derişim-zaman
profilinin belirlenmesini gerektirir. Bu amaçla Thomas ve Yoon-Nelson modelleri
kullanılabilir.
5.3.1. Thomas Modeli
Thomas veya tepkime modeli kolon verimi için kullanılan modeller içinde en
çok kullanılanlardan birisidir. Bu model, adsorpsiyon ve desorpsiyon olaylarının
Langmuir modeline uyduğunu ve adsorpsiyon hızının ikinci mertebeden tepkime
kinetiği ile kontrol edildiği varsayımına dayanır ve şöyle ifade edilir:
(a) (b) (c) (d)
30
]
]
]


+
·
θ
) (
exp 1
1
V C m q k C
C
o o TH o
e
(5.8)
Burada;
k
TH
: Thomas hız sabiti (L/mg dk)
θ : Hacimsel akış hızı (L/dk)
V : Kolondan geçen çözelti hacmi (L)
Thomas modelinin doğrusallaştırılmış şekli :
V
C k m q k
C
C
o TH o TH
e
o
θ θ
− ·

,
`

.
|
−1 ln
(5.9)
Kinetik katsayı k
TH
ve yatağın adsorpsiyon kapasitesi q
o
, t’ye (t=V/θ) karşı ln[(C
o
/C
e
)-
1] grafiğe geçirilerek elde edilebilir. (Aksu ve Gönen, 2004).
5.3.2. Yoon-Nelson Modeli
Yoon-Nelson modeli hem diğer modellerden daha az karışık hem de adsorbanın
karakteristiğiyle, adsorbanın türüyle ve adsorpsiyon yatağının özellikleriyle ilgili çok
fazla detay gerektirmez. Yoon-Nelson modeli şöyle ifade edilebilir (Lin and Wang,
2002):
31
ln
YN YN
e o
e
k t k
C C
C
τ − ·

(5.10)
Burada;
k
YN
: Yoon - Nelson Hız sabiti (1/dk)
τ
: Kırılma eğrisine göre adsorplanan maddenin %50 adsorplaması için gerekli
zaman (dk)
t: Kırılma noktasına karşılık gelen zaman (dk)
t’ye karşılık ln(C
e
/(C
o
-C
e)
) grafiği çizilerek kesim ve eğim noktalarından k
YN
ve
τ

değerleri elde edilebilir. Bu değerler kullanılarak q
0
şöyle hesaplanabilir:
q
0
=
2
1
C
0
θ(2
τ
) = C
0
θτ

(4.11)
6. İYON DEĞİŞİMİ
Bir katı maddenin etrafındaki sıvıdan belirli iyonları alıp, buna karşılık ekivalent
miktarda diğer iyonları sıvıya vermesi esasına dayanan fizikokimyasal olaya “ iyon
değişimi “ denir. Bu değişim, ekivalent miktarda ki iyonlar arasında çoğunlukla geri
dönüşlü olarak gerçekleşir. Böylece uygulanan reaksiyonun tam tersi gerçekleştirilerek
bağlanan iyonlar tekrar çözeltiye alınırlar. İyon değişimi, olayı kütlenin etkilemesi
kanununa uygun olarak yürüyen bir denge reaksiyonudur. Bu olayın hızı, iyonların
porlar içine difüzyonuna bağlı olarak değişir (Barlas, 1996).
32
6.1. İyon Değiştirici Maddeler
Doğal iyon değiştirici maddeler: Bazı doğal organik maddeler iyon değiştirme
özelliğine sahiptirler. Hayvan, bitki dokuları ve toprak gibi maddelerin birçoğu iyon
değiştirme özelliği gösterirler. Bu doğal maddelerden bazıları un, samani odun, kağıt,
patates nişastası ve topraktaki humustur. Doğal maddelerin çoğu arıttıkları suya renk
vermekte ve arıtım işleminin izlenmesi zor olmaktadır. Ayrıca rejenere edilmeleri de
son derece güçtür.
Zeolitler, kristal alüminyum silikatlardır ve katyon değiştirici özellik gösterirler.
Zeolitler yumuşak maddelerdir ve kimyasal olarak dayanıklı değillerdir. Porlarındaki
karşı iyonlar fazla hareketli değildir.
Bir çok kömür doğal iyon değiştirici özellik gösterir. Bu maddeler kullanılmadan
önce uygun hale getirilmelidir. Bu amaç doğrultusunda, sülfürik asit ile sülfonasyon
sonucu sülfane edilmiş kömür oluşturulur. Ayrıca bitümlü kömür ve antrasit
sülfonasyon ile kuvvetli katyon değiştiricilere dönüştürülmektedirler (Öntuğ, 1997-
Vergili, 2000)
Sentetik iyon değiştirici maddeler: İyon değiştirici maddeler yapılarında
asidik veya bazik fonksiyonel gruplar bulunan çözünmez granüler maddelerdir. Çapları
0,04-1,5 mm arasında olan iyon değiştirici küreciklerini tek tek ele aldığımızda, her bir
küreciği oldukça küçültülmüş bir sünger olarak düşünebiliriz. Sünger iskeleti(matriks)
dev bir moleküldür ve içinde çok sayıda yük taşıyıcı gruplar bulunur. Yani kürecik
elektriksel olarak nötraldir (Barlas, 1996).
Heterodispers ve monodispers olmak üzere iki tip iyon değiştirici kategorisi
vardır. İyon değiştiriciler fiziksel görünümlerine göre jel(mikroporöz) ve makroporöz
olmak üzere iki gruba ayrılırlar. İyon değiştiricinin jel veya makroporöz yapıda olması
polimerizasyon basamağından ileri gelir.
Jel tipindeki reçineler, homojen yapıda çapraz bağlanmış polimerlerdir.
Görünümleri şeffaftır. Polimerizasyon basamağından kaynaklanan doğal bir poroziteye
33
sahiptirler. Yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Jel yapıdaki iyon değiştirici reçineler,
bütün taneciklere düzenli olarak dağılmış değiştirme noktalarına sahiptirler. Por çapları
10-30 A
o
’dır.
Makroporöz reçineler iyon değişiminin taneciğin içindeki gruplarda da
gerçekleşmesini sağlayan daha geniş porlara sahiptir ( minimum çap 100 A
o
). Bu
reçineler makroretüküler ya da sabit porlu reçineler olarak da bilinirler. Mat bir
görünüme sahiptirler.
Makroporöz reçinelerde çapraz bağ oluşturan divinilbenzen miktarı, jel yapıdaki
reçinelere göre daha fazladır. Bu durum reçinenin daha az değiştirme noktalarına sahip
olmasına neden olduğundan makroporöz reçinelerin kapasiteleri jel yapıdaki
reçinelerden daha düşüktür. Jel yapıdaki iyon değiştiricilerin işletme verimleri daha
yüksektir ve fiyatları daha düşüktür (Vergili, 2000).
Makroporöz reçineler sünger yapılarından dolayı daha iyi fiziksel dayanıklılık
gösterirler. Ozmotik kuvvetlerden fazla etkilenmezler. Makroporöz anyonik reçineler
daha fazla yüzey alanına sahip olduklarından organik kirlenmelere karşı mikroporöz
reçinelerden daha dayanıklıdırlar (Delsiva, 1996).
Monodispers iyon değiştiriciler özel bir yönteme göre üretilen hemen hemen
aynı büyüklükteki jel veya makroporöz yapıda, stiren-divinilbenzen
kopolimerizatlarıdırlar. Taneciklerin % 90’dan fazlası belirlenen tanecik çapından en
fazla t0,05 mm sapma gösterir.
Monodispers reçinelerle çalışırken düşük basınç kaybı ve daha az reçine yatağı
genişlemesi olur. Monodispers reçinelerde ters yıkama esnasında yatak genişlemesi
standart reçinelere oranla daha düşüktür. Monodispers reçinelerin içinde ince tanecikler
bulunmadığı için yatak ve üzerinde bulunan sıvı arasında net bir sınır oluşur. Bu sayede
kirliliklerin yıkanıp atılması kolaylaşır ve yıkama sırasında reçine kaybı, standart
heterodispers iyon değiştirici kolonundaki basınç kaybı ile karşılaştırılamayacak kadar
düşüktür.
34
Monodispers iyon değiştiriciler daha küçük kolonlar ile çalışmaya olanak verir.
Böylece yeni girişimlerde yatırım bedeli düşer, mevcut tesislerin iyon değiştirici
kolonlarına monodispers reçinelerin doldurulması durumunda da kolona daha fazla
reçine konabilir. Monodispers reçinelerin başka bir avantajı ise iyon değiştirici kolon
içindeki nozullar ve kolektörlerin tıkanma riskinin tamamıyla ortadan kalkmasıdır
(Vergili, 2000).
6.2. İyon Değiştirici Tipleri
Katyon ve anyon değiştiricilerdeki iyon taşıyıcı grubun cinsi iyon değişimi
olayında çok önemlidir. İyon taşıyıcı grupların asitlik ve bazlık derecesine göre kuvvetli
ve zayıf asidik iyon değiştiricilerden veya kuvvetli ve zayıf bazik iyon değiştiricilerden
söz edilir.
Kuvvetli asidik iyon değiştirici: Sülfonik asit grupları
Zayıf asidik iyon değiştirici : Karboksil grupları
Kuvvetli bazik iyon değiştirici : Kuvarterner amonyum bileşikleri
Zayıf bazik iyon değiştirici : Primer, sekonder ver tersiyer amonyum bileşikleri
6.2.1. Kuvvetli asidik katyon değiştiricier
Kuvvetli asidik katyon değiştiriciler, sülfonik asit fonksiyonel gruplarına
sahiptiler. Bu kuvvetli asidik katyon değiştiriciler her pH’da işletilirler, bütün tuzları
değiştirirler ve rejenerasyon maddesinin büyük miktarlarına ihtiyaç duyarlar.
35
Kuvvetli asidik katyon değiştiriciler Na
+
formunda iken yumuşatma amaçlı, H+
formunda yumuşatma, dealkalizasyon ve demineralizasyon amaçlı kullanılırlar.
Aşağıdaki eşitliklerde üç tipik kuvvetli katyon değiştirici reaksiyonu gösterilmektedir:
2RSO
3
-
H
+
+ CaCl
2
⇔(RSO
3
-
)
2
Ca
2+
+ 2HCl
2RSO
3
-
Na
+
+ CaCl
2
⇔(RSO
3
-
)
2
Ca
2+
+ 2NaCl
2RSO
3
-
Na
+
+ Ca(HCO
3
)
2
⇔(RSO
3
-
)
2
Ca
2+
+ 2NaHCO
3
Bu reaksiyonlar geri dönüşlüdür. Tükenmiş reçine asit rejenerasyonu ile hidrojen
ya da sodyum formuna dönüştürülebilir.
6.2.2. Zayıf asidik katyon değiştiriciler
Zayıf asidik katyon değiştiriciler, değiştirme noktaları olarak karboksilik
gruplara sahiptirler. Sadece bikarbonatlara bağlanmış olan katyonları (Ca
2+
, Mg
2+
, Na
+
vb) tutabilirler, kuvvetli anyonlarla (SO
4
2-
,Cl
-
,NO
3
-
) denge halindeki katyonları
değiştirmezler. Zayıf asidik reçineler esas olarak yumuşatma ve dealkalizasyon amaçlı
kullanılırlar.
Zayıf katyonik reçineler rejenerasyon maddesinin stokiyometrik miktarı ile
rejenere edilirler. Kuvvetli katyonik iyon değiştiricilerin rejenere edilmeleri için ise
rejenerasyon maddesinin stokiyometrik miktarının 2-3 katı gerekmektedir. Zayıf asidik
katyon değiştiriciler, kuvvetli katyonik reçinelerden daha kolay rejenere edilebilirler
(Dorfner, 1972).
Bu tip reçineler hidrojen formundaki kuvvetli asidik katyon değiştiricilerle ayrı
yatak vaya karışık yatak şeklinde kullanılırlar. Her iki durumda da alkalilik oluşturan
iyonlar ilk olarak zayıf asidik katyon değiştiricide giderilir. Kalan iyonlar kuvvetli
katyon değiştirici ile giderilir. Zayıf asidik katyon değiştiriciler kuvvetli asidik katyon
36
değiştirici ünitesinden gelen asit ile rejenere edilebilirler. Böylece iyon değiştiricilerde
daha az su kirliliği oluşur.
Şekil 6.1. Kuvvetli ve zayıf asidik katyon değiştiricilerin şematik gösterimi (Dow
Chemical Company, 1998)
6.2.3. Kuvvetli bazik anyon değiştiriciler
Kuvvetli bazik anyon değiştiricilerin değiştirme noktalarını kuvarterner amin
grupları oluşturur. Bu anyon değiştiriciler, kimyasal aktivasyon prosesinde kullanılan
amin çeşidine bağlı olarak Tip I ve Tip II olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar. Tip I, üç
metil grubuna sahipken, Tip II’ de bu metil gruplarının birinin yerine bir etanol grubu
vardır.
Tip I reçineler sulardan anyon giderimi için uygundur. Tip I reçineler yüksek
sıcaklıklara karşı dayanıklıdırlar ve yüksek alkalinite ile yüksek silika gideriminin tercih
edildiği sularda kullanılabilirler. Rejenere edilmeleri Tip II’den daha zordur. Tip I
reçineler ayrıca klorür formundan hidroksil formuna geçerken Tip II’den daha çok
şişerler (Korkisch, 1989).
Tip II reçineler bütün anyonları giderebilir. Silika ve karboksil, bulundukları
sularda toplam anyonların % 30’undan fazla ise bu tip reçineler bu anyonları gidermede
daha az etkili olabilir. Tip II reçineler kirlenmeye daha az maruz kalırlar ve işletme
masrafları Tip I’e göre daha azdır.
37
OH formundaki kuvvetli bazik anyon değiştiriciler anorganik asitleri şu şekilde
giderirler:
2R
4
N
+
OH
-
+ H
2
SiO
3
⇔ (R
4
N
+
)
2
SiO
3
2-
+ 2H
2
O
2R
4
N
+
OH
-
+ H
2
CO3 ⇔ (R
4
N
+
)
2
CO
3
2-
+ 2H
2
O
Reaksiyonlar geri dönüşlü olduklarından, tükenmiş iyon değiştirici reçine NaOH (kostik
soda) rejenerasyonu ile hidroksil formuna dönüştürülür.
6.2.4. Zayıf bazik anyon değiştiriciler
Zayıf bazik anyon değiştiriciler, fonksiyonel özelliklerini birincil (R-NH), ikincil
(R-NHR
1
), üçüncül (R-N-R
1
R
2
) ve bazen de kuvarterner amonyum gruplarından alırlar.
Kapasiteleri kuvvetli bazik reçinelerin iki katıdır. Zayıf bazik anyon değiştiriciler
kuvvetli bazik anyon değiştiricilerden önce kullanıldıklarında organik kirlenmeye karşı
maksimum korunma sağlandığı gibi rejenerasyon maliyeti de azalır (Vergili, 2000).
Zayıf bazik anyon değiştiriciler, düşük alkaliniteye ve silika gideriminin gerek
olmadığı ya da kuvvetli asitlerin anyonlarının (Cl
-
, SO
4
2-
,NO
3
-
) bulunduğu sularda
kullanılabilirler. Zayıf bazik anyon reçineler kuvvetli asitler ile şu şekilde reaksiyon
verirler:
2R
3
N
+
OH
-
+ H
2
SO
4
⇔ (R
3
N
+
)
2
SO
4
2-
+ 2H
2
O
R
3
N
+
OH
-
+ HCl ⇔ (R
3
N
+
)Cl
-
+ H
2
O
Zayıf bazik reçineler NaOH, Na
2
CO
3
ve NH
3
ile rejenere edilebilirler (Awwa, 1990).
38
Şekil 6.2. Kuvvetli ve zayıf bazik anyon değiştiricilerin şematik gösterimi
6.3. İyon Değiştiricilerle Çalışma Yöntemleri
İyon değişiminin gerçekleşmesi için esas olarak üç yöntem kullanılmaktadır:
1. İyon değiştirici ile suyun karıştırıldığı yöntem (kesikli)
2. Kesiksiz yöntem
3. Kolon yöntemi
6.3.1. İyon değiştirici ile suyun karıştırıldığı yöntem (kesikli)
Bu en basit iyon değişimi yöntemidir. Arıtılacak su hacminin içine bir miktar
iyon değiştirici reçine ilave edilir. Dengenin belirgin bir şekilde değişime uğrayan
iyonlardan yana olduğu iyon değişimi olaylarına uygulanır. Denge sağlandığında iyon
değişimi işlemi tamamlanır. Bu yöntem giderilecek iyonların seçiciliği çok yüksekse bir
avantaj sağlayabilir. Yani oldukça sınırlı bir uygulaması vardır (Barlas, 1996 – Dorfner,
1972).
6.3.2. Kesiksiz yöntem
39
Kesiksiz yöntemlerde iyon değiştirici ve sıvı, kolonlar içinde birbirine doğru
(çoğunlukla ters akım prensibine göre) hareket halindedirler. Ham suyun geçirilişi ve
rejenerasyon aynı zamanda gerçekleştirilir. Bunun için doygunluğa ulaşmış iyon
değiştirici kısmı küçük porsiyonlar halinde kolondan (filtreden) alınır. Rejerenere edilir,
saha sonra yıkanır ve kolona tekrar verilir.
İyon değiştirici reçinenin yoğunluğu suya göre çok az bir farklılık gösterdiği için
böyle bir tesisin işletilmesi oldukça zordur. Yukarıya doğu akmakta olan su karşısında
gerekli olan çökmeye son derece güç ulaşılabilmektedir. Teknik olarak çok masraflı bir
yöntemdir.
6.3.3. Kolon yöntemi
Kolon yöntemi, en önemli ve laboratuarlarda en çok kullanılan yöntemdir. İyon
değiştirici, bir cam veya plastik kolon içine doldurulur. Bu şekilde elde edilen sistem ile
istenilen bütün işlemler gerçekleştirilir. İyon değiştiricinin yüzmesini engellemek için
akış yönü yukarıdan aşağıya doğrudur. İyon değiştirici bünyesindeki G
1
karşı iyonunu,
kolon içine akan sıvı içinde bulunan G
2
iyonları ile değiştirmek istersek, değişim
olayının akışı aşağıdaki şekilde gerçekleşir:
40

