P. 1
KİMYANIN LİSANI

KİMYANIN LİSANI

4.8

|Views: 15,100|Likes:
Yayınlayan: Kimya Bilimi
“Kimyager, her şeyi yerli yerine koyandır.”
Günümüzde din ve ilmin beraber ele alınması en önemli meselelerimizdendir. Bu nedenle de din ile ilmin birleşmesi için üzerimize düşen görevi yapmamız, kendi dünyamızı kurmaya çalışmamız gerekmektedir.
KİMYANIN TANIMI
MEŞHUR TÜRK VE İSLAM KİMYA BİLGİNLERİNİN HAYATLARI VE KİMYA İLMİNE KATKILARI
MEŞHUR TÜRK-İSLAM KİMYACILARINI TASDİK EDEN BATILILARDAN BAZILARININ SÖZLERİ
BATIDA BİLİMSEL GELİŞMEYE ZEMİN HAZIRLAYAN FAKTÖRLER
BATILI BİLİM ADAMLARINDAN BAZILARININ HAYATI VE MEŞHUR OLMUŞ SÖZLERİ
ATOM ALTI PARÇACIKLAR (PARTİKÜL TEORİSİ)
ESİR İLE İLGİLİ BİLDİKLERİMİZ
HİGGS PARÇACIĞI (HİGGS BOZONLARI): KEŞFEDİLMEMİŞ ATOM ALTI PARÇACIK
ZIT İKİZ ATOM ALTI PARÇACIKLAR
KUARK ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR
MADDENİN ZIT EŞİ VEYA ANTİ MADDE ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR
ETER VE ETER ALTI ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR
MUON ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR
NÖTRİNO, GLUON (GULON), LEPTON, KARANLIK MADDE
KARANLIK ENERJİ VE KARANLIK MADDE
IŞINLAMA GERÇEKLEŞECEK Mİ?
MADDENİN IŞIN HÂLİ
MADDENİN IŞN HÂLİNİN DELİLLERİ
ATOMDAKİ KANUNLAR
• ÇEKİM (CAZİBE) KANUNU
• MERKEZKAÇ KUVVETİ
• İTME (DAFİA) KUVVETİ
• NÜKLEER KUVVET (BAĞLANMA ENERJİSİ)
• ZIT SPİNDEN DOLAYI ORTAYA ÇIKAN, ELEKTRONLARI BİR ARADA TUTMAKLA GÖREVLİ KANUN
SOSYAL ALANDA KULLANILAN KİMYA KELİME VE DEYİMLERİ
FENN-İ MÜNAZARA
MERKEZKAÇ (ANİL MERKEZ) KAÇIŞ
GÜNEŞ SİSTEMİ İLE ATOM ARASINDAKİ BENZERLİKLER
ATOMDA VE YILDIZLARDA AYNI KANUN GEÇERLİDİR
• KÜTLESEL ÇEKİM KUVVETİ
• COULOMB (KULOMB) ÇEKİM KUVVETİ
KİMYA KANUNLARINDAN SAPIŞIN SEBEPLERİ (İSTİSNA KANUNLARIN ORTAYA ÇIKIŞ SEBEPLERİ)
SUDAKİ FARKLI KANUNLARA GENEL BAKIŞ
KİMYASAL BAĞ KAVRAMI
NE KADAR ŞEY VARSA HEPSİ DE ÇİFT OLARAK (ZIT KUTUPLU, BAŞKA BİR İFADEYLE POZİTİF VE NEGATİF) VAR EDİLMİŞTİR. FARKLI YÜKLER BİRBİRİNİ ÇEKER. BU ÇEKİMİN BİR KISMI KİMYASAL BAĞDIR.
METAL BAĞI KUSURU
METAL BAĞI KUSURUNUN NE GİBİ FAYDALARI VARDIR?
METALİN ATOMLARI KUSURSUZ DİZİLSEYDİ NE OLURDU?
İYİ NİYET, OLUMLU DÜŞÜNCE VE GÜZEL GÖRÜŞ ÖYLE BİR KİMYADIR Kİ; KÖMÜRÜ ELMAS, TOPRAĞI ALTIN YAPAR
TANECİKLER ARASI BAĞ, MADDENİN HÂL DEĞİŞTİRMESİNDE VEYA ALLOTROPTA ETKİLİ OLDUĞU HÂLDE NİÇİN FİZİKSEL BAĞ DEĞİL DE KİMYASAL BAĞ DENMİŞTİR?
ÇAMAŞIR SUYU VE TUZ RUHU BİRLEŞİNCE AÇIĞA ÇIKAN KLOR GAZI ÖLDÜRÜR
KLOR YERİNE ÇAM ÇIRASI KULLANILABİLİR Mİ?
HANGİ ÖNEMLİ CEVHER REZERVİNDE DÜNYADA BİRİNCİYİZ?
ÇEŞİTLİ KAYNAKLARDA ÜLKELERİN MADEN YÜZDELERİ NİÇİN FARKLIDIR?
HAYATIMIZDAKİ BAZI ELEMENTLER VE KULLANIM ALANLARI
BAĞLANMA ENERJİSİNİN EN YÜKSEK OLDUĞU ELEMENT: DEMİR
B (BOR)
ALTIN
HİDROJEN
HAYATIMIZDAKİ BAZI BİLEŞİKLERİN KULLANIM ALANLARI
PERLİT
TAŞLAR
SAĞLIĞIMIZA ZARARLI OLMASINA RAĞMEN KULLANILAN BAZI MADDELER
DEĞERLİ TAŞLAR
YALNIZ HİDROJEN ATOMUNUN ÇEKİRDEĞİNDE NÖTRON BULUNMAMASININ SEBEBİ
ATOM HARBİNİN MORFİNLE ÖNLENMESİ
VAR ETMEK HER AN
ÇEKİRDEĞİNDE NÜKLEER ENERJİ BULUNMAYAN TEK ELEMENT (EN BÜYÜK ENERJİ KAYNAĞI): HİDROJEN
PERİYODİK CETVELİN İLK ELEMENTİ OLAN
HİDROJENE BENZEMEK
(KENDİNİ SIFIRLAMAK)
NÜKLEER SANTRALİN ÇEVREYE ZARARI YOKTUR
NÜKLEER REAKTÖRLERİN BULUNDUĞU ÜLKELER VE REAKTÖR SAYILARI
RADYASYONU VÜCUTTAN ATMAK İÇİN: KURŞUN
RADYASYONU VÜCUTTAN ATMAK İÇİN GEREKLİ OLAN BAŞLICA İKİ GIDA
TÜRK MİLLETİ URANYUM ELEMENTİ GİBİDİR
YARILANMA SÜRESİ (YARI ÖMÜR) MADDENİN SONRADAN VAR EDİLDİĞ...
“Kimyager, her şeyi yerli yerine koyandır.”
Günümüzde din ve ilmin beraber ele alınması en önemli meselelerimizdendir. Bu nedenle de din ile ilmin birleşmesi için üzerimize düşen görevi yapmamız, kendi dünyamızı kurmaya çalışmamız gerekmektedir.
KİMYANIN TANIMI
MEŞHUR TÜRK VE İSLAM KİMYA BİLGİNLERİNİN HAYATLARI VE KİMYA İLMİNE KATKILARI
MEŞHUR TÜRK-İSLAM KİMYACILARINI TASDİK EDEN BATILILARDAN BAZILARININ SÖZLERİ
BATIDA BİLİMSEL GELİŞMEYE ZEMİN HAZIRLAYAN FAKTÖRLER
BATILI BİLİM ADAMLARINDAN BAZILARININ HAYATI VE MEŞHUR OLMUŞ SÖZLERİ
ATOM ALTI PARÇACIKLAR (PARTİKÜL TEORİSİ)
ESİR İLE İLGİLİ BİLDİKLERİMİZ
HİGGS PARÇACIĞI (HİGGS BOZONLARI): KEŞFEDİLMEMİŞ ATOM ALTI PARÇACIK
ZIT İKİZ ATOM ALTI PARÇACIKLAR
KUARK ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR
MADDENİN ZIT EŞİ VEYA ANTİ MADDE ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR
ETER VE ETER ALTI ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR
MUON ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR
NÖTRİNO, GLUON (GULON), LEPTON, KARANLIK MADDE
KARANLIK ENERJİ VE KARANLIK MADDE
IŞINLAMA GERÇEKLEŞECEK Mİ?
MADDENİN IŞIN HÂLİ
MADDENİN IŞN HÂLİNİN DELİLLERİ
ATOMDAKİ KANUNLAR
• ÇEKİM (CAZİBE) KANUNU
• MERKEZKAÇ KUVVETİ
• İTME (DAFİA) KUVVETİ
• NÜKLEER KUVVET (BAĞLANMA ENERJİSİ)
• ZIT SPİNDEN DOLAYI ORTAYA ÇIKAN, ELEKTRONLARI BİR ARADA TUTMAKLA GÖREVLİ KANUN
SOSYAL ALANDA KULLANILAN KİMYA KELİME VE DEYİMLERİ
FENN-İ MÜNAZARA
MERKEZKAÇ (ANİL MERKEZ) KAÇIŞ
GÜNEŞ SİSTEMİ İLE ATOM ARASINDAKİ BENZERLİKLER
ATOMDA VE YILDIZLARDA AYNI KANUN GEÇERLİDİR
• KÜTLESEL ÇEKİM KUVVETİ
• COULOMB (KULOMB) ÇEKİM KUVVETİ
KİMYA KANUNLARINDAN SAPIŞIN SEBEPLERİ (İSTİSNA KANUNLARIN ORTAYA ÇIKIŞ SEBEPLERİ)
SUDAKİ FARKLI KANUNLARA GENEL BAKIŞ
KİMYASAL BAĞ KAVRAMI
NE KADAR ŞEY VARSA HEPSİ DE ÇİFT OLARAK (ZIT KUTUPLU, BAŞKA BİR İFADEYLE POZİTİF VE NEGATİF) VAR EDİLMİŞTİR. FARKLI YÜKLER BİRBİRİNİ ÇEKER. BU ÇEKİMİN BİR KISMI KİMYASAL BAĞDIR.
METAL BAĞI KUSURU
METAL BAĞI KUSURUNUN NE GİBİ FAYDALARI VARDIR?
METALİN ATOMLARI KUSURSUZ DİZİLSEYDİ NE OLURDU?
İYİ NİYET, OLUMLU DÜŞÜNCE VE GÜZEL GÖRÜŞ ÖYLE BİR KİMYADIR Kİ; KÖMÜRÜ ELMAS, TOPRAĞI ALTIN YAPAR
TANECİKLER ARASI BAĞ, MADDENİN HÂL DEĞİŞTİRMESİNDE VEYA ALLOTROPTA ETKİLİ OLDUĞU HÂLDE NİÇİN FİZİKSEL BAĞ DEĞİL DE KİMYASAL BAĞ DENMİŞTİR?
ÇAMAŞIR SUYU VE TUZ RUHU BİRLEŞİNCE AÇIĞA ÇIKAN KLOR GAZI ÖLDÜRÜR
KLOR YERİNE ÇAM ÇIRASI KULLANILABİLİR Mİ?
HANGİ ÖNEMLİ CEVHER REZERVİNDE DÜNYADA BİRİNCİYİZ?
ÇEŞİTLİ KAYNAKLARDA ÜLKELERİN MADEN YÜZDELERİ NİÇİN FARKLIDIR?
HAYATIMIZDAKİ BAZI ELEMENTLER VE KULLANIM ALANLARI
BAĞLANMA ENERJİSİNİN EN YÜKSEK OLDUĞU ELEMENT: DEMİR
B (BOR)
ALTIN
HİDROJEN
HAYATIMIZDAKİ BAZI BİLEŞİKLERİN KULLANIM ALANLARI
PERLİT
TAŞLAR
SAĞLIĞIMIZA ZARARLI OLMASINA RAĞMEN KULLANILAN BAZI MADDELER
DEĞERLİ TAŞLAR
YALNIZ HİDROJEN ATOMUNUN ÇEKİRDEĞİNDE NÖTRON BULUNMAMASININ SEBEBİ
ATOM HARBİNİN MORFİNLE ÖNLENMESİ
VAR ETMEK HER AN
ÇEKİRDEĞİNDE NÜKLEER ENERJİ BULUNMAYAN TEK ELEMENT (EN BÜYÜK ENERJİ KAYNAĞI): HİDROJEN
PERİYODİK CETVELİN İLK ELEMENTİ OLAN
HİDROJENE BENZEMEK
(KENDİNİ SIFIRLAMAK)
NÜKLEER SANTRALİN ÇEVREYE ZARARI YOKTUR
NÜKLEER REAKTÖRLERİN BULUNDUĞU ÜLKELER VE REAKTÖR SAYILARI
RADYASYONU VÜCUTTAN ATMAK İÇİN: KURŞUN
RADYASYONU VÜCUTTAN ATMAK İÇİN GEREKLİ OLAN BAŞLICA İKİ GIDA
TÜRK MİLLETİ URANYUM ELEMENTİ GİBİDİR
YARILANMA SÜRESİ (YARI ÖMÜR) MADDENİN SONRADAN VAR EDİLDİĞ...

More info:

Categories:Types, Research, Science
Published by: Kimya Bilimi on Sep 03, 2008
Telif Hakkı:Traditional Copyright: All rights reserved

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOCX, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/03/2014

pdf

text

original

1

KĠMYANIN

LĠSANI















2














“Kimyager, her Ģeyi yerli yerine koyandır.”

3
ÖNSÖZ
Günümüzde din ve ilmin beraber ele alınmasının yeni ufuklar
açacağı hususu en önemli meselelerimizdendir. Bundan dolayı din
ile ilmi birleĢtirmek için çalıĢma yapmamız, kendi dünyamızı
kurmaya çalıĢmamız gerekmektedir.

Ġnsanlık, her geçen gün biraz daha fazla ilim ve fenne
dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden ve fenden alacaktır. Karar
mekanizmaları, güç ve kuvvet ilmin eline geçecektir. Bu sebeple
ilme sahip çıkmalıyız; ilmin hikmet olarak kalması, zulmet ve
abesiyete dönüĢmemesi için çok çalıĢmalıyız.

Mevcut kimyanın bir kısım aĢırı pozitif yanlarını ayıklamaya
çalıĢmalıyız, hakikatle uyum içinde olanlarını almalıyız.

Metafizik ve akıl, her ikisini de ihmal etmemeliyiz; bundan dolayı
da aklımızın nurunu, vicdanımızın ziyasıyla birleĢtirip himmetimizi
kamçılama yolunda olmalıyız. Aklı ihmal etmemeliyiz; çünkü
zihnin gayesi marifettir. Vicdan kültürü de dediğimiz marifet,
bilginin tabiata mal edilmesiyle kazanılır. Kalbi, devre dıĢı
bırakmamalıyız; çünkü kalbin gayesi müĢahededir. Hissimizi
hakikat ve ilim aĢkına kanalize etmeye çalıĢmalıyız; çünkü hissin
gayesi muhabbettir. Bunlarda baĢarılı olabilmek için rehber olan
irademizi gerçek gayesine yönlendirmeliyiz.

Ġnsan gerçek kimya ilmini, evreni okuyarak elde eder. Elde ettiği
bu ilim neticesinde kendini tanır (tümevarım); veya değiĢik bir
yolla önce kendini tanır, sonra evreni okuyarak gerçek kimya ilmini
elde eder (tümdengelim).

Kimya kanunların doğru anlaĢılması ve arka planlarının ne
gösterdiğinin bilinmesi çok önemli hususlardır.
4

Kimya tanımları; efradını (bütün fertlerini) cami (içeren), ağyarına
(kendinden baĢka olanlarını) mani (engel) olmalıdır. Bu kurala da
her an uyulmalıdır.

Her bir fen dalı gibi kimya ilmi de kendi nevindeki düzenliliği ve
intizamı gösterir; her Ģeyin hikmet üzere konulduğunu, faydasızlık
ve abes olmadığını bize öğretir.

Kimyanın kendine özgü dili dinlenmelidir. Bu sayede kimya ilmi
evham olmaktan, ondaki hikmetler de abese dönüĢmekten
kurtulacaktır. Zihnin darlaĢmaması, aklın göze inmemesi için
kimya ilmi ruhlu olmalı, aynı zamanda ruha bilimsel olgunluk da
kazandırılmalıdır. Böylece kimya ilminden beklenen gaye yerine
gelmiĢ olacaktır.

Her ilmin bir lisanı olduğunu gibi kimya ilminin de kendine mahsus
bir lisanı vardır. Günümüzdeki her bir kimya kitabı da farklı bir
dildir. Ancak kimyanın lisanına eĢlik eden kimyacıların da
anlatması lazımdır.

Ġlmî çalıĢmalarda baĢarıya ulaĢmada iki yol vardır: Birincisi;
düĢünmek, ezberlemek, fikri çalıĢtırmaktır. Bu; zamanla olanıdır.
Ġkincisi; sezgi (sezi) adını verdiğimiz bir anda ulaĢılan baĢarıdır.
Bu da iki kısımdır: Kesbî olanı; çalıĢmakla, tecrübe suretiyle elde
edilenidir. Kekule‟nin rüyasında benzen halkasını bulmasını; yine
Bohr‟un rüyasında kendi adıyla anılan atom modelini keĢfetmesini
buna örnek verebiliriz. Bir anda ulaĢılan baĢarının ikincisi ise;
ilhamdır. Herkes potansiyel olarak buna açık var edilmiĢtir. Bu
yolda; peygamberler, doğruluktan ĢaĢmayan akıl, kusursuz kalp
ve temiz duygu/düĢünce taĢıyan kalp sahipleri vardır. Bu baĢarı;
mevhibeiilahiye olarak verilir.

Sezi yoluyla ulaĢılan keĢifler, kimyadaki metafiziğe örnektir.
5

BaĢarının sırrı, melek saflığında olmaya bağlıdır. Melek
safiyetinde olmak; kâinattaki dengeyi koruyarak çalıĢmak
demektir. Doğal dengenin kimyası iyi bilinmelidir. Ancak o zaman;
melek, sırrını insana verecektir. Ayrıca maddenin emrimizde
olduğunu anlamalı, duymalı ve görmeliyiz. Maddenin sırlarını
aklımızla görme azmimiz, her an devam etmeli ve bizimle beraber
olmalıdır. Etrafımızdaki olayları aydınlatmak, kavramak,
keĢfetmek azminde olunmalıdır. Bilgiler, sırtta yük olmamalıdır.
Bilgi hamalı olunmamalıdır. Ġlimler gayeli öğrenilmelidir. Hayattaki
olaylar ile vicdan arasında iliĢki kurulmalıdır. Hayatın en büyük
muallim olduğu unutulmamalıdır.

Kimyanın lisanı bizi büyülemelidir. Öğrendiklerimiz bize cazip ve
orijinal gelmelidir. Bu konulardaki konsantremiz tam olursa, sürekli
huzurlu oluruz. Böylece hem stres yenilmiĢ hem de kinetik enerji
dengelenmiĢ olur.

Meseleleri sürekli olağanüstülüklere bağlamak ise kâinat kitabını
anlayamamanın ifadesidir.

Batı dünyasında bilimde metafiziğin yerinin ayrı bir önemi vardır.
Hazreti Ġsa‟nın getirdiği mesaj, Batı medeniyetinin en güçlü, en
sağlam ve en önemli temelini oluĢturur. Batı medeniyeti böylece
varlık sahnesine çıkmıĢtır; çünkü Batı medeniyetinin esası; Grek
felsefesi (matematiksel düĢünce), Roma hukuku ve gerçek
Hıristiyan dinine dayanmaktadır. Batı‟da; hem laikliğin
doğuĢundan hem de Rönesans‟tan sonra Galileo, Newton,
Einstein, Pascal gibi dindar ve dinin ilimden kopuk hâline üzülen,
metafiziğe önem veren insaflı Batı bilim adamları mevcuttur.

Batı, tarihinin hiçbir döneminde metafiziğe karĢı tamamen
duyarsız kalmamıĢtır. Batı‟da metafiziğe önem veren hem
düĢünür de çoktur. Eflatun milattan önce 427–347 tarihleri
arasında yaĢamıĢtır. Hem Eflatun ve hem de Henry Bergson
6
(1859–1941) düĢüncesinde bilimde metafiziğin ayrı bir yeri vardır.
Batı, tarihinin her döneminde farklı zaman dilimlerinde, bu iki
düĢünür gibi düĢünce adamları yetiĢtirmiĢtir.

Batı‟daki bilimsel geliĢmeye Rönesans‟la beraber zemin
hazırlayan aslında bizim ilim tarihimizdir.

Metafiziği ihmal ettiğimizden dolayıdır ki hem eskiye hem de
Batı‟nın hâlihazırdaki durumuna göre bilim ve teknikte geri kalmıĢ
vaziyetteyiz.

Ġslam dinini Hıristiyan dinine kıyas edip Avrupa gibi dine lakayt
olmak, çok büyük bir hatadır. Ayrıca; Avrupa, dinine sahiptir.
BaĢta Wilson, David Lloyd George (Deyvid Loyd Corc), Venizelos
gibi Avrupa büyükleri dindardılar. Bu büyüklerin bir papaz gibi
dinlerine mutaassıp olmaları, Avrupa‟nın dinine sahip olduğunun
göstergesidir.

Ġslamiyet‟i Hıristiyan dinine kıyas etmek, yanlıĢ kıyastır; çünkü
Avrupa, dinine mutaassıp olduğu zaman medeni değildi; taassubu
terk etti, medenileĢti.

Ne vakit Müslümanlar dine ciddi sahip olmuĢlarsa, ilimde o
zamana göre çok yüksek ilerleme kaydetmiĢlerdir. Ne vakit dine
karĢı lakayt vaziyeti almıĢlar, fen ve teknolojide periĢan vaziyete
düĢerek tedenni etmiĢlerdir. BaĢka dinin aksine, dinimize bağlı
olma derecesinde milletimiz ilerlemiĢ; ihmali nispetinde de geri
kalmıĢtır. Bu, tarihsel bir gerçektir.

Türk milleti fen ve sanatı metafizik ile yoğurarak eskide ilimde ileri
gittiği gibi ileride de gidecektir. Hakiki medeniyete sarılarak
insanlığa yine rehber olacaktır.


Ankara, 3 Eylül 2009
7

“Bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu
ölçü ile hangi Ģeyin bu dine uygun olup olmadığını
kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi Ģey ki akla,
mantığa, amme menfaatine uygundur; biliniz ki o,
bizzat dinimize uygundur. Ġslamiyet son ve kâmil
dindir. Akla, mantığa ve hakikate uymaktadır.*”


Gazi Mustafa Kemal Atatürk


















* “Atatürk‟ün Söylev ve Demeçleri I-III” kitabı “Atatürk‟ün Söylev ve
Demeçleri I” Bölümü, 98. sayfa, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Atatürk AraĢtırma Merkezi Yayınları, 2006.

8
KĠMYANIN TANIMI

Kimya; maddenin iç yapısını, birbiriyle uyumunu, iliĢkisini,
intizamını, ahengini, bizimle iliĢkilerini, içerdikleri fayda, önem ve
gereklilikleri inceleyen; düzenliliklerdeki perdeyi kaldırarak kanun
olarak ifade eden ve buradan elde ettiği bilgileri insanlığın
faydasına sunan, zamanla değiĢme ihtimali olmayan gerçek
teoriler üreten, elde ettiği kimya bilgi ve kazanımlarıyla insanlığı
doğruya, varlığın hakikatini keĢfetmeye götüren ve insana kendi
özünü tanıttıran bir ilim dalıdır.












9
MEġHUR TÜRK VE ĠSLAM
KĠMYA BĠLGĠNLERĠNĠN
HAYATLARI VE KĠMYA
ĠLMĠNE KATKILARI

CABĠR BĠN HAYYAN (721–805)

Horasan‟da doğdu. Kufe‟de vefat etti.
Kimya ilminin babasıdır. Türk bilim adamıdır. Büyük dâhidir.
Dönemin en büyük ilim merkezlerinden Harran Üniversitesi‟nin
rektörüdür. Adı Latince‟ye Geber diye geçmiĢtir. Cabir bin
Hayyan‟ın baĢta kimya olmak üzere tıp, eczacılık, fizik,
astronomi, matematik, felsefe ve eğitim alanlarında çok
hizmetleri olmuĢtur.

Bunların içinde Ģüphe yok ki en önemlisi atomla ilgili buluĢudur.
Yunanlı bilginler maddenin en küçük parçasına, bölünemeyen
en küçük parçacık anlamına gelen atom demiĢlerdi. Ġslam
bilginleri, bu kelimeyi o zamanın bilim dili olan Arapçaya
çevirirken cüz–ü layetecezza dediler. Cüz–ü layetecezzanın
diğer adı cüz–ü ferttir. Hem atom hem de molekül yerine
kullanılabilir.

Cabir bin Hayyan ise Yunanlıların atomun parçalanamayacağı
yolundaki teorilerine karĢı çıktı.
Bu konuda gerçek mahiyeti asırlar sonra anlaĢılabilecek farklı
görüĢü ortaya koydu.
Günümüz dünyasında, atomla ilgili ilk çalıĢmaların Ġngiliz
kimyager John Dalton (1766–1844) tarafından yapıldığı,
10
uranyumun çekirdeğinin parçalanabileceği fikrinin de 1944
Nobel Kimya Ödülü sahibi Alman kimyacı Otto Hahn (1879–
1968) tarafından ortaya atıldığı fikri yaygındır.
Hâlbuki onlardan 1000 yıl önce yaĢamıĢ olan Müslüman kimyacı
Cabir Bin Hayyan‟ın aĢağıdaki sözleri asrımızın ilim adamlarını
dahi hayrete düĢürecek mahiyettedir: “Maddenin en küçük
parçası olan cüz–ü layetecezzada yoğun bir enerji vardır. Yunan
bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun parçalanamayacağı
söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir
enerji meydana gelir ki Bağdat‟ın altını üstüne getirebilir. Bu,
Allah‟ın bir kudret niĢanıdır.”


Cabir bin Hayyan da simyacılar gibi kalay, kurĢun, demir ve
bakırdan altın elde edilebileceğini düĢünüyordu. Ancak bunun
yolunun atomların kontrol altında parçalanıp değerlerinin
değiĢtirilmesiyle olacağını belirtmekteydi.

Günümüzde nükleer laboratuvarlarda kontrollü çekirdek
reaksiyonlarıyla yeni yapay elementler veya mevcut
elementlerin yapay izotopu elde edilmektedir. Ġleride altın da
elde edilebilir. Simyacılar, fiziksel veya kimyasal yolla
elementleri altına çevirmek istedikleri için boĢuna uğraĢıyorlardı.
Yine kontrolsüz çekirdek reaksiyonlarının atom bombası olduğu
da bilinmektedir. Cabir bin Hayyan, çok eski yıllarda bütün
bunlardan söz etmiĢti.

Cabir bin Hayyan, Lavoisier‟den önce Lavoisier kanununu
(kütlenin korunumu kanunu) ifade etmiĢtir; Newton‟dan önce
Newton kanununu (yer çekimi kanunu) açıklamıĢtır; Gay
Lussac‟dan önce Gay Lussac kanunundan (gazlarda basınç–
sıcaklık iliĢkisi) söz etmiĢtir.
GüneĢ enerjisinden faydalanma çığırını açmıĢtır.
Kimya ilminin hem teorik hem de pratik alanda büyük geliĢimine
11
sebep olmuĢtur. Cabir bin Hayyan‟ın en bariz vasfı
deneyciliğidir. Modern kimya laboratuvarını ilk kuran kiĢidir.

Cabir bin Hayyan‟ın kimyadaki diğer hizmetlerini Ģöyle
sıralayabiliriz:

• HCl formülüyle gösterilen hidroklorik asidi (tuz ruhu) elde
etmiĢtir.
• HNO
3
formülüyle gösterilen nitrik asidi (kezzap) elde etmiĢtir.
• 3 hacim deriĢik HCl ile 1 hacim deriĢik HNO
3
karıĢımından
oluĢan, günümüzde de bütün dünyada kullanılan kral suyunu
keĢfetmiĢtir.
• Altın, yalnız kral suyuyla kimyasal reaksiyona girer; baĢka hiçbir
elementle reaksiyona girmez. Kral suyu, hem altının saf olup
olmadığının anlaĢılmasında hem de altın alaĢımlarındaki altının
yüzde bileĢim miktarının bulunmasında kullanılır. Altının
saflığının belirlenmesi ve sahteciliğin önlenmesinde bugün de
kullanılan en yaygın yoldur.
• Üretilen asitler sayesinde, hem Cabir bin Hayyan hem de
günümüze kadar bütün kimyacılar bazı metal bileĢiklerini elde
edebildiler.
• Cabir bin Hayyan‟ın elde ettiği bazı bileĢikler Ģunlardır: ġap
[KAl(SO
4
)
2
], niĢadır (NH
4
Cl), gümüĢ nitrat (AgNO
3
) vb.
• Cabir bin Hayyan kristalizasyon, süzme, eritme, buharlaĢtırma,
süblimleĢtirme, damıtma, çözme vb. metotları geliĢtirdi veya
kimya ilmine kazandırdı.
• George Sarton (Corc Sörtın), “Fen Bilimleri Tarihine GiriĢ” adlı
önemli çalıĢmasında 750 ile 800 yılları arasındaki dönemin en
önemli ilim adamı olarak Cabir bin Hayyan‟ın adını vermiĢtir.
• Bir kısım tabirler vardır ki Cabir bin Hayyan ve diğer kimyacılar
sayesinde Batı dillerine geçmiĢtir. Bunlardan bir kısmı Ģunlardır:
• Alcohol (Arapça aslı el kuhl)
• Alkali (Arapça aslı el kali)
• Kimya (Arapça aslı kimie)
• Alembic (Arapça aslı el imbik)
12
Görülüyor ki Cabir, günümüzün modern ilminin dayanmıĢ olduğu
gözlem ve deney metotlarını, asırlarca önce kullanmıĢtır.

Ünlü Fransız bilim tarihçisi Marcellin Berthelot (1827–1907)
Cabir bin Hayyan hakkındaki düĢüncelerini Ģöyle açıklamıĢtır:
"Aristo'nun mantık ilmindeki yeri neyse, Cabir bin Hayyan'ın
kimya ilmindeki yeri de odur. Aristo, mantığın kurucusu ve
üstadı olarak kabul edildiği gibi Cabir bin Hayyan da kimyanın
kurucusu ve üstadıdır."

