P. 1
Orhon Yazıtlarının Bulunuşundan 120 Yıl Sonra Türklük Bilimi ve 21. Yüzyıl konulu 3. Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu Bildiriler Kitabı 2. Cilt

Orhon Yazıtlarının Bulunuşundan 120 Yıl Sonra Türklük Bilimi ve 21. Yüzyıl konulu 3. Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu Bildiriler Kitabı 2. Cilt

|Views: 2,413|Likes:
Yayınlayan: blackeyes90

More info:

Published by: blackeyes90 on May 06, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/09/2013

pdf

text

original

Orhun Anıtları, dikkatle okuyanların hemen fark edebileceği bir özelliğe sahiptir.
Türklüğün bu kutsal taşları âdeta bir ad bilimi hazinesidir. Türk tarihinin, geleneğinin, yaşayışının
temel eserleri olan bu anıt taşlar barındırdıkları ad türleriyle de ilgimizi çekmektedir. Ancak bu
zenginliği yakalayabilmek için onlara bir ad bilimci gözüyle de yaklaşmamız gerekecektir.
Lisans eğitimini ağırlıklı olarak Eski Türkçe üzerine kurduktan sonra bilimsel aşamaları
halk edebiyatı alanında aşan biri olarak Orhun Anıtları‟na eğilmemizin özel sebepleri vardır.
Elbette Türk dili eğitimi alan herkes gibi bizim de bu anıtlara eğilmemiz kaçınılmazdı. Nitekim
biz de geçtiğimiz yıllarda bu anıtları temel alan bazı bildirilerimizle uluslararası bilim dünyasında
görüşlerimizi dile getirmiştik.

Bu bildirilerimizi bilgilerinize sunmak isteriz:

a. “Anadolu Folklorunda Göktürk Efsanelerinin İzleri”, BeĢinci Milletler Arası Türkoloji
Kongresi / Ġstanbul, 23
-28 Eylül 1985, Tebliğler II, Türk Edebiyatı, Cilt: 1, İstanbul

1985, 255-262.

b. “Göktürk Yazıtları ve Anadolu Türk Folklorundaki Paralellikler Üzerine”, Türk Dili
AraĢtırmaları Yıllığı
-Belleten 1990, Ankara 1994, 155-156.
8-15 Haziran 1990 tarihleri arasında Alma Ata (Kazakistan)‟da düzenlenen III. Sovyet-
Türk Kolokyumu‟nda okunmuştur.
c. “Orhun Anıtları ile Dede Korkut Kitabı‟nın Destansı Yapıları Üzerine”, XIV. Türk Tarih
Kongresi / Ankara: 9-13 Eylül 2002, Kongreye Sunulan Bildiriler III. Cilt, Ankara
2006, 479-486.

Bu arada bizim az bildiğiniz bir yönümüz de ad bilimi araştırmacılığımızdır. Bu alandaki
makale ve bildiri boyutundaki yazılarımızın yanında, alanın ilk kitabı da tarafımızdan
hazırlanmıştır. Bir tür Türk ad bilim çalışmalarının tarihi olan bu çalışmamız konu ile ilgili pek
çok soruna açıklık getirebilecektir:
Saim Sakaoğlu, Türk Ad Bilimi I / GiriĢ, Ankara 2001, Türk Dil Kurumu Yayını.
Özetlemek gerekirse, bu konuyu bildirimiz için seçmemizin böyle güzel ve anlamlı
sebepleri vardır. Ayrıca genç arkadaşlarımın da bu alana eğilmeleri için böyle güzel toplantıları
değerlendirmeyi uygun buluyoruz.

