P. 1
55289543-Oğuz-Atay-Tehlikeli-Oyunlar

55289543-Oğuz-Atay-Tehlikeli-Oyunlar

|Views: 226|Likes:
Yayınlayan: Moon Struck

More info:

Published by: Moon Struck on Jun 26, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

10/03/2013

pdf

text

original

Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar

Tarayan: Yaşar Mutlu www.kitapsevenler.com www.yasarmutlu.com

Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar Bütün Eserleri/2 İSTANBUL

TEHLİKELİ OYUNLAR Oğuz Atay İletişim Yayınları / 27 1. Baskı: Sinan Yayınları, İst. 1973 2. Baskı: İletişim Yayınları, İst. 1984

Hem sonra. Her sabah uyanınca. Oğuz Atay' m «düşünen insan»ı böylece «oynayan insanca dönüşmüştür. Ama benimki pek öyle düpedüz bir rol çalma arsızlığı değil. zamanında —yani Hikmet I. Bu toplumdaki insanların yaşama biçimlerini. Ortaçağ ibret oyunlarındaki . Yazarın ilk romanını bitirdikten sonra tutmaya başladığı günlükten de anlaşılacağı gibi. belki bunun nedenini sen de kestirebilirsin. kendi oyunumu. Bu toplum eski . Bu önsözü bir solukta yazıp bitirmek isteyişime gelince. O kendine özgü inceliğiyle bir güzel alaya alırdı her türlü önsözü. Ama bu kitabın XIV. kurgu kaygısı ve ayrıntı seçimi kolayca anlaşılan çok titiz bir çalışmanın ürünüdür. biraz isteksiz de olsak. Daha doğrusu. bizi çevreleyen büyük ve uzak dünyanın sevimli bir benzerini kurmak için toplanırız. duygu .» Diyelim ki. Küçük topluluklar olarak. Bölümünde de belirtildiği gibi. Hikmet IV. İnsanın «oynayan bir varlık» (Homo Ludens) oluşu Rönesans'ın başından beri kendi yeteneklerini sınaması için bir çıkış noktası olmamış mıydı? Shakespeare bu yüzden «Bir sahnedir bütün dünya. roman içinde oyunun ya da roman içinde değişik anlatı biçimlerinin bir araç olarak kullanılması daha önce denenmiş bir yöntem. kişileri. Oğuz Atay «önsözlerden hiç mi hiç hoşlanmazdı. Tutunamayanlar'm bitiriliş tarihi 26 Temmuz 1970 olduğuna göre. kendini bir kez oyunların büyüsüne kaptırdı mı insan. Bunların en önemlisi yazarın anlatım özgürlüğünü sağlayan «oyun oynama» yöntemi. Doğu . İnsanlarımız. gerçeklerle içtenlikle ilgilenmek toplumu yönetenler-ce tehlikeli sayıldığı için. roman son biçimini alıncaya kadar birkaç kez yazılmış. duygu 8 ve düşünce yapılarını sözünü ettiğim kargaşayı oluşturan sayısız ayrıntı koşullandırmaktadır. ben de bu heyecanı paylaştığım için soyunuyorum onun deyimiyle bu «Önsöz Amca» rolüne. Sonunda. kolay kolay sahneyi terketmek de istemiyor. Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar'm yazımını 26 Mart 1973' te tamamlamış. ama gerçekliği algılamada böyle bir bakış açısının önemini kavrayarak kendine özgü bir kurgu oluşturur. Ben kısaca Tehlikeli Oyunlar'ın. düş . Oyun içinde oyunun.erkek gibi çatışmalardan kaynaklanan yoğun bir kargaşanın içindedir. «Ülkemiz büyük bir oyun yeridir. Oğuz Atay'ın «düşünen insan»ı ne tam anlamıyla organik bir parçası olabildiği. akıl olduğunu sandığımız akü taklidinin— zincirlerinden kurtularak.ÖNSÖZ Ey Sevgili Okur.gerçek. Ama Oğuz Atay'ın yapıtlarında bu yöntemin bizim yazınımızda benzeri görülmemiş bir ustalık ve zenginlikle kullanıldığı da bir gerçek. Oyun öğesinin önemi böylece ortaya çıkınca. aynı piyesi yıllardır aynı biçimde oynamanın yorgunluğu ve gerçeğe bir türlü. bütün ülkeleri ve onların gerçek kişilerini içine alan büyük heyecanı içinde bulunuyorum. Niçin mi kıskanıyorum seni? Heyecan ve serüven dolu bir yolculuğa benzeyen bu okuma uğraşıyla ilk kez karşı karşıya olduğun için elbet. Şu elinde tuttuğun Tehlikeli Oyunlar'ı okumak üzere olduğun için seni ne kadar kıskandığımı açıklamakla başlamak istiyorum bir solukta yazıp bitirmek istediğim bu önsöze.düşünce. ne de büsbütün kopabildi-ği bir toplumda yaşamaktadır. Düşünen bir insan olarak gerçeklerle ilgilenmenin tehlikeli bir tutum olduğunu görür. bütün bu oyunların dışında ve gerçek olarak yaşamağa karar verdim.» dememiş miydi? Ünlü İspanyol oyun yazarı Calderon'un da Hayat Bir Düştür adlı bir oyunu yok muydu? İşte Oğuz Atay bu yazarlara öykünerek değil. Ben. ikinci romanının tasarlanışı ve yazılışı bu üç yıllık süre içinde gerçekleşmiş. günlüğünde açıkladığı gibi dramatik biçim konusunu ayrıntılı biçimde inceler. yazarın «insanların oynadıkları oyunlar» adını verdiği bölümler. benzetememenin bezginliği içindeyken ben. Tehlikeli Oyunlar olay örgüsü.Batı. olduğum sıralarda— bu oyunu ciddiye almış ve bütün oyunları heyecanla seyretmiştim. birbirimizden bağımsız davranarak ve birbirimizi seyrederek günlük oyunlarımıza başlarız. hepimiz sahnenin bir yerinde. anlattığı çevre. kadın . Hikmet Benol da gerçeklerle oyun oynuyormuş gibi ilgilenme yolunu seçer. bizlere bugüne kadar hiç yararı dokunmamış olan aklın —daha doğrusu.yeni. önemli bulduğum birkaç özelliği üzerinde durmak istiyorum. Her şeyden önce. ele aldığı sorunlar ve bütün bunları dile getirmek için yararlanılan anlatım teknikleri açısından üzerinde uzun uzun düşünülmüş. Romanın kahramanı Hikmet Benol kargaşanın temelinde yatan gerçekliği araştırırken sürekli olarak birer ipucu gibi gördüğü bu ayrıntılara takılır.

Ama bir yandan da okurun kitaplarındaki düşünsel yaratıcılığa katılımı için bir çağrıda bulunuyordu.. (Yüzükoyun yatar. Gülerim bu misafir odasına. Oğuz Atay'm roman ve oyun kahramanları aracılığıyla nerdeyse bir saplantı niteliğiyle karşımıza çıkardığı ölüm olgusu onun yaşama tutkusunu vurgulayan bir kavramdır. başını yastığa. çünkü divanın baş tarafı duvara ulaşamaz.) Sonunda hiç insan sesi çıkaramazsın inşallah. bir çeşit yaratıcılığa yönelteceğine ben bu yüzden inanıyorum. yem iıeıreııerıti ııyuiicuııu . sevgili okurum. Shakespeare'in tragedya anlayışı da. Yastığı bulamaz. Gerçekler birer oyun olarak. Hayır. bilincimizin ve bilinçaltımızın çöplüI geçilmez birer esin kaynağı olur.. Tutunamayanlar'da Selim Işık'ın olduğu gibi. duymasınlar. ilkokul manzumeleri. büyük bir yoğunlukla yaşadığı kargaşanın zorladığı bir çeşitlilikle ve tam bir işlevsellikle karşımıza çıkar. Tehlikeli Oyunlar'da da Hikmet Benol'un hayatının intiharla noktalanması yazarın yücelttiği ya da önerdiği bir çözüm olarak düşünülmemelidir. senin için misafir odalarının düzenini bozamazlar. genç kızların okumaktan hoşlandıkları «hissi aşk romanları».) Uyuduğumu sanıyorlar. çok karışır ve nefretlerinin doğrultusu değişir. Faust'u ve daha nice oyun ve roman kahramanını çağrıştıran parodilere bu yüzden korkusuzca yer verir.) Duymak istemiyorum homurtularınızı işte! (Başını kaldırarak. Koltuk biraz sola çekilse. «Ben buradayım. Hayır. Duysunlar da bu işkenceye son versinler. buradaki intiharı böyle bir oyunun mantıksal ve biçimsel sonucu olarak görmek bana akla daha yakın gibi geliyor. Oğuz Atay'm kahramanları ise ölerek ölümsüzleşmek ister gibidirler. sen neredesin?» derken. Onun yararlandığı bu anlatım olanakları bazı yazarlarda olduğu gibi biçimsel bir gövde gösterisi olarak değil. (Gülümser. bütün sesler insana boğuk gelir. belki bir yandan okurun ilgisizliği karşısındaki kırgınlığını dile getiriyordu.) Hay Allah! Durup dururken bu gülümseme de nereden çıktı? (Somurtur.) HİKMET: Neden alçak sesle konuşuyorlar? (Düşünür. Gene bu yüzden alaturka şarkılar. daha doğrusu hayat bir oyun olarak sunulduğuna göre. Oğuz Atay'ı okumak bilinç ve duyarlığın yaşamayı anlamlı kılan bir bireşime. yazar son isteğinin ölümsüzleşmek ve ölmek olduğunu söylüyordu. yastığı düşürdüğümü duymuşlarsa. Eylül 1984 Cevat Çapan 10 GECEKONDU (Yandaki odadan Asuman ile Naciye Hanımın sesleri duyulur. Gerçekliğin kaypaklığını. onun tanık olduğu. alçak sesle konuşmuyorlar. sesleri uzaktan geldiği için öyle sanıyorum. Godard'ın Serseri Aşıklar (A Bout de Soufle) filminde bir yazarla yapılan görüşmede.simgesel adlı oyun kahramanları da. çünkü arada bir yerde koltuk vardır. Pirandello Altı Kişi Yazarını Arıyor diye bir oyun yazmıştı. göreceliğini sergileyen bu oyun bana Oğuz Atay'm benzer bir sorunu ele alırken okurunu arayan bir yazar olarak tanımlanabileceğini düşündürdü.) Bir kelimeni bile duymak istemiyorum Naciye Teyze! (Ümitsizlikle başını yastığa bırakır. Allah kahretsin! Bütün söylediklerini anlıyorum.. Kaldı ki. Don Kişot'u. daha doğrusu. seslerin geldiği yöne çevirir. (Eliyle yatağın baş tarafını yoklar.) Yastık durmadan düşer. Tehlikeli Oyunlar Hamlet'i. hamasi duyguları körükleyen tarihi kahramanlar.) Kapı aralık olduğu halde kimseyi göremiyorum. Karagöz ve Meddah gibi geleneksel tiyatro biçimlerimiz de Oğuz Atay'ın sergilemek istediği gerçekleri dile getirmede onun büyük bir ustalıkla yararlandığı anlatım olanakları sağlar. hayvanca homurtulardan ibaret kalırsın. tanık olmaktan da öte. Onun bu kitapları yazmakla dizginleyemediği yaşama coşkusunu okurlarıyla büyük bir içtenlik ve cömertlikle paylaşmak istediğine inandığım gibi. Buna alış15 üzereyim.. (Yastığı düşürür. kılıf geçirilerek yastık haline getirilmiş mindere bütün gücüyle bastırır. durum daha.) Yatakta.

kalabalığı yararak yanıma geliyor: Bu genç ölü hangi evden çıktı? İşte başınız belaya girdi.) Beni duyuyorlar mı acaba? (Başını kapıya çevirir. Ne iyisi? Cahil bir cadıya. HİKMET: Seni dinlemiyorum işte.. (Kaşınır. (Terlemeğe başlar.) Öyle deme.) İnsan nasıl kaybolabilir? Kimseye görünmeden bir yerden çıkıp gitsem. Aynı bu sözlerle söyledin. senin gibi kültürsüz bir cadıya boyun eğiyorum.) NACİYE HANIM: Artık dayanamıyorum. Akşamdan kalmış fasulyeyi ısıtmasını ben de bilirdim. Cevap verin bakalım! NACİYE HANIM: Atölyeden zorlukla izin alıyorum. (Gözlerini tavana diker. kitaplardan söz ederken sesin ne kadar farklıydı. Bu cadıya öyle bir şey yapmalı ki utancından. Birbirinize sarılıp ağlaşırsınız: Biz ona gavur eziyeti yaparken zavallı çocuk ıslak bir duvarın dibinde. anlıyor musun? Kısa bir süre için. Güzel kalmak için yapabileceğim tek hareket bu. onun ekmeğini yiyorsun. Allahım! Ben bu düşüncelerle nereye. Peki ben bilgili miyim? Öğreneceğim! (Yorganı . yastığı. Bir kelimesini bile kaçırmadm. yatağın içinde büzülür.. HİKMET: Demek sen de bu işkenceye katılıyordun. (Düşünür. çıkamıyorum içinden.) Başka şeyler düşüne-bilsem.) Benim terim kötü kokmaz! Çamaşırım da bir su yapılsa. (Bir süre susar. (Parmaklarının bütün gücüyle sıktığı yorganı bırakır.) Ben duygulu ve romantik bir insanım.) Naciye Teyze! Ölmüş dayımın sağ kalmış karısı! (Sesini alçaltır. Hayır.) Bu sözleri unutamam artık. Üstelik sen ısrar ettin: Pis lokantalarda mideni bozma dedin. Yastığa bakarak) özür dilerim: Bir yanınız çok ısınmıştı. (Dü17 Olmaz. Sözde. Ben üç liraya karnımı doyuruyordum Artin'in lokantasında. Sabah olunca gözlerinize nasıl bakacağım? ASUMAN: Hamit Bey gelince seninle ikimiz bir yatakta mı yatacağız gene? HİKMET: Babam para göndermez diye korktum. başının altında çevirir.. Suçlusun öyleyse.. HİKMET: Allah kahretsin! Gerçekten bir berber çanta-sıdır.. siz 'pısırık' dersiniz bana. (Sırtüstü yatar. Suçlusun işte. Üstelik. HİKMET: Şimdi yataktan kalkarsam. HİKMET: Bir kere oldu bu. geriye dönemem. bu deyim daha iyi.yavaşça yataktan aşağı uzatır. ahlaksız sen de! Bana tavsiye ettiğin kitaplarla birlikte. pısırık bir suçluyum... başka şeyler düşünüyorum. HİKMET: Yalan söylüyorsun! Kısa bir süre için. HİKMET: Çamaşır mı? Ölmek istiyorum. HİKMET: Ölürsün inşallah! Kimsenin acımadığı bir ölü olursun. yastığı yukarı çeker. (Yastığa başını dayar.) Biraz sonra öteki yanı da eski serinliğini kazanır. (Yorganı üstünden atar.. Küçüksün.. (Yorganı başına çeker. Evet. Nasıl da düşündün bunu. Anladık! Bilmem ki başka türlü nasıl bela olsam başınıza? Beni yiyip bitiren şu pireler gibi gerçekten kanınızı emsem. Peki nasıl oluyor? Duymak istediğim sözleri de hep kaçırırım. yalnız bir kere.) Artık her şeyi duydum. koşup hemen yemeğini veriyorum. Miskin bir suçluyum.) NACİYE HANIM: Oğlanın bütün yükünü sırtıma bırakıp gitti. Çamaşır yıkamaktan tırnaklarım kırıldı.) Neydi o deyim? İşte cehennemin orasına git! (Elleriyle yüzünü kapatır. suçluyum. Ne yapabilirim? Suçuna bir yerde son vermelisin. Bir kere saplandım. bütün geleceğimi kararttın.. NACİYE HANIM: Geçen gelişinde Hamit Beyefendiden yüz lira borç isteyecek oldum. herkes çevreme toplanmış. ASUMAN: Seyyar berber çantası ve arsız gülümseme-siyle sayın peder. ASUMAN: Birkaç güne kadar Hamit Beyefendi de ufukta görünür. anlıyor musun? NACİYE HANIM: Çamaşırlarını bir günde kirletiyor.. Bir köşede ölüp kalsam sonra da. Babasıyla birlikte evimi otele çevirdiler.. okumuş bir kız olacaksın. İlgili memur.. (Yorganı hırsla iki yanma sarar. 16 Beni nerelere sürüklüyorsunuz? NACİYE HANIM-.. Duyuyorsun. sonra tekrar çeker.. Oysa.) Olmaz. Biliyorum. Sabahları yıkanmasını öğretmemişler bu çocuğa..

Rezalet! (Sırtüstü yatar.) Pirelerin ısırdığı yerler de tam bu sırada kaşınır.) Yavaş! Peki. bağırarak:) Bununla birlikte Vedat ve Mahmut'la arkadaşlık ettim. yastığı yere düşürmüştüm. Çok geç kaldım. biraz geri çekilir. (Yatar.Hikmet. HİKMET: (Bağırarak. Neyse.) Naciye Hanım! Burası ne biçim bir otel? (Gülümsemeğe çalışır. Diyemezsin. Onlarla birlikte müstehcen resimlere baktım. soğukkanlı olacağım. (Tekrar bağırarak konuşmağa başlar. (Yandaki odaya seslenir.) Vedat'a kopya vermedim fizik imtihanında! (Düşünür.. Bu senin suçunu azaltmaz. ses çıkarmadı. dinler.. (Yavaşça yataktan doğrulur. Bilmiyormuş gibi yaparım.. bu sarhoş babana katlandım. belli olmaz.) Vedat öyle düşünmedi ama. Bana hayat adamı desinler 18 diye onlarla birlikte geneleve gittim — burasını anlatma. Naciye Hanımla Asuman.) Hayır.) Sümüklüböcekti! Allah kahretsin. (Ürperir. Hikmet. yüzünden anlar. İnanmadılar. Ben de onlara göstereceğim! Atom bombasının tepemizde patladığı gün çıkacak karışıklıktan yararlanarak hepsini öldüreceğim! Büyük gürültünün içinde küçük bir çakıyla işlerini bitireceğim! Başkalarından da hesap soracağım! Karşılığını bulamadığım bütün sözleri söyleyenlerin hepsi ölmeden rahat edemem. sonra kalkarım. (Yandaki odadan gelen sesleri dinler.) Çok çabuk ısınıyor artık. (Eline ıslak ve yumuşak bir cisim takılır saçlarının arasında.) Kalkıp yıkanamam d?. (Bütün gücüyle bağırarak. dedim.) Allah belanızı versin! Sesinizi bastırmak için..) İyi. anlıyor musunuz? Yoksa. Zaten öyle yapacaksın. (Saçlarını.tekmeler. Sen de sarhoş olunca nasıl sırıtarak müstehcen sözler etmeğe başlıyorsun. (Kımıldamadan sırtüstü yatar bir süre. Sonra her şey karışır: Naciye Hanım: Senin yüzünden gençliğimi harcadım. NACİYE HANIM: Yarın için bu oğlana gene bir şeyler hazırlamalı.) Sümüklü böcek! Bodrum. İnandılar mı? Allaha mı? Hayır sana. neden bir türlü susmuyorlar? Bir gürültü çıkarsam? Uyumadığımı belli etsem? (Bütün gücüyle bağırır.) Ben oğlan değilim! (Yastığı çevirmek ister. Yerden yanlış kâğıt almış. uzak kötülükler düşüneceğim. neredeyse dövüyorlardı beni. Yalnız benim başıma gelir böyle iğrenç olaylar bu evde. Bazı şeyler konuşulmaz oysa. kilimin üstüne atar. Var mı? Var tabii.) Sonra yavaş yavaş sümüklüböcek parçalarını tarar saçlarından. oğlum! Bana bir şişe şarap alıver bakkaldan. Tarağı yere. Yere attığım kâğıdı da bulamadılar.) Belki hepsi rüyadır. Ben de bilardo oynanan kahveye giderim. Yoksa. Bu fakirliğe dayanacak kadar sağlam bir midem yok benim. Rutubet. düşünür. Gece yarısı eve dönerim. hırsla yastığa sürter. Naciye teyzen de uyanır. Ben de kendimle alay ettim onların yanında. bütün bu acıları ömrüm boyunca içimde taşırım. Anladık! NACİYE HANIM: Baban olacak sarhoş da kim bilir nerede sızmıştır? (Kâmil Bey görünür: Küçük yüzlü esmer bir adam. İnanın bana.) Midem bulanıyor. Sonra. Yedim derim. (Düşünür.) Gene mi? Öyle ya. Anlamıyorum Kâmil Bey: Bazı mahrem durumlar nasıl oluyor da herkesin ağzına düşüyor. Yukarda Allah var. Sabah siz uyanmadan kalkarım. hayır. fasulyeyi ısıtır.) Peki.) Sen benim bilgimi ölçemezsin! (Durur. dedim. Yarın sabah hepinizden önce kalkıp. (Yarı aralık duran kapıya bakar.) Sesimi duyuramıyorum galiba. oturur. uzatır. burnumun dibindeki kötülüğünüzü yok etmek için.) KÂMİL BEY.) Koltuk hangi taraftaydı? (Kolunu yorgandan çıkarır.) Kendimi kötülesem mi? Bir yararı dokunur mu? Senin söylediklerinden de kötü şeyler düşüneceğim! (Bağırır. Onlar daha suçlu. Mahmut'la bir oldular.) Anlatacağım: Merdivenden inerken kadın bana dedi ki —sus— Hayır susmayacağım! Yoksa atom bombası kıyametinde yeteri kadar öfkeli olamam.) Bu ana-kızm seni dövdüğü söyleniyor Kâmil Bey! Naciye Hanım da seni koynuna almıyormuş. Gerçekten de çok sık yıkanmıyorum galiba. Benimle alay ettiler. içinden homurdanarak yemek hazırlar sana. Suçlusun da ondan. Hiç birinizin suratını görecek hâlim yok. Bir haftadır aynı çorabı giyiyorsun. koltuğun üzerinde tarağı arar. bu Naciye cadısı yüzüme karşı bir şey söylemedi. onda kabahatim yoktu. İçim bulamyor. HİKMET: Hepinizden iğreniyorum. sabah da vahşiler gibi çevremde dönüp ayinler yaparsınız. (Kapıya bakar. hem de başkalarının yanında. Mutfağa gider. Bana 'ulan' dediler. . sonra sana saldırırlar yavaş yavaş. (Birden doğrulur. önce arkadaşlarını çekiştirmekle işe başlarlar.

HİKMET: Hem de pısırık. kendimi bir sığıntı gibi görüyorum. annem kızacak.Asuman: Anne! Yediğim her lokmanın boğazıma dizildiğini hissediyorum. Hamit Bey misafirlerle otururken birden yerinden kalkar. Hamit Beyin artık kocalık görevini yapamadığını herkes biliyor.) Bu durumda da nasıl uyunur? (Bir eliyle kulağını tıkar.. holdeki masanın üstüne yerleştirdiği çantanın kenarına dayar. (Berber çantası görünür. Hamit Bey. HİKMET: Allahım! Şimdi ne olacak? İhtiyar cadı! Sus-tursana kızını.s sıkışınca benim evime sığınır.. babasını görür. Demir kutu içinde demir maki-nasınm sesi.. taşradaki evime dönünce. çantaya yaklaşır. Dünya da bir kurbanla kurtulur sizden. denizi hatırlamak gibi.. Hikmet. seni ve sarhoş babanı. karşılık vermeden bir gazete kâğıdı alır. 20 f ASUMAN: Hamit eniştenin beni öpmesine çok sinirleniyorum anne. (Düşünür. Demek ki ben aşağılık bir şeyim.. ıtia basma sırtını döner. insanın .) ASUMAN: Gözleriyle bütün kadınların bacaklarını okşuyor. çantasını açıp bütün tıraş takımlarını çıkarır ve ortadaki sehpanın üstüne.) HİKMET: Masayı kirleteceksin. (Asuman. misafirleri ön odaya alır.. Çantadan bir ayna çıkarır. Telaştan unuttum. Körüklü berber çantasının içi para doluyımış. Demir parmaklıklı küçük pencereler. 'Kızım o ne biçim sözlerinden birini daha kullansana. Hikmet elleriyle yüzünü kapar. başını yastığın altına sokar. öteki kulağını yastığa bastırır. Anlıyor musun? HİKMET: Yarın bir otele gidiyorum.) Nüfus kâğıdım da üniversite kayıt bürosunda kaldı.siyah kıllı köpükler arasından ıslak harfler görünür. denizi özlemek gibi. Mavi boyalı teneke kutudan. elindeki çizgili pijamaları çantaya koyar. Naciye Hanım: Neden bir suretini çıkartmadın? HİKMET: Son kayıt günüydü. ama ben kimseye muhtaç etmem seni. Alıştık onun bu kuru açgözlülüğüne. Hikmet.) Herke. insan.. tasını ve jilet makinasmı çıkarır. kuru bir beyazlık. tozlu bir beyazlık bulaşır insanın eline. COdada bulunanlarda hafif bir vicdan azabı başlar. masanın üstüne yayar. tıraş sabununun ve gazetenin üstüne dökülür. Sanki bana sarılırken belli etmeden okşuyor. yatağın yanındaki duvara uzatır. Birden sokak kapısı çalınır. böyle dağınık bir insan görmedim Asuman. Sırtüstü yatar ve gözlerini karşısındaki rutubetli duvara diker: Ahşap bir konağın bodrum katı. Bütün sözleriniz kulaklarımda çınlıyor durmadan. elinin altındaki bu katı ıslaklığı hatırlıyor. bu rutubet kokusunu özlüyorum bir bakıma. ya da kiler olarak kullanırlardı herhalde. NACİYE HANIM: Bana da yapar kızım. Oysa. sırtını yandaki odaya döner. köpüklü suratıyla kapıyı açar. sinirinden üstündeki yorganı atar. 2İ ne ışıer açtın.) Asuman: Sokaklara fırlayıp.) Eskiden hizmetçiler kalırdı. HİKMET: Allah belanızı versin! Neden bu orospu Ne-zahat'ı eve alıyorsun? Babamı baştan çıkarsın diye mi? (Can sıkıntısıyla gülümser. sinirli bir kahkaha atar. berber çantasının altına doğru iterken ayna devrilir.) Üçünüz bir olup babamı ze-hirlemişsiniz.) Allahm cezası kulak! Her şeyi duyuyor. bir türlü açamıyorsunuz çantayı.) Benim şehrimde duvarlara dokununca. Geçen gün de Nezahat'm. Kâğıdı. Bezi boynuna bağlar. Uzakta. (Hamit Bey. NACİYE HANIM: Böyle pasaklı. Hamit Bey. Cezvedeki sıcak su. Nezahat gibi kendimi beş liraya satmamı mı istiyorsun anne? Naciye Hanım: Kızım! O ne biçim söz? (Nezahat'm orospuluğu ortaya çıktı diye içinden sevinmiştir. (Elini. (Vicdan azabı artar. kristal tablaların ve vazoların arasına yerleştirerek tıraş olmağa başlar. Çantanın içinden beyaz bir bez çıkarır. Hikmet ürperir. Üçünüz bir araya gelmişsiniz. elleriyle kulaklarını tıkar.) Naciye Hanım: Kimseden bir kuruş yardım görmedim.

sokağa çıkmak gibi bir şey. düzenli soluk alışlarıyla insana güven veren bir arkadaş kalır belki somyada.. rıhtıma çarpan bir gemi gibi bir iki kere sallandıktan sonra yerine oturdu.burnunu tıkayan bir hışırtı duyulur.. Kâmil Bey içeri girer. HİKMET: Nerede olduğumu bulamıyorum Hüsamettin Bey. Karanlığı gördü. Yatağın yanındaki komodine baktı: Üstü çekmeceli. Rüyanın gittikçe zayıflayan mantığını sürdürmek istiyordu. Karanlıkta görülmez. varlığı duyulur. Birkaç kere daha gözlerini açtığını düşündü. yüksek. (Gülmeğe çalışır. beyaz bez perdelerden sızan ışığı.. Bir yuva. Öfke yerine gene bir suçluluk duygusu kaldı geriye. Sonra. sokak lambasının ışığını gördü. Kâmil Bey. Kışın soğuk olur. Çocukları.) îçimde bir boşluk var. Dönüşte hırka gene çıkarılır. Onun da kocası ölmüştü. Hayır. Işığı yaktı.. ellerimi bu korkunç boşluğa. Bana dayanılmaz baskılar yapıyordu. Gece lambası. Hüsamettin Bey üst katta oturuyor. Aklım bir yere takıldı. İçindeki Tcorku boşluğu küçülmüş. yarı karanlık.. rüyanın korkusuyla yatağa bağlı duran vücudunu seyretti. mangallar arasında parlayan soylu bir eşya. Bana 23 kötü günler yaşattılar. Akıl dışı birtakım olaylar. Gözlerimi açtım mı? Hayır. Sobanın başından kalkılınca yün hırka giyilir pencereye doğru gidilirken. Durmadan giyinip soyunma telaşına kapılıp aradaki somyaya çarpılır. Kim? Göğsüme doğru yükselen boşluk. Kitapları getirdim. üç katlı değil.... Kâmil Bey olamaz. Dolabın kapağı içine çökmüş. Kızgınlığının anlamsızlığını sezdi. Hangi şehirde akıyordu? Taşrada akıyordu. sözlerimi gayrı ciddiye. Komodinin üstünde bir bardak vardı. Kâmil Bey. Kolum ağrıyor. gecekondu değil. Sinir içinde bir ileri bir geri dolaşmak güçleşir bu yüzden. Cadılar! Hepsini unutmuşlardır. Buzdolabına gitsem.) Elbiselerimi buruşturacaksınız. Ellerini karnının üstüne koydu: Bir şeyler yemeliyim. bacaklarıma. (Yatağında doğrulmak ister.. gerçek karanlık bu kadar karanlık olamaz. gözlerini açtı-. Gecekondu. Neden Kâmil Bey? Bu adam neden karısının yanma gitmiyor? Hayır. Kâmil Bey benim şehrimde uzak bir gecekonduda. sonunda. erkek. Naciye Hanımın kocası değildi. (Hüsamettin Bey kımıldamadan sandalyenin üstünde oturmaktadır.. Bu evde yalnızım. Hikmet. ılık ve acı suyu beğenmedi. ne işe yaradığı belli olmayan demir parçaları (hepsi bir tele geçirilmiş). üç katlı ahşap bir ev. yalnız... kendine geldi..U1İU U^UUUll kapının üzerinden ince şeritler hâlinde akıyordu. Gecekondu olsa ne çıkar? İstemiyor muydun? Gecekondularla sarılmış eski bir ev.) Hüsamettin Bey. altı kapaklı bir dolap.) Hüsamettin Bey! Beni gayrı ciddiye alıyorsunuz. kolunu indir. (Acıyor.. Korkunç bir rüya gördüm. adını unuttuğum bir semtte oturuyordu. HÜSAMETTİN BEY: Saçmalama Hikmet. Nasıldı? Aklımı toparlamalıyım. otel gibi. Gerçekten uyandım.) Naciye Hanım. zemin kat sayılmaz. Evliliğin serinliğini kaybettim. Naciye Hanımın ağzında bıraktığı acılık duruyor. Olduğu yerde döndüğünü hissetti. Otel gibi. havada kalan kolunu yavaşça indirmeğe çalışır.. Kâmil Bey gece22 ~—-¦ "fr™ B. Kâmil Beyin karısı değil! Onun kocası ölmüştü. bu boşluğu ortadan kaldırmalıyım. Naciye Hanımın kocası olamaz mı? Neden olmasın? Aynı evde ben de yatıyordum. pirinç topuzlu. Fatma Hanımın kocasıydı. Yıllar sonra gene gecekonduya düştüm. gerçek karanlık. Sadece onbeş gün kalmıştım evlerinde. karnına yerleşmişti. adını hatırlayamadığım banliyöde. (Kapı açılır. Çok küçük: Kutu gibi. Birden şiddetli bir korkuyla sarsıldı.. Ferit.. Karısı mı? Kimin karısı? (Bağırır. Uykusuz gecelerinde. uyanınca düzelecek. sus. eski saatler. yıllarca önceydi. Bardaktaki kabarcıklı sudan bir yudum içti. Belki . Elini bacağına bastırdı. Bu somyayı karşı duvara koymalı... Hangi şehirde? Kollarıma. kendi evimdeyim... pencereye ikinci gidişinde üşütürsün yoksa. okula gitmek istemediğim sırada duyduğum korkuya benzeyen bir boşluk. (Sümüklüböcek! Hayır.) Gecekonduda değil miyim? Pencereye baktı: Gerçek bir pencere. (Doğru mu? Evet. Eski semaverler.) Kâmil Bey uzakta kaldı. Hayır. başlıklı bir karyola almalı bitpazarmdan.. Çevresine baktı: Gecekondu. Neden perşembe? Kâmil Bey! Beni okula gönderme. Kafasında yaptığı mutfak yolculuğunu yarıda kesti: Buzdolabı yok. perşembe sabahları.) Karanlıkta bir süre kımıldamadan yattı.

Bütün hayatımı. Artık ne olacaksa olsun istiyorum. Soğuk ve bulutlu sabahlarda ya da aysız. her olayı daha yaşamadan eskitiyordum böylece. demlik. Düşüncemin duvarlarına resimler asmak istediğim halde bir türlü olmadı. fakat. Ben de evliyken. Aynı çıplak duvarlar. kurduğum hayaller. odanın kapısına varmak üzereydim. Son zamanlarda neye yaradığımı pek bilemiyorum da. seni barındırıyorum. Evlenince. üç katlı ahşap bir ev. karımdan ayrıldım dedim (gözlerimle). 24 Ses vermeyen tahtalara basarak ilerledim albayım. Belirli noktalara biriken eşya. tepsi. Fakat bir bezginlik gelmişti üzerimize. Gecekondu değil burası Hikmet. yalnız ve ne istediğini bilmeden sokaklarda dolaşırken gözüne takılan perdeleri açık pencereleri düşündü.) Hayalimdeki günleri bile böyle küçük hesaplarla geçirdim işte albayım..vq\'e nauuüP zisrjuisaîi luuBmnBg^A un^nq uaXazuaq euuiqaiq 'ires -iiqairauB{doj apuisojAaâ utuiseajos tî[öı Jiq tl^IJS tîisa un^nq 'aouo ung oBijai ıv\wu. bir gece için de olsa. Belki yarın sabah soğukta uyanmanın bir anlamı olur. hepsini değil yalnız suyunu. çay bardağına uzanırken. Hayır. kadınlar her şeyi başka türlü yapar. kadın özlemi dolu gözlerle baktı bana. Sonunda bu gecekonduya düştüm. bir işe yaradığımı hissediyorum. Duvarlara resimler aşmalıyım. (Ben de yorgun hissettim kendimi. bir bekâr odasının dağınıklığına boğuldu. diyordu. bütün bu haklarımı bir süre için kaybetmiştim. diyordum onlara. çoraplar birikmeğe başladı.uyanır da belirsiz yakınmalarımı dinler. en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. ekmek kızarttım. üstleri yatak denkleriyle dolu gardroplar — bu yataklarda.Aa au -Siuiıi3>[ aAa nq ap au ıjSıuıbuıjo ta1! nunfnpıo utA'eqi'B uraas uaa .. Müsaade edin de yatağı ben indireyim. Sonra mutfağa gidip rafadan yumurta yaptım. gömlekler. kaşıklar. sana çay pişirmek gibi. çay kutusu. Aklımın içini örümcek ağları sardı. Karım benî bıraktı ya da ben evden ayrıldım: Buna benzer bir durum. Biliyorsun. odanın çıplaklığını daha çok ortaya çıkardı. Tahtalar gıcırdar. (Belki yaşantım kolaylaşıyordu. Ayaklarımın ucuna basarak yürürüm yataktan kalkınca. Islak yaprakları da çöp tenekesine İki bardak. Sonra ne yaparım? Uyanmadı. Her şey düşündüğüm gibi çıktı: Uyanan arkadaşım da. (Ne yapalım? Kadınlarla birlikte yürütemedik hayallerimizi. benim gibi yalnız misafirler yatar. şeker.iiuaı. çaydanlığa biraz daha fazla su koyabilirdim önceden. Oysa. kafamın sandalyelerinde elbiseler. tam karanlık gecelerde. Peki Hüsamettin Albayım. Hemen mutfağı düşünmeğe başladım: Eski çayı musluğa dökerim. Üstelik hayallerimin içine itirazlar karışıyordu: Kafamda gerinerek uyanan arkadaşım. yalnız arkadaşlarım için 25 iz :>p3#nui i3iT ata BABaij nia -j"8A -jos -ans -up itfa znA uipauianq '9i aig •uiipABputuoz apuiAa uıujuızbjsı -ip umânaroi oBJiaiq apunqaQ ¦uirı§TuiaaA aBaB3x aaiquapaia uaqBq uraasuipx Bp ubuıbz uiiâtpuiöB^ BAnpuoîf -un^Sraiauiapa ^aaBsao aSaraaxAos aAasuirjx -BpuisBa vs[öı npaoAituxiq ssurpı nunq :un}JiaoauexAa Bauos unâ uaq 'raiABqiB :ıaAg (Bxasaui ii9iu5i raiaaxiJioi urrinq 'BounAoq unS aiq unzn s[o5 '¦wn&. mutfağa gidip buz gibi suyla bardakları çalkalamak içimden gelmedi. Her evde bir yatağım vardı benim. İnsanlarımız bir evi döşemesini henüz bilemiyorlar.i3i'eqvjy['e rad/L uıt^§ıuı5t ap aoaS aiq 'soug 'ua}{. çayın hazırlandığından haberi yok diye sevinirim.) Bu sırada mutfağa ulaşmıştım albayım.) Yalnız çayla olur mu? dedi gözleriyle. zamanla öğrenirim hangi tahtaların ses vermediğini. İşte bu ahşap evimde.

herkese dağıtmağa başladım. (Çok homurdanıyor-du da ondan. adımınızı. Ben. demişti. Ne düşündünüz? Babacan bir tavrım vardı değil mi? Hamalın sırtına vuruyordum. (Ben seziyordum. daha ileri gidemem bu bozuk yolda beyim. arkadaşlarına nasıl haber verir evleneceğini albayım? Sizin orduda. ...) Gülümsemeğe çalışanlar oldu. kitaplık. (Samimiyetimiz bozulmasın diye.aui ıîıî uo 'aj^aui zn^op 'aa^ara my n iua^ ii^Buip eu uitABqiB znunsnui aoAiiia ubjos t?UBq aA anunjoâ apaaaouad uapaia "ubAıSb.im «vtiin vıcr 'TrinninnTininn komodin. Evlenme kararımı silah arkadaşlarımla birlikte almadığım için onlara ne diyeceğimi bilemiyordum. (Hiç bir şey yemedik içkinin yanında. Evlenmeğe karar vermiştim. -uiiAB^Bif touiaiq 'nsnuoij zos isauinpaaAas uiuiuaiaaaouad uiiuaq Buos UBiBinSBiop aoao 'npuos ap uiiSa^si aui aB^BJiSBq 'in aBA a^ 'unpnaAB 'uiipua^Aa :ıuiA ranpuop aaaA raiŞipBi§Ba TP9sttinIT)S B{Ai. Geçmiş olsun albayım. (İç hizmet talimatnamesine uygun olsun diye. Şoför. Bense çok ileri gitmiştim albayım.) İnsan. tam o şurada kapının önüne ulaşmıştım: Komodini taşıyordum: Kamyon biraz uzakta. beni gördünüz gecekondunun kapısında albayım.) Konuşabilmek için sarhoş olmamı bekliyordum. iç hizmet talimatnamesinde yazar mı? Sen askerde benim elime düşecektin de Hikmet. silah arkadaşlarımın adlarını önceden yazmıştım. Zarfların üstüne. eski silah arkadaşlarıyla iki şişe konyağı bitirmiştik.) Birden elimi cebime attım ye nikâh davetiyelerini çıkararak. apuiaazn aoun&np jig uapau ziuuaatuia -&& aAi{5{auia aiq d-BSqia ön '^ raipatuiaâ ^npXnui jpA uBaoiq auiit ap -uiuaiAos '¦\A\ { uaq ziuxszaraaATp ¦buıbı'buıû'bs ap npuo^aoao ^ara^ BpnpuojjaoaS ap uaq i Ut 't^ad (-auue npp 'tuaq uiauuB tpjapa nq bA uiBuiBJipz^A luisdaq auaâ ipAas^xq BiaB\unq ztxt -I16A 'ip. Hayır. Sonra. durmuyordunuz. aputût -jo umŞnpAnp jbjubuıbz aiq uituaq 'aipaBA uiq BpunAoq ap tiiiaq '-zbuııo ijxaq ib^bj.uniis CTPt9O) sspS nuos aiq uiutaB^BUiSBpp zauiuaî[n^ dmq nq '^aui5{iH JlBs^nq raiaiq Bp bubs •ipaaiaa^sx JiBuidBA aaiAaS aiq ui£>i uiiuaq 'ipaB^JBAnp ıSAbs aranğnunaoS n^unznq CH§iuii'B3i BqBnv zTun§I) "BUBq aanpap §Bpp ZBaiq 'Bp aoAi]iiiis iubo ZBaiq uiaa^i^BpaB^n^ ("uapuiaa^ûi 'ununq Siuiji:rçis ıubo aAa§ aiq auaS azis Bp uibS^b na ctpaaiaaıng) -aaaizis uiuistpuai{ îuiiAiaijBsiui uubj uaa uinŞnpp inaBğBa) "uinpaoAiABA luiutp -urepB uip lojzaâ iuinpan^nAoif B|oA aozissas UBpBuiaipuBAn qiB ai§Bii§aBîi B^AqBq uauiaq rai nunpit ubpuıŞb^bA aaA ubsuj lABqos pi^puisBpo Buianjo 'uöi uiiuaa "BUBq Bp bA aapaAas luaq Bp UBpuBA aia ' uuBiuBSUt uqBO iqiqBs BAnA 'auisa^jo nq uuB^uipAB ubA'bıhıo lAa :ipjaiaaing BUBa -BaBTtio uinpaoAip 'aia nq ziujpaiAaâ aAaaiBp iziuiAg -^iparaaAazuaq njanj aiq ubsb aaiuiiA5[B^ BuiaB^aBAna 'BpBao ipBuqo ^auisiîf iA9suiin ^8(1 "ipaBA ziuiBpo jxb^bA aijBsiui aiq iaAy uas MTnA'aTTr» tto m. (Bunları alacak kadar param vardı.) Siz de bir raslantı eseri olacak — herhalde sigaranız bitmişti— kapının önünde duruyordunuz albayım.) Sonra beş lira fazla verdim adama. durmuştu evden.j 'aaiAag ituib^j apraiâiuiöaS n uapraiğiraâaâ n^un^) -n^oA uiBJBd aAasiupx 'api^q uiiŞipAas 9Z nuna) aiSi raaq n^un^ {^\%m jıuıabs UBUinq dtptâ uub_x_) uiatua§tiaA aaq «uix&Bq ^i uaq nnun^) -uiuuaA \n[e 'uiuapajAas ubrbîı îıb 'rauaaiS auiqao uiouaS p îııuo ^oA uiiqBsaxi Jiq bizbj ^aoaiuaA uiiuaa •Bq-BH «iziui^sb njroisnd aisiui :hbuijos dBsaq ub^bî[ atq piq aan "BpunAoq aa -. Durumda bir gariplik seziliyordu. Çocuklarla. bakkala gitmek üzere kapının dışına doğru atıyordunuz."3A tsb^ub5 jaqaaq 'ipjBA ureqBq iipaBA jbiuiiubh a^ ^ bui^b.

rahat! komutu verdiniz ve bana döndünüz. bir-* den söyleyemedim. 29 hem mahzundum. Bütün eşyası şunlardan ibarettir: Boyası henüz kurumadığı için kendisinden uzakta tutmağa çalışarak merdivenden çıkardığı sırada ayak demirleri ellerine yapışan bir somya. beylik bir isim! Nereden buldun? diye bağırdı Dumrul. Benim bakımımdan. daha bugün geldim. Ben de sizin kahramanınız olurum: (Genç yaşta evlilikten çürüğe çıkan uzun boylu.) Dumrul da tutturmuştu. benim emir subayım olsaydın.) Ne evlenirken. Mırıldandım adeta. başlarını önlerine eğmişti bütün hamallar. orduevinde tangolar arasında ne mutlu bir başlangıç yapmışsınızdır albayım. daha sonra kitaplık olarak kullanılmış ve içindeki kıymıklar değerli eserleri zedeler endişesiyle iç yüzleri. kolayı vardır: Herkesin yüzüne bakıp gülümsersin aptallar gibi. üç kat gazete kağıdıyla kaplanmıştı. yürümeyen bir şeyler seziyordum. Hangi barda çalışıyor bu Sevgi? diye sordu Dumrul. Siz de albayım. Sen. Bunlar benim arkadaşlarımda Sizi akşam yemeğine çağırmam ben de. O zaman daha teğmendiniz. ne de bu eve taşınırken kimseye önceden haber vermedim albayım. (Neyse geçelim albayla aramızdaki ilişkilerin ayrıntılarını. Ben de bir gecekonduya taşındığımı söylemekten çekindim. tükürür gibi.) Ne rezil adamsın Hikmet. Üstelik tek başıma kalmıştım. 'Herif' demeliydiniz albayım. (Ben aslında bu alayların farkında değildim o sırada. Aptal herif! dediler. Güzel bir isim değil! diye haykırdılar. demek ki ben de bu işin içinde. seni de kaybettik. ufak çapta bir kışla hayatı kurarız burada. Ben daha dünyaya gelmemiştim. Kızı canım. Sabahları uyanırken boru filan çalarız. (Silah arkadaşlarımın diline de düşürmesin.muş gibi yaparsın. çevresinde gecekondu sayısı yüksek ve hayat seviyesi düşük bir bölgeye yerleşir. Fransız konyağını da bitirmiştik. Teğmen içeri girince de kitabı kaparken öksürüyordunuz: Durumu kurtarmak için. içkiden olacak.) Albayım! Buyur oğlum Hikmet. (Mahalle çocuklarıyla hiç bir zaman başa çıkamamışımdır. sen de kendinle alay ediyor.. demek istiyorum. Sen askerlik yaparken ben neredeydim Hikmet? Ortaşark ve Osmanlı tarihi çalışıyordunuz odanızda gizlice albayım. bir pastanızı yerdim. Kılığımı yadırgamışlardır. 'Kuru pasta' da var mıydı albayım? Hikmet! Sana. Oysa. Allah kimseyi senin diline düşürmesin Hikmet. kim bilir. teklif ettiğim paraya razı olmamıştı.) Onlar da içmek. köpek diyeceğim neredeyse. somya genişliğinde olan uzun bir yastık ki. Onlar seninle alay mı ediyor. bazı nedenlerle. Hav hav albayım. Sevgi adı takmadır diye. dedim. şimdi öyle yastıklar yok. Bütün eşyayı o zayıf hamalla birlikte ben çıkardım.) Ben hafifçe terliyordum.) Daha baştan hayır yoktu bu işte. Bana iyice açıldı. Bir iki saniye kadar. Savaş filmi gibi bir şey çeviririz. aile içinde bir toplantı olacaktı. öğrenirler diye bekledim herhalde. Üç yıl sonra size 'generalim' diyebilir miyim? Allah cezanı versin! Eski arkadaşlarımın da albayım. derin dikişlerle yapılmış baklava . Sevgi. Kimseye haber vermemiştim. Artık siz de bana teğmenim dersiniz. (İnanamıyorlardı bana. Siz. bir an için hatırlayamadım. gecekondu çocukları işte. ayaklarımın altında. kısaca içmek için bir bahane bulmuşlardı. İnsan daha önce haber verir. Benimle ilgileniyorlardı ya. durmadan gülüm-süyordum.Nazmi de 'ev sahibi sıfatıyla' içeri koştu ve bir fransız konyağı getirdi. Sonra bir yolunu bulup hemen albayına koşarsın: Albayım! Gene ne var Hikmet? 'Gene' değil albayım. koyu renk elbiselerimizi giyerdik. Kızın adı ne? diye bağrıştılar. gerisine aldırmıyordum.. (Zaten çağırmayacaktım. daha başlangıçta. asıl adı Hasibe filanmış ona göre. diye söylendim içimden. Hem seviniyordum.) Kimse yardıma gelmedi albayım. alay ederler benimle diye korktum. Kimse. Doğmuş olsaydım muhakkak gelirdim: Bir limonatanızı içer. Bir yolunu bulup. 28 (Albayım artık bir baba gibi seviyor beni. boğuk bir sesle. diyorlardı. Ya öyle mi?) Çocuklar çevremi sarmıştı albayım. Siz tiyatroyu daha çok seversiniz tabii. (Adını ben bulmadım. Ağzını topla. demiştim Dumrul'a. şimdilik açıklanması sakıncalı görülen. hamalla birlikte çıkardıkları bir kitap sandığı ki. bir şeyin şerefine içmek. Allah sizi inandırsın albayım. (Kimse bir yolunu bulmadı albayım. sivilceli ve burnunun yanağına birleştiği yerde önemsiz bir et beni taşıyan adam. Eşyayı kamyondan indirirken mahallenin çocukları çevremizi sarmıştı: Adama bak. Hikmet değil albayım. Buraya yeni taşındım. bakkala gitmeğe kararlı ayaklarınıza. Peki öyle olsun Hikmet. Sonra.

Dayanmalısın Hikmet. ne oldukları anlaşılmayan birkaç parça 'dikkat kırılacak eşya'. Rezalet! Hayır düşmedim. Gecekonduya ilk geldiğim gün de aynı bitkinlik içindeydim. Hâlim yok. ne yapmak istediğini unuttu. diye direnmişti içinden. fakat önemli olan bendim. Sahneye yeni çıkan acemi iki oyuncu için bir bakıma başarılı bir oyun 32 deki koronun yerini tutan baldızlar. Bayılmadım değil mi? Hayır. tabağını uzat baldızlara. Anlamadığım şakalar yapılıyordu — ikinci sınıf şakalar olduğunu seziyordum bunların . Bir çınlama! Elimde bir bardak tutuyormuşum ve kayınpeder. Hayır. karanlık birkaç görüntü geçti aklından. nasıl anlatsam. evine bir biblo alınca bile kendisini bir başka hisseder değil mi? Üstelik bu yumuşak biblo. Bırakın tabakları.. Gülüyorlar. Sonra. baldızlar parlıyor.. insan da öteberi taşımasını seviyor yuvasına-. yalnız. Başının döndüğünü hissetmişti birden. karanlıkta iyi seçilmiyordu yemekler. çoğu giyilemeyecek kadar eskimiş ve fakat bilinmeyen bazı nedenlerle bir türlü atılamadığı için her taşınmada oradan oraya sürüklenen ceket ve pantalon ve gömlek ve palto ve çamaşır ve topukları yırtık çorap cinsinden giyim eşyası bulunuyordu. Sonra bir iki cümle. kadehini bütün hızıyla vurmuş benim bardağıma.. Odadaki yerini bulunca rahatladı biraz. Yataktan yavaşça doğruldu. Sana bakıyorlar. kaynana var. tabaklardan birinin içine yavaşça gömüldü. Yatarken son olarak ne yapmıştım? Terliklerimi yatağın altına itmiştim. Karanlığa dikti gözlerini: Işık mı azdı? Yoksa insan aynı parlaklıkla görmüyor mu kafasından geçenleri? Biri ona gülümsüyordu: Kayınpederi! Tabağını uzatıyordu. yuvarlak baldızlar.. Belki de ışığı söndürmeden çıkarmıştım onları. Evlendiğim gün de albayım. sandalyeden yere düşeceğini sanmıştı. içlerinde. Yemek masasında koyu gölgeli eller dolaşıyordu. kayınpederim vardı ve bazı kızlar bana 'enişte' diyordu. Sen damatsın! Damat! Damat! Gelin var. Oysa. Titreyerek kendine geldi.) İlk gece. beni tutun: Damat düşüyor. neredeyse bir otele gidip yatacaktım.. çünkü damattım. taşınırken ağır olmasın diye çekmeceleri çıkarılmış bir komodin. yemeklerin çoğu da kaldı. bütün yatak takımının eski bir kilime 30 zaman. görevlerini yaptılar. büyük bir yorgunluk çöker. bir sürü yemek yapılmıştı ve ben damattım. Yeni ve sonradan olma akrabalar edinmiştim: Bir kere. Gönül isterdi ki albayım. Gözlerini açtı. ben çok içemedim. karınca gibi. 'benim' karımdı-. Küçük kanatlar takmışlar.biçimli süsleri olan basma bir yorgan. gangster filimlerinin hapishanelerindeki mahkûmların elbiseleri gibi kılıfı olan yatak. yorganı «duvara itti. İnsan. Terliklerimi bulmalıyım. yazın daha ucuz olur diye ısrar etmiştiniz ya. canlı bir varlıktı. elimizden geleni yapmağa çalıştık. kilimin de yere serilmesi üzerine bir kavramdan ibaret kalmıştır. Oysa. Mış gibi yap. daha canlı ve aslına uygun bir hava içinde geçsin. ellerinizde meze dolu tabaklar. daha yaşamadan. amerikan bezinden yapılmış ve ağzı bir iple büzülmüş ayakkabı torbası ve mermer altlığı yüzünden yıllardır bir türlü atmaya kıyamadığı cam hokka-lı bir yazı takımı. Midem31 mamı güçleştiriyordu. Kaldır bardağını. uyumadım.. Ben böyleyimdir albayım: Önce. Böyle bir oyun üzmedi mi seni? . akşam yemeği de çok kötü geçmişti. tepemde uçuşuyorlar. Çok gürültülü bir gece değildi. konuşuyor: 'kocacığım' diye çevremde dönüp duruyordu. iki bavul ki. Bu senin hayatındı oğlum Hikmet. Biz —yani Sevgi ile ben— fazla bir şey beklemiyorduk. sahte ya da gerçek baldızlar var. yeni tuttuğumuz ve büyük bir kısmı boş olan evimizin bir köşesine sığınmıştık karımla.Galiba benimle biraz alay ediliyordu. duvarı gördü. Odanın neresindeyim? Kapı ne tarafta? Ben duvara baktığıma göre.) Girişi beğendiniz mi albayım? Hepsi bu kadar mı? Sobayı birlikte aldık biliyorsunuz. Ben de değildim. Bununla birlikte. ilk geldiğim günlerde elbette daha az eşya vardı odamda. Bütün yiyecekler karanlık. akıl almaz bir tutukluk gelir üstüme. ne bileyim işte albayım. Fakat. bana öyle geldi. Enişteye uzanan çıplak kolları hatırlıyorum. (Karım güzel değildi albayım. Büyük bir kaşık. Ne diyorlardı? Çevremde pervane olmak gibi bir şey. insanın hayatında önemli sayılması gereken böyle bir gece. mutfağa ya da banyoya götürülerek kâğıtları çıkarılmadan.

albay. Mesela. Sonra hemen alıştılar varlığıma: Sanki terhis olmuşum da albayım. Kibriti de hemen bulursam işler düzelir mi acaba? Neden olmasın? Olaylar arasındaki gerçek bağları bilmiyoruz ki. filan meyhanede iki yıl sonra buluşalım diye verdiğim bir sözü tutuyorum. sigaranı söndür. Beni sevseydiniz. rakıya su kattığımı bile unutmuşlar. Ev başka. dediler. şimdi yanımda olurdunuz gene. Hüsamettin albayımla yeni tanıştım. kendini genç hissetmek isteyenler için başka bir kelime bulunabilir. ilk yemeğin gecesini aydınlatmak istedi. evlendiğin gün anlamıştık sana uygun olmadığını. karanlıktan sonra birdenbire nasıl aydınlık olur. insan sevgisine oranla çok kısa sürüyor. hiç kımıldanmadan beklemeliydim. albayım. Sokak lambasının ışığından yararlanarak sigara paketini buldu. "bu saatten sonra vasıta da bulamazsın. Kaç yıldır ortalıkta görünmüyorsun. o halde hayata atıldın. tek terliği ayağına geçirerek odada dolaşmağa başladı. aynı meyhaneye iki kere girilemiyor-muş. albayım? Siz hiç görebildiniz mi?) Herhalde bir süre. Sigaranın ateşi daha küçük bir alanı aydınlatır. terliğinin tekini bulamadı. Yeni bir yaşantıya başlamadım. Hikmet yukarı. Kısacası. Karımdan ayrıldım. ben bir yere girince bana öyle bakılsın isterim. Fakat mahalle çocuklarının ilgisi başkaydı: 'Bütün gözler ona çevrilmişti" diye yazarlar ya kitaplarda romancılar. salondaki sobayı da söndürmeyiz. Damat sevgisi. albay. hepsi de yeni bir 'adam' geldiğinin farkındaydı. hiç olmazsa ben bilmiyorum. ne dersiniz?) Otobüste de şoförün yanında durmayı seven mektepçocukları. oldukça büyük bir yeri aydınlattı. pijama yok —artık mümkün olduğu kadar pijama giymiyorum albayım— yeni bir yaşantı bu. Belki. karımdan ayrıldım. Misafir odasında yatarsın. eşyalar farklı. Oysa bana birdenbire. Ben de onların yaşındayken 'adam' olmak hayata atılmak istiyordum. derdiniz. Sanki daha dün ayrılmışım yanlarından. meyhanelerde yeniden barınamadım albayım. Kafasında da l)ir sigara yaktı. (Tam atıldığım sırada söyleselerdi ya. yeni tanıştım. fakat sürekli bir aydınlıktır bu. yeni bir insan. Masada biraz daha toparlanıp bana bir bir yer açtılar.. Yatak altının derinliklerinde. Başucuma filtreli sigaralarınızdan koyardınız. Beni bir türlü bırakmazdınız: Vallahi bırakmayız seni Hikmet Bey oğlumuz. uyumak üzeresin. (Bir durumdan başka bir duruma nasıl geçtiğimi zaten bir türlü kavrayamam.Terliklerini hatırladı birden. dediler. önce sevinir gibi •oldular.. yeni bir yaşantıya başlamak üzereyim. 'Adama bak'. Evlen33 bi başlarını salladılar: Senin için daha hayırlı oldu. sen de nereden çıktın? bile demediler. diyorlar. bir adımı hatırlıyorlar o kadar: Hikmet aşağı. İşte o gözlerle baktılar bana. Biz. emekli albay. Şimdi nerede oturuyorsun? demediler de şimdi nerede çalışıyorsun? diye sordular: Gerçek bir ilgisizlik. 'Adama yol verin de geçsin'. ben ön kapıya doğru yürüyünce. bu kadarcık bir ilgiyi bile çok gördüler bana. bir akşam beni meyhanede yıllar sonra karşılarında görünce. (Artık çok genç bir insan olmadığımı belirten bu 'adam' sözü beni biraz üzüyor. sonra hayata yavaş yavaş atılmalıydım. Çocuklar bunu anladılar. Sigarasını yaktı. (Buna benzer bir felsefe vardı. çocuk lar benimle ilgilendiler: Çevreme toplanıp. bu şirin bölgenize ilk geldiğim gün albayım. neredeyse yeni bir yaşantıya başlaya34 peder yok. tek başına yollara düşmeğe değer mi? Bir şeyler bulup söylerdiniz işte. hayatımdaki bu yeni dönemin baş tarafı gürültüye gelsin istemiyorum. askere ilk gittiğim gün. kibritin alevi. bir yerde bir işe yarayabilir. bana kısa gelen bir pijama da bulurdunuz. Pakat bunu nasıl yaptığımı bir türlü anlayamadım. Bu kibrit bulma da. Eski silah arkadaşlarım da. Gece yarısından sonra. Önce hayata atıldım. odada bulunan ve kısa bir süre için akrabası olan ve artık hiç bir şeyi olmayan insanları düşündü. Vakit çok geç oldu. hayatını kazanıyorsun ya. Aradaki zamanı san-M hiç yaşamamışım gibi davrandılar bana. dediler. yemek odasını. değil mi albayım?) Oysa. Yatağa uzandı. ara kapıyı açarız. Oysa. daha önce tanımıyordum onu. 35 \ DUL KADIN .) Şimdi çok dikkat ediyorum albayım. birbirlerine. işte evlendin ya.

iyi gelir. Durmadan başını salla. Eğilip yerden taş alan yüzlerce deli birden gördü kafasında. ağzının içinde bir şeyler mırıldandı. birdenbire delirdi. Hikmet. kalın ayakkabılar tak tak etti. (Seni ele verirler. şimdi hep birlikte saçmalayalım.» diye homurdandı. (Aman dikkat et. Yerderv taş al. merdivenleri koşarak çıktı. insan bir makinedir. Yüzünü buruşturdu: Kafamda deliler dolaşıyor: Birbirlerini su birikintilerine itiyorlar. birkaç kere yerden kaldırıp bıraktı. yüz milyonlarca çocuk.) Çocuklardan nefret et. (Kendini eleverirsin sonra. dikkatli ol. acele etme! Hemen sokağa çıkma. albayım.) Hepsi delidir.» Sonra aceleyle ekledi: «Kapıyı boyamışsın.» Salim. bir tebeşir çıkardı ve kapının karanlık bir köşesine becerebildiği tek yazıyı yazdı: Çarpı işareti. «Yeni kunduraların döşemeyi delecek Salim. Eşya sana karşı mı geliyor. (Ne yakalar? Bilmiyoruz. (Denge için. Yoksa. içeri girerken. yeniden gülmeğe başladı. Salim. gülmeğe başladı. iyi gelir. yerden taş al.» Gülmekten vazgeçti. kapısını boyamış.) Duvardaki bir çatlağa bakıyordu. yedeksu-bayda. Deliler uzun yaşar. Kapıya baktı. (Sonra başa çıkamazsın onlarla. elini cebine soktu. dillerinin ucuyla parmaklarını yalayarak koşuşuyorlar. Ağır ayakkabılar. «Beni kızdırmak için mahsus böyle söylüyorsun. (Seni bekleyen tehlikeleri biliyor musun?) Yolda kendini koru.) Hep birlikte mırıldanıyorlar: İnsanlara Kaptırma nencum. kafanın huzuru için yap bunu. kâğıdı varmıymış diyor.» Gülmesinin arasında. fakat.» Hik-met'in yüzüne baktı.» dedi soluk soluğa. aptallar rahat eder. durup dururken sana bakanlara aldırma.) Oysa. sonra birden kapıdan giriver. seni birden yakalar. Boynunu ileri uzatarak. Eşya insana inatçı bir direniş gösterdiği zaman hep birlikte üstüme çullanıyorlar: Delice bir şey yap! diye bağırıyorlar vızıltılı seslerle. «Kundura değil onlar.» «Sen yazsana. Elini göğsüne götürdü. «Ne yapacakmış annen beni? Çok mu komik bir şey yapacakmış?» 37 atuuiı. budalalar uzun ömürlü olur. Merdiven sahanlığına gelince güm güm vurdu ayaklarını yere. şimdi biraz dinlen.) Koyu yeşil boyalı kapıya baktı gene. (Unut onu. yavaş kullan aklını. onıara uyma. Elini kapı tokmağından kurtarmak istedi. önce çocuklar seziyor galiba. on binlerce deliyi kovaladı. Zayıf. patlak gözlü. yere vurdu. (Gazete de okuyamıyorum. (Hikmet amca.» Gözden kayboldu.) Hayır! doğru değil bu. (Hikmet amca duymadı). Salim'le iyi geçinmeliyim. «Annem. «Kundura daha kaba olur. hastalıklı görünüşlü bir çocuktu. ilk manga nöbetini tuttuğum gündü. «Sen neden bu kadar komiksin Hikmet Amca?» Koşa koşa merdivenlerden indi: Dan dan. kapısını boyamış. bir yerde bozulur.) Yalnız. ondan bir buçuk yaş küçük kardeşi Ömer. kapının önünde durdu: Neden beni görünce gülüyor? insanlardaki zavallılığı. İçeriden bir gürültü geldi. resimli romanlara bakıp da okuyormuş gibi yaparak neler uyduruyordu. Aşağıya varmadan seslendi: «Annem gelecek sana. Kapıyı kapamak için elini yuvarlak tokmağa uzattı. ten. denge için.) «Hikmet amca. kafanı bir yere çarpma. Onları kov yanından. hiç belli olmaz. (Orası acıyor.) Hepsi birden başlarını sallıyor. Askerde. üzüntüsü geçti. suratını astı: «Biliyorsun işte yazamadığımı. «Salim! Durup dururken neden gülüyorsun?» «Bilmem. Delileri de önce onlar kovalar. aurmaaan Koşuşma.» Hikmet. unut onu. Henüz yazı yazamıyordu. aklımızı dinlendirelim.» diye karşılık verdi çocuk. bir dakika seninle konuşmak istiyor!» Tebeşirle kapıya yeni bir çizgi çekmeyi düşünürken birden kapı uzaklaştı ve Hikmet amca göründü. kır onu! Sana boyun eğmeyen otlara vur tekmeyi! Her şeyi parçala.) İnsan aklına hiç güven olmuyor . rüyada yaşıya-lım.» Patlak gözlerini açarak Hikmet'in yüzüne baktı. «Saçmalama. mantığımızı dinlendirelim. «Hikmet amca!» diye bağırdı. güldürücü mü? Çocuklardan kendini koruyamazsın. Güldü. bütün emeklerin boşa gider. diye düşündü.» Ayak-kabılarıyla pat pat. gülmem tuttu işte. birden soluksuz kalıyordu. Kimseye belli etmeden yavaşça evine doğru yürü. parmağını Hikmet'e uzattı: «Annem sana mektup yazdıracak galiba. (Kafanın huzuru için yap bunu. görünüşe aldanmaz onlar. insanın bileklerini acıtıyor. Çocuklara dikkat et.Salim. kolu havada kaldı: Gülünç mü. «Çok mu komik bir şey yapacakmış?» diyerek Hikmeti taklit etti ve hemen merdivenlere doğru kaçtı. yazamıyorum işte. kalın tabanlı siyah ayakkabılanyla tahta merdivenlerde gürültülü yankılar uyandırdı. «Biraz vaktiniz varsa annem sizinle görüşecekmiş. acele etme. Hikmet onu kolundan yakaladı.

albayım. Gecekondunun duvarları yapılırken Kâmil Beyin oğlu Nihat* la birlikçe çalışmıştık. Böylelerini. çok yapıyordu. binbaşının şaşkın bakışlarına aldırmamıştı. Kapıyı yeşile boyamışım. tahtaya yedirirsin boyayı. Üçüncüsü kimdi? Adı neydi? Hiç de çalışmıyordu. Ben de görmüştüm. oysa gözleri.) Onunla alay edenler bile vardı. terhis edilirse. O başka. Biz de ona iyi davranmıyorduk: Onunla alay etmemek elden gelmiyordu. bizim devrede. Bir akşam yemeğinde bisikletle yemekhanede dolaşmağa kalkmıştı. Nöbetçi çavuşun bisikletinden yararlanmıştı. Çamuru alıyorsunuz. Bir keresinde durup dururken. Kollarını sıvayarak alıyordu sigarayı.) Daha bir ay geçmeden postallarını değiştirmişti. Her yerde tartışma konusu oluyordu: Genç subaylar —teğmenler filan— ona göz yumulması gerektiğini ileri sürdükleri zaman.±JUL illi öiz. Benden çalışkandı.albayım. Yalnız. Sonra yakalıyordu. Neden başka? Bu işler nereden idare . Herkesi güç durumda bırakıyordu. sı40 liiiLcı najjuıujıa utuııııaaayuı. Binbaşı bile sonradan akıl edebilmişti kızmayı. Yalnız. Kimse kimseye aman vermiyordu üstelik: Akıllılar bile birbirlerini su birikintilerine itiyorlardı. bahçede tek başına dola39 şıp kendi kendine gülümsuyorau saaece. (Nereden bileceksin? Nereden bileceksin?) Üzerime mandalar geliyor.) Daha yarım saat önce bir şeyi yoktu. elinin üstündeydi. (Bir daha gördün mü? Bir daha ondan söz edildiğini işittin mi? Belki de başına gelmedi böyle bir şey. çünkü ona takılmak çok kolaydı. Fakat 'o' hiç bir komuta uymuyordu albayım. Yavaşça uzaklaştım albayım. o. bu kadar saldırgan değildi albayım. Zayıf bir ilgi duyardım ona. divanı harbe verirler değil mi albayım? Çünkü bütün mektebe kötü örnek oluyordu: Bizim yakamızdan bir numara düşse. ca da. Bütün teneffüslerde yapıyordu. binbaşılarla yarbaylar bu görüşe şiddetle karşı çıkıyorlardı. Peki. başının arkasına bir ağrı saplandığı için çalışamı-yormuş. ona özenenler çıkabilirdi. savaşta olsa. İçeri girdiğini gören yoktu. üstlerimiz aldırıyordu. (Hep başka rahatsızlıklardan yakınırlar. Bazıları da çok tespih çeker. iç hizmet talimatnamesine aykırı bir deliydi. diye bağırdı birden. O. Biz de aklımıza gelen intiharları anlatıyorduk: Osman'ın sekizinci kattan aşağı atlamasını filan.) Yeni postallarının da bağlan yerlerde sürünüyordu. şimdi de bütün garip tavırları yetmiyormuş gibi. uzun kaputunun etekleri çamur içindeydi. nöbet günü. Askerliğin yüz karası olarak ortada dolaşıyordu. bir sigara versene diyerek gülüyordu. talime çıkarken herkesten ayrı tek başına yürümeseydi.) Annesinin. diyorlardı.ifcli ı UM u artmıştı ki onu haklı bulmamaya imkân yoktu. Önce tavana kadar hızla savuruyordu. eskileri kötü ko-kuyormuş. Tabii biz aldırmıyorduk. üniversiteden sınıf arkadaşımdı. sınıftan çıkıp gitmişti. içine saman çöpü koyuyorsunuz. olay örtbas edildi. Galiba. deliler gibi. Sınıfın tembelleri arasındaydı. ır\. onu oynatamadık bir süre yerinden. Kâmil Bey. Bir kere askerliğe başlamıştı. Elbiseleri bol gelmişti üzerine: Elleri kaputun içinde görülmüyordu. askerlikte pek insaflı olmaz. çamurun içine 'yat' komutu veriyordu. büyük adımlar atıyor ayaklarına dar gelen postallarını gıcırdatarak yavaş yavaş uzaklaşıyordu. Yürüyüşü hiç bir askerî adıma uygun değildi albayım. koridorda anahtarlığını havaya atıp tutuyordu. Elini kapı tokmağının üzerinde unutmuştu. Emirleri biraz dinleseydi. Sonra bunun da tadı kalmadı tabii. lanma. kaputuna itiraz etmeyen tek öğrenciydi. onunla birlikte üç kişi oldu. hakkında alınacak tedbirler konusunda anlaşmazlık vardı. Biraz geç kalmışlardı. (İnsan.) Bütün gücüyle karyolanın demirine yapışmıştı albayım. o hafta izinsiz kalıyorduk. (İnsan. Fırçayı kuvvetle sürersin. kızdığı öğrencilere. Öteki. Sen kaçmışsındır Hikmet. postallarının bağlarını bile söküp atmıştı. Mesele çıkarılmadı. Ben biraz çekimser davranıyordum. babasının intihar ettiğinden filan bahsediyordu. üstelik bizimle alay eden bir ifade vardı yüzünde. tıraş olmazdı. sadece hüzünlü olaylar naklediyordu bize. kötü giyindiği bile söylenemezdi. gecekondusunu boyarken akıtmıştı. onu kerhanede dolaşırken görenler vardı. kerpiç karmıştık.) Ne yapıyordu? Evet.a. Güneşin altında deliler gibi çalışmıştık. bir kötülüğünü görmemiştim. Sonra. Fakat onu gördüm bir kere. Elbiseleri ilk dağıttıkları gün. (Doğruydu. ne var bunda? Herkes yapar. Askerdeki cesareti yoktu o zamanlar. boyaları akıtmadım. Belki iyileşmişlerdir canım. akşama doğru pek neşeli olmaz. Daha o zaman anlamalıydık. Piyade taliminde binbaşı. Askere gelmeden «tedavi gördüğü» ileri sürülüyordu. pek sevmezdim.

sen bilirsin.» Hikmet. bluza benzeyen kısa bir şey örtüyordu yer yer. Başörtüsünü takmamış: Artık iyice kardeş olduk demektir bu. Atlara katırlara bakıyorum. imza filan hepsi tamamen.. «Ev zaten kirli. Üç tane de çocuk. Oysa öteki —ayağından masaya bağlı olan— zincirlerini sürükleyerek su dolu leğenin yanma gidiyormuş kayıklarım yüzdürmek için. ya-¦dırgamazdım. İnsan nesli yeryüzünde görünmeden önce yaşamış zırhlı hayvanların bugüne miras bıraktıkları küçük akrabalarına benziyordu. Çizgilerle dolu soluk yüzü ve elleri. diyordu.» dedi zayıf bir sesle. Nurhayat Hanım. Dul kadını gördü kapı aralığından. üstüne de dizine kadar gelen siyah yün çoraplarını geçirmişti.» Sözümü dinlemedi. ne de tespihlerle: Kerpiç yaptım.» Bu kadının da bir kocası vardı. döşemeleri titretiyordu. sandalyesini masanın önüne çekti. elbiseleri yaslandı. «Bende daha düzgünü var. Ben de size piyanoda refakat. Mustafa Kemal paşa askeri toplamış anlatmış. masanın yanından Hikmet'e doğru sarktı. Hangi şarkıyı okuyacaksınız Bayan Nurhayat? Parmaklarını açarak masanın kenarına dayadı. «Olmaz. Kıpkırmızı elleri var. Ellerinin çatlakları arasında. ilgili kürsüye gönderildi ve anahtarlık fırlatıcısı. Zor iş olmalı rahmetli için. Türk nalbantları demiş. olur mu kardeş?» ¦dedi inceltmeye çalıştığı bir sesle. «İçimden okutmayacaksın bana. ları doğruydu. Say41 gılarımla. Odaya girince hemen masanın yanına geldi. Bu derslerin kaldırılmasını ya da gereken ciddiyetle yeniden ele alınmasını rica ederim. «Buyur Nurhayat Hanım. Hikmet de mektubu tam karşısına koydu özenle. karnını keskin çıkıntıya dayayarak oturdu. hırkasının cebinden buruşuk bir kâğıt çıkardı: «Suna yazıver istersen. kendi yaslanmadı. Ayaksız dolaşırsın o halde..» Önce. Çalışamıyor-du. telaşlandı. İç-timada uzun çavuş beni ayırdı. Oldu. yaslandı. kopya çekmediğim için.. Başka davranışlarıyla da ilgi çekiyordu: Dekana bir mektup yazmıştı: Sayın dekan. yüzünün orasına burasına savrulmuştu. Kadın çekinerek. İşin saçmalığını bal gibi biliyorum.» diye sokuldu. Nurhayat Hanım. bir başka yanında ilgisiz düşüncelerin etkisi devam etti: O zamanlar fırçayı bu kadar iyi kullanabilseydim. En üstte vişne çürüğü ren42 UO IV» L ivclU „ V UO IV» L ivclU tUUİSBier vardır belki. «Ayaklarını çıkarma Nurhayat Hanım. Ben. Beni şimdi hayvanlara verdiler.. Kadından çamaşır sabunu ve yağ kokuları yükseliyordu. Bir iki tokaya rağmen siyah saçları dağınıktı. Atlarımızı artık kendimiz nallamalıyız. Merdivende bir ayak sesi duyuldu. isim.. masanın tek çekmecesini karıştırarak. Elini koynuna soktu. İmtihanlarda bu derslerden kopya çekilerek geçilmektedir. Buyur dinle: Pek möhterem annecim Asker ocamda sizlere 3 mektupumu yazıyorum. Dilekçe.» dedi. Kara bir çalı gibi karışık kaslarıyla uzun kirpikleri arasında gözleri kaybolmuştu. ne anahtarlıklarla uğraştım. Entarisinin üst kısmını. adres. Hikmet'e uzattı. askerden gelen mektubu bir daha okudular. yolu kapadığını anladı. onunla yatıyordu.» dedi. «Oğlanın yazısı düzgün mü?» «Anlaşıldı.» dedi Hikmet. Ben de tavlanın . Gene de kâğıt bacalı kâğıt gemilerimi yüzdürmekten kendimi alamıyorum. «Rahatsız ettim kardeş.. Kabuklarının verdiği zorlukla ağır ağır yürüyen bir hayvan. Derisi. elbise ya da çamaşır tabakaları arasından ikiye katlı bir zarf çıkardı. Kendisini çalışma masasına zincirle bağladığı halde çalışamıyordu. İradesini zayıf buluyordu. eti çok daha derinde. sanki aynı inşanın değildi. Ben. Kafasının bir yanı dul kadının yaklaştığını sezdiği halde. Yemeği yere bağdaş kurarak yerdik. şişkin ve yağlı derisi parlıyordu. bir yıl daha kaldı o dersten. Kâmil Beyin kapılarını ben boyardım.. Neredeyse kadının yüzüne kapayacaktı kapıyı. Çavuş senin yazın iyi dedi bana. Hikmet.ediliyor? Kim karar veriyor bütün bunlara? Üstelik çok us-talaşmışti: Üniversitenin en iyi anahtarlık yakalayıcısı olmuştu. İstiklal muharebesinde atlar çok mühimmiş dedi bize anlattı. Ten rengi kalın çoraplar giymişti. Kâmil Beyin karısı da çok biberli çorbalar yapıyordu. bazı derslere çok az öğrenci devam etmektedir. «Bir mektup yazdıracaktım bizim oğlana. «Cevabı yazmadan bir daha okuyalım. Kadının kapıda durduğunu gördü.. Kenara çekilerek. kalmış bulunuyorum.

Mektupları okuyunca ne diyor acaba. Teğmen anlattı askerin paşayla neler konuşacağını. Kaşlarını çatar. Teğmen biraz daha yazmamı söyledi. Zati kısacık bir parça. O kadar. Olmuş ve olacak bütün olaylara ağlarsınız zaten. siz ağlıyorsunuz. «Ağlamayacağım. Radyoda mevlut dinlerken de. Neye üzüldüğün belli değil. Evet hava soğuk generalim. Beni çağırdı Hidayet dedi. dertli olmasaydın. Yapraklar hışırdar.» dedi dul kadın. Siz dinlenin. mezarlanndaki yataklara girerlermiş. Nurhayat Hanıma baktı: Dul kadın sessizce ağlıyordu. (Aslında kızmamıştır. Aferin demişti türkçeci nasıl yaptın bu benzetmeyi. «Sen beni mektup yazdırmak için mi istedin. o zaman dil bilgisi öğreniyorduk.): Ben öyle sanmam. Halin vaktin yerinde olsaydı ağlamazdın. Şimdi bilemem kendisini mektuplardan gıyaben tanıdığım Hikmet abi ne diyor. Subay mahfelinin bir köşesinde geceleri yazıyorum. Bende ekledim. Bir ses. Başını mektuptan kaldırdı: «Mektubun burasına gelince hep ağlıyorsun Hidayet'in temsiline.) GENERAL: Canlı düşmanları gözetle. Buralarda kış er43 ken bastırıyor.» 45 . yoksa ağlamanı dinletmek için mi?» «Oku oku. Ben de şimdi oturur şöyle yazarım mektubuna-. Temsil verdirecekmiş. Tabur Kumandanından izin almış. Geçen mektupumda söz ettiğim teğmen de okumaya meraklı. Işık iyi değildir. Ne yapalım askerde vakit geçiriyoruz. Çocuk oturmuş orada. Hayvanlar olmalı. Yoruluyorum.kapısına iç tarafa at binenin kılıç kuşananın yazdım. Şimdilik bu kadar yazabildim. Subay mahfelindeki sobayı bana yaktırıyorlar. GENERAL: Nöbet tutmak için kötü bir hava. Odasında yazıyormuş Mahmut söyledi. Dallar. Bilmem dedim öyle geldi. Anladın mı? ASKER: Anladım komutanım. GENERAL (Bu' defa sahiden kızar. soğukta ısınmak için ellerini birbirine sürten insanlar dolaşıyor sanırsınız. Göreneklerimiz böyledir. daha düzgün yazıyordum elbette. Hikmet başını kaldırdı. Sesim dokunmuş olmalı: Sese ağlarlar. Orta birden ayrıldım dedim. Ağaçlar demiştim kuru dallarını uzatarak bulutlardan yağmur bekler.) ASKER: Horozun sesi duyuluncaya kadar insan bir tedirgin olur. Mektupları Hikmet abiye okutuyorsanız bana biriki satırla bildirir nasıl olmuş. Sende bir askerin komutanla konuşmasını yazar mısın dedi ben nasıl yazarım dedim. Anlamadıkları şeylere de ağlarlar. Sevgili evladım mektubunu dinlerken hep ağladım. ASKER-. Aşağıya yazdım teğmen düzeltti. gözlerini pencereye dikmişti. Elimden iş geldiği için subayların hizmetine baktığım oluyor. Derler ki o zaman ruhlar. Başkaca bir iş yapmıyorum bu sırada.» dedi. bir şeyler yapmaya çabalıyor-. (Sözü uzatmaz. Fakat türkçeci beni severdi biliyormusun! Bir gün ağaçları yazın demişti. Üşümüyorum fakat. At nallamasını öğretti çavuş bana. Birden sinirlendi: «Anlamıyorsun işte: Üzücü bir şey yazmamış ki çocuk. GENERAL: (Askerin bu sözüne biraz kızmış gibi görünür. İstiklal muharebesinden olacak içinde eski Türk savaşçılarından da yazacak. GENERAL: Gecenin bu vaktinde üşümüyor musun evladım? Hava soğuk ve rutubetli.): Boş inanışlar bunlar. Yanağın üzerindeki gözyaşlarına baktı: Te-nindeki engebeleri büyütmüş bu damlalar. duydun mu? ASKER: Dallar çıtırdıyor generalim. Ölü düşmanlardan da korkma. Sende benim temsilimde oynarmısın. askerlerin geçit resmini seyrederken de ağlamazdın. GENERAL: Korkmuyor musun? 44 generalim. Bana okudu. O kısmını pek anlayamadım. Hikmet ağabey zahmet olmazsa acaba okurmu. Belki bir tanıdık bulsaydık yazıcı bile yaparlardı beni. ağaçlar demiştim bende uzun dalları gökyüzüne uzanır.» Kadın telaşlandı: «Dur olmaz!» Biliyorum ben de olmayacağını. Sen istersen dinleme başını ağrıtırsa. kollarını kavuşturmuş insanlara benzer. Nöbet bizim işimiz. Cumhuriyet bayramına hazır edecekmiş.

Buradaki durumumuz çok şükür iyidir. «Konuşmayı çok sever Allah selamet versin.» dedi Hikmet.. Hepinize selam ve hörmet ederim. biraz kuruyunca kamyon lastikleri tarafından tırtıklı süslerle donatılan derin çamurumuz ve bugün elimizde olmayan nedenlerle son tarafını tayinden aciz olduğumuz hayatımız yani bindokuz-yüzbilmemkaç yılından beri gerçek başlangıcını çeşitli bahanelerle gecekondusal yaşantımıza kadar ertelediğimiz. Oğlun: Hidayet «Bu kadar lafı da nereden bulup söyler?» diye hafifçe gururlandı Nurhayat Hanım. «Bu kısmını değiştirmem Nurhayat Hanım. Süleyman.» «Bir burada iyiyiz. Size tanımadan hörmet-lerimi yollarım. bir sandalye buldu. bir gün. katta Hüsamettin Bey albayım. elini ağzından çekerek.» dedi parmaklarının arasından. konuşacakmış gibi yaptı. Hikmet kulunuz. Annecim.. anılarımla da oynamama izin verir misiniz albayım? Oyunlar yazmayacak mıydık albayım? Aklıma takılan anılardan kurtulmama yardım etmeyecek miydiniz? İşte Nurhayat Hanımla başbaşa bulunuyoruz.» Biz burada iyiyiz. «Peki. Zahmet olacaksa hiç zahmet etmesin. oğlum Hidayet. Ben anlatayım da sen gene bildiğin gibi yaz. Ömer nasılsınız. Hayır ben söylerim daha iyi. hayal ve anılarla birlikte gayet sıkışık bir vaziyetlerde bulunuyoruz. Birlikte oynuyoruz. bir mektupta iki kalbi birden çarptırmamıza müsaadelerinizi rica.» «Versin. Sağolun anneme mektuplar yazıyorsunuz. Biz burada gerçek. Salim. Sobalar yanıyormu. ihtiyar mütercim Rüstem Beyi de. Saygılarımızla. (Başını kaldırır.» Hırkasını çekiştirdi. Yazıverdim.» diye yazdı Hikmet. ederiz. «Oğlum Hidayet.. alt katta bildiğin gibi Nurhayat valideniz. Hikmet abicim.» Oğlum Hidayet. bana yazıversin. Hüsamettin Bey. Henüz resim çektirip gönderemedim..) Yazıyor musun? KÂTİBE: Evet hayatım. anladım Nurhayat Hanım. «Oğlum Hidayet. Bana yazdırıyorlar. kenarına ilişti. gıcırtılı merdivenlerimiz. gözlerinin önünden kayıp giden satırları tek çizgili deftere yavaşça işler. Atölyenin duvarları. iki adet çocuk. Floransa'nm ölümsüz ustalarının fırçalarından çıkmış şaheserlerle lebalep doluydu. hep birlikte bu mektubun satırları arasından sana sıkıntılı selamlar ve durgun saygılar sunarız. Süleymanm makinası var. Ben Hikmet abiye söyledim. Bizde her ne-kadar sizin kadar okuyamadıksa da kitap okumaya düşkünlüğüm vardır. sonra eliyle ağzını hafifçe kapattı: Kibarlıktan. Hiç unutmam albayım. Bu arada. «Yazdırmak istediklerini tasarladın mı? Yoksa ben bildiğim gibi mi yazayım?» Nurhayat Hanım silkindi. en nadide tablolarla. başını salladı: «Hayır. Hikmet abiye gene selam ederim. bir istediği varmıymış. Annem sizden çok bahsetti. Dul anneninizin kaderi. şahsen durumumu arzedebileceğim bir makamın tedarikinin imkânsız olmasına binaen. size daha önce sözünü etmiş olduğum kahvede. Kendileri karşımda. berber taklidi çantasıyla baba taklidi yapan Hamit Beyin hayali.kitaplarından yollarsa çok memnun olurum. müddei ömrümüz.) RÜSTEM BEY:. Bir iki kere. Naciye Teyzenin ve Asuman'm evinden gelerek en büyük ha46 dıziı izler bıraKan sümüklüböcekler Inasıl oluyor albayım?). Kıtada çektireceğim. Hâlihazırda. Başkaca hörmet ve selamlar ederim. Sizler. Bir düşüneyim de yazarım hemen. kendi konumlarını bu nedenle önemsemeyerek sizin sıkıntılarınızla meşgul oluyorlar. Yoksa aslında hepimiz başkalarına daha iyi yerler açabilmek için katlanmış bir konumda bulunuyoruz. bu satırların naçiz muharriri bendeniz de her zamanki gibi gene ortada kalmaktayım. RÜSTEM BEY: Ne diyorduk? . Kadının elindeki kalem. Bu arada annenizin bir arzulan var: Bir ihtiyacınız olup olmadığını soruyorlar. gülümseyerek. Nurhayat anneniz. Bana kitap yollarsanız şimdi hele bir temsil kitabı olursa çok iyi olur. Üst. Bir gün önce kaldıkla47 ler. kâtibesi ve belki de sevgilisi hanımefendiyle karşılıklı otururken görmüştüm. bir taşla iki kuş vurmamıza. uzun çavuş ve Haydar hep birlikte çektireceğiz. Şehre inince filim alacak. Ben. gece dikkat edin. «Bir sıkıntısı. Evet.» diye mırıldandı dul kadın. Onlar (birlikte kahvelerini içerler. her zaman onun en aşağılarda olmasını gerektirdiği için.

adamın eli kanıyor. Dayanamadım.) masa demek istemiyor tabii. aşk zehirlenmesiymiş. KÂTİBE (Coşarak): Parmağından! «Sobayı kurduk. Kesme camın üstünde.) Yazalım: Mor fonun üstünde kırmızı bir damla belirdi. Küçük masa gibi bir şey demek istiyor. RÜSTEM BEY: Atölye. Ah bu kadınlar! Dul kadınlar! Sevgi kadınları. KÂTİBE: 'Luna' olacak. (Yüksek sesle) Duvarlar Floransa fırça. . Manevi bakımdan. değil mi? RÜSTEM BEY: (Biraz sabırsız): Evet evet. Nurhayat Hanım. yani gözlerden biri yeşil. De de la Luna heyecanlıydı.. Ah! KÂTİBE (Telaşla): Ne oldu? RÜSTEM BEY (Heyecanla): İğne eline battı. Tamam. demek istiyorum albayım. Sevgi. KÂTİBE: Ah ne güzel! RÜSTEM BEY:.... Gianmaria'yı da çağırdık.. (İçinden) Domuz kadın! 'Lupa'yı duymasaydm olmaz mıydı? (Kadına dönerek. mırnav dedi.. la Lupa. pençelerini Türk halısına geçirdi. Rüstem Beyi seviyordun. müstakil biçimde. Sobanın yan açık duran kapağından görünen alevler ve. bir türlü bağlayamıyordu. diğeri.. Alçak kadın! Sözüm ona. KÂTİBE: Ah! fıskiyeden. Ha . anlamazlar. Pintorello de la Luna bugün.KÂTİBE: (İçinden): Beni denemeden edemez... RÜSTEM BEY (Gözlüklerinin üstünden bakarak): Yaa. Salonun kuzeye bakan sol alt köşesinde. hem vardı hem de bulunuyordu mu dedin? RÜSTEM BEY (Yüzünü buruşturarak): Canım efendim. ortası renkli yeşil camlardan yapılmış bir fıskiye ile. Gianmaria da nerede kalmıştı? Pintorello de de de.. (Durur. Ne yazık! 48 RÜSTEM BEY (Sinirlenerek): Olmaz. nasıl da duydun «Lupa»yı. 'Lupa' dedin. Kimseye güveni yoktur.. Ancak sokak kedileri miyav der. Pintorello da la la Luna tuvalinin biraz ötesine.ha.» sözlerini duyabildi nedense. merak etmesin. değil mi? RÜSTEM BEY (Başını kaldırmadan): Evet!. Nasıl desek? Bizde karşılığı yok.diğeri kırmızıydı. Bütün kadınlar dul kaldı oğlum Hidayet: Naciye Teyze. 'vardı' içkiler için. ama bir kelimeyle anlatılmıyor ki bizim lisanda. Bana da işkence ediyorlardı Rüs49 ler.. Beni de karım bırakıp gitti Rüstem Bey. 'bulunuyordu' da şişeler için. aydınlanmış. Pintorello'nun sevgili kedisi ki uzun ve yumuşak tüylerle örtülü başının ortasından ona muhabbet ve endişeyle bakan gözleri ki bunlardan... İpek kadifeden mor kıravatmı ki Gian-maria'nm hediye etmiş olduğu incili iğne bunun üzerinde parlıyordu... Devam edelim. diyorduk. dinlemediğimi anlamazlar. atölyenin doğusundaki büyük pencereden girerek salonun ortasından akseden ışık huzmelerinin. KÂTİBE: Anlamadım canım.. (Kitaba eğilir. hayatım. parmağını emiyor. (Düşünür. KÂTİBE: Ne yazık! Heyecandan. mavi ve erguvan renkte muhtelif içkiler vardı... bulunuyordu. KÂTİBE: Ah: Van kedisi. Son anda yetişirim. değil mi? RÜSTEM BEY ( İlgisiz): Evet. hemen yazıyoruz: Sobayı da kurduk. boya tüpleri gelişigüzel serpiştirilmişti. kenarlarına paletler. RÜSTEM BEY: Van kedisi. mahun ağacından imal edilmiş aslan kuyruğu şeklindeki kabartmalarla yan tarafları süslenmiş masanın. sabırsızlanıyor. KÂTİBE: Kızı bekliyordu. Merak etme oğlum Hidayet: Soba gürül gürül yanıyor. ne güzel! RÜSTEM BEY (Biraz kızarak): Evet! ..) Üstünde kristal içki şişeleri ki içlerinde kırmızı. RÜSTEM BEY (Bozulur): 'Luna' demedim mi? KÂTİBE (Kesinlikle): Hayır.. heyecandan. Asuman (evlenmediği halde). oynaştığı müşahede ediliyordu..) Yoksa miyav mı deseydik Hayır. sinirli parmaklarıyla mor kıra vatının kıvrımlarını çekiştiriyordu.

hayalimdeki bir kalemin ucunu hayalimin tükürüğüyle ıslatarak kutunun üzerine yazdım: Sayın şebek ailesi. sağ üst köşeden uzanıyor. bir gövde. askerî tören yapılacaktı. Pintorello.. Göz-tepedeki tek katlı evimizi ve ihtiyar bahçıvan babamdan dul kalan annemi ve gramafonlarında en çok 'Kalbim Seni Özler'i çalan dul bayan Tatyana ve kızlarını geride bırakarak bu karlı şehre gelmiştim. omuz. yandan görünüyor. iki duvarın arasından görünen beyaz düzlükte biraz önce asılan casusu görüyordum. dirseğe doğru gidelim. Afrika.~~~-------------------gelmiştir oğlum. Rüstem Bey. evlerin kesitleri görünüyordu. bu. pembe üstüne tül vaziyetleri. karşısındaki kadın. Pencereden içeriye giren sarmaşık gülleri solmuştu. nasıl olduğunu anlatırsan.. (Fırçaya uzandı.. kalpleri. balta girmemiş ormanlar. Çavuş. gemileri yolundan alıkoyan sis gibi bir tülle örterek. PİNTORELLO: Bir bilek çizelim. zarar yok. Oyundan önce çektirmişler. biraz tül. Generalin maymununun öldüğünü haber verdiler. Öyle bir akıl ver ki teğmeni beğensin oğlumu.j jjuiaya... Biraz antreman yapalım. Muazzam mutlu rollerde. amcam Rüstem Bey. seyirci kendini oyuna kaptırmalı. daha hızlı... damarları. ah bir bilseler birbirleri için yüksek sesle neler düşündükleriK. Sen mahcup olursan benim ağzımdan yaz. «Bir resmini yollasın. elim alışsın.. şu temsil oyunu için nasihatini yaz. selam verirken de dikkat et. Sobayı da yaz. kardeşim Pintorello.. rüzgâr ve sert açılan kapılar bulutlu perdeyi sallıyordu. biraz elbise kıvrımı. elim alışsın. bir kafa daha..t»ımu. Oyunu için de Allah zihin açıklığı versin.. oyuncular böyle şeylerin farkında olmamalı oğlum Hidayet. asker rolünde. askere almışlardı.ı.. GENERAL ben vatanımı severim. bir göz daha. Kendi iyiliğini de yaz. (Düşünür....» Oğlum Hidayet. kim almıştı bilmiyorum.ıı . olmadı. ilk çizilen ele uzanıyor: Nişanlıymışlar da. böbreklere bakıyor.. HİKMET: . kulaklara. kuvvetli pazular. RÜSTEM BEY: Ressamımız. HİKMET: Herkes çalışsın. ayağın kapanan perdenin dışında seyirciler tarafında kalmasın.. diz kapağından bir karış yukarıda kalan uzun kollu. hocamı dövmüştüm. KÂTİBE: «Ropdöşambr» diyemezsin hayatım.. üzerine kontraplak bir kapak çivilenmiş tahta bir kutunun içine koymuşlardı. . Önce bir ten. tuvalini hazırlıyordu. hep bir arada. Benim de sözlerimi ağzıma tıkardı karım. Pintorello. Çavuş. bir ayak. generalin maymununu getirdiler. uzun enseye iniyor.. ben vatanımı severim. teğmen.» dedi dul kadın. PİNTORELLO: Bonjur. tekrar saç kıvrımları. bir göz. ASKER emrinizdeyim emrinizdeyim GİANMARİA bir türlü gelemedim PİNTORELLO biraz sabır biraz sabır HİKMET her tarafı yani damarları böbrekleri. oğlum Hidayet sen de dinle. onu soğuk öldürmüştü. hazırlıklarını son bir defa gözden geçirdi. daha sigara içmiyordum. biz onları görüyoruz onlar bizi görmüyor dememeli. elleri çizmek zordur.RÜSTEM BEY: Fıskiyeden akseden ışık oyunları Pin-torello'nun yanaklarını kızıla boyuyordu. mütercim rollerde.. ben veremden daha yeni kalkmıştım. Ağladığımı yazda. saç kıvrımları. v/-.. HİKMET: Bir el.&». DU tut-muş. kulak.^luiu n. PİNTORELLO: Kasları çalışalım. bir boyun daha.»*«*. Rüstem Bey-ciğim..<*ijıu. general rolünde.. ev kesitinde üst kattaki yatağa uzanan genç adam neden alt katta kendi kendine konuşan genç kızı görmüyor diye düşünmemeli. boyun. Satıcının Ölümü Farelerle İnsanlar Kurtlarla Kuzular falan filan. küçük dokunuşlar. HALK LU U1JC ııcj cı. bir el.» Şişman resmini göndersin. herkes çalışsın. Mektubu yazmak iyiliğini yaptığını da yaz. boyuna doğru kıvrılıyor. bir kafa: Ele arkasını dönmüş. Sol elinin baş parmağını paletinin deliğine geçirdi. uır ituş itonrtlUŞ.) Biraz. «Zayıflamamış-tır inşallah. masaya tabağını koyarken duvarların titremesine aldırmamak. ASKER uzun bir kış gecesiydi albayım. diye düşündü Pintorello.) «Sen de Hikmet kardeş. avluya dizildik uzakta karargâh binalarının bittiği yerde. çene.. bir tokat istikbalimi karartmıştı. baldırları. baş hafifçe dönmüş. RÜSTEM BEYİN KÂTİBESİ gemilerle böbrekler karışmadı mı hayatım HİKMET her tarafı yani damarları böbrekleri.. pa-zular. gemileri yo-tuğu anda çalıları aralıyor BİR ALBAY generale haber verdiniz mi HİKMET gençliğimde çok oyun seyretmiştim albayım. Hidayet. ölüye sade bir tören . orta ikiden belge almıştım. sol elimin güçlü par50 ^it. ha-ha. böbrekleri.bir el.) Nasıl desek? bir. hayran rollerde (yalan. kızım Gianmaria. Daha hızlı.

yapacaktık, bir kişinin kaldırabileceği kutuyu dört kişi omuzlarımıza aldık, yürürken ayaklarımız birbirine dolaşıyordu, askerce salladığımız kollarımız çarpışıyordu, kutunun küçüklüğü yüzünden öyle sıkışık bir durumdaydık ki uy^un adım yürümemiz mümkün olmuyordu, buzda kaymamak için boşta kalan ellerimizle birbirimizin sırtına tutunuyorduk, asılan casusu geçtik sola saptık, peşimizden çantalı bir er geliyordu, onu daha önce görmemiştik, galiba başka bir bölükten getirtmişlerdi, asık suratlı bir gençti, hiç konuşmuyordu, küçük dudaklarını ileri uzatmış ellerini kaputunun cebine sokmuştu, uygun adım yürümüyordu, oysa içimizde uygun adım yürümeğe elverişli tek askerdi, asker dur komutunu verdi çavuş tepeye varınca ve kolunun altına sıkıştırdığı küçük kazma ve küçük küreği karın üstüne sapladı, maymun kazması maymun küreği, maymunu bırak komutu verildi, askerde bir yumurtayı on iki kişi kaldırırdı bir maymunu dört kişi yavaşça yere indirdik, buz tutmuş kutunun üzerine yapışmış olan eldivenlerimizi kur52 tırıyordu, donmuş toprak işimizi zorlaştırıyordu, düzgün bir çukur açamadık, kutuyu kaldırdım, biraz ötede çantalı askerle konuşan çavuş bize asker dur dedi ve çantalı ere dönerek en ciddi komutunu verdi: asker çal, asker eldivenlerini çıkardı ve bir sünnetçi titizliğiyle çantasını açarak küçük bir trompet çıkardı ve ayağa kalktı ve aya doğru dönerek yani kışlanın biraz ötesindeki dağın eteğinde kurulmuş küçük kasabaya dönerek yani generalin iki katlı evinin bulunduğu tarafa başını çevirerek trompetini uzun uzun çaldı, general ve maymunu çok seven karısı için acıklı bir andı bu, bazı nedenlerle törene gelememişlerdi, dizlerimi toprağa dayadım ve kutuyu yavaşça çukurun içine bıraktım, çukuru biraz kötü kazmıştık, kutu biraz çarpık duruyordu, trompet çalıyordu, generalin karısı ağlıyordu, Tarzanı da çağırsaydık diye düşündüm, dönüşümüz kolay oldu, yıllarca bekledikten sonra ilk defa o gece sigara içtim, mahfelde çavuş bir kadeh de konyak verdi, çantalı er bize memleket havaları çaldı, generalin duyamayacağı alçak bir sesle MÜTERCİM RÜSTEM BEY Almancayı Harbi Umumiye takaddüm eden senelerde öğrenmiştim muhtelif vesilelerle gittiğim Almanya'da HİKMET Rüstem Bey şimdi Almanya'ya gitmek isteyenlere yardım ediyor küçük bir ücret mukabilinde, vapur dumanlarından kararmış hanların ve çöp tenekelerinin arasında kaybolan küçük yazıhanesinde papyon kıravatı ve tiril tiril beyaz gömleği ve gömleğinin kollan kirlenmesin diye taktığı kara kolluklarıyla sandalyesinde dimdik oturuyor ve bindokuzyüzotuzaltı modeli Remington Rand yazı makinesinin tuşlarına zarif ve yorgun parmaklarıyla dokunarak baş örtülü kadınların ve kara bıyıklı erkeklerin aklından geçenleri eseri cedit kâğıdına aktarıyor, hem de vakarını bozmadan PİNTORELLO gözlerimin önünde uçuşan renkleri büyük bir sadakatle tuvalin üzerine HİKMET geçirirken elleri sinirli kımıldanışlarla BİR ALBAY askerin tedirginliğini temiz ve sade bir ifadenin gerektirdiği şekilde vermek istiyordu, fakat eski ASKER bütünlüğü kalma53 mak için HİKMET bir sebep kalmadığından olayları sarsıcı bir şiddetle vermek amacıyla RÜSTEM BEY her şeyi sırasıyla anlatmalıyım. Paşanın geleceğini haber verdiler, kasabada müddeiumumi muavini olarak bulunuyordum, ertesi gün eşkıya takibine çıkılacaktı, paşayı benden başka karşılayabilecek evsafta biri yoktu, paşanın geceyi yol üstündeki bir handa geçirdiğini söylediler, öğle üzeri kasabada olacaktı, ortaokul müdürüne ve eşraftan Hüsnü Ağaya ve jandarma kumandanına haber gönderdim, yola iki devriye çıkarıldı, biraz küçük kız ve muhtelif çiçek yaprak ve saire tedarik edildi, şosenin kasabayı kateden kısmı Hüsnü Ağanın iki katlı evine kadar altıyüzkırk adım tutuyordu, yolun iki kenarına biraz halk sıralandı ve aralarına kız çocuklarla çiçekler serpiştirildi, manifaturacı Şakir Ağadan şosenin genişliğinden biraz fazla kaput bezi getirttim, üzerine yeni harflerle Kasabamız Paşamız Minnettar Vatan Hoş Geldiniz kabilinden bir şeyler yazdım, kasabaya üstü açık bir otomobille girdi, halk biraz acele etti, Hüsnü Ağanın konağına iki yüz adım kala vasıtayı durdurdu, telaşla oraya koştum, kalabalığı kız çocuklarını ve yapraklı şeritleri yararak paşaya ulaştım, arabadan indi, gülümseyerek elini uzattı HİKMET Rüstem Beyin yüzünde cup bir gülümseme belirir, tıpkı kırk dört yıl önce olduğu gibi, bu hikâyeyi her anlatışında sanki paşa ona yeniden elini uzatır ve Rüstem Bey gülümser ve paşa arabadan iner RÜSTEM BEY hürmetimden paşanın

gerisinde kalmıştım, teşrifatçı sıfatıyla önden giderek ona yol açmam icab ediyordu, bizde yani o zamanlar Anadolu'da hürmet nişanesi olarak HİKMET Rüstem Bey her seferinde, hikâyenin burasında kırk dört yıl önceki sıkılganlığıyla susar, paşa da kırk dört yıl önce olduğu gibi durumu hemen kavrar ve her seferinde Rüstem Beyin omzunu okşayarak «Siz buyrun müddeiumumi bey» der, işte müddeiumumi bey de hikâyeyi her anlatışında tam o anda teşrifatçılığın ne olduğunu gerçekten anlar RÜSTEM BEY Bütün gün beni yanında oturttu, hep elimi tuttu, sofrada yanıma müddeiumumi bey 54 dan ayrılmış, giderken seni çok aradı dediler, müddeiumu-jni bey nerede diye defalarca sormuş, halbuki beni o gün yakaladığımız eşkiya jandarmanın bir dalgınlığından istifade ederek sol ayağının çorabı içine sakladığı bir bıçakla sağ elimden vurmuştu HİKMET Bu sözlerden sonra Rüstem Bey elini uzatarak avucunu gösterir ve bıçak darbesi yüzünden küçük kalmış baş parmağının dibini sol eliyle -oğuşturur RÜSTEM BEY Yazıyor musunuz hayatım KÂTİBE VE HİKMET HEP BİR AĞIZDAN Yazıyoruz Rüstem Bey yazıyoruz, hayatım, biz yazmayalım da kimler yazsın! Pintorello atölyeyi vahşi bir hayvan gibi dolaşıyordu, elleri, insanlara şaheserler yaratan ve yaratacak olan elleri huzursuz bir kıpırdanış içindeydi, güneş atölyeyi ısıtıyordu, insanlar HİKMET Rüstem Beyin gözleri dalar, önündeki kitabı görmez olur RÜSTEM BEY İnsan biraderlerim, tercümelerimi okuyanlar, Almanya'ya gidenler, Harbi Umumiden ve Hukuku Ammeden arta kalan dostlarım GENERAL ve Üç yüz üçte Harbiyeyi bitirenler hep birlikte mektep binasında, eski sınıfımızda toplanmış bulunuyoruz ASKER Limonata ister misiniz efendim BİR ALBAY Ülkeyi saran bu boğucu, bu yaşanılmaz, bu kahredici, bu öldürücü, bu bu bu yüzyıllardır Rüstem Beyi ve yazıhane-sindeki kapı komşusu tavukçu İbrahim'i dörde dört odalarında, olumlu bütün yaşantıların cahili bırakarak hapseden ve ceza kanunu ASKER Limonatalar geldi efendim HİKMET Rüstem Bey, titreyen elleriyle papyonunu çözer. yakasının düğmesini gevşetir, çökük ve beyaz kıllı göğsü görünür, limonaya bardağına uzanır GENERAL Biraz serinleyelim biraz serinleyelim RÜSTEM BEY Hiç bir şeyin farkında değildim, şurayı imzala diyorlardı, imzalıyordum, bu akşam yemeğe Boğaz'da Tarık Beyin yalısına gideceğiz diyorlardı, otomobiller geliyordu, Komiser Necati Mülazımı Sani Enver Gümrükçük Halit, bu adamların orada ne işi vardı, bazı kadınlar da bulunuyordu ASKER Sözlerimi ezberledim generalim, siyah bir perde bulduk, teğmenim beyaz bir ay yaptı üzerine GENERAL Otları buldunuz mu 55 Otlan, çailiari, sogugu ve emıc ııa,a,Li ve aoıvoıııı uuıuu s"Vlüklere karşı yenilmez cesaretini, ASKER Noktalı virgüllerde biraz durulacak, noktalarda derin nefes alınacak, ey, y'nin üstüne basılacak, vatan GENERAL vatanın üstüne basma sakın HİKMET Rüstem Bey limonatayı içerken bir iki damla beyaz kılların üzerine düşer GENERAL uğurdur HİKMET Rüstem Bey bardağı düşürür, üç yüz üçlülerin toplantısı istenildiği gibi geçmemektedir, her an Rüstem Beyin bir densizlik yapacağından korkulmaktadır RÜSTEM BEY Benim orada ne işim vardı GENERAL Bardakları kaldırın RÜSTEM BEY Sonra devrin meşhur sazendeleri geldiler, hanendeleri geldiler, geldiler, İngiliz Konsolosu da geldiler GENERAL Hepsini kaldırın RÜSTEM BEY Pek vaktim kalmadı, ölmeden önce vaziyeti hiç olmazsa kendime izah etmek mecburiyetindeyim HİKMET Rüstem Bey bağırır RÜSTEM BEY Aziz hemşerilerim ASKER Hitaplar bağırılarak söylenecek, virgüllerin üstünde durmağa değmez RÜSTEM BEY Albaylarım, Generallerim, neferlerim GENERAL Hitapları kaldırın HİKMET Durum kötüye gidiyordu BİR ALBAY Rüstem Beyin kalbi vardı, bu heyecana dayanmazdı ASKER Oysa en heyecanlı yerindeydi oyunun GENERAL Oyunu durdurun RÜSTEM BEY Kalp kifayetsizliği beni bu duruma getirdi: Seçimlerden önce de, kızımı evlendirirken de, Şark'a tayinimi isterken de, emekli ve rahmetli Ragıp Paşa beni partiye yardırırken de, hatta hangi sinemaya gideyim diye düşünmeden önce de hep bu kalp kifayetsizliği sebebiyle GENERAL Pencereyi açın, Rüstem Beye fenalık geldi ASKER Teğmenim dedi ki oyunlardan önce oyunculara fenalık gelirmiş, heyecanlanma oğlum dedi, başüstüne teğmenim dedim, virgüller dedi, biraz nefes alınacak dedi, perdeye çarpma dedi, ay sallanır değil mi teğmenim dedim HİKMET Rüstem Bey son bir çabayla üç yüz üçlülerin

çevresine toplandığı masaya tutunur RÜSTEM BEY Karar verdiğim zamanlar da pişman olurdum, emekliliğimi istedim, on beş gün sonra ikramiyeler iki misline çıktı ASKER Bütün korkaklığına rağmen mağrur bir kalp HİKMET cümlesini tamamlayama56 nsını karısına ve paltosunu Harbiye Portmantosunun iki yüz on sekiz numaralı çengeline bırakarak ve kalp kifayetsizliği yüzünden açıklayamadığı sırlarını birlikte götürerek ülkemizin karanlığını bir kat daha artırmıştı ASKEPİ Şimdi ne olacak HİKMET Onun son nefesini verdiği bu odanın bütün kapıları ve pencereleri kapatılsın, Üstat Mütercim Rüstem Bey ki bir türlü hangi nedenle sürüklediğini anlayamadığı hayatı boyunca dürüst ve şerefli bir şekilde yaşamıştı ve manevi şahsiyeti bu odada son ne-fesiyle birlikte muhafaza edilsin, yani tam bir şeyler söylemek bir şeyler anlamak için gayret gösterdiği bir sıradaki kıyafetiyle yani papyon kıravatı ki ah tam o sırada çözülmüştü ve sancı içinde masaya doğru eğildiği sırada biraz buruşan kolalı gömleğiyle kalplerde yaşasın, iki tane iri yarı er onu masanın üstüne taşısın, siyah kollukları yüzüne örtülsün, ey ASKER Nasıl bitirelim HİKMET Şiddet ve acımayla, ASKER Bağırarak HİKMET Ey Mütereddit ruh! İstinkâfa devam et! ASKER Efendim? HİKMET Nasıl oldu Hidayet? Ha-ha! Dul kadını unutmuştu. «Yazdıklarını bir de bana okusan kardeş.» Hikmet, telaşla kâğıtları masanın çekmecesine sıkıştırdı. «Bunlar biraz karışık oldu; baştan yazalım.» Çekmeceyi karıştırdı; tek çizgili bir iki kâğıt buldu. Yazarken yüksek sesle okudu mektubu: Sevgili oğlum Hidayet, Mektubun çok güzel olmuş. Piyesin çok güzel olmuş. Yazmalısın. Oynamalısın. Mektubu yazdırdığım Hikmet Ağabeyin sana başarılar diler. Onun iyiliği sana yardımcı olsun. Asker ocağı uzun bir yoldur. Teğmenler ve generaller sana bu yolda bir şeyler öğretsin. Bizi sorarsan ham-dolsun kötü bir durum yoktur. Soba kurulmuştur, çocuklar büyüyor, seni yetiştirmiş olduğumuz için mutluyuz. Bazı diyeceklerimiz var. Bunları bize böylece akıl ettirdiği için Hikmet Ağabeyine sağlıklar dileriz. Bu ağabey, senin için, bizim adımıza ve kendi adına iyi şeyler düşünür. Bu 57 H1BK.LUUU iyi rm guiı uıui, ueııvı ncpsım tuııoıom. tün umudumuz sendedir. Bugün için kendi yağımızla kavruluyoruz. Yarın için senden iyi oyunlar yazmanı, yazdığın gibi, içinden geldiği gibi oynamanı bekliyoruz. Biz de artık aramızdan iyi oyuncular çıkarmak istiyoruz. Bunun dışında küçük sıkıntılar, sobanın tütmesi, pencerelere hamurla yapıştırdığımız gazete kâğıtlarının orasından burasından yırtılması ve küçük üşütmeler aslında üzerinde durulacak kötülükler değildir. Üzerinde durulacak asıl mesele, askerin generalle konuşmasıdır. Sen bu işin sonunu getirebilirsen, bize güzel duygularla süslenmiş konuşmalar yazarsın, merak edilecek bir sıkıntımız kalmaz. Gözümüzün yaşı...» Nurhayat Hanım telaşlandı; «Hani ağlamaktan söz açmayacaktın,» diye yakındı. Hikmet, gözlerini dul kadına dikerek gülümsedi: «Artık bir mektubu da senin istediğin gibi yazmasını bilemeyecek miyiz Nurhayat Hanım? Sen merak etme; sonu iyi bitiyor.» Kâğıda baktı: «Sen meramını bize teslim et. Bu ruh, bu tende oldukça, serüvenine uygun bir kıssa yakıştırırız elbette. Nerede olursa olsun, bir insanın üstüne bu kadar yaşantı yığılsın da, bir başkası onlardan bir şey çıkarmasın, mümkün mü?» Nurhayat Hanım, «Anlamıyorum kardeş,» diye sızlandı. «Üzülme. Evimizin önünden aynı çamur geçiyor. Aynı güneş, çamurumuzu toz ediyor. Bak dinle: Gözümüzün yaşı, tüten sobamızın dumanındandır. Sen bir yolunu bulursan, güneşli bir günde bir resmini çektir, bize gönder. Radyonun üzerine koyarız, çocukların yetişe-meyeceği bir yere. Resmi tanıdıklara gösterir, seni anlatırız. Hikmet ağabeyine göre, insan kendini anlatmaktan bıkıyormuş. Şimdi sana bizi anlatacak: Akşam vakti, sobanın üstünde ısıttığımız tenceredeki yemeğimizi yedikten sonra, radyonun önüne kuruluyoruz. Hikmet Ağabeyin geliyor. Bakkal Rıza Bey geliyor. Karısını da birlikte getiri-

ııav Cildi ~ dan bile haberimiz var. Bakkal Rıza, küçük bir kesekâğı-dmda, bir pişirimlik kahve getiriyor. Şekeri Hikmet Ağabeyin temin ediyor. Cevze ve fincanlar da benden. Çocuklar, içlerinde kahve ağacı büyümesin diye kahve içmiyorlar. Yalnız, bazen küçük Salim'in telveyi yalamasına göz yumuyoruz. Kahverengi bıyıklı küçük bir adam oluyor koca kafasıyla. Gülüyoruz. Bakkal Rıza, kahveyi ucuza getirmek için, bilmediği ne varsa Hikmet Ağabeyine soruyor. Cevaplan ben pek aklımda tutamıyorum. Sen olsan, benim aptal annem, diye paylardın beni. Onlar da paylıyorlar. Ben yalnız kahveyi iyi yapıyormuşum. Hikmet Ağabeyin, bilmem neden, Bakkal Rıza ile konuşurken çok seviniyor: Ondan, bir adam yapacakmış yeni baştan. Bakkal Rıza, ona, hocam diyor. Karısı da bilmiş bilmiş susup oturuyor. Bana sorarsan, benden fazla anladığı yoktur. Ben bile, bahçıvana yerine bahçıvan demesini öğrendim iki haftada. Bu kadın da, bakkal karışıyım diye kurulur; başım ağrıdı bu sohbetten diye yakınır. Ona aldırmıyorlar elbette. Bazan çırak Süleyman da geliyor. Ellerini mavi önlüğünün içine saklar hep, fakir. Ceketi yoktur. Dükkân dükkân kokuyorsun, denir ona. Patronu konuşurken, Süleyman hep başka tarafa bakar. Bakkal Rıza,., en çok, Anayasa ile ilgili. Anlatıldığına göre, kendi küçük, hükmü büyük bir kitap varmış. Bütün işler oradan idare ediliyormuş. Bir insanın birden bir yere gitmesi, oturup iki çift laf etmesi, şu radyoyu bile dinlemesi onun iznine bağlıymış. Ben böyle söyleyince Hikmet Ağabeyin kızıyor. Yok öyle değilmiş, iznine bağlı değilmiş, haklarını veriyormuş. Koca ülkeyi bu kitap çekip çeviriyormuş. Ben, eski yazıyla mı bu kitap? diye soracak oldum. Gene payladılar. Bir akşam, Hüsamettin Albay da inmişti bize. Eskiden albayımız da pek sev-mezmiş bu anayasayı. Bölüğündeki bir yedek asteğmen yüzünden sevmezmiş. Bu asteğmen, fazla kitap okuduğu için hapse düşmüş. Hapse düşmesi aslında daha karışık bir yoldan olmuş ama, işin başı gene bu kitap okumaya dayanıyor. Bizi adamdan saymazdı bu ukala diyerek onu 59 e Şlltctyei Bull tıiusıy. ^-viucty ua u ittiııoıııai jmuaşıymış; emekli de değilmiş. Asteğmen, hapiste herşeyden şikâyet edermiş. Yemekleri beğenmezmiş. Hücresini be-ğenmezmiş. Bizi adamdan saymazdı dedi, Hüsamettin Albay. Ben bölük komutanı olduğum halde, bana bile gelip şikâyet etmezdi. Hikmet Ağabeyin bu hikâyeyi bilir, gene de her seferinde, gülerek sorar: Sizi de çiğneyip kime giderdi albayım? Gitmezmiş kimseye. Uzun dilekçeler ya-zarmış. Kime yazardı albayım? Sözün burasında albay hiddetlenir: Biliyorsun oğlum Hikmet; şimdi, benim de aklım başıma geldi. O zamanlar kızardım işte. Gene de, o ukala asteğmeni görsem, kızarım gibi geliyor. Hikmet Ağabeyin onu dinlemez. Kime başvururdu albayım? Birleşmiş Milletlere yazarmış. Bu asteğmenin rütbesi generalden de mi büyüktü yoksa albayım? Gülüşürler. Ben de gülerim. Gülme, derler bana; uzun bir söz ederler. Ona gülünmez derler: Uzun bir şeye aykırıymış. Hikmet Ağabeyin bana tekrarlatır: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi. Bir de Adalet Divanı varmış; ona da yazarmış bu asteğmen. Divanı harbe de yazar mıydı albayım? Gene gülüşürler. Bakkal Rıza gülmez. Bir bir anlattırır bunların ne olduğunu. Sonra, bütün bu sözlerin sonunu da anlamadığım bir biçimde bağlarlar: Kime yazsa para etmezmiş; çünkü, albaya göre, bu asteğmen sevimli değilmiş. Asıl sizde kötülük var, derim onlara. Doğru, derler. Bakkal Rıza'nm karısı, kötülüğün onlarda olmasına sevinir. Benim anladığıma göre, bu kadın asteğmeni tutar. Böyle zamanlarda albaya da, Hikmet Ağabeyine de güvenilmez. Hem insan hakları derler, hem de fakir asteğmene kızarlar. Ama senin için hep iyi sözler ederler. Temsil yazdığını duyunca Hüsamettin Bey de sevindi. Sana kitaplar yollayacak. Hikmet Ağabeyine göre, bunları okursan bir şey anlamazmışsm. Söz buraya gelince, Bakkal Rıza'nm bile anlayamadığı bir çekişme tuttururlar. Gözümle gördüm: Onlar birbirlerine bağırırken Bakkal Rıza, veresiye defterini çıkarıyor, hesapları incelermiş gibi yaparak, defterin arkasına çarpık yazıy60 essif ne demek?» Hikmet durdu. «Başka bir diyeceğin var mı Nurhayat Hanım?» «Ben bir şey demedim ki.»

Hikmet düşündü. Kalemi ağzına soktu, sandalyesine yaslandı. Benim de diyeceklerim olmalı. Bir sigara yaktı, bir sigara da Nurhayat Hanıma verdi. Dul kadın derin bir nefes aldı, içini çekti, rahatladı; dizlerini sıkan çorap lastiklerini indirdi. Sigara dumanları masayı kapladı. Mavi dumanlar eşyayı inceltti, şimdiki zamanın katı görüntülerini dağıttı; geçmiş zamana gidildi. Hikmet, dul kadına sormadan, onu da aynı zamana götürdü; ikisi elele tutuşarak... Hikmet, ellerini masanın üzerine koydu; dul kadına, görmeden baktı, kendi sesini duymadan konuştu: «Benim de diyeceklerim olmalı; bir şeyler yazmalıyım. Yüksek sesle yazarsam, sence bir mahzuru var mı?» Nurhayat Hanım kımıldadı, dizlerini birbirine sürttü; bir şey söyleyecekmiş gibi dudaklarını oynattı. Hikmet bir hışırtı duydu: Çamaşırdan sertleşmiş ellerini oğuşturdu herhalde. Dul kadın hiç bir şey söylemedi. «Hidayet, kardeşim, ben de sana bir iki satır yazmalıyım; bazı şeyleri birilerine anlatmalıyım. Bu temsil meselesi aklımı çok kurcalıyor. Bir geri gidiyorum, bir ileri., gidemiyorum. Bu oyun işi geçmişe ait bir 'keyfiyet' galiba benim için. Kusura bakma, aceleden başka bir kelime bulamadım. Teğmene soruver, ya da bir sözlüğe falan bakarsın. Siz, bölük çapında, usta işi bir oyuna girişiyorsunuz. Benim oyunlarım çok geride kaldı. Hepsi de acemi işi oyunlardı. İlk sahneye çıktığımdan beri yıllar geçti. Işıklara karşı, karanlık ve şekilsiz bir kalabalığa karşı, kımıldayan ve görünmeyen ve çok kollu ve çok başlı ve yalnız ön sıradakileri ayaklı bir kalabalığa karşı ben de bir zamanlar oynamıştım. Ben de bir zamanlar başını hatırlayıp sonunu unuttuğum, bazı cümlelerini aklımda tuttuğum bir ya da birkaç oyunda, küçük rolleri oldukça başa61 ki V 1 değil kendimi hissetmiştim. İlk olarak, Halkevinde sahneye çıkmıştım. (Son olarak da Halkevinde sahneye çıkmıştım.) Kafamda, bütün yapı yıkılmış, sadece sahne arkasından sokağa inen merdivenler duruyor. (Çünkü biz tiyatroya hep oradan girerdik.) Hidayetçiğim, ne yazık ki, her şeyi sana anlatırken üstlerine —teğmene, generale filan— bile garip gelecek bir biçimde süslemek zorundayım. Neden zorundayım? Bunu da değil sana, üstlerine —teğmene, generale filan— ve benzeri büyük adamlara bile anlatmanın güçlüğünü seziyorum. Fakat, Nurhayat Hanımın izniyle elde ettiğim bu fırsatı da doğrusu hiç kaçırmak niyetinde değilim. Nasılsın kardeşim Hidayet? İyi misin? Allah hepimize sabırlar versin. Sahneye ilk çıktığım zaman, aslında oniki yaşındaydım. (Oyunda sekiz yaşındaydım.) Baş rolleri paylaşan öğrenciler de aslında onbeş yaşında oldukları halde, elli yaşındaki annemiz ve babamız gibi bir takım ihtiyarları canlandırıyorlardı. Yalnız onlara makyaj yapılmıştı; yalnız onların saçları pudrayla beyazlatılmıştı. Sahnede kontrap-laktan ağaçlar vardı. Bu ağaçları oyundan bir hafta önce başka bir piyeste, bilmemne yüksek okulunun, Halkevleri günü münasebetiyle oynadıkları bir köy piyesinde, sonradan sahnenin arkasına atılan karton çeşmenin gerisinde seyretmiştim. Belki de bu ağaçların tarihi çok daha gerilere gidiyordu. Belki de bütün oyunları, Halkevinin sahnesinde canlandırılan bütün trajedileri ve operaları bu ağaçların önünde oynamışlardı. Bu yeni bir yaşantıydı oğlum Hidayet. Yakından bakılınca sarı ve yeşil titrek lekelerden ibaret olan bu renk yığınına ağaç deniliyordu. Ağaçlara, da oyunun programında yazdığına göre dekor deniliyordu: Elbiselere kostüm deniliyordu. Makyaja makyaj deniliyordu. Paralara, yiyeceklere filan da 'aksesuar' deniliyordu. (Bu kelimeye pek dilimiz dönmüyordu.) Bu yeni dünyanın bütün eşyaları daha önce de kullanılmıştı, daha sonra da kullanılacaktı; fakat yiyecekleri, oyun biter bitmez 62 lenmiyorduk ya da ilgileniyorduk da yiyormuş gibi yaparak yemiyorduk. Ben, son perde kapandıktan sonra da herkes kadar yemek, içmek istediğim halde, belki de bu isteğimi çok belli ettiğim için, ancak yarım dilim ekmek filan kapabiliyordum. Herkes de benim kadar yemek içmek istediği halde, galiba bu isteklerini pek belli etmedikleri için, benden fazla şeyler elde ediyorlardı. Ben duruma pek aldırmıyordum galiba-, çünkü, galiba âşıktım. Galiba, baş roldeki pudralı saçlı ihtiyar genç kızı seviyordum. Onun ihtiyarlığını da seviyordum. Tabii bana aldırmıyordu; on yedi yaşındaki ihtiyar kocasıyla birlikte sahneye çıkınca çatlak sesler

çıkarmağa çalışıyor ve önce rol icabı (sonra gerçekten) beni ve bütün küçük çocukları görmeden konuşuyordu. Çünkü biz rol icabı, karanlıkta duruyorduk, İhtiyarlar çok konuşuyordu. Ben, onların konuşması bitince ilk söz alan çocuk da değildim; üstelik sözlerim, bir cümlenin ortası, başı, sonu gibi bir şeydi. Tam bir cümle ku-ramıyordum; mesela, «Makinelerle birlikte...» gibi bir söz ya da «...aydınlıklara çıkarak...» gibi bir şeyler. Belki de benden önceki çocuğun sözünü tamamlıyordum, ya da benden sonra cümlemi bitiliyorlardı. İsim tamamlaması gibi bir roldeydim. Herkes gibi ben de bir adım öne çıkarak bağırıyordum; «...ülkemizin ilerlemesi..» Sanıyorum, ülkemizin eskisi, yenisi, gençler, ilerlemek, ileri gitmek gibi bir şeyler oynuyorduk. Yıllarca sonra, gene aynı sahnede bir iki role daha çıktım. İki piyes birden oynuyorduk. (İki piyes birden nasıl oynanır bilmem ki. Olur mu dersin?) Bir tanesinde uşak rolündeydim. Ben ve bir tepsinin içindeki bardaklar... birlikte sahneye giriyorduk. Birkaç kelime de söylüyordum galiba. Bana pek aldırılmıyordu. Kahramanlar arasında, benden daha önemli meseleler vardı. Tehlikeye düşen aşklar, tartışmalar ve bütün bunların önemini seyirciden gizli-yormuş gibi yapmak için düzenlenmiş İngiliz nezaketleri arasında sahneye şöyle bir girip çıkıyordum. Sanki kahra63 sahnenin ortasında dikiliyordum. Seyirci için, sahnede kopan fırtınalardan habersiz bir gölgeydim. Oysa, ortalıkta dönen bütün oyunları gayet iyi biliyordum. Çünkü, bir sürü prova yapmıştık; bazı oyuncuların sözlerini bile ezberlemiştim. (Ah, biri hastalansaydı da yerine ben oynasay-dım!) Daha başka şeyler de biliyordum. Mesela, oyunu düzenleyen dernekten olmadığı halde başrolde oynayan güzel kız için çıkarılan dedikoduları duymuştum. Konuşmalardan, bakışmalardan ve bir araya gelişlerden bir şeyler seziyordum. Fakat bu çeşit oyunlar, provalardan da önce başlamıştı. Dernek başkanıyla güzel kızın arasında daha önce neler geçmişti? Bilemiyordum. Ben oyunların ortasında içeri girmiştim. Provalardan sonra da kim bilir neler oluyordu? Derler ki, Hidayet kardeşim, tiyatroda olaylar hep sahnenin dışında olurmuş. Bunlar sahnede anla-tılırmış sadece. Brutus'un nasıl yaralandığını gören varını? Sanki sahnenin gerisinde duran bir tahta perdenin önüne bir sandalye koyup üstüne çıkmışız; seyircilere sırtımızı dönerek olup bitenleri seyrediyoruz. Arada bir seyirciye dönerek anlatıyoruz: İşte Brutus yaralandı. Ah! Perdenin gerisinde Polonius varmış. Ben seyircilerin yerinde olsam anlatılanlara dünyada inanmazdım. Sandalyenin üzerine eski bir gazete kâğıdı koyup üstüne çıkarak kendi gözlerimle görürdüm. Tahta perdenin arkasında her şey muhakkak başka türlüdür. Evet başka türlü oluyordu. Bunu, provaya geldikleri zaman gözlerinden anlıyordum. Bütün davranışlarından belli oluyordu: Bilmediğim olaylar geçmişti. Görünüşte ilerlemiş bir durum yoktu. Oysa ben, bütün cümlelerin baş tarafını kaçırdığımı çok iyi biliyordum; oyuna geliyordum. Bütün oyuncular, provaya gelmeden önce yaşadıkları maceraların izlerini taşıyorlardı. İyi ezberleyemedikleri rollerini oynarlarken ds ayrıca özel bir yaşantıları vardı. Ben bu geçişleri bir türlü sezemiyordum; benim hayatım sürekli bir büyük oyundan ibaretti. Bununla birlikte, prova başlayınca her şeyi unutuyordum; ikinci piyesteki oldukça uzun olan rolüme 64 nıyordum. İşte ondan sonra, kardeşim Hidayet, insanlığa öfkem başlıyordu; belki de ilk öfkelerimi bu oyunlar sırasında duymuştum. Çünkü, bütün gücüme rağmen oyuna geliyordum. Kendime kızıyordum: Çünkü oyuna geliyordum, anlıyor musun oğlum Hidayet? oyuna geliyordum. Oyuna gelmemeliydim, bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının rüyalarını görmemeliydim. Ve kardeşim Hidayet, öfkelenince de onların bütün kusurlarını, küçüklüklerini, daha önce hoşgörüyle karşıladığım kendini beğenmişliklerini daha şiddetle görüyordum ve unutmuyordum. Onları kıskanıyordum, onları beğenmiyordum. Oynadıkları oyunu hiç anlamıyorlardı. Yaşamak istiyorlardı; en çok buna kızıyordum. Provalar ilerledikçe karışıklık arttı; herkesin kitabı kayboldu. Suflörde kalan tek kitabın da sayfalan dağıldı, sırası karıştı. Bu yüzden bazı sahneler, zamanından önce oynandı; bazı sahneleri de, o sırada perde bittiği için, atladılar. Benim, uşak rolünde bir iki kelime

söylediğim sahne de unutuldu bu arada; sadece tepsiyle göründüğüm sahne oynandı. Oysa, babamın homurdanmaları pahasına giydiğim ve o güne kadar sandıkta duran ve Cumhuriyetin ilanında giyilmek üzere yaptırılan ve babamın ancak üç kere giyebildiği ve sonra şişmanladığı için kaldırılan frak, üstüme tam gelmişti. Aceleden, kolalı beyaz gömleğinin kol düğmelerini bulamadığım için onların yerine tel parçaları bağlamış ve düğme deliklerinin çevresini yırtınıştım telaştan. Bütün bu heyecan boşa gitmişti. Öfkeden ağlamıştım, bana gülmüşlerdi, oyuna gelmiştim. Bazı sözler vardır, oğlum Hidayet, insan onlarsız edemez. Ölü noktaya gelmiş olan bir oyun, onlarla birden canlanır; akıcı, sürükleyici bir duruma gelir. Cümlelerin üstüne bir ağırbaşlılık gelir; seyredenler, neden olduğunu bilmeden, birden duygulanır. Oysa, insan kendisine ait gizli bir kötülüğü, can sıkıcı bir küçüklüğü farketmiştir ne pahasına olursa olsun sürdürmek gerekmektedir; oyunun kuralı budur. Bu yüzden, daha önce yaratmış olduğu etkiden yararlanır: «Bana bunu yapamazlardı, artık devam edemeyeceğimi anlıyordum,» gibi, başı ve sonu olmayan sözler mırıldanır. Ya da «Neredeyse ağlıyacaktım,» diye sızlanır ya da okumuş olduğu kitaplardan yararlanır kimseye belli etmeden. Onlardan, işine geldiği gibi ters anlamlar çıkarır. Artık akşam olmaktadır, kardeşim Hidayet. Nurhayat annenin, sandalyede oturmaktan, sırtı ağrımaktadır. Mektubumuz, karışık olmakla birlikte, ruhumuzun aynasıdır. Derlenip toparlanması, içimizin derlenip toparlanmasına bağlıdır. Biraz daha zamana ihtiyacımız vardır. Acele edelim beyler! Bölükteki herkese, çavuşa, teğmene, piyesteki generale mahsus selam ederim. Nurhayat anneniz, kardeşlerin selam ederler. Bakkal Rıza selam eder. Çırak Süleyman selam eder. Hüsamettin emekli albayım selam eder. Selam ederiz. Selam ederiz. Acele edelim! Selamlar, Selamlar. Annen Nurhayat Ağabeyin Hikmet Hikmet, mektubu aceleyle katladı. Zarfa koydu. Zarfın üstünü yazdı. Nurhayat Hanıma verdi. Işığı yakmayı unutmuşlardı. Hava kararmıştı. Nurhayat Hanım kalktı. Sigara tablasını aldı. Çöp tenekesine boşalttı. Hikmet, artan kâğıtları kaldırdı. Nurhayat Hanımı kapıya kadar götürdü. Kapıyı kapadı. Odasına döndü. Birlikte oturdukları sırada ayaklarının hareketleriyle buruşmuş olan kilimi düzeltti. Mektup yazdığı kalemi kaldırdı. Sigarayla kibriti cebine soktu. Yatağın üstüne oturdu. Bir yaşantıyı tam bitirmeli. Hiç bir iz kalmamalı ondan. Yeni yaşantılar için. Yeni yaşantılar için. Bunu önceden bilseydim, yaşantı milyoneri olmuştum. Ha-ha. 66 ALBAY HÜSAMETTİN BEY Albay Hüsamettin Bey nerede oturuyor? Bana sorarsanız, üç yerde birden oturuyor. Bir kere, sokak kapısının üstündeki sarı plakaya inanmak gerekirse, bu üç katlı evde yalnız «Albay Hüsamettin Tambay» yaşıyor. Ben ısrar ettim de, pirinç levhanın üstüne küçük harflerle küçük bir «emekli» kelimesi ekledik. Albayım, dedim, sonra bizim evi askerlik şubesi sanacaklar. Razı oldu. Bana kızmaz. Sonra, benim katın sahanlığında, kalın resim kâğıdına yazılmış* bir «Emekli Albay Hüsamettin» uyarısı var. Ben, soyadı kanunundan yanayım; albayım istemiyor. Ben de yazmadım. Pirinç levhaya gelince, albayım yedinci tümen emrindeyken, general, bütün albaylara birer tane yaptırmış; o günlerde de albayım emekliye sevkedilmiş. .Soyadınızı beğenmiyorsanız albayım, dedim; kapıdaki «Tam-bay»m üzerine beyaz bir kâğıt yapıştıralım. Yoksa san mı olsun? İstemedi. «Emekli»yi de bu kâğıda yazardık: Albay Hüsamettin Emekli. Bütün yaşlı albayların soyadı «Emekli» olmalı bana kalırsa. Ben onları birbirlerinden ayırmak istemiyorum. Neyse, albayımın merdiveninin başındaki kâğıt levha, ona gidenlere yardımcı oluyor. Ben, kendisiyle bunları konuşurken, birden elini alnına vurdu —emeklilikten sonra kazandığı bir alışkanlık— ya seni albay zannederlerse, dedi. Hemen aşağı koştum; duvarın üzerine, albayımın katma çıkan merdiveni gösteren bir ok boyadım. Albaya gidenler bu taraftan. Albayım, siz resmî 67

» Sendelediler. bana vuruluyordu. İnsanın oturduğu yerde bu kadar olması da iyi. misafire dönerek.» İkimiz birden buyuramayız. Konuşuluyordu. hepsini geri aldı. üç yüz üçten kalma. Başını kaldırdı: Sermet Bey gülümsüyordu. Tarihe meraklı olduğumu bilirsin. Kapınızda bir kart var. yüzünün çizgilerini keskin-leştiren güneş ışınlarına bakmağa çalışarak. Ha-ha. Hay Allah! gene son anda aklıma geldi: «Aman geri çekilin: Kapı dışa açılır. Uğraştıkça daha derin bir bataklığa gömüldüğümü hissediyorum. Ben neden böyleyim albayım? Üzülme. tümen karargâhından getirdiği sarı levha vardı. Albayıma o kadar söyledim. şaşırdı ve hemen sevindi: «Sermet! Nasıl buldun. Hayır. Misafir. bu geniş dünyada böyle bir gecekonduya sıkışmak mecburiyeti hasıl oluyordu albaylarım. kısa bir süre için. bütün dünya albayları birlesiniz! İçinin biraz ısındığını hissetti. Öyle deniliyordu albaylarım. yarım kalmış generallerim.. yaklaştı.bitmez insanın karşısına çıkıyor. Emekli Tarih Kurumu üyesi. Bana vurdular albaylarım. Hayatın akışına kapılıp gitmemek için. albayım. sen düzelirsin. «Hikmet oğlum. Demek ki. levazımmış. Merak etme Hikmet oğlum. Yalnız gerilim69 ıe yor albayım. kapıyla duvar arasında kaldı. bugüne değer veren kalmadı. Güneşten olacak. onları yukarı çekti. . Ben de kendimi hoşgörüyle karşılamak istiyorum albayım. İnanmam. Yakında.) Albayım! Bir de «Girilmez» yazalım mı kartvizitin altına? Tarihi incelemeleriniz sırasında belki rahatsız edilmek istemezsiniz. Osmanlılar kolkola dolaşıyor. Odayı. Alt katta bir yazı: Albayımın yanındayım. eşyayı görmüyordu. «Biz. Bu yüzden. Gülümsemelerine katılmalıyım Ağzını oynatmaya hazırlandı. otobüs pasosu gibi resimli olanlarından. daha önce tanıştık kendisiyle albayım. işte böyle söyledim albayıma. Emekliliklerinden başka kaybedecek şeyleri olmayan insanlar. geçmişte ne olmuş bakalım? Sararmış vesaikin kararmış fotokopilerinin kirlenmiş baskıları. aceleyle tamamladı: «Bizim şubeyi?» Albay. kendini korumasını öğren. gel de sana Roma'nın. Hikmet susuyordu. Dairesinin kapısına da. sen elbette bir yolunu bulursun diyorlardı.» Daha önce söyleseydiniz ya. Lütfen Rahatsız Etmeyiniz. Odalarda Romalılar. duvardaki oku izlemek istemeyenler bana gelecekler. Sevgiler ve saygılar sunuyor.» «Neden daha önce haber vermedin Sermet?» «Haber vermeğe gelmiş albayım. kartvizitini iliştirdi. asıl. yanında sigara içerken dikkat etmeli: Albayımın kimliği tutuşmasın. Ha . Kirpiklerini tozlandıran.» dedi. beyaz. Ne olacak anlayacaksın da? Daha mı iyi yaşayacaksın? Öyle deme. önce siz buyrun. Benim boş bulunduğumu ya da kuşkulandığımı kimse sezmemeli. büyük harflerle bir yazı: Alb. dinlemedi. Kartı kapıya yerleştirdiği gün. Bugün. Sermet Beye baktı: Sermet albayın bacakları çarpıktı.. Misafir. Süvari olmalı.» Kim meraklı değil ki. Hüsamettin Bey gülümsüyordu. karargâhta olduğu gibi. Bir insanla olsun tanışırken. herkes okuyor. yakasına da bir «Albay Hüsamettin» takacak —ya da göğsüne— siyah plastikten ince uzun bir rozet. bazen yaşamamak gerekiyor. Bağışladınız mı beni? Farketmediler bile. sizi. «Albayım!» Terlik sesi. benim sahanlığı ortak kullanıyoruz.» «Hayır.ha. biz emekliyiz. insanları. Artık daha fazla olamazsın diyorlar. seni hoş görürüz.. Bugü nü daha iyi anlamak içinmiş aslında. Hayır. Eski yaralar. H. sahanlıktaki yazı ve ok yeter diye. Albayım! Buyur oğlum Hikmet. Siz şimdi gidin Sermet Bey. Öbür yakasına da. Kendini Kapıdan Kurtardı. son bir gülümseyiş denemesine girişti. Mütemmim malumat için müracaat alt kat.» Hikmet. Siz adamı deli edersiniz. Biraz sonra haberli gelirsiniz.. sadece. Kişiliği korumak için. TAMBAY. «Çalışıyor. Albay Hüsamettin Tambay ziyaret etmiş. ihtiyatlı olmalıyım. fakat gözler. albaylarım. zaten yaşanıyor. Zaten ben geldiğimde.» Artık dursana Hikmet. kapı dar. Burası gene de en rahat yer sayılır. «Okuyorum Sermet. Kapıyı hangisi açacak? Terlik hışırtısı büyüdü. Hüsamettin Bey durakladı. Ben de geçenlerde yüzbaşı olmuşum. Çalışıyor demek ki. bu karara uymadılar. Yalnız. (Bu adamı ben azdırdım galiba. «Siz buyrun. durdu. «Öyleyse ben kapıda biraz nefes alayım.

tavassutlar. ikinci selim devrinde saray âdetleri. vakanüvisler. tarihine düşkün olmalı deniliyor. kendielyazılarıylalar. Hatta kendini Tevfik Fikret sananlar için bile. ölümün eşiğinden dönenler.al.. Bir millet. fetvalar. birgüneşdoğmuyorlar. şimdiyekadarhiçbiryerdeneşredilmemişler. Anlamıyorsunuz. gümrahiye müzesine merhumun bağışladığı pek kıymetli tarihî eşyalar. müstafi yüzbaşılar. Gene de herkes tarih okuyor. Küçük oyunlara gelmemek için bu gecekonduya taşındık. biz tarihin kölesi olmayalım. kemikler. uyaneyhalkıelim/sanayolgösterecekselimler. musahabeler. Bitmez tükenmez yazışmalar. albayım. benosıra-dagarpcephesindevazifedeydimler. dünya tarihini yeni baştan yazalım. Hüsamettin Beyin. ok işaretli paşalar. şeyhülislamlar.m. ben.ler. gerekirse. harbiumumi hatıraları. itilaflar. değil mi?» Hüsamettin Bey. kavanoz kafalı herifler kurşun askerler. muharebeler. takvimivekayiler.. pekkıymettarvazolar. meseleleri ayağa düşürüyorsun. birdevrintuluu. kumandanhazretlerine3k775-ler. bir külhanbeyi —zamanın gravürcüle-rinden Alten tarafından— birdevringurubu. kavanozlar. çarpı işaretli mülazımıev-veller. resimli tarihler.» Sermet Bey toparlandı: «Efendim? Anlamadım. çöller. hüsnü paşaların bir fransız ressamının eliyle portreleri. tren pencerelerinden başlarını uzatmış saf bakışlı neferler. her zaman okurdun Hüsam. harp haritalarının gölgesinde bilhassa çalışma masaları başında çektirilmiş fotoğraflar.rafet. neşredilipdema-lumsebeplerle tahrifedilmişler. vilayatışarkiyenin o günkü resimleri bir yeniçeri kıyafeti. kırım seferinden avdet edenler. suretler. topun başında arap zabiti kıyafetinde çektirilmiş soluk fotoğraflar. Bunun için neyimiz eksik sanki? Bina kalırsa. «Sen.» Hüsamettin Albay. hatıra fotoğrafları. ahretten dönenler. meseleler hiç bir zaman başa çıkmadı. emekliler şaşırmazlar çünkü. napolyondanseçmeler. büyük oyunlar oynayacağız. Sermet Beyin yüzüne baktı. hamasi şiirler. otarihtepektamnmışlar. muahedeler. sade bir dekor içinde vereceğiz temsillerimizi. Sermet Beye bir şey olmaz. hele sizler. eyhakikatasusamışmilletimöğren'ler. milletimefeda-olsunlar. saatlimaariftakvim-leri. dört renkli ve resim71 Sermet Beye döndü: «Bütün güvendikleri. «Bana öyle bakmayın albayım. müsademeler. Bizlere uygun görülen kadere her yerde karşı çıkmalıyız. mütekait miralaylar. sakalları uzamış erler. on sekizinci asırda tophanenin vaziyeti. Bütün olayların yeni yorumlarını yapalım.p. kimsesizler için hiç. bütün belgeler bir bir. taratelli pa70 türk erkânıharbiumumiyesi ile teşrikimesaileri.» Ne olur albaylarım. 'Kaderin Oyuncakları' piyesini oynamamız. doymak bilmeyen ihtiraslar. Bu belgeler de tarihimize ışık tutuyor. veliaht paşanın ilk günleri. öyle mi?» «Üzülmeyin albayım. vakayıvakva-kiyeler. ojen fredirikin hediyesi saatler. Hele sizler. telgraflar. çift-aylı belgeler. tavassutlar. ihtilaflar. Sultanahmet meydanında meşrubat satıcıları.öğren öğren: Nâzım Paşayı Ruslar nasıl aldatmış? Bakkal Rıza'nm beni aldatmasına karşı yararı dokunur mu? Anlamıyorsun.» . donanmamızın hâlipürmelâlini gösteren temsilî resimler. söze başlamadan konuşmaya başlayan Polonius değilim. şarküıibretiâlem-ler. çatışmalar. Çevremizdeki eşyayı basitleştirdik. bunca yıllık karısından ayrılmasının bir anlamı olmalı. terakkiler. tereddiler. or. birgüneşdoğuyorlar. kaşlarını çattı. seferler. aslındahâdiseşuşekilde-vukubulmuşturlar.kum. özür diler gibi.» Sermet albaya doğru eğilerek açıkladı: «Bu Polonius. hamitpaşadan inciler. ahvaliâdiyeler. Hüsamettin albayım! Hamlet yaşasaydı şimdi tümgeneral olmuştu. hazırolcengeeğeristersensulhusalahlar. nasihatler. Pahalı yaşantıların yüksek soğukluğundan kurtardık kendimizi. kıtaların cepheye iltihakları. muhterem refikim saffet paşa için imzalanmış ahmet paşa fotoğrafları. osmanlı ordusunun talimter-biyesi hakkında baronvonpaşaların fikriyatı.sek. edirne hatıraları.tab. gerçek hürriyeti ancak bizler duyabiliriz içimizde. gün ışığına çıkarılıyor. harpler. savaşlar. antlaşmalar. zaruribiraçiklamalar. bir cevabımızlar. ilk olarakpaşahazretlerinibenikazetmiş-timler. emekli albaylar. kavanozdiplidünyalar.top. damatpaşayaakılöğreten aklıevveller. hürmetlerimi arzederimler içinde küfürleşmeler. tarihtekerrürdenibaretler. sonra Hikmet'e döndür «Enver Paşa da bizim Hamle timiz. be-şik-i şahaneler. hubertpaşanmta-vassutlarıylakendilerineşiddetleler. İngilizlerin Damat Ferit Paşası. veliaht-hazretleribanademiştikiler. halim paşanın son günleri. bahriye marşları.