Alman oryantalist ve fen bilimleri tarihçisi Julius Ruska da
(1867–1949), kimyanın temellerinin Yunanca tercümelerle
atılmadığını, Arapça eserlerin tercümeleriyle atıldığını
belirtmektedir.

Ortaçağ felsefecilerinin önemli isimlerinden olan ve felsefenin
görevini; “insanı Tanrı bilgisine götürme ve insanı onun
hizmetine koĢturma” olarak dile getiren Roger Bacon (1214–
1294), Cabir bin Hayyan'ı “ustaların ustası” olarak anmaktadır.

RAZĠ (864–925)‟NĠN KĠMYA ĠLMĠNE
HĠZMETLERĠ

Razi‟nin önemi büyüktür.
Asırlar boyunca Avrupa‟ya ders veren Arap kimyager ve
doktordur.
Tahran‟a yakın Rey‟de doğmuĢ, Bağdat‟ta vefat etmiĢtir.
Asıl adı Ebubekir Muhammed bin Zekeriya‟dır. Doğum yerinden
dolayı Razi adını almıĢtır.
Ġskit Türklerindendir.

H
2
SO
4
, etil alkol, antiseptik vb. kimyasal maddeleri keĢfetmiĢtir.
Devrinin en büyük bilginidir.
13
Doğum günü olan 27 Ağustos Ġran‟da her sene Tıp Bayramı
olarak kutlanır.
230 kitabı vardır. Bu kitaplardan 12 adedi kimya eseridir. Kitab–
ül Esrar (Sırların Kitabı) adındaki en meĢhur kimya kitabı, 14.
asra kadar kimya ilminin baĢ eseri olarak Batı‟da okutulmuĢtur.

Kimyayı tıbbın hizmetine sunmuĢtur.
Bütün eĢyayı fiziksel ya da kimyasal yolla altına çevirme
iddiasında olan simyacıların saçma düĢünceleriyle mücadele
etmiĢtir.

En büyük hizmeti tıp sahasında olmuĢtur.
Böbrek mesanedeki taĢları ilaçla parçalıyor veya cerrahi
müdahale ile çıkarıyordu; bundan dolayı operatörlüğün
ilerlemesine katkısı büyüktür.
Hayvan bağırsağından ameliyat ipliği (katgüt) yapılarak
cerrahide kullanılması, onunla tıp tarihine girmiĢtir.

Bitkiden ilaç yapmayı ilk geliĢtirendir. Bir ilaç terkibi yaparken
onu önce hayvanlar üzerinde denerdi. Bitkilerden ilaç yapma
konusunda Ġbni Sina, Razi‟den çok daha ileridedir.

George Sarton, An Introduction to the History of Sciences (Fen
Bilimleri Tarihine GiriĢ) adlı kitabında 750 ile 1100 yılları
arasında geçen 350 senelik ilim tarihinin her birini 50 yıllık 7
döneme ayırmıĢ ve her bir döneme o dönemdeki en önemli ilim
adamının ismini vermiĢtir. 850 ile 900 yılları arasını da Razi‟nin
adıyla anmıĢtır.

ĠBNĠ SĠNA (980–1037)‟NIN KĠMYA ĠLMĠNE
HĠZMETLERĠ

Ġslam hükemasının Eflatun‟udur. Filozofların üstadıdır.
Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak
14
okutulmuĢtur.
Doktorların sultanı unvanıyla anılmıĢtır. En büyük hizmeti tıp
sahasındadır. Çağların en büyük tıp araĢtırmacısıdır. Tıp
noktasında “Tıp ilmini iki satırda topluyorum. Sözün güzelliği
kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört, beĢ saat
kadar yeme. ġifa hazımdadır. Kolayca hazmedeceğin miktarı
ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hâl, taam taam üzerine
yemektir.” demiĢtir. Yemek konusunda vücuda en zararlı olan,
dört, beĢ saat ara vermeden yemek yemek veyahut lezzet için
çeĢitli yemekleri birbiri üstüne mideye doldurmaktır.
Kimya ilmini tıbbın hizmetine sokmada, Razi‟yi örnek almıĢtır; bu
konuda dünyada Razi‟den sonra ikincidir diyebiliriz.
Zamanının en büyük dâhisidir.
Tıp ve kimya ilminden baĢka felsefe, jeoloji, coğrafya, fizik,
matematik, botanik, zooloji, müzik dallarında da çok araĢtırma
ve keĢifleri vardır.
Isı ve gaz basıncı konularında keĢifleri olmuĢtur. Toriçelli‟den
önce açık hava basıncını ölçmüĢtür.
Suların temizlenmesiyle ilgili çalıĢmalar yapmıĢtır. Ġçme
suyunun, sağlık üzerindeki etkisini araĢtırarak suyun kalitesinin
önemini belirtmiĢtir.
Farklı branĢlardaki 29 meselede Avrupalı bilim adamlarına
öncülük yapmıĢtır.
Tıp alanında onlarca hastalığı ilk teĢhis ve tedavi etmiĢtir.
Örneğin; Ģeker hastalığında, idrarda Ģeker bulgusunun varlığını
ilk keĢfeden odur. BulaĢıcı hastalıklara küçük
mikroorganizmaların sebep olduğunu tespit etmiĢtir.
Ameliyatlardan önce hastaya anestezik ilaç yapmak da onun
buluĢudur. Etil alkolü tıpta steril amaçlı olarak ilk kullanandır.
Damar içine yapılan Ģırınga da Ġbni Sina‟nın icadıdır.
Koruyucu hekimlik ve tedavide Ġbni Sina‟nın belirttiği 780 ilacın
istisnasız hepsi günümüzde kullanılmaktadır.
Batılılar ona Avicenna derler.

15
EBU‟L HEYSEM (965–1051)

• Atmosfer basıncıyla ilgili öncü çalıĢmalar yapmıĢtır.

EBU'L VEFA (940–988)

• Matematik ve astronomi âlimidir.
• Yoğunluk ölçmeye yarayan piknometre aletini ilme
kazandırmıĢtır.


TÜRK VE ĠSLAM BĠLGĠNLERĠ, KĠMYA ĠLMĠNĠN
GELĠġMESĠNE ZEMĠN HAZIRLAMIġLAR VE
BU KATKIYI BATILI BĠLĠM ADAMLARI
ONAYLAMIġLARDIR.

MEġHUR TÜRK–ĠSLAM KĠMYACILARININ
ÖZDEYĠġLERĠ

Maddenin içi, dolu gözüktüğü hâlde aslında boĢtur.

Ġmam Rabbani*
(1563–1624)

* Ġkinci bin yılının müceddididir. Türkistanlı mutasavvıftır. Evren ve
nesnelerin oluĢumuyla ilgili düĢünceleri günümüze ıĢık
tutmaktadır. “Maddenin boĢluklu yapısı” ilk olarak büyük âlim
Ġmam Rabbani tarafından ortaya konmuĢtur.

Madde, sonsuz denecek ölçüde parçalanabilir.
16

Nazzam*
(792–845)

* Ġslam âlimi, Basra‟da doğdu, Basra‟da yaĢadı, hayatının son
devresini Bağdat‟ta geçirdi. “Maddenin tanecikli yapısı” dünyada
ilk olarak Nazzam tarafından belirtilmiĢtir.

Ben gerçek düĢünür diye kimya ilmini bilene derim.

Razi


MEġHUR TÜRK–ĠSLAM KĠMYACILARINI
TASDĠK EDEN BATILILARDAN BAZILARININ
SÖZLERĠ

Kimya Müslümanlar tarafından kurulmuĢtur.
Müslümanlar binlerce keĢif ve metotlarıyla kimya
ilminin kuruluĢuna yardım etmiĢlerdir. Orta çağda
Ġbni Sina tıp yazarlarının en büyüğü, Razi en büyük
Doktor, Beyruni en büyük astronom, Ġbni Heysem en
büyük optik âlimi, Cabir bin Hayyan en büyük
kimyagerdi.

William James Durant*
(Vilyım Ceymıs Dürant)
(1885–1981)
*Amerikalı filozof, tarihçi, yazar.


17
Kimya Ġbni Sina‟nın buluĢlarıyla bugünkü seviyesine
ulaĢabilmiĢtir.

Berthold Schwartz*
(1318–1384)

*Barutu bulan Alman kimyager.

Razi modern kimyanın kurucusudur.

Eric John Holmyard*
(Erik Caan Homyard)
(1891–1959)

*Ġngiliz bilim adamı, kimya tarihçisi.


Cabir‟den sonra yaĢayan Razi kimya ilminin büyük
kurucularındandır.

Eilhard Wiedemann*
(1852–1928)

*Alman fizikçi.


Ġslam kimyacılarının kendilerinden sonra gelenlere
bıraktıkları miras saymakla bitmez.

ROGER GARAUDY*
(1913–2012)

 Fransız filozof ve yazar, 1982‟de Müslüman oldu, Müslüman
18
olmadan önce Marksizmin önemli savunucularındandı.



Gerçek kimyager Razi‟dir.

Dr. Sigrid Hunke*
(1913–1999)

 Alman felsefeci, Avrupa Üzerine Doğan Ġslam GüneĢi
kitabının yazarı.



Kimyaya deneyciliği kazandıran Müslümanlardır.
Cabir bin Hayyan kimya ilmine buharlaĢtırma,
süzme, saflaĢtırma, eritme, damıtma, kristalizasyon
metotlarını keĢfederek uygulamaya soktu.

Max Meyerhof*
(1884–1951)

*Alman bilim adamı.


Müslümanlardan önce kimyanın mevcut olmadığını
söylersek mübalağa etmiĢ olmayız.

Haydar Bammat*
(1890–1965)

* Dağıstan‟da doğdu, Paris‟te yaĢadı, devlet adamı, diplomat,
yazar.
19

ġimdiki kimyayı deney malzemeleriyle ilk defa
kuranlar Müslümanlar olmuĢtur.

Corci Zeydan*
(1861–1914)

*Hıristiyan Arap tarihçi, Beyrut doğumlu.


Müslümanların ayrı bir mesai gösterip geliĢtirdikleri
Ġslam‟da ilk ele alınan disiplinlerden biri kimyadır.

Dr. Philip K. Hitti*
(1886–1978)

*Arap tarihçisi.

Kimyanın babası Cabir bin Hayyan‟dır.

Britannica Ansiklopedisi

BATI‟DA BĠLĠMSEL
GELĠġMEYE ZEMĠN
HAZIRLAYAN FAKTÖRLER

BATI‟DA BĠLĠMSEL GELĠġMEYE ZEMĠN
20
HAZIRLAYAN BAġLICA DÖRT FAKTÖR

BATI‟DA BĠLĠMSEL GELĠġMEYE ZEMĠN HAZIRLAYAN BAġLICA
DÖRT FAKTÖR VARDIR:

1. HAZRETĠ ĠSA‟NIN GETĠRDĠĞĠ MESAJ

2. RÖNESANS‟TAN (XVI. YÜZYIL ĠLE XVII. YÜZYIL) SONRA
BĠZĠM ĠLĠM TARĠHĠMĠZDEKĠ BÜYÜK ĠLĠM ADAMLARIMIZI
ÖRNEK ALMALARI

3. FRANSIZ ĠHTĠLALĠNDEN (1789) SONRA LAĠKLĠĞĠN
DOĞUġUNUN BĠLĠME KATKISI

4. BATI DÜNYASINDA BĠLĠMSEL ÇALIġMALARDA KULLANILAN
TETKĠK, TAHKĠK VE ARAġTIRMA METOTLARININ
DOĞRULUĞU ĠLE BATI ĠNSANINDAKĠ ĠLĠM VE HAKĠKAT AġKI

HAZRETĠ ĠSA‟NIN GETĠRDĠĞĠ MESAJ

• Hazreti Ġsa‟nın getirdiği mesaj, Batı medeniyetinin en güçlü, en
sağlam ve en önemli temelini oluĢturur. Batı medeniyeti böylece
varlık sahnesine çıkmıĢtır; çünkü Batı medeniyetinin esası; Grek
felsefesi (matematiksel düĢünce), Roma hukuku ve gerçek
Hıristiyan dinine dayanmaktadır.

RÖNESANS‟TAN (XVI. YÜZYIL ĠLE XVII.
YÜZYIL) SONRA BĠZĠM ĠLĠM TARĠHĠMĠZDEKĠ
BÜYÜK ĠLĠM ADAMLARIMIZI ÖRNEK
ALMALARI

• Batı‟daki bilimsel geliĢmeye Rönesans‟la beraber zemin
hazırlayan, aslında bizim ilim tarihimizdir.
21

RÖNESANS‟TAN VE FRANSIZ ĠHTĠLALĠ‟NDEN
SONRA BATI‟NIN BĠLĠMDE ĠLERLEMESĠ

• Rönesans; baĢta bilim olmak üzere çeĢitli dallarda Batı‟nın
ilerlemesidir.
• Rönesans, XVI. ve XVII. yüzyıllarda yaĢanmıĢtır.
• Fransız Ġhtilali 1789 yılında olmuĢtur.
• Batı‟nın Rönesans‟tan ve Fransız Ġhtilali‟nden önceki problemi
dinle değil; bozulmuĢ din adamlarıyla ve dinin emirlerini kendi
kiĢisel çıkarları için kullanan o günkü kilise teĢkilatıylaydı. Eski
sisteme teokratik düzen deniyordu. Ġhtilalden sonraki sisteme
laik düzen denildi. Laiklikten önce ruhban sınıf ne söylerse
doğruydu, asla sorgulanamazlardı. Ruhban sınıfın baskısına
karĢı laiklik doğmuĢtu. Hıristiyanlık tahrif olduğundan
(bozulduğundan) ve tam hayatın içinde olmadığından kilise
teĢkilatı ilme karĢıydı. Gerçek Hıristiyanlığın dinle çatıĢması
düĢünülemezdi. Kilisenin yanlıĢlığı, bilim adamlarında tepki
oluĢturdu. Bilim adamlarının çoğunluğu Descartes (1596–1650)
(Dekart)‟ın “Metafizik, bilim olmaz; bilgi ancak ölçülebilirdir.”
sözünü esas alıp bilimin konusunu maddeyle sınırlandırmak
istediler. Din ile bilim arasında Batı‟da uzun süren çatıĢmalar
yaĢandı. Sonunda bilim adamları yanlıĢ olarak, din ile bilim
arasında ayrılık var sandılar. Sonuçta da, din ile bilim ayrıĢması
gerçekleĢti. Din ve bilim, iki ayrı alan olarak ele alındı. Din ve
bilimin iki ayrı alan olarak ele alınması, Batı‟daki çaresizlikten
baĢvurulan bir Ģeydi.
• Günümüzde, üniversitelerimizde benimsenen de budur.
• Dekartçı düĢünceye, Kartezyen düĢünce baĢka bir ifade ile
Kartezyenizm de denir. Kartezyen felsefe, din ile ilim ayrılmasını
netice vermiĢtir. O dönemde Kartezyenizm, pansuman tedavi
olarak ortaya atılmıĢtır. Ġlerici ve gerici deyimleri de ilk olarak
Batı‟da kullanılmıĢtır. Kilisedekilere ve kilise taraftarlarına gerici,
kiliseye karĢı gelenlere ise ilerici denilmiĢtir.
• Batı‟da; hem laikliğin doğuĢundan sonra hem de Rönesans‟tan
22
sonra Galileo, Newton, Einstein, Pascal gibi dindar ve dinin
ilimden kopuk hâline üzülen insaflı Batı bilim adamları da
çıkmıĢtır. Bunların içinde en meĢhuru Pascal‟dır. Pascal (1623–
1662), Hıristiyanlık ile bilimin beraber olabileceğine
inananlardandı; ancak baĢarılı olamadı; birleĢmeyi sağlayamadı.
Pascal gibi diğerleri de her ne kadar din ile ilmi birleĢtirmek için
gayret göstermiĢ olsalar da belirtilen sebeplerden dolayı bu
hususta bir ilerleme kaydedememiĢlerdir.
• Böyle bir ayrılık Müslümanlar olarak bizim inanç sistemimizde
de, ilme bakıĢımızda da, tarihimizde de yoktur. Bilim zihnin, din
ise kalbin ıĢığı olarak görülmüĢtür. Din ile bilim, bizim
tarihimizde hiçbir zaman çatıĢır görülmemiĢtir, birbiriyle iç içe
yer almıĢtır.
• Bu konuda Müslümanlar, çok Ģanslı sayılır; çünkü Ģimdiye kadar
ilim adına keĢfedilen çok Ģey vardır ve bundan sonra da pek çok
Ģey olacaktır. Ġbni Sina, Cabir bin Hayyan, Razi hem büyük birer
kimyacı hem de çok iyi bir dindardılar. Diğer branĢlarda da
durum aynıydı ve daha bunlar gibi on binlercesi vardı.
• Ġslam dininin ilme karĢı olmadığı açıktır. Nutuk‟u dikkatle
okuyanlar Atatürk‟ün dinine sahip çıktığını apaçık görürler.
“Atatürk‟ün Söylev ve Demeçleri” kitabının 2. cilt 98. sayfasında
Atatürk Ģöyle demektedir: “Bizim dinimiz için herkesin elinde bir
ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi Ģeyin bu dine uygun olup
olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi Ģey ki akla,
mantığa, amme menfaatine uygundur; biliniz ki o, bizzat
dinimize uygundur. Ġslamiyet son ve kâmil dindir. Akla, mantığa
ve hakikate uymaktadır.” Atatürk bu sözleriyle, dinimizin
Hıristiyanlıkla mukayese olunamayacağını belirtmiĢtir.
• “Bütün bilimsel buluĢları dinimiz daha önceden söylemiĢtir.”
demek aĢağılık kompleksini hatıra getiren bir cümle olabilir. Bu
nedenle böyle bir yaklaĢımda bulunmamalıdır. Fakat ilim adına
ortaya konan hususların hiçbirinin dinimizle çeliĢmeyeceğini
bilmek gerekir. Günümüzdeki bilimsel geliĢmeler incelendiğinde
her bir gerçeğin dinimizle örtüĢtüğünü ve uyum içinde
bulunduğunu görmek mümkündür.
23
• Ġslam dinini Hıristiyan dinine kıyas edip Avrupa gibi dine lakayt
olmak, çok büyük bir hatadır. Ayrıca; Avrupa, dinine sahiptir.
Ġslamiyet‟i Hıristiyan dinine kıyas etmek, yanlıĢ kıyastır; çünkü
Avrupa, dinine mutaassıp olduğu zaman medeni değildi;
taassubu terk etti, medenileĢti.
• BaĢta Wilson, David Lloyd George (Deyvid Loyd Corc),
Venizelos gibi Avrupa büyükleri dindardılar. Bu büyüklerin bir
papaz gibi dinlerine mutaassıp olmaları, Avrupa‟nın dinine sahip
olduğunun göstergesidir.
• Ne vakit Müslümanlar dine ciddi sahip olmuĢlarsa, ilimde o
zamana göre yüksek ilerleme kaydetmiĢlerdir. Ne vakit dine
karĢı lakayt vaziyeti almıĢlar, fen ve teknolojide periĢan vaziyete
düĢerek tedenni etmiĢlerdir.
• Ġlmi metafizikten ayırmak mümkün değildir.
• BaĢka dinin aksine, dinimize bağlı olma derecesinde milletimiz
ilerlemiĢ; ihmali nispetinde de geri kalmıĢtır. Bu, tarihsel bir
gerçektir.

BATI DÜNYASINDA BĠLĠMSEL
ÇALIġMALARDA KULLANILAN TETKĠK,
TAHKĠK VE ARAġTIRMA METOTLARININ
DOĞRULUĞU ĠLE BATI ĠNSANINDAKĠ ĠLĠM VE
HAKĠKAT AġKI

• Bilimsel çalıĢmalarında Batılıların büyük bir çoğunluğu, pozitivist
ve natüralist sonuçlara ulaĢma niyetiyle çalıĢmalarını
sürdürmüĢlerdir. Bu niyet, dini ilimden ayıran bir niyettir.
Batılıların pozitivist ve natüralist amaçları olumsuz bir amaç olsa
bile bu olumsuz amaca ulaĢma yönünde kullanıldıkları vesileleri,
hak vesilelerdir. Aslında bu vesileler, Müslümanlarda olması
gereken vasıflardır. Müslümanlarda olması gereken davranıĢlar
Batılılara geçmiĢ, Müslüman ise dinine ters olumsuz vesilelere
24
sarılmıĢtır.
• Batılılarda olan onların ilimde ilerlemelerini sağlayan hak
vesileler arasında Ģunları sayabiliriz: Mesainin tanzimi, iĢ
bölümü, çalıĢkanlık, az uyuma, yardımlaĢma, bilimsel
çalıĢmalarda kullanılan tetkik metotlarının doğruluğu, tahkik
metotlarının doğruluğu, araĢtırma metotlarının doğruluğu vb.
vasıflar.
• “Ġnsan için, çalıĢmasından baĢka bir Ģey yoktur.” hakikatine
Batılılar davranıĢları ile uydukları için Allah onları bilimde
baĢarılı kılmıĢtır.
• Pozitivist ve natüralistlerin hakkı temsil edenlere galip
gelmelerinin nedeni, kullandıkları vesilelerin hak olmasıdır.
Bundan dolayı kazanan, pozitivist ve natüralistler değil; yine de
haktır.

BATILI
BĠLĠM ADAMLARINDAN
BAZILARININ HAYATI VE
MEġHUR OLMUġ SÖZLERĠ

Bana bir dayanma noktası gösteriniz. Dünyayı
yerinden oynatayım.

ArĢimet*

* Yunan matematikçi, fizikçi, astronom, filozof ve mühendistir.
Milattan önce 287 yılında doğmuĢtur. Milattan önce 212 yılında
25
ölmüĢtür. Hamamda yıkanırken suyun kaldırma kuvvetini
bulmuĢtur. Bilime en büyük katkısı bu keĢfidir.

BLAISE PASCAL (1623–1662)‟IN HAYATI

• MeĢhur Fransız matematikçisi, fizikçisi ve kimyacısıdır. Aynı
zamanda filozof ve yazardır.
• Maddenin boĢluklu yapısı üzerinde çalıĢmalar yaptı. 1647
yılında bu çalıĢmalarını “BoĢlukla Ġlgili Yeni Deneyler” ve “BoĢluk
Ġncelemesine GiriĢ” adlı kitaplarında yayınladı.
• Ġlk hesap makinesinin mucididir.
• Basınç üzerine çok sayıda çalıĢmaları vardır. Toriçelli (1608–
1647)‟nin varsayımlarını yaptığı deneylerle doğruladı.
• Uluslararası sistemde (SI) basınç ölçüsü birimi, pascaldır. Pa
kısaltmasıyla gösterilir. Pa tanımını Pascal (Paskal) Ģu Ģekilde
yapmıĢtır: 1 m
2
‟lik yüzeye dik doğrultuda etki eden kuvvet 1
Newton ise bu yüzeydeki basınç 1 pascal olur.
• 1652‟de manastıra kapanarak kendini ilme verdi. 1654‟te
yaĢadığı bir vecd hâlinden sonra kesin kararlar aldı. Bundan
sonra Pascal, bütün varlığıyla Tanrı‟ya yöneldi. Hayatındaki bu
kararından sonra yoğun bir Ģekilde bilimsel araĢtırmalarına da
devam etti.
• Descartes (Dekart), bilimin konusunu maddeyle sınırlandırmıĢtı.
• Hıristiyanlık tahrif olduğundan (bozulduğundan) ve tam hayatın
içinde olmadığından kilise teĢkilatı ilme karĢıydı. Kilise
teĢkilatında ilme karĢı olmayan, azınlık bazı kiĢiler de az da olsa
mevcuttu.
• Tahrif olmuĢ din ile bilim arasında Batı‟da uzun süren çatıĢmalar
yaĢandı. Sonunda bilim adamlarının bir kısmı yanlıĢ olarak din
ile bilim arasında ayrılık var sandılar. Böylece din–bilim
ayrıĢması gerçekleĢti.
• Aslında kilisenin yanlıĢlığına karĢın bilim adamlarında oluĢan
tepki, dine karĢı olduklarından değildi, zaruretten ileri geliyordu.
26
Descartes (Dekart) bu tepkiyi gösterenlerin baĢında gelen akılcı
insan olmasına rağmen “Allah vardır.” diyordu.
• Dekartçı düĢünceye, Kartezyen düĢünce baĢka bir ifade ile
Kartezyenizm denir. Kartezyen felsefe, din ile ilim ayrılmasını
netice vermiĢtir.
• O dönemde Kartezyenizm, pansuman tedavi olarak
mecburiyetten dolayı ortaya atılmıĢtı.
• Ġlerici ve gerici deyimleri ilk olarak Batı‟da kullanılmıĢtır.
Kilisedekilere ve kilise taraftarlarına gerici, kiliseye karĢı
gelenlere de ilerici denilmiĢtir.

BLAISE PASCAL‟IN MEġHUR OLMUġ
SÖZLERĠ

• “Between us and heaven or hell there is only life,
which is the frailest thing in the world.”
• “Bu dünya ile öbür dünya arasında çok ince bir
perde vardır, her an oraya da geçebiliriz veya
burada da kalabiliriz.”
Blaise Pascal


• “Faith certainly tells us what the senses do not, but
not the contrary of what they see; it is above, not
against them.”
• “Ġman bize kesinlikle aklımızın zıddını değil; aklın
gereğini hatta daha da üstünü söyler.”

Blaise Pascal


27
• “If you gain, you gain all. If you lose, you lose
nothing. Wager then, without hesitation, that He
exists.”
• “Kazanırsan, her Ģeyi kazanırsın. Kaybedersen,
hiçbir Ģey kaybetmezsin. Tereddüt etmeden, bahse
gir ki O var.”
Blaise Pascal


Galilei Galileo (1564–1642) (Geliley
Gelileyo)‟nun Hayatı

• Ġtalyan astronom, matematikçi ve fizikçidir.
• Dinamik ilminin kurucusudur.
• Sıvılı termometrenin mucididir.
• Ġlk mikroskobun kâĢifidir.
• Dürbünü bulmuĢtur.
• En çok gök cisimleri üzerine çalıĢmıĢtır.
• Çevresine rağmen bilimsel mücadelesinde “Her Ģeye rağmen
dünya dönüyor.” demesiyle meĢhurdur.
• Dünyanın yuvarlak olduğunu keĢfeden bilim adamıdır.
• 1633‟te “Dünya yuvarlaktır.” dediğinden engizisyon
mahkemesine çıkarılmıĢtır.
• Söyleminden vazgeçti gibi gözüktüğünden giyotinden kurtulmuĢ;
fakat bundan sonraki hayatı, ömrünün sonuna kadar göz
hapsinde geçmiĢtir.
• Bunun iki nedeninden birincisi kilisenin ilme karĢı oluĢudur.
Ġkincisi ise Galileo‟nin ilimle dini birleĢtirmek isteyen gerçekten
inançlı biri olmasıdır.

Galilei Galileo‟nun MeĢhur Sözü
28

• “I do not feel obliged to believe that same God who
endowed us with sense, reason, and intellect had
intended for us to forgo their use.”
• “Allah bize verdiği bu aklı, akıldan istifa etmemiz
(vazgeçmemiz) için vermemiĢtir; Allah aklı bize
idrak edelim, muhakemeli ve mantıklı olalım diye
vermiĢtir.”
Galilei Galileo


ISAAC NEWTON (1642–1724) (AYZIĠK
NĠÜVTIN)‟IN HAYATI

• Ġngiliz fizikçisi, matematikçisi ve astronomudur.
• Newton çekim kanununu (evrensel çekim teorisi) bulmuĢtur.
Newton çekimi veya Newton kanunu olarak da adlandırılan bu
kanun Ģöyle ifade edilir: Gezegenler arasında kütleyle doğru,
aradaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olan bir çekim vardır.
• Aynı çekimi atomda da görüyoruz.
• Tarih ve dinle ilgili kitapları da vardır.
• Dinle ilgili eserleri, iki tanedir.
• Simya üzerine çalıĢmaları vardır.
• Yere düĢen bir elma gibi önemsiz bir olay, Newton‟da büyük
ilhamlara kapı aralamıĢtır.


ISAAC NEWTON‟IN MEġHUR SÖZÜ

• “Nature and nature's laws lay hid in night;
God said "Let Newton be" and all was light.”
29
• “Tabiattaki Allah‟ın kanunları karanlıktaydı (insanlar
tarafından bilinmiyordu); Allah Newton'a emretti ve
her Ģey aydınlandı (insanlar kanunlardan haberdar
oldu).”
ISAAC NEWTON


Albert Einstein
(Elbırt Aynsstayn)‟ın Hayatı
(1879–1955)

• 1905 yılında izafiyet (rölativite=görelilik) teorisini ortaya koydu.
• 1921‟de Nobel ödülü aldı.
• Yapay einsteinium elementini periyodik tabloya Albert Einstein
kazandırmıĢtır.
• Einsteinium elementinin atom numarası 99‟dur ve Es
sembolüyle gösterilir.
• Einstein atomu bir canavara kaptırdığını ancak HiroĢima ve
Nagazaki‟nin yerle bir olmasından sonra anlayabilmiĢtir.
Ağlayarak Japonyalı bilgin dostundan özür dilemiĢtir. Nükleer
enerji, Batılıların elinde akıl ve vicdanın kontrolünden çıktığı için
Japonya‟da dev Ģehirlerin yerle bir olmasına, binlerce insanın
ölmesine sebep olmuĢtur.
• Günümüzde de atom bombası, tehdit ve tedbir unsuru olarak
değiĢik ellerde tutulmaktadır.
• Bu bakımdan insan unsurunun iyi eğitilmesi gerekir. Akıl ve
düĢünce prensipleri üzerine oturtulan fen ve teknik; beraberinde,
insanlığı düĢünme ile kalp ve vicdan duyarlılığını da
getirebilmelidir.
• Maddenin dalga özelliği ile ilgili “süper sicim teorisi” veya
uluslararası ismiyle “superstring teorisi” 1915 yılında Einstein
tarafından keĢfedilen bir teoridir.
30

Albert Einstein (Elbırt Aynsstayn)‟ın MeĢhur
OlmuĢ Sözleri

• “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır.” (“Ġlimsiz din
topal, dinsiz ilim ise kördür.”)
Albert Einstein


• “Kâinatın yaratıcısına olan inanç, ilmi araĢtırmanın
en kuvvetli ve en asil muharrik (tahrik eden,
harekete geçiren) gücüdür."
Albert Einstein


• “Allah zar atmıyor. Buna ikna oldum.“
Albert Einstein

BATILI DĠNDAR DEVLET
ADAMLARI

Sana muasır bir vücut olamadığımdan dolayı
müteessirim ey Muhammed. Muallimi ve naĢiri
olduğun bu kitap, senin değildir; o ilahi bir
kitaptır. Bu kitabın ilahi olduğunu inkâr etmek,
mevcut ilimlerin batıl olduğunu ileri sürmek
kadar gülünçtür. Bunun için, insanlık senin gibi
31
mümtaz bir kudreti bir defa görmüĢ, bundan
sonra da göremeyecektir. Ben, heybetli ve
azametli huzurunda tam ve sarsılmayan bir
hürmetle eğilirim.
Prens Otto von Bismarck
(1815–1898)*

*Alman baĢbakanı.