Şekil 6.3. Kolon yönteminde iyon değişimi (iyon değişimi olayının akışı)
Sıvı kolon içinde yol aldıkça, değişmekte olan iyonlar durmasan yeni iyon
değiştirici ile temasa gelirler. Bu şekilde denge, her an daha çok istenilen yöne doğru
kayma gösterir. Buradaki iyon değişimi, iyon değiştiricinin sıvıyla basitçe karıştırıldığı
yöntemlere göre, tam anlamıyla gerçekleşir (Barlas, 1996).
İyon değiştirici kolonlarının işletilmesinde şu sıra izlenir: yükleme, geri yıkama,
rejenerasyon ve yıkama.
Yükleme: Arıtılacak suyun iyon değiştirici kolonuna verilmesi işlemidir. Bir
iyon değiştiricinin işletme çevrimi, yatağın değiştirme kapasitesine göre belirlenir. Bu
da değişebilir iyon kütlesine ve sonuç olarak iki rejenerasyon arasında arıtılan suyun
hacmine bağlıdır.
Ekonomik ve uygun optimum kolon kapasitesi toplam kapasitenin % 50-75’ı
civarındadır. Kırılma noktasına (breakthrough point) ulaşıldığında kolon durdurulur.
41
Geri yıkama: İyon değiştirici kolonları yukarıdan aşağıya doğru yüklemesi
sırasında oluşabilecek kanallaşmayı, yatak üzerinde çöken kirlilikleri ve gaz
kabarcıklarını gidermek amacıyla rejenerasyon öncesi ham suyun giriş yönüne ters
yönde geri yıkama yapılılır.
Rejenerasyon: Bu işlem yükleme ile aynı yönde(doğru akım) veya ters
yönde(ters akım) yapılabilir. Rejenerasyon adımında iyon değiştirici reçinenin tipi,
rejenerant maddesinin tipi, rejenerasyon çözeltisinin konsantrasyonu, akış hızı, sıcaklık,
rejenerasyon çözeltisinin saflık derecesi ve temas süresi dikkate alınmalıdır (Dorfner,
1972).
Doğru akım rejenerasyonunun iki önemli olumsuz yönü vardır: İyon
kaçaklarının oluşması ve kimyasal madde kullanımının yüksek olması. İyon kaçağı,
rejenerasyona rağmen son iyon değişimi işlemi sırasında kolonun alt kısmında kalmayı
başarmış iyonlardır. Bu durum şöyle açıklanabilir: Normal olarak yukarıdan aşağıya
doğru yapılan rejenerasyon sırasında, henüz taze durumundaki (değişime uğramamış)
asit/baz önce üst kısımlardaki iyon değiştirici tabakalarını rejenere eder ve ancak daha
sonra konsantrasyonu azalmış ve tuzlarla karışmış olarak alt iyon değiştirici
tabakalarına ulaşır. Bu duruma rağmen daha iyi rejenerasyon sonuçları istenirse, o
zaman teorik miktarının 2-4 misli kadar daha fazla kimyasal madde kullanılması
gerekmektedir.
Doğru akım rejenerasyonu sonucu ortaya çıkan bu iki sakınca ters akım
rejenerasyonu ile giderilmektedir. Ters akım prensibinde ortaya çıkabilecek tek
problem, rejenerasyon maddesinin aşağıdan yukarıya hareketi esnasında iyon
değiştiricide karışmalar olmasıdır. Düz akımdaki tabakalar burada görülmez.
Dengeleme suyu kullanılarak veya karşı basınç uygulanarak bu karışımın önüne geçilir
(Barlas, 1996)
Yıkama: Rejenerasyondan sonra rejenerasyon çözeltisinin fazlasının iyon
değiştirici kolonundan uzaklaştırılması işlemidir.
42
Yıkama suyunun hızı rejenerasyon çözeltisinin hızına ve yükleme hızına
bağlıdır. Bu iki hız birbirine çok yakınsa yıkama tek kademe ve normal yükleme
hızında yapılır. Rejenerasyon hızı yükleme hızından farklıysa yıkama iki kademede
yapılır.
Birinci kademe yavaş yıkamadır. Hız rejenerasyon çözeltisi ile aynı değerde ve
yönde alınır. Rejenerasyon çözeltisi kolondan tamamen uzaklaşıncaya kadar bu işlem
sürer.
İkinci kademe hızlı yıkamadır. Uygun çıkış sağlanıncaya kadar kolondan
yükleme hızıyla aynı değerde ve aynı yönde su geçirilir (Gölhan ve Aksoğan, 1970 –
Benefield et al., 1982).
Desorpsiyon: Katı yüzeyine tutunan taneciklerin bir çözücüyle katı yüzeyinden
ayrılmasıdır.
6.4. Dowex-88 İyon Değiştirici Reçine ve Özellikleri
Ürün: Dowex -88
Türü: Kuvvetli asidik katyon değiştirici
İskeleti(matriks): Stiren- Divinilbenzen, makro gözenekli
Fonksiyonel Grup: Sülfonat
Kimyasal ve fiziksel özellikleri:
Üretilmiş iyonik form : Na
+
Parçacık yoğunluğu(yaklaşık olarak) : 1,2 g/mL
Önerilen işlem koşulları:
Maksimum işlem sıcaklığı : 150
o
C
pH aralığı : 0-14
Rejenerant : NaCl çözeltisi (http:// msdssearch.dow.com)
43
7. DENEYSEL ÇALIŞMALAR
Bu bölümde sürekli sistemde iyon değiştirme yöntemiyle Cr(III) ün Dowex-88
reçinesiyle giderimi için yapılan deneysel ve teorik çalışmalara yer verilmektedir.
7.1. Kolonda Başlangıç Derişiminin Etkisinin Belirlenmesi
Kolonda adsorpsiyon çalışmasında kullanılan sürekli deney sistemi Şekil.7.1’ de
verilmiştir.
Şekil 7.1. Sürekli deney sistemi
Cam kolona 0,75 cm yatak yüksekliğinde katyonik iyon değiştirici reçine olan
Dowex-88 ile dolduruldu. 100, 150, 200 mg/L derişimlerindeki krom nitrat çözeltisi
pompa ile 1,7 ml/dk akış hızında aşağı akışlı olarak kolona beslendi. Kolon
çalışmalarına 480 dakika boyunca devam edildi. Kolondan geçen çözelti hacmine (V)
karşılık kolon çıkışındaki Cr
+3
un derişimi (C
e
) grafiğe geçirilerek grafiksel
integrasyonla maksimum adsorpsiyon kapasiteleri belirlendi. Teorik modellerle
deneysel çalışmamızı karşılaştırmak amacıyla bu çalışma için en uygun olan Thomas ve
Yoon-Nelson modelleri kullanıldı. Sürekli adsorpsiyon için t’ ye karşı
]
]
]
]

,
`

.
|
1 ln
e
O
C
C

44
grafiğe geçirildi ve doğrunu eğiminden Thomas modelinde kinetik katsayı (k
Th
) ve
kesim noktasından adsorpsiyon kapasitesi (q
o
) hesaplandı. Ayrıca t’ ye karşı
( ) [ ]
e o e
C C C − / ln
grafiğe geçirilerek eğiminden Yoon-Nelson kinetik katsayısı (k
YN
),
kesim noktasından kromun adsorplanması için gerekli zaman τ ve Eşitlik 5.11
yardımıyla da absorpsiyon kapasitesi hesaplandı.
7.2.Kolonda Desorpsiyon Çalışması
200 ppm başlangıç derişimiyle yapılan adsorpsiyon çalışması sonucu elde edilen
çözeltiye desorpsiyon işlemi uygulandı.
Belirli miktardaki reçineden (2,832 g) 2 M HNO
3
çözeltisi pompa ile 1,7 ml/dk
akış hızında aşağı akışlı olarak kolona beslendi. Kolanda desorpsiyon çalışmasına 480
dk boyunca devam edildi. Kolondan geçen çözelti hacmine (V) karşılık kolon
çıkışındaki derişim (C
e
) grafiğe geçirilerek grafiksel integrasyonla desorplanan miktar
bulundu. Adsorplanan miktar da desorplanan miktara bölünerek % desorpsiyon değeri
elde edildi.
8. DENEYSEL BULGULAR VE TARTIŞMA
Bu bölümde kolonda iyon değiştirme yöntemiyle reçine kullanılarak Cr
+3’
ün
giderimi için elde edilen bulgular ve tartışılması yer almaktadır.
8.1. Başlangıç Derişimlerinin Etkisi İle İlgili Deneysel Bulgular Ve Tartışma
Dowex-88 reçinesi kullanılarak yapılan iyon değişimi yöntemi sonucu farklı
başlangıç derişimlerindeki çıkış derişimleri Çizelge.8.1.’de verilmiştir.
45
Çizelge 8.1. Kolondan çıkan farklı derişimlerdeki çözeltilerin zamana göre hacim ve
derişim değişimleri
C
o
=100 ppm C
o
=150 ppm C
o
=200 ppm
t (dk) V (lt) C
e
(mg/L) C
e
/C
o

C
e
(mg/L) C
e
/C
o

C
e
(mg/L) C
e
/C
o

5 0,012 29,5 0,295 47,8 0,319 74,3 0,372
15 0,0278 31,2 0,312 49,5 0,33 76,7 0,384
20 0,0353 32,5 0,325 50,52 0,337 81,27 0,406
60 0,0966 33,6 0,336 57,39 0,383 95,43 0,477
90 0,1406 35,8 0,358 63,96 0,426 109,5 0,548
120 0,1841 37,6 0,376 80,87 0,539 115,2 0,576
150 0,2281 45,8 0,458 90,85 0,606 128,5 0,643
180 0,2721 52,5 0,525 98,58 0,657 137,5 0,688
210 0,3161 65,8 0,658 112,6 0,751 158,1 0,791
240 0,3601 74,17 0,742 120,5 0,803 180,7 0,904
270 0,4031 83,28 0,833 128,2 0,855 193,9 0,97
300 0,4461 86,84 0,868 135,7 0,905 200 1
330 0,4891 90,07 0,901 141,5 0,943 200 1
360 0,5321 93,17 0,932 142,6 0,951 200 1
390 0,5751 95,18 0,952 150 1 200 1
420 0,6181 96,95 0,97 150 1 200 1
450 0,6611 97,12 0,971 150 1 200 1
480 0,7041 100 1 150 1 200 1
46
Şekil 8.1. Kolondan geçen çözelti hacmine göre çözelti değişim grafiği(kırılma eğrileri)
Çizelge.8.1 ve Şekil.8.1 incelendiğinde çeşitli başlangıç derişimlerinde yapılan
iyon değiştirme deneyleri sonucunda başlangıç derişimin artmasıyla kullandığımız
Dowex-88 reçinesinin doygunluğa ulaşma süresinin azaldığı gözlenmiştir.
8.2.Kolonda İyon Değişimi Yönteminde Kullanılan Modellerin Bulguları Ve
Tartışılması
Çizelge 8.2-8.3 ve Şekil 8.2’ de kolonda kullanılan modeller ile ilgili bulgularına
yer verilmektedir.

0
50
100
150
200
250
0 0,2 0,4 0,6 0,8 1
V(lt)
C
e
(
m
g
/
l
t
)
Co=100 ppm
Co=150 ppm
Co=200 ppm
47
Çizelge 8.2. Farklı başlangıç derişimlerindeki krom çözeltisi için kolonda adsorpsiyonla elde edilen sonuçlar
Co=100 ppm Co=150 ppm Co=200 ppm
t (dk) Ce/Co ln(Co/Ce-1) ln(Ce/(Co-Ce)) Ce/Co ln(Co/Ce-1) ln(Ce/(Co-Ce)) Ce/Co ln(Co/Ce-1) ln(Ce/(Co-Ce))
5 0,221 0,871 -0,871 0,307 0,76 -0,76 0,371 0,523 -0,523
15 0,238 0,791 -0,791 0,326 0,708 -0,708 0,383 0,477 -0,477
20 0,247 0,731 -0,731 0,336 0,677 -0,677 0,406 0,381 -0,381
60 0,325 0,681 -0,681 0,412 0,478 -0,478 0,477 0,092 -0,092
90 0,389 0,584 -0,584 0,472 0,296 -0,296 0,547 -0,188 0,188
120 0,456 0,507 -0,507 0,532 -0,157 0,157 0,576 -0,306 0,306
150 0,525 0,168 -0,168 0,591 -0,429 0,429 0,642 -0,584 0,584
180 0,593 -0,1 0,1 0,648 -0,651 0,651 0,687 -0,786 0,786
210 0,658 -0,654 0,654 0,701 -1,102 1,102 0,791 -1,331 1,331
240 0,717 -1,055 1,055 0,749 -1,407 1,407 0,903 -2,231 2,231
270 0,769 -1,606 1,606 0,792 -1,772 1,772 0,969 -3,442 3,442
300 0,813 -1,887 1,887 0,829 -2,25 2,25 1 Tanımsız Tanımsız
330 0,851 -2,205 2,205 0,86 -2,812 2,812 1 Tanımsız Tanımsız
360 0,882 -2,613 2,613 0,887 -2,958 2,959 1 Tanımsız Tanımsız
390 0,907 -2,983 2,983 0,909 Tanımsız Tanımsız 1 Tanımsız Tanımsız
420 0,928 -3,459 3,459 0,927 Tanımsız Tanımsız 1 Tanımsız Tanımsız
450 0,944 -3,518 3,518 0,942 Tanımsız Tanımsız 1 Tanımsız Tanımsız
480 1 Tanımsız Tanımsız 1 Tanımsız Tanımsız 1 Tanımsız Tanımsız
48
Çizelge 8.3. Farklı başlangıç derişimleri için Thomas katsayıları, hesaplanan ve
deneysel adsorpsiyon kapasiteleri
Başlangıç
Derişimleri (C
o
)
(ppm)
k
TH
(l/mg.dk) q
o(hesaplanan)
(mg/g)
q
o(deneysel)
(mg/g)
R
2
100 1,7.10
-4
7,502 8,681 0,9665
150 5,53.10
-5
9,462 9,509 0,9822
200 6,2.10
-5
8,311 10,234 0,8772
y =-0,0124x +0,857
R
2
=0,8772
y =-0,0108x +1,0499
R
2
=0,9822
y =-0,0107x +1,3372
R
2
=0,9665
-4
-3
-2
-1
0
1
2
0 50 100 150 200 250 300 350 400 450 500
t(dk)
l
n
(
(
C
o
/
C
e
)
-
1
)
100 ppm
150 ppm
200 ppm
Şekil 8.2.Farklı başlangıç derişimleri için t’ye karşı ln((C
0
/C
e
)-1) grafiği
Şekil.8.2’ deki doğruların eğimlerinden Thomas modeli kinetik katsayıları (k
Th
)
ve kesim noktalarından adsorpsiyon kapasiteleri (q
o
) bulunarak çizelge 8.3.’ te sonuçlar
gösterilmiştir.
49
Şekil 8.3. Thomas modeline göre farklı derişimlerdeki kırılma eğrilerinin
karşılaştırılması
Çizelge 8.4. Farklı başlangıç derişimleri için Yoon-Nelson katsayıları, hesaplanan ve
deneysel adsorpsiyon kapasiteleri
Başlangıç
Derişimleri
(C
o
)(ppm)
k
YN
(lt/dk)
τ
(dk) q
o(hesaplanan)
(mg/g)
q
o(deneysel)
(mg/g)
R
2
100 0,0107 125 7,503 8,681 0,9665
150 0,0083 105 9,454 9,509 0,9822
200 0,0124 69 8,284 10,234 0,8772