Eyvah! Elini çoraplarına götürüyor. Hüsamettin Albay.) Hüsamettin Bey hazırlıklarını bitirmişti: «Bu yaştan sonra. Ancak oradaki doktorlar anlar. sandalyesine yaslandı: «Çünkü albayım. Hüsamettin Albayım gibi. diye tutturuyor. İnsanların. İnsanların işlerini bitirmelerini bekleyemiyorum.» Hüsamettin Bey utanarak gülümsedi: «Bunu inkâr edemem. Hem de genç bir kıza âşık olmalı. yaşımın icabı. Bu. neden parmakların uçlarına kadar saldırıyor? Burundan. bıçak gibi keskin ağzında ve damarları fırlamış ellerinde böyle bir tepki görülmedi.. daha çok benim sır72 lan orta bir a'ydın bile. Hikmet'e göre.. nasıl mucizeler yaratır değil mi efendim? Tarihte örneklerini görmüyor muyuz? Ve sonra birdenbire kadınlar. dul kadın Nurhayat Hanımla yaptığımız görüşmeleri bile anlamakta güçlük çekebilir. hırkasının kollarını kıvırdı. gerdanının buruşukları. katlanmış bir kâğıt gibi kırışıyor. ülkemizde herkes aklını oynatmış. Hikmet'in durgunluğundan yararlandı: «Peki.faniladan iki kirli bilezik. boyun. Gözlerini kapattı. otuz yılı doldurup emekli olduktan sonra. iç açıcı bir örtüyle renkli hafif yastıklar koyar. Âşık olursa belki öğrenir. geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor. dayanamıyorum. yün don ve lastik arasında geçen karışık macerayı kafasında yaşadı. bizde bir «başkalık» olduğunu söylüyor. albaydan başka bir hayali gözlerinin önüne getiremedi.Sermet Bey şaşırmadı. Çevremizden böyle uzaklaşmamızın sorumluluğu. benim de albayım-dır. ben. olmadı: Çorap. O zaman. cemiyete ters düşen bir meşgalimiz var Ser-met. kesikler kabuk bağlıyor. (Manevi bakımdan. sözleri değil de insanları itham etmeğe kalkışıyorsun hemen?» Hikmet. Hikmet taarruz edecek. üniforma gibi durur üzerinde. en üste de onları kıvırdı özenle. Yani. vücutlarındaki kıllar neden artıyor? Gömleğin altından. (Tıraş olurken yüzünü kesiyor. Beni de baştan . Çok derinlere gömülmüş gözlerinde.. salim düşünmeğe çalışıyorum: Ben mi şaşırdım. Albaya bakamadı. bende başkayım.. . ister istemez. kahverengi lekeler kaplıyor. Ne olur konuşun albayım. değil Hüsamettin Albayımla olan konuşmalarımızı. geç karşılık verdi: «Evet albayım. gömleğin içine sıkışıyor. Her gün tıraş oluyor. sen susacaksın.yeşil yollu çoraplarının ucunda sallanan ve ona gerçeküstü bir görünüm veren kocaman ayakkabıları bile titremedi. değil mi albayım? Duygulu bir kadın eli. ilk bakışta zor anlaşılan ortak bir dilin aramızda gelişmesine yol açmıştır. Hüsamettin Albayım bir 73 J. bu başkalıktan şüpheye düşüyorum hakikaten. aynı mantığı tatbik mevkiine koymuyorsun? Neden.» Hüsamettin Bey tombul parmaklarıyla. Yalnız. bilekten fırlayan kıllar. ceketin altından sarkan uzun bir hırka giymez o zaman. Sermet Albayımın da beni aynı hoşgörüyle karşılayacağına eminim.) Sabırsızlandı: Konuşacaksınız. bileklerinin üzerinde bir şişkinlik meydana geldi: Gömlek . biliyorum albayım.» dedi.» Albay. AXXX UUjlujui.hırka . Gömleğin üst düğmesi de gevşetilince. İsviçre'ye tedavi için gönderilmesi icap ediyormuş. Karşılıklı güven olduktan sonra. Yelek yerine. kulaklardan kıllar neden fışkırıyor? Yüzde et benleri çıktığı gibi bir de bunların üstünde kıllar yetişiyor. v arasını. her şey yapılabilir. yatak olarak kullandığı somyanın üstüne. yoksa herkes birden garip bir cinnete doğru mu yol alıyor? Hikmet'e göre. demek istiyorum. üç kat kumaşın altından bir iki beyaz kıl çıktı ortaya. Buna tarih diyoruz ama. başka cereyanlara kapılıp gidiyoruz. 'başka bir mantık'mış. çirkin bir yumru da orada belirecek. ahşap bir evde. bu müşterek lisanın hususiyetlerinden biri de münakaşa yapılmamasıymış. İçimi karartıyorsunuz albayım. beyaz gömleğinin kirlenmiş kollukları ortaya çıktı. Sonra. uzun kollu yün fanilasının kol uçları göründü. Siyah . Özellikle son zamanlarda Hüsamettin Albayımla çok yoğun bir duruma gelen görüşmelerimiz. lekeler kıllarla yarışıyor. neden sana taarruz edilince. ince kıvrık burnunda.» Hikmet durgunlaştı. Bütün bunlar kimin için?) Boynuna dar gelen gömleğinin üst düğmesini kaparken. însan. «Hüsamettin Albayımın arkadaşı. saçları döküldüğü halde. her kılık. Onlar da kıvrılınca. sivil giyinmeyi öğrenebilir mi? Öğrenemez. Hikmet.. Beklenen geç geliyor. «Ben. (İnşallah kulağını kaşımaz. Lekelerin sayısı artıyor. memleketin. o> başka. Neden şüpheye düşüyorum? Çünkü.

» Sermet Bey güldü. değil mi albayım?» Hüsamettin Bey başını salladı: «Huzurumuz var da denemez.. yazı masasının altındaki çöp sepetine attı. diye geldi bir gece yarısı. gözlerimle paşaya hakaret ettiğim iddia edilerek dört hafta nasıl izinsiz kaldığımı anlattım. bu arada —lüzumlu malumat kabilinden— subayların elinde file pazarda dolaşmaması ve bu münasebetle emireri kullanmalarının esbabı mucibesini anlattım. ben de onun tedavisine engel oluyormuşum. Sermet. alttaki raftan kalın bir kitap çekti gürültüyle. sehpanın kıvrılmış olan örtüsünü düzeltti: «Hesap meydanda işte. Bizi. Ve kendimi rezil etmeme izin verilmedikçe. Ben de ona diyorum ki: Gecenin bu saatinde neden kendini eziyete soktun? Sıcak yatağından çıkmanın ne faydasını gördün? Siz de. Bilhassa Almanları anlatırken. Ona Kuleli'yi anlattım. Bilemezsin.çıkardığı •oluyor. birden kımıldadı: «Galiba benden söz ediliyor. «Elime bin iki yüz lira geçiyor. havuzlu bahçede garsonun bahşişi az bulup bana paranızın üstünü tabakta unutmuşsunuz demesi üzerine garsonu havuza nasıl soktuğumu anlattım.» Hikmet.» Hikmet güldü. pijamalarını çıkarmış.» Hikmet. Başını kaldırdı: «Az kaldı unutuyordum: İkramiyeyi de faize verdi bizim hanım. Hikmet'in tepesine gelmişim. onun tabiriyle «bizim zamanımızda »yi anlattım.Lju. Demek. yaptığın hiç bir işi ciddiye alamazsın. Sessiz sedasız okuyorum burada. şark hizmetini anlattım. Alman hayranlığının geri bıraktığını iddia etti. gözlerini başka bir yana çevirdi.» Paketin arkasına. «Siz albayıma bakmayın Sermet . Ben bu yüzden evlendim ve bu yüzden ayrıldım. bütün günümüzü huzursuzlukla dolduramıyoruz sadece. ilk gördüğüm kadınla evlendiğimi anlattım.» Hüsamettin Albay dayanamadı: «Saçmalama Hikmet. cm. «Herşeyi bir düzene koymak gerekiyor Sermet albayım. eski türkçe bir şeyler yazdı. gene mi tarih? diyerek azarladı beni. Kimseye bunu yapmaya hakkın yok. onlara duyduğum hayranlığı ifade ederken söze çok karıştı. «Kendi yerime. Beni hep durduruyorsunuz albayım.» Gelincik paketini aldı. bütün ömrümce bunu hayal etmişim.» Sermet Bey. Üşenmemiş. giyinmiş. unutmayın albayım: Bununla altmış dört kalem etti. Bizim orduda mı.. 74 vct>j.ıcuuışuıııı uuıuiı Duman Allahtan. eliyle bu itirazı ikiye biçti. tayın bedelini anlattım.» «Sen hiç evlenmedin. «İkramiyenizle bir kat alacağınıza. beş yüzünü karıya veriyoruz.» Hikmet. ben de elâlemi rezil etmeğe devam edeceğim. neden huzur sahibi olmayı tercih ettiniz? diye soruyor bana. Gözleriniz çok ses çıkarıyor albayım. Fakat o dinlemiyor: Mahsus yapmıştım bu hesabi: Karımın huzurunu kaçırmamak için. emekli olmayı bu sebeple istiyormuşum.» Hikmet başını albaya çevirdi: «Oysa burada huzurumuz var. Yalnız.» Sermet Beye döndü: «Benim neden evlendiğimi biliyor musunuz albayım?» Hüsamettin Bey şiddetle itiraz etti: «Saçmalama Hikmet.» Bir takım hesaplar yaptı. Hikmet' in tembelliğine de ben sebep oluyormuşum: Bana. Vaktimiz bol olduğu için. İnsana öyle bir bakarlar ki.» Heyecanlı görünmüyordu. kendisinin de sebebini bilmediği bir hayranlığı varmış. sık sık müdahalelerde bulundu.» Bir kahkaha attı. Albayım. Sermet Bey sordu: «Karından ne sebeple ayrıldığını pek anlayamadım doğrusu. unutmak istediği delilikleri hatırına getiriyormuşum. Üst katta dolaşıp onun aklını karıştırıyor. orduevindeki baloya saçlarımı nasıl kazıtıp gittiğimi ve nasıl hapis yattığımı anlattım. bilmeden. Elindeki gelincik paketini. «Daha başlamamıştım albayım. Sonra.ıııcıuciıij. Ve herkes kaybedecek bu yüzden. aklı karışıyor ve sanki bütün bunları ben söylemişim gibi. tarihe duyduğum 75 munaoDetı oenae nocamız erjtanmarp oınoaşısı oaııeı rse-yin. kitaplara bakıyordu. ben de kâfi derecede şaşırmıyorum bu saçmalara galiba. Alman ordusunda mı çalıştığımı sordu. Hikmet'e bakılırsa okumam da duyuluyormuş. «Karşımda öyle sıkılıp durma. Hakikaten okuyordum tesadüfen. bir işe yaramadığı halde durmadan okuyorsunuz diye karşılık veriyor bana. İşin garibi. Sermet. Neyse. bunu da geçelim bir kalem. Bütün gün bana eski günleri anlattırır. «Hayatımı yeknesak buluyor.» Hikmet. «Beni her zaman sabırsızlıkla dinledi. bana çatıyor: Gecekondu sanatoryumuna dinlenmeye gelmiş. Bir gün beni kimse durduramayacak. karımı emekliye ayırmışım. sonra beğenmez.

Sonra da. Bununla ne demek istiyorum acaba?» Düşünceye daldı. herhalde beni kaybetmek için olacak. Ne yükselme vardı ne genişleme. Hüsamettin Bey ¦duruma el koydu: «Kimsenin önceden tahmin etmesi müm-3cün olmayan saçmalıklarla insanları şaşırtmaya bayılır77 ri bilinen şeyler bunlar. «Hepimiz gibi. sizlerin tarihini okuyacağım. senin de anlamadığın şu felsefenden kurtar da.» dedi Hüsamettin Bey. Ve Adem Albav. Bütün bu virgüller. bir süre sonra. beni anlamadılar. «Karım. Tarih gibi. şark . Önceleri. tıpkı benim gibi. yüzüme bakma öyle.) Durgunluk bulut getirmediği için denizler her zaman mavi ve durgunluk havayı karıştırmadığı için dalgasızdı.» Sermet Bey. modası geçen bütün oyunlarla birlikte bir köşeye atıldı. beni seyretmeye razı oldu. Hareket olmadığı için büyüme yoktu. Adem Albayın bakışlarından sıkılmadı. Onun da dayanamadığı oyunlar var elbette. çekingen bir tavırla. bu söylediklerimle ne demek istediğimi hiç anlamıyorum. Tanrı.» Başını salladı: «Yeni tanıdığı birinin karşısında çok tedirgin oluyor bu çocuk. düşündü: «Bu sefer. anlamadan bakıyordu. tekdüzelikten sıkıldığı için durgunluğu yarattı. Şu anda elimizde fazla seyirci yok. boşanmalar da zaman zaman yeniden yorumlanır. ihtiyaç yüzünden icat ettiler. Ve Adem Albay. Yanlış anlaşılmaktan. Sizlere. Beni anlamadılar. (Sadece bir dilbilgisi zorunluluğu yüzünden. Dikkat et: Sonu hicran olmasın. Sermet'e kendini göstermek istiyordun. Çünkü. ne yaptı? Önce ne vardı?» Sorusuna kendi karşılık vermek isteyen bütün insanlar gibi acele davrandı: «Önce Kelime vardı. her yerde yasakladılar beni. Bütün evren. Sevgi olsaydı. vazgeçtim: Önce hiç bir şey yoktu. Ve evlendiler. İnsan içine çıkamadım. Sermet Albayım. «Hayır. Bu sıfat tek başına var olmadığı için.» Sermet Bey. eşi yoktu: Adem Tambay. itiraz etmiyorum. başka bir zaman rahatsız ederim. önceleri bana engel olacağı yerde. Havva'yı Havva'dan istedi. eksik anlaşılmaktan korkuyor. nasıl olursa olsun. yün donunun paçalarını. «Nasıl bir şey olsun albayım?» «Bizi. başıyla. Sonunda. Ve sanki bu uçsuz bucaksız topraklar üzerinde onlardan başka kimse yoktu. Şimdi söyleyebilir miyim?» Albay güldü: «Bir sözü de karşılıksız bıraksan olmaz mı? Söyle bakalım. yavaş bir sesle. Kuleli'de geçirmiş olduğu cinsi mahrumiyet yıllarının verdiği yorgunlukla. Daha o zamanlar Kavaklar yasak bölge değildi. Fakat o sırada kelime icat edilmediği için. sonra düşünür. beni kazanmak istiyordu. Ve ikisi de sanki koca dünyada yalnızdılar. beni anlamadığı için. Sonra durgun yaratıldı. ünlemler sonradan gelmedir. Birlikte şart hizmetine gittiler. Hüsamettin Albayım. «Anlaşıldı. Adem Tambay.Bey. «Önce konuşur. biliyorsunuz. Hikmet doğruldu: «İşte bunun için ayrıldım karımdan. Müktesebatı neyse. Çünkü ben sıraya önem veririm.» Durdu. Ha-ha. hepsini birden ortaya dökmek istiyor. asıl kabahat bende. isterseniz gideyim. O zamanlar daha savaş yoktu. Kimse kimseyi geçmiyordu. şimdi benim bu gülünçlüğümü örtbas etmek isterdi. «Belki de ben size engel olurum. ancak bir kaç kelimesi du-yulabildi. medeniyetin gürültüsü içinde. Tıpkı sizin gibi. albaya teşekkür etti.» Hüsamettin Bey. bana engel olun diyor76 yüzden.» dedi. savaşsızhktan ve kadmsızlıktan sıkıldığı için Havva'y1 aradı.» Hüsamettin Bey telaşla atıldı: «Hayır. «Sen. Sonra. Ve daha o zamanlar utanma icat edilmediği Havvr ikinci mevki bekleme salonunun tahta sıralarında otururken. kelimesiz bir tekdüzelikten ibaretti. Hüsamettin Tambay'm ilk atasını. Rumeli Kavağı'na gitmek için vapur bekliyordu Beşiktaş iskelesinde. durgun denizler ve durgun havalar ve durgun karalar ortaya çıktı.» Hikmet'e döndü: «Belki de bir temsil vermek istiyordun. ilk gülümsemeyi o anda.» «Albaylarım! Sizlere bir piyes oynamayacağım.» Hikmet. çok tanınmış bir kişiydi. önce düşündüm albayım. Her şeyi tarih sırasına göre anlatacağım. Yalnız. Önce ne oldu? Önce kim.» «Biz bunlarla mı değer kazanacağız yani Hikmet?» «Peki albayım.» gi-t>i bir şeyler söylemek istedi. Ve Tanrı. çorabının içinden kurtardı. fakat sözlerinin ortasında Hikmet onu yerine oturttuğu için. insanı yarattı. İşte ondan türeyenler: İlk Tambay. Yarışma icat edilmemişti. kaim albayım. bu bölümü anlatamıyoruz. temsiline bir an önce başlamak istiyorsun. Düzeni severim. oyunlarıma hiç izin vermedi. alabildiğine boş bıraktı beni.» «Düşündüm ki. İşte Adem Tambay ve Havva.

örtüleri önce makasla muntazam keserim. gözüm daha iyi görür. Başka oğullan ve kızları oldu. san ve soluk aydınlık. Tambay hanedanı içinde generalliğe en çok yaklaşan albay olduğu halde. Karısıyla kavga ederek iki kere evi terketti. Turgut. hanedanının ilk sınıflı albayı olarak topçu zabiti unvanını aldı. aklımda kalan mutfaklar da böyle karanlıktı. O sıralarda fazla bir tarih olmadığı için kitap. paşalığına iki ay kala. Zühtü Tambay. dört ve otuz yaşında. onun yaşadığı eve hiç getirmediler. da78 lan oldu. iki ve yirmi yaşında evlendi. takside çalışırken. Emekli ikramiyesiyle aldığı araba. Hüsamettin Bey arkasından seslendi: «Fırından krikkrak da almıştım. Son yapılan sayımda (geçici sonuçlar) Tambay hanedanının nüfusu. Hikmet ışığı yaktı. daha albay olmadan. Birincilikle mezun olmak üzereyken. bir kızla münasebeti cinsiyede bulunduğu için. Zühtü'yü doğurttu. sağlık sebebiyle erken emekli oldu. Kenan illerine göç etti. raptiyeyi ıslak bezle silerken paslandırmamak için ne yaparım? Plastik başlı raptiye kullanırım. Torunlarını. Çatlamış evye. havanın güneşli olmasına rağmen dışarda bardaktan bo-şanırcasma yağmur yağdığını işiterek şaşırdı. kendisine hakaret eden bir binbaşı —miralaylar tarihi hocası— ile giriştiği bir tartışma sonunda. altlarına muşamba örtüler sererim. doğurttu. Birer çay içer misiniz albaylarım?» Hikmet ayağa kalktı. (Binbaşı. Unvanı aldıktan yedi ve yirmi yıl sonra Nizamettin'i doğurttu. İki yıl sonra orduda ilk defa sınıflar teessüs etti ve Turgut Tambay. Evliliğinin yedinci yılında Turgut Tambay'ı doğurttu. Yanında altı karısı —ikisi görücü. bir örümcek ağı gibi görünüyordu. Tabakları. Kirli tabakların. Turgut Tambay. sürücüsü tarafından bir ağaca 79 geçti. yedi ve seksen bin altı yüz kırka "ulaşmıştı. Ve bu şaşkınlığını alay doktoruna anlattığı için. bir gece Kenan ekspresinde kiraladığı bir vagonun içinde yurdunu geride bıraktı. ikisi iğfal ve ikisi de acıma sonucu— yirmi oğlu ve otuz ve dört kızı olduğu halde. bunca yıl emek vermiş olduğu ülkesini terkederek. «akıl hastası» yerine «deli» tabirini kullanmıştı. beş ve yirmi sahifeden ibaretti.auagı mcurinm. mebzul miktarda su bulunduğu için. ışık yakmadan çalışılamazdı. hayır önce bardakları yıkarım. kıta hizmeti sırasında albay oldu. kararmış çinko ile kaplıydı. Turgut'u doğurttu. duvarlara badana yaparım. tabak gözünün üst rafında duruyor. yedi ve otuz yaşında. «Tarih-i Umumiye Esasları» adlı eseri kaleme aldı. altı ve kırk yaşında evlendi. üst kademelerde fazla albay bulunduğu gerekçesiyle. karısının ölümü üzerine metresinin evine yerleşti. Zühtü Albaydan söz ederken. Ve bu tevellüdün altıncı yılında kendini içkiye verdi. şu temizleme tozuyla çinkoyu parla80 K. Zühtü'nün tevellüdünden sonra. tencerelerin ve ekmek kutusunun altında kaybolan tezgâh. Onun doğumundan sonra kırk ve iki yüz dört yıl yaşadı. Ve albaylığının dört ve yetmişinci yılında. Ben bu ırmağa daha önce girmiştim. Yeni yurdunda.) Nizamettin Tambay. yerleri taşlarım. Bu tarihten iki ve yirmi yıl sonra. doktor binbaşıyla konuştuğundan sekiz ve doksan gün sonra aşırı sinir yorgunluğu yüzünden malulen tekaüde sevkedildi.» Mutfak karanlıktı. Ve Zühtü Albay. Bütün mutfağı temizlesem.hizmetinin ikinci yılında. Nizamettin Tam-bay'm. kendinden yedi yaş büyük bir kadını metres tuttu. Kenan iline gitmeden önce yaşadığı ülkedeki cetleri bunlardır. albay olamayacağını anlayınca. içkisizlik sebebiyle güneşli bir günü yağmurlu zannettiği tarihten itibaren kırk ve üç yüz sekiz yıl yaşadı. mutfağa yöneldi. bir bildiriye imza koyduğu için. ordudan tardedildi. binbaşıyı bedenen hırpaladığı için. karanlığın ancak bir kısmını ortadan kaldırdı. Nizamettin'i doğurttu. îmdi Adem. Nizamettin Tambay. onlan sevmek için kapı kapı dolaştı. emekliye sevkedildi. görücü metoduyla evlendi ve hemen erkânıharp mektebine —o sıralarda yeni icat olunmuştu— yazıldı. içkiyi altı ve sekseninci defa bıraktığı sırada bir gün evde otururken. daha . daha önce raptiye almış olurum. Evliliğinin sekizinci yılında mümtazen terfi ederek albay oldu. Ve Zühtü Tambay. Hayatının son yıllarında. Zühtü. Nizamettin'den sonra Tambaylarm sayısı yeryüzünde hızla arttı. Adem Tambay. Zühtü'yü.

Sevgi resimden anlamazdı. ayrıca badanaya da o zehirli tozdan katarım. Ben de bütün iş bundan ibaret diye sevinmiştim. Sevgi uyanmadan bütün işleri bitirebilirsem her şey böyle güzel gidecekti. kötü katilleri öldüreceğim. elimi yıkadığım bütün bulaşıklar üstünde tek tek gezdirdim. eski çayı çöp tenekesine dökerim. fareler de yeşil macun tüpünün kapağındaki hemcinsleri gibi bacaklarını havaya dikip ölecekler. gıcırtı esasına göre bütün bardakları ve tabakları ve en zoru tencereleri yıkadım. iyi katil olduğu için o sağ kalıyor. hemen çaydanlığı doldurmalı. kendi kendime bile. bulaşık yıkayıp kötü çaylar yapacağıma belki biraz daha para kazansaydım sonumuz böyle olmazdı albayım. uyanmadı. albayım buna çok sevinecek. ben bir çok mutfak eşyasının adını bilmem. . onlar ne anlayacak? sus öyle söyleme. ondan azarlamıştı. mutfak temizliğiyle olmuyormuş.. kısmet değilmiş albayım. ben de azarlanınca Sevgi'nin böyle kötü yanlarını ve çok güzel olmadığını filan hatırlardım. Sevgi sevin dedim. kendimle konuşurken bile onun hoşuna gitmeğe çalışıyordum. beni azarlamıştı. fısfıs kutusunun kapağındaki maskeli katil yapıyor bütün bunları. belki de albaylar tarihinin son bölümünü merak ediyorlardır. bir ressam arkadaş söylemişti. ben uyumuyordum. bu bütan gazı da iyi ayar lanamıyor albayım. olur söylemem. beni sevmiyorlar.. hay Allah neden lavaboya gidip elimi yıkadım? Allahtan Sevgi uyanmadı. su ısınırken de mutfağı biraz 82 yım. onlar elimin altında gıcırdamadıkça yıkamaktan vazgeçmedim. büyüyünce ben de katil olacağım. saçmalama. hayır daha önce zımpara kâğıdı almış olurum. beni bu kadar seven ve ikide bir kollarını boynuma saran kadın neden böyle önemsiz bir mesele için beni azarlamıştı? İyi niyetlerle iyi eserler verilemeyeceğini neden hatırlatmıştı? Neden neden neden albayım? Albayım! Bu temizliği bir bitireyim göreceksiniz eski mutfak eşyaları bile parlatılınca nasıl güzel olur. neden onun gibi olamıyorum diye çırpmdım. en önce böcekleri öldürmek için kutusunun üstünde dehşetli bir resimli roman kahramanı bulunan o fısfıstan alırım. eski çayı dökmeli. beni mahcup çıkarmayın ilerde. çünkü yorulmuştu. çünkü kurulama bezleri hemen ıslanmıştı. onun yani Sevgi'nin tabirleriyle konuşuyordum. gene bir tuhaf bakmıştı yüzüme Sevgi. neden hatırlardım? neden öfkelenirdim? neden neden. bunun da bir estetiği varmış. demek onu seviyorum diyordum kendi kendime. bütün bulaşıkları yıkamıştım. hayır. tabakları yavaşça durulama telinin aralıklarına dizerken her seferinde bir kere canım Sevgi diyordum. lavaboya gidip elimi yıkadım. hani sinekler üstüne konunca şıp diye düşüp ölüyorlar. inşallah farketmez-ler. çok iş var yetişemem. pencereyi ve dolapları boyarım. lavabodan yavaşça döndüm. içerden sesleniyorlar. hayır albayımın mutfağını farelerden temizleyeceğim.önce yağlı boya alırım. Uyanınca boynuma sarılmıştı uykulu kollarıyla. aşkımızın geleceğini hazırlıyordum. şimdi bu meseleyle vakit kaybedemem. canım tabaklar diyordum. ne unuttum? Macun unuttum. yeşil diş macunu gibi zehirleri keskin kokulu sucukların pastırmaların üstüne süreceğim. ara sıra ellerimin bulaşığıyla gidip onun uyuyuşunu seyrediyordum. iyice çalka-lamalı demliği. musluğu tıkamasın. yirmi beşi geçersem işim işti. ben de Sevgi'yi ihmal ettim elbette. o zamanlar daha her şey yolunda gidiyordu. Olmadı. ben bulaşık yıkamasını bilirim. onlar da farketmeden temizlemeliyim. çünkü sevişmiştik. bu sefer elim yağlıymış. önce demliğin suyunu akıtmalı. İçerden çay beklerler. 81 I tehlikeye koymuştum. artık bütün sarışın kızlar senin diyecek. yıkadıklarımı durularken yağ bardaklara tabaklara bulaştı. oysa yetmiş dört bile beni kurtaramadı. Sevgi uyuyordu. çok düşün-celiyimdir albayım. hayır bilmem. ben de yorulmuştum. mahcup etmeyin demiyordum. geliyorum albayım. temizlediğini söyleme.. bir daha yıkadım. tabakların suları bile akmadan onları kurulamıştım. ya çok yanıyor ya az yanıyor. onları kovboy filimlerinde olduğu gibi meşru müdafaa yaparak yok edeceğim. içim yanıyor albayım. onu uyandırmadan bu işleri bitirebilmek için her şeyimi feda edebilirdim. Onu sevindirmek istedim albayım. demek onu seviyordum. sarışın genç kızlar onu çok seviyor. acele etmeliyim. aferin oğlum Hikmet diyecek. hoş görünmesini bilirim. romandaki kötü katiller gibi hamam böcekleri düşüp kalıyorlar. esas meselelere boş vermiştim.

yemekler üzerine fikirler yürüt33 99 qq tf flq rasq 'uirjBA'Bq raraaq a^ği 'ranpaoiîuiöaâ aoapBs 'uinpJoAip mutnqBio GiuipuBA Pliaq 'ump. çaydanlığı tepesine kadar doldururum.eS aozijiSuj "euxinp 'sxi ¦eu'Bq 'raaq sâna 'ssıuıy §oq "epBaB nq '^Bq but^bbs 'aa^eA B5[pjBp ojQ uaiaA' nsn^o^ •tA'araaiuiap ıAbö uinwran tn5i unŞip tzbj <\ ap ifBj^np\j. saçmalama. göstererek öğretirdi. insan yerine koyup bir söz etmezdi.iSAag Bp bjuos uepuBranq urvjnq 'raiA'Bqre q ubuıbz o nuo uiuiBuiB(id sas i 'j{oA iUBîran njSnuuoS 'Bq-Bq §im unA'ajoâ au ap j{q ' ğnuinS uiuiiA^qiB uiöt au ap aiq aouipiS zi n^oî[ uaq 'aqa aajAaS a^o 'ip^iuio iqi3 '3{ij§iuiSıiBâ aozqiSui BpeaB o zıij 'ip^uip Aaâ aiq bjuos i>q3 Bzao q ep bX 'jnio znunŞnpunğnp \mfreqxe unuraaui tsdaq uaq 'hbobio jnpesa^ 'nığnuinAn 'ipABpuisBpo f uiuinqaAip npp J^qn^ Jiq ratöi ubuıbz o 'uinpjoS ¦euriuop zeAaq aaa^ jiq 'apisda^ ipBiuiB^ jaA möi aaîjeğ ' -ap znunpaoAiitq 'smSiraBiuiB ua^Bz 'raaq 'ununun ioaSzns jq^A^a 'uısıuAb uaputî{ ııbiîojı sııSbîı auiöt 'unsfo nAo^ uiiA'Bâ uiiuaq ap öiq 'japap «^bAız-ba znsunSA'n» ap mq ^unsp n uapau 'npao^tuiöaâ aeiiSaâ n^osi u^praqjiB treuiBZ o zauiSnp uanaznS etreq 'ipufap pznâ ep zrsı ubj'bz 'BAnpuoJiaoaS raipıaS utöt unuo '3{oA ubjbz i ipuiiâ 'xuipABSii'Bq BAop BAop BuuBi^BOBq 'uiipAasJoS ıpıuiâ nŞap uraurBz aaq ¦•¦ua3 aiq uan jtq BpuBpo xiapatr ^uapau bsAo 'unsjoAi^BS rarun^ iqi3 ttipuasi ¦BA'eanq ap Jiq ut\sjoAi&bA 'BpuisBaB sid ununpuo3iaoa3 'unsj:oAiJia5 vivzao uıöı tinuo 'a^aqp nfap apjatunS j^t 'uinp. işim bitmeden çay kaynamasa. bir kısmıyla bulaşığı yıkarım. -aaiqaS Jiis^a uinîP iq un^nq b^ •utsaoxioS asuiT}j UIIHP mi •UOUin 'UHJ . altını biraz kıs. ilk temiz suyla bardaklar yıkanır. demlik de kurumuştur. bulaşıkları yıkayacak su yok. çok tuzluya çare yoktur. kendi bildiği gibi yapardı çayı. doğru aptalımdır. hiç sesini çıkarmadan çaydanlığı elimden alırdı Sevgi. beni planlama teşkilatına alacaklardı albayım haha. az tuzluya çare vardır. benimle alay etmesin diye ona yaranmağa çalışıyordum. bu meziyetlerimin değerini biraz da Sevgi bilseydi sonumuz. biraz dibini tutmuş. çok terliyordum.ioA'iuqiq uıb^ ctbuıbz o 'UIL&BPUIJIJ13J î[il3isn 'uıızıuıba1 îina^sn 'zauqag Aa§ jrq ai^oq BuiiaBq jpuiiâ 'pA ûbjı umpanp raipap wı\\3 -A8S aA. isteyen sofrada ilave eder.demliğin içine biraz tuz koymalı. hay allah unuttum. onu hayalimde kötü durumlara düşürerek intikam alırdım. ha-ha. eyvah demlikteki tuz yanacak. bunlar söylenmez. işte bardaklar bitti albayım. tuzu fazla olan yemekleri bile beğeniyordum. ben de şımanrdım albayım. ben bütün bu sözleri çok tatlı bir dille söylediğimi sanıyordum. neler biliyorsun sen diye beni överdi Sevgi. ben onu şimdi çalkalarım kaynar suyla albayım. tuzu çayla birlikte koyarım. olsun albay yabancı değil. sarılıp yatıyorduk albayım. ben de domuzun biriydim albayım.ioA'nieq un^nq 'tuiABqiB npjoArqo ai^o '3{auiap qziS ap aiq 'ipz'Btu'Bp SntujoS ua^JB^q raaq otq apunuo uiujSAag aiA^q 'n?ap ut5i Aa§ Jiq 'uinp iuinpAnui qj p aiq mıŞipuatuaznp ps^u uuaı§t nq i3p iSAag ura. çay da koysaydm ya aptal. işte en çok buna içerlerdim albayım. ben fazla tuzlu sevmem halbuki.

hislere hitap eden eşyada bulanlar. mücerret bir vakıa idi. ne elimdir ki. Buraya konuşmak için geldim.» «Dur Hikmet. cezalı öğrenciler gibi. Sevgi okumadı albayım. olmamıştır. Antonius için yaptığı fedakârlıkları önleyemedi. elbette ki. son derece muğlak fikirlere istinad ettirirler. Ne Mısır kraliçesi olması. onun için. yüzün duvara dönük dur. Albay. Antonius. bir Antonius meselesi değildi. eşyanın tabiatına bağlı olmayan bir meseleydi.' demelisiniz. aynı mahiyetteki başka gözlerle karşılaşması gibi. Sonra beni de dinlerler diye çok dinledim. erkek milleti için hayırlı neticeler tevlid etmiştir. Antonius. riyaziyeyi.v\oy[ bjuos -T{SBsa BqBp qBnB§tti ajajas Jiq 8iAo§ a^zaq nun^sn unuoîfUTf) auaznp •npuop BŞBj^nj^ "zbuııo tipq 8P arraraaq 'uapunznA quBX " 'apttnug uuBrao 'ap uaa tqiS SnuuoAT§BjŞn a^aa^aS axa . İkisi de. Bu. Eski okuduklarıyla yetindi. O bilmiyorsa yoktur. Onun Antonius'tan beklediği ise. Garbi İmparatorluğun bu yarı ilahına Kleopatra. şaşaalı bir aynadan ibaretti. Bu. Hayır. Yaşamaktan vazgeç ve bir duvarın köşesinde.) Ben de birinci çoğul şahıs olurum: Dinleyelim bakalım: «Kleopatra. kadınların eline geçseydi. hiç bir zaman kendini düşünmedi.BqBDB aapa X ipua^ BpBJTS iSipTIBjdBS Q1Q& Jiq 'UBSTIJ Bpuirunp hbobAbtub raıŞipuaiAps aap^ -npaoAua^soS ixns nfnpo^BJBduii Braoy a^aa ^atoias 'ABq-[B tirwatu :npjo^njn§nuoîi BpBpo itpfB tsda^ xrq TtapmâT uraaui I^UIBD ISUBX PIBPUT^B TintlOA'pB. Ben bir yerde olsam bile benden öyle bahsederler: 'Kimseyi dinlemez. Ve aslında kadın denen o anlaşılmaz mahluk.I 't^tS B^BpO UQ A bjuos '^aoauapqdnS uiUBuip Sraijiiiq uibi uaq 'uii^BqiB uin§nuznt Bp b^zbj ZBJiq ^btjbj 'utsabs raaq iSAag 9P ^TPS raTP BUBq uinpjoAtp JBTTTBqB^ ut^bs 'uinpaoAn§nuo3[ n m bsjbjzbuiAbt[ aayajaoua^ 'jub^tS sas îjo5 ua 'TTauiJi^SaTJaX UBi^BqB^ bpbjb nq 'nsn^mjnS zBJiq 'unJBdBA tqtS uiıSıuiTaS Bunuos utSt praBg apsjau jbpjbj^tx^ 'uiUTuaTses aiq bpbjb aArp 'nuinjnp jbjub Bp ABqTB UBSJBdJBû auTJiqjTq ub^ a-[iîuajzpS uiiXajT§td iqiS uiıŞipa^ST Bp Çaylara şeker koymadım. Sezar daha önce gelseydi. müthiş bir silah olarak insan saadetini tehdid eden bir tehlike haline inkılap edebilirdi. Ben. kadınların. Hikmet'in uzun süren kayboluşu üzerinde düşünülmediği albayların yüzlerinden belli oluyordu. gündelik hayatın kolay yaşanması ve yüksek zevklerin tatmini için kullanmıştır. ne şöhret ne de aşktı. istikrarlı bir şahsiyetin meydana gelmesini temin edecek temayülleri tevlid etmeğe kâfi bir arzu kesafeti hissetmesine.» Susturamazlar. ne de serveti. uzun kirpiklerini kaldırdığı zaman. Dikkat etmişimdir: Hayatın tadını koku. (Ben de sizleri üçüncü çoğul şahıs yaparım: Onları dinlemezler.' derler.i. vişne çürüğü ciltli kitaptan bir şeyler okuyordu.» Odayı ince Gelincik dumanları kaplamıştı. esas itibariyle felsefelerini. Kleopatra. her nedense. Ben-i Adem. Bana kalırsa. Bu mücadele. ben böyle bir ceza almadım hiç. yüksek bir seviyede cereyan ediyordu. Oysa "Kimseyi dinlemiyorsun. Benim hatırlamadığım her şey bir efsanedir. nefse itimadın teessüsüne vesile olacak bir eşya nazariyle bakıyordu. yardımcı olamıyordu. esrarlı riyaziye muadelelerinin girdabında teşekkül ettirir. Şimdi sıra bende. bir yaratılış meselesiydi.B aBpBj{ iŞipa^sı sa^aaq ua^ag 3{BDbŞts aXisdax '^BqB^ ut3t îfBJjpıtnı ap ub^iSbîı 'TJBpTBpjBa 'Â.jajeii ajsas ^asî[nA zy :tniXBqı. yoktur. dinle bak. Sesini yükseltti: «Demek hatırlatmasak bizim Tambaylar Hanedanı Tekvini gürültüye gelecek. bütün bu hercümerc içinde beraber bulunmalarını temin .» «Dinlemem albayım. okumasını sürdürdü. üçüncü tekil şahısım. renk. yardıma muhtaç iri gözlerinin. Kleopatra'da da. Hatırlamıyorum. çiçek gibi. bu bir efsanedir. evet. Sezar'a ram olacaktı. iktidar ve san'at. ancak 'Yaşama!' demek gerekir ona. Hüsamettin Bey gözlüklerini takmıştı. ne güzelliği. o kadar ısrar ettiğim halde. Bu. 86 oluşu. bu vaziyeti geç farketti ve kendisini mukabil bir taarruz ile müdafaaya çalıştı. esas gayelerini açıkça ortaya koyamayacak kadar gururluydu. Bu iki emsalsiz insanın. müphem arzularının menşeini. Riyaziye.

bir kısmı ıslak yüzeye yapıştı. Sezar'm yaklaşmasının meydana getirdiği telaşın tevlid ettiği kader birliği ve bilhassa Antonius hesabına. bir tabiat kanunu idi: Beklemesini bilenler. Mısır'a doğru yol alıyordu. devletin idaresinde her gün karşılaşılan ve ahvali âdiyeden olan işlerdi. bardağın içinde kaşık bulunanı Sermet Beyin. her şeye rağmen. Masum. fincan tabağında olan bardak albayımın. tarih. İnşallah bu arada..) Şeker bardağın dibine doğru kayarken. Neyse. Bir bu 'ha-ha' ile iyi geçiniyoruz. Çünkü içimden söylüyorum onu. (Herkesin ne kadar şeker aldığını gördük çünkü. uzak bir memlekete dönmenin icap ettirdiği amelî müşkilat vardı. masum arzularının onları sevkettiği mecradan tamamiyle uzaklaşamazlar. Sermet Beye döndü: «Evveliyatı olan bir münakaşadır bu. olur mu? Demlikte su kalmadı. hakikaten. Ne meş'um bir tecellidir ki. Önce şekerleri koyalım. Sevgisiz acımaya karşıyım. Bunu daha önce yaşamıştık. her yerde eski düzen. hakikaten bir tekerrürden mi ibarettir? Kanaatimce. Antonius ile Kleopatra'nın yıpranmış münasebetlerinin kendilerinde yarattığı bezginlikten istifadeye kalkışmayacak kadar gururlu ve bu münasebetin onlarda vücuda getirdiği ruhi teşevvüşü istismar etmeyecek kadar müstağni olan Sezar. Ha-ha. Eski düzene isyan ediyorum ve eski düzenin değişmesine karşıyım.» «Ve Sezar. çinko tezgâhın üstüne vurdu. elini yaktı. O halde gülelim. Aralarındaki ruhi mücadelenin meydana getirdiği hiddet ve asabiyet. çay. parmağını. gözlüklerini alnına kaldırdı. ayaklarına kadar gelen nimetleri teperek. gene. Bu. Küçük hesaplar! Çaydanlığı hırsla. Büyük adamlar ne yapar peki bu durumda? Onların uşakları vardır. gözlerinin altını sildi.» «Bu da bir düşüncedir. yaralı bir kalbin emrine sunamaz. beraber bulunmalarını temin eden telaş ve hercümercin tevlid ettiği asabi tansiyon sebebiyle. «Hakikat gazetesinde çalışmıştı.» «Mütercim Arif mi?» Hüsamettin Bey. İçlerinde fakir olanı yok mu? Uzatma. Gerisi sahtekârlıktır. tabii fırsatlardan istifadeyi her ne kadar düşünmezlerse de. bu tekerrür. .» Hüsamettin albay. düşünce yalnız budur.» Hikmet ayağa kalktı: «Çayları tazeleyebilir miyim?» Karşılık beklemeden. o kadar. biz de durumumuzu dışarıya belli etmiyoruz hiç olmazsa. fırsatın dağıtıldığı sırada orada bulunmaz. bir faciaya doğru inkişaf ediyordu. Kim bu tarihçi?» «Mütercim Arif derler.. Kendisini. Çayları soğutacaksın. seni şaşırtmasın birdenbire. Facianın kahramanlarının yüksek mertebeden oluşu. Ulan ha-ha! Herkesi gülünç duruma düşür.eden husus. çaydanlıktan biraz koy ve çalkala. vaziyetin normale avdet etmesi için ele geçirilen fırsatlar. Herkes böyle alçaltıcı ve küçük düşüncelere kapılmaz mı yani çay koyarken? Kapılmaz. onların kapılmış olduğu endişelerin haricinde. emin dalgalarla.» dedi yavaşça. hangi bardak kimindi unuturum. sözlerini. Tanımazsın. eliyle de destekleyerek atıldı: «Bu çeşit masumiyetin karşısındayım albayım. keyfiyeti daha vahim bir mecraya sürüklü-yordu. tıpkı Antonius ile Kleopatra'nın.» Elinin keskin yanıyla Sezar'ı havada biçti: «Fırsatlardan yararlanmak istemeyen insan. onu dibe indirir. bardakları tepsiye doldurdu: «Kaşığı. Parmaklarını bir süre havada salladı. bütün sıkıntılarını geride —Roma'da— bırakarak. Öfkelenirken gülünç olmamalı. göz yaşları arasında her gün biraz daha buğulanan hayali gibi. yaşadıkları her 87 müphemleşen. «Bu yorumu bana hiç okumadınız albayım. Hikmet anladı: «Devam edelim albayım. Kimseden karşılık beklemiyorum. Zarar yok. muayyen bir nisbette tekerrür olsa bile. Ha-ha. Acaba tarih. kitabın kapağını okşayarak. gittikçe zayıflayan ve kaybolan bir hayalden ibarettir. Küçük hesaplarmış. Çaydanlığı bezle tutmayı unuttu. bütün memleket için bir tehlike teşkil ediyordu. okuduğu sayfaların araşma soktu. Gecekonduda bile eski düzen.. Vaziyet. Sıcak su damlaları elinin üstüne sıçradı: Küçük iğneler. İkisi de tarihten ders almayı düşünemiyorlardı.» Hüsamettin Bey. Gülünçlüğün ölçüsü nedir? Ben! Ben bir şey yaparsam gülünç olur. Buna ilaveten.. kıvrık burunlu gemisinin güvertesinde. bir bir elden kaçırılıyordu.» Hikmet. kaJLM şılık beklemeden kapıya yöneldi. Ben monologdan yanayım. bu komplike vaziyetin kendisine temin edeceği avantajlardan elbette istifade edecekti.» «Hayır. Kleopatra kadar Sezar da suçludur olup bitenlerden. Siz sanki farklı mısınız? Ulan hepinizin ciğerini biliyorum! Öyle değil mi^ Ha-ha? Değil.

«Ev işlerini karım görseydi. evliyken o işi de ben yapardım. Ve beni deliğimden sen çıkarmıştın. «Hangi arada yıkadın?» Hikmet. her türlü canımı hep önce bana söylettin. Her meselende mutlaka işin içine birini sokmadan. hangi renklerin yanyana gelebileceğini.» Boşta kalan elini göğsüne götürdü: «Bu kalbin. Tıpkı sizin.» dedi. Yönetimi eline aldın. kitabı kapattık. albayın yüzüne bakmanın güçlüğü var. «İçeri gel.«Tamam beyim.» Hüsamettin Bey güldü: «İstediğin oldu. Dul kadın. şu makaleyi nasıl buldun canımı. altı maddelik bir muhtıra ver ona. Vadinin en hızlı bulaşık yıkayan erkeğiydim.» Hikmet başını salladı: «Bana kalsaydı. kibar bir garson özen-tisiyle eğildi: «İnsan bazı güçlüklerden. Oysa. Nerden çıktı bu kadın? Mutfaktan bir ses geliyor. hangi gömlekle hangi kıravatı takacağımı.» dedi. Ve sonra bütün hayallerimi yıktın. Ve sen bunu anla90 Göz yaşımı silmedin. dünyanın en büyük oyun yazarının kim olduğunu. Kolunu ileri uzattı. Bana kalırsa. bu canımı. yargılarıma katılmadın. karma hemen dön. pencerenin yanma gitti. «Beni karıştırmadan rahat edemezsin. neden bırakmadın? Ben yıkardım. Hüsamettin Bey seslendi: «Kapı açık Nurhayat Hanım. ben bu akşam biraz dışarı çıkmak isteyebilir miyim canımı.» Hüsamettin Beye.» Hüsamettin Bey devam etmedi. albayım. Ve önce kelime vardı. «Devam edin albayım.» Albay. tabloları duvara nasıl asmak gerektiğini. Hangi renklerin güzel olduğunu. bilmeden yaptığın eziyet artsın. hangi devlet düzeninde yaşanabileceğini. «Ve ben. ancak onları unutmak suretiyle kurtulabiliyor albayım. yatağın neresinde yatacağını. ev işlerini de ben görüyordum albayım. birini sevmeğe ihtiyacı vardı. aşkın ölümsüz olup olmadığını. ne biçim bir evde yaşayacağımızı. Albay sevindi. Elbette seslenecek. Bu saçmalarınla kadını da baştan çıkarmışındır. kapıdan. Ve bütün sözlerimi yarıda kesmene izin verdim. Burada hiç olmazsa iş bölümü var. odaya girmedi. Çok düşünceli kadındı: Durmadan düşünürdü.. Göz ucuyla Hikmet'e baktı.» Ayağa kalktı. Albay güldü: «Bir tıkırtı duymuştum. «O halde ben ediyorum. sen. ellerini oğuş-turdu: «Ben de bir zamanlar evliydim albayım. misafire pijama ile çıkılıp çıkılamayacağını. arkadaşların canımı sıkıyor canımı. Ve sonunda artık dayanamıyorum diyebilmek için ben de bilmeden bu oyunu oynadım sana. hangi şarkılara duygulandığını. bir mut89 ------f-J — ---------------„ __ _ Hikmet kalktı. Ve sana izin verdim ki. insan insanın kurdu muduru. Bu kadının geleceğini hesaplamamıştım.» Hikmet. Ve sevgiyi senin suretinde yaratmıştım. Ve . işaret parmağını. İki: Pazar günleri Selim Amcanlara gitmeyeceğiz. en yakın duvara dokundurdu: «Bir zamanlar seni sevmiştim. geliyor beyim. «Deli oğlan!» dedi.. önce vitrin vardı dedin. senin bilgisizliğinin artmasına izin verdim. görünmeden edemez. Ben konuşurken vitrini seyretme cüretini gösterdin. Üç: Ne kazanırsam onunla iktifa edeceğiz. Ve sonra birlikte sokakta yürürken. Şimdi. tencereleri Nurhayat Hanım: Suları süzülmüştür. Derler ki tarla kuşu bütün gece öttüğü zaman. başını kaldırdı: «İyi bulaşıkçıydım albayım. sen kendi sonunu hazırla. sonumuz böyle olmazdı albayım. Ben ki.» «Çocuklar kapıda plakanıza taş atıyorlar. Nur-hayat Hanimin çalışı.» «Yok. Rahatladın mı?» Hikmet* Hüsamettin Beyin çayını verirken. Fakat hiç bir şeyi unutmadım. Ve sonra. hangi devlet düzeninin insan ruhunu öldürdüğünü. o canımı.» Sermet Beye döndü: «Karım düşündüğü için. bu konuda kimseye yetki vermemişimdir. «Albayım. yatağın neresinde yatacağımı. tarla faresi bütün ihtiyatı elden bırakır ve yuvasından çıkarmış. «Belki bulaşık vardır diye bir uğradım.» Misafir geldiğini anladı.» Kaldır tabakları. hangi yazarların büyük olduğunu.» gibi ümitsiz bir çıkış yaptı Hikmet. Bıraktım ki. Önce sen söyle-seydin ve ben sana katılsaydım. Ve bana bütün yaptıklarını bir bir aklımda tuttum. elimin tersiyle seni yıkabilirdim. ikinci sınıf bestecilerin kimler olduğunu.» Başını kaldırmadan yerine oturdu.» Albay köpürdü: «Bütün bu facia neden meydana geldi o halde? Kim yarattı bu hazin neticeyi?» «İçimdeki şeytan. duvarları nasıl boyayacağımızı. Bir: Artık bulaşıkları yıkamayacağım. kabahatini paylaşmadan duramazsın.» Kapı vuruldu. Ve hepsini aklıma yazdım. güzel kadının tanımını. Ve bulaşıkları yıkadım. Hem de hamarat bir kocaydım. sözünü kesmesi için zaman bıraktı.» «Saçmalama Hikmet. istediğin yerden karşı kaldırıma geçmeğe cesaret ettin. ama fare zannetmiştim. «Soytarılık etme Hikmet. bugün de aşkımızın mutfağında bulaşık yıkıyordum.

cehennem zebanileri kol-lektif şirketiyiz. Bütün ecinni tayfası ve ecinni kaptanı. hayır canım pire ısırığına benziyor demesi bu yüzdenmiş. Çanta büyüdü.» Hikmet. nedense. biz temiz havaya çıkalım. siyahlı köylünün eteğinden çekti: «Gel. durmadan atıştırıyorlar. Hüsamettin Bey bir simit parçası daha attı: . insanlarımız. biz uyurken yeraltı faaliyetinde bulunurlarmış. Bu konuda. Bir kapıcı olmalı. Biraz daha az kirli olsaydı. kapıcı! Kimseyi içeri bırakma. Evde bekleyen çolukçocuğunu düşün. Hikmet. Havuzun çamurlu derinliklerinde kımıldayan karanlık gölgeler. Bir iki köylü. Eşarbınızı da takın. »i-j iki yana sarktı: «Sen hiç gözünü kırpmaz mısın oğlum? Ne karanlık ruhun var yahu Hikmet! Biraz pencereni aç da içeri temiz hava girsin. paltonuzu giyin.. Hüsamettin Bey korkuyla geriye çekildi. Albayların tari92 ¦ ¦¦«Wi'i-it. İnsan nasıl durur. bilmem ki. acemi adımlarla havuzun çevresinde dönüyorlardı. bir radyo oldu yanlarından geçerken. Hey.» Yumruğunu duvara dayadı. «Bu ihtiyarlar. Elinde siyah bir çantayla köylü görünüşlü biri geldi havuzun kenarına. Davranmayın! Yakarız ha! Kapıcı! Kötü hayalleri içeri bırakma. evli çiftler mutlu uykula91 bütün cadılar. İstikbalini düşün. «Fena değildin. Albayım. Ve bana ilk sözü söyletmekle.» Hikmet yorulmuştu. ona da. kirli bir simitçiden bayat bir simit aldı. hava serin. durmadan dişsiz ağızlarını oynatıyorlar. dönüşü olmayan yola ittin beni. Parka gidelim. «Balıklara yem verelim mi albayım?» Havuz.) Dünyaya alışmamış ve alışamayacak adımlarla yürüyorlardı. Sözlerimize dayana-madığın ve bu nedenle tam pencereden çıkacağın sırada elimizin tersiyle bir vuruyoruz sana: Haydi içeri! Hey! Kim var orada? Kapıcı. İşin içine Tarihi de karıştırmadığın iyi oldu. arkalarından baktı. senisevmiyordusevseydilerin bütün çeşitlemelerini uygularlarmış. Bu nedenle. Hikmet'in omzuna dokundu. deniz rengi ya da göl rengi bir maviliği olacaktı.bana tuzak kurdun. Bizim çolukçocuğumuz yok.» Hikmet. Radyonun gürültüsü. Bize engel olamayacağın kadar uzaktayız senden.» Sermet Beye döndü: «Kapı dışarıya açılır. Bunların kırmızı balıklar oldukları anlaşıldı. Tahtakurusunun salgısında bile.» Havuzun kenarındaki sıralardan birine oturdular. seni sevmiyor-dusevseydiden varmış. tozunualalımmıabilik tasladılar. Simit kokuyorlar. Uzaktan. senisevmiyorsevseydi sen o filmi anlatırken. . yaratıkların sesini 93 iki tane boyayalımmı abiler geçti: Simsiyah saçlı genç çingeneler. mavi mozayikle kaplıydı. Hüsamettin Bey kalktı.» İnsanlar. dibi ve kenarları. Emekli albayların ve yaralı gönüllerin canları sıkılınca başka nereye gidilir?» Mutfağa seslendi: «Nurhayat Hanım! Kahveyi pişirme. ata biner gibi oturdu: «Hayır. ıslanıp dağılmış simit parçalarının çevresinde birleştiler. ülkemizin göllerinden birinin biçiminde yapılmıştı. Herkeslerin kulaklarına fısıldarlarmış: Senisevmiyorsevseydi sen kitap okurken sırtını çevirip uyumazdı.t. Otobüste yanıma oturan ihtiyar kadınlar ve erkekler. Derler ki hamam böceği. birden sıçradı ve geriye döndü. Lacivertli köylü. hamam böceği kadar küçük yaratıklarmış. İşte senin karşındayız. Kaç kere gözümle gördüm. Gidelim. paltonun yakası yağlanmasın. kırmızı balıklara baktı hayretle. şu yaratıkları seyredelim. Umumi yerlerde demek istiyorum. Hikmet. Biz burada çok sıkışık bir durumdayız. En son ha-ha'yı biz söylüyoruz fakat. sandalyesine. hamamböcekleri ve mutluevlilerinyuvalarmıyıkıcı cadılar. sabah uyandığınızda bileğinizin içini kaşırken. üstüne başına koydu. leblebi kokuyorlar. Hikmet güldü: «İnsan hiç savaşmadan emekli olursa.» Hikmet. Çıkmamız daha kolay olacak. tahtakurularmdan bile yararla-nırlarmış. süet ayakkabılarını giymişti. Ben ve gecekondu ve Dul Bayan Nurhayat Hanım ve Hüsamettin albayım ve bilumum emekli albaylar sana ha-ha diyoruz. Radyolu kapıcı. Biz. asm. böyle korkar işte. ceketinin dışına çıkan gömlek yakasını düzelt-mezdi. yakında bir sıraya oturdu. hep bir şeyler yiyorlar albayım. «Ve her şeyi bana başlattın ve istediğin gibi bitiremediğim için ha-ha dedin. beni gene tahtakurusu sokmuş demenizle birlikte karınızın. parkın hayvanat bahçesinden bir uluma duyuldu. (Daha yürümesini bile öğrenemedik.» «Parka mı?» «Elbette. Seni bir sinek yaptık ve kanatlarını kopardık.

ayaklarını havuzun kenarına dayar. Bazı zamanlar insana hiç bir şey kötü gelmez. şiir yazıyor musun Hüsam?» Yazı-yordur herhalde. dedim. Bir pastanede buluşacaktık. divana çapraz yatar. Neden gülümsüyordu Bilge? Neden ucuz bir kürk giymişti? Hayır. bacaklarını duvara dayar. Kimdi bu Bilge? İnsanın saçlarını okşar. Bir çeşit pikap bu. çevremi süzmüştüm. Bilge. demek ki. Bize çağırdım Bilge'yi. oysa büyük kuş. Aslında heyecanlıydım. «Arada sırada bir kabahat işlediğimiz oluyor. beni hemen tanımıştı. fakat. Biz. Yakın gözlüğünün kılıfı. «Albayım. «Kendisi gibi garip bir kuş sandı arabalı vapuru. Radyolu kapıcının yanma oturdular. fakat. Tanışınca anlarmışız. Bu da ne demek? Bana ihanet içindesiniz . benden çekinmeliydi. ben de hüzünlüyüm dedi bu kocaman. çevremi filan gördüğüm yoktu. divana yerleşir. bu kızla yatmayacaksan. Ben de karada yalnızım. «Arada. ciddi bir kızmış. şu hayvanlara biraz daha simit ver Hikmet. «Sen kendini cezalandırıyorsun evladım. bacaklarını. siz. Sahte bir kabadayılık tutturur: Biliyor musun Sevgi? der. oturmadan. Kaybedenlerin listesini tutuyordum. plastik kılıflı bir albümü karıştırıyordu. Duymasın lar. Apartmanda çaldırmıyorlardır ona. ağaçlan ve yaratıkları. isııgc yi u. onlar halk mı?» «Bekçi gitti.. radyopikaplı kapıcının elindeki yaratığa baktılar.c uoua Ktıu ^«uu^ıu 1»»^^. Çiğnerken avurtları içine çöküyor. bulutları. İnsan güzel havalarda boş bulunuyor Sermet albayım: Dalgaya düşüp Bilge'yi evine çağırıyor. biliyor musun Sevgi. bunu biliyordum. Bu kadınlar. «»*«. «Hemşerim. kılıfa iki parmağını soktu.. bu buluşmayı düzenlememeliydi. kimse Hikmet'e aldırmıyor.» «Onlar hayvan değil albayım. bugün yolda kimi gördüm? Bilge'yi gördüm. benden başka beklediği yokmuş gibi gururlanmıştım. demek istiyorsunuz. kırmızı balıklar küçük ağızlarını son simit 94 subay sigarası uzattı. Gözleriyle. birer tane yaktılar. kendime. kafamdaki kızlar kadar ciddiye alamıyordum.. çirkin sesleri içinden en kalın olanıyla karşılık verdi bu düdüğe. İnsan. Hüzünlü bir çağırış sandı vapur düdüğünü. şu acıklı plak bile. neden böyle sıkıcı bir işte çalışıyorsunuz? diye sormuştum: Nazmi'yi bekliyorduk birlikte.—-„. bir kâğıt parçası çıkardı. neden çalışıyorsunuz? Siz. «Eskiden. insana ne aptallıklar yaptırır. Ben de hüzünlüyüm. balık. Nazmi beni anlat95 II11ŞU Uiltt. Hikmet.» Sonra vazgeçti. adları bile aynı değil. Gözlüğü taktı. Bilge. okuyuverirdin işte. Umumi yerlerde hakları yok. Kızmıştı. canım işte.» Güzel havalarda her şey hoş görülür gibi gelmişti bana. ben düşünüyordum. Daha o zamanlar. başının altına koyar Hikmetin.. eskisi gibi. cebinden bir şey çıkarıyordu. Nazmi yaşıyordu. Arabalı vapur da tavus kuşlarını ayıramazdı.*.——.» «Yani. Anlatmadım mı sana? Anlattın galiba. «Neden yalnız ben cezalandırılıyorum albayım?» Kör Veysel'in plağını bulamayan köylü. onu beğenmedim dedim.«Bu ihtiyarlarla ne alıp veremediğin var senin?» Bekçiyi gördüler.» Bir vapur. bu gelen yenisiydi. bu yüzen kuşa. Bir aksilik hissetttim içimde. Bilge. tembel bir hoşgörüyle yaşar. havuzun kenarındaki ağacın üzerine inen bir kuşu izlerken Hüsamettin Beyi gördü: Albay. Sevgi. Uzak ülkesinin özlemiyle karşılık verdi ona.» Hiç insafları yoktur: Sevdikleri bir ozana bile kör derler. balık beslemesine son verdiler. Ben kapıdan girer girmez. tavus kuşuna durumu açıklamağa çalıştı: Bak garip kuş bunlar farklı yaratıklar. bu Hikmet'in yanında bir şey okunmaz ki. bir gözlük kılıfı. yaratıkları seyretmekten memnun kaldıkları anlaşılıyordu. Nazmi'nin sevgilisiydi.» Beni görünce. siz Hikmetsiniz değil mi? dedi hemen. ama hatırlamıyorum. «Ağızları da kokuyor albayım. kalın ve boğuk boğuk öttü. Kör Veysel'in plağı var mı?» -Yok. Nazmi kaybediyordu. Birden kendimi Bilge ile konuşurken buldum.. Nazmi. gider. Sinirlenme garip kuş. uzun uzun söyleştiler. birdenbire bir kâğıt çıkarırdın cebinden. Yaratıklardan bir tavus kuşu. gördüğüm kızları. arabalarını boşaltıp çoktan gitmişti. neden dolaşıyorsun? diye takılmıştık Naz-mi'ye.» Büyük kuşla küçük kuş. Biz zencileri ayırabiliyor muyuz? Yaratıkları görmeğe giden köylüler döndüler. gökyüzüne bakıyordu. Birbirlerini itip kakmalarından. radyo değilmiş adamın çaldığı. Bilge ile tanışmamak için direnmiştim. güneş artık gözleri acıtmıyordu. Onunla ilk tanıştığımız gün. albayım. sanki benimle buluşmaya gelmiş. Ev sahipleri de böyle bir parka gelmezler elbette. Tavusun ilk konuştuğu yaratık.» Hikmet. aynı büyük kuş değildi.» Köylüler.

«Biraz uzuncadır ama. Gören gözler için iyi bir seyir. Baba sus. «Bu azizliği Hikmet'e. Susmaz. bu adam düpedüz şiir okuyacak. babam gibi. Kötü bir film bile olsa seyrederiz. şimdilik 'Beşeriyete.» Çevresinden yavaş yavaş uzaklaştı.» Elini cebine sokuyormuş gibi yaptı.» Hüsamettin Bey hafifçe utandı. bütün bunlar başıma gelmezdi albayım.» «Biz sıkılınca. emekli albay Hüsamettin Tambay'm şiiri.albayım. Kendi geçmişimi de böyle seyredebilseydim. Oku Albayım oku. bensiz çekilir mi? «îçinde bana öğüt olmasın da albayım. simit bitti. yalnızken yapacaktım Sermet. oyunun dışmdayım. iki düşman biraderdi İmar ve yağma her zaman beraberdi Muhteşem bir tarafı mevcuttu Süleyman'ın Hemi de razı idi talanına Viyana'nm Ruhülosman ecnebi idi ruhiyata Zarif bir ruhtu Nedim. Kahışırtısını duymaz oldu. Hüsamettin Bey. herkese yetecek kadar utanç var. Ben zaten yeter derecede belamı buldum. Bizans. dörde katlanmış kâğıdı özenerek açtı. «İyi bir isim bulamadım şiire-. sen de varmışsın. kısmette. Kırmızı balıklara son bir defa baktı: Şimdi sıra sizin albayım. Şam Ve ortasında otağını kurmuş. Maçin İşte vergi.. çünkü. Kanepede doğruldu: «Gözlüğünüzü artık kâğıtla mı siliyorsunuz albayım? Bende temiz mendil var.. Bilge: Sana biz. ağzını açmadan. ben haber veririm albayım. bu kadar kan Dehşete düşüyor hâdisattan insan Diyerek. öfkelenmeden Fakat şimdi hazırlıklıyım. inerken Sadabat'a Mukaddime gibi olmadı akibet Diyar-ı Küfr'e eyledi hicret Meslerine lastiğini takamadan sultan-ı âzam Bütün konaklar yanmıştı bitişik nizam 97 Tahliline gayret. hakikate dön. Yoksa. Aynı anda birçok şeyi birden kavrayabilseydim. Baki Efendi Tarz-ı berceste-yi ilham-ı aruzu beğendi . nice zaif akla belâdır Redd-i miras ile kolay bir yol seçilir Abdülhakhâmit'e bir nazire geçilir: Neden bu kadar göz yaşı.» Yahu. sultanım! Vergi nedir? Himaye için Karanlık dağların eski sahibi Gözlerini kapar. Girit Uyan. ucuz bir manzume düzülür Şuara-yı kadimperest üzülür Cehalet kaldırımlarda akarken. gözümüzü kırpmadan. beyhude gayret Aslında bir perişanlıktı eski safvet Huzura susamış soluk şehzadeler Mülküne giremeyen korkak beyzadeler Zulümle beraber ucuz bir ihtişam Mürekkep bir zevk: Mısır. Çin. Dinle. Yahu bu albay şimdi.. Sonra sen utanırsın onun yerine. Bizde.. bir oyuncu gibi. şiir başlıyor.» Öksürdü: «Beşeriyete Tarih Zaviyesinden Bir Hitap veya Aklın Zaferi: Tarih bir iptilâdır derûnumda Sineme çöken bir kâbustur uykumda Peri suretleri iblisle girift İçimde eski acılar: Rodos. ellerim titremeden Bilge'nin sigarasını yakabilirim. nur acıtmış gibi Kimdir bu koyun-post bahadır? Sultan-ı Karaman Bu gûlyabani? Kont Dırakula nam kahraman Terakki ve tereddi. Ya berber çantası? Allah belanızı versin. Tarih Zaviyesinden Bir Hitap veya Akim Zaferi' demek niyetindeyim. Hüsamettin Beyle birlikte albayımın şiirini okuyoruz.

Doktor söylemişti. Daha aptalca sözler etmiştim. Aslan gibi adamlar devrilip gidiyor da biz.) Onlara acımak gerek. r Daha başka şeyler de saçmaladım98 Sıkıcı bir odanın içinde.. Ben de doktoru dinlemiyorum albayım. her an gülümsemenin zorluğu. kapıcı. Üç yüz üçten kalma. geçmiş zamandan sıyrılıp. Belki havadan söz eder.) Sen daha gençsin...Nasıl anlatırsın? İçinden konuşmazsan anlar. büyü bozulmamıştı. albayım.' dememiştim. ben işimi bilirim. daha yakından tanımak istiyordum. Uzun bir hazırlık dönemi gerekliydi.. (Konuşunca olmuyordu işte.. önce şiiri. Yalnız kalma dediler. Siga99 rayı da biraz azalt dediler. «Merhum mülazımıevvel Naşit Beyle Şark cephesindeyken. Sustular. Seninle ilgili bir şey düşünmedim yazarken vallahi. Kahramanın gözleri dolar: «Eski yaralar. Şu manasız şiirinizle ve titreyen ellerinizle. ne yapalım?) Öfkesi geçtiği halde susar.' demeye üşendiği için susar. yakın geçmişiyle uğraşıyordu bu sırada..» Zavallı adam . bırakın Nazmi'yl birlikte kaçalım. şimdiki zamana bir yerinden tutunmak istedi: «Ben aruzdan yanayım albayım!» Ben oturunca kürkünü çıkarmıştı. Albay.) . neden? dedi gülerek. ayaklarımı uzatıp hepsini seyretmek istiyordum. Bütün dünyaya karşı susar.. Hüsamettin albayım. Sonra. balıklar. İhmal ediyoruz işte. daha konuşma başlamamıştı. Susmak da ilerde bir işe yarar.) ! j Neden bunları söyledim? Neden hemen. titreyen elleriyle. kılıfına yavaşça yerleştirdi. «Biz de bir şey demedik oğlum! Tezatları ifadeye gayret ediyoruz. üzülme. İlk günlerde onu da söylemez. Ne olur ne olmaz. İnsan. Sanki çevresindeki insanlar. Peki. bir yolunu bulursun. gene susar. demişti. öyle söyledim işte. İnsanı canından bezdirir. Böyle havalarda sızlar. Üzülme dediler. 'Bir sigara versene.» Bilge de karşı çıkmıştı: Neden. Bilirsiniz bu doktorları. nasılsınız albayım? der. dedim.) Bilmem. koluma girmişti... «İstersen okumayalım Hikmet. yalnız kürküne değiyordu. onun söze başlamasını bekliyordu. Bütün hayatım böyle geçti. Bil-ge'nin yaşantısında kendisine bir yer bulmaya çalışıyordu.. tezat. Sizinle bir savaşım yok. çünkü.. direkleri. uyuşmadan yanayım albayım. Karşısına kimse çıkamazdı. Adama cevap ver. adama bir söz et. (Demek. 'Bilmem. bütün pastaneyi kaplamağa başladığını hissediyordu. (Siz. Hikmet.» «Canını sıktım galiba. hep bana karşı çıkılıyor? «Ben tezatlara dayanamıyorum albayım. Onları. Ucuz kurtulmuşsun Hikmet. demedim? Koşarak caddeyi yaralım.» Albay sevindi. İstemez. Size inanmıyorum Bilge. üçüncü kişinin varlığını duyuyordu. onsuz yapamıyoruz. Sen de. canlı ve cansız her şeyin anlayışsızlığına karşı duyduğum öfkeden söz ettiğim zaman. Gene kürkü vardı. çöp sepetlerini. bütün salonu bir sessizlik kaplamıştı. «Söndü galiba. kolum. Bilge'nin karşısına oturmuştu. başka bir gün. demişti.» Bir kere de sen yak. 'Sizinle ve zavallı şiirinizle ilgisi yoktu albayım. Daha önce toplumla yapılacak en küçük bir temas öldürücüydü. Japone diyorlardı. Sonra. benim gibisini nereden bulur? Susup oturuyorsun. albayım. aruzdan yanayım. İnsanlara neden bu kadar kızıyorsunuz Hikmet? (Siz. (Siz. İçime yün fanila giymeliymişim. Kolları çıplaktı. alınacak. sonra yakın gözlüğünü. kaba iş adamlarından. binbaşı Kâmil Bey... albaya gücü yeter.) Belki o sırada kaçırsaydım onu.Hikmet. ne yapar bunca titreyen el? (Allah göstermesin. Nazmi gelmeden kendini göstermeliydi. Zahmete alıştık. «Fakat hiç belli olmuyor. albayın son mısralarını duydu. Hepinizin Allah belasını versin: Beni adam edecekler. Ha-ha. hiç bir şey yapmamalıydı..» insanlarla birlikte bulunma dediler. kırmızı çiçekli sigara kutusunu açtı. kâğıdı dörde katladı. Sen bütün emekli albayların ümidisin Hikmet.» Hayır. Yavaş yavaş büyüdüğünü. «Nasıl isterseniz albayım. susar.» Bu adam neden bana karşı çıkıyor? Neden. kör topal idare ediyoruz işte. «Ben. (Bana da kimse iyi davranmadi. Şimdi günlerce konuşmaz. insanları. öfke değil üzüntüymüş. hepsi gitmişler. Bilge'ye gücü yetmez. işte şuramda. Sevinme dediler. Müstezat. çalışmamı istemiyorsunuz? demişti. Sermet Bey de yaktı. benim gibi. Bir sigara verin bana.' diyen askerlik arkadaşın gibi olursan. çevresine baktı: Yaratık seyreden köylüler. Nedir bu başımıza gelenler? Bütün dünya emekli albayları. Olmaz.» Sizi dinlemiyorum zaten albayım. Allahım bu kürk! Beni çok ilginç bulduğunu söylemiş Nazmi'ye. Peki Nazmi de kim oluyor? Tezat. Dünya bu susuşu dinlemez.» Gül Palyaço! Ha-ha. öyle söyledim işte. Kendine güveniyordu.

» Hikmet. güneş batıyor. o kelebek. bak. Ben içeri.» «Kelimenin aslı mı nereden geliyor?» Bu soruya tutunalım hiç olmazsa: «Evet. Gerçekten de bir kelebek vardı albayım. Anlamadım. Hayır. Benim sevmediğim 'perşembe* de beşinci. Bilge beni ne yapsın? Seninle konuşmak ister o. neden açıkça konuşulmadı? Sen fırsat vermedin.» 'Garip' kelimesiyle Sevgi. isterseniz size. Ben çok kelime biliyorum Bilge. «Bir şeyin yok ya Hikmet?» «Yok. Neyin var? Biliyorsun.) Bana..» «Siz bilirsiniz albayım.. Bizim ancak benimiz var. paltosunun içine gömüldü. Bir itirazım yok.» «Bilmiyorum. Anlaşamadılar herhalde.) Albaylar dolaşıyorlardı. Öyle mi? Wodensday. çenesini göğsüne gömdü. kelebek dansı yapıyordu mavi tüller içinde. Bilge'ye gidelim mi Sevgi? Bilmem. (Bilge'nin sözlerinde bana yapılan bir haksızlık vardı. sonra susarım. Sevgi'ye hep yukardan baktın.. akşam oluyordu. Git. 'Bilmiyorum Sevgi. Siz birbirinizi renksizkokusuztatsıztuzsuzlaştırırsmız. Bilge. Suratını astı.» Kalktılar. on yüz bin defter alırım. Ne var? Güneş tepeyi nasıl kızıla boyadı. (İki emekli gibi seyretmiştik batan güneşi. biz Sermet'le biraz dolaşalım istersen. hangi anlama geliyor?» «Efendim?» «KELİMELER! Albayım. kadınlar böyledir. hayır vazgeçtim. (Siz. bildiğimiz kelebek.. sonuna kadar gideme-mişimdir.Sizin. Yazık. Hayır. Bugün söylediğiniz bütün kelimeleri. 'Almara Bar'da. Evet. kelebek canım bildiğimiz kelebek ha o kelebek mi evet o kelebek. Neyi biliyordu Sevgi? Sonra konuşuruz. ciddi çalışmaya niyetiniz yoksa ders vermem.. İşte geldim. Ben perşembeleri sevmem sadece. Neden sevmiyorsun? Bilmem. (Bir gün seni de görürüz bakışları. O duruma gelmiştim ki albayım. Zarar yok. Peki. Genel anlamda kelime. Hangi anlamda kullanıyoruz onları?» «Hangi kelimeler Hikmet?» Sizi neden yanımda dolaştırıyorum bilmem ki? «Bütün kelimeler. değil mi Sevgi? Öyle mi? (Öyle mi gözleri.' dedim. kalbimden ona da bir yaprak açardım. ingilizlerin puta taptıkları dönemde 'Woden.» Ellerini açtı. albayım.' tanrılarından biriymiş. bildiğim halde.. 'İşte geldim!' de İngilizce. Onunla da alay edebilirdim. Bu adamlar üşümüştür şimdi. (Hemen atlama. «Ha. Hep korkmuşumdur albayım. Karanlık ruhumla başbaşa bırakıp gittiniz. Neyin var karıcığım? Susar. şimdi I come here. öyle daha iyi olurdu. kitabı ben getiririm. Gitme. Sen istiyorsan git. 'Çarşamba' da 'Dördüncü gün' demekmiş. «Kelimeler. hava alacaktık.) Neler biliyorsunuz bakalım? O zaman şu kelebek aklıma gelmedi albayım. Evet garip. albayım. Karanlık ruh. birbiriniz var: Nazminiz var. Önce bir defter almalısınız. 101 £. Peşinden mutfağa git. bazı anlamlara gelmiyor. Evet. Şimdi konuşalım. Beni aldattınız. albayım. İlk tanıdığım gün kürkünü çıkardığım gün bilseydim ayrılacaklarını. ne güzel. yemeğe bakmaya gidiyorum. Bilgeniz var. Evet. o kelebek mi?» «Evet. Weddingsday ile bir ilgisi olmadığına emin misiniz? Eminim. Koş koş Sevgi. sen de. doğru değil. r geliyor. Teşekkür ederim. aslında ne demek istemişti acaba? Ben de neden. sana inanmıyorum elleri. Garip. elinden kayar. Defter mi? Neden? Kelimeleri yazmak için. istemez. «Bacaklarım uyuştu da. İyi. Hayır deseydim ne olurdu? İşte size tezat albayım.» «Ne demek istiyorsun oğlum?» 100 «Ne kelebeği?» «Kelebek canım. Bir tabak. Anlatması güç. Kelimeler.) Bilge neden Nazmi'den ayrıldı? Bilmiyorum Sevgi. Benim öfkemi eritecek. Ne kelebeği.» Bilmem. Ha-ha.) Olmaz. Sevgi sokağa çıksa da odama kapanıp düşünsem diye beklerdim. demişti Bilge. Arkanıza bakın albayım. Saçmalama Hikmet. anladınız mı? Kadınlar şöyledir. İşte size felsefe. Seni seviyorum. «Üşüdünüz mü albayım?» «Hayır ama. Beni . Pencere açacaktık albayım. Hayır.) Benim kimseye minnetim yok vesaire. Ben aklımda tutarım. kapadı.

Sevgi hızla yaklaştı. Beceriksiz ve küçük hesaplıydım. bana bakmıyordu. dedim içimden. Ona yetişemiyordum. (Akılsızca ümitler besliyordum. kimse hissedemezdi senin için. bu parktan hiç çıkmayalım. Dayanamazdım.» 103 HALK sanacak.. dönelim. Sevgi küçüldü.) Bilge'yi görmek istiyordum. aklımın burnuna sarımsak kokusu geliyordu. Utancımı örtmek için suya daldım. Aptal. benim karşımda? Başkalarından farklı mı olduğunu sanıyorsun? Benim hissettiğimi. Yoruldum. Come come come. Biliyor musunuz albayım. bacaklarının beyazlığını seviyordum. Havuzkenandevamlıheykeli olalım mesela. (Hep üşürdü. there..dinlemezdi albayım. gene de ayrılırken sarımsak kokusuna rağmen onunla öpüşmeğe razı olmuştum. Sonra. dedim Sevgi'ye. Aptal. Sonra. Ve zina etmeyiz böylece. Kimseyle görüşmüyor. Bilge'nin gözüne girmeğe çalışıyordum.. «Bir şey yapalım ki albayım.) Yemeğe kaldılar.) Ben kendimi be102 yapmıştım kendi isteğimle. neyinle öğünüyorsun? (Oysa. Ona da İngilizce öğretiyor musun? Kolejdenmiş. (Benim ince alaylarım vardır ya. Ben mi kendimi beğenmişim? Ha ha. günlerce kartı atamamıştım. sen kim oluyorsun. Şimdi yalnızdır evde. adamla ince ince alay ettim albayım. Bileklerimin arkası kirliydi. Mesela. doğuştan sapık!) Mr. Sonra. 'benim akıllı kocacığım'ın boynuna sarılırdı. Sevgi yanımıza geldi: Ben güneşte biraz oturacağım. onu geçtim. (Çavuşla birlikte içtiğimiz günü hatırladıkça. derdim. ayrı şeyler düşünürdük. sonu gelmesin. Ben sapıktım. Bilge'nin vücudu güzel değildi: Bacakları kalındı. (Şu Bilge'yi görmekten vazgeçseydim. Sen de aynı ölçülerle yargılanacaksın. Bu sözleri bana sen öğretmiştin Sevgi. Fikret'i küçük düşürmek istiyordum Bilge'nin gözünde. Here you come Mr. Albay. Günler geçerdi.. Bakkala gidildi —tabii ben— içkiler alındı. dedim. hiç olmazsa bacaklarını bacaklarıma tesadüfen. neden beni bıraktın? Aptal. Sevgi'ye içimden. Aptalca bir söz. küçüldü: Bize bakıyordu. dedi. herkese açık oyunları vardı. Sonra. o gece gedikli çavuşla uzun uzun içmiştik. uçuyordu albayım: Bulaşıklar yıkandı. belki sonumuz başka . Budalaca sırıtıyordum. belki de meselelere. Üçümüz birlikte denize gittik. Bu Fikret. Serbest kadınların. Nurhayat Hanımın evi de yağsabuntozter kokuyor. Bana bunu çok söylediler albayım: Kendini beğenmiş sen de. dedim. Bilge'yi seyretmek için sırtüstü yattım. Bilge hakkında uygunsuz sözler ediliyor Hikmet. senin kadar yüksekten bakmasını bilmiyorum. Sonra yoruldu.» Saçlarını tararken koltuk altlarına bakmıştım. Sonra bir gün bir adamla göründü. edenleri seyrederiz. başkalarını yargılama. neden beni beklemedin? (Daha doğrusu. utandım. Bilge'ye dokunmak istediğimi biliyordum. yeni elbiselerimi giydim. Denize girecek kadar ısınmadım. Benden hızlı yüzüyordu. Sen benim hayal kurmamı ne hakla engellemeye kalkıyorsun? Sonra. Hey. bütünüyle kayboldu.) Güneş beni yoruyordu. Alttan ona yaklaşmağa çalıştım. onu bir daha göremeyeceğimi bildiğim halde.) Bazı meselelerim vardı albayım. Fikret. hayır kelebek gibi. dedi. birden yorganı çekerek arkasını dönerdi: Ben senin gibi düşünmüyorum. aynı yatağın ayrı köşelerinde. (Kokulara karşı burnum hassastı. sonra adresini almıştım. Hava kararıyordu. Bilge'ye acınmasını sağladım. (Bizim ev kokmazdı. dedi. Röntgenciler çağında yaşıyoruz çünkü. (ah şu kelebek oyunu neden o zaman aklıma gelmedi? Fikret'e sorardım: mesela kelebek? ne kelebeği canım bildiğimiz kelebek ha o kelebek mi evet o kelebek) Sevgi. omzuna dokundu. Susardı. Yerimizi beğenmesek de direnelim. dedim. Bilge'yle denize girdik.) Şimdi vücudu güzel görünüyordu bana. (Hemen tıraş oldum. dedi... kılları görünüyordu. aptal! Sen kafamın içini nasıl temizleyebilirsin? Aslında Sevgi'ye aldırmıyorum. bir kuş gibi. onları yalnız Bilge ile konuşabiliyordum. hemen yemekler yapıldı.. her şeye rağmen. çok pasaklıydık ama kok-mazdık. votkabirayı sevdiğim halde işi rakıya çevirmiştim. Onunla.) Ben çabuk soyundum. Üstüne de siniyor bu koku. ağzı sarımsak kokuyordu. birçok sözüne inanmadığım halde başımı sallamıştım. Sevgi.. hemen ulaşmak istiyordum hedefime. Sevgi haklıydı. Sevgi gibi onları traş etmiyordu. bulaşıkları yıkamıştım.

Ben kimdim ya da kimi canlandırıyordum? İşte o zaman öfkelendim albayım. Sizin için değil.) Asansörde midem bulandı. Bilge'nin adamı. kocası-danseden-karılarla-konuşulduğu-gibi. Sarhoş oldum. Sevgi anla. «Sarhoş oldum. Bilge'nin ayağına basıyordum. aptalları arkaya yerleştirmiştim. ne zaman bir kerede anlayacaksınız albayım?» Hüsamettin Bey sustu. Bu ülkeye sanki ne kazandırdılar? dedim. çünkü. buna izin veriyordu. (Evet. «Oğlum Hikmet. garsonla kavga ettim. şoförün yanına oturdum. Sevgi'ye. (Allah kahretsin. hangi güzel kadın. Yerimde duramıyordum. Kalabalık bir salon değildi. kendini aptalca mutlu hissettiği zamanlar söylediği strangedearbuttruedear şarkısını mırıldanıyordu bu nedenle. içiyordum durmadan. Şimdi denizde olsaydık Bilge. dedim içimden. içimden) Bu durumda yüzebilseydik. Fakat onu perişan ettim. 104 elimden gelmedi nedense. Sevgi giyinirken. Gece klübü fıkralarıma başladım. çalman parça. Onlar yaşıyorlardı. Aptallar da güldüler. «Saçmalama Hikmet. mırıl mırıl söyleştiler.» «Efendim?» «Siz de bir sözü. Ha-ha. durumu. Alındı. Arabada. karıları mutfakta yemek hazırlayan iki kocanın konuşmalarına sürüklemeğe çalışıyordu beni.) Aslında Bilge'nin adamı da yoktu. içimden. Yanımda fazla para yoktu. Fikret'in buna hakkı yoktu. Bilge. bu işi yapmazdın. gözlerinin içine bakarak dansetmeğe başladım. bana. Bil105 tik. bunu da yaptılar. Saçmalama Hikmet. Bu ecnebi tavırlı Mr. yatak odasına gittiler. benim aklımdan geçirdiğim kadınlarla. dedim. İkisinin de endişe edecek durumu yoktu. (Fakat bacakları beni ilgilendiriyordu. Kendimi küçülttüğüm halde bir sonuca varamamıştım. Adam olsaydın. Sevgi ile Bilge'nin adamı dansetmediler. başka türlü olurdu albayım.. kendisinden nefret eden Sevgi'nin peşinden. Sevgi aptaldı. Söylemek istemediğim daha bir çok söz ettim. Bilge'nin üzerinde. zafer şarkısını. kendini bilemeyecek durumda. Ben de harcanıp gidiyordum bu aptalların arasında. night club'a gidecek bir elbise yoktu. Biz de iki koca olarak. durmadan dansa kaldırdım Bilge'yi. ben bir yolunu bulurdum. Bırak onu. sizin için değil. kendilerini yaşıyorlardı. Sevgi aptaldı. Bilge'nin adamı yaptı bu alçaklığı. Fikret yüzünden. Böyle zaferler kazanmağa çalışmasaydı sonumuz. Öfkeden boğuluyordum. mutfağa gitmişti. Hayır alınmadı. bilmiyordum kendimi. Bardağımı. uzaklaşsaydık.mıştı. Fıkralar anlatarak onu güldürdüm. Anlayışsız bir sesle: Oturalım. Sevgi ile Bilge.) Fikret aptaldı.» «Hem de nasıl saçmaladım albayım. ne anlatmak istiyorsan. yaptı. Benim durumum sallantıdaydı. tehlikenin geçtiğini anlamıştı. (Allah kahretsin. dedim. nedense vurmadım. Bilge'nin adamı pek içmiyordu. salondan onlara seslendik: Falan filan. Bilge'nin adamı. 'Nasıl olsa Bilge benim kadınım' diye gülüyordu. dedim içimden. Anlayışlı bir sesle: Oturalım mı? dedi. Her cins adama hitap eden çeşitli fıkralarım vardı. böyle .» «Şunu anlatmak istiyorum albayım: Fikret'e kızdığım için sarhoş oldum. daha çok tepindim. Fikret olmasaydı. çünkü şarkı söylüyordu mutfakta. kazandığı zaferler yüzünden mahvettim onu. tuzağa düşürülmüştüm. demek istedi. Sevgi küçülseydi. odada ikimiz başbaşa kalınca. bunu anlamamıştı. Daha çok kızdım. Masaya yumruğumu vurmak istiyordum. bir «night club»a gidelim dedim. Sevgi'nin elbisesini giydi. albayım. Bilge'nin adamı aptaldı. Birden neşelendim. itiraz edilmiyordu. dedim. Bilge'nin adamının gözlerinin içine bakarak. Bilge'nin adamı. Bilge'ye sarıldım. bir ev kadını gibi.. başım dönüyordu •çünkü. sen benim ne yaman bir insan olduğumu anla-saydm. Mr.) Nekadaryakışmış dedik. hangi aptal ve çirkin fakat paralı erkekle gelmiş? ona baktım.) Saçmaladım albayım: Yemekte. aptallardan daha çok önem verdiğimi gösterdim ona. aklımdan geçirdiklerimi yapmağa hakkı yoktu. herkesin bardağına vurup. Bilge aptaldı. daha çok terledim. Danse-diliyordu. durmadan bunları düşünüyordum. Benden çekiniliyordu. Nedense hep aynı boydaki kadınlara tutuluyordum. Masada otururken. çünkü. anglo-saksontavrıyla ve hoşgörüyle karşıladı. Kimin adına vuracaktım? Garsona işaret ettiler. Kimsenin. Bir ben akıllıydım. Bilge'yi dansa kaldırdım ben de. yabancı kültürüyle yetişenlere çattım. Sonra. Bilge de aptalın biriydi. Hemen kadınlara baktım. çünkü. (Daha uzun boylu kadınları beğeniyordum aslında. Üçünün arasında ezilip kalmıştım. dedik.türlü olurdu. Şoförle sohbet ettim.

» Gülmekten. sonra. Bırak o dergiyi.» «Hayır.» Salim.» «Bilmem. Bakkal Rıza'nm iskemleye yaslanması gibi geriye yatmış.» «Kızmaz oğlum. olur mu?» «Ne yapayım büyüyünce. Bütün bunlar yalandı. mavi etiketli bir defter çıkardı. Hikmet amca?» «Tiyatro yaz. öğretmen kızar böyle şeylere. gerçekler havada kaybolmasın.» Salim. sarı çantasının patlamış dikişleri arasından elini soktu.» «İyi. Seninkiler. iki nokta üstüste koydun mu?» «Koydum. ismi bile yoktu.. Bu ne biçim yazı böyle?» 109 Salim. sağa doğru yatır harfleri. matrağın değil. Onlar kırallık.» Salim. Yalnız.» Hikmet. dedi. Here I come ulan.» «Küçük çocuklar. komik Hikmetamca. Ben sana önce birkiüç diye yazdırırım.üç yanı denizlerle çevrilmiş olan ülkemizin. Hikmet'in yüzüne bakarak.. gerçeklere kızılmaz.» «Yapma Hikmet amca. başka bir dünyada yaşıyorlar. Her sayfada. ödevimizi yapalım. dedi. «Öğretmen. insanın altını çizdi. Parayı da Bilge'nin adamı verdi. içi boş iki nokta üstüste koydu. sözüne devam edemedi. cumhuriyet değil ama. kumaş gözünün lastiğini çekti. Hikmet amca. 110 y £«1011111.» «İngiltere. geçişler farkedilmez. here I come. Hem adı da yanlış. Hikmet amca. o söze bir gerçeklik kazandırmaz. 107 ÜLKEMİZ «. kendiniz yazın. öteki tarafı mavi bir kalem çjkardı. satırların arasındaki bu birkiüçleri güzelce eriten adamlardır. Hikmet amca?» «Alıştırma defterini çıkar da yazdıralım. «Sen kız mısın ki çiçek resimleri yapıyorsun sayfa kenarlarına?» «Bu. dedim. «Nedir o dergi?» «Hayvanlar Dünyası. cumhuriyetiz. ülkemizde ne varsa yazın.» «Bu sayfada yok zaten.» Hikmetamca komik.» Salim.» «Hangi gün?» Salim.» «İki buçuk yanıdır.» dedi.» «Demek onlar.. Hayır. gülmeğe başladı: «Çok komiksin sen. dedi. «Öğretmenim de hiç beğenmiyor.. çantasının büzgülü. Çıkar defterini. Yumuşak silgiyle çıkmıyor. Hayvanlar Kırallığı demeliydi.» Salim.» «Peki. iki numara tıraşlı kocaman başını kaldırdı: «O ne demek oluyor Hikmet amca?» «Güney sınırlarımızın yarısı karadır da ondan.» «Kırmızı kalemle yazdım. kalkalım. Yazı ödevi. «Matrak geçmiyorsun ya Hikmet amca?» «Bu terbiyesiz sözü de nereden öğrendin bakalım?» «Hangi terbiyesiz?» «Matrak terbiyesiz. Bilge'nin 106 öğrenmek istediğimi biliyordu.» Salim. kalemin mavi tarafını ağzına soktu. birkiüçü sileriz.» «Gerçeğin de soluna çiçek yapma sakın. «Bunda gülecek ne var?» «Sen bu yazıyla. Kırmızı bir gerçek yazdı.. ben varım işte. diyor. Bütün büyük yazarlar. «Gerçek. kafasında beyaz çizgiler gibi duran eski yara izlerinden birini kaşıdı: «Gerçek nedir. yuvarlak fırça kafaya hafifçe vurdu: «Kötü bir sözü herkesin söylemesi.» Ayrılırken Sermet Bey. Sayfaları aceleyle çevirdi. gerçeğin önüne.. Sen de büyüyünce böyle yazarsın. Eğik yazacaksan.. Biz daha ileriyiz hayvanlardan. oğlum Salim.» Salim. ucunu ıslattı. çeşitli doğrultulara yatmış yazılar ve kırmızı ayırma çizgisinden yazılara doğru eğilen çiçek resimleri vardı.» «Anladık. «Çok bastırma kalemi. çeşitli doğrultularda kıvrılmış olan. Biz. kalemi ağzına soktu: «Herkes söylüyor. başkalarının bize uygulamaya çalıştığı tatsız bir ölçüdür. bu kadar şeyi birden akıllarında tutamazlar. İstersen ben yazdırayım. bütün sayfalarının köşeleri. böyle yapılırsa daha güzel olur. Büyük harfle başlanıyor. alıştırma defteri de ondan. Öğretmen.» Salim. Üşüdüm albayım.. bu garip amcanın ciddiyet derecesini ölçmeğe çalıştı. çantasından bir dergi çıkararak karıştırmağa başladı. ne onlar?» .bir insan yaşamıyordu. gülerek. Yaz bakalım: Gerçek. değil mi?» «Hepsini büyük harfle yazsaydın. tam değil. sandalyeden öne sarktı.» Hikmet.» «Bakkal Rıza'nm oğlu geçen gün alıştırma defterini kaybetti. bir tarafı kırmızı. gerçeğin tanımını vereceğiz. kırmızı kaplı.» «Birimi var mı Hikmet amca?» «Birimi insandır. gururla. Neler yetişiyor? Ne satıyoruz? Ne alıyoruz? Hepsini yazın. korkarak elini uzattı. parmaklarıyla hesapladı: «Çok şey yetişiyor.

haritalardaki gibi. Ülkemiz. meşrutiyet. Şehre gelirlerse onlardan kapıcı ve amele yaparız. Bu görünüşüyle ülkemiz. . ülkemizin birçok yerinde. En son kurulan medeniyet ekmek medeniyetidir. yaylada yetişir. Üç çeşit idare var. içi taranmış çokgenlerle gösterilen şehirler vardır. biz konumuza dönelim. şoför plağı gönderirler. Onları. önce şehirlerde biraz yetiştiririz. Hikmet amca. sınırlarımızda bulunur. «İyi.«Meşrutiyet. kaşlarını çattı: «Ülkemizin insanları yorulmaz. kendimize göre gerçekler yetiştirmeğe çalışırız. Alıştırma defterine mi yazacaksın?» Salim.» Yerinden kalktı. Bunlar.» «Ülkemiz. Az-gelişmişülke göndeririz. birbirine benzemeyen birçok medeniyetin beşiği olmuştur. Fakat. Aslan. noktalı çizgilerle sınırlanmıştır. önce. Ülkemizde tarım ürünleri yetişir. Bin-zorluklayetiştirdiğimizdeğerler göndeririz. çizgileri. bunların arasına yerleştirilmiş bulunan gözetleme kulelerini gösterir. onlar da bize gerçek gönderirler. bazı yanlarından denizlerle. Kuru üzüm ve incir yetişir. tepe vardır. ova vardır. İngiltere'ye göndeririz. Bu beşikte birçok medeniyet sallanmıştır. haritalara benzer. birçok medeniyeti uyutmu-şuzdur.. sonbaharda. toprak kayması. ülkemizde en çok yetişen. başını salladı: «Evet. Son yıllarda. güneş olan yerlerde kurutarak kuru yemiş yetiştiririz. Biz ülkemize gelelim. Çeşitli iklimlerin kaynaştığı ülkemizin Akdeniz bölgesinde maki denilen kısa boylu. köylülerle çevrilidir. Sulak bölgelerde ormanlar yetişir. tıknazca fundalıklar yetişir. kuş bakışıdır. Köylülerle çevrili ülkemizde birçok ürün yetişir. Ülkemizi yazalım. öğretmen. bir de güneşi olan bölgelerde meyva yetişir.» Hikmet. Ülkemizde. Önce ıslak yemişler yetişir. Bundan başka. Bu medeniyetin sürekli oluşunu sağlamak için. Sonra temize çekerim. bir haritaya benzer. genellikle dört köşe. Noktalı çizgiler bir şeye benzemez. yardım gönderirler. başka ülkelere benzer. Kendi kendine yetişir. harita. İngiltere'de Haydpark diye bir yer var. biliyorsun: Mutlakiyet. Ayrıca. dağda yetişir. Köylü bozkırda yetişir. kuru üzüm ve incirin yanısıra. yani noktalı çizgiler neye benzer. Biz köylüleri çok severiz. Zelzele. ülkemizin dört bir yanı. Ülkemizi. Gerçekinsanlarımızı göndeririz. çadır ve heyec gönderirler. yatağa uzandı: «Buradan sesimi duyabiliyor musun?» Salim. bizeordanmektup gönderirler. Uzun binaların ve kulelerin damlan kırmızı olduğu için. sınırlar. Öğretmen.» «Kesikli. hari-talardaki gibi. İlkbaharda ülkemiz yeşillenir.» «Hani. akarsu vardır. İngilizler. özellikle çok köşe bir kara parçasıdır. ülkemizi kısaca tanıtacağız. kurak iklimde yetişir. sel felaketi haberleri göndeririz. sulak iklimde yetişir. Ülkemiz. Baştan başlıyoruz. ovada yetişir. ilk bakışta. Asker göndeririz. yazarsın. orada biraz cumhuriyet yapıyorlarmış. Satır-başı. köylü de göndermeğe başlamışızdır. Bu bakış. Bütün sınırlar boyunca uzun binalar. Hikmet amca. Halk müziği göndeririz. «Bu. girintili çıkıntılı kıyılar vardır. ortaya. çok uzun oluyor. Ülkemizde dağ vardır. Her söylediğimi yazma sakın. pirinç yetişir. eski çağlardan beri birçok medeniyet yetişmiştir. Çabuk büyür. aranjman gönderirler. buğday yetişir. ill ıaraa Kırmızı çg g kalırız. solar. bazı yanlanndan da başka ülkelerle çevrili. gecekondularda. sınır olarak. Neyse. yeşil düzlükler ve kahverengi yükseltiler vardır. çakıl parçalarına ve kuşlara benzeyen göller vardır. eski bir harita gibi sararır. o gerçeklerden.» Salim yorulmuştu. Biz. Onlar da bize döviz gönderirler. erken meyva verir. ancak resimlerde filan kalmış. noktalar da. teşekkür gönderirler.» «Evet. ormanda yetişir. ağzını açmış sivri burunlu ve kuyruklu bir kurbağaya benzeyen bir iç denizimiz vardır. Hikmet amca?» «Hayır. ülkemiz. benim yazmadığımı anlayacak. dışülkelerdeçahşanyabancılaristatistiği gönderirler. Biz. cumhuriyet. Köylü.» Salim başını salladı. «İyi. bütün iklimlerde yetişir. Ben gerekli olanları yavaş söylerim. diyor. değil mi?» «Sözümü kesme. Satırbaşı. Evet. Bu köylüleri. kendi kendine meyva verir. Gerçek tohumları gönderirler. köylüdür. Köylünün yetişmesi için. gene başını salladı. Biz en ilerdeyiz: Cumhuriyet. Hikmet amca?» «Sözümü kesme dedim. Denizlerin olmadığı yerlerde ülkemiz. Noktalı çizgiler. baş tarafa yaz bakalım. tam olgunlaşririz.» «Aslan da var mı. çok emek vermeğe ihtiyaç yoktur. Başlarında kıral var. daha ikinci bölümde. üstten bakılınca.

----^_______ _ Bu konuda bazı ansiklopedilerden. Üç: Sonra şapkalı adamlar geliyor. Hemen hepsi bugün birer heykel olan bu büyükadamlar. Bunlar. Başka ülkelerde varmış. ayakları ve sakalları il sınırlarından taşan tiftik keçilerinin yanında bu heykelleri de göstermek iyi olurdu. bu kadar çabuk bitmez. Evlilikten ağzım çok yandı. Ağzınıza biber koyarım. şimendifer üstünde duran toplu heykellerin bile güzel görüneceğini söylüyor. büyük adamlar da yetiştirmiştir. adam olmaları için.yorulmaz insanlar yetiştiririz. bu büyüklerin heykelleri de ülkemizin üstünde yeterli sayıya ulaşamamıştır. Birbirlerine dönük olanları da vardır. olan bu heykelleri sevmedim.» «Ülkemiz. belki de dört şehir büyüklüğündeki portakallarla.) Yıllardır taşıyorum içimdeki çocuğu. Nokta çizgili sınırlardan. çocuklar okulda yırtarlar ya da içindeki resimlere gözlük takarlar korkusuyla.» Hikmet. bu heykelleri gerçek yerlerinde göstermek mümkün olmamıştır. Şimdi bunları sırayla anlatacağım. Hikmet parmağını salladı: «Yazdırdıklarımı iyi oku. başları çıplaktır. Biz. İlk yapıldıkları yerlerde duranlarının gözleri. beyaz köpüklerle başlayarak tıpkı hari-talardaki gibi rengi gittikçe koyulaşan denizlere kadar.» Salim. ciddiyetini bozmadı: «Bizde. bu UU. Bu ülkede çocuklara yer yok.» «Baş-üstüne Hikmet amca. susun bakalım. ülkesini ve çocukları düşündü.» Hikmet. defteri ve kalemleri. Salim İyicel. ele geçirmek istedikleri ülkelere yönelmiştir. Fazla yer tutmasa. sayın öğretmenime ve arkadaşlarıma. İşte bunların parmakları. Devrim İlkokulu III A öğlenci öğrencisi. Kavukları mezar taşlarına giydirildiği için.CV11111XX olilııiMı* ^»»u. amcası. öğretmen senin yazmadığını sakın anlamasın. derin deniz yaratıklarına benzeyen göllerden. Öğretmenim! Efendim? Ben evlendim. Bu büyük adamların adları çok uzundur. güney sınırlarımıza dönüktür. kıkır kıkır güldü: «Çok komiksiniz Hikmet amca. Sen yazmana devam et bakalım. ileriye uzanmış olan kollarının ucunda. yerinden kalktı: «Şimdilik bu kadar 114 _ __ . dünya küreli bir kalemtıraş çıkardı: «Al bakalım. dedi. Bu durumlarıyla. (Yirmiüçnisanda onu da bir saatlik başbakan yapsalardı belki büyürdü. parmaklarıyla bir yerleri gösteren büyük adamlar oldu. insanları heykelleştirme geleneği bozulmamıştır. büyü-mezdi. haritaların ölçekleri elverişli olmadığı için. üst katta oturan Hikmet Bey Amcadan yararlandım. Ülkemizin sözü. biraz. At ve büyük adam. Onların kafalarına vuruyoruz. siz bu konuda güvenilir kaynak değilsiniz. Hikmet Bey Amca. Akmcılık döneminde yapılmış heykellerdir. bunların.__ .» Gülerek kaçtı.w. Büyük alanlarda. yol kavşaklarında ve denize yakın düzlüklerde bulunur. sakın kırma ama. Ben bu söze inanmadım. bir zamanlar canlı ve yaşamış irili ufaklı büyük adamlarla doludur. İki: Ata binmiş büyük adam heykelleri. bu arada Taş Tunç ve Toprak Heykeller Sözlüğü ile. iyice sivrilt ucunu.yuAuu ^ctzjO/11^. satmak ve bununla ilgili her türlü alışverişin yasaklanmış olduğu tarihsel dönemlerde bile. üzerlerinde yükseklikleri yazılı beyaz dağ doruklarına kadar ülkemiz. çantanın yırtık yerinden içeri bıraktı. Resimli kitaplarda gördüğüm heykellerden en çok hoşuma gidenleri. çekmecesinden. büyük bir sabırsızlıkla çocukların büyümelerini bekliyoruz. Onları nereye göndeririz bakalım?» Salim. Heykel yapmak. Büyük adamlarımız. Heykeller. dedim. Bir: Baş heykelleri. Bu adamların. boyasız kurşun askerlere benzerler. İnsanı azarlayan sert bakışları . bunları ilk kırallar satranç taşı olarak yaptırdı. Fabrikalar gibi. her tarafı yeşil ülkelerde. Hikmet Bey Amca. yaşamadığı için büyümedi hiç. Hikmet Bey Amca. Yatağa uzandı. yalnız başlarının heykelleri vardır.» «Kalemimin ucu bitti. . daha çok şey yetişmiştir. Benim içimdeki çocuk büyümedi. Hayır. Tarım ürünlerimizi gösteren bazı haritalarda. Seniyezitseni olarak görüyoruz onları Kafalarını tıraş ediyoruz çabuk büyüsünler diye. ülkemizin önemli ürünlerinden biridir. kalemi bıraktı: «Daha çok uzun mu Hikmet amca?» Hikmet güldü. dağ tepelerinde ve akarsular tarafından sürüklendikleri vadi ve deltalarda bulunmaktadır. bu albümleri yanımda getirmeme izin vermedi. Ben. saçları dökülmeden yapılmıştır.» OclllID sevindi. Ne yazık ki. otomobile binmiş heykellerinin yapılmasının uygun olacağı kanı-smdaymış. Bunlar atlı değildir. tek parça taştan yapılmıştır. ülkemizi bir baştan bir başa kaplar.

j-oş ve Karanlık bir yer. Oysa. Hikmet oldu. tozlu yollarda dolaştım. (Şimdi biraz düzeldim fakat kadınlar.. öğretmenim. Merhaba. ayakkabılarına baktı. Yeni kararlar alıyordu. başbakan oldum. ülkemizi yataktan idare ediyorum. yavaş hareketlerle giyindi. bilmemkaç lira alın. gömleklere bakıyordu. Güle güle giyin. Tarak dipteydi. Ülkemizin sorunları geldi. Kapalı bir lostra salonuna girdi. Çünkü. evliliğin içinden de kolayca çıkacağımı düşündüm. ülkemiz gibi kirliydim. o. Cebi olsun: Defterimi koyarım. cüzdanını çıkardı. Beyefendiden. Öğretmenim! Ben.) Boynunun ölçüsünü bilmiyordu. Ben kimdim? Hikmet. Bir kadın geçti vitrinden. ülkemizde güneş olmasaydı. dedi. Gömlek. Bir gömlek alabilirdi. bileklerini ve koltuk altlarını kolonya ile sildi.) Ayakkabılarını yere vurdu. Çok uzun süre kaldı. Terlememek için. bu değişikliğin farkına varmıyorlardı: Sanki bir işleri varmış gibi ciddi ve başları yukarda. diye düşündü. Eğilip aldılar. çocuk gibiyiz. ben demeğe dilim varmıyor öğretmenim. Gömleği de kirliydi. Onu alt kata gönderdiler. biraz ötede kibrit çöpleri. gözüne giriyordu. başka çaresi olmadığı için.) Yolda. uuuuyorau. önce takvim . Siz bunu hiç boyatmamışsmız beyine Boyacıya. Kadınlara bakmıyordu. cepler neden var?) Ben bir torbayım galiba. diyemedi. Sonra. herhalde taranmıştır diye düşündü. Kapıyı Sevgi açtı. Vitrine baktı: Güneş bir bulutun arkasına girmişti. Sevgi'ye giderek teklifimi ona bildirmeğe karar verdim: Ben. çünkü kadınlar da. Yahu. yirmi beş kuruş fazla verdi. Koyu renk olsun.. Canlı bir gömlek olsun. yan yatmıştı. hemen gidemedim. .. Biz çocuk gibiyiz. Hayır ben değildim. bir vatandaş olarak sorumluluklarımızı bilmeliyiz çocuklar. kirli tırnaklarını bu gülüşten gizledi.) Sonra. O cebine değil. kamburunu çıkardı. nedense. bu sırrı saklaması için. bir vitrinin önünden geçerken gözüm camdaki görüntüme takıldı. öğretmenim. Belki biraz kâğıt para. (Peki. ayağımı acıttığını anladım. Bir kız g^iilümse-di. heykel-büyükadamlar bile. cüzdana özenle yerleştirildi. (Yazık.) Yıkanacak hali yoktu. kir de tutmasın. Elini arka cebine attı.. evlerinde. Elma kabuğuna bir tekme attı. Vitrine bakıyordu. öğretmenim. erkek tezgâhtarların yanma. Elini cebine soktu. 125 I Bütün gün tozlu yollarda dolaştığımı anladım-. Ellerine baktı: Kirliydi. değil mi? 'Bu-akşam-ona-evlenme-teklif-edece ğim-nasıl-olur-daha-elinibile-tutmadım' sorunu nasıl çözülür öğretmenim? Daha önce. Salondan çıkar çıkmaz ayakkabılarına baktı..) Kadınlar. ben ne kadar kılıksız bir adamdım! Sakalım iki günlüktü. cüzdanı geldi eline. Terletmesin.) Paraları sol cebindeydi. işini zorlukla yaptı. bana bakmadan geçti. Sokağa çıktı. Çocukluk ettim. o kadar. Gülündü. Dükkândan içeri girdi. aşağıdaki sözleri. aklım başımda (pek değildi galiba) ve hiç bir etki altında. öğretmenim. Nasıl bir şey olsun? (İyi bir şey. Bir de çorap aldı. paraların arkasından vesikalık bir resmi düştü. (Batı ülkeleri temiz olmalarını güneşsizliklerine borçludurlar. çünkü gömlekler kirleniyordu. Ellerini cebine soktu. gömleği bir kuyruk gibi arkasından çıkmış ve elleri kirli ve ayakkabıları tozlu ve üstelik bir cebi delik ve elma kabuğuna tekme atan Hikmetlere bakmazlardı. öğretmenim. Yırtık olmayan cepteki buruşuk paralar çıkarıldı.defteri çıktı (Bütün sayfaları boştu. (Bir de jilet almalı. Belki Hikmetler. ayakkabımın. Hep gölgeden yürüdü. Olsun. Boyanırken. Saçı. değil mi Sevgi? Evet canım. ben de. Bir serinlik: Geçici. Ben. Öteki elini de yırtık cebine soktu. öğretmenim: Ülkemizin sorunlarını çözdüğüm gibi. Güneşi hatırlıyorum. başlarını çevirerek kendisine bakacağını sanıyordu. Olmasın: Şişkinlik yapar. tozlar biraz azaldı. ayıp olmasın diye. Kadınlara bakmaktan vazgeçti. Sonra. Tozlu saçların arasında tarak. Yanından geçen kadınların. pantalonumun üstünden sarkıyordu. karışık saçlarla güzel olmuyorlardı. Tıraştan sonra boynunu. biliyordu. (Kendimi anlatmaya dilim varmıyor. öğretmenim: Gömleğimin arkası. Olur: Ha-ha. İyi giyinen bir arkadaşı söylüyordu: Ceplere hiç bir şey koymamalıy-mış. Bir kâğıt: Fiş. hızla yanından geçiyorlardı.) Yerde bir elma kabuğu vardı. Hikmetti. toz olmazdı. yataktan kalktım. sıkıldı. Yumruğunu uzattı ölçü için. (O cebinin delik olduğunu biliyordu. diye düşündü. iyi bir sonuç alınamadı. Beyefendi.. Gülündü. büyüklerimize karşı ödevlerimizi öğrenmeliyiz. her ayağa uyarmış. kim bilir ne zorluklarla karşılaşmışlardır.öğretmenim. galiba artık yıkanmalıydı. Bu çoraplar. İnce olsun. Soğuk bir mezura dolaştı boynunda.

Peki neden S. elektriğin kesildiği gecelerde kullanılan mumlar. hırkalar. Beceriksizdim.uiu. Bir süre. Kitaplar. sehpalarda. içinde hafif bir bulantı yapıyordu. yatağın yanında birikmeğe başladı. Bunalmasaydi. mektup açılırken zarflardan kopan kâğıt parçaları. Zamanla. hatta tuvaletin camsız kısmında (cam. Gene de ilk aylarda kolalı gömlekler-ince elbiseler . Başka bir süre. Perde raylarını çakmak biraz zor oldu tabiî. Acele. öğretmenim. iki kişilik bir ülke kuruldu. mektuplar (genellikle.uu. bardakların. meyva kabuklarının. Ortalığı toplamaya. sigaraların (içilmemiş ve izmarit). Saçmalama Hikmet. oturma ve yatak odalarının çeşitli yerlerinden. üçüncü tekil şahıs olarak bile adından söz etmek istemiyor canı. gecelikler. karısının üstünden. kol düğmeleri. öğretmenim. yatak odasındaki tek gözlü komodinin rafında. bo118 lezikler.eu. Ülkemizin sorunları da sizlere ömür.) Hikmet beceriksizdi. (Oysa bu eve. hangi saatte olursa olsun bulunduğu yerde uyuyup kalıyordu. ütü (bir taneydi).'nin kitapları gibi. Yatağa. diyemiyor insan. (Evdeki bütün mobilya da . evlenmeden önce kitaplar ve ülkemizin sorunları yüzünden fazla yorulmamış olduğu halde. yatağın yanındaki kırık sandalyeye oturmuş düşünüyor. boş sigara paketleri ve mahiyetleri anlaşılamayan bazı buruşuk kâğıtlar birer birer yerlerini aldılar. Divanın yanındaki alçak masada. Kansmın. her göründükleri yerde rahatsız etmeye başlamıştı onu. vesikalık fotoğraflar. birinci tekil şahıs olarak.'nin uykusu (gündüz uykuları) kaçmağa başladı. de. Zaten kitap okuyacak gücü kalmamıştı. Tabakların. hatırlıyor ve evlerine bir türlü alamadıklan tül perdenin gerisinden bulanık bir şekilde görüyor her şeyi. bütün tuvaletin üstünü kaplamaya yetmemişti) bir iki sayfası okunmuş kitaplar duruyordu. Saçmalamıyor albayım. Bunu gerçekleştirmek 116 117 ıçm. Ayrıca yılların verdiği yorgunlukla birleşen bu kitap rahatsızlığı H. Sonra elbiseler. duvarlar da delik deşik oldu. onu uyandırmadan atladı ve evliliğinin ilk aylanndan kalan bir alışkanlıkla ve uykulu adımlarla yıkanmağa gitti. mavi yollu perdeleri mizi kapadık.Ülkemizin tozlu yollarından bir süre kurtuldum.bunlardan ibaretti. eşya denizine takıldı gözleri. Karısı S. iki koltuğun arasındaki sehpanın üstünde. bulaşıklan yıkamaya işte böyle bir ortamın içinde başladı.'nin bulaşıkları <ia mutfakta. yansı yenmiş üzüm salkımları. pantolonumla uzanmadım bir süre. havagazı makbuzları. jartiyerler. bir kenarı ısırılmış kurabiyelerin. H. çoraplar ve ayakkabılar da ev yüzeyindeki bu birikime katıldı. öteki teki nerede olduğu bilinmeyen naylon çorabını eline almış. masaların üstünde. ülkemizin sorunlarını düşünmekten yorulmuştu. Bir gün. çivisinden düşen çerçeveli resimler. kibritlerin (yanmış ve yanmamış). sadece düşünüyor. öğretmenim. bunu H. İki kere çekici düşürdüm. Kitaplar. bu dağınıklığı. olur olmaz yerde uyuklamağa başladı. Ülkemizin sorunlarına.au vo^g sorunları ve bununla ilgili kitaplar kaldırıldı.'ye söylemişti?) Sevişmiyorlar mıydı? Olur olmaz zamanlarda yatmıyorlar mıydı? Bir de isim . portakal çekirdekleri.) Bu kitapların üzerine başka kitaplar birikti. H. bir arada çözmeyi başardı denilebilir. oazı aiismuij. S. sonumuz başka türlü olurdu. Dönüşte. bütün çeyizini teşkil eden üç yüz on dört kitapla gelmişti) Birkaç satır okuyunca göz kapakları ağırlaşıyordu.her akşam yıkanma-her sabah tıraş olma-soyunurken elbiselerini katlama gibi birçok sorunu. H. gene bir sevişme sonrası uykusunun yansında ter içinde uyandı. mektup zarflan (yazılı ve boş).. Acımayla sevgiyi böyle bir •ortamın içinde karıştırdı birbirine. açık duran kitapların ve dergilerin yanında top olmuş kadın çorapları.. her zaman olduğu gibi sevgi dolu gözlerle seyretmeyi bilebilseydi. tepsilerin. kirli gömlekler. uyuyan kansmı seyretti. kitaplann ve mutfak eşyasının üstünden çamaşırlanyla elbiselerini topladı ve giyindi.'yi bitkin düşürdü. Hikmet. Evin orasında burasında küçük kitaplıklar meydana geldi. H. bakkalyiyeceksipariş kâğıtları. gazetelerin. Saçmalama H. Peki albayım. Bunaldı. kısa bir süre sonra bu uyku oturumlarına katıldı. (Belki biraz daha becerikli olsaydım. her şey başka türlü olurdu öğretmenim. Bunca aydır emek vermiş olduğu düzgün giyinme alışkanlığını nasıl kaybetmişti? Yeteri kadar prova yapmamış mıydı acaba? Evlilik bir oyun değil miydi öğretmenim? (Değildi. bütün bunlardan çok utanıyor. kitap elinde. İşinde fazla yorulmadığı halde eve dönünce biraz okursa. eski suç ortakları gibi. zarflanndan ayrı yerlerde).

Yürüyerek düşünmeğe karar verdi. İçimde acımasız bir H. Sevgi ile işini bitirmişti artık. ALBAY (Başını önüne eğer): Facia! (Daha iyisi olabilirdi albayım. Durdu. Sadece sürüklenme. bekçi olmalıydın arkadaşım. Bir merak etseydi. susan ben değildim öğretmenim. Orada bir dakika durdu. yolda birdenbire durup düşünen insanlara bakmak olan biri tarafından seyredildi. diyebilirdi. vedalaşmadan ayrılarak kendi yollarına devam ettiler. İşime geldiği yerde domuz gibi susuyorum. bir zamanlar albaydım. (Onun susuşunun acısını bile. Bütün ısrarlarıma rağmen konuşmuyordu.) Bütün olayları ben yaşadım. HİKMET: Evet kötüyüm. Üstelik kötü oyunlar ya zıyorum. Ben kimdim? Sağlığında H. ben de Dumrul gibi keserdim bilekle. İşine öyle geliyordu. Demek ki. Yoksa yağmur mu gelecek? Saatine baktı: Ha- . istediğim oyunlara engel olmasın diye. sonumuz böy119 le olmazdı öğretmenim. Başka ihtiyarlara benzemez. susan ben değildim albayım. önünden hızla geçen otomobildeki kızı Bilge'ye benzetti. hava kararacaktı. Gerçekten kötüyüm albayım. gecekonduda yaşayan ve insanlıktan emekliye ayrılmış bir adamım.) Hiç bir oyuna katılmıyor. bütün acıları ben çektim. Karşı kaldırıma geçinceye kadar düşünmedi bu meseleyi. Beni ve Sevgi'yi çileden çıkarıyordu. Göreceksin. Seninle ilgili değil yani. BİLGE (Hikmet'in niyetini anlamıştır): Ben sana inanmıyorum HİKMET (Endişeyle): Neden? BİLGE: Kimseye inanmıyorum. Bir zamanlar Hikmet olan gözlemcinin biriyim şimdi. rsen değilim albayım. Ben. Bilge ile istediğim gibi yaşayacağım: BİLGE: Seni babamla tanıştırmak istiyorum Hikmet. hepiniz gibi —burasına dikkatinizi çekerim: Hepiniz gibi— kiramı ödüyorum. baçmaıama niKmeı. Benim de bir geçmişim olacak artık albayım. Sonra ikisi de. Beni yaşatmadı aslında.takmamışlar mıydı sevişmeye? (Ne demişlerdi?) Yoldan geçen kadınlara Hikmet'in bir süre hiç bakmadığı da doğru değil miydi? (Kadmlann bacaklanna bakmak içinden gelmiyordu. Caddede karşıya geçerken. Hayır. Sonra her şeyi bir bir hatırlıyorum. Toplum içindeki görevi. BİLGE: Kötüsün Hikmet. sokağın köşesindeki küçük mezarlığın selvi ağacını. diyebilseydi. Bakkal defterim var. HİKMET (Bilge'nin gözlerine bakar.) İnanıyorum Senin gibi bir kızı olduğuna göre. oğlum Hikmet.nmı. orada fazla kalamadılar-. gökyüzüne baktı. düşündü. Oyunun sonunu merak edecek gücü kalmamıştı. evet tam o sırada Bilge ile ilişki kurmamı engelledi. Ev sahibine. olan biri. Sen. Mesela ben. O halde ben varım. Aptal! Ben bu adamı tanımıyorum albayım. Cogitosuz ergo sum albayım. sadece hatırlatmasını biliyor. Dumrul'a nasıl davrandığımı biliyorsun.) BİLGE: Seni anlıyorum Hikmet. Çünkü bu işin ¦de sonunu getirememişti. onunla birlikte aynı yere baktı bir süre. değil mi?) Artık her şeyden kuşku duyuyordu. pembe evin yeşil boyalı kapısını. çok sevimli bir insandır. İşte gene son anda kuruntular içindeydi. böyle bir hürriyet yoktu. ezilmemek için. HİKMET: Seni seviyorum Bilge. onu gecekonduda kuracağım. yolun ortasında. Artık. kira kontratım var. iki otomobil arasında bir iki saniye bekledi. bakkal Rıza'nm çırağı olması gereken birisine selam verdiğini. Ben bu kitapları okumadım (Okumam da. Kadınlara yeniden bakmağa başladığım sırada. kalabalığın akışına kapılma hürriyeti vardı. hem de nasıl biliyor. Ben onun hafızasını istemiyorum. arnavut kaldırımının orta sıra taşlan üzerinde yürüdüğünü. Onu 120 ou Kttuar neaen uzaum sama? hiameT: Sonunda kurtulacağımı bilseydim. anlamlı bir şekilde susma sırası bendeydi. başka bir gönüllü bekçinin sorgulu bakışları yüzünden. Merdivenlerden inişini. her zaman olduğu gibi. de kim oluyor? Yalnız bazı ukala kitaplarda söz ediyorlarmış ondan. Sevgi'ye de böyle davrandım. Durmazsam düşünemem. 121 MEYHANE Sokağa nasıl çıktığını hatırlamıyordu. H. Onu buraya getirmedim albayım. Herkesin bir geçmişi var. vardı susan. benimle birlikte yaşamadığı için. bir kızın pencerede görünüp kaybolduğunu ya da pencereyi kapattığını hatırladı sonradan. yolda durmak mümkün olmuyordu-. Düşüncelerini rsonuna kadar izleyememişti galiba ve kafasının dağınıklığına kızdığı için yataktan kalkmıştı. co-gitosuz ergo sum. Anlaşılmayan bir nedenle bir binanın üçüncü katma bakan adamın yanında durdu.

Düşünelim düşünelim. bir işler olmalı.» Bardaklardan birini kaldırdı hemen. biraz olsun yaratmak istiyorum. Oluklu saç üstüne yapıştırılmış. yaratma sakın. At yarışlarından anlamam.) Sonrası biraz zor oluyordu albayım. Üçüncüsüne parmağını soktu: Pat! delindi. Tehlikeli oyunlar. Sizin hatırınız için. diyordum ona. yuvarlak masanın üstüne biraz fıstık koydu. siz. kararma zamanıdır. Görüntü nedir ki zaten albayım? Siz. Sadece onunla olmaktan kıvanç duyuyormuşum. Bakındı-. Hayır.» Ben perşembeleri sevmem. Üçüncü katlara bakanları denetleyen de gitti mi? Onun bölgesi burada sona eriyor belki. Yuvarlak masanın başına çöktü. at yarışları arasında kimseye farket-tirmeden düşüncelerimi sürdürebileyim. Bugün perşembe ya. içini üşüttü.» Kirkor rahatladı: «işler nasıl gidiyor Hikmet?» Hangi işler? Öyle ya. Peki albayım. Sizi görmedikleri halde susuyorlar. Yürümek bana iyi geliyor.» Beni gördü. çünkü. Yeni afişler. Bilge'yi düşünüyoruz. Neredeyse gelirler.» Bunu düşünmemiştim. İnanmıyor musunuz?) Evet. Saatçinin vitrinine baktı. buraya gelmek aklımda yoktu. başımı öne eğiyorum. Yumruklarını sıktı. İyi. (Bu. Kirkor beni görmedi. «Sen bilirsin. Bu döneme ulaşmak güçtü. Onun için durdum. Tahtaperde bitmiş. Heyecan aynı heyecan. Kendiliğimden girmem. Meyhane. Hemşerim sözüne dikkat et.) «Merhaba Hikmet. albayım. Sevmeden olmuyor. Bilinmeyen bir kadma raslıyorum günün birinde. Peki albayım. Sonunda 7 found my love you' albayım. Salonda at yarışlarına başlanır. Yolda bir cevap hazırlardım yoksa. «Bugün kimseler yok. kolumdan çıkıyor. demek istedim. İşler iyidir. Çok bahsiniz geçiyor. ıslatınca sayılar çıkıyor ortaya. albayım. (Kadınlara dönüp bakmak mı? Benim için soyut bir sorunmuş bu. yaratırım. herkese her şey sorulmaz. (Tam bunları düşünürken. albayım: Salonda At Yarışları. Koluma giriyor. İnce düşünceli olmalısın Kirkor. Aynı afişten dört tane: Hülya Hülya Hülya Hülya. Bütün dünya saatleri birlesiniz. Kafamdaki geçişlerin tabiiliğinden de biraz kuşku . doğma büyüme buralıyım. ikimiz de tabiatı seviyor125 ben de tabiatım. bir su bardağı. Ben senin hemşerin değilim. Kime devretti acaba? Biri gözlüyordur beni. «Plaki yaptım ta124 ver. Tahtaperde de benimle birlikte yürüyor. gerçekten başımı öne eğerdim albayım. Bunlar da Hülya. 'Albayımın demiş olduğu gibi' diyerek susturuyorum onları. «Ne içersin?» Bardaklar söylüyor ya. İkimiz de tabiattan duygulanıyoruz.) Birlikte at yarışlarına gidiyoruz. Beyaz eczalı daireler var. (Bunu düşünürken de her zaman gülümserim tatlı tatlı. Terbiyesiz. Şimdi. «Pardesünü çıkarsana. Meçhul kadına bakamıyorum. Sizin anlayacağınız 'meçhul' bir kadın. Uzun sürüyordu. cahilin biri olmalısınız. Sonuncusuna bıyık takılmış. onunla yatmayı geçiriyordum içimden. Beni beklemeyi bilemedi bu kız. Bir rakı bardağı. (Bunu bir yerde kullanırım. çok önemli. bir senetkırıcısıyla 7 found my love you' şarkısını söylemiştik Bilge. Gelsinler. uonunu nıç uır yoktu ortalıkta. Bilge Bilge Bilge Bilge. çatışmaları tatlıya bağlıyorum hemen. Yürümüşüm. Ben olsam susmazlar. Bira. «Bira.» Giymişim demek. onlar gelmeden hayallerimi bir düzene sokmalıyım ki. Ukalalık etme. Neden öyle yaptığını konuşmuyoruz.» dedi nedense. Saatçi.» Öpüştüler. Yağmur mu yağacak diye bakmıştım da.123 yır. kafamdaki Hikmet'e daha gerçek ve daha inandırıcı bir görünüm vermek için. Tartışmaya hazırım. Bilge Bilge. öyle söylüyorum. bir hayal kadını olmadığını göstermek için. bir tahtaperde gördü karşısında. Binalar başladı demek ki. kendinizi şimdi de albay hissetmiyor musunuz? Bir akşam sizi de getireceğim. Salim'e ödevini yazdırdık. bir çatal. Saçmalama Hikmet. Görüntü de nedir ki zaten albayım? Beni lafa tutmayın albayım. üstelik gönüllü bekçi bırakmadı çok düşünmem için. Ben de. Hesap vermeğe mecbur muyum? Neden bakıyorsunuz öyle? Bakarım göze yasak mı var? Ne bayağı bir deyim. Bilge Bilge. Bu arada yürüdüm mü acaba? Başını kaldırdı. söyleyecek bir söz bulamıyorum hemen. «Merhaba Kirkor. Az vaktim kaldı çünkü albayım: Neredeyse at yarışlarından dönerler.) Sonra. Önce Kirkor beni görsün. Hayır. Geçen gelişimde. aynı zamanı gösteriniz.» «At yarışlarına gittiler. Hikmet! Yeni bir saçmalık tekerlemesi yaratmak üzeresin. «Çoktandır uğramıyorsun.