***

Bildirimizi hazırlarken Prof.Dr. Talât Tekin‟in çalışması esas alındı, ayrıca başka
kaynaklara bakmayı da gerekli görmedik. Çünkü bizim çalışmamızın amacı sadece adların
günümüze yansıması idi. Dolayısıyla okuma farklılıkları bizden çok dil üzerine çalışan
meslektaşlarımızı ilgilendiriyordu:
Talât Tekin, Orhon Yazıtları, Ankara 1988, Türk Dil Kurumu Yayını. Yer yer, aynı yazarın
farklı bir yayınevi tarafından yayımlanan, aynı adda, fakat Kül Tigin, Bilge Kağan, Tonyukuk alt
başlıklı çalışmasına da bakılmıştı: Simurg, 1995.
Bir ad bilimi araştırıcısı olarak bizim ilgimizi çeken ilk ad öbeği kişilerle ilgili olanlardı.
Onların arasında da erkek adlarının çokluğu gözden kaçmıyordu. Kitabın, “Sözlük” bölümünde
(ss. 117-190) yer alan kelimelerin “kişi adı” olarak gösterilenlerin sayısı 27‟dir. Bazı adların
karşısında yer alan soru işaretleri adın kişi adı olup olmadığındaki tereddütleri dile getiriyordu:
bukug: kişi adı?

3. Uluslararası Türkiyat AraĢtırmaları Sempozyumu

696

ogul: kişi adı (veya unvan?)
tamam: kişi adı (?)

Benzer bir soru işareti de bir adın okunuşuyla ilgili olarak kullanılmış.
tadak: (tadak?) kişi adı.

Sözlükte yer alan bazı adlar, komşu ülkelerin ileri gelenleriyle ilgili veya Türkler
tarafından kullanılan ve başka dillerden alınan kelimelerdir. Bunların çoğunluğu da Çince‟dir.
çaça: kişi adı (< Çin. Şa-ça) (Çinli general; Çang)
iĢiyi: kişi adı (< Çin.) (Çin imparatorunun temsilcisi)
likeñ: kişi adı (= Çin. Liü-hiang) (Çin imparatorunun temsilcisi)
lisün: kişi adı (= Çin. Li-ts‟ün) (Çinli kumandan)
oñ: kişi adı: (< Çin. Wang) (Çinli vali)
makaraç: kişi adı veya unvan (Hint. Mahārāc)

(Bu maddeyi, ilk açıklamalar arasına da alabiliriz.)

Bu arada sözlükte “unvan” olarak yer alıp da günümüzde ad olarak kullanılanlar da vardır.

ĠlteriĢ, Kagan, Tarkan, Tegin / Tigin (Tekin), vb.

Bu unvanların bazılarının tarihî roman ve filmlerde de kişi adı olarak kullanıldığı
görülmektedir: Elteber / Ġlteber, ĠĢbara.
Bu açıklamalardan sonra bütün kişi adları ile Sözlükte “unvan” olarak verilip de bugün kişi
adı olarak kullanılanların ortak listesini vereceğiz; sonuncu öbekte yer alan birkaç adı (….) içine
alacağımızı da hatırlatmak isteriz.

bars
bukug

bumın
çaça (Çin.)
(ilteriş)
işiyi (Çin.)
iştemi

(kagan)

koşu

ku

kül
liken (Çin.)
lisün (Çin.)
makaraç (Hind.)

nek
ogul

sebig
silig

şalçı
tadık (tadak?)

tamam (?)
(tarkan)
(tegin / tigin)

toña

tuygun
tuygut
udar
yamtar
yegen
yollug

Adlar arasında yüzyıllara meydan okuyarak günümüze kadar gelebilenlerin sayısı fazla
değildir. Bumın, ĠĢtemi, Toña, Yollığ. Ayrıca unvan olarak konulan ancak günümüzde ad olarak
kullanılanları da buraya ekleyebiliriz. Listemizdeki ilk ad olan Bars ise ad olarak değil soyadı
olarak kullanılmaktadır. Öbür adların tarihin hafızasından silinerek günümüze kadar gelemediği
görülmektedir.