Thomas Woodrow Wilson (1856–1924)

• Thomas Woodrow Wilson (1856–1924), Amerika BirleĢik
Devletleri'nin 1913–1921 tarihleri arasındaki 28. BaĢkanıdır.
1919 yılında Nobel BarıĢ Ödülü'ne layık görülmüĢtür.

David Lloyd George (1863–1945)

• 1916–1922 tarihleri arasında Ġngiltere baĢbakanıdır.

Elefterios Venizelos (1864–1936)

• Yunanistan'ın 1910–1915 tarihleri arasındaki baĢbakanıdır.

DĠN ĠLE ĠLMĠ BERABER ELE
ALAN BATILI
DÜġÜNÜRLER
32

METAFĠZĠK AKLA TERS DEĞĠLDĠR

• Descartes, Gottfried Wilhelm Leibniz, Nicholas Malebranche
akılcı insandı ama “Allah vardır.” diyorlardı.
• Shakespeare ve Goethe de Allah‟a inanıyordu.
• Bunlar gibi baĢka Batılı düĢünürler de iman hakikatlerinin akla
ters olmadığını rahatlıkla her ortamda belirtebiliyorlardı.

“Cehalet Tanrı‟nın laneti olduğuna göre, bilgi
göklere uçabileceğimiz kanatlardır.”

William Shakespeare *
(1564–1616)


* Ġngiliz tiyatro yazarı ve düĢünürüdür.

“Mezardakilerin piĢman oldukları Ģeyler için
dünyadakiler birbirlerini yiyor.”

Johann Wolfgang von Goethe *
(1749–1832)

* Alman romancı, oyun yazarı, Ģair, hümanist, bilim adamı, filozof
ve politikacısıdır.

Gottfried Wilhelm Leibniz (1646–1716)

• Ünlü Alman filozofudur.
• Bilim dünyasının en önemli sistemci düĢünürlerindendir.
33
• Matematik, metafizik ve mantık alanlarında ileri sürdüğü yeni
düĢünce ve görüĢleriyle tanınır.
• Akılcı insandır ama “Allah vardır.” demektedir.

Nicholas Malebranche (1638–1715)

• Nicholas Malebranche, Fransız filozofudur.
• Malebranche, zihinle beden arasındaki gözle görülür bağın
Tanrı'nın müdahalesiyle kurulduğunu ifada eden okkasyonalist
görüĢü geliĢtirmiĢtir.
• Akılcı insandır ama “Allah vardır.” demektedir.
• Malebranche; “Tanrı, gücünü insana aktarmıĢ değildir. Bir Ģeyi
bildiğimiz zaman Tanrı'nın bildirmesiyle biliriz. Tanrı zihnindeki
ideaları bilir. Bizi aydınlatmak suretiyle insana herhangi bir Ģeyi
bilme olanağı veren Tanrı'dır.” demiĢtir.

KUR'AN'I TASDĠK EDEN
BATILI DÜġÜNÜRLERDEN
BAZILARININ SÖZLERĠ

Zaman geçtikçe Kur'an‟ın ulvi sırları inkiĢaf
ediyor.

Doktor Maurice (Moris)*

*MeĢhur Ġslam araĢtırmacısı, oryantalist ve Arap edebiyatı
mütehassısı.

34
Kur‟an, baĢtan ayağa kadar samimiyetle ve
hakkaniyetle doludur. Kur‟an'ın ulviyeti; onun
cihanĢümul (cihanı kuĢatan, dünya
geniĢliğindeki, kâinatı ilgilendiren)
hakikatindedir.

Thomas Carlyle (Karlayl)*
(1795–1881)
*Ġskoçyalı meĢhur yazar ve tarihçi.

Müslümanlık teslis akidesini reddeder.

Edward Gibbon (Edvor Gibon)*
(1737–1794)
* Ġngiltere'nin en meĢhur ve en büyük tarih yazarlarındandır. Ġngiliz
milletvekilidir.

Yaratıcı‟nın hukuku ile yaratılanların hukuku,
ancak Müslümanlık tarafından mükemmel bir
surette tarif olunmuĢtur. Bunu yalnız
Müslümanlar değil, Hıristiyanlar da Museviler de
itiraf ediyorlar.
35

Marmaduke William Pickthall (Marmadük Piktol)*
(1875–1936)

* Batılı Ġslam yazarıdır. Kur'an‟ı özgün Ģekliyle Arapça‟dan
Ġngilizce'ye tercüme etmiĢtir.

Kur‟an, bütün iyilik ve fazilet esaslarını ihtiva
eder; insanı her türlü sapkınlıktan korur.

Sedio*
* Oryantalist.

Kur‟an öyle bir peygamber sesidir ki, onu bütün
dünya dinleyebilir. Bu sesin aksi saraylarda,
çöllerde, Ģehirlerde ve devletlerde çınlar.

Samuel Johnson (Dr. Johnson)*
(1709–1784)
*Ġngiliz yazar ve Ģair.


Kur‟an, dünyada en büyük hakikat olan “Allah'ın
birliğine inanmak” hakikatini dünya çapında ilan
eder.

Doktor City Youngest (Siti Yangest)*

36
*Ġngilizce–Arapça ve Arapça–Ġngilizce sözlük yazarı.

Kur'an'ın lisanı her yönüyle benzersizdir.
Kur'an muhteĢem bir mucizedir.

Corsele (Korsel)*
* Kur‟an'ın mutaassıp münekkidi ve mütercimi.

Kur‟an beĢeriyete ilahi bir lütuftur.
Kur‟an muzaffer cumhuriyetler meydana
getirmiĢtir.

John Medows Rodwell (Radvel)*
(1808–1900)

*Kur‟an ayetlerini iniĢ tarihine göre 1876 yılında Ġngilizce‟ye
tercüme ve tertip eden, Ġngiltere'nin Ġslam bilimiyle uğraĢan
papazlarından.

Müslümanlık günümüz dünyası için en uygun bir
dindir. Cihan medeniyetlerinin dayandığı bütün
temelleri ihtiva eder.

Gaston Care (Gaston Kar)*

*Fransa'nın en meĢhur oryatalistlerinden.
37

Kur'an bütün dinî kitaplardan üstündür.

Jochahim Du Rulph (Yoahim Dü Raf)*

*Alman âlimlerinden ve oryantalistlerinden.

ATOM ALTI PARÇACIKLAR
(PARTĠKÜL TEORĠSĠ)

Maddenin içi, dolu gözüktüğü hâlde aslında boĢtur.


(1563–1624)
Ġmam Rabbani*

* Ġkinci bin yılının müceddididir. Türkistanlı mutasavvıftır. Evren ve
nesnelerin oluĢumuyla ilgili düĢünceleri günümüze ıĢık
tutmaktadır. “Maddenin boĢluklu yapısı” ilk olarak büyük âlim
Ġmam Rabbani tarafından ortaya konmuĢtur.


MADDENĠN YAPISINDA VURGULANMASI
GEREKEN BAġLICA ÖGELER

38
• Maddenin yapısı taneciklidir.
• Maddenin yapısı boĢlukludur.
• Maddenin tanecikleri hareketlidir.
• Tanecikler arasında çekim kuvveti vardır.
• Tanecikler arasındaki mesafeler farklı farklıdır.
• Taneciğin fiziksel özelliği yoktur; tanecik hâl değiĢtirmez.

Madde, sonsuz denecek ölçüde parçalanabilir.

Nazzam*
(792–845)

* Ġslam âlimi, Basra‟da doğdu, Basra‟da yaĢadı, hayatının son
devresini Bağdat‟ta geçirdi. “Maddenin tanecikli yapısı” dünyada
ilk olarak Nazzam tarafından belirtilmiĢtir.

NAZZAM “MADDE, SONSUZ DENECEK
ÖLÇÜDE PARÇALANABĠLĠR.” DEMEKLE
NELERĠ SÖYLEMĠġTĠR?

• 1. Atomun parçalanabileceğini belirtmiĢtir.
• 2. Atom altı parçacıklara iĢarette bulunmuĢtur.
• 3. Maddenin bir baĢlangıçtan itibaren var olduğunu ifade
etmiĢtir.
• 4. Yarı ömürden söz ettiği düĢünülebilir.

MADDENĠN TANECĠKLĠ YAPISI
GÖZLEMLENEBĠLĠR MĠ?

• 30 milyon defa büyülten STM (tarayıcı tünel mikroskobu) ile
atom ve moleküller görülebilmektedir.
• Bilgisayardaki renklendirme dıĢında, görülen gerçek görüntüdür.
39
• Kitaplardaki molekül modelleri yanlıĢtır, gerçek görüntü değildir.
• Atomlar yuvarlak olarak, moleküller de birbirine geçme modeli
Ģeklinde görülürler.
• Atom çapı 10
–8
cm olduğuna göre, atom mikroskopta 0,3 cm
büyüklüğünde görülür. Günümüzde çekirdek, proton, nötron,
elektron zaten görülemezler. Esirin de görülmesi mümkün
değildir. Ancak belirtilen ispat yollarıyla varlığına delil
getirilmektedir.
• Göremediğimiz, mikroskop veya X ıĢınlarıyla bile tespit
edemediğimiz madde de vardır. Bunlara ancak günümüzün
teknolojisi ile ulaĢılmaktadır.

PARTĠKÜL TEORĠSĠ
(ATOM ALTI PARÇACIKLAR VE ESĠR)

ESĠR ĠLE ĠLGĠLĠ BĠLDĠKLERĠMĠZ

• 19. asrın sonları ve 20. asrın baĢlarında bilim dünyasının yoğun
bir Ģekilde tartıĢtığı esirin varlığı konusunda günümüzün bilim
adamları arasında birlik olduğu söylenebilir. Yine de bazı
kiĢilerin kabul etmediğini söyleyebiliriz.
• Esir, atomdan çok küçüktür. Esirin de zerreleri vardır.
Günümüzün bilinen en küçük parçacığı, esirin zerreleridir.
• Önce esir, sonra atom var edilmiĢtir. Atom esirden yapılmıĢtır.
Atomun yapı taĢları esirdendir.
• Esir, atomların tarlasıdır. Esiri bir deryaya benzetirsek onda
yüzen varlıklar; atomlar, moleküller, iyonlar, formül–birimler ve
galaksiler olur. Yeryüzü de esir denizinde yüzen bir gemi gibi
düĢünülebilir.
• Esir, su gibi akıcıdır. Hava gibi nüfuz edicidir. Esirin nüfuz
etmediği madde yoktur.
• Isı, ıĢık, elektrik ve sesin yayılması esirin varlığını gösterir;
40
çünkü boĢlukta bunların yayılması düĢünülemez. Dolayısıyla
uzay boĢluğu yoktur. Uzayın derinlikleri, sonsuza kadar uçsuz
bucaksız bir boĢluk değil; uzay, kesinlikle esir maddesiyle
doludur. Gezegenler arasındaki çekme ve itme kanunları da
ancak esirin varlığıyla açıklanabilir. Yine uzay boĢluğu dıĢındaki
her çeĢit boĢlukta da esir vardır.
• Atomların yapı taĢı birdir. Proton, nötron ve elektronun farklı
adetlerinin bir araya gelmesiyle farklı atomlar ortaya çıkıyor.
Bunun gibi proton, nötron, elektron ve diğer atom altı
parçacıklarının da aynı yapı taĢının farklı adetlerinin bir araya
gelmesiyle ortaya çıktığını söyleyebiliriz.
• Buz ile su buharının birleĢmesinden su oluĢabiliyor. Bunun gibi
atom içinde de birleĢmeler, dönüĢümler ve eĢitlikler gerektiğinde
oluyor.
• Bu birleĢme, dönüĢüm ve eĢitlikler çekirdek tepkimesidir. Bu
durum bize hem esir maddesinin enerji ile ilgili olduğunu ispat
eder. Hem de atomdaki taneciklerin yapı taĢının aynı olduğu
konusunda fikir verir.
• Bu birleĢme, dönüĢüm ve eĢitliklerden bazıları Ģunlardır:
Proton + Elektron → Nötron
Nötron → Proton + Elektron
• Esirde tabir caiz ise büyük bir enerji olduğu düĢünülüyor.
• Kandiller bir zaman zeytinyağı ile yakılır. Sonra petrol ve elektrik
enerjisi devreye girer. Petrolün devrinin bitmesi yakın görünüyor.
Yer ve gök hazinelerinin üstündeki perdenin kalkacağı ve yeni
enerji kaynaklarının açılacağı bir dönem beklenmektedir. O
dönemin ulaĢım vasıtaları temiz enerjiyle veya enerjiye bile
lüzum görülmeden çalıĢacaktır.
• Maddenin 4 hâli olduğu gibi esirin de hâlleri vardır.
• Maddenin hâllerinde formül aynı kalmakla beraber isimler ve
görünüĢler farklı oluyor. Su buharı, su, buz örneğinde olduğu
gibi gaz, sıvı ve katı üç tür maddenin de formülü H
2
O‟dur. Bunun
gibi esir maddesi de esir kalmakla beraber, diğer maddeler gibi
farklı Ģekil alabilir ve ayrı suretlerde bulunabilir.
• Hem madde esirden yapılmıĢtır hem de madde içinde esir
41
vardır.
• Esirin farklı Ģekillerinden bir kısmı tartı ve ölçüye gelir, bir kısmı
ise tartı ve ölçüye gelmez. Demek ki ölçülemeyen de bilim
oluyor. Esir, tartı ve ölçüye gelmeyen ortamları da oluĢturur.
Esir; madde ve mana âlemlerinin arasında bir yapıya sahiptir.
Bu nedenle esir maddesi, manevi varlıkların da yaĢama ortamı
olarak düĢünülebilir.
• Demek ki bilimin konusu maddeyle sınırlı değildir; metafizik de
bilim kabul edilmelidir. Esir ruha yakın bir yapıda olup vücudun
en zayıf mertebesidir. Esirle ilgili ortaya çıkacak ispatlar, bizi, din
ile ilmin buluĢtuğu noktalara götürebilir.
• Maddenin % 96‟sını oluĢturan ve günümüzde bilinmeyen madde
olan karanlık maddenin esir olabileceği düĢünülmektedir.


ATOM ALTI PARÇACIKLAR DA ESĠRDEN
YAPILMIġ OLABĠLĠR

• Esir maddesi atom altı parçacık olduğu gibi diğer atom altı
parçacıklar da esirden yapılmıĢ olabilir.
• Atom teorisini ilk ortaya koyan Yunan bilginleri maddenin en
küçük parçasının atom olduğunu söylerken bir Ġslam âlimi olan
Nazzam, maddenin sonsuz denecek ölçüde parçalanabileceğini
söylemiĢ ve günümüzün ilim adamlarından biri gibi
konuĢmuĢtur. Bugünün partikül teorisi perspektifinden atom altı
parçacıklar düĢünülerek bu meseleye bakıldığında Nazzam‟ın
12–13 asır önce, çok derin Ģeyler söylemiĢ olduğu iddia
edilebilir.

HĠGGS PARÇACIĞI (HĠGGS BOZONLARI):
KEġFEDĠLMEMĠġ ATOM ALTI PARÇACIK

• Higgs parçacığı (Higgs bozonları), günümüzdeki madde
42
kuramının henüz keĢfedilmemiĢ taneciğidir. Higgs bozonları
atom altı parçacıklardandır.
• Higgs bozonlarının esir olabileceği düĢünülmektedir.
• Cenevre‟de Avrupa Nükleer AraĢtırma Merkezi (CERN)‟in yerin
altındaki büyük laboratuvarına dünyanın en büyük süper iletken
mıknatısı indirilmiĢtir. Mıknatıs, Büyük Hadron ÇarpıĢtırıcısında
(LHC) “parçacık çarpıĢtırma deneyi” için kullanılacaktır. Büyük
Hadron ÇarpıĢtırıcısının niçin inĢa edildiğini tek bir cümleyle
yanıtlarsak bu yanıt “Higgs bozonlarının keĢfedilmesi amacıyla
inĢa edildiği” Ģeklinde olacaktır.
• Higgs kelimesinin sözlük anlamı “çok büyük bir sıçrama”
demektir.

AVRUPA NÜKLEER ARAġTIRMA MERKEZĠ
(CERN)‟DEKĠ YÜZYILIN DENEYĠ

• CERN Cenevre‟dedir.
• CERN‟de 2008 yılının eylül ayında büyük bir deney
gerçekleĢtirilmiĢtir.
• CERN‟de görevli bilim adamlarının bazıları Türk bilim adamıdır.
Ancak CERN‟e üye değildirler.
• Maddenin baĢlangıcının olduğu, baĢka bir ifade ile maddenin
belli bir baĢlangıçtan itibaren var edildiği konusu, CERN‟deki
deneylerin sonucunda deneysel olarak da ispat edilecektir.
• Big Bang (Büyük Patlama) teorisine göre madde zaten ezelî
(öncesiz) değildir.
• Ġlk var ediliĢin nasıl olduğunu tam olarak bilemeyiz; çünkü
göklerin ve yerin yaratılıĢına Ģahit tutulmadık.
• Zamanı geriye götürüp bu gerçeğe Ģahit olma konusu ise!

BĠG BANG (BÜYÜK PATLAMA) TEORĠSĠ

• Big Bang (Büyük Patlama) teorisi basitçe Ģöyle özetlenebilir:
43
13,7 milyar yıl önce evren bir nokta olarak var edildi ve
geniĢletildi. Bu teoriye göre evrenin bir baĢlangıç noktası vardır.
Bu baĢlangıç noktasından önce madde ve zaman yoktur.
• Evrenin baĢlangıç noktası denildiğinde, noktanın boyutunun
olmadığı bilinmelidir.
• Var ediliĢ ve geniĢleme, bir emirle baĢlamıĢtır ve devam
etmektedir.

ZIT ĠKĠZ ATOM ALTI PARÇACIKLAR

• Kâinatın herhangi bir noktasında bir partikül yaratılınca onunla
birlikte zıt ikizi de meydana gelir.
• Elektronun zıt ikizi pozitron, protonun zıt ikizi anti proton,
nötronun zıt ikizi anti nötron, nötrinonun zıt ikizi anti nötrinodur.


KUARK ADIYLA BĠLĠNEN ATOM ALTI
PARÇACIKLAR

• Kuarklar; proton ve nötronları oluĢtururlar.
• Kuark adı verilen partiküller de çiftler hâlindedir: Yukarı
kuark–aĢağı kuark, üst kuark–alt kuark, tuhaf (garip) kuark–
tılsım kuark.
• Kuarklar; hem elektromanyetik kuvvet, zayıf kuvvet ve
nükleer kuvvetin ortaya çıkmasına sebeptir hem de bunların
etkilerini duyarlar.

ANTĠ MADDE ADIYLA BĠLĠNEN ATOM ALTI
PARÇACIKLAR

• Bildiğimiz atoma karĢılık olarak çekirdeği negatif, elektronu
pozitif (pozitron) olan atomlar da vardır. Bu atomlardan oluĢan
44
madde; maddenin zıt eĢi veya anti madde olarak adlandırılır.
• Sebepler dünyasında her Ģeyin çift yaratılmıĢ olmasını, anti
madde ile evren bazında da görmüĢ oluyoruz.
• Madde, enerjinin yoğunlaĢmıĢ Ģekli olarak da tarif edilebilir ve
tekrar enerjiye dönüĢebilir.
• Fisyon ve füzyon reaksiyonlarında, kütlenin binde bir, on binde
bir gibi çok küçük bir kısmı enerjiye dönüĢür. Geri kalan
kısmından ise baĢka element oluĢur.
• Anti madde, kuantum mekaniğinin en sırlı konularındandır.
• Dünyada anti madde yoktur.
• Anti maddenin varlığı CERN‟de tanecik hızlandırıcılarda ortaya
konulmuĢtur. Atom altı parçacıkların ıĢık hızına yakın hızda
parçalanmasıyla CERN‟de çok küçük miktarda bir görünüp bir
kaybolan anti madde ispatlanmıĢtır.
• Anti madde bazı yıldız sistemlerinde bulunmaktadır.
• Evren var edildiğinde, eĢit miktarda madde ve anti maddenin
yaratıldığı tahmin edilmektedir.

ANTĠ MADDE NĠÇĠN BĠR GÖRÜNÜP BĠR
KAYBOLUYORDU? (DÜNYADA ANTĠ MADDE
NEDEN YOKTUR?)

• Beta bozunmasında, nötron protona dönüĢür ve dıĢarıya bir
elektron ile bir anti nötrino denilen tanecik neĢrolunur.
• Nötron → Proton + Elektron + Anti nötrino
• Bazı nadir izotoplarda ise çift beta bozunması görülür.
• Çift beta bozunmasında, nötronların ikisi birden aynı anda
bozunur. Ġki protona dönüĢür. Bu esnada iki elektron ile iki anti
nötrino yayılır.
• Çift beta bozunmasının farklı bir versiyonunda ise anti nötrino
oluĢmaz.
• Beta bozunmasında dıĢarıya bir anti nötrino neĢredilir. Çift beta
bozunmasında ise dıĢarıya iki anti nötrino neĢredilir. Bu; bir
45
nötronda bir anti nötrino bulunduğu anlamına gelir.
• 2Nötron → 2Proton + 2Elektron
• Çift beta bozunmasının farklı versiyonunda oluĢan anti nötrino
çekirdekten dıĢarı çıkamadan, çekirdekteki bir baĢka nötron
tarafından absorbe edilir. Bizim bunu gözlemimiz, anti
nötrinonun bir görünüp bir kaybolması Ģeklinde olur. Buna, anti
nötrinonun gizlenmesi de diyebiliriz. Dünyada anti maddenin
olmayıĢı, anti maddenin gizlenmesinden dolayı olabilir. ġayet
böyleyse; nötronun yapısında gizlenmiĢ anti nötrino maddenin
temel parçacıkları arasında ayrı bir yer alacaktır.
• Anti madde, tanecikler arasında müstakil olarak mevcut değildir.
• Anti madde, evrenin baĢlangıcında yüksek sıcaklık Ģartlarında
mevcuttu.

DÜNYADA NĠÇĠN ANTĠ MADDE YOKTUR?

• Anti madde ile madde birbirine temas ettiğinde her ikisi de
büyük bir enerji açığa çıkararak ortadan kaybolurlar.
• Madde ile anti madde karĢılaĢtığında; maddenin %100‟ü
enerjiye dönüĢür. Bu, patlayan bir hidrojen bombasının
bıraktığının, 143 katı fazla enerji demektir.
• ġayet dünyada anti maddenin gizlenmesi olmasaydı, dünya
olmayacaktı.

ELEKTRON ĠLE POZĠTRON BĠRBĠRĠNĠN ANTĠ
MADDESĠDĠR

• Elektron ve pozitron arasındaki temas neticesinde, 511000
elektron volt (eV) gibi enerjiye sahip gama ıĢınları meydana
gelir.
• Gama ıĢını, enerjisi en yüksek ıĢındır.
• Elektronun (madde) atom numarası –1, kütle atom numarası
0‟dır. Pozitronun (anti madde) atom numarası +1, kütle atom
numarası 0‟dır.
46
• Ġkisini topladığımızda atom numarası da kütle atom numarası da
0 olan gama ıĢını oluĢur ve enerji açığa çıkar.

ATOM ALTI TANECĠKLERĠN DĠLĠ

• Atom altı tanecik araĢtırmalarında daha derinlere inildikçe, çok
küçük kütleli, kütlesiz, çok hızlı ve çok kısa ömürlü taneciklerin
varlığı bize Ģunları düĢündürüyor:
• Madde her an, sanki varlık–yokluk sınırından ve hatta yokluktan
var ediliyor.
• Atom altı dünyası sabit ve hareketsiz değildir. Var edildikten
sonra kendi hâline bırakılmamıĢtır.
• Bu kadar küçük, hızlı, her an oluĢan ve baĢka Ģeylere dönüĢen
bu kadar çok taneciğin var edilmesi bizim, büyüklüğü, ilmi,
hesabın inceliğini ve sonsuzluğu anlamamız içindir.

ETER VE ETER ALTI ADIYLA BĠLĠNEN ATOM
ALTI PARÇACIKLAR

• Küçük âlem diyebileceğimiz atom altı partiküller, değiĢik
çevrelerde eter, eter altı gibi adlarla da anılmaktadır.
• Eteri bazıları kabul eder, bazıları kabul etmez.

MUON ADIYLA BĠLĠNEN ATOM ALTI
PARÇACIKLAR

• Uzaydan dünyaya gelen muon adı verilen parçacıklara da atom
altı parçacık denebilir.

FOTON (IġIK PARÇACIĞI), ÖZELLĠKLERĠ VE
GÖREVĠ
47

• Foton adı verilen parçacıklara da atom altı parçacık denebilir.
• Foton, evrenin en hızlı parçacığıdır. Kütlesiz ve elektrikçe
yüksüzdür. Saniyede 300 milyon km yol alır.
• Fotonun görevi, güneĢteki enerjiyi dünyaya taĢımaktır.
• Elektromanyetizmanın taĢıyıcısıdır.
• Elektrik yüklü parçacıklar üzerine etkir.

FOTONUN MEYDANA GELĠġĠ

• Ġlk var edildiği yer, güneĢin merkezidir. GüneĢin merkezindeki
sıcaklık 15 milyon °C‟tır.
• GüneĢin merkezinde var edilen her bir foton ilk baĢta yüksek
enerjiye sahiptir.
• Fotonlar güneĢin merkezindeki çarpıĢmalar sonucunda soğur.
Böylece farklı özellikte, düĢük enerjili birçok değiĢik foton
meydana gelir.
• GüneĢten çıkan foton, yaklaĢık 8,5 dakikada dünyaya ulaĢır.
• Foton çeĢitlerinden zararlı olanları, dünyamıza ulaĢamaz. Ozon
tabakası, bunları tutmakla görevlidir.
• GüneĢte füzyon sonucu 4 adet hidrojen çekirdeğinden, 1 adet
helyum çekirdeği oluĢur ve 2 adet pozitron meydana gelir.
Böylece her saniye 564 milyon ton H (hidrojen) elementi, He
(helyum) elementine dönüĢmüĢ olur.
• Bu dönüĢüm esnasında güneĢ, her saniye kütlesinden E=mc
2

formülüne göre 4 milyon ton kaybeder.
• Bu azalan kütle enerjiye dönüĢtürülür.
• GüneĢ enerjisi hâlinde dünyamıza gelir.
• Foton ve nötrinolar da böylece meydana gelir.
• Fotonlar çeĢitlidir.

FOTON (IġIN) ÇEġĠTLERĠ

• Alfa ıĢını (kozmik ıĢın), beta ıĢını ve gama ıĢını
48
• X ıĢınları
• Ultraviyole (mor ötesi) ıĢınlar
• Görünen ıĢık
• Ġnfrared (kızıl ötesi) ıĢınlar: IR ıĢını
• Mikro dalgalar
• Radyo dalgası
• Lazer ıĢını

GÖZÜN ALGILAYABĠLDĠĞĠ IġINLAR

• Nanometre, nm kısaltmasıyla gösterilir.
• 1 nm = 1 milimikron = 10 angström
• 1 milimikron = 10
–3
mikron
• 1 mikron = 10
–3
mm
• 1 mm = 10
–3
m
• Gözün algılayabildiği ıĢınlar 380 nm ile 780 nm arası dalga
boyundaki görünür ıĢınlardır.

NÖTRĠNO

• Nötrino atom altı parçacıklardandır.
• Nötrino da; fotonlar gibi, güneĢte, hidrojenin helyuma dönüĢmesi
anında, maddenin enerji karĢılığı olarak meydana gelir.

GLUON (GULON)

• Atomun yapısında gluon adı verilen parçacık da belirlenmiĢtir.
• ġiddetli çekirdek kuvveti, gluon diye bilinen sekiz parçacık
tarafından taĢınır.
• Kütlesiz ve elektrik yüksüzdür.
• Elektromanyetik kuvvet ve zayıf kuvvete karĢı duyarsızdır.

49
LEPTON

• Çekirdek kuvvetinden etkilenmez.
• YalıtılmıĢ bireyler olarak gözlemlenir.

KARANLIK MADDE

• Maddenin % 96‟sının ne olduğu günümüzde bilinmiyor. Buna
karanlık madde denmektedir.

KARANLIK ENERJĠ VE KARANLIK MADDE

• Bir görüĢe göre de bilinmeyen % 96‟nın; % 70‟i karanlık enerji,
% 20‟si ise karanlık maddedir.
• Evrendeki maddenin sadece % 4‟ünün ne olduğunu
bilinmektedir.
• Varlığın gözlemlediğimiz kısmı; bütününe göre çok azı, ufak bir
parçasıdır.
• Atom altı parçacıklarla ilgili ortaya konan günümüzün partikül
teorisi, perdenin arkasında daha nice varlıklar olabileceğini
kanıtlamaktadır.

IġINLAMA GERÇEKLEġECEK MĠ?