0
0,2
0,4
0,6
0,8
1
1,2
0 100 200 300 400 500
t(dk)
C
e
/
C
o
100 ppm deneysel
100 ppm teorik
150 ppm deneysel
150 ppm teorik
200 ppm deneysel
200 ppm teorik
50
y = 0,0107x - 1,3372
R
2
= 0,9665
y = 0,0108x - 1,05
R
2
= 0,9822
y = 0,0124x - 0,857
R
2
= 0,8772
-2
-1
0
1
2
3
4
0 100 200 300 400 500
t(dk)
l
n
(
C
e
/
(
C
o
-
C
e
)
)
100 ppm
150 ppm
200 ppm
Şekil 8.4. Farklı başlangıç derişimleri için t’ye karşı ln(C
e
/(C
o
-C
e
)) grafiği
t’ ye karşı
( ) [ ]
e o e
C C C − / ln
grafiğe geçirilen Şekil.8.3’ te doğrunun
eğiminden Yoon-Nelson kinetik katsayısı (k
YN
), kesim noktasından kromun
adsorplanması için gerekli zaman τ ve Eşitlik 5.11 yardımıyla da absorpsiyon kapasitesi
hesaplandı.
Şekil 8.5. Yoon-Nelson modeline göre farklı derişimlerdeki kırılma eğrilerinin
karşılaştırılması
0
0,2
0,4
0,6
0,8
1
1,2
0 100 200 300 400 500 600
t(dk)
C
e
/
C
o
100 ppm deneysel
100 ppm teorik
150 ppm deneysel
150 ppm teorik
200 ppm deneysel
200 ppm teorik
51
Başlangıç derişimi arttıkça reçinenin maksimum adsorplama kapasitesi arttığı
Thomas hız sabiti k
Th
, dengeye gelme süresi ve reçinenin krom iyonlarının %50 sini
adsorplaması için geçen süre (τ) azaldığı gözlendi.
Her iki model içinde bulunan R
2
değerlerinin 0,85 ‘in üzerinde olması
adsorpsiyonun her iki modele de uyduğunu gösterir. Aynı zamanda teorik ve deneysel
maksimum adsorplama kapasitesi (qo) değerleri de birbirine yakın çıkmıştır.
8.3.Desorpsiyon İle İlgili Bulgular Ve Tartışması
Çizelge 8.5’ te desorpsiyon sonucundaki çıkış derişimi değerleri ve Şekil 8.6.’da
Dowex 88 reçinesinin desorpsiyon grafiğine yer verilmektedir.
Çizelge 8.5. Desorpsiyon sonuçları
t V(ml) Ce(mg/L)
0 0 0
5 13,5 500,8
15 29,8 395,2
20 38,8 320,3
30 55,3 265,7
60 102,8 168,1
90 150,3 135,4
120 197,8 92,6
150 245,3 76,5
240 387,8 58,9
270 435,3 52,3
360 577,8 50,7
420 672,8 47,2
450 720,3 43,8
480 767,8 39,1
52
Şekil 8.6. Dowex 88 reçinesi için desorpsiyon grafiği
Yapılan desorpsiyon işlemi sonucunda desorpsiyon verimi %100 olarak
bulunmuştur. Bu sonuç iyon değişimi olayının tersinir olduğunu göstermektedir.
53
9.SONUÇLAR
Arıtma işlemlerinde adsorpsiyon sıklıkla kullanılan bir yöntem olduğu göz
önünde bulundurulduğunda, verimin arttırılması, sistemin maliyetini düşürmede son
derece önemli olduğu söylenebilir. Ayrıca pahalı yapay adsorbanlar yerine doğada
kolaylıkla bulunabilen ve geri kazanımı mümkün olan adsorbanların kullanılması,
proses ekonomisine önemli katkıda bulunacaktır (Kavak, 2004). Bu çalışmada insan
sağlığına ve çevreye son derece zararlı ağır metallerden birisi olan Cr
+3
ün Dowex 88
katyon değiştirici reçine kullanılarak sürekli sistem ile sulu çözeltiden Cr
+3
giderimi ve
reçinenin geri kazanımı için Cr
+3
ün desorpsiyonu incelenmiştir.
Çeşitli başlangıç derişimlerinde yapılan iyon değiştirme deneyleri sonucunda
başlangıç derişimin artmasıyla kullandığımız Dowex-88 reçinesinin maksimum
adsorplama kapasitesinin arttığı ve doygunluğa ulaşma süresinin azaldığı
gözlemlenmiştir. Krom iyonları derişimin artmasıyla adsorpsiyonda önce bir artış
görülmüş, konsantrasyonun daha fazla artmasıyla belli bir değerden sonra adsorpsiyon
sabit kalmıştır.Bu durum reçinenin doygunluğa ulaştığını göstermektedir.
Kolonun karakteristik parametrelerini elde etmek için Yoon-Nelson ve Thomas
adsorpsiyon modelleri uygulanmış ve sürekli adsorpsiyon kapasiteleri belirlenmiştir.
Böylece deneysel olarak bulunan adsorpsiyon kapasiteleri ile bu iki modelden bulunan
adsorpsiyon kapasiteleri ile karşılaştırılmış ve çalışmanın modellere uygunluğu
görülmüştür.
200 ppm başlangıç derişimiyle yapılan adsorpsiyon çalışması sonucu elde edilen
çözeltiye desorpsiyon işlemi uygulanmıştır. Yapılan desorpsiyon işlemi sonucunda
desorpsiyon verimi %100 olarak bulunmuştur. Bu sonuç iyon değişimi olayının tersinir
olduğunu göstermektedir.
54
Yapılan deneysel çalışmalarda elde edilen bulgular göz önüne alındığında,
Dowex 88 reçinesinin Cr
+3
gideriminde etkili bir adsorban olduğu düşünülebilir.
Tüm koşulların sabit olduğu durumlarda (sıcaklık, akış hızı, reçine yüksekliği)
başlangıç derişiminin artmasıyla deneysel verilerden hesaplanan adsorpsiyon
kapasitesiyle Thomas ve Yoon-Nelson modellerinde hesaplanan adsorpsiyon
kapasitesinin arttığı, Thomas hız sabitinin azaldığı görülmüştür. Ayrıca Kalavathy, H ve
arkadaşlarının yaptıkları çalışmanın sonuçları bizim çalışmamızın sonuçlarına uygunluk
göstermiştir.
55
KAYNAKLAR
• Adato, N., 1993 “Adsorption of Cu, Cd and Cr”, yüksek lisans tezi, Boğaziçi
Üniversitesi, FenBilimleri Enstitüsü.
• Aksu,Z., ve Gönen,F.,2004, Biosorption of phenol by immobilized activated
sludge in 39,599-613s. a continuous packed bed:prediction of breakthrough
curves, process biochemistry,
• Alexander R., 2002, Doktora Tezi, Münih Teknik Üniveristesi
• ATSDR, 1999, Toxicological profiles for mercury.
• Awwa, 1990, Ion exchange and inorganic adsorption, water quality and
treatment, Mc Graw-Hill Book Company, New York – USA, 561-600p.
• Barlas, H., 1996, Atıksuların arıtımında iyon değiştirici ve membran teknikleri,
yüksek lisans ders notları, İstanbul Üniversitesi Fen bilimleri Enstitüsü Çevre
Mühendisliği Anabilim Dalı.
• Baykut, F., Aydın A., Baykut, S., İ.Ü. Yayınları, 1987, “Çevre sorunları ve
korunması”, Güryay Matbaacılık, İstanbul 131-143s.
• Benefield, D.K, Judkins, F.J.,Weald, L.B., 1982, Ion exchange, process
chemistry for water and wastewater treatment, prentice-hall inc., Englewood
Cliffs, N.J., 307-361p.
• Benli, S., 2003, Sulardaki Kurşun(II), Bakır(II) ve Çinko(II) iyonlarının dolgulu
kolonlarda adsorpsiyonla giderilmesi, Yüksek lisans tezi, G.Ü. Fen Bilimleri
Enstitüsü, Ankara, 1-3 s.
56
• Budavari,S., O’Neil, M.J., Smith, A. ve Heckelman, P.E., 1998, The merck
index; An encyclopediaod chemical, drugs and biological, 11. Baskı,
Merck&Co., Rahway,N.J., USA
• Chapman, D., 1996, Water quality assesments, a guide to the use of biota;
sediments and water in enviromental monitoring, 2. Baskı, University Press,
Cambridge, U.K. 80-82p.
• Çelebi, S.S., 1992, İkinci işlemler: Diğer aerobik ve anaerobik atık su arıtım
prosesleri, endüstriyel atık su arıtımı., TMMOB Kimya Mühendisleri Odası.,
Ankara.
KAYNAKLAR(devam)
• Delsiva , J.F., 1999, Essentials of ion exchange, presentes at the 25th annual
WQA Conference.
• Dow Chemical Company, 1998, Powerful chemical processing tools, Midland,
USA.
• Dorfner, K., 1972, Ion exchange types, ion exchangers properties and
applications, ann arbor Science Publishers Inc., Michigan, 1-53p.
• Dökmeci, İ., 1988, Toksikoloji, akut zehirlenmelerde tanı ve tedavi, Fatih
Gençlik Vakfı Matbaa İşletmesi, İstanbul,336-354s.
• Genel, Y., 1999, “Bazı kil mineralleri üzerine krom, kurşun, çinko ve kobalt
iyonlarının adsorpsiyonu”, Doktora Tezi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen
Bilimleri Enstitüsü, Van 19-21s.
• Gölhan, M., ve Aksoğan, S., 1970, İyon değiştirme sistemi ile yumuşatma,
suların arıtılması, 2.Cilt, Pimaş Yayıncılık, İstanbul, 183-292 s.
57
• Gölhan, M., ve Sıtkı, D., 1970, Suların arıtılması, Cilt I, 3-11s.
• Haktanır, K., ve Arcak, S., 1998, Çevre kirliliği. Ankara Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Yayınları 1503. A. Ü. Ziraat Fakültesi Halkla İlişkiler ve Yayın
Ünitesi, Ankara, 323s.
• John H., Duffus, Howard G.J. Worth, 1996, “Fundamental toxicology for
chemists” Cambridge, UK : Royal society of chemistry information services
• Kalavathy, H., Karthik, B., Miranda, L.R., 2010, Removal and recovery of Ni
and Zn from aqueous solution using activated carbon from Hevea brasiliensis:
Batch and column studies, Department of Chemiical Engineering, A.C College
of Technology, Anna University, Sardar Patel Road, Chennai 600 025, İndia
• Karaca, Y., 1999, Katı atıkların kontrolü yönetmeliği ve ambalaj atıklarının geri
kazanımı, TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Sorumlu Müdür Eğitim Semineri
Programı Bildirisi, Ankara.
• Karpuzcu, M., 1984, Çevre mühendisliğine giriş. İ.T.Ü. İnşaat fakültesi ders
notları. İTÜ İnşaat Fakültesi Matbaası, İstanbul, 339 s.
KAYNAKLAR(devam)
• Karpuzcu, M., 1991, Çevre kirlenmesi ve kontrolü, Kubbealtı Neşriyatı No 28.
İstanbul, 318 s.
• Kocaoba, S., 1999, Deri atık sularından kromun uzaklaştırılması ve geri
kazanılması, Doktora Tezi, İTÜ
58
• Korkisch, J., 1989 Ion exchange resins and fundamental concepts of ion
exchange, handbook of ion exchange resins their application inorganic analytical
chemistry, Volume 1, CRC Pres Inc., Florida, 3-53p.
• Lin, S.H., ve Wang, C.S., 2002, Treatment of highstrenght phenolic wastewater
by a new two-step method, Journal of Hazardous Materials, 205-216p.
• Loukidou, M., Zouboulis, A.I., Karapantsios, T.D. ve Matis, K.A., 2004,
Equilibrium and kinetic modelling of chromium (VI) biosorption by Aeromonas
caviae. Colloids and Surfaces A: Physicochem. Eng. Aspects 242, 93-104p.
• Mc Kee, J.E. ve Wolf, H.W., 1972, Water quality criteria, california state water
resources control board publicaiton Na:3-A, California, USA
• Öntuğ, C., 1997, Türkiye sularının yıkama etkinliği açısından incelenmesi,
Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü.
• Perry, R. H., Green, D. W., Maloney, J. O., 1985, Adsorption and ion exchange,
perry’s chemical engineers’ handbook, 6th Ed., McGraw-Hill, 16.1 - 16.47p.
• Şener, B., Orbey, T., Temizer, A., 1986, Modern analiz yöntemleri, Seldem
Yayıncılık, Ankara, 109-134s.
• Kavak, D., 2004, Adsorpsiyonla bor giderimini etkileyen parametrelerin ve
optimum değerlerinin belirlenmesi, Doktora Tezi, Kimya Mühendisliği Ana
Bilim Dalı
• Uslu, O., Türkman, A., 1987, Su kirliliği ve kontrolü., T.C. Başbakanlık Çevre
Genel Müdürlüğü Yayınları Eğitim Dizisi No 1. Ankara, 364 s.
KAYNAKLAR(devam)
• Vergili, İ., 2000, İyon değiştiricilerle su arıtımında sık rastlanan sorunlar ve
çözüm araştırmaları, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri
Enstitüsü.
59

2

2.ÇEVRE KİRLİLİĞİ

Çağdaş yaşamın bir sonucu olarak ortaya çıkan kirlilik, günümüzde üzerinde en çok durulan ancak, en az çözüm getirilebilen konulardan birisidir. Kirlilik, kısaca havasu-toprak olarak tanımlanan çevrenin kirlenmesi gibi konuları da içermektedir. Çevre kirliliği 16. Yüzyıldan sonra başlamıştır. Bu tarihe kadar tarımsal üretim potansiyelinin düşük olması, kıtlıklar ve salgınlar nedeni ile dünya nüfusunda kayda değer bir artış olmamıştır. Bu tarihten sonra tıpta, endüstride ve tarımda görülen gelişmeler doğrudan dünya nüfusunun artmasına yol açmış, artan nüfusun ve kentleşmenin gereksinmelerini karşılayabilmek için tarımda ve endüstride "daha çok üretim" zorunluluğu ortaya çıkmış, bu kez daha çok üretim daha çok artık ve atık oluşmasına neden olmuş ve bunun sonucu olarak çevre kirlenmesi görülmeye başlamıştır. Özellikle 1970'li yıllarla başlayan dönemde teknolojideki gelişmelere bağlı olarak üretimde ve tüketimde görülen baş döndürücü artışlar ekolojik dengede ciddi bozulmalara yol açmıştır.

Sanayileşmenin oluşturduğu çevre sorunlarının öncelikli anlamı son zamanlarda büyük ölçüde değişmiştir. 1970' li yılların başında çevre kirlenmesi sadece hava, su ve toprağın kirlenmesi olarak tanımlanırken ve çevrenin her türlü atığı kabul eden serbest bir mal olduğu düşünülürken, bu gün bu değer yargıları tümüyle değişmiş, çevrenin de bir kaynak olduğu, zamanla kirlenerek tükenebileceği ve bu kaynağın da kullanımının bir maliyeti olduğu anlaşılmıştır.

Çevre kirliliğini oluşturan temel unsurlar evsel ve endüstriyel artıklardır. Bu artıklar her hangi bir işlem görmeden doğrudan doğaya verildiğinde "atık" adını alırlar. Atıkların çevre kirliliği oluşturmayacak şekilde başka yerlerde değerlendirilmesi ya da parçalanarak doğaya verilmesi ile çevre kirlenmesi en aza iner ve bu denli küçük bir kirliliği doğal süreçler zaten temizleyebilir.

3

Tümüyle biyolojik bir yaklaşım ile bakıldığında çevre kirlenmesi mümkün değildir. Doğadaki tüm canlı türleri yaşamlarını sürdürebilmek için beslenmek zorundadırlar ve bu aşamada dışkıları doğrudan çevreye atılır. Ölü bitki ve hayvan artıkları da aynı şekilde çevrede kalır. Ancak doğal döngüler sonunda bu atıklar parçalanarak başka canlılar için besin kaynağı oluştururlar. Doğada yaşadığı çevre ile uyum içinde olmayan tek canlı türü insandır. İnsanın yüzyıllardan beri süren faaliyetleri sonunda tüm ekolojik denge bozulmuştur. Bir başka deyiş ile insan gerek kendisi gerek çevresindeki fauna ve florayı olumsuz yönde etkileyen, çevresini doğal ekolojik denge ile temizlenemeyecek kadar kirleten tek canlı türüdür.

Ekolojik dengenin bozulmasında atıklar en önemli payı almakla beraber, aşırı ve bilinçsiz avlanma, toprağı sömürürcesine yapılan tarım da ekolojik dengeyi bozmakta, dolaylı olarak doğal temizleme süreçlerini olumsuz yönde etkilemektedir.

Çevre kirlenmesinin tümüyle ortadan kaldırılması bugünkü teknolojik, ekonomik olanaklar ve çevre bilinci açısından olası değildir. Tüm modern yaşamdan vazgeçilmesi halinde elde edilecek olan sadece daha çok kirlenmenin durdurulması olacak, ancak bugüne kadar olan kirliliğin birikintisi uzun yıllar devam edecektir. Bu durumda yapılması gereken şey bir yandan daha çok kirlenmenin olabildiğince önlenmesi, öte yandan mevcut kirliliğin temizlenmesidir (Karpuzcu, 1991).

2.1. Çevre Kirliliğinin Nedenleri

Bir yaklaşıma göre çevre kirliliğinde asıl önemli olan nüfus artışı değil, gelişmiş ülkelerin yarattığı kirliliktir. Nüfus artışının çevre kirlenmesi ve doğal kaynak tüketimindeki payı sadece %10 kadardır. Dünya gelirinin %70' inin dünya nüfusunun %30 kadarı tarafından kullanıldığı dikkate alınırsa çevre kirlenmesinin temel nedeninin nüfus artışı değil tüketim artışı olduğu söylenebilir. Bu durumda çevre kirliliğinin temel unsurlarından biri sanayileşmedir.

4

Sanayileşme Sanayi ve ticaretin gelişmesi ucuz üretim girdilerinin sağlanmasına bağlıdır. Bu şekilde oluşacak artık değerler başka sanayilerin kurulmasına yola açar. Üretim sürecinde arz-talep bağlantısına göre fiyatına en kolay müdahale edilen girdilerden birisi iş gücüdür. Sanayileşmiş tüm ülkelerde sanayi ve ticaretin gelişmesi her zaman ucuz iş gücü ile sağlanmıştır. Ancak, yukarıda da değinildiği gibi ucuz iş gücü sanayi ve ticaretin yoğun olduğu bölgelerde varoşların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Sanayileşmenin çevre kirliliği üzerindeki asıl olumsuzluğu doğrudan kirliliktir. Türkiye gibi sanayileşme sürecini devam ettiren ülkelerde yine ucuz üretim amacı ile ucuz yakıt kullanılmakta, üretim gereği olarak ortaya çıkan artıklar doğrudan alıcı kaynaklara verilmekte, sonuçta hava, su ve toprak kirlenmektedir.

Gerek iç gerek dış pazarda rekabet fiyat ve kalite açısından oluşmaktadır. Kalitesi düşük bir ürün eğer fiyatı da düşük ise pazarda alıcı bulabilmektedir. Yüksek kalitenin sağlanması ise ilave maliyet unsurudur. Her ne kadar toplam kalite yaklaşımı ile kalitedeki artışlar maliyete yansımamakta hatta maliyeti düşürmekte ise de toplam kalite yaklaşımı gelişmekte olan ülkelerde henüz yeterince yerleşmiş değildir. Sanayide ve ticarette yüksek kaliteli bir ürünü ya da hizmeti daha ucuza pazara sunmak kuşkusuz büyük bir avantaj sağlamaktadır. Pazarda alıcılar ürünün fiyatı ve kalitesi ile ilgilenirken, bu ürünün üretim sürecinde ne denli çevre kirliliği oluşturduğu, ekolojik dengeyi ne denli bozduğu ile nadiren ilgilenmektedirler.

Bu durumda, üretim sürecinde ortaya çıkan atıkların temizlenmesi işletme için üretimde ek maliyet oluşturarak pazar rekabetinde dezavantaj olacaktır. Gelişmekte olan ülkelerde devletin kontrol eksikliği ve yaptırım gücü zayıflığı nedeni ile sanayi tesislerinin arıtma birimleri kurmaları bir anlamda sadece üretim maliyeti açısından ele alındığında caydırıcı bir faktördür. İşletmelerin arıtma tesisi kurup bunu çalıştırmaları yerine ceza vermeleri daha karlıdır. Aynı üretimi yapan aynı kapasite ve teknolojideki iki tesisten arıtma tesisi kuran ve çalıştıranın üretim maliyeti, bunu kurmayıp cezaya

5

razı olana göre daha yüksek olacağından Pazar payını yitirecektir. Bu durumda sanayinin çevre kirliliği oluşturması kaçınılmazdır.

Gelişmiş ülkelerde ise, tersine olarak sanayi tesislerinin ya arıtma birimleri vardır ya da ücretini ödeyerek atıklarını kamu ya da özel sektöre ait arıtma tesislerinde arıttırırlar. Bu ülkelerde arıtımdan gelen ek maliyetler üretimde verimliliği artırmak ve giderleri azaltmak ile giderilmiştir. Dolayısı ile bu ülke ürünleri dış pazarlarda rekabet güçlerini korumaktadırlar. Gelişmiş ülkelerin arıtılmaları çok pahalı olan atıklarını uzak denizlere dökmeleri, pahalı arıtım gerektiren üretimleri gelişmekte olan ülkelerde yaptırmaları da bilinen bir gerçektir (Haktanır ve Arcak, 1998)

2.2. Kirliliğin Boyutları

Evsel, tarımsal ve endüstriyel atıklar çevre kirliliğini oluşturan temel unsurlardır. Çevre kirliliği ise basit olarak toprağın, suyun ve havanın kirlenmesi olarak ele alınabilirse de toprak, su ve havanın ayrı ayrı kirlenmesi bir anlamda diğerlerinin de dolaylı olarak kirlenmesine neden olmaktadır. Bunlar içinde çoğunlukla üzerinde en çok durulan kirlenme suyun kirlenmesidir. Suyun kirlenmesi havanın kirlenmesine sadece "ısı kirlenmesi" olarak etki ederken, havanın kirlenmesi yağmurlar aracılığı ile toprağı ve suyu da kirletmektedir.