» Geçmiş günleri bir türlü bitiremezler. siz. Ben o atın. onunla yatabilmek için. O kadar içmeyecektin.» «Allah ömürler versin beyefendi. deniyle görevimizden ayrılmak durumuyla karşı karşıya 127 I \ i 6ZI op uapun§ -uos B^jsq aiq ipap iuisdBA' an niaq a3na 'i -ipiS uauiaq BfBspiBa "ipsine ubuıbz o uapaiq ziuıpıi ^9a8 Jiipap 'i[H3{tov utöi uiuas -5{Ba npAnsoaoii 'aai. «Bir duble daha versene Kirkor.» Sıcak bir şey ister misin?» «Sonra. gözümde onu tam canlandırmak gerekiyordu.» Daha adımı öğrenmediler.. «Sıkıştırmayalım sizi. «Beni zorla oynattınız. Halk oyunları. kimseye belli etmeden aldı.. Anladım.. türkülerini söyleyerek girerler: «O' kadar içmeyecektin dün akşam-iç oğlum ama az iç bu akşam -yağsız pirzola varsa tamam-. Havayolları pilotluğundan emekli ve üst ön dişleri eksik alt ön dişleri sigaradan kararmış ve ingilizceyi az bilir ve at yarışlarım sevmez Muhsin Bey de 126 masa herkesin..» dedi. Yuvarlak masa doldu. Ben... Biz duvarın dibinde de içeriz.» «Özür dilerim. Ayrıca.. Fakat olmuyordu. Maa... İşte bende bu nedenle. «Siz. gerçeğe aykırı bir hayal olarak ortalıkta dolaşıp duruyordu. çok sempatik ve.. de muvaf. efendim. Fakat. Buyrun. Bu. ^î0! ranjxs ubd 'ıaBi§BpBî[aB uiujâ .) Ben de böyle bir hobi seçtim kendime: Sevgi'nin arkadaşlarıyla yatmayı düşünme hobisi. Hikmet kumandayı ele aidi: «Bizler şöyle gidelim.» Kafamı toplamağa çalıştım bu arada albayım.lesef ben isminizi. Ne yaptığımı bilmiyordum. Mehmet Bey de geldi..» Çok kibardır... «Hürmetler ederim Arif Bey. Sivas ekibine kızdığı için.» dedi.. yeni bir pat. Ha-ha. beyefendi. Fakat iyi kadındı: Evliliğimin üçüncü yılında. emekli maaşını bırakarak hayalimde gene görev aldı.tap etmeyi bilen ve canayakmgörünüşünüzle her yer. çekici elime vurmuştum.met Bey. bana ismimle hitap etti. Yurttan sesler. Sivas ekibi de geldi.. Ha-ha. «Buyrun Mehmet Bey. Başını kaldırdı: Tombalacı Arif gelmiş.» «Beni tanıyor musunuz Mehmet Bey?» «Tanı.. Fakat bu. «Nasılsınız Mehmet Bey?» Hemen cevap veremedi: Tumturaklı kekeler de.M.. Sonra. Sevgi'nin arkadaşlarını düşünmeğe başladım. sevgilisini çalıştırarak haracını yediği ileri sürülen Özer -Kirkor tarafından bir iddia..» Hikmet. meçhul kadın da fazla nazlanmaz oldu. «Evet Hik. Ha-ha. buz dolabıyla duvar tezgâhı arasındaki yerini.. hayatımızın en zor işi.fa. Bu yüzden.yorum elbette.. genç yaşta saçlarının dökülmesi.) Ben beceriksizdim albayım. Gene de iyidir.» Bazıları ayakta kaldı..ki-yet kapılarını açıkbulursunuz.. Meçhul kadının. (Çekiç meselesine de biraz üzüldüm. Hürmet. bende nasıl ve ne zaman başladı? Meçhul kadın fazla soyut kalıyordu albayım. Duvara dönüp içmek olur mu?» Balıkçı Osman (elektrikçi). sözlerime inanıp inanmadığını tam bilemiyordum.. birden çoğaldılar: Yuvarlak Masa Musikisi İcra Heyetini idare eden kalp yetersizi evli Muzaffer Bey (erken gider). Şişman.. onlara daha önce dokunmuştum çünkü.. burada birleşmişler..rona geç-mesiüzerine ben ve bazı arkadaşlarım. tiyatromuzun.. «Beyaz peynirle kavun da ver. tabure de var.» «Gelin buraya.. Neden kızıyormuş Kirkor? Bir şeref meselesi..» Paralel düşünmek. kendinden saymamaktır. nedeniyle kasket giydiği için balıkçı adiyle bilinen elektrikçi Osman. ve kibar bir yüzünüz var. Sıkışıldı. kadro meselesi ne..duyuyordum.lara hi. o zamanlar bu kadar bilinçli değildim elbette. İngilizler hobby derler buna..niz. ev erkekleri boş zamanlarında yararlı işlerle oyalanırlar..» «Tiyatrodaki işiniz nasıl gidiyor Mehmet Bey?» «Efendim.cinayetlere meraklı tezgâhtar Hasan... Sonra. Gerçek varlıkları var çünkü onların.. İçlerinde en karakter sahibi olan Özer'dir: Votkayı ancak gözünün önünde sıkılan limonla içer. biz de hobi deriz (kültürlü olanlarımız der.. Çünkü onunla her sefer yeniden tanışmak gerekiyordu.» Yarış ekibi de geldi. Ben evlenince emekliliğini istemişti. insan. Sevgininarkadaşlarıylayatmahobisi başladı. bilmiyorum. Biliyorsunuz. Ülkenin dört bir yanından kopup gelmişler. «Hikmet. Ellerini oynatarak.

A'e uapAa uitziq UBpjB^una -apiBqaat[ ui5^ uiSipBiuio "aSna uıpamaiS uas asuapau buısbjb 9ZT unS aiq ^ i^apunuo muaaaouad 'butubA utAaa >[ubx "npaoAiöt xuiqBJBS aiAiS jbSbîı 'Aaa JIUBx 'BpjBSip M %^\b aunuo «¦¦•uratSBUBUAJB5[ tSBOiq Bp uiBpy» «"iins tzıuııit '^aa ubsbh aa^""aAB «"'iStwba' "b\ i^nqiBH 'âiuiap 'aipuiipBuiBp uiiuaq '§nur :§iuniS asnod tufop botııa'bıbîıba' 4§TxnATxıiBaaui bjbızı^ ^nötpt Bp ub^Şo* ubsbh JB^qBgzax "JaiTW naŞop auisajnqB^ 't qjI axnpinQ "ipa^Aos BUiŞBirm uiuuiq 'IUIUIBA9P unzog «¦•¦Bireq bpbuiSijjcbi aiq tppio ap -80 "uiipuaja uiABtif^Bq Burunsn^» "ipaBA t&ıîı v>[\ iipnŞa afatınım '^a 19uiq9W «¦"uauisaa au Stuijba tizoq» ¦a^ğima^os japteS aiq ap aouo BqBQ "ubs -bh aBiq^Sza. ı^iııov "n^Snuiaos rai i^tOB zruiuj'B^ ¦n§iuniBA iSAag tŞi§i • -uad rait^Jis 'uirçin'BJi bŞbAv 'Jlilîliû isaaiauiagS iztq uıu. aiq 3{n5n5j -ı^ıö BuoîiiBa -ap auaS uinpaoAiî{'Bq ba^jo uapun^sn uiuas 'JiBJBdBA iqiS SnuuoA'niBq ruŞop bubs -ıj -i{t5 Buoi[iBa 'uinpaoAiuiajsi sjara^a jauBqi bubs uapunS 3{n BqBQ -BptiBuiBZ iu^B ump.ioA'ıp 'ızts ja^a§ izig -bpbjb nq npjo^ijTaB ap u 8A TpjBI-IOA'ninS BpSJBS BIISJBS İBJBJUO UltipjOiîldB^ JBIB3I -Bg 'UB^§BpB3{JBmuiSAag nq ipaBiaoXtAas yad raajr uiq vLQ\xi\u.m ifnön^ •uıı. derler ya. öyle işte.az -b3 'uinpjo^nunSnp uapaiq ıuı§bpbî{jb 5n 'ZI3 -IP3P iaBpinooS ıra iîaS aia» 'ipap «ioiTP^sj uapuas) •••ubuıbz unŞnpunjpg uapjiq 'îbîıbj iaSna uinpaoA'nunmSnp raas 'BpraBO -tpajAas niuafnıutuoS î^ajapiâ aAajaouaj 'napuiiSi ump. abajurun bir türlü bitmeyişinden ve bir anlam . ettim. Ben de Bilge'ye gitmedim. ipap «'tiixnpB5{ Stoijba ryzoS BputpBtUBa» 'vaxi -a5i zfraidaq bsjba isapsatn jaasS aiq BpB^ao «iuiTXiraJinq -git 8ztUTj"-9Jag iyÎ8a^auiınHznunsaOjîn^"'T>IQS Siuifep ax Bq-Bq 'unpauiajmp X' uiq unuo 'ui5t tSipzi^ buisub5[ 'raxSp q\/Lqq •npjOA'Tpa iB3ft§t an jqoq.iOA'nunStyp tuas n -xuia^st Jiauiunânp nuo 'i^JiBOBiiia psBU 'izi3i uiAg xuxpapiaq 'uirç:j[Bq tAaounSnp 'uore^uBd îb^bj iuapıuiâi uiip uapajfv[ -unpjoXiunp Bpuiiun{B^ -imp isjqoq. o anlamda bir söz. aiq -nS a^sas 3i9S3{nA aA tü^IT ByB^mpBîi 'übsuı aıq uajiq \vlıŞqo •anpa dBjiq psbu bjbjubsuı 'uiiŞtoAaa tiisqBx 'ubsut aiq iqiS uiraaa ("isaiasara jaaaS aia) «i&QQ uisqBX -\s3 bAbsbih uapaM» 'ipn^iaiq epunno unuoqBABj t nw rufop •eaBAnp uapunuo umiqBtopznq 1X93 axpaBA zituipiSB^ ^9{bath 8a unqBS 'ui5i raiaana» -§iuınapunznA isa^asara jaagS ıuaV :i BpinuBit ui. antBqv npjoAnıuunjoâ unzn^ 'npunza uBraBz o uubjobs 'Jrai. Kim kaybetti albayım? Hayır.) Çamaşır asan w' yi seyretmeğe devam ettim. Sevgi'nin sonundan.M ^-re^ asuaa 'A JW URS8M 'njSnnip a Jîcl njŞop Burcr xrepuuepTBOBa '^jijeq uii&rauip^BJi luuaiziQ •uriStuiA'iS' BAnfanq ^nön^ npiJi^ "a^l-nq an iSAag znunp antBqB uBpuuB^BiJBd SBiun^f •BpuisBJiJB uiuia. Sevgi'nin bu sözüne bir anlam veremedim.) Sen git.&& aiq yamacı uiruoA'iuiBiariBq ap lunâipap -siioy "BunpfB 'aoXtpS nznA ura. (Kendi hareketime de bir anlam veremedim. yani.ubuiso lo^qBq 'laaöi ipaiS ^83 «raipuaja uiiAB^Soa» =ipuBzn \ korkuyordum o sırada. dedi Sevgi bana.. sonumuzdan söz etmiyorum şimdi. Bilge beni ne yapsın? Peki abajur? dedim. Sıkıldım.ıSa8S uitjiiBq aunznjç.§ıuıbuı3î'bA iŞi§t SipjuiBii a^jyeq ba^h 'ai Jta :npaoAnjdo^ jı§buıb5 §. dedi.M ^P\wbx'b^ jpfKjao "ainpao^nunsnp aai.aSjia ¦ -bob ippsBU nzn^ ¦uiruioAiuiaaoâ ipuiiâ 'ı :uıu.-Aag roping) -ubuıbz o uiipBTUB iraiŞipuBi§oq uapuas ip •unpauiap Â.

Düşündüm de. «Hikmet Bey sürecek parmağını. beceriksizdim. Gazeteyi elimden fırlatıp Sevgi'ye doğru koşarak onu kucaklamalıydım. (ukalalığı bırak da oyunu seyredelim.. 'Acıktım.. Bu samimi insanlar. Buyurmaz mısınız efen. bütan gazı tüpünün üstüne oturdu. Şişeyi alan çocuğa..» «İyi okunmuyor. (Bilge Bilge. (Sivas ekibidir.» «Olsun. «Üç numara kazandı. Bir su şişesini bitiremedik. bir yerimi incitirdim. Bir şişe viski aldırdı. Demek ilkbaharı sevmeye hiç bir acıma engel olamıyor.» «Ben paralan toplarım.» «Kirkor! Bize kâğıt ver. Onlar seyirci. ueuıuı. «Hikmet Bey! Görevine başla. «Bugün Hikmet Bey de oynamalı.» «Bir kâğıda elli kuruş alırım. Şişenin dibinde iki parmak kadar ayırdı kendine. (Pilotluktan emekli Muhsin Beyle tartışmıştık Bilge. bütün bayanların w'lerini selamla-saydım. Hikmet Bey. Küstahlaşmalardı. tek başıma. evde içerim diye.» dedi Hikmet. Ben herhalde. yirmi beş kuruşlarından başka kaybedecek şeyleri kalmamış bu muzarafat —müzahrefat olacak oğlum Hikmet— peki albayım. Serbest teşebbüse geçmişlerdi. Yüz yirmi beş kere haklısın aslında. Ha-ha. Yapamazdım albayım.londa atyarışları oynanacak. albayım? Viski gibi. yuvarlak masadaki yerini aldı. küçük bir karaborsa olayından beş yüz lira kadar vurmuştu. «Artık içki istemem. İyi gelir.. ıslattı. Öyle saçmalanır ki burada. bunu söylerim. ulan yarımyamalaklar.) «Hikmet Bey! Beni yediye yaz. Hiç içmemişlerdir oğlum Hikmet.» Oyuncular heyecanlandılar. havaya kaldırmalıydım.) Pişirirken içine sıkmıştım.verilemeyen sözlerin. sevmeden edemezsin. Hikmet kimlerle neler yapı130 yuL sunul. Yedi numaralı atın peşine takılmış gidiyoruz. Yirmi beş kuruşa bir numara seçerken. kasketimi çıkararak bütün bayanların bacaklarını. sekiz olabilir..» dedi Kirkor'a. sadece üçe benzediği içinmiş. en yükseklerde olmalıydım Bilge. Parkın ordaki kulübede oynuyorlar.» dedi. biz. Beğenmediler. Neticeleri de telefondan öğreniyorlar. Kişiliklerini bulmuşlardı. O halde cezama razıyım. «Bir so. «Ben biraz bozuldum. Yetmiş sekiz olmalıydım. Viskinin Türkçeye tercümesi güzel olmuyor albayım. isimleri yazarım.) Seyirciler çağında yaşıyoruz albayım. Yerimizi bulamıyoruz. sekiz elli ve tek ayaklı bir kumar canavarı ile sarılmıştı. dur yapma diyerek birbirlerini itiyorlar. ben geldim. albayım. Daha doğrusu.) Limonların suyu çıkmıyor. Göz göre göre harcanıyoruz Bilge. albayım. Şimdi kim bilir kimlerle dolaşıyorsun üç numara? Ben böyle oyunun. şu anda rahatım Bilge. bir şişe rakı ısmarlasaydı olmaz mıydı? Ben de bir şey anlamadım viskiden. su şişesi içinde.. gerçek bir salonda zarif hareketlerle at koştursaydım.» Parmağını gene suya 131 lacı Arif —Mustafa alınmasın diye— Mehmet Beyin kulağına eğilerek fısılmamışti: Bir şişe rakı olsaydı. Viski gibi mi.» «Köşeye gitti. ulan hepimiz! Bir salonda olsaydım. Zeytinyağlı pırasa ver. bir türlü anlaşılamayan etkilerinden bahsediyorum. Mehmet Bey çağırdı. Heyecanlarını örtmek için gülüyorlar.» Evet..» «Sizin gibi. Bunun da seyircisi var mı? Yaylı kapıyı isteksizce itti. «Kirkor devam etsin.' demeliydim. Serbest iradelerini kullanıyorlardı. Gene de bilerek oynuyorum: Düşüşümün farkındayım. Demek dalgın bir acıma düşüyor payımıza bu Bilge serüveninden. Dikkat etmişimdir albayım.) Paraları dağıttı. Demek ortamı değilmiş. demek yarattığı heyecan.» Gene kimler kaybedecek bakalım? Parmağını bardağa soktu. on lira bahşiş bile verdi.» Demek boşuna ıstırap çekiyormuşuz Mehmet Bey. birden cömertlik gösterdi: «Alın ulan! Hediyem olsun. Onlar başka türlü oynarlar.» Sen onlara dokunursun oğlum Hikmet. Ne sevimsiz görünüşü vardı viskinin. Mustafa. limon da ver. «Bir bira vereyim mi?» «Verme. Kahkahaları herkesin kulağında çınlıyordu her günkü gibi.» Tombalacı Arif güldü: «Onların da bir şey gördüğü yok beyefendi. Ulan sahtekârlar. «Sa.da için. deseydim. oonrasmı Dilmem ama... kâğıdın üzerine sürtmeğe başladı. bu candan insanlar. İçtiler albayım. esas yarışları bile seyredenlerin yanında ben tutunamam.. Demek aslında sekiz numara kaybediyor. kalanı da su şişelerine konuldu..dim?» Başka ne oynuyoruz ki? Salonda olsun da. Gürültüler artıyordu. Ben bunu bilirim. bağımsız bir ger^ ginlik içinde oldukları görülüyordu. Sonu belli bir yarış yüzünden numaralara kızıyorlar.. Masanın çevresi on altı kollu.» Sonra. İçerden çağırdılar.) Ön dört olmalıydım. işte bu insanlar arasında yerimi buldum. . Bize de bedava vermiyorlar. (Sen daha yükseklerde olmalıydın.

benden bir şey öğrenmiş olmayacaksın. Sekiz numara bütün yarışları kaybetti çünkü.) Bu yarışta da dökülüyordum. Daha önce bu kadar zarfı bir arada hiç kapatmamıştım. Hoş. Benimle birlikte. HİKMET: Vardı. zarfları artık çabuk kapatabilecek miyim Bilge? BİLGE: Bunun ne önemi var Hikmet? HİKMET: Benim için önemli.. BİLGE: O halde. Elimden almışlardı. Sana inanmıyorum. Çok istiyorum. Tartışmaya giremem. Sevgi gibi. Biz zaten biliyorduk senin ne kadar aşağılık olduğunu. Bütün geleceğimi buna bağladım. (Alnıma yazılı. bunları düşünme. (Pilot da İngilizce biliyormuş. hızlı kapatanın sen olduğunu bir an aklımdan çıkarmadım. sen adresleri yazarsın. Kimseyi kırmaya niyetim yoktu. HİKMET: Bilmiyorum. Daha önce çok yavaş yapmıştım. Ben yarışlara aldırmıyorum artık. aranızda olduğum sırada söyleseydiniz. HİKMET: Yapamamayı mazur gösterecek bir kitap demiyorum. Herkes çok hızlı hareket ediyordu. Salonda zarf yarışları. istemiyor musun? HİKMET (telaşlı): İstiyorum. aceleden zarfların kenarını yırttı. fazla ciddiye aldım meseleyi. zarftan ve ellerden gözünü ayırmaz. elleriyle öyle söyledi. değil mi? BİLGE: Şimdi bunun ne alakası var canım? Sen önce esas hareketlere bak. Bana yakınlık duymuyorsun. ellerime bak. zarfı yüzüme vurursun. zaten ne okuyorum ki? BİLGE: Sen istersen her şeyi yaparsın. yoksa çaldığı parça aslında uzun mu?) Senetkırıcı. benim iyiliğim için böyle . BİLGE: Korkma.) Soğuk rakıdan ver. ondan sonraki her zarfa uzanışımı endişeyle izliyorlardı. dikkat edemedim. Orada hiç bir şeye yetişemiyordum. BİLGE: Hayır değil. (Bir zarf alır ve çabuk hareketlerle kapatır. Bende.) HİKMET: Dur. Oysa onlar. Bir tartışmayı kaybedersen.» Sekiz numara kazanacak değil ya. Dört İngiliz. Hızlı yerleştirme yarışında. 133 na öğrettiğini hatırlatırsın. Mustafa çok haykırıyor. alaman ordusunu nasıl dağıtır? Bir de alkışlıyor bizim seyirci. Ben kapatırım zarfları. anladınız mı? Size bir oyun oynarsam görürsünüz: HİKMET: Acaba. kireç gibi oluyor. Çünkü Bilge bile yabancı taklidi biriyle gelmişti bizim eve.) İngiliz de kim? Kalleş bir millet. İstediğin gibi öğrenmek için. Longplay da ne demek? diye sormuştu biri. dedi sonra. Bunu. Sen isteyip istemediğini bilmiyorsun. (Hiç bir şeyin önemi yok. HİKMET: İstediğin gibi dikkat ettim. Heyecanla. Yani. Bağırmasam da beni duyarlar burada. hızlı kapatamazsın. BİLGE: Sen istersen her şeyi yaparsın.) Bilgeler bile yüzüme bakınca. (Telaşla gülümser. Hikmet. Öyle demedi de. Muzaffer Bey yönetiminde. Bilge kaybolur. Senden gözümü ayırmadım. Kaybolup gideceğim ben. Onu hizaya getiriyorlar. seyircilere doğru konuşmağa devam eder. HİKMET (Heyecanlı): Baktım baktım. Hikmet. Benimle olunca aldırır. ben de Almanlar gibi yenilmiştim. Şimdi de küçümserler.Peki kalsın. Orada değildi. Ben de kendi isteğimle geride kaldım işte. Yapmayı öğretecek bir kitap. bu meyhaneye kadar düştüm. Bunun bir kitabı yok mu? BİLGE: İncil var. neden oralara kadar zahmet ettiniz? derler.) İlk zarfı kötü kapattığım gerekçesiyle. Öyle dedi. Parçayı çok uzun mu çalıyor. Bağırdı. {Long-play tartışmasını bile kazanamamıştım. İşte sekiz numara böyle kaybetti. BİLGE: Böyle bir niyetim yoktu. (Yavaş hareketlerle kartı alır ve zarfın içine yerleştirir. önemi yok. Alman bizim dostumuz. «Bir şişe bira ver.) Fasıl heyeti başlıyor. (Ne diyebilirim? Haklısın. zarflan bir an önce kapatmaktan başka bir şey düşünemezler. Hızlı hareketlerle gözümü korkutmak istiyorsun. Bütün gücümle bakıyorum. Herkesin sabrı tükenmişti. Beni kullanmak istiyorsun. BİLGE: İnsanlara inanmazsan. harp filmini beğenmemiş. (Sahne kararır. Sevgi de hızlı kapatıyordu. çöpleri dökmeyi ya unuturdum ya da yerlere dökerdim. «Beş numara kazandı. Ben zarfları daha hızlı kapatıyorum. HİKMET: Hayır Sadece. demişti Sevgi. İçine buz koymayın. insanların sinirine dokunan bir gariplik var. Yetişmeğe çalışmanın telaşından oluyor bütün bunlar. sen de beni baştan ezmek istiyorsun. beni geride bırakmaktan başka bir şey düşünülemez. Bilge de aldırmaz. bu meseleyi çözeceğiz sadece. HİKMET: Bakıyorum. Önemi yok. BİLGE: Sen yapmak istiyor musun. Benim için ölüm kalım meselesi bu. Belki Bilge ile evlenirsem eski tecrübeme dayanarak.) HİKMET: Belki de iki parmağını birden sokmasaydm daha çabuk olurdu. Burada her şey kolay. Aslında.) BİLGE (Alınmış): Yanlışımı çıkarmak için bakmışsın galiba.. Efendim? Ne diyorsun? Ni132 ha hızlı yapıyormuş bu işi.» dedi. Bilge'nin gittiğini farketmez. Telaş ettirme. (Beni kapıcı yapsalardı.

Bilge'nin orada olmadığını görür.) Tütüncüden sigara alan bir adam. telaşlı hareketlerle konuşuyordu içerde. dört tenekesiyle çocuğun yanında duran sucuyu beklemedi (gelenek böyledir). Bir söz bulmalıyım. Kalması için ısrar eden çıkmadı. öyle bir şey yapar ki. Numarayı çevirdi. Korkuyordum. Boş bir telefon kulübesi gördü. İşi öylesine şakaya getiririm ki. hem de hızlı yürüyor. serinledi. Yürüyüşünü önünde hızlı adımlarla giden bir kadına uydurdu. 134 rektiğini anladı. Artık aramızda her şey bitti. Bilge. seni seviyorum Bilge. Dolmuşa bindi. Kadın yaklaştı: Ellinin üstünde. (Demek numarayı unutacak kadar uzun süre geçti. girdi.) Kulübe gene boştu. Mendiliyle kurulanmadı. Ona ne söyleyeceğim kapıyı açınca? Merhaba. sen misafir misin? Önünde bir dolmuş durdu. Kendime acındırmak istediğimi söylemiştim. Bu kadar yakınımda olduğu halde göremiyorum. Şimdi bu kulübeden çıkacağım ve karşıma ilk çıkan erkeğin kollarına atacağım kendimi. aynı doğrultuda bir yere kadar. «Ben gidiyorum. bir uğrasam mı? dedim. Dışarda bir adam bekliyordu. Senin evin önünden geçiyordum da Bilge. Kadının sağma. ciddi ol.davranıyorlardı. Bir kerede olmaz tabii. Bir çeşmenin önünde şişesine su dolduran küçük bir çocuğu bekledi.) Efendim? Bir şey mi söylediniz? Biliyorum. (Biz de yavaşlayalım. Bekledi. Fakat sesim biraz yüksek çıkmıştı. gerisine baktı: Kimseler yoktu. gelen dolmuşlara binmek zorundadır. karşımda peder.. Doğrudan doğruya girdik. telaştandı. (Geriye döner. şunu söylemek istiyorum. (Artık sana dayanamıyorum Nami. İnsanlardan kaçıyordum Bilge. Tütüncüye baktı: Hayır. Kulübeden çıktı. Elimi kolumu. Bu ne güzel elbise! (Yok deve!) Bir espri yaparım. Onun oturduğu muhitte açıktır. Neden gidiyorum gerçekten? Bir kere yola çıktım. (Bak bunu yaparsın. bunda bir şey var. Çiçek götürürüm. demişlerdi. Ne zamandır gelmek istiyordum. bana çarpılınca da bağırıyormuşum. Nişanı da hemen yaparız. Genç bir kız. ben buraya oturmaya gelmedim Bilge. (Seyircilerden bir ses geldiğini sanarak eğilir. hiç bir şey söylemeden kalkar giderim. (Karşı kaldırıma geçelim. çiçek de var.) Karanlık olmuş. der.) 'lam teıeionu Kapamayı lin çalmağa başladığını duydu.* dedi. Sigara da alacaktı. Bilge gelince direnmeyi bıraktım. Allah belanı versin Hikmet! «Kaşar peyniri var mı?» «Aldıralım beyim. sen istersen her şeyi yapabilirsin. Son durağa gelmişiz. sonra yürüdü. bir dolmuş yaklaştı. yüzünü de düşünemiyorum. yalnızdı bu kadın.) Güle güle diyen de çıkmadı. Bir iki tütüncü dolaştı. sorgulu gözleri bir hamlede yatıştıran bir söz. yüzünü ıslattı. Kaldırımın kenarında durdu. kadının koluna girdi.» Kaşar peynirini aceleyle bitirdi. Açıldı: Bilge'nin sesi. Durup dururken de söyleyemem ya. Şimdi her yer kapanmıştır.) Şoför bir yerde durdu: Buraya kadarmış. sonra da albayımı görücü gönderirim. Bilge de 'Bu çocuk durmadan gelip gidiyor. Benden bu kadar. Şimdi artık hemen binmem. (Gelenek böyledir: Kaldırımın kenarında duranlar. (Kimde jeton varsa ondan alırım sigarayı.) Jetonu yoktu. babası çıkardı. Bana inanmışlardı. hızla uzaklaştılar. korkunun sonunu görelim bakalım. Olur mu? Olmaz. Hemen kapattı.) Biraz bekledi kızı. Üç kere giderim. Hayır. Bakalım istediğim yere gidiyor musun? Gitmiyormuş ama. . bir süre sustuk. Evde yalnız değilse? Elimde çiçek. üstüne biriken kokuları yavaş yavaş götürdü. Elimde değildi. Daha önce de söylediler. Evde yalnız mı acaba? Herhalde. (Al-laha ısmarladık dememişti. hem de boyalı. soluna. gerçeğin anlamı kalmaz. Bir telefon kulübesinin önünde durdu. Canım. 135 (Heyecanlanma. Ben de onu bekliyordum.) Aşkla oynarım: Ogüzeldudaklannızasahipolabilirmiyim oynarım. Bindi. İkimiz de yere bakıp susmaya başladık mı tamamdır. Bana. Oradan devam eder miyiz? Yolda belli olurmuş. yoksa. (Dört numara üstüste üç keredir kazanıyordu. sonra. İki yıl. bir amaca yöneldim çünkü. Bir kadın yavaş adımlarla yürüyordu. Defterini çıkardı. kendi derdimle çok ilgilendiğimi söyleyeceksiniz.) Bir kadın yaklaşıyordu. sonunda ben cesaret bulurum. Ne yapar? Onu da Bilge düşünsün artık. durum vahim. sonunda onlarsız yapamayacağımı anladım: Senden başlıyorum. o güzel dudaklarınıza sahipolabilirmiyim?) Aradan yıllar geçmiş. telaşımı örtmek için bağırıyordum. İnce düşünceler. Olmaz.) Ciddi ol. oturduk. (Aşkla oynanmaz. insanların en alıngan taraflarına çarpıyormuşum. (Bilge.) Serin hava.

Bilge. uydurma bir kâğıda sarar. hemen indirdi fiyatı. 'Hiç değişmemişsin Hikmet.» Kirli pardesüsünü Bilge'ye göstermeden astı. u* i v-ü*^» ~. Ben de ayağa kalkar. Eve mi alıyorsunuz? diye sorarsa çiçekçi. Şimdi kalkılmaz artık. Bilge. (Allah Allah. bu arada merdiven ışığı söner içeri girmek zorunda kalırım. çiçekleri yerleştirmeğe gitti. «Bu kadar zaman sonra elim boş gelemezdim ya. Demedi. Hayır. soğukkanlı bir Hikmet olarak görünmek istiyordu. buradan geçiyordum. Yeni gelmiş gibi yaptı Hikmet.ta yuvıu.) Çok pahalı. gidelim mi? Biz karar vermemiş miydik? Gidelim. İçerde bir ışık yandı sonunda. Çiçeklerin de isimlerini bilmem ki. buketi aşağı bırakıveririm. geriye baktı. Köşede çiçekçi var. böyle şey sorulur mu? İnsan. «Çiçek mi aldın Hikmet allahaşkına?» Hay allah. «Bu çiçekleri sevdiğimi nereden bildin?» «Bilmem.) «Hayır. kendine eziyet olsun diye.» . Şu kaça? şundan da koy.» Dur. Ne diyorsun ağabey. Dünyada zili çalmam. paltosunu.' demez. vazoyu aldı. Bir şey söyle. Merdiven ışığı söndü. Çiçek almıştım da (neden almıştın?). Bir de kartvizitim olsaydı. orada unuttum. bir tuhaf bakılır gene de. Yoksa. ayakta bir süre düşündü. adama hafifçe sürünerek geçti. Çiçek seversin diye düşündüm sadece ve bana kızmışsan seni yatıştırır diye ümit ettim. eşarbını düzeltti. Bir şey mi düştü Hikmet? Hayır. (Sen de durumu anladın le birlikte bu kadınlar bana pahalıya geliyor. gülerek kapıda göründü.Devam edecek misiniz? Sen nereye gidecektin ağabey? (Ondan küçük olsam da gene ağabey. Çok yakışıklı bir beyden. (Saçları gene uzun. çiçeğe dayanamaz. şunu demetle mi satıyorsun? Hiç bir kadın. »Gecekondudan. gülerek kapıyı kapadı: «O ne demek öyle?» «Duymadın mı?» Bilge. Bilge.) Sen hiç çiçek almadın mı? Aldım. Beş lira ver de götürelim ağabey. Şişman bir adam çıktı. Bilge'nin yalnız olduğunu anladı.» «Nereden kızacakmışım sana?» «Birden kayboldum diye. Kim söylemişti?» Bilge.._________ „ ğa hiç niyeti yoktu-. Hikmet kapıya atıldı. Düşünmeden karşılık ver. Bir şey değil efendim. Hemen içeri girerim.» dedi aceleyle ve içeri girdi. Neden yalnız? Koridora çıktı ışığı söndürmek için çünkü. «Ayrıldığını duydum tabii. O telaş139 la Dır suiu. beni •evde bulacağını nereden bildin de çiçek aldın? Yok canım. «Hiç bir şey duymadın mı?» Koltuğa oturdu. (Demek karısı da gelecek. demeyi bilirim mesela. 136 13T 6 BİLGE Sokağın başında indi. öyle denmez. Babası çıkarsa? Elimi merdiven boşluğuna sarkıtırım. saçlarını arkaya attı. Bunlar taze mi? (Anlarmış gibi yapıyorum. Üzerinde. İlk gidişimde baklava götüremezdim ya. Bilge'nin kapısı önünde biraz bekledi. ışığı görünce çiçekle birlikte geldim (elimden atamazdım ya). bakkalla gönderirdim buketi. İçeri geçtiler.» Biraz ileri gitmiyor muyuz? «Nerede oturuyorsun şimdi Hikmet?» «Söyledim ya: Gecekonduda. hayır.ft. Elbette eve alınır ama. ışıklar çıkaran bir ampul resmi olan düşmeye bastı ve zili çaldı.. üh>j. Fakat. böyle münasebetsiz sözleri düşünür ancak. on Ura düştü. Onbeş dakika kadar bekledi. kitaplara bakarım. Bir nefes aldı. Bilge göründü: «Hikmet! Nereden çıktın böyle?» Fena bir soru değil.) Kadın görününce. ~-j__. Peki. daha iyisini buldum: «Yoksa baklavayı mı daha çok severdin?» İnşallah. bizden duy-saydm daha iyi olurdu. kapıya yaklaştı. İki yıldan fazla mı olmuş? Günlerde ne çabuk. Bir ses duydum da.) Söyledi. Önemli değil canım. Kitaplara bakacaktın önce. parmağımla gösteririm çiçekçiye. Belki de hiç aklına gelmedi. Ha-ha. vazo ve çiçekler. Apartmanın dış kapısı kapalıydı. kendisi de yolda.

Konuşmakla geçeceğini sanıyordum. Güzel mi? Saçmalama. «Efendim?» dendi gülünerek.. Neredeyse dert-leşilecekti. Bilge'ye baktı.» dedi Bilge. Tül perdeler . Ancak çiçekleri hatırlayabiliriz. «Kurallara. «O zaman daha evliydim.140 «Onun gibi bir yer. Seni aradım. bacaklarına bakıyormuşum' Her zaman ihmalci oturur. pencerenin önüne çıtalar çaktım.» dedi.. Durum. endişe verici bir biçimde ilerliyordu. durgun ve hareketsiz. Tabii kafeste. Kendini kaptırmak zorundasın. insanın bazı eksik yönleri olmalı. çorap lastiği filan. düşündüğüm gibi..» Görünüşe aldanmamalı ge'yi bulsaydım ne yapardım albayım? «Bunalımlarımı belli etmek istemiyordum.» Bilge. 'Yaşamak' sözüyle 'geçinmek' ya da 'çalışmak' gibi uzak meseleleri soruyorsan cevabı kolay: Çalışmıyorum ve ufak bir gelirle yaşıyorum. «Senin ayrılacağını pek düşünemiyordum. albayım. Hayır.Sehpalar. «Kauçuk da olmalıydı. Bütün sorunlar. Terbiyesizlik etme. böyle bir yerde mi yaşıyorsun?» «Gerçekten yaşamadığımı söylemiştim. gene de yalnız kaldıkları görülmemiştir. güldürmemeliydin. gittikçe ortalığı sarıyordu. aynı süre içinde sırtüstü yatarak kadınlara çiçek almayı hayal ediyorum. «Bu ayrılığın beni hiç sarsmadığı söylenemez. Onların hayat pasosu vardır: Gösterirler. avunabilir. camlı kitaplık. Bazı güçlüklerim vardı. böyle idare etmek gerekiyor.krem rengi güneşlikler "kompozisyonu' yerine. Seni bu durumda yakalayacağımı bilmezdim. bacaklarının durumunu değiştirdi: «Böyle bir şey diyen yoktur herhalde. akıl ve zor yoluyla çözülebilir ancak. Belki bu susuşla bir şeyler demek istiyorumdur.» dedi ilgisizce. yaşıyor sanırım. Bir arkadaşlık havası. Konuş biraz. sehpa örtüleri — anne baba zevki. gereğinden çok uyan bir davranışın vardı.» «Ben de çalışmıyorum. Hemen ekledi: «Bizim şirketin işi bitti de burada.) «Çok oluyor. Masa başı çözümleri. (ya 'ağır' halı?). Biraz duymuşsun-dur bizim gecekonduları. Peki. İnsan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir.» «Gerçekten. Düşünerek harcanma oğlum Hikmet. Çiçeklerle birlikte havayı kirletiyoruz işte. Anlamak için.» Demek. Gecekondu kıtasına. gülünmemeliydi.. dar bir kara parçasıyla bağlıyım.. tenekeler düşmesin diye. Peki. «Ben de çiçek yetiş141 II tiriyorum. Gerçekten iki parçaydı.» Tam zamanında gelmişim demek. daha değişik bir dekor ne iyi olurdu. hayal kurmağa devam edebilir. camlar. durgun bir sesle. Küçük çapta imalata geçilebilirdi: Silgi. böyle şeylere aldırmaz. Babamdan kalan iki parça şeyi sattım.» Bu sözlerden belki bir yere gidilebilir.» İşte gülüyor. Öyle derler ya. (İsterlerse beni bile görürler. lerinde.' Para. «Sana telefon etmiştim. Anneleri-babaları-teyzeleri-amcala-rı-altıaydabir sevgilileri-haklısmızbeyefendileri vardır onların. «Ne güzel devetabanları. kim bilir? . Çalışkan bir arkadaşım da bu parayı 'çalıştırıyor. Kolumuzu bacağımızı ve koridordaki kirli parde-sümüzü unutmak zorundayız. (Albay da olmasa ne yapacaktın?) Güzel çirkin bakacak durumda değiliz albayım. Ciddi adamlar her yere gidebilirler. bir sehpa daha. Onların kimseye ihtiyacı yoktur.» Ah siz kadınlar! Düşünceleriniz her zaman yarım yamalaktır: 'Pek bir şey" yapamazsınız. albayım. sabahtan akşama kadar koşup duruyor ve ben gecekonduda. ancak bedenine eziyet ederek günlerini sürdürebiliyor. «Ne zaman?» Nereden. bilecek? (Bildirmenin de bir yolu vardır. Bir ihanet kokusu seziliyordu derler ya.» Canım. Seni görmek istiyordum kısacası.» cıecıı ıniKmeı. fakat bir işe girmek üzereyim. giderler. Sen anlamazsın tabii. Çiçeklere zararlı böcekleri yok etmesi için ka-rmcayiyen de beslemeyi düşünüyorum. Olsun albayım. (Ukala!) Acı bir yaşantıdan sonra insan.) Benim bütün bunlarım öldü. Eşya da yardımcı olmuyordu.» «Nasıl yaşıyorsun? Ne yapıyorsun?» «Pek yaşıyorum sayılmaz. az da olsa ilerle. her zaman. Avrupa'ya gitmişsin.» Sustular. mesela hiç olmazsa yeşil-gri 'armonisi' . Kimse yadırgamaz onları.. Baban öyle demişti.» Ben de herkesi bıraktığım yerde. Arsız çiçekler yetiştiriyorum.

sabit bir ortam içinde mi döndüğünü hissediyorsun? Felsefi bir soru.» Kapıya gitti hemen. Başımı yukarı kaldırdım ya.. demek istedim. kahve ister inisin? diye sordular.» «Bir kahve ister misin?» dedi Bilge. (Nerelere geldik?) Şu arkadaşlık ne kötü. «Aslında. sekiz ay. Bir süre geçseydi. Sevgi diye bir kızla tanıştım. başka bir bahaneyle tanışmış olsaydık. Bu yüzden Sevgi'nin.» diye konuştu hafif bir sesle. Ne konuştun ki? Sana. sanki söylemekten kaçındığım bir şeyler varmış gibi olacak..» dedi.» Ben gülmemeliyim. Bilim. Tanımadıklarımı bile tanımış gibiyim. nasıl yaşamak gerektiğini düşünüyorum. yirmi iki günden beri. ilk defa ben de bir şeyler söylemek ihtiyacındayım. Belki Sevgi'ye anlatırdınız düşüncelerimi. kimse inanmıyor. Dünyanın sonu geldi. O halde çarpıntım var. hastalığını kanıtlamak için.Bilge ayağa kalktı: «Sana bir şey ikram etmedim. Bizim ailede kimse konuşmaz.» İçki var mı? «Ne istersin? Çay? Kahve? Meyva?» Hayır. bu yüzden kaybolmuştum ortadan. Kimlere. Bu geveze oğlan da nereden çıkmış? derdi baham. Anlaşılmaz saatli bir lastik. benim de adım Hikmet. doktorla birlikte denemişlerdi: Önce eşya durdurularak Hikmetin başı çevrildi. «Canım.) Kahveyi almadan geri çekildi: «Düşünüyorum. Kimseyle görüştüğüm yok. «Benimle konuşurdun.» Bilge güldü: «Sen de kolay çe-Icilir bir insan değilsin.» Önüne baktı: «Belki de birilerine.. Başım dönüyor. «Şimdi geliyorum. Yani. ne kadar aslan142 143 nim. hemen yok olurum..» Hikmet.» Bilge güldü: «Ayrıldıktan sonra da bunun için mi ortadan kayboldun?» Göz doktoruna göndermişlerdi sonra. İkisi de değil. sonra da eşya. Gururluydum. «Kahve. Dönmediğine karar vermişlerdi. «Hep böyle yaşamayı düşünmüyorsun herhalde. Bir de geçmişim olmasaydı. çevrendeki eşya mı hareket ediyor? yoksa. «Sana bir fransız kahvesi yaptım. ülkemizin geleneklerine uygun olarak konuşmasız bir karşılık verdim ya.. kolunu acıtmıştı. İyi bir muayene: Soyunmak yok. Ne bilsin? Sizi seviyorum Bilge. Doktoru güldürmüştü Galile'yi örnek vererek. Ben buraların yabancısıyım. «Değilimdir. Unutuluncaya kadar görünmemek iyi olacaktı. Beni yalnız bırakma. Biliyorum albayım. kaçıncı defa haklı çıkıyor?» Bilge mahzunlaş-tı. gene başını sallamıştı: Tansiyon normal.) Sizin için kötü niyetler besleyebilir miyim Bilge? O güzel dudakları. çok rahat edecektim. Gece yarısı ter içinde uyanıyordum. Ancak. (Acele etme. Şimdi oldukça vaktim var düşünmek için.» dedi. Beni dinlemediği İçin ayrıldım ondan. biraz aptal ya da kitaplardan anlamıyor. «Evlenmeden önce. itiraflara çok meraklıyımdır.» Sen. Oturdular. Sizin inanmanızı isterdim Bilge.» «Ne garip şeyler düşünürsün Hikmet. «Sevgi de hiç öyle değildi. (Ne kötü!) Kimse şaşırmıyor beni görünce.. Adınızı çok beğendim. Söylediklerimi. kahve içerken anlattığı olaylarda haklı çıkması çok kolay.. Gecekonduda ya da meyhanedeki gibi yürütemiyorum işleri. kahveye uzandı. bir şeyler anlatmak isterdim. Bıraktı. kaçıncı fincan kahvesinde. Utanmıştı.. Galiba Sevgi'yi biraz küçümseyerek anlatmıştım. Ben ne kadar anlatsam. Bilmem hiç dikkat ettiniz mi?» Bilge gene bacak bacak üstüne attı: Çıplak bacakla-Tin hışırtısı. Kim bilir Sevgi. «Evlendikten sonra gene ortaya çıktım. «Bana acıyordunuz.» «Kimler?» Hikmet güldü: «İçimdeki bazıları. misafir sanatçı olarak bulunabilirsin. istemem. Bir de iç gevezeliğimi duysaydm aziz peder. Gerçekten korkuyor muydun?» «Gerçekten korkuyordum. birinci sınıf bir dinleyici olduğumu söylerdin. Odanın ortasında. demişti doktora.» dedi. sonuncu sınıftı. Nasıl dönüyor? diye sormuştu doktor. Sigara filan. (Seni böyle çevrelere kabul etmezler Hikmet. Nikâh muameleleri sırasında da doktor acımıştı herhalde ona: Pantaloondan sonra evlenmek. diyerek son bir atılımda bulunmuştu Hikmet. Yeniden tanışsaydık. neler söylediğimi hatırlamağa çalışıyordum. kapı kapı dolaşarak geri almak istiyordum. Kötü durumda hissedince kendimi.» Albayım! Tanrım! Bana ait bir şey hatırladı. sadece geçmişimi düşünmek için gecekonduya çekildiğimi söylüyorlar. Belki de ayrıldığımdan beri. Herkesi tanıyorum oysa. Bazıları da. Gene görüşseydik. Size ıslıkla 'I found my love you' şarkısını çalsaydım. Bilim de dudak bükmüştü bu baş dönmesine. Başın duruyor da. Sevgi'ye duyduğum cinsel ilgiden de Dumrul'a söz etmiştim . Sizi seviyorum Bilge.

Daha kahve var mı Bilge? Bir gecede.» «Kötüsün Hikmet. kendimi teselli ederdim: Onlar kendi başlarının çaresine bakarlar. «Oyun canım işte.» Bilge'ye bakmamak için. Herkesin gözüne bakmak zorunda olduğumu sanıyordum. Saçmalama Hikmet. diyorsun?» «Saçmalama Hikmet. Salonda at yarışları oynamak istiyorum. ne oyunu?» Kelebek oyunu. Beni. Yemeklerden sonra midenizde bir yanma hissediyor musunuz? Bilmem.» dedi Hik„„„ UM. kötü bir durumda teslim almıştı beni. Haha. «Gizli Oturum. Bilmem. Bir oyun üzerinde çalıştığımızı hatırlıyorum. Sevgi anlayacak diye korkuyordum. 'Çok uğraştım Asumancığım.» Gözlerinizi kapayın.» «Bilmem. 'uykusu gelen kadm'ı canlandırıyordu oyun dışı olarak. İşte Sevgi dedim içimden. ellerinizi birleştirin. tanıştırılmak istiyordu. nil. anlaşmaya hiç niyetiniz yoktu. Sizleri izlemekten yorulmuştum. anlaşılmaz bir gerginliği vardı Sevgi'nin. Bana acımayı alışkanlık haline getirenlere kızıyordu. Ha-ha.» Bilge beni ne yapsın? «Onun için. yanlış tanıttım kendimi. Artık hep kötü şeyleri hatırlıyorum. Hepsi dünya çapında. ferahlama gibi bir his duydunuz mu? Kanama.» Bir de röntgen çektirelim. Sevgi öyle söylüyordu. Sevgi suflörümüzdü ya. Fısıltılarına gülmüşümdür. Bildiğimiz oyun. Hemen yanınıza gelemedim. Küçükken ateşli bir hastalık geçirdiniz mi? «Bana anlatabilirdin Hikmet. Üzerimde çok uğraşmak gerekiyordu.» Dinleseydin.uEiuum. Bütün 'ha-ha'larımı bir gecede harcamak istiyorum. böyle bir his verir de insana. «Durmadan Sevgi'nin gözlerinin içine bakmaktan yoruldum galiba. Savaş bitsin istiyordum-. Herkesin. «Evet. Beni anlamıyordu. Ha-ha. Ha-ha. Hayır değil. İlk defa bir tiyatroda karşılaştık sizlerle. Çünkü. diyordu. Bütün hayatımca nefret ettiğimi düşündüğüm bir düzeni. Bana her gün tıraş olmayı öğretmek gerekiyordu. diyordum. Okurken sayfalarımı buruşturmuştunuz. «Sen oyun sever misin Bilge?» Bilge. her gün gömlek değiştirmeğe alıştırmak gerekiyordu. Play. Birden. bir süre sonra seni görmeğe gelemedim Bilge. «Sevgi'nin canı sıkılmıştı galiba. Eve arkadaşlarım gelecek diye de Tcorkuyordum. Herkes haklıydı. işte meşhur Nazmi. Dum-rul. «Bütün bunları düşünerek nasıl yaşadın? Neden Sevgi'ye söylemedin bütün bunları?» Röntgende bir şey görülmüyor. Ben hiç ezberleyemiyordum. sonumuz böyle olmazdı. galiba. devetabanına çevirdi gözlerini. Acınacak bir tarafım da kalmamıştı. Sonra. yalnız içine dökmez. Tiyatrodaki gibi. Ne bileyim. konuşsaydm. Sevgi sizlere kızıyordu. Aslında Sevgi'nin gözleriydi önemli olan. Sevgi'nin gözlerinde böyle bir istek yoktu. bir fincan kahvesini içeceği bir yakını vardır Sevgi. Durmadan ona ta-şınıyormuş. İşte meşhur Bilge. «Bana biraz daha kahve versene Bilge. Ateşim çıksın diye dua ediyordum. Gömleğin terden sırtıma yapıştığını hissediyordum.» Bilge düşündü. şimdi Asuman'ı çok sevi yormuş.» Durdu. Uzakta bekliyordunuz. Sevgi.» «Anlamadım?» dedi Bilge. c» oevgrnın başı ağnmıştır. bir kız. Gece geç vakitlere kadar prova yapıyorduk.» Bilge şaşırdı: «Neden kötü kötü güldün öyle?» «Kötü bir şey hatırlamışımdır. olduğum gibi görünseydim. Bu çocuğun aslında neye ihtiyacı var diye düşünmemiştiniz. Zaten yoktu. Sevgi'nin bütün fincanları kadar kahve içmek istiyorum. Seni de kıskanıyordu bu yüzden. Bu çocuğun aslında Sev-gi'ye ihtiyacı vardı. Sevgi'ye yaranmayı denedim. Ha-ha. İyi "bir öğrenci değildim Hepiniz dünya çapmdaydınız. Benimse tek görevim. gözlerini açtı: «Anlamadım. Herkes. F 144 145 bakıyordu gülerek. Değişik yalanlar söylemiştim. Artık kendi yerimde oynamak istiyorum. Hava sıcak da canım. Sevgi'ye gülmü-şümdür. içini. Onun için. anlatsaydm. Oyunlarınızı heyecanla seyreden saf bir seyirci gibiydim. bir türlü kötü oyunlar oynamaktan vazgeçiremedim Hikmet'i. Uykumuz gelmedi mi Hikmet canım. Bir de akraban vardı. Acaba şimdi ne yapacak? Bu söze kızdı mı? Düşünür dururdum.» «Asuman. fakat. Sevgi'nin bir rolü yoktu. Bana kötü bakmıştınız. Mecburum albayım: İtiraf ediyorum. neden terliyorsun canım? diye sorup duruyordu.» «Kimseye inanmıyordum. Filmlerdeki gibi. Meyhane salonlarında . «Söyleseydim başka türlü mü olurdu sonumuz.» Böyle bir şey vardı.sanıyorum. artık bütün hayatımca yaşamak istediğimi sanıyordum. Belki de karşısında böyle alçaldığını için.» dedi Hikmet. İçinizi görelim. Belki de. «Evet.» «Arkasından da 'kızcağızın' diye başlayan bir söz etmelisin.» Bilge güldü. Devler savaşı yapıyordunuz. «Herkes iyi geçinsin istiyordum.

Yerimizi bilelim. yani Cehennemin dört atlısı olarak Havayollarına binelim. Adam henüz sağ. susuyor. Uçak kalkıyor albayım. sevinç ve şaşkınlıkla ellerimizi çırpıyoruz. İki omzumuza. İşçi tayyaresi soğuk olur albayım. Sembolik yapıyoruz albayım. beşyüz metre sonra ölecek.) Bütün başımıza gelenler Sevgi yüzündendir. Apokalipsin Dört Atlısı olduğumuz için. Bu arada. Beğensek de. şöyle dur. bir taneyle bir şey anlamıyorlar. albayım. paşa apoleti gibi konmuşlar albayım. ÖLÜM ne zaman sah148 mış. her şeyi soruyorsunuz— bu beyaz perde. Sahneye.» dedi.) Hemserim de geldi. Onlar da kanatlanarak mahşere uçmuşlardı. Ulusal saldırıcılar. Zaten biz her zaman alkışlarız.) Zarf kapama yarışında ikinci oldum. «Bir çeşit kumar. salonda at yanşlan oynatıyoruz. Bilge'nin peşinden koşuyorum. ha babam koşturuyor. Hostes elini kaldırıyor. Hayır.şarlar. (Başka katılan olmadı. tavanarasına gizlemişler. Hangi alyansları? Bildiğimiz atyanşları. perdetakma yansında ikinci oldum. Oyun olarak. Her tarafa koşuyorum. İnsanı hüüt diye dışan çekermiş atmosfer.. eğilenhostesinbacaklâ-rına bakma günahı yaz. Ha-ha. tam düşerken çizmişler. Asmakabakçıya sansür izin vermedi albayım.» dedi Bilge. oyumuzu versek de. ben söylüyorum. bir deve tabanı farkıyla kaybettim. medeni yet bizi bozamadı. at146 147 bayım. geçimimizi sağlamak amacıyla.-Çocuk kalmak iyiymiş. herşeyi oyun sandığımız için durmadan ellerimizi çırpanz. Kekemeler. Apokalipsin. solumda tombalacı Arif.) Ben. Çini mürekkeple çizmişler adamı. sansürde çıkan bazı .) Turist Klasa gönderin de. Sen de uçma diye kopardım kanadını. Zavallı Asmakabak-çı! Sen de gel bakalım.. arkadan Asmakabakçı geliyor. çünkü çocuk gibi. Apo-kalipsin Dört Atlısı. Biz. Olamaz. (Yanlış bayrak değiştirdiğim için diskalifiye oldum. kekeleyerek su. Yaz bakalım: Suçumuz sevmek. ikivirgüldört günah yaz da aklın karışsın. Çiçek yansını. öteki de olmayan sevaplarımı.beyaz at yarışları oynamak istiyorum.) Parakazanma yansında dereceye giremedim. Hostesin bacaklarına bakıyoruz. ben ikinci geldim. başkalannm felaketiyle yaşıyoruz. İşçi tayyaresine mi binmişiz? Hayır. Şimdi. Biz de iyi kaldık albayım. Ruhbilimciler de öyle söylüyor. arka taraftaki uçak tuvaletinin yanında duran televizyon kameralarının aracılığıyla biz. iki tane daha. Bir gazete görmüştüm: Adam düşerkenin resmi vardı. Muhsin Bey de yönetimi ele alsm. gene ikinci geldim. Ortalık Mahşer gibi kalabalık. ÖLÜM semboliği olduğum için. Ha o atyarışlarımı— Evet o at yarışları. Atlattık albayım. kıyafet değiştirerek çıkıyoruz. İşte —gevezeliğimi mazur görün albayım. Kim bilir ne kadar yanmıştır canınız. Yedi numara kazandı. Bizi kameranın karşısına geçiriyorlar. ipleri kaldmyorlai\! Neden bu yanşlara kalktın evlâdım? Şimdi inişe geçiyoruz albayım. dört tane atlı vardı. «Seni. Bu kıralların kaprislerinden de illallah! (Herkes sana gülüyor.) Biz. perdede yansıtılıyoruz. Pirzolalar kimin? Onları KITLIK yiyecek Kir-kor. Kameralar çalışıyor.) Evlilik yansında cansıkmtısı birinci geldi. Sivas ekibine de yeni bir şişe açın. Uslu oturun arkadaşlar! Sol melek! Buy-run yüzbaşım! Bana. Arif Beyi de yaz: Dört numaralı ata yirmi beş kuruş. «Öyle bir kahve yapalım ki. Şerefimi iki paralık etti. Kemerlerimizi bağlıyoruz. Günah meleği! Her 'ha-ha1 için. Bir viski içmesini de bilemeyecek miyiz? Güleriz Ha-ha. onun arkasından KITLIK geliyor. (Ben göğüslemeden. Ben merkez muhacim olarak oynuyorum. salonda at yanş lannı öğrendik. bütün gece uyuyamayahm. (Köylülerimiz. Sevgi değil. Sonuca itirazlar oluyor. Hiç olmazsa bir filim çevirelim. Yetişemiyorum. Yerli filim-lerin kısa bacaklı atlarıyla bir nakliye uçağına dört nala binelim. Hava boşluğuymuş. artık beyaz kadın ticareti yapmak istemiyorum. oyunlarınla biraz yalnız bırakıyorum. Bilge beni ne yapsın? (Hayır. Biri günahlarımı yazsın. Aynca. vermesek de. Kekeleyerek güleriz. Sevgi birinci geldi. yalnız. Sağımda Mehmet Bey. yolda bozulmasınlar diye tedbirmiş. (Meğer. Uçağın fotoğrafı da vardı. uçak düşerse önce o ölsün. pat diye inince. Ben Hamlet'in elbisesini giydim. Arkadan da ÖLÜM geliyor. (Depoda başka elbise kalmamıştı. siyah elbisenin üstüne beyaz bir iskelet çizdirdim. (Sevgi katılmadı. sözlerine değil. bulaşıkyıkamada birinciyim. beğenmesek de. Gel.» Soldan çıktı. Uçakta (salonda) atyarışları yapılıyor. tavandan bir beyaz perde iniyor. her şeye hayret eden bir millet olduğumuz için albayım.

Seferlerinize de katılmam. Sonunda bizi sahneye davet ediyorlar. başını salladı: «Sen. horgörülmelerin. Sen bizi evde bekliyorsun diye. işimizde gevşeklik gösteririz. aşağılanmaların intikamını alma susuzluğuyla yanarken çevresinde yatıştırıcı en küçük bir ayrıntıyla karşılaşamaz. Hepsi de itişip duruyorlar. Dur-muşlann Recep'e benzetiyor. Konuşmalanmız uzun ve sıkıcı olduğu için. «Yalnızlığımızın ve horgörülmüşlüğü-müzün bütün şiddetiyle hepinizi. yoktur. «Bize basit bir oyun yaz. aşağılanmalarımızla. Hırsla çekiştirerek çıkardığı elbiselerinden alır intikamını. kahvesinin üstüne biraz süt koydu: «Siz kimsiniz?» Ona meyhaneyi anlattı. Yalnızlığın görgüsüzlüğüdür bu. Affedersiniz yanlışlık oldu. Tek başına düşünme katılığının kokusu her tarafa sinmiştir. Her istediğimizi. dört tane atla biraz kıyafet bulmaya kalmıştı. kendi başına cezalandırmak zorundadır. «Ben hiç bir işinize karışmam. dönmenizi beklerim. aradığımız yerde buluruz sonra. Bir süre sonra aklımız başımıza gelir. Yaşayan ölüleri oynuyoruz. tutup kapıdan dışarı atacaklar onu. Ortalığı toplayıp sökükleri dikerim.aksaklıklar yüzünden Apokalipsin Üç Atlısını oynuyoruz. Ben maske149 terek beni gösteriyorlar. öfkelendirici yaşantısı bitince eve dönen evli ve yalnız bir erkek ne yapacağını bilemez. Her atlı. Bir gün bizi eski horgörülmelerimizle. Çekilmez bir tatlılık duygusu içimizi sarar. aramıeda hemen ortak taraflar bulmağa başlarsın. hayalleri eritti. hiçe sayılmalarımızla. Olmaz. şu uzun saçlı delikanlılardan sanırlar. çünkü gerçekçidirler. tek başına davranmak. Sivas ekibinden Veysel.» Hikmet güldü: «Bizi daha başlangıçta birbirimize düşüreceksin. ondan korkmuyorlar da. kahveleri getirirken. Üzerimize bahse giriyorlar. Çirkin kılıklarımızla. Sınıflarını bulamamış insanların derbederliği içindedirler. Yemek için nasıl olsa birine ihtiyacınız var. yalnız bırakılmıştır. Biz oynayamıyoruz. «Anlayabileceğimiz bir oyun. Sivas ekibi gülüyor bu yüzden.» diye yalvardı. haklı ya da haksız küçük görülmelerimizle ve daha kötüsü bütün bunların intikamını alamamış olmamızla başbaşa bırakıp gidersin.» Hikmet. ÖLÜM Allahın emri olduğu için. şiddet için insan tek ve yalnız olmalıdır. Hepimize birer kahve yap. Öteki arkadaşların burada olsaydı. Sivaslı Mustafa o kadar bağırıyor ki. Sen de bu oyundan. İstediğimiz kadar şiddet gösteremeyiz sonra. Ağır bir günün bunaltıcı. tombalacı Arif. Sen bizi bu durumda bırakıp gidersin. Yalnız bir erkeğin giyinişindeki acımasız sertliği beceremezsin. Beni. günün birinde bıkarsın.» dedi. Belki canımız evden çıkmak istemez bile. şiddetlerin en kötüsüdür. İhmalcilikleri ne kadar gerçektir. dersin. «Benim kadın olduğumu anlamazlar ki. Apokalipsin Dört Atlısı. Eski öfkelerin acısını unuturuz. Hitler'e bak. giyimini de yumuşatırsın. adamdan sayılmamalarımızla. Birbirlerini sevmeyen evlilerin de gö150 J-zagilıın. Bilge. tayyarede olmasak. sen bizi yumuşatırsın.» Bilge ve kahve. iki numaralı KITLIK atlısını. Uslu uslu evde oturur.» diye karşılık verdi Hikmet. «Ne olur beni de alın. KITLIK'tan korkuyorlar. Bunu da tam söylemezsin. Biz de. «Size şiddetli bir oyun yazacağız.» dedi Bilge.» Bilge. gözyaşlarının yüzümüze . Çünkü kadınlar uzun süre oyunlarla oyalanamazlar. Apokalipsin Dört Atlısı. söküklerimizi dikip yaralarımızı sarar görünmen yüzünden biz bütün bunların intikamını almış olduğumuzu düşünürüz. Bütün iş. kasket de giyerim. Kıyamet kopuyor. beni hemen kabul ederlerdi. sonunda yalnız At Yanşlan gösteriliyor perdede. Evlerini bile ne vahşi bir görgüsüzlükle döşerler. Az şiddet. Özür dilerim: Öfke değil öksedir. Çok kalabalık geldik Bilge. Musolini'ye bak: Kılıkları ne kadar beceriksiz ve zevksiz bir düzen içindedir. Mehmet Bey. Sayıları gittikçe kabanyordu. Muhsin Bey ve Sivas ekibiyle oldukça kuvvetli bir birlik kurduklarım açıkladı.» Hikmet.» Bilge vazgeçmedi: «Sizin elbiselerinizden birini de ben giyerim. Sen. Mahşer hipodromunun numaralı tribününden onlara sesleniyoruz. Uçağımız. «Saçımı toplarım. Sen bizi bir düzene sokarsın. Üstelik senin.» Bilge direndi. dünyanın en kötü giyinen erkekleridir. yerden yere vuracağız. gerçekten inişe geçiyor. kaşlarını çattı: «Olmaz. Elbiseleri üstlerinden sarkar.

Oysa bizim takımın tek bir oyunu var: Durmadan aynı cılız atları. Belki de seni beğenmiyorlardırr kendileri adına konuşmanı istemiyorlardır.. Sökük dikmekle . Sonunda ÖLÜM'ü bile gözümüzde gülünç duruma sokarlar. Gözünü kaybetmeyen anlamaz bunu. ukalanın biri. Hikmet. Bütün romantik oyunlarda olduğu gibi şiddeti haklı gösteren bir serüvenimiz yaşanacak: Şiddeti düşünmekle başlayacağız ve şiddetle bitireceğiz.» Hikmet düzeltti: «Tombalacı.» Bütün tartışmaları kaybediyorum Bilge. Meyhaneci Artin'in hazır yemeklerinden bıkmışlardır.» Bilge. Gördükten sonra ne değeri var? Ben hoşgörüden yana değilim. Biz anlarız. uc.ıı~u ^n hi.» Bilge güldü: «Romantik oyunlardan vazgeçmek istemiyorsun. Bizim öfkemizi. Sonsuz sorularla bunaltırlar bizi: Gerçekten ölümü isteyip istemediğimizi sorarlar durmadan. Sen onları. içlerinden geldiği gibi kendilerini ortaya döksünler. ıvicuıııeı. sonra baş rollere geçersiniz. hemen katılmak istersiniz.» Hikmet direndi: «Ben onları yanlış ve kötü bulmuyorum ki. intikamımızı ve bütün gürültümüzü gülünç duruma düşürürsünüz. Bunu tombalacı Arif Beye de. Bence yargıçları ve sanıkları yeni baştan gözden geçirmelisiniz. herri de kendine acındırmak istiyorsun.» dedi. v. Ve oyunları istediğiniz biçimde değiştirmek istersiniz. Göze göz. Tiyatroda perdecilik yapardı. ıvıenmeı jcseyaır. Biz Kirkor'un meyhanesinde Apokalips takımını kurduk. kısa bacaklı zavallı atlarımızın üstünde öylece kalırız. ı.» «Onların da böyle her kusurlarını düzeltiyorsan. herkesin yeri belli.» Bacak bacak üstüne attı. Biz Musa'dan yanayız.» dedi. sen bu adamları kullanmak istiyorsun. «Yargılama filan yok. yanma zavallı yardımcılar alıyorsun.» «Evet. 'Sen gerçekten oynamak istiyor musun canım?' diyerek insanın aklını karıştırırlar. ÖLÜM'le oynamağa çalışırız. Yazdığımız oyundan bizi kuşkuya düşürürler sonunda.akıttığı boyalarımızla birer melodram oyuncusu olarak. «Biz ceza vereceğiz. biz: de. içsinler. Bir kere. ellerimi acıtmca-ya kadar alkışlarım sizleri. kendime uygun bulduğum bir taI 152 253 . Salonda ceza yarışları oynayacağız. seni pek sevmiyorlardır. oyunlara. Kadınlarla oynanmaz. Biz HAYAT'ın karşısında dört numaralı ÖLÜM atlısını oynatmağa çalışırız. Oysa bizim hayatla görülecek hesabımız vardır. Siz seyirci kalamazsınız. kötüler hep kötü olsun istiyorsun. fakat saldırılardan korunmak için.» Hikmet öfkelendi: «Olmaz. sonra. Sen neden işimizi bozuyorsun canım? Çekil aradan. önce bir yemek verelim onlara.» Hikmet düzelttir «Mehmet Bey. bırakmazlar. akılları yatmadan rollerini katiyen oynamazlar. Bence. bütün kusurlarıyla seviyorum onları. hemen canları sıkılır.» Hikmet suratını astı: «Hayır. Biz onları kafamızdaki oyunlara uydurmağa çalışırken onlar —kafaları olmadığı için— bizi hayata uydurmağa çalışırlar. uegıı. «Belli olmaz. diyorlardır.ıgıiiucı. defterimize yazdığımız kimselerin hesabını rahatça görelim. İyiler hep iyi. içlerinden.. Tam bu sırada başka oyunlara kaptırırlar kendilerini.. Neden hepimizi yargılıyor? Belki de yargıç olunca eski durumunu unutur. Tombalacı Mehmet. Her oyunu bir tartışma konusu yaparlar. «Artin değil Kirkor. Benim gibi seyirci bulamazsınız. kaşlarını çattı. aynı dumanlı salonlarda koşturmak zorundayız biz. Perde bile üstümüze kapanmaz: Bir arıza olmuştur. rollerini ezberlemezler. Her gün değişik oyunlar isteyen şımarık seyircilere benzerler. Bilge. yesinler. Bu bizim için bir ölüm kalım meselesidir.başlarsınız.» «Evet. İstersen.» Hikmet.» dedi. Tombalacı Arif de belki benden iyi değildir. hepinizi de ön yargılı ve dar kafalı buluyorum. bitkin bir durumda savaşa sokmak istiyorsun. perdeci Ahmet Beye de söyleyeceğim. Belki de bu kusurları yüzünden seviyorum. Onlarla tanışınca senden sakınmalarını söyleyeceğim hemen. «Belki de sana.» Bilge itiraz etti: «Fakat bütün bu gösterişi kadınlar için •İL HALK NESİ değil mi? Oysa ben sizi hep beğenirim. dişe diş. Tek başına cezalandırmak istiyorsun aslında. Hem ceza vermek. Mehmet Beye de söyleyeceğim. Onlarda. «Seni de. «Önce isimlerini öğren.

raf var belki.» Bir sure sustu; sonra, «oen uumtuı ttuıaju-mazsın. Bu yüzden, onlarla tanışmağa hakkın yok,».dedi. Bilge, ayaklarını altına topladı: «Bana kalırsa, sen onların beni tanımalarından korkuyorsun. Senin şiddetinle pek ilgili değil onlar; bunun ortaya çıkmasından korkuyorsun.» Hikmet, «Onlarla senin bir alışverişin olamaz,» dedi. «Kadınca bir oyun sanıyorsun bu şiddeti; çünkü onları, sana güzel gösterdim anlatırken. Belki sana yaranmak için, çizgilerini yumuşattım. Çünkü seni seviyorum. Beni ve çevremi beğenmeni istiyorum. Birden heyecanlandı: «Aslında biz, herkesle birlikte, kendimizi de cezalandırmak istiyoruz. Bizim yaşamaya hakkımız yok, çünkü topluma bir katkımız yok; öldürmek istiyoruz. Derler ki, bu ülkede, büyüklerimizin yaptırdığı bir yağmada, ortalığa dökülen yaratıkları, vatandaşlarımız ilk defa görüyorlarmış. Onlar da vatandaşlarımızı ve vatandaşlarımızın yürüdükleri caddeleri ve vatandaşlarımızın seyrettikleri vitrinleri ve bu vitrinlerdeki eşyaları ilk defa görmüşler. Eşyadan gözleri kamaşmış, düzgün yolda ayakları birbirine dolaşmış. Onlara alması öğretilmediği için, parçalayabilmişler ancak; vahşetten değil, görgüsüzlükten. Buz dolabı karları yağmış-, kumaş selleri akmış sokaklardan. Sert kaplamalı caddeler ayaklarını acıtmış olmalı ki, sadece yeni ayakkabıları almayı akıl edebilmişler; ayaklarını saran paçavraları, dükkânların temiz mermerleri üzerine bıraktıkları gibi insanın ayağını okşayan ayakkabılar giymişler. Apo-kalipsin Dört Atlısı, o gece oldukça yorulmuş. Oysa şimdi-sakin görünüyorlar ve sen de bu görüntüye kapılıyorsun.» Bilge, «Bunlar senin atlıların olamaz,» dedi. «Bu kadar şiddeti sizin içiniz kaldırmaz. Siz, salonda at yarışları oynayabilirsiniz ancak.» Hikmet birden duruldu, «Doğru,» dedi. Ben de, gölge-siz ve beyaz rüyalar görüyorum. Beyaz atlarla yarış alanına çıkıyoruz. Eski zamanlarda geçen filimlere benziyoruz. Aslında serseri ve ayyaş ve çapkın oyuncuların, çimenleri 154 gıoı ıoegyourpardonladıklan renkli filimler çeviriyoruz. Bütün leydiler, çimenlere kadar inen çiçekli beyaz elbiseleriyle oldukları yerde dalgalanıyorlar. Silindir şapkalı ve bar kapıcısı suratlı figüranlar, tabii görünmenin telaşı içinde. Her yerde bir rejisör korkusu seziliyor. Serseriler, kendilerinin olmayan elbiseler içinde, objektif ebakmıyormuşçasına bir gülümseme tutturmuşlar. Yarış alanını ayıran beyaz parmaklığa, elbiseleriyle sürünerek geçiyorlar önümüzden. Dürbünleri boyunlarına asılı, dürbünleri zarif fildişi sapların ucunda. Tribünler, kat kat gökyüzüne yükseliyor. Utanmasalar, tavandan da çe-koslavak kristal avizeler sarkıtacaklar. (Gerçeğe uygun olmaz diye yapmıyorlar.) Kadınların, arkası kalkık elbiseleri çimenlere süründükçe tatlı bir hışırtı duyuluyor; silin-dirşapkalıların, anlaşılmak mırıltıları gibi. Fakat onlar figüran, beş dolar alıyorlar günde en fazla. Biz daha önemliyiz: Bir kere, haftalık esası üzerinden çalışıyoruz. Yüz •dolardan fazla para geçiyor elimize haftada. Atları koşturmak gibi zor bir işimiz varsa da, tehlikeli sahneleri zaten Amerikan kovboyları oynuyor. Kılık kıyafetimiz lüks değil; fakat, onlar gibi gardroptan giyinmiyoruz. Hepsi ısmarlama. Çekimden sonra, Holivut kantinde biraları da biz ısmarlıyoruz figüran kızlara. Gene de heyecanlıyız tabii; çünkü seyredileceğimizi biliyoruz. Rolümüzü samimiyetle oynuyoruz, rolümüze bütün kalbimizle bağlıyız. Onun için daha çok para veriyorlar bize. Haftada yüz...» Bilge söze karıştı: «Hayallerini, başlangıçta da böyle gülünç durumlara düşürüyor musun?» Hikmet utandı: «Belki, başlangıçta biraz romantik düşünmüş olabilirim.» Hemen ekledi: «Fakat, gerçeklikleri hakkında size teminat veririm.» Kızdı: «Canım, ötekilerden biraz başka türlü hissettiğim muhakkak. Fakat senin karşında da romantik gö-rünemem ya.» «Sen bana bakma,» dedi Bilge. «Bildiğin gibi anlat.» Ben sana bakıyorum; fakat, dönülmez bir yola girdik artık. «Ucuz hayallerin anlatımı da ucuz oluyor,» dedi. Ken155 ™™ Clİni KOtUie DİUİ.İU.LU1. UUiauaıı uu jv,*~ o----~____ ------„_ ruz.) «Düşünürken ucuz gelmiyor; kelimelerle düşünülmüyor çünkü, resimlerle düşünülüyor. Sonra, resimlerin de ucuz kaynaklardan alındığı anlaşılıyor: Amerikan kaynakları daha iyisini vermiyor. Beyaz renk de işi bozuyor. Ondan daha beter bir renk olan pembe ile hafif ve iç

bayıltıcı gölgeler vurulabiliyor ancak. Bütün milletler romantizmden bıktığı için, bu alanda Amerikan sermayesi at koşturuyor. Onlar da, durup dururken şarkı söylüyorlar filimlerde. Belki Almanlar, daha ciddi bir şeyler yapabilirlerdi. Onlar da mizahtan anlamıyorlar: Kırmızı yanaklar ve hep birlikte heimat şarkıları. Rezalet! Fransızlar biraz idare ediyorlar: Başından sonuna kadar sarkılıyorlar bizi alıştırmak için. Sofrada tuzu bile şarkıyla istiyorlar. Piyano eşliğinde durumu kurtarıyorlar. Bizim seyirciler de, başından sonuna kadar ıslıklıyorlar filmi. Evet, nerede kalmıştık?» «Kapıcıkılıklısilindirşapkalüarda kalmıştık,» dedi Bilge, tabii görünmeğe çalışarak. Tanrım! Beni dinliyor benim gibi konuşuyor. Buradan nereye gidilir? «Evet, tam biz yarış alanına çıkıyorduk. Kimse bize aldırmıyordu. Öyle görünüyordu. Zenginler, hiç bir şeye aldırmama, hiç bir şeyden heyecanlanmama lüksüne sahiptirler; bu nedenle çok yaşarlar. Beyaz seyirciler içinde ancak, zenginlerin satın aldıkları ucuz ve güzel sokak kadınlarıyla paraları bitmiş sahte silindirşapkalılar yarıştan heyecan duyarlar. Biz, araya sıkışıp kalmıştık. Ne başrollerdeydik, ne de birgüniçintutulmuşlardandık. Stüdyonun kantininde kızlara bira ısmarladığımız da yalandı. Bizim önümüzde ancak zahmetli ve tekrarlı bir evlilik yolu vardı. Gündüz, çevremizde dolaşan bir sıcaklık ve gece yatağımızda bir rahatlık ya da gündüz, çevremizde bir rahatlık ve gece yatağımızda dolaşan bir sıcaklık uğruna bütün hayallerimizden vazgeçmemiz gerekiyordu. «Zengin seyircilerin de ilgisini çekemiyorduk. Varlığımızı duymaz görünüyorlardı. Kimseyi de varlıklarıyla te15$ diler. Bulutların yağmuru, sokakların tozu ve çarpan insanların dirseklerinin ötesindeydiler. Kapıdan çıkarlarken üstlerine şemsiye tutuluyordu; zaten, arabaya kadar iki adımlık bir yoldu. Bu nedenle, ince zarif pabuçlar giyebiliyorlardı. Nedense bizim ince pabuçlarımız, hemen nasır yapıyordu ayaklarımızda; üstelik bulutların yağmuruna ve sokakların tozuna dayanmıyordu. Bizler, birer zengin karikatürü gibi dolaşıyorduk ortalarda. (Onlar, görünmeden dolaşıyorlardı.) Ayakkabılardan nasırlarımız, gömleklerden kıllarımız, daracık pantalonlanmızdan mendillerimiz ve paralarımız ve cepdefterlerimiz fırlıyordu. Ayakkabılarımızın burnu taşlara takılıyordu. Onlar, kapıdan arabaya, arabadan kapıya, rıhtımdan motora bir rüya gibi kayarak gidiyorlardı. Sanki bir tünelin içinde, bize görünmeden dolaşıyorlardı. Yarış alanının kenarına da acaba nereden gelmişlerdi? Kaç kat elbiseleri vardı ki, panta-lonlannın dizleri hiç buruşmuyorlardı? (Biz içine astar koydurduğumuz halde boru gibi olmuştu.) Terlemez miydiler/* Burunları akmaz mıydı? Tırnaklarının içine kirler dolmaz mıydı? Konserde hiç gıcık tutmaz mıydı onları? Öksürmez miydiler? Çok sık yıkandıkları ve her yıkanışta çamaşır ve gömlek ve hatta elbise değiştirdikleri söyleniyordu. Peki, mesela Kirkor'un tezgâhına dayadıkları dirsekleri yağlanmaz mıydı? Söylediğimiz bu kabil sözlere gülüyorlardı onlar. Biz de onların bu kabil efsanelerine aldırmıyorduk; gülüp geçiyormuş gibi yapıyorduk. Bahçede otururlarken, sivrisineklere de söz geçiremezlerdi ya. İşte biz, böyle rüyalar görüyorduk Bilge. Ve bu rüyalara inanmamış görünmek için, insafsızca eleştiriyorduk onları.» Sustu. Çevresine baktı. Hiç bir şey görmüyormuşum. Ne devetabanını, ne de koltuklan. Yabancılar arasmdayım. Eşya ile birlikte yaşamasını bilemiyorum. Bilge beni ne yapsın? Sehpalar, perdeler, pencereler ve tavan yavaş yavaş yerlerini alıyordu odada. Daha kim bilir neleri görmüyorum? Geçici delilikler geçiriyorum. Korkarak kol157 galiba.) Eşyanın sürekliliğinden çekiniyorum. Bu sürekliliğin kendisine bulaşmasından korkuyordu. Yaklaş onlara, dokunmağa çalış. Onlarla uyuşmağa çalış. Hayır, kaybolurum sonra, eşyanın içine düşerim. Bilge de onların arasında. Bilge'ye ulaşmak için, onların arasından geçmek zorundasın. Olmaz, ben yalnız Bilge'yi istiyorum. Bilge her yere kök salmış, ayıramazsın Bilge'yi onlardan-, sonra çok acı duyar. Bilge beni dinliyor. O başka. Yüzünde, ilgiye benzer bir şeyler var. Senin gibi değil Bilge: Eşyayı ve seni birlikte seviyor. Fakat ben eşya gibi olamam. Eşyanın belirli kuralları var: Ne zaman ne yapacağı belli. Ben, istesem de, bunu beceremem. Böyle olduğumu Bilge'ye anlatsam mı? Sakın ha. Ya anlarsa? Deli misin?

Eşya, seni eleverecek değil ya. Ya sorarsa? O kadar biliyorsun. Nasıl biliyorum? Biliyorsun işte: Devetabanı ne renk? Neresi? Yaprakları canım. Yeşil. Gördün mü? Sen, kaldığın yerden devam et sözlerine. Bu duraklamanın neden olduğunu anlamadı, değil mi? Duraklama bile olmadı. Sen konuş. «Bir türlü sonuna gidemiyorduk rüyalarımızın. Korku yorduk. Korkuyordum. Hayallerinde bile korkar mı insan? Hayallerinde bile kadınlar, insanı azarlar mı? Hayallerine bile hükmedemez mi insan? Böyle yerleri atlıyordum neyse; bazı ayrıntılara girmiyordum. Oysa, ayrıntılara inilmezse sonuca nasıl ulaşılabilir? Hiç bir yere ulaşamıyordum. Başarısızlığın yarattığı öfke yüzünden hayallerimin düzeni bozuluyordu: Pusuda bekleyen kötü hayaller, eziyet eden görüntüler birden saldırıyordu üstüme. Yarım kalmış işkenceler, artık sıralarının geldiğini düşünerek ortaya çıkıyordu.» «Nasıl işkenceler?» dedi Bilge; sorusunun karşılığını beklemiyormuş gibi bir ifade vardı yüzünde. «Yarım kalmış hayaller gibi, yarım kalmış insanlar, tekerlekli kutularının içinde sahaya çıkıyorlardı. Bellerinden aşağısı olmayan bu işkence insanları, tahta sandıklarının küçük demir tekerleklerini elleriyle çevirerek yeşil 158 bınbır emekle hazırladığım çimenlerin üstünde. Kolları uzun olanlar, avuçlarını yere sürterek yürütüyorlardı arabalarını. Avuçları nasırlaşmıştı. Bizim birtürlü at koştura,-madığımız yeşil sahada, çiğ parlak renkli formalarıyla bir futbol takımı gibi yayılmışlardı. Telaşlı hareketlerle maç hazırlıkları yapıyorlardı. Bazıları da, çimende avuçları kaymasın diye, elleri aşınmasın diye, takunyalar geçirmişlerdi nasırlı ellerine. Tekerlekli iskemleler içinde onlar gibi yarım idareciler, yardımcılar, gazeteciler ve fotoğrafçılar da sahaya dolmuştu. Yarım futbolcular, alçak kalelerin önünde çalışıyordu: Islak çimenlere hızla sürttükleri takunyalı ellerinden biriyle arabalarını koştururken, öteki elleriyle de topa vuruyorlardı hırsla. Yalnız, demir tekerleklerin ve çarpışan arabaların gürültüsü duyuluyordu sahada. Luna parklarda çarpışan otomobillerin içinde eğ lenen çocuklar gibi gülüyorlardı. Arabaların her çarpışmasında, yarım vücutlarıyla bir topaç gibi sallanıyor, arabadan düşecekmiş gibi oluyorlardı; fakat düşmüyorlardı. Belki de alt taraflarından arabaya bağlıydılar. Henüz maç başlamadığı için beni de arabalarına alıp gezdiriyorlardı. Benimle konuşurken arada bir, önlerinden geçen bir topa kafa atıyorlar, ya da yere düşmek üzere olan bir topa saldırarak arabalarının burunlarıyla vuruyorlardı. Onların ustalığına imreniyordum. Ben onlarla konuşmağa daldığım halde, onlar beni dinlerken bir yandan da geçen her topu gözlüyorlardı. Maç başladıktan sonra da beni arabalarından indirmediler. Çizgi kenarından dışarı çıkan bir topu izlerken, bazen saha dışına çıkıyorduk ve hemen sahaya girmiyorduk. Kurallara çok aldırılmıyordu. Bisikletli hakem, her durumu hoşgörüyle karşılıyordu. Bir gol, yarım gol sayılıyordu. Sonuçlar hep kesirli çıkıyordu. Benim biraz içim bulamyordu.» Bilge içini çekti. «Oh!» dedi. Ah! deseydi. Sen buraya niçin gelmiştin Hikmet? Sonunda nereye ulaştın? Bununla birlikte, sinirli sinirli gülelim. Güldü. «Ne yapalım?» i 59 nayabildik maçı. Biraz sonra saha kalabalıklaştı. Beni arabasına alan oyuncu, hava serinledi diyerek ceketini giydi ve iç cebine saklamış olduğu müstehcen resimleri, herkesin gözü önünde satmağa başladı. İşportacılar sahaya doldu. Çakmaklara benzin dolduruldu. Yarım oyuncuların bir kısmı da ayakkabı bağı ve jeton satmağa başladı. Takım elbise yaptırmış olan yarımlar, pantalonlarını sattılar, bu arada yanlışlıkla ayakkabı bağı alanlar yan fiatma geri verdiler bunları. Bu süre içinde atılan goller sayılmadı. Herkes transistorlu radyolarını açarak öteki sahalardaki maçları dinlemeğe başladı. Spor-toto kâğıtları çıkarıldı. <Altı buçuk kolon üzerinden oynanıyordu. Yer yer müstehcen fıkralar duyulmağa başladı. Oysa belden aşağıları yoktu. Denildiğine göre, bir kaza sonucu alt tarafını kaybeden bir adam günün birinde bir genel eve...» «Anlatma,» diye yalvardı Bilge. «Onları bu zavallı durumda mı bırakalım?» «Bırakalım,» dedi Bilge. «Kadınlarla yola çıkılmaz. Daha önce de belirtmiştim.» Biraz bozuldum albayım. Belki de hiç dinlemedi beni. Daha önce dur-saydım, belki böyle olmazdı. Fakat oh! derken ne

güzeldi değil mi yüzünün ifadesi? Ah! deseydi, kimbilir daha da güzel olurdu belki. Ağzının, güzel dudaklarının kenarında bir gülümseme yaratmak için, ne uzun yollardan geçiyorsun. Kendinden veriyorsun ve durmadan eksiliyorsun. Oysa bazı insanlar, oldukları gibi kalarak, elde ederler istediklerini. Ben, kanımı damla damla süzerek veriyorum. «Beni bu yarım adamlardan kurtarmayacak mısın?» diye sızlandı Bilge. Senin için her şeyi yaparım: Gecekonduyu ve dul kadını ve albayı ve oyunları, hepsini silerim bir kalemde. Kadınlarla bile yola çıkarım. Öfkelerimi unuturum. Yaşantımın size iyi gelmeyen yanlarını kendime saklarım. Çünkü sizi seviyorum Bilge. Bütün hayatımı, hayır bütün hayatımın sadece güzel oyunlarını, yerdeki terliklere doğru çekingen hareketler yapan ayaklarınızın dibine seriyorum. Oysa, birikmiş alacaklarım vardı bu dünyadan. Çün160 6 g e ^mae yaşaaıgı dünya unutulmuştu. Bu yaşantının sonu kötü bitecekti. Kitaplar da öyle yazıyordu. Bu yaşantının da sonu kötü bitecek albayım. Bizim gibilerin hayatında güzellikler, kısa süren aydınlıklardır. Bizim gibiler, başkalarının yaşantılarına kısa bir süre için girerler. Uşak rolünde sahneye •çıkarlar. Kötü bir yaşantı, fakat iyi bir oyun. Ben de, benden önce gelmişlerin ve geçmişlerin bütün tecrübelerini hiçe sayarak sahneye çıkıyorum işte Bilge! Tarz-ı selefe teiaddüm ettim, bir başka lügat tekellüm ettim. Yeni sözlere güveniyorum. Evet, ben geldim Bilge. Here I come. Come come come. Ey kalem! bu eser senin değildir. Ey gece! bu seher senin değildir. «Orada dudaklarını oynatıp, parmaklarınla ne sayıyorsun?» dedi Bilge. «Evet, bu yanm adamların zaten açık havada çalışma izinleri yokmuş,» diye karşılık verdi aceleyle. «Zaten belediye zabıtası da gelmek üzereymiş. Apo-kalipsin Dört Atlısı da neredeyse sahaya çıkacakmış. Hem de gerçek atlılar. Atilla, Gengiz ve Hülâgû ile birlikte, amerikan kovboylannın uzun bacaklı atlanna binerek hışım gibi sahaya fırlayıp dağıttık hepsini. Öyle Apokalipsin İkinci takımı olarak değil, millî takım olarak yer aldık sahada. Atlarımızın kenarından sarkıttığımız büyük süpürgelerle polo oynar gibi sahadan süpürdük onlan. Portakal sandığından arabalarıyla, arabalannm üstüne kurduklan dört direkli meşin gölgelikleriyle, rozetleri - ayakkabı bağlan -telefon jetonlan - bir liralık kararmış aynalan çakmaklara benzinleri - karamelalan -file içinde sayı hesabıyla sat-tıklan portakalları-nazar boncukları - kibritleri - filtreli si-garalan - müstehcen resimleri - plastik toplan - pal tıraş bıçaklan - hediyelik kartpostallan - piyango biletleri - prezervatifleri - isveç çelik madeninden jiletleri - ilaveli gazeteleri - yazmaz dolmakalemleri - bir bardak içine doldurulmuş silgili kurşunkalemleri - sağır dilsiz kör levhalan - güvercinlere atılan mısırlan - titreyen ellerindeki karanf illeriyle birlikte 'bu kadar acıma bu dünyaya çok' diyerek sildik 161 madı. Ayağımızla da, şöyle şöyle düzelttik ezilmiş çimenleri. Oldu bitti. Her şey eski durumuna geldi. Ben hızımı alamadım: Para zoruyla ayakta duran bütün yapılan yerle bir etttim. (Cengiz de bana yardım etti.) Çoktandır özlemi çekilen bir yönetime kavuşturdum dünyayı. (Altı ayda memleketi adam ettim.) Çirkin yapılan süpürerek gelincik tarlası yaptım. (Oysa ben gelincik sevmem.) Yüksek kütlelerin hapsettiği küçük ahşap evleri, tek selvili mezar-lıklan, yıkılmış duvarlann kenannda büyümüş çimenleri, otlan ve çiçekleri meşruten tahliye ettim. Kıyılan kapatan yüksek duvarlı yığmlan denize ittim. (İçindekilerin akibe-tinden bir haber alınamadı.) İki yanı keskin kılıcımı iki yana da salladım. (Hürriyet ve istibdadı birlikte yürüttüm.) Kahvelerde, dairelerde, üniversitelerde ve özellikle dolmuşla yapılan yolculuklarda ele alman bütün meseleleri çözümlediğim için bu gibi sohbetleri kesinlikle yasakladım. Taşıt araçlannda şoförle konuşarak bütün meselelerde onu haklı çıkaran yolcuları tutukladım. Ülkeyi baştanbaşa dolaştım. Yıkmakla başa çıkamayacağımı anlayınca büyük kumandanlara istifamı verdim.» Bilge, terliklerine uzandı, ayağa kalktı. Mavi dumanlı havayı yararak geçti; tepsinin içine izmarit dolu sigara tablalarını koydu. Bir iki parça kül havaya savruldu. Sonra gitti, balkon kapısını araladı; kapı, perdenin basıncıyla biraz sallandı. Hiç bir şeyin önemi yok, geriye biraz izmarit kaldıktan sonra. Sonunda temiz havaya dönülür.

Sonra. Kim bilir ne oldu? Yavaşça doğruldu. Bilge' nin teklifiyle sokağa çıktıklannı da aklından geçirmiş olmalıydı. kalmtılan kavradığı gibi bir çırpıda mutfağa götürdü. Allah kahretsin! Bu davranış da çok çok kolaydı. Korkulu bir heyecan. Bir su birikintisinin üstüne basmadan geçtiklerini hatırladı sonradan. Ana caddeye dönmüşlerdi yeniden. Bu düşünce ona. Kimseyi hatırlamadığına göre.» diye mırıldandı Hikmet. hava soğuk diye düşünmüştü. «Çok istiyorum. bin yıl bu durumda kalırdım.» diye söylendi Hikmet. Kalın giyinmeyi tavsiye etti. Bilge ile yürürken bilemediği birçok şeyi. sağ elini —Bilge'ye dokunmak isteyen elini— bütün gücüyle yumruk yaptığını hatırladı sonradan. Boş bir kibrit kutusunu.» dedi Bilge. Evden çıkarken yarım kalan öfkesine sığınmakla. anlamasa da sezmişti. (Onlara her zaman bakardı. düşünüldüğü gibi sonuçlanmamıştı. Mesela. Bilge'ye baktı: Bir zamanlar aklında kalan bir iki elbisesi vardı Bilgenin. Bilge'nin sokağına çıkmadığını çok iyi bildikleri bir sokağa girmişlerdi. biri hafif. Ah bir bilebilseydi bütün bunları! İkisi de ellerini yana sarkıtmış yürüyorlardı. birden Bilge'nin utandığını ve sokaktan çıkmak istediğini anlamıştı. Ne düşüneceğini.) Havadan sudan da konuşmadılar. Bilge mi sürüklemişti o karanlık sokağa onları? Belki de Bilge. sokaklar boştu herhalde. ne diyeceğini bilemeyen insanlar gibi de değillerdi ki. binalara neden öfkelenmişti sonra? Oysa. sonradan bunu da düşündü. zemin kat duvarlarının mermerlerini hatırladı Hikmet sonradan. siyah bir elbise. «Yıkılabilir miyim dersin?» «Gerçekten yıkmak istiyor musun?» «İstiyorum.«Dışarda güzel bir hava var. Konuşurken farketmeden ucunu kıvırmış olduğu halıyı düzeltti. hava soğuk bile demediler birbirlerine. Bir süre iki yanına baktığına göre. Hikmet de vazoyu. Bilge. «Yıldızlar var. oraya buraya kondular. Bir şeye şaştı galiba: Çöp tenekesinden fırlayan kediye. olaylar birden hızla gelişti. Mermer kaplamalı zemin kat duvarma da aynı eliyle vurmuştu. caddenin birinde karşı kaldırıma geçmiş olmalıydılar. Belki de heyecanlandığını düşünmeğe 163 hissederek. îşte o zaman Bilge'yi istediğini ve bütün bunları.» dedi Bilge. Giyinmişti. Hikmet. El162 uzaklaşan küller. içinde yanılma payı büyük olabilen bir heyecan. sehpanın üzerindeki eski yerine koydu.» . kimsenin içine işlemediği için hemen unutulan binlerce sözün ağırlığını duydu. sonradan da bilemedi. Ölü doğduğu için. tembelce. Çıkıp biraz yürümek ister misin?» «Çıkalım. hemen çözümlenmesi gereken bir meseleydi. biri sert. Binalara yakın yürümüş olmalılar ki. Oysa bu yakınlık. Pencerelerdeki ışıklara da baktı galiba. Nereye gidelim de demediler. Ara sokaktan çıkarken. tırnağıyla çizmeğe başladı. Ya da Hikmet.» «Çok istersen olur. kapanan iki kapının sesi kaldı yalnız aklında.» dedi. isteksiz adımlarla kirli pardesüsüne doğru yürüdü. Peki. gereken cesareti veremediğini düşünmüştü Hikmet'e. Sonra neden ana caddeden sapmışlardı peki? Hem de. Öfkelenip de binalara hemen saldıracak değildi ya. İşte tam o sırada binalara öfkelenmeğe başlamıştı. Havanın dışarda soğuk olup olmadığı soruldu Hik-met'e. Herhalde. «Bütün hepsini yıkmak istiyorum. Uzun süre konuşmadıklarına göre. Ben. Bilge. Bilge beni ne yapsın? Ben kendimi ne yapacağımı bilmiyorum ki. muhakkak biraz heyecan vermişti. birden utanmış mıydı? Yani. sigara tab-lalari odadan çıkanlırken yatıştığını hatırlıyordu. Demek bazı şeyler. Kürk yakalı mavi bir palto. korkusundan yaptığını sezmişti herhalde. Bir sonuca varmadan dağılan binlerce konuşmanın acısı çöktü içine. yıldızlara baktığını hatırlıyordu. durumu kolayca açıklamak için. Taze bir havayla girdi Bilge içeri. içlerinden bir şeyler geçiriyorlardı herhalde. Bilge'nin bu kadar yakınında olmasını yorumlamaktan daha kolay bir işti öfkelenmek. «İstersen yaparsın. bütün olup bitenleri anlamazlıktan gelmişti. Sokağa çıktıklarında.

Hikmet'in avucunun içine bırakmıştı. genç kız Bilge. kendiliğinden gelen Bilge. başını Hikmet'in omzuna dayadı. Soyunmak için ayrıldılar. Bilge'nin oooh oooh diyen nefesini duydu... Bilge. müdür Hikmet'in sekreteri Bilge ve bütün kitapların Bilgesi. yığını hafifçe itti. Parkın kapısında da çevrene bakmıştın. vücudunu ona doğru bastırdı.) Çok uzun süre beklemiş olmalıyız. İçeri girince.) Kararsız kollarıyla ona sarıldı. Üstünde kazağıyla garip bir durumu vardı. siz de ne kadar. saf ve bilgisiz Bilge. Tam çıplak olmadığını hatırladı birdenbire: Saatini çıkardı. kollarının bütün gücüyle onu sıktı. Elini uzattı. Bilge hemen sokuldu. sandalyeye döndü. Bilge ne kadar değişik kokuyordu. Hikmet. Bilge. ya da bana neden öyle sözler söylüyorsunuz gibi bir şey. mutlu olduğu halde baştançıkarüan Bilge. Hikmet. don çorap ve pabuç.» Konuşmadan yürüdüler. Hikmet'i telaşa düşürdü. sigara içtiler. «Bize gidelim.) Bilge'nin yanma tekrar uzandığı zaman. (Bütün Bilgeler geri dönmüştü. ihtiraslı Bilge. arkadaşının sevgilisi Bilge. yerdeki yığının yanma bıraktı onları. Hikmet hafifçe eğilerek onu saçlarından öptü. Bacaklarında genç kadının baskısını duydu. yirmi yaşında Bilge. otuz yaşında Bilge. Neredeyse teşekkür edecekti Bilge'ye. fahişe Bilge. yumruk yaptığı elini. Biliyoruz. madı. Elini paçasından içeri soktu. onu iyice kendine çekti. Karanlık sokağın başına gelmişlerdi gene. kafasında daha önce yaşamış olduğu birçok Bilge'yi de unuttu: Evli Bilge.Sen istersen yaparsın. ayrıldılar. Bilge'yi bir daha öptü. yarı karanlıkta pen165 keklere benziyordu. Hikmet.) Ya da eski Bilgelerden biri. (Yarabbi! Ne kadar çok şey giymişti üstüste. Bir parkın önüne geldiler. (Küçük hesaplar. kendi yarı çıplaklığından utandı. öğrenci Bilge. Onun çıplaklığı. köşeyi dönerken kollan birbirine çarptı.. Kendisiyle birlikte. Bilge. Kirli pardesüsünü nasıl astığını hatırlamıyordu. Eski Hindistan'dan günümüze kadar gelmiş bütün sevişme oyunlarının Bilgesi. Dış kapıyı açmak biraz güç oldu. Hikmet durdu. Çekingen adımlarla yatağa yürüdü. Pantalon. Geriye. Ayakları. hizmetçi Bilge. Sonra yatağa uzandı. (Ük gece hangi Bilge ile seviştiğini hiç bir zaman bilemedi. sekreter sıfatıyla.) Kısa bir süre bu çuvalın karanlığında kaldı. Sen istersen her şeyi yaparsın. Yatağa bak. sonradan hiç unutamadığı iki iç çekmesi. Bilge'ye sarıldı. «Koluma girer misin lütfen?» dedi. 164 di. soğuk Bilge. ileriye bakıyordu görmeden. Sonunda. (Here I come desene. çıplak kaldı birdenbire. Köşeyi yavaşça dönerek sokağa girdiler. ayaklarını kurtardı. Beyefendi yapmayın deseydi Bilge. Sonra. Sonra bir süre kendini unuttu. Sonra. Bilge'ye dokundu. karısının arkadaşı Bilge. Şimdi olmaz. Aceleciliğinden utandı. siyah çoraplı Bilge. eğildi ve Bilge'yi ağzından öptü. Oturma odasına girmediklerini ve sarılarak yatak odasına doğru yürüdüklerini hatırlıyordu. Soyunmadan önce. Herhalde çok geç kalmış olmalıydı. ayrılmış Bilge. Kemerini çözdü aceleyle ve ayağa kalktı. bir sandalyenin üstüne çöktü: Bilge'yi seyretti. Sonra başka şeyler konuştular.) Bilge ona yer verdi. (Önce yanına yatmalıydı tabii. Bilge çok yakındı Hikmet'e. Birbirlerine sarılarak yürüdüler. Bilge'nin yanma yüzükoyun uzan166 . Ayağa kalkarak. genç kadının üstünden pencereye baktı: Karanlık camdan seyretti boşluğa düşen iki insanı. Büyük bir torbayı çıkardı başından. zorla elde edilen Bilge. merdivenin ışığını yakmadan.» diye fısıldadı Bilge. Bilge'nin eteğini kaldırarak ona sarıldığını hatırlıyordu. 'Canım daha yeni yattık. Bilge'nin çıplaklığını seyretti. Ayak sesleri duydular. kurnaz ve baştançıkarıcı Bilge. «Babam burada değil. Sen istersen her şeyi yaparsın. kapının yanındaki ağaçların arkasında Bilge'ye sarıldı. ayakkabılarını çıkarmadığını hatırladı. mutsuz olduğu halde baştançıkarılan Bilge. çıplak olduklarını farketti Hikmet'yeniden. Hemen gömleğinin yakasını ve kol düğmelerini çözdü. ters dönmüş pantalonun içinde kalınca. Bir adam onları görmeden geçti. boğuk bir sesle. Kapıda Bilge anahtarları ona verdi. geçmiş günlere döndüler. ayaklarının dibinde birbirine karıştı. Bilge ona arkasını dönerek hemen soyundu. Sonra.

bütün ev. boşluğa düşmemeliyiz. Ve bu zıt kutupların telifini. Leyla Hanım bu izdivacı hiç istememişti. hepsinden daha çok. İlk mektep muallimesi Leyla Nezihi Hanımla da. müşterek aile dostları miralay Nazım Beyin evinde tanımıştı. Nitekim. kendi zevkine göre yaptırmıştı evini. Evin muhtelif yerlerinde büyük kömür sobaları yakılmakla birlikte. Sundurmanın gerisindeki ön cephe. bugün büyük şehir sayılan. bütün ayrıntılarıyla anlatmayı pek severdi. beyaz mermerle kaplanmıştı.hastalıklı . (Aslında Süleyman Bey. tahsilinin bir kısmını Berlin'de yapmıştı. fakat o zamanlar taşra diye adlandırılan bir yerde oturuyordu. Süleyman Turgut Bey -nafla vekili. olur olmaz saatlerde yemeğe. Muallim mektebinin imtihanlarını vererek. Ufak tefek. düğünden hemen sonra. Süleyman Turgut Beyin evliliğine tavassut etmiş olduğu için. Daha evvel de. Süleyman Turgut Bey. sarmaşıkların. onu pek seven nafıa vekili Sunullah Beyin. elektrik mühendisiydi. Süleyman Beyi de düşünerek açtırdığı kısa bir kursu bitirmişti sadece— kendisini üniversite. Süleyman Turgut Bey. çekingen . Süleyman Turgut Beyin kızıydı. bu mermerler yüzünden. artık bu izdivacın ilk büyüsü çoktan sona ermiş ve Süleyman Turgut Bey. Nafia Vekâletinde iyi bir mevkii olan ve ailesinden birkaç parça mirasa konan Süleyman Turgut Beyle evlenmek Miralay Nazım Beye göre. yatıya taşınıp durmuştu. evini. Süleyman Turgut Bey çok istekli görünüyordu. altı metre yüksekliğinde büyük odalar ve salonlarla doldurmuştu. Münevver bir tüccarın biricik kızı olan Leyla Hanım. kısmı âzamıyla.sağlam. O senelerin gözde mesleklerinden birine sahip sayılmamakla birlikte.nafıa vekiliyle arası iyi olan millî müdafaa vekili tavassutunu temin maksadıyla gece yarılarından sonra bile Süleyman Beyi rahatsız etmeğe başladı. üç seneye kalmadan bu uygunsuzluğu örteceği tahmin ediliyordu. iki dakika sonra uykuya daldı 167 İk SEVGİ VESAİRE Sevgi. Bergama'nın girişindeki saçağı süsleyen sütunlar ta172 bebiyle sütunlar. solgun yüzlü Leyla Nezihi Hanım ile. babasının mali vaziyetinin bozulması üzerine yerleşmek zorunda kaldığı küçük bir evde oturuyordu.halbuki. Tek katlı büyük bir evde oturuyorlardı. daha genç yaşta saçları iyice dökülmüş olan esmer 171 mantik . karısını da lise mezunu sayardı. beceriksizliği ve büyük şehirli tavırları yüzünden karısına tarizlere başlamış ti ama. muğlak-kafi gibi birçok bakımdan. Almanya'ya devlet hesabına ve münhal bulunan tek elektrik mühendisliği bursunu kazanarak gidebildiği için.) Marsilya tipi kiremitler. bir fransız mektebinden mezun olmuştu. almış olduğu terbiye sebebiyle. tanıdığı bir kalfaya. bu vaziyeti miralay Nazım Beye kafiyen açamıyor du. Diplomasını jıe surette aldığı pek belli değilse de —bazılarına göre. Ortalıkta lafı geçmemekle birlikte. Miralay Nazım Bey arzu ediyordu galiba.) Evi.lerden nefret ederim. ahşaptan yapılmıştı. Hele tekaütlüğüne sekiz ay kala. Evin geçimine yardım etmek gayesiyle. Kapının önündeki sundurmayı. Daha önümüzde'üzun ^karanl* var daha yaşamalıyız. Sevgi. Berlin'deki büyük binaları hayranlıkla seyretmekten ve bazı kitapların fotoğraflarına bakmaktan başka. zamanın nafıa vekiliyle arası iyi olan Süleyman Turgut Beyin başının etini yiyerek. . taşralı . baklava şeklindeki renkli arnuvo camlardan meydana geliyordu. fakat. Daha evin temelleri atılırken getirilen mermerlerin Bergama tipi sütunlarda işe yaramayacağı anlaşılınca. zıt kutupları temsil ediyorlardı. Süleyman Turgut Bey mimarlığa da meraklı olduğu için. Leyla Hanım için mükemmel bir izdivaç olacaktı. Leyla Hanımı.büyük şehirli. Süleyman Turgut Beyle tanıştığı sırada. taşrayı da sevmiyordu. yeni evlilerin yanından ayrılmaz olmuş-. mimar olmak istiyordu. Sevişmesek de düşmemeliyiz. Leyla Nezihi Hanım.atılgan. . bir yaşındaydı. mimarlıkla ilgili bir çalışma yapmamıştı. taşrada tanışıp evlenmişti. artık paşa olamayacağı endişesine kapılınca. girişin haşmetini her ne kadar gölgeliyorsa da. salonlar ve odalar dahil. (Süleyman Turgut Bey. Gençliğinde. bir ilk mektepte iki sene kadar evvel çalışmaya başlamıştı.realist. sanki onun da kendisine paşa olması hususunda bir tavassutta bulunmasının icap ettiği gibi bir şeyler ima etmeye çalıştığı anlaşılıyordu .

kaç yıldır bir türlü yaptıramadığı ve cimriliği yüzünden gittikçe yaptırmaktan vazgeçtiği fakat resimlerini durmadan değiştirerek çizdiği ve büyük salonun duvarında kocaman bir delikten ibaret olan şöminesiyle ilgili planlar kurardı. annesinin babasından daha çok yaşaması için yarısı fransızca bir dua okudu. yerini istihzaya bıraktı. kalın ayakkabılar. Annesinin elbisesinden bozma. Süleyman Bey.. sokak kadınlarına para yedireceğine inanmıyorum gözleri. Süleyman Turgut Beyin kafasını ciddi bir şekilde işgal ediyordu. (Süleyman Turgut Bey.) Leyla Hanımın bu konudaki çekingen alayları homurtuyla karşılanıyordu. hiç bir zaman evlenemeyeceğini düşündü. bol bir entari. mektebe başlamadan iki gün önce. gülünç bir çapkınsın gözleri. erkeklerin onu beğenmeyeceğini. Sevgi itiraz etmedi. Onu. Sevgi daha bir yaşındayken. bu yüksek tavanlı ve beyaz mermerli evde. Annesinin gözleri. Sonra da. Sizin şıklığınızla alay ediyorum baba kılığı. durgun ve donuk bir istihza ile karşılandığını sezdi: Üşüyen yaratıkların soğuk istihzası. soğuk mermer denizinin ortasındaki koltuğunda annesinden Fransızca öğrendi ve babası onu. gece yatağına yatarken. Odasına gitti ve yatağının altında sakladığı ruju. Sevgi'ye bakmadan odadan çıktı. Süslenişiyle. babasından ciddiyeti. Babası bir ahlak düşkünüydü Sevgi'ye göre. Süleyman Turgut Bey eviyle de ciddi bir şekilde uğraşırdı: Mermerleri cilalatır. saçsız başının. karakterinde zamanla müsbet bir inkişaf kaydedemeyen bütün evli erkekler gibi Süleyman Turgut Beyin de şahsiyetinin tek renkli taraf] cimriliği olmaya başlayınca sobaların sayısı azaldı. mahzun ve küçümsemeye kararlı bir ifade gördü aynadan. 'sokak dişilerine' dadandı. Karısına takılmasının dışında onun tebessüm ettiğini pek gören olmazdı. Yıllar geçtikçe bu tebessüm. Erkeğe benziyor. Çok üşüdüğü için ve güzel olmadığı için ve daima o . Oniki yaşındaydı. gece dolaşmalarından birine. Aynadan kızma baktı. Boşuna atılmış bir tokat. çirkin çoraplar giymiş. Yalnız. çoğu zaman sadece seyretmekle yetindi. uj). Annesinin uzun şallarıyla ayak bileklerine kadar örtünen Sevgi. Babasından.Dizicapaklarmı örten kalın. Süleyman Turgut Bey. Osmanlı ve gotik tarzı mimarilerini telif edebilecek bir şömine detayı çizmek. ciddi bir adamdı. Sevgi beş yaşma basmıştı. Süleyman Turgut Bey. aynı zamanda belki de tereddüt ve hafif bir cimrilik aldığı için. Leyla Nezihi Hanım daima üşüyordu. kokular sürünüp ipek gömlekler giymesiyle alay edildiğini. bir türlü yapılamayan şöminesinin. ciddi görünüşlü. kapatıldı. Sevgi. Babasından ilk tokadı. gene sesini çıkarmadı. Deliğin 173 m OI1U. elinden düşürmediği fransızca romanlar arasında gittikçe küçüldü. Piyano dersinden de 'fazla masraf olduğu esbabı mucibesiyle' vazgeçildiği gün. babasının evinden getirmiş olduğu avrupa malı battaniyeyi bütün kış müddetince sarınarak. Sevgi. Gözler. renksiz dudaklarına ilk defa sürdü. babasına karşı bir davranışta bulunduğu sanıldığından. bütün bu özelliklerden nefret etti. Birden elini kaldırdı Süleyman Turgut Bey. sütunları boyatır. tanıdıkları da gülünç ve beceriksiz insanlardı. ilk mektebi. büyük salonun koltuklarına birer tespih böceği gibi büzülmüş bu iki cansız varlığı seyretmeğe tahammülü olmadığı için. aynada kıravatmı bağlayan bir Süleyman Turgut Beyi seyrederken yedi. omuzlarına daha çok sayıda şallar örterek. Sevgi ağlamadı.. Alnıancayı üç senede unutmasının ve daha bir sürü gülünçlüğünün şuurunu yaşadı bu gözlerde. Leyla Hanım da. gülümsemekten kendini alamazdı. OBVgl UV jajıııuaji^u. Sobaları kaldır-tarak bizi üşüten bir cimrinin. İngilizceyi iyi öğrettiği söylenen yabancı bir okula yazdırdı. evde oturamaz oldu ve Sevgi yedi yaşma basmadan. Uzun kış gecelerinde. büyük berjer koltuklardan birine gömülerek salma sarılı bir vaziyette gören Süleyman Turgut Bey. altı yaşından sonra Sev-gi'yi de Leyla Hanım gibi görmeğe başladı. Üşümesiyle. sokak dişilerinden biriyle sının nereye gittiğini bilen. bitirince. Tüylü ve insanın bütün vücudunu saran büyük şalları. Piyanonun üzerindeki ellerine bakarak bir süre düşündü. karısının bu müdafaasız ve zavallı vaziyetine sadece gülümserdi. vitrinlerde her zaman hayranlıkla seyretti. şömine için sevdiği renkte bir mermer bulamıyordu.taşranın kışı evde bütün so-ğukluğuyla hissediliyordu. aynı gözler. Leyla Nezihi Hanımın tabiriyle. annesinden de üşümesini aldı. Ellerini ve ayaklarını çirkin buldu. Süleyman Turgut Bey. Sen.

yatık duran kitapları düzeltti. babasına duyduğu . Nazım Bey babasıyle tavla oynarken. artık iyice kendinden geçtiği için. Çevresinde beğenmediği şeylerin değişmesini. hapsedilen pulların karşısına çıkan aşılmaz duvarların önünde erirdi. iki dersten de ikmale kaldı. Babasıyla para için evlendiğinden annesinin ve dolayısıyla onun sevgili kızının ¦cezalandırılması gerekiyordu. kaybettiği zaman durmadan homurdanarak tavlayı hırsla kapatmasını soğuk gözlerle seyrederdi. Bütün pulları. Nazım Bey de. her kazandığında ona dönerek. olduğu yerde küçüldüğünü. zarların ümitsizce çabaları. ellerini sallayarak ve Leyla Hanımın sırtına vurarak konuşan Nazım Paşayı. ne fizikte ne de matematikte ona yardım etmiyordu. ihtiyarın yüzüne ümitsizlikle bakarak kitabı kapatırdı. saf kalabilmek için. Hepimiz. Sevgi. nafıa vekiliyle klüpte bilardo oynarken laf arasında bu mevzuyu açması ve nafıa vekilinin de briç oynadığı sırada milli müdafaa vekiline ikinci vidoyu çekerken deli miralayın bu delice iptilasmdan bahsetmesi sayesinde. Bütün çabalarına rağmen Nazım Beyi sevmeyi bir türlü başaramadı. «İşte vurduk babanı yere!» diye bağırdı. 'Sevgi. Babası ne kadar kazanırsa kazansın. Sevgi. Mermerlerin üstüne hiç olmazsa mantarlı muşamba kaplanması için annesinin Süleyman Beye yalvarmaları bir netice vermedi. büyük bir kaderin oyuncaklarıyız. matematik ve fizik kitaplarının son sayfalarından küçük birer parça kopardı ve çiğneyerek yuttu. beğenmediği insanların ceza görmesini bekledi. bir lanet dolaşıyordu. Babamdan da nefret etmemeliyim. büyünün dine karşı bir hareket olduğunu duyunca hemen eve koşarak odasındaki büyü düzenini bozdu: Kitapları dağıttı. yata176 nıç bir zaman. böyle anlarda. eskiden^ f^^ 174 175 deki düzen gittikçe gevşediği için. Babasını mahcup etmesi için Allaha bütün gücüyle yalvardığı halde. Bir iki kere. Karnesini aldığı gün. artık Sevgi'yi eskisi «gibi. bir kabiliyet meselesiydi. iki-birler ve altı-ikiler arasında kendini kaybettiğini sanıyordu. gözleri kötü bir hırsla parlayarak —ya da Sevgi'ye öyle gelirdi— Süleyman Turgut Beyin kucağına atardı. Hele. Bir daha hiç kürk istemeyeceğim Allahtan diye söz verdi kendine. Nazım Paşa. onun pullan büyük bir gürültüyle vuruşunu. misafir gelince yatak odasına göndermedikleri için. Nazım Paşa birden yerinden fırlayarak Sevgi'ye doğru koşar ve 'Ou est ton prince ma Cindrella? diye kulağına bağırırdı. Sevgi'yi çalıştırmak için masaya oturmuş. Nazım Bey de. Ba-lıası da. Miralay Nazım Bey —annesinin evlenmesinde meş'um bir rol oynadığı halde. babasının bir zamanlar Leyla Hanımla evlenmeyi hakikaten çok istemesinin bir bedeli olarak— Süleyman Turgut Beyin. salonda bulunan kadınlardan —Sevgi ile annesi— özür dileyerek küfür etmeğe başladı mı. Tepelerinde (annesiyle onun) bir uğursuzluk. Matematik öğretilemezdi. babasını dört duvarın arasına sıkıştırır. yüzünü buruşturarak dinledi. sobanın yanına oturur ve anlamakta güçlük çektiği matematik ya da fizik kitabına dalgın gözlerle bakardı. Böyle küçük istekler insanı şaşırtıyor. karşı karşıya durmadan dizilen bu soğuk taşlar. sonra terimleri anlayamadığını bahane ederek bırakmıştı. zarı salla-yışmı. pullara nefretle bakardı. Bu. Gürültüye hiç dayanamayan Sevgi. herhalde dünyanın pisliklerine bulaşmaması •gerekiyordu. tekaütlüğüne üç ay yirmi gün kala paşa oldu. salonun bir köşesine sığman genç kız. öfkeli bir kirpi gibi büzüldüğünü hissediyordu.sırada söylenecek sözü hemen bulup söyleyemediği için kendinden de zaman zaman nefret etti. Sevgi'nin bu duygularını farketmiş gibi. Yanyana. Deli Nazım Paşa. Sevgi'nin babası gibi dökülen ve beyazlaşan saçlarının boşluğunu doldurmak için pos bıyık bırakmıştı. ihtiyar askerin bir sayı alışı bile salonu savaş alanına çevirmesine yeterdi. Annesi gibi onun da hesaba aklı ermiyordu. odasına kapanıp saatlerce düşündü. Temiz ruhların. zarları sanki Sevgi'nin kafasında inletirdi. onları benimsemesi için gerekli olan bütün gizli işaretlerini yaptı. Üç gün sonra annesiyle gittiği bir evde. evin önündeki dört basamağı ikişer ikişer çıkma meselesine önem vermemeğe çalıştı. Sevgi. Yeni düşüncelerin kalbine yerleşmesi. Soba çıtırdar. kazandığı zaman bir zafer kahkahası atarak. kırdığı taşlan.

sonra hangi zarların bu kapılar için gerekli olduğunu öğrendi. öğrendiklerini bıkmadan uygulamağa çalıştı. Nazım Beyi durduracak bir çare. Neden acele etmemek gerektiğini düşünmedi. kapı yapılan önemli yerleri ezberledi. kendini tuttu. acı. beklemesini bilirse bütün tuzakların ortaya çıkacağını ve kötü insanların konuşarak sonunda kendilerini ele vereceklerini hissederdi. bu anlayışsız zarların yüzünde birden nasıl görünmüştü? İşte Nazım Paşa. hikâyenin etkisini artırmak için de aynı sesle bağırarak kendi taklidini yapıyordu. Bir gün. evde yalnız olduğu bir sırada. babası gene sokağa çıkmış olduğu için. O günden sonra da gözlerini ayırmadı onların oyunlarından. tavlayı alarak odasına kapandı. onlarla yaşadığı gizli maceralar aklına geldi. neyi beklediğini anlayamadı. Bazen. anlatıyor. yapılan çok açık bir hatayı göstermek isteğiyle kıvrandı yerinde. işte Nazım Beyi kazandıran üç-iki. üzerinde katlanıp kaldığı divanın yanındaki sehpanın üstünde duran tavlanın taşlarıyla oynuyordu. Pulları dizerek uzun uzun seyretti onları. İhtiyarın gözlerinde. uzun uzun düşündü. Oysa Sevgi. Düşüncelerinin dalgınlığı içinde. Acele kararların uğursuzluğuna inanışı. Bazı kurallar olmalıydı. Hiç karışmadı.) Ağır ve büyük adımlarla Sevgi'ye yaklaştı. Her hareketi.acı hisleri unutur. bütün çatışmalarının sonunda. Düşüncelerinden sıyrılmağa başlayınca. Bütün oyun. Her söze atılan insanların telaşından rahatsız olurdu. onları yavaş hareketlerle okşuyordu. hemen karşılık bekleyen ve şövalyelerin kibar saboyla hiç ilgisi olmayan bir ifade vardı. sefalet gibi. babasının ve Nazım Beyin hatalarını bulmağa başladı onlar oynarken. Acele etmemeliyim. Sonra. kendi kendine oynadı saatlerce. bir sıçrayışta yerinden kalktı. Hayır. Zamanla. uzakta belirsiz duran ve insan acele etmedikçe orada sadece birer kelime olarak bekleyen kavramlara karşı ürkekliği.) «Sizi canlandıracak. babasına nasıl yardım etmek gerektiğini. Neden istenilen zar gelmiyordu? Oysa. Kendisinden ne istenildiğini anlamak için. ıstırap. parmaklarının ucundaki taşları ve onların arasında iki küçük sığıntı gibi duran zarları gördü. şimdi bütün gücüyle babasının zavallı taşının üzerine indirecekti. mırıldandı. Onun gürültülerine sinirlenmedi. elleriyle şalını düzeltti. vücudunun kaçınamadığı felaketlerin belki de düşünceyle ilgili bir talihsizlik olduğunu hissetmesi onu tutuk. hemen cevap veremezdi. bir an önce yatağının sıcak mağarasına kapanabilmek için. Sayılarla arası düzelmişti: Bazı hesaplara aklı eriyordu artık. oynarken hiç acele etmedi. Kendisini koruması gerekiyordu: Hayatta . pek düşünemezdi. tırnaklannı kemirerek. Nazım Bey. (Biraz tanıdığı Battal Gazi de. Soğukkanlı olmak gerekiyordu. o sesi duymamak için neler vermezdi o anda? Tırnaklannı avucuna bastmr —piyano dersini bıraktığından beri tırnaklarını uzatıyordu— artık büyü yap177 nasıı uıı tunu Evet. Oysa.» diye. bu soğuk. Bir gece. Bazen öfkeleniyor. yaptığı hatayı ona göstermek gerekirdi. nasıl 'öyle bir bağırdığını' ve rakibini yerle bir ettiğini. bekleyici ve her dinlediği sözün üzerinde sanki uzun uzun düşünen bir insan yapmıştı. diye düşündü. «Üşüyorum. Önce. Nazım Bey için erken sayılan bir saatte —dokuz buçuktan itibaren— onunla birlikte uzun bir süre geçirmek ve paşanın sıkıcı hatıralarını dinlemek zorunda kaldılar. isminin gerektirdiği gibi. karşısındakinin gözlerine bakardı. Eski şövalyelerin kadınlara kibar davrandığını duymuş olduğu için. Nazım Beyin tatsız bir şakasına kızmış gibi yaparak salonun uzak bir köşesine gitti. bu duruma bir çare bulmak gerekiyordu. (Şövalyeler de herhalde böyle yapardı. yüzünü buruşturarak gözlerini kapardı. babası kaybediyordu. bu kör taşlara nasıl hükmedileceğini çözmeğe çalışırdı. kanınızın deveranını sağlayacak ne gibi bir hizmette bulunabilirim?» Sevgi toparlandı. taşını kaldmyordu. sadece duygularına kapılmıştı. düşünürdü. Oysa. Nazım Beyin kahkahalarını ve küfürlerini duymaz oldu. Bütün dikkatini oyuna verdiği için. Babasıyla Nazım Beyin oyunlarını aklına getirmeğe çalıştı. bazen de alaycı bir 178 üşümeğe başladığından. onlara her zaman özenen Nazım Bey. Derinliklerinde bir yerde. anne kız. çok dikkatsizce seyretmişti onları. onu bozguna uğratarak çekilip gitmesini sağlayacak bir plan kurmağa çalışıyordu. zarların baskısı altında geçemezdi. Karşısında Nazım Bey varmış gibi oynadı onunla. üşümek gibi. böyle yavaş yürürdü herhalde. Odasında her gün gizlice. Sevgi.

» dedi. Sevgi. «Bir konyak: İçini ısıtır. taşları öyle küt küt vurmayın yeter.» denildi. Bu soğuk bakışların gerisinde neler olduğu da bilinemezdi ki. taşlara ve zarlara bakıyordu. Bu küçük kızın sesinde. İhtiyar.» Sonra kendine geldi: «Sen nasıl oynarsın bu oyunu?» Ayağa kalktı: «Seninle oynamam. Gözlerinde kurnaz bir ışık yandı.» Sevgi. elindeki taşı ürpe-rerek bıraktı. «Gözüm kapalı yenerim sol elimle. Kadın. Oyun boyunca Sevgi. kutunun kapağını açarak. Uzun ve zahmetli bir çalışmayla herkes utandırılabilirdi. biraz bozulmuş bir sesle. Sevgi. «Bir içki iyi gelir sana. sevgiyi Himayesine alan bir tavırla. Beklemesini bilenler. «Küfür etmiyorum.» dedi. Durgun. Karşılık vermiyordu ki sözlerine. Taşlar da seslerini çıkarmıyor.» diye bağırdı. kırılması gereken kırmızı gururunu gördü. hırsından ayağa fırladı. parmağıyla taşların gideceği yere kadar saymasına güldü yüksek sesle. şövalyeliği boş yere harcamanın manası yoktu. şövalyeler. Tekrar. Hiç sayı almadan kaybettiğini gören ihtiyar. bu on dört yaşındaki küçük kız. Kendi kendine kızdı: Bir çocuğun oyununa geliyordu. karşı konulmaz bir şey vardı. «Tavla oynayalım mı?» dedi.uıiniciiiıauycu. insanı küçümseyen bir hâli vardı. ilaç gibi konyağı içmişcesine yüzünü buruşturdu. başını kaldırmadan karşılık verdi: «Düello yapmıyoruz. kötü oyunları tenkit etti. Sonunda Nazım Bey bir oyun alıyordu. 'ben olsaydım' dedi kaç kere. İçine gömüldüğü divanda.» Sevgi. yalnız. taşları yanlış yerlere koydu hızla. O halde istediğim gibi gülerim: Ha-ha. alaylara yol açıyordu. «İlk oyun aceminin. Sevgi. Kendilerine yazık edenler. Bir keresinde. sandalyesini divanın yanma çekerken. kırmızı burnu ve gülünç gururu gördü: Acelecilerin. büyümüş de küçülmüş bir ilkokul öğrencisi gibi görünüyordu. Bir iki kere de. Karşılık alamadı. zevk için oynuyoruz.» dedi Sevgi. İlk oyunu Sevgi aldı. «Perişan ederim seni. hesaplarına dalmıştı. Sevgi de saydı ve Nazım Bey. zarlardan biri avucuna yapıştı Sevgi'nin.» dedi emekli general. şövalyenin asaletini anlamaktan acizse. bir süre de. Nazım Bey daha fazla şövalyelik edemedi. «Kapıları ne tarafa yapmak istersin?» diye sordu ve ağırbaşlı görünmeğe çalışarak ekledi: «İstediğin taşlan al. En ümitsiz durumlardan oyunu kendi lehine çevirdi. gözlerinden bir tebessüm kaydı. başını tavlaya eğmişti. Sonra Nazım Bey de oyuna ve kazanma hırsına kapıldı. Bana yakışmaz. «Kıymeti yok. saldıramıyordu bu yüzden. zamanın her şeyi nasıl halledeceğini bilemeyenlerdi. küfür etmek yok. herhalde bu dünyada bulunan (bulunması gereken) insanüstü bir kuvvetin gözünden kaçmazdı. İhtiyar oturdu.» diyerek güldü emekli general. «İkisi birden atılacak zarların. fakat. doğru yere yerleştirdi. scylcvlu jtüz.» dedi.» Sevgi. Bakarsın. anlaşılmamış bir insanın küskün tavrıyla yerine oturdu. Babası gibi.güçlüklerle karşılaşıyordu. Zara kızdı. Sevgi'yi gözleyecek hâli kalmadı.» dedi. Nazım Beye hiç sayı vermedi. «Ha-ha. yavaş yavaş dizleri üzerinde doğrulan Sevgi. Bu 250 augun. bu hatayı hemen kullandı. Sevgi'nin şansına kızdı. Bir de. birden oynamaktan vazgeçerdi gerçekten. ifadesi çoğu zaman belirsiz ağzına. küçük ve farkedilmesi zor bir hata yaptı. İlk oyun boyunca alay etti Sevgi ile. Okulda aceleyle söylenen yanlış sözler. yumruk yaptığı elinin içinde sıkıştırarak birden bırakmasıyla alay etti.» Sevgi karşılık vermedi.» dedi. İnce bir alay.» General köpürdü: «Oyunuma karışamazsın. (Şövalye alayı. annesi gibi kapalı bir kutuydu. sesini çıkarmadan Nazım Beyin taşını aldı.» dedi Nazım Bey. Nazım Beyin de oynamak istemişti canı. «Ha-ha. İnsan zamanla bu bakışlardan kurtulabilirdi. Gözlerini. herhalde böyle pısırık kadınların yanında bulunmazlardı. İstediği gibi. bir • 179 wı deniyordu (küçümseyici bakışlarla).» «Oturun.» Nazım Paşa. «İstersen yarın devam edelim kızım. tutuk ve suskun insanlar. «Parmağınla say. hırsla 181 . «Yalnız. ağzının kenarını çarpıttı. o acı. Herkes bir yerde. aceleci ve konyaksever şövalyeye doğru kaldırdı. «Sol elimle yenerim. Nazım Paşa. dizlerini dövdü. Sevgi. durumunun rahat olduğunu görünce.) Sevgi'nin. bir anda takılabilirdi. Sevgi'nin zarları.

«Çalışırım. Düzeninin bozulmasına karşı çıkıyordu Sevgi'nin babası-. bir sonuç alamayınca. öfkeli ve alaylı tavırları karşısında saatlerce tartışmak zorunda kaldı. onlarla gittiği bekâr arkadaş evlerinden. Süleyman Bey. bütün yüzü çarpılmış. daha insandışı görünmesinden. bir iki heceli kelimelerle karşılık verdi. Bu zayıf. Nazım Bey korkuyla elini uzattı. Sevgi. köşe başlarında pazarlık edilen kadınların aldırmazlığından. balkonlara yığılmış tenekelerinden. hepsinden. Yemek yapamazdı. uzanan elden uzaklaştı. son zarlar atılmamıştı.. «Senden bir şey istemem. kötü yağlıboya tablolardan. hiç bir şeye güvenmiyorsun. «Kendini de boş yere mahvedeceksin. sokakta tek başına dola-şamazsm. inanılmaz derecede kirli bulaşıkların ve yarısı içilmiş içkilerle dolu bardakların ve sucuk-ekmek-peynir parçalarının ve tozlu boş içki şişelerinin karmakarışık durduğu mutfaklarından. boş yere rezil edeceksin. salonun bir köşesinde onları dinledi. «Nereye gidebilirsin. Daha büyük bir hırsla saldırdı karısına.. Süleyman Turgut Bey bırakmadı. elbiseleri toplamanın ve 183 yatağın üstüne oturup yerin tozuyla oeyazıaşmış çorapıarı giyinenin iğrençliğinden. hepsinden nefret etti. hafif parçalar çalan pikaplardan. Leyla Nezihi Hanım. Süleyman Turgut Beyin evinde. onlarla gidilen otel odalarından.» dedi. bir gece bavullarını toplayarak. tanınmaz bir duruma gelmişti. hizmetçilerini ve toprak altında kalmış bir sürü değersizliği unutamayacağın için. kitaplıklara dizilmiş hiç okunmayan kitaplardan. Sanki benimle evlenme182 din: Bir kazaya uğradın. «Donup kalırsın. Süleyman Turgut Beyle. katlanmış durumuyla yerinden kalktı. Bütün vücudu kaskatı olmuştu. soğukluğundan. onu bileğinden yakalayarak yerine oturttu. herkesten korkuyorsun. bu sırada söyleyecek bir söz bulamamanın durgun sıkıntısından. bir ara yalvardı. tahtaları çarpılmış amerikan barlarından. dergilere bir tekme attı: «Bir gün için bu evi düzene koymayı düşünmedin.» diyordu. Koltuğundan çevrene. Hiç olmazsa lüks bir lokantada yemek yemeden erkekle yatmayan sözde ağırbaşlı kadınlardan. kurumuş yapraklar gibi kıvrılan kırmızı. iki yıl sonra Süleyman Turgut Beyden ayrıldı. yere yığılmış gazetelere. Dişlerini sıkmıştı. Leyla Hanım.» sözleri döküldü istemeden. Sevgi. Sesini çıkarmadan acıyla büküldü Sevgi. odadan çıkmak istedi. Onun yüzündeki garip ifadeyi gören ihtiyarın ağzından. «Beni. «Bu şehirde kalmam. haşin bir ifade vardı. bu fransızca roman okumaktan başka bir şey bilmeyen kadın. gözlerini kaldırmadan. «Benden korkuyorsun. başını kaldırmadan.» diye alay ediyordu karısıyla. Sadece inat etmeyi bilirsin. bu yerinden kalkacak hâli olmayan. ıssız bir adaya düşmüş yüzme bilmeyen hayvanlar gibi baktın. nasıl olur da bu kadar direnebilirdi? Bu kuvveti nasıl bulabilirdi? Süleyman Turgut Bey o anda karısından ve onunla birlikte bütün kadınlardan. daha çok büzüldü. kırmızı apliklerle ve dergilerden kesilmiş çıplak kadın resim-leriyle süslü duvarlarından.» dedi. direnmeyi bilirsin.tavlanın kapağını Kapattı. Ne bakıyorsun bana öyle bir yaralı hayvan gibi?» Gecenin geç' saatlerine kadar konuştu babası. «Yaralı bir hayvan gibi . Sevgi. bekâr arkadaş evlerindeki bulanık sulu akvaryumlardan. Leyla Hanım da. dağılıp gideceksin. «Sen bu korkaklıkla. karısının üstüne fırlattı.şuna bak.» Koltuğun yanında. elini koltuğunun altına saklayarak dışarı çıktı ve doğru odasına gitti. Süleyman Turgut Beyin istih-zalı. zayıflık gösterdiği için kendine kızdı.» dedi. dadılarını. erkeğe zayıflığını hissettiren bütün budala ve inatçı kadınlardan. o küçük aklına uymağa çalıştığın için. nasıl yaşayabilirsin?» diye küçümsüyordu karısını Süleyman Bey. çamurlu pis kilimlerinden. otel kâtibinin anahtarı uzatan örümcek .» Gazeteleri yerden aldı. kimseye. kadınla yattıktan sonra bütün bunların daha dayanılmaz.. korkuyla yüzünü buruşturarak yerinden kalktı. «Sevgi'ye ben bakarım. ağır rutubet kokulu bodrum havalarından. Babası ve annesi ölmüş olduğu için. özür dileyen bir iki kelime mırıldandı. yani bütün kadınlardan.» dedi. Yarı kısılmış gözlerinden yaşlar iniyordu: Yaralı bir hayvan gibi. sonra. yeşil çiğ renkli perdelerinden. garsoniyerlerden.» dedi. son oyun aana Diraıemışu. garsoniyerlerin pis çarşaflı ve pis erkekle pis kadın kokan yataklarından. zarları almak üzere elini uzattığı sırada tavlanın kapağı bütün ağırlığıyla ve Nazım Beyin elinin hırsıyla Sevgi'nin parmaklarının üstüne düştü.. ağlamıyordu. yüzünde. bu soluk. Olmayan asaletini. Sevgi de. para sarfetmesini beceremezdi.

itiraz etmedi. köşeyi dönerken. aşağılık bir sahne sayılmaz. Ne kadar? Ebediyen. Leyla Hanım. Ayrılmaları çabuk ve kolay oldu. ayrılmaya razı oldu: Yorulmuştu. gururlu tavrını bırakmamıştı: Elinin tersiyle barısının son sözlerini geriye itti. gece karısının yanına dönünce onun saf bir görüntüyle uyuyuşundan. ilk defa o gece.elinden. başını çevirmedi. yavaş bir sesle. Büyük koltuğunda. arkadaşlarına uğramıyordu. ya da düşünmedi. Süleyman Turgut Bey. kendini hor gördü. Kalan eşyalarını. kocasını şaşkın ve bitkin gözlerle seyretti. «Yarır* hemen gidiyorum. Sevgi —bazı pazar günleri babasıyla buluştuğu zaman— onun. kocasına karşı direnirken kullandığı bütün gücünün eridi184 gını nıssettı. Nikâhta taşıdığı siyah yılan derisi çantasının içinde yüz yetmiş lirası vardı. hiç bir suçun cezasız kalmayacağını düşünen Sevgi bile ona acımağa başlamıştı. fransız romanlarmdakine hiç benzemiyordu. onları şöyle bir görür gibi oldu. babasının da cezalandırıldığını. «Otel odalarının değişmez misafiri benim!» Leyla. elli bir yaşında ilk defa. çamaşırlarının bir kısmını yerleştirdi. bütün bu sahteliklere düşmesine sebep olan kadınlardan. öylece kalabilirdi ancak. romanların (Berlin'de okuduğu karanlık havalı alman romanlarının) şimdi hatırlayamadığı bulanık kahramanlarının bir gerçekliği olduğunu.» dedi son bir çabayla. İhtiyar. kıymetli bir mücevheri yoktu. kitaplarını hiç bir zaman almadı. Durum. karısının anlatılması güç bir ifadeyle açılmış gözlerin© bakarken kendini bir roman kahramanı sayabileceğini hissetti. birkaç parça gerekli eşya daha aldı. Yeni bir kahramandı. Çok içkiden. Hangi işte çalışabileceğini bilmiyordu. Anne kız. Hazırlıklı değildi. kocasından iğrenmesinden. sokak dişilerinin soğuk otel odasında soğuk çarşaflar içinde sahte bir şehvetle ona saldırmasından. Bütün gücünün. düşündü. Yeni bir romanın yeni bir kahramanı. Süleyman Turgut Bey. Saat on ikiyi yirmi geçiyordu. Ayrıldıktan sonra bir yıl geçmeden Süleyman Turgut Bey. Önüne çıkan ilk otele girdi ve sabaha kadar yatağında sigara içti. Bir an için. gömleklerinin. «Bavulunu toplayacak olan biri varsa. Kadınlarla buluşmuyordu artık Süleyman Bey. Eve. gözlerini yere dikti ve evden ayrıldığı ilk gece duyduğu hislerle. Hanım. Süleyman Turgut Bey. Satabileceği. Bu şehirde bir akrabası yoktu. hiç bir şey yapamayacağını. haksızlığa uğramış gururlu bir insanın hüviyetine büründü. Buluştukları pazar günü utanarak uzattı. karısından. Hiç bir yere gidemezdi. insanın da bazen. bu evden ve yapmış olduğu her şeyden nefret etti. otel odalarının pencerelerini tam kapamayan soluk perdelerinden. o da benim. artık kocasıyla yatamazdı. sokağın köşesini dönerken.» dedi. hep üç günlük sakalla dolaştığını üzülerek gördü. İlk günlerde. Yatak odasına bile gidemezdi. «Yarın sabah eşyamı toplarım. pencereye koştular ve Süleyman Beyin sokağın köşesinden kayboluşunu seyrettiler. Kendine acıdı.» dedi. odalara son defa bakmayı da akıl etmedi. Süleyman Turgut Bey. Babasının pansiyon odasında oturuyordu. yani bütün kadınlardan. Alaycı ve öfkeli tavırlarını bıraktı. taşıyabileceği büyüklükteki bir bavula elbiselerinin.» dedi. Kendine inandı. diye düşündü. hiç bir yere hareket edemeyeceğini hissetti. Sonunda. Üstüne başına dikkat etmez oldu. gözlerinin altında kırışık torbalar olmuştu. başını dikleş-tirerek. evi karısına bıraktı ve kızının tahsil masraflarını üzerine aldı. Süleyman Turgut Bey. gururundan. kulağına canım kocacığım demesinden. Aşağılık bir sahne sayılmaz. Kendine acıyacak hâli de kalmamıştı. Şalına biraz daha sarındı. yırtık . kiri belli olma155 sın diye koyu renk kareli gömlekler giydiğini. Kapıya döndü. Anahtarlarını yatak odasındaki komodinin üstüne bıraktı ve karısıyla kızının ürkek: bakışlarına aldırmadan çıktı gitti. Evinde kalabileceği bir arkadaşı yoktu. arkadaş evlerinde yapılan âlemlerden. Bir süre otellerde. her zaman temiz giyinmek ve tıraş olmak ve canlı v& neşeli görünmek gibi sahteliklerinden. elbiselerinin daima ütüsüz olduğunu. Bir komşu kızma verdiği İngilizce dersten kazandığı parayla babasına bir gömlek ve papyon kıravat aldı. diplomalarının bile nerede olduğunu hatırlamıyordu. İki ayakkabısını da bir gazete kâğıdına sararak iple bağladı. sonra pansiyonlarda yaşadı. altmış yaşından fazla gösteriyordu. «Sen hiç bir şey yapamazsın. bir daha eve hiç dönmedi.

