You are on page 1of 4

Paradigma Değişimi

Paradigmalar Nasıl Değişir?

Frank Koch, Denizcilik Enstitüsü'ne ait bir dergide şu hadiseyi anlatır:

"Eğitim filosuna bağlı iki savaş gemisi, günlerdir kötü hava şartlarında manevra yapıyordu.
Ben en öndeki gemide vazifeliydim. Hava kararmıştı. Köprüde nöbet tutuyordum. Ara sıra
yoğunlaşan sis sebebiyle görüş mesafesi kısaydı. Dolayısıyla komutan köprüde kalmış, bütün
faaliyetleri denetliyordu.

Karanlık çöktükten kısa bir süre sonra, iskele tarafındaki nöbetçinin sesi duyuldu: "Işık!
Sancak tarafında."

Komutan seslendi: "Düz mü gidiyor, kıça doğru mu?"

Nöbetçi, "Düz ilerliyor komutanım" diye cevap verdi. Demek ki gemiyle tehlikeli bir
çarpışma rotası üzerindeydik.

Komutan emir verdi: Gemiye sinyal gönder! "Çarpışma rotasındayız. Rotanızı 20 derece
değiştirmenizi öneriyoruz."

Karşıdan şu sinyal geldi: "Rotanızı 20 derece değiştirmeniz önerilir."

Komutan: Sinyal gönder: "Ben komutanım. Rotanızı 20 derece değiştirin" dedi.

Karşıdaki, "Ben deniz onbaşıyım. Rotanızı 20 derece değiştirirseniz iyi olur" diye cevap
verdi.

Komutan iyice hiddetlenmişti. Hırsla emretti: Sinyal ver! "Ben bir savaş gemisiyim. Rotanızı
20 derece değiştirin."

Karşıdan ışıklarla cevap geldi: "Ben bir deniz feneriyim."

Rotamızı değiştirdik." (Covey, 1992: 33).

Paradigmaları değiştirmek, rota değiştirmeye benzer. İnsan, eşya ve hadiseleri, zannettiği gibi
değil de gerçek yüzleriyle idrak ettiği an, yaklaşımlarında, kanaatlerinde ve inançlarında
değişim başlar. Vak'aları farklı bir perspektiften değerlendirir. Daha önce görmediklerini
görür, anlamadıklarını anlar ve davranışlarını değiştirir. "Sünnetullah" diye tabir ettiğimiz
evrensel gerçeklere ters hareket etmez. Deniz fenerine toslamadan yoluna devam eder.

Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı adlı kitabın yazarı Stephen Covey, başından geçen bir
hadiseyi şöyle anlatır:

"Bir pazar sabahı, New York'ta metroda başımdan geçen küçük çaplı bir paradigma
değişimini hatırlıyorum. Herkes sessizce oturuyordu. Birtakım insanlar gazete okuyordu,
bazıları düşüncelere dalmış, bazıları da gözlerini kapatmış, dinleniyorlardı. Sakin ve huzurlu
bir ortamdı.

Sonra birdenbire bir adam, çocuklarıyla metroya bindi. Çocuklar o kadar yaramaz ve
gürültücüydü ki, bütün hava birdenbire değişiverdi.

Adam, yanıma oturup gözlerini kapattı, durumla ilgilenmediği anlaşılıyordu. Çocuklar


koşarak bağırıp çağırıyor, eşyaları fırlatıp atıyor ve hatta bazı yolcuların gazetelerini
kapıyorlardı. Ancak yanımda oturan adam hiçbir şey yapmıyordu.

Öfkelenmemek zordu. Adamın, çocukların böyle haylazca koşuşmalarına aldırmayacak, bu


konuda hiçbir şey yapmayacak, hiçbir sorumluluk yüklenmeyecek kadar duygusuz olmasına
inanamıyordum. Metroda herkesin sinirlendiği belliydi. Sonunda, olağanüstü bir sabırla ve
kendimi tutarak adama dönüp: "Beyefendi, çocuklarınız insanları rahatsız ediyor, onlara biraz
hakim olamaz mısınız?" dedim.

Adam, durumu henüz fark ediyormuş gibi bana bakarak usulca, "Ah, çok haklısınız, bir şeyler
yapsam iyi olacak. Hastahaneden geliyoruz. Anneleri bir saat önce öldü. Ne yapacağımı
bilmiyorum. Galiba çocuklar da bu duruma nasıl katlanacaklarını bilemiyorlar," diye cevap
verdi.

O anda neler hissettiğimi düşünebiliyor musunuz? Paradigmam değişime uğradı. Birden bire
her şeyi başka türlü gördüm. Başka türlü gördüğüm için de başka türlü düşünmeye, başka
türlü hissetmeye ve başka türlü davranmaya başladım." (Covey, 1996: 26).

Paradigma değişimi bu tür bir "intibah"la gerçekleşir. Farklı bir şeyi okumak, seyretmek,
dinlemek, farklı bir mekânda bulunmak, hâl ehli bir insanla hasbihâl etmek, eğer gerekli
şartlar mevcutsa, paradigmaları sarsar ve değiştirir. Bu, "niyet"e bağlı bir "nazar" değişimidir.
Âdeta bir "şok"la bakış açısı değişmektedir. "Şefkat tokatları", paradigma değişimine sebep
olan bu tür şoklardandır.