2.2.1. Su Kirliliği

Su kirliliği su kaynağının kimyasal, fiziksel, biyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi şeklinde gözlenen ve doğrudan veya dolaylı yoldan biyolojik kaynaklarda, insan sağlığında, su ürünlerinde, su kalitesinde ve suyun

toksik maddeleri içerirler. petrokimya ve zirai kimya endüstrilerince üretilmektedir. bazı endüstri kuruluşları. a) Bakteriler. f) Radyoaktivite: Nükleer enerji santralleri. g) Pestisitler: Tarımsal savaşta kullanılan yapay organik maddelerdir. h) Yapay organik kimyasal maddeler: Bu maddeler farmasotik. Suyun sıcaklığının artması bir yandan doğal arıtma sürecini hızlandırırken öte yandan sudaki oksijenin doygunluk derişimini azaltarak anaerobik kokuşmaya neden olurlar. d) Yağlar ve benzeri maddeler : Tanker kazaları ve petrol boru hatlarından kaynaklanır. j) Yapay ve doğal tarımsal gübreler: Azot ve fosfordan kaynaklanan ikincil kirlenme.6 diğer amaçlarla kullanılmasında engelleyici bozulmalar yaratacak madde veya enerji atıklarının boşaltılmasını ifade etmektedir. krom. cıva vb. hastaneler. . b) Organik maddelerden kaynaklanan kirlenme: Ölmüş hayvan ve bitki artıkları ile tarımsal artıkların yüzeysel sulara karışması sonucunda ortaya çıkan kirlenmedir. Bu çerçevede Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından sularda kirletici etki yapabilecek unsurlar aşağıdaki şekilde sınıflandırılmışlardır. i) Anorganik tuzlar: Bu maddeler toksik olmayıp ancak yüksek dozlarda kirletici olarak kabul edilirler. arsenik. k) Atık ısı: Tek geçişli soğutma suyu sistemlerine sahip termik santraller yüzeysel sulara büyük miktarda atık ısı verir. c) Endüstri atıkları: Çeşitli endüstri faaliyetleri sonucu oluşan fenol. siyanür. e) Sentetik deterjanlar : Temizlik maddeleri (fosfat yüklü). virüsler ve diğer hastalık yapıcı canlılar: Suların hijyenik açıdan kirlenmesine neden olan bu organizmalar genellikle hastalıklı ya da portör (hastalık taşıyıcı) olan insan ve hayvanların dışkı ve idrarlarından kaynaklanır. araştırma kuruluşlarından kaynaklanan atıklar ile nükleer silah denemeleri sonucunda oluşabilmektedir.

tarıma dayalı sanayi ve tarıma girdi sağlayan tesisleri ilgilendirmektedir.01 kadarı yerüstü nehir ve göllerde bulunmakta. bu durumda kişi başına düşen yerüstü su kaynakları kişi başına ancak 47 bin ton olmaktadır. Sonuç olarak tatlı su kaynaklarının ancak % 0. %25' i akarsu ve göllerde bulunur. Evsel atıkların oluşturduğu çevre kirliliği yanında sanayide oluşan kirlilik çok daha önemli boyutlardadır. Ortadoğu ülkelerinde deniz suyundan içme suyu üretimi. (Uslu ve Türkman. %3' ü ise tatlı su kaynaklarında bulunmaktadır. turizm cenneti olarak tanımlanan Antalya' da turizm açısından büyük potansiyel sahibi deniz kıyısındaki pek çok köyde içme suyu olarak yağan yağmurların sarnıçlarda biriktirilmesi ve yazın bu suyun kullanılması içme suyu sağlamadaki tehlikeyi açıklamaktadır. tüm su kaynaklarının % 0. Akarsu ve göllerde bulunan suyun büyük çoğunluğu yeraltı sularıdır.75' i akarsu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 'ne Türkiye' den balon ile su taşınması. Tatlı su kaynaklarının ise %75' i buzullarda. Amazon nehri gibi doğrudan insan kullanımına elverişli olmaması gibi nedenlerle içme ve kullanma suyu kaynakları giderek azalmaktadır. Su kirliliği açısından endüstri tesisleri büyük dağılım gösterir. göl ve yeraltı suları halinde bulunmakta. "f" maddesi (radyoaktivite) dışında kalan 10 madde tarım. Bu miktara tarım ve endüstride kullanılan miktar dahil değildir. Bir diğer deyiş ile yerüstü tatlı su kaynakları dünya nüfusu tarafından eşit olarak paylaşılır ise kişi başına düşen 47 bin ton su. günde 1000 litre hesabı ile kişi başına 128 yıl yeterli olacaktır.7 Yukarıda 11 madde halinde verilen kirleticilerin sadece "a" maddesi evsel atıkları ilgilendirmekte iken. Yapılan hesaplamalar yerkürede kişi başına 470 milyon ton su olduğunu göstermektedir. Ancak yer üstü akarsu ve göllerin büyük kısmının kirlenmiş olması. Bir yaklaşıma göre temiz su kaynaklarının tükenmesi dünyanın yok olmasına neden olacak en yakın potansiyel tehlikedir. 1987) . Bu suyun %97' si deniz ve okyanuslarda.

Buna göre Türkiye ' de yılda 2-3 milyon ton çöpün geri kazanılabileceği. %2 metal ve %59 diğer şeklinde olup %10-15' i geri kazanılabilir niteliktedir. Şeker endüstrisinde pancarın kısmen iyi temizlenememesi. Değerlendirilebilir atıkların %48' ini kağıt-karton. Bunların bir kısmına hayvan yeminde olduğu gibi önemli bir talep olurken. bir kısmı katı atık olarak çöpe gitmektedir. Tarıma dayalı endüstri dalları arasında gıda sanayinin pek çok dalında önemli miktarlarda katı atık ortaya çıkmaktadır. Örneğin meyve suyu endüstrisinde meyve çekirdeği. Bu katı atıklar işleme süreci içinde değerlendirilemeyen artıklardır. Atıkların bileşimi ortalama olarak % 22 yiyecek artığı. çekirdek.%14' ünü metal ve %11' ini plastik ambalaj malzemeleri oluşturmaktadır.9 kg katı atık oluşturduğu belirlenmiştir. Katı Atıklar Yapılan araştırmalara göre nüfusun kırsal .kentsel olması. Burada asıl üzücü olan. posa. birinci sınıf toprağın fabrikaya getirilip. bunun işletme için bir katı atık olarak giderilmesi gerekliliğidir. Bu miktar. % 2 cam. bitkisel yağ endüstrisinde hammadde cinsine göre kabuk. Türkiye genelinde yılda 15-20 milyon ton katı atık anlamına gelmektedir.0. sap. küspe işleme sürecinde artık niteliği taşımaktadır.7.2. %27' sini cam. bunun ekonomik değerinin 1999 yılı fiyatları ile 10-11 trilyon TL olduğu tahmin edilmektedir. kısmen de sadece ağırlık olsun diye bilinçsizce temizlenmemesi sonunda şeker fabrikalarında önemli bir toprak yığıntısı olmaktadır. Gıda sanayi geri dönüşsüz ambalaj materyali kullanarak katı atık birikiminde etkili olmaktadır. .8 2.%4 plastik. sosyoekonomik ve sosyokültürel yapısı ve tüketim alışkanlıklarına göre değişmek üzere Türkiye'de kişi başına günde ortalama 0. bir kısmı yakıt olarak kullanılmakta.2. %11 kağıt-karton.

9 Kırmızı ve beyaz et sektöründe artıklar rendering ürünleri ile birlikte çoğu kez yem olarak değerlendirilmektedir. bir şekilde mümkün olmakla beraber. Ormanların yok olması. Buna bağlı olarak iklimde görülen değişmeler tarımı diğer üretim birimlerine göre daha fazla etkilemektedir (Karpuzcu. . ozon tabakasında delinme. kirlenmiş toprağın temizlenmesi sadece başta gıda ambalajları olmak üzere bazı katı atıkların temizlenmesinden ibarettir. Bu açıdan bakıldığında toprağın kirlenmesi suyun kirlenmesine oranla çok daha tehlikeli boyutlarda olabilmektedir (Karaca. nükleer denemeler vb. 1999). demir ile kirlenmesi halinde tek temizleme yöntemi yağmur sularının kirliliği temizlemesini beklemekten ibarettir. Buna karşı su ürünleri sektörü yoğun bir organik maddeyi katı atık olarak atmaktadır. 1984). Havanın Kirlenmesi Hava kirliliği esas olarak enerji elde edilmesi amacı ile uygun olmayan yakıtların kullanımı ve/veya uygun olmayan teknolojilerin kullanımından kaynaklanmaktadır. Kirlenmiş suyun arıtılması. 2.2.3. nedenlerle atmosferin ısınması da havada fiziksel kirlilik olarak nitelendirilebilir. Sanayide baca gazlarının filtre edilmeden havaya verilmesi uygun olmayan teknoloji olarak değerlendirilebilir. Toprağın tarım makineleri örneğinde verildiği gibi.

Proses değişikliğine gidilerek. doğal kaynak girdilerini ve atık çıktılarını en aza indirgeyen teknolojiler : Bunlar üretim sürecini ve ürün tipini değiştirmeye yönelik olabilir.3. hammadde. çevre ve insan sağlığını tehdit edici etkileri nitelik ve nicelik olarak en aza indiren ve doğal kaynakları en verimli şekilde kullanarak bunları sürdürülebilir kılan teknolojiler "çevre dostu teknolojiler" olarak tanımlanmaktadır. . Çevre dostu teknolojiler genelde 4 ana başlık altında toplanmaktadır.Bir işlem sonucunda ortaya çıkan zararlı etkileri ortadan kaldırmaya yönelik teknolojiler: Üretim prosesinde değişiklik yapılmadan. üretim sonucunda ortaya çıkan atıklara ve diğer zararlara müdahale eden atık su arıtma teknolojileri gibi teknolojilerdir. daha verimli çalışan.10 2. Ekonomik ve sosyal kalkınma faaliyetleri ile birlikte ortaya çıkan. su ve kimyasal madde kullanarak. atıkların yeniden kazanılması gibi çevre koruma yöntemleri beraberce uygulanmalıdır. Bunun yerine özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bir yandan kirlenmenin olanaklar ölçüsünde azaltılması. yardımcı madde. nitelik ve nicelik olarak daha az/daha zararsız atık üreten prosesler ve son ürünler bu kapsamdadır. Daha az enerji. . mevcut kirliliğin temizlenmesi. Yer küredeki tüm sosyoekonomik ve sosyokültürel yapı dikkate alındığında kirlenmenin tümüyle önüne geçilmesi bugün için olanaksızdır. .Kirliliğin Önlenmesi Çevre kirliliğine bir bütün olarak bakıldığında kirliliğin ortadan kaldırılması yerine kirlenmenin önlenmesi en akılcı çözüm olarak ortaya çıkmaktadır.

temiz üretim kapsamında tanımlanan faaliyetlerin bir bölümünü oluşturmaktadır.temiz üretim teknolojileri" olarak tanımlanırlar. Temiz üretim teknolojilerinin kullanılması. Bu nedenle "temiz üretim" kavramı esas alınmakta ve temiz üretim teknolojilerinin kullanılması da bu kavram kapsamında yer almaktadır. Üçüncü grupta yer alan "geri kazanım ve yeniden kullanım" teknolojilerinin üretim alanında ve üretim prosesine entegre olarak gerçekleştirilenleri de "temiz üretim teknolojileri" kapsamına girmektedir. Temiz üretim. verimliliği artıracak. hammadde ve enerjinin daha az tüketilmesi ile atıkların azaltılmasını sağlamak.11 . çevreye atılarak zarar vermelerini önleyen ve doğal kaynak tüketimini azaltan teknolojilerdir. aynı zamanda sanayinin çevreye bakışı ve çevreyle ilişkileri için yeni yaklaşımları ve davranışları da içeren bir uygulamadır. Temiz üretimin temel ilkeleri . . Diğer bir deyiş ile temiz üretimde teknoloji önemlidir ancak temiz üretim sadece bir teknoloji uygulaması değil. bir diğer deyiş ile çevreye zarar vermeyen teknolojilerdir. su ve toprağın kirlenmesini önleyecek. doğal kaynakların optimum kullanımını sağlayacak şekilde teknolojik proseslerin iyileştirilmesi ve yeni proseslerin geliştirilmesini kapsamaktır. atıkları kaynağında yok edecek ve insan ile çevre üzerindeki riskleri en aza indirecek proses ve ürünlerin sürekli ve birlikte kullanılmasıdır.Geri kazanım ve yeniden kullanım teknolojileri: Atıkların ve atık malzemenin yeni malzemelere dönüştürülerek yeniden kullanımlarını sağlayan. . hava. Çevre dostu teknolojilerin yukarıda verilen genel çerçevesi içinde ikinci grupta tanımlanan teknolojiler "temiz ürün . kirlilik kontrolü için temizleyici ve düzeltici değil önleyici yaklaşımları esas almak.Eski ve geleneksel çevre dostu teknolojiler: Güneş enerjisi gibi çok eski çağlardan beri bilinen gelenekselleşmiş bazı teknolojiler özellikleri gereği zaten çevre dostu olan.

Arıtma Arıtma ile asıl kastedilen suyun temizlenmesidir. bu şekilde oluşan biyolojik kütleyi atık sudan ayırmaktır. kimyasal ve biyolojik arıtma grupları içinde sınıflandırılabilir. 1992) . Kalan küçük moleküllü organik maddeler aerobik arıtım ile kolaylıkla arıtılabilecek forma dönüşür. iri maddeler çökeltme havuzlarında bekletme ile. Gıda endüstrisi gibi organik madde yükü fazla olan atıklar biyolojik arıtma ile temizlenebilir. Tüm arıtma sistemleri pahalı ve çalıştırılması zor olan temizleme birimleridir.12 Kirliliğin önlenmesine yönelik en önemli yaklaşım arıtmadır. kirlilik konsantrasyonu. Fiziksel arıtma ile suyun içinde bulunan kaba maddeler ızgara ve filtreler ile . Aerobik biyolojik arıtma ise prensip olarak suda çözünmüş halde bulunan organik maddeleri mikroorganizmalara yedirmek. Tüm arıtma sistemleri fiziksel. Türkiye 'de peynir işletmelerinin büyük çoğunluğu orta ölçekli işletmelerdir ve gıda sanayi diğer sektörleri için de arıtma sistemi maliyeti buna yakındır (Çelebi. Kimyasal arıtma atık suda çözünmüş olarak bulunan kirletici unsurların kimyasal reaksiyonlar ile çözünürlüğü düşük bileşiklere dönüştürülmesi ya da askıdaki katı maddelerin çökeltilmesidir ve genellikle endüstriyel atık sulara uygulanır. Bir diğer deyiş ile anaerobik arıtma tesisleri aerobik arıtma öncesi kullanılır. kum vb. madensel yağlar sıyırma veya işletme içinde santrifüjlüme gibi şekillerle atık sudan ayrılabilirler. günlük deşarj edilen miktarın gün içinde miktar. Bu dönüşüm sonunda metan gazı da elde edilir. bileşim ve konsantrasyon dağılımı gibi faktörler tarafından etkilenir.50 ton/gün süt girişi olan) bir peynir işletmesi için biyolojik arıtma sisteminin maliyeti işletmenin arıtma tesisi dışındaki maliyetinin yarısına kadar çıkabilmektedir. Atık suyun miktarı. kirlilik öğeleri. Anaerobik biyolojik arıtma ise organik maddeleri mikroorganizmalar ile daha küçük moleküllere dönüştürmektir. Orta ölçekli (10 . Tarıma dayalı diğer sanayi dallarında kimyasal arıtma sistemleri kullanılmaktadır.

sülfat. arsen. su kaynaklarına. göl ve yeraltı sularına ulaşmasıyla geçerler. kalay (6 kat). nikel ve krom (3 kat) ) daha fazladır (Alexander. 2002) . su borusu vb çeşitli amaçlar için kullanmışlardır. Ülkemizde de başta tuz ihtiyacımızı karşıladığımız tuz gölü olmak üzere kapalı göllerimizde yeterli çevresel önlem almadığımız ve su havzalarında kontrolsüz sanayileşmeye izin verdiğimizden dolayı ağır metal konsantrasyonu sürekli yükselmektedir. endüstriyel atıklar veya asit yağmurlarının toprağı ve dolayısı ile bileşimde bulunan ağır metalleri çözmesi ve çözünen ağır metallerin ırmak. Yıllık olarak doğal çevrimler sonucu 7600 ton Cd. Yüzyıllar boyunca insanlar ağır metalleri etkilerini bilmeden takı. 3600 ton cıva 332000 ton kurşun atmosfere atılmakta iken insan faaliyetleri sonucu deşarj edilen miktarlar dikkate alındığında ise selen (19 kat). silah. kurşun. (1979 Lengrich’te çimento tesisinden talyum kaçağı* ). Ağır metaller. hidrosfere ve biyosfere yayılmaya başlamışlardır. kadmiyum (8 kat). Sanayileşme ile birlikte ağır metal içeren kömürlerin yakılmaya başlanması ile endüstri bölgelerindeki ağır metal kirliliği aşırı boyutlara ulaşmış ve ağır metal kirliliğinden kaynaklanan ilk tanımlanan zehirlenmeler Japonya’da ortaya çıkmıştır.13 3. Sediment tabakasının adsorpsiyon kapasitesi sınırlı olduğundan dolayı da suların ağır metal konsantrasyonu sürekli olarak yükselir. sülfür olarak katı bileşik oluşturarak su tabanına çöker ve bu bölgede zenginleşirler. METALLERİN ÇEVRESEL ETKİLERİ Antik çağlarda bu metallerin cevherleri işlenmeye başlandığından beri metaller insan faaliyetleri sonucu olarak doğal çevrimler dışında atmosfere. 18800 ton arsen. Ağır metallerin ekolojik sistemde yayınımları dikkate alındığında doğal çevrimlerden daha çok insanın neden olduğu etkiler nedeniyle çevreye yayınımı söz konusu olduğu görülmektedir. Sürekli ve kullanıma bağlı kirlenmenin yanı sıra kazalar sonucu da ağır metallerin çevreye yayınımı önemli miktarlara ulaşabilmektedir. cıva. Sulara taşınan ağır metaller aşırı derecede seyrelirler ve kısmen karbonat.