• Günümüzde ses nakli radyoyla, görüntü nakli de televizyonla
gerçekleĢmiĢ oldu.
• Radyo ve televizyon ile yapılan suretin naklidir.
• Henüz aynen nakil olmamıĢtır. Gelecekte daha çok ıĢınlama
konusu üzerinde çalıĢmalar olacaktır.
• Gerçi radyo ve televizyonun ileri dereceleri konusunda da daha
yapılacaklar vardır.
• ġayet çok çalıĢırsak, yakın bir gelecekte, zemin yüzünü; her
tarafı, her birimize görülen ve her köĢesindeki sesleri herkes
50
tarafından iĢitilen bir yer konumuna getirebiliriz.
• IĢınlama konusu bize, Ģu an için mümkün olamayacakmıĢ gibi
geliyor; çünkü cisimler hareket ettikleri yönde boylarından
kaybetmekte ve ıĢık hızına çıkınca da yok olmaktadırlar. Bu
durumda insanın kalbi ve nabzı nasıl olur bilinemez!
• Ancak gelecekte ilimler çok geliĢecektir.
• Bu geliĢmeler, beraberinde birçok sürprizi de getirecektir.
• Teknik ve teknoloji ilerledikçe, Ģimdi bize imkânsızmıĢ gibi gelen
olaylar gerçekleĢecektir.
• Uzak mesafelerden eĢyayı aynen hazır etmek, mümkündür.
KiĢisel çabalarla o noktaya yetiĢilmezse de, insanlığın ortak
çalıĢmasıyla yetiĢilebilir. Maddeten eriĢilmezse de, manen
eriĢilebilir.

MADDENĠN IġIN HÂLĠ

• Plazma hâl veya akkor hâl de denir.
• Plazma hâli, her maddede vardır. Plazma hâline geçiĢ; her
maddede, her zaman, belirlenen ve planlanan düzeyde
olmaktadır.
• Ġnsanın plazma hâlinden etkilenmesi; solunum yoluyla veya
deriden doğrudan kana geçmek suretiyledir. Havadan beslenme
konusu, maddenin plazma hâliyle ilgilidir. Plazma hâli havayla
karıĢınca ve solununca tedavi eder.

MADDENĠN IġIN HÂLĠNĠN DELĠLLERĠ

• Altın gibi kıymetli metaller ve yakut gibi kıymetli taĢlar, maddenin
4. hâli olan ıĢın hâline kolay geçerler. Eskiden beri, deriye temas
ederek kana geçmek suretiyle veya temassız solunum yoluyla,
koruyucu hekimlikte ve tedavide kullanıldığı bilinmektedir.
Madde ıĢın hâline geçince kütlesinden kaybetmez; çünkü ya
hava ve suda Ģarj olur, ya da hassas tartım aletleriyle bile kütle
kaybı ölçülemez.
51
• Cisimlerin ileride ıĢınlanabileceğinden söz edilmektedir.
• Esir maddesinin farklı durumlarından bir kısmı tartı ve ölçüye
gelir, bir kısmı ise gelmez. Demek ki ölçülemeyen de madde
oluyor ki; bu konunun ıĢın hâliyle iliĢkisi olabilir.
• Uzayın derinlikleri, sonsuza kadar uçsuz bucaksız bir boĢluk
değildir; uzay, kesinlikle esir maddesiyle doludur. Uzayda
maddenin ıĢın hâlinin olduğuna dair görüĢler vardır.

TAKYON (TACHYON)

• Takyan, Latince‟de “çok hızlı” demektir. Takyonlar ıĢıktan hızlı,
kütlesi eksi, boyutları sıfırdan küçük olan atom altı
parçacıklardır. Takyonların keĢfi, enerjinin ıĢıktan hızlı
gidebileceğini göstermiĢtir.

MADDE NAKLĠ OLMASI ĠÇĠN ĠZAFĠYET
(RÖLATĠVĠTE=GÖRELĠLĠK) TEORĠSĠNĠNĠN
GEÇERLĠLĠĞĠNĠ YĠTĠRMESĠ MĠ GEREKĠR?

• Cisimlerin hareket ettikleri yönde boylarından kaybedeceklerini
ve ıĢık hızına eriĢince de yok olacaklarını belirtmiĢtik.
• Einstein‟ın izafiyet teorisine göre ise, ıĢık hızına eriĢen bir cismin
kütlesi sonsuz oluyordu. Günümüzde böyle olmadığı ortaya
çıkmıĢtır. IĢık hızının aĢılmasıyla, kütlenin sonsuz olmadığı ispat
edilmiĢtir.

GYRON (JAYRON) DENĠLEN ATOM ALTI
PARÇACIK

• Bazı bilim adamlarına göre gyron (jayron) denilen atom altı
parçacık, esir maddesinin temelini teĢkil eder ve evrenin en
52
küçük parçacığıdır.
• Bir adet atomda yaklaĢık 1020 gyron vardır.

ESĠRĠN BĠLĠM DÜNYASINCA 1990‟LI YILLARA
KADAR KABUL EDĠLMEMESĠNĠN NEDENLERĠ

• “BirleĢik Alan Teorisi”nde hata yaptığını sonradan Einstein‟ın
kendisi de kabul etmiĢtir. Buna rağmen fizik dünyası Einsteinizm
diyebileceğimiz görüĢ dıĢındaki her görüĢe karĢı uzun süre
kapalı yaĢamıĢtır. Bu sebeple de esir ile ilgili çalıĢmalar 1990‟lı
yıllara kadar yayımlanamamıĢtır.

ESĠR MADDESĠNDEN SÖZ EDEN BAġLICA
BĠLĠM ADAMLARI

PROF. DR. PAUL DĠRAC (1902–1984)

• Prof. Dr. Paul Dirac, fizik profesörüdür.
• Prof. Dr. Paul Dirac, esir maddesinin kabul edilmesi sonucunda
ilmî görüĢlerde yeni değiĢiklikler olacağını ve ucuz enerji
üretiminde faydalar elde edileceğini belirtmiĢtir.
• Prof. Dr. Paul Dirac, her yanı kaplayan ve hareket eden bir
tanecik denizinden söz etmiĢtir.
• Prof. Dr. Paul Dirac, 1933'te Schrödinger ile beraber Nobel Fizik
Ödülü almıĢtır.

PĠTTSBURGH ÜNĠVERSĠTESĠ'NDEN DR.
FRANK M. MENO (1934–)

• Pittsburgh Üniversitesi'nden Dr. Frank M. Meno adlı bilim
adamının esir maddesiyle ilgili hipotezi vardır. Dr. Meno, esir
53
üzerindeki çalıĢmalarına 1961 yılında baĢlamıĢtır. 1990 yılında
Kanada'da "Physics Essays" isimli uluslararası bir dergide esirle
ilgili yazısı yayımlanmıĢtır.
• Dr. Meno'nun teorisine göre; gyron (jayron) denilen atom altı
parçacık esir maddesinin temelini teĢkil eder. Gyron küresel
değildir. Ġki ucu sivri ve ortası dar bir kalem Ģeklindedir. Kâinatta
her Ģey bu maddeden ve bu maddenin dinamiğinden ibarettir.
Bir adet atomda yaklaĢık 1020 gyron vardır. Dolayısıyla evrenin
en küçük parçacığı gyrondur. Dr. Meno„ya göre; esirin uygulama
alanları ileride; telepati, düĢünce akıĢı, iletiĢim, enerji kontrolü,
tıbbi tedavi gibi alanlar olacaktır.

Rus Fizikçi Nikolai Aleksandrovich Kozyrev
(1908–1983)

• "Rusya'da Tanrıya DönüĢ" isimli kitabında Rus fizikçi Nikolai
Aleksandrovich Kozyrev, esir maddesinden söz etmektedir.
• Ayrıca zamanı bir madde olarak ele almakta ve ona enteresan
özellikler yüklemektedir.

ESĠR MADDESĠNĠN BĠRKAÇ CÜMLE ĠLE
FARKLI TANIMLARI

• Esir gayet latif, nazenin, itaatkâr bir icraat sayfasıdır.
• Emirlerin nakil vasıtasıdır.
• Tasarrufun zayıf bir perdesidir.
• Yazıların latif bir mürekkebidir.
• En nazenin bir icraat hullesidir.
• Sanat eserlerinin mayasıdır.
• En küçük maddelerin yaratıldığı bir ham madde ve bir tarladır.
• Atomlar esir maddesinden yaratılmaktadır.

54
ESĠR MADDESĠNĠN YOKLUĞUNU ĠSPAT ĠÇĠN
YAPILAN DENEYĠN HATALI BĠR DENEY
OLDUĞU AÇIĞA ÇIKMIġTIR

• Michelson ve Morley, kendi isimleriyle anılan meĢhur
Michelson–Morley deneyini yapmıĢlardır.
• Bu deney, esir maddesinin yokluğunu ispat için yapılmıĢtır.
• Sonraki yıllarda deneyin hatalı olduğu ispatlanmıĢtır.

ESĠR MADDESĠ ÜZERĠNDE ÇOK
DURULMASININ SEBEBĠ

• Kimyacılar ve fizikçiler esir maddesine özel bir önem
vermelidirler.
• Esirle ilgili keĢif ve buluĢlar, enerji probleminin çözülmesinde
yenilik getirecektir. Çaresi bulunmamıĢ bazı hastalıkların
tedavisinde rol oynayacaktır.
• Yerlerin ve göklerin insanlık için bütün hazinelerini açması belki
de bu yolla olacaktır...

MADDENĠN ĠKĠ KARAKTERĠ

1. TANECĠKLĠ YAPI
2. DALGA KARAKTERĠ
• Atom ve daha küçük boyutlara inildiğinde maddenin tanecik
özelliğinin yanı sıra dalga özelliği de deneylerle gözlemlenebilir.
• IĢık da madde gibi hem tanecik hem de dalga özelliğine sahiptir.

MADDENĠN DALGA KARAKTERĠ

• Atom ve daha küçük boyutlara inildiğinde maddenin tanecik
özelliğinin yanında dalga özelliği de deneylerle
55
gözlemlenmektedir.
• Mesela; atomdaki elektron ispat edilirken elektronun dalga
özelliğinden yararlanılır.

SEMANIN MEKFUF MEVC OLMASI

• Mevc, dalga demektir.
• Mekfuf kelimesinin değiĢik anlamları vardır. Her bir anlam
dalganın farklı bir yönünü, değiĢik bir özelliğini, ayrı bir
karakterini açıklar.
• Sema, mekfuf mevc özelliğine sahiptir.
• Sema; dalgaları kararlaĢmıĢ, durgunlaĢmıĢ, sakin hâle gelmiĢ
bir denizdir.

DALGANIN ÖZELLĠKLERĠNDEN BAZILARI:
KARARLAġMAK, DURGUNLAġMAK, SAKĠN
HÂLE GELMEK

• Evren, dalgalardan meydana gelmiĢ bir denizdir. KararlaĢmak,
durgunlaĢmak, sakin hâle gelmek; dalganın baĢlıca
özelliklerindendir.

SCHRÖDĠNGER, KARARLAġMIġ
DALGALARDAN SÖZ EDER

• Kuantum mekaniğine göre belli bir hıza sahip olan her kütleye
karĢılık olan bir dalga vardır.
• Dalga boyu Broglie'nin ortaya koyduğu denklemle
hesaplanabilir.
• Mesela; 1 cm/s hıza sahip bir elektron dalgası yaklaĢık 7 cm
boyundadır.
• Hız arttıkça dalga boyu kısalır.
56
• Daha karmaĢık sistemlerde dalga özellikleri, Schrödinger‟in
bulduğu “Schrödinger denklemi” ile ifade edilir.
• Schrödinger, kararlaĢmıĢ dalgalardan söz eder.

Broglie (1892–1987) ve Schrödinger (1887–
1961) Kimdir?

• Broglie, 1929 yılı Nobel ödülü sahibidir. Fransız fizikçidir.
• Schrödinger, kuantum mekaniğine olan katkılarıyla, özellikle de
1933'te kendisine Nobel ödülü kazandıran “Schrödinger
denklemi” ile tanınır. Avusturyalı fizikçidir.

DALGA ÖZELLĠKLERĠNĠN DAHA FAZLASINI
ÖĞRENMEMĠZ YASAKLANMIġTIR

• Mekfuf kelimesinin bir manası da “yasak edilmiĢ veya
menolunmuĢ” demektir.
• Mekfuf mevc, yasak edilmiĢ dalga anlamındadır.
• Kuantum mekaniğinde dalga özelliklerinden en önemlisi;
dalganın konum ve momentum bilgilerinin, belli bir sınıra kadar
ölçülebilir olmasıdır.
• Dalga özelliklerinin daha fazlasını öğrenmemiz yasaklanmıĢtır.
Fiziksel olarak da bu zaten mümkün değildir. Buna “Heisenberg
belirsizlik ilkesi” denir.
• Bu özellik aynı zamanda, mutlak determinizmi reddeder ve
kader gerçeğine kapı aralar.

Süper Sicim Teorisi (Superstring Teorisi)

• Einstein‟ın keĢfettiği “Süper sicim teorisi” veya uluslararası
ismiyle “superstring teorisi” maddenin dalga özelliği ile ilgilidir.
Bu teoriye göre maddenin en temel özellik parçacığı sicimlerdir.
Kütle ve elektrik yükü gibi özellikler, sicimlerin belli salınımları ile
57
ortaya çıkar. Dolayısıyla bir dalga hareketi söz konusudur. Sicim
teorisi; açık sicim ve kapalı sicim olmak üzere iki ana gruba
ayrılır.

AÇIK SĠCĠM TEORĠSĠ VE KAPALI SĠCĠM
TEORĠSĠ

• Açık sicim teorisine göre, sicimlerin uçları hem birleĢebilir hem
de ayrılabilir. Kapalı sicim veya açık bir sicim Ģekli olabilir.
• Kapalı sicim teorisinde ise sicimin açılabilme özelliği yoktur. Her
zaman kapalı bir halka görünümündedir. Zaten mekfuf
kelimesinin bir diğer anlamı da “kulplarından sıkıca bağlanıp
heybe gibi asılmıĢ” demektir.
• Düğümün açılıp kapanabilme özelliği göz önünde tutulduğunda,
açık sicim teorisinin tercih edildiği düĢünülebilir.

DÜRÜLMÜġ DALGA KARAKTERĠ (ÜÇ BOYUT
DIġINDAKĠ DĠĞER BOYUTLARIN ÜÇ BOYUT
ĠÇĠNDEKĠ DÜRÜLMÜġLÜĞÜ)

• Mekfuf kelimesi, “dürülmüĢ” anlamına da gelmektedir. Süper
sicim teorisi için üç boyut (buut) yeterli değildir, ek boyutlar
gerekmektedir. Ek boyutlar, dürülmüĢ bir vaziyette bildiğimiz üç
boyutta gizlenmiĢtir. Bu görüĢ, bu konudaki en yaygın yorumdur.
• 3 boyutlu bir âlemde yaĢamaktayız. 4. boyut, itibari hat
dediğimiz zamandır. Ġçine zamanı da alan 5. boyut da vardır.
Zaman, itibari bir Ģeydir; hakiki vücudu yoktur. Zamana değer,
hayatiyet ve canlılık kazandıran Ģey, o zaman zarfı içinde
yapılan iĢlerdir. Einstein, hem bu boyutlardan hem de 6.
boyuttan söz etmiĢtir. Einstein‟ın iddia ettiği bu 6. boyut, seyr ü
seyahat olarak bilinir.
• Mekfuf kelimesinin “dürülmüĢ” anlamında da; maddenin dalga
58
karakterine, süper sicimlere ve 3 boyut dıĢındaki diğer boyutlara
çarpıcı bir iĢaret görülmektedir.
• Süper sicim teorisi, 1915 yılında Einstein tarafından bulunan bir
teoridir.
• Diğer âlemde insanın görmesi ise belki 100 boyutlu olacaktır.
Ġnsan öbür dünyada bir Ģeyi aynı anda 100 boyutlu olarak görüp
hissedebilecektir.
• Sonuç olarak kuantum mekaniğine göre, evrendeki her bir
zerreye karĢılık gelen bir dalga vardır. Evren, bu dalgalardan
meydana gelmiĢ bir denizdir.

KĠMYANIN TEMEL
KANUNLARI

ATOMDAKĠ KANUNLAR

• ÇEKĠM (CAZĠBE) KANUNU: Atomun çekirdeğinde pozitif yüklü
protonlar, etrafında ise negatif yüklü elektronlar bulunmaktadır.
Bu iki zıt değer birbirini çekmektedir.

• MERKEZKAÇ KUVVETĠ: Protonlar, etrafındaki elektronları
dağılmadan çekebilmesi ve döndürebilmesi için, çekirdek
maddesinin çok büyük ve ağır olması gerekmektedir.
Bu yüzden de protonlar, elektronlardan yüzlerce kez daha
büyüktür ve ağırdır. Mesela; 1 elektronun ağırlığı 1 birim ise bir
proton ondan tam 1836 defa daha ağırdır. Bu ağır cisim
etrafında, hafif olan elektronlar kendilerine göre çok hızlı hareket
etmektedirler.
Elektronlar, bu süratli dönüĢleriyle yörüngede kalmaktadırlar.
Her elektronun hızı farklı farklıdır.
Bu hususun genel bir tasvirini yapacak olursak; etrafta Ģiddetli
59
hareket etme, çekirdekte ise ağır bir yük yüklenme vardır.
Dolayısıyla ağırlık merkezdedir. Çekirdeğin veya merkezi tutan
ağırlığın önemi büyüktür.
Çekirdeğin etrafındaki elektronlar biraz yavaĢ dönse veya
elektronlar dağılıp gitse, atom çekirdeğiyle beraber evren müthiĢ
bir gürültü ile infilak edip yok olacaktır.
Elektronlar, dönmesi gereken hızda dönerler. Elektronlar biraz
yavaĢ dönseydi çekirdeğe yanaĢacaktı, biraz hızlı dönseydi
dağılıp gidecekti. Bu kanunun sosyal boyutuyla ilgili Ģunları
söyleyebiliriz: En iyisi konumumuzun gereğini yerine getirmektir.
Gerekli donanımı olmadığı hâlde, olduğundan fazla gözükerek
kendini ülkesine hizmet ediyor gibi göstermek tehlikelidir.
Büyük gözükerek yavaĢ dönmesine rağmen çekirdeğe
yanaĢanlar, bu yanaĢmanın gereği olan samimi çalıĢkanlığı,
baĢka niyetleri olduğundan dolayı sergilemediklerinden
kendilerine zarar verirler, çekirdeğe zararları olmaz.
Çekirdeğe yakın elektronlar daha hızlı dönerler. Bu kiĢiler bu
doğal kanuna uymadıklarından, bunların yakınlığı uzaklık sebebi
olmuĢtur.
Olduğundan hızlı gözükerek maddi ve manevi donanım, imkân
ve kabiliyetlerini kendini göstermek için kullananların durumu ise
Ģöyledir: Çekirdeğin cazibesi devam ettiği, çekirdek fırlatmadığı
hâlde, onlar kendiliklerinden dağılıp giderler, çekirdekten
uzaklaĢırlar. Burada çekirdeğin de yok olması söz konusudur ki
bu çok tehlikeli ve veballi bir durumdur; çünkü insan, iradesi olan
bir varlıktır. Doğrusu elektron gibi insanın da kendi makamında
olmasıdır. Olduğundan fazla ya da noksan görünmemelidir. AĢırı
alçak gönüllülük de gururdandır.
Çekirdek çok ağır yük taĢımaktadır. Elektron ise çok rahatlıkla
akıp gitmektedir. Elektronların çekirdekten uzaklıkları, 1 mm‟nin
milyonda biri kadardır. Saniyedeki hızları ise 1000 km ile 15 000
km arasında değiĢir. Bu hızdaki elektronlar, çekirdek etrafında
minicik yollarında saniyede milyarlarca defa tur atarlar.
Elektronların dönüĢ hızı her atomda farklı farklıdır. Merkezkaç
kuvvet bu dönüĢle oluĢur.
60

• ĠTME (DAFĠA) KUVVETĠ: Aynı yükler birbirini iter. Çekirdekte
birden fazla proton bulunursa bunlar, pozitif yüklü, yani aynı
yüklü oldukları için birbirlerini iterler. Hidrojen hariç bütün atom
çekirdeklerinde birden fazla proton bulunur.
Elektronlar da, negatif yüklü, yani aynı yüklü oldukları için
birbirlerini iterler.

• ZIT SPĠNDEN DOLAYI ORTAYA ÇIKAN, ELEKTRONLARI BĠR
ARADA TUTMAKLA GÖREVLĠ KANUN: Hidrojen hariç, bütün
atomlarda birden fazla elektron vardır. Elektronlar, negatif yüklü,
yani aynı yüklü oldukları için birbirlerini iterler. Bu durumda her
iki elektrondan birisinin saat yönünde, diğerinin ise saat
yönünün tersi istikamette dönmesi; elektronların birbirlerini
itmelerini önleyerek bir arada kalmalarında rol oynar. Zıt spin,
farklı yönde dönüĢ demektir.

ELEKTRONLARDAN ENERJĠSĠ DÜġÜK OLAN
MI YOKSA YÜKSEK OLAN MI HIZLI DÖNER?

• 7 enerji düzeyi vardır. Çekirdeğe en yakın olan 1. enerji düzeyi,
en uzak olan da 7. enerji düzeyidir.
• 1. enerji düzeyinden 7. enerji düzeyine doğru enerji düzeylerinin
enerjisi fazlalaĢır. 1. enerji düzeyinin enerjisi en az; 7. enerji
düzeyinin enerjisi en çoktur.
• Çekirdeğe yakın elektronlar daha hızlı, çekirdeğe uzak
elektronlar ise daha yavaĢ dönerler.
• Herhangi bir atomun üst enerji düzeyindeki elektronların enerjisi
daha fazladır. Buna rağmen diğerlerine göre daha yavaĢ
dönerler. Elektronun hızı ile enerji düzeyinin enerjisi ters
orantılıdır; bu iki konu birbiriyle karıĢtırılmamalıdır.
• Kimyasal bağ, en üst düzeydeki elektronların bir kısmı ile
meydana getirilir.

61

• NÜKLEER KUVVET (BAĞLANMA ENERJĠSĠ): Çekirdekteki
nötronlar, protonların birbirlerini itmelerini önleyerek bağlayıcı rol
oynarlar. Bu nükleer kuvvete bağlanma enerjisi denir. Kitabın
ileri sayfalarında (radyoaktivite bölümünde) bu kuvvet
açıklanmıĢtır.

GÜNEġ SĠSTEMĠ ĠLE ATOM ARASINDAKĠ
BENZERLĠKLER


Atomun çekirdeği ile elektronları arasındaki mesafe
ve münasebet, adeta güneĢ manzumesinin bir
minyatürü gibi küçük bir güneĢ sistemini
andırmaktadır.

Hendrik Antoon Lorentz*
(1853–1928)

* Atom üzerinde çalıĢtı. Bu çalıĢmaları 1902 yılında Nobel ödülüne
layık görüldü.

GüneĢin etrafında dönen gezegenleri, atom çekirdeğinin etrafında
dönen elektronlara benzetebiliriz. Bu dönüĢ hiç ĢaĢırmadan ve
nizamı bozmadan olmaktadır. GüneĢ sistemi ile atom arasındaki
bu benzerlik, kâinatın her zerresinde görülen birliği sembolize
eder.

GüneĢ sistemi ile atom arasındaki baĢlıca benzerlikler Ģunlardır:

Bir kısım kürelerin güneĢin etrafında peykler hâlinde sürekli
dönmeleri gibi elektronlar da atom çekirdeğinin etrafında hareket
etmekte ve dönmektedirler.
62

GüneĢin büyüklüğüne nazaran dünya ile olan uzaklık mesafesi ne
ise, atom çekirdeğinin küçüklüğüne nazaran elektronlar arasındaki
uzaklık mesafesi de aynıdır.

Elektronların hızı, çekirdeğe olan uzaklıklarına göre değiĢir.
GüneĢe en yakın gezegen en fazla hıza sahip olduğu gibi
çekirdeğe en yakın elektron da en yüksek hıza sahiptir.

Elektronların öz kütlesi, çekirdeğe olan uzaklıklarına göre değiĢir.
GüneĢe en yakın gezegen en fazla öz kütleye sahip olduğu gibi
çekirdeğe en yakın elektron da en büyük öz kütleye sahiptir.
Dünyada en çok bulunan element demirdir. GüneĢe bizden daha
yakın olan gezegenlerin öz kütlesi demirden fazladır. GüneĢe
bizden daha uzak olan gezegenlerin öz kütlesi ise demirden azdır.



ELEKTRON BULUTU

Elektronlar, çekirdek etrafında hızlı dönerken bir
bulut görünümü arz ederler.

James Chadwick*
(Ceymıs Çeedvik)
(1891–1974)

* Ġngiliz atom fizikçisi ve kimyacısı, atomda elektronların
dönüĢünde bulut modelini keĢfetti, nötronu buldu, 1935 yılında
Nobel fizik ödülünü aldı.


HEĠSENBERG BELĠRSĠZLĠK ĠLKESĠ

63

Elektronlar, çekirdeğin etrafında hızlı döndüklerinden
her an, herhangi bir yerde bulunma özelliği
gösterirler.

Werner Karl Heisenberg*
(1901–1976)

* Heisenberg belirsizlik ilkesini ortaya koyan Alman kimyacı,
1932‟de Nobel ödülü aldı.


• Elektronlar, çekirdek etrafında dönerken bulut görünümü
oluĢtururlar.
• Bulut içinde elektronlar, her an herhangi bir yerde bulunabilme
özelliğine sahiptir. Buna Heisenberg belirsizlik ilkesi denir.
• Elektron bulutunun görevi, çekirdeği korumaktır.

MEVLEVĠ GĠBĠ DÖNENLER

• Elektronlar
• Akyuvarlar
• Uydular
• Gezegenler
• Diğerleri

ATOMDA VE YILDIZLARDA AYNI KANUN
GEÇERLĠDĠR (NEREYE GĠDĠLĠRSE GĠDĠLSĠN
KANUNUN DEĞĠġMEDĠĞĠ GÖRÜLMEKTEDĠR)

• KÜTLESEL ÇEKĠM KUVVETĠ: Gezegenlerdeki kanundur.
Çekim; gezegenlerin kütleleriyle doğru, aradaki uzaklığın
64
karesiyle ters orantılıdır. G, kütlesel çekim kuvvetine ait sabit
sayıdır. Sonuç Newton cinsinden çıkar.

• COULOMB (KULOMB) ÇEKĠM KUVVETĠ: Atomdaki kanundur.
Elektron ve protonun birbirini çeker. Çekim; elektron ve protonun
yükü ile doğru, aradaki uzaklığın karesiyle ters orantılıdır. k,
coulomb çekim kuvvetine ait sabit sayıdır. Sonuç Newton
cinsinden çıkar.

• G ve k sabit sayıdır. F, çekim kuvvetidir; birimi Newton (N)‟dur. r,
uzaklıktır. m gezegenlerin kütlesi, q ise elektron ve protonun
yüküdür.

• Gezegenlerdeki ve atomdaki kanunun adı değiĢmiĢtir, ama aynı
kanundur.

• En büyük âlemdeki en büyük sistemlerdeki itme ve çekme
kanunları ile en küçük atom parçacıklarındaki kanunlar aynıdır.
Eğer bu tür kanunlar değiĢseydi, hiçbir ilim inkiĢaf edemez ve
kanunlar belirli, kararlı olamadığından hiçbir formülden, sabit
sayıdan vb. hususlardan bahsedilemezdi. Ġlimlerin meydana
gelmesidir; bu değiĢmez kananlar vasıtasıyla olmaktadır.

SABĠT ORANLAR KANUNU

• Oksijen, nefes içinde kana temas ettiğinde kimyasal aĢktan
dolayı kanı kirleten karbonu kendine çeker. Ġkisi birleĢir. CO
2
oluĢur. Bu birleĢme gerçekleĢtiğinde hem karbonun hem de
oksijenin tamamı da birleĢmiĢtir. Karbondan da oksijenden de
her ikisinden de arta kalan madde kalmamıĢtır (sabit oranlar
kanunu).

• C + O
2


CO
2
+ ısı

65
• Örneğin; kanı kirleten 1 mol karbon varsa 1 mol de oksijene
gereksinim vardır.
• Bu mikro düzeyde de böyledir. Örneğin; 1 adet karbon atomu ve
1 adet oksijen molekülü dahi arta kalmama kaydıyla bu iĢ
hayatımız boyunca devam eder. Böylece yaĢamın sağlıkla
devamı temin edilir.
• Kanı kirleten karbon elementinin tamamının ne kadar oksijenle
reaksiyona girmesi gerekiyorsa o kadar oksijeni solunumla
alıyoruz.

SOSYAL ALANDA KULLANILAN KĠMYA
KELĠME VE DEYĠMLERĠ

MERKEZKAÇ (ANĠL MERKEZ) KAÇIġ
• Geriye dönüĢün çok zor olduğu kaçıĢlara merkezkaç (anil
merkez) kaçıĢ denir.

KĠMYA KANUNLARINDAN
SAPIġIN (ĠSTĠSNA
KANUNLARIN ORTAYA
ÇIKIġININ) SEBEPLERĠ

• Âdetin harikalığını göstermek içindir.
• AlıĢılmıĢlık perdesini yırtmak içindir.
• Dikkatimizi toplayıp bakıĢımızı sebepten baĢka tarafa çevirmek
içindir.
66
• Tanrı, evrendeki her kanuna bir istisna koymuĢtur ki, insanlar,
bu kanunlara takılıp onların gerisindeki asıl Yaratıcı'yı
unutmasınlar.
• Su gibi bazı maddeler; çok önemli olduklarından, yeknesaklık
kaidesine girmemek için, çok yönlerden farklı kanunlara tabidir.

SUYA AĠT ÖZEL KANUNLARA GENEL BAKIġ

• Suyun benzeri olan moleküllerde hidrojen bağından hiç söz
edilmezken, suda hidrojen bağı vardır.
• Suyun kaynama noktasının –80 °C olması beklenirken, +100 °C
olmuĢtur.
• Buz molekülleri arasındaki uzaklık, su molekülleri arasındaki
uzaklığa göre % 11 oranında daha fazladır. Bu, buza mahsus
özel bir durumdur.
• Normalinde maddenin katı hâlinde, moleküller birbirine sıvı
hâline göre daha yakındır; sıvı donunca hacim büyümesi değil,
hacim küçülmesi olur. Yalnız suya has olan bu durum, suyun
donunca diğer sıvılara zıt olarak genleĢmesinden ileri gelir. Su,
donunca hacmi geniĢler. Suyun bu istisnai özelliğinin hayat için
çok faydaları vardır.
• Buz erirken kristal yapı bozulur. Moleküller birbirine yaklaĢır.
Hacim küçülmesi +4 °C‟a kadar devam eder; 0 °C‟ta kalmaz. +4
°C‟a kadar az da olsa kristaller bulunur; bunlar H
2
O
(s)
kristalleridir. Kristal yapı; 0 °C‟ta değil, +4 °C‟ta tamamen
bozulur. +4 °C‟ta yoğunluk en büyüktür. +4 °C‟tan sonra su
ısıtıldıkça hacim geniĢler, yoğunluk azalır.