» dedi Süleyman Bey yavaşça. ayrılmış olmalarından dolayı cemiyetteki yerlerini kaybettikleri gibi.» Gerçekten de onları kimse görmeğe gelmemişti. Pek okumuyordu Sevgi. Hatta bazıları.» dedi Selim Bey. gür beyaz saçlı bir adam kapılarını çaldı ve yıllarca önce. Belki ondan. yüksek tavanlı büyük evde yalnız yaşadılar. dedi kendi kendine. Leyla Hanımın ayrılmak istediği duyulunca.» Selim Bey.» dedi. Çaylarını içtiler birlikte. «Sen Süleyman'ın kızı olacaksın. saf görünen bir tavırla. gayrı tabii münasebetler şekline inkılap etti. Bir gün. Roman kahramanı Süleyman Turgut. insanın pikniğe giderken yanma aldığı söğüş et. Leyla Hanımı ziyaret etmek isteyen bazı hanımlar olmuştu doğrusu. Ben bekârım da. evli bir erkeğin sokak kadınlarıyla otellerde yatmasını gayrı tabiî bulmuştu ve münasebeti de bu deyimle belirtmişti. Biraz sonra. Herkes birbirine meseleyi hafifçe gülümseyerek anlatmıştı. cinsî münasebet şeklinde olduğuna karar verildi. Süleyman Beyi —hiç kimseyle görüşmediği için— bir erkekle de birlikte görmek mümkün olmadı ve bu rjvayet de.» dedi. havadis olmamasından ve havadis olmamasının yarattığı can sıkıntısından. sekiz aydır kimse ziyaret etmedi. biraz tahrife uğrayarak. kenara çekildi. misafire nasıl davranılacağmı unutmuş olacağız. Kapıda durdu. çok geç kaldın. Fakat Süleyman Bey de evi terkettiği için. «Yüzün. vaziyet oldukça garip görünüyordu. o güne kadar ifşa etmediği sırlarını ortaya dökmemesi de menfi 187 neticeler doğurdu: Süleyman Turgut tseyıe ı^eyıa. Annesiyle de tanıştı beyaz saçlı şişman adam. geldiğinden beri ilk defa kaşlarını çattı: «Ya? Öyle mi?» diye homurdandı. Leyla Hanım güldü: «Kalırsanız seviniriz. Otelde kalan koca ve evden çıkmayan kadın. mutfağa gitti. Leyla Hanım mırıldandı: «Biz. o günlerin tabiriyle. Selim Bey evi dolaştı: «Ne kadar zevksizdir bu Süleyman. kendisine söylemem. Ertesi gün Süleyman Turgut Bey. Hanım. «Benden hoşlanmadınız galiba. yani. Elli iki yaşındaydı. «Kendini beğenmişin de biridir. muhakkak bir şeyler getirirdim: Bir halı filan. Herhalde bu sözü ilk çıkaran. İlk günlerde. Fakat Süleyman'ın evlendiğini duysaydım. «Ne romanlar okuyorsun?» diye sordu Sevgi'ye. cemiyetin alakasından da mahrum oldular. sonunda gayrı tabiîliğin.» Sonra birden ayağa kalktı. Kendisine. gülerek.» Sevgi durakladı. Anne kız cevap verecek vakit bulamadan kapıya yöneldi: «Sen de çayları koyar mısın kızım bu arada?» Anne kız. bekâr erkekler hediye getirmesini bilmezler. Leyla Nezihi Hanım çalışmağa başladı. biraz daha tebessüm sebebi oldu.» Ona evi dolaştıran Leyla Hanıma döndü birden: «Bilir misiniz. söz arasında. Süleyman Turgut Beyin mektep arkadaşı Selim Bey onları ziyarete gelinceye kadar anne kız. Gerçekten biraz sonra Selim Bey nefes nefese.» dedi. Evet. kadının ya da erkeğin. Ne yazık ki. bir takım söylentiler de çıkardılar: Süleyman Beyin —birçoklannca bilinen— sokak dişileriyle münasebetleri ağızdan ağıza dolaşırken. «Pasta filan getireyim hiç olmazsa. haşlanmış yumurta. cemiyetin her zaman terkedilenden yana olan aklı selimi.. değil mi?» diye sordu. Süleyman Turgut Beye hak vermişti.» dedi. İki tarafın da. bakışıp gülümsediler. istenilen keyifli noktaya ulaşamadan eridi gitti. Bütün i 86 bunlar gerçekti. şişman. Korkmayın. «Yani. Sevgi. beyaz . «Mektepte de pek sevişmezdik.. «Doğrusu aceleden o gün Süleyman'a evli olup olmadığını bile sormayı unutmuştum. bilhassa çenen ona çok benziyor. Evet.muşambaya bakmağa başladı. 'Soğuk nevale' dediler Leyla Nezihî Hanıma. hastalığını bahane ederek kaçınmasını bildi.» Leyla Hanımın rahatsız duruşundan bir şeyler sezdi: «Yoksa siz de benim gibi mi düşünüyorsunuz? Bana açılın. «Beni içeri almayacak mısın kızım?» diye sordu Selim Bey. kendisiyle ayrılmış bulunuyoruz efendim. «Onlar da İngilizce. adama cevap vermeden önce yabancı ziyaretçi. Onlar da. Malumu âliniz. o kadar. bu münasebeti tabiî bulmuş olmalı ki.» Güldü. yabancıya yol vermek için. kimseye gidip dert yanmaması. burası Süleyman Turgut Beyin eviydi. bir yolculuk sırasında adresini almış olduğu arkadaşı Süleyman Turgut Beyi aradı. Fakat birçokları da. bu işte geç kaldın. Salona giriyorlardı. Bizi. Edebiyat dersinde okunması gereken romanlar vardı. ben şimdi gitmeliyim. Burada yerler hep taş. gelmeden önce haber göndermek inceliğinde bulunduklarından Leyla Hanım. Sevgi. çenesine kadar paketler arasında kaybolmuş bir durumda göründü. Süleyman Beyle aralarındaki hukuki durum hemen anlatılamadı. Sevgi. almanca kursuna yazıldı. adres doğruydu. Şakadan anlamazdı.

artık kazanmak için bir sebep kalmadığından.» derdi. fransızca öğretmenliği yapıyordu. başkalarından duymuşlardı. benim gibi aksi. çekinerek almıştı paketi. Selim Beyin getirmiş olduğu tuzlu.. Selim Bey onun sözünü sık sık kesince. paketi geri götürecekti. kazanma arzusunun da söndüğünü söylerdi. Canım.peynir kabilinden yiyecekler. Selim Bey karısının bu tarafından bahset-. ama Süley190 . öyle Süleyman Turgut Beyin Berlin'de görme zevkiyle döşenmiş bir ev de değildi. demlik. dökülmeye başlayan beyaz saçlarından belli olmuyordu değil mi onun da bir zamanlar sevdiği? Nazlı Hanımın uzun zaman peşinden koşmuştu evlenmeden önce. İngilizler.. nerede olmuştu. şu ihtiyar günlerimde. ızgara yapmak için şiş vesaire de unutulmamalıydı. birden neşelenir. Zevksizin biriydi bu Süleyman: Yoksa onları bırakıp gider miydi? Pek belli olmazdı ama. «Leyla Hanım. derdi. O zamanlar böyle insanlara —Leyla Hanım gibi olanlara— fazla alaturkalıktan kaçınır gibi görünenlere (böyle insanların samimiyetine inanılmıyordu tabiî) 'soğuk nevale' deniyordu. hatta semaver bile bulunmalıydı. bütün ciddiyetiyle anlatmağa çalışırdı. Süleyman burada olsa yüzüne karşı söylerdi. gayrı samimi bir alafrangalıktı. Süleyman da büyük şehirde doğup büyümüştü. «Eskiden oldukça canlı ve neşeli bir sıkıntıydı. ikisi de Sami'yi sevmezdi. bizim bildiğimiz. güzel ve mütehakkim bir kadındı. İngilizceyi de. görenler jimnastik yapıyorum zannederdi. şirketlere. Soğuk şeylerle pikniğe gitmek. Karısı beş yıl önce ölmüştü. konuşurken pek zorluk çekmiyordu. Üstelik. fran-sızca gramerine göre konuşacak kadar biliyordu. Fakat koşmuştu işte. Hatta. köftelik kıyma. bu konuşma diline itiraz ediyordu. Şişmanlığından. Sözün burasında. Fiillerde hep geniş zaman kullandığı için. «Olmadı. Fakat muhakkak sorulurdu. pikniğe gidilirken insanın yanında çaydanlık. cümlelerle arası iyi olmadığı için. yolunu kaybederdi. Süleyman'a kalsaydı. Sevgi vesaire gibi soğukluk istemem!» 188 SELİM BEY «Neden yaşıyoruz sanki biz?» diye soruyordu Selim Bey. her şeyi ciddiye alıyor. Nazım Bey de (bir mecliste otururlarken) Leyla Hanımla Sevgi'den 'soğuk nevale' diye bahsedilince dayanamamış.» demişti. memişti. Selim Bey de korkmuştu. «Bu kız çok doğrucu. En iyi mekteplere de gönderilmişti. iştirakçi Sami'nin evini aramadan önce. Çaylar içilir. Paraya düşkün bir kadındı Nazlı Hanım. şekerli kurabiyeler yenirdi. Ne olmuştu. uzun uzun anlatılırdı.» derdi 259 pişirmeye gönderilirdi. «Sıkıntım da benimle birlikte ihtiyarlıyor. Sorulmazsa devam etmezdi. nasıl olmuştu. Harbi Umumide ikisi bir evde kalmışlardı.» diyordu. Kötü niyetinden değil. şimdi. Selim Bey gibi zevk sahibi olmayı becerememişti. Selim Bey. «Ben kıra giderken yanıma et. «Ne iyi oldu da. pardon. Sözünü bitirmezdi. «Bu kızdan çekinmek lazım. Karısına. Onu sevmişti Selim Bey. özel dersler verdiğini. Selim Beyin konuşmasından hoşlandığını. Selim Bey sadece. halbuki. «Eskiden öyle hızlı içimi çekerdim ki. gazetelere tercümeler yaptığını anlatır. «Ne iyi oldu." pis bir adamdı bu Sami: hem de .v~ .» Oysa. Sevgi. börek vesaire gibi sıcak şeyler alırım. Selim Bey. birlikte sıkılacak iyi dostlara rasladım. Kelimelerle. Belki o kadar da yoktu. uegıçıii uır iıeyecan duymuştu. o zamanlar kazanmak için çok çalıştığını.) Efendim. Sami onlara gelmiş ve kocaman bir paket bırakarak saklamalarını rica etmişti. ne gariptir. birbirimizi bir İngilizceyle mi biliyoruz?» Sevgi telaşlanırdi: Aslında. yirmi beş santim boyunda iki çocuk belirirdi elinin altında— hep Süleyman'a takılırdı. henüz elli yaşlarmdaydı. Aslında. Neden ne iyi oldu Selim Bey? diye sormak gerekirdi. Neden gülerdi? Sormak gerekirdi. Daha şu kadarcık çocuklar oldukları günlerden beri —elini iyice aşağı indirirdi. Şimdi bu söze de inanılmazdı.» Hep birlikte gülerlerdi. Kısa zamanda samimi olmuşlardı. Süleyman olacak korkak da. ama.» Yavaşça göğüs geçirdi. Süleyman Turgut Beyle ilgili her sözün içinde bir 'pardon' geçerdi. Uzun sakallı. çekilmez ve gittikçe hiç bir şeyi beğenmez oldu. Selim Beyin rahmetli karısı.» diye onu annesine şikâyet ediyordu Selim Bey. boğazına düşkünlüğünden.. iki adım koşarsan nefes nefese kalırsın denilirdi ona. ülkenin en güzel evlerinden birini döşemişti. (Sözün burasında gülerdi Selim Bey.»*jvu uuuo: ^jnoo.

boynuna taktığı siyah tül eşarp dalgalanıyordu. yaşlı bir akraba oturuyordu. kötü. unutulmuş bir tangoyu söylüyordu.) Selim Bey de. öyle bildiğimiz zillerden olmadığını anlayacaklardı. herkesin bildiği bir sırdı. olsun. İnsanlar zamanla. Kulakları duymuyordu. evin kaç katlı olduğunu. Yağlı boyalı hasır koltuklar. fakat. Bu konuyu Selim Beyle hiç konuşmadılar. Selim Bey de karısından korkan. parlak beyaz düğmeleri.. Yüksek binaların arasına sıkışmış bu küçük ahşap evin bahçesindeki eski duvarları seyrettiler. fotoğraflardan pek anlaşılmıyordu. Dantel örtüler ve sarmaşıklar arasında Sevgi. Kötü. Plak. «Bakın ne buldum!» diye bağırarak yanla192 rerek gramofonu kurdular ve kutusunun içinden çıkan bir plağı çaldılar: İnce. güzelliği. hiç kımıldamadan dinlerdi Selim Beyi. Yabani otlar da. Selim Bey bir yıl sonra eve dönen karısını kabul etmiş. siyah şeffaf çoraplar giymişti. Sonra —altı ay kadar sonra— Nazlı Hanımın bir zamanlar başka bir erkekle kaçmış olduğunu öğrenmişlerdi. yardımlarını artırmak için başka dostlarını da tanıştırıyorlardı size. (Bu ev kışın da sıcak olur diye düşündüler. Duvarlarda Nazlı Hanımın resimleri vardı. Evet. Rüzgâr da vardı. fotoğraflardan anlaşılmazdı. aralarında mesele olmamıştı bir daha. güzel bir şekilde bitmişti. Nazlı Hanım gene eski mütehakkim Nazlı Hanım olmuştu. Oysa. Bunları düşünürken Selim Beyin yüzündeki kararmış çillere. diye düşünüyordu Sevgi. diye düşündü Sevgi. siyah tüller içinde bir kadındı bu tangoyu söyleyen. içinde. Selim Bey de. bahçeye açılan bodrum kapısının önündeki taşlığa kadar yaklaşmıştı. servis kapısını ve bahçeyi anlattı. siyah gözlerini açarak. Yaşlı akraba. kimsenin elini sıkmazdı. Zaten bu Sami de iki yıl sonra akıl hastanesine girip yıllarca yatmıştı.. Sevgi. kötü kadın. Nazlı Hanım ölünceye kadar bir gün bile kadının bu kısa yaşantısı. Bunları beğenmemişti kötü kadın. Selim Bey dahil. Selim Beyin aracılığıyla bir fransızca hocalığı bulunmuştu. kadın. bu hiç haklan olmayan ¦şeyleri yapıyorlardı. seçtiği mobilyaları. belki de babasından almış olduğu bir düzen . kalın dudaklarına bakıyordu. her şey siyahtı. Selim Bey. artık onun daha yakınma sokulmak. her şey ama her şey eskisi gibi olmuştu. dizlerinin altına kadar uzanıyordu. orta boy bir lavabo taşı çıkmıştı.herkesten iğrenir. Hatta. onlarla daha yakın dost oldukça. limonatayı küçük yudumlarla içti. onlardan saklamasını becerememişti. On altı yaşını dört gün önce bitirmişti. gece yarılarına kadar tercüme yapan eski Selim Bey olarak yaşantısını sürdürmüştü. keskin sesli bir kadın. Olsun. mutfağı. Ondan sonra öğrenmişlerdi bu kaçma olayını. Bir de sesini duyabilselerdi. bu basit ve cahil kadından kim bilir ne kadar rahatsız •olmuştu? Bazı insanların. diye duşundu Sevgi. küçük fare gözlerine. Paket açılınca da içinden. kadının sesi bile siyahtı. Çok güzel insanlar da. denizi görmek için Büyük Şehire gittikleri zaman da. gramofon. hep birlikte. Leyla Hanımla Sevgi'nin kim olduklarını galiba pek iyi anlamadı Hizmetçi çağırma tertibatı bozulmuştu. Sami Bey 'emaneti'ni almak için bir daha uğramamıştı. Fakat konuşmağa başlayınca. nerede kalmıştık? Evinizi döşediğinizde kalmıştınız Selim Amca. onları hemen bahçeye çıkardılar.) Ev kiraya verilmemişti. Gene de 191 diye beğenmemişti Nazlı Hanım. kendini bir eski zaman sultanına benzetti: Annesinin yanında ilk defa bacak bacak üstüne atıp. çok çirkin insanlar gibi. insanları daha iyi tanıdıkça. Oysa bu kaçma olayı. titreyen elleriyle limonata getirdi. Sevgi'ye göre. cebinden çıkardığı pis bir mendille silerdi onları. tahta taklidi bakalit çerçeveleri duruyordu. Leyla Hanıma. Sonra utandı Sevgi: Düşündüklerinin gülünç olduğunu hissetti. Selim Bey onlara. Evde bir süre kaldılar. bahçe kapısının hemen içinde duruyordu. herkesi sustururdu. Çünkü. (Sevgi böyle düşünüyordu. müzmin sıkıntısı tuttuğu zamanlar. hizmetçiyi çağırmak için her odada bulunan zil tertibatının özelliklerini. Sevgi'yle Leyla Hanıma evi dolaştırdı. Leyla Hanıma bulduğu hocalık yüzünden. Kötü kadın. Sevgi. Ne yazık ki. O yaz. anlatıldığına göre. bu heyecanlı macera da. evini nasıl döşediğini. bazı şeylere hiç hakları yoktu: ne var ki. Kapı tokmaklarını tutmadan önce. size anlatmadığı taraflarını da öğrenmek mümkün oluyordu. Tül elbisesi. onlar da size daha çok yardım ediyordu. Küçük bir kadın. Ayrıca. Yerlere döşenmiş olan baş parmak kalınlığındaki muşambanın üstünde yürüdüler. kurumuş palmiyeyi gördüler sonra. insanlar da en çok.

Bir roman yazıyordu-. kurudu ama. «Bakalım antika tozların altından neler çıkacak? diye mırıldandı. güldü: «Kızım. Fakat azizim. bu itişle birlikte kendini yere attı. Memurlar gözdeydi. demir gibi. bir iki küçük hikâye yazmıştı. kulağının dibinde: «Güzel kızım. ölmüş: Bir sen kaldın. kıravatımı düzeltecek. Eski yazılar mı? «Eskiden. Selim Hayati de. bana inat küçülüyor. o soğuk ve ifadesiz gözlerini Selim Beyin üstüne dikerek. Böylece binanın ömrünü on yıl (en az) uzattı. En kötüsü. sonra bir kahkaha attı: «Ne ağır kelimeler: Kimse yerinden oynatamaz. Bir evden taşınırken. sallanışına uydurdu: «Birza-manlar-bendeyazar-mışım. bir şeyler karalardım. kelimelerini. içi burkulurdu. taşlığın hemen önüne ingiliz çimi ekti. 'Bu çekmecede bazı yazılar var. orada Semahat Hanımlar vardır.» O zamanlar bir dairede memurdu. raKaıananiar aleyhinde. İhtiyar halanın. memurluğun iyi olduğu devirlerdi. kadının kulağına bağırarak bu sözleri tercüme etti. müdürün yüzünü hatırlar.» Gözlerini tavana dikti. yeğenini eliyle hafifçe itti: «Bütün işin maskaralık. sakallı Sami ile dolaşırken görenler de vardı.yetiyle daire arkadaşlarının şüphesini celbediyordu. sarmaşığı. Selim Beyin yazı yazdığını bilen daire arkadaşları imrenerek bakardı ona.» diye mırıldandı Selim Bey. evlenmeden önce. Selim Hayati de. Selim Hayati'nin hikâyeleri.» dedi başını kaldırmadan. sen nerelisin?» Karşılığını işitemeyeceği sorular soruyordu ihtiyar kadm. çürümeye engel olan bir sıvı sürüldü — teknik bilgisi zayıf olduğu için. taş gibi sağlam oldu. nereden bilsin?» Sevgi'ye döndü: «Demelt oralısınız. cebimden çukulata çıkarıp bana verecek. Yanımda taşıyacağım onu. Sonra. hafifçe yüzünü buruşturarak. Şemsi Beyi bilenler de çıkar. Sonra da. Selim Bey de eve gidince onları hemen temize çekiyordu. Selim Bey çekmecelerden birini karıştırırken gülümsedi. derler. onun yanına —duvarın dibine— gayet güzel ortancalar yerleştirdi. «Her işin bir sonrası olmasaydı ne iyi olurdu. Temiz giyinilir. başka bir söz etmeden uzaklaşmıştı. Ben senin eğlencen miyim? Kocaman adam oldun. Sonra. saçımı tarayacak. Kararmış cephelerin tahtalarını şu renge boyadı.. bir de çarşının içinde dükkânı var. evdekilerden biri. satırlara göz gezdirdi: «Aman yarabbim! Ne felaket şeyler. bu sıvıya bir isim bulamadı Sevgi. Bir gün gelecek.' sözünü ettikte Selim Bey.» Halasının kulağına eğildi: «Onlar ölmüş hala.» Halasının yanında ayakta durdu: «Ben büyüdükçe. Tabii. yazılarını işte bu çekmeceye atmış ve bir daha bu işle uğraşmamıştı. vilâyet konağının karşısındaki üçüncü sokakta oturan Şemsi Beyi bildiniz mi? Hani canım. iyi bir cila istiyordu.. dişsiz ağzını bir torba gibi büzerek güldü. kocası Hulusi. duvarların bütün yüzlerini örtünceye kadar uzattı.» Kocaman adam. Sonunda unuttu. gazetelerin gerisinden. başını salladı. Dairede. şuraya sabit bir bank. okuyup yazanlar hakkında bir şüphe ve en garibi bir küçümseme havası belirmişti. herkes gibi konuşmağa dili varmadığı için. gazete okuyan gözler tarafından. bu vazi. Eski Türkçe yazılmış sayfaları kucağına aldı. çarşının içindeki 193 anlamıyorum. Kurudu.» Bir sayfayı kaldırdı.» Bir süre dudaklarını oynatarak anlaşılmaz sözler mırıldandı. edebiyattan filan konuşuyorlardı. üzerlerine. tanıyor musun?» Selim Bey kızdı: «Hidayet Hala! Nüfus memuru mu bu kız. Onu. gazete havadislerinin tesiriyle. «Hala! Düşürdün beni!» Kalktı. Selim Hayati bile bu havanın tesirine kapılarak yaptıklarından utanır bir duruma düşmüştü. bazı hareketlere karıştığı iddia edilen Sami Celâl tevkif edilmişti. onun yazdıklarını beğeniyordu. ışığa tuttu. Koltukla birlikte sallanmağa başladı. Ben yolda giderken elbisemi fırçalayacak. Bir gün daire müdürü. sallanır koltuğa oturdu. büyük evlerde oturulurdu. Küçüklüğüne bakmayın. «Benim eski yazılar. şuraya camlı küçük bir çiçeklik. İhtiyar hala. kafasında bu otları söktü. Sevgi ona bir şeyler söyledi. Satırların üstündeki tozları üfledi hafifçe. önce tahtaların üstü bir güzel kazındı. Birlikte pahalı rum meyhanelerine gidiyorlar. bu olayı unutmağa çalışırdı.» İhtiyar kadın.» demişti. meraklı ve soğuk ba194 oaşıamıştı.duygusuyla.» Hidayet Hanımın kulağına eğildi: «Hala! Ben ihtiyarlayınca bana bakacak mısın?» Eski eşyaları gözden geçirdiler: Dolapların kapakları çatlamıştı. siz hikâye gibi bazı yazılar yazıyormuşsunuz. üstünü silkeledi: «Çok kuvvetlidir. meyhanede birlikte düzeltiliyordu. Sakallı Sami de. sonra Selim Bey. palmiyeyi diriltti. «Duyduğuma göre. onu cebime koyduğum gibi buradan alıp götüreceğim. aklında bir şeyler . sivrisinek gibi ince sesini duydu birden.

diye düşündü. Uçuk pembe dudaklarından gözlerine yayılan tebessümün geçiciliğini görmeyenler. koltuğunu öne eğdi: «Ah! Sizler de burada mıydınız?» Sevgi'ye döndü: «Sen edebiyat seviyor musun bakalım?» Sevgi durakladı: «Bilmiyor musunuz?» «Canım.aradı: «Evet. sonra okudu: MA PETITE PRINCESSE Nejat.» Selim Bey. ne onlardan yana olsa.» Sevgi üzüldü: «Bazı satırları. ıstırap çekilmiş.» «Tahfif ne demek?» «Tahrifin yanlış yazılmışı. Dur yahu! Şu ağır kelimeleri çizip atalım-.» «Bize okumayacak mısınız?» diye sordu Leyla Hanım.» «Uzun şeyler mi?» «Ah! Burada yanıldın işte. düzeltilmiş. ne de onlara şiddetle karşı koyarak yıllardır içinde biriktirdiği garip hisleri dile getirse istediği tesiri uyandıramazdı. «Yeşil gözlerden geriye kalanı göremeyecek miyiz?» Selim Bey. Bu. «Işıklar bir aynaya çarpıp gözümüze gelince ne deniyor ona?» «Yansıma. Gözlerinde. dalgın bakışlı bir tıbbiye talebesiydi. Seni onunla tanıştırmak istiyorum. parça parça ne ifade ettiklerini pek bilmiyorum. diyebiliriz bunun yerine. Halbuki Zerrin'e onlardan farklı olduğunu. birlikte yaşadığımız günleri düşünmek için. Okuma kitaplarına konulmalı bence.» dedi. Mesela. Nesri biraz tahfif edelim. Bu yaşantının sona erdiğine inan- . sizi dinlemeğe çalışıyorum. ondaki bu elîm istidadı kolayca gözden kaçırabilirlerdi. bana bu cesareti vermiştiniz. arkadaşları gibi hissetmediğini ve şiddetli arzularını ifade etmesine yardımcı olacak bir insana muhtaç olduğunu. Arkadaşları. Mingayraddin: Kendine emniyeti olmayan bir İran şairi. Kitabı aldı. güngörmemiş sultanın sessiz iççekmeleri. bahsi geçen mektubu buldu: Küçük sultanım benim.» Biraz daha düzeltti yazıyı. «Romandaki bu sözleri aynı güzellikle tercüme etmek mümkündür. Mingaynhaddîn hikâyeler yazmış.» «Mingayraddin ne demek?» 195 «Benim böyle şeyler yazmağa hakkım oimamaKia Dera-ber bir zamanlar gençlik rüzgârlarının esintisine kapılıp. arzu ettiğiniz kadar merakta bıraktınız. Fakat hayır. Zerrin koştu. Zer-rin'i tanıdığı gün de. tam bir eski eser olacak: Yazılmış.» dedi. suların dalgalanışı yansıyordu. Aman ne güzel!» İlk sayfayı bitirince kâğıdı havada salladı: «Mürekkep de biraz solarsa. «Böyle. yaşanmış. henüz yaşamadığı elemli bir geleceğin solgun lekeleri.» Durdu. otururken daima kavuşturduğu kollarının gerisindeki hareketsizliği. «Belki uzun bir hikâyede. aynı mütereddit ıstırabı paylaşmak isteyenlerin hemen farkedebilecekleri bir ifade ile yerleşmişti. ağır hareketlerle sayfaları çevirdi. ilk bakışta tesirli olmaktan çok uzaktı. romanı getirdi. sen de bana Türkçesini söyleyeceksin. Dinlemediği sözlere kayıtsızca gülüşü. Altına da kelimeleri açıklanmalı. soğuk ve durgun oturuyordu. Büyük bir gürültü ile itiraz ettiler. konuşurken muhatabına bakmayan dalgın gözlerinin ihmalciliği. Hayatın eskittiği bir eser. Bahsedilen romanın kahramanı hakkında yumuşak sözler eden arkadaşları gibi konuşması gerektiğini seziyordu.» Cebinden dolmakalemini çıkardı: «Şimdi ben sana tıpkı bilmecelerde olduğu gibi soracağım. gururundan fedakârlık etmeden anlatmak istiyordu.» Çizdiği eski yazı kelimelerin üzerine yeni harflerle yazmağa başladı. belki de bir romanda.» Leyla Hanım gülümsedi: «Bizi. «Herhalde bu parçalan daha ilerde kullanmaya niyetim varmış.» «Yeşil gözlerin yansımasına dayanamadım. Küçük parçalar. Sizinle birlikte olduğum zamanlar duygulu sanıyordum kendimi. demek. Onun telaşını gözleriyle takip eden Nejat. olduğu gibi çizmişsiniz. Fakat ısrarlarınıza da dayanmak mümkün değil tabii. sizinle konuşuyorum. satırların içinde nefes alınmış.» «Yeşil gözlerinden. Zerrin'le bir roman üzerinde konuşuyorlardı. Şimdi. yeni bir Selim Bey çıkıyor karşına: Selim Hayati. çizilmiş. hafif bir heyecan. onun kaderiydi. küçük bir ilgi. Bir anlık sessizlikten faydalanarak.

İhtiras. Ne var ki. Kim bilir neden. Belki ben her zaman böyleydim. Hemen altına yazmıştım. Tıkanıp kalmışımdır. 199 . Sonra. İhtiras. Her biri kendi kafasındaki dünyayı yaşadığı halde.» diye heyecanla atıldı Sevgi. yok. «Bu kadar kızım. Aslında meseleler basitti. aslında. düzenli ve aklı başında bir hayat olarak yorumluyordu. şimdi de gülünç buluyorum bu heyecanlan. insanlar böyle kıyafetlerle dolaşıyorlarmış. aynı şeylere güldüklerini sanıyorlardı. Neden yaşıyoruz sanki biz? diyordu Selim Bey. İhtiras. insanın hevesini kaçırır ya bazen. yeni yalnızlığımın içinde anladım. babasının gülünç tavırlarla giyinip. hareketlerini.. Heyecan.» Sevgi. Bunu yarım bırakmakla bir şey düşünmüşüm ama. hep birlikte oldukları için. insan ihtirasıydı.» Başını salladı: «Yok canım! O yaşlarda pek aptaldım. bir süre. daha önce bildiğim romanı okur gibiyim. ilerde bir heyecan yaratsın diye yarıda kesmişimdir. Sert kolalı eski gömleklerimden birini giymiş gibi sıkıldım yahu. hiç bir sözün sonunu izlemiyorlardı. bu sözü hiç kullanmadıkları halde Sevgi ile Leyla Hanım sanki neden yaşıyorlardı? Sevgi. Selim Beyin yarım kalan parçaları gibi küçük şarkılar yazılabilirdi. siz olmadan nasıl sürdürebilirim? Bütün büyü sizdeymiş. Beni bu durumda görseydiniz. aynı nedenle duygulandıklarını. başka bir bölüm var.» dedi Leyla Hanım. bir gün her tarafını otlar bürüyen bahçeye yüksek duvarlar yaptırmasıydı: Sesi unutulan kanşık zil tertibat-larıyla evi donatmasıydı. Etmemişim. «Bir zamanlar. birlikte yaşanıldığı sanılan küçük heyecanlar yüzünden ertesi günü görme cesaretini veriyordu onlara. «Yirmi yaşındayken. kendini okumaya başlasaydı herhalde bu kadar sıkıcı bulurdu kendini. basitlik ve bayağılıktı. bir arada geçirdikleri günler ve saatler. Belki ikimiz de kendi başımıza birer dünya kurduk birlikte yaşarken. masaları eve taşımasıydı. Şimdi eski dünyama dönmüş bulunuyorum ve bunun eski bir dünya olduğunu. Oysa. İhtiras. kanepeleri. Ne yapmak istediğinizi bir hatırlayabilseydiniz. belirsiz fakat güzel şeyler beklediğini sanıyordu. yaşayan birini seyrediyorum. Mingayraddin bu kadar yazabilmiş işte. bu değişmezliğe göre ayarlıyorlardı. «Daha daha. çevrelerinde olup bitenleri izleyişlerini.» Sayfaları sehpaya bıraktı..» Selim Bey güldü: «Belki de bu değersiz kırıntıları. «Ne düşündüğünüzü bilemeyeceğiz. sultan bahsini burada kesmişim. «Gördünüz mü?» dedi Selim Bey. Bu. bütün yaşayışlarını.» «Yazık. İhtiras kelimesini düşündü Sevgi. yani beni uzaktan takip edebilseydiniz. Selim Bey kâğıttan karıştırdı: «Yok. onu yüzüstü bırakan bir kadın için. Artık sanki yaşamıyorum. sokak dişilerinin peşinden koşmasıydı. usandırıcı tekrarlarla dolu olduğunu ve ne yazık ki kendimin de bu can sıkıcı romanın bir parçası olduğumu. nefes nefese koltuklan. daha yorgun düşmesiydi. Kim bilir ne can sıkıcı bir planım vardı. düşünmedi: Hayvanat bahçesine ilk defa götürülmüş bir çocuk gibi baktı bu vahşi kelimeye.. Allah bilir neydi.196 197 yaşantımı da.» Birlikte oldukları zamanlar içinde gene yalmzlıklannı yaşıyorlardı. böyle heyecanlarımı ifade edemeyecek kadar beceriksizdim. dolaplan. Selim Bey gibi bir insanın bile..» 198 parçalardan bütün bir dünya meydana getirilebilir. Acaba gerçekten böyle bir roman var mıydı Fransızca? Onu da bilemeyeceğiz. beni bir zamanlar sevmiş olduğunuza inanamazdınız.» «Daha kötü olurdu. Bir roman. Onlan karıştıran. Sevgi'den çok daha güçlü insanların sonunda bu küçük ve güçsüz ve üşüyen kızdan daha bitkin.» dedi. yeni bir güne başlayışlarını. Hiç bir konunun üstüne gitmiyorlar. onlar için belki bir yenilikti. gece yanlarına kadar kan ter içinde koşuşmasıydi. Alın size trajedi. işte öyle olmuştur. Aslında hiç biri yeni bir olay beklemiyordu. durgun yaşantısını. Bundan bir şey çıkmaz mı demişim acaba?» «Belki başka bir yerde devam etmişsinizdir. Hayır.

hademeler. Fakat aman Allahım! Ne kadar çok bekleniyordu. Ve x ya da y değilseniz. durmadan bekleniyordu. asistanların. asistanlar ne demek mütehassısların. Hiç bir yere ayrılmadan bekleniyordu. Bu hastalık denen mesele profesörler. koltuğunda otururken bile hissettiği üşütücü bir hastalıktı. Üzerinde tabelalar bulunan kapılann gerisinde de genellikle canlı bir varlık bulunmuyordu. Hafifçe ürperdiğini hissetti. insanın başkalarında. enteresanvakalar için bekletilir. beyaz gömlekleri uçuşarak. ilaç kokan hastane koridorlarında. Sonra. Tanrılar katma çıkmanıza. hep bilinmeyen bir hasta ile. Bilim bu demekti. Ve bu 'Enteresan Vaka'dan. bitmez tükenmez muayenelerin. Mutlu bir raslantı sonucu. Değil hastayakınlarmm. Yani. Fakat. yarı aralık duran bir kapıdan. değil mi? Değil. bütün insanlık için mutlu bir sonuç çıkanlırdı. Sevgi. Oysa ihtiras. tıp öğrencileri arasında görüşülen ve insanların ve özellikle hastaların üstünde bir davaydı. mütehassıslardan meydana gelmiş kutsal bir daire bulunurdu. yürüyecek . tarikat mensuplarından bir başkasıyla konuşan ve hastaların. hemen suratınıza kapıyı kapatıveriyordu. Bu şaşkın kalabalığa. 'Olağanüstü' gibi bir kelimenin hırpalamayacağı sıcak dünyalar kurulabilirdi. mesela bir hemşire —^hastayakınlan için bir efsane kahramanı— aynı kapıdan. Bu efsane kahramanının bütün gazaplı bakışlarına rağmen hastayakınlan. kapının altından sızan ışığın kararmasını. insanın yüzüne bakmadan geçen doktorların peşinden koştu. Bu doktorlar. Enteresanvakalar ise el üstünde do-laştınlırdı. Boş yataklar. beklenen tannsal gölgenin gözünde basit bir makina parçası olan. Bütün gözler kapıdaydı. hemşireler. Tecrübeli hastayakınlan. tannnm lanetine uğramayı da göze alarak. sanki çok normal bir hareket yapıyormuş gibi giriyordu. mütehassıslar. hastalar kadar. laborantlar. bütün gözler. üstü yazısız kapıların önünde birikiyordu. kimse yanınıza bile uğI 200 201 ler uğraşırlardı belki. Vakit çoktu. filimle-rin sonuçlarını bekledi. Doktorlar. aman Allahım! Ne kadar çok bekliyordu. özellikle hastayakmlarmm anlayamayacağı yabancı bir dille bir şeyler söyleyen bu dalailama. bir an için bile izin verilmiyordu. Nedense enteresanvaka-lann hastayakmlan yoktu. hastalığı pek anlayamadılar. Elinizde üstü büyülü yazılarla dolu kâğıtlar onların arkasından bakakahyordunuz. bekleniyordu. Böyle. Selim Beyle birlikte. hatta doçentlerin bile beş metreden fazla yakınma sokulamadığı bir profesörle konuşmak ne demekti? Milyonlarca insanın kurtulması için çalışan bir tıp devi olarak. Bilim bu demekti.onların böyle aracılara ihtiyacı var mıydı? Röntgen için bekleyenleri şöyle bir iterek içeri girerlerdi enteresanvakalar. belki onlardan da çileli bir zümreydi. hastayakmlarmın anlayacağı dille 'Ümitsiz Hastalara bakarlardı. Belki de o. ilahî bir gölgenin yaklaşmasını bekliyordu. doçentler. Fakat nasıl olur? Dalailama içerde-yoktu. o sırada kendilerini bekleyen insanlarla ilgisi olmayan soyut bir hastalık kavramı ile uğraşıyorlardı. hastabakıcılar onların yanından ayrılmaz. tahlillerin. Yaz ortasında annesi birden hastalandığı için dönmek zorunda kaldılar. üstatlar için normal hastalar kadar önemsiz kişiler. üzerinde hiç bir şey yazmadığı için arkasında neler olup bittiği belli olmayan bir kapının aralığından saydam tül gibi süzülerek kayboluyorlardı. uçuşan beyaz gömleğiyle pencereden uçup gitmişti. Bütün bilimlerin anası matematik de böyle buyur-mamış miydi: Üçle beşle değil x ve y ile çözüme gidilebilirdi ancak.di. kendi gözüyle görmüştü bu kapıdan girerken O'nu. Sevgi ile Selim Beyin de katıldıkları hastayakınlan sınıfı. kapı aralığından bakmaktan boyunlan çarpılmış bu garip kuşlar. Nasıl olur? Kaç tane hastayakmı. bu bü-yücülei tarikatından olup da sizin aradığınız ve belirsiz bir süre beklemeniz gereken insanüstü beyaz yaratıklardan birini görebilirseniz. Kim bilir? Beyaz gömlekliler Tarikatının en aşağı mertebesinde bulunan hademeler başlannı sallıyorlardı: Üstadı âzamlar sadece 'Enteresan Vakalar ile ilgilenirlerdi. onların tahlilleri herkesinkinden önce yapılırdı. Elbette . asistanlar. bütün gözler kapı tokmağmdaydi. yani. ölüme yakın talihli hastaların çevresinde asistanlardan. hastabakıcılar. Sonra. başlarını içeri uzatıyorlardı. zavallı bir tozun hayatı için endişelenen önemsiz bir molekülden başka bir şey olmayan hastayakm-larmı küçümseyici bakışlarıyla ezip geçiveriyorlardı.

elbette sabah sekizde benim gibi gelemezler. külkedisi masalı gibi karşılıyordu. Bütün hastayakınları gibi ara sıra. onlar da insan.) Fakat annesi zayıfladıkça. Selim Beyle birlikte. ne de onları amansızca eleştirdi. Beyaz Gömlekliler Tarikatının üstün mertebelerinde dolaşan başkaları da vardı oysa. Tanrı onları öyle yaratmıştı. daha az beklemeğe başladılar. İnsanı. cinsleri değiştikçe. Sevgi'nin bilime güveni azaldı. Oysa Sevgi ilk defa önü boş bir kapı bulduğu için sevinmek üzereydi. önü boş kapılardan birine hiç göndermiyorlardi: Koridorun başındaki hademe 'şu önü kalabalık kapı' diye kolayca tarif ediyordu. Yemeğe gitti şimdi gelir deniyordu bazen de. diyordu Selim Bey. Bu sözlere inanmak ne kadar zordu. onun gittikçe solan yüzünü düşünmeden. Onlar da insan. sen bacak kadar boyunla insanları yargılamağa mı kalkıyorsun? Acıklı olaylar karşısında garip bir tutukluğu vardı Selim Beyin: Üzüntüleri ancak mizahla teselli edebiliyordu. evde hasta ve yalnız yatan annesine ve onların babasız -kocasız savunmasız bırakılmalarına aldırmadan kocalarıyla birlikte nasıl böyle kayıtsız dolaşabiliyorlardı? Masum ve zavallı insanların başlarına gelen talihsizlikler için ortak bir sorumluluk duyulmamalı mıydı? İşte size felsefe. babadan oğula geçen bir imtiyaz gibiydi. büyücülerin kullandığı esrarlı bitkiler gibiydi: Bilimin kazanında kaynatılarak bütün insanlar için şifalı sular yapılıyordu onlardan. her yere onların —seyredilmesi güç— resimleri basılıyordu önden. bilimin istediği . Her şey birbirine karıştırılabilirdi: Tüplerin yanına okunmaz yazılı kâğıtlar konuluyor. Bu ne bitmez tükenmez bir maceraydı: Camlara kanlar bulaştırılıyor. yandan. iki merdiven inip »başka bir yığının arasına karışıyordu. Üstatların ünü mistik bir olguydu. Dalailamalık. başları önlerine eğik. Bu bir tabiat kanunuydu. Onların tavsiyeye ihtiyaçları yoktu. ne körükörüne foağlandi. Tavsiye kartları bile onların önünde eğilmek zorundaydı. Nasıl her ümitsizvaka. yatağının yanındaki ilaçların sayısı arttıkça. camlara anlaşılmaz numaralar yazılıyordu. karanlık odalarda görünmeyen objektifler insana benzemeyen resimler çekiyordu. onun. her üstünbeyazgömlekli de dalailama olamıyordu. küçük bir ilgi bile görmeden ölüp giderken. bir yerindeki sıkıntısından söz edince. arkadaşlarıyla şakalaşmasını sabırla izledi. şişelere kanlar dolduruluyor. benim hastama altı ay baktı da bir şey anlamadı. Birçok dert de. Hayır. Leyla Hanım muayene olurken. Sonra. tez oluyorlardı. elbette bana farklı davranmayacaklar. Canım kardeşim sana bir yakınımı gönderiyorum ilgileniver. Boşuna uğraşılamazdı. Doğrultu duyusu zayıf olduğu için koridorlarda kayboldu. koridordan koridora sürüklendi. annesini. (Sevgi'nin gözünde onlar. önemsiz bir beyaz gömleklinin adını vererek. İnsan böyle olayları. yanlış binalara girdi. diyordu kıskanç bir hastayakmı. bilim böyle bir rahatsızlığın olamayacağını bildirerek hasta kadını sustu-rursa Selim Bey de hemen bilime katılıyordu: Sıkıntılarını sen bilimden daha mı iyi bileceksin? diye paylıyordu Leyla Nezihi Hanımı. Elbette öğle vakti yemek yiyecekler. Artık mucizeler çağında yaşamıyorduk.biraz kıskançlıkla izliyordu. Fakat hiç bir zaman beylik bir hastayakmı olmadı: Peşinden koştuğu beyazgömleklilere. enteresanvaka olamıyorsa. Nice ümitsizvaka. Haydi canım saçmalamayın. ne yazık. hastayakınlarının kümelendiği bir kapının önünden ayrılıyor.güçleri varsa. 202 düşmanca korku. Bu kadınlar Sevgi' ye. boşuna uğraşmayın. Hastayakmlarmdan iyi mi bileceksin? İçerde biri olsa önü boş kalır mıydı kapının? Yemekhanelerin önünde bekledi: Aradığı insanın lokmalarını seyretti. Sen gene üstatlardan şaşma. enteresanvakaların ölüleri bile büyük bir itina ile kesilip biçiliyordu. koridorlardaki sandalyelerin üzerinde. yerini inançsızlığa bıraktı. Bu bir tabiat kanunuydu: Kuvvetliler zayıfları eziyordu. kitap oluyorlardı. İL HALK 203 neşeli kadınları-bu duygusunu büyük bir günah saymakla birlikte . Tavsiye kartları. bu sonsuz kapılar arasında neden dolaştığını unuttuğu oldu. olmazdı. daha kuvvetli tavsiyekartlarma yol veriyordu. onun sayesinde hastasının iyileştiğini ileri sürüyordu. tıpkı enteresanvakaları yarattığı gibi. deniyordu. Sevgi. hiç bir zaman dalailama olamadılar. çarpılırsın yoksa. Bilimsel makale oluyorlardı. Onlar. hastanelere daha seyrek gitmeğe başladı. Peki neden yalnız üstatların (Dalai Lama) peşinden gi-tliyordu bu kadar hastayakmı? Neden garip fısıltılar dolaşıyordu ortada: Ondan başkası çare bulamaz.

Fakat Leyla Hanım gittikçe soluyordu. Annesinin oturduğu koltukta sanki kocaman bir delik vardı artık. Istırap. Leyla Hanım da. Selim Bey. bizden yüksek kuvvetler vardı. Herkes. çenesini ellerinin arasına gömdü. günlük yaşantı içinde olur olmaz kullanmanın cezası çekiliyordu: İşte ölüm. «İhtiyarladım herhalde. Bu ilaçlar daha kötü etkiliyordu annesini. kızı odadan çıktıktan sonra söyleyebiliyordu.çocuklar üçlüsünün dışında kalan her topluluk. Annesi yaşarken. bir şeyler söylemek istedi. Sevgi'nin görevi sona ermişti. Kelimeleri bulmakta zorluk çektiği zaman. annesinin yatağından kapının önüne süpürmekten usanmaya başlamıştı. Bu duvar korumuştu onu yıllarca karanlıktan. Annesinin öldüğü günün gecisi Selim Beye. Sokağa çıkamıyordu. Artık onu ezip geçebileceklerdi. Sonra. bilimdışı ne kadar çok hastalığı vardı. Leyla Hanımın eriyip gitmesinden kendini sorumlu tutuyordu. somurtarak ekliyordu. işte ıstırap deniliyordu insana. beceremedi. Zavallı kız. işte hastalık. şalına sarındı. annesinin yatağının yanına getirmiş olduğu koltuğa büzülüp şalına sarınarak sabahlarken. Birden ürperdi: Demek ölüm bu kadar yakındı. Zaten oturmaktan başka bir iş bilmezdin. sonunda insanları. Artık onu hiç kimse anlamayacaktı. sözü edilmesi yasak bir günah olmuştu. kalmalıydı. «Çok çekmediğine göre. «Kendimi tutamaz oldum. Bu on sekiz yaşında. Sevgi'nin kızması ihtimali olan sözleri. Hayır. kelimeyi söylemekten de kötü bir etki yapıyordu. onun korkusundan. bir yandan da onun yanından kaçmak. özür diler gibi. bilimle alışverişini bütünüyle kesti: İlaçlardan büyük bir kısmını ortadan kaldırdı.» dedi. insan kaderine hükmeden büyük kavramları. Birden ürperdi. onunla birlikte olmamak için can atacaklardı. ölüyle ilgili bazı görevleri yerine getiriyorlardı. Artık ona daha kolayca saldırabileceklerdi. İnsanın. yatağının ucuna ilişenlerle alçak sesle konuşuyor. bütün bunları düşündü. Sonra. Sevgi'nin gözlerine baktıkça. sanki. Bazı şeyleri bizden iyi bilen. Artık birlikte üşüyemeyecekler-di. Her gün onları. Hastalık. Günlük konuşmalarda rahatça söylenilen ve anlamı bilinmeyen bu kelimenin kullanılamaması bile durumu değiştiriyordu. eskisi kadar şikâyet edemiyordu. gizli bir kuvvetin yeryüzü temsilcisi gibi titretiyordu çevresini: Yakın akrabalar. kapıyı çaldıkları zaman Sevgi'nin acı gülümsemesi ile karşılaşıyorlardı: Şimdiye kadar neredeydiler? Bu dünyada anne . karşı konulması imkânsız bir kadere boşuna isyan ediliyordu. önce acıyacaklardı ve bu acımaları yüzünden onun daha küçülmesini.» dedi. Sevgi.tanımların içine sığmıyordu. Leyla Hanım bile. Artık bir şey görmek mümkün değildi. bu güçsüz kız. içlerinden istihzayla gülümseyeceklerdi. artık Leyla Hanıma kimsenin zaran dokunamayacağına göre.baba . ölüm gibi. insan ilgisinin (sebebi ne olursa olsun) dışında mı kalmalıydı? Evet. söylenmesi yasak o kelimeye gelip dayanacaktı. en basit bir söz bile sonunda. annesinin öldüğü gece de üşüyordu. Artık onunla rahatça alay edeceklerdi. günün birinde. sessizce ağlıyordu. İnsan. Konuşulmaktan korkuluyordu. Bir iki yıldır görmedikleri yakınları. Selim Beyde çekiniyordu ondan. diyeceklerdi. Hem küçüm-seyeceklerdi. bu küçük. Sanki bir duvar yıkılmıştı: Gerisinde bu büyük ve karanlık ve ürkütücü boşluğun bulunduğu bir duvar. ziyaretlerini kısa kesiyorlardı. hem acıyacaklardı artık. İçerde bazı ihtiyarlar. hastalık. daha . Ölüm gibi. Ellerini kenetledi. Evin mutlak hakimiydi. Pek gü-lünemiyordu artık. diye takılıyordu ona Selim Bey. Sevgi. tatsız ve bir türlü söyle-nemeyen bir kelime havada dolaşıyor ve onların diledikleri gibi yaşamalarını engelliyordu. artık Allahm. Tam bu acı kelime dillerinin ucuna geldiği sırada kendilerini tutmaları. ara sıra. Annesi öldükten sonra onlarla hiç konuşmayacaktı. koridorlarda koşuşmaktan vazgeçti. Artık onun basma gelen haksızlıklara sessizce karşı çıkan tek varlık yok olup gittiği için (bunu düşünmek ne kadar günah da olsa evet yok olup gittiği için) onu dinlemeyeceklerdi. Artık şakalarıma kimse gülmüyor.» Sevgi başını salladı. karıncalar gibi kalabalık ve nereye koşuştuğunu bilmeden çarpışıp duran önemsiz varlıklara benzetti. onu elinden geldiği kadar bu ihtiyarlardan korumağa çalışmıştı. bu 205 1 bu görevli ihtiyarlara bırakmanın da bir sakıncası kalmamıştı. Selim Beyin itirazlarına da aldır204 muştu artık. annem Allahın sevgili kuluymuş. Sobanın yanındaki kanapeye oturmuş konuşuyorlardı.

Oysa insanın dedelerinin. bir işe yaramasını bilmem. (Kimseye bakacak hâlim yoktu. çevreme baktım: Konuşuluyordu. «Sana hiç bahsetmedim ama. Çünkü ben. Ben de bütün olanları bir anda unutarak onu affedecektim. Zamanından önce öksüz kalmanın da. bir yakınlık havası sarıyordu ortalığı. kısa bir süre sonra sönerdi. Bu gece de. Çünkü. yanında sürüklenmekten ve seni güldürmeğe çalışmaktan başka bir işe yaramadım. yeğenler v. büyükbabalarının. boşanmak ve evini terketmek ve başka birine âşık olmak gibi yersiz bir durum olduğu belliydi. dumanı içine çekti. kendimden bahsetmeden kendimi methetmesini bilirim.» Başını salladı: «Hiç olmazsa kalkıp bir kahve pişirmeliydim. kendimi hamaili yük arabalı yabancı bir çevrede bulmuştum birdenbi. şimdi yaptığım gibi. başını salladı. Tren yoluna bakılıyordu.) Sabahtan beri bir şey yememiştim: Biraz meze getirttim. bir zavallılıktan çabuk usanılırdi. başım döndü. sadece kahve çay gibi şeyler içiliyordu. Bilhassa tren yoluna bakınca insanın heyecanı artıyordu. Ben. İlk kadehleri hızla içtim. Nasıl derler. bir şeyler yapmak gerektiğini hissettiğim zamanlar da. kendileri ve başkaları için hayatlarının bir manası olan insanlar ölürken. ne bileyim dert yanmak. heyecanlanılıyordu. böyle oturup kaldım. hiç bir şey yenmiyordu. evi terketmişti. sesleri duymağa başladım. uzun boylu normal bir insan gibi yükselmeye çalıştığını görünce. Birkaç dakika sonra. Sonra. Çevremdeki gürültü artıyordu. Erken bir saat olmasına rağmen masalar kalabalıktı. bana yapılan bu haksızlığı ortaya döküp sızlanmak istemeliydim. bir dostum gelecekti. Öksüz kalmak. Ben. Ben de gülümsedim (biraz da içkiden). muhakkak duymuşsun-dur: Evliliğimizin dördüncü yılında Nazlı. amca. Fakat biri benimle konuşmağa başlayınca da.» Ayağa kalktı. Karımın resimlerine baktım. bir de başını dik tutmaya çalıştığını. şiddeti artmayan. Bütün gözler demiryoluna çevrilmişti. Herkes birbirine gülümsüyordu.zavallüaşmasmı bekleyeceklerdi. söz dönüp dolaşıp buraya gelecek diye korkuyla iç geçiriyordum. Söze nereden başlanacağını bilemiyordum herhalde: Durup dururken birine giderek söze başlayamazdım ya. bazen. İşten erken kaçıyor. İnsan. Bunun için de sağ kalmama müsaade ediliyor herhalde. İçmeye devam ettim. herkesin yaptığını yapmak gelmeliydi içim207 yordum. iyi kötü iki fincan kahve yapmalıydım. Bir şeyler yapmak. Ben işe yaramasını bilmem. her şey hemen düzelecekti. Sevgi. biraz başı dönerek Selim Beyi dinlemeğe başladı. En azından. Bir şişe rakı söyledim. Sanki benim de bir yakınım. ondan şikâyet etmek. böyle bir insanın sağladığı heyecan. «Evet. onlarla birlikte heyecanlanmağa başladım. yerinden kımıldamadan Sevgi'yi oturttu. evin büyüğü sayıldığım halde. Ne yapacağımı bilmeden odalarda dolaşıp durdum. sağ kalmasını bilirim ve bütün bunları başkalarından biraz daha iyi ifade etmesini bilirim. birer sigara yaktılar. bir başkasına kaçmıştı. bir şeyler yapıyormuş gibi yapmasını bilirim. Toplum içinde bir yer alabilmek için. mesela Nazlı çıkacaktı birden ve boynuma sarılı-verecekti. biraz rahattım. Sonra.» dedi Selim Bey.-re ve civarda başka bir meyhane yoktu. işte bu demekti. tren istasyonunun yanındaki bir lokantaya girdim. «Hiç bir işe yaramam ben. Sevgi'ye bir sigara verdi. dayı. kendisine acındıkça alçalmalıydı. çevremdeki insanları görmeğe. Bir gün. Herkes sabırsızlanıyordu-.» der gibi bir ses çıkardı. babaannelerinin ve büyükannelerinin bile sağ olması gereken bir yaştaydı: On sekiz yaşındaydı. Dakikalar ilerledikçe benim de gözüm demiryoluna takıldı kaldı. İçki. Dış ülkelerden gelecek bir tren bekleniyordu. Tren . anlayışlı bir görünüşle susmasını bilirim. mevzu ne olursa olsun sonunda. trenin geliş saatini bilmediğim için. sokaklarda sürükleniyordum. omuzlarını sükerek uzaklaşacaklardı. birilerine gitmek. Masalardaki çaylar bile içilmiyordu. iyi ve güzel insanlar. Birileri bekleniyordu. Lokantanın bahçesinde. Selim Bey yavaşça mırıldandı: «Biliyorum: Bu son aylarda. «Hayır. Hemen bir arabaya binecektik.b. insanın karşısında oturmasını bilirim. yavaş yavaş gerginliğimi yumuşattığı için. Üstüm başım dağınık. trenlere yakın bir yere oturdum. küçük boyuna bakmadan. Üstelik Sevgi'nin. herhalde tren biraz gecikmişti. Sanki trenden.» Sevgi. Acıklı bir durumdu. elinde tepsiyle göründü. meyhanelerde oturuyordum öğleden sonraları. hala.) Sadece sahte bir amcayla (Selim Amca) ve yasa dışı bir babayla kalmıştı. her zaman tam kadro ile bulunmak gereki206 yıda akrabalar (teyze. göğsüme bu mesele saplanıyordu.

ayrıca. istasyondan ayrılmamı sağladı. Nazlı'yı kaybettim. neden birdenbire kaybolmak istediğini açıklasaydı. Olsun.» Selim Bey. derin bir nefes aldı. bağırıyor. ne de dönüşünü hiç konuşmadık. denebilir ki. Arada tren istasyonuna uğrayarak tarifelere bakıyordum. Nazlı hiç yaşamadı bana göre. Sonra. Onlarla. Gümrükçüler. Sonra. Biliyorum. tam ümidimi kesmeğe başladığım sırada yolcum da gümrük kapısından çıkıyordu: Onunla meydanın önünde karşılaşmış oluyordum. Selim Beyin günlük hayatı dışında bir gidişi olduğu için. ne evden ayrılışını. Lokantada beklerken de. (Sarhoşluktan olacak. Ayrıca. Selim Bey olarak konuşmak garibime gittiği için. Beni pek sevmişlerdi. onun elini takip ederek talihli karşılayıcıyı buluyor ve rahatlıyordum. O kadar sevdiğim karımın hayatına ait bir kısmı. diye bağırınca hemen başımı çevirmeyi akıl edemediğim için tuhaf bir vaziyete düşmüştüm. tren gelinceye kadar en az bir şişe içtiğim için. galiba ben de bir iki kere elimi salladım. Trenin gelişiyle birlikte istasyonda birdenbire artan hareketin seline kaptırıyordum kendimi. ne kadar yolcun var Tahsin Bey. «Her hâdisemde olduğu gibi. Biraz da gümrük kapısında bekledik onlarla birlikte: Belki de yolcumuzu. Daha sonraları. benim kadar I 208 209 larımı perondan göremiyordum. bana bazı imtiyazlar tanınıyordu. herkes kadar heyecanlı. ben karşılayıcılık işinde Tahsin Bey olmuştum. sonra da gümrükçülere görünmeden ortadan kayboluyordum: Yolcularımı (genellikle birden fazla olduklarını söylüyordum) peronda buluyordum ve kalabalığın içinde beni göremiyorlardı tabii. İnsanlar. Sonunda boynumuzu büküp ayrıldık oradan: Nazlı gelmemişti. «Sonra. benden başkalarının da başına geldiği için vaziyetimde bir sahtelik olmuyordu. Nazlı bana evden ayrıldıktan sonra nasıl yaşadığını anlatsaydı. Beni. Biraz mahzun oldum. Gümrük memurlarıyla da artık ahbap olduğum için. tanıdıklarından birine benzetip. biraz da imrenmeyle bakıyorlardı. bu maceranın. sadece beklediği gelmeyen bir karşılayıcı gibi. yakınmadaki masalarda oturanadama biraz hayret. Bu oyuna kısa zamanda alıştım. trenin geleceği gün de telefon ederek tehir olup olmadığını öğreniyordum. gümrükçülerden biri. Bazen de telefonla soruyordum. Elimi hararetle sallıyor. Herkesle birlikte gülümsüyordum. artık trenin geliş saatini bilmenin heyecanını. Birkaç bekleyişten sonra daha cesur olmuştum. Benimle birlikte. bana da el sallayanlar oldu: Bu kadar yolcu içinde. herkes kadar sabırsızdım.geldiği zaman. insan. Hattâ bir gün. Tren gelince hemen yolcuların! arasına karışıyordum. bunda da işin sonunu bir türlü getiremedim: Uzattıkça uzattım. Onlarla birlikte gülüyordum. Böyle yanılmalar. sesleniyordum. trenden çıkmazsa diye korkuyordum. başka ellere bakıyordum. Sanki iki yıl. hiç bir zaman bilemedim. Karımla da. beklediği gelmeyen birkaç karşılayıcı daha kalmıştı lokantada. tam gümrükçülerden ayrıldıktan sonra. o kalabalıkta görememiştik. bütün karşılayıcılarla birlikte yaşıyordum. üzücü olaylarla karşılaşılacaktı. Allahtan o sırada Nazlı eve döndü. Onlar adına endişeliydim: Ya bekledikleri kimse. olgun bir adam rolündeydim. Fakat ben. birine el sallamaya başlayınca. perona çıkıp beklememe izin verdikleri için. Çevremde hüznümü paylaşacak bir iki kişinin daha bulunması. beni rakı içmek gibi saran bu iptiladan da vazgeçtim. yolcularımı peronda da görmeye başladım. bu bekleme huyumdan hemen vazgeçemedim: Bir süre istasyona sürüklendim durdum. O günden sonra ne zaman arkamdan Tahsin Bey diye bağırılsa hemen döner bakarım. benim de hakiki bir karşılayıcı olarak.) Nazlı gelmedi tabii. istasyonun dışında bir yerde arkamdan Tahsin Bey. Bütün bekleyenleri birer birer gözlerimle takip etmeğe başladım. hiç 210 . trendeki yolcu. elbette birinin ahbabına benzeyecektim. belki de hiç istemediği sözleri duyacaktı. Önce trenin pencerelerindeki yolculara bakıyordum. Ben. bu kadar teferruatı düşünerek endişelenecek kadar ayık da olmuyordum. bazen masama oturuyorlar. Şimdi bazen düşünürüm: Ne olurdu. diyorlardı. aramızda her şeyi konuşmuş olsaydık. Öyle ya.

çok sevdiğim bu insana da bir bakıma hürmetsizlik etmiş oldum.» dedi Selim Bey. Selim Beyin gelmesini beklerken. sevdikleri ölülerin uzun bir yolculuğa çıktıklarını düşünmüşlerdir. hazır gelmişken. Hiç kimse. Karım öldükten sonra. bizi gerçeklerden uzaklaştıran küçük tuzaklardı. dedi sonunda. Ben. daha hareket güçlerim tam kaybetmeden. Selim Bey onu yalnız bırakmadı. Bu sebepten.Bütün gidenlerin. Fazla masraf olmasın diye. oyunun mahiyet değiştirebileceğini gördüm. Onun iki yılını yok saymakla. çok bitkin olduğunu ileri sürerek. artık değişik bir tarafı. eşyalar satıldı. birçok şey hissetti. bütün yolculuğa çıkanların ölmüş olduğunu düşünüyordum. ne olurdu bütün bu 'şey'leri anlatabilecek gücüm olsaydı. 'Karanlıklar Treni' gibi isimler takıyordum. Cenaze töreni kalabalık olmadı. Allahım. Camide ve mezarlıkta da. kelimeler aldatıcıydı. Suratımı asmış oturuyordum: Nazlı gitmişti. 'günah' kelimesi yüzünden düşündü bunları.» Sevgi. Onu severdim. bütün gün evde. tanıyan tanımayan bütün kiracılar evi işgal etmedi. hiçbir şeyi tamir etmek mümkün değil artık. ben de. onun bu yıllarda neler hissettiğini bilmek istememekle. her kalkan trene 'Ölüm Katarı' gibi. defterin başında düşündü. İhtiyar kadınlar takımını da Sevgi. Sonunda. yeniden daha şiddetle içine saplandı ve bu acıyla birlikte. Başka bir çareye başvurdum. . Selim Bey 'günah' kelimesinden sonra susunca. o gece daha birçok şey düşündü. kimse bilmemekle beraber. Nazlı'nın hiç bir acı sözü. İçimden. Toplu bir cenaze törenine gelmiş gibi hissediyordum kendimi. Bunu hayal bile edemezdim. 2İ2 ter satın aldı. Muhayyilesi kuvvetli bazı insanlar. diğer törenlere de katılıyordum. 'Özet' adında küçük bir parça yazdı: ÖZET Burada doğdum. Hayır. bir trenin kalkış saatine yakın bir sırada lokantaya gittiğim zaman. bir tadı kalmamıştı. Neler olduğu sorulursa 'şey' kelimesinden başka türlü tarif edemeyeceği bir sürü şey. Gidenler sevinçliydi. Herkes üzgündü: Yakınları gidiyordu. önlerine bir tas çorba ya da bir et yemeği sürmedi. Bir apartmanda oturmadıkları için. Bütün insanlarımız gibi. rahmetlinin elbiselerini almak için durmadan kapıyı çalmadılar. İyi bir öğrenci değilim. Bu şehirde Sevgi'yi bağlayan hiç bir insan kalmamıştı: Selim Bey de şehirden ayrılmayı düşünüyordu. kimsenin dikkatini çekmiyordum. bense. kelimeler. bir 211 tren dolusu ölüye tek tören yapmyorau. Bir ay önce annem öldü. Ne büyük bir günah. ölümün getirdiği o geri dönülmez soğukluk kadar çaresiz bırakmayacaktı beni. Geride bıraktıklarına karşı ayıp olmasın diye üzgün görünüyorlardı. Gene de. Bana benzerdi. onu uğurladıktan sonra. ölenin bir kadın olduğunu anlayan dilenciler. küçük bir kalabalık gören hafızlar. tıpkı Nazlı gibi. defterin ilk sayfasına.. muuı ve uıjııua masrafını azaltmak için. Çok büyümedim. Nazlı ölmüştü ve onu beklemek diye bir mesele olamazdı. kötü bir roldeydim. Daha liseyi bitirmedim. Bazı haksızlıklar oldu.oır insan nayatının o kadar yılını hiçe say maktan daha iyidir herhalde. Bu işin. içerde yatan annesinin acısı. evlerine. gene istasyona gitmeğe başladım. hayır gibi. bir tren önce gitmişti. bu sözlere kapılmış dinliyordu. daha tam ölmeden. bir daha dönmeyeceği esası üzerine kurmuştum maceramı. öyle oldu. Sevgi. «Şimdi de. Ev satıldı. «Öyle oldu. ben de hayatımda bir kere biraz değişik bir harekette bulunmuştum ve bütün insanlarımız gibi. kendi ayaklarıyla törene geliyorlardı. On sekiz yaşındayım. ölenle ölünmez diyerek. hakikaten üzülen bir iki samimi yolcu vardı. bütün hayatım boyunca bu küçük istisnaya tutunmaya çalışacaktım. daha doğrusu. Neyse geçelim bunu. Ben gene ön masaya bütün rakı takımıyla kurulmuştum. yanlarına fazla sokulmadılar. değil mi?» Sevgi. Uğurlamaya geldiğim bir yakınım olmadığı belliydi. Tabutun üzerindeki örtüden. Nazlı. annesine ve kendisine yapılan hazsızları hissetti. yersiz yurtsuz fakirler de. eski garsonlardan hiç biri kalmamıştı. durmadan ilâhiler söyleyen tanımadıkları bir kalabalık da gelmedi. Sevgi'nin annesi gibi ufak tefek kadınlar bulundu ve Leyla" Nezihi Hanımın elbiseleri onlara verildi. bütün ölüler. Belki. artık ömrüm boyunca kendimi ve herkesi bıktınncaya kadar bu hususiyetime yapışıp sürüklenecektim. Artık oyun oynamak lüzumunu da hissetmiyordum. başını salladı. «Gümrük memurları değişmişti. eve dönmeden başından savmıştı.

Yalnız kaldım. bir insanın ilk sözlerine karşı duyduğu içten gelen güvensizliğiyle dinliyordu siyahlı kadını. Sevgi. Ergun istediği kadar onunla 'ahlak hocası' diye alay etsin.» Sevgi. aile içinde kendisinden daha çok tutulmasını kıskanırdı.» diye sızlanırdı Ergun. ne diyeceğini bilemezdi. Sevgi. Siyahlı kadın. Selim Beyin yeğeni Ergun. Ne yaptığını görür gibi oluyorum. peşinden gelen erkeklerin söz atmalarından olduğu kadar sıkılırdı. önem vermezdi. Selim Bey için bu ifade çok yabancı değildi: Sevgi de. Bununla birlikte. türbeleri. terbiyeli bir sesle. 213 MUM IŞIĞI I «Bu mumlan kime yakıyorsun güzel kızım?» Siyahlar giymiş bir kadın. Ergun'un. onun sözlerine kimse aldırmazdı. erkekler gibi. aynı düşüncede değildi: Ona göre. bu tavırlarını. bir yeğeni olamazdı.» Başını gökyüzüne kaldırdı. sessiz insanlar hakkında 'kibar' ya da 'terbiyeli' gibi yargılar verirdi. Ergun. tembel ve başkalarının sırtından geçinmesini bilen bir sahtekârdı. kiliseleri mum yakarak dolaşmasına gülsün -hem de yüzüne karşı. Bu sessiz kızda. bu dünyanın varlıklarını uyanık bir bakışla süzen bir ifade olmakla birlikte. Sevgi'nin yanma sokuldu.Sevgi. Böyle insanlar da çoğu zaman. Utanıyorum. düşünemeyeceğimiz kadar güzel renklerle boyuyor. 'samimi olduğunuza inanmıyorum. «Bizim göremediğimiz en güzel manzaraları. orta yaşlı kadınlarda bir hayranlık. Kimsenin ilk 216 rılıp onunla öpüşmezdi ayrılırken. Bu kadınlar da onun 'güzel' ve 'kız' olduğunu düşünerek seslenirdi ona. Oğullarına. Ergun -kendi deyimiyle. gözlerini boşluğa dikti: «Onlar için dilekte bulunmağa lüzum yok. günlük yaşayışla ilgili meselelere karşı tabii bir yatkınlık vardı. onunla birdenbire konuşunca şaşırırdı. duygularına kapılmadan hareket etmek gibi deyimlerle yorumlardı. Büyücü!» «Ölülerimiz için dilekte bulunuyorum efendim. Akraba olmayan bir kızın. bu siyahlı kadından farklı olarak. Ortaokula liseye giderken yoldaki sakin. bulunduğu şehrin adını yazdı ve o günkü tarihi attı. Annem gibi ölmüş olmayı isterdim. onların ötesinde başka şeyler arayan bir dalgınlık vardı.Annemi burada bırakıyoruz. başım çevirip ona cevap bile vermezdi: Sanki Ergun orada yokmuş gibi geçip giderdi. yapmacık bir gülümsemeyle de konuşmuyordu. Ayrıca. Selim Amca ile kendisi hakkında pek tatlı olmayan şeyler konuştuğunu bilirdi Sevgi. «Bana hayalet muamelesi yapıyor. ağırbaşlı ve terbiyeli görünüşü. Sevgi karşılık vermedi. yeğenlerine hanım hanımcık eşler arayan kadınlara bile rastlamıştı: Sevgi'den annesinin babasının kim olduğunu sorarlar. Uzun yazmayı sevmiyorum. ev adresini isterlerdi. «Resim yapıyor şimdi.» Gülümsedi: «Mesela benim kocam: Sevdiklerinin arasında şimdi. kibar ve terbiyeli görünüşlü kimselere büyük itirazı . Beni anlayacak biri çıkar mı acaba? Bugün salı. aklı başında bir davranış. Fakat. büyük rezaletlere karışmadıkları sürece. tanımadığı insanlar. bizim hayal edemeyeceğimiz kadar iyi bir hayatın içinde onlar. Özetin altına. Bu karışık ifade biraz ürkütücüydü: İnsanı bir yöne doğru çekerek sonra. Sevgi'ye 'kızım' diyemeyecek kadar genç bir kadındı.bu 'gürültüsüz hesap makinesi'nden korktuğu için bunları yalnız Selim Beyle konuşurdu. bu küçük kızla konuşma isteği uyandırırdı. hiç bir ye215 şırtan bir soru sorduğu zaman ya da Selim Beyin sözlerini uygun bulan bir ifadeyle dinlerken birden gözlerini ihtiyar adama dikip. Kadınca bazı dertlerim var. ilerde gerçekleştirmek istedikleri çıkarları için yatırım yapan sinsi yaratıklardı. sadece. gözlerinde.' dediği zaman aynı anlaşılmaz görünüşe bürünürdü. bu kız insanı dinlerken kafasında durmadan hesaplar yapıyordu. Bu kadında değişik bir hava vardı: Sevgi ile evlendirecek kadar büyük bir oğlu. birdenbire olmadık bir söz edebilirdi sanki. kaynana adayları gibi. bu konuşmalardan. İlk izlenimleri genellikle olumsuzdu. annem gibi genç yaşta ölmekten de korkuyorum.» dedi. Sevgi'nin arkasından seslenirdi: «Hayaletlerden bile daha çok korkuyor. Fakat.» diye cevap verdi Sevgi. herhalde onu gelinleri -oğullarına ait bir şey-•olarak benimsemeye başladıkları için 'benim' güzel kızım derlerdi.

bütün aklınla ve duygularınla tek bir dileğe yönelirsen oluyor ancak. «Çok solgun görünüyorsun kızım. ahşap evlerin arasında. böyle sahtekârları görünce. şerbet kavanozlan. Belki de. dileğinin yaratacağı sarsıntıya dayanabüeceksen isteğine kavuşuyorsun. elini başına götürüp alnını tutuyordu. Yumuşak taşlı ve yeşil boyalı demir parmaklıklann arasında mumlann yerini eşya yığınları. Sevgi. onun parlak kumaşlı daracık elbisesine. Sonra. Bilmeden birbirine saldıran dileklerin karışık dünyasına girmekten çekiniyorsun. Yalnız.var' kalıbından ibaretti. senin içini bilir. 'Sizi -anlıyorum konuşmanıza. gerçeği sahteden ayırmak çok zordu.küçük mezarlıklardan. spor kulüplerinin. Sevgi'nin son yaktığı mumu üfleyerek söndürdü.yoktu. Mum 21? tün dilekler gerçekleşiyor mu?» diye sordu. esrarlı bir sesle. dünyada 'sizi anlıyorum' gözlerinin sahteleri türemişti. yüzyılların izlerini taşıyordu. sarı badanalı duvarlarının ve bu duvarlara dayanmış eski görünüşlü dilencilerin arasından geçtiler. O. Başkalarının ihtirasları. Ergun gibi. karanlık pencereye doğru yürüdü: «Bilmiyorum.» Canlılık Ergun demekse. Sadece mumu yak. mumların ve yosun tutmuş duvarların görüntüsü yavaş yavaş silindi. Ne var ki. «Kendin için dilekte bulunmak istemez misin?» Sevgi'nin yüzündeki bütün çizgiler aşağı sarktı. Fakat dul kadının gözleri. başkalarmmkine karışmasın. Yol kavşaklarında tek ağaçlı ve tek mezarlı mezarlıklar. . Yolda konuşmadılar. ceketinin üst cebine ustalıkla yerleştirilmiş beyaz kolalı mendiline küçümseyerek bakıyordu Sevgi. fısıltıyla karşılık verdi: «Senin yaktığın bir mum olsun: Dileğin. bir şey isteme. «İnsanların arasına karış. böylelerinden zarar görmemek için. kadının gözlerine baktı: «Başka mumlardan yakılması gerekmez mi?» Kadın.ihtiyaç yok' ya da 'siz-onlara -bakmayın yalnız . kollarını kavuşturarak bir süre düşündü. Yalnız ve yalnız bunu istersen. «Bu yüksek mahkemeyi kim musallat etti başımıza? Bu yetkiyi kim verdi sana?» diye tepmiyordu Ergun. Çimenlerin içinden yükselen parmaklıklı duvarın delikleri. dinlediği sözlerden birini seçti: «Düşünürsem ne oluyor1? Düşünmemeli miyim?» Dul kadın.birine ihtiyacım . «Sokağa çık sokağa!» diye bağırıyordu Ergun. birbirine yaslanmış cumbalı evlerin pembe. Bir şey düşünme. dernek tabelalan. «Senin de bu aydınlık içinde küçük bir ışığın olsun. İnsanın. gürültü ve kalabalık arttı: Öteki dünyanın yapılan arasına. gazoz şişeleri almağa başladı. senin mum ışığını kirletmesin. Sevgi'yi sanki çok önceden tanıyan bir kayıtsızlık içinde» olduğu için. erimiş. bu dünyanın kuruluşlan girdi. evlerin bahçesindeki çiçeklerle sebzelerle insanlarla -özellikle çocuklarla..geçirmek . Sevgi kendi ayaklarını gördü: Çimenler. «Kendin için bir şey dile. Sevgi'nin avucunda öylece duruyordu. insan başları. kolayca bir yargıya varamayacağını seziyordu. yaşayabileceğin her şeyi bir yana itmelisin: Dişlerini ve yumruklarını sıkarak bütün şiddetinle sarılmalısın bu dileğe. Yollar genişledikçe manzara değişti. insanları tanı. Dağılmış.birlikte bulunan mezar taşlarını gördüler.gözlerime inanın' bakışlarının çoğu aslında 'bugünü . yanan mumların üzerine uzattı ellerini: «Çok istiyorsan gerçekleşiyor. çantasından bir kutu kibrit çıkararak uzattı: «İstemekte zorluk çekiyorsun: Başkalarının dileklerini yerine getiren kuvvetlerden korkuyorsun. Siyahlı kadın. Sonra. Siyahlı kadın sordu: «Benden korkuyor musun?» Sevgi.» dedi. canlılıktan nefret ediyordu Sevgi. Neden isteğini düşünmezsen. taşlara ölümcül düşünceler sinmişti. Sevgi.» Ellerini mumların üstünden çekti. tozlu ayakkabılarını yer yer temizlemişti. Önce dar so218 çük türbeleri geride bıraktılar.» dedi siyahlı dul.için .. onlar için düşünmeğe bile değmezdi.» Kutu.» Birlikte döndüler. elleri parmaklıklara dokundu. bulut ların üstünde resim yapan adamla. Şehre yaklaştıkça. daha ilk bakışta amaçları belli olanlara gelince.» Kibrit kutusunu Sevgi'nin avucuna koydu. başı ağrıyordu. kutuyu parmaklarının arasında sıktı. gözlerini kaldırmadan. Cennette resim yapan adamın dul karısı için de -hemen kendini ortaya koyduğu gerekçesiyle-olumlu şeyler düşünmemişti.» Sevgi. artık üşümeyen kadını düşündüler.. gözlerine götürdü. birbirine karışmış dilek mumlarını ve mumlara bağlı dilekleri yutuyordu sanki bu demirli pencere. özellikler değişti: Uzak dünya-lann düzeniyle uğraşan derneklerin yeşil boyalı tabelalan silindi..

«duyduğuma göre siz hikâye gibi bazı yazılar yazıyormuşsunuz. yol boyunca söylendi durdu: «Biletleri. bir fincan kahve içemiyorsun. sosyal meselelerle uğraşmaya başlamıştı Selim Bey. 219 ce. İhtiyar adam. elinde olmadan gülümsedi Selim Amcayı dinlerken. sonunda şaşırdı: Ülkenin geri kalmasının nedenlerini de buna bağladı. Dönüşlerinde. Ayrılırken. Otobüslerin ve otomobillerin çevresini karınca gibi saran insanlarla dolu caddeye ulaştılar sonunda. doğru dürüst ölemiyorsun. Süleyman Beyin cenaze törenine giderlerken yolda Selim Bey. hatta daha öncelerinin heyecanlarına dönmüştü. Atlarının dizginlerini ayakta tutan arabacılar. Eve gelen arkadaşlarıyla gece yanlarına kadar tartışıyordu. küçük kâğıtlara notlar çıkarıyordu. böyle sessizce eriyip giden iki varlığın temelde bir çatışması olamazdı. Bu ne biçim anlayıştır? Sen her zaman kuyruğun arkasında kalıyorsun: Bir sinemaya gidemiyorsun. Beyin ölüm haberi geldiği zaman da Sevgi'ye. bağıran at arabacılan. çorapları ve iki kat elbisesinden başka. Nerede vasıtadan inileceğim. adresini yazdı. cep defterinden kopardığı bir yaprağa adını. hep ilerisini düşüneceksin: Sabah olmadan öleceksin ki cenazen öğle namazına yetişsin. emekli aylığının belirli bir yüzdesi kalmıştı. Dirilere yapılan haksızlıklarla ilgilenmek gerektiğini ileri sürüyordu. . Selim Amca değişmişti. Sevgi'nin babası bir pansiyonda ölmüştü. gömlekleri. arabalanyla taşlan çınlatarak geçip giderken Sevgi ile siyahlı kadına bakmak için döndüler. saatini de yazdı.» diyen müdürüyle sanki daha bir gün önce konuşmuş gibi öfkeleniyor. bütün sülalelerine mezar satın alıyorlar. beyaz eldivenli elini Sevgi'ye uzattı. Sevgi bir köşede. Sevgi her işte bir hayır olduğunu. Duran kamyonları da geride bıraktılar. konuşacak çok şeyleri vardı. daha satışa çıkmadan kapışıyorlar. Sevgi. Pansiyoncu kadın olayı bir telgrafla bildirmişti. Sırtlannda kocaman sandıklarla iki büklüm hamallar önlerinden geçti. Süleyman'la Leyla Hanımın arasındaki anlaşmazlık mutlaka geçiciydi. Sonra depo. bindikleri aracın içinde uzun süreler beklediler. çocuklarına. İkisi de yalnızdı. kahve içen insanlara rastlandı.. dert.levhalan göründü. eşya paketleyen kızlar baktı onlara. ambar. belki annesinin böyle istediğini ileri sürdüğü zaman. tam kötülüklerinden temizlendikleri ve ilerde kurulacak yumuşak dünyada yer almaya. Süleyman Turgut. bu karşılaşmadan söz etmedi. başka dünyalara yapılan bu gezintilerden pek hoşlanmıyordu. kendi evinin olduğu yere de kocaman bir çarpı işareti yaptı. terli sırt hammallan. antrepo isimleri hepsini sildi: Gürültüyle koşuşan kâtipler. At arabalanndan ve manevra yapan kamyonlardan tıkanan yolda. evinin çevresindeki caddeleri. roman yazdığı yılların. Böyle işleri önceden düşünmek gerekiyordu. bilinmeyen büyük kuvvetin yargılarındaki karmaşıklığı anlayamadığını söylemişti. Hep tetikte olacaksın. hangi sokaklardan geçileceğini oklarla gösterdi. Bir-yerde. Selim Beye göre.. başını çevirmeden. Babasından Sevgi'ye bir bavul içindeki kirli çamaşırları. onlan şöyle bir süzdüler. Ölümün ağır havasından şikâyet ediyordu. muhakkak bekliyordu. Selim amcasıyla birlikte yaşadığı eve dönünce. sesini çıkarmadan Selim Beyi izliyordu. Selim Bey. Süleyman Turgut Beyi. Leyla Nezihi Hanımın yattığı mezarlıktan uzakta bir yere gömdüler: Leyla Hanımın çevresi dolmuştu. Sevgi evine. «Buraya kadar. Yıllar önce kendisine garip bir tavırla. Ayrıca. karanlık bir girişin yanından iki basamakla çıkılan kulübelerin içine kendilerini hapsetmiş şişman patronlar her tarafı kapladı. Eski taşlann arasındaki parmaklıklardan. karısının çevresinde ona bir mezarlık yer bırakmayanlar arasındaydı. Emekliye ayrıldıktan sonra. Kitapların yanlarına. yanmıştı Sevgi'ye: İnsanlar. Selim Bey şiddetle itiraz etmişti. artık ölülerin gömülmesi gerektiğini söyleyerek ho-murdanıyordu.» dedi. Ona itiraz etmek güçtü. Sevgi'yi beklediği günün tarihini. Dar bir boğazı daha geçtikten sonra gökyüzünü gördüler. bu insanlar asıl çatışmayı sezecek kadar 220 U91U ucguıcıuı ouıcyııictu 1UIgut Bey ile. hak kazandıkları sırada ölüyorlardı. sokakları uzun uzun çizdi. «Elbette yazdım.» Selim Bey. et kafalı herif!» diye bağırıyordu.gençlik derneklerinin iki renkli -futbolcu forması gibi .Kirli camın gerisinde soluk bir aile fotoğrafı gibi duruyordu kadınlar. Kendileriyle birlikte karılarına. Türbe görünüşlü yapılann önündeki geniş kaldırımlarda tavla oynayan. Selim Amca son günlerde çok okuyordu. Şoför.

diye tutturdu. Sonunda. «Müdür bey.i3 ua5i ai^isda^ jiq ^nAnq aA ^BpBAnA uııubh ba rp^BJiq aaaA tuAb raisdaq 'do -uruoS xAaraaaQp SnuBiaij ıAbA ba j^jıA üpaip^B^ aaazn jfaui -jpznp UBfliŞBîi anraSnanq ba ipp^is ZBaig -ipBraB nunfnp -10 B^Buun^o apuuazn uuBftiŞB:rç izBq Bp ubuıbz ıŞı^^bîı -uapuuaA ui5i 3{buı§bıop 'ıSass -npaoAizaâ apjapaX Bp jbi -ipjBA jb^iSbji tjtzbA ub§b. fakat bir şeyler yapmak için yanıp tutuşuyordu. Birçok haksızlığın sürüp gitmesine yol açıyordu müdür. Biraz geç kalmıştı bu konuda. onları bu müdüre benzetiyor. müdürün sadece bir cümle söylemiş olduğunu hatırlattığı zaman da Selim Bey köpürüyordu: 221 zzz "uaraaq aouiuaaSo mtSipnq np loueqBA uiujgAag «-uiruoA 'nsnoSop BqBp iuhuoAizbA uiipuai{ Bp rauBjizBa» :ip JB^iödB^iJi -repe^ ia aunuo uiujSAag aB[dB}p[ 3{8^sap BaBjuBsm uiii laaiamnqaaag snŞoS -ûnâ muBAunp nq 'jaAg ^npjoAuiAaö rai Bp dejRi «uinaoA -njsns Bp UBidB^iıj uiiSipaiAa.nq uaraan "npaoXtzBA ap jayAa§ Jtq npjoAidBA uiisaa uipBîi niQ UBJnp apun^sn uıubsbuı ba apja^jaA 'BpaBAnp iipaipzaS zgâ nsi nSn^i03{ nfnpjmo 'iSAas nppqAB^ Bp uiuidBii JTq 8A i^^iBJf uapjtq auuaiaiqatq 8a iraazna zBaiq tab un^np ubpbjbzubui nq 'ui5i nunŞnpp bsbuı ap aiq 'BOUiStfB nzoâ BABpo 8A8 aiq apuisiaaS uiuisidB3{ uapun^sn -npaoAnanp uıöı -pp aoiAi §nui>iof) iAbA s -tö BindBA 8A ubA mutsBpo 'uiuadBUBJi 'a muisBpo aunSnunaoS uiUBpo irejnanp UBABiuAn auuiqaiq 8A adBUB3{ aiq aiq UBpqAB5[ BpuisBaB aa^aâ 'aaiuiisaa 'nuo uııubh ps iiSiuiBSaipBA ZBaiq sounaoS ajAisasiqp ^n^ TSuaaaAqBJt *uiii nŞnpunğnp raiSBOBjnq aputöi aBn^BAis nuo iSAag np -aoAnamo Bpui^BSf nounSn uiAa aiq §bj ııîbjı ön 'uipBJi ıtobA -ig -ipAepuiaazn ungn^oA aiq 3flP 'ias uhuiubh -op ap aA. Bu eski müdür. adamı aramaya kalktı. 'UBpuqiB xnuBSBui ba •aAjSAag xAisda. auuaA 'uıöı ^ainaa^soS raiSimSBq aSıuiöaS UbzbA non^n^ autqip ttiaaA BiAisiABpp a^BiiBra aiq uajna -ns laan nSnp^o sıuızbA apiâaap aiq B^sBq uaAauinaaA ipB 'anpnui i^sg =ipzBA Bp dn^aui aiq'^ioB aanpnta apuisiSaap xnui§BpB3iaB aiq 'Aaa raH8S . uipB^ pa ipJBA TAn^siq ^BqB^ jtq ©a tubo -uij Ab5 aiq 'iSBpaBq ns jiq BpinuBpABâ Snuip^an^o aun^sn uiuBdBaSBui aiq apisdax «6îuı TîŞsp 'i^Sub^ zBjiq Bpo» :TP -J. ona nasıl haddini bildireceğini anlatıyordu. bütün tutucu düşüncelerin. müdür bey!» diye bağırıyordu onlara.iq aouo BqBp n^nsıo -IP?^s isbooh ^biubuibz q «ajns Jiq ramiS a^xuiapBiiv» 'aosi^oq npaoAuiwa uibasp buıdı -Bq aiq imŞipBA uıuisboojı ubjo raBssay «<iiui nŞap 'uiruoA -TSBjŞn BjzBj zBJtxq atAuaigi BAunQ» -i^JiaoeuaiuinzoS isaps -am J[ti3iBois ü^bobubıŞbs jpıAbıoji îfo5aiq aoa^og t uuij aiq ap auiAa ipua^ apaa^j -ipja^so auisaaau uraBpo aiq aiAoq :i^a jub. Bütün yolsuzlukların başlıca sorumlusuydu ve hemen tutuklanması gerekiyordu.> -npaoAqgBS ıoubzbjı sbsb uioi tuipaS ^BaBfe uaist ânpra aAg :n:j§nuiaoS Bp «•umpaoAipa uiBAap buub^bubs auiajsns aouo» ^ dnzn tunuaaŞo uiöt iSipai^sifap umjoq tijı jiq "buib -iqaai. sosyal adaletin gerçekleşmesine engel oluyordu.iSAag apn^aâ aiq HBdBii tvjsn ^aaapa zgs -uBsut iraiuiBS uBABaB BpaB^BAunp B^gBq i^afBpB 'Bpunuos 'Aaa uiipg (n^Snunnun iuipB unanpnra 'Aaa tuiUBnnJi ıuısbzuıı . Ona esaslı ve yazılı bir cevap hazırladı.şimdiki kafası olsaydı. uapuiSi uubjbjXbs un. bunu hissediyordu. her türlü anlayışsızlığın canlı örneği olmuştu: Tartıştığı arkadaşlarına çatarken. -nq uiuutj iŞBOBai^dB^ -rçSuuiB aa^uBdis uBpBuunjj iu -utj BqBQ «uiiâBOBUBnnîi imsaAto^B unuo îlînpuitg T[boi3Ao-i{ iuuij apA8 Jfnörpi na» -ipap «' raxuag» =ipa^Aos xutpB ututi^bubs jtq §nu «uııŞbobAoîı bAbjb ubıbA§8 izBg» -tpap «'uıtŞbo aqninsi aiq 3inönii aÂa5qBa» 'npanjo auuazn aapmui jiq ajaA 'bjuos ua^ipat^a^jaA lAtsdax -15 Bdqas jiq ubâbuı^o ısb^b. bu müdür muhakkak sağdır. Sevgi.anpnui i^sa.

Dul kadının ayrıca. Pişirme fırınını da ustaya bir güzel tarif etmişti. Fakat felsefe. ne kadar ilerlemiş olmalıydı ki. özür dileyerek bu konuda yararlı olamayacağını belirtti. Kaybedilenlerin acısı ancak böyle hafifliyordu. sandalyelerin üstünde kitaplar -Sevgi'ye bu konuda yararlı olacak yayınlar.gören bazı arkadaşları -kocasının arkadaşları. Yalnız. Yabancı dilini biraz 224 karar verilmişti. her şeyden birdenbire kurtulmak istiyordum. Bir ansiklopedinin sekizinci ve ikinci ciltleri arasında duran kalın bir 'Felsefeye Giriş' kitabı çıkarıp Sevgi'ye uzattı. iyi sesi olduğuna da karar verilmişti. yalnızlıktan ve ümitsizlikten kurtulmak için çalışmak. düşünmemek için. Sevgi. bahsedilen felsefe derneğine girilmesine taraftar değildi. iqiS iSAag 'Bpunuos 'anpn]M «-aB^zBuiUBUi BABAunp t^a^Q ubuibz aiq 5iq -oA nq 'pi Burnun Bp raisBans ib^bj :unsaoAipiaq -rtr\f-t -TTTrt T/-» £ TTT /1 T^ TTK1 *3 VlT-»Trt «TTOjf TT^r» TT1 T"ir»TTT 3n TTTTTa cı dili kendi kendine öğrendiği için biraz zorluk çekiyordu. kısa bir süre sonra tanınmış bir baritonla 'biraz müzik yaptıkları' zaman bu meşhur şarkıcı hayran kalmıştı Nursel Hanıma. bu felsefe konusunda biraz ileri matematik bilgisi gerekiyordu ve ne yazık ki Nursel Hanım. «Günlerce bir sandalyenin üstüne oturdum. okulda yalnız matematik konusunda biraz zayıf sayılabilirdi. kocası yukarda. kendisi burada mutlu bir düzeni sürdürmek. hiç bir şey bilmiyordum.» diyordu. rahatça anlaşabileceklerdi.» diye anlatıyordu dul kadın. Gerçi bu genç adam. 225 . «Kötü öğrettiler bize matematiği. masadaki kâğıtlar arasından kolaylıkla bulup çıkardığı son kitabın müsveddelerine bir göz attılar: Sevgi. birden kendini ağır ve tumturaklı bir dilin içinde. «Sonra. teknikle uyuşmazlık halinde değildi. Ölmek istiyordum. piyanodan başımı kaldırmıyordum. derneklerine katılmasını teklif etmişti.tanışmalarından kısa bir süre sonra aynı şeyi söylememiş miydi: Nursel. Bununla birlikte. bu kuralları hiç bilmiyordu. temel kavramları aşılayamadılar. bu konudaki yetersizliğini ileri sürerek teklifi kabul etmemişti: «İhtisasa hürmet ederim. Dul kadın şimdi. bilimin ve sanatın yüksek heyecanlarını duymakla görevliydi. dinimizi öğreten kuralların ve yorumların yabancı dilden çevrilmesinin zorluklarından yakındı. sende -herkese ilk adıyla ve sen diye hitap ederdi bu genç adamfelsefeye karşı doğal bir yatkınlık var. Önemli olan ruh temizliğiydi. Onlar karar veriyordu. Nursel Hanım çalışıyordu. Bunlardan biri piyano dersi vermeğe başlamıştı Nursel Hanıma. Nursel Hanım Sevgi'nin.UBiif^BAiqBn iuiiuibs.» Hep başkalarının yargılarıydı bunlar. Şimdi Nursel Hanım. Seramik yapabileceğine de. yani. son derece soyut ve günümüzün gerçeklerinden uzak bir anlayışı temsil ediyordu. fakat Nursel Hanım. yatağın altından. bu konudaki kuvvetli eğilimini sezmişti.çıkarıldı ve Sevgi'nin kucağına konuldu. Oysa benim ölümüm. «Acımı unutturmak için. başkaları karar vermişti. bu demek değildi.» Düşünün.» Sonra Nursel Hanımı bu durumda -sandalyenin üstünde karanlık bir durumda. bu dernek. Nursel Hanım bile inanamamıştı önceleri. Nursel Hanımın. (Hattâ buna.» Oysa Nursel Hanım. insanlık sevgisini eserlere dökmek gerektiğini anlatıyordu. öğrenci arkadaşının getirdiği kitapları okuyordu. arkadaşlıklarının derecesini söylemedi. son zamanlarda çok iyi arkadaş oldukları bir felsefe fakültesi öğrencisi -Nursel Hanım. Fakat sözleri dinlenmedi: Hemen yerden. kaynakların azlığından ve eski türkçe bilmediği için dinî eserleri aslından okuyamadığından. kavramların. bir kolaylık peşindeydim. bu konuda da oldukça ilerlemişti. Bu marifetli kadının yanında kendini küçük bir böcek gibi görüyordu. «Kocam öldüğü zaman ne yapacağımı şaşırmıştım. Bu kültürlü kadının karşısında Sevgi'nin tutukluğu artmıştı: Konulara yakışan ağır kelimeleri bulup söylemenin güçlüğü içindeydi. alışmadığı isimlerin.ona bu dünyada daha işinin bitmediğini anlatmışlardı. Çaylarını içerlerken."npaoAnAn uauAB aaanoa un^nq ua^taaA buo 'i5{ ipaBA HBans aiq aiAg uiuiBpy =npaoAnjo iqi3 anaoS B^Anrananp nq nuo 'Aaa mTlaS 'n^ğnuiio pa^anui aiq isuis uBaipuBJt . pazarlık konusunda da son derece akıllı davranmıştı.) Bir felsefe derneği üyesi de ona. Nursel Hanım. karanlık düşüncelere daldım. iyi resim yaptığıma da karar verdiler. bu dünyadan kocamın varlığının bütüyle silinmesi demekti. Nursel Hanım. olayların arasında buldu.

şeyi çok zor bitirdim doğrusu. Elleri-gibi. ne kadınların ne de çocukların yüzleri belli olmuyordu. Faruk onun istidadını hemen keşfederdi. «Mükemmel!» Sevgi hakkında karar verecek insanların adlarını saydı uzun uzun. ressamı şair sanmanın sakıncaları da ortadan kalkıyordu.» Daha önce hiç resim yapmış mıydı? Yapmamıştı. bütün ressamlar aynı zamanda edebiyatla. deniliyordu. diye düşündü Sevgi. «Ben korkarım. Dul kadın. Ben hiç bir şey beceremem. «Yaşadığımız ve bir şeyler yapmak istediğimiz için. bu bilim ve sanat ordusundan ürker gibi oldu. iri gövdesine oranla küçük kalan ellerini.» Kimbilir onlar. Daha yakından bakılınca bunların. Gelecek ders için tırnakların kesilmesi gerektiği bildirildi. Teyzeler ve halalar da genellikle ağaç oymaları ve çanak-çömlekle ilgileniyorlardı.» Sonra.» «Saçma. Zarar yoktu. vücuduna yakışmayan ince bir sesle bir şarkı söyledi dul kadın. Sevgi. Hayır. onlara olağanüstü işler yaptırabileceğine inanıyordu. önce insanların arasında bulunmalısın. odanın bir 226 mişti. tanınmış kimselerin arasına bir de bunların aileleri katılınca. elinden geldiği kadar bu akışı kıyıdan izledi. Fakat böylece bir bakıma.arasına döndüler. «Sonra da Basri'ye gideriz. Kapıcılar. ne kadar yaklaşılırsa yaklaşılsın. telaşlı bir böceğin bacakları gibi dolaşıyordu. «Ne yazık olur mu?» diye atıldı Nursel Hanım.» dedi Sevgi. «Meryem Analarımı beğendin mi?» diye sordu gülümseyerek. 'eserleri' merakla bekleniyordu.» dedi dul kadın ve elinden tuttuğu gibi onu yatak odasına götürdü. Sevgi'nin. her parmağın nasıl hareket edeceği.tedirgin ellerinin üstüne koydu. daha doğrusu. sadece ilkokula giderken bir yıl kadar piyano dersi almıştı. önce bunları kulpsuz testilere ya da sürahilere benzetmişti. Ayrıca. Hava kararıyor da belki ondan seçemedim.» dedi. Bu kalabalık kurulun karşısına nasıl çıkacaktı? Sözlü imtihanları hiç sevmezdi. ona bir mum yakabiliriz artık. içki şişeleri ve 'tanınmış' bestecilerin büstleri arasında Nursel Hanımın heykelcikleri vardı. bütün edebiyatçılar resimle. Dul kadın. Nursel Hanım da. İyice yaklaştı Sevgi: Kadınların kucağında küçük çocuklar vardı. boş kalan tuşlarda. Önce. ellerini çekti.» Çünkü müzik de 'yapmalıydı'. Duruma bir resmiyet kazandırmak için de. «Yirmi dört yaşındayım ve liseyi bu yıl bitirdim. piyanonun üzerinde. parmakları. Nursel Hanım. ellerinin önünde bir siyah . Sevgi sadece seyretti. Nursel Hanım yaklaştı ve şişelerden birinin ağzına geçirilmiş küçük bir mumu yaktı. Sevgi. hademeler. sesi güzel değildi. Sevgi. Genç kızın gözlerine baktı. Nursel Hanım gibi çalamazdı.» dedi Nursel Hanım. Önce isimler gizleniyordu tabii: Tanınmış bir hikayecimizin bekârlığa veda ederek dünya evine girdiğini ve yeni eşinin de gayet güzel minyatür yaptığını haber aldık. bu bulanık ırmağın izlenmesi yorucu olmağa başladı. Rafların üzerinde reçel kavanozları. Kapının arkasına sıkışmış olan piyanonun başına oturttu Sevgi'yi.' Sevgi. Bununla birlikte. seramikçilerin teyzelerine. şairlerin sevgililerine hemen 227 Herkesin 'çalışmaları' ilgiyle izleniyordu. el-kol-bilek uyumunun nasıl sağlanacağı öğrenildi. Fakat. Tanınmış kimselerle tanıştı: Nursel Hanım.» «Korkarım sizi utandıracağım. Hafızası oldukça zayıf olan Sevgi de isimleri.'Biraz müzik yaptılar. hiç bir şey görmüyordu. Sevgi. sanatla ilgili bütün insanları. kucağında bir şeyler taşıyan kadınlar olduğu anlaşıldı. işçiler seferber ediliyor. eleştirmenler ellerinden geleni yapıyorlardı. heyecandan. bütün müzikçiler metafizikle ve bütün eleştirmenler de her şeyle uğraştıkları için. Ağaç oymasını güç bulanlar da köklerle uğraşıyorlardı. Hayır. ne esaslı istidatlara alışmışlardı? Sevgi onlara ne sunabilirdi ki? «Saçma. Sonra tekrar kitapların. dağ tepe dinlenmeden . Bu sanat denilen şey bulaşıcıydı: Ressamların karılarına. ne yazık. «Bunu anlamak için. Sevgi de bir sanat-edebiyat-müzik-metafizik-bü-yü-felsefe seline kapıldı. Faruk bir görsün seni. heykellerin -Sevgi. «Böyle üstün insanların yanında tutulur kalırım. ona kaçma fırsatı vermedi: Parmaklar hep pirlikte tekrar piyanonun üstüne konuldu. yüzleri. adlarının baş tarafına bir 'tanınmış' sıfatı ekleyerek sunuyordu Sev-gi'ye. hamarat ve becerikli ellerini dolaştırdı. İnsanları etkilediğimi de hiç hatırlamıyorum. ustalar. heyecanla itiraz etti: «Sen bilemezsin bunu. sanat mesleklerini birbirine karıştırıyordu. mesele gittikçe güç-leşiyordu.beyazlık dolaşıyordu sadece.» Dul kadın. İnsan kendini anlayamaz böyle işlerde. insanlara gözleriyle etki edebileceğine.

bunların. vebadan kaçar gibi uzak durmağa çalışıyordu. bu resimleri babaların yaptığı söylenince dudak bükülüyordu: Onlarda nerde o kabiliyet deniyordu. Bu zavallı küçükler meyhanelerde masalar üstünde uyukluyoıiar. alsalar bile ödemede bulunmadıkları da aynı kötü niyetli kaynaklarca ifade ediliyordu. Ayrıca. Fakat o yıl kışın çok soğuk olması nedeniyle kaloriferler fazla yakılmış ve resmin üst tabakası —sizlere ömür— dökülmüştü. bu ortamı sevmedi. Oysa. Üstelik. Bir kere. teyzelerin kök seçerek yaptığı sanat hakkında ileri geri konuşulmaması gerekirdi. Bu bereketli sanat ortamı içinde teyzeler kadar bile başarılı olamayan bir topluluk için ne denebilirdi? Peki. bu konudaki yetkililer tarafından ifade ediliyordu. 228 ouyıcıiöe ycııyuı. kendisine uğursuz fransızca isim takılanlardan biriydi. Onlara fransızca bir isim takılmıştı. Olağanüstü olaylardan bahsediliyordu. herkes bu isimden. Eski resim sanatının ilkelerini bilmek. babalarından daha iyi ressam olan çocukları bizzat babaları kıskanıyordu. sonunda yanılıp ilk kansıyla da evlenen bile vardı. bir tuvale üstüste beş resim yapmıştı. bu akraba ressamların hakkında dedikodular alıp yürüyordu. Nursel Hanım da bu konulardan. Sevgi. (İyi vernik-lememişti resmi. onların yanında söz etmiyordu . kadınlara da gereken saygının gösterilmediği kanısındaydı-. Evliliklerde. sanatçılar arasında dolaşmalarına göz yumulmasını. Sonra. Fakat ne önemi vardı? Bu dedikoduları çıkaranlar. Sevgi'nin hiç onaylamadığı nedenler vardı. bütün bunlar söylentiden ibaretti. için.) Fakat — anlatıldığına göre— zengin adam. kadınları çok kaba bir üslupla elde etmeğe çalışıyorlardı. ellerinden hiç bir şey gelmeyenlerdi. kimse kimseye para ödemiyordu. uygun bir pazar olarak kullanılıyordu: Sergilerde tabloların üzerinde hep onların kartvizitleri yer alıyordu. bazı kartvizitlerin de sürümü artırmak amacıyla konulduğu. o zengin adam da. Nursel Hanım. Bu davranışlar Sevgi'ye göre değildi. insancıl nedenlere bağladı. sanat hayatının sonuna gelmişti. bu kartvizit sahibi sanatçıların eserleri satın almadıkları.kurumuş ağaç köklerinin peşinde dolaştırılıyordu. Çocuklann durumu da kanşıyordu 229 olma eğilimindeki çocuklar katılmaya başlayınca. Her birine göre bir başkası. Ayrıca. Sevgi. bu yargıya da itiraz etti: Sanatçılar arasında bir iç pazar her zaman vardı. kendi içinde yakışık almaz çekişmelere düştüğünü söyledi Nursel Hanıma. evlerde içkiler içmek. geri kafalıların deyimiyle "elinden resim gelmek' bir bakıma tutucu bir özellik sayıldığı . Fakat. Birçok 'tanınmış'. bu zavallı kendilerinefransızcaisimtakılanlar. Hattâ. Sevgi de bu yüzden. bu soruyu birkaç kere yöneltmişti Nursel Hanıma). dışarıya karşı sarsılmaz bir birlik gibi görünen bu topluluğun. açıkça söylemek istemedi. fakat kartvizitlilerin çoğundan iyi gelir sağlanıyordu. Çeşitli nedenleri vardı. başka 'tanmmışlar'm eserlerini. Tabii bütün bunlar dedikodudan ibaretti: Kimse. insanla sigara tablası arasında hemen her şeye benzeyen bu yumruları temizleyip cilalıyor. biraz aşın sayıda transferler oluyordu. bu fransızcaların. evlerde yerlere serilen büyükler arasında göz kapaklarını zorlukla kaldırarak tartışmaları izlemeğe çalışıyorlardı. yakışıksız bir dille uygunsuz teklifler almıştı. teyzeler de onları sergiliyordu. Özel yaşantılarda da uygunsuzluklar görüyordu Sevgi. alttan çıkan resmi daha çok beğenmişti. bu anlatılanları gözleriyle görmemişti. bu kötü dilleriyle aralarında dolaşmalarına neden izin veriliyordu? (Sevgi. meyhanelerde hesap ödetmek. Bazı uzun dillilerin ağzını kapatmak için de. bu resim de zengin bir sanatsever tarafından satın alınmıştı. Yazılarında üslupları çok ince ve ustaca sayılan bazı yazarlar. arabalara binip gezmek gibi. Kendilerine bu isimden takılanlar da —zaten hayatları mahvolduğu için— çenelerini tutmuyorlardı: Efendim. en uygunsuz yerlerde ve en uygunsuz organlarıyla bile yapacaklarını söyleyerek öğünüyorlardı. Sonra bazı ustalar. Aslında bu işte bütün kabahat. esas meselenin kökler arasında seçim yapmak olduğu. Bu nedenleri Nur-sel Hanım. —gene bu kötü dillilerin anlattığına göre— bu nedenler hiç de asil değildi. akrabaressamlardan biri. Sevgi bu itirazı da kabul etmedi: Sanat iç pazarında takas usulü geçerliydi. büsbütün içinden çıkılmaz durumlar doğuyordu. doğrudan doğruya Şakir ustanındı. Nur-sel Hanımın metafizik düşünceleri de —Sevgi'nin çok ilgisini çektiği halde— bu ortamda pek ciddiye alınmıyordu. son derece küçük burjuvaydı. Bir kenarda durduğu halde o bile.

Ağlayarak anlattı: «Bir hukuk öğrencisiyle paylaştığı odada oturuyorduk. onların parasıyla küçük bir raf aldılar. Arkamdan bağırıyordu. 231 f LğM de yardımıyla küçük evini yeniden düzene koydular. siyahlar giymişti. «Bana neden gelmediğini biliyorum. Nursel Hanımın bu davranışını da —felsefe öğrencisi gençle olan ilişkisi gibi — onaylamadı. Bana hiç önem vermemiş aslında.» dedi. İnsanın aklını karıştıran bazı felsefe ve edebiyat kitapları satıldı. Resim yapmak için benden almış olduğu boya tüplerini. Nursel Hanımın rahmetli kocasına ve zavallı dul kadının bütün tanıdıklarına iftirada bulunmuştu felsefeci: «Seninle yattığını söyledi. salonda Selim amcasını. Nursel Hanımın başına gelen üzücü . Nursel Hanımın Sev-gi'den biraz uzakta olduğu bir sırada. Kaçtım oradan. Sevgi genç adamın bu davranışlarına dul kadının ses çıkarmamasını olumlu karşılamıyordu. beyaz kartonların üstüne sonsuz çiçek resimleri yaparak. radyosunu ve telleri fareler tarafından kemirilen pikabını satmayı teklif edince Sevgi. amcasının evindeki kiralık piyanoya 230 eve uonaugu zaman. boşluktan duyduğu sesler ona bu genci bırakmasını söylediği halde bu kutsal uyarıyı dinlemediğini. Seramik fırını yaptırmaktan kesin olarak vazgeçildi. Artık hayatının kadınını bulmuş. bir resim sergisinde. Sevgi'nin yeni farkettiği bir morluğa dokundu: «Beni dövdü. Gülüşüldü. Tiyatronun çeşidi aklıma gelmiyor şimdi. Yeteneksiz ve özentili bir zavallı olduğumu söyledi. Sevgi. yazılar. iki hafta Nursel Hanımı görmeğe gitmedi. ortasına 'Nurselime' diye papatyaya benzeyen yazılar yazıyordu. düzen kelimesini kullanmak biraz zordu. Gazete de okumuyorlardı. İnsanların günlük haberlerini ve konuşmalarını da hiç dinlemediler. Dul kadın.» Dul kadın biraz yatışınca. zayıf bir sesle. Nursel Hanımın yıllardır kaybolduğunu sandığı bazı resimler.» dedi. Sevgi onu odasına götürdü. Bir gün. Delikanlı. Böyle basit sözler etti. Duyduğuma göre.» Felsefeciye göre Nursel Hanım.» Sevgi ürperdi. Ben onlar gibi mi giyiniyorum?» Bir süre hıçkırdı.) Bazı gereksiz eşyayı atmak için karışık yığınlar gözden geçirilirken. «Sonra da fahişeler gibi geziyormuşum. birlikte bir tiyatro kuracaklarmış. sonu kaybolmuş kitaplar satıldı. Başı. Sevgi. İki küçük oda biraz ferahladığı için —eski kanepe de atılmıştı— bir divan alındı. yerlerine yenileri alınmadı. hatıralar bulundu. Ağlamaya başladı. belki bu seslerin rahmetli kocasına ait olduğunu anlattı. yanağında. Çok kırıldığımı söyledim. Nursel Hanım yatağın kenarına ilişti. Geri kalan olayları da.) Her ne kadar bu biçim içtenlik. Siyahlı dul. Sevgi şaşırarak onun yüzüne baktı. konuşamadı. hemen eve gidip onun için büyü yapacağımı haykırıyordu. zengin bir kızla evlenecekmiş. Sevgi'nin her çeşit kalabalıktan başı ağrıyordu. Duyulmamış bir isim. en ön sıralarda oturdular. Dış dünya ile ilgili haberlerin. insan kalabalığı kadar eşya kalabalığı da onu yoruyordu. Dul kadının bu öğrenciyle mahiyeti belirsiz bir ilişkisi vardı. Sevgi bazı geceler burada yatıyordu. böyle bir ortamda yadırganmayan bir özel-likse de. fırçaları. uğursuz büyücü dedi bana. Hiç bir işe yaramayan isterik bir kadmmışım ben.genellikle. (Üstelik ressam da olmadığı için çok çirkin şeyler çiziyordu. bir kısmını ancak görüştükleri birkaç kişiden —ara sıra— duyuyorlardı. (Eski durum için. Nursel Hanımla konuşurken gördü. akademili arkadaşlarına sattığını duymuştum. gene sokağa çıkıp bir süre dolaşmak zorunda kaldığını anlattı. Bana vurdu. sahte yobazları kandırmak için yılda bir iki kere siyahlar giyiyordu. Yalnız konserlere gittiler. Sevgi'nin evine ilk defa geliyordu. hukuk öğrenciliğinden bazı nedenlerle çıkarılmış olan bir genç. Dul kadın. kabahatin kendisinde olduğunu. yanındaki arkadaşına dul kadın hakkında yakışıksız bir söz söyledi: Felsefe öğrencisi ile dul kadının geçen gün gene evine geldiklerini. Ne dedi bakayım: Ben bir eğlence kadmıymışım onun için. sevinçle kabul etti: İkinci elden müzik dinlemenin anlamı yoktu. Ona hediye ettiğim en değerli seramik tablayı yüzüme fırlattı. sonra devam etti: «Onu ben baştan çıkarmışım.

» demişti. Bahsedenler de genellikle bunları başkalarından duymuş oldukları için.. hafifçe dalgalanıyordu. akşam üzeri insanlarının kibarlığıyla ün salmış bir yabancı ülkenin gerçekten kibar bir temsilcisi. Ancak kendi dünyasını kuramayanlar. kimse. düzensiz yaşayışı yüzünden eriyip gitmişti. başka söylenebilecek bir şey yoktu.) Herkesin. hafifçe gülümseniyordu. Ev kadınlığını da öğrenememişti. inanılmayacak kadar güzeldi.olaydan iki hafta sonrasına kadar izlemişlerdi. fazla heyecanlanmadan. Ergun da. Bir genç kızın yaşamak isteyeceği rüyaların kötü sonlarını gördükçe ümitsizliğe düşüyordu Sevgi: Babası. (Hiç bir su sonuna kadar içilmeyecek. olayların ve insanların içyüzüyle ilgili değildi. hediyesini onların önüne bıraktıktan sonra iki adım geri çekilmesi ve saygılı bir selam vererek kaybolup gitmesi şarttı. annesi. Erkekler. sevmediği bir insana yıllarca katlanmıştı. vazgeçilmez bir yakınlık duymadan çekilip gitmeliydi. kibarlıktan başka bir şey yoktu. sadece Nursel Hanımla birlikte yaşadığı gürültülü hayat sırasında bazı kitaplardan bahsedildiğini duymuştu. Sevgi'ye karşı düzenler kurmağa hazırlanıyordu. Bu zavallı adam. her şey hafifti. yanındakine. uzun bir kış uykusuna yatmış gibiydi. Denildiğine göre. başka bir akrabası ya da varlığı zaten yoktu. Ergun. ancak mevsimleri ve bazen de ayları biliyorlardı. Bir akşam üzeri. bir iki parçadan ibaret olan giyim eşyasını topladı ve kimseye veda etmeden çıkıp gitti. Nursel Hanım bütün insanlığı kucaklamak isterken. Şimdi de kadınlarla sadece ısınmak için yattığı söyleniyordu. kitaplar hakkında da fazla bilgi edinememişti. amcasının bu yabancı kıza miras bırakmasından endişelenerek. şehrin dışındaki evinin bahçesinde bir şölen düzenlemişti. hafif içkiler. Onları görmeğe gelen bir insan. Solgun yüzüne bakan erkekler.. dul kadının evine yerleşti. böyle bir ilişkiyi kendi gözleriyle görmüştü: Ilık bir yaz günü. başka bir şey için gücü kalmamıştı.. Her şey.» Bu ressam alkolikti ve içtikten sonra. uzun boylu bir kahramanın kendisini öperek uyandırmasını bekliyordu. Hafif konular konuşuluyordu. sadece ısınmak içm. «Bu kızla evlenmeli azizim. güzel kılıkları ve güzel insanları severdi. kendi evinde. diye küçük elleriyle tarif etmişti yeşil çimenleri. Bazı haksızlıklara uğramıştı. gecesini bir kadınla yatarak geçirmek isterdi. ona bütün dünyanın nimetlerini. Bir gece çok sarhoş olan bir ressam. Güneşin şiddetli saatleri geçmişti: Hafif bir rüzgâr esiyordu. beyaz taşları. Her şeyin yüzeyinden kayıp geçiliyor. orada dinlendirici bir manzara bulurlardı. Sevgi ise böyle zavallıları ısıtmağa hiç niyetli değildi. babası ölmüştü. hiç bir şeyi yoktu. yerini sağlamlaştırmayı becerdi. yemeğini bile ısıtamamıştı aylarca. saydam eşarplar takmışlardı. bir süre sonra. Annesi ölmüştü. Artık çok genç olmadığı için. zarif hareketlerle. masum da olsa. Ortalıkta. neredeyse bu 233 lu prensin işi oldukça zordu. Tüy gibi hafif kazaklar giymişler. ihtiyar adamın canını sıkıyordu galiba. Erkekler sanki yürümüyordu. Selim Amca ile oturmanın güçlüklerini farketti.. ilerde Sevgi'nin tekrar dönmesi tehlikesini bütünüyle gidermek için. kendi dünyası kurulmalıydı. erkekleri çekecek hayat kadınlığından da uzaktı. bütün insanlardan kaçırarak vermek zorundaydı. Ergun gibi sahte biçimlerde kırılıp dökülmüyorlardı. Takvimleri olmadığı için. hiç bir sofrada yemeğin sonuna kadar oturulmayacaktı. (Öyle. uzun zamandır 232 yerini aldı. Hayatta başka hiç kimsesi kalmamıştı. tek başına ısınması zor oluyordu. yalnız. Sevgi. hafif yiyecekler. güzel insanlar giymeliydi. bir iki parça eşyasını da Selim Beyde bırakmıştı. Sevgi. kadınlara yardım ediyorlardı.) Yüksek sesle . başkalarının evlerine koşarlardı. Kısa bir süre sonra da. Güzel elbiseleri. İnsanlığın bu iki sevgiliye anlayışlı davranması gerekiyordu: Herkesin. Sevgi. Milyonlarca kırallık kurulmalıydı: Aralarında yalnız diplomatik ilişkiler bulunan milyonlarca bağımsız ülke. Çok kitap da okumamıştı. Sevgi bir keresinde. (Sevgi. Sevgi de üşümenin ne olduğunu bilirdi. Selim Beyle yaptığı küçük bir tartışmadan sonra Sevgi.) Şöyle güzel bir bahçe. Bir de. bu soğuk ayrılış olayını kullandı ve ihtiyarı biraz üzmekle birlikte. «İnsan sanatoryuma girmiş gibi olur. ilk gençlik yıllarını geçirdiği bir yabancı ülkede çok parasız kaldığı için bütün bir kış boyunca evine hiç yakacak alamamıştı. Sessiz dünyası. fakat insanlar birbirlerinden ne kadar farklıydı. birdenbire üşümeğe başlardı. rahat bir ömür sürmek gibi zararsız bir hayal uğruna.

Bu nedenle. Özellikle Sev-gi'yi biraz seviyorlardı galiba. bardaklar. Geçmiş yüzyılların. havada kaybolmuş seslerin. Sevgi. Oysa. Erkekler. (Sevgi'nin deyimiyle 'her şey kararındaydı'. annesinin hastalığında olduğu gibi.konuşulmuyordu. Durumdan endişelenen Nursel Hanım. kulislere koşup imzalar aldılar. çorap giydi. Geniş omuzlu erkeklere. Uzandığı yerde çoğu zaman uyuyup kalıyordu. yeşil çimenlerin üstünde kayan beyaz insanlarla birlikte geçirdiği o mutlu günü hatırladı. onu sonradan pişman olacağı itiraflara sürükleyen saldırgan gözlere burada yer yoktu. çıplak ihtirasları dile getiren göz kamaştırıcı çıkışlar yap234 I şeleri yuvarlatılmış bir beyazlıktı. dudaklarını ve gözlerinin altını biraz boyadı. Hemen herkes gibi Sevgi de beyazlar giymişti. Herkes. Bu uykular onu daha da halsiz düşürüyordu. Oysa çok çalışmıyordu. duygularını sarsan sert konuşmalar. Onlarla birlikte bulunmaktan ne gibi bir çıkar sağladığını anlamak zordu. söylenmekten korkulan bir kelime olmuştu. zengin ve unutulmuş kılıkların peşine takılıp gidiyordu. çatallar bile ses çıkarmıyordu. Nasıl olurdu? Aylardır evlerine gelen ilk erkeğin karşısına bu uygunsuz kılıkla çıkılır mıydı? Bu 'uygunsuz' sözü Sevgi'yi biraz canlandırdı: Belki de.) İnsanın derinliklerini altüst eden bakışlar. Eski günlerin alışkanlığıyla Nursel Hanım onu 'tanınmış yazarlarımızdan ve iktisat fakültesi mezun- . insanın aklını inciten. zarif bir tiyatro eserinin önceden hesaplanmış el ve yüz hareketleriyle dolaşıyordu. küçük kulislerde oyuncularla konuştular. geceliğinin üstüne geçirdiği uzun hırkasıyla ve çıplak ayaklarına giydiği eski terlik-leriyle oturuyordu. Uzun boylu bir erkekti Hikmet. Kelimeleri artık hemen hiç bulamadığı için. Oyuncular. heyecan onu yoruyordu. Doktora da gitmiyordu. terasın merdivenlerinden uçarak iniyorlardı.) Çok üşümüyordu artık. artık geçmişin malıydı. çok uzun ve insana aşağılık duygusu veren kadınlara rastlanmıyordu. (Ayrıca hastane koridorlarından korkuyordu. oyuncuların arasında bulunduğu için kendine pay çıkaran. dekor ve kılıklar hakkında fikir yürütmesine izin verdiler. Ruhun ihtirasları. İnsafsız eleştirmenlere — böylele-rine pek rastlanmıyordu— birlikte kızdılar. Programlar biriktirdiler. iki üç masalı küçük klüplerde onlarla hafif içkiler içtiler. Düzgün bacaklarının üstünde hiç ağırlığı yokmuş gibi dolaşıyordu. Annesinin hastalığı sırasında bilime güvenini kaybetmişti. Sonra. Annesi gibi genç yaşta öleceğini sanıyordu. Sadece — babasından kalan gelire küçük 235 melerle uğraşıyordu. Bu küçük kadın. bazı gerçekçi oyuncular —bunlar daha çok kıral rollerine çıkıyordu— kendini korumasını bilmeyen her insana yaptıkları gibi davrandılar Sevgi'ye: Onu küçümsediler. büyük uyuşukluğu içinde dış etkenleri fazla hissetmiyordu. dul kadına hiç yardımcı olmuyordu: Misafirlerin yanında da. Nursel Hanımla birlikte sonsuz oyunlar gördüler. Sevgi. Biraz göze çarpan tek elbisesini geçirdi üstüne. fakat hemen yoruluyor. danseder gibi ölçülü adımlarla. Bununla birlikte. kendilerine kırallar gibi davranan bu iki garip kadına her zaman güler yüz gösterdiler: Sevgi ile dul kadının provaları izlemesine. hiç bir şey düşünemez oluyordu. Ölüm. Biraz heyecanlıydı. bu durgunluğu gidermek için elinden geleni yapıyordu: Eve arkadaşlar çağırıyor ve sanki bu sessizlik yırtılabilirse Sevgi'nin kurtulacağını sanıyordu. oyunculara yarı tanrısal varlıklar olarak baktılar. Nursel Hanım onu giydirmek için çok uğraşmıştı-. Kimse. Hikmet odaya girdiği zaman yerinden kalktı. onlar artık sadece seyredebilirdi. Hikmet hakkında dul kadının anlattıklarını düşünüyor. tiyatroyu da seviyordu. adından bu vesileyle de bahsettirmek isteyen can sıkıcı sanatseverlere benzemiyordu. Eski oyunlardan hoşlanıyordu özellikle. onu hemen unuttular. sarsıntılı bir gün yaşamaktan korkuyordu. çok da genç görünüyordu. Hikmet'in eve çağrıldığı gün. Sabit bir gülümseme rüzgârı bütün yüzlerde esiyordu. bir köşesine kıvrıldığı divandan bir türlü kalkamıyordu. kimseye benzemeyen bu küçük kadın bir gün ortadan kaybolunca. Önündeki kâğıda bir iki satır yazdıktan sonra göz kapakları ağırlaşıyor. elini uzattı. Büyük bir yorgunluk hissetmeğe başlamıştı Sevgi. Nursel Hanımla da çok az konuşuyordu.

eş dosttan saklamağa çalışıyordu: «Hikmet gene bizle kalıyor. Genç adam Sevgi'yi kapıda görünce şaşırdı. fakat bir şey söylemeden onun gocuğunu çıkarmasına yardım etti. ona çok bol gelen tahta düğmeli. gazetelere yaptığı küçük yazı ve derleme işlerinin geliriyle kirasını zor veriyordu. odasına bir somya atmıştı. Evlenmeğe karar vermişlerdi. ona kimse güvenemiyordu. demişti onun için— divanın üstünde tozlanmasına bağladı. başkalarının evinde otururken de kendisini bir sığıntı gibi hissediyordu. Sevgi. Sevgi. Hikmet. Hamit Beyle Süreyya Hanım. İkisi de küçümsenmişti. hattâ Hamit Bey. mobilyalar arasında oturmak istiyordu. durup dururken. kukuletalı yeşil gocuğunu üstüne geçirdi ve bir taksiye binerek Hikmet'in evine gitti. Sevgi. Sevgi'yi evine çağırdı. yağmurlu bir öğle üzeri.» dedi. hemen İngilizce konuşmasını rica etti. çünkü Hikmet gibi düşünüyordu. toplumun bir kenarına itilmişti. bu telaşı beğenmedi. Hikmet. bir kadın. «Ben geldim. Hikmet'i çok seviyorlardı gerçekten: Her zaman bekleriz. Bir 'dul kadın' sözü duymuştu. kimse onun evine gelmekten söz etmiyordu. Selim Beyle Sevgi arasındaki gerginlik biraz azaldı. o değil. diyorlardı ona. kendisi çıktı dışarı. Herkese akıl öğreten Hikmet. Sevgi bunu hissetmişti. Sevgi de bu teklifi gözleriyle kabul etmişti. Nursel Hanımın. Hikmet de yeni odasında büzülüp kalmıştı. onun tek odasına girdi. kâğıda baktı. Hikmet'in geldiği gün üstünde olan elbisesini giydi. dul kadın korkusunu atlatan Süreyya Hanım tarafından iyi karşılandı. Sevgi bu yaşantıya hak kazandığını ileri sürüyordu (içinden). Hikmet'in evlenme haberi de beklenen (Hikmet tarafından) ilgiyi uyandırmadı. Bir iki gün sonra. (Hikmet.» diyorlardı başkalarına karşı. «Bir kadınla. bacaklarını birleştirdi. Evde 'yürürlükte olan durgunluğu' kitap okunmamasına ve Sevgi'nin bir süs eşyası gibi —güzel bir porselen. oğullarının bu yüz kızartıcı davranışını. hiç bir şey söylemeden başını önüne eğdi. biraz saygıyla karşısında oturduğu Sevgi'den. Aslında herkes birbirine gidip geliyordu. Galiba ona biraz acınıyordu. Sadece. Üstelik. bir türlü üniversiteyi bitirememişti. küçük ve fakir bir odaya yerleşmişti. Süreyya Hanım.» diyerek sözü kapattı Hikmet. babasının evinden çıkmış. onun yabancı bir okulu bitirdiğini öğrenince. bir sandalyenin üzerine oturdu. Sevgi kendi isteğiyle divandan kalktı. bu insanlar ve eşyalar arasında küçüldüğünü. fakülteyi bitirmek için de üç dersim var. kaç ay çalışmam gerek? Dergilere. Bir kâğıda adresini yazarak uzattı: «Muhakkak gelmelisiniz: Yalnızlığınızı gün ışığına çıkarmalıyız.» Güzel sözler söylemeğe özenen ve söylemeğe çalışırken de kendinden utanan bir görünüşü vardı.236 ti: «Gazetelere. Fakat Sevgi. Süreyya Hanım çok endişelendi: «Kiminle evleniyorsun?» diye sordu telaşla. 'Bir evi olmak' daha başlangıçta anlamını kaybetmek üzereydi. «Demek kız değil. kelimeleri bulmağa çalışırken. Hikmet'i Selim Beyle tanıştırdı.) Sevgi Süreyya Hanımla Hamit Beyi beğenmediğini Hikmet'e söylemedi. pencerelere perde bile koymamıştı. İkisi de daha önce. böyle bir yer yok sayılıyordu. Çok odalı evlerde. Kendini beğenmiyordu. ama herkesin düzenli bir evi vardı. Evlerinde dört beş odaları filan olan evli arkadaşları da. babasını odadan çıkarmanın güçlüğünü düşünerek. şimdiye kadar sahip çıkan olmamıştı. Herkesi yargılayan ve kimseyi beğenmeyen Sevgi'ye. Kendi evinde de yenilgiye uğramıştı. Hikmet de büyük odalı aydınlık arkadaş evlerinde otu-239 bilmek için.» diye üzüldü. ellerini bacaklarının üstüne koydu ve düz bir sesle. dergilere küçük derlemeler yaparım. kadının çevresinde dönmesinden ve Sevgi'nin gözlerindeki ilgiden hoşlanmışa benziyordu. kadınların itirazlarına rağmen gitti mumu söndürdü. küçümsendiğini aklına bile getirmiyordu. Nursel Hanım çay yapmak için odadan çıkınca. ona öğütler veriyorlardı. Bir süre sonra —annesinin sessiz baskısı sonucu— babasının evinde daha sık kalmağa başlamıştı. . kutsal heykelin önünde yanan mumla alay etti. «Hayır.» diye homurdandı cevap olarak. o kadar. 237 10 MÜCEVHERLER Sevgi. Yalnız.» Hikmet. Hikmet de bu yüzden. Sevgi'ye. Ne var ki. solgunluğunun nedenini sordu. resmen evlenme teklifinde bulunmuştu.

kendine yanlış bir tedavi uyguluyordu. Zaten nikâhta da bir sürü kusuru olmuştu Hikmetle Sevgi'nin: Davetiyeler güzel değildi.) Hikmet. Hikmet. bir gün. Ergun'un 'Dokunacak sonra amca' uyarısına rağmen sade kahvesini içti.) Sevgi'yi dolaştırıyordu Hikmet: İşte bunu ben buldum. Konuşurken başını dik tutabildiği halde. Sevgi. 'Nasıl olur? Ben amcamın 242 I kadına.» diyen Nursel Hanıma bir karşılık bulup söyleyemedi. durum kötüydü.mahkemelere gidiyor. yani dul kadın değil— belki koltuk da bulurum —hayır. şimdiye kadar bu çocuğa neden doğru dürüst birini bulamadık? diye üzüldüler. Sevgi'den başka yeni bir şey getirememişti. masa yoktu. İster misin Selim Amcanın birden Sevgi'ye acıyacağı tutsun da mirasından ona bir pay ayırsın? (Bunları düşünürken Ergun.) Sevgi de. Sonunda Hikmet. Selim Bey gibi Ergun da. doktorlardan amcasının bunamış olduğunu belgeleyen raporlar alıyordu. Sevgi de bütün bu yakın arkadaşları. Sevgi ile küçük odasında otururken Hikmet'i biraz üzüyordu. bir tüccarın yanında düşük bir ücretle iş buldu ve iki ay sonra da Sevgi ile evlendi. masalar insanın kendi parasıyla mı almıyordu? 'Kız tarafı' denen bir şey vardı. (Allah kahretsin! Babası da. yalnız Selim Bey görünüyordu. Kimler? En yakınları.) Nursel Hanım da bazı kıskançlık belirtileri gösterdi. (Bu yüzden hiç bir şey söylemeden ayrıldılar bu evden. kendisine çok iyi davranamadığını sezdi. bu ziyaretten sonra. serserilikle ve hiç bir şey olamamakla suçladı. Oysa. amcasının paralan bakımından endişeliydi: İnsanlara güvenilmezdi. şeker kutuları kötü bir kartondan yapılmıştı. «Ne yapalım? Biz de serseriyiz. (Neredeyse uğursuz fransızca ismi de söyleyecekti. küçük defterine birkaç satır yazdı: . fakat doğrusu bu ev için söylenebilecek olumlu tek söz yoktu.» denildi (arkalarından). Selim Bey de —durumdan üzgün görünmemekle birlikte— bu evliliğin. «Daha evlenmeden Hikmet'in evine bu kadar sık gitmen doğru değil. işte tıpkı böyle gülümserdi. Selim Bey bile bir gün Ergun'la birlikte. Onlara göre Hikmet. minderlere oturdular. resmî bir sıfatı olmasa da. (Bu perdesizlik. Evet. Hikmet'in gözlerine bakınca vazgeçti. Selim Bey de bir zamanlar çok alay ettiği Süleyman Turgut Bey kadar —belki ondan çok— cimri olmuştu. Kimse de bu serserilere yardım etmiyordu.) Günler.) Bütün bunlar gene de anlayışla karşılanmıştı. Hikmet'in arkadaşları da. (Sevgi'nin üzülerek gördüğü gibi. dünyaya meydan okuyan bir tavır takındığını söylüyorlardı. Bununla birlikte. İşte ben diyordu. Perdeler gene yoktu. yeni evlilere oturmaya gittiler ve yerlere. bakın bir kadın buldum —hayır kız. Bu gösteri pek başarılı olmadı: Mesela Naciye Teyze ile Asuman. koltuklar yoktu. Ortada kız tarafı olarak. hattâ Sevgi'yi bir zamanlar Selim amcayı ihmal etmekle suçlayan Ergun'a bile katıldı. Sevgi'yle Hikmet'in evlerine daha taşınmadıklarını düşünerek bir süre uğramadılar onlara. kendiliğinden geldi ve evin tek küçük koltuğunda. daha önce belki birden fazla odası bulunan bir ev bulurum— perdelerim de olur. ikram edilen çayları.) Hikmet de. kapı kapı dolaşmalarına karşı çıkmıyordu. evlerine gittiği kimseleri küçümsemekle birlikte. Başarısız bir başlangıç olmuştu. Hesabını bilen bazı arkadaşlar da Sevgi'nin öksüz oluşunu iyi karşılamadılar: Hikmet ne sanıyordu yani? Bütün bu halılar. kucaklarında içtiler. anlaşılan beceremeyecekti. yeni tuttuğu evine.» demişti Sevgi. (Kimse yememişti. bu olaylara üzülmek ya da aldırmamakla geçiyordu ve yeni bir düzen kurmak için ne Hikmet ne de Sevgi bir atılımda bulunmuyordu. hayalinde . güzel bulmadılar Sevgi'yi. başına 'bir masraf kapısı' açmasından endişelenmişti. bir münasebetsizlik yapmadan önce. Üstelik Hikmet'in. Sevgi de. bu 'yuva' denilen şeyi. bütün bunları sezince savunma durumuna geçerek işleri daha çok karıştırdı. Çıplak pencereleri gören arkadaşları. Uğradıkları zaman da şaşırdılar. pekâla Asumanla evlenebilirdi. ama badem şekerleri de bayattı galiba. «Hikmet. yaşantılarıyla yaranmak istiyordu insanlara. Bütün isteğine rağmen. zavallı Hamit Bey de. yaşantılarını savunamayacak kadar güçsüz hissediyordu kendini.Hikmet —belki de kendisini beceriksiz ve başarısız bulduğu için— Sevgi'yi herkese beğendirmek zorunda olduğunu sanıyordu. kız tarafının arasında dolaştı-rılırken. Bunu bildiği halde gene de gülümsüyordu Hikmet: Yaşantısının kısır çemberini yırtmalıydı. her240 değil mi? demek istiyordu utangaç gülümsemesiyle.