Atık suda bulunan ağır metallerin önemli bir miktarı arıtma çamurlarında bulunurlar.1.14 Ağır metallerin çevreye yayınımın da etken olan en önemli endüstriyel faaliyetler çimento üretimi. cam üretimi. . Besin zincirine ulaşan ağır metaller kimyasal veya biyolojik olarak bünyeden atılamazlar ve akümle olurlar. çöp ve atık çamur yakma tesisleridir. Bir ağır metalin yaşamsal olup olmadığı dikkate alınan organizmaya da bağlıdır. Örneğin nikel bitkiler açısından toksik etki gösterirken. Çözünmüş kısımlar ise yüzey suları ve denizlere ulaşarak bu bölgelerde kalırlar.Ağır Metallerin Etkileri Ağır metaller biyolojik proseslere katılma derecelerine göre yaşamsal ve yaşamsal olmayan olarak sınıflandırılırlar. çok nadir olarak hayvan ve insanlarda sağlık riski doğuracak ağır metal akümülasyon sınırına ulaşılır. 1996). Buna karşın yaşamsal olmayan ağır metaller çok düşük konsantrasyonda dahi psikolojik yapıyı etkileyerek sağlık problemlerine yol açabilmektedirler. Örneğin bakır hayvanlarda ve insanlarda kırmızı kan hücrelerinin ve bir çok oksidasyon ve redüksiyon prosesinin vazgeçilmez parçasıdır. hayvanlarda iz elementi olarak bulunması gerekir. Buna rağmen canlı organizmalarda her ne kadar taban. 3. Yaşamsal olarak tanımlananların organizma yapısında belirli bir konsantrasyonda bulunmaları gereklidir ve bu metaller biyolojik reaksiyonlara katıldıklarından dolayı düzenli olarak besinler yoluyla alınmaları zorunludur. Buralardan ağır metaller tekrar mobilize olarak içme sularına ve besin zincirine ulaşabilirler. Bu gruba en iyi örnek kükürtlü enzimlere bağlanan cıvadır (John. termik santraller. hava veya sularda rastlanılan konsantrasyonlardan çok daha yüksek oranda ağır metal konsantrasyon değerlerine ulaşılsa dahi. demir çelik sanayi.

19 gr/cm3 : 1907 oC : 2671 oC : [Ar] 3d5 4s1 : 2+. khromoa ve Frenck : Mavimsi beyaz parlak renkli bir metal : 24 : 51. 55.23 : 7.KROM VE ÖZELLİKLERİ 4. 3+ ve 6+ : 43-54 : 46-49. gövde merkezli kubik(alfa) ve yakın birleşmiş hegzagonaldir (beta.1.15 Ağır metallerin insan metabolizmasında oluşturdukları etki ve etkin oldukları aşamalarına sistemler açısından kısaca ele alırsak bunları *Kimyasal reaksiyonlara etki edenler *Fizyolojik ve Taşınım sistemlerine etki edenler *Kanserojen ve mutojen olarak yapı taşlarına etki edenler *Alerjen olarak etki edenler ve *Spesifik etki edenler olarak sıralamak mümkündür. 4.996 : 7. 51.Kromun Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri Simgesi Kromun diğer isimleri Renk Atom Numarası Atom Ağırlığı Atom Hacmi Özgül Ağırlığı Erime Noktası Kaynama Noktası Elektron Biçimlenmesi Yükseltgenme Dereceleri İzotopları Başlıca Kararlı İzotopları Elektrik İletkenliği Kristal Yapısı : Cr : Chrome. . 56 :12 :İki kristal biçimi vardır. 1850 oC’ nin üstünde kararlı).

Cr3+. +6 değerlikli durumunda bulunduğu en önemli bileşikler kromat (CrO42-) ve bikromat (Cr2O72-) iyonlarıdır. Krom +6 değerlikli tuzlarından potasyum. 4. Cr(OH)3 veya Cr2O3 formuna hidroliz olurlar. verirler. Yüksek tenörlü cevherleri yaklaşık. Uçuculuğu Metal normal sıcaklıklarda deniz suyuyla ve nemli ya da kuru havayla tepkimeye girmez. 1999). Kostik alkaliler ve alkali karbonatlardan etkilenir. sülfat ve nitrat tuzlarının suda çözünebilmelerine rağmen. Ayrıca +1. Kromun en stabil bileşiği +3 değerlik aldığı bileşikleridir. yerkabuğundaki en bol bulunan elementler arasında 17. + 4 ve +5 değerlikli olduğu birkaç kararlı bileşiği de vardır. 1998).16 Periyodik sistemde yeri :Periyodik tablonun 4.2 Kromun Bileşikleri Krom bileşiklerinde çoğunlukla +2. Cr3+’e hızla okside olmasına karşılık Cr6+. Al2O3 ve SiO3 içerir. Kromlu bileşikler oksitlenmeye son derece yatkındır. Bu iyonlar sanayide kullanılan bir dizi tuz oluştururlar. Bazı yükseltgeyici maddeler metal üzerinde ince bir oksit katmanı oluşturarak metali sülfürik asit gibi seyreltik minerallere karşı da edilgen duruma getirir (Budavari. Krom +3 değerlikli tuzları bazik çözücülerde az. Organik maddeler üzerinde adsorpsiyon biyolojik birikime sebebiyet Krom oda sıcaklığında seyreltik HCl ve H2SO4 içinde yavaş Cr3+’ya yavaş indirgenir. periyot VI B grubunda yer alan kimyasal element. baryum kromat suda çözünemez. %42-56 Cr2O3 ve %10-26 FeO ile değişen miktarlarda MgO. +3 ve +6 değerlikte bulunur. : Cr2+. sodyum ve amonyum tuzları suda çözünür (ATSDR. çözünür.Cr2O4). En önemli cevheri kromit mineralidir (FeO.sırada gelir ve doğada serbest halde değil başta oksijen olmak üzere başka elementlerle birleşmiş halde bulunur. asidik çözeltilerde çok çözünür. Aktiviteleri önemsizdir. . buna karşılık dumanlı HNO3 ve kral suyundan etkilenmez. Krom +3 değerlikli tuzlarından klorür.

seramik ve cam endüstrisinde ve fotoğrafçılıkta kullanılmaktadır. elektronik. petrol rafineleri. kereste ürünleri. oto ve diğer yıkamalar. inorganik kimyasal madde üretimi. özel çelik ve metalik krom alaşımının üretiminde kullanılır. kimyasal etkenlere. tersane. aşınmaya karşı yüksek bir direnç göstermesi ve çok sert olması nedeniyle çelik ve öteki metallerin korunmasında kaplanmasında. alüminyumun anodik oksidasyonunda. kağıt üretiminde kullanılmaktadır. . Çok sık olarak krom atıklarının başlıca kaynağı. kaplama olarak yaygın bir şekilde kullanılır. bağlama maddesi olarak deri endüstrisinde. ferrosilikokrom. tutkal ve odun kimyasal maddeleri. yaygınlığı daha az bir şekilde mordanlama maddesi olarak tekstil boyamasında.3 Kromun Kullanım Alanları Kroma endüstrinin hemen her dalında rastlanır. Krom. lastik işlemleri. sabun ve deterjan. boyaların. seramiklerin. Kromun kaynaklandığı endüstriler ise. metalürjide de ferrokrom. kömür madenciliği. organik kimyasal maddeler ve plastik. Diğer taraftan krom +3 değerlikli tuzları. bobin kaplama. atmosfer korozyonuna. silikokrom.17 4. dökümhaneler. 1993). Krom +6 değerlikli tuzları yaygın olarak metal temizleme ve kaplama işlemlerinde. elektrik. cevher zenginleştirme. boyar maddelerin. ilaç üretimi. elektrik güç istasyonlarıdır (Adato. Ayrıca ısı değiştiricilerin korozyon inhibitörü olarak soğutma sularında pompaları korumada. yükseltgenmeye (koruyucu oksit filmi). patlayıcıların. Çok geniş kullanım alanı bulan bu ağır metalin çevreye geçişi de aynı oranda fazladır. metal kaplama işlemlerinde kullanılan kromik asit banyosu ve durulama suyudur. porselen emayeleme.

001 mg/l konsantrasyonun oldukça altında bulunur. Kromun canlılar üzerine etkisi Kromun zehirliliği. boyar maddelerin ve boya pigmentlerinin imalatında. alüminyumun elektrolitik oksitlenmesi ve diğer metallerin temizlenmesi. . 1996). Krom doğal sularda çok nadiren bulunur. 4.010 mg/l’ dan daha azdır. diğer elementler arasında yer alır ve genellikle 0. toprakta. metal kaplama işlemlerinde kullanılan kromik asit banyosu ve durulama suyudur (Gölhan ve Sıtkı. Krom Kirliliği 4.3. mürekkeplerin. Krom havada.4. temasta olduğu maddelere. Krom bileşikleri soğutma suyuna korozyonu önlemek amacı ile ilave edilmektedir. Ayrıca krom dibağlanması. Başlıca endüstriyel atıklar içerisinde mevcut olan altı değerlikli krom özellikle kromat (CrO42-) ve bikromat (Cr2O72-) halinde bulunmaktadır.’ dir.4. Çok sık olarak krom atıklarının başlıca kaynağı. Deniz suyunda. Krom doğada en yaygın olarak Cr+3 şeklinde bulunur. bazı yiyeceklerde ve biyolojik sistemlerin çoğunda bulunur (Chapman.4.4. kaplanması ve elektrolitik kaplanması işlemlerinde kullanılmaktadır.18 4.1 Su kalite kriterleri İnsan sağlığı için. kromun oksidasyon durumuna ve ortamın pH’ına göre değişiklik göstermektedir. 170 μg/L. Yüzey sularda konsantrasyonu genellikle 0. Cr6+’ya izin verilen konsantrasyon ise 50 μg/l.2 Kromun sulu sistemleri ve atıklardaki durumu Krom sulu sistemler içinde hem krom +3 değerli hem de krom +6 değerli iyon halinde bulunur. Cr3+’e izin verilen konsantrasyon. 1970). İnsanlar için çok gerekli olan bir eser element olarak bilinir. 4.

4.4. burun veya deri yaraları ve kalıcı tekrarlayan egzamalar halinde deri ile ortaya çıkar (güvercin gözü) ve çok acı verir. Burada ince taneli kromik asit tozlarına maruz kalınır. Ancak daha düşük yapıdaki su canlıları son derece hassastırlar. . insanın zararlı bir psikolojik etkiye maruz kalmadan +6 değerlikli krom içeren içme suyunu içebildiğini göstermiştir (Wolf and Mc Kee.4. Verilen bilgilere dayanarak aşağıdaki krom konsantrasyonlarında krom +3 veya krom +6’nın balıklara ve diğer sudaki canlılar üzerine bir tehlikesi olmayacağı görülmektedir. 1972). Balık yaşamı Diğer su canlıları : 1 mg/l. +6 değerlikli kromun balıklar üzerine +3 değerlikliden daha fazla toksit etkisi olduğu gösterir bir sonuca ulaştıran herhangi bir delil yoktur. Krom toksisitesi Endüstride kroma maruz kalma. Hayvanlar üzerinde yapılan denemelere dayanarak. Kromik asit ve bikromatlarla meydana gelen zehirlenmeler sonucu. özellikle sertliğe bağlı olarak büyük değişiklikler göstermektedir. maddelerin türü.05 mg/l. kromun değerliliği. sıcaklık. meslek hastalıkları olarak kabul edilen lezyonlar oluşur. Endüstride başlıca absorpsiyon soluma yolu ile olmaktadır. Balıklar krom tuzlarına nispeten dayanıklıdırlar. B) Balıklar ve sudaki diğer canlı hayat Krom tuzlarının su canlıları üzerine olan zehirliliği. 1999). Bu lezyonlar.19 A) Evsel suların sağlanması 1962 yılında tespit edilen Avrupa içme suyu standartları 6+ değerli krom için 0. elektroliz tekniği ile (kromaj) kaplamadan da olur.05 mg/l. ortamın pH’ı.’ lik bir sınır tespit etmiştir. : 0. Suda çözünenleri deri ile absorbe olabilir (Kocaoba.

Bu kişilerde. Kromik asit nefes darlığı krizlerine yol açar..4. Krom standartları Cr6+ için uluslar arası çevre ile ilgili olan WHO..5. Ağız içi ve cilt üzerine doğrudan temas eden krom bileşikleri alerjik dermatit yaralara yol açabilir. 4. Akciğer iltihabı sonucu akciğer kanserinin meydana gelebileceği bildirilmiştir. 1987).20 Krom çoğunlukla biyolojik materyallerde. EPA (Birleşmiş Milletler Çevre Koruma Ajansı) ve Avrupa standartları doğal sularda maksimum 50 μg/l Cr6+’ya izin vermişlerdir (Loukidou et al. nükleik asitlerde ve çok çeşitli düşük molekül tartılı ligandlarda + 3 şeklinde bulunur. ellerde ve ayaklarda soğuma. Çizelge 3.4. 1988). Krom bileşiklerini yapan fabrikalarda. Cr6+ için bazı standartlar . + 6 değerlikli şekli oksidasyon potansiyeli ve biyolojik membranlardan kolaylıkla geçebilmesi nedeni ile +3 değerlikli halinden çok daha zehirlidir (Baykut vd. de özetlenmiştir. Toz ve dumanların solunması ile şiddetli solunum yolu iltihapları. proteinlerde. Ülkemiz için belirlenmiş olan değerler ise Çizelge 3.4. titreme görülmektedir (Dökmeci. boya üretilen yerlerde çalışan işçiler arasında geç ve yavaş zehirlenme olayları görülmüştür. burun iltihapları ve yırtılmasına neden olmaktadır. 2004).

Adsorpsiyon tekniği: Sularda krom giderim uygulamalarından biri de düşük maliyeti. tutulan iyonların uzaklaştırılması için rejenerasyon işlemi uygulanır.21 4. kolay bulunabilirliği ve kolay kullanımı gibi sebeplerden ötürü birçok sanayiyel ve zirai . İyon değiştirme tekniği: İyon değiştiriciler. Atık suyun karakteristiği. Ancak bu yöntemle altı değerlikli kromun tamamını artı üç değerlikli kroma indirgeyememektedir. 1999): Kimyasal indirgenme tekniği: Artı altı değerlikli krom ve bileşikleri indirgeyici özellikteki kimyasallar kullanılarak artı üç değerlikli kroma indirgenir. Reçine kapasitesi dolduğunda. İndirgenen miktar. atık su içerisinde ki krom miktarı. Ancak bu yöntemle de bütün bileşikler tam olarak uzaklaştırılamaz. arıtım verimi sonucu atık miktarı bu faktörler arasında sıralanabilir. Atık suların içerisinde yer alan krom bileşiklerini gidermek için anyon değiştirici reçineler kullanılmaktadır. kullanılan indirgeyici bileşiğe ve reaksiyonun özelliklerine göre değişmektedir. Ters osmoz üniteleri uygun hidrolik kapasitenin sağlanabilmesi için genellikle paralel olarak. Anyon değiştirici reçinede en yaygın olarak kullanılan rejenerant sodyum hidroksittir. Arıtma verimi. çözeltideki çözünmüş tuzları yarı geçirgen bir zardan yüksek basınç kullanarak geçirilmesi ve bu işlem sırasında kirleticilerin aradaki zar tarafından tutulmasına dayanan bir prosestir. genellikle yukarıdan aşağıya akışlı kolon tiplerinde kullanılır. Ters osmoz tekniği: Ters osmoz. daha verimli bir arıtım sağlamak amacıylada seri bağlı olarak ayarlanır.5. Atık sularda ki kromun giderilmesinde kullanılan bazı teknikler şunlardır (Genel. giderilmek istenen miktarın büyüklüğü. işletme öncesi hazırlık ve işletme maliyeti. Atık Sularda Krom Giderme Teknikleri Atık sulardaki kromun giderilmesi için birçok yöntem mevcuttur. uzaklaştırılması planlanan kirleticinin ve kullanılan membranın özelliklerine göre değişmektedir. Uygulanacak yöntemin belirlenmesinde bazı faktörleri göz önüne almak gerekmektedir.

kimyasal ve biyolojik sistemlerde adsorpsiyon olayı tercih edilmekte ve özellikle sanayi uygulamalarında su ve atık suların arıtılmasında sıkça kullanılmaktadır. 1985).1.. Buna karşılık. adsorbent ve adsorplanan moleküller arasında zayıf kuvvetler olan Van der Waals kuvvetleri etkili olup bu iki molekül arasında herhangi bir elektron alışverişi veya elektron paylaşımı söz konusu değildir. Bu yönüyle absorpsiyondan ayrılırlar (Şener vd. diatomit gibi toprak ve kil çeşitleri de adsorpsiyon uygulamaları için kullanılır. Birçok fiziksel. 1. adsorplanan ve adsorbent molekülleri arasında karşılıklı elektron alışverişi veya paylaşımı ile fiziksel adsorpsiyondaki bağlara göre daha kuvvetli olan kimyasal bağlar oluşmaktadır. Fiziksel adsorpsiyonda. kimyasal adsorpsiyonda. Adsorpsiyon Mekanizmaları Adsorpsiyon mekanizması temelde fiziksel adsorpsiyon ve kimyasal adsorpsiyon olarak ikiye ayrılır (Perry et al. 1986). . 5.22 atık veya sanayiyel ve zirai yan ürünler ile zeolit. Bu iki tip adsorps iyon arasındaki farklar aşağıda sıralanmıştır. Katı taneciğin yüzeyinde bulunan atom. 5. yüksek bir enerji seviyesine ve yüzey aktiviteye sahip olan bir yüzey tabakaya tutunurlar. ADSORPSİYON Çözeltinin dolgu maddesinin yüzeyinde seçici olarak tutulmaları sonucu meydana gelen bir ayırma işlemidir.. iyon yada moleküller birbirlerinden farklı özellikte.

kimyasal adsorpsiyonda adsorpsiyon hızı sıcaklık yükseldikçe artmaktadır. bilinen miktardaki bir adsorbent ile farklı konsantrasyonlarda adsorplanan madde çözeltilerini . Fiziksel adsorpsiyon çok tabakalı olabilirken. adsorplanan moleküllerin adsorbent yüzeyinden ayrılması yani desorpsiyonu söz konusudur. ancak fiziksel adsorpsiyon yolu ile oluşabilir. Fiziksel adsorpsiyonda. Fiziksel adsorpsiyon tamamen tersinir olup. adsorplanan konsantrasyonunun karmaşık bir fonksiyonudur. adsorbent yüzeyinde belirli noktalara sabit olmayıp. 6. kimyasal adsorpsiyonda gerekir. Adsorpsiyon izotermi. Katı yüzeyindeki adsorpsiyon işlemi. 5. kimyasal adsorpsiyon. İlk tabakayı takip eden tabakalardaki tutulmalar.23 2. Kimyasal adsorpsiyon ise kimyasal şartlar değişmedikçe tersinmez bir reaksiyondur. 3. 7. Fiziksel adsorpsiyon. adsorplanan moleküller yüzeyin tamamı üzerinde hareket edebilir. Bu şekilde katı haldeki adsorbentlerin yüzey alanlarının ölçülmesi mümkün olmaktadır. Genel olarak. difüzyon kinetiğine bağlı olarak gerçekleşmektedir. 4. Adsorpsiyon İzotermleri Adsorpsiyon izotermleri bir yüzeye adsorbe olan adsorplanan moleküller için denge şartlarını gösterir. açığa çıkan adsorpsiyon ısısı 10 kcal/mol’ ün altında iken bu değer kimyasal adsorpsiyonda 40 kcal/mol’ den büyüktür. Fakat kimyasal adsorpsiyonda. Fiziksel adsorpsiyonun meydana gelmesi için ilave bir aktivasyon enerjisi gerekmezken. 5. adsorplanan moleküller katı yüzeyde reaksiyona girdikleri adsorbent noktalarda kalarak kimyasal bağ oluştururlar.2. tek tabaka ile sınırlıdır. Fiziksel adsorpsiyonun hızı artan sıcaklık ile hızlı bir şekilde düşerken. adsorbe olan madde miktarı.