BUZDA H
2
O
(k)
MOLEKÜLLERĠ ARASINDA
KOVALENT KRĠSTAL ÖRGÜ BAĞI

• SORU: Moleküller arası bağ olduğu hâlde niçin kovalent bağ
denmiĢtir?
67
• CEVAP: Çok kuvvetli bir kimyasal bağ olduğundan ve kristal
yapı oluĢtuğundan denmiĢtir.
• SORU: Buz molekülleri arasındaki kimyasal bağın kuvvetli
olması nereden anlaĢılır?
• CEVAP: Su donunca içinde bulunduğu ağzı kapalı demir kabı
parçalamasından anlaĢılır.
• SORU: Buzdaki kimyasal bağ çok kuvvetli diye niçin yanlıĢ
olarak kovalent bağ denmiĢtir?
• CEVAP: Tanecik içi kimyasal bağ, tanecikler arası kimyasal
bağdan daha kuvvetlidir. Kovalent bağ tabiri, tanecik içi bağı
anımsatmaktadır. Kuvvetli olduğunu ifade için denmiĢtir.

SU, BUZ HÂLĠNDEYKEN H
2
O
(k)

MOLEKÜLLERĠ NEREDEYSE
HAREKETSĠZDĠR VE SU MOLEKÜLLERĠNE
KIYASLA BUZ MOLEKÜLÜNDE,
MOLEKÜLLER ARASI MESAFE FAZLADIR

• Buz molekülü; birisi düzgün dört yüzlünün ağırlık merkezinde,
diğer dördü de dört köĢesinde olmak üzere beĢerli
moleküllerden oluĢur.
• Buzun kristal örgüsü, düzgün dört yüzlüdür. Bu kristal örgünün
bozulmaması için moleküller hareketsizdir. Bu Ģekliyle kararlıdır.
• Buz molekülleri arasındaki uzaklık, su molekülleri arasındaki
uzaklığa göre % 11 oranında daha fazladır. BaĢka bir ifadeyle
su donunca % 11 hacim büyümesi gerçekleĢir.
• Normalinde maddenin katı hâlinde, moleküller birbirine sıvı
hâline göre daha yakındır; sıvı donunca hacim büyümesi değil,
hacim küçülmesi olur.
• Yalnız suya has olan bu durum, suyun donunca diğer sıvılara zıt
olarak genleĢmesinden ileri gelir.
• Suyun bu istisnai özelliğinin hayat için çok faydaları vardır.
68
• Su donma noktasına gelince H
2
O
(k)
molekülleri arasında
kovalent kristal örgü bağı ortaya çıkar.
• Kovalent kristal örgü bağı, en kuvvetli kimyasal bağlardandır. Bu
nedenle su donduğunda, içinde bulunduğu ağzı kapalı demir
kabı bile parçalar.
• Buz erirken kristal yapı bozulur. Moleküller birbirine yaklaĢır.
• +4 °C‟a kadar hacim küçülmesi devam eder. +4 °C‟a kadar az
da olsa kristaller bulunur; bunlar H
2
O
(s)
kristalleridir.
• Kristal yapı +4 °C‟ta tamamen bozulur. +4 °C‟ta yoğunluk en
büyüktür. +4 °C‟tan sonra su ısıtıldıkça hacim geniĢler, yoğunluk
azalır.

BUZUN YOĞUNLUĞU SUDAN AZDIR

• Genelde maddelerin katı hâli, sıvı hâli içinde batar. Suda farklı
bir durum vardır. Genel kaidenin tersine buzun yoğunluğu,
sudan küçüktür. Bu nedenle buz, su üzerinde yüzer. KıĢın
buzların su yüzeyinde durması, yoğunluğunun sudan daha az
oluĢundandır. Diğer maddeler gibi katı hâl en yoğun hâl olsaydı,
denizler alttan donardı. Bu durum denizlerin buz hâline
gelmesine neden olur ve canlı kalmazdı. Bu da bütün suların
buz olması ve hayatın sona ermesi demek olacaktı.

SUYUN YOĞUNLUĞU HANGĠ SICAKLIK
DERECESĠNDE EN BÜYÜKTÜR?

• Sıcaklık +4 °C iken suyun yoğunluğu en büyüktür. Denizlerde ve
büyük göllerde en alttaki su +4 °C‟ta bulunur. Yukarıya doğru
çıktıkça suyun sıcaklığı yazın yükselir, kıĢın düĢer. +4 °C‟taki su
ısıtılsa da soğutulsa da yoğunluk düĢer. En yoğun hâlin +4 °C
olması denizlerde hayatın devamı için Ģarttır.

ORTAMDA SU OLDUĞU HÂLDE BĠLEġĠK
69
NĠÇĠN ISLANMAZ?

• Bazı iyonik katıların kristal olabilmesi için H
2
O
(s)
içermesi gerekir.
Buna kristal suyu denir. AĢağıdaki örnekler verilebilir:
• Göz taĢı (CuSO
4
x 5H
2
O)
• Alçı taĢı (CaSO
4
x 2H
2
O)
• Boksit (Al
2
O
3
x H
2
O)
• Bu bileĢiklerde H
2
O katı hâlde değil, sıvı hâldedir. Buna rağmen
0 °C‟ın üstündeki sıcaklıklarda niçin çözünme olmaz?
• Ġyonik bileĢiklerdeki kristal suyu nasıl oluyor da toz hâldeki
maddeyi oda sıcaklığında ıslatmıyor ve kristal yapı bozulmuyor?
• Kristal suyu içeren iyonik bileĢik güneĢte az bir zaman kalsa
veya kısa bir süre ısıtılsa kristal yapı bozulur, bileĢik bulamaç
hâline gelir. Kristal suyu içeren bileĢiğin içindeki su, toz
hâlindeki katıya zarar vermez.
• Bu konunun +4 °C‟a kadar suda bulunan H
2
O
(s)
kristalleri ile ilgisi
var mıdır? 0 °C ile +4 °C arasında H
2
O
(s)
kristallerinin
bulunabilme özelliği vardır. Kristal yapı, yalnız buzda değildir.
Buzda olduğu gibi, suda da kristal yapı vardır.
• Kristal yapı, katılara ait bir özelliktir. Su, kristal olunca, katıyla
etkileĢmez.
• Ağzı kapalı demir kabı donduğunda parçalayan su, kristal
olduğunda tam tersine yan yana olduğu suda çok çözünen toz
hâlindeki katı maddeyi ıslatmıyor bile.

H
2
O‟DA ÖZEL OLARAK BULUNAN KĠMYASAL
BAĞ: HĠDROJEN AĞI

• VI A grubu elementleri, hidrojenle birleĢerek sırasıyla H
2
O, H
2
S,
H
2
Se, H
2
Te bileĢikleri oluĢur.
• Bu bileĢiklerin hepsinde moleküller arasında dipol–dipol
etkileĢimi ve Van der Waals bağı vardır. Molekül kütlesi arttıkça,
bu bağların kuvvetliliği de artar.
• H
2
O‟nun molekül kütlesi en düĢük olduğundan kaynama
70
noktasının da an düĢük olması beklenirdi. Ancak öyle
olmamıĢtır. Bu durum aĢağıda görülmektedir.

YAĞMUR TANECĠKLERĠNDE DĠPOL–DĠPOL
KUVVETLERĠ

• Su, polar bir moleküldür. Polar moleküllerde moleküller arası
kimyasal bağ, dipol–dipol bağıdır.
• Bu kimyasal bağı daha iyi anlamak için yağan yağmurdaki her
bir su taneciğinin dipol–dipol özelliğini açıklayalım:
• Yan yana olan yağmur damlacıkları, farklı kutuptur. Kütleleri
eĢittir.
• Her bir yağmur taneciği birbirini eĢit derecede çeker ve baĢka bir
tanecik tarafından da çekilir. Böylece tanecikler arası mesafe
korunarak, bütün taneciklerin birbirlerine eĢit uzaklıkta olması
sağlanır. Adeta balıkçı ağı gibi bir görünüm meydana gelir.
• Yağmur taneciklerinin birleĢerek zararlı cisimler olarak düĢmesi
problemi ortadan kalkar. ġiddetli rüzgâr ve fırtınaya rağmen
yağmur damlaları tane tane düĢer.

HĠDROJENĠN VI A GRUBU ELEMENTLERĠ ĠLE
YAPTIĞI BĠLEġĠKLERĠN FORMÜLÜ,
KAYNAMA NOKTASI VE MOLEKÜL KÜTLESĠ

• H
2
Te‟ün molekül kütlesi en büyük olduğundan, kaynama noktası
da en yüksektir. Molekül kütlesi azaldıkça, moleküller arası
kimyasal bağ zayıfladığından, kaynama noktası da azalır. Suyun
kaynama noktasının –80 °C olması beklenirken, +100 °C
olmuĢtur.
• Suyun benzeri olan moleküllerde hidrojen bağından hiç söz
edilmezken, suda ayrıca bir de hidrojen bağı vardır. Bu sebeple
kaynama noktasının +100 °C olması sağlanmıĢtır.
• Bu istisnai sebep, diğer bir deyimle suya has bu özel ayrıcalık;
71
suya hangi ayırt edici farklı özelliğini kazandırmakla görevlidir?
• Hidrojen bağı, su molekülleri arasına konulmasaydı; su –80
°C‟ta kaynayacaktı. Bu kaynama noktasından ötürü de
yeryüzündeki suların tamamı su buharı olacaktı. Bu durumda
içeceğimiz, kullanacağımız suyu nasıl bulacaktık? Canlılar
hayatlarını nasıl devam ettireceklerdi?

KĠMYASAL BAĞ KAVRAMI

Kimyasal bağların tamamı, zıt değerlerin birbirini
çekmesidir. Her zıt değerin birbirini çekmesi,
kimyasal bağ adını almaz.

NE KADAR ġEY VARSA HEPSĠ DE ÇĠFT OLARAK
(ZIT KUTUPLU, BAġKA BĠR ĠFADEYLE POZĠTĠF VE
NEGATĠF) VAR EDĠLMĠġTĠR.

FARKLI YÜKLER BĠRBĠRĠNĠ ÇEKER.
BU ÇEKĠMĠN BĠR KISMI KĠMYASAL BAĞDIR.

HER BĠR TANECĠĞĠN YA POZĠTĠF (+) YA DA
NEGATĠF (–) OLMASI

• SORU: Her bir taneciğin + veya – olmasına “Küçük Ģeylerle
uğraĢıyor.” diyebilir misiniz?
• CEVAP: UğraĢmasaydı eksiklik olurdu. Kıyamet kopardı. Bir tek
zerre güneĢin ısı, ıĢık ve yedi renginden ayrı kalırsa güneĢe
noksanlık olur.

72
MĠKRO ÂLEMDEKĠ TANECĠKLER

Kimyanın çoğu olayı maddenin tanecikli yapısıyla açıklanır.
• Atom
• Molekül
• Ġyon
• Formül–birim
• Proton
• Nötron
• Elektron
• Atom–altı diğer tanecikler

POLARLIK

• Polar madde, kutuplu madde demektir.
• Kutuplu madde, hem pozitif hem de negatif yük içerir.
• Kimyasal bağın polarlığı baĢkadır, bileĢiğin polarlığı baĢkadır.
• Kimyasal bağın polarlığı: Polar kovalent bağın diğer adı polar
bağ, apolar kovalent bağın diğer adı ise apolar bağdır.
• BileĢiğin polarlığı: Ġyonik bileĢiklerin tamamı polardır. Apolar
kovalent bağlı bileĢikler, apolardır (polar değildir). Polar kovalent
bağlı bileĢiklerin bir kısmı polardır, diğer bir kısmı ise apolardır.
• Polar kovalent bağlı bileĢikler, farklı ametal atomlarından
oluĢmuĢtur. Yapılarında pozitif ve negatif zıt iki kutup vardır. Bu
durum molekülün polar olabilmesi için yeterli değildir.
• Polar kovalent bağlı bileĢiklerin, polar olup olmaması molekülün
geometrisine bağlıdır.
• Ġyonik bileĢiklerde geometri söz konusu değildir.
• Geometrinin belirlenmesinde periyodik tablodan faydalanılır.
Örneğin; hidrojen atomu ile VI A grubu elementleri arasında
oluĢan moleküllerin tamamında geometri kırık doğrudur, baĢka
bir deyimle açısaldır. H
2
O molekülünde açı 104,5
o
‟dir.
• Hidrojen atomu ile VI A grubu elementleri arasında oluĢan diğer
moleküllerin tamamında açı farklı farklıdır, ancak kırık doğru
73
olma mecburiyetinden dolayı hepsinde de açı 180
o
‟den daha
küçüktür.
• Molekülün geometrisindeki atomlar arasındaki kimyasal bağlar
vektörmüĢ gibi varsayılır. ġayet vektörel toplam, baĢka bir
söylemle dipol moment; sıfırdan büyükse molekül polardır,
sıfırsa polar değildir.

MADDENĠN TANECĠKLĠ YAPISI VE KĠMYASAL
BAĞLAR

• Kimyasal bağın daha iyi anlaĢılması için; maddenin tanecikli
yapısını kavramak ve polar madde, polar olmayan madde,
kimyasal bağın polarlığı, molekülün polarlığı, elektron–nokta
yapısı, açık formül gibi konuları önceden bilmek gerekir.
• Evreni mikro âlem, normo âlem ve makro âlem olarak üçe
ayırabiliriz. Her üç âlemde de farklı isimlerle çekim bulunur.
• Kimyasal bağı tanecik içi kimyasal bağ ve tanecikler arası
kimyasal bağ olmak üzere ikiye ayırabiliriz.
• Tanecik içi kimyasal bağ iki grupta incelenir.
• Tanecik içi kimyasal bağın birincisi elektron alıĢ veriĢi sonucu
oluĢan iyon yapılı bileĢiklerde görülür. Ġyonik bağ adını alır.
Anyon (–) ile katyonun (+) birbirini çekimi olarak ortaya çıkar.
• En kuvvetli kimyasal bağdır.
• Tanecik içi kimyasal bağın ikincisi; elektronlarını ortak
kullanarak soy gaza benzeyen kovalent yapılı bileĢiklerdeki
kovalent bağ adını alan çekimdir. Bunlardaki çekim Ģöyle oluĢur:
Bağ elektronları, elektron severliği fazla olan atoma daha
yakındır. Bağ elektronlarının yakın olduğu atom kısmi negatif,
uzak olduğu atom kısmi pozitif olur. Böylece kovalent bağlı
bileĢiği oluĢturan atomlar arasındaki kısmi pozitif ve kısmi
negatiflikten dolayı çekim ortaya çıkar.
• Her bir kovalent bağın enerjisi farklıdır.
• Kovalent bağlar üçe ayrılır: Apolar kovalent bağ, polar kovalent
bağ ve koordine kovalent bağ.
74
• Apolar kovalent bağ; aynı cins ametal atomları arasındaki
kimyasal bağdır.
• Polar kovalent bağ; farklı cins ametal atomları arasındaki
kimyasal bağdır.
• Koordine kovalent bağ; bağ elektronlarının ikisinin de aynı
atoma ait olduğu bağdır. Bu kimyasal bağ, diğer iki kovalent
bağdan bu yönüyle ayrılır.
• ġimdi tanecikler arası bağı görelim: Mikro âlemdeki
taneciklerden bazılarının (atom, molekül ve iyon) arasındaki
çekim kuvveti de kimyasal bağdır. BaĢka baĢka Ģekillerde ortaya
çıkarak görülür ve değiĢik adlarla anılır.
• Bilindiği gibi elementler; metal, ametal ve soy gaz olmak üzere
üç çeĢittir.
• Atom da, molekül de nötr taneciklerdir.
• Atom erkek ve diĢi olarak iki cinstir. Atom nötr hâldeyken de;
atomlardan birisi pozitif, diğeri negatif gibi olur.
• Aynı Ģeyi molekül için de söyleyebiliriz.
• ġimdi üç grup elementte zıt kutupların nasıl oluĢtuğunu görelim:
• Yan yana olan iki metal atomunun birinde elektron verme isteği
öne çıkar, diğerinde ise boĢ değerlik orbitalinin bulunması etkili
olur. Böylece metal atomlarının biri pozitif, diğeri negatif gibi
davranarak birbirini çekerler. Aslında nötrdürler. Yük oluĢumu,
düzenliliğin gereği olan çekim içindir. Bu çekim, metal bağı
olarak tanımlanır.
• Örneğin; 1A grubunu ele alalım. 1A grubunda en üstteki metal
lityumun metal bağı, en kuvvetlidir; çünkü 1A grubunda çapı en
küçük olan metal, lityumdur. Bundan dolayı da lityum atomları
arasındaki mesafe, gruptaki diğer metal atomları arasındaki
mesafeye göre daha fazladır. Bu nedenle elektronun gideceği
yol, gruptaki diğer elektronların gideceği yola göre daha
uzundur.
• Bir diğer konu da lityum atomunun çapı küçük olduğundan, aksi
yönde çekim güçlü olmasına rağmen elektronun dıĢa doğru
hareket etmesidir.
• Aksi yönde çekim güçlü ve gideceği mesafe fazla olmasına
75
rağmen lityum atomunun elektronunun hareket etmesi,
lityumdaki metal bağını kuvvetli kılmıĢtır.
• Kendine rağmen ve mesafelere rağmen ziyarete götüren
sevgidir.
• Metal bağının bir görevi de metal kristalinin oluĢumudur. Metal
kristali, metal atomlarının düzenli diziliĢiyle ortaya çıkar.
• Ametaller, yapı taĢı molekül olan elementlerdir. Ametal
molekülünün birinde elektronun dıĢarıya doğru, diğerinde içeriye
doğru hafif kayması sonucu simetri bozulması dediğimiz bir
düzenlilik ortaya çıkar. DıĢarıya doğru kayan elektronun
bulunduğu ametal molekülü pozitif, içeriye doğru kayan
elektronun bulunduğu ametal molekülü negatif olur. Görüldüğü
gibi ametallerde de iki zıt değer– molekül nötr kaldığı hâlde–
birbirini çekmektedir. Bu bağa Van der Waals (Van der Valz)
bağı veya London (Landın) kuvvetleri denir.
• Soy gaz atomları arasındaki çekim de ametal molekülleri
arasındaki çekim gibi açıklanır. Soy gaz atomunun birinde
elektronun dıĢa doğru, diğerinde ise içe doğru hafif kayması
sonucu simetri bozulması dediğimiz bir düzenlilik ortaya çıkar.
DıĢarıya doğru kayan elektronun bulunduğu soy gaz atomu
pozitif, içeriye doğru kayan elektronun bulunduğu soy gaz atomu
negatif olur. Görüldüğü gibi soy gazlarda da de zıt kutuplar
birbirini çeker, kimyasal bağ yine Van der Waals bağı (London
kuvvetleri) adını alır.
• Polar moleküllerin hepsinde moleküller arası kimyasal bağ
olarak dipol–dipol bağı vardır.
• Polar moleküllerin bir kısmında tanecikler arası kimyasal bağın
en kuvvetlisi olan hidrojen bağı vardır. Bu kimyasal bağ; karbon
atomuna bağlı olmayan bir hidrojen atomu içeren polar
moleküllerde bu molekülün hidrojeni ile diğer bir molekülün flüor,
oksijen veya azot atomu arasındaki kimyasal bağdır.
• Allotropu olan metallerde atomlar arasında kovalent kristal
oluĢturan kovalent bağ vardır. Bu kovalent bağ, molekül içi
kovalent bağdan farklıdır.
• Bunlara kovalent kristaller veya ağ örgülü katılar denir. Kristal
76
yapıları farklı farklıdır. Bu farklılık atomların diziliĢinden
kaynaklanır.
• IV A grubu elementlerinden C (karbon), Si (silisyum), Ge
(germanyum) ve Sn (kalay) elementlerinde bu tür kimyasal bağ
vardır.
• SiC (silisyum karbür) ve SiO
2
(silisyum dioksit) gibi bileĢikler de
ağ örgülü katıdır.
• Allotrop konusunu daha iyi anlamak için karbonun allotroplarını
inceleyelim.
• Üç çeĢit C vardır: Kömür, elmas ve grafit.
• Kömür amorf yapıdadır. Amorf yapı; opak (saydamın zıddı),
Ģekilsiz ve düzensizdir.
• Elmas ve grafit ise kristal yapıdadır.
• Elmasta her C atomu, düzgün dört yüzlünün köĢelerinde ve
ağırlık merkezinde yer alır. C atomları arasındaki her bağ sp
3
hibrit orbitalleri ile oluĢur. Her bir C atomu 4 tane sigma bağı
yaparak, diğer 4 C atomuna bağlanmıĢtır.
• C elementinin kristal Ģekillerinden biri de grafittir. Grafitte C
atomları sp
2
hibrit orbitalleri ile 3 tane sigma bağı yaparak, diğer
3 C atomuna bağlanmıĢtır. HibritleĢmeye katılmayan p
orbitalleri, pi bağlarını yapar. C atomları böylece altıgen
oluĢturur; altıgende C atomları arasında sırasıyla bir tek bağ, bir
çift bağ vardır. Grafitteki C atomları, bu nedenle polardır. Grafitin
elektriği iletmesi bundan dolayıdır. Bağların 120
o
‟lik açı yapacak
Ģekilde yönlenmiĢ olması ağ örgüsünün bir düzlemde kalmasını
sağlar.
• Apolar moleküller ve nötr atomlarda da (metal, ametal, yarı
metal ve soy gaz atomları) zıt iki kutup varsa, demek ki kimyasal
bağsız madde yoktur.

POLAR MOLEKÜLLERĠN HEPSĠNDE
BULUNAN MOLEKÜLLER ARASI KĠMYASAL
BAĞ: DĠPOL–DĠPOL KUVVETLERĠ

77
• Bir molekülün pozitif kısmı ile diğer bir molekülün negatif kısmı
etkileĢir. Di, iki; pol, kutup demektir. Dipol, iki kutuplu
anlamındadır. Dipol–dipol etkileĢmesi ise iki kutuplu bir
molekülün, hem baĢka iki kutuplu bir molekülü çekmesi hem de
o molekül tarafından çekilmesidir; iki kutuplu iki molekülün
etkileĢmesidir.

METAL KRĠSTALLERĠ

• OluĢan metal bağı, metal atomları arasındadır. Metal atomları
belirli geometrik Ģekilleri oluĢturacak Ģekilde dizilirler.
• Metallerde üç tip kristal yapı görülür.
• Hacim merkezli kübik yapıda; atomlar, küpün köĢelerine ve
merkezine yerleĢir. Demir (Fe), Cr (krom), Mn (manganez), W
(volfram), Ta (tantalyum), Ti (titanyum), Na (sodyum), K
(potasyum) metal kristalleri bu kristal çeĢidine örnek verilebilir.
• Yüzey merkezli kübik yapıda; atomlar, küpün köĢelerinde ve
yüzlerinde yerleĢir. Al (alüminyum), Cu (bakır), Ni (nikel), Au
(altın), Ag (gümüĢ), Pt (platin), Pb (kurĢun), Ca (kalsiyum)
kristalleri buna örnektir.
• Hegzagonal sistemde ise atomlar, altıgen prizmanın köĢelerinde
ve birer adet de düzlemlerin ortasında yerleĢir. Be (berilyum),
Cd (kadmiyum), Mg (magnezyum), Zn (çinko), Zr (zirkonyum)
metallerinin kristalleri de bu tür kristale örnektir.

METAL BAĞI KUSURU

• Metal atomlarının diziliĢi bazen tam olmamaktadır. Ġdeal gibi
görünen bu diziliĢi bozan bu duruma kimyada metal bağı kusuru
denir.
• Metal bağı kusuru Ģu Ģekillerde ortaya çıkar: Geometrik
Ģekillerin köĢelerindeki bazı atom yerleri boĢ kalmakta, bir atom
fazladan araya sıkıĢmakta, bazı yabancı atomlar ara yerlere
girmekte veya atomların diziliĢi belirli bir yerde kesilmektedir.
78

METAL BAĞI KUSURUNUN NE GĠBĠ
FAYDALARI VARDIR?

• Hata ve kusur kelimeleri bir eksikliği akla getirse de metal bağı
hatası diye bilinen bu konu, bir eksiklik değil; mükemmelliktir.
• Bir metalin kırılmadan Ģekil değiĢtirebilmesi, atomlarının kusur
dediğimiz mükemmel yerleĢmesiyle olmaktadır.
• Metal içindeki bu kusurlu yapılaĢma olmasaydı, o metali;
eğerek, bükerek, döverek Ģekillendirme mümkün olmayacaktı.
Mesela; bir inĢaat demirini kıvıramayacaktık.

METALĠN ATOMLARI KUSURSUZ DĠZĠLSEYDĠ
NE OLURDU?

• Metalin 1 mm
2
‟si, 37 kg kuvvet taĢıyabilecekti.
• 3,5 tonluk bir ağırlık, yaklaĢık 1 mm çapında bir tel ile
kaldırılabilecekti.
• Bu, çok iyi bir özellik olarak görünebilir.
• Fakat bu kadar mukavemetli bir metalin kullanılabilmesi, baĢka
bir ifadeyle tel ve levha hâline getirilebilmesi mümkün
olmayacaktı.
• Böyle bir metal de faydasız, iĢe yaramaz bir madde
olacağından; esas kusur, kusursuz atom diziliĢine sahip olmakta
olacaktı.

ĠYĠ NĠYET, OLUMLU DÜġÜNCE VE GÜZEL
GÖRÜġ ÖYLE BĠR KĠMYADIR KĠ; KÖMÜRÜ
ELMAS, TOPRAĞI ALTIN YAPAR

• Elmas ile kömürün formülü aynıdır. Her ikisi de C ile gösterilir.
Fark, karbon atomlarının diziliĢindedir.
79
• Altın, topraktan fiziksel yolla elde edilir. Altın, en kıymetli
metaldir. Ġleride toprağın altına dönüĢtürülmesi de
gerçekleĢebilir.

TANECĠKLER ARASI BAĞ, MADDENĠN HÂL
DEĞĠġTĠRMESĠNDE VEYA ALLOTROPTA
ETKĠLĠ OLDUĞU HÂLDE NĠÇĠN FĠZĠKSEL BAĞ
DEĞĠL DE KĠMYASAL BAĞ DENMĠġTĠR?

• Katı hâlde tanecikler birbirine yakın, gaz hâlde uzaktır. Hâl
değiĢikliğinde madde hâl değiĢtirmez, madde aynı olarak kalır,
yalnız tanecikler arası mesafe değiĢir.
• Maddenin hâllerinde formül aynı kalmakla beraber isimler ve
görünüĢler farklı oluyor. Su, su buharı, buz üçünün de formülü
H
2
O‟dur.
• Tanecikler arası bağ çeĢitleri anlatılırken, iç yapının az da olsa
değiĢtiğini, bu suretle kutupların oluĢtuğunu görmüĢtük.
• Kömürün elmas olması da kimyanın konusuna girer. Ġç yapıda
değiĢiklik nasıl oluyor? Elmas ile kömürün formülü aynıdır. Her
ikisi de C ile gösterilir. Her iki allotropta da C atomlarının
diziliĢleri farklıdır.
• Ayrıca “hüsnüniyet öyle bir kimyadır ki” denmiĢtir, “fiziktir ki”
denmemiĢtir; kömürün elmas olması, az da olsa kimyadır.
• “Hüsnüniyet öyle bir kimyadır ki; kömürü elmas yapar.”
cümlesinde; allotropların diziliĢlerinin farklı olmasının, ancak iç
yapıdaki değiĢiklikle mümkün olabileceğine vurgu vardır.
• Bu değiĢimler, fiziksel değiĢimdir. Ancak fiziksel değiĢime, iç
yapıdaki değiĢiklik sebep olur.

TANECĠKLER ARASI KĠMYASAL BAĞLA
ĠLGĠLĠ SORULAR

• SORU: Hangi bileĢiğin molekülleri arasında kovalent bağ vardır?
80
• CEVAP: SiC (silisyum karbür), SiO
2
(silisyum dioksit), BN (bor
nitrür) ve H
2
O
(k)
.

• SORU: Elementler, elementel hâlde iken atomları arasında
hangi kimyasal bağ vardır?
• CEVAP: Metal atomları arasında metal bağı, soy gaz atomları
arasında Van der Waals bağı, karbon atomları arasında
kovalent bağı vardır.

• SORU: Moleküller arası kimyasal bağın kaç çeĢit olduğunu ve
nerelerde bulunduğunu birkaç cümleyle özetleyiniz.
• CEVAP: Yapı taĢı element olan elementlerde element
molekülleri arasında ve farklı ametal atomlarından oluĢan apolar
moleküller arasında Van der Waals bağı vardır.
Polar moleküllerin hepsinde dipol–dipol bağı vardır.
Polar moleküllerin bir kısmında ise hidrojen bağı vardır.

HEM TANECĠK ĠÇĠ HEM DE TANECĠKLER
ARASI AYNI CĠNS KĠMYASAL BAĞ ĠÇEREN
FARKLI MADDELERDE KĠMYASAL BAĞIN
KUVVETLĠLĠK DERECESĠ FARKLI FARKLIDIR

• Nasıl ki her bir maddenin öz kütlesi, atom kütlesi, molekül kütlesi
vb. özellikleri farklıdır. Aynen öyle de her bir kimyasal bağın
kuvvetlilik derecesi de farklıdır.
• Örneğin; aynı Van der Waals bağı olmakla beraber, kimyasal
bağın kuvvetlilik derecesi o madde için ayırt edici bir özelliktir.