Saim SAKAOĞLU

697

Şimdi sıra ile bu adları tanımaya çalışalım.
1. Bars: Günümüzde tek başına kullanıldığı görülememiştir. Ünlü bir sanatçı ile yaptığı
evlilikte birdenbire magazin sayfalarında gördüğümüz A. Beyin soyadı Bars idi.
Anıtlarda iki yerde geçmektedir:

“Bars (bir) bey idi (Kül Tigin / D 20).
“(Az halkını düzene sokup örgütleyerek …… Bars bey)” (Bilge Kağan / D 16).
Ad, daha çok Baybars, daha az olmak üzere Aybars adlarında iki kelimeden oluşan birleşik
ad olarak görülmektedir: İlbars (Zafer İlbars).
Ermeni asıllı bir vatandaşımız da, aslı Parsek olan adını Pars olarak kullanmaktadır: Pars-

ek Tuğlacı-yan.

Müteveffa bir sinema oyuncumuzun soyadı da Pars idi (Kenan Pars). Ancak bunun adı
kısaltma mı idi, yoksa takma mı idi, araştırılmalıdır. Ayrıca Türk soylu vatandaşlarımız da bu
kelimeyi, Pars şeklinde ve soyadı olarak kullanmaktadır (Semahat Pars).

Acaba bu adı Bars ve Pars şeklinde Türk tarihinde kimlerde görüyoruz? Bir hayli kişinin
adında görülen bu kelimenin sahipleri hakkında, temel kaynağımız olan, Prof.Dr. Faruk Sümer‟in
Türk Devletleri Tarihinde ġahıs Adları I-II adlı çalışmasına bakmamız gerekecektir.
Madde başında Bars olarak geçen ad, açıklamalarda Pars oğlu Ali şeklinde görülmektedir.
870 yılı olaylarıyla ilgili kaynak ise Taberi‟dir (Sümer, 1999, ss. 480-497).
Ad, Cengiz Han‟ın 1222‟deki bir zaferinin sonrasıyla ilgili olarak Bars Bahadır şeklinde
yer almaktadır (Sümer, 1999, s. 213). Bu adın Pars Bahadır şekli görülememiştir.
Bars Beg şekli, Orhun Anıtlarında “isim veya unvan” olarak görülür diye, yoruma açık bir
şekilde verilmiştir (1999, s. 39). Ayrıca madde başı olarak da yer alan Bars Beg için şu bilgi de
verilmektedir: “Kapgan Kağan devrinde… hayvan veya kuş isimlerinin ad veya unvan olarak
yaygın şekilde kullanılmadığı”nın daha önceki sayfalarda belirtildiğine göndermede
bulunulmaktadır (Sümer, 1999, s. 55)
Bars Buğā en-Nāsır‟ın yetiştirdiği emirlerden biri olup 1343 yılında İskenderiye
hapishanesinde öldürülmüştür. Adının devamında el-Hācib en-Nāsırî ibaresi de vardır.
Bars Toġān, bir ara Abbasi ordularındaki Türk askerlerinin başı iken, bu arada yöneticiyi
sürerek Bağdad‟a hâkim olmuştu (Sümer, 1999, s. 480). Adı, Sümer‟de iki yerde daha geçer
(1999, ss. 477, 503).

Ad, Pars şekliyle de, Pars oğlu Ali, Pars Tirek, Pars Uruñu, Pars-Baka şekilleriyle de
görülmektedir (Sümer, 1999, s. 848).
Bunlardan Pars Tirek, Kül Bilge Han‟ın kumandanlarındandır. Öbür adlar ise vesikalarda
yer almaktadır (Sümer, 1999, ss. 87-88).
2. Bumın: Ad günümüzde daha çok Bumin şeklinde görülmektedir. Anıtlarda iki yerde
(Kül Tigin / D 1, Bilge Kağan / D 3) ve “İştemi” adıyla birlikte, günümüz söyleyişiyle şu şekilde
yer almaktadır.