. tüm adsorpsiyon alanları. Deney sonunda çözeltideki adsorplanan madde konsantrasyonları adsorbent fazındaki adsorplanan madde konsantrasyonlarına karşı grafiğe işlenir. Böylece meydana gelen tabaka bir molekül kalınlığında olur. 1985). Bu kabullerden yola çıkarak Langmuir aşağıdaki eşitliği çıkarmıştır. Langmuir İzotermi Langmuir izotermi adsorbentin yüzeyinde alıcı noktaların olduğunu kabul eder.1) Burada. 5. adsorplanan moleküllere karşı eşit miktarda çekim uygular ve adsorbe olan bir molekül bitişik alandaki bir başka molekülle herhangi bir etkileşim içinde olmaz. Langmuir izoterminde adsorpsiyon.24 dengeye ulaştırarak elde edilir. Kq m C x = (1 + KC ) m (5. adsorplanan maddelerin başlangıç derişimi ile birlikte lineer olarak artar. katı yüzeyler üzerinde aktif adsorpsiyon alanlarında meydana gelen tutulmanın fiziksel ya da kimyasal adsorpsiyon olup olmadığını diğer izotermlere göre daha iyi açıklamaktadır. Langmuir izotermi. Uygulamada en çok karşılaşılan izotermler Langmuir. Burada her alıcı noktanın sadece bir molekül adsorplama yapacağı kabul edilmiştir. Ölçümler sabit sıcaklıkta yapılır. K ve qm = Langmuir izotermi sabiti C = Adsorpsiyon tamamlandıktan sonra çözeltide kalan madde konsantrasyonu (mg/L) x = Adsorbe olan madde miktarı (mg veya g) m = Adsorbentin kütlesi (mg veya g) . Freundlich ve Brunaur-Emmet-Teller (BET) izotermleridir (Perry et al. En çok doyma noktasında.1. yüzey tek tabaka ile kaplanmakta ve yüzeye adsorbe olmuş adsorplanan madde miktarı sabit kalmaktadır. Bunun yanında.2.

2. Freundlich İzotermi Freundlich.2. x = Adsorbe olan madde miktarı (mg veya g) m = Adsorbentin kütlesi (mg veya g) K = Freundlich izotermi sabiti C = Denge halindeki çözeltide adsorbent konsantrasyonu (mg/L veya mol/L) n = Freundlich izotermi sabiti Freundlich denkleminin her iki tarafının logaritması alınırsa denklem şu şekildedir. 1 1 1 = + qm Kq m C x/m (5. log (x/m) = log K + (1/n) log C (5. Freundlich’e göre bir adsorbentin yüzeyi üzerinde bulunan adsorpsiyon alanları heterojendir yani farklı türdeki adsorpsiyon alanlarından teşkil edilmiştir.25 Eş. x = KC1/n m (5.4) .1 şu şekilde düzenlenebilir. adsorpsiyon prosesini ifade eden bir ampirik denklem geliştirmiştir. Freundlich izotermi aşağıdaki şekilde ifade edilir.3) Burada. 5.2) Sonuç olarak bir adsorpsiyon olayı Langmuir izotermine uyuyorsa 1/(x/m) değerine karşı 1/C değerleri grafiğe işlendiğinde K ve q m sabit değerleri grafikteki doğru eğiminden ve doğrunun grafiği kestiği noktadan gidilerek hesaplanır. 5.

3. BET denklemi Langmuir denkleminde olduğu gibi adsorbent yüzeyinin üniform olduğunu kabul eder.5 yeniden düzenlenirse. komşu alandaki adsorpsiyona etki etmez. x = Adsorbe olan madde miktarı (mg veya g) m = Adsorbentin ağırlığı (mg veya g) A = Çözelti ve adsorbent yüzeyi arasındaki enerji etkileşimini ifade eden sabit C = Denge halindeki çözeltide adsorbent konsantrasyonu (mg/l veya mol/L) (5. C  1   A −1 =  (C s − C ) x / m  Ax m   Ax m     (5. Bir adsorpsiyon alanındaki adsorpsiyon. Brunaur-Emmet-Teller İzotermi Bu adsorpsiyon izotermine göre moleküller adsorbentin yüzeyine birden fazla tabaka halinde adsorbe olur. Ancak birinci tabakaya ilaveten yeni tabakaların oluşması da mümkündür.5) xm = Birinci tabakayı tamamen teşkil için adsorbe olan çözelti miktarı (mg/g veya mol/g) Cs = Çözeltideki adsorbentin doygunluk konsantrasyonu (mg/l veya mol/L) Eş. BET denklemi aşağıdaki şekilde ifade edilmektedir. 5.26 log (x/m) ‘e karşı log C noktalandığında eğer izoterm Freundlich izotermine uyuyorsa bir doğru elde edilir. Buna ilaveten adsorpsiyon enerjisinin birinci tabakayı tuttuğu kabul edilmiştir. ACX m x = m (C s − C )[1 + ( A − 1)C / C s ] Burada.6) . Burada n ve K sabitleri doğrunun eğimi ve ekseni kesim noktalarından belirlenir. 5. Eksenler logaritmik ölçektedir.2.

1.c’deki duruma gelinceye kadar çözelti geçtiğinde adsorpsiyon bölgesinin alt kısmı yatağın alt sınırına ulaşır ve çıkış akımındaki çözünen derişimi ilk kez önemli ölçüde artarak “kırılma noktasında” Cc değerine ulaşır. çözüneni adsorplama yönünden doygunluğa ulaşmış sayılabilir (Şekil 5. Çıkış akımında istenen standart aşıldığında adsorbanın rejenere edilmesi veya değiştirilmesi gerekecektir. çıkış akımındaki çözünen derişimi de artarak Cb değerini alır (Şekil 5.3. Sabit yataklı kolonda adsorpsiyon verimi kırılma eğrisi (dönüşül eğrisi.d. çıkış derişimi veya çıkış akımındaki derişiminin giriş derişimine oranı (Ce/C0) zamanın veya kolondan çıkan çözelti hacminin fonksiyonu olarak ifade edilir. Freundlich ve BET izotermlerinin tamamı atıksu uygulamalarında adsorpsiyon verilerini analiz etmede kullanılmaktadır.1. Genelde. Sabit Yataklı Kolonlarda Adsorpsiyon Sabit yataklı adsorpsiyon kolonundan geçen çözelti hacmine karşı çıkış akımındaki çözünen derişiminin değişimi Şekil 5. breakthrough eğrisi) ile belirlenir. 2003).1. Böylece doygun bölgenin alt sınırı kolonun dibine erişmiştir.b). Çözelti başlangıçta temiz adsorban yatağının içinden geçeceğinden yatağın üst kısmındaki adsorbanlar tarafından çözünen hızlı bir şekilde adsorplanır. Adsorpsiyon bölgesi aşağıya doğru kaydıkça. Bu şekle göre besleme çözeltisinin derişimi C0’dır ve Şekil 5.).1. Çözelti geçmeye devam ettikçe çıkış akımındaki derişim hızla yükselerek Cd durumuna geldiğinde kolon. Langmuir ve BET denklemleri karışık çözelti veya seyreltik çözeltilerde Freundlich denklemindeki kadar iyi uygulanamazlar (Benli. hareketle C/Cs değerlerine karşılık C/[(Cs-C)x/m] değerleri noktalandığında eğimi A-1/Axm olan ve kesim noktası 1/A(xm) olan bir doğru elde Langmuir. 5.1’de gösterilmiştir.a’ya göre kolondan çıkışta çözünenin sıvı içindeki başlangıç derişimi Ca’dır. Şekil 5.27 Buradan edilir. Kırılma eğrisinin altında kalan . Kolondan. Kırılma eğrisi çözeltiden uzaklaştırılan maddenin davranışını gösterir ve çoğunlukla adsorplanan maddenin derişimi.

∫ 0 (C o − C e )dV m (5.mg/g) aşağıdaki gibi hesaplanabilir: VT q0 = Burada. Adsorplanan madde derişimine karşı kolondan çıkan çözelti hacmi grafiğe geçirilerek maksimum kolon kapasitesi belirlenir.28 alan integrasyon yöntemi ile belirlenebilir. Çalışma sırasında kırılma noktasına ulaşma zamanı önemlidir ve bu zaman yatak yüksekliğinin azalması. 2004). akışkan hızına ve beslemedeki çözünen derişimi yüksek olduğunda yatağın yüksekliğine bağlıdır. . Sabit yataklı kolonda adsorpsiyon sürecinin gerçek hızı ve işlergesi. Belirli besleme derişiminde ve akış hızındaki toplam adsorpsiyon kapasitesi (q0.7) VT: yatak doyduğu zaman toplanan çözelti hacmi (L) m: adsorban kütlesidir (g). adsorpban tanecik boyutunun artması ve beslemedeki başlangıç derişiminin artmasıyla azalır (Kavak.

Bu model. Bu amaçla Thomas ve Yoon-Nelson modelleri kullanılabilir.1. adsorpsiyon ve desorpsiyon olaylarının Langmuir modeline uyduğunu ve adsorpsiyon hızının ikinci mertebeden tepkime kinetiği ile kontrol edildiği varsayımına dayanır ve şöyle ifade edilir: . Thomas Modeli Thomas veya tepkime modeli kolon verimi için kullanılan modeller içinde en çok kullanılanlardan birisidir.1. Sabit yataklı adsorpsiyon kolonundan geçen çözelti hacmine karşı çıkış akımındaki çözünen derişiminin değişimi(Vergili. Kolonda adsorpsiyon sürecinin tasarımı kırılma eğrisinin veya derişim-zaman profilinin belirlenmesini gerektirir.29 (a) (b) (c) (d) Şekil 5. 5.3. 2000).

Yoon-Nelson Modeli Yoon-Nelson modeli hem diğer modellerden daha az karışık hem de adsorbanın karakteristiğiyle. 2002): . Yoon-Nelson modeli şöyle ifade edilebilir (Lin and Wang. 2004). (Aksu ve Gönen.3.2.9) Kinetik katsayı kTH ve yatağın adsorpsiyon kapasitesi qo. t’ye (t=V/ θ ) karşı ln[(Co/Ce)1] grafiğe geçirilerek elde edilebilir.30 Ce = Co 1  k (q m − C oV )  1 + exp  TH o  θ   (5. kTH : Thomas hız sabiti (L/mg dk) θ : Hacimsel akış hızı (L/dk) V : Kolondan geçen çözelti hacmi (L) Thomas modelinin doğrusallaştırılmış şekli : C  k q m k C ln  o −1 = TH o − TH o V C  θ θ  e  (5. adsorbanın türüyle ve adsorpsiyon yatağının özellikleriyle ilgili çok fazla detay gerektirmez.8) Burada. 5.

kYN: Yoon . Bu olayın hızı. Böylece uygulanan reaksiyonun tam tersi gerçekleştirilerek bağlanan iyonlar tekrar çözeltiye alınırlar.Nelson Hız sabiti (1/dk) τ : Kırılma eğrisine göre adsorplanan maddenin %50 adsorplaması için gerekli zaman (dk) t: Kırılma noktasına karşılık gelen zaman (dk) t’ye karşılık ln(Ce/(Co-Ce)) grafiği çizilerek kesim ve eğim noktalarından kYN ve değerleri elde edilebilir. İyon değişimi. iyonların porlar içine difüzyonuna bağlı olarak değişir (Barlas. . buna karşılık ekivalent miktarda diğer iyonları sıvıya vermesi esasına dayanan fizikokimyasal olaya “ iyon değişimi “ denir. İYON DEĞİŞİMİ Bir katı maddenin etrafındaki sıvıdan belirli iyonları alıp.10) Burada.31 ln Ce = k YN t − τk YN Co − Ce (5.11) 6. 1996). olayı kütlenin etkilemesi kanununa uygun olarak yürüyen bir denge reaksiyonudur. Bu değişim. Bu değerler kullanılarak q0 şöyle hesaplanabilir: τ q0 = 1 C0 θ (2 τ ) = C0 θ τ 2 (4. ekivalent miktarda ki iyonlar arasında çoğunlukla geri dönüşlü olarak gerçekleşir.

Yani kürecik elektriksel olarak nötraldir (Barlas. Doğal maddelerin çoğu arıttıkları suya renk vermekte ve arıtım işleminin izlenmesi zor olmaktadır. İyon değiştiricinin jel veya makroporöz yapıda olması polimerizasyon basamağından ileri gelir. İyon Değiştirici Maddeler Doğal iyon değiştirici maddeler: Bazı doğal organik maddeler iyon değiştirme özelliğine sahiptirler. Çapları 0. Bu maddeler kullanılmadan önce uygun hale getirilmelidir. 2000) Sentetik iyon değiştirici maddeler: İyon değiştirici maddeler yapılarında asidik veya bazik fonksiyonel gruplar bulunan çözünmez granüler maddelerdir. 1997Vergili. 1996). Zeolitler. Hayvan.32 6. Porlarındaki karşı iyonlar fazla hareketli değildir. Bu amaç doğrultusunda. Görünümleri şeffaftır. Zeolitler yumuşak maddelerdir ve kimyasal olarak dayanıklı değillerdir. Ayrıca bitümlü kömür ve antrasit sülfonasyon ile kuvvetli katyon değiştiricilere dönüştürülmektedirler (Öntuğ. İyon değiştiriciler fiziksel görünümlerine göre jel(mikroporöz) ve makroporöz olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Bir çok kömür doğal iyon değiştirici özellik gösterir.1.04-1. kağıt. bitki dokuları ve toprak gibi maddelerin birçoğu iyon değiştirme özelliği gösterirler. patates nişastası ve topraktaki humustur. homojen yapıda çapraz bağlanmış polimerlerdir. Polimerizasyon basamağından kaynaklanan doğal bir poroziteye . Bu doğal maddelerden bazıları un. Ayrıca rejenere edilmeleri de son derece güçtür. kristal alüminyum silikatlardır ve katyon değiştirici özellik gösterirler. Jel tipindeki reçineler.5 mm arasında olan iyon değiştirici küreciklerini tek tek ele aldığımızda. sülfürik asit ile sülfonasyon sonucu sülfane edilmiş kömür oluşturulur. her bir küreciği oldukça küçültülmüş bir sünger olarak düşünebiliriz. Heterodispers ve monodispers olmak üzere iki tip iyon değiştirici kategorisi vardır. samani odun. Sünger iskeleti(matriks) dev bir moleküldür ve içinde çok sayıda yük taşıyıcı gruplar bulunur.

Makroporöz reçinelerde çapraz bağ oluşturan divinilbenzen miktarı. Makroporöz reçineler iyon değişiminin taneciğin içindeki gruplarda da gerçekleşmesini sağlayan daha geniş porlara sahiptir ( minimum çap 100 Ao ). Por çapları 10-30 Ao’dır. Ozmotik kuvvetlerden fazla etkilenmezler. Taneciklerin % 90’dan fazlası belirlenen tanecik çapından en fazla ± 0. Monodispers reçinelerle çalışırken düşük basınç kaybı ve daha az reçine yatağı genişlemesi olur. Mat bir görünüme sahiptirler. Monodispers reçinelerin içinde ince tanecikler bulunmadığı için yatak ve üzerinde bulunan sıvı arasında net bir sınır oluşur. . 1996). Makroporöz anyonik reçineler daha fazla yüzey alanına sahip olduklarından organik kirlenmelere karşı mikroporöz reçinelerden daha dayanıklıdırlar (Delsiva. Bu durum reçinenin daha az değiştirme noktalarına sahip olmasına neden olduğundan makroporöz reçinelerin kapasiteleri jel yapıdaki reçinelerden daha düşüktür. Yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Bu sayede kirliliklerin yıkanıp atılması kolaylaşır ve yıkama sırasında reçine kaybı. bütün taneciklere düzenli olarak dağılmış değiştirme noktalarına sahiptirler.05 mm sapma gösterir. jel yapıdaki reçinelere göre daha fazladır. Monodispers reçinelerde ters yıkama esnasında yatak genişlemesi standart reçinelere oranla daha düşüktür. Makroporöz reçineler sünger yapılarından dolayı daha iyi fiziksel dayanıklılık gösterirler. Jel yapıdaki iyon değiştiricilerin işletme verimleri daha yüksektir ve fiyatları daha düşüktür (Vergili. standart heterodispers iyon değiştirici kolonundaki basınç kaybı ile karşılaştırılamayacak kadar düşüktür. Bu reçineler makroretüküler ya da sabit porlu reçineler olarak da bilinirler. stiren-divinilbenzen kopolimerizatlarıdırlar.33 sahiptirler. Monodispers iyon değiştiriciler özel bir yönteme göre üretilen hemen hemen aynı büyüklükteki jel veya makroporöz yapıda. 2000). Jel yapıdaki iyon değiştirici reçineler.