KĠMYASAL BAĞLARIN BAĞIL NĠCEL
KUVVETLĠLĠK DERECESĠ

Her bir kimyasal bağın kuvvetlilik derecesi Ģöyledir:
81

Ġyonik bağ: 250 birim
Hidrojen bağı: 20 birim
Dipol–dipol bağı: 2 birim
Van der Waals bağı: 0,2 birim

Bu değerlere kovalent bağı dâhil etmek için asimetrik yapıda
olanlarının olması lazımdır; o zaman 2. sıraya gelirdi; çünkü
tanecik içi kimyasal bağ, moleküller arası kimyasal bağdan daha
kuvvetlidir. Apolar kovalent bağlı maddelerin ve polar kovalent
bağlı olup da apolar olan maddelerin kuvvetliliğini 2. sıraya
yazmamak gerekir.


20 KĠLOGRAMI KALDIRAN 0,1 KĠLOGRAMI VE
2 KĠLOGRAMI DA KALDIRIR

• Bu mantık iyonik bileĢikler için geçerli değildir. Ġyonik bileĢikler,
yalnız iyonik bağ içerirler.
• Hidrojen bağı içeren bileĢikler, hem dipol–dipol bağı hem de
London kuvvetlerini içerirler.
• Dipol–dipol bağlı bileĢikler, mutlaka London kuvvetlerini de
içerirler.
• Yalnız London kuvvetleri içerenler, baĢka kimyasal bağ
içermezler.

KĠMYASAL BAĞDAN YARARLANARAK
BĠLEġĠKLERĠN KAYNAMA NOKTASININ
SIRALANIġI

BileĢiklerin kaynama noktası yüksekten düĢüğe doğru aĢağıda
sıralanmıĢtır:
• Ġyonik bileĢikler
82
• Hidrojen bağlı polar moleküller
• Dipol–dipol bağlı polar moleküller
• Yalnız London kuvvetleri içeren moleküller (Apolar moleküller)

YALNIZ LONDON KUVVETLERĠ ĠÇEREN
MOLEKÜLLERĠN KAYNAMA NOKTALARININ
KENDĠ ARALARINDA SIRALANIġI

• Molekül ağırlığı yüksek olanın kaynama noktası yüksektir.
• Molekül ağırlıkları aynıysa temas yüzeyi yüksek olanın kaynama
noktası yüksektir.

HÂL DEĞĠġTĠRME ANINDA KIRILAN
KĠMYASAL BAĞIN CĠNSĠ, ĠYONĠK
BĠLEġĠKLERDE VE KOVALENT
BĠLEġĠKLERDE FARKLIDIR

• Hâl değiĢikliğinde tanecikler arası mesafenin değiĢmesi,
kovalent bileĢikler için geçerlidir; burada kırılan tanecikler arası
bağdır.
• Kovalent bileĢiklerin hâl değiĢtirmesinde tanecik içi kimyasal bağ
aynen kalır.
• Ġyon yapılı bileĢikler hâl değiĢtirirken ise tanecik içi kimyasal bağ
olan iyonik bağ kırılır.

MĠKRO ÂLEMDE KĠMYASAL BAĞ DIġINDAKĠ
ÇEKĠMLER

• Atom içinde, her Ģey zıddıyla dengelenmiĢtir:
a) Protonların birbirini itmesi nükleer kuvvetle (bağlanma
enerjisi) dengelenmiĢtir.
83
b) Elektronların birbirini itmesi zıt spinli dönüĢle dengelenmiĢtir.
c) Protonla elektronun birbirini çekmesi merkezkaç kuvvetiyle
dengelenmiĢtir.
• Atomun yapısında eĢit sayıda proton (+) ve elektron (–)
olmasıyla denge sağlanmıĢtır.
• Proton ile elektron birbirini çeker. Elektrondaki merkezkaç
kuvveti bu çekimi zıt yönde dengeler.
• Elektronlar, atom çekirdeği etrafında ikiĢerli dolanırlar. Biri saat
yönünde, diğeri ise saat yönünün tersi yönde döner. Böylece
elektronlar da, kendi aralarında eĢlenmiĢtir.
• Kâinatın herhangi bir noktasında bir partikül yaratılınca onunla
birlikte zıt ikizi de meydana gelir.
• Elektronun zıt ikizi pozitron, protonun zıt ikizi anti proton,
nötronun zıt ikizi anti nötron, nötrinonun zıt ikizi anti nötrinodur.
• Proton ve nötronun meydana geldiği kuark adı verilen partiküller
de çiftler hâlindedir: Yukarı kuark–aĢağı kuark, üst kuark–alt
kuark, tuhaf kuark–tılsım kuark.
• Bildiğimiz atoma karĢılık olarak; çekirdeği negatif, elektronu
pozitif olan atomlar da vardır. Bu atomlardan oluĢan madde;
maddenin zıt eĢi veya anti madde olarak adlandırılır. Anti madde
bazı yıldız sistemlerinde bulunmaktadır.
• Elektriğin de pozitif ve negatif olmak üzere iki cinsi vardır.

NORMO ÂLEM VE MAKRO ÂLEMDE
GÖRÜLEN ÇEKĠMLER

• Vücut sıvılarında pozitif iyon kadar da negatif iyon vardır.
• Ġnsanlar ve hayvanlar, erkek ve diĢi olarak çift var edilmiĢlerdir.
• Bitkilerde çoğalma tozlaĢmayla sağlanmaktadır.
• Yağmur damlaları pozitif ve negatif tanecikler olarak inmektedir.
• Bulutların pozitif ve negatif olanı vardır.
• Mıknatısın da iki ucunda güney kutup ve kuzey kutup olmak
üzere birbirine zıt iki kutbu vardır. Bir mıknatıs ne kadar küçük
84
parçalara ayrılırsa ayrılsın her seferinde iki ayrı kutup meydana
gelir.
• Dünyamız da dev bir mıknatıs gibidir. Kuzey kutup ve güney
kutup olmak üzere iki zıt kutba sahiptir.
• Gezegenler arasında da kütleyle doğru orantılı, aradaki
uzaklığın karesiyle ters orantılı olan Newton kanunu olarak
adlandırılan çekim vardır.

EVRENĠN SĠNESĠNDEKĠ CĠDDĠ VE HAKĠKĠ
AġKIN BĠR ÇEġĠDĠ: KĠMYASAL BAĞLAR
(KĠMYASAL BAĞLARIN FARKLI BAKIġ
AÇISIYLA OKUNMASI)

CANLILARDAKĠ MUHABBET TANECĠKLER
ARASINDAKĠ KĠMYASAL BAĞDIR

• Ağacın mahiyetinde olmayan bir Ģey, esaslı bir surette
meyvesinde bulunmaz. Evren (kâinat) ağaca benzetilirse
meyvesi insan olur. Ġnsan meyvesindeki ciddi aĢk gösterir ki;
evren ağacında –fakat baĢka baĢka Ģekillerde– hakiki aĢk ve
muhabbet bulunuyor.
• Evrenin sinesindeki Ģu hakiki muhabbet ve aĢk, çekim kuvveti
adıyla karĢımıza çıkıyor.
• Evren ağacı mikro, normo ve makro âlemden oluĢur.
• Mikro âlemdeki çekim kuvvetinin bir kısmına kimyasal bağ adını
veriyoruz. Mikro âlemde bir de proton ile nötron arasındaki
çekim vardır.
• Mikro âlemdeki varlıklarda çok suretlerde tezahür eden kimyasal
bağ adını verdiğimiz çekimler ile normo ve makro âlemdeki diğer
incizaplar, cezbeler, cazibeler; uyanık olan akıl ve kalplere
insaniyete layık bir surette yükselmeyi, hakiki insan olmayı
gösterir!
• Gezegenler arasında da kütleyle doğru orantılı, aradaki
85
uzaklığın karesiyle ters orantılı olan Newton kanunu olarak
adlandırılan çekim vardır.
• Daha bunlar gibi çift olan bilmediğimiz nice Ģeyler vardır.
• Kimyasal bağ, insanı gerçek aĢkın derinliklerine çeker; çünkü
kendi kalbinde olduğu gibi sonsuz evrende de her Ģeyin aĢk
etrafında cereyan ettiğini bilimsel olarak öğrenmiĢ olur.

ATOM BAġIBOġ DEĞĠLDĠR

• “Bir tek atom bile baĢıboĢ değildir.” sözünde bir atomun diğer
atomlarla çekiminden söz edilmektedir. Bu çekim, kimyasal
bağdır.
• Her bir insan da atom gibi olmalıdır. Zaten insanlığı tam
yaĢayan gerçek insanlar, atom parçası gibidir; baĢıboĢ
değildirler.
• Aile, bütün fertleriyle bir moleküldür. Akrabalık, milliyet vb.
irtibatlar vardır.
• Medeniyet, insan sevgisi doğurur. Rus ve Ermeni ile olan,
hürriyet tanıma bağımız bile, hakiki dünya birliği Ģuurunun
temelini oluĢturmaktadır.

KRĠSTAL ÇEġĠTLERĠ

• ĠYONĠK KRĠSTALLER: Metal– ametal bileĢiklerinin bir kısmı
kristal suyu içerdiğinde kristal yapıdadır (CuSO
4
x 5H
2
O); bir
kısmı kristal suyu içermediği hâlde kristal yapıdadır (NaCl). Az
bir kısmı ise kristal yapıda değildir (NaOH).

• METAL KRĠSTALLERĠ: Metal atomları birbirleriyle metal bağı ile
bağlıdırlar ve belli geometrik Ģekiller meydana getirirler. Buna
metal kristalleri denir.

• YARI METAL KRĠSTALLERĠ: Karbon allotroplarından olan
86
elmas ve grafitte; silisyum allotroplarından akik taĢı, kuvars ve
çakmak taĢında görülen kristallerdir (elementel kıymetli taĢlar).

• AMETAL KRĠSTALLERĠ: Fosforun ve kükürdün allotroplarında
görülen kristallerdir (Rombik kükürt, monoklin kükürt, beyaz
fosfor, kırmızı fosfor).

• MOLEKÜL KRĠSTALLER: SiC (silisyum karbür), SiO
2
(silisyum
dioksit), BN (bor nitrür), H
2
O
(k)
gibi ağ örgülü katılarda görülen
kristaldir.

ALLOTROPUN GÖRÜLDÜĞÜ
ELEMENTLER VE ÖNEMĠ

• Allotrop C, Si, P, S ve O‟de görülür.
• C canlıların, Si toprağın, P beynin, O havanın esas maddesidir.
S‟ün proteinlerde önemli bir yeri vardır.
• CO
3
–2
(karbonat), SiO
3
–2
(silikat), PO
4
–3
(fosfat) ve SO
4
–2
(sülfat)
doğadaki en önemli anyonlardır.
• Doğadaki önemli maddeler hem çok bulunur hem de allotrop vb.
farklı farklı Ģekillerde karĢımıza çıkar.

BĠLEġĠKLER NASIL
OLUġUR?
ELEMENTLERDEN BĠLEġĠK OLUġMASI

• EVREN VAR OLDUĞUNDA OLUġAN BĠLEġĠKLERE ÖRNEK
H + H → H
2
+ enerji

87
• HER AN OLUġANAN BĠLEġĠKLERE ÖRNEK
C + O
2
→ CO
2
+ enerji

DALTON‟UN TANECĠKLĠ YAPIYI
AÇIKLAMADA TAKĠP ETTĠĞĠ YOL

• Dalton, maddeleri tarttı.
• BirleĢtirdi.
• Bazısının 1/2, bazısının 7/4, bazısının 1/8 oranında birleĢtiğini
gördü.
• Buradan Ģu sonuca gitti: Madde tanecikli yapıdadır.

BĠLĠM ADAMI ELEMENT BULMAK ĠÇĠN MĠ ĠġE
BAġLAMIġTIR?

• EVET! Günümüzde nükleer laboratuvarlarda yapay elementler
elde edilmektedir.
• HAYIR!
Fe
2
O
3
+ 3C + yüksek sıcaklık → 2Fe + 3CO
• Fe
2
O
3
, doğada hematit adındaki demir bileĢiğidir; kömürle
ısıtıldığında demir elementi elde edilir. Ġlk elde ediliĢi gayriiradi
olabilir.

ĠNSANLAR SÖNMÜġ KĠREÇ BĠLEġĠĞĠNĠ
NASIL KEġFETTĠ?
(SENORYA ÜRETMEK!)

• Kireç taĢını ısıttılar.
CaCO
3
+ yüksek sıcaklık → CaO + CO
2
• Yağmur yağınca bulamaç oldu.
CaO + H
2
O → Ca(OH)
2
• Elleri kirlenince duvara sürdüler.
• Duvarın kirliliği gitti.
88
• Böylece badana maddesi keĢfedilmiĢ oldu.

ELEMENT TANIMIYLA ĠLGĠLĠ SÖYLEM
HATALARI

• Her elementin yapı taĢı atom değildir. Yapı taĢı molekül olan
elementler de vardır. Bunlara element molekülleri denir.
• Element tanımında; “aynı cins atomdan oluĢan saf madde”
derken izotoptan söz etmelidir; çünkü her bir aynı cins atomun
farklı izotopu vardır; bu yönden farklı atom olmaktadır.

BĠLEġĠK TANIMIYLA ĠLGĠLĠ SÖYLEM
HATALARI

• Her bileĢiğin yapı taĢı molekül değildir. Yapı taĢı formül–birim
olan bileĢikler de vardır.
• BileĢik diyebilmemiz için farklı cins atomların kimyasal yolla
birleĢmesi gerekir. Aynı cins atomların kimyasal yolla
birleĢmesinden oluĢan element molekülleri, elementtir; bileĢik
değildir.

ĠYONĠK BAĞLI BĠLEġĠKLERDE NĠÇĠN
MOLEKÜL FORMÜLÜNDEN SÖZ EDĠLEMEZ?

• Ġyonik bağlı bileĢiklerin erimiĢ hâllerinde ve çözeltilerinde,
molekül formülünden söz edilemez; çünkü iyonlar serbest hâle
geçmiĢlerdir. Katı hâlde zaten molekül yoktur; formül–birim
vardır.
• Molekül, kovalent bağlı bileĢiklerin yapı taĢıdır. Ġyonik bağlı
bileĢiklerin yapı taĢına molekül denmez; formül–birim denir.

YEMEK TUZU KRĠSTALLERĠ VE FORMÜL–
89
BĠRĠM

• NaCl
(k)
‟da 1 tane Na
+1
(k)
iyonu 6 tane Cl
–1
(k)
iyonu ile 1 tane Cl

1
(k)
iyonu da 6 tane Na
+1
(k)
iyonu ile çevrilidir.
• Böylece kristal yapı oluĢmuĢtur.
• Kristal yapının formülü, Na
6
Cl
6
Ģeklinde gösterilir.
• Formül–birim ise NaCl Ģeklinde gösterilir.

KĠMYASAL REAKSĠYON
YERĠNE KĠMYASAL REAKSĠYON TEPKĠME
DĠYELĠM MĠ?

• Kimyasal tepkime ile kimyasal reaksiyon eĢ anlamlıdır.
• Eskiden kimyasal reaksiyon denirdi, bir ara kimyasal tepkime
tabiri kullanıldı, günümüzde yine kimyasal reaksiyon deniyor.
• Türkçemizde reaksiyon, tepki göstermek demektir. Bu nedenle
de reaksiyon ile tepki göstermek aynı anlama gelir.
• Türkçede aynı anlamı taĢıyor diye kimyasal reaksiyon
sözcüğünden tepki göstermek, karĢı koymak gibi anlamlar
çıkarılmamalıdır. Anlamı baĢkadır.
• Kimyadaki reaksiyon, Batı dillerinden Türkçemize geçtiğinden
Batı dillerindeki anlamını taĢımaktadır. Bu anlam Ģöyledir:
• “Re”, yeniden demektir.
• Reaksiyon, yeniden aksiyon manasınadır. “Reaksiyondan önce
de aksiyon vardı. Reaksiyondan sonra da aksiyon var.”
demektir.
• Kimyasal reaksiyona, kimyasal tepkime dediğimizde; bütün bu
anlamları aklımıza getirmeliyiz. Sonra söyleyebiliriz.

DOĞAL KĠMYASAL REAKSĠYONLARDA
GEREKLĠ ġARTLAR

• Tepkimenin ekzotermik olması
90
• BirleĢme kabiliyeti olması
• EĢik enerjisini aĢabilecek gerekli aktivasyon enerjisine sahip
olması
• BirleĢecek maddelerin yeterli olması
• Uygun Ģartlar olması

BĠLEġĠKLER KONUSUYLA ĠLGĠLĠ SOSYAL
ALANDA KULLANILAN KĠMYA KELĠME VE
DEYĠMLERĠ

• Aile, toplumun molekülüdür.

TEMĠZLĠK MADDELERĠ
ÇAMAġIR SUYU

• ÇamaĢır, bulaĢık, fayans, ıslak zemin, tuvalet, banyo
temizliğinde kullanılır.
• ÇamaĢır ve bulaĢıkta; 2 litre suya 1 yemek kaĢığı çamaĢır suyu
katılır.
• Diğer temizliklerde; saf olarak kullanılabilir.
• ÇamaĢır suyunun formülü NaClO‟dir. Sodyum hipoklorür veya
sodyum hipoklorit diye okunur.
• Saf (% 100‟lük) sıvıdır; çözelti değildir.

TUZ RUHU ÜRETĠMĠ

H
2(g)
+ Cl
2(g)
→ 2HCl
(g)

HCl
(g)
+ su → HCl
(suda)

Temizlikte doğrudan kullanılan % 36‟lık deriĢik HCl (hidroklorik
asit), tuz ruhudur; sıvıdır.

Fayans, taĢ vb. ıslak zeminde, ağır
91
kirleri temizlemek için kullanılır. Tuvaletlerde de kullanılmaktadır;
fakat sağlığa zararlıdır.

ÇAMAġIR SUYU VE TUZ RUHU BĠRLEġĠNCE
AÇIĞA ÇIKAN KLOR GAZI ÖLDÜRÜR

NaClO

+ 2HCl → NaCl

+ H
2
O + Cl
2

Tuvalet temizliğinde aynı anda hem çamaĢır suyu hem de tuz
ruhu kullanılmamalıdır. Açığa çıkan Cl
2
öldürücü dozdadır.

ġEHĠR SULARININ TEMĠZLENMESĠ

• Büyük belediyelerde Cl
2
(klor) gazı katılarak Ģehir suyu
temizlenir.
• Küçük belediyelerde NaClO (sodyum hipoklorit) sıvısı katılarak
Ģehir suyu temizlenir.
• Eczanelerde musluk suyunun dezenfekte edilmesi için satılan
bileĢik ise kireç kaymağı diye bilinen Ca(ClO)
2
(kalsiyum
hipoklorit) tabletleridir.
• En zararlısı Cl
2
gazıyla yapılan klorlamadır.
• Cl
2
gazı yeĢil renklidir.
• NaClO (sodyum hipoklorit), renksiz ve saydam sıvıdır.
• Ca(ClO)
2
(kalsiyum hipoklorit) ise beyaz tozdur.

KLOR YERĠNE ÇAM ÇIRASI KULLANILABĠLĠR
MĠ?

• Çam çırasının sudaki dezenfektan etkisi, ispatlanmıĢtır.
• Dezenfektan etki; mikrop üremesini engelleyen ve mikrobu
öldüren etkidir.
• Eskiden su depolarına çam çırası konurdu.
• Çam ağacından imal edilmiĢ su testileri, geçmiĢte çok yaygındı.
92

AMONYAK ÜRETĠMĠ

N
2
+ 3H
2
+ yüksek sıcaklık ve basınç ⇌ 2NH
3
+ 22 kcal
Amonyak, çoğu temizlik malzemesinin bileĢimine girer. % 25‟lik
olan deriĢik amonyak 5–10 misli seyreltildikten sonra doğrudan
temizlik maddesi olarak koltuk, döĢeme, halı temizliğinde ve
kumaĢ lekelerinin çıkarılmasında kullanılır. GümüĢ eĢyalar da
amonyakla temizlenir.

SODA (ÇAMAġIR SODASI)

• Van gölü suyu; çamaĢır sodası çözeltisidir. Saf hâlde de
Beypazarı‟nda bulunur.
• Doğada; beyazımsı renksiz, Ģeffaf, saf taĢ Ģeklinde bulunur.
Piyasadakiler, sodanın toz edilmiĢidir.
• ÇamaĢır sodasına, trona da denir.
• Van gölündeki çamaĢır sodası, dünyanın ihtiyacını karĢılayacak
kadar çoktur.
• Formülü, Na
2
CO
3
‟tür.
• Ġleride sabun ve deterjanın yerini alacak kıymette bir
kaynağımızdır.
• Yalnız “soda” denildiğinde, çamaĢır sodası anlaĢılır; yemek
sodası anlaĢılmaz.

EN ÖNEMLĠ KAYNAKLARIMIZ (YER ALTI
ZENGĠNLĠKLERĠMĠZ)

Madenlerimizi, değerli taĢlarımızı ve cevherlerimizi bulmak,
zamanı gelince çıkarmak ve iĢlemek; endüstriyel kalkınmamızın
aslı, esası ve kaynağıdır. Yerin derinliklerinde çok zenginlikler
vardır. Enerjinin hem kolay ele geçmesi hem de pahalı
olmaması tercih nedenidir.

93
• TORYUM (TOR)
• BOR
• TĠTANYUM
• URANYUM
• ALTIN
• GÜMÜġ
• HĠDROJEN
• ALÜMĠNYUM CEVHERĠ
• BAKIR
• PERLĠT
• TUZ
• SODA (TRONA)
• PETROL
• DOĞAL GAZ
• SU
• FOSFAT CEVHERLERĠ

DOĞAL KAYNAKLARIMIZDAN BAZILARININ
BULUNDUĞU YERLER

• Petrol, ġırnak‟ta bulunur.
• Titanyum Isparta‟da bulunur.
• Alüminyum, Hakkâri‟de, SeydiĢehir‟de ve Toros dağlarında
bulunur.
• Ülkemizdeki toryum madeni kaynakları EskiĢehir–Sivrihisar–
Beylikahır–Kızılcaören köyünde ve Malatya‟da Hekimhan–
Kulancak‟tadır.
• Tuz, KırĢehir‟de bulunur.
• Altın, Hatay ve Konya‟da bulunur.
• Bakır, Ergani ve Murgul‟da bulunur.

HANGĠ ÖNEMLĠ CEVHER REZERVĠNDE
DÜNYADA BĠRĠNCĠYĠZ?

94
• Dünyadaki bor cevherinin % 76‟sı Türkiye‟dedir.
• Dünyadaki toryum cevherinin % 80‟i Türkiye‟dedir.
• Dünyadaki titanyum cevherinin % 100‟ü Türkiye‟dedir.

ÇEġĠTLĠ KAYNAKLARDA ÜLKELERĠN MADEN
YÜZDELERĠ NĠÇĠN FARKLIDIR?

• Bir element, farklı cevherlerden elde edilebilir. ġayet herhangi
bir elementin; cevherdeki yüzde içeriği azsa ve günümüz
tekniğine göre henüz o cevherden elde edilmesi ucuz yolla
gerçekleĢtirilemediyse, o kaynak yok sayılıyor.
• Ülkemizde çok bulunan titanyumun bir görevi de, uydu
haritalarında maden kaynaklarımızı tam göstermemektir.
• Hazinelerin üstünü örtme konusu, kaynaklarımızın üstüne
üĢüĢülmesini önlemesi açısından günümüzde önem
taĢımaktadır. Biz, hazinenin üstünü örtüyor veya örttürüyor
olabiliriz.
• KapatılmıĢ araziler bor dıĢında olabilir. Bor madeni
devletleĢtirilmiĢtir. KapatılmıĢ araziler, devlet dıĢında cereyan
eder. Devlet kendi, arazi kapamaz. Kapasa da, “kapadım”
demez. Derse Abdülhamit siyaseti olmaz.
• Cevher olmasına rağmen, bizi uyutmak için yabancı güçler “yok”
diyebilirler. Gerçekten, özellikle de eski yıllarda, aldanmıĢ
olabiliriz veya salağa yatıyoruzdur.
• Yer altı zenginliklerinde değiĢim de vardır. Örneğin; günümüze
gelene kadar kaç defa denizler dağ, dağlar da deniz olmuĢtur.
• Henüz muttali olmadığımız baĢka zenginliklerimiz de vardır.
Zenginliklerimizi araĢtırma aĢkı, sonsuza dek ilim insanlarınca
sürdürülmelidir. Maddeten terakkimiz buna da bağlıdır.

KENDĠ DERĠNLĠKLERĠMĠZDEN GAFĠL
YAġAMAMALIYIZ

• Kendi derinliklerimizden gafil yaĢamamalıyız. Diğer derinlikler
95
gibi, yerin derinlikleri de insanı mest eder. Bor, toryum ve altın
bizi mest etmeye yetecek en önemli yer altı zenginliklerimizdir.
• Yaratıcı kendine “Gizli Hazine” demiĢtir. Bunun anlamı, yer altı
hazinelerinin keĢfi oranında, insanın Yaratıcı‟ya da
yanaĢmasıdır.
• Yaratıcı, arz ve semaya sığmamıĢ, mümin kulunun kalbine
sığmıĢtır.
• Ġnsanlar, madene benzetilebilir. Her bir insan, farklı bir maden
gibidir. Altın, en kıymetli madendir. Altın, Türkiye‟de azdır.
Yeryüzünde de altın rezervi azdır. Bununla beraber ekstradan
altın yaratılabilir; buna inancımız tamdır.

HAYATIMIZDAKĠ BAZI
ELEMENTLER VE
KULLANIM ALANLARI
• Zn (ÇĠNKO): Pirinç alaĢımında çinko ve bakır vardır. Çatı
kaplamalarında, otomobil endüstrisinde, kaplamacılıkta ve boyar
madde üretiminde kullanılır.

• H
2
(HĠDROJEN): Sıvı hidrojen roket yakıtıdır. H
2
gazı; margarin
elde edilirken sıvı yağların doyurulması iĢleminde, uçan
balonlarda, NH
3
(amonyak), HCl (hidroklorik asit) ve CH
3
OH
(metil alkol) bileĢiklerinin sentezinde kullanılır. Havanın hacimce
% 0,00005‟i hidrojendir.


• Pb (KURġUN): Matbaacılıkta, çatıların kaplanmasında, boru,
halat, akü ve boya yapımında kullanılır. Lehim; kurĢun ve kalay
karıĢımıdır. Saçma; kurĢun ve arsenik karıĢımıdır. Matbaa harfi;
kurĢun, kalay ve antimon karıĢımıdır.

96

• Ti (TĠTANYUM): Ġlk olarak titan uydusunda keĢfedildiğinden bu
isim verilmiĢtir. Tıpta beyin tümörlerinin tedavisinde, güdümlü
mermi ve uçak gövdesi imalinde, uydu alıcılarını saptırmada ve
aĢınmayan balata üretiminde kullanılır. Titanyum ile krom
karıĢımından oluĢan alaĢımdan, elektrik israfının olmadığı
elektrik kablosu yapımında faydalanılır.

• W (VOLFRAM VEYA TUNGSTEN): Ampullerin içindeki teller
volframdır.

• P (FOSFOR): Kırmızı fosfor, kibrit üretiminde kullanılır.
• I
2
(ĠYOT): Tentürdiyot; I
2
(iyot) ve KI (potasyum iyodür)‟ün
C
2
H
5
OH (etil alkol)‟deki çözeltisidir. Radyoaktif izotopu,
hipertiroidizimde kullanılır.


• Ne (NEON) VE Ar (ARGON): Flüoresanlı lambalarda tüplerin
içine bu gazlar doldurulur. Havanın hacimce % 0,0012‟si neon,
% 0,94‟ü ise argondur.

• Si (SĠLĠSYUM): Kuvars, akik taĢı ve çakmak taĢı silisyum
kristalidir.

• Bi (BĠZMUT), Po (POLONYUM), At (ASTATĠN), Rn (RADON),
Fr (FRANSĠYUM), Ra (RADYUM), Ac (AKTĠNYUM), Th
(TORYUM), Pa (PROTAKTĠNYUM), U (URANYUM): Radyoaktif
elementlerdir. Enerji üretimi ve ıĢın elde edilmesinde kullanılır.

• Sn (KALAY): Teneke, kalaylanmıĢ sacdır. Sac, ince demir–çelik
ürünüdür. Bronz (tunç) alaĢımı; kalay ve bakırın karıĢımıdır.
Lehim; kurĢun ve kalay karıĢımıdır. Matbaa harfi; kurĢun, kalay
ve antimon karıĢımıdır.

• Cr (KROM): Çelik üretiminde ve kaplamacılıkta kullanılır.
97

• Mn (MANGAN): Sert çelik imalinde kullanılır. Panzer paletleri,
manganlı çeliktir. Madeni para alaĢımında da, mangan metali de
vardır.

• Pt (PLATĠN): Platin tel ve platin elektrot gibi laboratuvar
araçlarında, takı yapımında, sanayide sıvı yağlardan
hidrojenlendirmeyle margarin elde edilmesinde katalizör olarak,
cerrahide ve diĢ protezlerinde kullanılır.

• O
2
(OKSĠJEN): Havanın hacimce % 21‟i azottur; azot solunum
maddesidir. Kaynakçılıkta ve çelik endüstrisinde kullanılır.
Oksijenin allotropu O
3
(ozon); havanın hacimce % 0,00006‟sıdır.
Ozon tabakası, güneĢ ıĢınlarının zararını filtre eder.

• Cu (BAKIR): Elektrik kablosu, mutfak aracı, elektrot ve süs
eĢyası yapımında kullanılır. Bronz (tunç) alaĢımı; kalay ve
bakırın karıĢımıdır. Pirinç; bakırın çinkoyla olan alaĢımıdır.
Bakırın erime noktası düĢüktür. Bakır, yeryüzünde elementel
hâlde bulunan beĢ metalden birisidir. Bakır, korozyona karĢı
dayanıklı bir metaldir. Bu sayılan özelliklerinden dolayı; eskiden
beri, hatta günümüzde de bakırdan faydalanılmıĢtır.
Ġnsanoğlunun geçmiĢten günümüze; medeniyette ilerlemesi ve
maddi güç yönüyle önemli bir kalkınma elde etmesi; bakırın
eritilmesi iledir.