Ben iç dengemi kaybetmedim. «Sen de yazacaksın muhakkak. iki lastiğin birden patlaması. arabada ve meyhanede ve her yerde masallarını anlatmağa devam ediyordu. Dumrul da. para kazanmak istiyordu. Onlar da hesabı ödüyorlardı. bunları beğendim demesine şaşmıştı. direksiyonda boşluk olması. Çalıştığı çevrede zengin gençler tanımıştı: Hikmet'in sözlerini ilginç bulan. Bana haksızlıklar yapanlar yanıldılar. Başka üzüntüleri de vardı Hikmet'in. Yazmak istemiyordu. radyatörün su kaynatması. sonra hep birlikte arabalara biniliyor. Hikmet. Hikmet'in göreviydi. Herkesin okumaya vakti olmadığı için. 'mutluluk' 243 sözünün biraz fazla. Evet. Dumrul'a göre hastalık. Hikmet buna da üzülmüştü. Hikmetin kafasında — belki de beyninin kıvrımları arasında— geçici ve sinsi bir uykuya dalmıştı. «Belki bir gün roman da yazarım. büfesiz odaları yadırgamayan gençler. Sevgi'yle Hikmet'in evi kısa bir süre sonra. bu dünya aslında yoktu. Bugün Selim Amca geldi. ne bileyim canım. küçük yazıları karıştırdı ve gülerek.» Hikmet. sürekli olarak yeni heyecanlar yaşamıyordu. hep havada kalıyordu. Böyle insanlar. oturduğu koltukta.242 GEÇEN GÜNLER ÜZERÎNE Dört ay önce Hikmeti tanıdım. Hikmet'in hikâyeleri hiç bir zaman olaylarla beslenmiyordu. koltukların yeni yüz istemesi gibi son derece elle tutulur gerçekler. oysa. Sevgi'yi savunamadığmı gördükçe ne yapacağını bilemiyordu. bu roman sözünden pek hoşlanmadı. meyhanelere gidiliyordu.] Fakat Hikmet üzülüyordu: Onlar gibi zengin olmak istiyordu. Demek bütün bu üzüntüleri yaşamaya ihtiyacım varmış. Aslında karanlık bir dünyaydı bu. parçacılarda ön cam satılmaması. onlara romanlar yaratıyordu Hikmet. Dumrul da. İyileşmekte olan iki hastaya benziyorlardı. İnsan bu evde. onların bu durumunu —özellikle Hikmet'inkini— geçici bir iyileşme sayıyordu. Bunları konuşurken Sevgi'ye hak verdiği için üzülüyordu. Herkes içini çekiyordu bunları dinlerken. mutluluğu bulamamış kıskanç kişilerdendi. mutluluklarını paylaşacak kimseleri yoktu. Sevgi. çimenli tepelere tırmanıyorlardı. hem de akrabalar ve artık yavaş yavaş uzaklaşan eski arkadaşlar gibi gümüş sigara tablası filan değil. Evlerindeki koltuk sayısı da bir türlü ikiye çıkmıyordu. küçücük bir parçaya dünya kadar para verilmesi. «Bu mücevherleri sen mi dizdin karıcığım?» diye sordu. Ayrıca. salondaki tek koltuğa oturarak onlara kendi dünyasından hikâyeler anlatıyordu. bir gün bu küçük defteri gördü.lsuuu uı ^ savunacak kadar kendini güçlü hissetmediği için üzülüyordu.» dedi Sevgi. masa ve koltuk ve yatak odası takımı ve halı almak istiyordu. bunu Hikmet de biliyordu. mutluluğa gölge düşüren kimselerle birlikte olunamazdı. birer soyut kavram durumuna düşüyordu.) Onunla görüşmek istemiyordu Sevgi. bu dünyayı zengin dostları için aydınlatmayı biliyordu. j>exaerice bir keyfi yok muydu? Yollarda. genellikle hoş karşılanmıyordu: Birkaç yıl sonra sizi de görürüz. pahalı meyhanelere. mutlu olduklarını ileri süren insanlar. Dumrul'u sevmiyordu ve Hikmet de böyle sözlerden hoşlanmıyordu. deniyordu. Mutlu insanlar aslında kimseye görünmemeliydi. Hikmet. park yerlerinin yetersizliği. Esaslı şeyler getiriyorlardı. bu ¦mücevherleri Dumrul'a gerekli şekilde anlatamadığını. (Sevgi öyle söylüyordu. tanıdıklarını evlerine çağırmazlardi: Dumrul gibi. Hikmet. Ayrıca Sevgi ile Hikmet'e hediyeler getiriyorlardı. Hikmet'in. Nursel Hanım da şaşırdı. artık bir araba244 tamda marşın basmaması. Ben de neredeyse şaşıracaktım. Sevgi itiraz ediyordu: Her eşyayı birer birer almanın. Artık günler daha hızlı geçiyor. bir sahne sonra ne olacağını merak etmiyordu. yoksa bu karanlık çekilmezdi. Çünkü Ergun onu şaşırttı: Benim hakkımda zavallı ihtiyara yalanlar söyledi. geniş gölgeli ağaçların altında birlikte dolaşıyorlar. yeni arabaların pahalı oluşu. (İnsanın neye ihtiyacı olduğunu biliyorlardı. Hikmet üzülüyordu. mesela perde getiriyorlardı. evindeki kanapesiz. Herkes biliyordu ki. oyunu kurallarına göre oynamak istiyordu. yolda giderken arabanın ses yapması. İşinde ilerlemek istiyordu. Acı günleri geride bıraktım. bu. gördüğü bu ilgiyi de kaybetti. Ona acıyorum. kapı kollarının bozulması. Herkes şaşırıyor. . . Ayrıca. Hikmet. arabanın çabuk hararet yapması. Konuşulduğunu nisaeuiyuiuu. Sevgi'nin 'Mücevherlerini okuduğu zaman beğenmemişti. Dumrul. Onun mutlu olmasını dilerim.

İşte o zaman kendini güçsüz hissetti. Ergun'un kolunda yavaş adımlarla giriyordu odaya Selim Bey. Sevgi. yumuşak bir gülümsemeyle çevresine bakıyordu. tek sofra örtüsünü yıkatıp ütületmişti bir gün önce. Bir işi çıkmıştı canım. Bu evde dedikodu da yapılamıyordu. Sonra Sevgi'ye anlattı bunu. Fakat bir türlü zili çalmamıştı Dumrul.» dedi Sevgi. Evet. (Zaten son günlerde. böyle partilerde içkiyi fazla kaçırıyor. Ergun'un iki yaşındaki oğlu. Bugün sağlam inançlarım var. defterden rastgele bir sayfa açtı. Sevgi'yi beğenmemek. Tam sokağa çıkacağı zaman karısıyla kavga etmişti Dumrul.» Fakat bu Dumrul'du. Hayır. Peki. Hikmet'in hastalığı neydi? Bilinmiyordu ya da yalnız Sevgi biliyordu. «Kimse senin gibi hissedemez. Bazı şeyleri de düşünmekten korkuyordum. Hikmet için korkuyordu. bu sırada iki parça sehpanın üstü yere düştü. kapı açılıncaya kadar ge246 masaya oturabileceklerdi. devirecek eşya bulamadığı için bir kenarda üzgün duruyordu. Dumrul. Hikmeti beğenmemek demekti. Hikmet artık böyle açık konuşmalardan hoşlanmıyordu. Dumrul'a açıkça söylemediği şeylerin sayısı artıyordu. geçinemiyordu işte.İnsan. Bu korkusunu Hikmet'e belli etmek istemiyordu.akıldan yana 245 Sevgi'den yanaydı. hiç duyulmamış yüksek seslerle tartışmalara giriyordu. Bilge. Dumrul. bir kursta İngilizce öğretiyordu bazı fünler— Hikmet'e uğruyordu. Neden anlamadığını da açıklayamadı. Nursel Hanımın evinden getirilen iki parça sehpanın üstünde Sevgi'nin küçük defteri duruyordu. Sevgi'nin evde olmadığı zamanlar —Sevgi. Hikmet söyleniyordu: İnsanın^ya arkadaşından ya.da. Dumrul. Her şeyi öyle düzenlemişti ki. hastalıktan yeni kalkmış biri gibi. Her zaman kavga ediyorlardı. Onları partilere çağırmak da yararlı olmuyordu: Kim diye takdim edeceklerdi Sevgi'yle Hik-met'i? Kimse de onlar gittikten sonra. adamlara resmen saldırıyordu. yani yükselip alçalmaların yokluğu göze çarpıyordu. bu sözlere karşılık vermeden defteri sehpadan aldı. neredeyse bunları konuşmaktan utanacak gibi oluyordu. Karanlık düşünceli arkadaşlarının yeniden eve dolmasından korkuyordu. son kalan gücünü kaybetmeğe başlamıştı. fakat Dumrul'a bunu açıkça söylemedi. yüksek sesle okudu: YAĞMURLU BİR GÜN Soğuk bir yağmur yağıyordu. «Senin ayakta kendi başına durmana dayanamıyorlar. Dumrul bazen ka-nsmı getiriyor. Hikmet. Sevgi'nin böyle konuşmalardan başı ağrıyordu. ona da bardak ve tabak yetişmezdi. Hikmet de —hasta olduğunu unutup— tartışmaya katılıyordu bazen. Sevgi'nin getirdiği sade kahvesini gene içiyordu. Ve işte o zaman evin boşluğu ve heyecansızlığı. Düşünceler de insanları iyileştirebilir. İnsan da her zaman Sevgi'nin verdiği öğütleri dinlemekten sıkılıyordu doğrusu.» dedi Sevgi. koltuğunda. Karısıyla neden hiç geçinememişti? Evet.) Ergun'un beylik itirazlarına rağmen. Sıkıntıya alışıktım. Sevgi'yi beğenmiyorlardı. Dumrul zili çaldığı zaman. Hikmet de canlılığını. heyecanlanmamalıydı Hikmet.» diye karşılık verdi Dumrul'a. Bazı güzellikler herkesle paylaşılamazdı. Ergun'un oğluna da aynı biçimde davranılıyordu yaramazlık yaptığı zaman. Önceleri birkaç kişi vardı gelip giden. Karısının dalgınlığını bildiği için. artık arkadaşlarına muhtaç olmamasını çekemiyorlardı. Hemen Hikmet'in eline bir kâğıt kalem veriliyordu. Dumrul hafifçe gülümsedi. Oturup resim yapmalıydı mesela. Hikmet'in evine ilk çağrıldığı zaman da gelmemişti. Sevgi de hastaydı: Gece misafirler biraz geç saatlere kadar oturunca Sevgi'nin başı . Sevgi'nin 'Mücevherlerini beğenmediğini de böyle bir gün açıkça söylemişti. Doğru. bu Dumrul evlenme törenine bile gelmemişti. Hikmet bu gülümsemeyi sevmedi. Belki bu evde bir kokteyl parti verilebilirdi. Sonra. Bu evde oturacak yer sayısı bir arabadakinden daha azdı. Hikmet'in. Buna izin verilemezdi.) Dumrul. Ayrıca Hikmet. Bilge de geçerken uğruyordu. «Böyle bir yazıyı nasıl beğenebilirsin Hikmet?» «Anlamıyorsun azizim. Neden yalnız gelmemişti? Bir sürü yere tek başına gidiyordu oysa. Hayır. Hele arabalıdostlar da uğramaz olduktan sonra evin tek koltuğuna gömülüp kalmıştı. Bütün günü sobanın başında geçirirdim. «Neler düşünüyordun?» Belirli düşüncelerim yoktu. «Canın sıkılıyor mu?» diye sordu. «Kitap okumaz miydin?» İhtiyacım yoktu herhalde. ama.. «Üzülme. (Bir kalp rahatsızlığı geçirmişti. böyle toplantılarda hiç konuşulmayan konularda. önüne gelenle. tartışma ne demek. 'Kimdi bu sevimli çift?' diye sormuyordu. bir köşede Dumrul'la tartışıyordu. Hikmet sofrayı ne kadar özenerek kurmuştu.

Bir gece Hikmet. Onlar da yalnız kaldılar. doktorlara gitmiyorlardı.» diyordu Sevgi. şartları biraz daha elverişsiz de olsa.ağrımaya başlıyordu. belki alışveriş de etmeyeceklerdi. Herkes evine gitti. birden ağlamağa başladı. Peki. herkes onlara pahalı satıyordu malını bu yüzden. diye düşündü Hikmet. böyle evler bulanlar da çıkmıştı. önünden deniz geçen bir yer bulunabilirdi. iki tarafı da boş gözlerle seyrediyordu. Kolayca içini döken bunca insan varken. Hikmet. Onlara ucuz alışveriş edilen yerler. onlara gelmedi. yatmaya götürdü. Hikmet'in yapmış olduğu bazı. Deniz kıyısındaki evi tutma-dıklan için. onlar mutluluklarını yalnız yaşamak istiyorlarmış. Sevgi'yle Hikmet bu kıyametten korunmalıydı. Sevgi de çocuğu kolundan tuttu ve azarlayarak içeriye. sözün gelişi bir yalnızlık değildi: Kelimenin. şu anda ne oluyordu? Kim haklıydı? İyi bir şey mi oluyordu. onlar da yalnız kaldılar. baba. «Neyin var kancığım?» diyordu Hikmet. Arabalı arkadaşların son kalıntıları da aynı gece Sev-gi'yle Hikmet'e 'Şöyle bir uğramışlardı' geç vakit. habersiz yakalanmamalıydı.» demişti Dumrul. Aslında sadece bir seyirci olmak istiyordu. bağırarak Er-gun'a saldırırken küçük Demir. uzak da olsa. «Hiç. Dumrul. onları 'şöyle bir dolaş247 namayacağı için oturdular. İnsanın içinden gelmiyordu bu güneşsiz eve uğramak. Dünyanın sonu gelmişti. her yer dağınıktı. Dinlemiyorlardı ki. Belirsiz hastalıkları ve sürekli bitkinlikleri de ilgi çekmiyordu artık. Sevgi öyle söylemiyor muydu. kayınpeder gibi . her zaman üşüdüğü için. Bütün düzenlemeleri Sevgi yapmalıydı. Hikmet'in yaptığı bir iki resmin de arkası gelmemişti. kimse denize girmek için mayosunu alıp. işine uzak yerde oturmamalıydı. onun eğ-lendirilmesi gerekiyordu sadece. Ay-nca. Dinlenmek için ne yapmışlardı? Yıllar boyunca neler yaşamışlardı ki şimdi böyle bitkin görünüyorlardı? Bilinmiyordu. durumlanndan yakınmıyorlardı bile. Bir şey alırken de öyle isteksiz görünüyorlardı ki. Arabalıdostla-rın Bilge'yle yanındaki 'arkadaşına' meraklı gözlerle baktıklarını ve içlerinden geçirdikleri 'Bilge o adamla evli mi?' sorusunu farketmiyordu. Aynca. Ne sanıyorlardı kendilerini? Onlar da yalnız kaldılar. Bilge mutfaktan çıkmıyordu. Sevgi. babası azarlandığı için. Onlar hararetle tartışırken Sevgi. Arabalı dostların evlerinde. Bu. Hiç dinlemiyorlardı. dediler. Hikmet bir seyirciydi. fakat herkes. Akşam eve dönünce Hikmet'i sessizlik karşılıyordu. belki onlara daha sık gelinirdi. resimler —Nursel Hanımın onu yetenekli bulması yüzünden kısa bir süre yaptığı resimler— kaldı duvarlarda. «Genç yaşta emekliye ayrıldınız. küçük Demir bile yatağından kalkıp gelmişti. sözlükteki anlamıyla bir yalnızlıktı: Yan-lannda başkalan bulunmuyordu. bir köşede uyukluyordu. yoksa kötü bir şey mi? Hikmet ayrıntılarla ilgilenmiyordu. göz kapakları ağırlaşıyordu. Tavsiye edilen ilaçlan almıyorlardı. doğrusu kimsenin zorla onlann ağzından laf almağa niyeti yoktu. Sevgi de. yorgun bir hakem gibi. Anne. içkimizle gelip bir sofra kuramayız mehtaba karşı. o kadar tarif edilmişti. sözde 'memnun oîmak'la birlikte onlarla karşılaşmaktan hiç hoşlanmamıştı. Çaylar konuluyordu. Hikmet bile başını önüne eğenler arasındaydı. Deniz kıyısında bir evleri olsaydı. eski üşümesi geliyordu üzerine. bardaklar yetişmiyordu. kış günleri. Bakkal da evlerine uğramasa. sorulursa söylüyorlardı. Bırakalım istedikleri gibi yaşasınlar. Hikmet de yorulurdu. uykulu gözlerle onları seyrediyordu. Üstlerine vazife olmadığı halde. Hikmetle Sevgi'ye o kadar söylenmişti: Aynı paraya. Dumrul'un ince alaylarını duymuyordu. Geçmişlerini bile anlatmıyorlardı. Caddeye yakın diye bu gün görmez yere tıkılıp kalmışlardı. mutfaktan çıkmadığı 248 de hareket yoktu. Ve bıraktılar. Onlar da yalnız kaldılar. Sevgiyle Hikmet yalnız dinleniyordu. Birbirleriyle de konuşmuyorlardı. Dumrul'un dediği gibi aşk bir tembellikti. kaynana. bırakalım yaşasınlar. bütün gün koşuştuğu halde. dediler. Hikmet boş bulunmamalıydı. denize pek meraklı değildi. Arabalıdostlar. resim yapalım biz. Hikmet de onun bakışlarına göre hareket etmeliydi. kimin azarlandığını ve yatmaya götürülmek istendiğini anlayarak başını önüne eğmişti. Bilge'nin ortadan kaybolduğunu görmüyordu. Sevgi. Bahçeleri olmadığı için. bir çalar saat gibi onu uyandırmalıydı yalnız. Bize kâğıt ve kalem verin.

Deniz kıyılarında. herkes büyüklerin baskısından kurtulmak isterdi. fakat her şeyi seziyorum. takılıp kal251 . Deliksiz bir uyku çekecek kadar yorulmadık da ondan. erken gelenler tarafından kapılmıştı— katı yumurtalarını kırdılar. Karanlıkta gözleri dat ha iyi gören yarasalar gibi. Ertesi gün tepelere tırmanıyorlardı.) Bütün bu temiz havaya rağmen. çocuklarımızın terbiyelerini bozuyorlar. Oturup yazmak için sadece. Artık bir roman yazacak kadar yaşantım var.uzaktan bu yalnızlığı gideren kimseleri de yoktu. bir süre sonra Hikmet'in kollarından sıyrıldı Sevgi. araçlardan indiler. Hikmet terledi. kırlara. Onlara böyle bir baskı yapılma249 İL HALK KÜTÜPHANESİ r mediklerini bilmeden bağımsız kalmışlardı. ağlamasını kesti bir süre sonra. gözlerini kırpıştırarak. Pelki de büyüklerin görünmez. sorumluluklar diye düşündü. konuşmadan uyku vaktini beklediler. güneşten rahatsız oldukları için.» diye karşılık verdi. Başkaları gibi yaşamasını bilmeyenler. Bitkin bir durumda kendilerini koltuğa. Sevgi. Hikmet. sinemalara gittiler sıcak yaz günlerinde: Sevgi uyudu. gittikçe artan bir isteksizlikle. divana attılar. Hikmet. Çocuklar istemese de onlara bir iki parça bir şey alınırdı —mesela bir halı— ve hiç olmazsa insan. dönerken bir de onları geri taşıdılar. koltuğuna döndü. Konuşmadan öylece oturdular. neden olduğunu bilmeden bir suçluluk duygusu kapladı içini. (Bunu da Bilge'den öğrenmişlerdi. Geceleri. deniz kıyılarına gittiler. insanın temiz havaya ihtiyacı var. defteri aldı ve açık duran sayfayı okudu: BİR TAKIM İNSANLAR Onlar mutluluklara düşmandır. Bununla birlikte Sevgiyle Hikmet. Kelimenin bütün anlamıyla yalnızlık biraz garipti. İkisi de bu işte oldukça güçlük çekiyordu. bulabildikleri boş bir ağacın altına oturdular —iyi ve gölgeli ağaçlar. salona. acıklı olaylan da kimse duymamıştı. denize giren ve top oynayan ve kumları sıçratan ve koşuşan kalabalığı seyrettiler.) Sağlam deniz havasını içlerine çekiyorlardı. Sonra. saçlarını okşadı. bakkaldan manavdan aldıkları yiyecekleri doldurdular. Sonra. yiyeceklerin hepsini bitiremediler. bir dik yamacın zor bir noktasında kalıyordu Sevgi: Ne ileri ne geri gidebiliyordu. bir trafik kazasında vefat etmişti. Önlerinden takalar geçiyordu: Ne sıcak renklere boyanmış tekneler! diyorlardı. bir ilgilenmesi olurdu. işini sevmediğini düşündü. başkalarını taklit etmeliydi. Hikmet'e beyaz bir pantalon bile alındı. Sevgi'nin ayakkabıları ayağından çıkıyordu. Bizi de şaşırtmak istiyorlar. ağaçlıklara. «Neyin var kancığım?» diye sordu. söz arasında büyüklerinden yakmabilirdi. yatak odasına gitti: Sevgi'nin uyumuş olduğunu gördü.) Herkes büyüklerinden yakınırdı. Bazı zamanlarda sessizce ağladı: Hikmet. diyorlardı. «Hiç. Yorgunum. yatak odasına yürü250 huysuzlaştığmı düşündü. o renkle o rengi hangi ressam yanyana getirmeye cesaret edebilir? (Bunları Nursel Hanımdan öğrenmişlerdi. Yorgunlukları büyüdü. yalnızlıklarını yaşamağa çalıştılar. ah ne kadar güzel! diyorlardı. Onlar da ellerinden geleni yapıyorlardı: Deniz kıyısında bir kahveye oturuyorlar. Sevgi'nin bir şeyler beklediğini. mutlak bir gecenin olmasını' beklerler. Sevgi de. hissedilmez bir yardımı ne bileyim. herkes gibi açık renk elbiseler giydiler. Bir torbanın içine. ne söyleyeceğini şaşırdı. Hikmet. Yatak odası takımına ait bitirilmiş tek parça eşya olan yatağın bir köşesine kıvrıl-mıştı Sevgi. gittikçe artan bir halsizlikle. Onu kucağına oturttu. Bu kısa. bir şeyler istediğini sezdi. diyorlardı. dağınıklığından kendini sorumlu saydı-. Deniz havası bize iyi geldi. arada dostların hatırı olmasa patronun belki de kendisini işten çıkaracağını düşündü. Kalktı. çok şımartarak filan diyebilirdi. abajursuz ve avizesiz ve çıplak elektriklerin altında. (Süreyya Hanım. diyorlardı. evli bir erkek diye düşündü. Hikmet de. Yazın. tuzu unuttukları için yumurtaları tuzsuz yediler. yerde küçük defteri duruyordu. Evin düzensizliğinden. elleriyle topraklara tutunarak güçlükle karısının yanına ulaşıyordu: Erkek olduğu için daha kolay yürüyordu ne de olsa. Kederli eşi de birkaç ay sonra amansız bir hastalıktan ölmüştü. Sevgi'yi. Araçlara bindiler. Yorgun argın. gölgeli taşların üstüne oturdular. gece iyi uyuyamıyorlardı.

onun da işlerinin yolunda olmadığı. Bilge de geç vakitler uğruyordu. Buraya kadar çıkmak zor oldu ama. kurulacak yeni işi anlatıyordu. 252 hissetmiyordu. yeniden bu evle ilgilenmeğe başladılar. Sevgi. Dumrul'u da getirmişti. zaten. Hikmet bazı geceler. tam istedikleri gibi. «Sen yazmalısın artık azizim. ucuz olduğunu düşündükleri bir gazinoya giriyorlar.» dedi. «Artık kendine yazık edemezsin. Sevgi. bir iki arkadaşın da yanılıp uğradığı oluyordu.dinleniyorlardı sonra. yarım naıaiı sucunu bitirmeğe çalışıyordu.K. Ne yazık ki.» «Hikmet. geçen kadınlara bakarak başını sallıyordu. diyorlardı. Hikmet de. Belki de kimse böyle yüksek bir noktaya çıkmamıştı şimdiye kadar. Deniz kıyısında oturuyorlardı ve Sevgi. Karısıyla yalnız kalmak istemiyordu. bu parayla bir iş kurulmasını istiyordu. Karısını uyandırmadan salona gir253 uı. bu parayla çalışmadan nasıl yaşanabileceğini kuruyordu kafasında: Bir evde en ucuz kaça oturulabilirdi? Bir günlük yiyecek kaç para tutardı? Sevgi de iş yeri olarak kullanacakları binayı tarif ediyordu: O gün çok elverişli bir han görmüştü. bir keresinde ayağı kaydı. Meyhanelere gidiyordu Hikmet ve orada konuşulanları evde anlatmıyordu. Hikmet. Artık Hikmet'in de bazı itiraflarda bulunması bekleniyordu. Bir de. bir yerlerde bir şeyler yapacağını hissediyordu. eşyalarının bir türlü dolduramadığı salonda bütün gece yalnız başına düşünüyordu. Herhalde söze nereden başlanacağını bilemiyordu. Bu evde çürüyemezsin!» Seslerinden uyanan Sevgi kapıda göründü. Üstelik Hikmet. bir gece eve çok geç döndü: Sabah oluyordu. Sonra bu zaman. Hikmet'e babasından biraz para kalmıştı. Belki Bilge'ye bir şeyler söyleyebilirdi. vşleri yolunda olmayanlar geliyorlardı. Biz serseri değil miyiz? diye tekrarlıyordu Hikmet: Böyle şeylere aldırır mıyız? Böyle şeylere aldırmıyorlardı. fakat Bilge de konuşmuyordu. erkenden uyukluyordu. uumrui Sctntınctra. Bir sandalyeye çöktü: «Asıl sen yazmalısın bu evde. her seferinde bacaklarına saldıran bu arsız otlar yüzünden kaşınıp duruyorlardı. Hikmet de denize. düşünmek için ona fazla geldiği için okumaya başladı. yapraklara. Oysa Hikmet. bir çukura girdi. Tam kaça çıkar böyle bir yaşantı diye aklından geçiriyordu Hikmet. Anlamadığı kâğıtların bütün gün ortada dolaştığı bir yazıhaneyi artık görmek istemiyordu. Sevgi'nin uyumuş olduğunu ve Hikmet'in tek başına okuduğunu görenler. o günlerde. Sevgi'nin sinirleri bozuktu: Evde gürültülü bir kalabalık görmektense kocasının çıkmasına katlanıyordu. Bileği burkulduğu için bir ay topalladı. karısı yattıktan sonra da sokağa çıkmağa başladı.» diyordu. Bir gece de eve geç döndü: Sevgi yatmıştı. meyhanede de karısından söz etmiyordu. gülümseyerek. Ertesi gün bu olayın üstünde çok durulmadı. Bazen. Hafta sonlarında gene tabiatı görmeğe gidiyordu Sevgi ile birlikte. jutipiaiiiua. hesap beklenilenden az gelmişti. Daha çok. Sevgi'nin sözlerine başını sallarken. Selim amca ölmüştü ve tahminlerin tersine Sevgi'ye biraz para bırakmıştı. Hikmet. İnce geceliğinin önünü elleriyle . Bazı günler. hiç bir şeye aldırmadığı halde. yanında çalıştığı tüccarı bırakmış ve memur olmuştu. aldıracak çok az şey kalmıştı. bir keresinde bu para düşürülmüştü. Sevgi pantalon cebini dikmeyi unuttuğu için. Söz arasında. ısırgan otlarından kurtulmasını bilemiyorlardı. okudukları üzerinde fikir yürütmeğe de başlamıştı. Allahtan. nedense bu parayı saklamak istiyordu. Hikmet güldü: «Ne yapabilirim durup dururken?» «Hayır!» diye bağırdı Dumrul. güzel manzaralar için eskisi kadar eziyete girmiyorlardı. Memurluk başkaydı: Kâğıtlar kaybolsa bile bu durumdan kimse sorumlu tutulmuyordu. çocuklar gibi hür hissediyordu kendini. üstü kapalı bir biçimde söyleniyordu. her mezeyi ısmarlarken yeniden hesap yapıyor. Bir gün. biraz içiyorlardı. manzara da hiç bir yerden böyle görünmez. Ne yazık ki Hikmet. yol parası dışında cebinde ne kaldığını sayıyordu. Yanına Dumrul'u alıp geliyordu eve. Belirli günlerde muhakkak belirli yerlere vermesi gereken belgelerle insanın ilişiği yoktu memurlukta.uk. Sevgi'nin 'Mücevherleri çoktan bıraktığını söyledi.. (Yol parası ayrı bir cepte taşınıyordu). Tepelere tırmanıyorlardı. Yavaş bir sesle —karısı uyanmasın diye— kitaplar hakkında değişik sözler ediyordu. bu 'serbest iş' meselesi konuşulacak korkusuyla Hikmet eve dönmek istemiyordu: 'serbest' olmaktan korkuyordu. Dönerken. «Sen bitirmelisin mücevherleri. Galiba Hikmet artık dinlendi gibi sözler ediyordu Hikmet'e duyurmadan. dili dolaşarak. Dumrul. suk.

onun ilkeleri akıllara durgunluk verecek bir canlılıkla aramızda yaşamağa devam edecektir. Sevgi'nin. Gene de bizi yargılayanlara karşıyım. Neler söyleyeceklerini duyar gibi oluyorum. Bu . onun bu kadar uzun yaşamasına şaşılıyordu. duymak istemiyorum. insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir. biraz daha az gürültü edebilirsiniz. herkes. Bize göre. insanlık âleminin bu büyük kaybı. bizim gibi nefes alıp ıstırap çektiğini öğreneceklerdir. çok rutubetli bir siperde göğsünü üşütmüş ve aylarca hasta yatmıştı. Hikmet baktı: Sevgi'nin gözleri. «Kalk. Fakat. Evet. divanın üzerinde uyuklamaya başlayan Dum-rul'u hemen uyandırıp göndermek. 'Yabancıların beni bu kılıkta görmelerine nasıl katlanıyorsun?' diyordu. uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık. Bir fırsat daha kaçırdık. o kadar ki. «Bu evde benim de yaşadığımı düşünerek. Bugün için insanlık ölmüşse de. İnsanlıktan paylarını alamayanlar için o zaten bir ölüydü. İnsanlık artık aramızda dolaşmasa bile. İnsanlıktan uzun süredir ümidini kesenler. Yıllarca önce küçük bir kasabada dünyaya gelen insanlık. boşu boşuna. ya da hayatlarında insanlığın hiç farkında olmayanlar bu haberi yadırgama-mışlardır. kendisini ve olanları hiç anlayamayacak. bu arada özür dilemek. Sevgi tekrar yatmış olmalıydı. Haber aldığımıza göre.» dedi. gülümsemek.» Dumrul. bazıları artık insanlık olmadığına göre bir âlemden de söz edilemeyeceğini ileri sürmeğe başlamışlardır. yorgunum. u>vcuu larda dolaşır ve insanlık için bir şeyler yapmağa çalışanları sevgiyle izlerdi. hatırası gönüllerde her zaman yaşayacak ve çocuklarımız bizden. Ben bir şeyler yapabilseydim. Dumrul. ona sabahlığını getirmek. İnsanlığın güzel ve çekingen yüzünü ben de görür gi250 Dİ UlUJuıum. Hikmet düşündü. koltuğa yaslandı. Ben suçluyum: Sevgi'den farklı olduğumu gizledim. bir zamanlar insanlığın olduğunu.» 255 in 1) 11 YALNIZLIĞIN OYUNCAKLARI «Nihayet insanlık da öldü. 'İnsanlık öldü mü?' ya da 'İnsanlık ölür mü?' biçiminde büyük başlıklar yayımlamakla yetinmişlerdir. «Uzatma. başını çevirdi. Sevgi hiç bir şey söylemeden çıktı. Hikmet yerinden kalkmak. insanlık artık aramızda yok. «Biraz temiz: havaya çıkalım. Boşu boşuna denecek. gecenin suçunu Dumrul'un omuzlarına yüklemek. sonra da Sevgi'nin gözlerine bakmak. başını önüne eğip suçlu suçlu bu süre dolaşmak. Bazıları bu haberi bir kelime oyunu sanmışlarsa da. telgraflar yağmıştır. yapamayacağı bazı işler için söz vermek. 'Yahu insanlık öldü mü?' diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Başım ağrıyor.» dedi.» dedi Sevgi. gözleri ile anlattıklarından artık yorulmuş olan Hikmet. Sevgi. 254 ğil. gözlerini oğuşturarak doğruldu: «Ne var?» «Karımla büyük bir kavga ettik.» Başmı geriye attı. birçok yürekte derin yaralar açmış ve onlan ürkütücü bir karanlığa sürüklemiştir. dünya savaşlarından birinde. belki de Sevgi'yi öpmek.kapamıştı. İçerden bir ses gelmiyordu. Yerinden kalktı. dün hayata gözlerini yummuştur. Ne yazık. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre. uzun aramalardan sonra Sevgi'nin küçük defterini buldu. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar. Dumrul'un omzuna vurdu. İşte buna dayanamıyorum. böyle geniş yorumlarda bulunmak için vakit henüz erkendir. sonunda haklı çıktılar. yapılan araştırmalar bu acı gerçeğin doğru olduğunu göstermiştir.» dedi. Onlara göstermeliydim. Bu nedenle gazetelerinde. «Çıkıp biraz dolaşalım. İyi kötü bir şeyler yapmağa çalıştık. serseriliği kötülemek ve o anda toparlayamadığı daha bir takım davranışlarda bulunmak için bir güç bulamadı kendinde ve «Uzatma. divanın üstünde uyudu. boş bir sayfasına yazmağa başladı: YALNIZLIK İkimiz de bu dünyanın insanı değildik.

» dedi albay. Hanım kızımızdan ne haber?» Hikmet biraz sıkıldı: «Birbirimizi seviyoruz albayım. «İnsanın bu uydurmalara inanacağı geliyor.olaydan sonra. boşluğu doldurulması mümkün olmayan bir değerini kaybetmiştir. hastalığın izlerini bütün ömrünce ciğerlerinde taşıyan insanlık. Uzaktan size çok hayran. Bu yaştan sonra deli derler adama: Çocuklar peşimize takılır sonra. daha koyu bir gölge veriyordu.» «Haber şeklinde girdiği için ilan parası vermiyoruz albayım. «Hepimizi rezil ettin. İnsanlığın ölümüyle ülkemiz.» Hüsamettin Bey sözü değiştirmek istedi: «Şimdi bırakalım bunları.» diye acele karşılık verdi Hikmet. İnsanlık üzerine uzun bir tartışmaya giriştiler. Hep bir esrar havası yaratırlar.» dedi Hüsamettin Bey.» Hikmet dufgunlaşti: «Elimden başka türlüsü gelmiyor albayım. Gazetemiz.» «Allah belanı vermesin. başkalarının yardımıyla geçinmeğe çalışmıştı. Biraz düşün-mese. bazı duygulu anlar geçirdiğimi itiraf edebilirim size. Yanında kimseler yoktu. «Onunla da mı böyle konuşuyorsun?» «Her zaman değil albayım. Biliyorsunuz süt dökmüş kedi gibiydim eskiden. uzun yıllar yaşamış olduğu Hürriyet Caddesinden geçirilecek ve ölümüne kadar içinde barındığı Ümit apartmanı bodrum katında yapılacak kısa ve sade bir törenden sonra toprağa verilecektir.' Ben belamı buldum albayım! İnsan bir de. ayrıca yalnızlığa da bir rol vermek gerekecek albayım. «Sonuna doğru kuvveti kayboluyor. bu yüzden sıkıntılarla geçen hayatı boyunca insanlık. İhtiyar damarlarımdaki yorgun kan. «Parçayı oyun biçimine getirirsek. Siz yabancı değilsiniz. «Seni ve süt dökmüş kediyi yanyana düşünemiyorum.» Hikmet. elinizdeki kâğıdı uzattı: «Kendinizi bu akışa 260 sanlık da öldü. fazla ümide kapılmasın diye.» «Biraz uzun olmuş. ortaya rezillikten başka bir şey çıkaramıyorum. «Ben de Bilge' ye her zaman bu sözünüzü tekrar ediyorum albayım.» Sonra birden kızdı: «Sevgilisi olan bir arkadaş kadar çekilmez yaratık yoktur. İlkbahar gelmişti: Pencerenin önündeki ağaç. doğru dürüst bir miras da kalmamıştı. Allah belamı versin benim! 'İlerde inşallah tanıştırırım ikinizi.' derler. Doğru dürüst bir tahsil görmeyen ve kendi kendini yetiştiren insanlık hiç evlenmemişti.» Albay Hüsamettin güldü. insanlığın yakınlarına başsağlığı ve sonsuz sabırlar diler. önce.» «Bilmiyorum. önceki gece sabaha karşı nefes alamaz olmuş ve gösterilen bütün çabalara rağmen gün ağarırken doktorlar. Seni çok merak ediyor. Artık bizim gibi emeklilere yakışmaz albayım böyle şeyler. İlan gibi gö-rünmeyeceği için etkisi daha büyük olur dediler.» dedi Hüsamettin Bey. hararetle karşı çıktı: «Siz bilmezsiniz albayım: İnsanlık tek başına kollarımda can verdi. her an nefes nefese yaşamaya bünyem dayanmıyor. Fakat göz göze gelerek elele tutuşmak da tehlikeli oluyor.» 261 de hep söylüyorum ona.» Hikmet. sevgilisi yüzünden kendini bir şey sanıyor. değil mi? 'Senden çok bahsediyoruz. «Yalnız birinci sayfada yayımlamayacaklar: Bugün demeçler çokmuş. dünya ile ilişiğini kesip kendini tarih ve tiyatroya vermeli. bu aşka isyan ediyor albayım.» dedi albay.» «Bence bir perdelik dram şeklinde yazmalıydın: 'İnsanlığın Ölümü!'» «Haber şeklinde daha inandırıcı değil mi albayım? İnsanlık Öldü!» Hikmet'in odasında oturuyorlardı.» . tekrarlara düşüyorsun. Aslında bu yaştan sonra insan. Yedinci sayfanın en görünen yerine koyacaklar. neredeyse böyle yaşamak isteyecek insan.» Hüsamettin Bey de konuyu dağıttığını söyledi Hikmet'e.» dedi.» «Sen adam olmayacaksın. Kahvelerini içiyorlardı. «İnsanlığın yalnızlıkla birlikte anlatılması güçtür oğlum. İnşallah bir gün getirip elinizi öptüreceğim. Not: Merhumun cenazesi. bizim gibi. Küçük yaşta öksüz kalan insanlığa. insanlıktan ümitlerini kesmek zorunda kalmışlardır.» «Ben derim ki insanlık böyle oyunlara gelmez. Gönlünün rüzgârına kaplılıp gitmesini istemiyorum.

bu sonuca katlanmalıydım. Belki de hiç yaşamamıştı. Bana aldırmıyordu. Gözlerine filan bakıyorum.' demek istemiyorum. benimle eğleniyordu.' diye sırıtıyor.» dedi Hüsamettin Bey. Yüksek mevkilerde tanıdıklan vardı. Kaç asrın tecrübesi. «Fakat. 'İstemiyorsan buluşmayalım. hep haklı çıktım. Bazen düşünüyorum da. Biliyorlar bütün bunları: İnsanın ruhunu okuyorlar. Sonra gidip ne diller döküyorum bilseniz. Kendime engel olamıyorum: Yanımda sıcak bir varlık bulunca bencil oluyorum. Dama çıkıp ulumalıyım kurtlar gibi. Yaşlı bir fare olmasaydı onu hemen öldürürdüm. ölmek.» «Haklısınız albayım. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan. hangimiz ihtiyar diye. yatağın altından. Uzun yıllar hareket etmeden beklemesini bilmeye borçluymuş çevikliğini: Öyle söyledi. 'Canım. Onu payladım. Ben de Sevgi'yle yeni evliydim. Çok hızlı hareket ediyordu. Rüyama girdi albayım. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Galiba benden korkuyordu.» Ellerini iki yana açtı-. Çünkü neden? Çünkü yalnızlık ve karanlık onu vahşileştiriyor.» dedi Albay.» Ayağa kalktı: «Hemen gidip getireceğim onu. albayım?» «Şimdi de rüyanı anlatacaksın.» «Kediler. Üniformalı bir adam yaklaştı. .. Ben.» dedi Hüsamettin Bey.» dedi Hüsamettin Bey. Korkaklığımı insanlık sanmıştım. «Ne yapalım? Şehir kurtları da yer darlığı dolayısıyla dama çıkıyor.» Oturdu. Yalnızlığı insanlık saymıştım. Ben de susarım o zaman.' dedi geçen gün.Hikmet duymadı: «Şimdi aslan kesiliyorum albayım. Fakat albayım. geçelim albayım. boş hayallere kapılmamayı biliyorlar. Oysa bütün bu ilişki bir can sıkıntısı yüzünden başlamıştı. adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: «Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım.» Hikmet gülümsedi: «Sizi de bu mizah duyusu kurtarıyor albayım. Söyle bakalım. adı 'sosyalle başlayan bir derse geliyordu. sevdiğini üzmek pahasına ondan yararlanmağa çalışıyor. iş anyordum. İşte böyle anlarda çileden çıkıyorum albayım: Kendimi unutup zafer sarhoşluğuna kapılıyorum. Oradan uzaklaşmak gerektiğini düşündüm. aşağılık durumlara düşüyor. «Neden. Hikmet atıldı: «Değil mi albayım?» Kâğıdı sehpadan aldı: «İnsanlık öldü. Onunla konuşurken saygılı bir dil kullanıyordum. tek başıma yaşamalıyım.» «Kızı üzmüyorsun ya Hikmet?» diye mırıldandı Hüsamettin Bey. Derler ki kurt köpeklerini karanlık bir yere kapatırlarmış hırsızlara karşı yetiştirmek için. Fakat onlar da mutlu değil albayım. anlaşılmayı beklerim. polis çağırmak istiyordu. hakkımdan fazlasını bile almışım. «Üzüyorum albayım. Küçük oyunlar istemiyorum albayım. Masanın. insan anlatmak istiyor albayım. Onu şişlemek istiyordum. hayvan takımı bile başka türlü ısırmayı öğrene-mezmiş. «Anladım. Siz gerçekten doğru söylüyorsunuz albayım: Ben adam olmam. fakat bir otel kapıcısıydı bu üniformalı adam. böyle budalaca bir özle262 ki oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Gecekondumda oturur. Bizim üniversitede bir hoca vardı. Buy-run bakalım. kolay mı?» Düşünceye dalmış gibi yaptı: «Dün geceki rüyamı nasıl yorumlardı bu adamlar acaba?» «Bu oyunu biz hiç yazamayacağız. bir yandan da kılma zarar gelsin istemiyor. Fakat beni tersledi: Sözüm ona. Ben de çekilmez huysuzluklar etmiştim. Ben hücremde yanlış hayallere sürüklenmiştim.Ne oldu dün gece?» 263 mıyorlar albayım.» «Kendini yakıp bitiriyorsun oğlum Hikmet. «Miyavlarlar. Ben ne yaptım? Neyse.» «Otur. 'Bütün hesaplarını biliyorum. Batıda böyle şeylere önem vermiyorlar albayım. başkalarını zehirlememeliyim. Ne var ki. bugün üzgün görünüyorsun. üzerine yürüdüm. başı gene kendi başı. Bana yaran dokunabilirdi. Fakat beni anlıyor: Bütün geçmişimi anlattım ona. Gün ışığına ve insana alışamıyor. Belki de benim insanlığım diye bir şey yoktu. Allah kahretsin. Bu arada benim gibi. Neden böyle aşağılık rüyalar görüyorum albayım?» Sustular. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. bulamıyorum. İnsan. 'Neyin var canım?' filan diyorum. Peki albayım. fakat bu ihtiyar fareden korkuyordum. O • yaşta bir farenin bu baş döndürücü koşuşmasını kıskanıyordum. Daha neler söylüyorum. Fare olmuş ama.

Yazalım albayım. tekrarlara düşelim ki.» dedi emekli albay. Hayata dayanamayan her insan gibi yapılır oyunda: Mış gibi yapılır. evindeki biçimde canı sıkılmaz. bütün olaylarda suç bende. Kendime acındırmayı bir sanat haline getirmeğe çalıştığımı anladım. Istırabımızı sanatımıza gömelim. sanat bizim için. sanat bizim için bir ustalık meselesi değil. Bakışlarıyla beni küçülttüler bile.» «Yeter Hikmet! Oyunumuza dönelim. Parantezin içine italik yazılır albayım. heyecanı artırmak için akşam olur albayım: Işıklar yavaş yavaş söner. kıravatını hafifçe gevşet-miştir. Benden başlaya265 nuşurum. herkes bilir onun gerçekten konuşmadığını: Can sıkıcı karşılıklar vermezler ona. Belki de bu rüyanın tam burasında uyandım.» Yüzünü buruşturdu: «Beni dövmek istediler albayım. biliyorsunuz. Oyunda. Ben neyi sevmiyorsam albayım. Evet. O kadar değilim ki. Oyundaki bütün gazeteciler gibi sevimlidir bu oyuncu. «Oynayalım albayım. Ben de onlara doğru yürüdüm ve yarı yolda beni dövmek istediklerini anladım. Küçükken. Bazen seyirciyle de konuşur oyuncu. Aynı parantezin içinde Hikmet de soldan girer albayım. tiyatronun kurallarına uygun olan güzel sözler söylenir. «Ben sizin bildiğiniz insanlardan değilim al-yım. bu adamda vardı. «İlk defa açıkça gördüm..» dedi Hüsamettin Bey. ah şu çocuk bütün namussuz heriflerin hakkından gelse diye oturduğu . hayattaki gibi öyle aptalca gülümsemek olmaz. Herkesten özür dilemek istiyorum. «Belki de bu rüyayı hiç görmedim albayım. Oyunumuzu kanımızla yazalım.» Hikmet'in gözleri parladı: «Dönelim. Neredeyse otelin kapısından içeri girecektim: Kü-çümsediğim insanlann beni küçük duruma düşürmesine fırsat verecektim. Üniformalı kapıcının otelinden esmer bir adam çıktı: Beyaz çizgili lacivert bir elbise giymişti.» dedi albay bir süre sonra. bu rüyanın sonuna da katlanamadım ve seyretmedim sonunu. Herkes bunu anlar. korku filimlerinin de yansında çıkardım. albayım.» «İnsan korksa da sonuna kadar seyreder. Soldan girerim albayım. yağlı bıyıklan ve büyük pltm yüzükleri vardı.» «İnsanlan. Bana doğru geliyorlardı. İşte kalem. İnsan. İnsan. Asıl. sekreter rolündeki kıza. bunlar garsondu. hemen unuturum her şeyi albayım. Herkesin iç yüzünü ortaya çıkarır. sonra üzerine yürününce de kendine acındırmak için sahte duyarlıklara başvuran zavallı 'ben'i gördüm. Bütün tanımlar parantez içinde verilir.«Rüyanın sonunu anlatmadın. 'Patron içerde mi şekerim?' dersin.' uıye ilinııuanaı aıoay. içimizi kemiren şeytanı her fırsatta rezil edelim. Sahnede. Ayağını. seyrettiği yerden onu alkışlamak ister. hiç bir şeyin sonuna katlanamadığını gibi. Güneş demek istiyorum albayım. hemen unuttum onu sevmediğimi. pantalonunun ütüsünü bozmadan iskemlenin kenarına dayarsın. denir ona gerçek hayatta. şimdi yapacağım gibi sonunu anlatsam bile değilim. Tekrarlara düşmekten korkmadan oynayalım.. Hemen başlayalım. Parantez içine yazılır albayım 'hava kararmaktadır' diye. Ben ilgi görünce. Hikmetin soldan girdiği görülür sadece. Heyecanlanmıştım: Gar-sonlan sevmediğimi de unutmuştum. Bütün suç bende. «Kendimi gördüm. Adam beni yanma çağırdı.» 264 -uuıjuıui. oyunlardan hiç anlamayanların sözüm ona gerçekçi yorumlarını unutur da.» dedi Hikmet. Ve kendi çirkinliğime yüzümü buruşturarak uyandım. Sanat bizim için ekmek parası değil. Oyunda ise denmez. İnsan evindeki gibi de olmaz orada. Akşam olmaktadır albayım. ama. Kimse o sözleri söylemez sahnede. Herkesi atlatan gazeteci rolüdür bu. Her fırsatta. Uzatma Hikmet. «iki adam dana çık ti kapıdan.» diye homurdandı emekli albay Hüsamettin Tambay. albayın yanında durdu: «Emirberiniz olmak istiyorum albayım: Bütün gün çarşıda pazarda sizin için alışveriş etmek istiyorum. hiç değilim. bana bakarken yüzlerini buruşturmalarından anladım bunları. Bütün güzel oyunlarda. Kim bilir gene ne olmadık bir olay çıkarmıştım? Bu münasebetsiz böceğe haddini bildirmeğe geliyorlardı. işte ıstırap albayım. sanat bizim için nedir albayım?» «Eğer yazabilirsek iyi bir oyun. Beyaz ceketlerini hatırlıyorum. onu hoşgörür. Ama olmaz: Perdenin sonuna kadar beklemek gerekir. küçük bir zayıflık sezdi mi mesele çıkaran. bütün çirkinliğimle gördüm kendimi. O zaman anladım nasıl bir yaratık olduğumu. yalnız iyi olduğu için sevmezler. Oyun yazarının canı konuşmak istemiştir o sırada.» Ayağa kalktı. Belki de.

'deniz kıyısında bir kulübe yaparak orada çalışmaları gibi' kırsal bir özlemi dile getirdi.» karşılığını alınca bazı satırları çizdi. değil mi albayım?» «İpin ucunu kaçırdık bir kere. Şunu şurasında kime zararın dokunuyor ki?» «Kendine. Biraz heyecandan. Ben de albayım. Neyse ki suyun hepsi ziyan olmamıştı. Piyade birliklerinin çadırları. «İnsanın asıl hoşuna giden bu ön hazırlıklar!» diye sevinçle bağırdı Hikmet. biraz da albayın merakını körüklemek için. Çaydanlığı unuttukları için su taştı ve ocağı söndürdü. HROBOVİÇ: Savaşı. ceketini giymiş olarak tekrar görünür. Akşam karanlığı. Ah ben de gazeteci olsam ¦da dirseğimi masaya dayayıp şu güzel sekreterle konuşsam diye içini çeker. Tablaları çöp tenekesine döktüler. doğru dürüst bir role çıka266 etmeyeceksiniz bana. Ne garip.) HEİNE: Bilmiyorum.» dedi albay. masanın başında. Karşı tarafın ne yaptığını bilemiyorum. yazdıklarını yeni baştan okumağa başladı ve kısa aralıklarla bu durum böylece sürüp gitti: «Oyun içinde oyun olur mu?» diye sordu Hikmet önce. (Rüzgâr çıkar. ilk çaylarını içtikleri sırada. Üstüne biraz daha su koyup. Hikmet bu arada. Oyun üzerinde yoğunlaşmalarını engeller düşüncesiyle küçük Salim'in yanlarında kalmasına izin verilmedi. biz gene gizlenmesini biliriz. dul kadının ortanca oğluna biraz bisküvi ve krikkrak aldırıldı. Fakat senin niyetin tarih değil maskaralık. okumadan önce öksürerek boğazını temizledi ve bardağından üstüste bir iki yudum çay içti: (Austerlitz yakınında bir düzlük. Sigaraları da vardı. Albay keyiflendi: Artık 267 x^xxx y uiuix» £> _ arada yarım paket Gelincik içti. İmparator Franz'm karargâhı. biraz ceryan yaptırdılar.) Kaybedeceğiz gibi geliyor bana. albayın getirdiği kitapları ve hazırladığı notlan. (Sahte bir kahkaha atar. Bizi bir kuyuya doğru çekiyorlar sanki. birlikte okudular. İşe nasıl başlanacağını bir süre tartıştıktan sonra Hikmet'in yazmasına ve yazdıklarını aynı zamanda yüksek sesle okumasına karar verildi. . Soldan binbaşı Hroboviç girer. «Sizinle çalışmadan önce. «Bütün şahsi meselelerini ortaya dökmene göz yumduk. «Bu görevle bulunduruluyoruz burada.koltukta tepinir. Hikmet. «Merak etmeyin. hem o aptal seyircilerden değilim. bazı tanımlar ve yorumları parantez içinde yazabilmek için albaydan izin istedi. «İlme de bir hizmetin dokunmuyor. kendi yenilgilerinle karıştırıyorsun galiba.» «Başka hangi mesele var ki canım albayım?» dedi Hikmet heyecanla.» Birden öfkelendi: «Yahu şu piyesi hiç yazamayacak mıyız oğlum? Bir başlasaydık hiç olmazsa. «Olmaz.» Hikmet. onu sonra deneriz. yenilgiyi haber veriyor sanki. Çaydanlık gaz ocağının üstüne konuldu. (Çenesini kaşıyarak gülümser. çekmecesinin gözünden biraz kâğıt çıkardı. hem de öyleyim. Yüzbaşı Heine. eski sigara dumanlarının kokusunu gidermek için pencereyi ve sokak kapısını açtılar. çadıra girer.» «Fena mı ediyoruz albayım?» diye sevinir göründü Hikmet. Albayın romatizmaları düşünülerek bu tasarıdan hemen vazgeçildi. çayı demlediler. Girişlerle oyalanıyorsun.) HEİNE (kendi kendine): Bu savaşı kazanmalıyız. İçimde garip bir önsezi var.» «Komediye hakaret ediyorsunuz albayım. Hikmet. Kitapları ve notları masada düşey olarak karşısına dizen Hikmet.» dedi albay. Anlıyorsunuz değil mi albayım?» «Vazifemiz anlamak. yazdıkları biraz ilerledikçe albayına okudu.» diye homurdandı Hüsamettin Bey. Ben oynatacak yer bulurdum. çadırının önünde gezinmektedir. Fakat içimden bir ses.) HEİNE: Merhaba dostum. Bir türlü esas mevzuya giremiyorsun. Dokunaklı-acıkh-gülüçlü bir oyuna kimsenin bir diyeceği olamaz. Heine.

» dedi. bu da genel bir konudur. Fakat. matematik metodlarla oynadığını sanan bir sahte Newton. çıkan kâğıtları saymayı unutuyorum. Savaşta aslanlar gibi nasıl çarpışacağımı anlattım. Ben. aynı koşuşmalar. hayatımı bu büyük olaydan ayırmasını beceremiyorum.. Hüsamettin Bey. Böyle konularda söze nereden başlanır binbaşım? Birdenbire ondan söz etmeli miyim? Yoksa. «Ben de. İnsan gözünde büyütüyor. artık savaşa kadar hiç mektup gelmez.HROBOVİÇ (Heine'nin sırtına vurur): Biz Ruslarda sizin gibi romantik bir milletizdir azizim. Oysa ben kâğıt çalıyordum. göreceksin. «İngilizler de nereden çıktı?» diye sordu.» «Ne demek istiyorsun? Ne olacağını sen de bilmiyor musun?» «Bilmiyorum albayım. «Acele etmeyin albayım. önce kadınlar hakkında genel sözler söylemek. Fakat gene de Heine ile birlikte heyecanlanmıyorum desem yalan olur. 270 . İskambili. Bir aydır metresimden mektup almıyorum.» dedi Hikmet. manevralarla şişirdim durmadan. herhalde o uğursuz önsezimden olacak. büyütüyor. «Austerlitz'i kazanırsak sizi general yapacağım. Mills ukalası metodlannı anlattığı sırada. Monika'nm da başını talimlerle. «Muharebe usulleri el kitabı 268 ğin?» «Çok geride kaldı albayım. ne bileyim. sonra. hiç bir şey söylemeden çok şeyler ifade eden bir tavır mı takınmalıyım? Bu kadının herkesten ne kadar başka olduğunu anlatmama lüzum var mı? HROBOVİÇ: Yok. Seni kıskandığımı itiraf ederim. Kendini beğenmişin biri. Hikmet. HEİNE (Atılır): Ben de kazanmak istiyorum. Millî karakterlerimiz bunu gerektiriyor. savaş gibi canım işte.» dedi albay.) Sanki mektup geliyor da ne oluyor? İki dakika sonra gene aynı top sesleri. (Bir taşın üstüne oturur. Olayların dengesini sağlamak için muhakkak bulunurlar.» HEİNE: Bu akşam bahsetmeliyim. Yeter ki konuşmasını bilsin insan. daha masaya otururken kaybedeceğimi biliyorum sanki. Ben oyunun heyecanına kapılıp. hem de nasıl! Yarın sabah savaşı da kazanmak istiyorum. Mektup beklemenin heyecanı daha ilginç: Günlerce sürüyor. Son posta da dağıtıldı.. (Güler. Albay Hüsamettin itiraz etti: «Oğlum Hikmet. Kazanacak mıyız dersiniz?» «Hiç tahmin etmem. Belki de önsezime inancım yüzünden kaybediyorum. genel bir konudur. Biliyorum. onların vefasızlığı. binbaşı Hro-boviç. albay Mills olsaydı.. Ama sen bu durumu anlarsın. her yerde bulunurlar. HROBOVİÇ (Onu teselli eder): Hiç birimiz senin kadar zevk almıyoruz.. Bu. vazgeçilmezliği konularında mı konuşmalı? Ya da albay Mills gibi.) İngiliz danışman albay Mills gibi. Her şeyi onlara danışmak gerekir. Başka bir şey öğrenmedim demek istiyorum.» HROBOVİÇ: Genç yaşta albay olmayı hazmedememiş bir ukala bu Mills. «Bu ne biçim muharebe piyesi?» diye sordu. Ne olacağını ben de bilemiyorum. Bili269 neralim ben istifa ediyorum mu diyeceğim? HEİNE: Yarın akşam gene oturup kadınlardan bahsedebilecek miyiz dersin? HROBOVİÇ (Yalandan kaşlarını çatar): Sen mi kadınlardan bahsedeceksin? Hüsamettin Bey. Belki yarın. savaşın anlamsızlığından söz ederdi.) Yarın kazanacak mıyız dersin? HROBOVİÇ (Güler): Aslında ben de senin kadar bağlıyım saplantılarıma. burada romantizmin ve milli karakterin ne yeri var?» Hikmet durdu: «Daha sizin gibi albay olamadıkları için karıştırıyorlar albayım.» dedi Hikmet ve okumağa devam etti: HEİNE: Belki de haklısın. HEİNE: Senin gibi hile yapmayı bir türlü beceremiyorum. kazanma endişesi içindeyim her zaman. (Hroboviç'in yüzüne endişeyle bakar. Fakat bu soğuk Fransızlara yeneceğiz. HROBOVÎÇ: Kadınlara her konudan söz edilebilir. «İngilizler her yerden çıkarlar albayım. albayım. HEİNE: Ben yalnız savaşmasını öğrendim. «Fakat albayım. sen de garip bir yaratık olarak görme beni. düşünceye dalar.» Hüsamettin Bey yatışmadı: «Muharebe öncesinde bir yüzbaşıyla bir binbaşı böyle sohbet etmez. Oysa. Belki ben.

Ertesi sabah uyandığım zaman yaptıklarımdan utandığımı hissettim. Çok sarhoş olmuştum. bir gündü.) HROBOVİÇ: Kötü bir işaret daha. «Bilsem söyletmezdim. «Bu da söz mü albayım?» dedi.» Hüsamettin Bey. durmadan edebiyattan bahsettim. (Hroboviç'e bakar. Birden mesleğimi sordu. (Heine. içkisini kendisi alsın.. Sonra. hiç bir şey söylemeden yerinden kalktı.» dedi. burnunun üstünü kaşıyarak sağdan girer. bir kadını böyle bir şekilde elde etmek bana. «Görünmeden etki ediyor. «Ben bu adamdan sıkıldım albayım. çadırdan bir şişe ve üç bardakla çıkar. endişeyle bulanık sulara bakıyorduk. uydurma bir iki kietmeye zorladım.» dedi albay. Gözlerini yere diker.) MİLLS: Biraz içkiniz var mı diyecektim?» Hikmet. bir süre konuşmaz. Edebiyatı seviyordum.» «Yazık.» diye karşılık verdi.) HEİNE (Elini yanağına dayar): Evli ve benden yaşlı bir kadın bu. Kısa bir süre sonra elinde bir kitapla döndü: «Dinle bak: KAMUSU BAHRİ (Matbaa-yı Bahriye) 1919. Kadınlara yaklaşmasını bilmem Hroboviç. Mills.» Albay. Yanıldınız. içine girer.» «Anlaşılıyor» dedi Hüsamettin Bey. «Muharebenin haleti ruhiyesine daha uygun. (Heine ile Hroboviç. Pervanedeki arıza olmasaydı. «Üstelik demez de. Pek anlamıyordu. sayfa 49.) romantik gelmedi . odadan çıktı. Sefaini sevk ve tahrik etmek üzere uskruv —demek ki ingilizcedeki screw daha sonra uskur olmuş— hesabı üzerine yapılmış muhtelif şekilde pervane. (Durur.» MİLLS: Siz de içmek ister miydiniz?» HROBOVİÇ (Bardakları işaret eder): Siz zaten bizi düşünmüşsünüz albayım.» Hikmet.dedi. «Ben Hei-ne'den yanayım da. Bir kadına eğlenceli hikâyeler anlatarak. ona sokulmağa çalışmak.» (John Mills.. Uzun bir masada genç kadının karşısına oturmayı başardım. sonunda başardım. 'Evet. der. «Tam yerinde bir söz. (Mills. İki. Bilahare iki ve üç pervaneli gemiler yapılmıştır. kahverengi bir kürk giymişti. içkisini bitirince gitsin. Rhein üzerinde bir vapur yolculuğunda tanıdım onu. albayım. Bütün gece onu eğlendirmeğe çalıştım.» «Görünmeden sizi de mi etkiledi albayım? Buyrun o-halde: Büyüyü bozalım. Ben karşılık vermeden de beni bir şaire benzettiğini söyledi. çadırın içini işaret ederler konuşmadan. Hikmet.» Albay itiraz etti: «Austerlitz savaşında pervanenin ne işi var oğlum?» «Neden olmasın albayım?» Hüsamettin Bey. «Kendisiyle tanışmak isterdim.) Heine ile son sözlerimizi konuşuyorduk. yemek salonunda bir eğlence düzenlenmişti. Binbaşı onu ilgiyle dinlemektedir.» 271 çıkar. Kürküne sarındı.» diye homurdandı Hikmet.» diye açıkladı. gülümser.» diye üzüldü. 1802 senesinde mevki-i tatbike vaz'olunarak davlumbaz pervanelerine her veçhile rüçhan görülmüş ve pek sür'atle taammüm etmiştir. bizim de ihtiyacımız var içkiye. «O halde gitsin. her ihtimale karşı.» Hemen kâğıtlarına eğildi: . şairim' demediğim için pişmanlık duymağa başladım.) Gece. Genç kadın yanımda duruyordu. konuşma fırsatını da bulamayacaktım. dedim. heyecanla alkışladı: «Bravo albayım! Oyunlarımızın tek gerçek bölümünü oynadınız. «Konuşmayan adamın tiyatroda ne işi var? İzin verirseniz. Ona.Hepimiz güvertenin korkuluklarına yaslanmış. bir şey söylemeden uzaklaştı. diyecektim.» Hikmet. Soğuk. «İngilizler öyle yaparlar.) Bu yüzden. USKRUV PERVANE.) Hikmet homurdandı: «O karanlıkta nasıl buldu şişeyi? Benim hiç ümidim yoktu. sıkıldığını gösteren bir hareket yapar. onu uzun yalvarmadan sonra dansa kaldırıp.. Hikmet. (Mills'in doldurduğu bardağı alır. şiir de yazıyordum. bir şey söylemeden çadırı aralar. üç ve dört kanatlı olarak imal olunurlar.. yakın gözlüklerini alnına kaldırdı: «Demek ki 1805' te yapılan Austerlitz muharebesinden önce Rhein nehrinde pervaneli gemi bulunduğu söylenemez. çirkin ve ufak tefek bir kadınla güvertede oturuyordu.

Vapurdan çıkarken soğuk ve öfkeli bir selam verdi bana. bakmarak koridorlarda dolaştığını düşünerek dehşete kapıldım. geliyor albayım.binbaşı Hroboviç.. Hüsamettin Albay.» Albay biraz nazlandıktan sonra. İçinizden geçenleri okuduğumu sanıyorum. Ne de olsa. nasıl olduğumu sordu. Gülümseyerek yanındaki erkekle tanıştırdı beni. olayın gürültüsü ve haşmeti içinde verilir.» Albay Hüsamettin. Kocasının bir arkadaşıyla gelmişti. Sonunda Hikmet. «Hem de binbaşıdan yukarıdakileri anlayamazsın.) SCHLİCK (yüksek sesle düşünür): Böyıe mühim bir hâdisenin arifesinde. Kâğıdın üstüne eğildiler.» «Peki albayım. (Tarihin sesi duyulur.» diye itiraz etti. Bütün gün güverteye çıkmadım bu yüzden. Hikmet ara sıra başını kaldırıp Hüsamettin Beyin yüzüne bakıyordu.' dedi.» dedi. insanın bütün trajedisi. şimdi değiştiriyorum' diyerek telaşla bazı kısımları silmeğe başlıyordu. «Anladım albayım!» diye bağırdı. «Şimdi. Hikmet. bir şartla razı oldu: Hikmet yazarken birlikte gözden geçireceklerdi. Akşam üzeri Monika beni merak etmiş: Kamaramın kapısına vurdu. albayım. Na-oldu da erkânı harbin diğer zabitleri vaziyetimi farketme-di? Fransız ordusuna saldıran mütecaviz kırmızı okların titrekliğinden ıstırabımı hissetmedi? Albay Hüsamettin durdu.» diye öğündü. Yolculuğun sonuna kadar da Monika'nın yanına yaklaşmadım. 'Anladım albayım. Hikmet kâğıdın üstüne eğildi: «Parantez açayım mı albayım?» (General Schlick masanın başına oturmuş. askerlik ve ıstırap böyle imtizaç ettirilir. «Yüksek sesle bir okuyalım da etkisini görelim albayım. başını önüne eğerek kabul etti. Bu daha heyecanlı değil mi?» «Fakat benim bildiğim. Çekingen bir sesle. «Senin canlandırman doğru olmayacak bu adamı: Heine'nin tesirinde kalacaksın. Gökyüzü. Böyle bir olayı hatırlar gibi oluyorum. Nal sesleri. Heine vasıtasıyla Schlick'i daha yakından tanıyorum. tarihî bir olayla birlikte. Bir ay sonra tiyatroda gördüm onu.» «Yazacak mısın?» diye sordu Hüsamettin Bey. yer yer aydınlanır. Hikmet'in sırtını okşuyor. «İşte tarih. Hemen ümitlendim. 'Geçmiş olsun..) Hikmet. Onunla yalnız kaldığım bir sırada. sen. Hangi kamarada kaldığımı öğrenmek için gemicilerle konuştuğunu. anlamadığım bir şeyler karaladık. Hikmet de heyecanla 274 yi yırtıp yeni baştan yazdılar. daha emekli albay bir şey söylemeden. Ümitsiz gözlerle yüzüme baktı. arkadaşını atlatıp benimle çıkmasını söyledim. yüzünü ellerine dayamış. kalem tutan elini yukarı kaldırdı: «Siz de tarih adına araya girin albayım. Kaç kere kaçıp uzaklaşmayı. «Monika'nm kocası. nasıl oluyor da şahsi dertleri kafamdan söküp atamıyorum? Bütün gece haritaların üzerine hep beraber eğilip. Neredeyse toplar atılacak. bağırmalar. fakat tiyatroda olanlardan haberimiz yok henüz. Hafif bir kar yağmağa başlar.» diyerek doğruldu. «Ne olur ben devam edeyim. bayılmak üzereydim.» (Uzaktan top sesleri duyulur. Çok yalnızdım. Hikmet yerinde duramıyordu. «General Schlick'in çadırı albayım. Tarihin heybetini duyurun bize. «Hikmet!» dedi. Bazen.) . düşünmektedir.» diye acele karşılık verdi.) 272 273 Genel Kurmayının bir çadırı görünür. Kapıyı açmadım: İçkiden hastalandığımı söyledim. Bazen de albay. Titriyordum. «Austerlitz'in nasıl sonuçlandığını biliyoruz albayım. Tiyatronun kapısında onu yarım saat bekledim.» Hikmet.

Mektubu okumayacaksak. gözlerini tavana diker. çaresiz değilsin. Ben seni tanımıyorum.) Onunla konuşmalıyım. böyle olmayacak. İstediğin anda Monika'ya yaklaşabilirsin. »un wtuiuoum UUu-ne doğru ilerler. Albay.) SCHLİCK: Hayır. yüksek sesle yazar mı?» Hüsamettin Bey. gençliğinde böyle çevreleri tanımamış olmanın hasretiyle süzüyordu. (Son cümleyi çizer. (Schlick yazar ve yazarken yüksek sesle okur. başka insanlara duydukları tepkiden yararlanarak başarıya ulaşmayı yalnız sanatçılar becerebilmiştir. «Her ne kadar tanımak iyi değil. yani ona benden daha az ihtiyacın olduğu halde onun yanmdasm. görünmeyen düşmanla ümitsizce savaşan bir çılgın değilsin.» diye karşılık verdi. Napolyon'u büyük bir ihtilalci olarak selamlamakla birlikte. bilemediğim gölgeni aramıza salmaktan hemen vazgeçerdin. Şimdi de.) En iyisi.) Hikmet. Belki de bu anda onun yanmdasm. düşünemiyor. (Elini alnına vurur. Gustav Schlick de birçok konuda karısından daha muhafazakâr sayılırdı. 275 Ey yabancı! Bilinmeyen auşmanı cana. ona bir mektup yazmalıyım. görünmeyen düşmanını Fransızların arasından seçseydi. «Başka çaremiz yok.) Evet. Napolyon'u ve imparatorumu düşüneceğim yerde. (Ayağa kalkar. Gülünç duruma düştüğümü biliyorum. Sayın ve sevgili düşman! Beni her ne kadar tanıdığını sanıyorsan da aklanıyorsun. bizim seyirci burada general Schlick'e cevap verir.) Beni duyuyor musun görünmeyen düşman? Hikmet. Allah benim belâmı versin. Monika yanma oturmadan çalışamıyor. biliyorum artık.Monika'nm benim için ne demek olduğunu hiç bir zaman bilemeyeceksin. «insan. Luther'in yobaz dindarlığından izler taşıdığı için karısına bir manastır hayatı yaşatmağa çalışıyordu. Üstelik karısına taptığını söylüyordu.» dedi: (General. (Bağırır. Eserlerini bastırmak için 'Emekli Albaylar İlim Sanat Felsefe ve Edebiyatı Yayma Koruma Teşvik ve Yaşatma Derneği'nin yardımıyla teşebbüse geçmişti. kendine de hakaret . yazıldığını neden gösterdik?» SCHLİCK (Okur): Sayın görünmeyen düşman: Biliyorum.» . tek basma. karısının asaletini onun yüzüne bir kırbaç gibi vurarak.» Albay «O halde şöyle bir not koy. böyle yazalım diye çok ısrar ettiniz ama. İkinize de lanet olsun! (Kalemi bırakır. bir yandan da Napolyoncu subaylarla ilişki kuruyordu. Monika'yı 276 deliliğimin dalgalarından koruyan emniyetli bir liman gibisin. «Bu tiyatro sahte bir şey albayım. «Seyirci merak eder. ertesi gün yaman bir savaş verebilirdi. yarın sabah bu savaşta önemli bir payım olabilirdi. Fakat sen benim bütün düzenlerimi boşa çıkarabilirsin.. Beni nasıl duysun? Kim bilir nerede? (Masanın başına oturur. onun gizli bir ilişki kurmasından şüphe ediyordu.) Allahım! Böyle bir gecede neler yapıyorum! Oysa.» dedi. içimi şüpheler kemiriyor. güzel kadınları. eserlerimin Monika'ya bağlı olduğunu. nefes alıp vermemin bile onun elinde olduğunu görebilsen. Bütün istikbalimin. karışık ve çelişik duygular içinde uykusuz. Karısı barones Monika von Hochenzeit'ın asaleti. tuzaklarına karşı tedbirler alamam. matema-tikçiliğinin ve köylü cetlerinin tesiriyle.» dedi. binlerce kilometre uzakta. Fransa ihtilalinin tesirinde kalan General. eziyetin.. Orada. hiç bir şey yapamıyordu. Ne yazık ki. sabahı bekliyor. TARÎHİN SESİ: Zavallı Schlick. «Kaç kere şahit oldum. Belki de benim gibi buhranlı. Bununla birlikte. Fakir bir köylü ailesinden gelmekle birlikte gururluydu. barones Monika'yı taciz ediyordu. Askerlik ve matematik sahalarındaki incelemeleriyle imparatorun dahi teveccühünü kazanmıştı. bir yandan da toplantılarda. Bir yandan imparatorun teveccühünü kazanarak İlimler Akademisine kabulünü sağlamağa çalışırken. balolarda. Karısını daima yanında dolaştırıyor. «Belki Almancada iyidir albayım. genç kadını rahatsız ediyordu. Monika'nm kalbini kazanmak bakımından daha elverişli. Hayır. endişeler içinde çırpınmanın dışında olduğun halde. SCHLİCK: Kendimi kuruntulardan sıyıramıyorum.) Bana acıyın alçaklar! Bunu da çizelim.» dedi. «Albayım. Son günlerde geceleri hemen hiç uyuyamıyor. Belki savaşın. Schlick'ten çok. senin durumun.TARİHİN SESİ: General Schlick o tarihte kırk altı yaşında bulunuyordu.) Sayın Barones köylüler gibi küfrettiğimi duysaydı. yüzünü buruş-tururdu. Parlak bir kurmay subayıydı.

Ben de Austerlitz'e gitmek istiyorum gönüllü olarak. Bir haftadır görmedim onu. «Ciddiyim albayım. bu her şeyi birbirine karıştırmanla. Ölü bir düşmanla hayatım boyunca başa çıkamam sonra. SCHLİCK: Evet. Zavallı kadına maddi ve manevi işkence yapmasını çok iyi bildirdi Gustav Archibald Schlick. karımın hassas ve asil ruhuna uygun düşer. düşünür.» . Düşmanına bir kişilik kazandıracak kafasında.) Bunu ödeteceğim sana Monika.» diye yeni oır ıurazaa omundu.» «Ciddi değilsin oğlum Hikmet.» dedi Albay Hüsamettin. bu serseri fransızm yaşaması gerekli. «Neden burada subay demek varken zabit dedik albayım?» diye sordu. kendi kirli emellerime alet ettim. neresi alay anlaşılmıyor ki. Albay. albayım. fakat vazgeçtim. yarın ben sana gösterecektim.» «Kime ediyorsun oğlum?» diye şaşkınlıkla sordu albay. serseri bir kurşunla ben de vurulmak istiyorum.» dedi.» (Fritz girer. serseri bir fransız kurşunuyla can verdi.» j «Sıkıştıralım albayım. diye düşünüyor insan. yaptıklarının hesabını sorabilmem için. Edebiyatı. «Ne var.) Ey iki yüzlü fransız zabiti: Hikmet. Bilge'ye kızdığım için insanlığı öldürdüm. «Schlick de o zaman. dışarıya seslenir). (Sandalyesine oturur. Aslında. (Düşünür.» «Neresi ciddi. Bu hırsla kim bilir nasıl çarpışacak yarın. SCHLİCK: Yarın paramparça edeceğim sevgilini Monika. Ondan sonra yazdım 'İnsanlığın Ölümü'nü filan. vicdan azabı çekiyorum. yarın kendim versem de olur.edemezsin. Ne yaptığımı bilmiyordum. Ertesi gün. Ona işkence ediyor albayım. Albay. kapıyı vurup çıktım. Fritz! Her Fritz! Hikmet. Ona bu kadar uzun yazmak olmaz. ona işkence ediyorum. bütün ordu tanır bu. Ne yazık ki buna fırsat bulamadı artık. Sizi aldattım.) Yapmamalıyım. «Haklısınız albayım.) FRİTZ: Beni mi çağırdınız generalim? SCHLİCK (Şaşkın): Geldin mi? (Duraklar. Hayır! Monica'ya. Bilge'ye.. özür dilerim. Emirber gibi önemsiz bir almanın adı Hans olur. «Önceki kelimelerin sesi bunu icap ettiriyor. İki satır yazıp. (Karanlığa doğru yumruğunu sıkar. Acelesi yok. «Ona albayım. bir de hususi vaziyetlerimizi araya sıkıştırmayalım. General Gustav Archibald Schlick'in sevgili karısı Monika'nm sevgilisine verilecek.» diye şikâyet etti albay. emirberimle gönderirim. diyecektim.) Bir mesaj gönderecektim seninle. demek istedim. Aman yarabbim! (Gözlerini boşluğa diker.. Ne 278 ceği mezalimi yapıyorum. Sevgili karının kulakları incinir. Kendi tarihimizi de yazalım en hususi şekilde. «Beni dinlemediniz albayım. (Bir el hareketiyle Fritz'i gönderir.) Beni rezil edecektiniz: Şu kâğıdı fransız hatlarına götür oğlum. Hikmet: «Sağduyunuzun hayranlarmdanım albayım. Kavga ettik. vazgeçtim. (Çadırdan çıkar.» SCHLİCK: Savaştan önce sana söylenecek bir iki sözüm var.) Küçük rütbeli züppenin biridir.» dedi. «Ona eziyet ediyor albayım!» diye bağırdı Hikmet. hiç bir zaman gereken alakayı göremeyeceksin. Ah görünmeyen düşman! Sen karşımdaki orduda olacaktm da. Hans! diye bağırınca herkes güler.» Hüsamettin Bey kaşlarını çattı: «İzaha çalıştığımız vaziyet zaten kâfi miktarda karışık. Sizden de gizledim albayım. TARİHİN SESİ: Ödetir de. neden bağırıyorsun? Neyin var Hikmet?» «Onun canına okuyacak albayım! Yaşadığına pişman olacak zavallı kadın. Zaten bizim seyirci de Hans'ı 277 t û müstehcen fıkralardan tanır. «Oğlum sen. Bana bu haksızlık yapıldığına göre demek ki insanlık öldü. Bilge'nin insanlığı öldü. TARİHİN SESİ: İşte biraz aklı başına geldi. 'İnsanlık Öldü' yü edebiyat yapmışım gibi gösterdim size. Çünkü ona hakaret ediyorum albayım. demek istedim. neden olmasın? Fransız inceliği.

Bilmezge diyorum ona. gene de hangi resim sergisine gitsem. «Bilge'ye de bunu yapıyorum: Her şey. Bizim hocaların adı neden tarihe henüz geçmemiş diye hayıflanırdık. mutfakta beslendim bir inek gibi. hayran olmaya gelmişiz. «Neden gecekondumda oturmasını bilemedim albayım?» Albay kızdı: «Buraya gecekondu deyip durma.» diye elini başına vurdu Hikmet. Bir gazete muharririnin yazılarını en büyük hakikat olarak kabul ederdim. Haha. Önceleri bir süre . «Kendimi bir şey sanıyorum onun yanında. merhaba demeden yanına otururum. iki katlı ahşap bir evde oturuyoruz. «Nereye gidiyorsun?» diye telaşlandı ihtiyar adam.şahsiyetimi bulmamıştım daha o zaman -yumuşak bir ev hayvanı gibi oturdum. Sizin gibi seyirci nerede. Mühim makaleleri kesip saklar. asıl mesele bu değil. Evinde dikiş dikip koca bekleyeceğine felsefe okumuş.» «Üzülsün albayım. «Neden belamızı buluyormuşuz? Senin öfkene nasıl dayansın kızcağız?» «Benim öfkem bir efsane. Ediplerle tanışamadım diye üzülür dururdum.» «Asıl meseleyi tamamen kaybettim.. ortada bir haksızlık olduğunu düşünürdük. öfkeme aldırmayın. Şimdi. Bırakalım oyunu albayım. Hikmetle Bilge'yi yazalım. uezşeyaen Kaçtığımı biliyor. Hiç bir şey bilmiyor. Şimdi de benim dışımda bir şey düşünmesine. bir süre domuz gibi susarım. Sevgi'ye de gösterdim sonunda. Biliyor ama. biliyor: Bir noktada benim de bunlara dayanamadığımı bi280 ı.«Görmek istemiyorum albayım. bu 'O başka'ya öfkelendiğini biliyorum albayım. Onun benden önce bir şeyler yaşamış olmasına dayanamıyorum. koşar ressamı tebrik ederdim. hepimizi küçümsüyor: Sen onlarla yaşayamazsın demek istiyor. Tiyatro seyreder gibi bakıyorlar benim öfkeme. Sonunda biliyorum usanacak. değil mi albayım? Söylemiyor ama içinden. Onunla alay ediyorum. Hayvanat bahçesine 279 mi buldum albayım. âlim adamdı. anlaşılmaz bir karmaşıklığa bürünüyor. kızı bir hayli üzüyorsun. Asıl domuz gibi yaşayan Bilge'dir.» Oturdu: «Hayvanlar âlemi diye sembolik bir oyun yazalım albayım. suyumuz da var. Bize göre herkes. Süt dökmüş kedi gibi olurum. benim burada oturmaktan sıkıldığımı. Herkese acıyor. Elektriğimiz. ben bazı şeyler anlatınca ağlıyor filan. hissetmesine katlanamıyorum. Hep birlikte yazalım. Takdir etmesini bilmek de bir meziyet. Fena mı etmiş? İsmi de Bilge. Gidip Bilge'yi getireyim de ona gününü gösterelim albayım. Bakkal Rızaların. derlerdi büyüklerimiz bize. kötü kötü güldü: «Merak etmeyin albayım.» «O ne biçim söz. albayım. Değil.» «Peki albayım. Sen. olur mu?» Soluk soluğa kalmıştı. emekli albay Hüsamettin Tambay. oyunun yansında bırakıp çıkıyorlar. felsefeciyi Eflâtun zannederdik. biz de belamızı bulacağız. Ortaya atılan her esere hürmetim vardır . aptalsın diyorum. Bir de felsefe fakültesini bitirmiş. Ben onun yanma gidince köpek gibi olurum şimdi. Tekaüt olduktan sonra kanaatlerim biraz değişmişti ama. dedim ona Hüsamettin Albayların. Giderim. Yarın gazetelere bir tavzih gönderirim. Neden burada oturmasını öğrenemedim? Neden gidip kendi ayağımla belamı buldum? Anladı albayım anladı.» diye Hikmetin sözünü kesti emekli albay. «Yalnız. Biraz fazla kaçtı mı. bütün piyeslerden sonra alkışlamaktan ellerim acırdı.» diye çattı Hikmet'e. İçinden. Ben ne biliyorum peki? O başka. Biz bu dünyaya setretmeye. Biz de önümüze geleni beğenirdik: Tarih hocasını He-rodot. orada ben her kılığa gireyim. Bütün böyle şeyler gibi olurum.» Durdu. albayım?» «Bizim de başka çaremiz yok da ondan. Şimdi siz beni dinleyin. Gecekondu muhitine yakın. Sivas Ekiplerinin. bizlerin mirasına da sahip çıkmak istiyor. Kekeme Ahmet Beylerin. fırsat buldukça yeni baştan okurdum.» «Bizim oyun ne oldu?» diye sızlandı Hüsamettin Bey. Kadınlar aptaldır albayım: Sadece sezmesini ve beklemesini bilirler. Küçük Salimlerin. Bütün hayatı Mo-nika'nınki gibi rahat geçmiş. Ha-ha. Kirkorlarm..» Bazen ben bile hangi durumda olduğumu unutuyorum. hattâ Bakkal Çıraklarının tırnağı bile olamazsın. Ona. günün birinde deliler gibi sokağa fırlayacağımı sezdi. oğlum Hikmet. albayım. Hikmet. anladığıma göre.» Ayağa kalktı.

MHls de sustuğu için kazandı. herhalde maddi bir menfaat mukabilinde bulunmuyorsun burada.» 281 ¦ *» «üıraz KarışiK ama. ben buna benzer bir film görmüştüm.» dedi Hikmet. Bir de tarihin sesi kaldı geriye albayım. Heine' ye çok kötü davrandı albayım. ölmekten başka. düelloda filan ölürdü. Antonius ve Kleo-patra üzerine tefsirini çok derin buldum.» Hüsamettin Bey gülümsedi. bu gerilime daha fazla dayanamaz.» dedi Hüsamettin Bey. fakat derinliğinden kaybetmek pahasına vazıh olmaktan hoşlanmaz. tuuau ¦cim Arifi beğenmediğimi kim söylüyor.» dedi sonunda. Mütercim Arifin bir sözü vardır: Nevi beşerdeki fertler. sadece bu kavramdan korkanların karşısına çıkar.» «Ben ne koyuyorum ortaya albayım?» diye çekinerek sordu Hikmet.» «Oldukça muğlak bir muharrirdir.» Hikmek saflıkla. «Münasebetsiz. On232 iara. ne zaman 'Fikriyat ve Tetebbu' ile ilgili bir konu açılsa.. «Yazarların kahramanlarını neden baştan öldürmediğini şimdi anlıyorum albayım. bu akıllara durgunluk veren akışım içinde adalet. Bir Austerlitz kaybetseydi ne çıkardı bu Napolyon? Fakat olmadı işte. ne kadar takdire şayan bir gayrettir bilemezsin. «Napolyon. Schlick'i de savaşta öldürmekten vazgeçelim. Kader ve alın yazısı böyleleri için vardır. Sen beğenmezsin ama.» «Ya ilerde de anlaşılmazsa. İşte tarihin sesi. daha ne koyacaksın? Herkesin.» Hikmet biraz düşündü. Heine her yerde İcaybetti. başkalarından bucak bucak kaçırdığı muhtevayı koyuyorsun. «Bu da Mütercim Ariften mi albayım?» diye sordu. en küçük faturaları bile çok fazlasıyla ödetilir böy-lelerine. «Oyunun devamı güçleşti. medeni bir münasebet içinde bulunan her insanın talep etmesi ve mukabilini vermesi icap eden bir metadır o. Benim. Schlick'in akıl hastanesindeki yaşantısını da anlatalım mı albayım? Hüsamettin Bey elini tahtaya vurdu: «Oraya girmiş gibi konuşuyorsun Hikmet. muharebe günü en öne atıldı ve kaybeden bir ordunun. «Kendini koyuyorsun evladım. denir. zaten eninde sonunda aklını kaybedecektir.» «Anlamadım. tarihin sesi kaldı. «Siz şimdiki gençlere bakmayın.benim. Eskiden böyle kocalar. sadeliği her zaman bîr meziyet zannediyorlar. bütün günah ve sevaplarıyla tekmil ruhlarını cemiyete arzettikleri nisbette. ortaya bir eser koyması ne kadar zor. Şimdiki gençler. yanınızda ne işim vardı?» Albay güldü: «Ne gibi bir menfaatin olduğunu bilmiyorum ama. ileriye matuf bir yatırım her zaman faydalıdır. albayım.» dedi Hikmet. ilahî adalete inanmaktadırlar. Heine de ümitsiz bir aşkın acısıyla. ya gerçek bir beceriksizlikse?» «Zaten sen bilemeyeceksin bütün bunları. n kabili içtinap bir surette müstahak olurlar. «Beni konuşturur.» «Hangisine devam edeceğiz?» diye biraz çekinerek sordu albay. «Ben de bakmıyorum albayım.» .» Ciddileşti: «Manevi menfaatlere gelince. Schlick bile bir süre Monika'yi kazandı. Heine'ye geride hiç bir şey kalmadı albayım. bu çeşit ölümleri tasvir etmek biraz teknik bilgiyi gerektiriyor. değil mi Hikmet?» diye yorumladı bu sözü Hüsamettin Bey. sonra da alay eder. genç bir subaya yakışan şekilde. ölmekten başka. demek isterdi bu gülümsemesiyle.» «Rahmetli annem de aynı şeyden şikâyetçiydi albayım. ölen bir savaşçısı oldu. üstelik tiyatro seyircisi olayları yeni baştan öğrenmek istemez. Endişe etme oğlum Hikmet.» «Anlaşılmayacak bir şey yok albayım. bütün günahlarının hesabı birer birer sorulur. ıs?ıe ııanı aaaıet. «Çünkü. «Oyunun sonunda Mills evlensin Monika ile. «O zaman geriye dönmek gerekiyor ki. albayım: TARİHİN SESİ: Heine gibilerden. Bir insanın. susup beklemesini bilenler kazanır. ona resmen sahip oldu. artık bu teknik de eskidi albayım. Şimdi kılıcın yerini ruh hastalıkları aldığı için. Hroboviç kumarda hile yapmayı bildiği için.» Hüsamettin Bey ciddileşti: «Hemen anlaşılmak da iyi değildir. İlahî adalete karşı ayıp olmaması için. beğendiği sözleri tekrarlarken yüzünü utangaç bir gülümseme kaplardı. ondan hisselerine isabet eden gam ve süruru istismara. Çünkü onlar. iyi kötü. Haddimiz olmayarak biz de fikir âleminden biraz nasibimizi aldık. Yoksa.

Bil-ge'yle kavgamızdan sonra öldü. adalet. değil mi? Çünkü efendim. Karısının sağ olduğunu öğrendik. KOMİSER: Adı neymiş? POLİS MEMURU: General Gustav Schlick olduğunu ileri sürüyor komiserim. (Polis memuru çıkar. Sizinle daha önce görüşmüş müydük? KOMİSER: Sanmıyorum efendim. hayalinde karısını âşığıyla birlikte yakalamış ve ikisini de kafasında kurşuna dizmiş. evde unttuğunu söyledi. Schlick ailesi çok yakında oturuyormuş. Schlick ile birlikte döner. Ona bu saygıyı . KOMİSER: Karısını gerçekten öldürmüş mü? POLİS MEMURU: Ona belli etmeden. hani tren istasyonlarında var ya. her şeyi birbirine karıştırıyorum. ister hapishanede. Bunları yapacak bir insana benzemiyor. insanın delirdiğini çok kolay kabul ediyorlar da. ona saygı gösterilmeli.» «Schlick'e fazla ehemmiyet vermiyorsun. komiserin. oturun. Bu sözlerine inanırsam.» «Bu tarih de.» 283 «Piyesin kahramanı insanlıktı albayım. ona karşı özenle davranmalı: İster karakolda olsun. fincanları tepsinin üstüne devamlı tıkırdatan uşağımı öldürdüm. Bu akıl hastanesi. KOMİSER: Bunda ne var şüphelenecek? POLİS MEMURU: Karısını yıllardır her gün öldürdüğünü söyledi komiserim. Bir dergide okumuştum komiserim: Akıl has--taları bir türlü kabul etmezlermiş hasta olduklarını. (Oturur.» diye itirazda bulundu Hüsamettin albay. geçen gün. İnsanlığın ölümüne ve karısı hakkında duyduğu kuşkuların baskısına dayanamayan Schlick de. . POLİS MEMURU (Telaş ve heyecan içinde. dedi.) SCHLİCK: Bu günlerde çok dalgın oldum da efendim. Tarihin sesi söylüyor bunları albayım. Bu günlerde sözlerine inanacak yakın bir dost bulmakta güçlük çekiyormuş. (Yer gösterir. daha başka itiraflarda bulunacağını söyledi.«Girmesine girerim de albayım. akıl hastası olduğu-. Bazı işkencelerden de bahsetti. KOMİSER: İfadesinin neresinden anladın? Deli olduğunu itiraf mı etti? POLİS MEMURU: Tam tersine komiserim. Onun sözlerinden pek bir şey anlamayan komiser. fakat ben ısrar edince delikleri göstermedi. Yalnızlıktan bu duruma gelmiş. Sonra. kendisini bir polis refakatinde. çıkması zor olur diye korkuyorum. insan cani olunca kendine saygısını kaybediyor. POLİS MEMURU: Kendisi saçmaladı komiserim. bir gün karısını öldürdüğü kuruntusuna kapılarak. bahçeye çöp döken ve kötü piyano çalan komşum Adolf Meyer'in canına kıydım. emniyete gönderir. Ben de buna karşılık itiraf ediyorum işte: Önce. Hele bir cümlesi çok garip: Austerlitz savaşı sırasında. iyileştiğine inanmakta biraz nazlanıyorlar. KOMİSER: Suçluyu buraya getirin.) Buy-N run. size tekrar teşekkür ederim. Cinayeti ikiye ayırdı: O kısmını pek anlamadım. nu inkâr etti. en yakın polis karakoluna teslim olur.» diyerek memnuniyetsizliğini belirtti albay. odasına girer): Kapıda general kılığında bir deli var komiserim! KOMİSER (Yerinden fırlar. Ben duru-. belki de bu cinayetleri işlemezdim. günlük zabıta vakalarına kadar düştü. SCHLİCK: Teşekkür ederim. KOMİSER: Kimin kafasında? 284 aen Kaiaiasmaa iKi delik olduğunu ileri sürdü. araştırma için Mr arkadaşımı gönderdim efendim.): Eyvah! Akıl hastanesinden kaçıp da bir generali öldürmüş olmasın? Nereden anladın deli olduğunu? POLİS MEMURU: İfadesini aldım da komiserim. «Benim bildiğim.) İnsan cani de olsa.kendine saygıyı demek istiyorum kazandırmak için. böyle bir girişten sonra piyesin kahramanı Heine olur. daha doğrusu. mundan şüphelenip biraz sıkıştırınca. bir yer göstermeli. kendine saygısını kaybedince cani oluyor. turnikeye benziyor albayım. Bana bu yeri gösterdiğiniz için. KOMİSER: İfadesinin neresinden şüphelendin? POLİS MEMURU: Karısını öldürdüğünü söylüyordu. İçimdekileri anlatabilecek birini bulsaydım. KOMİSER: Saçmalama. Bugünün doktorları.

Öyle söylediler. ben bir hiçim albayım.. farkına varmadığı suçların hesabını vermeğe kalksaydı. başını salladı: «Alışılmış değerlendirmelere göre. «Utanmaz!» diyerek Hikmet'in sırtına vurdu Hüsamettin Bey. siz iyi bir hıristiyan değil misiniz yoksa? KOMİSER-. suçların insanda nasıl geliştiğini bilemezsiniz.) Acaba gerçek ceza bu mudur dersiniz? KOMİSER: Anlayamadım efendim. yeni bir ülkedesin fırsatı kaçırma. Her gün yüzlerce küçük suç. insanı yaralıyor. Bir de bilmediği. «Asıl senin hakkında muamele yapılmalı. suyu ve elektriği olan bu gecekonduya kaçtım. KOMİSER: Sanmıyorum efendim.» dedi.«Evet. gene hiç bir şey değişmezdi. (Başını ellerinin arasına alır.» 286 287 . vaktim yok. çenesini kaşıdı. özür dilerim.. bir süre sustuktan sonra. kendini unutma. «Boşuna uğraşma.) Komiser Bey! Ben kararımı verdim. «Beklemediğim yardımlar aldım albayım. Schlick.» Hikmet. SCHLİCK: Bundan sonra konulmalı o halde.KOMİSER (Biraz çekingen): Memur arkadaş biraz önce.. «Sizin de bazı kitaplar okumanız gerekiyor albayım. Bütün gün evde oturup adaletin gelmesini beklemekten usandım. Ben önce davranmak istiyorum. acelesi yok.. bir bakıma talihlidir: Kafasını bir yere sapladığı için. Hüsamettin Bey. Kötüyüm ben. Ölçülerimi kendim getirmek zorundayım bu nedenle. insanların karşısında suçlu olduğunuzu bile bile onlara iyi davranmak.. Anlayamadım efendim? SCHLİCK (Emir verir gibi): İsa'nın sözlerini hatırlayın: Ben size derim ki: Eğer bir insan kadının birine arzu ile bakarsa..» Albay kızdı: «Ben de günaha mı sokuyorum seni?» Hikmet başmı salladı: «Hayata bu gecekonduda başlasaydım bile. bazı cinayetleri kafanızda işlediğinizi söylemişti. düşünür.. «Bu yaştan sonra benim aklımı karıştıramazsın.. Cezasının bir kısmı affa uğrayabilir. hayır.» dedi Hikmet...» Durdu. Muameleye geçelim. Okudukça. «Ben yapılacak bir muamele görmüyorum. bazı şeyler de bırak kaçsın. düşündükçe. hele insan bunların cezasız kaldığını gördükçe. bu sefer başka olacak demiştim. (Durur.» gibi önceden tedbir almaz.): Buraya gelenlerin hepsi sizin kadar suçlu olsa.. karşmda-kine kapılma.) Ne kadar çok insana içerliyorum bir bilseniz. KOMİSER (İçini çeker. dar bölge suçları işlediğini sanıyor. yeni insanlar tanıdıkça sadece günahlarının arttığını hissediyor. Size bazı kitaplar vermem gerek. Acaba. Kanunda bir madde vardır sanıyorum. Bir gün nasıl olsa geleceklerini bildikten sonra. bunlar da o cinsten olamaz mı efendim? 285 su değil efendim. tek bir muharebenin neticelerine göre kıymetlendirilemez. Cezası da göz-çıkarma. bazılarını da ayrıca tartışmak. düşün.» İçini çekti: «Her geçen gün yeni suçlar öğreniyor insan..» «Bütün cephelerde yenilgiye uğrasaydım kolaydı albayım. bulunmaz bir nimet olurdu benim için. kalbinde zinayı zaten işlemiştir. Oysa kendi kendime söz vermiştim. kıymetlendirme safhasında hataya düşüyorsun. demek hâlâ bir tedbir alınmamış. İsa öleli ne kadar oluyor. albayın son sözlerini duymamış gibi yaptı: «Durum gittikçe karışıyor albayım. Ben de... SCHLİCK: (Üzgün): Anlatması çok güç. o zaman gününü görürdü». Gerçek mermiler. SCHLİCK: Siz. Siıçluyum. Ne talimler yap^ mıştım: Kendini unutma. Harp* ilminin kaidelerini hiçe sayıyorsun oğlum. Hüsamettin Bey.» Albay dayanamadı: «Saçmalama Hikmet. Ha-ha. sen. Sonra.» diyerek Hikmet'in sözünü kesti. İnsan hayatı. 'Zayıflık' adlı bir kuvvet birimi yokmuş albayım.» diye sözlerine devam etti. talimlere benzemiyor albayım. İlgili makamların yardımını rica ediyorum.. eski günahlarımın altından kalkmış olsaydım bile. Ceza kanunumuzda büyük boşluklar var. yani ihanete uğradım. Ayrıca. (Ayağa kalkar. önce duymamış gibi yap.» Hikmet.. onların sizi iyi sanmasına göz yummak. Hayat.. Bir bakıma kurnazlık yapıyor karakola gitmekle.

» Havada yumruğunu salladı: «Hepinize göstereceğim: Bir köle tutacağım kendime. 288 dün-öyle-demiştin-bugün-böyle-dedin. vaktim-olmadı. hayır. diyeceğim: Ben Napolyon muyum? Na-polyonsun generalim. hayır. sen-bırak-ben-yapanm. çocuklarını son . ben-de-aslm-dasenin-gibiyim. evden kovacağım. sonra bir yerde saçmalıyor albayım: Yani bana karşı çıkıyor. tek bir kahramanın omuzlarına yüklenmektedir. bir duygu gösterisi yaşatmak istiyorum. Ne yaman bir topluluk olduğumuzu. artık hiç bir dilenciye sadaka vermeden geçemesin.» Yorulmuştu. Bütün gereksiz ayrıntılar ayıklanmalıdır: «Bir-dakika-yemek-yanıyor.. Cahil olsun zararı yok. dayanamayarak özel temsiller vermemin başlıca nedeni budur. bir-dakika-çorabımı-düzelt-mek-zorundayım. Arada. Değilim diye tepineceğim. değilim.yaylı -bebek .diri çiftlerden. «Beni de. Oda tiyatrosunun oyunları. bilmiyorum. onu-elinden-bırak. Daha ne yapsın? Akıllı uslu gidiyor. Bilge de saçma kelimelele konuşuyor. Fakat.. havasız bir yerde sahneye konulmaktadır ve bütün piyesler. «Fakat biliyorum ki. Küçük burjuvalara. çöpü-kapıya-bırak. Büyük mantıkçılar ve apartman kapıcıları diyebilirler ki. hayatları içinde anlaşılmak ve beğenilmek ve büyük kütlenin ilgisini görmek zorundadırlar. bizebakıyorlar. çok-isterdim. diyorlar bana. şimdi-olmaz. ben-sadece hatırlatıyorum.ikramiyesini ne yapacağını . Ne var ki albayım. iyi bir tanıtma yapılmadıkça kimse bu gösteriyi seyretmeğe ve maddi manevi . sen aşağılık bir kölesin. onu da Napolyon olduğum düşüncesinden vazgeçire-meyeceğim. neden-öyle-söylüyorsun.ve . sizleri dünyaya tanıtmak istiyorum albayım. ve benzeri sözlere bu nedenle yer yoktur albayım. Hiç bir oyuncu. birdakika-karşıdan-otobüs-geliyor.bakmayın geç .genç . bir-dakikahemen-geliyorum. «Ondan sonra da asıl meselelerde suç işliyorum. Ne yapsam fayda etmeyecek. ömürleri boyunca bir daha unutamayacakları bir heyecan kasırgası. bütün-gün-bunu-mu-dinliyeceğiz. aslında en kötü köledir. senin . Bu neden de beni gittikçe harap bir duruma düşürmektedir. öyle-de-ğil. yarın-sabah-unutma. İşte. oyuncular. Kim bilir. ucundan-tut. bir-dakika-yardım-edermisin. emekli . Bir iki karşılık vermesini öğrenecek zaten Nedir ki bu kadarcık bilgi? İngilizce biliyor musun köle? . Bilge'ye de anlatmak istediğim bundan başka bir şey değildir. «Bu ayrıntılardan yoruluyorum.ve . Kölenin iyisi kötüsü olur mu? En iyi köle. geldin-mi. bu oyunu seyrettikten sonra. zaman zaman çileden çıkaran işte budur: Halkın bana karşı gösterdiği ilgisizliktir.kaldım . radyoyu-kaparmısm. herkes hakkında kötü şeyler hissetmezdim.rahat . ben-senin-gibi-değilim. canım-istemiyor. Dünyada köle mi kalmadı? Benim gibi köle bulamazsın diye çırpmsm bakalım.arabalarında park yolları boyunca gezdiren bütün mutlu . dik-kat-et-vazoya-çarpacaksm. İnsan hakları filan vız gelir bana. Ben seni bunun için mi tuttum? diyorum ona. diyecek. beni seviyormusun. onu gerçekten kovacağım. gene direnecek. şu-pencereyi-açar-mısm. kibriti .derece . burnumdan getirecek. Sevgi. kapı . kaç-gündür-iyi-değilim-onun-için-mektupyazamadım. 289 fakat.çıkarı olmadıkça bir bilet almağa yanaşmayacaktır.versene. diyecek şöyle söylesin. bir de sonunda bıkarsa ve peki Napolyon değilsin derse. gözleriyle konuşurdu albayım. elim-değmedi. herkesin huzurunda göstermek istiyorum.» diye yakındı. eserini geleceğin akıntısına bırak.ladım. Yalan söyleme köle diyeceğim.müsaade -edin . bir-yere-kadar-gitmek-zorundayım. ömrünü tavan arasında geçiremez. Canını çıkaracağım. benisevmiyorsun. sözünü-unutma. Ulan köle.düşünen aksaçlı cimri ihtiyar karıkocalara kadar her çeşit kusura . Böyle ağır bir sorumluluk isteyen bir oyunun kahramanları da elbette gözlerini kırpmamalıdır albayım. Bunlar konuşulmazsa hayat olmaz. Kendine göre düşünceleri varmış. bir-dakika-gelirmisin. sana-anlatmak-zor. Napolyon'dan ne anlarsın? diye hakaret edeceğim ona. belki bunlar konuşulmasıydı. yapmak-zorundayım.çalmıyor. İstiyorum ki. belki hayat olmasaydı ben de kendimi gösterme fırsatını bulurdum. Napolyonsun diye tutturacak. Sizlerin de bu oyuna katılmanızı sağlamak için yaptığım baskı. «Saçmaladı albayım.geçelimler. Ona bağırdım albayım.» «Ne yaptı ki?» diye sordu Hüsamettin Bey. bilmiyorum. saçmalama dedim. bir-dakika-bak-ne-çalıyor. seni-dinli-yorum. hayır.gibi Napolyon görmedim diye. bu nedenle bağışlanmalıdır.

«Bir dakika. Temiz çarşaf var mı albayım?» Hüsamettin Bey kızdı: «Gece yatısıyla oyun olur mu?» «Oyun değil ciddi albayım. Siz dairenize çekilirsiniz. yorgan. demiştim. şehirdeki akrabaları onları yatıracak yer bulamaz olmuşlar. yalnız Esat End .» «Dur oğlum. Bu İngiliz de hiç konuşmadığı için. «Tamam albayım. İktisatçılara göre. Hükümet de bir bildiri yayımlayarak. Kimse beni kandıramaz bu konuda. Bana bak Napolyon. Ailece hep birlikte geliriz. Fakat. yatak ve yorganlarıyla birlikte toplatılmış. çok başarılıydım. biz de size gece yatısına geliriz. Bilge'ye de söylerim. somya ve benzeri mamullere büyük ölçüde zam yapılmış. gerçek bir arkadaş bulmak kadar zordur. onların gece yatısından vazgeçmeleriymiş. diye tutturmuştu. herkes beceremez. geri kalanların 'Düzeltme Evleri'ne gönderilerek delilerle birlikte zorla çalıştırılacağını ilan etmiş. Ben de bir zamanlar kölelik yaptım albayım.» dedi Hüsamettin Bey ve Hikmet'in düşünmesini bekledi. Daha sırası değil. nereye gidiyorsun?» diye telaşlandı Hüsamettin Bey. çarşaf. değil mi? Cinsiyeti bile olmaz böyle bir kölenin. yorucu bir iştir albayım. Kendine bir köle bulamadığı için bu durumlara düşen bir zavallıyla daha 290 fazla ugraşamam. Yes diyecek. diye karşılık vermez mi? Çok eğleneceğiz albayım.» Hüsamettin Bey sordu: «Gustav Schlick'i karakolda bırakacak mısın?» Hikmet yüzünü buruşturdu: «Biraz da kendi kaderini tek basma yaşasın albayım. İnsanlarımızın en sevdiği birlikte bulunma yollarından biridir. geceliğini getirir. Haklısınız asteğmenim. Sonra da başka ekmek kapısı bulamadım. Gelsin albayım.» dedi albay. derim ona. ingilizlerden yana olduğu için bu düşüncemi de kabul etmez tabii. Ne oyunlar yazılır böyle bir köleyle albayım. Biraz önce saydığım gereksiz ayrıntılardan kurtulmuş gerçek bir köle bulmak. Gerçek köleleri çok iyi bilirim bu yüzden. Tabii ben arkadaş istemiyorum. Bu kadar kolay işte. Bir araba söze ne ihtiyaç var? Cahil olursa. Çünkü. sağlık bakımından sakıncalı olduğu gerekçesiyle bir evde gece yatısına ancak üç kişinin kalabileceğini. yes diyecek o kadar. albayım. Ha-ha. sonra. Napolyon bile olur. demiştim ona. iş bulmadan uzun süre dayanabiliyor ve böylece ücretle291 li rin düşük tutulması mümkün olmuyormuş. Monika. gece yatısının kutsal aile düzenine aykırı olduğunu ve doğacak çocukların nüfus kaydı bakımından bazı güçlükler çıkaracağını ileri sürmüşler. Bunun üzerine bazı ahlakçı düşünürler. Ücretim az geldiği için ayrılmak zorunda kaldım. Bilge. bir süre kâğıtları inceledi. 1753 ocak ayında. Sanayi burjuvası da öte yandan bu emekçilerin daha bir iş bulmadan akraba ve dost evlerinde gece yatısında kalmalarını ücretlerin yükselmesi bakımından sakıncalı görmüş. bizim geri kalmamızın ve İngilizlerin ilerlemesinin nedeni. Şöyle diyorlar: Onsekizinci Yüzyıl Sanayi devrimiyle birlikte gece yatısı âdeti de kalkmış. Tanımadığımız daha milyonlarca insan var acı çeken. Bu konuda bir araştırma yapan William Astley Sheete'in bir raporuna göre. Gece yarıları evlere baskınlar yapılarak misafirler. sanayicilerin baskısıyla yatak.» «Saçmalama. toprağa bağlı köylüler ucuz emek olarak şehirlere akın etmeğe başlayınca. MiUs'le evleniyor.» dedi. yastık. Ben yerde de yatarım albayım. Öyle birden olmaz. Daha başkalarını da çağırırız. derebeyliğin zayıflamasıyla.» Hüsamettin Bey içini çekti: «Sakın kimseyle böyle bir oyun oynama oğlum. bazı düzetmeler yaptı. Ayrıca. Öyle olmadığına inandıracak beni. başını kaldırdı: «Daha önce de söylemiş olduğum gibi. karyola. köle istiyorum albayım. İnsan kolay inanır kölelere. üstelik aptalca övmesini de beceremez. Erkekçe bir ilişki istemediğim zaman hemen kadın oluverir. «Onun köle olduğunu bildikten sonra ne zevk alacaksın bu işten?» «Anlamıyorsunuz ki. Şöyle ki: Gece yatısına kalan ve dolayısıyla yiyeceğini de aynı yerden bir dereceye kadar sağlayan bir misafir. Biraz düşünebilir miyim?» «Hay allah. Hangisinin kaderini değiştirmek elimizde?» Hikmet. sende iş yok. 'Here I come' doğru mudur üstadım diyeceğim. istediğim zaman.» Birden yerinden fırladı: «Onu şimdi size getireceğim albayım.diye soracağım. olay hakkında neler hissettiğini yazmak güç. «Albayla çok tanışmak istiyorum. Daha iyi.

.» Kapıdan çıktı gitti. eşya ve insan münasebeti üzerinde çok düşünmüştü. İşten dönünce doğru buraya gelir. Göz kapaklan uykudan ağırlaşan çocuklar. diye düşündü Hüsamettin Bey: Daha kuvvetli bir çok muharririn aksine. kendimizi Mütercim Ariften daha mükemmel zannederiz. Kıymet verilen bir insanın ademi mevcudiyetine. fakat. Evet. bu hasreti gidermek için icat edildiği söyleniyor. erkek ve çocuk) yakalanmış. esasta kıymettar insan ile onun hatırasının bir ahenk içinde olduğuna inanırdı. Kırk iki yıllık makinasmı göstermelidir. «Sosyal gözlemciler de. kanape ve karşılıklı birleştirilmiş koltuklarda sabahlanmış olabileceğini ileri süren görüşlere de hak vermek mümkün. ölmüş yakınlarımı da getiririm. durum çok başkadır albayım. yatak sayısının misafirlere oranla az oluşunu. uğramam gereken çok yer var. Annem de kanepede yatar: Çok çekmiş bir kadındır kendisi. tıraş takımlarını alır. Görüyorsunuz. onu düşündüğümüz zaman. Hattâ. Ben gidiyorum albayım. Haydi canım. bir yatakta ortalama üç kişinin yatmasına bağlıyorsa da. Böyle bir kalabalığı küçücük evimize sığdırdıktan sonra. gece yatısı âdetimize rağmen gene de İngilizleri geçerdik. diye düşündü. Sheete. insanı malum bir istikamete sevketmez. 295 LQZ qa nuinaoA uubjAbio îfeoire 'Bauos irepunq irçsıuisBjn -unŞoA aiq ip^a^ sp^re aBtUBjo aBpBîj atmS o 'pprBg ' . sizin sandık odanızda yatar albayım. İnsan mevcudiyetinin eşyaya ihtiyacı yoktu. On bir yaşından küçük çocukların gece yatısı kısıtlaması dışında bırakılmasına ilişkin 1765 tarihli kararname de iktisatçılar tarafından şöyle yorumlanıyor: Aynı tarihte çıkarılan başka bir kararname ile bu yaştaki çocukların yapımevlerinde çalıştırılması yasaklanmış. hey gibi Hamit Bey... «Bize gelince. Bu ne hız. dedi ondan sonra: Benim gibileri nereden tanıyacak? Bazı münekkitlere göre Mütercim Arif. Mütercim Arifi bunun için sever. derdi. Hiç kimseyi rahatsız etmez bu yüzden. Biliyorum. iki de kordonu vardır bu bezin. şarlatanın biriydi: Herkese malum olan hakikatleri bir esrar perdesi altında. Hayır albayım: Başka makine ile tıraş olmaz. Mütercim Arif haklı. sanki onu seviyor gibiyim. Annemin diktiği tıraş bezini boynuna takmalıdır.. «Fakat bizim aile kalabalık değildir albayım.ve Hangers Lane'de 4248 yatakla 11376 çeşitli misafir (kadın. Yemeğe titiz değiliz. eşya ile mevzu bahis insan arasında kurulacak bir münasebetle tahammül mümkündür. insan mevcudiyeti ve fikriyatı da tehlikeye giriyordu. denir çocuklara. Ölürken bile fazla mesele çıkarmamıştı. Gece yatısına meraklıyız. diye düşündü Hüsamettin Bey. Rahmetli babam Ha-mit Bey.. Yemeğin verdiği ağırlıkla koltuklara serilince önce kahve. Allah sonumuzu hayırlı eylesin. yatak geniştir. bizi daha geniş ufuklara götürür. Acaba bütün bunları kendisi de önceden sezmiş miydi? Bilhassa benim fikriyatıma yaptığı tesiri tahmin edebilir miydi? diye merak etti Hüsamettin Bey. Ondan ileri gittiğimizi hissederiz.. büyüklerin konuşmalarını dinlemeğe can attıkları için. îeyeoııseyaiK aı Dayım. gece yatısına gelen misafirlerin kendi eşyasını getirme hakkı yoktur. bir türlü yatmak istemezler. ekseriyetle. Bu münasebeti müsbet bir şekilde ifade edememekle beraber. Ne bulursak yeriz biz. eşyanın ademi mevcudiyeti halinde.. Berber çantasına benzeyen şişkin ve küçük bavuluna pijamalarını koyar. tıraş makinasıyla öğünme-lidir size. daha sonra çay içeriz. Mütercim Arif. Saat beş çayının.. müphem bir ifade kullanmış olması ve meseleleri nihai bir noktaya vardırmaması. İsterseniz. Sen bizim Erkan'la yatarsın. Neredeyse pencereden çıkacaktın. Biz her zaman çay içebiliriz. fakat babam. İnsan. Siz fazla yemek yapmayın. Fakat bize gene bu imkânı Mütercim Arif vermiştir. İngiliz milletinde görülen aşın bireyciliğin bu tarihten sonra kuvvetlendiğini ve gece yatısı yasağının insanlar arasında bir soğukluk yarattığını belirtiyorlar. 203 12 ŞİMDİSENİYAKALADIM Hüsamettin Bey çevresindeki eşyaya dikkatle baktı. muğlak cümlelerle ifade eder ve okuyucu. Babam da.

bir kirpi gibi büzülmüştü ve uzattıği elinin dışında tek ve şekilsiz bir parçaydı sanki. ilişkilerinin dayandığı temelleri acaba sarsıyor muydu? Bu odaya Napolyon ya da . utangaç ve heyecanlıydı.npaoAipS iqiS ^buıubuı BaBiuBtaoa 'jf BtrepAaui uıAbjo aiq raaA iıb BABAunp sip -ao nq ıŞrçsuBîi auiaiqaiq uiuanpa nzaB qa uiuBAna 'apupı aaftBABq î[isiaB:5{ raiifB^ aıg 'ABqfB uiwaurBsnH npaoA -ıuıubuı îpd ap auıŞaoapS a^ijaiq an aSng ui^auuiiH ¦ji\a3 as -Aapaaau îinooö rig "uipîaaaA uaznpTî[aö aiq araipuaji ueuiy "juy 9^§T ipuiBp'B aiq aı^gg 'zaiuıaS Bp buısbubuı nŞnpp uiiq -nui uiuuBiiinpxo GraiBtuinq uiiqnui uubiuo '}'B3{i5i'Bq nq -bj Uip. Albay Hüsamettin biraz hayal kırıklığına uğramış gibiydi. i^auiJUH 'JPV -X!-Yi ıpuBiğBpı aAıp iipiniS tuuBdBA eu uaq asaıpS zıiı ng npanunğnp aAıp aijiq Bp nunq 'juy 'ipaiaBA aAaoi^au aiq ^auiqaj uijuy irepunq auaS 'Bounjo psBq uinanp aiq sum -a"8jb uijiay jpaa^np\[ 'asuapa^ ¦ipua|jtAa5i îtaaaunsnp aAip 'uiiŞıojuv uipaajnjAf ranSnunnun i^auiîiiH apjeq uinŞnp -\o Bpuis-B^ao isbA§8 ui^auiiUH 'ABqjB ıpi9™3 ıppâ aAip iitu JiaoaarjaS ua^B^iJiBq iA. «Tanıştığınıza memnun olun bakalım karşılıklı. bununla birlikte gülümsüyordu.aSna 'UBifo nq x •aipB^SBq eu ~aS izaBj uijiay 'Aag utnauiBsnH tipunSnp aAip 'unsjo ıaaq 96Z apaaxapsara txiAb ' -q2 isauos uapuisıpua^ isBpoui ' dpnjrç 9a ı ısıonsuiaj aiq B^ao unpua aiq nâıuiBaiıo uniiuinui i>v\ isara aiq §iua3 uuamnara nq '}B5i ^aAiuiuiaqa aiq 5{nAnq a.repi'BO'eğBiiS. Hikmet. iSBUi^Bq apaaABq -ı^§ıuiap «'anipauuBz uiinnut uapui^uuBpio Bp uiu uiiuaq v^ an^o uii^Bq aisja^ aiq a^Ao BABAunp unS aiq pnaq 'aipi'BABq ap i^uiaB^uo iî[i9g» 8a §iuiastunxn3 Boun^naos nSnpunânp au B^snsnq ng ı^Sım uı aiAoq i. ^aqasBunui îinsıın piBpuisBOB ubsui 8a BASa Bpsay^ -ip bundan başka bir şey yapılamazdı. Bilge'yle birlikte içeri girdiği zaman bu duygular içindeydi. Hikmet'in yaşantısında elle tutulur. gözle görünür canlı bir varlığın olmasını yadırgıyordu sanki.ı^Sıui nŞnp^o diqBS auuanBABq uıuıpa^dnui aiq 'BpuiuBA uiBZZBnui nq ui^aBg ba uiqaBQ 'auısıpua^[ ğnuon aiq aiAoS BpuuBiBai^q 'n^ -sop aiq uijuy uiıoaa^nj^ -upı unuo ipuiiqnui BqBp -zBai^f un^nq 'ıŞıpa^si nauiajAos '%^^i :npaoAınq nq 'jıay RU^S 'ipzauiöaSzBA ua suisaui{iq uB^unq un^nq 'Aag -uino aiq ubjbiı BpBABq 'ap uaizos i^Bpuis^aB aotinsnp an bA -sg -n^ûuntnS BpuijsB aAuezBu un^ng 'ipaBpuBq aa^Aas iz bAbAsb nŞnpio diqBs uıuıSıpniB^ aiq 'ubsuI a^aqxa :ıpaaiai5iıj apBpiB uapisja. Hikmet. -Bs n§ uapmi'Bxl laranoaa. Bilge.» diye gülerek girdi Hikmet. «Here we come.juy 'aaiauaBq -nui izBq Bauos jappnui aiq uBpuı^BjaA 'B^iiiBmı.j -ıpaapau ıuıŞbobp aBtjzBin a^aaqoS Bauos ua^npıo 8a ıuıŞbobxı§ apıaan muuajaasa 'aaoS auısapBji uıuubıuıjıbA ng 'tp aiq ıŞıpBiuiuBj b^zbj uiuaAiuinuin UBiya ba xia\ -ıpa aıp^B^ apuRiqnin: uı^bA ^boub BpuniBuiB2 :rpit5iBq.reii ¦ep'BiU'BA'Buiinq uiii{nui ap -ua3{ unS jiq 'j'epiBA'Brainq tuiqnra luuBiBJiarBg ua^zos nS a^AiSBpa jaqureSAad aiq '¦epunuos 9a ğiuizB^ «s -sin aiq aiaanaqasBunui nq ¦BqipS pp juy 'R utjuy ub^ıö ıSjtkiı' aiaaiauBqeq trepns ng 'juy ipuBsni aiq ixiiS'Bq ^sAinî uiuuaiaiîm 8a uaA'auiıa inq^jj e\ -iq laaiaXizBJi pıpi'eii ua 'aaoâ "Bzistrea^j '^u d aiq io^b^b iqiS 'uiip^urBinq jfad 'aApa^azBS aiq ueaos ^znunpinq jisbu ijiay 'aounuop aui^asiaiuia 8UPV 8A STUipS njozopj aiq ubııAbs uiiqnxu uiöı ubuıbz o 'uiu. Sözlerin canlı bir insan biçimine dönüşmesi. aiq pAABqnui ıŞıpzBA ısıpuaî[ uıjıay tuıoaa^nj^ '¦buı^b uıAag 'HaiuiBtSBq aAıp j[araap aijiqB^io aai[uapappB uiiqnui raaq apuan Bsp ap un3 aiq ba umaoAniq ituipuasi bszbuixo öıq uaq 'buıb BaBd Saq ap uiuiuasa uiiuaq ung aiq ii aiq auiaazn.uiisy uipaa^njAi ^i^aunui aiq .» dedi.BsuBaj a^qiaB^ aig apeianBq inuiq tinuinqaa]^ npunânp aÂip ıpAbsıub.

Bilge gibi bu masal dünyasında gerçek yerini almaya başlarsa. bir anda hissetti. mesuliyetini idrak etmelisin. Hikmet'in yaşantısı üzerinde. Albay. kapıdan girince içerde at üstünde dolaşan ortaçağ şövalyeleri filan göreceğini zannediyordu. albaydan korkuyordu. Demek "bütün bunlar. bir soyut problemden bahseder gibi ko298 fci' şı gibi oradan oraya sürmüşlerdi. Şimdi de herkesten önce İnanet etmişti onıara. Hüsamettin Beyi. Hikmet. birden fakirleşmişti. bu kadar genç yaşta neden emekliye aynldığmı sordukla-nnı anlatmağa çalıştı. Nursel Hanım da yaşıyordu o halde. allah allah. Bir hikâye ya da oyun kahramanı olmadığını. diyen Mütercim Arif ne kadar haklıydı. Herhalde Bilge. çok yükseklerde dolaşan bir yaratık olarak tanınıyordu Bilge bu evde. diye düşündü albay. Albay da gülümsüyordu. bilmediği bir akışın içinde. diye düşündü albay. albay Hüsamettin Beyin ve dul kadının sağladığı hava şartları içinde uydurulmuş masallardı. Hüsamettin Bey. Bilge de. Bilge bir gerçekse. Albayın durumu sarsılmıştı: Aylardır. Fakat her sözüyle gerçek varlığını gittikçe kaybettiğini. Demek bütün bu taşlar. Hüsamettin Beyi nasıl bulmuştu? İşte meşhur Hüsamettin Bey. Neden konuşulmuyordu? Bilge. Çevrelerinde bir efsane havası yaratmış. Nev-i beşer bütün hayatınca mücerret kalamaz. güneşe çıkınca toz olmayacaklar mıydı? Hüsamettin Bey bütün bunları. en alışılmış olaylan bir destan havasına bürünmüştü.. Öyleyse. gerçek bir oyunun kahramanlarıydı. karısının bir adı bile olduğunu ve bu adın da filan olduğunu belirtti. Neresi meşhur? Canım. Belki de bu odada çok sözü ediliyordu Bilge'nin. Hayır. Ben yalnız seninle ilgiliyim. Bilgeciğim. Hikmet' in kendi hayatından naklettiği bölümler de. Monikalar. aslında ona yaranmak istiyordu. Hik-met'in istediği gibi hissedemedi. Hikmet. durumu biraz anladı o zaman: Albayın sahte ve alaycı gülüşünden anladı. Hattâ karısının sağ olduğunu. Hikmet'e baktı: Bir şeyler yapmalısın oğlum. bir zamanlar evli olduğunu anlatıyordu. aşırı bir kibarlık gösterdi Bilge'ye: Kılığından dolayı özür diledi. Kendi sözlerinin büyüsüne kapılmış.Schlick de aynı rahatlıkla gelebilecekti demek. Ne zannettin yani? diye payladı kendini albay. Bilge. kendine bir gerçeklik kazandırma çabasmdaydı. Belki Hüsamettin Bey de Bilge'ye yardımcı olmadı: Bilge'nin bu ortamı yadırgadığını. Oysa Bilge. İster misin benim eski kanın da girsin içeriye oğlum? Allah allah. Hikmetle birlikte kurduğu dünyaya başkaları karışmasın istiyordu. emekli albay Hüsamettin Beyin. Eski evinde nasıl çiçek yetiştirdiğini. bütün Heineler. şimdi kapı açılıp da Sevgi içeri girebilir miydi? Evet. gecekondunun. paşaya nasıl esaslı bir cevap verdiğini. Oysa Bilge. Austerlitz savaşı gibi bir masal değildi demek. gittikçe saydamlaştığmı seziyordu. İşte Bilge gülümsüyordu. üç yıl öncesine kadar kanlı canlı ve gerçek bir albay olduğunu ileri sürüyordu bir bakıma. yazmağa çalıştığı oyunların kahramanları gibi. Herkes. Hikmet de telaşlanmaya başlamıştı. durumu kurtarmak istiyordu. diye düşündü albay. Seninle ilgili olan her şeyi bana beğendirmek zorunda değilsin. Omuzlarında şu kadar yıldız taşıdığmı. bütün çabasına rağmen. konuşmadan oturdular. emekli olduğunu bilmeyen arkadaşlannın onu yolda gördükleri zaman. girebilirdi. Şimdi dul kadın birdenbire kapıdan içeri girse ne olacaktı? Hepsi sıkıntı duyacaktı: Hikmetle daha ön299 ti Hikmet. Ya da Hikmet böyle . Belki de Bilge. o halde ne Monika. Bütün suç Hikmetindi. uygun olmayan bir yerde bulunduğunu sezdi. bütün tarih ve tiyatro bilgisiyle. Gecekondudakileri çıplak bir ışığın altında görünce ne yapacaktı Hikmet? Onlar da. düşünmeden. Hikmet. Mütercim Arif üzerine düşünceler. Bir süre. bu eve Hikmet'in isteğiyle gelmişti. polis memuru ve komiserlerle konuşmamıştı demek. yeni çevresini küçümsediğini sandı. tehlikeli bir teşebbüste bulunmuştu Bilge'yi getirmekle. ne de Hroboviç diye bir mesele yoktu. Yani. Bir yanlışlık oldu. hepsi hepsi gerçek dışmdaydı. Gerçekten önemli ya da gerçek bir kişi olarak görünme telaşına düşmüştü albay. bizleri bu durumda bırakamazsın. en tabii. gelemezdi. hepsini kandırmıştı. bana ne bütün bunlardan Hikmet? diyordu.. dul kadının ve çocuklarının ne değeri kalırdı? Hikmetin gecekonduda kurduğu dünya. Bilge gülümsü-yordu sadece. çevresindekileri hiçe saymıştı. diye geçirdi içinden. Schlick. Demek taşlan oynatma hürriyeti artık kısıtlanmıştı. belki albay onu istemiyordu. bir çekingenlik hissediyordu sadece.

bu yüzden huzursuzdu. bu sözü ettiği için pişman oldu.» diye cevap verdi albay biraz üzülerek.» «O albay değil.» diye gülümsedi Hüsamettin Bey. Ona nasıl anlatılabilirdi? Demek Hikmet.» dedi albay kendi durumunu kurtarmak için. Heyecanlanan Bilge. Oyunu yanda bırakamazmm tu. «Beceriksizliğimi hemen yüzüme vurma. HALK KÛTOrUA'301 SlulZ. Neden getirmişti Bilge'yi bu deli çocuk? İşte birer birer ortaya çıkıyordu zavallılıkları. Mütercim Arifin karşısına dikilen Fransız münekkit gibi ortaya çıkmıştı Bilge. gelmek istemezdin? Hem. Hikmet. biber sürerim. «Bu yaştan sonra mı kızım?» dedi albay.» İşte Mütercim Arif de yıkılıp gitmişti. Kalkarken de eski terliklerini gördü.» dedi. Belki biraz daha oturursak ben bile sıkılacağım albaydan.» dedi Bilge. Albaya döndü: «Bir yere gidemezsiniz. Kapıya . Belki de hiç albay olmamıştır. Bilge. «Olmaz. İnsan Batıyı biraz bilince. «Neler okuyorsunuz bunu yazarken?» «Pek okumuyoruz. Böyle emekli albay olur mu?» Hüsamettin Bey kaşlarını çattı: «Emekli albayların alınlarında işaret mi var?» «Canım.» «Şimdi bunu bırakalım. bunun için. bugün kimse.» Bilge'ye döndü: «Sen de bizi beğenmeye-ceksen. «Hemen başlamalısınız. bir kadınla bir olup. zayıf bir sesle. Hüsamettin Beyle konuşuyordu: «Piyesleriniz nasıl gidiyor efendim?» Hüsamettin Bey de Austerlitz'den bahsetti. zaten güç durumdayım. aceleyle. «Resimli dergilerin kapaklarındaki kızlar gibi kurulmuşsun. Hikmet anlamadı: «Birlikte çalışırız albayım. beni yorma demek istiyordu. Bilge! Bir daha yanlış bir şey söylersen ağzına.» diye 300 atıldı Bilge heyecanla.» dedi. öyle demek istemedim. biraz yabancı dil biliyorsunuzdur. Bilge de onların havasına kapıldı bir süre. «Beni de aranıza alın» demek istiyordu Bilge. Bilge itiraz etti: «Siz. onlara yardım edeceğini söyledi. bacaklarını toplamıştı.» Sıkıntıyla sustu. gitmek üzere ayağa kalkmıştı ve henüz oturmamıştı.» dedi. gerçekten Bilge'ye yaranmaya çalışmıştı. Bilge telaşla.» dedi. neden bir şey söylemedin? Bu olgunluğun beni öldürecek.» dedi Hüsamettin Bey.» diye homurdandı Hikmet. «Sizlerde neden herkes gibi. Bilge bizi ne yapsın? diye düşündü albay. kendisine verilen rolü oynamak istemiyor. «Hikmet de çalışmalı zaten. bu aldatmalara kapılmamalısınız. Bilge canlıydı. sıkıntıyla gülümsedi.ııi£. neden gelmek istedin sanki?» «Ben bir şey söylemedim.» diye kalktı Hüsamettin Bey. Bilge düşünüyordu.. ilk yabancılık biraz geçer gibi oldu.» Bilge hemen bir kitap tavsiye etti. Buraya gelirken ben sana böyle mi öğrettim?» Bilge gülümsemeye çalıştı: «Albay da sözlerini gerçek sanacak. büyük bir itina ile kurmaya çalıştıkları dünyayı dağıtıyordu. hangi dilden okuyorsunuz efendim?» «Türkçe.ucı: kapaym. Gecekondu seferi yenilgiye doğru gidiyordu.» «Neden beni yalnış tanıtmak istiyorsun Hüsamettin-Beye?» diye yakındı Bilge. İngilizce öğrenirsiniz. «Okumalısınız. utandi Hüsamettin Beyin kalktığını gören Hikmet kendine geldi. Hikmet. «Bana kızdınız mı efendim?» diye atıldı. öyle belirsiz sözlerle oyalanmaz. «Ah ne güzel!» dedi Bilge. işin derinliğini ve büyüklüğünü biraz sezince. Utanmıştı. £Seni t5U. inuucia. emekli albay. başkalarından farklı davranmalısınız. Sonra. «Demek. Bir şeyler yapmalıyım. «Mütercim Arif de iyidir. Sizler birçok şeyi seziyorsunuz.düşündüğünü sanıyordu Bilge'nin. Başını kaldırdı: «Mütercim Arif. Anlamıyorum.eiiit:iûöJ. birkaç kırık dökük söz konuşuldu.» dedi Bilge. «Bizim hakiki kıymetlerimiz.» Elini alnına vurdu: «Farklı piyeslerin sahnelerini bir araya getirdim galiba. Sonra. gözlerin dili gene sahneye çıktı demek. diye kızdı içinden. Albay.» diye karşılık verdi Hikmet. «Anlamıyorum. «Neden olmasın?» diye onu bırakmadı Bilge. bu ülkede yanm yamalak bir şeyler yapmaya çalışan insanlar gibisiniz? İşi neden sıkı tutmuyorsunuz?» İşte.» dedi Bilge. Biraz bozulmuştu. Yatağının üstüne oturmuş. Ben de yardım -ederim.» «Gençliğimde biraz Fransızca ile uğraşmıştım. «Garbın ilk nazarda inkârı gayrı kabil fikriyatına karşı. «Ben mü sadenizi alayım. oyunu kurtarmalıyım. «Olmaz.

Bana sekizde üç düşüyor. bir insan tek başına ne yapabilirdi ki? Odada bulunanlar içinde Hikmet'e. Avusturya çarı verdi. iyi misiniz bakalım ha?» Kadının sırtına vurdu: «Çocuklar nasıl? Büyüyorlar mı?» Bilge'ye döndü: «İyi kadındır. Bak şimdi. Allahtan bu 'oyun' sözünü icat ettiniz albayım.» Bilge. Sevgi'nin de üşümesi geçecek. değil mi?» Albaya döndü: «Bu söz de onundur. «Biz onun tuhaflıklarına alıştık efendim. Onları karşılamaya gidiyorum.» Dul kadına döndü: «Eh. Nurhayat Hanım da geliyor. Bir de Austerlitz savaşında albayımla birlikte gösterdiğimiz yararlıklara karşı düzenlenen bir takdirname var.» «Karşmdakini konuşturduğun yok ki. «Tamam albayım. bir yandan da korkuyor.» 303 «Masanın üstündeki kâğıtlar nedir?» diye sordu Bilge. ben kendisiyle yabancı dil konuşurum Nurhayat Hanım. «Birden bu kadar çok insanla karşılaşınca Şaşırdım.» dedi.» «Yapma.» Nurhayat Hanım. «Beni başkalarıyla karıştırıyorsun. diye düşündü Hikmet. Bütün korkusuna rağmen rahatsız görünmüyordu. ben herkesle kendi diline göre konuşmasını bilirim. sana hiç bir şey düşmüyor. Bilge'ye bakarak gülümsüyordu. senin anlayacağın. Ötekiler de belki Hikmet'e hak vermeğe çalışıyorlardı. «Bilge de alışıktır ama. Ve ona bu yüzden hak veriyordu.» diye durumu açıkladı Hikmet. «Ben. Sessiz oyunlara karşı oynanır. «Biz Bilge ile böyle oyunlar oynarız karşılıklı.» Durdu: «Sen böyle geri kalmış miraslarla ilgilenmediğin için. Kendisi aslen İngilizdir. Ayrıca. «Oyun canım. «Çok yalnız yaşadım da ondan. bir bakıma acıyan tek insan Nurhayat Hanımdı.» Bilge'ye baktı: «Aslında böyle düşünmüyorum. sana Bilge'yi tanıştırayım. Mütercim Ariften miras kaldı.» diye gülümsedi Bilge. kibar bir tavırla oturuyordu sandalyesinde. Nurhayat Hanıma gülümser misin?» Bilge gülümsedi.. «Efendim?» dedi.» Bilge. ellerini çenelerine dayayıp .» Bilge'ye döndü: «Bilge.» «Saçmalama. baş tarafını unuttu.. özür diler gibi ellerini oğuş-turdu.» Dul kadın. zayıf bir sesle.» Durdu. gecekonduya ait tapu senetlerimiz. Bütün anlaşmazlığımız da bundan ileri geliyor. Sevgi ile Nursel Hanım gelmişler de. Ruhumu okuyor albayım. Onu seviyordu ve sesinden anlıyordu. Nurhayat Hanım nasılsınız.» Dul kadın ellerini elbisesinin arkasına sildi. başka bir ülkeden geldiği için.» dedi. Albayım!» Biraz tedirgin bir durumda oturan albay. Albay. ne kadar özlü konuşur: Ben yüzlerce söz ederim. üzülme.» «Yapma. «Albayımla benim.«Sonra da burnumdan getirir.» diyerek odadan çıktı. tarihe bu 'yapma' sözü geçer yalnız..doğru yürüdü. daha entellektüelce olanlarına.» dedi gene Bilge. «Kızma canım. bütün konularda herkese laf yetiştiriyordu: Onunla kimse başa çıkamazdı.» dedi albay. «Sersem.» diye hemen karşılık verdi Hikmet. gecekonduda oturduğum için benden utanıyor. fakir bir işçi ailesinden geldiğim için. Yüz kırk ikinci sayfaya kadar geldi. fakat. «Bilge'ye inadımdan geliyor.» dedi birdenbire.. «Bilge. «Nereye Hikmet?» dedi. Hidayet'in de bu konuda sözü edilebileceğini düşünerek gurur duyuyordu.» 302 duk?» Kimseyi beğenmiyorum işte. fakat önce. sözlüm gibi bir şey. Tarihî bir çekişme. artık ne istersem yapar. «Ciddi değil albayım. Sevgi'yi pek beğeniyor. Ha-ha. Ailesi de beni istemiyor: Çorba içerken çok gürültü çıkarıyormuşum. «Görüyor musunuz albayım. «Kapı çalmıyor albayım. «Bu da bir oyundur albayım. Hikmet'in çok iyi bir durumda olmadığını.» Bu sırada Nurhayat Hanım kahveleri getirdi. Yalnız hafızası zayıf olduğu için.» Bilge. Hepsini birbirine karıştırmaya başladım.» Nurhayat Hanım. «Ne var?» dedi. yoksa beni de Schlick ile birlikte kapatırlardı. Konuşulanları dinlemesine izin verildiği için seviniyordu.» «Senin proleterliğin de nereden geliyor?» diye sordu albay. Bilge'nin sözleriyle bir yer yapmaya çalışıyorum Hüsamettin Bey. «Kendisi. «Nurhayat Hanım. Ha-ha. «Hiç olmazsa Nurhayat Hanımı getireyim. aslında Bilge'nin sınıfına karşıyım. Fakat neden onunla uğraşıyorlardı? Ne kadar kuvvetli olursa olsun. kendisine benzetmiş de. gözlerini yere dikerek gülümsedi: «Kötü bir şey mi yaptım ha-ha diyorsun Hikmet?» «Senden de bir şey saklanmıyor.» diyerek. «Bizim Hidayetin oyununu da pek beğenmişler. «Beni küçümsüyor albayım.» dedi Bilge. İşte komşusu Hikmet de.