34 Monodispers iyon değiştiriciler daha küçük kolonlar ile çalışmaya olanak verir.1. mevcut tesislerin iyon değiştirici kolonlarına monodispers reçinelerin doldurulması durumunda da kolona daha fazla reçine konabilir. 2000). Böylece yeni girişimlerde yatırım bedeli düşer. İyon taşıyıcı grupların asitlik ve bazlık derecesine göre kuvvetli ve zayıf asidik iyon değiştiricilerden veya kuvvetli ve zayıf bazik iyon değiştiricilerden söz edilir. İyon Değiştirici Tipleri Katyon ve anyon değiştiricilerdeki iyon taşıyıcı grubun cinsi iyon değişimi olayında çok önemlidir.2. Monodispers reçinelerin başka bir avantajı ise iyon değiştirici kolon içindeki nozullar ve kolektörlerin tıkanma riskinin tamamıyla ortadan kalkmasıdır (Vergili. Kuvvetli asidik katyon değiştiricier Kuvvetli asidik katyon değiştiriciler.2. bütün tuzları değiştirirler ve rejenerasyon maddesinin büyük miktarlarına ihtiyaç duyarlar. . Bu kuvvetli asidik katyon değiştiriciler her pH’da işletilirler. sülfonik asit fonksiyonel gruplarına sahiptiler. Kuvvetli asidik iyon değiştirici: Sülfonik asit grupları Zayıf asidik iyon değiştirici Zayıf bazik iyon değiştirici : Karboksil grupları : Primer. sekonder ver tersiyer amonyum bileşikleri Kuvvetli bazik iyon değiştirici : Kuvarterner amonyum bileşikleri 6. 6.

2. Bu tip reçineler hidrojen formundaki kuvvetli asidik katyon değiştiricilerle ayrı yatak vaya karışık yatak şeklinde kullanılırlar. Zayıf katyonik reçineler rejenerasyon maddesinin stokiyometrik miktarı ile rejenere edilirler. Zayıf asidik katyon değiştiriciler kuvvetli asidik katyon . kuvvetli anyonlarla (SO42-. Kalan iyonlar kuvvetli katyon değiştirici ile giderilir. değiştirme noktaları olarak karboksilik gruplara sahiptirler. Aşağıdaki eşitliklerde üç tipik kuvvetli katyon değiştirici reaksiyonu gösterilmektedir: 2RSO3-H+ + CaCl2 ⇔ (RSO3-)2Ca2+ + 2HCl 2RSO3-Na+ + CaCl2 ⇔ (RSO3-)2Ca2+ + 2NaCl 2RSO3-Na+ + Ca(HCO3)2 ⇔ (RSO3-)2Ca2+ + 2NaHCO3 Bu reaksiyonlar geri dönüşlüdür. Her iki durumda da alkalilik oluşturan iyonlar ilk olarak zayıf asidik katyon değiştiricide giderilir. Mg2+. 1972). dealkalizasyon ve demineralizasyon amaçlı kullanılırlar.35 Kuvvetli asidik katyon değiştiriciler Na+ formunda iken yumuşatma amaçlı. Zayıf asidik katyon değiştiriciler. Sadece bikarbonatlara bağlanmış olan katyonları (Ca2+. Zayıf asidik katyon değiştiriciler Zayıf asidik katyon değiştiriciler.Cl-. 6. H+ formunda yumuşatma.2. Na+ vb) tutabilirler.NO3-) denge halindeki katyonları değiştirmezler. kuvvetli katyonik reçinelerden daha kolay rejenere edilebilirler (Dorfner. Tükenmiş reçine asit rejenerasyonu ile hidrojen ya da sodyum formuna dönüştürülebilir. Kuvvetli katyonik iyon değiştiricilerin rejenere edilmeleri için ise rejenerasyon maddesinin stokiyometrik miktarının 2-3 katı gerekmektedir. Zayıf asidik reçineler esas olarak yumuşatma ve dealkalizasyon amaçlı kullanılırlar.

36 değiştirici ünitesinden gelen asit ile rejenere edilebilirler. Tip I reçineler yüksek sıcaklıklara karşı dayanıklıdırlar ve yüksek alkalinite ile yüksek silika gideriminin tercih edildiği sularda kullanılabilirler. Tip I. Tip I reçineler sulardan anyon giderimi için uygundur. Rejenere edilmeleri Tip II’den daha zordur.2.3.1. Bu anyon değiştiriciler. Tip II’ de bu metil gruplarının birinin yerine bir etanol grubu vardır. Kuvvetli bazik anyon değiştiriciler Kuvvetli bazik anyon değiştiricilerin değiştirme noktalarını kuvarterner amin grupları oluşturur. kimyasal aktivasyon prosesinde kullanılan amin çeşidine bağlı olarak Tip I ve Tip II olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar. 1989). 1998) 6. bulundukları sularda toplam anyonların % 30’undan fazla ise bu tip reçineler bu anyonları gidermede daha az etkili olabilir. Silika ve karboksil. üç metil grubuna sahipken. Kuvvetli ve zayıf asidik katyon değiştiricilerin şematik gösterimi (Dow Chemical Company. Tip I reçineler ayrıca klorür formundan hidroksil formuna geçerken Tip II’den daha çok şişerler (Korkisch. Böylece iyon değiştiricilerde daha az su kirliliği oluşur. Tip II reçineler bütün anyonları giderebilir. Şekil 6. . Tip II reçineler kirlenmeye daha az maruz kalırlar ve işletme masrafları Tip I’e göre daha azdır.

+ H2O Zayıf bazik reçineler NaOH. 1990). Kapasiteleri kuvvetli bazik reçinelerin iki katıdır. Zayıf bazik anyon değiştiriciler. 6.+ 2H2O 2R4N+OH.4. Zayıf bazik anyon değiştiriciler kuvvetli bazik anyon değiştiricilerden önce kullanıldıklarında organik kirlenmeye karşı maksimum korunma sağlandığı gibi rejenerasyon maliyeti de azalır (Vergili. tükenmiş iyon değiştirici reçine NaOH (kostik soda) rejenerasyonu ile hidroksil formuna dönüştürülür. üçüncül (R-N-R1R2) ve bazen de kuvarterner amonyum gruplarından alırlar.+ 2H2O ⇔ (R3N+)Cl.+ H2CO3 ⇔ (R4N+)2CO32. 2000).+ 2H2O 2R4N+OH.2. düşük alkaliniteye ve silika gideriminin gerek olmadığı ya da kuvvetli asitlerin anyonlarının (Cl-. ikincil (R-NHR1).+ HCl ⇔ (R3N+)2SO42. SO42-.+ H2SiO3 Reaksiyonlar geri dönüşlü olduklarından. . fonksiyonel özelliklerini birincil (R-NH).NO3-) bulunduğu sularda kullanılabilirler. Zayıf bazik anyon reçineler kuvvetli asitler ile şu şekilde reaksiyon verirler: 2R3N+OH.+ H2SO4 R3N+OH. Zayıf bazik anyon değiştiriciler Zayıf bazik anyon değiştiriciler.37 OH formundaki kuvvetli bazik anyon değiştiriciler anorganik asitleri şu şekilde giderirler: ⇔ (R4N+)2SiO32. Na2CO3 ve NH3 ile rejenere edilebilirler (Awwa.

Kesiksiz yöntem 3. İyon değiştirici ile suyun karıştırıldığı yöntem (kesikli) Bu en basit iyon değişimi yöntemidir. Arıtılacak su hacminin içine bir miktar iyon değiştirici reçine ilave edilir. 6.38 Şekil 6. 1996 – Dorfner. Bu yöntem giderilecek iyonların seçiciliği çok yüksekse bir avantaj sağlayabilir. Yani oldukça sınırlı bir uygulaması vardır (Barlas. Denge sağlandığında iyon değişimi işlemi tamamlanır. 1972). Kuvvetli ve zayıf bazik anyon değiştiricilerin şematik gösterimi 6. Dengenin belirgin bir şekilde değişime uğrayan iyonlardan yana olduğu iyon değişimi olaylarına uygulanır. Kolon yöntemi 6.1.3.2.2. İyon değiştirici ile suyun karıştırıldığı yöntem (kesikli) 2. Kesiksiz yöntem . İyon Değiştiricilerle Çalışma Yöntemleri İyon değişiminin gerçekleşmesi için esas olarak üç yöntem kullanılmaktadır: 1.3.3.

İyon değiştiricinin yüzmesini engellemek için akış yönü yukarıdan aşağıya doğrudur. İyon değiştirici reçinenin yoğunluğu suya göre çok az bir farklılık gösterdiği için böyle bir tesisin işletilmesi oldukça zordur. değişim olayının akışı aşağıdaki şekilde gerçekleşir: . bir cam veya plastik kolon içine doldurulur. Yukarıya doğu akmakta olan su karşısında gerekli olan çökmeye son derece güç ulaşılabilmektedir. kolonlar içinde birbirine doğru (çoğunlukla ters akım prensibine göre) hareket halindedirler. saha sonra yıkanır ve kolona tekrar verilir. Kolon yöntemi Kolon yöntemi. İyon değiştirici bünyesindeki G1 karşı iyonunu. Bunun için doygunluğa ulaşmış iyon değiştirici kısmı küçük porsiyonlar halinde kolondan (filtreden) alınır.3. kolon içine akan sıvı içinde bulunan G2 iyonları ile değiştirmek istersek. en önemli ve laboratuarlarda en çok kullanılan yöntemdir.3. Ham suyun geçirilişi ve rejenerasyon aynı zamanda gerçekleştirilir. İyon değiştirici. Bu şekilde elde edilen sistem ile istenilen bütün işlemler gerçekleştirilir. 6. Rejerenere edilir.39 Kesiksiz yöntemlerde iyon değiştirici ve sıvı. Teknik olarak çok masraflı bir yöntemdir.

Yükleme: Arıtılacak suyun iyon değiştirici kolonuna verilmesi işlemidir. Kırılma noktasına (breakthrough point) ulaşıldığında kolon durdurulur. tam anlamıyla gerçekleşir (Barlas. Bir iyon değiştiricinin işletme çevrimi. Ekonomik ve uygun optimum kolon kapasitesi toplam kapasitenin % 50-75’ı civarındadır.3. değişmekte olan iyonlar durmasan yeni iyon değiştirici ile temasa gelirler. 1996). . rejenerasyon ve yıkama. geri yıkama.40 Şekil 6. Bu da değişebilir iyon kütlesine ve sonuç olarak iki rejenerasyon arasında arıtılan suyun hacmine bağlıdır. Kolon yönteminde iyon değişimi (iyon değişimi olayının akışı) Sıvı kolon içinde yol aldıkça. yatağın değiştirme kapasitesine göre belirlenir. her an daha çok istenilen yöne doğru kayma gösterir. İyon değiştirici kolonlarının işletilmesinde şu sıra izlenir: yükleme. iyon değiştiricinin sıvıyla basitçe karıştırıldığı yöntemlere göre. Buradaki iyon değişimi. Bu şekilde denge.

İyon kaçağı. rejenerasyon çözeltisinin saflık derecesi ve temas süresi dikkate alınmalıdır (Dorfner. Bu duruma rağmen daha iyi rejenerasyon sonuçları istenirse. rejenerasyona rağmen son iyon değişimi işlemi sırasında kolonun alt kısmında kalmayı başarmış iyonlardır. 1996) Yıkama: Rejenerasyondan sonra rejenerasyon çözeltisinin fazlasının iyon değiştirici kolonundan uzaklaştırılması işlemidir. rejenerasyon çözeltisinin konsantrasyonu. Rejenerasyon: Bu işlem yükleme ile aynı yönde(doğru akım) veya ters yönde(ters akım) yapılabilir. 1972). rejenerant maddesinin tipi. sıcaklık. Doğru akım rejenerasyonu sonucu ortaya çıkan bu iki sakınca ters akım rejenerasyonu ile giderilmektedir. o zaman teorik miktarının 2-4 misli kadar daha fazla kimyasal madde kullanılması gerekmektedir. henüz taze durumundaki (değişime uğramamış) asit/baz önce üst kısımlardaki iyon değiştirici tabakalarını rejenere eder ve ancak daha sonra konsantrasyonu azalmış ve tuzlarla karışmış olarak alt iyon değiştirici tabakalarına ulaşır. rejenerasyon maddesinin aşağıdan yukarıya hareketi esnasında iyon değiştiricide karışmalar olmasıdır. Bu durum şöyle açıklanabilir: Normal olarak yukarıdan aşağıya doğru yapılan rejenerasyon sırasında. Rejenerasyon adımında iyon değiştirici reçinenin tipi.41 Geri yıkama: İyon değiştirici kolonları yukarıdan aşağıya doğru yüklemesi sırasında oluşabilecek kanallaşmayı. akış hızı. . Ters akım prensibinde ortaya çıkabilecek tek problem. yatak üzerinde çöken kirlilikleri ve gaz kabarcıklarını gidermek amacıyla rejenerasyon öncesi ham suyun giriş yönüne ters yönde geri yıkama yapılılır. Doğru akım rejenerasyonunun iki önemli olumsuz yönü vardır: İyon kaçaklarının oluşması ve kimyasal madde kullanımının yüksek olması. Dengeleme suyu kullanılarak veya karşı basınç uygulanarak bu karışımın önüne geçilir (Barlas. Düz akımdaki tabakalar burada görülmez.

Rejenerasyon hızı yükleme hızından farklıysa yıkama iki kademede yapılır. Bu iki hız birbirine çok yakınsa yıkama tek kademe ve normal yükleme hızında yapılır. Rejenerasyon çözeltisi kolondan tamamen uzaklaşıncaya kadar bu işlem sürer. Uygun çıkış sağlanıncaya kadar kolondan yükleme hızıyla aynı değerde ve aynı yönde su geçirilir (Gölhan ve Aksoğan. Birinci kademe yavaş yıkamadır.4.42 Yıkama suyunun hızı rejenerasyon çözeltisinin hızına ve yükleme hızına bağlıdır. Hız rejenerasyon çözeltisi ile aynı değerde ve yönde alınır.2 g/mL Önerilen işlem koşulları: Maksimum işlem sıcaklığı pH aralığı Rejenerant : 150 oC : 0-14 : NaCl çözeltisi (http:// msdssearch. 1970 – Benefield et al.Divinilbenzen. Dowex-88 İyon Değiştirici Reçine ve Özellikleri Ürün: Dowex -88 Türü: Kuvvetli asidik katyon değiştirici İskeleti(matriks): Stiren. Desorpsiyon: Katı yüzeyine tutunan taneciklerin bir çözücüyle katı yüzeyinden ayrılmasıdır. 1982). İkinci kademe hızlı yıkamadır.. 6. makro gözenekli Fonksiyonel Grup: Sülfonat Kimyasal ve fiziksel özellikleri: Üretilmiş iyonik form : Na+ Parçacık yoğunluğu(yaklaşık olarak) : 1.com) .dow.

1. Şekil 7.1. Sürekli adsorpsiyon için t’ ye karşı .1’ de verilmiştir. 7. 200 mg/L derişimlerindeki krom nitrat çözeltisi pompa ile 1. 100.7.7 ml/dk akış hızında aşağı akışlı olarak kolona beslendi. Kolon çalışmalarına 480 dakika boyunca devam edildi. DENEYSEL ÇALIŞMALAR Bu bölümde sürekli sistemde iyon değiştirme yöntemiyle Cr(III) ün Dowex-88 reçinesiyle giderimi için yapılan deneysel ve teorik çalışmalara yer verilmektedir. Sürekli deney sistemi Cam kolona 0. Kolondan geçen çözelti hacmine (V) karşılık kolon çıkışındaki Cr+3 un derişimi (Ce) grafiğe geçirilerek grafiksel integrasyonla maksimum adsorpsiyon kapasiteleri belirlendi. Teorik modellerle deneysel çalışmamızı karşılaştırmak amacıyla bu çalışma için en uygun olan Thomas ve  C ln  O   C e     − 1     Yoon-Nelson modelleri kullanıldı.43 7.75 cm yatak yüksekliğinde katyonik iyon değiştirici reçine olan Dowex-88 ile dolduruldu. 150. Kolonda Başlangıç Derişiminin Etkisinin Belirlenmesi Kolonda adsorpsiyon çalışmasında kullanılan sürekli deney sistemi Şekil.

Kolonda Desorpsiyon Çalışması 200 ppm başlangıç derişimiyle yapılan adsorpsiyon çalışması sonucu elde edilen çözeltiye desorpsiyon işlemi uygulandı. Başlangıç Derişimlerinin Etkisi İle İlgili Deneysel Bulgular Ve Tartışma Dowex-88 reçinesi kullanılarak yapılan iyon değişimi yöntemi sonucu farklı başlangıç derişimlerindeki çıkış derişimleri Çizelge. 8. . kesim noktasından kromun adsorplanması için gerekli zaman τ ve Eşitlik 5. Adsorplanan miktar da desorplanan miktara bölünerek % desorpsiyon değeri elde edildi.11 yardımıyla da absorpsiyon kapasitesi hesaplandı.832 g) 2 M HNO3 çözeltisi pompa ile 1.1.2. Belirli miktardaki reçineden (2. Ayrıca t’ ye karşı ln[ C e / ( C o − C e ) ] grafiğe geçirilerek eğiminden Yoon-Nelson kinetik katsayısı (kYN).1. Kolondan geçen çözelti hacmine (V) karşılık kolon çıkışındaki derişim (Ce) grafiğe geçirilerek grafiksel integrasyonla desorplanan miktar bulundu. 7. DENEYSEL BULGULAR VE TARTIŞMA Bu bölümde kolonda iyon değiştirme yöntemiyle reçine kullanılarak Cr+3’ ün giderimi için elde edilen bulgular ve tartışılması yer almaktadır.’de verilmiştir.8.44 grafiğe geçirildi ve doğrunu eğiminden Thomas modelinde kinetik katsayı (kTh) ve kesim noktasından adsorpsiyon kapasitesi (qo) hesaplandı. 8.7 ml/dk akış hızında aşağı akışlı olarak kolona beslendi. Kolanda desorpsiyon çalışmasına 480 dk boyunca devam edildi.