• Hg (CIVA): Termometre yapımında, bileĢik elde edilmesinde,
barometre üretiminde, cıva buharlı lamba imalinde kullanılır.
Amalgam alaĢımı, diĢ hekimliğindeki diĢ dolgu maddesidir; cıva
ve gümüĢten oluĢur.

• Ni (NĠKEL): Paslanmaz çelik üretiminde, madeni para
yapımında kullanılır. Magma; erimiĢ demir ve erimiĢ nikeldir.

• S (KÜKÜRT): Tarımsal mücadelede ve akülerin sıvısı olan
98
sülfürik asit üretiminde kullanılır.

• Al (ALÜMĠNYUM): Otomobil, gemi, vagon ve uçak yapımında;
elektrik ve kimya endüstrisinde; mutfak araç–gereçlerinin ve
elektrikli ev aletlerinin imalinde kullanılır. Vagonlar, alüminyum
metalinden olmalıdır; çünkü alüminyum metali hafiftir. Vagonlara
demir taĢıtmamalıdır. Manavgat suyu adı altında Toros
dağlarında Al araĢtırıyoruz.

• Fe (DEMĠR): Ġnsanlık, sosyal yaĢamında demire çok muhtaçtır.
ĠnĢaat sektöründe, harp sanayisinde, otomotiv ve ulaĢım
alanında demir–çelik endüstrisinin önemi çok büyüktür.
Mekanik, elektronik vb. her dalda kullanılan, her çeĢit alet
demirden yapılır. Demiri hamur gibi yumuĢatmak, tel gibi
inceltmek ve Ģekil vermek, endüstriyel kalkınmanın aslı, anası,
esası ve kaynağıdır. Bu sebeple demirin önemine vurgu için;
“Demir yerden çıkmıyor, gökten iniyor.” denmiĢtir. Yerkürenin
merkezi; erimiĢ demir ve erimiĢ nikel karıĢımıdır. Semadan
düĢen taĢlara, gök taĢı denir. DüĢen gök taĢlarının tetkik edilen
parçalarında; demir, çelik ve baĢka maddeler karıĢık olarak
bulunmaktadır.

DEMĠR–ÇELĠK ENDÜSTRĠSĠNDE DEMĠR
HEMATĠTTEN ELDE EDĠLĠR

• HEMATĠT: Fe
2
O
3
formülüyle gösterilen demir(III)oksit filizidir.
Diğer adı kırmızı demir taĢıdır. Fe
2
O
3
‟ün C (kömür) ile
ısıtılmasından Fe (demir), elde edilir.
Fe
2
O
3
+ 3C + yüksek sıcaklık → 2Fe + 3CO

ÇEKĠRDEĞĠNDE NÜKLEON BAġINA DÜġEN
BAĞLANMA ENERJĠSĠNĠN EN YÜKSEK
99
OLDUĞU ELEMENT: DEMĠR

• Demirin bağlanma enerjisi en yüksektir.
• Bağlanma enerjisinin en yüksek oluĢu, ileride demir çekirdeği
parçalanabilir anlamına gelebilir.
• Yerkürenin çekirdeğinde demir vardır.
• Çekirdekte ağaca ait özelliklerin tamamı bulunur.
• Günümüzde dünyada yaklaĢık 90 doğal element tespit
edilmiĢtir.
• Demir dünyanın çekirdeği olduğuna göre acaba demirde de
dünyadaki doğal elementlerin bütünü var mıdır?
• Magma tabakasındaki yüksek sıcaklığın, demirin nükleer
reaksiyonundan kaynaklandığı bilinmektedir. Bu yüksek sıcaklık,
demiri eritmektedir.
• Demirde elementlerin çoğunun geçtiği bugün keĢfedilmiĢtir.
• ĠĢte bunlardan dolayı ileride demir çekirdeğinin parçalanarak
çeĢitli elementlerin elde edilebileceğini söyleyebiliriz.

• Os (OSMĠYUM): Kaliteli tükenmez kalemlerin ucu osmiyumdur.

• Kr (KRĠPTON) VE Xe (KSENON): Fotoğrafçılıkta, çok hızlı
hareket eden cisimlerin görüntülenmesinde kullanılır. Havanın
hacimce % 0,0001‟i kripton ve % 0,94‟ü ise ksenondur.

• N
2
(AZOT): Havanın hacimce % 78‟i azottur. Azot; amonyak ve
nitrik asit üretiminde kullanılır.

• Th (TORYUM): Önümüzdeki yıllarda nükleer reaktörlerin yakıtı
toryumdur.

• Mg (MAGNEZYUM): AlaĢımları uçak, füze ve ev eĢyası
yapımında, ayrıca fotoğrafçılıkta flaĢ olarak kullanılır.

• He (HELYUM): Uçan balonların ĢiĢirilmesinde kullanılır. Havanın
hacimce % 0,000009‟u helyumdur.

100
• Rn (RADON): Kanser tedavisinde alfa ıĢını kaynağı olarak
kullanılır.

• C (KARBON): Kömür, elmas ve grafit olmak üzere üç allotropu
vardır. Kömür yakacak, elmas ziynet eĢyası, grafit ise elektrot ve
kurĢun kalem ucu olarak kullanılır.

• U (URANYUM): Nükleer reaktörlerde hâlen kullanılan yakıttır.
Ağrı dağında, Soma‟da ve Van gölünde uranyum yatakları
vardır.
B (BOR)

• Dünya bor rezervinin % 76‟sı Türkiye‟dedir. Bor madeninin
üretiminde ve ihracatında Türkiye dünyada birinci sıradadır.
• Ülkemizde en çok bor Kütahya–Emet‟te bulunmaktadır. Bolu
tüneli havalisinde de bor bulunmuĢtur. Bolu tüneli yapımı 15
sene sürmüĢtür.
• Ülkemizdeki bor üretim merkezleri; Balıkesir–Bandırma,
Balıkesir–Bigadiç, EskiĢehir–Kırka, Bursa–Kestelek‟tedir.
• Bor bileĢikleri, hidrojen kaynağıdır. Bordan elde edilen hidrojen,
yakıt olarak kullanılır. Bor bileĢiğinin içerdiği hidrojen yakıtıyla
çalıĢan arabalar vardır. Bunlara bor arabaları denir. Yine bor
cevherindeki hidrojenin, hava oksijeniyle yanması suretiyle
çalıĢan bor pili ve bor rektörü de vardır. Borun yakıt olarak
kullanılması, en önemli kullanım alanıdır. Bu alanda, gelecekte
çok ileri geliĢmelerin olacağı tahmin edilmektedir.
• Önemli bir diğer kullanım alanı da bor alaĢımlarıdır. Borun
çelikle olan alaĢımı elastikiyet kazanır. Bu özelliğinden dolayı
150 katlı binalarda kullanılır.
• Uzay mekiği yapımında da bor kullanılmaktadır.
• LCD televizyon ekranı yapımında da bor kullanılmaktadır.
• Bor madeni 400 farklı alanda katkı maddesi olarak
kullanılmaktadır.
• Bor; deterjan, seramik, ısı izolasyonu, ilaç, elektronik, tarım,
sağlık, tekstil, cam vb. pek çok sektörde yaygın olarak kullanılır.
101
• Borun dünya fiyatını Türkiye belirlemektedir. Bor madeni Türkiye
için stratejik öneme sahiptir, ülkemizi ilerilere götürecek bir
kaynaktır.
• Günümüzde bor, en çok borik asit olarak ihraç edilmektedir.
Borik asit, yapay bir bileĢiktir.
• Bor, doğada genelde cevherleri hâlinde bulunur.
• Nadiren elementel hâlde de bulunur.
• Elementel hâldeki kullanım alanları ve yakıt olarak kullanımı
aslında çok daha önemlidir.
• ÇeĢitli yöntemlerle, doğal bor bileĢiğinden bor elementi elde
edilir. Türkiye‟de bu üretime henüz baĢlanmamıĢtır.

BOR CEVHERLERĠ

• Na
2
B
4
O
7
x 10H
2
O (SODYUM TETRABORAT DEKAHĠDRAT):
Tabiattaki boraks bileĢiğidir. Cam yapımında ve suların
sertliğinin giderilmesinde kullanılır.

• NaBO
2
H
2
O
2
x 3H
2
O (KATI PETROL): Doğadaki bor filizinin en
önemlisidir. Bu bileĢikten elde edilen H
2
ile havadaki O
2

yakılarak enerji elde edilir.

• NaBO
3
X 4H
2
O (SODYUM PERBORAT TETRAHĠDRAT):
Otomobil camı imalinde yaygın olarak kullanılır.

• KALSĠNE TĠNKAL: % 33 B
2
O
3
bileĢiği içeren bor cevheridir.
BileĢim; CaO de ihtiva eder.

• KOLEMANĠT: % 45 B
2
O
3
bileĢiği içeren bor cevheridir. BileĢim;
SiO
2
ve CaO de ihtiva eder.

KATI PETROL ADIYLA BĠLĠNEN BOR
CEVHERĠNDEN (NaBO
2
H
2
O
2
x 3H
2
O)
HĠDROJEN ELDE EDĠLMESĠ
102

• Katı petrol de denilen NaBO
2
H
2
O
2
x 3H
2
O bileĢiğinden bir dizi
reaksiyon sonucu önce NaBH
4
(sodyum borohidrür) elde edilir.
• NaBH
4
bileĢiğinin H
2
O ile tepkimesinden NaBO
2
(sodyum meta
borat) bileĢiği oluĢur.
NaBH
4
+ 2H
2
O → 4H
2
+ NaBO
2

• Son olarak da oluĢan H
2
(hidrojen) gazı havadaki O
2
(oksijen) ile
yanarak enerji verir.
2H
2
+ O
2
→ 2H
2
O + enerji

YAPAY BOR BĠLEġĠĞĠ

• H
3
BO
3
(BORĠK ASĠT): Alerjik göz kaĢıntılarında çözeltisi hâlinde
kullanılan bir ilaçtır. Yapay olduğundan ve toksik etkisinden
dolayı hassas kiĢilerde yan etki olarak gözde ağrı, yanma ve
kızarıklık görülür. Ayrıca baĢ ağrısı ve görmede geçici bozukluk
da yapar. Ayrıca pek çok sektörde yaygın olarak kullanılır.
Kütahya Emet‟te, Eti Maden ĠĢletmeleri Genel Müdürlüğüne ait
devletin borik asit fabrikası vardır. Borik asit fabrikasında; yine
Emet‟te çıkarılan bor cevherinden, borik asit elde edilmektedir.
Borik asit, beyaz toz hâlinde katı bir bileĢiktir.


BOR NĠÇĠN ÖZELLEġTĠRĠLMEDĠ? (BOR
POLĠTĠKAMIZ)

• Yakın bir geçmiĢte Türkiye‟deki bor rezervlerini uluslararası
tröstler ele geçirmeye çalıĢtılar.
• ÖzelleĢtirme günlerinde bora talipmiĢ gibi gözüken yerli firmalar,
yabancıların taĢeronuydu.
• Bu ayak oyunlarından dolayı bor özelleĢtirme kapsamından
çıkarıldı.
• Bor, Eti Maden ĠĢletmeleri tarafından çıkarılmaktadır ve
iĢlenmektedir. Eti Maden ĠĢletmeleri, bir devlet kuruluĢudur.
103
• Bor madeni Türkiye için stratejik öneme sahiptir, ülkemizi
ilerilere götürecek bir kaynaktır.

Au (ALTIN)

• Altın, kadınlarda yüksek ahlakın temini içindir.
• Altın, hem erkekte hem de kadında kadınlık hormonunu arttırır.
• Erkek ile kadın arasındaki muhabbeti altın, Ģayet kadın takarsa
arttırır.
• Altının bakır ve gümüĢ alaĢımları, altının yumuĢaklığını
gidermek için üretilir.

ALTIN REZERVLERĠMĠZ NEREDEDĠR?

• Altın yatakları ülkemizde Hatay ve Konya‟da bulunmaktadır.
• Bakır madeninin bulunduğu her yerde altın da çıkarılır. Bakır ile
altın, beraber bulunur.
• Fırat nehri Murgul‟dan geçmektedir. Murgul‟da bakır madeni
vardır. Henüz bulunmasa da Murgul‟da altın rezervi
araĢtırmaları sürdürülmektedir.

ALTIN REZERVĠNDE DÜNYA
DOKUZUNCUSUYUZ, KAYNAKLARIMIZI
ĠSPAT ETTĠĞĠMĠZDE DÜNYA ĠKĠNCĠSĠ
OLACAĞIZ

• Dünyada takı olarak kullanılan 650 000 ton altının 65 000 tonu
Türkiye‟dedir.
• Fırat‟ın suyu çekilince altından altın çıkacağı söylenmektedir.

“FIRAT‟IN SUYU ÇEKĠLĠR VE ALTIN
104
MADENĠNDEN BĠR DAĞ ZUHUR EDER.”
SÖZÜNDE HANGĠ OLAYLARA ĠġARETLER
VARDIR?

• Fırat suyunun altın değerinde olabileceği bir döneme mecaz
olarak iĢaret olabildiği gibi yapılacak barajlardan elde edilecek
gelirlere de altın sözüyle iĢaret olabilir.
• Fırat‟ın suyu tamamen çekilerek, altında çok büyük altın ve
petrol yataklarının çıkacağı da bildirilmiĢ olabilir. Ayrıca, toprak
çökmeleri neticesinde altın madeninin de bulunması olasıdır.
• Sözün devamındaki “Kim orada bulunursa bir Ģey almasın.”
sözünden de o bölgenin, bünyemizde, bir dinamit gibi,
potansiyel bir tehlike olduğunun anlatılmasında Ģüphe yoktur.

GÜMÜġ VE ALTIN CĠNSĠNDEN OLMAYAN
HAZĠNELER

• Peygamber Efendimiz buruk bir tebessümle “Müjde Tâlekan‟a!
Orada Allah'ın gümüĢ ve altın cinsinden olmayan hazineleri var.”
demiĢtir.
• Tâlekan, petrol yatakları bol olan bir mıntıkanın adıdır. Tâlekan
bölgesinde bulunan Kazvin Ģehrinde petrol çıkmaktadır. Kazvin,
günümüzde Ġran sınırları içerisindedir.
• Ġleride o bölgede uranyum, elmas vb. baĢka değerli madenler de
bulunabilir.
• Raif Karadağ “Petrol Fırtınası” adında bir kitap yazmıĢ, otel
odasında öldürülmüĢtür.

TOPRAKTAKĠ ALTINI SĠYANÜR YÖNTEMĠYLE
ÇIKARTMAK ZARARLI MIDIR?

• Bergama‟da altının çıkartılmaması için, uzun zaman yürüyüĢ
105
yapıldı. Necip Hablemitoğlu ölümünden az önce siyanür
yürüyüĢünün bahane olduğunu açıklamıĢtı.
• Bergama‟da altın çıkarılmaya baĢlandı. Senede 100 ton siyanür
kullanılıyor, tamamı yok ediliyor. Bu sebeple çevreye zararı
olmuyor.
• Ülkemizde çevreye baĢka sebeplerle atılan zaten 265 000 ton
siyanür vardır.

SĠYANÜR YÖNTEMĠYLE ALTIN ELDE
EDĠLMESĠNE AĠT KĠMYASAL REAKSĠYON
DENKLEMLERĠ

• 4Au + 8NaCN +2H
2
O + O
2

4NaAu(CN)
2
+ 4NaOH

• 2Na + 2Au(CN)
2
+ Zn →
2Au + Na
2
Zn(CN)
4

ALTININ AYARININ BELĠRLENMESĠ (ALTIN
SAHTECĠLĠĞĠNĠN ÖNLENMESĠ)

• Cabir bin Hayyan; HCl formülüyle gösterilen hidroklorik asidi (tuz
ruhu), HNO
3
formülüyle gösterilen nitrik asidi (kezzap) elde
etmiĢtir.
• Cabir bin Hayyan bu iki buluĢundan baĢka bir de; 3 hacim
deriĢik HCl ile 1 hacim deriĢik HNO
3
karıĢımından oluĢan,
günümüzde de bütün dünyada kullanılan kral suyunu
keĢfetmiĢtir.
• Altın, yalnız kral suyuyla kimyasal reaksiyona girer. Kral suyu,
baĢka hiçbir elementle kimyasal reaksiyona girmez.
• Bu özellikten; hem altının saf olup olmadığının anlaĢılmasında,
hem de altın alaĢımlarındaki altının yüzde bileĢim miktarının
bulunmasında (altının ayarının tayini) yararlanılır.
106
• Altının saflığının belirlenmesi ve özellikle sahteciliğin
önlenmesinde günümüzde de kullanılan dört iĢlem basamağı
olan en yaygın ve önemli bir yöntemdir.
• Birinci basamakta; altın yüzdesi tayin edilmek istenen metal
karıĢımından oluĢan bileĢimden (ayarından veya sahteliğinden
Ģüphe edilen altın) hassas tartım alınır.
• Ġkinci basamakta; üzerine kral suyu ilave edilir. Kral suyuyla,
yalnız altın kimyasal reaksiyona girdiğinden yalnız altının
bileĢikleri oluĢur; gümüĢ, bakır, nikel, çinko gibi altınla beraber
bulunması muhtemel olan metallerin bileĢikleri oluĢmaz. Altın
yükseltgenmiĢ; diğer metaller ise kimyasal reaksiyona girmemiĢ
olur.
• Üçüncü basamakta ise; ikinci basamakta oluĢan altın
bileĢiğindeki altın katyonu, tekrar sıfır değerlikli altına indirgenir.
Bu iĢlem Ģöyle yapılır: Altın bileĢiğindeki altın katyonu, Fe
+2
çözeltisi ile reaksiyona sokulur; böylece altın katyonu tekrar
elementel altına indirgenir, Fe
+2
ise Fe
+3
‟e yükseltgenir.
• Dördüncü (son) basamakta ise; ele geçen saf altın tartılır;
baĢtaki tartımla oranlanarak altının yüzde safiyeti bulunmuĢ olur.

EVRENĠN %90‟ı ELEMENTEL HĠDROJEN

• Yıldızlarda ve gezegenlerin birçoğunda elementel hidrojen
bulunur. Evrenin %90‟ı elementel hidrojendir. Elementel
hidrojen, sıfır değerliklidir. Elementel hidrojene serbest hidrojen
de denir.
• Dünyada elementel hidrojen çok azdır. Dünyamızdaki hidrojen
kaynağımız sudaki hidrojendir. Sudaki hidrojen +1 değerliklidir.

HĠDROJEN ENERJĠSĠ (SU ĠLE ÇALIġAN
ARAÇLAR)

• Bir yönüyle “Aracın benzin deposuna su koyacağız, araç
gidecek.” diyebiliriz.
107
• Sudaki hidrojen elektrolizle elementel hidrojene ayrıĢtırılır.
• AyrıĢtırma iĢlemi için uygun olanı güneĢ enerjisidir.
• Elde edilen elementel hidrojen, havadaki oksijenle birleĢerek
enerji verir. Su veya su buharı da açığa çıkar.
• Açığa çıkan su veya su buharından tekrar hidrojen üretilir.
• Bu Ģekilde çalıĢan sisteme hidrojen pili denir.

GELĠġMĠġ ÜLKELERDE HĠDROJEN
ENERJĠSĠYLE ĠLGĠLĠ ÇALIġMALAR

• ÇalıĢmalar henüz deneme amaçlıdır; çünkü güneĢ enerjisini
belirli bir noktada odaklayarak elektrolizin gerçekleĢtirilmesi zor
bir iĢlemdir. Yaygın olarak yapılamamaktadır.
• Buna rağmen geliĢmiĢ ülkelerde hidrojenle çalıĢan piller ticari
olmuĢtur.
• Hidrojenle çalıĢan otomobil, otobüs ve uçak yapılmıĢtır.
• Ġnsanların merak konusu olduğundan dolayı geliĢmiĢ ülkelerde
su ile çalıĢan araç kiralamak mümkündür.

HĠDROJEN ENERJĠSĠ VE TÜRKĠYE

• “Uluslararası Hidrojen Enerjisi Birliği” baĢkanı Nejat
Veziroğlu‟dur.
• Nejat Veziroğlu, Miami Üniversitesi profesörlerindendir. Bu
üniversitenin Temiz Enerji AraĢtırma Enstitüsü‟nde görev
yapmaktadır.
• Nejat Veziroğlu, 2000 yılında Nobel‟e aday gösterilmiĢtir.
• Nejat Veziroğlu, aynı zamanda Ġstanbul‟daki UNIDO–ICHET
müdürlüğünü de yürütmektedir.
• UNIDO (United Nations Industrial Development Organization),
“BirleĢmiĢ Milletler Endüstriyel GeliĢim Organizasyonu”dur.
• UNIDO‟nun alt kuruluĢu olan ICHET (International Centre for
Hydrogen Energy Techologies) ise “Uluslararası Hidrojen
Enerjisi Teknolojileri Merkezi”dir.
108
• Karadeniz bölgesinde, özellikle Samsun‟da mavi akım projesi
adı altında hidrojen araĢtırması yapıyoruz.

METALLERĠN ELDE EDĠLMESĠNE AĠT
REAKSĠYON DENKLEMLERĠ

2Al
2
O
3
→ 4Al + 3O
2
(elektroliz)

HgS +O
2
+ yüksek sıcaklık → Hg + SO
2

NiO +H
2
+ yüksek sıcaklık → Ni + H
2
O
Fe
2
O
3
+ 3C + yüksek sıcaklık → 2Fe + 3CO
PbO

+ C + yüksek sıcaklık → Pb + CO
ZnO

+ C + yüksek sıcaklık → Zn + CO
Sb
2
O
3
+ 3C + yüksek sıcaklık → 2Sb + 3CO
Cr
2
O
3
+ 2Al + yüksek sıcaklık → 2Cr + Al
2
O
3


HAVAĠ FĠġEKLERE HANGĠ ELEMENTLER
IġIĞINI VERĠR?

• Her bir maddenin alevdeki rengi farklıdır. Platin tel vasıtasıyla da
nitel olarak yapılır.
• Stronsiyum bileĢikleri, alevin rengini koyu kırmızıya değiĢtirir.
• Bakır bileĢikleri, alevin rengini yeĢile değiĢtirir.
• Sodyum bileĢikleri, alevin rengini sarıya değiĢtirir.
• Baryum bileĢikleri, alevin rengini parlak yeĢile değiĢtirir.
• Lityum bileĢikleri, alevin rengini kırmızıya değiĢtirir.
• Potasyum bileĢikleri, alevin rengini soluk viyola rengine
değiĢtirir.
• Kalsiyum bileĢikleri, alevin rengini tuğla kırmızısına değiĢtirir.
• Havai fiĢekleri yerden kendine has sesiyle çizgi hâlinde yükselir.
• Belirli bir yükseklikte patlar.
• Patlama ile gökyüzünde, elementlerin farklı alev renkleri ortaya
çıkar.
109
• Havai fiĢeklerinde; stronsiyum koyu kırmızı, bakır yeĢil, sodyum
sarı, baryum parlak yeĢil, lityum kırmızı, potasyum soluk viyola,
kalsiyum tuğla kırmızısı, magnezyum ise parlak beyaz ıĢık
vererek yanar.

HAYATIMIZDAKĠ BAZI
BĠLEġĠKLERĠN KULLANIM
ALANLARI
• HCl (HĠDROKLORĠK ASĠT): Tuz ruhu adıyla bilinir, kütlece %
36‟lık deriĢik HCl (hidroklorik asit) çözeltisidir. Mide asidi de
HCl‟dir.

• NH
3
(AMONYAK): Temizlik malzemesidir. Arı sokmasında
kullanılır. Yapay gübre sentezinde temel maddedir. Kimya
laboratuvarının temel çözeltisidir.

• NaClO (SODYUM HĠPOKLORÜR): ÇamaĢır suyu adıyla
bildiğimiz renksiz ve saydam saf sıvıdır.

• Ca(OH)
2
(KALSĠYUM HĠDROKSĠT): SönmüĢ kireç ismiyle
satılan, suda çözünmeyen beyaz tozdur. Kireç denince, sönmüĢ
kireç anlaĢılır. Badana yapımında kireç süspansiyonu kullanılır.
Kireç suyu; doymuĢ veya doymamıĢ Ca(OH)
2
çözeltisidir. Harç;
Ca(OH)
2
‟in kum, çimento ve suyla olan karıĢımıdır.

• CaSO
4
x 2H
2
O (KALSĠYUM SÜLFAT DĠHĠDRAT): Cevher adı
jipstir. Doğal bileĢiktir. Piyasada alçı olarak satılır.

• CaCl
2
(KALSĠYUM KLORÜR): Nem çekicidir. GeliĢmiĢ
ülkelerde, toz kalkmasını önlemek amacıyla yollara serpilir.
110
Laboratuvardaki hassas elektronik cihazları nemden korumak
için kullanılır. Örneğin; üstü camekânla kapalı hassas elektronik
terazilerde, camekânın içinde, naylona sarılı CaCl
2
bulunur.

• Ca(ClO)
2
(KALSĠYUM HĠPOKLORÜR): Kireç kaymağıdır.
• H
2
O
2
(HĠDROJEN PEROKSĠT): DeriĢik H
2
O
2
% 30‟luktur,
perhidrol adıyla bilinir. Eczanelerde oksijenli su diye satılan
çözelti, % 3‟lük H
2
O
2
çözeltisidir; tıpta yaraları temizlemek için
yararlanılır. Saçları hafif sarartmak için de oksijenli su kullanılır.
Boyamadan önce saçın doğal rengini gidermek için de 3–4 kez
seyreltilmiĢ perhidrol kullanılır. Perhidrol açık renk saçlarda 3
kez sulandırılır, koyu renk saçlarda ise 4 kez sulandırılır. Saçı
boyamadan önce, rengini açmak için kullanılan yaklaĢık %
10‟luk H
2
O
2
ciddi bir ilaçtır. Bu nedenle sanatkâr, iĢinin ehli
kiĢilere saç boyatılmalıdır; insan, saçını kendisi boyamamalıdır.
Dikkatli olmalıdır. Saçın derisine H
2
O
2
değdirilmemelidir; çünkü
sıcaklık, 50 °C– 60 °C‟a çıkar. Temas durumunda; kafada
ĢiĢmeler, yaralar, alerjik reaksiyonlar olur.
Ayrıca H
2
O
2
pamuklu kumaĢ endüstrisinde renk ağartıcı olarak
kullanılır.

• NH
4
Cl (AMONYUM KLORÜR): NiĢadır olarak bilinir. Pil
yapımında ve kalay kaplamacılığında kullanılır.

• KOH (POTASYUM HĠDROKSĠT): Teknikteki adı potas kostiktir.
Yapay gübre ve arap sabunu sentezinde kullanılır. Doğada
bulunmaz, yapay elde edilir.

• NaNO
3
(SODYUM NĠTRAT): Yapay gübre üretiminde kullanılır.
ġili güherçilesi de denir. Doğada bulunmaz, yapay elde edilir.

• Ba(OH)
2
(BARYUM HĠDROKSĠT): Diğer adı barittir. Barit suyu,
doymuĢ veya doymamıĢ Ba(OH)
2
çözeltisidir.

111
• CaC
2
(KALSĠYUM ASETĠLENÜR): Karpit adıyla tanıdığımız kirli
beyaz görünümlü taĢtır. OlgunlaĢmamıĢ muzlar, olgun
gösterilmek için karpitlenir; sağlık açısından dalında
olgunlaĢmıĢı tercih edilmelidir. Ayrıca karpit üzerine basit bir
düzenekle su dökülür, asetilen gazı açığa çıkar; açığa çıkan
asetilen gazı ile de kaporta kaynağı yapılır.
• BaSO
4
(BARYUM SÜLFAT): Ameliyat esnasında kullanılan
sargı bezi, pamuk, makas vb. steril ameliyat malzemeleri
baryum sülfat çözeltisine batırılmıĢtır. Ameliyat esnasında
vücudun içinde unutulan ameliyat malzemelerini, röntgen
çekiminde BaSO
4
gösterir. Ayrıca BaSO
4
ve hint yağı karıĢımı;
XM solüsyonu adındaki ilaçtır. Röntgen filmi çekiminden az önce
hastaya içirilir. Ġçirilen sıvının mideden bağırsağa kaç dakikada
geçtiği BaSO
4
ile anlaĢılır; geçiĢ süresine göre hastalığa teĢhis
konur.

• KMnO
4
(POTASYUM PERMANGANAT): Antibiyotik,
antibakteriyel ve antifungal (mantar hastalığına karĢı) etkilidir.
Toz hâlinde veya tablet Ģeklinde satılır. Hamamlara ve yüzme
havuzlarına girerken; önce ayağımızı KMnO
4
çözeltisinin içine
daldırıp sonra gireriz. Mantar pomatları kullanılmadan, sürülecek
yer önce bu çözeltiyle yıkanır. Kimyada manganometrik
titrasyonlarda da kullanılmaktadır. Doğada bulunmaz, kimyasal
yolla elde edilir.

• H
2
CO
3
(KARBONĠK ASĠT): Kola ve gazoz gibi içeceklerdeki
gazın esas maddesidir. H
2
CO
3
, CO
2
(karbon dioksit) çözeltisidir.

• Al
2
O
3
(ALÜMĠNYUM OKSĠT): Boksit cevheridir. Alüminyum oksit
bileĢiğinin elektroliziyle SeydiĢehir alüminyum tesislerinde
alüminyum metali elde edilir. Ġlkel bir metot olsa da, SeydiĢehir
alüminyum tesislerinde alüminyum metali, hâlâ bu yöntemle
elde edilmektedir. Alüminyum kaplar, mutfakta
kullanılmamalıdır; Ģayet kullanılırsa, alüminyum korozyonu
112
sonucu kronik zehirlenme tehlikesi vardır.

• PbS: KurĢun(II)sülfür galen filizidir.

• NaHCO
3
(SODYUM BĠKARBONAT): Yemek sodası ve
kabartma tozu olarak satılan maddedir.

• CaCO
3
(KALSĠYUM KARBONAT): Kalsiyum karbonatın piyasa
adı, kireç taĢıdır. Mermer taĢı, % 98 ile % 100‟lük; kalker taĢı ise
% 90 ile % 98‟lik kalsiyum karbonat bileĢiğidir. CaCO
3
‟tan;
çimento, tuğla, fayans ve harç gibi çeĢitli maddeler üretilir.
Çimento; CaCO
3
‟ın piĢirme, soğutma ve öğütme iĢlemlerinden
geçirilmesiyle elde edilir.