Çocuk hemen çıkıyor dışarı. kötü bir resimden başka bir şey yok dışarda. Ne var ki. Kahramanları birbirlerine yanlış tanıttığım için herkes beni suçluyor. «Hidayet de sana çok teşekkür ediyor Hikmet.' Kadın gülüyor. yirmi beş kuruşu vererek içeri girenler. Çadırın sahibi. ne kazancı vardı yaptıklarından? Albay da neden bu kadar ağırdan alıyordu? Hikmet'in bütün derdinin Bilge'yi beğendirmek olduğunu görmüyor muydu? Bilge. Zavallı delikanlının. Daha önce. 'Ne yapalım. böyle bir telaş içinde değildi.» Bilge ellerini uzattı: «Sana karşı kimsenin kötü niyeti yok. çadıra giriş de ucuz aslında. motosikletle ölüm yarışı yapanları seyretmiş. Oysa. Çünkü.» Albaya baktı: «Sizlerden birşeyler beklediğim anlaşılmıyor mu? Neden susuyorsunuz?» Albay güldü: «Istırabına hürmeten susuyoruz oğlum. galiba. Benden bir şey beklediğini seziyorum. Pos 305 Diyiüiarııum aiwi__ _____ masını becerebiliyorum ancak. Satın alanlar hiç bir şey ödemeğe yanaşmıyor bu yüzden. Uzak ve soğuk denizlerde. beni de başkalarının yanma yerleştirmek için en küçük bir fırsatı kaçırmıyorsun.' Adam. ne olduğunu anlamak istiyorlardı. gözleriyle özür diliyor çadırcıdan. ellerini sallayarak bir şeyler anlatmağa çalışıyor kadına. Parası olsaymış ölüm numarasını bile sey-redecekmiş çadıra girip. daha çok.» dedi.düşünüyorlar. 'Ölü gibi yatan bir hayvan var yalnız. «Söze bir yerden girmek istiyorum. Panayıra gelenler. onların motosikletlerini şaha kaldırışlarından heyecanlanmış.» diye azarladı onu Hüsamettin Bey. ne yapayım? Düzenlediğim oyun iyi sonuç vermedi. haklı olmalıydı. ellerini iki yana açarak. göstericinin şaşkın bakışlarına aldırmadan giriyor içeri. Sonunda hep ben kalıyorum ortada. acemice çizilmiş bir resim: Büyük gemileri deviren korkunç bir yaratık. Çocuğun annesi de. Adam bağırarak yumruğunu . benden başka. Bu çadırın kapısında da böyle bir ön numara bekliyor. ne diyeceğini bilemiyor.» Hikmet. kimsenin bütçesini sarsmayacak küçük bir ücret mukabilinde gösteriliyorum. çadırcı öfkeleniyor. çocuğunu azarlayarak elinden tutuyor. almasaydm içeri. bütün hayvanlardan belirli marifetler bekliyorlar. canavarın günlük balığının parasını bile çıkaramadığı içins üzgün. Yalnız. «Herkesle böyle kibar konuşur albayım. büyüklüğünden başka bir meziyeti olmayan garip bir deniz canavarıyım. Hikmet'in sözünü ettiği 'Anayasa' gibi soğukkanlı davranıyorlardı. Meşin ceketli. uzaklaşıyorlar. bazen kafanın içindekileri izlemekte geç kalıyorum belki. Benim bütün marifetim balık yemek. «Herkes kendisini korumasını biliyor. ne yapayım? Susarak geçiştirmek istiyorsunuz bu kötü oyunu. 'Hanım. Bir panayırda. giriş ücretinin yalnız hayvanı görmek için alındığını anlatmağa çalışıyor kadına. icwych.' diyor. başını ellerinin arasına aldı: «Bilge ile bir gösteri yapmağa gelmiştim buraya.» «Gene başlama Hikmet. Bedelimi koymadan satılığa çıkarıyorum kendimi. Kadın omuzlarını silkiyor.» dedi. 'Ben de istemedim girmesini. «Bir çocuk yaklaşıyor birdenbire çadırın kapısına. terbiyeli bir sesle. parlak çizmeli motosikletçileri görmüş çadırlarının kapısında. sandalları iki dişinin arasında eziyor. kötü bir koku ve ziyaretçilere bakmadan yatan orta büyüklükte bir yığınla karşılaşıyorlar. çaresizlikle. du Kadar çırpındığına göre.' diyor. Ötekiler. eski ve soluk bir çadırın içinde gösterilen. Kendi sesleriyle konuşuyorlardı. Çadırın içinde ne var? diyerek. Herkes Hikmet'e teşekkür etmeliydi. «Hidayet. nuuiıei. «Gerçekten böyle. oğlunuz mu efendim?» diye sordu. Kadın. ona engel olamadığı için. onu bu niyetle getirmiştim.»uu. 'İçeride bir şey yokmuş anne. her nasılsa yakalanarak bu fakir çadırın kötü havuzuna yerleştirilmişim. fakat yanlış bir karşılık vermekten korkuyorum. Bu nedenle.» diye yakındı Hikmet. neden sahip olmadın çocuğuna?' diye çıkışıyor.» diye atıldı Bilge. «Çadırın önünde. Olup bitenleri pek anladığı 30 4 ___„ „.___^. sessizliği bozmak için.

yaramaz?' 'Ama anne. boş yok! diye bağırıyor kapıdaki adam. Kendimi bu bakımdan düşünmek zorundayım. Bilge bile. böyle acıklı kıssalara dayanacak sinir yok bende. kem gözlere karşı bir kurşun döktürseydik. çadırın kapısındaki göstericiyim albayım.» dedi Hikmet. böyle çadırların önünde genellikle bu çeşit resimler bulunurdu. «Kıssadan hisse olarak.' diyor çocuk. Hikmet bu itirazı önemsemedi. fakat hikâyeye kuvvet kazandırmak bakımından önemsiz görünen bu ayrıntılardan vazgeçilemeyeceğini belirtti.» «Dayandığımı kim söylüyor?» Gözlerini Bilge'ye dikti: «Genç yaşımda ölmeyeceğim nereden belli?» «Aman öyle söyleme kardeş. çocuğunu. ec vu^UK ışıe. Bakkal Rıza'dan gazoz getirmeğe gidiyorum albayım. Ben. hikâye ona dokunmuştu.' 'Bir şey yapmadım anneciğim. bu işten doğru dürüst para kazanamayacağını biliyor. sonra başını salladı: «Sen inanmazsın ama. bu bakımdan saygı gösterilmeliydi. «Üniversitede felsefe okudu da kendisi albayım. &ıux Uu o~~~— -----------Bey dayanamadı: «Kimseyi bu kadar yanlış yollara sürüklemeğe hakkın yok. küçük değişiklikler yapılamaz mıydı? Hikmet de. Ben.» Hüsamettin Beye döndü: «Benim oyunlarda ancak 'Ölüm. Onun da yorumlarına. Sonra gülüyor: 'Nasıl girdin para vermeden çadıra.» «Sen düşmanlarının hakkından gelirsin.'» Hikmet. 'Pek bir şey de göremedim. belki piyango olayının ve hikâyenin evde babaya anlatılmasının başka olaylardan alınarak eklendiğini. hikâyeyi anlatırken mümkün olduğu kadar yorum yapmamağa çalıştığını da açıkladı.» «Yoruldum. ya da kendi kazdığın 307 kuyuya qushib. Bütün olayın. son derece ahlakiydi. 'Bir şeye benzemiyordu. gaz yapıyor diye içmedi gazozu. «Kadın bir yandan çocuğunun kolunu çekiştirirken söyleniyor: 'Ne olmuş yani? Hayvanın bir tarafı eksilmedi 306 _.' «Sonra iki buçuk liraya piyango çekilen bir çadıra gidiyorlar. kapıya doğru yürüdü. «Sen nasıl dayanıyorsun anlamıyorum. Çok nadir bir kuştur. «Ava giden avlanır. 'Şimdi oturup birer gazoz içelim. «Nereye gidiyorsun gene oğlum?» dedi albay. bunun yaşanmış bir hikâye olduğunu. ben de içeceğim sizinle birlikte. herkesin kendine uygun bir sonuç çıkarmakta serbest olduğunu söyledi.sallıyor arkalarından.» diye atıldı dul kadın. Bir silgi çıkıyor kadınla çocuğuna.ölmeyeceğim nereden belli?' gibi belirsiz bir söze hemen. senin üzülmene dayanamıyorum. kelimesi kelimesine aynen nakledilmesi gerekmiyordu. 'Çirkin bir hayvandı anne.» «Kadın mantığı. Kendi üzüntülerimi bu biçimde ortaya koymadığımı bilirsin.' diyor annesi. İçerisi çok karanlıktı.» dedi Bilge. Fakat. Kendini kurtarmak için ortalığı toza dumana katmak hususunda eşin yok. istediğim gibi yorum yapabilmek için anlattım. «Ben. Kimse kimseyle ilgili değil albayım.» Bilge'ye baktı: «'Beni artık eve götür Hikmet. inan bana.» diye itiraz etti. Yoksa.' 'Akşam babana anlatırız. Her numaraya bir hediye. Hikmet'e. albayım. Bilge üzgün görünüyordu. Sonuç olarak. anlaşılan. bütün bunları. ancak bazı eklemelerde bulunduğunu. İnsan bir hikâyede.' zamanı geldi. bazı genel bilgilerini kullanmakta serbestti.' Birlikte gülüyorlar. onunkini küçük Salim'e gönderdiler. motosiklet sahnesinin de gerçek olmakla birlikte aynı gün cereyan etmediğini. 'İki buçuk liraya bir silgi aldırdın bana yezit!' diye azarlıyor kadın. hikâyenin tam böyle mi olduğunu sordu.' diyor çocuk. Hem neden ölecekmişsin?» Hikmet güldü: «Çok düşmanım var da Nurhayat Hanım. Merak etmeyin. 'Ben bu akşam öle-ceğim. bir şeyciğin kalmazdı. ölüm meselesinde erkeklerle yarışırlar Nurhayat Hanım. bu hikâyeden alınacak ders. değil mi canım?» .» Bilge itiraz etti: «Senin ne kadar üzüleceğini bildiğim için endişeliyim.' diye karşılık verirler. bir şey yoktu ki içerde. «Seni sevenleri düşün.' sonunda biraz ilgi uyan-dırabiliyor seyircilerde albayım. Çadırın önünde deniz canavarının resmi olup olmadığını da pek hatırlamıyordu. engel olamadım.» Nurhayat Hanım. olayın kendisini ne kadar üzdüğünü düşünüyor sadece. onlarla yeteri kadar uğraşacak gücü hissetmiyor içinde. ama.» Hikmet ayağa kalktı: «Benim bildiğim kadınlar. Acaba. «Getirecek kimse kaldı mı?» «Sembolik olsun diye.» dedi Nurhayat Hanım güvenle.» dedi Hikmet. 'Benim genç yaşta .

Söylenildiği gibi yaptı. Ter-lememeğe dikkat etmelisin. Ha. Elbette bazı ilişkilerim olacak. İskender'in generali ne oluyor burada? Sen de bağır! Köpek. dedi. Ne yapalım? Benim elimden bu kadarı geliyor. Dikkat et: Başını kaldırırken masaya çarpma. dediler. havlamıyor. diyorlar. olduğun gibi suyun içine gir. İnsanın eli masanın tahtalarına takılıyor. eski heykellerin kıvrımlarında yaşayacaksın. Daha önce yıkan: Vücudun suyu kirletmesin. Işık yanmıyor. Atını da ağaçlardan birine bağlarsın. Korkuyorum. «Köpek neden havlıyor. Demek olduğum yerde dönmemişim. Dediler mi? Naciye Teyze mi? İki tane Hikmet var. Reçel yiyelim. Dikkat et. Karanlıkta da mutfağa gidebilirsin. Asuman?» diye ısrar etti ses. Bir kısmı da yerlerde. Şimdi üzerinize' atlayacak.. taşların cinsini. senin konuşmanı istiyorlar da. korkmuyorum. Hayır. iki Hikmet'ten hangisisin? 308 309 gece lambasını yak. Bilge pek seçilmiyor. Uyanmalısın. Bak gülümsüyor. hepsini kâğıtlara sarmış. İskender'in elleri görünüyor. hem coğrafya. Onlara her şeyi anlatırım ama. Hakimi de tanıyorum ayrıca. olmadı. başkalarını savunmak için geldim. savunma görevini elinden alırlar. Bastım. beni seçtiklerine pişman olurlar. onun için havla-yamaz. geriden çekilmiş. aynı şekilde davranırdık. Sonra suya gir: Çırılçıplak. sesi duyulurdu. Anladın mı? Bir yandan kıral yolundaki kalıntıları göreceksin. Uyandım mı? Böyle bir ' fotoğraf görmüştüm. korkuyorum. tarihi. Daha önce yedik mi? Neden hatırlamıyorum? Hafızamı mı kaybettim? Korkuyorum. Masanın ayakları arasına yatay tahtalar yerleştirmişler. Sevgi kızmaz mı? Hayır. ha. Yabancılar da mı gelecek? Evet.fer 13 KORKU «Köpek mi havlıyor. Hüsamettin Beyle konuşmuştunuz canım. havlasaydı.» dedi Asuman. Yiyeceklerimizi oraya koyuyoruz. Kim dedi? Üstelik.» «Then. aslında sağlamlaştırmak için. ağaçların arasında ilk bakışta farkedilmeyen tapmakları filan incelemekle görevlendirildim. Kavanozun boynu dar. Dikkat et: Gene kendini kaptırma. «Biraz daha reçel yiyelim. İskender'in generali mi? Böyle sözler söylemeyin. biz de olsaydık. sonra. Sen. Evet Asuman. her şeyi yeniden gözden geçirelim. biraz yüksekte kalıyor. Allah belasını versin bu hayvanın. pencerenin demirine boynundan bağlı. Ben buraya. Asuman?» En çok bu sesten korkuyorum. Küpün kapağını kaldırdı. Öyle mi? Kurtuldum mu? Köpek gelmeden hepsini yiyelim. Neden korkuyorsun? Hayır benim bir suçum yok. Hangi Hikmet olarak gittin? Biraz duralım.. Köpek. bu işin içinden 310 L Olsun! Eski ilişkilerini bulabilirler. Asuman?» dedi birisi. Temiz olduğun için mesele yok. Kurtuldum. akarsuları. onların şerefine düzenleniyor. Heykelin hepsi çıksın diye. Pencereyle birlikte gelecek. Hayır! Mutfağa girmeliyim. Akla aykırı bir durum olmasın. Biraz da su iç. ağaçların arasından ince bir su akıyor: Küpün kapağını kaldır. Ekmek yok. Saçmalama! Kötü bir şey yapmıyorum. Kalktı. Peki. you deny the existence of such institutions in your own country?" Çok iyi bir etki bıraktı: Herkes . katıldığı bir gezide çekmiş. Aynı zamanda bölgenin özelliklerini. Saçma! Pencereye bağlı. elimde belgeler var. Gediz vadisi boyunca bu seferi izlemelisin. Lambayı yak. Ben. yanmıyor. tel dolabı açtı. geçit yerlerini. İstemiyorum. Temiz bir havluyla iyice kurulan. Kaçalım Asuman! Pencereyle gelemez. Bir yandan da. Gene de kaçalım. Tekrar banyoya gir. bir gezide hem tarih öğreneceksin. onları savunmak için bulunuyorum burada. mutfağa gitti. Asuman yiyecek taşıyor. istediğin kadar iç. İngilizce biliyor musun? Neden sordun? Bir toplantı yapılacak. Ne olduklarını göremiyorum. İskender İngilizce biliyor mu? Senin görevin savaşı izlemek. Daha önce denedim biliyorsun. Yabancılar durumumuzu bilmiyor mu sanki? Neden bu kadar kalabalık? İngilizler de var mı? «Çok sayın konuşmacıların düşüncelerine biz de katılıyoruz. diye düşündü. Düğmeye kuvvetli bas. yân bilinçli: Bilge.. elim içine girmiyor. Saçma! Böyle mantık mı olur? «Köpek mi havlıyor. Evet! Bu söz akla yakın. Ağzını yavaşça daldır. İskender ne oluyor? Benim işim kolaymış: Savaşı bir kilometre geriden izleyecekmişim. Çok acıkmış olacaksın. ipini koparabilir. Burada da sucuk varmış. Böylece. anlamaya çalışıyorum. bir şeyler yemeliyim. Lambayı bir yakabilsem.

bildim: Pazarı pazartesiye bağlayan gecelerde. herhangi bir sayı olsun. Bununla birlikte. bir dakika! Hiç bir kelime bulamadı. konuşmak için birbirlerini itiyorlardı. daha arabadayız. Onların da yararına olurdu. evde ve duruşmada. diye düşündü Hikmet.» «Uzun sürer. Oysa onlar durumu anlamıyorlardı: Duruşma salonunun parmaklıklarına yığılmışlar. demişti. öldürmeyin onu!» Hayvan yassılaştı. Kerim. Açık renk bir elbise giymişti. İskender meselesinin ne durumda olduğu soruldu. Hikmet de kaldırdı. bizim için yiyecek bir şeyler var mı?» «Şimdi hazırlarım. Metroya binmek için kırmızı kurdele takmak gerekiyordu. Sevgi. Oysa. Sekiz. Burası apartmanın koridoruydu. İngiliz ne söyleyeceğini bilemiyor. Zoraki bir gülümsemeyle yerine oturmaya çalışıyor. Kırmızı kurdele nerede takılır? Bayram ziyaretlerinde. Öteki Hikmet bir şey yapsın. Olmaz: Sonra bizim-Tciler kızar. Bütün iğrençliğiyle yerde kıvranıyordu. yüzüne biriken terleri siliyor. bir kenarda duruyordu. Hikmet. Durun. Herkes birden ayağım kaldırdı. herkes kapıya koşuyor. hayvan ters döndü: Karnının içinden kısa bacaklar çıkıyordu. böyle bir arsanın varlığından haberi olmadığını söyledi. Peki vazgeçtik. esmer yüzü ve kemikli elleri. Salona almadılar. gözlüklerini çıkarıyor. Birlikte yemeğe gidecektik. Eve dönünce hepsi birden canıma okuyacak. Bilge bağırıyordu: «Zararsız bir hayvandır-. Hayır.-Düğmeyi yumrukladı. görevliler beni iterek dışarı çıkarmağa çalışıyorlar. Hiç olmazsa kaç olduğunu yaz bakalım. Hemen dönmeliyiz.» Aptal Behçet! Gördün mü? Kapana kısıldın işte. onu yerine oturttum. Paris'e gelmişlerdi: Onları Hikmet getirmişti. Arabada yeriz. rahat soruşturma yapılamıyordu< çünkü. sözü geçen arsaya mı ait?» Böyle pis kılıklı bir adamın benimle bir ilişkisi olamayacağını söylerim. İskender'in generali çağrılsın. Hikmet'in siyah arabayla dönmesi iyi bir etki yapmamıştı. Artık söylenecek bir şey kalmadı. «Hanım. öğleden sonraki duruşmayı atlatabilirdim. ya da buna benzer bir söz geçti. elini uzattı.alkışlıyor. Hem de İngilizce konuştum. sen ekmeğin içine biraz peynir koy. yanmdakine beni işaret ediyor. hakimden çekindikleri için seslerini çıkarmıyorlardı. onunla yaşamak istemiyorum artık.» «Bir dakika. acı duymak istiyordu. salonun loşluğunda daha iyi belli oluyordu. Bağırmak istiyordu. Bu fırsatı kaçıramazdım.» Yemeğe-kalabilseydik. 311 İ Eve geldiler. Tırnağını etine bastırdij. Hakim anladı işte. «Tapunun size ait olduğunu ileri sürüyorsanız o gün olay yerinde bulunduğunuzu da itiraf ediyorsunuz demektir. Telefonla soruyor. sallanarak kapıdan girdi: Sarhoştu. hakim öyle söylemişti. Tabiî. Behçet. Herkes kapıya baktı: Uzun bir hayvan sürünerek içeri girdi. siyah kabuklu karnını ezdiler. Behçet. Elini lambaya uzattı-. En kolayını yaz.» Yemeğin sonuna kadar zaman kazandık demektir. Yazamadı. Bakalım merhaba diyecek mi? Neyse. Yazamadı. Korkuyordu. hayır. Elinizdeki tapu. «Bu tapu sizin mi?» Karşılık vermiyor. Bunlar arkadaşlarınız mı? dediler. bir kemer gibi oldu: Boğumlu siyah bir kemer. Sevgi gülümseyerek yaklaştı. Eli acımadı. «Bu adam ne istiyor?» «Hikmet Beyi tanıdığını ileri sürüyor. Biri bunu Sevgi'ye söylemeliydi. Hikmet Bey beni içeri aldıracağına söz vermişti. Onun sözlerine inanıyorlardı. Savcı sordu: Arsa caddeye yakın mıydı? Hikmet. Babamın arkadaşıymış. Savcı. Bunu görmek istemiyorum. Eyvah! Behçet bana yaklaşıyor. Hayır. Bu saçmalıklara engel olmalısın. Kalın. kalabalığı yarmaya çalışıyor. Hep birlikte hayvanın üzerine bastılar. Arabaya buyurun Hikmet Bey. salonda arama yapılacağını bildirdi. Kısa etekli kız. «Ben buraya dinleyici olarak gelmiştim. Sayıyı söyle. Başka kim vardı? Küçük bir çocuk vardı. Bu sefer harf de yazamadı. Arabada telsiz telefon varmış. Hortum gibi bir şeydi. Salon dalgalanıyor. denildi.» «Bu meseleyi yemekten sonra inceleriz. Ayrıca. Hayır. Hayır. Çok kalabalık vardı. Hangi Hikmet istemiyor? diye 312 ununae Diriltenlerin dışarı çıkarılmasına karar verildi. Öyle konuşmamalıydın. En büyük delil buydu çünkü. aynı anda bulunabiliyordu. Parmaklıklara birikenler onu tekmelediler. elindeki tapuyu cebine sokabilseydi hiç olmazsa. Kalemi bütün gücüyle bastırdı: B yazdı. ne iğrençlik diye düşündü. İki Hikmet olması durumu kurtarıyordu: Kendini seyrediyordu böylece. Belki de her soru ona sorulmuyordu. Bize buyurun. dediler. Sevgi'yle evlenmek . Siyah arabalarda bulunması normal. hemen dikkati çekiyordu. Beni tanıdığını belli etme diye o kadar söyledim. bulacağım.

Neden iyi? Ne iyi? Bulamadı.np\[ jq -inq î^a§ J8H iunsnui aoAinq ap nunSnpagS uapau nq unjncı 'ibî^BT ¦zemfti uin§ -Anp aâtpua ut5t a\x \xtaı 'v\a\axe\\ •ziuiparaaaiiaS Q\a SıuıubA aue^ t^ı ¦bpuı'bAtu. henüz bir şeyler yapabileceğini göstermek istedi.istemiyorum. iki Hikmet.uıîı§'b& jiq pi^aipp 'BOUiii'Baiq mas aaxaoungnQ 'uisaap ^ . Evet. bir şeyler ye: Açılırsın. Çok doğru. Demek.j9ui3{TH ipsuiap uinaoAnuiniq ajAo izts uaq 'zni Jiq 5iq ^p Jig "iparaaiuip xuaq 'uiipBiuBp iaâua Bunq 'ipuajAa g w ipauiuajAa ap aji BAinH 'uinpjo^taaA tnzt auisaiuunSnp 'uiipeuip \a3ua tiaq 'npunSnp nunfnjgninq apaapa^ înıâaö bızdı 'npunSnp UBjunq unâ isajja 'umpp \aSua uaq 'bzıî{ Tpauiap uiii'BSninq uweA '. Masanın altına girdi. yemekleri yiyebileceğini. evet sayılar? Beş. Çünkü. Köpek havlıyor. düştü. Birden.^uiJUfj i^a zps aiq ıoAbıb 'npjnS :ja5qag uaui wapvLweiewe apuaAtpaaui 'ipiiîpû U83 ^ara^tH 'ipueA 5[i§i uapaiq 'njSnuiuos jji§i «pcais o rpıunö uiipBuip jaâua •buo 'uajuaui uapaaniaAipaaui ipBSjp nuo aoaS aiq 'ipaBA ztjj jiq uiîup 'e^bA BU^iuip^ iSipauiuaSaq 'npp UBtuSnp asay[ -aau_ 'npp uBuiânp ¦BÂtvÂ\nn 'npp ireuiSnp «u'Bq uapznA nq :a. demek ki acıkmışım. üç: Sayabiliyorum. Kurdele kaç? dediler. rüyada yemek gördüm. Sayılar. uisaBpi^Bq nunSnpAon aAaaau. Başka ne olmuştu? İki Hikmet çok sembolik.iaq 8A asadan iutsj'BAnp ^imeasj axq mas aAip unpAo^ •Bunsn^n^ ıuqiîi 'sas Jiq uapuTöt '¦bs^o iunA'ra jjBOBjnun xAaS aaq uapaig <.uinaoAipaqA'B3i tui luiquv i'ep'Ba'B nq npp ıuı Aaâ aiq n^sn -we3v\o iuiı&iinîi'BA ^ısbu raiBaBSig :uisaipdBJi ¦B^n^ao^ aiq jjnAnq u^saninq jtaqi^ 1^1 8a ^ubuızı ^aop apuiâi uiuis^qei aaiquapaiq '•bsiio_x. sekiz.» dedi. Ne dedim'? Buldu. «De. Böyle şeyler görmek: 313 SIS nq 'ipap uipBuip \dSua ¦BU'eq uapau 'ipaipies eueq 'ipj îauiJfiH 'a. Yemekler mutfak.auiJ{TH T>pun§np ^ uıuböbA an uiesjnSnjnq Bizni unâ tsajaa 'umpjoAV ap uaq 'npaoAjnq ap jauiîfiH nunq 'aj^auiîiiH npjoA" -rjst JiauiuaiAa BAinH 'tpap nnsjoXiıtd'B3t jpiqeo BaBnTesui npp pSna rap BAinH tqiS uiiuaq 'Janwa strep 'ranpp pSua uaq 'ipmuon 'auuazn zos nq ipAii i'BA'Bq ^auiînH 'ZTÎI ÎP8P uinjoAnuiinq a\/Lo uaq i uitpap uiruoA'ninq zistaiAas t^auniTH uaq 'npjoXiuafaq zi3{ 'uinpaoAiuiuafaq r^arasiiH US9 A 'i^ğiuiâT BJfjoA îauiîfTH 'npaoAnsuinjnâ apreq nfnpaoS -auiapa su«p 'ti[ npjo^raafaq nuo zııj inpjoAipasuBp aiq ifiîâiu'Bî iua^ 'apununânp •Bp 'apununânp ui^'Bii'Bza^i . Uyandı. uaq eoapes s aaans ue atq tuag lutsaasuinnıS auipueıı :uinaoA^5B nAn^njı a^âj uiipBuı t ng ¦uısauiA'B uapuuiqaiq lAta/i -tu e^auaao uisaiUBiananS aÂip ıpA" uiB5{i3i'Bp ^a^ uiif aoaA\ -aıuaaaA tuiq'Bsaxi 'zbuıi3iıt5 BaBq asuiiî[ ajuiiuag nunf nppp a^ajesaa jiq 5[nAnq uiöt îi'BUinıio u"BpA9ui .ijaxuiix -npp vp 'auisaurçiS uan uinpp pSua uapznA ng uinp ypazn luuapa^aj'Bq unuo uag 'aaRauniTH 'zia aoug pA §aq zn^o 'zTa n ap -aui uuapauiî{tH uiipnfap Şni'Bîi jiq öıh ranpjoAiĞiiBö •'npunönp a^tp 'uapi^sa uinpaoAiu'BjSoq ¦unsjtunpugs japiS ¦^xaxve\ -nurçnun i^auianpuos tuiŞu^ap uifBj. Naciye Hanım dört istiyor. Dönüyor muyum? İki Hikmet. Yeniden uyuma. sayıyı buldu: «Köpek sekiz havlıyor!» diye bağırdı. qt 'nunŞnpanpuos psBU luiaiq aaq 'ıuıŞı^iı BaBSis uiszauiSnp Bunanxaoz uıubıuSııb aŞaSaaS '•bŞı]. tozlar yavaş yavaş dibe çöküyor. bir Hikmet rüyaları düşünürken. Saçmalama. öteki de: yaşantıların sorumluluğunu üstüne almalı. akla yakın olaylardı. İngilizce de konuştum. Masanın içinde döndü. havaya kalktı. Mutfağa git. diye düşündü. O halde. Neden iyi? Başını sarstı: Kendine gel artık. iki Hikmet iyi bir şey. Böcek iğrençti. İki Hikmet çok iyi bir buluş.

hayalinin oyuncağı yaptın beni: Sana hak vermek de yetmiyor. Oturdu.. Üç basamak. Ne yapmalıyım Hikmet? Hiç bir şey yapma. 'apuuaA uiipfy ^UBUinsy aoAi^ABq uapau. bakalım beğenecek misiniz? Kadınlar. onu bir şey sananlar da var. (Uzatma. Böyle bir kanun icat olmadı. ben de engel olmam. geçinip gidiyoruz aslında. Merdivenden yavaş yavaş kadının üstüne doğru iniyorum. üzülür. Altı mı oldu? diyorlar. bazen beni kızdı-nrsa yüzüne karşı da söylerim. Şimdi geceleri ara sıra onlarla yatar. kadınlar.» diye mmldandı Hikmet. benim değerimi bilmiyor. Kadınlar gözlerini kapayıp beni dinlerken ellerimi tuşlann üstünde gezdirerek hüzünlü şarkılar söylemek istiyordum. onlara önem vermemiş gibi yaptı. kimseye zararı yok.sesini düşün. eski arkadaşlarını aramasın da her şeye razıyım. onun da bildiğini sanmıyorum. hayal kaybolacak. (Bunlan Bilge'ye anlatma. haklısın. Onun gibi olmak istemediğim için. Bütün bunlar benim hayalimin ürünleri.) Yaparım yaparım. Başka bir şey düşünmüyorum. «Kimse karışamaz.) Korkuyorum Bilge. bütün kadınlarla yatıyor. birlikte doğduk. Bir kadın soyunuyor. Canım Bilge! (Bilge'nin yüzünü düşün. bir de ben içersem gece onu eve kim getirecek? Oyunlanna da kanşmıyorum. Yapamam Bilge. bekle. Sekiz oldu. bir basamak. sokakta dans ettiği kıza daha çok üzüldü. sonra ikisinin de adını unuttu. Bana önem vermiyorsun Hikmet. büyük işler yapmak istiyorum. Oysa. Ağır ağır iniyorum. (Sus. sokağa birlikte çıktık. Önce Bilge'yi çağırırım: Bilge buraya gel! Geldi. dört dört. içkiyi de fazla kaçırmam.. 'ipaA '^aop 'my ¦jj'BO'Bp uapuiSsooq ureureq innŞ. peki. hava da sıcak.auuazn uxuiiiT^l 'aaaA luiseiqei ¦ea'BSis -i[bxv\o uos ua afauiunSnQ -aDa^oq anp uapaoun&np iuisa'BUH'Bq ıuıŞıiû'b rauapounSnp '¦Bpu'Bui'Bz iuAb '•uiszBiud'BA uapaouo rai^a^aa'Bq aan npA"oî[ auiûi "aoXtpassiq iqiS uiiuaq 'ubsuj uba 'ipuBzn aui^ajf jjoA a^q ^n^p^ aiq iira raipaA u ua^aaöi nAng Tlûi ns ^^pa-Bq aiq uapnq 'asaaûaSz^A aiq uiio^aa'B ¦bAbAuios iuiuis 'npan^o •uiruoAnî[JO5i -ipu^A is^quiBi aosQ ^iis^q aAaui -fnp 'ipuBZfi 'auiunSnQ ua^uip z^Jtg iAj -ipAiztuiai^ i. Topu ortaladı. eski arkadaşlarını aramak istiyor. Git şimdi Bilge. (Başkalarına anlatırsın bunlan canım. artık evlendin demiştim bir gün ona. öyle göründü. sonra üzüldü. gülünç olmaktan Icorktuğum için. Sesim de güzel olmalıydı. nanaKT 1 kızın çalıştığı yen Diııyorau ş verdi. tiyatro hakkında gevezelik eder. Yapamam. onun yüzünden herkes sanki benimle alay ediyordu. Kucağıma otur. onun yalnız kalması gerekiyor. demek önem vermemişsin onlara dedim. dördüncü durumda bekliyor. Hikmet siyahlar giymiş. gol oluyor: Kimseye değmeden top kaleye giriyor. Şimdi size küçük bir bestemi çalacağım. kadını tanıdın.) Kadınlara gülünç bir istekle bakıyordu babam. sağlığı bakımından gerekli. Herkes birden alkışlıyor: Seyirciler. Yaparsın canım. Ben çağınnca gelirsin. Koşuyorlar. Bu yaptıkların doğru mu Bilge? Doğru değil Hikmet. Aynı zamanda koşuyor: On kilometreyi otuz dakikanın altında koşuyor. Basit insanlar terler böyle durumlarda. Olmadı. ayn büyüdük. bazı konulardan anladığını ileri sürer. Hikmet sinemaya yalnız giderdi. köpek havlıyor. Yetmez. Ben filozof olmak istiyordum Bilge. yatmadı. bana da bunun için katlanır. ama terlemiyor. diyorlar. ses çıkarmıyorum. ben de ona mı benzedim Bilge? (Kızı üzeceksin) Peki. Bana çok kötü davrandılar Bilge. ben bu konulan bilmem. benimle konuşmuyor çoktandır. kızlar da itiraz etmez. küçücük elleriyle alkışlıyorlar beni. Evet. ben gitmezdim. Piyano da çalmak istiyordum.TP ipnŞap zi^as 'ipz^uip aiABjj '"aiapan^ ^unpBureinq uapau 'piad. şimdi de Bilge'yi görmüyor bir aydır.) Babamın gülünçlüğüne de dayanamıyordum. beceremedim. öyle göründü. ne zaman bir şeyi yapmasa muhakkak bir faydasını görür. (Düşünme. 316 it* . dört yıldır gitmedi. kadının içinde kayboluyo- . Kadınlar yüzünden çok çektim. artık yalnız futbol maçlanna gideceğim diye tutturur.) Sen istersen her şeyi yaparsın Hikmet.) îlk geceyi düşün: Sen istersen her şeyi yaparsın Hikmet. böyle hafifliklerden hiç bir zaman hoşlanmamı-şımdır. sana geliyorum. hepsi de heyecanlı. başkalanyla yatma. Gözlerimi kapıyorum.

oynayan için iyi ama seyirci için mahzurlu ha-ha. ona sahip oldum. başka. gecekonduda oturuyorum. kahve pişiriliyor. rüyadaki anlamlannı hemen kaybettiler. sonra 2000 modeli bir Hikmet-çamurluklan büyük arkası 318 de unutun. ki benden bahsedin.. Kara. her geçenden yardım bekleniyor. daha ne istiyorsun? Neler yapacaktık değil mi? Kendini. Kadını tekrar görmek için gözlerini kapadı. ben merhamet düencisiyim. hayatım roman olduğu İçin yazmıyorum. sen beyaz dişlerini göstererek bir gülsen. Kalabalık istiyorum. Korkuyu yenmek istiyorum. Naciye Hanımla evleniyor. kimsenin anlamadığı ince metodlarım var. ben oyun yazıyorum. belki bundan sonra olur. bana roman yaz diyenlerde oldu. sokaklarda başıboş dolaşılıyor. yüz kırk ikinci temsilini gördük. geujuıuu. Kırmızı düşünme. işte çalışmıyorsun-. affedersiniz size bir şey sormak istiyorum. sürümden kazanıyorum. karşıdan karşıya nasıl geçilir acaba? hayır! anlaşmak yüzyıllar sürer böyle.on yüz bin otomobil önümüzü kapar. o zaman dünyada ıstırap olmazdı. hava kararıyor. onları ben biliyorum ya yeter. yaşarken anlaşılmaya mecburum. Birleşmiş Milletlere aldık dediler. bu çeşit ıstırap olmazdı demek istiyorum. Saatine baktı: 317 . fakire bir sadaka. ben susunca gidersin biliyorum. ben öyle anlatırım ki kötülüklerimi bile küçük hesaplarımı bile güzel gösteririm sana. sen anlamazsın ki ince bel! sana her şeyi nasıl anlatabilirim? gözlerime bakıp bana güvenmeni isteyebilirim ancak. paçavralar içinde gezmiyorum. denedim olmadı. yüz olabilirken bir oluyorum. kolumda sargılar taşımıyorum. istersen karşı köşede dilenirim. dikkat et karşıdan otomobil geliyor. yalnız kurtlar iplerine dönüyor. sanki işte bu evet bu insan beni kurtaracak. ülkemizin bütün zenginleri böyle adam: oldu. Bizi kimse görmüyor kadınla yatarken. onu ben yaşarken okuyun. gerisi kolay. bunum anlamı başka. sana muhtaç olmadık ya. benim ana çizgilerimi öğrenin. onun için . ben Van Gogh'un resmi değilim. onlar karşı çıkınca olmuyor biliyorsun. ha-ha. ben. istersen kötülüklerimden bahsetmem de.. bana bak saydam etek! bana bak güzel bacaklar! kiminle konuştuğunun farkında mısın? beni hemen anlamalısın. henüz Birleşmiş Milletler tanımadı bu çeşit ıstırabı. seni biraz adam etmeliyim hayal etmek için. bin yüz bin . Birden perde aralandı. Uyumuşum. siz inanmazsınız ama önünden geçip gittiğiniz dilenciler günde yüzlerce ¦ lira kazanıyor. aşkımın meyvalarını yemek istiyorum hemen. sekiz düşünme. Hüsamettin Bey. hay allah! karşıya geçti. affedersiniz ne kadar güzelsiniz. ne çıkardığımı sen anlamazsın. hep kendini oynuyor. Amerika da Rusya da karşı çıktı bu ıstıraba. bana oyunlarını daha ince bir biçimde ortaya koy diyenler de çıktı. beklemek önce cesareti kırar. herkes zengin olmak yerine Hikmet olmak istesin. belki bu yaklaşan etek kurtarır. her an yeni birini hayal etmek zorundayım. saatlerce kaldırımın bu kıyısında dururuz. ah bir Hikmetim olsaydı desin. biz bu ıstırabı da. Merdiven kayboluyor. ben konuşurken kaçanlar da oldu. kara. Hayaller ve kelimeler. beni tanımalısınız.rum. biraz okumuş olsaydın sana Şehrazat filan derdim. Ben oburum albayım: Düşüncelerimin meyvalarmı yemek istiyorum. çay pişiriliyor. neden insan bir kelime bir cümle yüzünden kaybediyor? Çok iyi sözler hazırlamıştım güzelliğinizin karşısında unuttum. çünkü ben kitap değilim. çocuklarınıza beni örnek gösterin. İsteklerle zenginleşilmiyor albayım.. şimdiye kadar yapamadım ama zarar yok. istediğin kadar kötüleyeme-din bile. çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz. çeşit ıstıraplarla — buna benzediği halde aslında çok farklı olan ıstıraplarla karıştırdılar.. diye söylendi. belki tam bu sırada vasıtalar sıkışır. Bilge'yi hayal edemiyorum artık. seviyemin altında yaşıyorum. suimisal misal olamaz. çok uzun konuşmalıyım biliyorsun. dalgalanan bu etek beni anlayacak.tt-iuya. kötü örnek örnek olamaz. bir gün sonraya çıkabilmek için ve güneşin bir gün daha doğmak üzere olduğunu görebilmek için her gün yeni oyunlar icat. Oyunlar tek başına oynanmıyor evladım Hikmet. ı^uum uiuj hürriyet. Hava aydınlanıyordu. etmek zorundayım. kimseye yararı yok. herkesin rızkını Allah verir. biz henüz ümidimizi kesmedik. Her şey birden bekleniyor: Sigara içiliyor. de bundan bir şey çıkarırım. anlasaydm çıkaramazdım. sonra cesaret gelir insana. geride bir ordu söz sırasını bekliyor. öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız.

bildiğim bir iki kelimeyi de yerinde kullanmazsam beni dinlemezsin ki güzel şey. yıllardır yollarda yürürüm. ben vapurda karşına otururum gene. ah sana öyle şeyler öğretirdim ki arkadaşlarını kıskançlıktan çatladırdm şekerim. fakat düşün bir kere: Binlerce yüz binlerce güzel -şey elinde Kantla görünse ne müthiş bir sükse olur değil mi canım? istatistik diyorlar bir bilim varmış. buyrun abi. başımızı sola çeviriyoruz.güzelim. Kant'ı filan tutamaz miydin güzel parmaklarının arasında? okuyamam anlamam diyorsun. passons. neden o kahrolası kitaplara bakıyorsun? mesela canım. hep ukalalık öğrettiler. ben de anlayamıyorum. öğretenleri bir elime geçirebilsem. elimde bu gördüğünüz canımı size çok ucuza veriyorum.. yüzüne en iyi makyaj maskını yapmak onda. ben benzetme için özür dilerim. evet nerede kalmıştık? işte her şeyi tamam. bak ben ortadayım.. asıl mesele sizsiniz. elbette yüz bin güzel şeyden birkaçı merak eder felsefeyi sonunda diyorlar. hem de güzel bir Kant isterler. sen güldüğüme bakma aslında ben ıstırap çekiyorum. evek kabul ediyorum onların beli daha ince fakat güzel bir profil ne ifade eder sorarım sana şekerim? ben de gözlüklü ve sivilceli oir kız neden seçmiyorum? bunu mu soruyorsun? ha-ha. haydi. yıllardır vapura binerim. o sayfam açık öylece kaldım. Ahmet! memur geliyor mu sen göz kulak ol. çok güzel kızlar varmış ve Kant'ı da su gibi okuyorlarmış diye söylentiler çıkarıyorlar. sayın bayanlar baylar. pencere bu kadar yakınken ve iki adım daha atınca denize düşmek ihtimali varken. sonra bütün hayatmca evinin dışında sadece yürümüş. o adam neden önüme ¦oturdu? neden senin canım görüntünü kapadı? zarar yok. nerede saklanıyorlar dersin. hep güzelsiniz. bir dakikanızı rica ediyorum. orası burası yerinde bir canım. ben kaçayım. duymadmsa benden duy. başka isteyen. gördüğüm kadarıyla siz hep gençsiniz. dur bir dakika. kadınlara kendini açındıracaksın diye öğüt veriyordu bana. insan bu güven olmaz. çok üzülüyorum —ne yapacağımı bilmiyorum— yalnız kaldığım için intihar etmeyi düşünüyorum diye dert yandı mı bütün kadınlar ağına düşüyormuş. ben ölür müyüm? ha-ha. kirli çamaşırlarını bile kimselere koklatmazlarmış öyle mi? beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular. oldu mu ya. hattâ içlerinden okuyanlar bile çıkar. oğlum bir tane versene. sizin yanınızdaki deli320 321 . benim de korktuğum anlar oluyor. o sayfada sarardım. hiç bir canım onun gibi elini çantasına sokup da filtreli Amerikan sigarasını çıkararak kırmızı canım gazlı çakmağıyla şıp diye yakamaz. evet yalnızları sevindiriyor. zarar yok. siz hep genç ve taze kalıyorsunuz. bir bayrak yarışında olduğu gibi gençliği birbirinize devrederek ilerliyorsunuz. sıkılıp ellerinden bıraktılar. elinde neden o korkunç dergiler var güzel şey. neden karşıya geçtin? zarar yok canım. ne yapmış ben de pek iyi bilmiyorum. __ _____ „„ »»« *^^. ben de okuyamıyorum. adamın cinsel lıayatı da yüz kızartıcı. dur oğlum bir dakika. ben söyleyenlerin yalancısıyım. geçelim demek istedim. bizi iyi yetiştirmediler. neden felsefeyi reddediyorsun? Kant'ı resimli roman biçiminde sana sunmak çok zor güzelim. başka marifetleri de vardır. ben yaşlanıyorum. ne Tun___.. vicdan azabı rolünde yaşamak niyetindeyim. bir kere bu Kant çirkin bir adam güzelim. sonra bir yanlıklık oldu: Bu arkadaş —başımız sağ olsun— intihar etti. korkmayın canım şey. kendimden bahsettiğime bakmayın. bizim bir arkadaş vardı. en birinci moda dergilerini takip etmek onda. yıllardır geniş caddelerde karşıdan karşıya geçerim.i&t* uuuıaıı naujcu uıımez. güzel bacak319 yakıştırdığını incelerim. sizi elde etmek için yalandan söyledim. onlar da kim bilir ne isterler? Kant'ın kendisini isterler. kurgusu biter mi? evet başka isteyen var mı biz gidiyoruz. passons güzel şey passons. korkumu yenmek için diyelim. yirmi yaşında kalıyorsunuz her zaman. sizi yerinizden oynatacak kadar heyecanlı bir benzetme yapmayı ne kadar isterdim. ha-ha. tanıyan bilir. doğru mu acaba? onları ne yazık ki karşıdan karşıya geçerken ve vapurda bacak bacak üstüne atarken ve piyasa caddelerinde gözlerini ilerde bir noktaya dikmiş yürürken göremiyoruz. zarif parmaklarıyla Kant'm sayfalarını karıştırır. bu canım ne okur? abi müsaadenle memur geliyor. başka bir canım görüyoruz.

bu herif de ne konuştu —deli midir nedir— böylesini de hiç görmemiştim şekerim-adam bir türlü susmak bilmiyor demeyin arkamdan olur mu? herkes bir yaşayış tutturmuş gidiyor. bu şoförler yamandır: Sizin gibi güzelleri korkutmak için bile bile üstünüze sürerler arabalarını. bana müsaade. çünkü öyle iyi olmuyor albayım. doğru dürüst bir söz de söyleye-medim. İşte insanlar böyle albayım: Kimi metafizik der. karşıdan karşıya geçerken dikkat edin. Frankeştaynlann en korkuncu olmuşlar. herkesin derdi başka. artık bakkal açılmıştır. siz güzelliğinizi korumağa bakın. ah hele sizlermiş. hamam külhanları sıcak olduğu için oralarda barınan kimsesizlermiş. önce gömleğime. pantalon. biz adam olmayız demişler. oradan dünyaya sözle düzen vermeğe kalkmışlar. . kimseye yan gözle bakmazlarmış. kendime bir çay pişireyim. Bunun zararı nedir? Bunun zararı şudur: Bakkaldan dönünce katlanmamış pijamalarla karşılaşan yalnız bir insan. kadınlara laf atmağa başlamışlar. her şeyin bir yolu yordamı varmış. bu pantalonlar gençlere göre efendim demeselerdi elbise mağazalarında bana. yeisiz yurtsuz olmayanları kapı dışarı ederlermiş. işte o gün bu gün güzel şey. fakirlik ilmühaberi ol322 Btıcuuuî. ah ne olurdu bu sözlerimi anlasaydın! canım sen hiç tarih okumadın mı? tarihin tekerrür olduğunu falan hiç duymadın mı? bunlar adam olmaz albayım. neden hızlı gidersiniz? ne aceleniz var? bacaklarınızın uzun olduğunu göstermek için mi? bu aydınların canı cehenneme. müsaadenizle ben kaçıyorum. onlar da onlara aptal' diyorlar. Birdenbire kendimi bakkalda düşünemeyeceğim. Hayır olmadı. ustalarının bir adım gerisinden giderlermiş. ah albayım bir külhanhanım olsaydı. Sultan Mahmut (geceleri) ekseriya bir derviş kılığında tebdil eder ge-zermiş. Bununla birlikte. Bil ge'yi düşündüğün zaman bu yüksek metafizik dalgaya geliyor. korkulardan kurtarsın. kimi de ne haber? Sonra gidip aynı bakkaldan alışveriş ederler. ulumak için ay ışığını filan beklememişler. taklitleri var. şu güzel biraz hızlı yürüyor da. gerekli en az zaraanaan y rırsan hata yapmazsın. kızınca daha güzel oluyorsunuz da. külhanda yüzleri kararırmış ama içleri kara değilmiş. eyvallah. külhandan sokağa-sokaktan külhana başları önünde gidip gelirlermiş. işte size hürriyet! Okuma yazma bilenler de gecekondulara çekilmişler. Allah hepimizi korusun albayım. söyleyenlerle görülecek bir hesabım var. bizim gibi yalnız dolaşan kurt-larmış. ulan durun be. erkeklerine eşek! diye sesleniyorlar. Gömlek. sonra yeniçeriler ayaklanmışlar. iyi halt yemişler. eskiden külhanbeyleri de bizim gibiymiş. külhanbeyleri de dayanamamışlar. beni kırmayın olmaz mı? iştas yolculuğumuz burada sona erdi. Kant hakkındaki sözlerime de aldırmayın. bu kadınlardan hayır yok albayım. gündüz kurt-gece kurt olmuşlar. Önce pijamalar çıkarılacaktı. beni okumayı sakın ihmal etmeyin. Çünkü neden? Çünkü pijamalarını çıkarmadan çorabını giymeye başlayan bir insan. Kant olamadığıma göre hiç olmazsa Erkol Tancar Durgu filan olsaydım. düzen bozulmuş. düzen o kadar bozulmuş o kadar bozulmuş ki sonunda bu karışıklıkta yanılıp hürriyeti bile ilan etmişler. sakın paraya kıymet vermeyin olur mu? sizi onlarla gördükçe daha çok üzülüyorum. Bazı şeyleri hiç bir zaman tam olarak anlayamayacağım. dur güzelim acele yürüme yetişemiyorum. bana da geçen gün paranın üstünü eksik verdiler. bunlarla oyun oynamaya gelmez. bunu da nasıl olsa daha önce söyleyen çıkmıştır size. bütün kitapçılarda bulunuyorum. onlara söz geçiririm. gidip biraz öteberi alayım. iki cami arasında kaldık. ona yetişmeliyim. küfür edenleri yan gözle bakanları cezalandırırmış. Her hareket 323 için. duraklarda belki başkalarına rastlarım.bu. nereye gidiyorsunuz? o güzel gözlükleri takmasını bil. çünkü onlara okuma-yazma öğretil-memişmiş. Hareketimi parçalara bölmeliyim. böyle acele bir kavram. sizi kızdırmak için mahsus söyledim. ustaları-çırakları-şeyhleri-müritleri varmış. külhanbeylerini şimdi anlıyorum. pijamalarını çıkarınca onları katlamadan yatağın üstüne fırlatır. amin. pantalonuma uzandığımı ya da uzanabileceğimi düşünmeliyim. bakkal kelimesini düşünmek için henüz erken. Önce çorap. kendini giyinme eyleminin içinde bulduğu için. Acele etme. hiç olmazsa konuşuyorlar. hürriyeti yanlış anlamışlar. dedim ya herkesin derdi başka. giyinme hareketini bozguna uğratabilir. ne haber? Hiç beğenmedim! Dalga ve metafizik ve ne haber hiç de iyi gitmiyor birlikte. hele sizlermiş. ne İsa'yayaranabildik ne de Musa'ya. ayakkabı. bazen yanınızda yaşlılar da görüyorum. çorap.

Ansiklopedinin tanım324 katlamayı kesinlikle bilmem. Hikmetlere artık ne Sevgiler ne de Bilgeler kabahat bulamazlar. Milyonlarca insan bu işi yanlış öğrenmiştir. İnsan bir kadını severse. Bir hareketi mi unuttun. (Not: Pijama altı yerine pijama pantalonu diyenler de vardır. Çünkü o zaman insan bilir ki. belki o zaman daha yüksek meselelere atlamam sağlanırdı. belirli merkezlerde bir bina. Ayrıca. Neden pijamalar? Peki pijama. bu iş için genellikle. Bazı maddeleri ben okumazdım. Ukalalık etme. Bütün zaman boşlukları. Böyle bir ansiklopedi insanları birbirine yaklaştırabilirdi.) Bu arada sağ el. birdenbire bilmediğim ayrıntılarla karşı laşmam. iki elin başparmaklarını kullanmak yeterlidir. ona her şeyi sorar ya. bu kitaplara ayrılmış sadece. Böyle küçük bir konu için bile. Bu eser. Ah yalnızlık albayım! Pijamalarını çıkardı. Pijamasının altını katlayarak yavaşça sandalyenin üzerine bıraktı. diye düşündü. sanki dışardan kendime bakıyormuşum gibi yaparak daha uzun süreli çözümlerle ilgilenirdim. Hatırlanacak olursa. insanın aklına bütün ayrıntılar bir anda gelmez. aynı eli. Bir sigara yaktı. Bu konudaki bütün ayrıntıları ve mümkün olan bütün çözüm yollarım bana gösterselerdi. beldeki lastiği gevşetmekte kullanmıştık. Pijama: Pijama altı. hayat kadar büyük bir boşluğu. bir kere de bitince. İşte mantık ve ruhbilim böyle birleştirilir albayım. Ansiklopedi dediğin böyle olmalı. Belki de insan o zaman. Her şey. fakat bilirdim ki. bel geriye doğru bükülürken sağ ayak yavaşça yukarıya çekilir ve bacaklardan biri pijama altından kurtarılır. Böyle bir kitaplığın varlığını bilmek —kullanılmasa bile— insanın içini rahatlatır. (İki parça olduğuna göre çoğul da kullanılabilir demek. Mesela battaniyenin. çok büyük bir boşluğu dolduracak.. bir hareket önce. Böyle bir ansiklopedinin olmasına sevinmişti.) Pijama nasıl çıkarılır? (Canım ben biliyorum bütün bunları-. pijama çıkarma. ne kadar basit olursa olsun. araya kelimelerin girmesi gerekli mi?) Pijama altının lastiği hafifçe gevşetilir.. Birçoklarını kararsızlıktan kurtaracak. fakat bunlar taşradan gelmiş cahil kimselerdir. Bir pijama ikiye ayrılır: Pijama altı ve pijama üstü. matematik bir kesinlikle belirtilmiştir. Pijama üstünün kolları geriye doğru mu çekilir? ya da ceplerin hizasına gelmek üzere iki yana mı katlanır? Bu sorulan da Bilge ile konuşamam ya. Eşya da kör bir inatla karşı koyamaz bana: Bütün inatları daha önceden tespit edilmiştir. boşlukta kalan pijamayı tutmaya yarar. Hiç olmazsa İnsan' ya da 'Birisi' ya da 'Herhangi bir Varlık' diye başlardım söze. Sonra. Felsefeciler. Durmadan.. her şey bulunmalı bu kitapta.istemeden bir geriye dönüş yapar ve bu arada hiç yaşamadığını düşünür. bir yere ilk defa gittiğim zaman artık telaşa kapılmama lüzum yoktur: İlk maddesi. hareketlerini parçalara bölüp tekrar birleştirmek zorunda kalmaz. ben de okuyabilirdim. ben ben ben diye tuttur-mazdım. Bir işi yaparken. Her şey bulunmalı. 'yatak düzeltmesi' sırasında istenilmeyen hangi noktalardan geçebileceği. bu söze üzülüp üzülmemek gerektiği meselesi de bulunmalı. diye mırıldandı. Büyük bir ansiklopedi olmalı: Yüzlerce ciltlik bir eser.. bir yere İLK defa gitmek bölümü. Hattâ sevdiğiniz kadın pijamayı elinizden alarak. fakat. pijama katlama. O zaman kimse delirmezdi. 'Bakkal Rıza'ya Gitmek Meselesi' üzerinde bir deneme yazmış olsalardı mesela. Böyle bir diziyi babam da okuyabilirdi. uçsuz bucaksız bir kitap dizisi. Ben kendimi aşmış olurdum da. hazırlanması uzun zaman alacak. bütün hareketler daha önce parçalara bölünmüş ve tekrar birleştirilmiştir.' dediği zaman. Soyut konularda Bilge'yi bu kadar yalnız bırakmazdım. Son tarafını unuttuğum hareketlerin ortasında yalnız kalmak korkusuna kapılmam. neyse. böyle günlük konularla uğraşsalardı ne iyi olurdu. pijama üstü. Endişe gereksizdir. Tamam. resimli bir ansiklopedidir bu: Battaniyenin çeşitli durumlarını gösteren bir dizi resim vardır tanım325 bu resimler ve tanımlardan yararlanarak ayağımı sağlam bir yere basabilirdim. kitabın bir yerinde var. Her şehirde. Sözlerim daha uzun . Hiç bir parça atlanmamıştır. Evet. 'Ver canım ben katlarım. Pijama üstünün nasıl katlanacağını insan sevgilisine sorabilir mi? Bu sorunun da karşılığı bulunmalı. bütün takılmalar önlenir.

ilgi. İngilizler gibi günlük tutardım. ikisi de değil misin? İlk gençlik günlerimin bir efsanesi misin yoksa. Belki bu satırların yazarından ve onun kafasını sürekli işgal eden senden başka gerçek bir varlık yoktur ortada. Ölüm kalım meselelerini. Sen. seni görmediğim zamanlarda yansımalarımın gerçekliğine ben de inanmıyorum. Sevgi'yle orada nasıl olmuştu. Fakat seni seviyorum. Şimdi. Sevgi. Albayın ve Nurhayat Hanımın nesnel birer 326 327 dereceden olgular diyebileceğimiz— albayın karısı ve askerliğini yaptığı söylenen Hidayet de gerçeküstü bir oyunun kahramanlarından ibaret olabilir. erginlik öncesi hayallerimin sıcak bir görüntüyle teselli edilebilmesi uğruna bütün soyutluklardan vazgeçiyorum. Oysa bizim bütün güzelliğimiz. senin gibi hissetmemi istiyorsun. benim onlara verdiğim anlamları kaybetmek üzere.süre dayanırdı. yakınlık arzu. İlişkimizin sonsuza kadar uzanması için belirsiz ve esrarlı bir yaşantı istiyorsun sen. yaşantılarımızla düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti. ey esrarlı kadın? Belki ben. insanın ruhunu doyuran yoğun bir hazine sererdim gözlerinizin önüne. günlük ihtiyacı bile zor karşılıyorum. burada nasıl olmuştu? diye gecekondulara kapanıp düşünmezdim. adada yaşadıkları için. benden çok şey bekliyordun. ona yüksek seviyede bir mektup bile yazardım durup dururken. bulanık hayaller _________m^cueu ua^iı nusamettin Albay ya da Nurhayat Hanımla karıştırdığım oluyor. Yaşanırken düşünülmesi ve düşünürken yaşanma. yeni bir sigara yaktı. Ben. Günlük meselelerimi çözebilseydim. bizzat albayın gerçek bir varlık olduğu meselesini tehlikej^e atmıyor mu? Belki sana bu satırları yazmamalıydım. Pijama ve yatak örtüsü meselelerinin ötesinde olduğum için de. Fakat aslında. gecekondudaki varlıklarla (soyut bir kavram olsun diye 'varlıklar' dedim) birlikte yaşamak istiyorum. iyi mi?) Ben. Albayları ve dul kadınları içimde taşıdığım için bu yansımalar biraz gözünü kamaştırıyordu. Benim gerçekliğim seni rahatsız ediyor. diye mırıldandı. senin yüzünden yıkılıyor. güzellik gibi susamış olduğum. istediğim gibi düşünüyorum bu insanlan. bütün kavramları ellerimle tutmak için büyük bir gerginlikle sarılıyorum sana. yaşadığım bir gerçek misin? Yoksa. karaya çıkacak ilk canlıyı beklerken seninle karşılaştım. Sana gecekonduyu ve orada yaşayan insanları gerçekdışı bir biçimde anlatan biri olarak. efsanenin heyecanı içinde. sen yanımda olmadığın zaman seni düşünmek gerçekdışı bir olgu. ıssız bir adaya düşmüş zavallı bir ruh gibi. Bütün suç bendedir. Sevgili Bilge. belki de bu özlemi daha iyi belirtebilirlerdi. Ben. görüntümün gerçekliğine inanmıyorsun. İngilizler. birlikte yaşadığım varlıkları. kurmak istediğim dünya. Sevgili Bilge. Söze nereden başlayacağımı bilemiyorum.) Düşünmek ve yansımak anlamlarını birlikte ifade eden 'reflection' kelimesini kullanmak isterdim burada. Bilmem bu sözlerimle senin istediğin soyutluğa (sen abstractness dersin belki buna) ulaşabiliyor muyum ey tanrısal yaratık? Acaba. Tablanın üstünde unuttuğu sigarası sönmüştü. Sevgili Bilge. (Bu sözü bir yere sıkıştırmaya mecburdum. bütün oyunlar anlamını kaybediyor. rüzgârın dağıttığı sözler olmaktan çıkarırdım. Gönlümün rüzgârına kapılıp gidiyorum. Düşünce Jve eylemlerin her an sonsuz . ekseni etrafındaki hareketi sırasında çeşitli ışık kaynaklarından beslenmesi olayında görüldüğü gibi benim bir an süren ışıltımın yansımalarını artık ilginç bulmuyorsun. (Nasıl oluyor. bir zamanlar yaşamış olduğum bir rüya mısın? Yoksa. Belki de dönel bir yüzeyin. Hüsamettin Tambay'm —var olduğu söylenen ve benim bile hiç görmediğim— karısı. Nasıl olur? Yani albayı da. ayrıca birer 'kavram' olarak düşünmek istemiyorum. Belki benden artık nefret ediyorsun. merak. Sen olduğun gibi yaşamak istiyorsun kafamda: Bir varlıkkavram olarak çıkıyorsun karşıma. belki de unuttun beni. kendimi onun yerine koyarak mı düşüneceğim? İşte bu nedenle. Bunun dışında. (İyi bir başlangıç oldu: Belirsiz ve samimi. Bilge'yi.) Büyük Ansiklopedinin içimde yarattığı geçici ferahlıktan yararlanarak sana soyut kavramlardan söz etmek istiyorum.-» gereken bir mesele olmak istiyorsun. kalktı. Ben. mutlak yalnızlığı ancak hayal edebiliyorum. fakat. işte bu yüzden hayal ve gerçek.

Eski varlığımdan kuşkuya düşmediğime göre.. Krikkrak alabilirim. Yanlış bir şey istedim mi? Hayır. Öyleyse varım. Bu MUTFAK maddesi de oldukça uzun olacak ansiklopedide galiba. Yoksa. tanıdıklarımın sayısını on altı ile sınırlarım. (Biraz karışık yazıyorsun. pantalonunu acele etmeden giydi.) Galiba şimdiden bazı maddeleri yazmağa başladık. Ansiklopedinin en önemli maddelerinden biri: DİKKAT. Elektriği söndür. gözün aydın! Ben metafizik oldum. Peki. Ve seni. sayfa sayısını bol tutmalı BİLGE için. İki büyük bölüme ayırırım ansiklopediyi: Geçmiş ve Gelecek. çoraplarını. Ne oldu? Sigara tablalarının hepsini kirli diye mutfağa getirmiştin. Karşıya geçtim. belirli bir süre içinde bedenimdeki muhtemel gelişmeleri anlatın. ansiklopedi bu kolaylığı sağlayacak. az alışveriş etsen de saygı gösterilir. sevinç ve kıskançlıktan yerinden duramaz. Onları giydi. Yaşantımı sınırlarım. Birini boşalt ve tepsiye koy. Bütün gücümle düşünürüm o zaman.) Yalnız benimle ilgili maddeleri yazarım. zaman üzerinde bir hükmünün olmadığını biliyorum. Ey ansiklopedi! Ne zaman çıkacaksın? Dur bakalım. Neden? Ansiklopedisizlikten! Çok sayıda ihtimal olmamak yaşantımda: En çok on iki kadına âşık olurum. Sonra alfabetik sıraya koyarım. Bilge de öyle. Beni kim . bu bildirim için bazı sesler çıkardım. İşte sevgili Bilge. Dördüncü basamak gıcırdar. Su taştı ve ocağı söndürdü. Dün de böyle mi yakmıştım? Dün. kavram oldum artık. Çok kalın bir şey olmaz herhalde. Hikmet. şimdi de varım.değişik görünümlere bürünebile-ceğini bilen bir insan olarak. alabilirim.) Güçlükleri görüyorsunuz. Süzgeç. Rıza İşseven. Her şey. Eyvah! Sigarayı söylemedik. Eskiden olmuşsam. (Bir dakika geri dön. Ansiklopediye uygun olmalı.» Üstad olduğun için. Daha önce de böyle olmuştu. yarın saat ikiden altıya kadar evdeyim. Çok yazmak ister. Bu arada Bilge'ye biraz fazla yer ayırmalı.. Bir maddeyle yetinmez ki. Yazarken de çok iyi düşünürüm.içeri koku gelmesin. bir parça peynir. Kapıyı kapa . tam istediğin gibi düşünebileceğim. Paranın üsDalgınım galiba. yani Hikmet vücudunu da öğrenmeli. şehir haritasında gideceğim yerleri işaret ederim (bu büyük şehirde hiç girmediğim sokak yok mu sanki?) gereksiz ihtimaller ortadan kaldırılırsa. iki kere ev değiştiririm. Pijamasının üstünü aceleyle çıkararak yatağın üstüne attı. (İki şeker yeter mi? Yeter. Check-up diyorlar ya ondan bana da yapın. bu arada mutfağa nasıl geldim? İnsan deli olur. Albayım uyanmamıştır. İnsan vücudunu. bakkal Rıza beni her zamanki gibi karşıladı. Bağsız ayakkabı. Bakkal. aldıklarım dört kalem tutuyor mu? Evet.) İsteklerimi bildirdim. Para? Var. Dört kalem. Her zaman nasıl karşılar? (Bu önemli değil. Mokasen. dikkat et. Kısa yolculuklar için. Sucuk. insan büyük bir güçle yazabilir. Başka ne yaptım? Baştan düşün. B harfi zaten başlarda.) Albayım duysa. bu çay bardağını kim çıkardı?" Şeker kavanozunu kim indirdi? Ben yapmış olmalıyım bütün bunları. bazı noktaları hatırlamıyorum. hayır sevgili Bilge. şimdi de var olduğumu düşünebilirim. olmayana ergi yöntemi burada geçerli değil benim için. insanı ancak hafıza kurtarabilir.. altını kısmalısın. yakmış miydin? Evet. Sabun almalıyım. hayalleri düşünen bir hayal olmaktan öteye geçemezdim.. Bu kızın beklenmedik hareketleri oluyor. Ekmek almalıyım. İhtimaller hesabına göre şu kadar sayfa. bir çatal. çok büyük bir ansiklopedi olmaz. Belki de bu ansiklopediyi benim yayımlamam daha doğru olur. İkimiz için de kolaylık olur. kaşık —bardak çatlamasın diye— şekeri hemen karıştır. Gaz ocağını yaktı. eskiden olduğu gibi cereyan etti albayım. Peki.» Geldik mi? Alacaklarını saydı. on bir çeşit yiyecek ve yetmiş iki kalem eşyadan fazla bir şey bulun328 329 adlarıyla sayıları zaten belli.) Doktora gidilir. Tozlu yolu geçti. «Baş üstüne. Mutfakta başka kimse olmadığına göre.. (Bir dakika sonra su kaynamış olacak. senden kararlı bir düşünceye benzeyen yansımaları nasıl bekleyebilirim? Beni görmek istiyorsan. Söyledi. Böyle yapma-saydım Sevgili Bilge. sonra gecekondunun meselelerine el attım. bağlı ayakkabılar elverişli değildir. Her ansiklopedide uzun maddeler vardır. «Buyur üstad. Gömleğini. Bazı cisimler geçti elime. Seni seviyorum. Bak. (Altı krikkrak. Önce kendi varlığımın sınırlarını çizdim. Buna sayfalar ayrılabilir. günde en çok dört kere bir şeyler yerim. Benden neler istiyorsa orada belirtsin. HÜSAMETTİN TAMBAY maddesini de o yazsın. dul kadının dediği gibi kurşun mu döktürsem?' Sevgili Bilge.

Fakat kimseye dinletemiyorum.anlatacak? HİKMET BENOL maddesini dünyada bana bırakmazlar. İngilizler olsa doktora giderler. Değil bütün gecekondu halkının. yorgunluğunu oturunca anlarmış. ama bu havada konuşmağa devam edersen. hepsi de düşüncenin soylularıdır. kahramanlarıyla birlikte yaşayacaktı. gözleri kapalı. Onun için bu divana yattım.. Ne kadar dinlensem.» 332 . çünkü.» «Uzan şu divana da sözlerimi dinle. o kadar bitkinleşiyorum.» «İyi değilim albayım. «Kötü günler geçirdiğim yetmiyormuş gibi.» dedi Hüsamettin Bey. Göründüğüm kadar rahat değilim aîbayım.) Ansiklopedide. birbirlerinin olmadık dertlerini dinlerler. Albayım buna dün330 Ulan ben sizin eğlenceniz miyim? Beni kitap gibi okuyup bir kenara mı fırlatacaksınız? (Ben de buna dünyada razı olmam. Demek bütün romanlar ekmek parası için yazılıyor albayım. bir de geceleri olmadık rüyalar görüyorum. değil bu ev halkının. Benim de bütün yorgunluklarım gecekonduda oturmaya başladıktan sonra ortaya çıktı. siz de onlar gibi düşünüyorsunuz..» «Oturup herkese dert yanmış gibi konuşuyorsun oğlum. yakında gecekondu bölgesinden milletvekili seçilebilirsin. ondan albayım. «İnsanları tanımıyorsun Hikmet oğlum. Felsefe profesörleri bile düşünceye onlar kadar zaman ayırmazlar: Ben de hayalimde yarattıklarımla birlikte bir roman kahramanı olmak istiyordum albayım. Hayallerimde bile yenik düşüyorum. Ben böyle hafiflikler yapınca yaklaşıyorsunuz biraz.» Albay devam etti: «İnsanları tanımıyorsun.) Ben adamın elini yakarım.» «Onlarla kafamda konuşuyorum albayım. merak uyandırıcı ve sürükleyici maceralarını bir roman kahramanı gibi bütün teferruatıyla gözlerimizin önüne sererdin. Kimsenin eşine rastlamadığı bir olay yaratacaktım.. Fakat önce beni bir dinlerler herhalde. Günlük dertlerin dışında hiç bir yakınmaya kulak vermiyorlar. Canım korkaklar! Kendimi zehirlememe neden göz yumuyorsunuz? Ben kendi zehirimden müteessir olmazmışım. Oysa kitapların kahramanları. Sana bu iyiliği yapmak. avuç dolusu para dökerler. bütün vakitlerini buna ayırırlar.-«Albayım!» Bir öksürük sesi geldi: «Nerden telefon ediyorsun Hikmet?» Albayım gibisi bulunmaz.» Hikmet sevindi: «Sahi mi albayım? Demek onlar için çalıştığımı biliyorlar. Yaşamak haram olsun bana. Ben size sığmıyorum albayım.» «Ciddi misin Hikmet?» «Görüyor musunuz albayım. Beni benden iyi bilen o kadar çok insan var ki. özellikle buna bayılacak. albayın sözünü kesti: «Daha önce hiç karşılaşmadım da bu ülkede. 331 bulamazlar. Kapıya çıktı. Yaratıcı. Hüsamettin Bey kaşlarını çattı: «Akşam yemeklerini fazla kaçırmıyorsun ya?» Hikmet başını salladı: «Perhizime çok dikkat ediyorum. başını üst kata doğru uzatarak bağırdı.» Hüsamettin Bey güldü: «Özel dertlerin yüzünden belki seninle ilgilenmezler. Siz arada bana gösterseniz. böylece geçmiş zamanları da çözümleriz belki. Beni ciddiye almıyorlar. sizin. Tamam! Psikanaliz! Önce biraz direnirim tabii: Onları yanlış yollara sevkederim (Hüsamettin Bey. Gecekonduya da bu nedenle geldim.» diyerek divanın üstüne çöktü. bir tek insanın ve bana bu kadar yakın oturan bir dostun bile ilgisini çekmeyi başaramadım. onların ilgisini çekmek ve kendini dinletmek isteseydin. Size açılmaya geldim albayım. Onun için uzaktan okuyorsunuz ya zaten. «Telefon kulübesinden albayım! Bir taksiye atlayıp hemen geliyorum.. Müteessif ederim size. yaşayışıma ne kadar özen göstersem. Pek kimseyi gördüğün de yok. İnsan.» Albay başını salladı: «Sen bir takım umumi dertlerden bahsediyorsun. fakat gene söz dinletemiyorum. onlara daha kolay gelir. Kafamda yarattığım kahramanlar bile bana karşı çıkıyor. Yatağıma uzanırım.» Hikmet. çevreme toplanırlar. uzandığı yerde.» Hikmet bağırdı: «En çok bunu istiyorum albayım. Bütün gecekondu halkının daracık sokaklara birikeceğini sandım beni görmek için. Bedava tarafından şu divana uzanmak ve karaciğerimden başlayarak bütün dertlerimi sıralamak istiyorum.

. «Ansiklopedi mi?» dedi.» Durdu. Dünyaya yeni bir örnek getirmek istediğim halde. «Birçok Hikmet vardı değil mi? Hangisini yazacaklar?» «Kim yazacak?» dedi albay.» dedi emekli albay.» «Saçmalama. yani biz zat konunun kendisi ele alacak.» Albay.» «Bana cesaret veriyorsunuz aziz peder. bir ansiklopedi yazmayı düşündüm.» «Canım öyle şey olur mu?» dedi Hüsamettin Bey. Seni ne yapsınlar? Mütercim Arifin dediği gibi. oyun şeklinde kendimden geriye bir şeyler bırakmaktan kaçınamayacağım için bu sözlere boyun eğiyorum. Hikmet'in bilinçaltını inceleyerek bir sonuca varacağız. Aslında. Gözlerini açtı: «Bir de doktor. Bu ülkede eksikliğini duyduğum 'insanın kendiyle hesaplaşma meselesi'ni bizzat kendime uygulayarak bu meselenin ilk kurbanlarından oldum. Ne alakası var bununla?» «Zaten bıraktım.„. «Olur albayım. Hikmet Ansiklopedisi. Aslında dış yaşantılarım çok fakir olduğu için. idam edilmeden önce bir sigara yakmak istiyorum. sonra da başkaları. bütün mahviyetkâr görünüşüne rağmen haysiyetini korumayı ve sana karşı cephe alınmamasını beceriyorsun bu arada.evliliğimin içyüzünü bir roman tefrikası gibi parça parça ederek ayaklarınızın dibine sermedim mi?» Hüsamettin Bey itiraz etti: «Fakat bunu öyle bir şekilde yapıyorsun ki. suç şeklinde. Geri kalmış bir ülke insanın iç dünyası olamaz diye vazgeçtiler. Sonra. bir tane Hikmet olmasından doğdu. yaşarım. «Öyle demeyin doktor. İnsan senin hakkında ne düşüneceğini bilmiyor. Uctilcl. Birbirimizden habersiz çalışacaktık. Kaç kere_ gözümle gördüm itirafçıların acıklı durumunu.» dedi Hikmet. yazı şeklinde.v suıtu'iiıı öize ClOKtOr:: . Gelincik paketini uzattı. arkalarından nasıl alay edildiğini. her şeye rağmen albayım. Hikmet divana sırtüstü uzandı. itiraf şeklinde. Hattâ bunları birer marifetmiş gibi göstermeğe çalıştım. çekimser davrandıkları için bu konuyu da Hikmet. değil mi? Hüsamettin albay. tek başıma bunu başaramadığım için.» «Bütün güçlük. «Ne ansiklopedisi?» «Bayağı ansiklopedi işte. Ben bugüne kadar hiç bir ıstırabımı bilinçaltına itmeyi başaramadım.'» «Sonra beni sadece küçümserler albayım. «Zaten bilinçaltımda pek bir şey kalmadı albayım.«nayu aioayım. seni dinleyenler. hususi sohbetlerinizde bu garip hastanızın sırlarını fıkralar halinde anlatmayacaksınız. ilgi filan duymazlar. bacaklarını bitiştirdi. meselenin ciddiyetine dayanamadığını için. «Bırak canım şimdi İngilizleri. bütün rezilliklerimi çekinmeden sergiledim.» «Sen. Karşı tarafı yeteri kadar kötülemediğin için.a. Dün gece rüyamda bu Hikmetler kalabalığını ilk defa açıkça gördüm. «Lütfen acele edin Hikmet Bey.. Yetkili kişiler bu konuda. herkesin büyük bir titizlikle sakladığı bilinçaltı zenginliklerimi açıkça ve utanmazca kullanarak bitirdim.» Hüsamettin Bey sabırsızlanmağa başlamıştı: «Kimler?» «İngilizler.» Hüsamettin Bey. her insanın yaptığı gibi çocuk şeklinde. bizim alaturka ruh hekimleri gibi. Bu yüzden çok boş kaldı orası. Yalnız.» dedi.» Ellerini hırsla oğuşturdu: «Bununla birlikte albayım.» «Nasıl Hikmet?» «Bildiğimiz Hikmet canım. ne var ne yok hepsi tükendi. senden yana olmuyorlar. Özellikle gecekonduya geldikten sonra. «Çok acı duyacak mıyım doktor?» diye sordu. 'Nev-i beşer maişetini merak ve tecessüsle temin eder. ı*a. «Son dakikalarımda imanımı yeniden kazandır333 U1I11Z. «Önce ben yazacaktım. oyunlarla durumu örtbas etmek istedim.» dedi. gözlerini kapadı.» dedi Hikmet zayıf bir sesle. Hiç olmazsa içlerinden seni küçük görmelerine. *. Ortada bir Hikmet olsaydı belki bu 334 __________. İstediğim gibi de dinlemezler. bu 'bilinçaltı' dediğin şeyi ortaya çıkarabilecek misin bakalım kendinde?» dedi albay. Artık ikimiz yazacağız bu ansiklopediyi. «Öyle ya. ne pahasına olursa olsun albayım ıstıraplarımla birlikte gömülmeğe razı olamadığım için. seni beğenmemelerine sebep olacak kadar da açığa vurmuyorsun kendini. insanları peşimden sürüklemeğe çalışacağım. «Daha bir sürü hastam var: Bütün Beşeriyet kapıda sıra bekliyor.

. fakat o zaman bu. iyi niyetli adama rağmen çok kötü bitti: Cam kırıkları hiçbir zaman beynin üzerinden tam manasıyla temizlenemedi. zenci boksörden kollarımı çalanlar zavallının dört yıl önce boksu bıraktığını ve morfine alıştığını bilmiyorlardı. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor.» «Canım bunların senin vücudunla ne alakası var?» diye itiraz etti emekli albay. Kalbim de bu çelişkilere dayanamıyor. anlıyor musun? Bütün hayatımca bu cam kırıklarını beyin zarımın. alıp gitmek istediği baş onun değil ki. birçok insanın üstüste yamanma-. Fakat bunlardan hiç birini iyi yapamadığını biliyorum. Onlar da aklımın yaşantısını rezil ediyorlar.» «O ne demek?» dedi Hüsamettin Bey. muhakkak böyle olmuştur. benim gibi. aklımı karıştırmak için. kaderin oyuncağı oldum. Şimdi anlıyorum doktor: Demek ki Doğudan alman parçalarım Batıya isyan ediyor. Ha-ha. Onun bana ait olduğunu söylüyorlar doktor. bu yüzden İngilizleri sevmediğim anlar oluyor. büyük bir bilim adamını öldürerek. Biliyorsun filimlerde böyle iyi niyetli genç adamlar olmasa her şeyin sonu çok kötü biter. Her birinin de başka hastalığı var. Bana kalırsa bu zavallı da. tabir caizse başını alıp gitmek istiyor. dünya futbol karması soliçinden sol dizimin alınması da bu sporcunun minisküs olduğu zamana rastladı. Ha-ha. «Her parçam toplanırken buna benzer aksilikler oldu: Dünya yüz metre şampiyonundan bacaklarım alınırken bazı lifler koptu.» diye yakındı emekli albay. kolumun başka tarihi var.Hikmetlerden hangi biriyle hesaplaşacaktım? Üstelik. üzerinde taşımak ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım. dil ve din ayrılıkları da vardı aralarında. bu ölünün kim olduğunu bir türlü anlayamadık. ben bütün hikâyelerin başka türlü olmasını isterim aslında.smdan meydana gelmişti. Güm güm güm doktor. Fakat. Ellerimdeki belirtilere bakarak da bir sonuca varamadık. «Bazı iç organlarımın da mezbahadan alındığı hakkında sinsi söylentiler dolaşıyor doktor. üstelik bu işin sonu. «Peki doktor o halde neden her gece saatlerce yatağımda yüz metreler koşup dünya rekorları kırıyorum? Ne335 den bizim takım uç sıiır yeniK Quruiuuayncu ucn. Biraz obur olduğumu söylerler de. Ayrıca. Başım çat-layacakmış gibi ağrıyor.» Elini göğsüne koydu: «Biliyorum doktor. bu kadar çok parça içinde artık 'Ben' diye bir şey söz konusu olabilir mi? Hepsi dışarıdan alınmadı mı bunların? Peki o halde ben kimim? Hangi parçamın esiriyim? Kal-Tsfanîn esiri. Hastalıklı beynimin de oyunları var: Büyük hayaller kuruyor ve ne yazık ki beceriksiz oganlanma söz geçiremiyor. * gol atarak sahadan çılgınca alkışlar arasında ayrılıyorum? Daha geçen gün dünya ağır siklet boks şampiyonunu dördüncü rauntta nakavt ettim. «Ama nasıl olur doktor? Bir de içimdeki karışıklığı bilseniz. ortada dolaşan Hikmet de tek bir varlığın ürünü değildi ki. Ben durumu başka türlü açık-layamadım doktor. ^~. . Bir filimde görüştüm doktor: Senin gibi gene bir doktor olan ve sözüm meclisten dışarı. İşte buna dayanamıyorum. beynini çalıyordu. çünkü. içinde beynin bulunduğu kavanoz kırılıyor ve cam kırıkları bu üstün beyne batıyordu. delice planlar kuran Frankeştayn adlı biri. Bütün organlarım böyle hastalıklı bir başın buyruğunu dinlemek istemiyorlar. «Ellerimi de yeni gömülmüş bir adamdan aldılar. yukarıda sözü geçen beyindir kafamın içindeki. en çok merak ettiğin organdır kalbim. yüzünü buruşturdu: «Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. kolum bacağım. ua^ımu.» «Bütün bunları mahsus söylüyorsun. ___o_____^Uı uoıc^e guturaugunu bilemiyorum. hem de sembolik filan değil. resmen. Bence bu tehlike gözo alınmalıydı. Ben dünya vatandaşıyım. Ona karşı koymak isteyen iyi niyetli bir genç adam da Frankeştayn'la mücadele ederken. beyin zarının zedelenmesinden korkuldu. üstelik ırk. «İşte bunun için doktor. Hikmet başını tuttu. İşte doktor. Parçalarımı bir araya getirerek Hikmet olmakta çok zorluk çektim doktor. başka bir hikâye olurdu ve biliyorsun ki doktor. aynı yüzyılda yaşamış insanlardan da alınmamıştı. Bu yüzden değişik duygu ve düşünceler arasında bocaladım. Denildiğine göre bu parçalar. Bir ressam mıydı? Yoksa yazar mıydı? Kadınları okşamasını biliyor muydu acaba? Belki bu ölü de bir sporcuydu.

Yarın tatile çıkıyorum çocuklar. O zaman size ihtiyacım kalmaz ki doktor. Bizi bir araya getirmekle çok hata ettiler doktor: Pierkesin canına okuyacağız. Bayraklar. Yetmiş yaşından sonra. ben de beynimi yıllık izne çıkarmak istiyorum. bir kere daha Güney Fransa'nın kıyılarına ayak basarım. Dönüşte size neler getireyim? Çok kibar insanların arasında olacağım çocuklar.. 1789 İhtilalini ye-niden yapacağız. Honululu'da kızlar dans ederken şarabını nasıl yudumlayacağmı filan düşünür-.^v^i i^uxuvyim. belki aklıma en uzak olanı. böyle hayaller kurmayı seviyor doktor. barikatlar. onlardan karşılık görmeyince benim gibi üzülmeyen ve işte geldik denildiği zaman işte geldik diye sevinerek gemiden inen ve tekrar tutuklanan ve hafıza denen canavarın kurbanı olmadıkları için her şeye her an yeniden başladıklarını sanan ve bu nedenle her zaman gülümseyen bu kibar insanlardan bahsetmek istiyorum.. kişiliğimin bölündüğüne inanmak için. kendine uygun eşler seçerek durumu kurtarıyor. doktor.gemilere bindirilerek Rhein ırmağı kıyısında. vatana ve devlete. Avrupa'nın despotlarına ve zamana karşı yürürüm: Talleyrand olurum. böylece daha rahat yaşıyorlarmış.» diye çekinerek konuştu Hüsamettin Bey. heyecan ve korkuyla yeni baştan titretirim. ben üstelik abonman istiyorum. kaçak binmeyelim denilmeden. işin başındaydı doktor. Fakat sonunda birbirleriyle uyuşamayan bir sürü Hikmet çıktı ortaya. Beyaz bir araba ile yola çıkarak Napolyonların. De Gaullerin.ha. O zaman bu gecekonduda ne yapsın Napolyon? Hemen bir gemiye binerek gizlice. köşe başlarında. eşitlik. tam elbiselerinden ve dolayısıyla medeniyetten kurtulmak amacıyla yolun ortasında soyunmaya karar verdikleri sırada. paso istiyorum-. Cleman-ceau olurum. Bu karamsar beyinden bir kahkaha çıkmayacağı için. Şimdi her organım. büyük şehrimizin sıcak rüzgârına dişsiz ağzıyla gülümsemek ve buruşuk suratını. geri kalmışlığımızın acısını çıkaracağız. «Ben de bir bilet istiyorum bu gemiye doktor. Hepsi bağımsızlığını kazandı albayım. Avrupa'yı yüzyıllarca geride izlemekten usandık artık. Adamlarımın hepsi hazır. Hikmet güldü: «Sinirimden gülüyorum albayım. Hikmetlerden bir tanesi. bir de bakarsınız Paris'e varıncaya kadar De Gaulle olup çıkmışım. belki de yakın olanı. Jtıepimiz artık bir araya geldik doktor. Siz beni sembolik yapıyorum sanıyorsunuz. güneşli ülkemizi görmek. Acelemiz var doktor. «Daha neler yapacağız göreceksiniz. Yabancılardan. dilediğim parmaklıklarda başımı serinletmek istiyorum. Herkes dünya seyahatini. ötekiler de cam kırıklarıyla dolu beynimden kurtuldular ve yerine bir şey koymadılar. Önce Fransa ihtilalini yapacağız. artık ben gülmüyorum. ha . Heinelerin arasına gideceğim çocuklar. Bütün işlerimi bitirdim: Elimdeki son evrakı da bir alt kademeye havale ettim. Çünkü sinirlerim artık gülmek için kafamın neşelenmesini beklemiyor. dilediğim gemive binmek. tam evlerinden çıkarlarken. Bilmem ki bu Hikmetleri bir arada size nasıl anlatsam?» Hüsamettin Bey. bağımsızlık ..» «Deliliğe methiye yapıyorsun oğlum. Yaşanmamış bütün olayları yeniden sahneye koymak gibi tarihsel bir görevimiz var. o liman senin bu liman benim (hiç bir liman onların değil) dolaştırılan ve bu metazori yolculukları sırasında bütün iskelelerde biriken bütün insanlara metafizik el sallayan. kardeşlik. O zaman sırtımı hastanenin san badanalı duvarına dayayınca.«Bu çekişmeler. Bütün Avrupa'yı. «Bir tanesiyle yetinecek kadar alçakgönüllü olamaz mısın?» diye sordu. Birçok seçkin insanla birlikte bulunuyoruz. Bütün hızımla doktor. bu emelimi gerçekleştirmek için para biriktiriyorum. Yıllardır. gezdirildiği kazık maı -ka otobüsün camında seyretmek imkânını bulan yabancı 335 ____ MV. anlatayım mı doktor?» 337 W doktor. pardon. Bütün organlarımın hayali iyi işliyor albayım.Beynim. sinirlerim gülüyor. dünyanın en yetenekli bedeniyle birlikte yaşıyor. O zaman kolay doktor. kendimi Napolyon sanmamı bekliyorsunuz. «Eskiden sokaklarda. özellikle devlete ve onun koruduğu büyük amcalara ihanet ettikleri gerekçesiyle tutuklanan ve girişte bilet sorulmadan -biletiniz bayım. Yenileri de her an katılabilir.

iki yanı yüksek duvarlı iç bahçelerle sınırlanmış dar bir yol vardır.isterseniz siz buna hastanenin diyebilirsiniz. bizim için farketmez. «Düşüncelerimin acısına bazen ben de dayanamıyorum doktor. Öyle yoğun geliyorlar ki. 1789'dan geriye gitmeye taraftar değilim. hepsi sırayla sahneye konulmalı. --~-------------da harcama. Daha geri gitmek istiyenlere engel olmağa çalışıyoruz. cici karılarını kollarına takarak Eşitlik Meydanında. Onlan kandırmakta-çok güçlük çekmiyordum: Öteki hayatlan sanki pek mi iyiydi? İçlerinde yalnız De Gaulle biraz Fransızca biliyordu. «Zarar yok albayım.» «Bu arada harcanmadan korkuyorum. Ötekiler. bazı heyecanlı tarihler yazdık. Bazı işçilerimiz de.» «Canım şimdi nutuk çekmenin ne manası var?» Hikmet güldü: «Ben nutuk çekmeğe mecburum albayım. samimi duygularımdır albayım. Ben. Fakat dişlerimi sıkmalıyım: 1789'a bütün milletçe ihtiyacımız var. tarihte atlama olmaz-.bahçesinde toplanarak yarının insanlarına. bak sevgilim bizim için buralarda bir takım deliler kanlarını döktüler diye dedelerinden kalan kahramanlık mirasiyle gururlansınlar. «Bırakmadınız ki yapalım albayım. ayakkabı atölyesinde yapıldı. bir öğrenci heyecanıyla dinliyorlardı. ezici çizmeler. Ben de daha çok Hikmetler var. —rvV^. uoioi. * «Ülkeyi sahte asillerin elinden kurtaracağız. Peygamber. İktidara gelmek için onların oylarına ihtiyacım var. Bağımsızlık Parkında ve Kardeşlik Aile Bahçesinde dolaştırabilsinler. Ateş! Dört gardiyan yaralandı. Bazıları da. Bu mirasın doğması için önce mülkiyet gerekli. Fakat aramızda bazı anlaşmazlıklar çıkıyor.» «Bir istismar kokusu olduğunu sen de itiraf ediyorsun değil mi?» «Hem de nasıl albayım. Bizi işsiz bırakan makinelere ölüm! diye bağırıyorlar. Şundan bundan konuşuyorduk. . Başhekim geçerken ateşe başlayacağız. Önce sanayi devrimini yapmak gerekirdi diyorlar bazıları. Arada sırada saçmalayarak hayat-lannın bazı kısımlanna itiraz ediyorlardı. bir aralık durmazsam. ortaçağ şatoları inşa etmek üzere temel kazısına başladı. Önce aramızdaki bozguncuları temizlemeliyiz. Fakat. canton. aramıza yeni kansan Danton ve Aetius'a. gerektiği gibi istismar bile edemez onları. Canım küçük burjuvaları kiralın boyunduruğundan kurtarmalıyız ki. Daha fazla vakit kaybedemeyiz: Hepimizin tatile ihtiyacı var. Aklımızı kullanmalıyız aklımızı!» 339 «Yeter. sarayın. Ben.» aeuı muauuıuu ^-.. durumunu kuvvetlendirmek için sakal bırakmış olduğu gibi — kara ve uzun bir sakalı vardı— heybetli görünmek istediğinden.» «Bunlar. tarihimizde eksiklikler kaldı diye üzül-memeleri için. Bahçeye gelen hasta ziyaretçilerinden sigara dilenerek şerefimizi iki paralık eden miskinlere aramızda yer yok! Başhekimin casuslarını da temizlemeliyiz.v-j.» diyerek tecrübesini konuşturdu albay. lu Rehabilitasyon merkezinde hazırlandı. İş te biz de doktor.» Sağ elinin iki parmağını dudaklarına götürerek sigara istedi Hüsamettin Beyden. Bir süre konuşmadan sigarasını içti. xYcujva.afişleri filan hepsi 4 No. Benden başka De 340 _____. Taşları da bahçenin köşesine yığdık. günlük üniforma-lannı giymişlerdi. Aetıus iKültürlerı yetmediği için bazı adları ben vermiştim onlara) ve şimdi adını hatırlayamadığım bir peygamber vardı. onları hastanenin bahçesinde metazori çalıştırmak için ellerine verilen kazma küreklerle makineleri kırmak istiyorlar. sonra milletçe tatile girmeliyiz. «Hastanenin girişindeki büyük bahçeyi geçince sola dönün.» «1789'u yapabildiniz mi?» diye çekinerek sordu emekli albay. gardiyana belli etmeden yatakhaneden yürüttüğü beyaz çarşafa sannmıştı. Çamur olmasın diye kışın kömür tozu dökerler yolun üzerine. mülkiyet. Yazın da binaların tamiri için kullanılan kum yığınlarından geçilmez burası. İşte bu kum yığınlarından birinin üzerine oturmuştuk. Bir Hikmet de onların uğruna mahvolsun. onlarla ortak yanı olmayanlar. Henüz mülkiyetin temelli yerleşmediği ve bu nedenle sanayi devriminin bile zamansız olduğu ileri sürülüyor.İhtilalde acele edildiğini söyleyenler var. bu şiddete katlanamam. Beni. tarihte nasıl birer insan olduklannı açıklamağa çalışıyordum. gardiyanlar bile bu casuslardan şikâyetçi. Durum karışık. elimden geldiği kadar hayatlannı anlatıyordum.

yanımızdan geçen bir ziyaretçiyi. Bizi de serbest bırakmanızı rica ederim. onun nimetlerinden de yararlanmak istemiyordum. bakımsızlıktan ölen insanlardan. herkesin bildiği ve okul kitaplarından öğrendiğim kadar bilgi verdim. bu ca342 »iu. On-lann da diş bilediği bazı kimseler vardı. bizi kötü durumdan kurtarmağa yetecekti. dahilindeki bütün . Yıkılan binalardan. Bu çeşit hareketlerimiz. tarih bakımından uygun olmasa da bir Brutus'u oynayacak çok gönüllü bulunabilirdi. depremlerden sorumlu kimdir? İnsanlık bu delilerin eline mi bırakılacaktır? Sormak isterim size. iyi. bu deliler nasıl oluyor da kaderimize hükmeden yerlerde bulunabiliyorlar? Bu soruyu açıkça sormak gerekir. kafasına tuğla atmakla tehdit ettiği bir sırada. Gardiyanın yaklaşması üzerine. Benim tavsiyem üzerine Kafka olmuştu. bu çeşit bozgunculara aramızda yer yoktu. elindeki tuğlayı yere bıraktı ve «Bene. onların ayaklanmalarını da biz temsil edebilirdik. Sezar. 1789 İhtilali hakkında. İstenilen. başhekimin odasındaki camlı dolapta biriktirilen cinsten ilkel silahlar yapmamız. Bu isteğimi yerine getirdikten sonra kendi arzumla iktidardan çekilerek emekliye ayrılacaktım. Onu bunu boş yere korkutacağımıza. daha fazla dikkati çekmemek için dağıldık. hiç bir masraftan kaçınılmayacaktı. Ayrıca. Doktorlarımız da bizi tiyatro ile tedavi edeceklerini söylemiyorlar mıydı? Oyuna çağrılanların. 4 km. intikam almak istediğim bazı kimseleri bana teslim edeceklerdi. Bir de. sanayi devrimcileri ile ortaçağ-cıları tedirgin etmemek için. odasına gelen ziyaretçilere. ana hatlarıyla bir benzeşim kurmaktı. Kafka'yı tanımıyordu. Kardeşinden intikam almak istediği için Kafka kılığına bürünmeğe de razı olmuştu. böyle bir olayın bütün ayrıntılarını onlarla paylaşmaya razı olamamıştım. Onların işkencesinden aklımızı kaybedecek duruma geldik Ceza kanununa dayanarak ve medeni kanunun uygulanmasını dileyerek. derslere biz çalıştığımız halde bizim yerimize diploma alan ve sorumlu yerlere getirilen arkadaşlara elimizden geldiği kadar saldırmak amacıyla bu mektubu düzenlemiş bulunuyoruz. Bu arada. En küçük bir memur olmak için bile sağlık muayenesi şart olduğu halde. Bu nedenle. Koca bir ülkeyi ele geçirdikten sonra. salgın hastalıktan. bizi bu sanatoryuma düşüren ahlak düşkünü kardeşlere. Evet onlara güzel bir oyun oynayacaktık. böyle bir hileyle bu canavarı da ortadan kaldıracaktık. Fakat. Durumu açıkça ortaya koydum: Benim bu işten bir çıka-nm yoktu. Kural olarak yalnız ben ceza verebildiğim için (ben deli olmadığımdan bana hiç bir yasak yoktu) Kafka'nm kardeşini de benim düşmanlarımın arasına aldık. ihtilalin başarıya ulaşacağı hususunda onları inandırabilmek için. cam kırıklarına ip bağlayarak bıçak yaptık diye öğünmemiz gereksizdi. helikopterle kızın bahçesine inmek ya da evinin kapısına. kuvvetimizi olumlu bir işte kullanmalıydık. Tek başıma iktidara gelmek istemediğim gibi. siyah ve uzun ve camlan kendiliğinden iner çıkar bir araba dayayarak iki paşanın refakatinde makamıma getirtmek gibi harcamalann sözü edilmezdi herhalde. Ansiklopedik bir ihtilal. savaşçı bir peygamber olduğu için. yemekhane ve yatakhanede bu konudan hiç bahsetmemeyi karar altına aldık. Kafka. «Akşam üzeri Kafka. Bu deliler bizi nasıl idare edebilir? Sorarım size Durumu polise bildiririm. özellikle gazetecilerin parmağını ısırtacak bir gösteri düzenlemeliydik biz de. sayıca üstün olduğumuzu ve duvarların ötesinden bize birçok insanın katılacağını söyledim. Sırası geldikçe bir Marat. bir Corday temin edilir. Bilge'ye istediğim gibi çalım yapabilmem için. Sadece. Kapıcıya kantinden kâğıt kalem aldırdık ve çimenlerin üstünde Kafka ile birlikte vurucu bildirimizi hazırladık: «Durmadan başımıza uzak mesafelerden vurmak suretiyle kafamızı sakatlayan vahşi ve cinsel sapık olan bütün insanlara. çok okumuş biri olmakla birlikte. başhekimin.» dedi Peygamber de. Doğrusunu isterseniz doktor. çöken yollardan. Aslında kendisi. büyük bahçede oturduğum sırada yanıma geldi ve tehlikeli bir deli olan erkek kardeşinin de cezalandırılmasını istediğini bildirdi. hareketin 341 vermeyeceğimi kesinlikle belirttim.^ «^«^jıııu jcıme yamışıiKia ouraya düşmüştü. Örgütümüz.«Sezar. ben herkese birer sigara dağıttım ve niyetimi açıkladım: Vurucu güçlerimizi bir-leştirmeliydik. Fazla ayrıntı bizi şaşırtabilirdi. sellerden. demokratik ilkelere açık olmakla birlikte. Gerekirse. düşman çevreleri. bu teklifi olumlu karşıladı. bakın neler yakaladık diye gururlanmasına yol açmaktan başka bir işe yaramıyordu..

Selâhat-tin C.. sıkıntıya düştüğümüzü. Bizi ciddiye alırsa hepimiz tutuklanabilirdik.tan dünyada yaşamamak için ay. Olayları bir bir tanık göstererek anlattık.tirici dünyaya küserek kendini içkiye verdiğini. 764 no. onu da alabilmek için 4 yıl uğraştığımı karımdan ayr. kliniğinde yattığımı. Arkadaşlarımın cahilliği. babamın daha ben ilkokuldayken gözlerindeki bir arıza yüzünden Numune hast.lu öğrenci olduğumu.' Sezar'ı Voltaire yaptık. kararla memurluktan çıkarıldığını. Md. evden sıkıldığımı. bu işe çok sayıda insanın karışmasını sakıncalı buluyordum. B'ye kayıt olduğumu. liseden sonra İkt. Ne yapsak. herkese daha çok rzl. No. Vek. fizikten belge almış olduğu için. 943/44 yıllarında trenle yazlığa gittiğimi. Da-. benden korkmalarını yazdım. 2/8/943 tar.bu s. hastalanarak 2 ay I.. sevkedildiğini. alb.11119 ucçtcn suma Kaiamın düzgün gitmediğini. y. yy'm I. hizmeti 7 seneyi ancak doldurduğu için Memurin Kn. müs. 4 yıl taşrada kaldığımı. olduğunu. ne gittiğimi. Emellerimizle birlikte ıstıraplarımızı da. Başhekime bu görevi vermek istemiyorduk. sonra 2'de (kesin ve doğru saat 14. ortaokul? tarih kitabında üç sayfa kadar tutacaktı. babamın Dah. bu adama güvenemiyorduk.m kollarında öldüğünü (7 şub. ve 256/18-756 Mc. ihtilali kendi aramızda yapmalıydık. ihtilal ortamının hazırlanması da göz önünde tutulmalıydı. 4 kere bahçede düştüğümü. derslerden sıkıldığımı. Önemli olan. kdn. Böylece. kş. dil. ve benim de bu b. Mim Tank ortaokulunda arkadaşlarım tarafından pek sevilmediğimi. ye bir karşılık alamadığını.05) bilk. gizli tutmalıydık. 142 A . En küçük bir şüphe bile bütün ihtilali suya düşürür ve bizi en az yüz yıl geriye götürürdü. 1967) -ondan hiç beklenmediği halde. gckond. Alb. Aramıza yabancıların karışması için Kafka' yi Rousseau. aile dostu Kd. içkiden bütün vücudunun kabardığını. kartın bir işe yaramadığını. üzere olduğum bir sırada mir. Voltaire ve Jean Jacques Rousseau'nun çalışabileceği şartları gerçekleştirmeliydik. ben üniv. de görev alması üzerine başka bir şire (şehire olacak) giderek 2. Bütün yapacağımız. kal. babamın (öl. onu bir hast. Ayrıntıları kafamızda yaşayacaktık. orada Bostançukur Cad. P. «Bu mektup ve Kafka'nm dilekçesi hiç bir zaman yerine gönderilmedi. Gizli planımızdan bahsetmedik elbette. bin dokuz yüz altmış sekizden sonra da iyice çileden çıktığımı.ye bir daha uğramadığımı. edebiyatı kuvvet--liydi. on yedi ocakta karımdan ayrılarak sayın hastanenize düştüğümü belirterek. sonra evde biraz baktığımı. keserek int. Olayı büyütmek gereksizdi. Tambay'm alt katında oturduğumu ve sayfada biraz yer kaldığı için artık her şeyi açıkça yazmağa karar verdiğimi. Ben.gizli işkence merkezlerinin kaldırılmasını ve insana insan gibi muamele edilmesini istediğimizi bu dilekçemizde nasıl anlatalım? «Anlattık. H. Sndğ. 248/1 D. yarısında doğduğumu. kitaplara daha uzun giremezdik. V. ahş. Kimseye^ duyurmadan ihtilalci düşünceleri nasıl yayacaktık? Saraya karşı olan kütlelerin bizi desteklemesi gerekiyordu. bin dokuz yüz 344 »11. 967). (67) 582 say. şeyi düşündüğümü. bir ev mir. Ayrıca Rousseau. tarihçilere belge sağlayacak bir çalışmaydı. Bu nedenle verilen ödevleri kolayca yazdılar. bu konularda benim yükümü arttırıyordu.na verdiği 4/II/43 tar. vücudunda yaralar çıktığını. denizden korktuğumu.sine attığımı. Bunun dışında hepsini yazdık özet olarak: Ben. bıraktığını. soranlara annemin kazada öldüğünü söylediğimizi.lu diploma ile bitirdiğimi.l'e göre emekliliğe hak kazanamadığını.. ameliyatımın gecikmesi üzerine sıkılarak hastaneden çıktığımı. ye giderken bir gün babamın artık kahrını çekemeyen annemin öğ. ettiğini. davasını kzndgm. olayda rol almayan isimlerin de karışıklığa yol açmamasını sağladık. Emk. Dah. (İhtilalde fizik hocasının . ha Ondördüncü Louis'yi bile bulamamıştık. bir Kafka'nın< ihtilale karşı çıkması ihtimalini ortadan kaldırdığımız gibi. lise ikiden kendi isteğiyle ayrılmıştı. annemi gömdükten sonra ay. 2'de kaldığımı. I. Gizliliğin yanısıra. Onlara.5 yıl Ye343 Mustafa Namık B. şimdi onlardan intikam almak istediğimi.da yaşadığımı. ben evde yokken hzmtç. em. ilkokuluna gittiğimi. 1/7/945'te 6'ncı olarak ilkokulu 34-891 no. bu pryla gçndğmi. Hülemecioğlu'nun verdiği tavs.ı. Fak. ihtilal konusunda birer sayfalık-tahrir ödevleri yazdırdım önce. 20. Rousseau da orta ikiden belgeliydi. Voltaire. Ayrıca asil de değildi.

o sırada akıl hastanesine kapatılmış bulunan Hikmet IH'ün uydurduğunu söyledi. bir yolunu bularak büyük şehre döndü ve taht üzerinde hak ileri sürdü. Aynı zamanda ge-. 'Tanrı yardımcımız ol-. Evet dediler. Mevsim sonbahara . Sevgi ile evlenince bütün Hikmetlerden kurtulduğunu sandı ve bunları evinden (ve aklından) kov346 »*. Bu seçme hakkını ilk olarak ben kullanıyorum: Bilge'yi Marie Antoinette yaptım!» «Çok uzuyor. Hikmet III'ü de akıl hastanesine kapatarak uzaktan işkence etti (Bak. «Beş Hikmet'in de saltanatı. (Bu ihtimal pek varit görülmüyor). Dumrul'un da desteğiyle Hikmet H'nin durumunu sarstı. Hikmet II evlendikten sonra. «Hikmet III hastaneden kaçtıktan sonra bazı olaylara karıştı. Almyazımız okul kitaplarına geçmişti. bir çe~-kimser. bütün Hikmetlerin ayrı bölgelerde hüküm sürmesini teklif ettiyse de. fakat bu iddiayı doğrulayacak belgeler bugün ortaya yoktur. (bu olaylar ileride ayrıca verilecektir). O halde dünyayı yaratabiliriz. doktor. Marat.öldürülmesi isteği. Bilge. Hikmet II. kaderini istediği biçimde yaşayabilir. Herkes tek başına ve aynı zamanda bir arada. Onu. Şehvet düşkünü olan Hikmet V (Düzmece Hikmet). Hikmet IV'ü bir süre taşraya sürgüne gönderdi. sun!' dedi. ihtilal dört tekerlek üzerinde dönmeğe başladı. anlatalım. ^cuuuıaı.» dedi Hüsamettin Bey. bir eve kapatılarak bütün ömrünce yazmağa mahkûm edildi. Kapıyı yavaşça kapadık. sonunda Hikmet IV adıyla gecekonduya döndü. Bu arada bazı din ve ruhbi-lim kitaplarının etkisiyle Hikmet I. kısa sürelerle birbirini iz347 İL HALK KÜTÜPHANESİ . Bütün tarihi yeni baştan yazmağa geliyoruz! Biz ölsek bile Voltaire ile Rousseau'nun düşünceleri. Geliyoruz ey yollar! dedik. Hikmet I. bunun sülale ile bir ilişkisi olmadığı anlaşıldı. Bu arada. Bilge'nin kışkırtmaları sonucu bir Hikmet V de tarih sahnesinde görünür gibi olduysa da.» dedi albay. Aklın ve hastanenin boyunduruğundan bütünüyle kurtuldular artık.*. aslında bu Hikmet H'dir.dönüştüğünden hafif bir rüzgâr çıkmıştı. motor sesi karanlığı yırttı. Hikmet III aslında Hikmet I'in hastaneye yatırılmış şeklidir. Hikmet IIl'ün hayatında Kafka'nm kardeşi olarak geçen kimse. «Bir süre sonra Hikmet IV. ülkenin bölünmezliği ilkesine aykırı olduğu için bu teklif kabul edilmedi. Hikmet III ve De Gaulle). yaralanarak hastaneye kaldırıldı. 345. İçkiyi bıraktı ve kendi adına para bastırdı. bir aleyhte oya karşı çoğunlukla reddedildi. Artık beni dinlemezler. Ne olacağını hepimiz biliyorduk.» «Saçmalama. Bazı tarihçilere göre. Ma-rat'm cesareti yaşayacak! Artık bizler de tarihimizle öğü-neceğiz! İhtilali başarıya ulaştırırsak. Kaderimiz belliydi. bir tuğla yardımıyla bekçiyi bertaraf etti. arkadaşlarıyla kaptıkaçtının içinde bırakalım ve biraz da başka Hikmetleri . «Bu anlattığım Hikmet III. Sonra yanlışlık yaptığını anladı ve yalnız Hikmet I'i kendine ayırmak istedi. «Sabaha karşı karantmaaan eiDiseıermu^ı bayı yavaşça iterek servis kapısına getirdik. tarihe yeni sayfalar yazacağız kanla! Bütün karayollarını dolaşacağız imanla! Şaint Simon (esk. Onu ölmüş sanıyorlardı (bir kuyuya atmışlardı). Yani. Bir de Sevgi'yle evlenen Hikmet II var. peygamber). De Gaulle) taktığu yeni plaka da bize kolaylık sağlayacaktı.) Herkes ne yapacağını biliyor mu? diye son defa sordum. Hikmetleri birbirine karıştırmağa başlayan Sevgi. dedim. Bir takım karışık olaylar yüzünden Hikmet I. albayım. sureceK yerde. Marat kontağı çevirdi. «Hikmet IV de Bilge'nin sevgilisi. her şeyimiz önceden planlanmıştı. kişiliğine bir bütünlük kazandırmak için gitti Sevgi'ye teslim oldu. yazmağa mahkûm edilen Hikmet V ile hastaneden kaçan ve fransız ihtilalini yapmağa çalışan Hikmet IIl'ün aynı şahıs olduğunu ileri sürerler. Hava aydınlanmak üzereydi. kocasına inanmadı ve bu olayları. (Bu son kısmı Rousseau'nun tahrir vazifesinden almıştık. «Bundan sonra kı-: saltmama imkân yok albayım. Sevgi. Paranın bir yüzünde Sevgi'nin resmi vardı. bir anne sıcaklığının hasretiyle yandığı için Bilge ile ilgilenmeğe başladı. Bazı tarihçiler de. cekondu kiralı ve oyun yazarı.) Hastanenin kaptıkaçtısına Marat'nm (esk. Kurtulduk. Bu yalanların bir işe yaramasını istiyorsa oturup roman yazmasını tavsiye etti kocasına. yeniden ortaya çıktı. hepsini birden evden kovdu.

» «Hepsi yarım kalıyor. «Eski temaşadan yeni sanat olmaz. «Fakat albayım. Batı Aklına Karşı Doğu Duygusu (başhekim izin vermediği için basılamadı). «Hepsi de beni başından attı albayım. Hikmetler mirliva oldu. yakın gözlüğünü takti: «Ne yapalım? Bunu da bir oyun kabul edelim.» Suratını astı. Bilge (trajedi.» Başka birinin sesini daha taklit etti: «Kim şaşıracak? Kim senin yanında olacak?» Yastığı başının altına koydu.zincirlerinden kurtularak. Bu 35İ . çeşitli insanlarla yaptıkları sohbetler. Bunların dışında. anılar).uu uyııayacagım. sadece resmî kayıtlara geçen Hikmetlerdir doktor.» dedi.» «Bugün başladığım maceralara oyun şeklinde devam edelim.b. Lütfen yavaş söyleyiniz paşam.» «Sonunda hepsi birleşecek albayım. Kıyamet koptu artık: Albaylar Hikmet. Oyunlarda ve gerçek hayatta öldürdüğümüz bütün insanlar dirildi. Aklın Kurallarına Karşı Öfkenin Savaşı (yayımlanmamış bir deneme).» dedi albay. eski oyunları yavaş yavaş birleştirmeğe başlayalım. Küçük topluluklar olarak.» dedi. sizin de hatırınızı kırmayalım albayım. bütün bu oyunların dışında ve gerçek olarak yaşamağa karar verdim. başkalarından çıkar sağlamak için. akıl olduğunu sandığımız akıl taklidinin . Değil mi iki gözüm efendim? Ben seni neden beğendim?» «Saçmalama. Ben. Aman şimdiye kadar neden bu oyunu görmedim? diye dizlerinizi döveceksiniz. aynı piyesi yıllardır aynı biçimde oynamanın yorgunluğu ve gerçeğe bir türlü benzetememenin bezginliği içindeyken ben. «Eserleri: 1789 Fransa İhtilali (yarıda kaldı). Sonunda* ___ u. Orada şaşıracaksınız işte.lemis ve bazen aynı sure ıçınue. «Terbiyesizlik etme Hikmet. hepimiz sahnenin bir yerinde. bizi çevreleyen büyük ve uzak dünyanın sevimli bir benzerini kurmak için toplanırız. ölürken de şaka yapacak. benim gibi dikenli ve garip renkli bir çiçeği yakalarına takarak dolaş-masalar da.» Kendi sesiyle devam etti: «Yapamayacak albayım.» Hüsamettin Bey: «Sen de çok oluyorsun. hüküm süren Hikmetlere rastlanmıştır. tartışmalar. «İyiyim albayım. biraz isteksiz de olsak.» dedi Hüsamettin Bey. «Sahi iyi misin?» «Başımın altına bir yastık verirseniz daha iyi olacağım.» Albay. i adı damağınızda kalacak.» dedi. Fakat. yazarlardan kaçarlardı. Siz de insanda akıl mı bırakıyorsun canım?» «Bu gidişle Fransa ihtilali filan yazılmaz. «Her gün yeni bir oyun çıkarıyorsun. beni uzaktan seyrederek gelişeceklerdir.daha doğrusu. Ben kimseye yaranamayacağımı anladığım için yeni bir dümenin suyuna gitmek üzere yola çıkmış bulunuyorum. Uzatma yaz. sabahtan akşama kadar asık bir suratla dolşır. «Burada bahsedilenler. «Yoruldum albayım. «Bir oyun yazalım mı albayım?» Hüsamettin Bey sevindi: «Yazalım. Bilge de onların kalbinde daima hüküm süreceğini ifade etmiştir. birbirimizden bağımsız davranarak ve birbirimizi seyrederek günlük oyunlarımıza başlarız. Hikmet VI.» 349 14 BÜYÜK OYUN Ülkemiz büyük bir oyun yeridir.» «Yaz Hüsamettin. Edebiyata ve güzel sanatlara genellikle düşkün olan Hikmetler. 2 perde). İnsanlarımız. «Yaz. eserlerin büyük bir kısmı. gözlerini kırpıştırarak bir süre tavana baktı. Albay telaşlandı: «Bir şeyin yok ya oğlum?» Hikmet. Duygusal ve akıllı ve güzel ve hiç bir şekilde karşı çıkılamayacak derinlik ve sezgilerle donatılmış kadınlar.» Sonra. Neden Yalnız Kaldım (şiirler). zamanında —yani Hikmet I olduğum sıralarda— bu oyunu ciddiye almış ve bütün oyunları heyecanla seyretmiştim. Albayla Geçen Yıllar (konuşmalar. albayın sesini taklit etti: «Bu çocuk. başını yana çevirdi. çeşitli yerlerde.» diye yakındı albay. ben dün akşam ne yediğimi unttum. kitap halinde getirilemediği için kaybolup gitmiştir. demez miydin sen?» «Albayım.» Hazırlıkları bitince Hikmet. bütün ülkeleri ve onların gerçek kişilerini içine alan büyük oyunun heyecanı içinde bulunuyorum. uzatma. kendi oyunumu. «Görürsünüz albayım. Bu arada seyircileri de hoşnut etmiş oluruz. tartışmalar. Sonunda. kavgalar ve Bilge' ye yapılan saldırıların v. Dünyada her insan.» dedi zayıf bir sesle.» dedi albay. bizlere bugüne kadar hiç yararı dokunmamış olan aklın . Her sabah uyanınca. İnsanlardan Hesap Soruyorum (yasaklandı). insan hiç resmî kayıtlara doğru bir şekilde geçebilir mi?» «Seninle birlikte olmaktan yorulan insanlara hak veriyorum.

ne de derin bir ruh tahlili. Dünyada çok yalan var albayım! Dünyaya katılmaya devam edersek bu yalanlardan kurtulamayız. Yeter derecede bir arada yaşandı. Onlarla. onlar bu çiçeğin şimdiye kadar raslamlmamışlığmı da güzelliklerine katacaklardır. Descartes'm kurallarına göre yaşamak isteyenler ayıklanmalı artık. kendi oyunu içinde.» diye homurdandı Hüsamettin Bey. Yalvarıp yakarmaktan vazgeçmeliyiz. istemiyor musunuz?» «İstiyorum. Kendi gücümüzün nerede olduğunu görmenin zamanı gelmiştir. Akıl ve ruh proleteryasmın en büyük akılsızlığı. Onlara örnek olacağım. dünyada hiç bir ülkenin bu çeşit proleteryaya tanımadığı hakları vermiştir bizlere. bir insanı gerçekten seyretmek isteyen. Sizleri uyarıyorum! Gerçekler sizden yana değildir! Bu oyuna gelmeyiniz! Siz onları kendi oyununuza getiriniz. Gerçekten bir oyundur bu ve oyundan da gerçektir. Biraz da kendi sahanızda oynayın canım. Siz de oyunumun -dolayısıyla kafamın. Kimseye zararı yok.» «Biliyorum albayım. sanki bir şey varmış gibi öyle gürültü yapıyorsun ki. Başka herkes bilet alacak Çünkü onlar gerçek. İşte bu nedenle derim ki. isteyen de oturanların nasırlarına basarak çıkar gider. ancak bu ülkenin dışında. Sonuna kadar gidelim.ken. bakalım ne olacak?» Albay düşündü. oyunlarımıza onları almayalım! Ya da gerçek hayatta ezildiğimiz için oyunlarda onları rezil edelim! Yerin dibine batıralım! Ey ruh proleterya-sı! Bu uğurda gerekirse bütün gerçekleri çiğneyiniz! Bir oyunda bile gerçekleri dile getirmek gerektiği yalanma inanmayınız. çünkü siz gerçek değilsiniz. manevi bakımdan yüksek bir yerde durursa. Ben ve benim gibi. Derinliği ve ruhsal bakımdan kaybedilebileceği herhangi bir şeyi olanlar. Geleceğin yaratıcısı bizleriz! Size bütün samimiyetimle sesleniyorum!» «Çok adam kandırmak mümkün olur böyle. Oyunu gerçekten seyretmek istediğinize göre siz gerçek değilsiniz.» dedi albay. albayım. «Fakat sonra bu kalabalığı ne yapacaksın? Onlarla nasıl başa çıkacaksın? İstediklerini verebilecek misin bakalım?» 352 ~*. oyun. Beni oyuna getirdiler. Descartes'çı olmadıklarını sandıkları halde Descartes'çı olanlara bırakıyorum.» dedi albay.. Birer deneme tavşanı olmaktan kurtulmaları gerekiyor artık. kâbuslarından başka kaybedecek bir şeyleri olmayan ruh pro-leteryası. İsteyen seyreder. Bize açınmadığı için acımamahyız. şimdi ellerinde beni mahkûm ettirebilecek bir sürü delil var. Bir sürü laf kalabalığıdır. Çelişkisiz. böyle garip çiçeklere benzemekten kendilerini önemle korumalıdırlar. kullanıyorlar. «Seni tam anladığımı söyleyemem oğlum Hikmet. Bunun için de siz -sadece siz-oyunu bedava seyredeceksiniz. bu dünyadaki yerini ancak büyük oyunun içinde bulabilir. «Beni ne hakla ortadan kaldırıyorsun?» . Dünya artık ikiye ayrılmalı. Böyle ustalıkları. şey vermeyeceğim albayım. Sizleri. Gerçekleri rüya yapmalıyız. Ayrıca ülkemizde. sonunda aklınızı kaybetmek tehlikesiyle korkutanlara aldırmayınız. Rüyalarımızı gerçekleştirmeğe çalışmama-lıyız. bizim özümüzü ve biçimimizi görebilir. Başka alan olmadığını söyleyenlere inanmayınız.*»*» Km. Siz benim oyunumu seyretmek istiyor musunuz. onların hükmünde olan akıl alanında boy ölçüşmeyiniz. Kimin kime ihtiyacı olduğunu göstermeliyiz.» Hikmet bir kahkaha attı: «Oyun albayım. İçinde ne gerçek bir tabiat tavsiri vardır. onun 353 oyununa da yaşayabilir. «Benim zayıf tarafımı biliyorsun.içindesiniz. Bu düzmece oyun sona ermeli. akü ve ruh burjuvazisinin nimetlerine kavuşacağını umarak onlara hizmet etmesi ve bu sırada kaçınılmaz istismar kanunları yüzünden zayıf aklını ve ruhunu da parça parça onlara kaptırmasıdır.. dikensiz vt> düzgün rüyalarımızı yaşamalıyız. Çünkü. İnsan. Bütün Hikmetlerden usandım albayım. Fakat. isteyen yanındaki kızı sıkıştırır. Kendi benliğimizi bulmalıyız. Belirsiz bir af sözüyle beni oyalıyorlar.» «Saçmalama. Kaybedecek hiç bir şeyimiz yoktur. Sözümüzün eri olmalıyız: Kırılacak kafaları kırmalıyız.

benden ayrı sözler ediyor. kalemi kâğıdı kaldırıyorum. zayıf bir sesle. Böyle bir emekli albay gerçek olamaz. kendine de karşı olamaz mı? Ha-ha. İnsan. Albay da tarihe meraklı. Buna ne diyeceksin bakalım?» «Bir şey demem.» «Hikmet. onun için bir dul kadına. Oğlum. yani Nurhayat Hanıma ihtiyacım vardı. kendime karşı bensin. İstersem seni şimdi emekli yüzbaşı yaparım da aklın başına gelir. Ha-ha. Emekli piyade albayı Hüsamettin Tam-bay.» diye gülümsedi Hüsamettin Bey. «Gene gürültüye geldiniz: Kendinize albay süsü verdiğiniz anlaşıldı. . Bilge de. Dul ^_____ ~^. basit bir köle olup çıkacaksın. Çok da sevindim ayrıca. Oyun değil bu. Biraz önce size 'Hüsamettin' dediğim zaman anlamalıydım durumu. gerçekliğini buna bağlama. Oyunu yazmayacak-sak. bütünüyle gerçek olduğunuzu. Onları yeniden yaratamazdım-. kendimden geçtim de. yeni baştan. kendine gel. İnsana ancak hayallerinde karşı konulmaz. albayım.» «Şimdiye kadar nasıl oldu da sizin. Siz bir rüya kahramanısınız albayım. Evlendiğim günü.ul . Beni korkutmağa çalışıyor. Karşıma geçmiş. gözlüklerini takıp eline kalemi alarak bacak kadar çocuğun sözleri yazsın. Mesela ben şimdi kendimi çimdiklesem ve acı duymasam ne olacak? O zaman gerçek bir varlık olmadığınıza inanacak mısınız? Belki gerçek yönleriniz var. «Olur mu canım? Emekli bir albay. Hiç olmazsa bana karşı. Hikmetin kafasının bir ürünü oluyorsunuz. fakat herhalde albayım. bayım. Size ihtiyacım olduğu için yarattım emekli albayı. yaptığınız her şey gerçekten yaşadığınızı ileri süremezsiniz. sanki hiç bir şey . gerçek. Çünkü artık sizden hiçbir şey gizlemek zorunda değilim.» artık. bu küstahlığıma tepki göstermeyince onun gerçek olmadığını sezmeliydim.» diye karşılık verdi albay. Bir de bana kafa tutuyor. Benim de gerçek dışı yaşantılarım oldu. Sizin gibi gerçek dışı güzelliği yok hiç birinin. bana oynanmış birer oyun.» «Sen gerçekten aklını kaçınıyorsun galiba Hikmet. önünden geçtiğim ya da önümden geçen yüzlerce gülümseyen suratı gerçekten görmüş olamam. sen de bu kişiliğini kaybedeceksin. «Bu oyunu beğenmedim. tüylerim ürpermeden nasıl razı olabilirim? Bunu hayal edebilirim ancak. Siz ilkokul öğrencisi misiniz albayım? Albayım. Ben her şeyi birbirine karıştırmağa başlayınca. ne de Bilge bana dayanamazlardı.» Albay güldü: «Başka bir dünyanın adamı olduğun muhakkak. Varmayacak. yaşma.» «Ha-ha.» «Gecekondu değil.» «Ne oldu?» dedi emekli albay. bana engel oldu diye suçlarsın beni. ne Dumrul. benim gibi karısından ayrılmış. «Sesiniz de zayıfladı albayım.» «Ha-ha.» «Hayır albayım. olur mu? Sonra oturup temize çeksin. Bana itiraz etmeyin. Oğlu askerde piyes yazıyor. Ah ne olurdu albayım. sizin gibi gerçek dışı birer oyun olsalardı! Onları. Beni çok ezdiler. İnandıramazsınız beni. albayım. Çünkü bütün bu tutarsızlıklar başka türlü açıklanamaz. Küstahlığımı affedin albayım.» diye uyardı albay. çok horladılar al. Sen hangi dünyanın adamısın bakalım? Bana böyle itiraz ediyorsun diye kendine güvenme. İşte böyle bir Hüsamettin Bey. onları gerçekten yaşamış olsaydım hiç dayanamazdım.» Albay. Sevgi de. Sevgi' yi de geçen gün yolda gördüm. mümkün değil. Bilge ve Sevgi ile aynı insanın yaşayabileceğini düşünebilir misiniz? Gördünüz mü? Bazı olaylar vardır ki. evlilik de. Sen.. buna izin vermezlerdi. Daha aklım başımda olduğu için: direnmene göz yumuyorum. Gittikçe. Nerede görülmüş böyle dul bir kadın? Hem de adı Nurhayat. Ha-ha. siz de karşı koymadınız.unmı vagınnmr Heyecanlandım albayım.» dedi. Hiç böyle şey olur mu? Onunla yaşamış olduğum bunca acıklı maceradan sonra. Kötü oyunlar geçmişte kaldı. «Yoruldum. Dul kadın da. Ha-ha. «Beni korkutuyorsun oğlum Hikmet. Benim dışımda var olduğunu göstermek için elinden geleni yapıyor. dedi albay. onunla konuştum. daha önce kafamda yaşadığım olaylar gibi bir hayalden ibaret olduğunuzu düşünemedim? Oysa her şey ne kadar açıktı. Ha-ha. Ne Sevgi. Düşünün albayım: Ben gerçekten Bilge'yi size ve dul kadına hiç getirebilir miyim? Böyle bir rezalete. «Sonra. korkutuyorsun beni. istediğim gibi oynayabilseydim! Oysa bunların hepsi.«Olmaz. başına ve mevkiine geçmişine bakmadan beni anlıyor.» «Ha-ha.» «Artık itiraz etmiyorum. Böyle bir gecekondu olamaz. ancak rüyalarda olur böyle şeyler. Sizin gerçek olmadığınıza çok sevindim.» «Rica ederim şu tüyler ürpertici gülüşünden vazgeç oğlum. Bu oyunun sonu kötüye varacak. siz gerçek olamazsınız.

» «O zaman da kaderimizi değiştiremiyoruz albayım. dedi.» Durdu. Bütün çabaların boşuna. işte bu kadroyla oynanıyor albayım. senin tabirinle. hizmetçinin sesleri uzaklaştı ve sizler yaklaştınız albayım. Onun için hayal değil diyorum. yolda beni görünce. Başka bir elbise giymişti. dedi. gerçekliğini kaybederdi. uzak bir semtte dedim. Sevgi'yle benim bakkalıma mı? Yoksa bakkal Rıza'ya mı? Bakkallar da hep birbirlerine benzerler. Kendi yapamadıklarınızı benden bekliyorsunuz.» «Sizi ben yaratmıştım albayım. Haklısınız. Sigara almağa çıkmıştım. Oyun bozanlık edemem. yeni durumuna alışmış görünüyordu: «Zarar yok oğlum Hikmet. Yoksa albayım. Ben şahsen melodramdan yanayım. Benim hafiflik etmeme kimsenin tahammülü yok. Oyunlarımızla içtenlikle uğraşsaydık hiç görebilir miydi beni? Her şey birbirine bağlıdır albayım. düşündü: «Fakat ne yazık ki. Görünmek istemeyen bir yolunu bulur. şimdiye kadar Amerika'yı filan keşfetmiş olmaz mıydınız ha? Benim gibi yorgun bir kafanın yaratacağı Hüsamettin Beyden ne beklenebilir oysa?» Albay. Kıskıvrak yakalandık. Belki de bir kapının açılışıyla uyandım. Bunu ne zaman söyledi? Yolda gördüğüm zaman mı? Çok korktum albayım. yani. hiç bir şeye şaşmaz oluyorlar zamanla. demek hep bir şeylerin telaşı içindeymişini. yazısı okunuyor. İnsan. demenden hoşlanmıyorum. Kolları çıplaktı. dedi. Ben hepinizden sorumluyum.» dedi Hüsamettin Bey. oyunlarımız hep yarım kaldı. bir yerden sırıtıyor zavallılıkları. gerçek Sevgi olmasaydı. Evliyken. Ben değişmedikten sonra albayım. uyku sersemiydim. benimle birlikte zayıflıyorsunuz. Sevgi ile geçen gün karşılaşan ben olsaydım.M. Tam anlamıyla bir trajedinin içine düşüyoruz. ondan istemiyorum işte. Benim özel bir kişiliğim yoktu ki. daha önce görmediğim bir kılık.ÜUH gurmemışım. Belki de gelmediniz.» «Biz. insan hayatında trajedi daha çok albayım. Bu nedenle. Aslında. insanlar her şeyi duyuyorlar. Biz de telaş yüzünden hiç bir şey yapamadık işte. çarkları tersine çeviremiyor. bu sözü uydurmuş olabilirim. demiş de olabilirim. Oturup bir işe yarayacağıma. Uyandın mı? demek istedi belki. insan onu.. Hayır. oyunu yazsak da önemi yok. Sevgi de yolda gördü beni. Oysa. Kendine güvenin kalmadıkça etrafına saldırıyorsun. Bir süre yalnız bıraktılar bizi Sevgiler. çok sıkı tutuyormuş işi. Sen gecekondularda yapamazsın. ne olurdu bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım! Seni. hiç bir şey yaşamamışım gibi geldi birdenbire bana. Hangi evden çıktığımı hatır-layamadım. Bütün oyuncular da derme çatma birader. Yoksa sonum kötü olacak. gecekondu ve Bilge ve hattâ Sevgi'den ayrılmış olmam. Taşıma suyla dönen değirmen bu kadar olur albayım. sizlerin -Hüsamettin Tambaylarm. Bana bağlanan ümitleri boşa çıkaramam. Bu yüzden bana öfkeleniyorsunuz. diyorlar ya. «Çevrendekilere karşı hürmetin gittikçe azalıyor. Kendilerinden çok daha iyi oyuncular bulunduğunu bildikleri için biraz isteksizler. Bunun için de çabuk tükeniyorlar. Kötü şartlar altında yetiştiler tabii: Avrupa yüzü? görmediler. Karımın kolları çirkinmiş 356 _________^ J. Yoksa Sevgi'den ayrılmadın mı? Belki de sıcak bir günün öğleden sonrasında.olmamış gibi konuşan ben olamam. dedi. Belki de yeni çevremden çekindiler. siz de güçlü bir yabancı aydının hayal ürünü olsaydınız. Ben. Ahşap bir evde oturuyorum. üstelik. Başka çaremiz olmadığı için de hepimiz yerli mallara karşı sonsuz bir hoşgörüyle bakıyoruz. Artık çok geç kaldık albayım. başlangıçta. Alıcı gözle bakmamışım demek. öyle söz vermişim. Hepiniz bana doğru geldiniz. Bil-ge'yi yirmi üç gündür görmediğimi sanki biliyormuş gibi baktı bana. benimle istediğini gerçekleştirebilirdin. Bilge'yi duymuştu herhalde. bütün kötülüklerinle birlikte seviyoruz. Bakkala gidiyordum. bildiği bir elbisenin içinde düşünürdü. Fakat dalgın olduğum gerçekti. sokaklarda dolaştım. gevşeklikten yanayım. Oradan buradan toplanmış. bir taraflarında. Hafiflik göster357 oyuncularla temsili sürdürmek zorundayım. Ne kadar süslenseler. Belki de demedim. uzandığım kanapede uyukladım: Karımın. hep başka şeyler düşünürmüşüm.. dedi.eskimesini beklediler. Sev-seler de neden hiç unutamıyorlar? Genel af ne zaman çıkacak . Amerika'yı keşfedenler. Ah. Nurhayat İyicel-lerin filan. «Biz de bu arada hiç bir şey yapamadık albayım. sözlerin ne önemi var? Zayıflamışsın. hayallerimi bozacak bir şey yapmamıştı. sen uzun bir rüya gördün. onun için gördü. Ne yapıyorsun? dedi Sevgi. Ülkemizdeki büyük oyun. küçük de olsa T.

ne zaman kavuşacağız ona?» Gözlerini kapadı: «Genel affı görür gibi oluyorum albayım. kendi oyunlarına çekiyorlardı. her bir şeyleri ince ayrıntılarına kadar bilseydim. aslında. neden bu akılsız adamların oyununa kurban gittiğini ona sormak cesaretini göstermiştim. Yoksa serbest bırakılanlar ümitsizlikten.» «Var. senin duyun. «Başkalarına zararları dokunan delilleri de affederler mi?» «Genel bir afsa. Bedava olmasan •da burnundan getireceksin herkesin. Görünüşte. Başka çaremiz yok. «O. bütün kitapları okumuş olsaydım. bu aptallığını yüzüne karşı da söylüyorlardı. onlara soramıyordum. birbirleriyle yanşıyormuş gibi yaparak onu.» Güldü: «Oyuna ben de alıştım galiba. bir gazetenin dış haberler servisinde çalışıyordu. «Sen varsın. yapacak başka bir şey olmamasından. başını kaldırmadan çalışıyordu. Bu açılma ilk önce şöyle olmuştu: Muhasebeci ve diğer bazı kötü adamlar. Ayrıca. Odamızda yaşayan ikinci sınıf canavarların karşısına çıkan kahraman da elbette ancak benim çapımda olurdu.» (Bu oyunun yazan. Şirketin yazışmalarını tercüme ediyordu.albayım? Hani bütün sonuçlarıyla suçları affeder ya.» «Kolay mı albayım? Akıl insanın yakasını bırakıyor mu? Fakat. veremli.» «Fakat herkesin burnundan getiriyorum. Sanki insan —diyordum kendi kendime— ezilenin önüne göğsünü siper eden bir kahraman mıdır? Aldığım cevap —kendimden— şuydu: Evet. böyle tık nefes bir aydın olmasaydım. Ona dört gazoz. Aman yarabbi! Dünyanın sonu geldi. Kahramanların da kim bilir başka ne kötü yanları vardı? Benim yoktu.» dedi albay. Bütün kitaplarımın acısını ondan çıkarırdım. oyunlann var. Benim. bir şey yapmak gerektiği için. benim öteki personel gibi kendisiyle alay etmediğimi görünce bana açılmıştı. Veremli kitap kurdu. iyi bir şey yapmasını öğrenmedikleri için ve kötü bir şey yapmaktan başka çareleri olmadığı için aynı suçlan tekrar işlerler. Ben de. onlar gibi canavar değildim. ne kadar aptalsın. ben olmasaydım da mesela onun gibi bir kitap kurdu olsaydım. nakliye işleriyle uğraşan bir şirketin muhasebe yardımcılığını yaparken tanışmıştım. Ne yapalım? Benim de kahramanlığım bu kadardı.» dedi Hüsamettin Bey. bu mesele de ayrıydı. bir şey yapmadan yaşanamayacağı için. Çok okuyan ve çok bilen bu kitap kurdu —ne yazık ki tıpkı kitaplarda olduğu gibi— bu basit oyunlan göremiyordu nedense. Genel af. beş çay ve üç kahveyi birden ısmarlayarak hastalanmasına yol açıyorlardı. kendisine acıdığımı görünce. Bir gün.» Hikmet bağırdı. Bu olayların bana da bulaşmasından korkuyordum herhalde. veremli bir aydındı. böyle bir kahramandır. herhalde bu kötü niyetlerim yüzünden bir türlü kütüphane faresi olamamıştım. daha doğrusu.«Onun için gerçek değilsiniz işte. 'Her şeyi bilir geçindiğin halde. Yazalım albayım. Ne yazık ki —Allah 359 gördüğü yoktu.» Gülümsedi: «Delileri de affederler mi acaba?» «Kendini deli zannedenleri affederler belki. 'Hepsini birden içebilecek misin bakalım?' diyorlardı. afla birlikte şartlan da düzeltmek gerekiyor albayım. İşte bu cevaba dayanamı-yordum. Başka çare yoktur albayım. onun gibi davranır mıydım hiç? Karşıma ilk çıkan küçük hesaplı bir kahramanın gözlerine sevgiyle bakar mıydım? Burnundan getirirdim onun. aslında değişik bir işkence yoludur. Yoksa affederler miydi? Dünyada bedava hiç bir şey yoktur albayım. Oysa ben. kitap tozu koklamaktan burnum durmadan aksaydı. Neyse.» dedi albay. Neyse bu mesele ayrıydı. dört lisan biliyordu.» «O başka. Zamanla. Ben can sıkıntısıyla defterleri kanştmyordum. odada yalnız ikimizin bulunduğu bir sırada.» «Bencillik yüzünden başkalarına bilmeden eziyet 358 senin çıkaracağın anlaşılıyor: Sen de istediğini yaparsın. Bunlann ikisini çok iyi biliyordu. aynı zamanda. Kendisiyle. onları da suçsuz saymaları gerekir. gözlüklerinin altından güvenle baktı bu kahramana. Fakat ben insandım. Kendi ifadesine göre. kitap tozu yutmaktan ciğerlerim bozulmuş olsaydı. Fazla incelemenin anlamı yoktu.' demek istiyorlardı. . Kitap kurdunu uyaracak cesaretim de yoktu. onun çelimsiz ve dayanıksız olduğunu bildikleri için bizim veremliyi yorucu yanşmalara sürüklüyorlardı. Ve senden önemlisi. kitap tozundan kaşınsaydım. Neden onunla uğraşıyorlardı? Bunu kendi kendime soruyordum.