“… atalarım dedelerim Bumin Hakan (ve) İştemi Hakan (hükümdar olarak) tahta oturmuş.”
İfade ikinci defa aynen yer alırken (ve)‟ye yer verilmemiştir.
Bumın / Bumin adı pek yaygın değildir. Günümüz Türkiye‟sinde bu adı taşıtan ünlü bir
kişiyi tanıyamıyoruz. Aslında takma adıyla tanıdığımız bir ünlü oyuncu ve yazarın asıl adının
Bumin olduğunu hatırlatmak isteriz:

3. Uluslararası Türkiyat AraĢtırmaları Sempozyumu

698

Bumin Gaffar Çıtanak = Fikret Hakan.

Günümüz köşe yazarlarından birinin soyadı da Bumin‟dir: Kürşat Bumin.
1994‟te şehit olan Tarsuslu tarih öğretmeninin (d. 1968) adı da konumuzla ilgilidir:

Buminhan Temizkan.

40-50 yıl kadar önce, görevde olduğu günlerde gazetelerde adından sıkça söz edilen bir
güvenlik görevlisi vardı: Bumin Yamanoğlu.
Adın, soyadı olarak kullanıldığı da görülür. 1965-1967 yıllarında edebiyat öğretmeni olarak
görev yaptığım yıllarda Tokat‟taki bir ilkokulda müdürlük yapan yazarlık ve şairliği de bulunan
Süleyman Bey‟in soyadı Bumin idi. Yakın zamanda emekli olan bir yüksek mahkeme başkanının
da soyadı aynı idi: Mustafa Bumin.

Faruk Sümer bu adla ilgili olarak şöyle diyordu:
“Bilge Kağan, Bumın Kağan‟ı Göktürk İmparatorluğunu kuran en eski ve en kudretli atası
olarak tanıyor ve onun zamanını Göktürklerin en parlak devri olarak vasıflandırıyor. Bumın‟ın adı
Çin kaynaklarında, bilindiği üzere Tu-men şeklinde geçiyor. Yine onlarda Tu-men il Kağan
şeklinde de anılıyor. Bumın Kağan‟ın 552 yılında, yani devletini kurduğu yılda vefat ettiği aynı
kaynaklardan öğreniliyor.” (Sümer, 1999, s. 56), “Bumın‟ın manası hakkında hiçbir bilgi yoktur.”
(Sümer, 1999, s. 43).

Faruk Nafiz Çamlıbel‟in Akın (1932) adlı manzum piyesindeki kahramanlardan biri de bu

adı taşımaktadır.

3. ĠĢtemi: Ad, günümüzde Ġstemi şeklinde görülmektedir. Sümer de daima Ġstemi diye

almıştır.

Anıtlarda iki yerde (Kül Tigin / D 1; Bilge Kağan / D 2) ve Bumın adıyla birlikte
geçmektedir. Metni yukarıda verdiğimiz için tekrar almıyoruz.
Ġstemi adı, Bumın / Bumin‟e göre daha yaygındır. Özellikle son 40-50 yıl içinde gözle
görülen bir artış göstermektedir. Ad, bazen soyadı, bazen de bileşik ad olarak görülmektedir.
Metinden de anlaşılacağı üzere, Kül Tigin ve Bilge Kağan‟ın atalarından birinin adı olan bu
adın daha çok seçilmesinin çeşitli sebepleri olabilir. e-i ünlülerinin ada bir yumuşaklık, bir
incelik vermesi bu sebeplerin başında gelebilir. Bumın‟ın da Bumin yapılmasında bu özelliği
gözden ırak etmememiz gerekir.
Sanat dünyasının ünlü oyuncusu Ġstemi Betil ilk akla gelen addır. Bu arada edebiyata ve
tarihe meraklı veya bu alanların öğretim kadrolarında görevli anne ve babalar da bu adı seçenler
arasındadır. Bizim yaşasaydı şimdi 42 yaşında olacak olan ilk çocuğumuzun adı da İstemi idi,
lojman komşumuz tarih öğretmeni hanımın iki oğlundan birinin adı da… Ancak bizim
Ġstemi‟mizin ilk adı, her iki dedesinin de adı olan Mehmet idi.
Doktora öğrencimin oğlu olduğu için torunum olarak gördüğüm, Muğla milletvekili
Prof.Dr. Metin Ergun‟un küçük oğlunun adı da İstemi‟dir.
Adın, son yıllarda başka adlarda da gördüğümüz üzere „han‟la birleşerek yeni ad
oluşturduğu da görülüyor. On yıl kadar önce Kültür Bakanlığı görevini yürüten Mersin
milletvekilinin adı da Ġstemihan idi (Ġ. Talay).