Haritalar ve Araziler

Paradigmalar, haritalara benzer. Bu haritaların işaret ettikleri coğrafî şekiller ise, ilişki içinde
olduğumuz nesneler ve hadiselerdir. Elimizdeki haritaya bakarak nerede olduğumuza karar
verir, yönümüzü belirler ve yol alırız. Harita ne kadar netse, tespitlerimiz o kadar doğru olur
ve yolculuğumuz o kadar emin geçer. Harita ne kadar karışık, anlaşılmaz ve eski püsküyse, o
kadar çok hatalar yapar, yolumuzu kaybeder ve tehlikelere düşeriz. Hele bir de harita
fersudeleştiği halde, kendisinin gizemli olduğu, gizli definelerin esrarlı işaretlerini taşıdığı
iddia ediliyorsa, tam bir bilmeceyle karşılaşırız. "Paradigma'nın enigmaya dönüşümü"ne şahit
oluruz (Can, 1996: 38).

Değişerek gelişmek, kendini yenilemekle gerçekleşir. Bu ağır, külfetli ve zahmetli bir süreçtir.
Meşakkatli şartların presinden geçmeden, risklere atılmadan, zora talip olmadan değişmek,
gelişmek, yenilenmek mümkün değildir. Sorumluluk almadan verimli olunamaz.

"Elif"in Hikayesi

"Elif" olmak kolay değildir. "Elif"in bir değeri, bir istikrarı, sağlam bir karakteri vardır. Âdeta
bir nokta, iradesini kullanarak doğrulmuş, bir "elif" haline gelmiştir. Bu zahmet sürecini
geçirmeyip eğri büğrü bir şekil alanlar ise, kullanıldıkları yerlerde, mânâları ve hesapları
altüst ederler. Elif, bir'in, birliğin, doğruluğun bükülmemenin sembolüdür. Düşünmeyen,
kendilerini yenileyemeyen insanlar, er geç pörsürler. "Bunlar, her zaman kısır, bereketsiz,
durgun ve kokuşmaya açık birer su birikintisine benzerler. Öyle ki, hayatiyet adına birşey
ifade etmeleri şöyle dursun, zamanla çevrelerini tehdit eden bir virüs yumağı ve mikrop
yuvası haline gelmeleri kaçınılmazdır." (Gülen, 1997: 2).

Aşınmış paradigmalarını yenileyerek kıyam eden elifler ise, şehadet parmakları kadar anlamlı,
minareler kadar mehip ve vakarlıdır. Bu elifler omuz omuza verdikleri zaman, "kendi
güçlerini, hatta mensup oldukları cemaatin gücünü" aşarlar. Elif olamamışlar, kesirli sayılar
gibi, çarptıklarını küçültür, yan yana geldiklerini parça parça ederler. Ahenkli bir sistem,
ancak "elif" olabilmişlerle kurulur.

Buz Parçası Olabilmek

Buz parçasının hikâyesi de elifinkine benzer. Su donduğu zaman, belli bir kalıba girer, değişik
bir karakter kazanır. Suyun, bir buz parçası haline gelebilmesi için ortamın buna müsait
olması gerekir. Isı, yani enerji transferiyle su, buz olur. Su, etrafından bir şeyler alarak
değişime uğrar. Sonra bu buz parçası, kendisini havuza atarak aldıklarını verir, kendi gücünü
aşar, büyük bir havuza kavuşur. Havuzun suyu, içinde eriyen o yeni buz parçasıyla daha bir
tatlı, daha bir serin, daha bir asude görünüm sergiler. Donmamış, kendi halinde kaldığı için
saflığını yitirmiş sular ise, havuzu kirletmekten başka bir işe yaramazlar. Bu sular, ortamdan
istifade ederek donacak olsalar bile havuza katılmak istemedikleri için dışarıda kalır, eriyip
giderler. Vermek için almak, erimek için donmak kolay değildir. Saf su çabuk donar, ama
saflaşmak için de imbikten geçmek gerekir.

Esas Maksadımız Nedir?

Hayatımızı şekillendiren paradigmaları, hangi faktörlere göre inşa ediyoruz acaba? Ömrümüz
eş, aile, para, iş, mülkiyet, zevk, dost, düşman merkezli paradigmaların yönlendirmesiyle mi
gelip geçiyor? Yoksa bu tür değişken ve fani maksatların ötesinde bir ana davamız mı var?
Esas maksadımızın O'nun (cc) münezzeh tebessümü olduğunu iddia ediyorsak eğer, eninde
sonunda imbikten geçeceğiz. Zaten badireler yaşanmadan, gerçek niyetler tezahür etmez.
İnsanlar, çoğu zaman yapmacık davranışlarla idare-i maslahat edebilir, ancak iş başa düştüğü
an, olduğundan farklı görünmek fayda etmez. Piyanist, bediî zevkleri gelişmiş kişilerin
huzurunda bir resital vermedikçe, virtüöz olduğunu ispatlayamaz. Yıldız böceği, ne zamana
kadar yıldız taklidi yapabilir ki?

Gelin deniz fenerlerine çarpmadan rotamızı değiştirelim. Hüküm vermeden önce, anlamaya
çalışalım. Elif olmanın yollarını arayalım. Önce, şahsiyetli bir buz parçası olalım.

Kaynaklar:

Can, Eyüp (1996). Fethullah Gülen Hocaefendi ile Ufuk Turu. İstanbul: Ad Yayıncılık.

Covey, Stephen R. (1992). The Seven Habits of Highly Effective People: Powerful Lessons in
Personal Change. London: Simon & Schuster Ltd.

Covey, Stephen R. (1996). Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı. Ter. Gönül Suveren; Osman
Deniztekin. İstanbul: Varlık.
Gülen, Fethullah (1997). "Hayat Felsefemiz", Yeni Ümit. Sayı: 35.

© Yusuf Alan, Son Değişiklik Tarihi: 08.08.1997

Görüşleriniz için: alan@nil.com.tr