Daha çok. Neyse. Çok okuyordu. Böyle durumlarda mustarip sanatçılar boğuk bir sesle konuşurdu. Onun yerine ben bilimsel olmak istiyordum. bilimsel eleştirilerle uğraşıyordu kütüphane faresi. Kulakları ağır işitiyordu. Bana çok şey öğretmişti. bu sayfaları yakarak ısınmak isteyen serserilere karşı koymuştu. Al benim gözlerimi ona ver Tanrım! Onun bilimselliği de benim olsun! kabilinden beceriksiz yakarışlarda bulunuyordum. Çok yaman adamdı bu. Ondan çok şey öğrendim. Çünkü artık hayatta başka şeylere önem verilmesi gerektiğini öğrenmiştim. diyordu. Hepsi gizli kalacaktı. Ben de aynı süre içinde el yazısıyla kopya etmeğe çalıştım bu makaleyi. Bizim veremli gibi çok okumuştu. İşte kitap kurdu karşımda duruyordu. onun bir köşede şarabını yudumlamasına ve temizlik vesaire yapılırken bulanık gözlüklerinin gerisinden yazdıklarını incelemesine izin veriyordu. evinden kaçmıştı. önce aklından rahatsızlandı. cinayeti işledikten sonra pencereden kaçıp gitmişti. birçok dili konuşuyordu. Bir gece yarısı onu yolda görmüştüm: Gözleri kan çanağına dönmüştü. sonunda birini öldürmüştü. Hem de iki parmakla ve çok hızlı yazıyordu. Tansiyonu düşüyordu. Hukuku yeni bitirmişti. Bekçi de. Durmadan soruyordum: Nasıl hatıralardı bunlar-? Ne kadar yazmıştı? Hayır. Bu yüzden. Durumu hemen kavradığımı sanıyordum ve hemen. Ben. hayata lanet etmişti. Şimdi yazdığım satırları da ona borçluyum. sonra da yazdıklarını Lefter'in meyhanesinde gözden geçiriyordu. kızkardeşinin iğfal edilmesi üzerine babasının efendisinin —ya da ona benzer bir şeyinin— oğlunu evet bu ırz düzmanmı öldürmüştü —tam Avrupa'dan yeni geldiği sırada. Akıl hastalığına tutulmadan önce çok içmeye başlamıştı. Yazıları iki bin altı yüz seksen iki daktilo sayfası tutuyordu. 'en son çıkan şarkılar'ı satan işportacılarmkine benziyordu. kapanma saati geldiği zaman. Çocukluğumda böyle bir filim görmüştüm. Gece yarılarına kadar yazıyorum. Hastalık ve bilgi arasındaki bu doğru orantıyı da ondan öğrenmiştim. Birkaç dili de konuşuyordu. Arkadan bakılınca yaşlı bir memura benziyordu. Aceleyle kötü yazdığım halde. Nefes darlığı çekiyordu. Şimdiki aklım olsaydı gülmezdim. Ülkemizde bir zamanlar çok tutulan arap filimlerinin kahramanlarına benziyordu. sonra öldü. hayattan bezmişti. Yayımlamayacaktı. En çok bu tarafına hayran olmuştum. onun gibi. diyordu. Yıpranmıştı. Üstelik. Fakat bunu çok karışık ifade etmişti. çünkü çok çalışıyordu. Bunları insan zamanında görmeliydi. İşte kitap kurdu ayakta sallanıyordu. Bundan başka dört çeşit hastalığı vardı. Ona sordum: Neden kendi hayatını yazmıyordu? Cevap verdi: Hatıra kabilinden bir şeyler karalıyordu. Kişiliğinin daha ilginç olduğunu görmüyordu. Fakat bunu öğrenmekte çok geç kalmıştım. profesyonel muharrirler gibi daktiloyla yazıyordu. kurtarılmıştı. köprü altlarında yaşamıştı. sonra durmadan yazmıştı. Midesinden şikâyetçiydi. iyi kötü bir şeyler çıkarıyordum ortaya. beni bir sayfada yedi satır geçti. 361 mesleğini sevmeyen bir bakkala benziyordu. çünkü çok okuyordu. kötü giyinmişti —her zamanki gibi. Ona gösterdiğim ilginin karşılığını böylece fazlasıyla almıştım. Çünkü inceleyecek bilgim yoktu. bu mesele de ayrıydı. babasını artık rahat ettirmeğe karar verdiği sırada— fakat kör talihti. Bu filmin kocaman dudaklı ve fesli ve ıstıraplı bir kahramanı vardı. Çok heyecanlanmıştım. İşte ben de bundan kazanıyordum. Allah taksiratını affetsin. O sıralarda böyle filimlere çok gülüyordum. çok ezilmişti. artık bu kadarına inanmadığım için hemen daktilonun başına oturttum onu ve iki gün önceki bayram gazetesinin büyük bir sıkıntıyla yazıldığı belli olan bir makalesini kopya ettirdim bizim veremliye. Kitap kurdu çok yazmıştı. durumu çok incelemiyordum. Onun sesi. gidiyor? diyordum. İşte bu hızla yazıyordu. kendisinin bu arada altı imla hatası yapması nedeniyle aramızdaki farkın aslında üç satır olduğunu belirtti. Fakat bende pratik bir taraf vardı. Dört dili iyi biliyordu. bütün felsefesi ve bütün sefaletiyle karşımda duruyordu. söylemem. Şimdi bu filmi seyretseydim hiç gülmezdim. yazdığı sayfaları başının altına yastık yapmıştı. çünkü çok biliyordu. Sonra yazılarımızı karşılaştırdı: Durumumun fena olmadığını. Önden bakılınca hiç bir şeye benzemiyordu. İşte burada kaybediyordu. İyi bir insanla mükemmel bir izdivaç yapan kız kardeşi sonunda onu köprü altında bulmuştu. Aynı zamanda ciğerlerinden hastaydı. Acıklı olduğu kadar gülünç bir durumdaydı.360 sayfa karaladığını anlatmıştı bana. İlerde . Dört dil biliyordu.

Herkesten bir şey kapmıştım. dünyaya geç gelmen'n böyle yararları vardı. kendime yakıştırmıştım. Oysa evli değildi ve sanırım hiç bir macerası olmamıştı. bu hikâyeyi de o zamanlar okumamıştım. daha fazlasını istesem bile kapamıyordum. Gerisini ben uydurabilirdim. daha vakit var. ruhsal bozukluğun kemirdiği bütün bünyelerde görüldüğü gibi. Ayrıca. Bana vaktiyle iyi davra-nılmadığı için.364 „___ v^-nc*. Daha önce de belirttiğim gibi herkesten bir şey kapıyordum. Neyse. kötü şartlar yüzünden arsızlaş-mıştım. bir araç olarak kullanmıyorlar mıydı? Ben de kütüphane faresini. Zaten tarih de tekerrürden ibaretti. küçük bir hikâyesi tanınmıştı. bu mesele de ayrıydı. maşallah bu çocuğun ezberi kuvvetli. Bunların hangileri olduğunu belirtmemek gerektiğini bana söylemişlerdi. Ben zaten bu ayrımı pek iyi anlamamıştım. Ben . gene oyunun gereği olarak. Hikmet için 'öteki ben'dir dedikleri zaman. sonunda çileden çıkmıştım. Büyüyünce bu rolleri oynamak pek hoş olmuyordu. Çünkü çok dinliyordum.çocukları okuyacak lardı. Beni 362 363 Neyse. diyordum.) Ben bütün oyunların.» vcııımışu. Çocukluğun biteceğini bilseydim. Söze karışmıyordum. Herkes. kimse beni sahneden çıkaramazdı. Bunlar bilinirse iyi olmazdı. Bu hatıralar oyun biçiminde yazılmamıştı. Ancak işime yarayacak kadarını kapıyordum. Evet. Düşman bile olmayı beceremezdim. Hüsamettin Tam-bay. kütüphane faresinin yazmadığı satırları sıkıştırmış olabilirim. Bu marifeti de. Kısa da olsa bir şeyler yazmalıydı ve bu yazılar bilimsel olmamalıydı. Sonradan okuduğum halde. şimdi yazarın ve hikâyenin adını tam hatırlamıyormuş gibi yapmayı da kütüphane faresinden öğrenmiştim. Belki oyunun satırları arasına. Bir kenarda duruyordum. her ne pahasına olursa olsun oynardım. Ve kendi hayatıma uygulamıştım. ben de bu huyumdan vazgeçemiyordum. Ve tanınmayacak hale getirmiştim.» «Neden böyle sözler kullanıyorsun oğlum?» «Parantezi kapamadan bir soluk almak istedim de albayım. kâğıtları arasında onları ben ele geçirmiştim.) Aslında bunlar beni ilgilendirmiyordu. Oyunlara pek katılmıyordum. ne var ki. Nerede kalmıştık? Kütüphane faresinin hatıralarından bahsediyorduk. çocuklukla birlikte sona ereceğini bilseydim. Tarihî piyeslerde de olayları tarihten yürüterek araya bir şeyler sıkıştırmıyorlar mıydı? Aslında tarihi. (Acaba öyle miydi?) Bu arada onun gerçek yaşantısının içine gerçek dışı oyunlarımı karıştırmış olamaz mıydım? (Eski yazarlar bu deyimleri bilmiyorlardı. Galiba birinci ya da ikinci adı Benjamin olan bu adamın çok ciddi ve çok kalın kitapları olduğu halde. (Bu sözü de kendim mi düşünmüştüm? Belki bir yerde okumuştum. babalarının nasıl bir insan olduğunu göreceklerdi. Sizinle ilgili değil. hiç çekinmeden 'öteki ben' senin babandır diye karşılık verebilirdim. Ve istediğim gibi değiştirmiştim. Ben bu yazarı da kitap kurdundan duymuştum. fakat oynardım. Aptal bir kadının peşine düşmekten başka macera yok muydu? Neyse. bilet alan her namuslu vatandaş. Bazı oyunların adlarını duymuştum. Bir kenarda kendimi yetiştiriyordum. Eskiden benim için. muhakkak oynardım işte: Haini oynardım. benimle olan ilişkileriyle ilgiliydim. Çünkü. Oyun yazmayı da öğrenmiştim. soylu bir amaç için kullanıyordum. kötü oyunlar yazan birinden kapmıştım. Çünkü düşmanların bile kendilerine göre kahramanları vardı. ezberliyordum.» dedi Hüsamettin Bey. bildiğim şuydu ki. Aslında. bazılarını da seyretmiştim. derlerdi. Oysa ben de oynamak istiyordum.. Neyse bu mesele de ayrıydı.» verebilirdim. Gerçekle gerçek dışını ayıklamak eleştirmenlerin işiydi-. Siz. Farenin ölümünden sonra. oyunun sonuna kadar beni saygıyla seyretmek zorundaydı. bu mesele de ayrı olmakla birlikte. bana bunların önemli yerlerini söylemişlerdi. eşyanın ve insanın gerçekliğiyle değil. korkağı oynardım. ben de hiç olmazsa ihanet ederdim. bu 'macera' sözüne de kızıyordum. Çünkü oyun kahramanı olmak çok zordu. Batı ülkelerinde de böyle bilimsel bir yazar vardı. şairlerle çocuklardan başka bu meseleyle ilgilenen yoktu. bu .» «Anlamadım. Bu durumumdan utanmakla birlikte. Bu kadarı da benim için yeterliydi. düşmanları yeniyor ve vatanı kurtarıyordu. «Korkmayın albayım. Ben bu kadar güçlü değildim. Ben artık 'iha-net'i oynayabilirdim ancak. 'verebilirdim'den devam edin.

ölüm ilmühaberini almadan böyle bir işe girişmemeliydi. Aydınlanan küçük bir köşede Hikmet. Bütün kötü niyetli kimseler de.» dedi albay. verilmiş o]an> sözlerin vadelerinin gelişi v. neden bi„___ ». Bu anayasanın ilk maddesine de şöyle yazılmalıydı: Kitap kurdunun yazmış olduğu ve benzeri ikibinaltı365 yUZSeS SüyifcUfctl iiiuııan. Demokrasiye göre bile. Eğer farelerin ve kurtların bilmem kaç bin sayfası da kötüyse. (Kâğıtlarını önüne bırakır. Süre aşımının heyecanla beklenişi. terlemez): Bana kalırsa acelıj etti. Ülkedeki Büyük Fransız İhtilalinin son hazırlıkları. bu arada yeni taahhütler. Masa.» «Anladık. Çünkü.) FİKRET (Kırmızı. O zaman kimsenin iyi bir şey yapmaya hakkı yoktu. baba. O halde buraya neden geldiniz? Neden boş yere bilet aldınız? Bu oyunu daha önce gördüğünüzü sanıyorsanız. nikâh memuru. uaouu. ölen kişilerin ölümlerinden kesin sonuç alınmadan?. tanıdıkları v.) NAZMİ: Bana biraz anlatmıştı.d. Fakat. İflas.. 4 km uzaktan ikinci derecede görünmez kuvvetlerle işkence ederek onların kafalarına vurmağa ve akıllarını sakatlamağa hakkı yoktu. Bu kötü sayfalar basılsaydı kitap kurdunun hatırasına saygısızlık olurdu. evet bir kelimesine bile dudak bü-kemez. Çocuklar da çok duygusuz yetiştiriliyordu. işte o zaman her şey kötü olmalıydı ki eşitlik olsun.) (Ülkede bir düzlük. evet bir kelime bile çıkaramaz. kişiler. Çok sıkı tedbirler gerekliydi. haklar elbette başkalarına zararlı olduğu oranda kısıtlanabilirdi. anlıyor musunuz? Kimse onlara dil uzatamazdı. ben de demokrasiye bu bakımdan karşı çıkıyordum. bunun yeni bir oyun olduğunu nasıl' anlatmalı? Sizin öğrettiğinizden başka bir yol da bilmiyoruz ki. terzi.o. benim bile canıma okunmalıydı. Basılmadığı için.~* *:__se.uıauuwf ve neaen bizi de boş yere oyalıyorsunuz? Sizlere. beni kendime getirmeliydi. (Hikmet Fin cenaze ve Hikmet H'nin evlenme töreni hazırlıkları. Hattâ ben bile cesaret edersem. anne. kitap kurdunun bu gerçek dışı durumu beni rahatsız etmiyordu. Dumru'-ve arkadaşları iskambil oynarlar. Söylenmemiş bazı sözlerin yarattığı korku. (Sahne kararır. Bütün ülkeyi kapsayan bir anayasa olmalıydı. demokrasi olsun.) NAZMİ: Kızın da pek güzel olmadığını söylüyorlar. bir kelimesine. bu yazılardan bir kelime. girişilen işlerin yarattığı kâbuslar v.d. Evet. ben de kendimle çelişkiye düştüğüm için. Ben de demir yumruk istiyordum. Böyle heyecanlan gülünç bulmalarına yol açan bir eğitimden geçiriliyordu. bütün bunlar sözde kalıyordu ve kütüphane fareleri ölüp gidiyordu. fareler ve kurtlar ölünce bütün deliller de ortadan kalkıyordu. yeni borçlar. neyse diyerek geçiştirilemezdi. korkular. Eski bildiklerinizle karıştırıyorsunuz.»i»ıu. Yazılamazsa. davetliler.demokrasiden ve insan haklarından bunu anlıyordum. daha büyük saygısızlık oluyordu. Oysa işi baştan sıkı tutmak gerekiyordu. masum olduğu halde orada yatanlar çıkarılmalıydı. 'İhanet' de konuşmalıydı ve ilgi görmeliydi. çünkü. ilk maddede bunlar açıkça yazılmalıydı. Sinek gibi kırılıp gidiyorlardı. Çünkü kendimi kaybetmiştim. kimseye. Ne yapmalı?) «Asıl oyun başlıyor albayım. bir çekmecenin gözünde. O arap filmine de gülünemezdi. (Bir kâğıt atar. Anlıyor musunuz? Çünkü bu işten zarar görenler. Bu yüzden. Bir ev kesiti. bir kelimesini bile eleştiremez. y o luuıuu ^/. elbette ben de. Bu sözlere de gülmeğe cesaret eden herkesin canına okunmalıydı.) DUMRUL (Sigara içer. borçlar. kurtlara ve farelere dil uzatmak cüretinde bulunan bütün ahlak düşkünü cinsi sapıklar da acımasızca öldürülmeliydi. Bunlara hadleri bildirilmeli ve tımarhanelere asıl onlar atılarak. Bu ahlak düşkünlerinin ve sapıkların. İki bin altı yüz seksen iki sayfa. başkalarının hatalarını kendi hayatlarıyla ödüyorlardı. kaynana. Dumrul. Bu tedbirleri alabilecek çok sıkı bir yönetim başa geçmeliydi. anladık. 'göz göre göre' diyebilmeyi ne kadar isterdim) çürü-yordu. yuvarlak bir fiş sürer): Hiç ümit yok mu diyorsunuz? BEHÇET: Pas. II görünür. Anlıyor musunuz? Anlamıyorsunuz. Çünkü.n. başka çelişkiler vız geliyordu bana. (Dumrul'un attığı kâğıdı alır. Gerekli hava: Kayınpeder. Gece. kimse görmeden (bu söz yerine. bu demir yumruk. demokrasiye ve insan haklarına karşıydım. Sevgi. bu kötülük de açıkça söylenecekse. İşte bu mesele.b. Anlıyor musunuz? Benim bile! İşte bu kadardı.) .n. Merhumun hatırasına hiç bir biçimde saygısızlık edemez.

Merhumenin akrabaları da geldi. mirası reddettiğimi nasıl anlatsam? (Boşluğu tekmeler. HİKMET I: Yarma su böreği isterim. üstünü sonra veririm. kırıtmayın.) Siz durumu anlamıyorsunuz. Kendi bulup çıkarmalıdır. çıkar. (Kalkar. Cenazenin nasıl kaldırıldığını hatırlamıyorum. SAFİYE HANIM: Saat ona geliyor Hamit Bey. (Başını kaşır.) Hanım. Biraz dolaş-saydı hiç olmazsa. Törenler ve dilekçelere dayanarak bir insanın öldüğüne nasıl inanırsınız? SAFİYE HANIM: Onunla münakaşa etmeyin Hamit Bey: Tansiyonunuz yükselirler.) Hikmetin yerinde olsaydınız siz de biri ikiyi karıştırırdınız.HİKMET İL Ah ne olur söylemese. 368 Kararır.. hoş geldin desene. Neredeyse ümidi kesmek üzereydim. Baban da öyle söylüyor. verdiği sözleri tutmayacağımı. Yeni gelinler biraz farklı olurlar elbette. Hikmet köşesi aydınlanır. Şu sırada kimseyi gözü görmüyor. Dilekçelere artık pul yapıştırılmıyor. BEHÇET: Ben yüznumaraya gidiyorum.) HAMİT BEY: Bu bizim yeni hanım işte. Oturmuş evlenmeye kalkıyor. demişler. Teşekkür ederim. gömleklerini değiştirmesini ben söyleyeceğim. Ötekinin öldüğünü sanıyor.) Ben de annenin öldüğü gün üzülmedim mi9 Komşuların yolladığı çorbayı ağlayarak içmedim mi? Çok sevdiğim pilavdan bile sadece iki kaşık almadım mı? Bir yıl muamelelerin tamamlanmasını bekledim mi? Bütün dinî törenleri yaptırmadım mı? HİKMET I: Bilmiyorum. (Kadını sahnenin ortasına iter. su böreğim ben pişireceğim. çöpü kapıya ben bırakacağım. FİKRET: Bana biraz fiş verin. Annem kırıtmazdı çünkü. Onun öldüğünü. Hikmet I'e. onunla karıştırılmaktan korkuyor. Hepsine birden nas-ıl yetişeyim? Bu gece çocuklar kumar oynuyorlar ve muhakkak benden bahsediyorlar. xvui FİKRET: Bence bu işin sonu yok. (Ellerini yukarı kaldırır. HİKMET I: İyi yapıverdiniz. pencereyi kapar. (Güler. okuyamıyor. Ayrıca. İkinci Hikmet'i tanıttı. Bu el beni boş geçin. Bende yok. (Gözleri dolar. Ölüm kâğıdını genel müdürlük kaleminden geri çevirmişler.) DUMRUL: Behçet'e de kâğıt verin. muamelelerin bitmesini beklemeden Safiye Hanımla evlendi. Doktor ne dedi unuttunuz mu? (Kalkar. kitap da okumuyor. tıraş takımlarını ben yıkayacağım. Onun için bizimle buluşmuyor.) SAFİYE HANIM (Kırıtır): Hikmet oğlum hoş geldin.) Hikmet'e de bir tane ta-nıştıracaktım. Pipo çakmağınız vaı mı? BEHÇET: Ben kızı bir yerden tanıyorum galiba. HİKMET I (Homurdanır): Hayatta her şeye boş vermeseydim evinize gelmezdim. Safiye Hanım. SAFİYE HANIM (Nazlı bir gülümseyişle): Ben annenden daha iyi su böreği yapıyorum. tanıştırılmayı da sevmez. bilmeceleri çözmeme yardım etmesine ben izin vereceğim. Sonunda. Biraz da yaşasınlar bakalım. tıraş ol369 . Bütün eski elbiselerini sattı.) Babana doktoru ben buluverdim. Bütün haklar bana geçti. DUMRUL: Kâğıtları ben mi dağıtıyorum? (Masanın üzerinden iskambil kâğıtlarını toplar. Hamit Bey yeter artık diye ben azarlayacağım. Okumuyor değil. Hikmet I. Saat kaça kadar oynuyoruz beyler? FİKRET: Bir işin mi var? BEHÇET (Güler): Yarına taze olarak girmeliyim: Bir kızla tanıştım da. Aslında. Kıza. HAMİT BEY: Herkes geldi evlâdım. 'benim akıllı kocacığım'ı ben diyeceğim. Yalnız.) Tanrım! Benim adıma onun ne sözler verdiğini bilmiyorum ki. gülümser. (Elini cebine sokar. Annesinin ölümünde de böyle olmuştu: Babası bir yıl bekledi. En son sen geldin. Eskisinin ölümüne üzülmüş gibi yapıyor. (Utangaç.)) Beni mahvettin alçak! 366 367 IhUKinei ıı Kararır. NAZMİ (Bir kâğıt çeker): İşte bunu bekliyordum. Kız da okumayı çok sevmiyormuş. kibritle yakıver.) Bu çocuğu bana tanıştırmayacak mısınız? BEHÇET (Parayı alır): Bozuk yok. Hamit Bey. Bundan sonra babana ben bakacağım.

MUSTAFA: Siz mert bir adamsınız. hüs . HAMİT BEY: Her şey geliyor. Safiye Hanım berber çantasından bir ayna çıkarır. Hikmet I.) Otuz dört yaşındayım ve hayatın ne olduğunu biliyorum. sonra yerine oturur. kutuya eğilir): Sultan Abdül-ahmet.ma vaktiniz yaklaştı. Kamyon da. Hiç bir şeyi nereye koyduklarını hatırlamıyorlar. Safiye Hanım kutuyu açar. Hamit Bey fırçayı sabunlar. gecekondu mahallesinin yüz metre uzağmdaki büyük düzlüğe döküverirdi. Sen olsan şimdiye kadar çöp tenekesine atardın. HİKMET I: İkinci mısra biraz uzun değil mi? HAMİT BEY: Zaten makineye sığmamış.zar. ayrıca bezin alt tarafında bulunan iki şeridi de belinin çevresinden dolaştırır): Hamit Bey! Siz buna gene leke yapmışsınız.) Babanız yemekleri de bu önlükle yiyorlar. Gümüş kaplamadır. jilet makinesinin üzerine eski yazıyla bir beyit yazdırmıştı. SAFİYE HANIM (Berber çantasından beyaz bir bez çıkarır. BEDRİ: Emekli üsteğmen Mustafa Uysal. Hamit Bey aynaya yaklaşır.ni . HİKMET I: İyi yapıverdiniz.da hüs nü na . HİKMET I: Her şey geliyor. 370 ju uagıanan oeyaz bir traş önlüğü di-kiverdim patiskadan. bir zamanlar siyahtı. Kaç kere söyledim kendilerine.) SAFİYE HANIM: Cebiniz sökülmüşler Hamit Bey (Hikmet'e döner. CHikmet'e döner. Çöpçü de kapıdan alıverirdi. HİKMET I: Okuyuverin. Martılar da hemen başına üşüşüverirdi.) Kırk iki senedir kullanıyorum. dinletemedim. SAFİYE HANIM: Babanız eskiden tıraş olurlarken sabun köpüklerini ve traş sularını önlerine döküyorlardı. (Kutuyu itina ile açar. içinden bir kerpeten çıkarır.) babanız çok unutkan oldu artık. ensesine köpükleri sürer. gülümser): Safiye'nin elinden dikiş de geliyor. (Hikmet'e döner. HAMİT BEY (Dinlemez. tıraş kutusunu çıkararak masanın üstüne koyar. boynundan bağlar. Yazı. çantanın önüne dayar. (Eğilir. boynuna.zer. (Yeleğinin cebinden küçük bir anahtar çıkarır.) Babanızın sökükleri artık hemen dikiliyorlar. HAMİT BEY (Heceler): Ha-mit Bey-de-ne-za-ket ne ge . (Bedri'ye döner. sabunu bu kerpetenle tutar. HİKMET I (İçmez): Müsaade sizin. HİKMET I: Safiye Hanım da çöp tenekesini kapının' önüne koyuverirdi.) BEDRİ (Kadehini kaldırır): Ey ilahî kadın! Mukadder Hanım! Neden öldün? (Ağlar.da. önlüğüne ve çevreye köpükler yayılır. lekeleri inceler.) Hamit Bey! Gece kalkıp gene zeytinyağlı dolma ve reçel yemişsiniz. kocasının göğsüne dayar. Ben. fakat eline yerleştiremez. sul tan . HİKMET I: Ama siz de anlayıveriyorsunuz SAFİYE HANIM: Anlayıveriyorum.yet var on . içini açar. fırçayla yüzüne. acınızı ve masanızı paylaşmama müsaade buyurulmasmı rica ederim. iki arkadaşıyla içmektedir.) Doktorlar yasak ettiği halde benden gizli mutfağa gidiyor. Sonra Hamit Bey. Anahtarı nerede? (Hikmet I'e döner.nü . (Masanın altından oerDeryan laouu çıkarır.) Arkadaşını tanımıyorum.) Kutuyu gene kilitlemişsiniz. son iki harf dışarda kalmış.) MUSTAFA (Çenesini masanın kenarına dayar): Sizi yeni tanımış olmakla birlikle aziz dostum Hikmet I. HAMİT BEY (utangaç. HAMİT BEY (başını sallar): Su böreği de geliyor. HAMİT BEY (Kızar): Biliyorsun tıraş makinesi Sultan Abdülahmet'in bana bizzat hediyesi.) (Hikmet köşesinin başka bir yeri aydınlanır. Sahne kararır. (Hamit Bey kutudan çok küçük bir tıraş sabunu çıkarır. Ey Mukadder 371 . HİKMET I: Su böreği de geliyor. Sayın Hikmet I! (Hikmet'i kucaklar.

BEDRİ (Dengesini kaybederek yere yuvarlanır): Düş(Mustafa. derdi bana. Kanunî mersiyesinden. MUSTAFA: Sen ölmedin Muhakkak Hanım! Kalplerimizde yaşıyorsun. MUSTAFA: Peşrev yapıyorum. İç kiler etmedi yardım.i merhum . BEDRİ: Mustafa çok güzel klarnet çalar.) Darüttalimi musikide geçerken çocukluğum. Sonunda ölüm onu muzaffer. değil mi? BEDRİ (Sallanarak ayağa kalkar): Mümtaz bir kadındı. (Mustafa'ya döner. ey ilahî kadın! BEDRİ: Ey ilahî kadın! 372 373 .i Vefat -1 bîrenk! Takey bu hergele . Bir mezar taşıymış ona müyesser! MUSTAFA (Elinde kadehi.) Mustafa! Klarnet çal! MUSTAFA (Doğrulur.) Muhterem Hanım annenizdi.i***»rıaiııuı: uıuıu uıuu ouu fakat Bedri'den övgüsünü çok dinledim. ^^«u^ı^n in ymaraım esKiden. değil mi? BEDRİ (Sallanır. Unuttum. Öldüğüne inanmıyorum ki. MUSTAFA: Ey Muhterem Hanım! (Hikmet'e döner. ayağa kalkar): Ey Mümtaz Hanım! Neden öldün Muzaffer Hanım? (Ağlar.i münasebetsiz .yi mumukadder . bir başka lisan tekellüm ettim Hikmet-i Hudayım itibarım yok Şan ve şöhrete intizarım yok Valide sizlere ömür Kahramanlar ve valideler bir kere ölür tüm. HİKMET I: O halde dinleyin hayhuyu.) Müyesser Hanımı çok seviyordunuz. BEDRİ (Heyecanla): Nereden? HİKMET T-.) Daha kuvvetli çal. Oğlum Bedri. Ey Mukadder Sultan! İşte yanma vardım! (Durur. Ey valide . Ölmedi muhakkak. emekleyerek Bedri'nin yanına gelir) MUSTAFA: Yere düştü Bedri.) Seni canımızdan çok seviyoruz Müyesser Hanım! (Hikmet'e döner. HİKMET I: Ben hiç bir şey yapmıyorum.yi muhabbet . HİKMET I: Dinleyin! Annemin sesini duyuyorum. BEDRİ (Ağlayarak): Çok muhterem bir kadındı. Her gün mezarına çiçek götürüyordum.i bîar pezevenk? Gitti valide-yi muhterem Sinesi zaifti: Verem Dedi hükümet tabibi Demek kaybettim habibi Mersiye .u biçare . (Masaya başını dayayarak uyuyan Mustafa'ya doknur. Müteselselsel muaaakırıplar vücudumu muttasıl mükerrem sıkardı.yi nizam -1 içtimaiyeden izzeti ikbal ile sarfı nazar ettim Aşka gömüldüm gittim Zira tarz -1 selefe tekaddüm ettim. dengesini kaybeder. Mukadderatımı mızm gürültüsü geliyor kulaklarıma: ip Darüttalimi musikinin ahşap tavanlı köhne odalarında geçerken çocukluğum Münasebetsiz sözler ve muaşeretsiz gürültüleı-di duyduğum Müderrislerin tedrisinde mülayim ve mutatantan bir mezahat vardı. Sen gittin geride kaldık. yere düşer): Düştüm. Anneciğim! Devam etsene Mustafa! Bir mersiye söyleyelim Mukadder Hanıma ve acıklı mukadderatımıza. ______*.yi mülevves .yi elem yazdı Hikmet Bir Mersiyeyi vaz eyledi bilâtedbir Mücadele . içkiyle hüzne daldık. düşünür.) BEDRİ: O benim annemden daha çok annemdi. gözlerini oğuşturur): Ey Klarnet Hanım! (Parmaklarını ağzına götürerek klarnet sesi çıkarır.

Sana da amma kâğıt geliyor birader. onu dinlerken heyecandan yemeğin altını yakmış. (Bir kaşık içer. Sevgi. kim bilir rüyalarında nasıl dua ediyordun. tepsi böreğiyle içer. Bir gün. MUKADDER HANIM: Nereye gidiyorsun? O kadınla evlendin mi? HİKMET I: Neredeyse evleneceğiz. SAFİYE HANIM (Gururlanır): Her zaman bekleriz yemeğe. Fakat kız aslında endişeli. HAMİT BEY: Demek. annesine gülümser. Bir şey yapmıyorduk. size acele ettiğinizi söylememiş miydim? Hiç sabrınız yoktu: Pişirdiğiniz yemeklerin altını erken söndrürdünüz. Biz Hamit Beyle radyonun sağma ve soluna yerleştirdiğimiz koltuklarımızda oturuyoruz. Değil mi Hamit Bey? HAMİT BEY (Başını. MUKADDER HANIM: Beni tekrar sağ olarak görmek için. HİKMET II: Rica ederim anne! Sevgi'ye 'kadın' deme. DUMRUL: Onlar senin arkadaşların. elinizdeki tek arsayı da devalüasyondan önce satmıştınız. Her gün radyolarda reklamları var. sonsuz çatışmaların. (Sahne kararır. Ma374 nır. Ben görüyorum. SAFİYE HANIM: Ben. HİKMET I: Baba. tabağı altına koyar. Mukadder Hanım. örtüyü kapatır. Çok dikkat etmek gerekiyor. Biliyorsun. başka bir insan olup çıkmışsın.Ben çıkıyorum. Geçen gün Bedri'yi gördüm.) Güzel olmuş. benim için bir zorluğu yok. HİKMET I: Hoşafı. yeni temizleme tozları çıktı ayrıca. Geçen gün Hikmet bizden bahsediyormuş. yemek soğumadan sofraya getirtirdiniz. demiş Sevgi. Kızın adı neydi yahu? DUMRUL: Pas. . zamanı iyi hesabedemedik. Kumar masası aydınlanır. pilavı. bir vazo alır. Siz öldükten sonra. Hikmet I. karşıdan karşıya geçerken otobüsün altında kalacaksınız. karpuzla yer. Birlikte talim yapıyorlarmış: Hikmet II.. HİKMET I: Kolay mı babacığım? Çok beklemeliydiniz.) NAZMİ: Oyunu birden yükseltiyorsun.. BEHÇET: Kâğıt çekme sırası kimde? Ben de başka şekilde duydum: Bezelyenin tuzunu fazla koymuş diyorlar. Hikmet köşesi aydınlanır. Bir türlü öğrenemedin: Ben su böreği yerken limonata içmesini severim. (Göz375 bir şeyi görmez oldu. Verin. MUKADDER HANIM: Sen ne kadar değişmişsin böyle. tabağın bulunduğu yere koyar. Kız da. Sevgi. beyaz bir elbiseyle görünür. terlik giymeden dolaşmaz. gömleklerinizi çıkarırken hep düşmelerini koparırdınız. ceketinin iç cebine koyar): Oturuyorduk anne. biraz hava almak istiyorum da (Kapıya doğru yürür. yere düşer.) HİKMET I (Kaşık elinden düşer): Anne! HAMİT BEY: Bir yanlışlık olacak. tabağa iyice yaklaştırır. HİKMET II: Biliyorum. sayısız kesişmelerin tehlikesi altında yaşıyor. kırılır. SAFİYE HANIM: Size kenarından koydum zaten. İnsan bir otobüs kazasına kurban gidebilir. (Masa örtüsünü kaldırır. Ortası iyi pişmiyor. sonra. ya da ölmüş karısıyla karşılaşabilir.) En sevdiğim vazoydu.) HİKMET (Başını kaldırmadan): Su böreği güzel olmuş. hoşafı ben içeyim. yüzü tabağın içinde kaybolur): Hamuru biraz kalın açıyorsun. sizin yokluğunuzu hiç belli etmedim efendim: Dantel perdelerin rengini ağartmadan yıkadım. sonra da sıcak olmuş diye söylenirdiniz. Vazo devrilir. MUKADDER HANIM: Koltuklarınızda mı? HİKMET I.) MUKADDER HANIM: En güzel vazomdu. Hamit Bey ve Safiye Hanım yemek yerler. tırnaklarında henüz bebek Hikmetin pislikleri duruyor.(Hikmet'in köşesi kararır.) Gene görüşürüz. Her gün milyarlarca insan. (Kapı açılır. her gün en az ondört şey unutmak zorundaymış. (Yerdeki kırıklara bakar. Ben geç kalıyorum. dahiliye vekilinin kalemi mahsusa müdürünün odasında yarım saat daha bekleseydiniz defterdar olmuştunuz şimdi. Bugün şansım yok. müsaadenizle. Hikmetle birlikte unutarak ona örnek oluyormuş. Annenin burada ne işi var? HİKMET I (Kaşığı masadan alır.. Hoşaf da getireyim mi? HAMİT BEY (Kızar)-.

Hemen unutmuş gibi yapma. . Kadının yanında böyle davranman biraz ayıp oluyor. boş yere kendimi ele veriyorum. (Bağırır. kadın kaybolmuştur. HİKMET II: Anne. Korkuyorum.) BEHÇET'İN SESİ: Gene mi elektrikler kesildi? NAZMİ'NİN SESİ: Paralarımı önümden almayın. Sizi tanımak istiyorlardı.) Acaba bir küstahlık mı yapmıştım? Yüzünüzden. Burada yıllardır kumar oynuyorsunuz. Hikmet! NAZMİ: Birdenbire böyle nereden çıktınız efendimiz? HİKMET IIL Korkmayın. Su böreklerini yerken. BEHÇET: Evlendiniz mi efendimiz? Sizi çok merak ettik. (Fikret'e dönerek) Siz Fikret değil misiniz? Bir gece bize gelmemiş miydiniz? Yanınızda Bilge yok muydu? FİKRET (Saygılı): Hatırlamıyorum efendim. ne çabuk unuttun da bu basit kadına bağlandın? HAMİT BEY: Mukadder Hanım mı? Kim o? HİKMET I: Annem. yani senin karın.) Şimdi artık önemi yok. (Fikret'e bakar. jij nam Kacıın! (Kaybolur. hepsi de ellerini gözlerine siper ederler. HAMİT BEY: Kimin yanında? Hangi kadın? (Hikmet çevresine bakar. zor zamanlarında..) HİKMET : (Acı acı gülümser): Herkes işini beceriyor. efendimiz. Ben. sen ölmedin ey ilahî kadın! 376 '•*.) Sizlere nikâh davetiyesi getirmiştim. Fakat çok içiyor. Herkes. HİKMET IIL Size nikâh davetiyesi getirmiştim. oyunu bir iki el bırakıp şöyle bir dolaşmaya çıkmış olabilirim. istemediklerini görmüyor. Gerçekten hatırlamıyorum. (Hikmet'in yüzünü inceler. fakat sesimi duyuramadım. HİKMET III: Biz onunla tanışmıştık sanıyorum. Mukadder Hanımı.* o____~*. anlıyor musunuz? Beni yeni mi tanıyorsunuz? HAMİT BEY: Safiye Hanım mı? Kim o? HİKMET I: Saçmalama baba. size bir şey yapacak değilim. neler söylüyorsun? Annenin adı Süreyya değil mi? HİKMET I (Şaşkın): Süreyya mı? Nasıl olur? Annemin mezarında ne yazıyordu? HAMİT BEY: Annenin mezarı mı? Süreyya ne zaman öldü oğlum? HİKMET I (Sevinir): Evet. Biraz geç kaldığı için sararmış. kumar oynayanların sesleri duyulur.) Baba! Annemi. HAMİT BEY: Nereye gidiyorsun? HİKMET I: Safiye Hanımı göremem artık. Kumarcılar. Safiye Hanımı göremez. Karanlıkta. değil mi? Bana kalırsa biraz aptal.(Yüzünü buruşturur. (Gürültüler. karşılarında Hikmet'i görürler. bilmece çözdüğü sırada kadını azarlarken böyle konuşmuyordun.) SAFİYE HANIM: Bir şey mi söylediniz Hikmet Bey? Biraz daha börek vereyim mi? Gece yatısına kalacaksanız çarşafları çıkarayım mı? HİKMET : (Korkuyla geriler): Ha"yır. hayır! (Bütün sahne kararır. Arada. Kâğıtlara bakmaktan gözlerim ağrıdı. Ben karımdan ayrıldım bile. ben geç kaldım. Hikmet'in üstüne çok kuvvetli bir ışık vurduğu için kumarcıların gözleri kamaşır.MUKADDER HANIM (Gülümser): Bana her gün çiçek getiriyordu.) Bu adam kim? NAZMİ: Eski bir arkadaş. BEHÇET (Ellerini oğuşturur): Özür dileriz efendimiz Oyuna dalmışız. kimse onun yüzüne bakamaz.) HİKMET I: Öyleyse ben de korkmuyorum artık! Sözümü geri alıyorum! (Safiye Hanım görünür. Unuttun mu? HAMİT BEY: Oğlum. Nikâh nasıl oldu acaba? . Sahne aydınlanır.) DUMRUL: Efendimiz. sanki bir zamanlar si377 muyum? HİKMET III: Önemli değil. (Elini cebine sokar.

Sonra bardağı masaya bırakır. Resimlerini de çekmişlerdi. 'teşekkür ederim' yerine 'bir şey değil" diyeceksin. HİKMET II: Çok zayıflamıştım. Gel. Kendinize bunu dert edinmeyin beyler. Peki. insanlığın sana bağladığı ünıit378 L . hatırlamıyordu. düze indirildikten sonraki acıklı durumuna düşmüştü. miras hakkından vazgeçeceksin demişti. yaşadığını görmek ve göstermek amacıyla evlendi işte. Hali vakti yerinde bir insan gibi evlenecektim.) HİKMET IV: Teşekkür ederim. Çiçekler arasında babasıyla.) HİKMET IV (Heyecanla): İnsan korktuğu halde yaşıyor. HİKMET L Ah ne olurdu her şeyi tamam hatırlasaydı! İnsanın ilk evliliği bir kere olurdu. iusa sürecek tesellilere kapılma. tan kadın. Terleyeceksin. sahte annesiyle .kaympederiyle ve kaynanasıyla çektirilen resimden kaçınılmazdı. kadınlı erkekli bir takım canlılar önünden geçmişti. Peki sonra 379 f&j&î?. Peki neden bunlar Sevgilerin Hikmetlerin başına gelmişti? Neden birçok insan böyle can sıkıcı durumlara düşmüyordu? Efendim işte yalnız bunun izahı basit değildi.) Beni heyecanlandırdınız. (Hikmete) Bir sandalyeye oturmaz mısınız efendimiz? HİKMET IV: Beni üzmekten çekindiğinizi görüyorum. terzinin siyah elbisesini getirmesini heyecanla bekledi. korkunun görgesinde kendini oradan oraya vuruyor. sonu belirsiz yollara sürükleme. Uzunlu kısalı. Kimler gelmişti? Defteri nasıl imzalamıştı? Bu kadar heyecanlanacak ne vardı? Sonunda sadece hatıralar kalmayacak mıydı? Yoksa her şey unutulacak mıydı? Öyleyse bu işkencelere katlanmanın ne gereği vardı? Ah ah ah ahtı. HEPSİ BİRDEN: Tebriz ederiz! Şampanya getirin! (Bir garson şampanya getirir. Ondan sonra neler olduğunu bilseniz.n-cti ueşım. gözleri kamaşmıştı. HİKMET İL Bir tanıdığın arabasını rica ederek nikâh dairesine taksiyle gelmekten kurtulmuştum. böyle telaşa kapılmazdınız. olmayacak. Bir şeyler yapmak istediği için. Binanın kapısına ulaştığım zaman kendimden geçmiştim. Uzun süre dağlarda gizlenen eş-kiyanın. Çok acıklı durumlara düşüyor insan.): Şimdi bunu bırakalım. Kadın da razı olmuştu. İyi romanların okuyucusu olmaktansa. HİKMET IV: Bu yakarışları Hikmet II duymuyordu. fakat. HİKMET IV: Ondan sonrasını. Nikâhımı yeniden yaşıyormuş gibi oldum. hakim bey. ken-. 'Biz' diye bir şey ortaya çıkmıştı. HEPSİ BİRDEN: Hayırdır inşallah! HİKMET IV: Size davetiyeleri getirmek üzere yola çıktığımın ertesi günü nikahlandım. Yani küçük çapta bir rezalet mi çıkmıştı? Evet çıkmıştı. HEPSİ BİRDEN: Afiyet olsun! Orkestra hazırlansın! Müzik çalsın! (Düğün marşı duyulur. (Bir yudum şampanya içer. dostlarım! Hikmet II de. Salon kalabalık mıydı? Herhalde kalabalıktı. Bütün ümidini buna bağlamıştı._____ —^ıu . HİKMET L Canım herhalde çiçekler de arabaya yerleştirilmişti. son günlerinde gizlice evlenmişti. Peki. umduğu parayı elde edemeyince Sevgi'nin başına musallat olmuştu. Hikmet I'e hiç benzememek için ve herkese benzemek için evlendi. kötü romanların kahramanı olmak istiyordu. öksüz Sevgi'nin babasıyla annesi de nereden çıkmıştı? Efendim şöyle olmuştu: Süleyman Turgut Bey. başına gelecekleri sezdiği halde. Peki sahte kayınpeder nereden çıkmıştı? Efendim kadın sonradan evlenemez miydi? Mesele bu kadar basitti. Canım nasıl olur da bunları hatırlamazsın Hikmet Il'ciğim? Hiç olmazsa başkalarından duyduklarına dayanarak hatırlamış gibi yapamaz .NAZMİ (Behçet'e kaşlarını çatarak bakar. Bütün Hikmet I'i içinden söküp atamadığı halde. Yüzüm ortaya çıksın diye uzun saçlarımı kestirmiştim. şimdi bunu bırakalım. dini büsbütün rezil etme. HİKMET IV: Arabanın çiçeklerle süslenmemiş olması olumlu bir davranıştı. bir kadının yumuşaklığına ve senkimsegibideğilsinciliğine ihtiyacı vardı. çünkü. HİKMET I: Yapamayacaksın. ben öldükten sonra ortada görünmeyeceksin. Hikmetleri. bu durum da şöyle olmuştu: Süleyman Turgut Bey bu kadına bir iki parça arsasını filan bağışlamıştı.evet gerçek annesi gerçekten ölmüştü . büyük korkular ve olumsuzluklar içinde çırpman Hikmet I'i gördükten sonra bu karara vardı. Bir oyun hayvanı gibi herkese teşhir edilmişti. Bütün davetiyeleri hazırlamıştık. HİKMET IV: Ev ev dolaştınlmıştı. bazılarına da bahşiş verilmişti. kadın sonra ne olmuştu? Süleyman Bey ölürken neredeydi? Efendim.

Çünkü o zaman çok paramız olacak çocuklar. HİKMET IV: Hikmet V'ten bahsetmeye kimsenin hakkı yoktur.mısın? HİKMET II: Ne yaptığımı bilmiyordum. biz de öyle düzeliriz. Fransa İhtilâli Büyük yapacağım.ha. İhtilalimizi yapalım. Her ihtilalcinin birkaç kuruşu olur. ha .Ki yaptınız. Şimdi Hikmet IV'in evinde böyle resimler bulunmadığına göre. bütün dehşet vericiliğiyle ha-ha işte.**: uaika. Damar-larımdaki kanın verdiği hızla büyük girişimleri başaracağım. gecekondu hayalleri ve albay masalları kurmasaydınız. Kiminle birlikte olmuşsa. Fransa ihtilaline nereden gidilir? HİKMET: Benim aklımdan geçilerek. bütün suçlarınızı benim üstüme attınız. ben de sana cevap vermiş olsaydım. Gerçekten ha -ha. Yürüyün çocuklar! Önümüzde dokunulmamış bir ülke var. Evlendiğimi biliyordum. benden utandınız. yoruldum yoruldum yoruldum 382 IV. Yaramazlık yapmazsak çocuklar. Buna çok dikkat etmeli çocuklar. Şimdi ben hükümdarım. Yaşamasaydmız. Herkes çıldırdı çocuklar. Beni kimsenin önüne. O alçak bir şehvet düşkünüdür. Danton ve Jan Jacques Rousseau görünür. Bilge'ye böyle işkenceler yapmıştır. Sizin hiciv dolu. Kimsenin düzenini bozmayız ki bizi oradan atmasınlar. Bu sapıkları yakalayın! Sorarım size! Beni heyecanlandırmayın. başıma buyruk oldum. yaşlanmak demektir. Ha ha. Bilge'yle dolaşırken sokakta gördüğü kızların bacaklarına içi gitmiştir. Sevgi'yle evliyken Bilge'nin bacaklarına bakmıştır. İşkencelerden beni sorumlu tuttunuz. Evlenmeseydiniz efendim. Güneşin batışını seyrederiz. sapıktır. şehir meydanında dolaşmamıza ve saat kulesini seyretmemize ve daha birçok şeye izin verirler. Hikmet Vl'nın yanına yaklaşır. kelimelerle istediğim gibi oynayacağım. Artık kimseyi dinlemiyorum.ha. Kara bir güneş gibi tepenize doğan ha . bir gecekonduya ben mi girdim? Korkularınızdan ben mi 380 _______j^j. Fransa Büyük İhtilaline de ihanet etmiştir. bir lastik topun çukurları nasıl kendiliğinden düzelirse. Burjuva çocuklarına yaptıkları gibi bize para gönderirler. bu hususta da yanılmış olabilirim. Gelin. Ben ebedi gençliğin sırrını buldum. insan içine çıkarmadınız. onlara doğru yolu gösterelim. ülkece İsviçre'ye tedaviye gideriz. Biz de bu parayla. yaşasın Hikmet VI! HİKMET III: Susturun şu deliyi.halannız gibi değil. Bütün mesele keli-melerse. İnsanlara 4 km uzaktan ikinci dereceden bilinmeyen kuvvetlerle işkence etmekten hoşlanmıştır.. Marat. Lastik canım. Yaşamak. Dilencilerden ve delilerden nefret etmiştir. HİKMET VI: Yalan! Hepiniz bir olup beni küçümsediniz. sahte ha . çocuklar. Şimdi belasını bulmuştur. halka yaptıkları gibi. Evet. ölmek demektir. Bilge'ye aşık olmasaydınız. ötekinin bacaklarına bakmıştır. Ha . sayın başhekim. Bilge'ye geçmiş günlerin acısını ben mi çektirdim? içinde yaşayamayacağım. bildiğimiz lastik çocuklar: Yumuş ak. Beni serbest bırakın. demir parmaklıklı binaların gerisinde korurlar. artık hep genç kalacağım ben. (Sahnenin bir köşesi aydınlanır. Bilge'yi mahvetmiştir. ama hiç kıpırdamadan yatarız. öldürücü. Fakat hepinizi gömdüm sonunda işte. Fakat bir takım resimler olduğunu ve bunları Sevgi'yle birlikte seyrettiğimizi hatırlıyorum.ha. Resim çektirmiş olduğumu bile unutmuştum sonradan. birçok . yediği darbelerden içine çökmüş kafa381 manla kaybolur. Yoruldum albayım.. Gölün kenarında kıpırdamadan. Bütün Hikmetleri birbirine düşürecek. Kelime lerle yeni bir akıl kuracağım. Göller bölgesine yerleşiriz. Sonra büyük emelimizi gerçekleştirir. Büyük bir ülke var çocuklar. Ne soracağımı unuttum işte. Bütün Hikmetler öldü.) (Marat. Yoksa bizi de. Bir lastik top gibi. Bana bir mektup yazmış olsaydın. uits. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı. BÖLÜM ^W I15 EN BÜYÜK HAZİNEMİZ AKLIMIZDIR Sevgili Bilge.) MARAT (Çekinerek): Affedersiniz. kivrımsız.

sigaramı yakıyor. Bugün sabahtan akşama kadar radyo dinleyeceğiz. dert yanmak. elbette sıkılacak. aman işte biri konuşmağa başladı. bir bilsen. Bu nedenle. Fakat kelimeler insana ihanet ediyor. Sana di-yebilseydim ki. (İnsanların. büyük bir boşluk içinde bırakmasaydım.mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve . insan kendine ihanet ediyor. kişiliğimi göstereyim gibi küçük çabala-malar içinde değildir dul kadın. siz burada ne arıyorsunuz bakalım diyorlar. anlamlarla ilgili değilim. Ben ölmek istemiyorum. ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığmabilseydim. ona bu anlamı vermesini beceremeden ölmektir ki. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. mutlak bir yalnızlığa mahkûm edildim. söyleyecek söz bırakmadım.) Geçen sabah erkenden albayıma gittim. dedim. Onunla oyunlar dinliyoruz radyodan. Sana. Sanki yıllardır sürüp giden uzun bir oyunu parça parça oynuyorlar. Bir alın yazısı da. karşılıklı susarak oturuyoruz. bazı müelliflere göre bu durum daha acıklıdır. bu satırı da neden yazdım? diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. Kuvvetimi büyütmü-¦ şüm gözümde. onu dinliyoruz. Dul kadın iyi: Bana kahve pişiriyor. Kuş sesi . Benim gibi bir canavar değil ki. Aslına bakılırsa.çocukluğumdan beri dinlediğim kahkahalar. Nurhayat Hanım sıkılmıyor. bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile. Ben iyi değilim Bilge. Hiç olmazsa. Onun yanında biraz huzura kavuşuyorum. Aynı kapıları yıllardır açıp kapıyorlar. Şimdi her satırı. bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım. Ben yalnız sesleri dinliyorum. durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Konuşmamak ne iyi. Biliyorum ki. kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var.ler. 386 (Ben yalnız kalmalıyım.. haklı çıkmak istiyor. Yaşamamış birinin ölü yargılarıydı bu kararlar. Ona bağırıyorum. Kendime. benimle az da olsa ilgilenmiş insanlarca yadırganacaktır. Ne olurdu. Durup dururken insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim. Albay da artık benden çekiniyor. dur ben de bir şeyler söyleyeyim. eski kanma yapmış olduğum gibi. bu satırları okuyunca bana biraz acıyacaksın. (İnsandır.) Hiç kimseyi görmüyorum. Yavaş konuş bizi duyacak diyorlar. Sevgili Bilge. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum. benimle birlikte bulunmaya hakkı olmadığını yüzüne bağırdım. bu akıl beni bütünüyle terkedinceye kadar gidipgelenazizvarlık masalına kimse inanmayacaktır. Bazen dul kadının evinde. Sevgili Bilge.) Bunun üzerine onu zayıf bulduğumu. kelimelerin arasında kayboluyor. Aynı güç durumlarda kalıyorlar. fakat adları farklı olan oyuncuların piyesleri. durum çok ciddi Bilge. henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. ne sen ne aşk ne de 355 Sen. birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. aynı heyecanlı titreşim-. aziz varlığımı artık ara sıra kaybettiğim oluyor. (Bütün bunları yazarken hissediyorum ki. Aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görünüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. aklını başına topla. seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Nurhayat Hanım hiç söze karışmaz. bir iki söz ettiğim oluyor: Kendi kendime konuşur gibi. Çünkü başka türlü bir davranışım. ölümün anlamını bilerek. aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle karar alınamazdı. Başka çarem yok. Bu alın yazısı da başkaları tarafından okunamazsa hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez. İnsan elbette konuşmak istiyor. Fakat yaralı aklım. bu da bir alın yazısıdır ve en" acıklı olanıdır. anlatmak. Kendinden nefret ediyor. ölümleriyle ortaya koymak durumundadır. Yıllardır sesleri değişmeyen.şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak. Sevgili Bilge-. Pilleri. Bu bir çeşit alın yazısıdır. Bir süre sonra sıkıldı. Kahkahalar atıyorlar .) Bazen Nurha-yat Hanıma gidiyorum. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş. varlığını ortaya koydu. arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum. Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil. aynı yükselip alçalmalar. kötülüğüm. Oysa. İnsanları. Fakat bunlar yazı. kutusundan büyük bir radyosu var.

Ne ya387 payım? Beni olduğum gibi Kaouı ecuyor.» Duramam albayım. Çünkü taş gibi sertleşti midem. Doğru. karın adalelerimi kuvvetlendiriyorum. «Mesele nedir?» «Neden tedirgin oluyor beni görünce albayım? Ne yaptım acaba? Babası içerideyken ona sarıldım diye mi kızdı? Allah kahretsin! Kendimi tutamıyor-dum.» diye mırıldandı. kendimi bir odanın ortasında bütün gücümle bağırırken buluyorum. Karın dizden yukarı doğru alınırken sağ bacak yarım daire şeklinde sola doğru çekilir ve omuz hizasında yere uzatılır bu sırada eller bitiştirilerek nefes alınır ve aynı hareket sol karınla tekrarlanır: Yedi sekiz dokuz on. Bilge bile. Neden erken yatmıyor dedim. Zaman her şeyi halediyor değil mi albayım?» Durdu. «Saçmalıyorum albayım. Çünkü ben canavardım albayım. Beni istemedi. Bu yıkıntıya kim dayanabilir? Sağlam kafa . Son günlerde bana 'Bey' diyen. Beş altı yedi.dinleyerek huzur duyanlar varmış. «Dur oğlum Hikmet. İşte bu kolaylık beni çıldırtıyor. İşte sana çiğ et: Midene oturdu. Hayır. birden olmuyor. Durun albayım geliyorum. Aslında zamandan korkuyordum. yeter . Alaturka çaldığım zaman düğmemi kapatmak istedin.» Odanın içinde koşmağa başladı.» dedi Hüsamettin Bey. Her şey zamana bağlı: Yetmiş beş yetmiş altı yetmiş yedi derken insan ölüyor. Günlük beden hareketlerimizi yapalım. Haberleri de. «Ne korkunç değil mi albayım? Evet. İşin başına dönelim. Her kuşun kendine özgü bir sesi var: Sözleri dinlemeden hangi program olduğunu biliyorum bu yüzden. Tam formun-daydım albayım. Allahım! Neden bir türlü hatırlayamıyorum? Albayıma sormalıyım. bir dul kadın kaldı.» Hüsamettin Bey başını kaldırdı: «Artık sana şaşmıyorum. Dul kadınla ben. gerçekten yanaydım. Olayları hatırlıyorum. Beni zaman mahvetti albayım. Yavaş yavaş oluyor. Fikret meselesinde burnundan getirdim elbette. nedenleri hatırlamıyorum. Merdivenleri kasarak çıktı. Bu nedenle yaşamıyordum. Gene ne istiyorsun?» «Yalnız başını ve sonunu hatırlıyorum albayım. Çiğ et yemek istiyordum. ısınalım albayım. programlarımı dinlemek istedin. Benden önce tufan dedim. koşarak geliyorum. herşeyin özüyle ilgileniyoruz: Meyvalarm yalnız suyunu içiyoruz.» «Anlaşıldı. günlerin birbirine benzemesini bu yüzden istiyordum. Beni kimse durduramaz. Yakalım Hikmet Bey. Dul kadının inanılmaz bir hoşgörüsü var: Her çeşit müziği dinliyoruz üstüste. onlar gibiyim. Babasına bile kızdım albayım. hiç bir sözün hesabını vermedim. Arada ne yapıyorum acaba?» «Dur. «Biraz nefes al. Bundan sonra her sabah aynı hareketleri yapacağım. bu nedenle midem bozu-luncaya kadar devam ettim. Biraz koşalım. Şimdi de beden hareketlerimizi yapalım: Bir iki üç dört. Şimdi de beden hareketlerimi yapıyorum. Belki gerçek canavar ben değilim. tartışmaları. Sevgi'ye de böyle yaptım. Odaya hızla daldı. senin anlayacağın. Aslında bütün canavarlık benim içimde. Zamanla buluyor insan formunu. düşünceye daldı. kendine gel.sağlam beden. Birden nasıl oluyor anlamıyorum. Gelecek sefer herkesi çiğnemeden yutacağım. Peki neden birdenbire bağırmağa başladım dersiniz? Neden çileden çıktım? . Onun gibi kendimi korumadım. insan etine susamıştım. her şeyi zaman bu duruma getirdi. Canım sevgilim derken. Birer sigara yakalım mı Nurhayat Hanım? diyorum. Bir şeyler yapıyorum herhalde. Fakat ben. Buyrun size mesele! Peki. Bizim dilimizden şarkılarda var galiba: Çünkü sözlerini anlar gibi oluyorum. Dörde kadar saymasını biliyorum albayım. soyut bir durumdayız.» «Geliyorum albayım.» dedi albay. Kalemi elinden bıraktı. karın adalelerini görelim: Bir iki üç dört. Zaman her şeyi hallediyor değil mi? Her sözün hesabını sordum ondan. nasıl kötü oluyorum? Zamanla. reklamları da. Görüyorsun ben de kaçamak yapıyorum: Yalnızlığı dul kadınla aldatıyorum. Omuz adelelerimi de şu şekil388 tekrarlanmalı. özel programları da aynı şekilde dinliyorum. belli konular üzerindeki konuşmaları da. Oysa Fikret'in aptal olduğuna karar verilmişti sonunda. Kolay zaferlerden başım dönmüştü. daha doğrusu. Bütün geçmişi aptalca yaşadığını itiraf etti sonunda. Oraya nasıl geldiğimi bilemiyorum. Şimdi de formundayım. değişiklik istemiyordum. «Siz de hep bulunuyorsunuz albayım. açık oturumları. diyor. Geriye doğru dönelim.

Kumar borcuydu. Evet. Hayır yalan! Korumuş olmalıyım. Can sıkıcı anılarını hatırlayarak acıklı canavar sesleri çıkaran bir kara ejderi. Kalbe giden damarları genişletelim: İki altı sekiz beş. Bilirsin işte: Begonya mı derler? Kırmızıdır. Bir kız vardı. Benim bu insanların içinde ne işim vardı? Onlardan nefret ediyordum. canavar ben değilim. biz olduğumuz için sevmezler. Bizi. Çünkü Selim Bey miydi neydi bir akraba vardı arada. Çok baskı yapmışlardı: Karı391 . sağlam olalım.Ergun gibi bir şeydi adı. Kalbi çalıştıralım albayım. Fakat hatırlamıyorum albayım. Bir takım bağır389 bir öfkenin yükseldiğini görür gibiyim. Belki ayrıca. Şoförle muhasebeciyi randevu evine götürecektim. Beyin jimnastiği yapalım. Son günlerini bu odada geçirmek zorunda kalan emekli bir canavar. oysa aylarca dolaşmıştım bu kızla. Herkes kendini sever. Herhalde ben de kendimi korumadım. Elimden bu kadarı geldi. yüzü yaralı bir kadındı. onun da adını unuttum. kötü-boyanmış mahalle kadınları gibi bir çiçektir.» Koşarak odadan çıktı. Bununla birlikte sanki onlara yaranmak istiyordum. Onları uyandırmak ve ben ömrümde randevu evine gitmedim. Sen tabiî. Sonra nasıl oldu bilmiyorum. Öyle sözler ediyorum ki. beden eğitimi derslerinden nefret ederdim ve altı yıl her perşembe bu münasebetsiz ders vardı. Kalemi bıraktı. O günleri hatırlamak istemem. onlarla çok samimi bir görüntü içinde konuşuyordum. aziz aklımızı koruyalım. Çünkü askerlikten bilirsiniz ki. Sevgi'nin bir akrabası vardı. o günlerde bir kıza âşık olduğu için beni dinlerken uyukladı. Bak o gülmezdi sözlerime.... perşembe günleri ne olduğunu merak ediyorsun. Allah kahretsin. Karışık bir takım tohumlar ve çiçekler satan adama dedim ki: Bana bir çiçek ver. merdivenlerden inerken düşüyordu. Anadolu'daydım albayım. Fakat onu ben kovdum. durmadan koşalım. Fazla ağlamasına fırsat kalmadan kaçtım. Şimdi hep birlikte nefes alalım. Otelde kalmıştık. O kimdi? Düşündü. Oysa yol boyunca yemek paralarını da ben vermiştim. durmadan koşalım. Vuuu vuuu! Canavarın en kötü günleri hangisi? Canavar takvimine göre perşembeleri. Ona kendimi göstermek istedim ve sonra da acıklı görüntümü örtmek için meseleyi gürültüye getirmeğe çalıştım. böyle bir şey olmadı.^o duaıeıerım Kuvvetlenince onu da yaparım. Bizim oyunları bir arkadaşa okuyordum albayım. mat yapraklıdır. kuru akvaryum içinde solucan 390 _____ . Herkes kendine bakmalı. Arsız çiçeklerden verdi. Ne yapalım? Komedi aktörleri bile sonunda duygulu filimlerde oynamaya özenmiyorlar mı? Ben de kalabalık yerlerde ağlayan sarhoşlara döndüm. O sayılmamıştı. Öyle söz vermiştim. Her hareketimi hesaplamış olmalıyım. Peki ne yaptım/ Ne söyledim?» Oturdu. Pokerde kaybetmiştim. Yok canım. Kötü ihtimalleri bir bir düşünelim. Ben yamyamım albayım: Çiğ etten —insan etinden—. Yalan albayım. ne ağlanır ne de gülünür bunlara değil mi? Bir zamanlar insanları güldürürdüm. demek istemiştim. Allah kahretsin hatırlamıyorum. Koşalım. Bu sözlerin sonunda esaslı bir itiraf bekliyorsun. Bir kadını daha ağlatmıştm. Küçük hesaplar yapmış olmalıyım. bir kamyonda gidiyorduk — artık olayların bazı kısımlarını hatırlamıyorum— şehre varınca onları randevu evine götürecektim. Her an tetikte olalım. Aziz varlığımızı koruyalım. Birkötü ikikötü üç-kötü dörtkötü. Koşuyorum. Özellikle perşembe günleri pencereden bakıyorum: Gaz tenekeleri var. Hangi 'öğünleri'? Sevmem işte. Koşalım albayım.. en iyi savunma saldırıdır. Çünkü perşembeleri sevmem. İnsan böylelerini görünce meyhanenin kapısını vurduğu gibi çıkar gider. Belki de canavarım. içlerine toprak doldurulmuş. Bilmeden bir yerime dokunmuş olmalı. Kokudan ve gürültüden uyuyamamıştım. kız benimle evlenmek istiyordu çünkü. Kaldığımız yerden devam edelim. Onlar horlamışlardı.midesi bozulan bir yamyam. Üstelik bir kere de ağlatmıştım onu. Hemen masanın başına geçti. kalp hareketleri yapalım. Acıklı bir yamyam değil mi? İşte benim dramım albayım! Zaman her şeyi bozuyor albayım. İsmini bile yazmak istemem bir daha bu sıkıcı dersin. Bu adını unuttuğum kızı da anlat-tırmışlardı bana sonunda. Kim doldurmuş? Ben doldurdum. fakat olabilirdi. Onun mirasına göz koyduğumuzu sanırdı bu Ergun. İtirazlarınızı dinlemiyorum albayım.artık dedi. «Beni tahrik etmiş olmalı. İnsanların adlarını da unutuyorum artık.

Yolda karşıdan karşıya geçerken bile mesele çıkıyor: Otomobiller. kadını ağlattım sonra. yerlere ka!^f 392 393 see o 'TâASg ipaBA i[noo£ aiq u§aA apunjsfi :rj apunS aiq nxantuSBA «jap jfxi araiAa ap S jiŞB uajjaBaeA anuiŞBA Bp izii[ umŞn^un iuipB ng "î[Bobıo uep -uo 'unABpxoA aiq zisfmSy ia^iîiBadBA pjapaaA apaaau 'Piaj jepoXip UIISA8UI n^unznH 'îîbobŞbA anuiSe^ 'nq'B^ tubs -âiuiBui5{'Bî aaaxAaS aiq ıuıbjbıı BpBais o 'unaazas nunŞnpjo aaazn îjauigiŞap uiaaxuiiSAaui 'UBpaBmuiips ztsjipq tzeq umSnpAnQ ¦tuipBuiBAn aaaxunsAaj^j 'uupBiaBio 'raipBui{o nf? . sana şu kızı yapalım diyordu. belki ikinci seferde başarılı olurdum. dedi. çünkü sarhoştum. evet. Ne gülüyorsun? Ben sana gösteririm.tılara girmişlerdi. Erkenden çıktım. bu pantalon yüzünden bir şey yapamadım. Kadının kulağına da o gece Allah bilir. Adam pis pis gülüyor.. sevgilim. kavga kalıyor. horlamalarını sürdürüyorlardı. onun karısıyla yatak odasına gidince neden kaçıp gitmedim? Kadın. yüzüne bant yapıştırmıştı. Burası kadının eviydi. insanı nefretle sıyırarak geçiyor. sevgilim filan da dedim. işkence devam ediyor. belki de günlerce. Hayır. kadını ağlatmıştım. çünkü ne yaptığımı bilmiyordum. Kadına söz vermiştim tekrar gelirim diye. Özür dile. Hayır. Muhasebeci de kamyonda giderken sırtıma vurup duruyordu. Belki otel kâtibine sormak alçaklığını filan göstermişimdir. Bana yapıyorlardı. kadın benimle alay etmedi. ikide birde yemeğe çağırıyordu beni. Bile bile kötülük budur işte. Otomobil gidiyor.. ne uzatıyorsun? cüzdanıma bir bakayım. Kadın pan-talon giymişti. ben geldim yani sonunda. İhtilal yapıyoruz. beni çiğneyecektin alçak! Araba uzaklaşıyor. Nasıl bulduğumu Allahtan hatırlamıyorum. Ben karşıdan karşıya geçerken bana gülen şoförü. Allah kahretsin. Onlar oteldeydi. Neden kumarda kaybettim? diye hırsla vurdu yumruğunu masaya. Ben de sahte acımacmın biriyim. Neden o gece otelde horlayanları uyandırıp. İşletme müdürü de kızını benimle evlendirmek istiyordu.. arabasıyla yanımdan hışım gibi geçen haini bulup getirin. Hay Allah! tabii ilk gece olmazdı. hayır doğru. bir şey yapmam gerekiyordu ona. Kafamda. Önüne baksana. Bunları hemen yazmalısın. Mektubu yazmalısın. Bu kadma hiç olmazsa bir kere daha gidebilirdim. birdenbire kadını yanımda bulmuştum. daha önce hiç gitmediğim bir evde. ben diktatör oluyorum. hayır böyle bir resmini vermişti. İşte seni yakaladım. kadının da bir şerefi vardı. Biz ihtilali bunun için yaptık. belki daha büyüktü. Pantalon a çıkarabilseydim mesele yoktu. Karşımda domuz gibi susup durma. . Belki yarın ölürsün çünkü. ben de ağlattım. paramı vermediler. beni öptü ağlarken. Şimdi gitsem bulabilir miyim acaba? Polis kayıtları filan. olur mu canım? elbette yok işte. küçüldüğüm halde. aylarca. o işi yapamadığıma göre. Aynı şey. İnsanlardan kaçamazdım. onun için sevmezdim böyle yerleri. bir ıslaklık hatırlıyorum yüzümde. İmkânsız mı? Ne yapabilirdim? Elbette sonunda bir kadına gidecektim. Nazmi de yapmıştı: Behçet'in karısıyla ilişki kurduktan sonra bana da bir kadın yapmıştı.. bir tanesi etmişti çünkü. adını şimdi unuttuğum kızla yattığım yalan! diye suratlarına bağırmadım? Neden pantalonlu kadını —çirkin ve ihtiyar olduğu halde— divanda öptüm? Sonra. sonra o işi de yaptık. Neden Behçet'e de ihanet ettim? Nazmi. Rezalet: Annem yaşındaydı. yalan. Kafama işkence ediyorlar.) Bunları kime anlatmalı? Bilge'ye. Nazmi de Behçet'in karısıyla birlikte yatak odasındaydı. ikinci gece. Sonra ne oldu randevu evinde? Yüzü yaralı kadınla da yatamadım işte. Yolda giderken de kimseyle mesele çıkarmamalı. Nazmi. İşte ben de zora gelemiyordum. Kadın sonra Nazmi ile ne haberler gönderdi? Büsbütün küçüldüm. neden ağlattım? çünkü yatamadım. Götürüp postaya atmalısın. demek istiyorum. bir randevu evi buldum. yıllarca cüzdanımda taşıdım.İnsanlar bilmeli. Fakat onlar benimle ne meseleler çıkarıyorlar. (Mektubu yazmağa devam etmeliyim. pantalon meselesine çok güldü. ya da bunun gibi bir şey. yalan. demek istiyorum ki tam değil. Bir şey söylemezsem çok ayıp olacaktı. Sizi şikâyet edeceğim. Kayüzü yaralı değildi. bir pantalon yüzünden. Bana alçak diyemezsin. tuzlu bir ıslaklık. yattık yani. Kendimi sattım. İlk gece okşayacaksın. Aman Allahım! Demek ona da anlattım! Bir pantalon yüzünden küçüldüm. Çünkü kadın nazlandı. Bir gece.

-nooö jBTqe^ ui5i unuo 'l^iq^ n§ z^uiAn otq ap auuajuiis -Aatu uiuitii ia^iUBSui atuanSn ıısbu aiaaiuiisAatu na -ap âirajag a^q^quos 'ipAqBdB^ babh ¦uituoAiuisjst -§Biop <BpaB[p^ -raruoAiıua^si îjauraçp aAg 'ipsuiîiiö i -j[B aiq !ipa8A bA^socI nqn^^aj^j ••¦unsjoA'iitq aoununânp -Aa§ xAi :auiun§np ajAoq 'auiajAps ai^og "uiruo^iuiâaS BpeiuBsui uiutAas aouiuap Xaa o a A nuif^^» uoAipiâ tAı uiruna « pc^sn a ip^ jjbz WBpieypi'BQ 'ipui uapaajuaAipaaui fB§iBö aŞaraeuiunânp Aa§ aia •jpuiAig jıŞb JiŞy "T» tuutqpa^ 'un§np nuo i-rinqBdeA" aaiati bubs lOB^sod "buubjito ajasaui uisjiib jj^z u^pi^îi^Ba 'stinjsn diöaS -uxoS a -ifap ap njn^unzn 'HHH aiq uıöı uiuas ¦Bq-'BH =uiruoXning 'uiijifap taj •qna uituoAnio ap'BJi 'aa[uaAaurnq raiseuiAas uoz bubs '9nr^a ifBaaıu iuiiŞipB§BA psBU 'luiiSx^dBX -auiunânp uajîiaoaiaS BuiisBa ^nun tuaq — ununun ap -Abjo luAy ¦uiiutoAiuia^si j[auupS luas 'uiruoAiraajST ^aui-iog iuas ¦utiAapujii istzip öns jiq UBAB^SBq uapunS uinŞnpfoci uiruoAipassiq npns iiuipua^j •uituo^iuiubs lUtfaoaAa^si îjaui -joS BqBp atq iuaa 'sSlia uinaoATitrçassni xAi ituipua^j :uiiiapa uiBAap 'nuBA ipiesi BpusX drujfaj^ uo^iuiAas joAiixi P6S 'uiıfaoaAauiaaoâ Bq^p aiq lA.asna "îiaoaiaâ as^ÂaS ıy\ç>y[ aai§i n\q^[ BraiSBa 'Baups arifrizoq nsnAnq nuna 'Uısbıuibîı uı^ba i xAi :un§np ubxabxo n^p^ UBpBuunp au BszBuiBanpanp iuisaoun§np ubsui 'i^aj ^inipauiapa uapau nunq soup Bt[BQ -a^Si }isBq aBpB5[ nq exasap\[ -u Bui§Bq aB^uo "aoapBs uıöbij ua^euiunSııp taaıAaS ıAj -B uisauipS Bui§Bq aBjunq ıî[ f jinnaoAnunSnp aapu uiiqBnv ' npn^ B^§Ba "aipBpuruoz aaq jbx"ubAb§bA ziu^b^ 'aipS BUigBq b^.î[ou o 'ubs b^ou aiq bsî[oj^ '^aB§ î[amun§np -uaraaq unsanunSnp BxAiaBtnuiaAB nuo uiii njpii aaq unŞn^an uapuısauiiaS aaq unŞn^^ao^ "zauiSa^aûaaS aa^Aaâ njp^ uasanunSnp aa^Aağ n^p^ •zamSa^aöaaS laapounönp uıubsuı -ranAnxoaoq BtniSiiaBAnp nq Bp ıuııŞııŞbs ua^9uiun6np uaxiBUii^qi n^pji ap uaa ' q -tuiiptta^ urnaoAixu^assiq n^AA -B3X 5xaoaxiqB§Bxi§aBii axAauqBS na 'ziuxbA utsauiapS ^ Bp nuo lPaTüclaj;nSnp aaaA di^t tuaq ' buısbiıbâ 'uiipaixTq^Soîi uaput&ad unuo uaq 'i uapuaq raBpy ¦8-i9X5tnIW°5i nq znaoAnsns aAip. xq aziq ubuib Bp znaoAnapS BpuiaBXBii&Bq un3 •aoAidBA aaxsu auiaaxaiqaiq unS aaq aBxuBsuj -i anjp uaa TP-inicl'e-tlPzi;H T^^a piiaoaAauiaxTP anzp ipABSdaB^) uaxuip nuo sa^aaq 'anxo iuB5X§Bq aiq d^ BdaBo xXm BUBq 'ıpaBA nğnunapS aiq ^aas 'npaoAipiS BpxoA ipaBA a^j ¦"ipaBA Aa§ ap aia 'ttnan^pS ' nSaos -uuiıaâ BUBq aouQ uizip Bunâanii uapaiq rais -daq 'uiAbxbjxbA ap lAifi^axiq •exArunuiaui B;sO(j "in ziuipBui -3IBq BjBaBi nq :ziuipAasaxAps aoup BqBa "uırı^a^! B^^Ba -np na "ui§Bxop BxABaBd Jinzoq asAaxaoB ziut§| -axaoB uii§t unanpzoa '^ipaiaaA ipABSxo iwn 3loA ziu iziuisiui aiaaA \n^ ^iMiS aAauBqB^soj -ix lara takılsaydım, neden duvarlarınıza balık ağları asmıyorsunuz? deseydim.; sanatçı işaretleriniz nerede? diye sor-saydım. Sen sanki ne yaptın? diye küçümserlerdi belki beni; işte görmemişin biri bu Hikmet, diye düşünebilirlerdi. Ben de onlara hırslanırdım, sonra hepsini yakalatırdım. Benimle yaptığınız tartışmayı kazanmakla sanki daha iyi bir ressam mı oluyorsunuz Nursel Hanım? Alaycı bir şekilde gülümsedi. Beni bir gören olsa... Sonra hepsini yakalatırdım: İnsanlarla uğraşamam. Soğukkanlılıkla hepsini ortadan kaldırabilirim, bütün delilleri ortadan yok edebilirim. İnsanlar benim için birer deneme tavşanıdır. O kız da bir tavşandı. Kahvede, oda arkadaşımla oturuyorduk ve adını şimdi unuttuğum bu kızdan bahsediyorduk. Bugün kızla buluşacağım dedim. Yarın bu şehirden ayrılmak zorunda

olduğumu söyleyeceğim, dedim. Durumu iyice hesaplamıştım. Bu kızdan artık kurtulmak gerekiyordu. Benimle evlenebilirdi. Biraz da korkuyordum. Mesele çıkar diye. Sen bir canavarsın dedi, oda arkadaşım. İnsanları kullanıyorsun. Müstehzi bir tavır takındım. Rolümü iyi oynadım. Oda arkadaşım beni anlamıyordu. Beni kimse anlamıyordu. Bu nedenle kıza daha kötü davranmağa karar verdim. Yolda giderken birden söyledim bu şehirden ayrılacağımı. Bu sözleri duyunca elbette ağladı. Bunu beklemiyordum. Birden yağmur başladı. Tenha bir yerlerde yürüyorduk. Onu daha önce hiç öpmemiştim. Yolda kimseler yoktu. Bir ağacın altında telaşla öptüm onu: Vaktim kalmamıştı. Ertesi gün gidiyordum. Odam boştu: Arkadaşıma, her ihtimale karşı evde bulunmamasını söylemiştim. Kızın dudakları ıslaktı; göz yaşından olmalıydı. Onu eve götürdüm. Yolda bir kere daha öpmüştüm, sonra beni itmişti. Eve girince hemen perdeleri kapattım. Çünkü kız, çok kalamayacaktı, bir yerde çalışıyordu, işine dönmesi gerekiyordu. Onu divana yatırdım. Pencerenin önünde oynayan çocukların seslerini duyuyorduk. Kalktı, perdeyi açtı. Bana aksilik etmek istiyordu. Elini tuttum. Bu temasla ikimiz de ürpermeliydik. Olmadı. Divanın üstüne otur396 >uun. oemm gidişimi konuştuk. Beni suçladı. Ona yazacağıma söz verdim. Oysa adresini anlamıştım; bunu biliyordu. Sesini çıkarmadı. Şimdi adını bulurdum, adresini almış olsaydım. Gene divana yattık. Kollarımla onu sardım, saatime baktım, ikiye geliyordu. Elimi bacaklarına uzattım. Aylarca birlikte dolaşmıştık. Bir iki günüm daha olsaydı. Fakat biliyordum ki bu yakınlığı, gidişimin yarattığı gerginliğe borçluydum. Yarım yamalak seviştik divanda. Sonra birden fırladı, eteklerini düzeltti, perdeleri açtı, geç kaldığını söyleyerek aceleyle çıktı gitti. Divanda, uzandığım yerde kaldım. Onu bir daha görmedim. Sonra adını da unuttum. Onunla evlenseydim korkunç bir şey olurdu. Başkasıyla evlendim, gene korkunç oldu. Sevgi böyle davranmamıştı bana: Gocuğunu çıkardıktan kısa bir süre sonra kendi isteğiyle kucağıma oturmuştu. Göğsünde bir sıkışma hissetti. İçine bir hüzün çöktü. Mevsim insanı etkiliyor demek. Başı döndü, bir elektrik direğine tutundu. Yoldan geçenlerin görünüşü iyi. Demek dünyanın durumu iyi. Ben de iyiyim. İyi deme. Yağmur başladı işte. İnsanın kazağından içeri girer, iğne gibi derisine batar. Kendimi yormadan yürüsem, bir kahveye gir-sem. Kahve bakımından düzenli bir şehirdir: Her yerde bir tane bulunur. Kahvenin yaylı kapısını itti, pencerenin önündeki bir masaya oturdu. «Bana bir çay.» «Beye bir çay.» Burada insana iyi davranırlar, bir geleneği vardır çünkü, insan kendini boşlukta hissetmez. İyi şeyler düşündüğün halde iyi şeyler olur. Yağmurdan kaçışan insanları ilgisiz gözlerle seyretti. Kusura bakmayın, sıkıntım var. Kendimi yaşamak zorundayım. İnsanları ve tab;atı sevmeyen birine saldırmakla daha mı iyi olacaksınız? Sevgi'nin elbiselerini kolay çıkaramamıştım; oysa kendimi soğukkanlı hissediyordum. Gene bir acele vardı işin içinde. Bazı şeyleri yaşamakta geç kalmıştık, zaman kazanmak zorundaydık. Telaştan, doğru dürüst sevişemedik. Aylar sonra bir düzene girebildik. Bütün oyunları kısa bir süre içinde sahneye koymak istedik. Bu endişe yüzünden 397 heyecanlar çabuK tüKenaı. .tsıraz aana ıaare eueuuiruus.. Çayını yudumladı. Elimizi kolumuzu nereye koyacağımızı bilmiyorduk. Şimdi olsaydı daha düzenli davranırdım. Doğru kapısını çalardım, ben geldim Sevgi, derdim. Ona neden giderdim? Geçen gün yolda görmüştük ya, işte ondan. Uzun süre yalnız başıma düşündüm Sevgi, buhranlarımı senden saklamak istemiyorum artık. Bana bir çay pişir. Bırakalım her şey kendi kendine düzene girsin: Yavaş yavaş soyunalım. Bir şey kaybetmek korkusuyla yaşamayalım. Ne olacak endişesine kapılmayalım. Bırakalım zaman her şeyi halletsin. Bu söz bize korkunç gelmesin. Aynı ırmağa bir kere daha girelim. Acele etme, çay kendi kendine demlenir. Sen gideli neler oldu bak diyerek her şeyi bir çırpıda anlatmayalım: Bu sağlık bozucu davranıştan kaçınalım. Hemen birbirimizi eskitmeyelim. Dur ıslanmışsın, sana kuru bir şeyler vereyim, deme. Hürriyetime düşkünüm biliyorsun. Nasıl olsa kururum. Günlük yaşantıların küçük koşuşmaları içinde bunalmayalım, nefes nefese kalmayalım. İnsan kendini kaybediyor sonra.

Peki Hikmetçiğim, dedi Sevgi. İnsanlar birbirini anlamadan da sevebilir. Her ırmağa istenildiği kadar girilebilir. Tecrübe insana bir şey kazandırmaz. Çok bilen çok yanılır, damlaya damlaya göl olur. Saçmalama, dedi Hikmet kendi kendine. Ben küçük burjuvaları sevmiyorum Sevgi. Kapı tokmağını da tamir etmek istemiyorum. Ne olur bir marangoz çağır. Ampulü değiştirmek için de elektrikçi gelsin. Seviştikten sonra yataktan hemen kalkmayalım. Hiç kalkmazdık zaten Hikmet. İçimiz kalkmasın demek istiyorum. Çok becerikli olmalıyım: Birbirimizin kusurunu görürüz o zaman. Zaten becerikli olacak gücüm yok Hikmet. Sen gideli çok zayıfladım. Biliyorum, yolda farket-tim seni görünce. Belki bir çocuğumuz da olur Hikmet. Çocuk mu? Evet, öyle ya: Geride bir şeyler bırakmak gerekiyor. Her şey denenmeli. Yavaş yavaş. Evet; yavaş yavaş hamile kalırsın Sevgiciğim, çocuğu karnında iki yıl taşırsın. Hızlı bir gebeliğin gerilimine dayanamayacağımı his398 uexiuire ouyuK bir karınla karşılaşmaktan korkuyorum. Sancı filan da çekme olur mu? Dünyada yeteri kadar acı var zaten. Kendimi çok yorgun hissediyorum. Yavaş yavaş doğur, olur mu? Çok yavaş seviştiğimiz bir günün sonunda hamile kalırsan bütün bunları başarırız, belki. Çocuk da yavaş ağlasın. Yorgun yaşayalım dünyayı. Yorgun bir aşk olsun ilişkimiz. Bana iki aspirin ver, her tarafım ağrıyor. Evliliğimizin ilk günlerinde olduğu gibi, fakat telaşı eksik bir yaşantı olsun: Durgun bir havuzun, ılık sularına girer gibi... Uzun ve durgun bir yaşantı için aklımızı koruyalım; Çünkü Sevgiciğim, sen de biliyorsun ki, en büyük hazinemiz aklımızdır. Geliyorum Sevgi, yağmur dinsin geliyorum. İnsanların arasına sıkışmadan geleceğim, yavaş yavaş yürüyerek geleceğim. Önce çayımı bitireceğim; sonra, sakin ve ilgisiz bir tavır takınarak, garsonun yaklaşmasını, önüm-, den bardağı kaldırmasını bekleyeceğim. Sonra, yavaş ya-, vaş uzatacağım parayı. İnsan endişe etmezse küçük hesap-. lara kapılmaz. Birçok işi bir anda yapmağa çalışmazsa, her an ne yapacağını unutmaz. Bütün kötülükler dalgınlıktan çıkıyor. İnsan nerede olduğunu, ne yapmakta olduğunu her an bilmeli. Mesela ben şimdi kahvedeyim, bunu uzun uzun düşündüm, Hikmet sen kahvedesin dedim kendime, çayını içtin dedim, parasını ödeyeceksin dedim. Dı^ şarda yağmur yağıyor, sen yağmurun dinmesini bekliyorsun. Mevsimlerden sonbahardır ve içindeki bu yavaş hüzün, sonbahar yüzündendir. İlkbahar olsaydı böyle hissetmezdin. Mevsimlerin değiştiğini gözden kaçırmamalısın, mevsimleri ve insanları birbirine karıştırmamaksın. Kahvede otururken Sevgi'ye gideceğini durmadan düşünüp, sonra da çayın parasını verip vermediğini bilmez bir duruma düşmemelisin. Hızla kapıdan çıkıp, yürümeğe karar vermiş olduğun halde yanılayak otobüse binmemelisin. Hiç bir zaman, birdenbire kendini bilmediğin bir yerde bulmamalısın. Bütün kötülükler hazırlıklı olmamaktan doğuyor. İlerisi için çok hesap yapmamalısın. Hesap yapmağa aiış399 maniailS CUUUl ÜULUllUVleı au^amıiuaıuaıı uubuıu». İnsan acele etmeden kendini seyrederse, alışkanlıkların kölesi olup olmadığını görebilir. Ben de yavaşlıktan yanayım Hikmet. Ben de yorulmamaktan yanayım. Senden yanayım. Benim sözlerimi kullanıyorsun Sevgi ne iyi. Ben de bundan sonra dikkat ederim Sevgi: Senin nasıl konuştuğunu kulaklarımla izlerim ve senin seslerini çıkarırım. Birinci seferde aceleye geldi biliyorsun. Bunu unutalım Hikmet. Evet unutalım. Yalnız her şeyi unutmayalım. Yağmurun dinmesini beklediğimizi unutmayalım. Hayatın bir oyun olduğunu unutmayalım. En büyük hazinemizin aklımız olduğunu unutmayalım. Aklımızı korursak bütün oyunları istediğimiz gibi oynayabileceğimizi unutmayalım. Dalgınlıkla yanlış kelimeler kullanmayalım; birbirimizi bu hususta her zaman uyaralım. Dikkat et, hatırlıyorsun ya, diyelim; aman elini unutma, elinden bir kaza çıkmasın. Bir de ne olur, kelimelere dikkat et, yalvarırım kelimeleri unutma! Yağmurun dinmesini bekledi. Yağmur dindikten sonra hesabı ödedi. Ağır adımlarla kahveden çıktı. Karşıya geçmeden bir süre kaldırımda yürüdü. Yolun boş olduğu bir sırada karşı kaldırıma geçti. Güneşsiz gökyüzü, havanın kokusu ve yolların gölgesizliği ona, başka bir zamanı, daha önce içinde yaşadığı başka bir şehri hatırlattı. Hatıralar, bana duyularımın var olduğunu belirtiyor; gelecek zaman da sadece endişe veriyor. Geçmişin dalgınlığına da

kapılmamalı-, geleceğin endişeleri artar sonra, kararlarda sarsıntılar olur. Uzun yolunu yavaş yavaş yürüdü. İşte hürriyet budur: Her köşeyi dönerken heyecanlı bir insan yüzü görülebilir. Hiç bilmediği, bir sokağa girdi: Buradan da çıküabilir Sevgi'nin evine. Ona derim ki: Ben geldim. Ölmek üzere olan bir insan korkmamalı. Ölmek nedir? Yaşayabileceğini hayal ettiğin olayların bitmesidir ya da insanın öyle sanmasıdır. Küçük şeylerle avunamaz mı insan? Yanımdan geçen şu kadının, birlikte yürüdüğü erkeğe bakışı gibi bir görüntüyle teselli olamaz 400 mıv unlarla sonuna kadar gidebilseydim, buradan nereye gittiklerini ve birbirlerine neler söyleyeceklerini ve nasıl ayrılacaklarım ve ayrıldıktan sonra ne yapacaklarını ve gece nasıl soyunacaklarını ve nasıl yatağa gireceklerini ve kendileriyle başbaşa kaldıkları zaman ne düşüneceklerini bilseydim belki bir yaşama gücü bulurdum içimde. Ayrıntılar olmadıktan sonra... Vitrinlere baktı. Vitrinlere bakanlar, sonra dönüp birbirlerine bakarlar. Vitrindaşlar. Birbirlerini beğenmezler. İnsan, kendine benzeyenden hoşlanmaz da ondan. Yok canım. Ben, bana benzeyen birini bulabilseydim, geleceğe güvenle bakabilirdim. Vitrinlerin önünde bana ters bakanları görmezdim. Elbette öyle bakacaklar; vitrindaş olmaktan başka ortak bir yanımız yok ki. Ben vitrinleri, değiştirilirken seyretmeyi severim aslında. Kocaman beyaz bez pabuçlar giyen tezgâhtarlar, suçüstü yakalanmış gibi olurlar. İşte asıl onlar ters ters bakarlar adama. Hayvan herif! derler bakışlarıyla; bakacak başka zaman bulamadın mı? Bütün gün orada durdun, sonunda bu münasebetsiz saati seçtin. Sonra da seni görmüyormuş gibi yapar: En sakin görünüşüyle ya-nmdakinden toplu iğne ister. Böyle çatışmaları severim. Seninle tanışmamışsa, aranızda vitrin gibi bir engel, aşılmaz bir duvar varsa, tek taraflı bir eğlencedir bu. Senin inatla orada duruşun, yoldan geçen yabancıları da etkiler. İşte sayın baylar! Dünyanın en garip vitrin canavarını görüyorsunuz. Çıngır çıngır! Ha-ha. Dağılm! Maymun mu oynatıyoruz burada? Vitrindeki bir şey söyleyemez. Biz de mankenin soyunmasını bekleriz. Manken karışık bir durumdadır. Onu hiç böyle görmemiştim. Demek eğilip bükülebiliyormuş. Siz de satılık mısınız bayım? Görülmemiş bir canavar: Bezden yüzgeçleri var. İnsan olsa, öyle şey takar mı ayaklarına? Canavar, canavar. İnsanlarla aklımda kavga etmeyi, böyle anlarda severim. İşte vitrinin de en mahrem yerini gördük. Yazık ki kadın tezgâhtar pantalon giyiyordu. Yarın aynı yerden, küçümseyici bakışlarla geçebiliriz artık. Kalabalık artar. Ben de bir gün canlı manken görmüştüm vitrinde. Sonra aynı [ğ. HALK 401 adamı sokakta sigara içerken seyrettim. Aynı aaam mıydı? Emin misiniz? Hayır değildi; basit insanları kandırmak için aynı adammış gibi gösteriyorlardı onu. Unut bütün bunlan. Bir vitrinle bu kadar uğraşırsan... Yol uzundu. Bir sigara aldı. Yeni heyecanlar bskliyor beni. Kendini dağıtma onun için. Bir taksiyi durdurdu, pazarlık etti. Öğle yemeği vaktini geçirdik ve böylece bir taksi parası kazandık. Arabanın arkasına kuruldu, köşeye oturdu, pencereden baktı: Meseleler hızla önünden geçti. Kapıyı Sevgi açtı. Ben hazınm. «İşte geldim.» Gülümsedi mi? Dikkat etsene. Çok şaşırsaydı farkederdim. Sen kendi planını uygula, dış etkileri hesaba katma. Oturma odası kalabalıktı. Eşyayı ve insanları tanıyorum: Benim koltuğum, Nursel Hanım, kitaplık, halı. Ergun da var. Oysa geç vakitlere kadar bu kanepede oturup Ergun için neler söylemiştik. Sevgi de bana karşı çıkıyor. Çaresizlikten. Tanımadığım insanlar da var, yeni bir sehpa ve bir masa örtüsü de alınmış. Ergun ne kadar kibar: «Nasılsın Hikmet?» Bir küfür ederim, senin bile yüzün kızanr. «İyiyim.» Beni şaşırtmayın; mesele sizinle ilgili değil. Bu kısmına hazırlıklı değildim meselenin. Sustu. Buraya susmaya mı geldin? Fakat günlük hayatlannı yaşıyorlar, ben burada değilmişim gibi davranıyorlar. Evet, hazırlandılar; beni yenilgiye uğratmak için manevralar hazırladılar. Bir kere oyun bozanlık ettin sen; piyesin yansında, hiç bir şey olmamış gibi içeri giremezsin. Girerim. Ben görünmeyen adamım: Sözler beni delip geçer. Yaralanıyorum oysa. Ben de insanım. Hayır canavarsın. Seni hiç konuşmadık mı sanıyorsun? Terbiyemizden susuyoruz. Beni tanımayanlar: Kim bu adam? Tanıyanlar: Eski kocası. Anlamıştık. O halde neden sordunuz? Böyle sorular hayatın tadı tuzudur da ondan. Kim dedi bunu? Tanıyanlar: Biz dedik. Sıkıntılı bir sessizlik. «Kahve içer misin Hikmet?» Karnım aç ama, «İçerim.» Sen

ne giymiş diye. «Evet. Hiç bir tepki göstermedim. değil mi?» «Duymuştum. Herşeyin far403 kında olmak. nepsını unueu ıs.» Albayım burada olsaydı gözleri yaşanrdı. Onun üstünde bir gocuk vardı: Yeşil bir gocuk. Bilge'yle birlikte gördüler beni. (Dokunaklı bir konuşma. Sevgi'ye baktı. «Büyük bir evde oturmak çok masraflıdır.odadan çık da beni iyice bir süzsünler. Sonradan öğrendiğime göre bu gocuğu Nursel Hanımdan almıştı.» dedi Sevgi'ye. Belki bir gün sorarlar bana: Bu tarihî günde Sevgi'nin üzerinde ne vardı? Yağmurlu bir gündü. Oysa onu. Ne yaptığımı bilmiyorum. tammıyormuş gibi seyrettim. buraya gelir miydim? O başka.» İyi yapmış. Beyefendiler! Hanımefendiler! Buraya ben aslında bir iade-yi ziyaret yapmak üzere gelmiş bulunuyorum. sen de çok iyi bilirsin ki. Sevgi'yi yolda gördüğüm için mesele belki biraz alevlenmiştir. «Birden kay boldun. önce bana verilecek. ben aslında sizi seviyorum. Fincanın düşüşünü ve kınlısını seyretti. Yorgun ve hazırlıklıyım. Aklıma çok zaran var. Demek. Böyle programlar düzenlemeliyiz. Nursel Hanım. ben Sevgi'yi bıraktım Nursel Hanım.» dedi Nursel Hanım. aklımı korumak istemen. Sevgi'yi de çok sık görmüyordunuz artık. O sırada düşünmeseydin. Bacakları da fena sayılmaz.» «Bir yapıp satıcıyla anlaştık ev için. iyi kızdır. Şimdi. o kadar. «Yalnız mı oturuyorsun?» diye sordu Nursel Hanım. bütün bunların sebebini biliyorsunuz. Bir daha o sokaktan geçemem. «Çalışıyor musun?» dedi Ergun.» Peki. Sevgi. . denildi. kahveyi önce ona uzattı. Sevgi'nin anlattığı ev yok artık. bunun bir anlamı var: Elbette kahve. «Uzak bir yerde. Üst katta albayım var. Yıllar önce gene yağmurlu bir günde Sevgi beni ziyarete gelmişti. aynı kayıtsız gözlerle seyrettiğime göre demek öldüm. Heyecan yatışmıştı. Çünkü Sevgi. Kendimi ele vermeliydim. Bu soru değil. gözleriyle. Ne yaptığımı bilsem. Neden çekip gitmiyorsunuz? Bizi yalnız bırakın artık. cenazeye gelemedi.) Sevgi. çok ıstırap çekiyorum. Ben de kahvede oturdum önce ve ıslanmamak için bir taksiye bindim gelirken.» dedi.-«Nerede oturuyorsunuz?» Gecekonduda. Bu da ne demek? «Bana hiç uğramadm. Kendine gel. duygulanm öldü. Alt katta Nurhayat Hanım var. Sen evlenmişsin. duygularımla ilişkili aklım öldü. Zaman her şeyi halletmişti. bir şala sarm-mıştı. O halde heyecandan oldu. Tanıdığım bir fincandı bu kırılan. Şu şarkıyı koro halinde tek sesle söylemeliyiz. iki işi aynı zamanda yapamadığını bilmem sana nasıl anlatmalı? Zarar yok. Buraya geldiğime göre. CSaç-malama. Selim amcayı çok severdi. Ben sana gösteririm. Fincan elinden kaydı. üç katlı ahşap bir evde.» Doğru. Nursel Hanım sordu. Alı.» dedi Ergun. en büyük hazinemiz aklımızdır. Çok yavaş tutmuşum demek.n-dım. «Bu kadar zaman ne yaptın?» dedi Nursel Hanım. kahve tepsisiyle girdi. «Afedersin. Bilirsiniz Sevgi çok üşür. (Hiç de yapamam. Kırmak istemedim.) Bu yasak aşkı kalbime gömmek için buradan uzaklaşıyorum: Gemilere tayfa giriyorum. Fakat. Dizlerinize kapanarak. Fakat Hikmet konusu da artık ilginç olmaktan çıkmıştı. Çalışmadığımı biliyorsunuz. Nursel Hanım. yer bezinin ıslaklığı. «Cenazesinde bulunmak isterdim.» dedi Sevgi. Bir karşı saldırıya geçelim: «Aynı evde mi oturuyorsun Ergun?» Ergun aldırmadı: «Selim Bey öldükten sonra biraz oturduk. Var. biraz hesap vermeli.» dedi hırsla. «Sevgi.» dedi zayıf bir sesle. dedi Sevgi. Eskiden telaşa kapılırdım. beni gördüğünü ve benimle konuştuğunu sizlere söylemiştir. Birazdan kurur.) Şimdi oturun da beni maskara edin bakalım. Yoksa biraz şaşınrdınız. sizden mi korkacağım? Burada bir ölüyü 402 temsil etmeseydim size gösterirdim. demeliydim. Yerde hafif bir ıslaklık kaldı. demişti biri de galiba bana. Sev-gi'ye ne bıraktı Selim amca? Miskin ölü. Yoksa çok eskiden mi söylenmişti bu söz? Yalnız mı oturuyorsun? diye sordular sana. hiç bir şey olmamış gibi kabul edemezler ya beni. ne olacak? O halde ne hakla bulunuyorsun bu zavallı kızın evinde Ergun? «Sevgi. Duygularını belli etmez. Ulan biz bunlara hazırdık be! Ben öldüm. Selim Beyin öldüğünü biliyorsun. . İnsan aşağılık bir hayvan olduğu için kendimi korumak için geldim. Hikmet fincanı tuttu. Aynı ırmağa bir kere daha girmeğe geldim. yerin temizlenişini de fincanın düşüşünde olduğu gibi. Demek zarar van Aklıma zarar var. «Bize iki kat verecek.

«Emekli bir albay var. Beni çok destekliyor. gülümsemenizden belli oluyor Nursel Hanımcığım. Çünkü tarihte birçok oyun oynanmıştı. Genel kuralları öğrenmeliydim.» Sevgi başını salladı. T. Albayın derin tarih bilgisi. Üst katta oturan emekli bir albay var da. Neredeyse beni de çarklarınızın arasında ezecektiniz.Seni düşündüm. Birden karşısındaki öteki yabancıları gördü. Daha kendinize gele-memişsinizdir. Hüsamettin Bey.» dedi. Onu tanıştırmamışlardı elbette: Bu kadını tanıdığımı sanıyorlardı. eski bir koca. Hepsiyle tanıştınlmıştım ama. «Hep yazmak ister405 diyeceğim şimdi? Eski karımla barıştım albayım. Kemal' imzasıyla verilen ve 'I teşrinievvel tarihine kadar muteber' olduğu kaydını 406 . «Gogol. R. Beni sabırlı bir dikkatle izledi. Hikmet'in kafasındaki Gogol'u merak etmedi. Sevgi de bu oyunu beğendiyse ben gidiyorum. adlarını unuttum işte. R. bize bu konuda çok yararlı oldu. Odadakilerin yüzlerini inceledi.olduğunu öğrenince o gece sabahlara kadar uyuyamamış ve sokaklarda dolaşmış ve baba mesleği askerliği dahi kısa bir müddet için unutmaktan kendini alamayarak babasının sert tenkitlerine muhatap olmuştu. oyuncuların adlarını saydı. «Yazmak istiyordum. kimse.» dedi Hikmet. birçok oyunda birbirine karşıt karakterleri olan figüran rollerini de büyük bir başarıyla canlandıran Hüsamettin Bey. Söylemek. Bu kadını tanıyorum. kulisler yaşıyor. gazetelerdeki eleştiriler yaşıyor. Hepinizi kovacağım bu evden! Ben geldim çünkü. Oyuncular yaşıyor. Önce. Terlediğini hissetti: Kadın.» dedi.» dedi. Hepiniz aklınızı kaçırmışsınız. birdenbire çıkıp geliyor. Kimse de. hemen kulise koşup sanatçıları tebrik etmiş bir insanın mutlu görünümü içindesiniz. Polonius'un öldürülmesi olayına karışan Hamlet'i tutuklamak üzere gelen Rosencrantz ve Guildenstern'in emir ve kumandasındaki askerlerden biri olarak görevini gereği gibi yaptıktan başka. birçok oyun tekrarlanmıştı. başka işim kalmamıştı da. «Albay Hüsamettin Tambay da tiyatroya küçük yaştan heves ederek babası mirliva Hasan Paşanın (Müsellâh Hasan Bey.» dedi. Gogol'dan bize ne? Sözün gelişi Gogol dedik. Sevgi. T. ölümü 1343 — 1947) vazifeten bulunduğu Sa-zandağ Askerî Sultanisinde meslekî öğreniminin ilk hazırlık dönemini idrak ederken mektebinin yaz tatili münasebetiyle babası ile birlikte bir akrabasını ziyaret için gittikleri İstanbul şehrinde o zamanki adıyla Darülbedayi (asli: dar-ül-bedayi) bugünkü adıyla Şehir tiyatrosunda seyrettiği bir temsil vesilesiyle yukarıda bahsi edilen tiyatro tutkunluğu nüksetmiş ve sonradan bu şehre temelli yerleştikleri zaman Mektebi Harbiyeye devamı sırasında bu temsil heyetine gizlice katılarak figüranlık yaptığı günlerde sanata büyük bir aşkla bağlandığı gibi bu me-yanda tesirinden kurtulamadığı Otello (Arabm İntikamı) ve Hamlet (Hain Baba) piyeslerine özenerek bazı manzum dramlar kaleme almakla birlikte bu hevesi sani. vazgeçti.» diye gülümsedi Nursel Hanım. Hikmet'e doğru eğildi: «Efendim?» Hikmet. nelerin oyun olmadığını. «Dünyaya gücümüzü göstermek için çok çalışmamız gerektiğine inandırdı beni. Gogol yaşamıyor ki artık canım. Hakkı Bey (rahmetli Hakkı Bey) ile tanışmaya muvaffak olmuş ve yaz mevsimi temsilleri için namzet sıfatıyla imtihana katılan birçok heveskâr arasında temayüz ederek 'Darülbedayi baş rejisörü M. sert bakışlarıyla da birçok seyircinin dikkatini . Ne kötü söz. daha yarım saat olmadan ona Gogol'dan söz ediyorsunuz. yapmaktan daha zor. gerçekten ve oyuna benzemeyen başka şeylerden oyunu nasıl ayırmak gerektiğini incelemeğe başladık. Hayır. ondaki oyunculuk hevesi evveline mani olmamış ve bir fırsatını bularak Darülbedayi rejisörü M. Benim gelişimin ne demek olduğunu bilirsiniz. Bunun için de ilk olarak. Büyük şehirde kalmış oldukları ilk yaz zarfında. Tiyatroya ve tarihe meraklı. «Çok güzel oynuyorlardı. Sürekli ve düzgün bir şekilde çalıştırdı. Siz ne duygusuz insanlarsınız. «Kafamda bazı oyunlar vardı.» Oyunun güzel oynandığı. Süleyman Turgut Beyin son karısıydı. «Görmeden nereden biliyorsun canım? Sen de kimseyi beğenmezsin. oyunların hangi esaslara dayandığını incelemek gerekiyordu.» «Biz bu hafta Gogol'un bir piyesini seyrettik. kolunu. Nursel Hanım. «Onlar Gogol'u oynayamazlar.» Beğenmezdim. Süleyman Beyin iki aylık karısını daha yeni tanıdığımı farketmemiş. Bir adam. eski koltuğunun yanma dayadı: «Oyunları yazarken bana yardımcı oluyor.sanayii âliye ve terakkiyi nefise encümeni daimisinin muvaffaka tiyle' verilen bir karar mucibince sahneye dahil . «Beni çok teşvik etti oyunlar için.

ben de böylece anlamıştım. Cornelius hakkında başlı başına bir oyun da yazacaktı: İçindeki bu eski yarayı tedavi etmek istiyordu. insanlar üzerinde dikkatini toplayamıyordu. kızmayın bana. işte sevdiğim kadın. Hayır. Aynı oyunda —kadro darlığı yüzünden— aynı zamanda bir adam.» «İnsanlar istedikleri işlerle uğraşamıyorlar. Başı dönüyordu. Bunun dışında. Evet. sana bütün bildiklerimi öğreteceğim. Sevgi de odada yoktu. bir köşede tek başına ağlarken gördüler. bütün tenkit yazılarını okumuştur.gaye taşırsa. 'Oğlum Hikmet. bana ne: ihtiyacı vardı? 'Oğlum Hikmet. Hayatının hiç bir bölümünü çöp sepetine atmamıştı. tepsiler. bir yüzbaşı. Onları tanıdık. size. gitmemişler. Bu amaçla her şeyi kullanmalıydım. Piyesin müellifi izin verseydi. İnsan konuşurken kendini daha kuvvetli hisseder böyle öğrencilerin yanında. tabaklar ve yiyecekler arasında güründüler. büyük bir cimrilikle .» Hikmet itiraz etti: «Albayım bu emelini gerçekleştirmek için. albayım yıllarca okumuş. bir gün lazım olur diye bir köşede saklamıştı. onların üzerindeki hakkınızı kaybettiniz. bütün görev süresince çalışmaktan ve bir gün arzusuna kavuşacağını bildiği için ümit etmekten geri kalmamıştır. bir hayat kolek-siyoncusuydu. sadece Voltimand'a 'Hoş geldiniz dostum. gerçekten benim dışımda yoksunuz albayım. «Albayım olmadan ben hiç bir şey yapamam. önce her şeyi kullanmasını öğrenmeliydim. Tanıdıklarına gider ve 'Mektuplanm zaman aşımına uğradı. ne yazık. birdenbire 'Hatırlıyor musunuz?' derler. Bir gün emekli olacağını ve bütün gücünü tiyatro üzerinde toplayacağını bildiği için inancını hiç bir zaman kaybetmemişti. Benimle boy ölçüşmeyi düşünemezler. başka bir figüranın hastalanması üzerine. Kirkor'un mey-hanesindeki yumuşaklığı yaşadı.' yerine. hayatını büyük bir kıskançlıkla. beklemediğiniz bir anda. 'Oyunlar. 407 tığını ve yaşamakla amacına ulaşacağını hissetmiştir. 'Hoş geldiniz dostlarım. Herkes yerini aldı. iyi bilmek gerekiyordu.' Neden gerçeklerden kaçtığımı. ne kadar heyecanlıydınız. Bu arada zaman bulabilmiş olsaydı. Askerlikten emekliye ayrıldıktan sonra.» Hikmet çevresine baktı: Tanımadığı misafirler gitmişti. Artık kendimi geliştirmeliydim. «Birer oyun yazan olarak yaşamağa başladık. Kendi yazdığı mektuplan da bir süre sonra geri almıştı. bir oyuncu. Cornelius rolünü de geç vakitlere kadar çalışarak ezberlediği halde.çekti.» dedi birisi. Birden. içinde böyle yüksek bir . Büyük oyun yazarları bize örnek: oldu. gecekondunun rahatlığını içinde duydu. Öğrenmek hevesiyle iutuşan öğrencilere benzer bunlar.' Önce tekniği: . Siz. Albay nerede? Albayı içimde taşıyorum. Bizim gerçek dediğimiz şey de. sizin büyük bir oyun yazan olacağınızı daha o gün anlamıştık. gene bu büyük tiyatro ülküsünü gerçekleştirebilmek için karısından ayrıldı. yaptığı her iş ona bu alanda yararlı olur. Bütün ısrarlara rağmen. Albayım hayatla ilgili her şeyi biriktirmişti: İnanılmaz bir koleksiyoncuydu. Perde kapandığı zaman onu arayanlar. Bunun için de. birilerinin. Hamlet'i tutuklamak için hemen üzerine atılacağından kimsenin şüphesi yoktu. bazı güçlükler yüzünden iyi oynanamayan oyunlardır.' Fincanlannı aynı kibar ilgiyle tutarlar. En küçük bir aynntı bile önemliydi. Hiç bir söz boşa gitmez. sözlerinizi çoktan unutmuş olduğunuz bir sırada mutluluk verirler. Galiba yerimden kalkmıştım bir aralık. kendini oyunlara verdi. ellerini sıkmıştım diye düşündü. «Albayım yıllarca düşünmüş.' derdi. Burası da bir gecekondu. kendisiyle birlikte konuşan Voltimand'm erken davranması yüzünden söyleme fırsatını bulamadı. İşte dul kadın. tek konuşmasını. bir haberci ve bir gemici gibi isimsiz rolleri de büyük bir hevesle oynamaktan çekinmedi. soluğumu oyunlara göre ayarlamalıydım. tek başına böyle bir görevin üstesinden 408 yamazdı. gerçeğin en güzel yorumlandır.» dedi. 'Çaylarımızı içerken bize oyunlardan ve albaydan ne güzel bahsetmiştiniz. o gece tekrar sahneye çıkmadı ve ikinci perdede kıral. Bütün hayatını. Albayım. Yıllar boyunca bütün piyesleri izlemiş. Albayım da bilgilerini benimle birlikte yeniden değerlendirdi. Kendi bacaklarında eski güç olsaydı. «Bu albayınız da belki tiyatroda kendine önemli bir yer yapardı. Kendisine yazılan bütün mektuplan biriktirmişti. daha doğrusu yanş atıydım. Benim yaşımda bir insan. Onu dinlemek üzere hazırlandılar. Ben onun yanşçısıydım. Yıllar sonra. İnsan.' dedi.' demek zorunda kaldı. Ben onu dünyaya tanıtmak için bir aracıyım.' dedi: 'Sen istekli bir oyuncusun. sonunda oynayacağı büyük oyun için biriktirmişti.

'Hemen içkiyi. Onlar da önce çok hesapsız davranmışlar. her şey demektir. benim gibi telaşa kapılmadı.. diksiyonları inanılmaz bir şekilde bozuktu.» Ergun. en beklenmedik zamanlarda zayıflık göstereceğini tecrübesiyle tespit etmiş olduğu için. iyi oynanan bir oyun haline getirebilmek için hiç bir fedakârlıktan çekinmemek gerekiyordu. attığı bir mektup. birçok oyuna başlamamı engellemişti. 'Heyecanlarını boş yere harcama. çok kötü oyunlar oymuyorlardı genellikle. Bütün milletlere rezil olmayalım. iyi bir •oyuncuda bulunması gereken özelliklerden de haberleri yoktu.' diye bağırdım bir gün. «İyi bir yetiştirici olmadan sonuç alınmaz.' dedi bana. Bedava düşünmek yok artık!' 'Heyecanlanma. sabırlı bir yönetmen gibi onlara oyunların kurallarını öğretmeliydik. Antrenör.» . makbuzlar. ini? &ıuı yapmaman usandım albayım. onlar kötü oyunlarına başlayınca. İyi bir yetiştirici olan albayıma kendimi teslim etmenin zamanı gelmişti. İnsanın bir yerde muhakkak kendini ele vereceğini bildiği için. büyük başarılara ulaştılar değil mi? Ölsen bir yudum su vermezler. 'Anladım albayım. «Atletizme çalışmıştım. suyu hakettiğimi göstermeliyim. 'O halde ne yapalım albayım?' diye ümitsizce sordum. Her şeyi ancak bir kere. 'Demek bunun için insanların arasında bulunmaya katlanamıyorum. 'Oyunları düzeltelim.__ . İyi bir yönetmenin varlığına büyük ihtiyaç vardı. Tabii şimdi anlıyorum: Bakalım bu suyun sana verilmesi doğru mu? Bakalım sen kimsin? Ya Goethe'nin de aynı suya ihtiyacı varsa? İlerleme başka türlü olmaz albayım. Yolda. onu hemen pratik sonuçlara götürürdü. Artık bağırmak istemiyordum. 409. Gene de dayanamadım. İnsanların mimikleri ve jestleri son derece acemiceydi.lerini unut.' dedi kısaca.' 'Sende doğuştan tiyatro sezgisi var. hiç bir belgeyi küçüm-semezdi.» diye atıldı Nursel Hanım. cep defterleri gibi önemsiz şeyler bile bir kütüphane dolduracak kadar çoktu. 'Bu sefer bir oyuna gelmeyelim.' diye itirafta bulundum. Kâğıtları biriktirdiğimiz gibi.» «Müzikte de böyledir. heyecanlarımızı da biriktirmeliyiz bundan sonra albayım. Bütün ihtimalleri hesaplayalım. insana ait her şeyi bir köşeye koyardı.-gun olmayan rolü benimsiyordu. Albayım. Son fırsatı da elimizden kaçırmayalım. Elbette albayım: Önce. İnsanların arasına karıştığımız zaman da. Bu yüzden. sigarayı ve boş düşünmeyi bırakıyorum. Birçok kelimeyi yanlış söylüyorlardı. şu zenginler —ama çok zenginler— servetlerinin küçük bir parçasını da neden bana vermezler? Neden böyle sürünüp dururum? diye içimden onlara itiraz ederdim.' «Büyük bir durgunluk gelmişti bana.' Kendimi tutmak istiyordum. Ben korkuyordum. onu evde bulamayan tanıdıklarının kapı altından attıkları kartvizitler.» dedi. kendilerini tutmasını bildikleri için. Kimse ondan bir şey alamamıştı. İnanın çok istiyordum. kaçacak delik arıyorum. Batılılar. yorulmaz bir koleksiyoncuydu. küçük notlar. 'Her şeyden önce nefesimizi iyi ayarlamalıyız oğlum Hikmet. Böyle uzun bir oyunu. hafızam kuvvetli olduğu için.' dedi bana. Başarısızlıkları bu yüzdendi. 410 . her saniyesini bir kenara koymuştu. bağırdım: 'Anlıyo-*-um albayım! Her yeteneğimizi hesaplı kullanmalıyız. üstelik. Kendisine gönderilen pusulalar. 'Yalnız bu sefer dikkat edelim albayım/ diye yalvardım. 'Evet albayım!' diye heyecanla bağırdım. Beni de. oynamak fırsatını buluyorlardı. o da prova yapmadan. Gerçeği. Bu korku. Bütün teknikleri öğrenelim.' dedi albayım. Hiç olmasa. şaşmaz bir kesinlikle yerini bulurdu. Göründüğümüz kadar olmayalım.' Albayım. Başkalarını bile. bu işte kullanmağa başlamıştı. Büyük ve yüksek amaçlar uğruna her dakikasını.biriktirmişti. onunla ilgili şeyleri biriktirmeğe zorlamıştı. Her şeyi yeni baştan nasıl ele alacağımızı anlattı. Birçok insan da kendisine uy-. Durmadan cümle biriktirirdi albayım. «Yaşadığı hayat. bir sürü esaslı insan bu yüzden yok olup gitmiş. albayımın aklı almıyordu. İnsanlar. arkadaşlarının can sıkıntısıyla üzerlerine anlamsız şeyler yazdıkları kâğıt parçalan. Oyun alanını genişletmenin gereğine içten inanmıştı. «Ben de bir zamanlar spor yapmıştım.__^^. balkondan düşen bir ev ödevi. Hemen tükenmeyelim. 'Zaten fazla bir şey bilmiyorum albayım. bu kadar sorumsuzca oynamayı.' dedi albayım. 'Bütün bildik. Ben de eskiden. göründüğümüzden az olmayalım.

' dedi albayım. 'Her şeyden önce.l-mıyor. Hayır. «Bizi bir de bu acımak mahvediyor albayım. 'Elbette albayım. Ben de kendimi yakıp bitirmedim. soğukkanlı. değil mi? İnsanın kendini bırakmasına engel olmalıydı. Heyecandan yerimde duramıyordum. 'Soğukkanlı olmalıyım albayım!' diye bağırdım. Albayım her şeyin çaresini buluyordu. soğukkanlı olmalısın. Ağrılara ve kendine acımaya boş vermelisin. Kendimize acımaktan. 'İdmanımız yok da ondan. Fakat.' dedi. Kant. Birden dehşete düştüm. bir süre sonra adalelerim ağrımaya başladı.' dedim.» diye görünüşünü belirtti Ergun. kendimi tanımadan geçen yılları unutmuşum. başka işlere zaman ka. dedim 411 cümle düşünmeğe çalıştım. 412 arılamıyordum. Zaten her sözü çoğaltıyordum. Onlara kızmak da. çok dinlediğim için bir-kısmı ezberimde olan kötü şiirlerden başka bir şey hatır-Jayamadım.' dedi albayım. Biraz düşündüm ve sabrettim. yok canım. acımak albayım!' diye bağırdım. 'Ya hepsini unutmamışsam albayım? Yarım yamalak bildiklerim ya engel olursa bana?" diyerek. 'Fakat albayım. kötü alışkanlıklarımdan henüz vazgeçmemiştim. birçok yüzden kaybediyorduk. Bizim bu durumumuz kısaca rezaletti. her düşünceyi. Albayım bu kadar söyledi. Her şeyi ne kadar yanlış biliyorduk canım. onlardan da bir şey çıkarılabilirdi. boş düşüncelerimi de unutmuştum. yetiş-sek bile. Ya da Batılılar gibi davranır insan: Acıdığı kimse için bir şeyler yapar. «Alçaklar! Hayır. artık ümitsizliğe kapıl maktan korkmuyordum.' «Bu yüzden bütün yarışmaları kaybederiz.' diyordu. Soğukkanlı. bu sözün gerçek önemini kavrayalım.' diye acı acı güldüm. 'Bizi bize anlatın. Kendimi o kadar sıkmışım ki. ben kendim olalı yıllar geçmiş. diye yalvarırız. Henüz bağırmalarımı kontrol edemiyordum. Bazı atasözleriyle. Bütün hayatımca konuşmuştum. 'Üzülme oğlum Hikmet. ancak soyut bir düşünce olabilir. Acımak. İngilizlerin sözlerini bile hatırlayamıyordum. «İngilizlerin neden sustuğunu artık anlamıştım.» dedi Sevgi. sonra. hiç bitirmedim.' 'Doğru. Kendime acımama-lıydım. 'Başkalarına acımakla başlayan bu tehlikeli duygu. 'Kendini tanı derler ya. her zaman kendimize acımakla son buluyor. Albayım sakindi. Batılılar neden bize bunları öğretmiyor? İşin esasını bana söyler misiniz albayım?» «Hiç bir şeyin aslını öğretmez onlar. ben onun sözlerini hemen çoğalttım. çok soğukkanlı ve çok sağlam bir biçimde durdum orada. bir çeşit kendine acımaktır.«Değil mi?» diye bağırdı Hikmet. Temel bilgileri büyük "bir titizlikle saklarlar.' dedim. 'Düşüncelerini olgunlaştırıncaya kadar beklemelisin Hikmet.' dedim kendime. soğukkanlılığımı kaybetmemeliyim. hem de soğukkanlı olmak istiyordum. 'Her şeyin birden unutulmasına çok ihtiyacımız var. Sonra.' dedim. soğukkanlı dedim kendime. Bunun da çaresini buldu. onun yazdığı bir kelimeyi bile . Bir cümlesi aklımda kalmamıştı. 'Evet. kumaşlarımız neden bu kadar çabuk soluyor?» «Her şeyimiz soluyor. Zaten hangi yüzden kaybetmiyorduk ki? Bunların hepsini saymak bile güçleşmişti. Bu nedenle bacaklarımın ve kollarımın ağrıması pahasına soğukkanlı olmalıydım.' dedim. bizi durmadan kötüleyin. Henüz. Kendimden utanıyordum. 'Kendimize acı yacağımıza kendimizi tanıyalım albayım. Hayır aklıma bir cümle bile gelmiyordu. bu yüzden kaybediyorduk. Bize acımayın. demek onları da okurken kendimi boş düşüncelere kaptırmıştım. 'Kapı kapı dolaşırız albayım. Boş düşünceler bile bir yerde kullanılabilirdi. İşte iyi bir yetiştirici de böyle olmalıydı.' dedi albayım. 'Kendini yakıp bitirme. Sandalyeye daha sıkı tutunarak. 'Kendimizi başkalarına sorarız oğlum Hikmet. Bi413 a . titiz bir koleksiyoncu gibi biriktirebilseydi. «Sonra bizi pazar olarak kullanamazlar. Bu yüzden de kaybediyorduk.» diye heyecanla atıldı Hikmet. elli iki yaşma kadar sabretmişti: Ben sabredemediğim için. aklıma gelir gelmez söylemek gibi bir yanlış davranıştan kurtulamamıştım. Hayır. Ellerimle sandalyenin kenarına sıkı sıkı tütündüm. bir endişemi daha açıkça belirttim.' dedi. Onları nasıl öğrenmeli acaba?' Birden ümitsizliğe düştüm. Buradan bir yere varır. «Evet. işin esasını öğrenemeyiz. İnsan onları olduğu gibi koruyabilseydi. Onların yanında. 'Bir de İngilizlere soğuk deriz. İşte durum meydanda: Bizim.

Albayım uyardı. hemen her söze cevap yetiştirmemeliydim. 'Kendimizi tanımalıyız. Bir kadın arkadaşım vardı. aptallar gibi ortaya atılmak da tehlikeliydi. Albayım. 'Kendini aşırı uçlar arasında kaybetme. Bunun üzerine albayım. 'Anlamadım albayım. «Hayır. yun auyaugum bir sözdü. 'Eskiler buna tecahülü arifane derler oğlum. çünkü kendini ciddiye almıyordu. gereksiz gurura kapılmaktı.' diyerek hemen razı oldum.» dedi. kendimizi bir kere daha ele veririz. bir gün benim gibi piyano mesele415 sinden Heyecanlanıp urnaiuarim kbsuusu ubuuju. heyecanla. Fakat albayım fazla heyecanlanmamı istemiyordu. Aslında.' dedi. yeni ilkelerimize göre. Tırnaklarını kestiği halde kendini ciddiye almadı. Ben.' dedim. ilerledikten sonra da. biraz da aptal görünmemiz gerekiyordu. acele etmeyin: ünce Renaı nizi tanıyın.' 'Acele etmemeliyiz. aptallıkla nitelendiririz. Sesim biraz yüksek çıktı gene. Fakat. hemen anlamış görünmek istemiyordum. değil mi albayım?' diye sevinerek sordum.» dedi Nursel Hanım. Büyüklü küçüklü otuz yedi neden çıktı ortaya. Soluklu olmalıydım. Nursel Hanım gülümsedi: «Önce tırnaklarını kesmelisin.» dedi. dağılmamalıyım. 'Bir de Batılıları aptal buluruz. hemen bunları kaydettik. Kendimi. Hayır.ze kendimizi tanıtın. belki piyano çalmasını da öğrenebilirim. 'Kötü günleri unutmalıyız. Oysa acele etmek yüzünden.' dedim. 'Heyecanlanmamalıyız. 'Susmalıyız. insan biraz kendini tutarsa otuz yedi ilkeyi birden uygulamak işten değildi. Ayrıca. Çok haklıydı.» «Duymuştum. çok değil. İşin gittikçe zorlaştığını albay da görüyordu. yeni baştan kurmak istediğim öz varlığıma zararlı oluyordu. Fısıldayarak. Oysa anla414 . bu meselenin üzerinde durmak gereksizdi. bilimsel de olmak için. piyanoyu bıraktı sonra. Fakat. Yirmi ikincisi ise. Bu ülkenin artık kaybetmeğe tahammülü yok. Aptal olmalıyız albayım. önemli olanın iyi bitirişler olduğunu bildiriyordu.' Ben. ilk ortaya koyduğumuz ilkeleri uygulamağa başlamıştım. Artık kaybedecek durumda değiliz. kendimizi başkalarından sormalıyız. Baştan çok yorulmamalıydım. aptal! Bütün kurtuluşumuz buna bağlı. acele etmemeliyiz. değil mi albayım?» diye gülerek sordum. kim bilir ne kadar esaslı olacaktım? Evet. kendimizi tanımamız için bizi iyice hırpalayın. Ne var ki. Çünkü bizim ilerlememizi engelleyen otuz yedi durumdan on yedincisi. sayının yüze yaklaşmasından korkuyordum. başlangıç için bu kadarı yeterdi.' Oluyordu. 'Baştan itibaren tekrarlayalım ki. Fakat. yetiştiricime teslim etmiştim. meslenin esasını öğrenmek isteyen sabırlı durgunluğunu. Yirmi dokuzuncu ilke de bize. bir bakıma da yararlıydı: Kötü huylarımı.» diye sevindi Hikmet.' dedi. Kendimi. «Evet. söylenenleri anladığımı o anda göstermek istiyordum. Kendimize gelmemiz. zarar yok. «Acele ettim gene. kendisi de bu çalışmalara katıldı. Fakat idmanlarımı da hemen bitirmek istemiyordum. ciddi insanlannkinden daha güzeldi. 'Bir uçtan öteki uca geçme hemen. Böylece iki ilkeyi daha uygulamış oluyordum ki. Otuz yedinci ve en önemli ilkemiz buydu. bizim için kavranması güç bir durumdu. iyice yerleşsin bunlar. Üstelik.' dedik 'Susmalıyız. 'Unutmalıyız albayım. kendini küçümsemek gibi başka bir yanlışlığa sürüklüyordu insanı. 'Orta yol. Önce kendinizi. Biraz aptal olmasını öğrenmeliydim. Kendimle birar gurur duydum.» «Piyano çalarken de. «Tekrar çok önemlidir. Çünkü böyle değildim.' dedim. «Uzun tırnakla olmaz. işin daha basındaydık. Çünkü bütün . onun yaşında.» Düşündü. Hemen bir makas bulalım. biz kendimizi ve bunları düşünen aklımızı ciddiye alıyoruz. 'Onların acelesizliğini. sonra bizi kötüleyin. iyi başlangıçların tarihimizde çok görüldüğünü.' «Kurtuluşumuzun bağlı olduğu niteliklerin sayısı bir çığ gibi büyüyordu. Bu. dolayısıyla kendimi tanıyordum. Durun. her zaman o durum için gerekli olanı hemen bulup çıkarıyordu. Bize vurun. bu huyumdan çok çekmiştim. belki de bu yüzden heyecanı. Bu davranışım da. Böyle bir şeye hakkı olduğuna inanamıyordu.' Albayım itiraz etti.' dedi. bir de başkalarına sorsaydım. on yedinci ilkenin aşırı uygulanması sonunda. çok akıllı ve kavrayışlı görünmemeliydim. Bana örnek olmak için. Neyse. Bu nedenle. Kendimizi tanıyalım da sonunda yok olalım. İnsan bir şeyi ciddiye almalı.' Gözlerim yaşarmıştı.' dedim. Ön yargıyla yola çıkılamazdı. benimle birlikte koşmak büyük bir fedakârlıktı.» «Nasıl başlanır?» diye sordu Hikmet. Artık.' 'Etmem albayım. 'Aptallaşmalıyız. Neredeyse ilk nitelikleri unutacaktık. Başlangıçta da önemlidir. Albayımla ben kendimizi ciddiye alıyorduk. Evet.

otuz üçüncü ilkeye göre. Bu marş. Bir süre bunları düşündüm sadece. Bu marş. İnsan sonunda hatırlıyor işte. Nursel Hanım da gülümsedi: «Çok çalışmışa benziyorsunuz. yalnız önemli şeyleri hatırlamalıyım. Sen bir yerde bulunuyordun. mantığımızı da sağlam tuttukça. Yalnızlığı ve korkuyu en iyi sen bilirsin. kendi başımıza ve yardımsız çaba416 lamanın da korkusu vardı. Bunu unutmadıkça. Evi dolaşıyormuş gibi yaparak odalara göz attı: Kimse yoktu. Gülümsedi. aynı zamanda marşın güftesini de yazan albayıma itiraz ettim: Müzikten anlamakla birlikte şiire aklı eriniyordu: Korumaklarda denir miydi? Albayım kızdı. Ve sonunda. Kimse. Çünkü en büyük hazinemiz aklımızdır. Ülkede kimse bizi desteklemiyordu. Albayım. daha henüz eski akılların etkisinden kurtulamadığımı ileri sürdü. Başkalarının aklı başkadır. kendimizi kendi üzerimizde deneyerek yok olup gidecek miyiz?' Giriştiğimiz işin altından kalkılabilir miydi? 'Giriştiğimiz için temelleri sağlam. Zarar yok. O gün oldukça yol almıştık. Marşı o bestelemişti. Odaya döndü: Nursel Hanımla Sevgi'den başka kimse yoktu. Piyano da çalabiliriz. Sert köşelere çarpmaktan yorulan aklımın durgun ve sürekli bir aşk içinde ancak seninle birlikte dinleneceğini biliyordum. ne yapalım? Daha iyi oldu: Sevgi'yle istediğim gibi konuşurum. sigara molası vermiştik. Bunu da görmemiş olamam. başkaları da yoktu.» Başını kaldıramıyordu. diye homurdandı içinden: Giderken haber vermedi bana. Akıl Cumhuriyetinin millî marşıydı. Yorgunluklar vardılar. «Çünkü benim durumumu en iyi sen anlarsın. «Ben. Yumuşak bir yerdeydin. diye düşündü. kendini harcama korkusu ve olduğu gibi koruma endişesi de zararlıydı.' diyerek endişelerimi dağıttı albayım. Bunu 417 beklemiyor muydum? Benden sıkılanlarla işim yoK. Kadınların elbisele rine baktı.' Ben heyecanlandım. Hep bir ağızdan söylüyorduk: En büyük hazinemiz aklımızdır Aklımıza güvenmek hakkımızdır Hayatta aklımızdır en güzel şey Akılsızlar bize kulak verin hey! Biz bu aklı bulmadık sokaklarda Görevimiz onu korumaklarda Kurtulduk. fakat ümitsizlik yoktular. Ayrıca. Bu bakımdan kendimizi korumadık. belirsiz kuruntulara düşmüştüm.» «Evet çok çalıştık. 'Bizi tanıyacaklar mı albayım? Sesimizi duyurabilecek miyiz? Yoksa bir tecrübe tavşanı ya da bilinmeyen bir bilim adamı gibi. çevresinin boşaldığını hissetti: Ergun odada yoktu. «Bu yorgunluklar beni yordu. seni sevdiğimi söylemeğe geldim sana. bizim derinliklerimizden kopup gelen bir sesti. Olabilir. atletizm de yapabiliriz. bir odanın içinde.ilkelerimizi aklımıza dayandırıyoruz. zamanında askerî bandoda çalmış olduğu için müzikten anlıyordu. Bu elbiseleri de hatırlamalıyım. başka akıllar bize yük Aklımızdır hazinemiz en büyük. biraz dalgın olunabilir. bakışlarla süzenler var.» diye söze başladı. Görmek istediklerini hatırla yeter. Fakat her zaman seni düşündüm. Kendimi iyi hissediyorum. dedi kendi kendine. Bizi başkaları anlamaz Sevgi. Şimdi beni de garip. İkimiz de heyecanla ayağa kalkarak 'En Büyük Hazinemiz Aklımızdır' marşını hep bir ağızdan söylemeğe başladık.' dedi. 'Birilerinin başlaması lazımdı oğlum Hikmet. İnsanların beni beğenip .' dedimı 'Kendimizi acaba boş yere harcamıyor muyuz? Ya başaramazsak?' Aslında bu korku yersizdi. «İşte bunun için Sevgi. Ben onlara aldırmıyorum. İnsanın düşünce ve hafıza gücü sonsuz değildir. Benim endişeye düştüğüm zamanlar oldu: 'Albayım. Demek ellerini sıktım. Ben kahve pişirmiştim. lamız. Aklı çok seviyordum. Herhalde yorgunluktan olacak. gözlerini yerden kaldırdı: Nursel Hanım da gitmişti. Çok yorgun olduğumuz bir sırada konuşuyorduk. Albayım beni yatıştırdı. Akü sözünü duyunca heyecanlanıyordum.» Hikmet. buna tenezzül etmedik.» Hikmet. onun üzerine her şeyi kurabiliriz. onu korumalıyım. bunda bir zarar yoktur. Bu yüzden ikimizi hep garip bakışlarla süzmüşlerdir. Sevgi'nin hangi elbiseyi giydiğini unutma. ne yaptığımızı bilmiyordu. Aynen böyle söyledi. 'Aklın temelleri üzerine oturuyoruz. İkinci kıtanın üçüncü mısraını anlamamış mıydım? Bu albayımla ben başa çıkamazdım. Belki içeri gitmişlerdir gene.

Radyo çalarken de başını o tarafa doğru uzatıyordu. kimse aç kalmaz-mış. Kitap gibi ödemeli gönderiyoruz. Ben kendimi tanımakla ilgiliyim. 'Be -ba. (İnsanlar bundan hoşlanırlardı. Oturduğu daireyi satın almıştı. insan bir şey üzerinde çalışır. Postaya parayı ödeyen rahata kavuşacak. Behçet'in oğlu daha iki sesi bir araya getiremiyordu. gecekonduya yerleşmiştim. Bana inanılmaz gelen bu ölümlerden sonra başka ne yapabilirdim? Annem. durumu açıklıyoruz. Çünkü görmüşümdür ki. Şehrin uzak bir yerinde. Kitapları okumadan öğrenmeleri ve üzerinde konuşabilmeleri için insanlara yararlı olmak amacıyla da incelemelerde bulunuyoruz. çalışmıyordum. ben de çoğaltıyorum bu konuşmaları. Taşın üstüne oturup onlarla bir süre konuştum. Küçük çocuğunu kucağına alarak. konuşuyorum. Albayımın tavsiyelerini tutmakla ilgiliyim. öldükleri için. bu seslere hayrandı. Onlara nikâhta. bana uzattı. Bir daktilo kiraladık. Her birinin üstünde çok çalıştığımız için. kendimi tanımak için. kısa ve uzun yolculuk mektupları da yazdık. Hüsamettin Bey konuşmalar hazırlıyor." gibi anlamsız sesler çıkardı elini bana uzatarak. Onlar öldükten sonra neler yaptığımı anlattım: Senden ayrılmıştım. Benim ne olacağımı bilebilir misiniz? Ben de size acımıyorum işte. Albayımla birlikte bir şeyler yaparız nasıl olsa. Neden bu kadar erken öldüklerini de yüzlerine vurmadım. postayla gönderiyoruz. ömür törpüleyici bir işti. Ziyaret konuşmalarıyla tiyatro ve sinemadan dönerken yapılacak yorumların kalıpları üzerindeki çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İnsanlara bunu öğreterek hayatımızı kazanabiliriz. Demek müziğe de kabiliyeti vardı. akla gelebilecek bütün ihtimaller üzerinde dur418 *6* duğumuzu sanıyorum. 'Karım bize güzel yemekler yapar şimdi. Benim onlara karşı çıkamayacağımı.' Nişan törenlerini izliyoruz gazetelerden. Nerede ne söylenmesi gerektiğini çok iyi inceledik. Beni yalnız bıraktıkları için fazla üzgün görünmüyorlardı. Onların ayağına gittim. çünkü bunu beceremeyeceğimi düşünüyorlardı. Tabii ben. Geçen gün annemin ve babamın mezarlarını ziyaret ettim. Albayımın da yardımıyla eski dostların bir listesini yaptım. yaşayanlara acımıyorlardı. daha çok başkalarıyla görüşüyorum. sıcak sudan kızarmış elini bana uzattı. Bir yıl sonra Nazminin oğlu üç heceyi bir arada çıkaracaktı. belki de ölüme yaklaşmıştım. Sonra. Onları yanlış sözlerin tehlikelerinden kurtarabiliriz.' dedi. «Ben.' diye ümitliydi. saman gibi sarı bir kadın mutfaktan çıktı. Onlara sitem edebilirdim. «Para meseleleriyle de ilgili değilim. onları çok aptal buluyordum. isterlerse bu hazır mektuplardan da yararlanacaklar.beğenmemeleri umurumda değil artık. Bir zamanlar kimseyi beğenmeyen Nazmi. karanlık bir mahallede oturuyordu. yakınımdan geçmişti. Demedim. Daha önce bir mektup yazıyoruz. evet onların ölümleri bana da bulaşmıştı. Neden albayım kadar olamadınız? Benimle uğraşmadan beni hayata gönderdiniz? diyebilirdim. 'Oğlumu nasıl buldunuz' diye sordu. Bu çocuk muhakkak büyük adam olacaktı. İnsan da çocuklarla birlikte aptallaşıyordu zaman geçtikçe. Çünkü bu arada yazıcılığımızı çok geliştirdik. 419 «Başka tanıdıklara da uğradım. Yağsız ve . Allahtan ben hiç çocuk olmamıştım.) Nazmi evlenmişti. Belki ben sizin kadar yaşamam. Mektup yazmak için zarfkâğıt almaya gidenler. dedim. Dediğim gibi. Aşk mektupları. bu. para meselesi bizim için önemli değil. sonunda muhakkak bir yararını görür. Törenler için güzel söylevler hazırladık. İşte Nazmi de başını çocuğun karnına dayıyor ve 'Ulu-dulu' gibi sesler çıkarıyordu. dedim onlara. İki çocuğu olmuştu. Bu konuda meslekten eleştirmecilerin başvurdukları yollardan kaçınmaya çalışıyoruz. Çocuk. kötü rüyalar görüyordum. Sonu belirsi-i bir takım işlere girişmiştim. çocuk gibi anlamsızla-şıyordu. Bir başka anlamsız yaratık olan karısı da çok kötü yemekler yaptı. bu ölümlerin hesabını sormadım onlardan. düğünde gerekli olan konuşmaları. Başını kaldırarak. param gittikçe azalıyordu. 'Yakında elektrik verecekler buraya. Bunu da albayımdan öğrendim. İnsan parayı kendine dert edinmemeliymiş. Bunları kırtasiyecilere satmayı düşünüyoruz. Anlattığına göre. onu hakkıyla başarırsa. Yalnız kendimle hesaplaşmak istiyordum. onlarla kendim hakkında. Ben çocukları sevmiyordum. bunu bildiği halde gene de ölmüştü. benim ölümden korktuğumu bilirdi.