Belki 25-30 yıl öncesiydi, dönemin ünlü bir foto muhabirinin soyadı da İstemi idi.

Faruk Sümer bu adla ilgili olarak şöyle diyordu:
Anıtlarda, “Bilge Kağan, İstemi‟yi Bumın Kağan ile birlikte unutulmaz şanlı ve parlak
mazinin yaratıcısı olarak anıyor ve onu da kağan unvanı ile zikrediyor. Gerçekten İstemi, Heftalit

Saim SAKAOĞLU

699

adlı kavme karşı zaferler kazanarak… Geniş bölgeyi idaresi altına almış ve burayı Türklerin
yurdu hâline getirmişti. İstemi‟nin Bizanslılar tarafından da kağan olarak (Stembis Kağan)
anıldığı biliniyor; ölümü 575 yılındadır (Sümer, 1999, ss. 56-57). Manası hakkında hiçbir bilgi
yoktur (Sümer, 1999, s. 47).

Faruk Nafiz Çamlıbel‟in Akın (1932) adlı manzum piyesindeki kahramanlardan biri de bu
adı taşımaktadır. Oyunda, ihtiyar hakanın adı Ġstemi olarak geçmektedir.
4. Ogul: Ad, günümüzde tek başına kullanılmamaktadır.
Sayın Tekin bu ad için, “kişi adı” (veya unvan?) demektedir.
Anıtlarda bir yerde (Kül Tigin / K 12) geçmektedir:
“Geride, gün batısındaki Soğdlar, İranlılar (ve) Buhara şehri hakkında General Nek (ve)

Ogul Tarkan geldi.”

Ad, son zamanlarda, bazı adların sonuna getirilerek birleşik ad oluşturan “kan”, “han” gibi
bir kelimeyle, “can” kelimesiyle birlikte, “oğulcan” şeklinde görülmektedir.
“Buhara şehri devletinden Köl Tigin‟in cenaze törenine katılan iki temsilcisinden biri.
Görüldüğü üzere Buhara devletinin hükümdarı Tuğdaş‟ın elçisi Türkçe isim taşıyor ki dikkate
şayandır” (Sümer, 1999, s. 26). “Oğul, burada da görüldüğü gibi, diğer bir unvan ile birlikte tarih
boyunca kullanılmış adlardan biridir” (Sümer, 1999, s. 59).
5. Toña: Ad, günümüzde bu şekliyle de, Tonga / Tunga şekilleriyle de

kullanılmamaktadır.

Anıtlarda iki yerde (Kül Tigin / K 7; Bilge Kağan / D 31) geçmektedir.
“… bir grup yiğit on eri Tonga Tigin‟in cenaze töreninde…”
“… bir grup Tonga Tigin‟in cenaze töreninde…”
Ad, uzun zamandan beri sıkça olmasa da, Alpertunga şeklinde de kullanılmaktadır. Bu adı
kullananlar arasında, yaşı 60-65‟i bulanlar da vardır. Hangi gazetede çalıştığını
hatırlayamadığımız bir gazeteci de aynı adı taşımaktadır.
TRT-GAP‟ta sunulan Derin Kökler adlı kültür programının yönetmeni, Alper Tunga

Özdemir adını taşımaktadır.

Alper şeklindeki kullanışın Alpertunga ile doğrudan bir ilişkisi olduğunu sanmıyoruz.