33 50.0966 33.384 81.2 0.5751 95.751 120.904 193.97 0.458 0.8 0.52 0.5 0.5 0.855 135.4891 90.18 0.58 0.0353 32.17 0.337 57.2 0.477 109.576 128.5 0.2721 52.5 0.376 0. Kolondan çıkan farklı derişimlerdeki çözeltilerin zamana göre hacim ve derişim değişimleri Co=100 ppm t (dk) 5 15 20 60 90 120 150 180 210 240 270 300 330 360 390 420 450 480 V (lt) Ce (mg/L) Ce/Co 0.2 0.87 0.6181 96.868 0.27 0.97 200 1 200 1 200 1 200 1 200 1 200 1 200 1 .833 0.7 0.012 29.5 0.07 0.1.84 0.5 0.8 0.3601 74.7041 100 1 Co=150 ppm Ce (mg/L) Ce/Co 47.383 63.901 0.658 0.932 0.358 0.9 0.295 0.951 150 1 150 1 150 1 150 1 Co=200 ppm Ce (mg/L) Ce/Co 74.5 0.96 0.6 0.43 0.657 112.372 76.791 180.6 0.742 0.548 115.7 0.539 90.952 0.0278 31.39 0.4031 83.7 0.688 158.319 49.525 0.4461 86.426 80.3 0.406 95.905 141.3161 65.6611 97.336 0.2281 45.12 0.45 Çizelge 8.1841 37.17 0.5 0.643 137.803 128.1 0.5321 93.943 142.5 0.8 0.971 0.606 98.6 0.28 0.1406 35.8 0.312 0.95 0.325 0.6 0.85 0.

46 250 200 Şekil 8.1 incelendiğinde çeşitli başlangıç derişimlerinde yapılan 150 8.Kolonda İyon Değişimi Yönteminde Kullanılan Modellerin Bulguları Ve Tartışılması Çizelge 8.2 . 100 50 0 0 0.8.3 ve Şekil 8.1.2. Kolondan geçen çözelti hacmine göre çözelti değişim grafiği(kırılma eğrileri) iyon değiştirme deneyleri sonucunda başlangıç derişimin artmasıyla kullandığımız Dowex-88 reçinesinin doygunluğa ulaşma süresinin azaldığı gözlenmiştir. Ce(mg/lt) Çizelge.2’ de kolonda kullanılan modeller ile ilgili bulgularına yer verilmektedir.1 ve Şekil.2-8.8.

658 0.606 1.591 0.055 -1.792 0.429 -0.326 0.708 -0.532 0.307 0.959 Tanımsız Tanımsız Tanımsız Tanımsız Co=200 ppm Ce/Co ln(Co/Ce-1) 0.613 2.871 -0.429 0.547 -0.25 -2.477 0.331 0.944 1 ln(Co/Ce-1) 0.412 0.786 0.238 0.102 1.407 1.983 -3.518 Tanımsız ln(Ce/(Co-Ce)) -0.791 0.76 0.786 1.477 -0.478 0.958 Tanımsız Tanımsız Tanımsız Tanımsız ln(Ce/(Co-Ce)) -0.731 0.231 3.442 1 Tanımsız 1 Tanımsız 1 Tanımsız 1 Tanımsız 1 Tanımsız 1 Tanımsız 1 Tanımsız ln(Ce/(Co-Ce)) -0.654 1.055 1.791 -1.593 0.478 -0.812 -2.701 0.47 Çizelge 8.296 -0.168 0.928 0.2.472 0.507 -0.882 0.383 0.456 0.306 0.887 2.477 0.717 0.576 -0.336 0.325 0.708 0.092 0.25 2.791 -0.459 -3. Farklı başlangıç derişimlerindeki krom çözeltisi için kolonda adsorpsiyonla elde edilen sonuçlar Co=100 ppm t (dk) 5 15 20 60 90 120 150 180 210 240 270 300 330 360 390 420 450 480 Ce/Co 0.205 -2.523 0.1 0.371 0.406 0.871 0.681 -0.459 3.731 -0.1 -0.102 -1.772 -2.907 0.507 0.983 3.584 0.887 0.642 -0.584 0.092 0.677 -0.851 0.157 -0.76 -0.442 Tanımsız Tanımsız Tanımsız Tanımsız Tanımsız Tanımsız Tanımsız .969 -3.389 0.654 -1.651 -1.231 0.306 0.927 0.677 0.584 0.407 -1.903 -2.813 0.812 2.331 2.381 -0.157 0.525 0.523 -0.887 -2.769 0.648 0.749 0.942 1 Co=150 ppm ln(Co/Ce-1) 0.681 0.381 0.518 Tanımsız Ce/Co 0.584 -0.651 1.188 0.86 0.687 -0.221 0.168 -0.247 0.296 0.829 0.613 -2.205 2.909 0.188 0.606 -1.772 2.

’ te sonuçlar gösterilmiştir.9822 -5 200 6.0499 2 R =0.9822 -4 t(dk) Şekil 8.0108x +1.9665 y =-0.234 0.9665 -5 150 5. Farklı başlangıç derişimleri için Thomas katsayıları.2.dk) qo(hesaplanan) qo(deneysel) R2 Derişimleri (Co) (mg/g) (mg/g) (ppm) 100 1.8.8772 2 -3 y = -0.681 0. .3.0107x +1.10 9.53.3.2.462 9.10 8. hesaplanan ve deneysel adsorpsiyon kapasiteleri Başlangıç kTH (l/mg.311 10.2’ deki doğruların eğimlerinden Thomas modeli kinetik katsayıları (kTh) ve kesim noktalarından adsorpsiyon kapasiteleri (qo) bulunarak çizelge 8.857 2 R =0.0124x + 0.10-4 7.7.3372 R =0.509 0.Farklı başlangıç derişimleri için t’ye karşı ln((C0/Ce)-1) grafiği Şekil.48 Çizelge 8.502 8.8772 2 100 ppm 1 150 ppm 200 ppm 0 ln((Co/Ce)-1) 0 -1 50 100 150 200 250 300 350 400 450 500 -2 y = -0.

681 9.509 10.0107 0. hesaplanan ve deneysel adsorpsiyon kapasiteleri Başlangıç Derişimleri (Co)(ppm) 100 150 200 0.284 7.0083 0.9822 0.3. Thomas modeline göre farklı derişimlerdeki kırılma eğrilerinin karşılaştırılması Çizelge 8.234 R2 0.503 0.2 Şekil 8.8 9.0124 125 105 69 kYN (lt/dk) 1 τ (dk) qo(hesaplanan) (mg/g) qo(deneysel) (mg/g) 8.454 8.4 .9665 0.8772 Ce/Co 0.4.6 0. Farklı başlangıç derişimleri için Yoon-Nelson katsayıları.49 1.

3372 R = 0.9822 y = 0.1.0107x .857 R = 0.11 yardımıyla da absorpsiyon kapasitesi 0 Şekil 8. Yoon-Nelson modeline göre farklı derişimlerdeki kırılma eğrilerinin karşılaştırılması . 200 300 t(dk) 400 500 600 ln[ C / ( C − C e ) ] grafiğe geçirilen Şekil.0108x .4.8.50 4 y = 0. kesim noktasından 200 ppm teorik adsorplanması için gerekli zaman τ ve Eşitlik 5. Farklı başlangıç derişimleri için t’ye karşı ln(Ce/(Co-Ce)) grafiği 100 ppm deneysel 100 ppm teorik o 150 ppme deneysel 150 ppm teorik t’ ye karşı eğiminden hesaplandı.9665 2 2 2 ln(Ce/(Co-Ce)) 500 t(dk) Şekil 8.0124x .8772 y = 0.5.1.3’ te doğrunun kromun Yoon-Nelson deneysel 200 ppm kinetik katsayısı (kYN).0.05 3 2 1 0 0 -1 -2 100 200 300 400 100 ppm 150 ppm 200 ppm R = 0.

8 395.6. Aynı zamanda teorik ve deneysel maksimum adsorplama kapasitesi (qo) değerleri de birbirine yakın çıkmıştır. Çizelge 8.1 .5 58.8 39.8 150.5’ te desorpsiyon sonucundaki çıkış derişimi değerleri ve Şekil 8.6 76.3 767.3 50.3 577.8 38.8 245.5.3 265.8 55.4 92.2 43. 8. Desorpsiyon sonuçları t 0 5 15 20 30 60 90 120 150 240 270 360 420 450 480 V(ml) 0 13.’da Dowex 88 reçinesinin desorpsiyon grafiğine yer verilmektedir.2 320.8 672.9 52. dengeye gelme süresi ve reçinenin krom iyonlarının %50 sini adsorplaması için geçen süre (τ) azaldığı gözlendi.3.3 387.3 197.3 102.51 Başlangıç derişimi arttıkça reçinenin maksimum adsorplama kapasitesi arttığı Thomas hız sabiti kTh.7 47.5 29.8 720.8 435.7 168.85 ‘in üzerinde olması adsorpsiyonun her iki modele de uyduğunu gösterir.1 135.8 Ce(mg/L) 0 500.Desorpsiyon İle İlgili Bulgular Ve Tartışması Çizelge 8. Her iki model içinde bulunan R2 değerlerinin 0.

6. Dowex 88 reçinesi için desorpsiyon grafiği Yapılan desorpsiyon işlemi sonucunda desorpsiyon verimi %100 olarak bulunmuştur.52 Şekil 8. Bu sonuç iyon değişimi olayının tersinir olduğunu göstermektedir. .

proses ekonomisine önemli katkıda bulunacaktır (Kavak. 2004). Ayrıca pahalı yapay adsorbanlar yerine doğada kolaylıkla bulunabilen ve geri kazanımı mümkün olan adsorbanların kullanılması. Yapılan desorpsiyon işlemi sonucunda desorpsiyon verimi %100 olarak bulunmuştur. konsantrasyonun daha fazla artmasıyla belli bir değerden sonra adsorpsiyon sabit kalmıştır. Kolonun karakteristik parametrelerini elde etmek için Yoon-Nelson ve Thomas adsorpsiyon modelleri uygulanmış ve sürekli adsorpsiyon kapasiteleri belirlenmiştir. sistemin maliyetini düşürmede son derece önemli olduğu söylenebilir. 200 ppm başlangıç derişimiyle yapılan adsorpsiyon çalışması sonucu elde edilen çözeltiye desorpsiyon işlemi uygulanmıştır. Bu sonuç iyon değişimi olayının tersinir karşılaştırılmış ve çalışmanın modellere uygunluğu . Çeşitli başlangıç derişimlerinde yapılan iyon değiştirme deneyleri sonucunda başlangıç derişimin artmasıyla kullandığımız Dowex-88 reçinesinin maksimum adsorplama kapasitesinin arttığı ve doygunluğa ulaşma süresinin azaldığı gözlemlenmiştir. Bu çalışmada insan sağlığına ve çevreye son derece zararlı ağır metallerden birisi olan Cr +3 ün Dowex 88 katyon değiştirici reçine kullanılarak sürekli sistem ile sulu çözeltiden Cr+3 giderimi ve reçinenin geri kazanımı için Cr+3 ün desorpsiyonu incelenmiştir.53 9.SONUÇLAR Arıtma işlemlerinde adsorpsiyon sıklıkla kullanılan bir yöntem olduğu göz önünde bulundurulduğunda. Böylece deneysel olarak bulunan adsorpsiyon kapasiteleri ile bu iki modelden bulunan adsorpsiyon kapasiteleri ile görülmüştür. Krom iyonları derişimin artmasıyla adsorpsiyonda önce bir artış görülmüş.Bu durum reçinenin doygunluğa ulaştığını göstermektedir. olduğunu göstermektedir. verimin arttırılması.

Ayrıca Kalavathy. . Dowex 88 reçinesinin Cr+3 gideriminde etkili bir adsorban olduğu düşünülebilir. Thomas hız sabitinin azaldığı görülmüştür. H ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmanın sonuçları bizim çalışmamızın sonuçlarına uygunluk göstermiştir. Tüm koşulların sabit olduğu durumlarda (sıcaklık. reçine yüksekliği) başlangıç derişiminin Thomas artmasıyla ve deneysel verilerden hesaplanan hesaplanan adsorpsiyon adsorpsiyon kapasitesiyle Yoon-Nelson modellerinde kapasitesinin arttığı. akış hızı.54 Yapılan deneysel çalışmalarda elde edilen bulgular göz önüne alındığında.

Biosorption of phenol by immobilized activated sludge in 39..Ü. yüksek lisans ders notları. Atıksuların arıtımında iyon değiştirici ve membran teknikleri. process chemistry for water and wastewater treatment.Ü. S. 2003. Bakır(II) ve Çinko(II) iyonlarının dolgulu kolonlarda adsorpsiyonla giderilmesi.. • Alexander R. 1993 “Adsorption of Cu. ve Gönen. Mc Graw-Hill Book Company.. Judkins.. New York – USA.K.F... Doktora Tezi.B. 1990. İstanbul 131-143s. Ankara. Yüksek lisans tezi. H.Weald. prentice-hall inc. Toxicological profiles for mercury. Cd and Cr”.Z. • Benli. • Aksu.. Ion exchange and inorganic adsorption. F. Münih Teknik Üniveristesi • ATSDR. “Çevre sorunları ve korunması”. 1987. Boğaziçi Üniversitesi. L. water quality and treatment. . • Barlas. 1996..J. process biochemistry. 561-600p.599-613s... FenBilimleri Enstitüsü. Englewood Cliffs. Ion exchange. İ. N. Yayınları.. • Benefield. 307-361p. a continuous packed bed:prediction of breakthrough curves.. F.2004. D. S. İstanbul Üniversitesi Fen bilimleri Enstitüsü Çevre Mühendisliği Anabilim Dalı. • Baykut. Aydın A. yüksek lisans tezi. Sulardaki Kurşun(II). 1999. 1982. • Awwa.55 KAYNAKLAR • Adato. N. Fen Bilimleri Enstitüsü.. 1-3 s. G. Güryay Matbaacılık.J. 2002. Baykut.

suların arıtılması. 1996.N. 1999. ve Heckelman. • Genel. 2. Rahway. 1970.336-354s. • Dökmeci. Baskı. Doktora Tezi. K. Midland. • Gölhan. Cambridge.K.. USA. drugs and biological. M. ve Aksoğan. M.. Smith..S. “Bazı kil mineralleri üzerine krom. akut zehirlenmelerde tanı ve tedavi. University Press. Essentials of ion exchange. J.. 1972. İstanbul. O’Neil. çinko ve kobalt iyonlarının adsorpsiyonu”. 1998.. S.. a guide to the use of biota. 80-82p. 183-292 s. Pimaş Yayıncılık. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü. Toksikoloji. İ. TMMOB Kimya Mühendisleri Odası. The merck index. Van 19-21s. 1999. Fatih Gençlik Vakfı Matbaa İşletmesi. S. Michigan. Powerful chemical processing tools. • Çelebi. An encyclopediaod chemical. KAYNAKLAR(devam) • Delsiva . Baskı..J. • • Dow Chemical Company. A..Cilt. 11. 1-53p.. Ion exchange types. İstanbul.E. 1988. USA • Chapman... İyon değiştirme sistemi ile yumuşatma. 1998. kurşun. Merck&Co..F. ann arbor Science Publishers Inc. İkinci işlemler: Diğer aerobik ve anaerobik atık su arıtım prosesleri... Water quality assesments.. . ion exchangers properties and applications. U. presentes at the 25th annual WQA Conference. P. 2.J. Dorfner. endüstriyel atık su arıtımı. D. sediments and water in enviromental monitoring. 1992. Y.56 • Budavari. Ankara..S.

ve Arcak.. 1998. Ankara. İ. Suların arıtılması.. Çevre mühendisliğine giriş.Ü. Kubbealtı Neşriyatı No 28. Karthik. Ziraat Fakültesi Halkla İlişkiler ve Yayın Ünitesi. 1991.. KAYNAKLAR(devam) • Karpuzcu... İndia • Karaca.. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Sorumlu Müdür Eğitim Semineri Programı Bildirisi. 1996.. • John H. 323s. S.T. Doktora Tezi. Cilt I. Worth. İstanbul. Howard G. “Fundamental toxicology for chemists” Cambridge. İTÜ . • Karpuzcu. 1999. M. 318 s. K. 1999. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları 1503. 1970. Removal and recovery of Ni and Zn from aqueous solution using activated carbon from Hevea brasiliensis: Batch and column studies. A. İTÜ İnşaat Fakültesi Matbaası.C College of Technology. Ü. 1984.. Department of Chemiical Engineering.R. S. Çevre kirlenmesi ve kontrolü. 2010. D. 3-11s. Anna University. UK : Royal society of chemistry information services • Kalavathy.57 • Gölhan. M. Sardar Patel Road. Duffus. Chennai 600 025. Deri atık sularından kromun uzaklaştırılması ve geri kazanılması. Miranda. M.. İnşaat fakültesi ders notları.. ve Sıtkı. L. H. Katı atıkların kontrolü yönetmeliği ve ambalaj atıklarının geri kazanımı. B. A. Y.J. 339 s. • Haktanır. Ankara. İstanbul. • Kocaoba.. Çevre kirliliği..

A. Maloney. Yüksek Lisans Tezi.1 ... 1997.S. Seldem Yayıncılık. 6th Ed. Yüksek Lisans Tezi. K. T. 93-104p. ve Wang. S.. • Mc Kee. perry’s chemical engineers’ handbook. • • Kavak. 3-53p. Adsorption and ion exchange. 205-216p. J...C. 1985. Doktora Tezi. ve Wolf.. J. A.16.D. T.I. C. Volume 1. Türkiye sularının yıkama etkinliği açısından incelenmesi.. California. 1989 Ion exchange resins and fundamental concepts of ion exchange. B. Başbakanlık Çevre Genel Müdürlüğü Yayınları Eğitim Dizisi No 1. • Lin. 364 s.. Karapantsios. İ. 2004. 2002..58 • Korkisch. O. Equilibrium and kinetic modelling of chromium (VI) biosorption by Aeromonas caviae. W. D. Su kirliliği ve kontrolü.W.. 16. D.. Florida. İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü. H. J.47p. 1987. 2004.. R. ve Matis. . İyon değiştiricilerle su arıtımında sık rastlanan sorunlar ve çözüm araştırmaları.. McGraw-Hill.. Colloids and Surfaces A: Physicochem. Green. Eng. M. Zouboulis. Water quality criteria. Aspects 242.. T. Treatment of highstrenght phenolic wastewater by a new two-step method....H. Şener. Adsorpsiyonla bor giderimini etkileyen parametrelerin ve optimum değerlerinin belirlenmesi.. Temizer.. Ankara. 2000. california state water resources control board publicaiton Na:3-A. A. Kimya Mühendisliği Ana Bilim Dalı • Uslu. • Loukidou. O. Ankara. handbook of ion exchange resins their application inorganic analytical chemistry. CRC Pres Inc. Orbey. 109-134s. 1986.. Journal of Hazardous Materials. 1972. Modern analiz yöntemleri. USA • Öntuğ. A. KAYNAKLAR(devam) • Vergili. Türkman. İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü. C.E. H. • Perry.

59 .

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->