'Akıllı oğlum. be — ba'lar. Karışık bir sokakta. 'Yalnız oturuyorum. Bir çay fincanı da bana getirdi. 'Hiç tahmin etmiyordum. Babasına bir kalem uzattı. Soruyu anlamadı: Benim ona yaptıklarımı hatırlamıyordu. sevmedikleri ki421 gisizlik vardı. adresi yazdırmcaya kadar otobüsü beklettim. Başkalarına da gittim Sevgi. Burası daha önce çamaşırhaneymiş. çocuk akıllı olsun diye. (Bu adama bir zamanlar kızardım.' dedi. Neden geldin? nereden çıktın? diye sormadı. Nazmi de bana. seninle ilk kavga ettiğimiz sabah bizimle birlikteydi. (Çok yüksekte oturduğu için onu kimse görmüyormuş. Odanın çıplaklığı için özür diledi. Benimle otobüs durağına kadar yürüdü.» dedim Nazmi'ye. beni bekliyordu. 'Söylemişimdir herhalde.' der gibi baktı. Ne tedbir alınırsa alınsın. yemekler. Ev yemeğinin iyiliklerini sayıp döktü.' dedi. 'Otur birader. Çılgın bir kalabalığın ortasında.' dedi. fincana şarap doldurdu.' ya da 'Bak sen şu işe. En kötüsü bana yaptıklarını da unut420 I dişlerini göstererek gülüyor. sarışın kadınlar arasında ne diyeceğimi unuttum. her doğrultudan baktı bana. Bu sırada çocuk. lüks lambasının ışığında yediğimiz yemeklerin iyi olduğundan. kendimi soracaktım. Kapıcı da Dumrul'un en üst katta oturduğunu söyledikten sonra ben merdivenleri çıkarken ters ters bakmıştı bana. Bundan sonra hata yapmayacağız. insanların kalplerinde ne fırtınalar yaratmışım.' dedim ona. Birdenbire gelişime ve senden ayrılışıma. Ben de ona. yerden bitti birdenbire.' Ben karımdan ayrıldım. Elindeki çay fincanını. 'İçki bize de dokunmuyor mu sanıyorsun?' Bana hemen nerede oturduğumu sordu. durmadan şaştı. 'İçince kötü rüyalar görüyorum Dumrul.' dedi. insanın kendi evinde oturmasının yararlarından söz ettim. (Belki biraz daha salladı sonra. Nazmi her şeyi ayarlamıştı.' dedim.) Otobüs köşeyi dönün-ceye kadar bana el fenerini salladı. Hemen . 'Bir de kitaplar. Beni dinlemedi. Birbirimize bir şey demedik. nasıl yaşayacağımızı tespit ettik. 'Bak neler söylemişim bir zamanlar. lokantalarda daha iyi yemek yapıyorlardı. Çok içki içmiş olduğu için gülüyordu. adresimi aldı. biliyorsun Sevgi. Birbirimizi kokla-dık. Beni eksenim etrafında çevirdi. Dumrul. 'İnsana lazım olan bir yatak. çocuklar aptal olur. Bana dokundu. Kime ne söylediğimizi çok iyi bileceğiz. 'Çok şaşırdım. Çoktandır kimse beni görünce böyle şaşırmamıştı. 'Haydi bakalım. öpüştük. dili dolaştı. İki sokak köpeği gibi bakıştık.) Dumrul beni karşısında görünce çok şaşırdı. 'Alay mı ediyorsun?' demedi. kimsenin şaşırmadığı kadar şaşırdığı halde.' dedim. Biletçi'nin surat asmasına rağmen. Kapıcılar. çatışmalarımızdan filan bahsettim. oğlu gibi o da akıllıydı.' 'Fakat çabuk yazamıyorum daha. Ben ona. Bütün eşya bundan ibaretti.' diyordu. Odada perde yoktu. kötü oyun yazmak ve oynamak yasak. eski günlerden. istersen bir gün uğra bana. albayımla çalışmağa başladıktan sonra. böyle sorular sormadı. «Sonra ayrıldım Nazmi'den. 'Haydi bakalım içelim. çay fincanıma vurarak.) Ayakta sallanıyordu. Yemekten sonra. Tam zamanında çıkmıştık evden: Son otobüs. her tarafımı yokladı. 'Yaa." Oysa.) Otobüse binerken. elindeki fenerle bana yol gösterdi. Çıplak bir masanın üzerine gazete kâğıdı sermiş. Oysa. bana bunu hatırlatıyor. Sonunda ben de onlar gibi aptallaştım. Ben otobüse binerken sarıldı bana.' dedi Nazmi. Beni görünce. Önce konuşamadı. Ülkemize ve insanlarımıza karşı bir görevimiz var.' Ukalalık için böyle söylemedi. ışıklarını yakmış. sucukla şarap içiyordu. mutfak raflarına üstün mamalar dizemeyiz. bütün suçun bende mi olduğunu sordum. böyle olmak istesek de böyle olmamalıyız. çok yüksek bir apartmanın çatı katında oturuyordu. Dumrul. 'Allah allah olur mu?' diye güldü.çorba gibi sulu olan bu tatsız tuzsuz şeyleri yemek boyunca övdü durdu Nazmi. Bizi anlamadan dinleyen karısına da. 'Yemekten sonra bilmece çözerim de. Biliyorsun. Sen de karnındaki böyle bir çıkıntıyı bol elbiselerin altında saklayamazsm.' «Biz böyle olmamalıyız Sevgi. nereye döneceğimizi bilmeden koşuşup durmayacağız.' dedi. «Bir gün de Dumrul'a gittim. 'Eeee ne var ne yok?' dedi ve güldü. Başka bir söz edemedi. 'Allah allan şuna bak' dedi. 'Ben çok içemiyorum artık. Birkaç şişe devirdiği anlaşılıyordu. Nazmi gibi. 'Nedir senin bu durumun?' demedim. 'Bir de daktilo tabii. lamba ışığında kitaplarımızı okumağa çalışırken ona.' dedi. Biz albayımla her şeyi kararlaştırdık. dedik. Kendimizi tanıyacağız.

bu yüzden. Babamla annemin sağ olduğu sırada bize çamaşıra gelen bir Fatma 422 nem de katılırdı bu ağlamaya. «Yerine otur lütfen. ben acıdım. başını önüne eğmiş düşünüyordu. Sevgi elini çekti. bundan iyi bir giriş bulamadım: Seni eskisi gibi seviyorum Sevgi. Hemen sarıldı. Ben de lütfen yerime oturdum. bir toplantıda tanıştırıldığım kadınlara. Bir bakıma iyiydi bu: Otuz yedi ilkemize uygundu. kendimi de ağlata-mıyordum. Söz birliği etmiş gibi hep bir ağızdan.» dedi. İnsanları ağlatmanın bu kadar güç olduğunu bilmezdim.» diye söylendi. onu kaldırdı. sana yaklaşmak istiyorum. Sevgi yoktu. Elimi uzatmışım. Sonunda. hiç bir şey anlamadıkları halde? Şimdi ben de. Burası onun evi. «Gitmiş olamaz. Hiç olmazsa ben ağlayabilseydim. Lütfen yerine otur. elini Sevgi'nin karnına koydu. 'Sen anlamazsın.' derlerdi. Bundan daha iyisini bulamadım. Sevgi'nin üstündeydi ve bir şey yapamıyordu. diyecek misin bana?» Başı ağırlaşmıştı. Hepsini düşündüm. Fakat kadınlar. «Ne diyeyim?» diye karşılık verdi Sevgi. hepsini oynadım. aynanın karşısında kendimi çok seyrettim. Bunun provasını çok yaptım. Oysa. Çünkü. Sevgi. Kendimi heyecanlandırma yeteneğinden yoksun kalmıştım. «Ne yapmak istiyorsun?» dedi Sevgi. Herkes gidebilir. Fakat ben de kupkuru olmuştum işte. Sevgi'ye bakıyordu.» Yatakta yan döndü. bu acıklı sona varmadan önce buraya gelerek'. gene de benim için ağlanmasını istiyorum. yorganı üstüne çekti. Onlara da sormak isterdim ne yapmak gerektiğini.. Sevgi gidemez. «Uykum var. Bunu kafamda çok kurdum. «Uyumalıyım. Sevgi'yî görmüştü.hepsiyle bir takım küçük olaylar yaşamışım. fakat uygun bir davranış bulamadım. Oysa ben insanları ağlatmak istiyordum. Gerçekten anlamıyordum. Hikmet baktı-İkisi de soyunmuştu. «Başımı taşıyamıyorum. «Ne diyorsun?» diye sordu Sevgi'ye. Hikmet yerinden kalktı. Aslında. dediler. Hikmet. Çoğunu güldürmüşüm bir zamanlar. bana bir zamanlar dokunan küçük olaylar. «Bizi görecekler. ne sonuç aldığını öğrenmek istiyordu. Bütün vücudunu bir ter kapladı. Albayımla da bu meseleyi üstü kapalı konuştum. bu yüzden. Sonunda kendime. İşte Sevgi. Yatağıma uzandığıma göre demek böyle yapmışım. Sevgi'ye yaklaştı. acemi bir oyuncu olduğumu hemen anladılar: Lütfen yerinize oturun. Sözü bir yerde bitirmesini becerememişim. dediler. söylediklerimi anlamasalar bile bana ağlamalarını istiyorum. içimde çok yaşadım. «Neden?» diye direndi Hikmet. seni eskisi gibi sevdiğimi söylemeğe karar verdim. beni gülerek karşıladılar. .» dedi kendi kendine. divana götürdü. onlardan da pek bir şey alamadım. «Bana ne yapmak istediğini anlat. Uzun provalar yaptım. Belki de sözlerimin tam anlaşılmamasını. Hikmet. Sevgi'nin elini tuttu. Sonunda büsbütün kuruyup yok olacaktım. Başını kaldırdı: Sevgi yoktu.» dedi Sevgi. «Geç kaldın. Buraya gelmeden önce." dediler. Arkadaşlarım da bana yardımcı olmadı. Ben onları paylardım. Söze başlamak için. Hesapta bu yoktu. «Yapma. Daha önce de seyretmiştim aynada kendimi: Arkadaşlarımın öğrettikleri sözleri denemiştim.» Hikmet. ben söz dinleyen bir erkektim.» diye yumuşak bir sesle konuştu Sevgi. bir barda masama gelen kadınlara neler söylemem gerektiğini bana uzun uzun talim ettirmişlerdi. bütün gücüyle sıktı etini. Oysa bir zamanlar benimle bu konuda çok uğraşmışlardı. Herkesin sözünü dinledim. Sevgi'nin evinde değildi. «Demek eve dönmüşüm. Belki uzun bir süre susmalıydım önce.» diye mırıldandı.» dedi. Lütfen yerinize oturun. Onun konuşmasını bekliyordu.» dedi Sevgi. Sonunda. kaç kere kapıya kadar geldim. «Bu sefer de ben allahaısmarladık demişim. Kendini kötüler423 dime acındırmak için gittim kadınların yanma: Lutîen yerinize oturun. Ya da boşluğa bakarak boğuk bir sesle konuşmalıydım.» 424 ' 16 SON YEMEK Gözlerini açtığı zaman oda gene karanlıktı. bir şey söylemesi gerekiyordu. Nasıl ağlıyorlardı. onun elini tuttu. «Hayır. Şimdi yerimden kalkmak. Sonra gözlerine bakmalıydım. Bunun dışında onlara kendimden bir şey vermemişim.Yolda gördüğüm kadınlara. 'Lütfen yerinize oturun. Bunu çok iyi biliyorum. seni eskisi gibi sevdiğimi söylemeğe karar verdim.» Çevresini inceledi. Onu eskisi gibi sevdiğini söylemişti. seni eskisi gibi sevdiğimi söylemeğe karar verdim.

» Mahallenin çocukları kapıya toplanmıştı. dağıttıktan sonra pencereyi açtı. «Ellerim ıslak. Birden elini salladı: «Sermet Bey! Çabuk gelin. dîye düşündü. «Ergun.» dedi ve Hikmet'i hafifçe iterek geçti.» Onları zorla divana oturttu. «Nurhayat Hanım.» diyerek Behçet de onunla birlikte çıktı. diye söylendi. «Geniş bir yerde oturuyorsun. Paketleri ve karını al da gel. «Ayakta durma. Bir siz eksiktiniz. «Kirası ucuz mu?» Behçet ve albay. Şaşırmamıştı. ne iyi ettiniz. Bu kadar insanı yalnız başıma nasıl ağırlarım? Bize o güzel kuru fasulyenden pişir bakalım.» «O günden beri neden Mç görünmedin?» diye sitem ederek içeri girdi Sevgi. Dumrul'a evi gezdirdi. «Koltukları da seninle ikimiz taşıyalım oğlum Behçet. «Fikret yanlışlıkla üst kata çıkmış. arabamla sizi alırım demişti.» «Kusura bakmayın. olur mu?» Biraz sonra Rıza Bey.» dedi.» dedi. «Sizi tanıştırmak istediğim arkadaşlar var. «Buyrun çocuklar. dedi.» dedi. yanlarında Fikret'le göründüler. dul kadını tanıştırdı. «Nursel Hanımla çarşıya çıkacaktık. «Hikmet bey amca evleniyor galiba. bu temsilin biletlerini karaborsada bile bulamazsın. Nazmi gülümsedi: «Ben haber vermiştim ona. galiba birçok yerde gördüm sizi. Hikmet kaçmak istedi.» Bir korna sesi duyuldu Hikmet pencereden sarktı: «Ergun! Yukarı gel. Süleyman! Sen de geri gel. Sevgi'ye engel olmak istedi. Bir şeyler hissetmeliyim. Salim. «Gençleri ranat-sız ediyorum galiba.» «Yok «anım.» Hüsamettin Bey.» Misafirlerin bir kısmı minderleri yere sermiş ve üstüne oturmuştu bile. Hikmet gülerek bağırdı: «Daha gelecek var mı?» Sevgi. Nurhayat Hanım kahveleri getirdi. Bugün de beş on lira az kazanı -ver.» dedi isteksiz bir sesle. Hayır düşünmedim. bu durumda istediği gibi davranamazdı. sakın dükkâna gitme ha!» «İki oda olunca sığarız elbette. «Ta426 Nursel Hanım: Bir numaralı dul kadın!» Nursel Hanım. «Oğlu askerde piyes yazar. seni Hikmetle tanıştırayım. kapıya bakıver!» diye seslendi Hikmet. Sevgi'yle duvar arasında sıkışmıştı.«Salim! Kardeşinle birlikte evdeki sandalyeleri buraya taşıyın bakalım. Onu içeri aldı. Nurhayat Hanım sıkılarak kapıda duruyordu. «Kusura bakma.» «Seni saklandığın delikte bulup çıkardık. Kapı çalmıyor. yarım saat sonra gelir. uzatma. «Dükkânı kapayıp geldim. «Nurhayat Hanım.» Hikmet.» dedi Behçet. «Bak kadınlar da . uykum var.» Hikmet güldü. misafirlerini görmedim. yabancı yok aramızda. merak etmeğe başladım.» «Siz zahmet etmeyin» diyerek mutfağa koştu dul kadın.» Gülüştüler. «Beş dakikadır kimse gelmedi. «Bu kadar zaman nerelerdeydiniz?» Behçet'le öpüştüler. «Çay içer misin?» diye sordu. Fikret.» Gitti. Burada öyle konuşmalar olacak ki birazdan.» «Biz tanışıyoruz.» «Size sandalye getireyim çocuklar. «Gel Nurhayat Hanım. bir eliyle Hikmet'i okşuyordu. Beni tutma üstad.» «Bu orduya sen de dahilsin Rıza Bey. yapamadı: Divanda.» Behçet mutfaktan bağırdı: «Büyünü bozduk içte: Albayını da dul kadını da tanıdık. du425 «Bu saatte uyuyor musun?» diye güldü Dumrul.Divanda çok zor bir durumda yatıyorlardı. «Şaşırdınız albayım. Hikmet pencereden bakıyordu.» «Saçmalamayın. Uyumalıyım. bir dakika pencereden baksın diyor!» «Söyle annene. Bacaklarını kapatmak. Senin hanımı da çağırsın. «Ben de yardım edeyim albayım.» «Eve gidiyorduk Hikmet.» dedi Hüsamettin Bey.» diyerek sandalyelerin bir kısmını küçük odaya taşıdı Dumrul. Merdivenlerden biri daha çıkıyordu: Behçet. «Nazmi! Nereden çıktın?» diye şaşmış göründü.» diye odaya girdi Hüsamettin Bey. Sevgi haklıydı.» «Saçmalama..» dedi Hikmet. kusura bakmayın. Yukardan albayın sesi geldi: «Hikmet!» «Albayım buyrun!» diye seslendi Hikmet. biz bu cümleyi başkaları için hazırlamıştık. Mutfağa giderken kapı tekrar çalındı. çırağıyla birlikte kapıda göründü: «Bir ordu mu besleyeceksin Hikmet Bey?» diyerek içeri girdi.» «Aynı anda olmasın sakın.» «Rahatsız ediyorum galiba.» dedi. Bütün isteğine rağmen içinde bir şey hissedemiyordu. Daha yemek yapılacak. yandaki küçük odanın kapılarını açtı: «Sen Süleymanı eve kadar gönder de oturacak bir şeyler getirsin bize. «Bana neden geldin o halde?» diye sordu Sevgi. şölen var bugün.» dedi yanındakilere. Salim'in eline bir kâğıt verdi: «Bakkal Rıza bunları hemen göndersin. gel içeri. «Evet.» dedi Hikmet. hemen gelsin buraya. beş dakika doluyor. Nurhayat Hanımın küçük oğlu kapıyı çaldı: «Annem.» diye açıkladı Behçet. Hikmet.» dedi Nazmi.» Nurhayat Hanım. «îki bayan seni soruyor Hikmet Bey. «Terbiyesiz. «Başka çare yok.» diye karşılık verdi.

. Bu kadar kalabalık olduğunu bilmiyordum. «Şu kâğıdı al.» Rıza Bey.nim de gar. fazla rahatsız etmeyelim.» dedi.» dedi.» dedi. elinde bir tencereyle odaya giren Rıza Beyin karısına çarpıyorlardı neredeyse. anne. «Tahsin! Rüştü! Ne arıyorsunuz. «Çocuklar. «Tabak çanak var içinde. Şoför. «Hüsamettin Tambay'm evini bili427 dedi şoför. «Bırak yahu. «Merak etme yiyecek getirmedim. Yirmi şişe birayla üç dört büyük rakı koy üstüne.yıp olmadımı Kir. «Bu kadar insana kimse hizmet edemez. izin.» dedi. «Oğlum Süeyman.» «Çok kalabalıksınız abi.» Kirkor güldü: «Siz ona bakmayın. Nurhayat Hanım da onların arkasından gitti. tozların içinde kayboldu. Sonra masalar da geldi. parçala. «Ayaklarını çıkarmadan Süleyman'la birlik428 te gidin de buzlu içki sandığını getirin.» Bir kamyonet yaklaştı.» Rıza beyin kızı yere tü-kürdü: «Otomobil de getirmişler. Kirkor'un meyhanesini tarif etti. «Kim biliyor bu işi?» diye söze karıştı Behçet. «Yahu çocuklar ne yapıyorsunuz burada? Bu şehirde ne işiniz var?» dedi Hikmet. Derme çatma bir dört tekerleğimiz var işte. Kirkor'la Mehmet Bey mutfağa gittiler. kamyoneti yanaştıralım.. oğlum. bunları yanyana düşünemezdim bile. hemen gelin. «Ben Hikmet ağabeyinim.» Ergun. Nurhayat Hanımın evinden tahta kereveti getirdiler. patlıcan. Hikmet bırakmadı. «Zaten mutfağa sığamazmışız. dedi de Süleyman: Zeytinyağlı dolma yapmıştım. duvara dayadılar. Hepsiyle öpüştü.» Hikmet'in sesini duyunca yukarı baktı.» Korna çaldılar. «Yardım et de birlikte taşıyalım. biber gibi sebzeleri soyup ayıklamaya başladılar. bir hafta.» dedi Nursel Hanım.» Hidayet davrandı..geldi.» diye karşılık verdi Hikmet. diyordu Hikmet içinden. davetsiz geldik. kese kâğıtları ve tepsilerle geldi: «Bu sebzelerin ayıklanması gerekiyor. biliyorsun Hikmet..» dedi Ergun. Kirkor. hiç bir işte tutunamamıştır.» gibi bir şeyler mırıldandı.» «Gelin... «Hazırlıklar yapılırken biraz kâğıt oynayalım mı?« Oyun sözünü duyan Muhsin Beyle Tomba429 .» dedi.» Kapıdan çıkarlarken.» Albay utanarak.» «Biz daha fazla rahatsız olamayız. Kirkor ellerini iki yana açtı: «Meyhaneyi kapatınca bunlar açıkta kaldılar. nereden çıktın böyle?» Hidayet. olur mu? Hikmet Bey amcam. sevindim.» dedi Hikmet aceleyle. «Nurhayat Hanım bizi istemiyor. Küçük nakliye işleri yapıyoruz senin anlayacağın.» dedi Hikmet sevinerek. evlendiği için eşya yapıyor. Yanyana getirilen masaların üzerine bir iki çeşit örtü konuldu. Bakkal Rıza'nm evinden tava. «İşini bilen eder. Hikmet. «Abi. «Mektupların Hikmet ağabeyi.. «Hidayet mi?» Hikmet yerinden fırladı. Bunlar benim Anadolu'da iş arkadaşlarımdı çocuklar. sonluğum vardır.» «Şu otomobilin sahibini bulalım da ileri alsın. Odada oturacak yer kalmamıştı.kor. yolun kenarına çeki verin. «Kalabalık var orada.» «Şu otomobili biraz alalım da abi. «A. arabasının anahtarlarını uzattı: «Alın Tahsin Bey kardeşim.» «Hakkı da var.» «Çok sevindim çocuklar. Koridordan kınlan buzların gürültüsü geliyordu.» dedi.» Kapı açıldı.» Hay Allah.» Salim. burada?» Rüştü camdan baktı: «Yahu bu bizim Hikmet ağabey değil mi?» «Gelin çocuklar!» «Hüsamettin Bey diye birine kütüphane getirdik abi. fasulye. «Hidayet!» diye bir çığlık attı mutfaktan çıkmak üzere olan Nurhayat Hanım. kalabalığı görünce şaşırmıştı: «Ben. Muhsin ve Mehmet Beyler utanarak duruyorlardı. «Çocuklar. Kapıda Tombalacı Arif.. «Bu işleri bana bırakın. Sarıldılar. Nurhayat Hanım ağlıyordu: «Benim güzel oğlum. «Yeni bir kalıp buz almıştık ya-. tencere getirildi. Rüştü ile ortak olduk. Arabayı iyice yanaştır Tahsin.» diyen Kirkor'un sesi duyuldu.» «Mehmet Bey!» diye sevinçle bağırdı Hikmet.» dedi. Tahsin. Bunlar da eski arkadaşlar.» Tahsin içeri girerken ayakkabılarını çıkardı. Kütüphaneyi çıkarın. Muhasebeci Rüştü.» «Sevindim. «Buyrun. çabuk olsun diye tembih etti dersin.» dedi Hikmet. «Koşa koşa git gel.» Mehmet Bey kollarını sıvadı: «Be.«Hikmet Bey amca ısmarladı bu sandığı. yanmdakine. Naz-mi. Hikmet pencereden eğildi: «Kim o?» Şaşırdı-.» dedi Ergun. Hikmet'in elini öpmek istedi.» Sevgi ile Nursel Hanım bir köşeye çekildiler. Kirkor'un kolunda bir sepet vardı. başı tıraşlı bir genç göründü. «Bizim kâğıtları koyacak yer kalmamıştı evde. Sevgi ile Nursel Hanım içeri girdiler. Kim mi biliyor? «Elbette Kirkor biliyor. «Hidayet. öpüştüler. onu sandığın içine koy.» dedi. «Oğlum Salim!» Salim sokakta çocuklara anlatıyordu. gelin. zahmet etme..

bu 'oyun' sözünü unuttu. tabakları ve bardakları dizdi. yemeklerimiz geliyor.» Şoför Tahsin atıldı: «Ne demek ağabeylerim! Siz emredin. hıyar ve yeşil sala431 talıktan meydana gelen şekilsiz yığınlar. bütün hazırlıklarda meslekten birinin ustalığı göze çarpıyordu. Evde bulunan bütün sehpaları masanın yanına dizdiler. Kirkor. çöpçü bile o gün kapıda görünmüştü. «Ben sanatımı bugüne kadar göstermedim sana evladım Hikmet. Hiç uğramadığı halde. yeni yaktığı Pall Mall sigarasından bir nefes çekerek başını çevirdi.» İki kadın da biraz sıkıldıkları için bir kenarda duruyorlardı. Herkes için bir ucundan tutuyordu.» diye rica etti. biber. Biralar içiliyordu. o son yemek. seslerin akışına kaptırdı kendini. «Kumarına değil bayanlar. taze zeytinyağlı yemekler pişiriliyordu. Yeter ki sen kendini lüks hissedesin.» diyerek mutfakla masa arasında koşuşup duruyordu Kirkor. olmaz.» «Öyle soğukluk oi-maz. evinden tavlasını getirdi. Hüsamettin Bey. «birbirinizden sıkılmazsınız herhalde beyler. «Özür dilerim. Öyle ya bayramdı.» diye itiraz etti Hikmet. kendini lüks hissediyordu. Pencerelerin açık olmasına rağmen odanın ısısı gittikçe yükseliyordu. «Yalnız bir kusurum vardır: Oynarken sayanm.» dedi. Ülkede bir daha eşini göremeyeceksin. bir öncekini biraz ileri itiyordu. Domates. «Ben ev sahibiyim. evet dokunmasın yağlı boya deniyordu. mutfaktan gelen sesler ve tavla gürültüsünün ortasında biraz başı dönüyordu.» Behçet kâğıtları karıştırırken. gittikçe büyüyen yığınlar halinde yükseliyordu. mezeler tabaklara başka türlü diziliyordu. Hava çok sıcak olmadığı halde ceketler.» diye bakkala teminat verdi Hikmet. Birinci sınıf konuşmalar da yapılacak. Bakkal Rıza'nm dükkânından bir iki boş sandık getirdiler. Her tabak. Hüsamettin Bey. Hikmet. Kirkor'un etkisi bütün işlerde görülüyordu. kötü yerde de. sigara tablalannı sulan.» Çırak Süleyman da her sözü dikkatle dinliyordu. fındık fıstık yeniyordu. Kirkor'un peçeteleri yetmeyince. «Ukalalık etme» diye karşılık verdi. Bundan iyi bayram olur muydu? Patlıcan kızart-malan.» Sebzeleri ayıklamış olan Sevgi onlara yaklaştı. Nursel Hanım. oradan da sanki görünmez eller tarafından aşağı taşınıyordu. bir köşede yesin. «Bu masaya sığılmaz. «Herkes birbirinden memnun. Masanın bir ucu görünmez oldu. İşler havada uçuyordu.» dedi. Allah göstermesin. meyva v© sebze halini buraya taşıyalım yavaş yavaş. diye düşündü.lacı Arif. İnsanın hayal bile edemeyeceği büyük bir oyunun sarhoşluğu içindeyim. çöp tenekesi ikide birde kapının önüne konuluyor. özellikle ka430 dınla arasında çok tutuldu: Bir süre gülmelerini kesemediler. «Bir isteğiniz varsa.» diyerek masanın başına Sennet Beyi oturttu. Karnınızı sakın doyurmayın beyler. Kumar oynayanlann konuşmalan. dikine koydular: Yemek ma-sası küçük odaya doğru uzandı. «Dikkat et çarpmasın! Sen bizi meyhanede tanıdın Hikmet evladım. soğan. Hüsamettin Beyin uzun süredir sakladığı renkli bir kâğıt peçete demeti getirildi. zeytinyağlı biber ve patlıcan dolmaları. araba emre hazır. «Ne çıkarsa çıksın birer Pall Mall kazanıyorsunuz. Bakkal Rıza'nm ve Ergun'un karılarına birer tombala çektirdi. taburelerini biraz daha ortaya çektiler. Rıza Bey kansını payladı: «Aptal. zeytinyağlı yemekler su dolu kapların içinde soğutuluyordu. «Bir din adamının böyle uzun bir masada. . Sonra. Garson kısmı iyi yerde de çalışır. koridorda yavaş yavaş boş şişeler birikiyordu. «Sadece iskambil oynanmayacak. Sermet Bey itiraz etti: «Hanımların başını ağ-ntınz. Çöpçüye de bahşiş verildi bir şişe birayla birlikte. İnsandan sarhoş oldum.» Gerçekten de Hikmet.» «Merak etme Rıza Bey. Birlikte yemek hazırlamanın getirdiği demokratik ortam gelişiyordu. Çoktandır bu kadar insan içmemiştim. kumar oynayanları rahatsız etmeden. Yemek vakti yaklaştıkça odadaki uğultu artıyordu. bir takım sakallılarla birlikte yemek yediğini görmüştüm. Tombalacı Arif. fasulyeler Kirkor'un getirmiş olduğu büyük kayık tabaklannm içinde sofrada yerlerini alıyordu. Mutfakta hummalı bir faaliyet vardı: Konserveler açılıyor. özel olarak verdiği bir yemeğe. Kirkor'un usta elleri altında hemen güzel tablolar haline geliyordu. Salatalar başka türlü hazırlanıyor. Sigaralar hemen tablalardan boşaltılıyor. Hiç bir şey yere değiniyordu.» Kadın kızardı. dışardan garson çağırmış bir yeni zengin gibi gurur duyuyordu Kirkor'la.» Bu 'yavaş yavaş' sözü.» Ergun da açılmıştı. içki şişelerinin bir kısmını ve kuru yemişleri bunların üzerine koydular. «Herkes tabağını alsın. İşler tüy gibi hafifliyordu. hırkalar çıkarılıyor ve odanın bir köşesinde. «Ben hepinizi yenerim.» dedi.» diye bilgiçlik tasladı Bakkal Rıza'nm karısı.

Herkes. Hikmet de kadının adını yeni öğrenmişti. Behçet'in Nursel Hanıma gösterdiği ilgi de gözden kaçmıyordu. «Ben olsam o yemeğe gelmezdim. «Sonuncu oldum. ^uu. buraya gelmeyen biri. türbelerden biraz vahşi çiçek kopar bakalım. Koridordaki buz sandığı. divanlar. Çırak Süleyman da söze karıştı aylardan sonra.uuıUv.» diyordu heyecanla Hikmet. bütün büyüklüğüne rağmen bu hainin niyetini nasıl anlamadı Hikmet Bey?» «Hiç anlamaz olur mu Rıza Bey? Ne var ki. Tombalacı Arif ve Tahsin gibi gerçek içiciler. Behçet. sandalyeler arasında hemen hiç boşluk kalmamıştı. Sen bakkall.» dedi. kalabalığın verdiği hareket etme isteğine rağmen. hırsını Hüsamettin Albaydan alıyor ve pulları büyük patlayışlarla yere indiriyordu. Hikmet bağırıyordu: «Herkes birden oturacak sofraya. patates ve benzeri yiyecekle rin iştah açıcı ortak kokusu odayı dolaşıyor ve zeytinyağı ı-larmkiyle birleştikten sonra kısmen pencereden uçup gi diyordu.Her şey çok boldu: Sigara tab-lalarmdaki izmaritler. Rıza Beyin karısı Hasibe Hanım. patlıcan. ucuuu». Hüsamettin Bey. Hidayet. nasıl .» di433 I ye manzunıaşan oermeı db>. yerlere dizilmiş kavun ve karpuzlar. köfte. büyük kader sözüyle. bir işi yapmak başka. oyunun başından beri pulları gürültüyle vuran Sermet Beye son karşılığını vererek tavlayı hızla kapattı. Bakkal Rıza ve çırak Süleyman da Hikmefin açıklamalarını.» Yeni bir şey öğrendiği için çok sevinmesine rağmen bakkal Rıza itiraz ediyordu: «İsa. otuz liraya yakın içeri girmişti. Tombalada ortak oynayan Ergun ve şoför Tahsin. kabak. On üç sayısının uğursuzluğu da buradan gelir. İhanet eden aslında kaybedecekti. Sevgi bir an ürperir gibi oldu. Tombala çekilişleri de hızlanmıştı: Er-gun. «Durumumun anlaşılmasından korkardım. «Böyle büyük kaderlerin önüne geçilmez. Şoför Tahsin'in zar atma teklifi oy birliğiyle reddedildi. Nursel Hanıma gülümseyerek. kimseye belli etmeden yerde hafif itişlerle dolaştırdıkları votka şişesinden takviyeler yapıyorlardı. Muhsin Bey. ~~___. başlarını sallayarak dinliyorlardı. Hikmefin 'bir numaralı dul kadın' olarak ilan ettiği Nursel Hanımın yanından ayrılmıyordu artık Behçet. ceket.hırka yığını.'-ğmın ötesine geçebiliyor musun?» Hasibe Hanım başmi salladı. kocası Rıza Beyin bakkallığını kastettiği anlaşıldı. «Bir kişi ihanet etmişti onlara. birleşik masa. odadaki sehpalar. bazılarına göre de vicdan azabı yüzünden sonunda intihar etmek zorunda kalmıştı. oyununa karışan Sevgi'ye.» Dışarı çıkmak isteyen Nursel Hanıma yol vermek için biraz açıldılar. ayak altında dolaşan Salim'e verdi: «Bize bahçelerden. Mehmet Bey. kalabalığın içinde kişiliğini bulmuş ve Hasibe Hanım olmayı başarmıştı. «Sofraya çiçek lazım. bazılarına göre çevrenin baskısı. Hikmetin son yemek konusundaki açıklamalarını dikkatle dinliyordu. İsa'ya ihanet etmek.. kadere karşı konulamayacağını biliyordu. mutfak köleliğine son verilmeden hürriyet yemeği yenmeyecek!» Kızaran börek. Hikmet anlatıyordu: «İsa'ya kimse ihanet edemezdi. tiyatroda ustası ve büyüğü olan Hikmefin yanında sessizce oturuyor. «Onunla birlikte on üç kişi oluyorlardı. dolu ve boş şt şeler. yavaş gösterilen bir filimde olduğu gibi sanki yer çekimi yokmuşçasına atmak zorunda kalıyordu. Yemek tabaklarının üzerine dağıtılan kâğıtlar ve Nurhayat Hanımın büyük eteğinin üzerinde biriktirilen paralarla oynanan pokerin birinci seansı sona ermek üzereydi. kibar görünmeğe çalışarak içtikleri biraların üstüne. demek ki o güne kadar Rıza Beyin karısı olmaktan öteye geçemeyen bu kadın. iki paket Pall Mall kazanmakta birlikte.» Süleyman'ın da. bu arada son model ara432 balar konusunda bilgi alışverişinde bulunuyorlardı. Ev dışına çıkışlar durduğu için. her adımını. Nitekim Yahuda da. İsa ile haini birbirine karıştırdığı anlaşıldı ve Hikmet duruma uygun bir söz etti: «Korkmak başka.» diye mutfağa doğru seslendi Nursel Hanım. izmaritlerin yükselişini kolayca görebilirdi. onun sorduğu sorulara saygılı karşılıklar veriyordu. kimsenin haddi değildi: Canım hiç öyle şey olur muydu? Mesela.» dedi. Sermet Bey. oda bütün yükünü almıştı. «Beni de Sermet gibi acemi mi sandın?» dedi ve düşeş attı: Böylece. cebinden biraz bozuk para çıkardı. Tombalacı Arifin Pali Mall'lan bittiği için tombalaya son verildi. biber.» Bir süre tartışıldıktan sonra Hasibe Hanımın. gözle görülür bir şekilde büyüyor-du: Tablayı izleyen bir göz. tavlada Sevgi'ye yenildiği için.

» dedi. «İsa içini üzücü olan. bunu insanlara göstermesi gerekiyordu. İnsanlığa bu konuda ancak 434 «h* ranuda gibi bir zavallı örnek olabilirdi.» «Allah göstermesin. «Öyle demeyeceksin!» diye bağırdı Hikmet. Yahuda'nın ihaneti değildi: Neden yaşadığını hiç bilemeyen bu zavallı hain. onun kaderiydi. «Bu benim son yemeğim bile olsa. Ne İsa. birlikte içiyordu. Evet. Yahuda'daydı. «Here sıcak yemekler come. «Yahuda ne yaptıysa kendine yaptı. «Bütün dostlarımın. Sanki geçmişin malı gibi konuşuyorsun. Bütün bardaklara yeniden içkiler konuldu.. «İşte geldik. dayanamayacağı yolda yürümesi gerekiyordu. «O ne demek?» diye sordu. Bunu anladığı zaman. Kirkor ve yardımcıları. «Teşekkür ederim albayım. ne de öteki havariler bu konuda insanlığa örnek olamazlardı. fakat bu günah.» dedi. «Kendisi de bir oyun kahramanı olan. . Bu yüzden bütün ümit. burada olmayan ve aklımızda yaşayan dostlarımız da var. Önce.. Masanın. İsa.» İki yazar.bizim yargılarımızdan kurtulamazsa.» Sıcak yemeklere de her nasılsa bir yer bulundu sofrada. Ayşe Hanım. Sen merak etme.» diye hatırlat435 ipil ti Hüsamettin Albay.» Dumrul söze karıştı: «Eskiden yaşamış bir insan gibi bahsediyorsun kendinden. Yahuda.. kendilerine yapılan tezahürata. Hikmet. İşte Yahuda bunun için insanlığa ihanet etmişti ve önemli bir fırsat kaçırılmıştı. çünkü onların sonuna kadar dayanacağını herkes biliyordu. hayatında bir kere bile toplayabilirse. üstesinden gelemeyeceği bir işe girişmişti yalnız.» dedikten sonra Hikmet'e döndü: «Hepimiz burada seni korumak için toplanmış bulunuyoruz. «Böyle bir toplantıyı hayal bile edemezdim. Kleopatra ve özellikle Antonius'un hatıraları önünde eğilirim. Sarhoş olmuştu ve Nursel Hanımın yanına oturmayı başarmıştı. ömrünün geri kalan kısmını bu toplantının hatırasıy-la idare edebilir. modası geçmiş biriyim.» Herkes birbirine o kadar yakındı ki. ölürken bir günahın kefaretini ödediğini sanıyordu. Bu. «Here 1 come diyeceksin here I come. İngilizden daha İngilizlere. Er-gun'un karısı. bu dostlarımızı akıllarında yaşatan dostlarım. gülümseyerek. tekrar ayağa kalktı ve bardağını kaldırdı. birbiriyle kâğıt oynuyor.» diye devam etti Hikmet. «O halde let there be light. Yahuda da son yemeğe gelmeseydi bile ihanet etmekten kurtaramazdı kendini.» «O halde here I come. çünkü onlar sorumluluklarını biliyorlardı. Çünkü onlar kuvvetliydi. büyük oda tarafındaki ucunda oturanlar karanlıkta kaldıkları için ışık yakıldı. neden intihar ettiğini de anlayamadan ölüp gitmişti.» «O halde ışık olsun demek. Belki tam bu bile değildi.» Kirkor güldü: «İngilizlere mi hizmet ediyoruz?» «Hem de en iyilerine. Kapıda son göründükleri zaman. ihanete uğramanın da İsa'nın kaderi oluşu gibi. Yahuda'nın düşündüğü gibi bir ihanet suçundan doğmuyordu.» «Çünkü ben geçmiş. Aslında bir günah vardı ortada. işte buna üzülüyordu. yani İsa'nın büyüklüğünün yükünü taşıyamayacağını sezince. bir kere daha mutfağa gittiler. «Evet idare et!» diye bağırdı Behçet. «Onunla birlikte Sezar. «Adınızı söyleyerek konuşun hanımefendi. kişiliğini ortaya koymak için tek yol kalıyordu: İhanet!» Dumrul. öylece duruyordu. Hikmet. dostlarım! Oyunlardaki dostlarımız var. yarı tanrısal ve tam düşünür Mütercim Arifi de anıyorum. İsa.» dedi Nurhayat Hanım. Hikmet. Yahuda. Kirkor ve yardımcıları. başlarını önlerine eğerek mukabele ettiler.Yemeklerin kalan kısmını getirdiler. Kadın öksürerek boğazını temizledi: «Ayşe. Bütün bardaklar kalktı. Yahuda'nın bu ağır yüke katlanamayacağını biliyordu. yani emekli albay Hüsamettin Tambay ve genç istidat Hidayet Kardeşin şerefine kaldırıyorum bardağımı. Bardağı havada.» dedi. «Pas. Aslında günah. Fakat dünyada bir kişinin —hiç olmazsa bir kişinin— kaldıramayacağı bir yükün altına girmesi gerekiyordu. Burada kendimi temsilen bulunuyorum. «Bardağımı dostlarımın şerefine kaldırıyorum. İşte benim de felsefem buydu. «Böyle seçkin bir kalabalığı insan.» dedi Kirkor.» dedi Hikmet. ellerinde yemeklerle heykel gibi duruyorlardı. bazıları tarafından ayakta alkışlandılar. sanki herkes birbiriyle konuşuyor.>-Hikmet ayağa kalktı.» «Bizim başka dostlarımız da var.» Tam bu sırada Kirkor ve yardımcıları —Mehmet Beyle Nurha-yat Hanım— ellerinde sıcak yemeklerle kapıda göründüler.» dedi Hikmet.» Bu müellife yapılan tezahürata da tombalacı Arif mukabele etti.» dedi Kirkor. İsa'nın zahmetli ve katlanılmaz yolundan dönmekti.

babam ve Safiye Hanım ve adını sayamayacağım birçok kişi ve askerler. muhterem bir ailenin tek evladı idi.» Nazmi'ye yemeğin ağırlığı çökmeğe başlamıştı. bir müddet Cenubî Fransa'nın Kan eyaletinde istirahat buyurmuş ve inkıtayı müteakip mühim asarını telife başlamıştır.» dedi Sermet Bey. Osmanlı halkiyatının esasları üzerinde şerhler yazan Arif Efendi. çocuklar sıcak mezeleri daha önce yiyelim ki hem ötekilere yer açılır hem de soğumadan yemiş oluruz.» diyerek bu hakikati veciz bir şekilde ifade etmiştir. uzadı. «İşi gücü olmayan kırallar. «Olabilir Yalnız. tabaklara her uzanışta en az on el birden hareket etti.» dedi Hikmet ve hemen albayına seslendi: «Albayım! Mütercim Arif getirilsin.» Gülüştüler. Kirkor da bu zeytinyağlı fasulyeyi doğrusu güzel yapmış. Sermet Bey. yemeklere verdi herkes kendini. «Senin ismin Mütercim Arif değil. bilmeden doğruyu söyledi. Kötülük yapmasalar bile.» İçkiler içildi ve sandalyelere oturuldu. «Esareti Medeniyyeye Reddiye» gibi ki tablan ile edebî faaliyetine red ile başlayan Arif Efendi. «Heyhat bu gav-gaayı binihayet/âşıklardır eflâkte yek-heyet» mısraları bu tesirlerin muhasalasıdır.» Kitabın sayfalarını karıştırdı albay. Müellif Arif olmalıydı. bir yabancılar. özür dilemediler. sigaralar yakıldı her seferinde en az on sigara birden yakıldı. «Kim bu Mütercim Arif?» diye sordu Dumrul.» diye sevincini belirtti. Konuşmalar büyüdü. Garp lisanlarında dahi emsali görülmeyen bir sadakat 437 Mütercim Arifi. «Albayım. «Devleti Mutlak Nazariyesine Reddiye». Bu kadar çok sözün içinde hakikaten güzel parçaların bulunması bir mucize değildi. çatallar. Rüstem Bey ve annem.» «Kırallık da olabilir. Mutfakta karınları doyurulan çocuklar da onların yanına geldi. Rehavet bilmeyen bir şevk ile izhar ettiği Favust tercemesi. Hikmet. bize ancak şeref verirler. «Sonunda bu manasız koşuşmadan usandı zavallı Arif Bey. Yakin dostu edip Hüseyin Paşa bir gün merhuma. yerinden kalktı Nazmi biraz hava almak için. ben bir tarihte deniz kıyısına yakın kör bir meyhanecinin yaptığı bir pilaki yemiştim. bir genç adamlar ve adını sayamayacağım daha birçok figüran da. kötülük yapmadan duramazlar. Marat. Mütercim lakabını almasına rağmen merhumun esas ehemmiyeti telifattadır.Dostlarımız Heine. sizin balkonunuz da varmış.» dedi ve okudu. polisler. İki yüz kırk dokuz kadar muhtelif âsârı ecnebi terceme ettikten sonra. sizin gibi gençlerin ağırlığını çekemez. vefatı 1285) merhumu Avrupa'nın en mümtaz payitahtlarında tahsil ettirmişti. bardaklar konuştu. «İhtiyar tahtalar.» dediler. bir de. insanı beşer üzerinde hassaten vukuf kesbetmiş idi. Rousseau ve adını sayamayacağım daha birçok kahraman ve Selim Bey. «Kendi cumhuriyetimizi kurduk artık. Mütercim Arifi getirmek için yukarı çıkarken ona katıldılar. «Bu Yahuda İskariyot hakkında Mütercim Arifte bir bölüm vardır. «İhtiyar karıncanın biridir herhalde. gerçek demokrasiden bu436 çekilsin. Kalabalık içinde her işten bir anlayan çıktı. Albay. «Hayır. komiserler. Dan-ton. «Nazmi oğlum. Bütün hayatı boyunca yuvasına kelimeleri bir hamal gibi taşıdı durdu. bilmem okudunuz mu?» diye sordu Hikmet'e. De Gaulle. Hüsamettin Bey. Verter'i de derin bir vecd içinde okumaya ve lisanımıza kazandırmaya sevk etti. Sonra. Schlick. «Edebi Alemimize Meçhul Olan Beşer» ve «Memleket . Medresetülâsârıilmiyeyitedkikibeşeriyeyiosmanî'ye de kayd olunarak bu irfan ocağında dahi bir müddet tedkik ve tetebbuda bulunmuş idi. bîtap düşen Arif Efendi.» Sonra düşündü. «Olmaz» dedi. «Fransız Ansiklopedisitle-rine Reddiye». Hroboviç.» diye mırıldandı. ayakta sallanan Nazmi. Dumrul'la birlikte kapının önüne çıktılar. önem vermediler. Hakikaten yorulmak bilmez bir karıncaydı. Sadece eller ve tabaklar. başkalarına yukardan bakıyormuş gibi davranırlar. bu âsârı müteakip bir müddet kitab telif edememiş ve yeniden faaliyete geçince müsbet bir raha müveccih olmuştur. «Ben. Arif Efendi bu tahsili muazzamaya ilave olarak da. «Hep birlikte çıkmayın balkona. Bazen bardakların karıştığı oldu. asiller. Hiç bir fedakârlıktan içtinap eylemeyen Edip Bey (Arif Efendinin pederleri. yemeklerle ilgili küçük konuşmalar başladı: Tuzluğu uzatır mısın? Patlıcan kızartmasını bu tarafa geçirin. köleliği kaldırsınlar.» dedi. vezinli ve kafiyeli olduğu gibi. kimseyi küçümsemesinler. kimseye yukardan bakmasınlar. Demokrasiye aykırıdır bu.» Bir süre kimse konuşmadı.«Türkçeye terceme ettiği eserlerin vüs'ati nazarı itibare alınarak kendisine «Mütercim» lakabı vasf olunan Arif Efendi. her şey bu ölçüye göre oldu.

Peşinden gelenler de 438 _ . başını gene dik tutuyor ve herkese söyleniyordu.» diye anlatıyordu.» Kapıdan girerlerken bir meyhane kokusu çarptı burunlarına. en çok Mehmet Bey sevinmişti: «Ba. kendisini kovalayanları suçladığı belli oluyordu. Ergun. «Size haber verdiğim ne iyi oldu .» 439 mek için kaçıyordu diyelim.» Muhsin Bey. Ortalık çok kalabalıktı. böylesine haksız görünmeğe dayanamamıştır. «Bu. bu saldıralara gevşek bir tepki gösterdiği için.. Sonunda muhakkak yakalanacaktı. haklı olduğunu bile bile kaçar mı?» Sevgi. Hem de duvara doğru koşsun. Bizi şaşırtan. kimin hesabına davrandığını bilmeden adamın bacaklarına atlayan genç. insanlar bir araya gelince bütün ihtiyaçlarını giderebiliyorlar..» Bu söz üzerine gürültüler artrı.» Tombalacı Arif de adama karşı çıktı: «Peki. tutun. Birden bir delikanlı. «Onlar. hak. «Öyle bir cemiyette yaşıyoruz ki. «Bu kadar haklı olduğu halde. bir bakıma bütün dünyayı suçlamaktadır belki de. Nursel Hanım da. Ayrıca. onları seyrederek. Nazmi derin bir nefes aidi: «Bu kokuya çoktandır hasret kalmıştım. peşinden kovalayanlar da vardı.» Hüsamettin Bey tamamladı-. «Kaçabilir.» dedi.lı olduğunuzu dü.şündüğünüz halde.» dedi. «Hele bir kaçmaya başla bakalım: Hemen peşinden kovalayanlar bulursun. misafi-reten bulunduğu dairede.» «Benim dediğime geliyorsunuz gene..tınız. Sekiz on kişi birden tuttu adamı. toplantımızın hiç bir eksiği yok. herkes birbirinden şüphe ediyor. Muhsin Bey sordu: «Ne yaptığını anlayabildiniz mi?» «Vallahi ağabey.-lamamıştır.» diye atıldı Muhsin Bey.» dedi.» dedi. Fakat neden peşinden koşanlar vardı? Neden arkasından. deli aklı. kaçtığına göre elbette bir şey yapmıştır diye düşündük. Adam. Fakat. sözlerinin ve hareketlerinin hiç önemi kalmamıştı artık: Yakalanmıştı. yere yuvarlandılar. havagazı borusunu ağzına dercet-mek sureti ile hayatına kendi eli ile nihayet vermiştir. kimin haklı olduğunu. km azizim. ama. olayın çevresinde toplananları bir süre şaşırttı. «Belki de haklı olduğunu ispat edebilecek durumda değildi.» Muhsin Beyin geri çekilmesine. bence daha saçma bir hareket yapıyordu. Bakışlarından.» Odada hararetli konuşmalar oluyordu. «Meselenin esasını bilmiyorum ama. «İnsan. dedi. bir deli böyle kaçmaz. bacaklarını açarak. bu karışıklıktan yararlanarak.» dedi. Hikmet. Dumrul. «Bana kalırsa. «Evet. tutanlardan devraldılar. hiç böyle kaçan adam görmemiştim. kendine güvenen bir sesle.» «Aşağı inelim de Hikmet'i bekletmeyelim. «Siz bile. kendini haklı çıkarıyordu galiba. bir duvara doğru koşuyordu. O zaman büyü bozuldu işte.Ehalisinin Kıymeti İptidaiyesi» isimli kitapları ile «Hayatı Hakikiyeden İbret Alalım Beyler» isimli risalesi bu arada zikr oluna bilir. Kaçmakla. «Yapmayın Rıza Bey. Bu arada kovalayanlar da yetiştiler ve adamı.» dedi. kaçanın bacaklarına doğru atıldı. «Adamın kaçışında bir gevşeklik vardı. Herhalde bir hesabı vardır diye önce çekindi herkes. adamın yavaş kaçışı oldu. yavaş hareketleri. «Bizim millet herkesi hemen suçlamaya bayılır.» dedi Hüsamettin Bey. Ne yaptığını. Tuhaf iş yahu. diye düşünüyordu. Behçet. akıllı bir adam böyle bir durumda kendini haklı görür mü? Kafasına bir şey saplanmıştı herhalde.» «Pek deliye benzemiyordu ağabey. çoğu zaman böyle yavaş hareket ederler. bu kadar insana tabak çanak getirdiği ve ziyafeti düzenlediği için seviniyordu. sanki yüzermiş gibi koşuyordu.» Muhsin Bey ısrar etti: «Canım. «Bekletilmekten hoşlanmaz. «Deliydi belki de. Herkes durumundan memnundu: Kir-kor. u«jıo un suç ışıeyen adamın muhakkak hızlı koşacağını ve onu yakalayamayacaklarını ¦ ^ düşünerek acele etmiyorlardı... Nursel Hanımı biraz daha sıkıştırmaya de vam etti. Mütercim Arif Efendi istirahat maksadı ile Fransa'nın Ekslaşapel şehrinde ikamet etmekte iken.» dedi Hikmet de.» dedi. bir bakıma kaç. meyhanesinde kalabalık bir topluluğu ağırlayan garsonların gururunu duyuyordu. Böyle bir topluluğun içinde yaşayamayacağını anladığı için kaçmaktan başka çare bu. kimin ne dediği duyulmaz oldu.» Hüsamettin Bey.. Fakat. haklıydı da neden kaçıyordu?» Bakkal Rıza Bey. Fakat o. Tahsin Bey kardeşimiz bile ne dedi? Elbette bir suç işlemiş ki kaçıyordu. gözlerini Sevgi'den kaçırıyordu.. Kollarını. yakalayın diye bağırı-yorlardı?» Sermet Bey. sanki bir rüya adamıydı.. Ne dediğini duya-mıyorduk.» Muhsin Bey ümitsizlikle başını salladı: «Bence bu tartışmayı burada keselim: Bir sonuç alamayacağız. Şoför Tahsin. kendine güvenerek başını dik tutuşu. Allah rahmet eylesin.

heba etmiş oluyordu.» Hidayet. İsa da. «İsa kaçmadı.» Nurhayat Hanım. olan bütün yakinliğine rağmen. İsa hakkmda çok övücü ve çok yerici sözler etmenin bir farkı yoktu. çarmıhta. İnsaniyetin tamarûı tarafından terkedilmek. gayrı kabili içtinap neticeler tevlid eder.. Hüsamettin'i benden başka müdafaa edecek kalmadı mı yahu? diye düşündü. olduğu yerde kaldı ve bekledi. olmuştu? Kanaati acizaname göre. onun dahi . daha büyük bir şiddet. Filhakika.» «Hayır!» diye bağırdı Hikmet. Bu karışık düzende yaşamayı bilemediği için ölmeyi bilmek istedi. «Yahü-da İskariyot üzerine bir mütalaa. Her ne kadar Hazretin -başka bir çareye müracaat imkânı kalmamışsa da.» diye teselli etti onu. J. fakat hiç olmazsa. zatı aliniz adeta bizleri meşakkat ve zahmetin ebedî olduğuna inanmaya ve tabiatın nimetlerini terke icbar ediyorsunuz. onun yanında olabilmek. Yalnızlığının üstüne bir de korkaklık mı eklenseydi? Belki korkuyordu. «Başka türlü bir araya geleceğimiz yoktu. bulaşıkları sık sık mutfağa götürerek yıkıyor ve bu kadar kişiye yeter miydî hiç tabaklar. kısa bir müddet sonra. J müracaat etmekle neticeyi daha ağır bir mecraya dercet-miş oldu. Yahuda'nm mukabeleyi bilmisili müdhiş oldu ve İsa'yı mukadder akibetine sür'atle yaklaştırdı.„„„. Hazreti İsa. biraz önce bazılarınızın deli dediği adamın kaçışma benzer bir davranışın ağırlığı altında ezildiği için İsa'yı suçlamaya çalışıyor.» dedi. Allah ile. «Mütercim Arifi dinleyecektiniz. daha iptidada. Yahuda ise. bîkesliğini veciz bir şekilde ifade eylemiş idi. Yapabileceği tek kahramanlık buydu. Arif Beyefendi. şeklinde düşünmek suretiyle işledi. aslında ona ihanetti. İsa'yı o kadar haklı buluyor ki. «Beyler dinleyelim! Birçok mesele aydınlığa kavuşacak.. yanlış adam seçtiği için İsa'yı suçluyor. onu bu hatalı tefsire maruz bırakmıştı. vahim bir hata işlemişti.»bütün nev-i beşer gibi. Filhakika. iüjtün esrarını böyle bir şahsa ifşa etmekle. Bütün mesele. daha evvelki havariyunun izhar eylemediği bir heyecanla ram olmuştu. onunla birlikte nazariyesini savunabilmekti. Hüsamettin Bey. sen de bana okursun Hüsamcığım. «Biz de dinleyelim. «Mütercim Arif de Yahuda gibi. Hüsamettin Bey.» demişti. vazifesinin cesametini idrak etmekten aciz bulunan .» «Başka çaresi yoktu.!„**. Değerlendirmek! Ne . Hidayet.çocuklar.» Dumrul.» diye hatırlattı.» Sermet Bey. ilk defa konuştu: «Arada anlayabildiğim sözlere göre.» diye sabırsızlıkla karşılık verdi Dumrul. «Boş yere mi taşıdık kitabı yukardan? Susun bakalım. «Muhterem muallim. Vc v i canıuö niç duş yer olmadığını bir an için unutmuştu. 441 HO ULCWjC*!. Yahuda İskariyot'un bu nevi sözlerine muhatap olduğu zaman.» diyordu Behçet'le Nazmi'ye. «Belki sen de. En küçük bir kelamı ihmal.» dedi ciddiyetle.» Behçet. «Onu tutuklamaya gelenleri soğukkanlılıkla karşıladı.. Onu son derece haklı bulsaydı da durum değişmezdi. Hazreti İsa da burada beşerî bir zaaf göstermişti. Herkes ona baktı.aksül amelinde bir hikmet bulunur.tahammül edemeyeceği bir muamele idi. karşısına ilk çıkana başvurup içini dökmekten kendini alıkoyabildiği için. muvakkat bir merbudiyet olduğunu fark etmeli idi.-Allahım. Bu hükmü ben ağır buluyorum. «Kimse dinlemezse. onu kimse göremeyeceği için. O'nun bedende bir tecellisi olduğu için. «Ne yapsa boştu. misafirlerine Hikmet Bey mahcup olmasın aman diye koşuyordu. Onu değerlendirmek. . O İsa ki. biraz önce anlatılan adam gibi. Hazret'in nazariyesine.. belki de korkaklığını itiraf etmeyi çok istediği halde bunu kendine yakıştıramadığı için. kafasında böyle bir resmi güzel bulmadığı için. bunları kıymetlendireceği yerde. İsa da. Yahuda İskariyot'un büyük bir • te-hallük ile İsa'nın nazariyesine iştiyak göstermesi. Hazreti İsa. beşeriyetin bir fırsatını daha. nasıl olmuştu da böyle bir fikri sabite duçar. „.. bu hükme dayanamayıp kaçıyorsun. müddei hayatında asgari bir insan' tarafından takdir ve alâka görmek arzusuna mail olmuştu. yalnız ' olduğu için. Bence akıllılık etti: Durumundan en büyük yararı sağladı. nazariyenin ağırlığından şikâyete başlayan ^Yahuda. beni hangi sebeb ile terk ittin?» diye feryad ederek. kendisinde en küçük bir tereddütü bile afvetmezdi. bu heyecanın ifrat biç mertebede oluşundan. Yahuda beşerî zaaflarla mahmuldür ve bu sebeple fiilinde bir kusur yoktur. İnsanların her . «Allahım. değil mi Nursel?» diyerek sandalyesini dul kadına biraz 440 __.» diye yüksek sesle okudu:"" «Hazreti İsa* mürai Yahuda'ya itimat etmekle son de-rece . ikinci vahim hatasını.

iki buçuk lira. «Mesele çıkmasın diye elinizden geleni yapıyorsunuz. Herkes bir tabak aldı: Tabaklar bir anda mutfağa taşındı. Bu arada Mehmet Bey. bardaklar devrildi. kahveyle birlikte son sigaralar içildi. «Üzüntülü olduğun için her söz sana dokunuyor.» Herkes güldü. «Senin üzüntülü 442 ___o-----^ı/ıım/. Alt ve üst katta ısıtılan sularla bulaşık bir çırpıda yıkandı. «Biraz müzik dinleyelim. Yeni toplantının iş bölümü yapıldı.» diyerek Nursel Hanıma gülümsedi.» Bütün yüzlerde sahte gülümsemeler vardı. adam başına kaç para düştüğünü bildirmesi uygun . anlamadım. suçlamanın doğru olmadığını Hikmet'e göstermek için oturdular. Herkes. «Yoksa bir yere varılmaz. «Canım İsa'dan bize ne?» diyerek meseleyi kapatmak istedi Nazmi. Hikmet bağırarak.» Hikmet'e döndü. Bütün bunlar. Kir-kor.» Bunlara da hiç güven olmaz diye öfkelendi Hikmet. değerlendirmek. durmadan söyleniyordu. Bir kişi de köşe başında her ihtimale karşı bekleyerek yarım saat kadar sokaktaki insan ve araba trafiğini başka bir yola verdi. «Yahuda gibi bir serseri için neden canını üzüyorsun?» Kahkahalar arttı. «Ben Yahuda İskariyot'tan yanayım.kadar boş bir söz. yaşarken öldürmektir. masanın altından Nursel Hanımın elini tuttu.» diyen Behçet. Sineklerin gelmemesi için çöp tenekelerinin üstüne ve mutfağa. Nurhayat Hanım eski bir havluyu keserek elbezi yaptı ve sabunlayarak herkese dağıttı. Kadınlar. En çok bu gülüşmeler çileden çıkarıyor beni. «Beni yalnız bırakmayın!» Ona aldırmıyormuş gibi yaparak masa örtülerini topluyorlardı. «Canım. kamyonetiyle yolu kapadı.» dedi. Nurhayat Hanım çamaşır 443 İ ^rrn m. Kimlerin hangi yemekleri getireceği tespit edildi. Sandalyeleri herkes başının üstünde taşıdı. Adresler ve telefon numaraları alındı. Bakkal Rıza'nm getirdiği ilaç püskürtüldü. Kendiliğinden hızlı bir iş bölümü gelişti: Çocuklar da sigara tablalarını topladılar. tatlı bir gülümsemeyle geçiyordu Hikmet'in yanından. Sevgi. Muhasebeci Rüştü Beyin de hesapları tutması ve ziyafetten sonra.» dedi. diye hırslandı Hikmet. «Oradan buraya nasıl geldik. Bir daha hazırlıksız davranmamaya karar verildi. örtüler pencereden silkelendi. «Kaçmayın alçaklar!» diye bağırıyordu. kadınları sıkıştırmağa ve tombala çekmeğe başladınız hemen? Ortalığı yemeğe. fakat Hikmet'i durdurmak zorlaşmıştı. Bu arada sokaktan kimse geçmesin diye şoför Tahsin. «İşte bu iki yüzlülüğünüze dayanamıyorum!» diye bütün gücüyle masaya vurdu yumruğunu. Çöp tenekeleri dolduğu için bazı yemek artıklarını da pencereden döktüler. uınyuruz. toz kaldırmadan yerleri süpürdüler. hepsi öldü. görünür bir telaş olmadan yapıldı.» dedi. «Neden rastlantılarla bir araya geldiniz? Neden eğlenmeğe. yaşantısının ağırlığına dayanamayan birini. insanı bir yerde bırakıverirler. Albay Hüsamettin Tambay'ın kâğıt peçetelerine de kurulandılar. benimle alay ediyorlar sanki. Her şey büyük bir düzen içinde yürütüldü. kahveler pişirildi.» dedi Ergun. Bütün misafirler hemen ellerini ve ağızlarını sildiler. kaçmaktır. «Ben tartışmalarda hiç heyecanlanmam. Behçet. Beni hiçe sayıyorlar diye büsbütün öfkeleniyordu Hikmet. «Her yerden her yere gidilir. sokak köpeklerini kovalayarak pencerenin altına getirdi ve yemek artıklarının temizlenmesini sağladı. Bunun kimseye zararı yok. Bu sefer Kirkor'dan getirilecek kap kaçak için Şoför Tahsin'in kamyonetinin kullanılması kararlaştırıldı.» Nazmi.ıflttf . herkes.» diye atıldı ve Muhsin Beyin getirmiş olduğu çanta-radyoyu açtı. içkiye ve düşüncesizliğe neden boğdunuz?» Tombalacı Arif itiraz etti: «Üç numara bir kart. ortalığı toplamanın heyecanına kaptırmıştı kendini.» dedi bütün öfkesiyle. Değerlendirmek. Bir dahaki sefere kimde toplanılacağı konuşuldu. Sesini yükseltti: «Üzüntülü olduğumu biliyordunuz da neden bugüne kadar beni aramadınız?» dedi. hemen kaçmadıklarını. süpürgeleri ıslatarak. yalnız bırakmaktır. hemen tabaklan toplamaya başlayarak Mehmet Beye uzattı. Bu arada dereden tepeden konuşuldu: Havanın serinliğinden ve yemeklerin güzelliğinden son defa bahsedildi. Fakat kalabalık onu görmüyordu. Aşağıda bekleyenler de bunları hemen yerlerine götürdüler. Bu işi çabuk bitirmek için çareler aranıyordu. «Saçma sapan toplantılar için de hiç bir fırsatı kaçırmıyor-sunuz. ğını iple bağlayarak pencereden sarkıttılar. «Sinirli olduğun için seninle tartışmak istemiyorum. Behçet.» diye onu yatıştırmak istedi. Sonra.

yoksa bir daha gelemeyiz. Bununla birlikte. Düşünceler insanın canını acıtmıyor. bir sitem havasında. zamanla her şey yumuşadı. Zamanla. Bended"habersiz yaşadılar. Zaman her şeyi hallediyor. büyük şeyleri ezip geçti. fakat gene de içten ve sevgi dolu bir ifadeyle aym kişiye söyletildi. yedi yaşma kadar olan çocukların dörtte bir. Önce. Albay. «Biriyle Kavga mı ediyorsun/» «Beni yalnız bıraktılar albayım. yedi yaşından büyüklerin yarım sayılması teklifi. Hikmet. -nisanları biraz harekete geçirmek istedim. eşit bir masraf dağılımı sağlanamamıştı. 'Hikmet'in . diyordum. ayrılmadan önce Hikmet'in elini sıktığı gibi. evi uzakta olanlar. bırakın zaman her şeyi halletsin. «Yalan söylüyorsunuz. Küçük trajedimi.görüldü. Nasıl olacak yarabbim? O gün gelince ne yapacağım? diye titredim ve böyle anlar da gelip geçti. bir itiraz üzerine tekrarlandı. Ergun kurayı kazandı.90 katsayısı ile çarpılması da aynı dostane hava içinde kararlaştırıldı. Yanlış anlaşılmalara ve gereksiz tartışmalara yol açmamak için. gerçeklerden kaçıyorsunuz!» diye herkesin arkasından bağırıyordu. dedim insanlarımıza. (Hikmet hiç bir oylamaya katılmadı. aynı biçimde ve hep birlikte gülümsüyorlardı. Ben de zamanla. oğlum?» diye sordu. Bu g-j-ada. iki çekimser bir muhalif oya karşı çoğunlukla kabul edildi. «Ne var Hik445 met. Gündemi herkes cep defterine kaydetti ve gündemdeki maddeler üzerinde konuşmak isteyenlerin. istediğimden çok hareket oldu.» diye dert yandı Hikmet. Beni hor görenler zamanla ayıklandı. bu sertliğe dayanamam. İçki içen erkeklerin 1. Onlara o kadar söyledim. biraz sersemletiyor o kadar. Hikmet'in başını okşadı: «Üzülme oğlum. Ben de çevremdeki gürültüyü seyrettim sadece: Demek hareket olmuş. Temize çıkmak için çocukça didinmeyin. en çok Hik-met'in harcamada bulunduğu açık olduğundan ve kimsenin durumu kimseden iyi olmadığı için hemen aralarında 444 para topladılar ve Hikmet'e bıraktılar. daha önce alınmış olan gizli bir karar uyarınca. bize en çok gene ben kızıyorum. Beni dinlemediler. Buna da en çok ben dayanamıyorum. sırayla el salladı. Bir sonraki toplantının daha geniş bir yerde yapılması ve çocuklarla o gün gelemeyen kadınların da çağrılması teklif edildi ve teklif. Küçük zamanlar birikti. konuları inceleyerek hazırlıklı gelmeleri de bir karar niteliğinde olmasa bile bir temenni olarak belirtildi. diye düşünüyordu. bırakın bu akıl dışı aceleciliği diye. günlük işlerle oyalanıyorsunuz. görüşme açılmadan aynen kabul edildi. Bütün gevşeklik ve yumuşaklığın yanısıra insafsızca bir yalnız bırakma yüzünden birbirimizi yersiz hırpalamalarla zayıf düşürüyoruz. değişikliğe uğramadan kabul edildi. içki içmeyen kadınların da 0. biraz hareket olsun istedim. dereden tepeden ve havadan sudan yapılacak konuşmaların dışında kalacak konuların bir gündemle tespiti istendi ve edinilen tecrübeler de göz önünde tutularak teklif. süreklilik insanı yıkıyor. Şiddet değil. «Sakın itiraz etme. bu sözleri duymamış gibi yaparak.» sözü. zamanla gene onlar kazanacak. «İşte hepiniz gittiniz!» diye bağırdı Hikmet sonunda. sokağa çıkınca da birer ikişer. Bu yetmez mi sana?» 17 DÜŞÜŞ Gözlerini tavana dikmiş yatıyordu. Herkes.) Sonra. Bazıları bu kazanç değil kayıptır diyerek ona takıldılar.25. göreceksiniz. kura çekildi ve kura. «Cehenneme kadar yolunuz var!» Hüsamettin Bey kapıdan başını uzattı. Bu baskılara. Futbol maçlarındaki geçici başarılarımıza güvenmeyelim. Yapılacak başka bir iş kalmadığından oturuma son verildi. sırayla yola çıktılar. benden üstün olduklarını düşündüğüm insanlar zamanla yere vuruldu. alçak gönüllü faciamı okunmadılar. ben varım. Bu gidişle İngilizlere hiç benzeyemezsiniz. evi geniş olanlar arasında. Adam başına düşen paranın hesabında. demek demek demek diye düşündüm durdum. Yabancı amcalara kızmayın. Bu sefer. Onlar da. Parayı Hikmet'e verme görevi oy birliğiyle Dumrul'a verildi. zaman her şeyi halleder. demek 447 canltymışım. muhalefet yapıyorum sandılar. kibar aile çocuklarına çamur atan mahalle çocukları gibi görüyorlar sizi bu yüzden. İnsanlarımız da sabretmesini bilemediler. Onları arîcak korkutabildim ve kendimden uzaklaştırdım.

«Bilge. Seni görmeyi ne kadar istediğimi biliyorsun. içi boş kelimeler uğruna. Albayımın da üstün gücüyle. nereden anlayacak? «Beni oyunlarına da almıyorsun artık. Gördün mü? Şimdi ne yapacaksın? «Yok canım. «Mektubunu aldım da..» dedi Bilge.. dedi: Sevgi gelebilir bugüiı. gülümsemeğe çalışarak. daha yeni geçti elime. mektup yazmıştım.Yükselişi ve Düşüşü'nü küçümsediler. anlat.» Bilge'yi yerinden kaldırdı. «Beni böyle karşılayacağını sanmıyordum. Eski moda harflerle kimse ilgilenmiyor. çok yakınında. Sen de 'Bilge'sin. Biraz uyuyalım: Yattığımız yerde.» Mektup? Evet. senin 'Bilge' olduğun kadar. «Belki 448 beni görmek istemiyordun. Bütün hayatımı kelimeler uğruna harcadım. «Bugünlerde oyunla gerçek biraz karışıyor da. Sen orada şey oluyorsun. Ne demiştim acaba? «Tabii.. gözlerini açtı daha iyi görmek için. «Hiç bir şey bilmiyorum.» dedi Bilge. Şaşırdım tabii. pek beklemiyordum seni.» «Hayır. 'Hikmetimiz bu kadarmış. Önünde Bilge duruyordu.» Bilge şüpheyle baktı: «Doktorun mu? Kim doktorun?» «Emekli doktor albay Hüsamettin Tambay. bırak gitsin şimdi aptal. (Gerçekten de şimdiye kadar aklıma gelmemişti. bizim ülkede anlamlı isimler o kadar çok ki. 'Wisdom' ve 'Love' demek istiyorum senin anlayacağın.» Hikmet telaşla. Sersemledi.» «Dur. oyun işte. hiç de değil. biraz geç kaldık: Artık herkes resimli roman okuyor. ne olur 'insafsız kadm'ı oynama. Her gün en az . istediğim gibi görülmek isterim. «Dur. Gündüz uyuyorum. İki ilahî isim.» Biraz oluyor. demek istedim ki. «Bana birden saldırılınca şaşırdığımı bilirsin.) Sayın Bilge. Sabahları da jimnastik yaptırıyor.. sen ziyafete gelmemiş miydin?» «Ne ziyafeti?» dedi Bilge. Sevgi ile başbaşa kaldık. Kadına sarıldı. anlamaz. «Kötüsün. «Değil değil. gündüz uyanıyorum. Bazen çok kalabalık oluyor da bu oda. (Yahu nasıl oldu bunları daha önce düşünemedim?) Fakat. düşünün bir kere beyefendiciğim: 'Hikmet' ve 'Sevgi'. Yavaşça kalktı.» dedi. İstersen gideyim.» «Gene de gidebilirim istersen: Hiç gelmemişim gibi yaparız.. Hayır.» Bilge çekinerek bir sandalyenin kenarına ilişti. Buraya da.» «Oysa ben.» Biraz kendime gelebilsem yarabbi! Biraz kendime gelebilsem.» diye 449 istiyordum. Fakat beyefendiciğim. beni bıraktılar.» dedi Bilge.» «Hiç. diye düşündü uyku sersemi. buna hazır değildim. Bana iyi gelecek şeyleri yalnız o biliyor. şu anda neler hissettiğimi söylemiyorum sana.» dedi. Kelimelerin gerçek anlamlarını bilmeden.» Bilge divandan kalktı: «İstemiyorsan anlatma. divana. «Fakat çok olmuştu ben yazalı. tabii görünmeğe çalışarak.» Bilge. gelmeni ben istemiştim ama. yanma oturttu. bir durumdan başkasına geçelim. nasıldın?» «Çok kötü şeyler oldu. Biliyorsunuz zaman her şeyi.» dedi.» dedi Hikmet. Biz. «Konuşalım. Evet.» İçinden bir ses. Dur yahu. Soluk almak için güneşe çıktın. fakat bir de ne göreyim: Büyük oyunlara uygun bir serüven çıkmış ortaya. «Rahat otursana. ben 'Hikmetim. Beni dul kadınla karıştırdın galiba. Olabilecekleri bile bitirdik. Uykudan kalktım da. Artık 'yeni bir şey olamaz. onlarla oynadım. ne var ne yok bakalım Bilge ha?» «Sersem. gerçekten görülmeğe değer bir oyun koyduk sahneye.» «Neler oldu. Yaşantım. hava ağır. «Daha doğrusu karışık şeyler. homen başlama.» «Hayır canım. «Hayır. bıraktın.» Bilge suratını astı. «Anlat bana. «Burada yoktum.» «Aman yarabbim! Ne ürkek kuştur: Uçmak için bahane arar.» dedi. elini alnına vurdu: «Artık her şeyi unutuyorum. ne yapalım? İşte gün durgun. Oyunları da kelimelerin içinde tutukladım. «Unuttun galiba ne yazdığını. kapıya doğru sürüklendi. «Dur. kapıyı açtı.» diye direndi.» dedi. Şimdi de neden uyandım? Kapı çalmıyor: Sevgi gelmiştir.» Fena değil «Biliyorum. Yavaş yavaş açılacağız albayım. Oysa.» «Bilmiyorum.» dedi Hikmet. Perşembelerin dışında.» dedi.» dedi. sevinmeyelim beyefendiciğim. «Eh. «Sen. «Başka birini mi bekliyordun?» dedi Bilge. bana da sıkıcı geldi sonunda.» Hikmet. yani 'Sage'.» dedi Bilge. artık gelmez diyorum. «Bu oyunu başka zaman da oynamıştın. «Seni olduğun gibi görmek istiyorum.» dedi Bilge. İşte bunun için Sevgili Bilge. Sen gelmeden bir oyun düşünüyordum. «Doktorum heyecanlamayı yasak etti de: Benim için iyi değilmiş. Bilge hafifçe itti onu.» diye sitem etti.» «Belki rahatsız ediyorum seni.» Anlamaz. öyle acıklı bir mektuptan anlamışsmdır seni görmek istediğimi.» Bilge. «Beni üzüyorsun. «Gelmem iyi olmadı galiba. Biraz Jcendime geleyim. «Kötü bir oyuna benzemesin diye. zaten korkarak geldim.» Bir defter tutmalıyım Allahım! Bilge biraz rahatladı.

«Ona hemen sarıldım.» «Nasıl bir oyun bu?» dedi Bilge korkarak. böyle konuşma. Bilge'nin bacaklarına uzattı. kendimi düşündüğüm gibi olsaydım bunu başarırdım. Ben. Hikmet.» dedi Hikmet. Güçlük çıkarmadı. ne yapacağımı şaşırdım. Yalnız seni düşündüm. Son yemek. sonrasını düşünmekten. Ben sahteyim.» dedi Bilge. Hikmet. Sevişmekten başka ümit kalmadı. Sonra ortalık tekrar karardı. «Beni istiyor musun?» diye sordu Bilge'ye.» «Vazgeçtim. Zaten hademeler beni görünce hemen sekreterleri ortadan .» Yalancı. nasıl oluyor da hep aslına sadık kalabiliyorsun? Neden hiç şaşırmıyorsun? Sen her zaman Bilge gibi davranmayı biliyorsun. Düşüşü beklemeyelim. HALK KÜTÜFîî.» Acele etmeliyiz Bilge. «Ben yokken hep yalnız mıyaınv» diye sordu. Sadece yapamadıklarımızdan pişmanlık duymalıyız ilerde. Onu hiç kirletmedim.» dedi.» Hikmet kızdı: «Ben bir aydır prova yapıyorum. Uzun uzun öpüştüler. Terliyordu. Sağlığımı korumak için kesin tedbirler alıyorum. Ne acıklı. ellerini uzatarak.» diye güldü Hikmet.iki sayfa yazıyorum. Hayır. Kimsenin yazıhanesine gidemez oldum. «Hep temiz kaldım. Bilge'nin bacağını tuttu. Sen. Oysa zaman her şeyi halleder. Sev-gi'yi nasıl unuttun? Yıllık izne çıktım albayım. ne istediğimi unuturum.» «İsa haklı.» diye mırıldandı Bilge. Her zaman ne istediğini bilir o. Bilge'ye sarıldı hırsla.» Kendimize yazık etmeyelim: Hiç olmazsa sevişmeyi bir oyun haline getirmeyelim. «Hayır.» dedi yumuşak bir sesle.» dedi Bilge. Ortalığı süpürmek için eğilince birden siyahlık bitti ve beyaz ten başladı. Şimdi de gelmiş benden hesap soruyor. Ne işin var benim yanımda?» «Gideyim mi?» diye çekinerek sordu Bilge ve Hikmet'in gözlerine baktı. Aslında ölmüş olmalıydım. elini onun vücudunda gezdirerek. kusura bakmayın. Sonra. «Heyecandan.» «Sersem. «Peki olur. Bilge'nin kulağına müstehcen bir cümle söyledi.» «Tabii.» Bilge. ha-ha. korkuyla sıçradı. «Beni özledin mi?» diye sordu. Öldüğü gün de gazeteye bakmamışsan.» dedi Bilge. Bilge gerçek. Ayin dediğim de bu aslında.» Birden bağırdı: «İnşallah hemen ölürüm!» Bilge.» Sesini al-çaltti: «Bu sekreterler de başıma çok iş çıkardı söz aramızda. hayır. Seçmesini bilemedim ve hizmetçinin siyah çoraplarına kapıldım. İnsan talim filan yaparak yürütemez kişiliğini.» «Benimle ciddi konuş.» dedi. Elini. «Terbiyesiz. Bir ayindir bu.» dedi Bilge gülümseyerek.» dedi Bilge. Hemen soyundular. Hikmet bir kahkaha attı: «Gerçekten kıskanıyor. Bir arkadaşın yazıhanesindeki sekreter vardı.» dedi Bilge. biliyorsun canım Bilge. ne düşündüğünü sormadım. «Yalan söylüyorsun.» dedi Hikmet ve Bilge'nin eteğinin düğmesini çözdü.» dedi Bilge hırsla. demek istiyorsun. Belki de alçağın biri olmasaydım. Bütün yolları birden deneyelim. Çeşitli törenleri vardır. değil. ihtiyarlıyoruz. iyiyim. Bir kadında bütün kadınları yaşıyorum. «Fakat aklımı temiz tuttum canım Bilge. Bütün törenleri yapalım Bilge. İşte sana ciddi konuşma. «Sözlerimi geri aldım. son sevişme canım Bilge. «Hiçöyleşeyolurmucanım oyunu. Hayır. dedi albay.» «Hizmetçi kadını saymazsak pek bir şey olmadı.» diye fısıldadı Bilge. «Onun için acele etmeliyiz. «Hayır. zaman her şeyi hallediyor.» «Evet saçmaladım. sonra birden parladı: «Neredeydin şimdiye kadar? Bu süre içinde insan ölebilirdi. öğrenemezdin bile bu acıklı olayı. «Islak gecenin karanlığı. Kadının memelerini sıktı aceleyle. «Biri gelebilir. «Evet." . Oyunlar tehlikeli. Sevgi vardı.» «Aptal. dışardan görüldüğü gibi eğlenceli değil.» diye öfkelendi.» «Ben. «İsa yalnız onu demek istemiyor. «Sen iyi değilsin. Bir ayin-i cis-manî yapalım: Birlikte ölelim. bilmiyorum işte. Sonra gene şüpheler başlar. Neyse. «İyiyim.» dedi Hikmet kesinlikle. Nerede kalmıştık Bilge? h. Uzun uzun seviştiler.. Organlarını karıştırdım. Benim durumumda bırakılan biri çoktan ölmüştü şimdi. Şehvetle gülümsedi değil mi? Evet şehvetle. yorganın altına girdiler. Bana aşağılık duygusu veriyorsun. Bilge. Canı istediği zaman böyle gülümser. «Seni çok özledim de. dayanıyor. Ne olduğunu biliyorsun tabii. acele etmeyelim.» dedi Bilge. «Saçmalama. onun sesini taklit etti: «Hiç öyle şey olur mu canım?» Bilge'ye parmağını salladı: «Bütün hesaplarınız bu oyuna. «Kadınlar. «Canımı acıtıyorsun. onun her sözü yerini 450 buluyor.. «Evet. gene de seni görünce ne yapacağımı şaşırdım.» «Gerisinin ne önemi var canım? İsa da düşüncenin işlediği zinanın aleyhinde zaten.» dedi Bilge.••:—! Giyinirken Bilge. Herkesin bir yolu vardır. evet. her zaman heyecanlı ve telaşlıyımdır. Yalnızlığın çaresizliği içindeydim çünkü. Mesela ben.

Durum karışıyordu. «ııayır. büyük oyun yazarlarına benzetenlere rastladım böy452 J ^----„„.» «Terbiyesiz.» diye güldü Hikmet. Bir süre sonra. kendimi korumalıyım.» Hikmet düşündü.» Bilge.kaldırıyorlardı: Yaramaz bir çocuk gibiydim çünkü. «Çok yalnızdım Bilge.» dedi Bilge. Hele bir tanesi vardı. «Bunun sonu kötüye varacak. Ah Hikmet Bey! diyordu. Sen de isteseydin akıllı olabilirdin. olabilir. Beni kimse dinlemiyor.» dedi Hikmet bir süre sonra. «Düşünmüş olman yeter.-.» «Yaparsın.» «Hayır yapıyorum. durmadan insanlığın yararına çalışmalıyım. «Neden beni dinlemiyorsun?» dedi Bilge. odada dolaştığım sırada beni görmeni. insanlarla. Aslında yalnız kendini düşünüyorsun. üstelik yüzde yirmi beş fazlasıyla tepki gösteriyor: Hastalanıyor filan. «Elbette kendimi düşünüyorum.» «Buldum. «Nedeni yok. «Sen. Erkekler de suçluydu: Tütüncüden sigara alanlar da yoldan geçen başka kadınların bacaklarına bakıyorlardı.» dedi Bilge. Ustanın gücü tartışılmaz.» dedi Bilge. Ben ustayım. Fakat sonra atlattı beni. «Oyun öyle gerektiriyor. gözlerinden . yazmak istediklerimi birine anlatmalıydım. kolumun altında yazdığım oyunlar. Hem akıllı hem de heyecanlıydılar güzel bacaklı kadınlar: Boğuk bir sesle okuduğum oyunlarla kendilerinden geçiyorlardı. Ben de onun elini tuttum ve ona Diraz cesaret verdim. «Ben neden Batılı oluyor-muşum?» diye direndi Bilge.» «Evet. yalnız düşünmemi istiyorsun. bir gün bırakacağım seni.» diye direndi Hikmet. bir gün bırakacağım seni. Sen de çırak oldun. «Senden her şey beklenir.» «Siz Batılılar anlayamazsınız bunu. Bizde usta-çırak ilişkisi vardır. gözlerini boşluğa dikmişti.» dedi Hikmet. ilerlememe engel oluyorsun.» Bilge sustu.» Gözlerini yukarı kaldırdı. Sana verilen rol böyle. Ben öyle karar verdim.» dedi Bilge. Nasıl yazabiliyorsunuz böyle? Ben bir türlü cesaret edemiyorum. Usta önünde engel tanımaz.» «Hayır bunu yapamazsın. biz doğuluyuz. yalnız kafandakilerle ilgilisin. gözlerini yere dikti: «Bütün bunları gerçekmiş gibi dinleyen ve üzülen birini bulamazsın ama. Bu arada kişiliğini kaybetmekten korkmayacaksın. «Bilge. «Ne yapabilirdim başka? Bütün cesaretimle birlikte tek başıma kalmıştım. uugB unmix. «Neden yapamazmışım? Üstelik çok ilgi görüyordum: Beni. kimse oyunlarıma aldırmıyor. ucu. onları çok akıllı buluyordum ben. Oysa insanlık beni dinlemiyor. Erkekler sigara almak için tütüncülere girince hemen kadınların bacaklarına bakıyordum ve duruma göre hemen harekete geçiyordum. Kim beni büyük adamlara benzetirse o akıllıydı. «Kimseye önem vermiyorsun. Ben de bu karışıklıktan yararlanarak kadınlara son yazdığım oyunları gösteriyordum.» «Onun sözlerine nasıl inanırsın hemen?» diye sızlandı Bilge.» «Sen kimseye inanmıyorsun.» dedi Bilge.» dedi mırıldanır gibi. «Kimse yapamaz. «İnsanlara başka türlü yararlı olmam: Kendimi düşünmeliyim. Bilge. «Hayır. Hiç sormayacak.» dedi Hikmet. Verdiğim cesaretten çok memnun kalmıştır herhalde.» diye devam etti Hikmet. Oysa sen. «Evet. işte o zaman gerçek kişiliğini bulacaksın. Biz senin gibi değiliz Bilge.» «Hayır ben bunu yapamam. Yaşadığımı anlamana. yapamazsın: 'Terkeden kadın' rolü verilmedi sana oyunda.» dedi Bilge. bütün bibloları kırıyordum.» «Konuşma ciddileşiyor. çünkü. Kırk yıl ağzını açmadan ustasına hizmet edenler vardır bizde. «Gerçek biri olmak istiyorum senin için.» Gözleri dolmuştu: «Göreceksin. bir takım dertlerim olabileceğini hissetmeni istiyorum. oyunlarının kahramanları oldukları için ilgilisin. beni görmüyorsun. Beni dinleyenin bir önemi yoktu burada. Bizde sorgu sual yoktur.» «Göreceksin. çok anlayışlıydı üstelik.» «Bütün bunları yapmamış olabilirsin. Sana kalsa bütün gün sabahtan akşama kadar bu gecekondudan çıkmamalıyım. kafamda arzular vardı.» «Günün birinde iste453 ve durmadan hak verecek sana.» dedi Bilge.» «Neden?» diye karşı çıktı Bilge. Bilge güldü: «Bu 'harekete geçmek' de nedir acaba?» Hikmet dinlemiyordu: «Köşebaşmda bekliyordum. neden beni yalnız bıraktın? Evet. «Tıpkı senin gibi dinliyor.» «Bütün fırsatlardan yararlanıyordum.» dedi Bilge.» Bilge ayağını yere vurdu: «Oyunlarından herhangi bir kadına bahsetmeğe hakkın yok!» «Ettim bile.» «Bu oyunlardan usandım. «Köşe başlarını tutmuştum. Durmadan başını sallayacak bana. Bana bakmanı istiyorum. buldum. başka türlü yaratamaz.

zaman her şeyi hallediyor. insafsız olma. albayım. Bu gecegeldide Hik-met'ten başka galiba iki şey daha vardı. «Ona korkunç şeyler söylediğimi hatırlayacak albayım. yaman kadındır. Belki sadece. Sevgi içeri girdi. Fikret gibi hiç değildi. Aşkın göz yaşları onu bırakmıştı. Fakat gene kavga ettik işte. Neden beni bu kadar üzmüştü? diyecek. Sanıyorum biri emekli yarbaydı. Olduğu yerde bekliyor. bir işaret yer de Sevgi otursun Oturdu. onu bana anlatıyor: Büyüyü bozmak istiyor. Kolunu kaldır. ben istemedim ama Hikmet'le aramızda anlamsız bir tartışma başlamıştı. ayrıca senin geleceğini bilmiyordum. Benden bir şeyler bekliyor. ayrıcalık isteme. Aklın göz yaşları onu bırakmıştı. Bütün bunlara inanmıyor. fakat 455 yerli yerine oturtulamadı. Bu eve kendisi şey derdi. Kımıldamalıyım ve mucizeler yaratmalıyım. İşte bir olay. Hatırımda yanlış kalmamışsa. Ağlayamadığı için kapanmıştı. Bununla birlikte sonuç çok acıklı oldu. ne yapıyorsun diye soruyor. Fakat oyunları unutacak albayım. Yaşamak istiyor albayım: Beni de dünya nimetlerinden biri gibi görüyor. bakma. Bu yüzden oyunların güzelliği de anlaşılamadı. Bir yanlış anlaşılma olmuştu. Bunların yaşayıp yaşamadıkları tam belli değildi. birçok güzellik anlatılamadı. Hikmet'in çıkardığı gürültü sayesinde ayakta duruyorlardı. Biraz önce yatıyorduk. Bilge hiç cevap vermedi. Bugün yaptıklarım yeter albayım. Kendi yerine bir şey bırakmadan gidecek.» Bilge ağlıyordu. Yaşantısına yeni bir heyecan katmak istiyor: Solup giden aşkımıza ağlıyor. bu bakışlar gözümü kamaştırıyor. Bilge gibi ağlayabilseydi. Ne yaptığını düşünmeden kapıyı açtı. İşte böyle bir masaldı. sen daha önce gelseydin şimdi sen başını eğecektin. dava esastan bozuldu. Oysa Hikmet ağlayamıyordu. suçlu muyuz? suçluyuz. Mesela böyle bir şeydi. ben ağladım.yaşlar akıyordu. Bilge'ye öfkeyle bakma. Aslında böyle bir şeye inanmıyor albayım. çevre iyi verilemedi. Affedersiniz yanlışlık olmuştu: Hikmet değil Fikret'ti. öteki de boşanmış bir kadın. Satıldı. Sevgi? Dalgınlığından kurtulamadı. Oysa. Büge'yi görünce bir an gözlerini kapar gibi oldu. Ne yaparlardı? Nasıl yaşarlardı? Nereden geliyorlardı? Nereye gidiyorlardı? Kimse bilmiyordu.» dedi Bilge ağlayarak. aslında şöyle olmuştu. Üç katlı ahşap bir evde yaşardı. Kim dedi bunu? Hayır. yaşamak istiyorsa unutacak. Sevgi. çok oyun oynandı. olaylar sonuna kadar götürülemedi. oyunlara inanmıyor. Bilge gittikten sonra sahneye çıkarak beni anlayacakmış. bize öfkeyle bakma. Bilge'ye nasılsın diyor. başımızı önümüze eğiyoruz. diyecek: Bir zamanlar bir Hikmet vardı. Sadece ağladığını ve bir zamanlar çok mutsuz olduğunu hatırlayacak. neden kızıyorsun Sevgi? Sayfalar karıştı. diyecek. «Üzülüyor albayım. Hikmet söylememişti. fakat ücreti ödenmedi. «Nerede olduğumu bilemiyorum artık. kimse söylemedi. dalgın gözlerle kapıya yürüdü. Bilinmeyen bir süre geçtikten sonra birden kapı vuruldu. Sevgi. Son dakikada bir aksilik çıktı. açılırdı. Neresi tehlikeli? diyecek. dul kadını da: Kutsal üçlemeyi bozmak istiyor. İstiyor ki. roman kahramanı gibi iki şey. Sonra da 454 j gtm aıoayım. Kulağımın dibinde konuşuyor. «Beni bırakacağı için ağlıyor. yatmaktan başka çare kalmamıştı. Bir daha da bana dönmeyecek albayım ve ben artık nereye baksam Bilge'nin yüzünü göreceğim. Sevgi sana bakıyor. sadece kendi ağlaması kalmıştı albayım. gecekonduya kapanmıştı. Bu kızı hayal etmemi önlemek için. beni beklemiyordun galiba. . Büyük romanların kahramanları gibi insanın aklından çıkmayan varlıklar da değildi bunlar.» dedi Hikmet çok yavaş bir sesle. Hikmet. bana imkânsızlıkları tanıtan yüzünü. Bilge'nin aklından bu masaldan geriye. Affedersinizdi. Bir kız varmış. beni de çıkarmak istiyor. beni bırakıp gittikten sonra ne zaman gözlerimi kapasam Bilge'nin yüzünden başka bir hayal görmem mümkün olmasın. yatağı düzeltecek vakit olmadı. Başım ağrıyor. içine kapanmıştı. Ben soyut üzüntülerden yanayım. onu unutamadım. Başını çevir. Sevgi odaya şiddetle bakıyor. Hikmet susuyordu. demek bir şeyler yaptım. diye düşündü. Oyunun dışına çıkıyor. hayır ikimize bakıyor. çok söz girdi araya.» «Bu albaydan da usandım artık. Bozulmuş yatağı ve Bilge'nin ıslak gözlerini gördü. Dumrul gibi değildi. diyor.» «Sizi de elimden almak istiyor albayım. geceoldu gibi bir şey işte. Bir zamanlar uzak bir gecekonduda tehlikeli oyunlar oynanmıştı. ne derdi? gecegeldi. Ben olsam hesap vermeğe kalkardım: Şey. Hikmet'in dışında bir kişilikleri yoktu. bile demeyecek. Bu Hikmet.» «Bana korkunç şeyler söylüyorsun. içgüdüleri kuvvetlidir.» diyerek ağlamağa başladı Bilge.

Ba- . Bunu sormuyorlar senden. işte Bilge kapıya doğru yürüyor. Sen kim olduğunu biliyor musun Bilge'nin? Biliyor-. Bilge'ye. Benden bir şey bekleniyor. Bir şey söylemeyecek misin Hikmet? diyorlar sana. Yanlış zamanda sahneye çıktılar. Belki hızlı koşarsam yetişirim ama. buraya gelmemeliymiş. Şaşırırım. kendiliğinden geldi. Ha-ha. Bilge de kalkıyor. Ne dediniz? Biraz hava mı alayım dışarı çıkıp? Peki albayım. Böyle yukardan konuşacak durumda değilsin. Her şey çok karıştı albayım. Hayır gitmiyor: Ben gidiyorum. Kimse rolünü ezberlememiş. değil mi? Hiç bir şey böyle bir anda kaybolamaz. Bu duvar beni çıldırtıyor albayım. diyor Bil ge'ye. Bilge gidiyor. Ha-ha. Çoktandır birbirlerini görmediler de. beni ele vermeyin de ne yaparsanız yapın. sustuğum için oyunu bozdum. Artık ölmek istiyorum. Bazen de susmak bilmem. O halde sonum geldi. İsterseniz ben gideyim. Kimse gülmüyor. Ben karar veremem. Alçak Hikmet VII! Geber! İşte balkondan kendimi atıyorum albayım. neden beni yalnız bıraktın? Bırak gitsin. VII gibi mi? Yapamam. Sevgi'ye cevap ver Bilge. İkisi de bana kızıyor. Ona daha önce öğretmeliydim. Hayır gidecek. Artık dayanamıyorum. Alçak! Evet alçağım. Her zaman yaparım. diyor Sevgi. senden akıl alacak değilim filan de. Belki Bilge'ye de rastlarım bu arada. değil mi albayım? Birini tutmalıyım. Belki özle. Yaparsın. Sevgi böyle diyor. biraz dinleneyim. diyor Sevgi. Hayır. Tartışıyorlar. değil mi? Bilge. Bilge gideceğini söylüyor. yalanların bir araya geldi. Küçük düştüğünü görmüyor musun? Görüyorum. Konuşacak durumda değilim. Hikmet. Beni yalnız bıraktın. önünde ağlıyorum. Bir oyun. Her şey benim yüzümden albayım. diyor Sevgi. Kim diyor? Gerçekten duymuyorum. diyor Sevgi. bir daha dönmez. Buraya gel Bilge. Beni yalnız bırakma. Bilge'yi kov demek istiyor. diyor. Bu ne biçim tiyatro? Sevgi ayağını yere vuruyor. Kimseye bir şey olmaz. değil mi? Bu olayı artık unutamam. konuşmadım. Kim gidecek diye tartışıyorlar. Bilge. Gidin bakalım! Sizi ben mi çağırdım? Evet. İkinizden de nefret ediyorum. Bağırma.456 çıksam? Sizi başbaşa bıraksam. Senden her şey beklenir. aı oayım du oyun çok ciddi. Ölünceye kadar unutamam. burada kalmaya hakkı yokmuş Bilge'nin. Artık aklıma bile hükmedemiyorum. Hiç bir Hikmet gibi davranamadım. Bilge benim karar vermemi istiyor. olamaz. öyle susmayın albayım. Başım dönüyor. ya da onu demek istiyorlar. onu öldürüyorum. Birini savunmalıyım. Gidecek mi yani? Benimle 457 mazsın. Ölüyorum.mislerdir. sen çağırdın. Onu daha önce düşünmeliymiş. Bir şey söyleyin. Kusura bakmayın. Siz konuşun. ya da demek istiyor. İmkânsızlık duvarının . Beni savunmadın diyor. Bilge. Bilge. Ben. neden beni yalnız bıraktın? Fakat bizim sokakta göremiyorum onu albayım. Zaten ben çağırmamıştım Bilge'yi. Bir şey yapamıyorum. Sevgi konuşuyor. Bütün yakınmaların sahte. Bana olur. Sevgi kazandı. sadece şaşırırım. kendi başınızın çaresine bakın. Hayır. Biliyorum. Bilge gitme. gidiyor. Siz konuşun işte. Seni kimse kurtaramaz. İşte bir olay. Gene kimse gülmedi mi? Bilge benden ne bekliyor? İnsan gibi davranmamı bekliyor. beni savunmadın. Sevgi ayağa kalktı. Yaparım. geri dönmesini söyleyin. Bilge. ben bir sigara alıp geliyorum. Alçaklar yorgun olur. İşte artık davranmalısın. İşte Bilge kapıda. Beni dinleyen kalmadı albayım.Mektup da yazdığımı hatırlamıyorum Bilge'ye. Alçaklar gibi davrandım. Beni neden bıraktın Bilge? Şimdi hiç dönmeyecek misin yani? Seni artık hiç göremeyecek 458 ________------j"ü. Prova yapmalıydık. Bilge. neden yalnız bıraktın beni? Kimseyi görmek istemiyorum. Bilge gitti albayım. değil mi? Bilge! Bilge! Köşeyi dönmüş galiba. Bunu kim öğretti sana? Kimse bir şey bilmiyor. Çok gülünç duruma düştüm. bulmalıyım. bakın ben bile ağlıyorum albayım. Bilge hoşt. İstediğim gibi olmadı albayım. Böylece en kötü sözü söylemiş oluyor. Ne kadar önce ölsem o kadar iyi. İşte benim de ne olduğum meydana çıktı. Bilge. Sevgi'nin davranışını çok çirkin buluyormuş. Tam gitmiş olamaz. diyebilirdim. Bağırdım mı? Duymadım da. Bana acıyın. Hikmet gibi davranmamı bekliyor. Sana bakıyor. kendini küçük düşürecek bir hareket yapmaz. Bir şey yapmalıyım. Hangi Hikmet gibi? Hikmet VI gibi mi.

Sizinle de oyunları düzeltmiyor muyduk birlikte? Bilge d© anlamıştır canım. Ona öyle şeyler bulup söylüyordum ki. Herkes birbirine anlatıyor. ısınırım. Bilge. Hava da çok soğudu albayım. Bilge'nin orada beni beklememesine dayanamam. karşıdan birileri geçiyor: Kadını Bilge'ye benzettim. neden 460 %kr beni yalnız bıraktın? dedim sonra. bu bakımdan akıllıdır. Beni kıskandı albayım. diyordum. Bende hayat bilgisi zayıf albayım. benim gibi sözler bulup söyleyemez duruma göre. Belki de artık herkes öğrenmiştir. biraz başka türlü anlattım ona. onunla her şey başka türlü oluyordu.da ondan mı? Bir dakika albayım. Tabii Bilge pişman olacak. Belki kızacaksınız ama. beni yalnız bırakma. zor oluyor gecekonduda artık. biraz yürümeliyim albayım. Bilge bunları bilir. Siz şimdi ağladığıma bakmayın. Sadece bir kere. Onun için diyorum ki. Belki de akıllı insanlar yalnız kalırsa daha iyi olur. Biraz daha dolaşsam mı acaba? Daha erken. ben galiba artık sizinle ve dul kadınla birlikte yürütemeyeceğini bu hayatı. Ben dünyayı kirletiyorum albayım. Şimdi yanımda olsaydı. değil mi? Yoksa eve dönüp beklesem mi onu? Ben de kötü davrandım ama albayım. birlikte olabilseydik. Tabii akıllı olduğum için bana dayanamadı. eve dönmek istiyorum. Ben güzel oyunlar isti yorum. Bir gölge gibi dolaşacağım çevrende. Bilge'den akıllı olduğum halde neden bu duruma düştüm acaba? Neden herkes benden kaçıyor albayım? Yaşamasını bilmiyorum . Bir daha seni üzmeyeceğim. Beni bekleyen yalnızlığı ve karanlığı istemiyorum. Bu köşede de fazla bekledim galiba: Gelip geçenlerin dikkatini çekiyorum. biliyor musunuz? Ben öldükten sonra sizi ağlarken görmeyi doğrusu çok isterdim. Tabii Bilge'ye belli etmedim. Sizlerle yapamıyorum albayım. Şimdi ne olacak albayım? Bilge beni istemiyor diye onu göremeyecek miyim artık? Böyle şey olur mu? Biraz önce birlikteydim onunla. Yoksa eve dönmek istemiyorum. biraz kendime gelmek istiyorum. Mütercim Arifi okurken gözlerinizin dolduğunu görmüştüm. Burası çok önemli. bana hayran oluyordu. Bilge'ye de bunu söyledim mi yoksa? Galiba. Başım ağrıyor albayım. Yakamı kaldırayım da beni tanımasınlar. Size çok önemli bir şey söyleyeyim mi albayım: Bu Bilge akıllı değil albayım. Acaba ölürsem çok üzülür mü albayım? O zaman koşup bana gelir mi dersiniz? Siz çok ağlarsınız biliyorum. Beni görünce de belli etmeden gülüm-seyecekler. Yalnız kalırsam daha iyi olurmuş. Dedim ki: Bilge. kötü bir niyetim yoktu. İnsan değişemezmiş. Bilge. Hiç olmazsa kimseye belli etmeden bekleyebilsem burada. Ben Bilge'yi istiyorum albayım. Ha-ha. Hava soğudu. Eve dönmek istemiyorum albayım.şımı. Kendimi gizleyebilsem. Biliyor musunuz. Nereye gitmiş olabilir hemen? Onu sokaklarda bulamayacak mıyım? Aslında kötü bir oyun oynamıştım. beni bir arabaya bindirirdi hemen. aceleden ceketimi giymeyi unutmu459 kağa nasıl çıkılacağını bilmem mesela. insanlık çok yararlanacaktı bundan. Odama çıkamam albayım. Oyunlarıma dönmeliymişim. Eski ve karanlık odamda korkuyorum Bilge. Üşüyorum albayım. Ben artık biraz çöktüm albayım: Aklıma yeni bir şey gelmiyor. biraz yürümek. böyle üşümezdim albayım. Evet. aslında böyle hissediyorum. Böyle oyun da olur muydu? Utanıyorum kendimden albayım. Başka bir köşeye gitmeli. Biraz ölseydim. Benim yalnız kalmam gerekiyormuş. bu duvara vurup parçalamak istiyorum. biraz da sizin bana ağlamanızı seyretseydim. Yazık oldu. Ben bunlara çabuk karar veremem albayım: Kararsızlığımla yanımdakilerin canını sıkarım. Bnni sevseydi. Fakat sizi hiç ağlarken görmedim. Beni çok arayacak. Mesela Bilge. Fa kat . Onu adam edebilirdim albayım. Biliyor musunuz albayım. birçok insandan akıllıyım. Ne dediniz? Yazacak oyunlarımız mı var? Onlarla mı uğraşırız? Nedense bugün içimden gelmiyor. peki erkek kim? Değilmiş. Ben ondan akıllıyım. Üstelik utanmadan bu kalabalık caddenin köşesinde duruyorum. ama ben herhalde bu oyunlara artık devam edemeyeceğim. Bilge bana dön. Bilge'ye belli etmedim ama. Oyunlar beni de yordu galiba. albayım. aklını başına topla. bugün Bilge'ye ne diyordum? Diyordum ki köşe başlarında bekliyorum kadınlara bakmak için. Kim bilir? Bilge de bunu çok söylerdi. ama iş işten geçecek. Demek ki seviyordu. Bilge beni evde bekliyormuş gibi geliyor bana. İşte sokağıma geldim. onun çok yararına olurdu. odama dönmüş beni bekliyordur şimdi. Ya gelmemişse. Birazdan gelir herhalde.

Bütün hazırlık bozulur. başka odaların. Memurun ne zaman geleceğini soranlar vardı. Hüsamettin Bey ve Bekir Efendi. Sokakta ve evde meydana gelen küçük topluluklar. Bazılarının eşyayı incelediğini görenler. kendi görüş açı-463 'lHll «nidan açıklıyordu. Herkes. geriye bakamam. Onu yakalamak. Hikmet'in evindeki eşya. parmaklar çeşitli yerleri gösteriyor. Cıva gibi oradan oraya kayıyor. belli etmem. itişmenin içinde. onlar da yoğunluklarını bir an için. Bu parmaklıklar da çok zayıf. Gözlerim kapa Buraya taküdım kaldim. olayla ilgisiz yorumlar yapıldığı da oluyordu. İsterseniz ben daha önce yazarım size bütün ayrıntılarıyla. Bekçinin önünden kaçan kalabalık. Bilge. ümitsiz bir çabayla. Nereye? Biliyorsun. sessiz bir direnme gösteriyordu. çırak Süleyman'ı kapıya koymuş ve «çıkanların üstünü arama görevini ona vermişti. Kalabalık. Artık hiç bir şey yapmak istemiyorum.. Sesimi duymuyor. 'fakir' olarak nitelendiriliyordu. Bilge. yerinden alıp inceliyordu. Aşağıda olanları duydu mu acaba? Bilge boş bir eve dönmedi ki. Bir dakika dursam. koridorların kalıbına giriyordu. Son bir hak tanıyamazlar mıydı bana? Bırak şimdi bunları. polis onları kolunun geniş bir hareketiyle dağıtıyor. Dinlemiyorum. Bu eşya hakkında. Acaba ağlar mı? Yazık. Hayır. başlar hep birlikte oralara çevriliyordu. Kimseye belli etme. Kesin durum belli değildi. ne dersiniz? İnsanın ağırlığına dayanmaz sonra. Çeşitli yorumlar yapılıyor. evin başka köşelerine yayılıyordu. eşyaya değer biçenler de vardı. Sesini çıkarma. kaybettikten sonra tekrar aynı yerlere konuyorlardı. bazen küçülüyordu. Nurhayat Hanım. insanları oradan oraya sürüyor. çocukları bir odaya kapatmış. Hikmet'in yatağının. Beni götürürler. albayıma belli etmemeliyim. olanlar üzerinde çeşitli fikirler yürütülüyordu. kendini kapının dışında buluyordu. ta bekleyen polis memurunun çevresinde de tembel sinekler gibi dolaşıyorlardı. Yorgun da olsam yazarım. Gerçekten hiç bir şey yapmak istemiyorum. kusura bakmayın.gözleyemediği için. Bu nedenle bazı tatsız tartışmalar da oluyordu. Hayır. Beni duymuyor musunuz? Bir Şey yapamaz mısınız? Düşünüyorum. Sokak-. Neden sözlerime karşılık vermiyor? Albayım. sanki olayı daha önce haber almış gibi. yavaş. albayım. balkona kadar yürümek zorundayım. Korkuyorum. yavaş düzene giriyordu. Bu oyunu kendi başınıza oynayacaksınız albayım. yerden toplayıp avuca almak imkânsızdı. Nurhayat . çünkü eller çevredeki bütün eşyayı yokluyor. Hüsamettin Bey. Ne var ne yok albayım? Oyun san-malı. ben göremeyeceğim. olur mu? Ben gidiyorum albayım. Albayım işte geldim. Hiç bir şey yapmak istemiyorum. Benim durumum Bilge'ninkinden farklı. Beni tutacak mısınız acaba? Hayır. Bilmiyorum işte. Sonra şüphelenirler. özellikle albayın kitaplarının sayısı çok bulunuyordu. lar. bir açık artırma yapılacağını sanıyordu. İşte. Neden ge461 rive dönemiyorum? Aşağı da bakamıyorum. Hikmet'in yükselişi ve düşüşünün son kısmı olur bu. her şey anlaşılır şimdi. Genellikle kalabalıkta henüz bir fikir birliği yoktu: Gelenlerin arasında olayı bilmeyenler bile vardı.yoruldum albayım. Bazen de önderler arasında küçük tartışmalar çıkıyor ve kazananın çevresindekiler hemen ka-labalıklaşıyordu. muhtemel bir yağmayı önlemek için çok dikkat 'ediyorlardı: Bekir Efendi. birden evin her yanını doldurmuştu. Korkuyorum albayım. Mahalle bekçisi Bekir Efendi kalabalığı yararak püskürtmeğe çalışıyordu. dağıtmaya çalışıyordu. neden beni yalnız bıraktın? Ağlarsan. Bana bakmıyor. Evdeki bazı eşya devrilmişti: Bunun olay sırasında ya da sonradan kalabalığın dalgalanması sonucu meydana geldiği sanılıyordu. Albayım korkuyorum. her topluluğun bir önderi vardı. taneleri bazen büyüyor. Hiç bir şey yapmak istemediğim için kötü bir şey yapmak istemiyorum. Kalabalık da yapmış olabilirdi. Ben döndüm. Düşünemediğimi belli etmemeliyim. oturmuş kitap okuyor albay. Albayım. Belki de bu parmaklıklar zayıftır. Artık çok geç. Albaya belli etmemeliyim. ti: Hüsamettin Beyin daha önce görmediği bir takım adam-. Kimse olayı görmediği halde. Bu önder kendisini izleyenlere durumu. Düşünsem. Yavaşça yukarı çıkmalıyım. bütün kalabalığı . beni tutmayacak mısınız? Parmaklığa dayandım albayım. üstünde sessizce ağlıyordu. 462 18 ALBAY GİRER Sokakta ve evin içinde bir takım adamlar toplanmış-. Düşünemiyorum. Bazıları.

Düşmeden birkaç dakika evvel benimle konuşuyordu. Sen münevver bir adamsın. «Böyle uydurma evden eşya çıkar mı?» diye söylenerek sokaktaki kalabalığa katıldılar. kimin kalıcı olduğu belli değil Bekir Efendi. kimseye zararı olmayan bir beydi. Hidayet'i tanıyanlar.» Bekir Efendi balkon kapısının yanından uzaklaştı: «Ben bir şey demedim albayım.» «Ben nasıl söylüyorsam öyle oldu. Mukadderat. kırılmış ve çar-.» dedi.» «Muhterem bir arkadaştı. oradaki koltuğa oturdu. «Şu balkona bir de sen çık bakalım. Bu işi daha yeni yapmıştı. Sen de aklın sıra polis hafiyeliği mi yapıyorsun?» «Estağfurullah albayım. Helanın ne tarafta olduğunu soranlar da çıktı.cvx4u. Hüsamettin Bey.» diye dul kadını teselli etmeye çalışıyorlardı. Üst katta balkonun yanında olanlar da birden.» dedi kâhya. Hep birden kapıya yüklendikleri için hepsinin üstünü aramak mümkün olmadı. «Malum olmuş kendisine demek. «wiuijl iumx içici 1 UlIIlctyfcin ve her gün önlerine çıkan küçük işlerle geçinen gençlerdi. «Gerekirse kamyon da buluruz bey amca. kalabalıkta küçük bir panik oldu. «Bir sıkıntı var içimde albayım. biz de görünelim de yevmiyemizi doğrultalım reji amca. burada filim mi çevriliyor ahi? diye yaklaşanları. Çok alçakgönüllüymüş. «Bazı gürültüler duyanlar olmuş da. öyle değil mi?» «Öyle. ya da kendi okumuşluğunun üstünlüğünü.u~. insan düz balkonun üstünden nasıl kayıp düşer? Belli ki bir teammüt var işin içinde. çok hararet bastığını ileri sürerek ondan su istediler. dul kadının büyük oğlunun askerde bir cip kazasına kurban gittiğini anlatıyorlardı. sandığın dibindeki çarşaflardan beyaz bir tanesini çıkararak Hikmet'in üstüne örtmüştü. şu senin oturduğun yerde. nasıl olur da bu cahillerin sözüne uyarsın?» Bekçi Bekir Efendi cahillerin cahilliğini. Bir sıkıntısı olunca hemen bana koşardı.Hanımın ağladığını görenler de. Kulağınla duymadın mi.» diyerek herkesi azarlamış oldu albay. Xi. sigarasının külünü silkmek için ayağa kalktı ve sehpanın yanına gitti. ya da herikisini birden düşünerek gülümsedi.» dedi Bekir Efendi. Albay bir koltuğa çöktü. Kimseye söz geçiremeyeceğini gören Nurhayat Hanım divandan kalktı. «Hikmet Beyi nasıl bilirdin?» Bekir Efendi. çevrelerindekilere hararetle anlatıyorlardı. «Hiç bir tarafına bir şey olmamış kardeş. açık artırmaya geldiklerini düşünenlerden bir ikisi. Âlim adamdı diye sözünü .» dedi Bekir Efendi. pılmış parmaklıkları farkettiler. diyenleri. «Olayı ben gördüm yalnız. Evin 464 ------------—.» diye savundu kendini.» Bekir Efendi başını salladı.-i ! OIF Xi&Ull UUlUyui. «Bu muhitte oturmayı kendi istemişti: Bu insanlara derin bir muhabbeti vardı. Hüsamettin Bey. Geçen gün hoca da vaazında buna benzer bir şey anlatmıştı. üzülme. Daha önce gelerek ilk sırayı alanlar. «Meselenin aslını bilen yok. Herkes kapıya koştu. «Yerdeki çinkolar yüzünden insanın ayağı öyle bir kayıyor ki.» diye homurdandı emekli albay. Aralarından bir kâhya seçerek Hüsamettin Beyle pazarlığa gönderdiler. Kalabalığın içinde bulunan inşaat işçileri.» dedi. Her şeyi usanmadan tekrar tekrar anlatırmış. dul kadının -ev sahibi olduğunu sandılar. Onlarla kaynaşmıştı. merdivenin sahanlığına gitti.» diye arka sıralardaki meraklılara anlatıyorlardı. «Biraz sıkıntısı vardı. Müstakbel hamallar. sonra Allahı gücendirirsin. uzatılan paketten bir sigara aldı: «Kendi halinde münevver bir efendiydi. Evden bir taşınma olduğunu düşünerek birkaç kuruş kazanmayı umuyorlardı.» «Haklısın albayım: Bakkal Rıza. binanın temelinde bir kayma olduğunu ve mühendisin beklendiğini. içini çekti: «Kimin gidici. bir sandalyenin kenarına ilişti. «Herkes kendine göre 465 ir*.» Albay yüzünü buruşturdu: «Bu cahil kalabalığa inanıyorsun demek. -----------------. onun sohbetlerini anlatırdı. onun oğlunun öldüğünü •düşünerek.1x uuııv^ **** >^v*. dedi Bekir Efendi.» dedi Hüsamettin Bey. Sen okumuş adamsın Bekir Efendi. Onların derdini kendi derdi gibi bilirdi. «Allah öteki oğullarına ömür versin. bekçinin sigarasını yaktı: «Kimseye zararı dokunmayanın kendine de zararı dokunmaz aslında.» Albay.» Bekir Efendi. Bekir Efendinin de yardımıyla hepsini kovdu. sandığından. gözlerini balkona dikerek. Hüsamettin Albaya itiraz ediyordu: «Sayın albayım. «Bir tarafında bir sıyrık bile yoktu: Sanki rahatça uzanmış uyuyordu:» Bekçi Bekir Efendi. Nurhayat Hanım.

Ayıp!» Orta yaşlı. Sonra. Biri bakkala girdi: Rıza Bey adamı dışarı attı. hepimiz bu münasebetle yapılan törende bulunuruz. senin şimdi oturduğun koltuğa çöktü. Zavallı Hikmet! İnsanların bu durumda onunla nasıl ilgileneceğini bilseydi.» Bekir efendi. sizin sigara almak için bakkala gittiğiniz sırada düştüğünü söylüyor. Sokak boşalmıştı. yerinde duramıyordu. --»----------------tılar. bu kabil neşriyattan nefret ederdi. oğlum.» «Kısmet olmadı işte. «Şikâyetçiyim memur bey. onların üstüne doğru koşuyormuş gibi yaptı: Acele adımlarla uzaklaştılar. Bu hususta bir maruzatım yoktur.» Bekir Efendi kalktı. diye düşünüyorum. Muhterem gazetenize.ederdi Rıza Bey. Hadisenin teferruatını gazeteler verecektir. Bugün. Hüsamettin Bey pencereye yaklaşarak bir süre aşağısını seyretti.ua gumnviw. çarşafı açtı. Veya gene.. Sonra balkona çıktı. kılıksız bir adamı omzundan itti. Onun hatırasına bir iki söz söylemek fırsatını bile buluruz.» «Evet. Onlar da kötü kötü bakarak uzaklaştılar isteksiz adımlarla. Onu teselli ettim. Salim'e yumruğunu salladı. durdular. gene de 466 senin resmini gazetede görseydi çok sevinirdi. divanın üstüne oturdu. masanın başına geçerek Hikmet'in çekmecesini çekti. polis memuruyla birlikte kalabalığı dağıttı.» dedi albay. «Ne oluyor albayım?» Emekli albay güldü: «İnsanı zorla güldürüyorlar.» Aşağıdan gelen gürültüler birden arttı. Bazıları biraz uzakta durdu. aşağıdan gelen gürültülere dayanamıyorum. kaza mı cinayet mi intihar mı şeklinde gayrı ciddi beyanların da gazetenizin ağırbaşlılığı ile kabili telif olmayacağı kanaatindeyim.» «Kimse ne dediğini bilmiyor artık Bekir Efendi. Merhum. bir gün. beyaz ok resimleriyle işte buradan düştü. «İyi ettin kapadığına. ölüm hepimize mukadder. Hikmet'in pencere önüne koymuş olduğu çiçek saksılarından biri düşmüş. sözüne bakılırsa oğlu görmüş. İnsanların bu hâline çok üzülürdü zaten. kapının yanında ayakta durdu. O böyle şeyleri sevmezdi ama.. Bitkin görünüyordu. sağ kalırsak. Adam direndi: «Neden beni buldun? Herkes duruyor işte. Belki de bu sokağa onun adını verirler. Biraz sonra.» Bekir Efendi şapkasını giydi.» diye yakındı. Herkes. olayı görmekle. Gazetelerde resmimiz çıkar. bana vurdu. Biri. oturduğum evde elim bir hadise cereyan etti: Kendisinden çok şeyler beklediğim ve yakınım olan bir genç. Ben sohbetinde bulunamadım merhumun. Son sözü bu oldu.» «Gelseydin Bekir Efendi: Kapısı herkese açıktı. Polis memuru. Sadece. «Haydi bakalım. hadisenin vuku bulduğu evin resminin çekilmemesini ve üzerine de balkondan düşen beyaz bir adam resmi yapılmamasını. dağılın artık!» diye bağırdı bekçi. Bilmem yanılıyor muyum? . biraz ağladı. 467 İKİ fcUO. Salim onlara doğru iri bir taş attı.» diye homurdandı birisi. Hüsamettin Bey pencereden çekildi. «Bir sıkıntı düşmüştü yüreğine. bir kaza eseri vefat etti. balkon kapısını kapadı. «Karşı evdeki kadın.» Bekir Efendi çekinerek. vatandaşın muhtelif ihtiyaçlarına cevap vermeyi kendine gaye edinen gazetenizin umumi politikasına da çok uygun olur. yorulmuştu. okuyucusu olduğu ve dikkatle takip ettiği muhterem gazetenizden böyle bir muameleyi kafiyen beklemezdi. Şimdi artık aramızda bulunmayan aziz bir insanın hatırasına hürmet etmek. bir münasebetsizin kafası yarılmış. Ne yapalım Bekir Efendi. kendine bir şeref payı çıkarıyor sanki. «Olayı gördük. Önce sandalyeden kalktı. gazetenizin şimdiye kadar ciddiyetiyle takdirimi kazanan muhterem mensuplarından bilhassa rica ederim. onun bu mahallede yaşamış olmasıyla hepimiz iftihar edeceğiz. Bekir Efendi. Herkese o kadar acıdığı halde kendine acımazdı. bir beyaz. «Burada oyun oynanmıyor. başkaları dertliyken mesut olamazdı. Bana bir sigara verin albayım. Durup dinlenmek bilmezdi. Şu münasebetsizleri uzaklaştır lütfen. Son zamanlarda bir eser üzerinde çok çalışıyordu. dedi. Bu sabah nedense biraz huzursuzdu. «Kimse doğru dürüst anlatmıyor ki.» Bir sarhoş. şapkalarını çıkardılar. Biri eğildi.» Bekir Efendinin gözleriyle karşılaşınca hemen köşeyi döndü. «Bizim de anlatacağımız vardı. bir iki kâğıt çıkardı. kararlı adımlarla kapıya yürüdü. Büyük adamlar hep böyle değil midir? Göreceksin Bekir Efendi.

Benim tebarüz ettirmek istediğim husus. ihtiyar bir vatandaşa otobüste yer verilmemesi. seyyar esnafın bir intizama sokularak gıda maddelerinin keyfî satışına mani olunması. pazar günleri vatandaşın denize girecek yer bulamaması. sokak köpeklerinin itlafı. daha kanalizasyonu yapılmadan asfaltlanan bazı sokakların vaziyeti. âsârı atikanm muhafazası için yazılan bir okuyucu mektubu üzerine naçizane bir teklif. suların kesilmesi. çöp kamyonlarının seyrek uğraması. istidamın resmî dairelerde sürüncemede kalması. tekaüt maaşlarımızın tediyesindeki teehhür. sırt hamallığının ilgası. ücra kasabalarımızla muhaberatın temini ile buralara medeniyetin nakli. müstehcen neşriyatla mücadele. Bu mektubu yazmanın asıl sebebi. Böyle bir teşebbüs. mahallerde ahlaka 468 mugayir hareketler. bir gazinoda muhatap olduğumuz kötü muamele ve fahiş hesap pusulası. merhum namına cemiyetten merhamet ianesi talep etmek değildir. sinemalarda lüzumsuz kuyrukların teşkili. Muhayyelesindeki büyük piyeslerin tamamını kaleme alamadan bu fani dünyadan şu veya bu sebeple ayrılmak zorunda kalan Hikmet Beyin akibeti bizlere bir ibret dersi vermelidir. eğer bundan sonra böyle elim hâdisatla karşılaşmayı arzu etmiyorsak. yollara miktar-ı kâfi meyil verilmemesi sebebiyle suların bazı çukurlarda toplanması ve geçen vasıtalar tarafından yayalara sıçratılması. sokaklarda her yaştan insanın oynadığı bazı tehlikeli oyunlara mani olun469 ması para cezalarının tezyidi ile temin eaneceK geıırın sokak çocuklarının İslahına tahsisi. muhterem hayırsever adamlarımızın yeni iş sahaları açarak kahvelerde vakit öldüren işsizleri bu sahalara aktarması. kâğıt israfının önlenmesi ve muhterem gazetenizde okuyucu mektuplarına daha geniş yer verilmesi gibi mevzularda daha evvel sütunlarınızı işgale cesaret edememiştim. veya onlarla hemfikir olmadığımız hususlar. sigaranın kanser tev-lid edip etmediğinin tespiti için tıp âlimleri arasında yapılması icap eden bir anket hususunda doktorlarımızı ikaz. umumi. merhumun tamamlamaya imkân bulamadığı çalışmalarıyla alakalıdır. merhumun aziz hatırasına bariz bir hürmetsizlik olacaktır. Merhum Hikmet Bey kardeşimiz. radyolarda bazı eski kelimelerin yanlış telaffuzu. umumi nakil vasıtalarında müşahade ettiğim bozuk para sıkıntısı. kabristanda hayvan otlatılmasını tenkid. alınması icap eden tedbirlerin artık mecburi olduğunu idrak etme zamanının gelip de geçmekte olduğu hususunda lüzumlu bir ikazdan ibarettir. Bendenize göre artık resmî makamların bu meseleye . Merhum. seyrüsefer kazalarının asgari hadde indirilmesi için riayet edilmesi lazım gelen kaideler. Bu satırları kısmen göz yaşları içinde kaleme aldığımdan bilhassa emin olmanızı rica ederim. Benim bu vesileyle efkârı umumiyenin dikkatine ar-zettiğim nokta. nakil vasıtalarının izdihamı. bu vasıtalardaki sürücülerin yolcu ve yayalara bazı kaba hitapları. sokağımızdaki lambanın sık sık arıza yapması. kendi kendimizi teftiş ile bazı aksaklıkların düzelip düzelemeyeceği. yirmi üçüncü fıkranın taarruzu esnasında meydana gelen bir vaziyet sebebiyle hâdiseyi mahallinde müşahade etmiş olan bir zattan naklen bir tavzih. ruhsatsız bir inşaatı ihbar. yeni kelimelerin icadıyla lisanımızın duçar olduğu keşmekeş. sigaralardan süpürge çöplerinin çıkması. benim kanaatimce emsalsiz bir piyes muharriri olmak için fevkalade gayret sarfeden mümtaz bir kalemdi. turistlere gösterilmesi icap eden kolaylıklar. Fakat beni ziyadesiyle müteessir eden ve yukarıda bahsettiğim hadise münasebetiyle artık daha fazla sükût edemeyeceğimi anlayarak bu satırları yazmak cüretinde bulunduğum için affınızı istirham ederim. yoksul bir gencin tahsiline devam için çaresizliğini ifade eden bir okuyucu mektubu üzerine hayırseverlere davet. mukaddeme mi yoksa mukaddime mi yazılmasının daha sahih olacağı hususunda bir münazara. henüz hadisenin dehşetinden içtinap edemiyorum. kollarımda vefat ettiği için.Benim burada esas olarak ifade etmek istediğim husus. Şimdiye kadar. tatil günleri umumi nakil vasıtalarının tarifelerine yapılması icap eden ilave seferler. vatandaşı bazı gıda maddelerinde tasarrufa davet ile millî hasılanın tezyidinin temini. bazı kanunların tefsirinde karşılaşılan müşkilat. bazı fıkra muharrirlerini takdir. umumi bir yaraya çare bulmak üzere muhterem gazetenizin harekete geçmesidir. ecnebi memleketlerde hakkımızda yapılan muhalif neşriyat ve propaganda. Hadisenin tesiri ile hissiyatımı belki biraz vazıh ifade edemeyeceğim.

Eserini tamamlamayı. . Mesele acildir. Ticaret Geliştirme Şirketinin bir zamanlar. fazla ve lüzumsuz bir talep değildir zannederim. Alakalıların 470 • dikkatini çekerim. H. HİKMET BENOL elim bir kazayı müteakip derhal vefat et^ 472 *C mistir. Hikmet Bey kardeşimiz bir yıldız gibi kayıp düşmüştür. eşsiz dost. mektubumun neşrini rica ederim. bu satırların teşkil tarzına dikkat edilirse. Hikmet Bey. KOMŞULARI Hüsamettin Tambay ve Nurhayat Hanım Not : Bu ilan için. iyi insan. Kederli arkadaşlarına başsağlığı dileriz.b. bütün gayretimle. ayrıca Hikmet dostumuzun vefat ilanını aşağıdaki şekilde yayımlamanızı da rica ederim: ELİM BİR ZİYA Merhum Süreyya Hanımın ve muhasebeyi hususiye memurlarından merhum Ha-mit Beyin oğulları. . Ey aziz Hikmet! Nedendir bu elîm sukut? Facia-yı gayrı kabil-i müdahale-yi bîhudut Beşeriyetin vefatını hayal ederdin Sukutun ile meçhule dercoldu derdin Bu gibi hâdiselere artık seyirci kalamayız beyler! Bendeniz. Bilvesile hürmetlerimle Emekli albay Hüsamettin Tambay Hamiş: Sizden. eğer gene aynı alakasızlık devam ederse kafiyen muasır medeniyet seviyesine çıkamayız. hali hazırda bu kadarla iktifa ediyorum. Şu andaki hissiyatımla. örnek arkadaş. daha vazıh ifadeden âcizim. Bir insan bu kadar yalnız bırakılırsa. sorarım sizlere. ben mütevazi bütçemden mümkün olan miktarı bu gaye için ayırmağa zaten hazırım. mümtaz insan. böyle ender nebatat. Selahiyetli mercilerin lakayıtlığı sebebiyle bu memleketin artık başka Hikmetler kaybetmeye tahammülü kalmamıştır. iki güne kadar bizzat matbaanıza gelerek size elli lira takdim edebileceğim. Mütabakisini d& ay başında üç aylık maaşımı tahsil edince hemen ödemeyi taahhüt ederim. onun bir muakkibi olmayı şeref sayarım. onu memnun edecek bir üslubu devam ettirdiğim müşahade olunabilir. hangi dimağ. bu mevzuda başka nokta-i nazarları da öğrenmekten memnun olurum. Mesele. ancak münbit bir arazi üzerinde neşvünema bulabilir. asıl fikriyat ve hissiyatından mustarip ruhların da beslenerek bizce meçhul insanımızı ifade etmesini arzu etmek. Zaten. 471 hayatını tamamlamak addeder. dikkat nazarlarınıza arzeder. Sizi temin ederim ki.T. insanları bazı kafi hükümlü nazariyatını teşhir için kullanan kimselerin yanında. yalnız bu gibi piyes muharrirlerine maddi yardımda bulunmaktan ibaret değildir. mütevazi komşu v.müdahale zamanı gelmiştir. oyunların temadisi için gayret-i azamîyi sarfettiğim ve bu elemli günümde dahi. Asıl mesele. Muhterem gazetenizin sabrını daha fazla suistimal etmemek için. Ben acizane gayretimle Hikmet Beyin açtığı yolda yürümeyi ve aramızdaki yaş farkına rağmen. muhasebe yardımcısı. sanat dünyamızın hakiki bir kaybıdır. mahallemiz sakinlerinden. Eğer resmî makamlar bu hususta teşebbüse geçmezlerse. Mesele. Cemiyet. Sonra. yarım kalmış eserlerini —birçok kısmını müştereken tanzim ettiğimiz için— oldukça iyi bildiğim oyun parçalarını tetkik ve neşretmeğe hazırım. Hiç şüphem yoktur ki birçok insan da benim gibi hareket ede-. elbette sonunda eserlerini bitirmekten ve her eserin yaratılması sonunda içine düşülen büyük boşluktan çekinir. müşfik kardeş. Bizim mütevazi muhitimizde Hikmet dostumuzu tutmak için sarfettiğim gayret maalesef müspet bir netice tevlid etmemiştir. çektir. bu gibi piyes muharrirlerinin ihtiyaç duyduğu geniş ve samimi bir muhitin teşkilidir. icap eden akisleri uyandırırsa. bu aziz şahsiyeti yalnız bırakmakla büyük bir facia külliyatından mahrum kalmıştır. kaleme almayı tahayyül ettiği faciaları derunun-da bütün hayatmca aynı tahammülle taşımağa devam edebilir? Şöhret ve itibar temini gayesiyle bazı sahneleri zihninde tertib ederek.

Hikmet Benol. Tüık aydını Batıyı özümleyememiştir. bir Alfred de Vigny tavrıyla. Başkişileri Batı usuyle Doğu duyarlığını bireştirmeyi deneyerek çözüm ararlar. göstermelik batılılığa. Hikmet oğlum.» diye payladı onu Nurhayat Hanım. başaramazlar. Değişik bir açıdan bakalım Atay'm rormmna. Ne mühendisliği. Yorgun ve yılgın ruh. Üstü kapalı bir karşı koyuş vardır Cumhuriyet'in üst-yapı devrimciliğine. kişinin kendi kendisiyle savaşmasını ve yenmesini öneriyor herşeyden önce. Meryemlik. Hava kararıyordu. Kendi geçmişine de yabancıdır büyük ölçüde. Bu oyunda Hikmet amca. Hepsi birer .) Selim*'in ilk yanlışı: «Hayatın acemisi». öykünmeeileredir. hızla. Bunu yaparken bile Batının 19.» «Aptal. onu gününün saçma yaşamına katmaktan başka neye yarıyor ki? Dur. Adının anlamının tersine doğru kayıyor. Ekim 1978) (.» dedi delikanlı "Ö kadarım biz de anladık.. yani tam kanlı çoşumcular gibi ortaya çıkarlar. kardeşine. açık ki. Sizi beklerken ben de bir oyun yazdım.» dedi çocuklarına.» 473 dedi kız «Sonunda çocuk ölüyor işte. Adından belli..» 26 Mart 1973 TEHLİKELİ OYUNLAR ÜSTÜNE OĞUZ ATAY'I DEĞERLENDİRMEK YOLUNDA OĞUZ DEMİRALP (Oluşum. 474 475 Hikmet'in durumu da bu değil midir? Hem kendilerini hem de çev-dedi relerini kurtarmak isterler. Tam anlamıyle ortada kalmıştır.. Her iki başkişi de birer küçük kentsoylu aydın.» «İstersen çatapata da alalım. kapıyı yavaşça kapadı. giderek fazla uzun bir yazıklama. Başımı dinlemek istiyorum.» dedi genç adam. herşeyi bırakıp gitmek pahasına! Ama. Turgut Özben* ise yanlış dala asılmış. «Tutunamayanlar».» dedi Salim. Oğuz hâlâ evrensel insanı anlatmak savında mı? Çeşitli kişilerin ortak paydası olan tip belirli bir zaman _ mekân tamlamasının ürünü. îsa simgeseli billurlaşıyor. böylelerinin ardından çok.» diye mırıldandı Hüsamettin Bey.» Bakkala girdiler. genç kız da başını sallıyordu. İsa.. «Bana kalırsa filim biraz karışıktı. Köklü bir köksüzlüğü vardır. «Hikmet amcayı götürdüler. «Bazı yerini anlamadım.«Anlamıyorum. başka türlü oynanabilirdi. Köşeden bir genç kızla bir genç adam göründü kolkola.» «Sus bakalım. Sayı 12. batı uygarlığının özünü simgelerken.» «Canım. ne yazarlığı.«İfade edemediğim bir eksiklik hissi var içimde. Sen bana müsait bir zamanında anlatırsın olmaz mı?» Kâğıtları topladı. birtakım şovenistlerinki gibi Batı'ya değil. Ne etseler yetersizdirler. Türkiye'de son iki yüzyıllık yaşamımızın simgesi oluyor. Hikmet Benol — Hüsamettin Tambay — Nur-hayat Hanım: İşte kutsal üçgen. Dışsal . bireyin içinde bulunduğu koşullara karşı tavrı irdeleniyor. «Neler olduğunu hakikaten hatırlamıyorum Hikmet. Nurhayat Hanım sedirde oturuyordu.. toparlanamıyor. Bilge'yle bilgisiz. kardeşini al da biraz çıkın. kendine yönel. varacağı yeri biliyor mu ki? Hikmet Benol aynı yolun yolcusu. kardeşinin elinden tuttu.» «Alalım. «Bilye oynayalım mı?» «Oynayalım. Hikmet amca ve Hidayet ağabeyim gibi. Tepkisi..içsel çatışmasında dışsaldan çok içsel etmenlere ağırlık veriliyor. «Anne. «Öğretmen ödev vermişti: Serbest konu. çünkü tanımamıştır. Haydi. Oğuz Atay'a «Tu-tunsamayanlar»ı uzatıyor Hikmet'in «Tehlikeli Oyunlar»ını anlatarak. yüzyıl (idamına öykünürler. Tanncık. Delikanlı bir şeyler anlatıyordu. batılı değil herşeyden önce. Tarihin attığı kördüğüm boğar onları. Selim'in. «Pencerenin önünden çekilin bakalım. «Boyundan büyük işlere karışma.» dedi Salim. Yaşama yoksulluğumu okuma zenginliğiyle denkleştirmeğe çabalaması boşuna. doğruya sap. imgelemini bir cehennem tiyatrosuna çeviriyor. toplumsal durum ve konum ise bir veri olarak alınmış.» Salim. Oğuz Atay. Yenilgi süreci içsel bir serüven olarak-anlatılmış. Paıça parça olan bir benlik. tş yaşantısında başarı sağlamak. Olumsuz. cık: Isacık. en başta kendilerini aşmayı beceremezler. Pencereyi açıyor son bir kez. Sevgi'yle yaşarken sevgisiz.» Odadan çıktı. Sanki her şey başka türlü olabilirdi.. dışsal belirlenimlere karşı . ölümün kucağına atlıyor. koşarak çıktılar. giderek ne de sevgi/li/si bir tutamak olabiliyor.

Bu noktada: Kendi içinde yapayalnızdır insan. Toplumsal devinimlere pek bel bağlamıyor o. tek kaynakça olarak Batı kültürü. yani yalnızca özdeksel koşulların değiştirilmesinden daha önemli bir sorun olarak görüyor gibi. dünyanın. Hele Türkiyeli aydın. ilkin kendini dönüştürmeyi amaçlıyor. o da bilmemkaçmcı elden sunulmuşsa. bilgisizliğin içine doğmuşsa. İnsanın değiştirilmesini.salt kendinden kalkarak savaşıyor başkişi. Bu aydın belirsizliğin. Bundandır Oğuz Atay'm bire-| yin yazan oluşu. . insan konusunda kalkıştığı kai*~ ramanlık tsa müsveddesi olmaktan öteye gidebilir mi? «Dragomanl^ğr cumhuriyet»inde her aydın biraz «Mütercim Arif»tir.

SON .

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->