Tanıdıkları arasında bu adı taşıyanların olup olmadığını sorduğumuz öğrencilerimizden
biri, bize farklı bir bilgi verdi: Tonga, onun köyünde, „İri, büyük; yiğit‟ anlamlarına geliyormuş
(Nuri Yıldız, Gevrek Köyü-Sorgun / Yozgat). „Sobaya bir tonga bırak‟, „Tonga gibi maşallah
(bebekler için)‟.

Bu açıklama üzerine Derleme Sözlüğü‟ne de bakmayı gerekli gördük. Orada tonga dört
madde başında yer alıyordu. Bunların hiçbiri yukarıdaki anlamı vermiyordu; ayrıca tunga şekli de
yoktu.

Faruk Sümer bu adla ilgili olarak şöyle diyordu:
“Kara Hanlı hanedanı ve aydınlarına göre ġehnâme‟deki Efrâsiyâb‟ın Türkçe adı,
Kaşgarlı‟da diğer bir yerde ve Kutadgu Bilig‟de, Toña Alp Er şeklinde geçiyor.” (Sümer, 1999, s.
123). “Bilindiği üzere Kara Hanlı hükümdarları ġehnâme‟deki Tûran kahramanı Efrâsiyâb‟ı, en
büyük ve en şanlı dedeleri olarak kabul etmişlerdir. Hatta onlar bu büyük ve şanlı dedeleri
Efrâsiyâb‟ın Türkçe adının Alp Er Toña olduğuna inanmışlardır. Bu Alp Er Toña ile ilgili bir ağıt
dillerde dolaşıyordu ki, Kaşgarlı bundan bazı parçaları eserine almıştır. Alp Er Toña pek eski
zamanlarda yaşamış bir hükümdar veya tegin olmalıdır. Çünkü aksi takdirde adı hafızalarda fazla

3. Uluslararası Türkiyat AraĢtırmaları Sempozyumu

700

kalamazdı. Efrâsiyâb öyle benimsendi ki, Kaşgar şehrini onun kurduğuna inanıldı” (Sümer, 1999,
s. 115).

6. Yollug: Ad, bu şekliyle olmasa bile, günümüz şekline uygun olarak kullanılmaktadır:

Yulug Tekin.

Anıtlarda beş yerde geçmektedir:
“… Kül Tigin‟in yeğeni Yollug Tigin, (ben), yazdım.” (Kül Tigin / G B).
“Yirmi gün oturup bu taşa, bu duvara hep Yollug Tigin (ben) yazdım.” (Kül Tigin / G B).
“Bu yazıyı yazan (Kül Tigin‟in) yeğeni Yolluğ (Tigin‟dir).” (Kül Tigin / G 13).
“ (Bilge) Hakan kitabesini (ben) Yolluğ Tigin yazdım.” (Bilge Kağan / G B).
“… Hakanın yeğeni Yolluğ Tigin, ben, bir ay ve dört gün oturup yazdım, süsledim” (Bilge

Kağan / G B).

(Not: Yollug adı ilk iki kaynakta ve sözlükte g ile, öbürlerinde ğ ile yazılmıştır).

Biz, bugüne kadar bu adı taşıyan bir kişiyle tanışabildik. Merhum Prof.Dr. Yuluğ Tekin
Kurat. Babası da, kendisi gibi tarihçi olan Prof.Dr. Akdes Nimet Kurat idi.
Adın yazılışı Sümer‟de Yollıg (yanlışlıkla Yollig) (1999, s. 31) ve Yolluğ (1999, s. 61)
şekillerindedir. Yine Sümer, sonuncu kaynakta asıl yazımdan sonra bir de (Yollug) şeklini
vermiştir. Ayrıca Sümer‟in göndermede bulunduğu Ergin‟de (1973, s. 10, orada s. 9 deniliyor)
yazım Yollug şeklindedir.
Faruk Sümer bu adla ilgili olarak şöyle diyordu:
“Yollığ (Yolluğ) Tigin: Yollığ; mutlu, talihli, uğurlu manasına geliyor. Köl Tigin ve Bilge
Kağan‟ın kitabelerini yazan, barklardaki (= türbelerdeki) süsleme ve resimlerin yapılmasında
emeği geçen aydın, bilgili, sanatkâr bir Gök Türk prensi” (Sümer, 1999, s. 53). “Bilge Kağan‟ın
yiğeni”dir (Sümer, 1999, s. 61).

***

Bu bildirinin hazırlıklarına başladığımız Ağustos 2009 ortalarında ÖSS ve SBS sonuçları
açıklanmıştı. Dershaneler, okullar, kurumlar, gazetelere bazen iki tam sayfa ilan vererek
başarılarını kamuoyuna duyurmuşlardı. Biz de başta İstanbul olmak üzere, Konya, Adana,
Mersin, Gaziantep illerindeki bu tür sayfaları inceleyerek ad avına çıktık. Sonuç umduğumuz gibi
olmadı.

Bars: –
Bumın / Bumin: –
ĠĢtemi / Ġstemi: – Ancak bir adet İstemihan‟a rastlanıldı.
ul: – Ancak bir adet Oğulcan‟a rastlanıldı.
Toña: – Tunga, Alpertunga‟ya da rastlanılamadı.
Yollug: – Yuluğ, Yulug Tekin‟e de rastlanılamadı.

Başta verdiğimiz listede yer alan unvan ve yabancı kökenli adların benzer şekilde
incelenmesini başka bir sunumumuza bırakıyoruz. Ancak, Türkçe olan unvanlara, öğrenci
listesinde rastlanılmasını kısaca sunmak isteriz.

Kül, Kağan, Tegin ve Yegen unvanlarına hiç rastlayamadık. Çokça olmasını umduğumuz
ĠlteriĢ ve Tarkan unvanları da bizi hayal kırıklığına uğrattı.
Kağan, daha çok Kaan olarak ve başka bir adla birlikte görülmüştür. Yaşı 40‟ı aşan
ĠlteriĢ‟lerin varlığı da unutulmamalıdır. Tuygun adını hatırlatan Taygun ve Tuygan adları da daha

Saim SAKAOĞLU

701

çok soyadı olarak görülmektedir. Sanatçı Ali Taygun, dış işleri mensubu Mehmet Tuygan ve
babası Konyalı ünlü doktor Rıfkı Tuygan. Teğin‟e gelince… Bu unvan daha çok Tekin olarak tek
başına, bazen de birleşik ad olarak Gülteğin, Külteğin, Gültiğin şekillerinde görülmektedir.
Orhun Yazıtları‟ndaki öbür adları başka bir çalışmamıza bırakıyoruz; onların da
alınmasıyla konumuz oldukça genişleyecektir.
Görüleceği üzere, Orhun Yazıtlarındaki erkek adlarının pek azı günümüzde konulmaktadır.
Bunun çeşitli sebeplerinin olacağı unutulmamalıdır. İslami adların ağır basması, „yeni‟ veya
„modern‟ diye algılanabilecek adların öne çıkması, ailelerin, „hiç duyulmadık ad‟ peşinde
koşmaları gibi sebepler bu arada anılabilir.
Not: Adların yazımında yararlanılan kaynakların yazımına uyulmuştur.

Not: Bildirimizin okunmasından sonra, Bumın ve Ġstemi adlarıyla ilgili olarak Akın piyesini
hatırlatan değerli meslektaşımız Prof.Dr. İnci Enginün‟e teşekkür ederim.

Kaynakça

Sümer, F. (1999). Türk Devletleri Tarihinde ġahıs Adları I. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları
Vakfı Yayını.
Tekin, T. (1988). Orhon Yazıtları. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayını.

3. Uluslararası Türkiyat AraĢtırmaları Sempozyumu

702

Orhon Yazıtlarının Bulunuşundan 120 Yıl Sonra Türklük Bilimi ve 21. Yüzyıl konulu
3. Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu, 2010, 703-708

ESKİ TÜRKÇEDEKİ (ž, j) FONEMİ ÜZERİNE

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->