• CaO (KALSĠYUM OKSĠT): SönmemiĢ kireçtir.

• CH
3
COOH (ASETĠK ASĠT): Sirke asidi de denir. Yapay sirke
kütlece % 5‟lik CH
3
COOH‟tir. Sirke ruhu ise % 100‟lük
CH
3
COOH‟tir. Sirke ruhunun kimyasal adı, anhidr asetik asit
veya susuz asetik asittir. Doğal sirke de % 5‟lik CH
3
COOH‟tir;
ayrıca içinde yüzlerce az veya eser miktarda çeĢitli maddeler
vardır. Bu maddelerin baĢlıcaları; mineral maddeler, vitaminler
ve faydalı mikroorganizmalardır.

• Fe
3
O
4
(FeO + Fe
2
O
3
): Manyetit filizidir.

• SiO
2
(SĠLĠSYUM DĠOKSĠT): Kumun asıl maddesidir.

• (NH
4
)
2
SO
4
(AMONYUM SÜLFAT): Fenni sülfat gübresidir.
Yapay maddedir.

• (NH
4
)
3
PO
4
(AMONYUM FOSFAT): Fenni fosfat gübresidir.
Yapay bir maddedir.

• NH
4
NO
3
(AMONYUM NĠTRAT): Fenni nitrat gübresidir. Yapay
113
bir maddedir.

• H
2
SO
4
(SÜLFĠRĠK ASĠT): Akülerdeki asittir. Yapay bir maddedir.

• Sb
2
S
3
(ANTĠMON SÜLFÜR): Kibrit çöplerinin baĢ kısmındaki
madde karıĢımının bileĢimine girer.
• Mg(OH)
2
(MAGNEZYUM HĠDROKSĠT) ve Al(OH)
3

(ALÜMĠNYUMYUM HĠDROKSĠT): Talcid, Mucain vb. antiasit
mide ilaçlarıdır. Yapay olduklarından kabızlık yaparlar ve uzun
süreli kullanımlarda fosfat yetersizliği görülür.


C
6
H
12
O
6
(GLĠKOZ): Kan Ģekeridir. En çok üzüm ve balda
bulunur. Serum dekstroz, % 5‟lik glikoz çözeltisidir.


• NaCl (SODYUM KLORÜR): Yemek tuzudur. Serum fizyolojik, %
0,9‟luk NaCl çözeltisidir.

• Na
2
CO
3
(SODYUM KARBONAT): Soda, çamaĢır sodası, trona
diğer isimleridir. Doğal bileĢiktir.

• C
12
H
22
O
11
(SAKKAROZ): Çay Ģekeridir.

• NaOH (SODYUM HĠDROKSĠT): Teknikteki adı kostiktir. Beyaz
sabun imalinde kullanılır. Ayrıca piyasada bulunan yeĢil
zeytinlerin tamamı kostiklidir; kostiksiz zeytin bulmak zordur;
bununla beraber mevsimi geldiğinde (ekim, kasım aylarında)
ağaçtan toplanmıĢ zeytini pazardan alarak ev ortamında her
çeĢit zeytini kurmak hiç de zor değildir. Kostik; zeytini, normal
süresinden çok daha kısa sürede, yaklaĢık 5–6 günde sarartır;
bu nedenle “Daha fazla kâr veya hile amacı ile kullanılır.” bile
diyebiliriz. Kostikli zeytinlerin farklı, hoĢ olmayan bir kokusu
vardır; maalesef insanların çoğunluğu bu kokuya alıĢtıklarından
dolayı, kokunun hoĢ olmadığının farkına bile varamazlar. Kostik
ayrıca kimya laboratuvarlarındaki nitel ve nicel analizlerde çok
kullanılır. Yapay bir maddedir.
114

• KAl(SO
4
)
2
(POTASYUM ALÜMĠNYUM SÜLFAT): ġap adıyla
bilinir.

• HNO
3
(NĠTRĠK ASĠT): Yapay gübre üretiminde ve patlayıcı
madde yapımında kullanılır. Kezzap; deriĢik nitrik asittir. Yapay
maddedir.

• CH
4
(METAN): Doğal gaz adıyla bilinir.

• C
2
H
2
(ASETĠLEN): Kaporta kaynakçılığında kullanılan gazdır.

• C
3
H
8
(PROPAN) VE C
4
H
10
(BÜTAN) GAZLARI KARIġIMI: LPG
gazıdır.

• C
8
H
18
(OKTAN): Benzinin bileĢiminde en fazla bulunan bileĢiktir.

• C
2
H
5
OH (ETĠL ALKOL): Etanol diğer adıdır. Yüzlerce alkol
vardır. Alkol denince de, etil alkol anlaĢılır. Ġçkilerdeki alkol, etil
alkoldür. Kolonya, hacimce % 80‟lik etil alkol çözeltisidir.

• KROMĠT FĠLĠZĠ: Cr
2
O
3
formülüyle gösterilen (krom oksit) ve FeO
formülüyle gösterilen demir(II)oksit karıĢımından ibaret
cevherdir.

• CaF
2
(KALSĠYUM FLORÜR): Florit filizidir.
• ZENCEFRE: HgS

formülüyle gösterilen

cıva(II)sülfür filizinin özel
adıdır.

• C
2
H
4
(ETĠLEN): Hile amacıyla C
2
H
4
(etilen) gazı odalarında
turunçgiller bekletilir. Ayrıca kuru temizlemede etilenin türevi
olan bir bileĢik kullanılır.

• PbO
2
: KurĢun(IV)oksit göze çekilen sürmedir. Erkekler gece,
kadınlar her zaman kullanırlar. Gözü radyoaktiviteden korur.
115

• TiO
2
(TĠTANYUM DĠOKSĠT): Pomza veya diğer adıyla ponza
taĢıdır.

• STRONSĠYUM BĠLEġĠKLERĠ: Strese karĢı iyi gelir. Suda
çözünmeyen herhangi bir stronsiyum bileĢiği, içme suyunun
içine konur veya odanın bir köĢesinde bulundurulur.

• FULVĠK ASĠT: Bütün elementleri içeren organik molekül olarak
literatüre geçen tek organik maddedir.

• HUMĠK ASĠT: Fulvik asit öldüğünde humik aside dönüĢür.

• SÜLFATO: Sülfonamit grubundan, fulvik asit türevidir. Gelecekte
birçok ilacın yerine geçeceği tahmin edilmektedir.

• FELDSPAT: Kil endüstrisinin ana ham maddesidir. Volkanik
kayaların yapısında üç tip feldspat bulunur.
• Potas feldspat: K
2
O
.
Al
2
O
3
. 6SiO
2
(potasyum oksit) (alüminyum
oksit) (silisyum dioksit)
• Soda feldspat: Na
2
O
.
Al
2
O
3
. 6SiO
2
(sodyum oksit) (alüminyum
oksit) (silisyum dioksit)
• Kireç feldspat: CaO
.
Al
2
O
3
. 6SiO
2
(kalsiyum oksit) (alüminyum
oksit) (silisyum dioksit)

• KĠL: Hidratlı alüminyum silikattır. Kil adıyla bilinen birçok mineral
vardır. Bunlardan en saf olanı Al
2
O
3
. 2SiO
2
. 2H
2
O formülüyle
gösterilen kaolindir. Kaolin; feldspatın, su ve karbon dioksit ile
ayrıĢması sonucu oluĢur.
K
2
O
.
Al
2
O
3
. 6SiO
2
+

CO
2
+

2H
2
O →
K
2
CO
3
+

Al
2
O
3
. 2SiO
2
. 2H
2
O +

4SiO
2
Yapısında demir oksitleri içeren kaolin, adi kil adı ile bilinir.
Seramik, fayans, porselen, emaye ve tuğla yapımında kil
kullanılır.

116
PERLĠT

• Cam gibidir. Ġnci taĢı da denir. Doğaldır.
• Volkanik kayadır. Feldspat cinsindendir.
• Pudra hâline getirilerek yem maddelerinin preslenmesinde
kullanılır.
• BileĢiminde aĢağıdaki bileĢikler vardır:
Na
2
O
K
2
O
CaO
Al
2
O
3
SiO
2

TAġLAR

TAġLARIN GÖREVLERĠ

• TaĢların değeri, en az kıymetli taĢlar kadardır.
• TaĢların çoğunluğu toprağın altındadır.
• Yerkürenin temel taĢı, taĢ tabakasıdır.
• TaĢ tabakasının üç önemli görevi vardır:
• Birinci görevi; toprağın, bitkilere analık edip yetiĢtirdiği gibi, taĢ
da toprağa dayelik edip yetiĢtiriyor.
• Ġkinci görevi; yeryüzü bedeninde kan damarları hükmünde olan
suların düzenli olarak dolanmalarına hizmetidir.
• Üçüncü görevi; ırmakların, nehirlerin, çayların muntazam bir
ölçü ile çıkmalarına ve devamlarına kaynaklık etmektir.
• TaĢların aslı suydu. Suyun katılaĢması sonucu taĢ oluĢmuĢtur.
• Dağlar, yekpare taĢtır.
• GeçmiĢte dağların bir kısmı ufalanıp toprağa dönüĢmüĢ,
bitkilerin oluĢumuna vesile olmuĢtur. Diğer bir kısmı taĢ kalarak,
yuvarlanıp derelere, ovalara dağılıp zemin yüzündekilere
hizmetkârlık etmiĢlerdir.

TAġLARIN KĠMYASI

117
• TaĢların bileĢiminde 2000–3000 kadar bileĢik belirlenmiĢtir.
• Tek bir taĢ cinsinde bile onlarca bileĢik vardır.
• TaĢların bileĢiminde bazı elementler de bulunur.

TAġLARIN BĠLEġĠMĠNDEKĠ ELEMENTLER

• Au
• Ag
• Pt
• Hg
• Sn
• S
• C

TAġLARDAKĠ BĠLEġĠKLER

• TaĢların bileĢimindeki bileĢikler; hidroksit, karbonat, oksit, silikat,
sülfat, klorür, sülfür bileĢikleridir.

TAġLARDAKĠ HĠDROKSĠT BĠLEġĠKLERĠ

• Ca(OH)
2
(KALSĠYUM HĠDROKSĠT)
• Mg(OH)
2
(MAGNEZYUM HĠDROKSĠT)
• Al(OH)
3
(ALÜMĠNYUMYUM HĠDROKSĠT)

TAġLARDAKĠ KARBONAT BĠLEġĠĞĠ
• CaCO
3
(KALSĠYUM KARBONAT)

TAġLARDAKĠ OKSĠT BĠLEġĠKLERĠ


K
2
O

(POTASYUM OKSĠT)

• Al
2
O
3
(ALÜMĠNYUM OKSĠT)
• MgO (MAGNEZYUM OKSĠT)
• TiO
2
(TĠTANYUM DĠOKSĠT)

SiO
2
(SĠLĠSYUM DĠOKSĠT)


SnO
2
(KALAY DĠOKSĠT)

118

MnO
2
(MANGAN DĠOKSĠT)


Na
2
O (SODYUM OKSĠT)

• Fe
3
O
4
(FeO + Fe
2
O
3
) (DEMĠR OKSĠTLER)

TAġLARDAKĠ SĠLĠKAT BĠLEġĠKLERĠ

• Al
2
(SiO)
3
(ALÜMĠNYUM SĠLĠKAT)
• MnSiO
3
(MANGAN SĠLĠKAT)

MgSiO
4

TAġLARDAKĠ SÜLFAT BĠLEġĠKLERĠ

• CaSO
4
(KALSĠYUM SÜLFAT)
• BaSO
4
(BARYUM SÜLFAT)
TAġLARDAKĠ FLORÜR BĠLEġĠĞĠ
• CaF
2
(KALSĠYUM FLORÜR)

TAġLARDAKĠ KLORÜR BĠLEġĠKLERĠ

• NaCl (SODYUM KLORÜR)
• KCl (POTASYUM KLORÜR)

TAġLARDAKĠ SÜLFÜR BĠLEġĠKLERĠ

• HgS

CIVA(II)SÜLFÜR
• PbS

KURġUN(II)SÜLFÜR
• ZnS

ÇĠNKO SÜLFÜR
• FeS
2
(FeS + S) DEMĠR(II)SÜLFÜR ve S (KÜKÜRT) ELEMENTĠ
KARIġIMI

UÇUCU YAĞIN SUYU, ÖRNEĞĠN; GÜL SUYU,
KEKĠK SUYU NASIL ELDE EDĠLĠR?

• Bitkisel uçucu yağlar, ayrımsal damıtmayla elde edilir.
119
• Bu yağlar uçucu olduklarından, ayrımsal damıtma esnasında su
üstünde toplanmalarına özen gösterilir. Böylece hem israf
önlenmiĢ hem de yeni bir ürün ortaya çıkmıĢ olur.
• Ayrımsal damıtmanın sonunda uçucu yağ üstten alınır.
• Uçucu yağlar, suda çözünmemelerine rağmen, su ile temas
hâlinde olduklarından zamanla; doymamıĢ veya doymuĢ gül
yağı çözeltisi, kekik yağı çözeltisi vb. uçucu yağ çözeltileri alttaki
kısımda elde edilir ki, iĢte bunlara gül suyu, kekik suyu vb.
isimler verilir.

DEĞĠġKEN DEĞERLĠKLĠ CEVHERLERĠN
TEKNĠKTE ÖZEL ĠSĠMLERĠ

• Hg (I) bileĢikleri: Merküro
• Hg (II) bileĢikleri: Merküri
• Cu (I) bileĢikleri: Kupro
• Cu (II) bileĢikleri: Kupri
• Fe (II) bileĢikleri: Ferro
• Fe (III) bileĢikleri: Ferri adıyla bilinir.

POLĠSLĠKTE BĠLĠNMESĠ GEREKEN BAZI
BĠLEġĠKLER

• BĠBER GAZI: Toplantıyı belli etmeden dağıtır. Toplantıya
katılacaklarda aksırık ve öksürük baĢlar. 1997 yılından beri ABD
ve Brezilya‟dan ithal edilen biber gazı, 2010 yılından itibaren
MKE‟de üretilmeye baĢlanmıĢtır.

• AMYANT: Bugün insanoğlu amyant maddesini keĢfederek,
ateĢte yanmamanın bir kısmını gerçekleĢtirmiĢ sayılır.

• SĠHĠR OTU VE TATULA BĠTKĠSĠ: Her iki bitki de mazi ile irtibatı
keser.

• VX GAZI: Odaya sıkılır veya uçakla belli bir bölgeye havadan
120
verilir. Mankafa yapar. Buna karĢı ardıç yağı veya titanyum
kullanmalıdır.

• SĠNĠR GAZI
• HARDAL GAZI
• SĠYANÜR
• ARSENĠK (ZIRNIK)


SAĞLIĞIMIZA ZARARLI
OLMASINA RAĞMEN
KULLANILAN BAZI
MADDELER

SĠYAH ZEYTĠNLERĠN ÇOĞUNDA ZEYTĠN
BOYASI VARDIR

• Siyah zeytinleri çabuk olgunlaĢtırmak için hile amacıyla FeO
formülü ile yazılan demir(II)oksit kullanılır. Zeytin boyası olarak
bilinir.

NARENĠYE ETĠLEN GAZI ODALARINDA
BEKLETĠLĠR

• Erken toplanan turunçgillerin kabuğu yeĢildir. Kabuğun doğal
rengini alması için hile amacıyla turunçgiller, C
2
H
4
(etilen) gazı
odalarında bekletilir. Bu suretle; portakal, mandalina ve limonun
121
erken toplandığı ve ekĢi tatta olduğu anlaĢılmamıĢ olur.

PĠYASADA SATILAN YEġĠL ZEYTĠNLERĠN
HEPSĠ KOSTĠKLĠDĠR

• NaOH (sodyum hidroksit)‟in teknikteki adı kostiktir. Piyasada
satılan yeĢil zeytinlerin tamamı kostiklidir. Kostik; yeĢil zeytini,
normal süresinden çok daha kısa sürede, yaklaĢık 5–6 günde
sarartır; bu nedenle kısa sürede daha çok kazanç temin edilmiĢ
olur. Kostikli zeytinlerin farklı istenmeyen bir kokusu olur. Kostik,
siyah zeytinin rengini koyulaĢtırmak için de kullanılır.

ELMAYI SOY DA YE!

• Elmanın kabuğu, çok faydalı olmasına rağmen yenmemelidir.
Elma, kabuğu soyularak yenmelidir; çünkü elma ağaçları, göz
taĢı veya gök taĢı denilen CuSO
4
çözeltisiyle ilaçlanır. Bol suyla
yıkansa bile, kabukta Cu
+2
kalır. Zehirli Cu
+2
kalıntısı, en çok
elma sapında bulunur. Karaciğer, Cu
+2
‟nin yıkılması ve

kanda
yükselmemesi için çok çalıĢır, sonunda iflas eder. Cu
+2
düzeyinin kanda yükselmesi neticesinde Wilson adı verilen
ölümcül karaciğer hastalığı baĢ gösterebilir. CuSO
4
x 5H
2
O
(BAKIR SÜLFAT PENTAHĠDRAT), çiftçilerin göz taĢı veya gök
taĢı dedikleri bileĢiktir. Mavi kristallerden oluĢan, suda çok
çözünen bir yapay bir maddedir.

SENTETĠK ĠZOTOPLARI KULLANMA
(Sentetik izotoplar, radyoaktiftir.)

• Belirlenen ve tayin edilen yüzdede her elementin doğal izotopu
vardır. Örneğin;
12
C,
13
C karbonun doğal izotoplarıdır.
• Ġzotopu olmayan element yoktur.
• Sentetik izotoplar da vardır.
122
• Yan etkisi olanlar, sentetik izotoplardır. Belirli bir dozajı geçerse,
kansere sebep olur.

14
C sentetik izotopu eskiden, ağaçların ve fosillerin yaĢının
tayininde kullanılırdı. Bulunan sonuçların yanlıĢ olduğu
belirlendiğinden günümüzde terk edilmiĢtir. Güvenilir bir metot
olmadığı açığa çıkmıĢtır.

60
Co sentetik izotopu, ambalajlı gıdaların ıĢınlanmasında
kullanılır. IĢınlamadaki radyoaktif madde belirli bir limiti geçerse,
alet otomatik olarak durur. Bu amaçla eskiden
60
Cs de
kullanılırdı, kanser riski fazla olduğundan artık
kullanılmamaktadır.

99
Tc,
201
Tl,
67
Ga,
111
In,
123
I sentetik izotopları, sintigrafi
çekimlerinde kullanılır.

131
I ve
60
Co sentetik izotopu, kanser tedavisinde kullanılır.
• “Sentetik izotoplar bilimde hiçbir Ģekilde ve hiçbir alanda
kullanılmamalıdır.” diyen ilim adamları çoktur.
• “Kanserden öldü.” denilen hastaların çoğu kanserden değil,
kanser ilaçlarının yan etkisinden ölmektedir.
• Sentetik izotop vb. ilaçlarla son derece riskli olan kanser tedavi
yolları denenmektedir. Gelecekte bir kısım antikorların
üretilmesiyle kanser tedavisinde daha baĢarılı olunacaktır.
• Radyoaktif sentetik izotopların ve radyoaktif ıĢınların kansere
karĢı kullanımı önümüzdeki günlerde terk edilecektir. Böylece
hastalar günümüzün kanser ilaçlarının ölümcül bile olabilen yan
etkisinden kurtulacak ve zarar görmeyeceklerdir. Kanser
hastalığı, insanlığın korkulu rüyası olmaktan çıkacaktır.

TĠNER
• Mobilya imalatında kullanılır.
• Yağlı boya ve saten boya genelde tiner bazlıdır.
• Tiner beyni bozar, insanı saldırgan yapar.
• Türkiye‟de 90 bin tinerci vardır, bunun 30 bini çocuktur.
• Tinercileri tecrit etmek lazımdır.
• Tıbbi tedavi uygulanması durumunda tinerci çocuklar 3 ayda
123
kurtulurlar.

As (Arsenik)


• Arsenik, ağır metaldir. Ağır metallerin hepsi, hem kendileri hem
de bileĢikleri zehirdir. Kaynak sularında bulunmazlar. Yer
altından gelen ağır metal içeren sular Burdur gölü, Acı göl gibi
göllerde, ağır olduklarından toplanırlar; yeryüzüne çıkamazlar.
Diğer sularla bulunan arsenik, çevre kirlenmesi sebebiyledir.
Halk arasında zırnık adıyla bilinen madde arseniktir.

ARSENĠK ĠLE ZEHĠRLEME

• Arseniğin zehir olarak kullanılması çok eskidir. Roma tarihinde
Hıristiyanlara karĢı kullanmıĢlardır, eskilere dayanmaktadır.
Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim baĢta olmak üzere
çok sayıda Osmanlı padiĢahının, günümüzde de Turgut
Özal‟ın, Bülent Ecevit‟in zehirlendiği söylenmektedir.
Zehirlenenler genelde iyi insandır, vücutları çürümeden
duruyordur.

TARĠHÎ ġAHSĠYETLERĠN MEZARLARI
AÇILARAK ZEHĠRLENDĠKLERĠ AÇIĞA
ÇIKARILMALI MI?

• Böyle tarihî Ģahsiyetler için bu yapılmalıdır. Mezarları açılmalı
ve adli tıpa gönderilmelidir, bunun hiçbir mahzuru yoktur, en
azından mesele kestirilip atılarak konu kapatılmıĢ olur.

124
DEĞERLĠ TAġLAR
ĠNORGANĠK DEĞERLĠ TAġLAR

• AlPO
4
x nH
2
O (HĠDRATLI ALÜMĠNYUM FOSFAT): Kıymetli
taĢlardan turkuazdır. Firuze taĢı da denir. Yeteneği arttırır.
Tansiyonu ayarlar. Kalp ve damar hastalıklarına karĢı iyi gelir.
Küpe ve yüzük taĢı olarak kullanılır. YeĢilimsi mavi renktedir.
Saydam değildir.

• Al
2
(SiO)
3
(ALÜMĠNYUM SĠLĠKAT) VE BeSiO
3
(BERĠLYUM
SĠLĠKAT) : Cam parlaklığında, yeĢil renkte, saydam ve zümrüt
adıyla bilinen süs taĢıdır.
• % 99 Al
2
O
3
(ALÜMĠNYUM OKSĠT) VE % 1 Cr
2
O
3
(KROM
OKSĠT): Yakut taĢıdır. Koyu kırmızı, kırmızı–turuncu ve hafif
morumsu renklerdedir. Yakutun pembe olanı safir adını alır.
Kırmızı yakut, meni noksanlığını tamamlar.

• MALAHĠT: CUCO
3
ve Cu(OH)
2
formülüyle gösterilen
bakır(II)karbonat ve bakır(II)hidroksit filizi veya değerli taĢıdır.
Sol elde bulundurulursa, vücuttaki elektriğin fazlasını alır.

• FeS
2
(FeS + S): Demir(II)sülfür ve S (kükürt) elementini beraber
bulunduran pirit cevheri veya taĢıdır. Altın sarısı renktedir. Ġrade
gücünü arttırır.

• HEMATĠT: Fe
2
O
3
formülüyle gösterilen demir(III)oksit filizi veya
değerli taĢıdır. Diğer adı kırmızı demir taĢıdır. Kan dolaĢımını
düzenler. Mafsal romatizmasına iyi gelir. Dalağın sıhhatli
çalıĢmasını sağlar. Fe
2
O
3
‟ün C (kömür) ile ısıtılmasından Fe
(demir), elde edilir.

• ZEBERCET: FeSiO
3
ve MgSiO
3
formülüyle gösterilen
demir(II)silikat ve magnezyum silikat taĢıdır. Sarı renkte ve cam
125
parlaklığındadır. Kalp çarpıntısı ve korkuya iyi gelir. Krizalit
adıyla da bilinir.

ORGANĠK DEĞERLĠ TAġLAR

• OPAL: Silisyumlu bileĢiklerin tamamını içeren, çok kıymetli
organik bir taĢtır. Opalde, bütün değerli taĢların hasiyeti vardır.
Özellikle eklem iltihabına iyi gelir.

• MERCAN, KEHRĠBAR, ĠNCĠ, SEDEF: Organik kaynaklıdırlar ve
formülleri komplekstir.

• MERCAN: Mercan iskeletinden elde edilir. Solunum açıcıdır.
Kırmızı renkli bir taĢtır. Süs eĢyası yapımında kullanılır.

• KEHRĠBAR: FosilleĢmiĢ reçinedir. Guatr, astım, bronĢit ve
alerjiye iyi gelir. Açık sarıdan kızıla kadar türlü renklerde olan,
yarı saydam, kolay kırılan, süs eĢyası yapımında kullanılan bir
taĢtır.

• ĠNCĠ: Ġstiridye vb. deniz hayvanlarının içinde oluĢan sedef
renginde süs tanesidir.

• SEDEF: Midye vb. deniz hayvanlarının kabuklarının iç kısmını
astarlamıĢ olarak bulunur. Kalker taĢı (% 90 ile % 98‟lik
kalsiyum karbonat bileĢiği) ile organik madde karıĢımından
ibarettir. Gök kuĢağı gibi görünen, parlak yüzeyli olan bir taĢtır.

ELEMENTEL HÂLDEKĠ DEĞERLĠ TAġLAR

• Süs taĢlarının önemi çok büyüktür.
• Elementel kıymetli taĢlardan olan elmas, C (karbon)‟dur; kuvars
ise Si (silisyum)‟dur.
• C, canlıların; Si, toprağın esas maddesidir.
126
• Ġnsanın ilk oluĢumuna sebep; Si ve H
2
O‟nun Ģekillenmesidir.
• C (karbon) ve Si (silisyum); periyodik tabloda aynı gruptadır.

ELEMENTEL KIYMETLĠ TAġLAR C (KARBON) VE Si
(SĠLĠSYUM) OLMAK ÜZERE ĠKĠ ÇEġĠTTĠR

• Si (SĠLĠSYUM): Kuvars, akik taĢı ve çakmak taĢı silisyum
kristalidir. Kuvars kristali, enerji verir ve tansiyonu düzenler.
Bütün akik taĢları stres ve gama iyi gelir. Kırmızı akik taĢı meni
noksaniyetini tamamlar, kan dolaĢımını düzenler. Mavi akik taĢı,
düĢünce yeteneğini geliĢtirir ve güzel konuĢmayı sağlar. Pembe
akik taĢı, kötü duygulara fırsat vermez ve sempati kazandırır.
Mor akik taĢı, ametist olarak bilinir.

• C (KARBON): Karbonun allotropu olan elmas ziynet eĢyasıdır.

SOSYAL ALANDA KULLANILAN KĠMYA
KELĠME VE DEYĠMLERĠ

• Kaynağa cıva akıtmak: Kaynağı kurutmak demektir.
• Zırnık: Arsenik.
• Zırnık bile koklatmamak: En ufak bir Ģey bile vermemek
demektir.

FENNĠMÜNAZARA
• Temel kültür kaynaklarımıza bağlı geliĢen, bir kısım disiplinler
çerçevesinde oluĢan bizim münazara Ģeklimizdir. Herhangi bir
konuda hakkın emrinde ve hakkı tutup kaldırma istikametinde
gerçekleĢtirilen fikir yürütme ve karĢılıklı konuĢmadır. Bu
münazarada diyalektiğe girmeden, mugalatalara sapmadan
mantık yürütme önemli bir ahlaki disiplindir.
• Böyle bir münazarada mesnetsiz, delilsiz ve peĢin hükümlere
bağlı anlayıĢlardan olabildiğine uzak durulur; her Ģey gerçek
bilgi yörüngesinde götürülür.
127
• Münazaraya katılanlar birbirlerine kızmaz, öfkelenmez, saygılı
davranır, centilmence hareket eder, kimse kimseyi hafife almaz,
onunla alay etmez.

KĠMYA
• Üstün özellik taĢıyan çok değerli kıymetleri ifade için kimya
kelimesi mecaz olarak kullanılır. Örneğin; ReĢat Nuri Güntekin
“Emniyetlerini kazanmak için bu esrar bir kimya gibi gizli
kalmalıdır.” demektedir.

KĠMYA OLMAK
• “Bulunmaz olmak” demektir. Bir halk türküsünde;
“Sıla kimya olmuĢ burnuma tüter
Yol ver dağlar ben sılaya gideyim.” ifadeleri yer almaktadır.

VÜCUDUN KĠMYASININ BOZULMASI
• Bazı olumsuz değerlendirmeler sonucu ruhta gerilim oluĢması,
tansiyonun yükselmesi, hatta psikosomatik rahatsızlıklara
insanın sürüklenmesi ile vücudun dengesinin bozulması
durumudur.

SÖZ KĠMYAGERĠ
• 1. Sözlerdeki değer, samimiyet, doğruluk vb. dereceleri
rahatlıkla fark edebilen. 2. Yüksek kıymette, gönülleri aydınlatan
nurlu sözler karĢısında, Ģiir gibi kendi sözlerinden bile
vazgeçerek o güzel sözleri anlamaya çalıĢan.

GAZLAR KONUSUYLA
ĠLGĠLĠ BAZI BĠLGĠLER

128
GAZLAR KONUSUNDA YANLIġ ANLAġILAN
BAZI KAVRAMLAR

Bir kapta su ısıtılırken çıkan kabarcıklar, hava kabarcıkları
değildir; H
2
O
(g)
molekülleridir, su buharlarıdır.

Madde hâl değiĢtirdiğinde, maddenin tanecikleri hâl değiĢtirmez.
Tanecikler aynen kalır; yalnız aralarındaki uzaklık farklılaĢır. Ġyonik
bileĢiklerde durum farklıdır.

Her maddenin 4 hâli de her an, her yerde vardır. Çok az miktarda
olduğundan fark etmiyoruz.

BASINÇ ÖLÇÜSÜ BĠRĠMĠ PASCAL, BLAISE
PASCAL‟A (1623–1662) AĠTTĠR

TORĠÇELLĠ‟DEN (1608–1647) ÇOK DAHA
ÖNCE AÇIK HAVA BASINCINI ÖLÇEN BĠLĠM
ADAMI: ĠBNĠ SĠNA (980–1037)

EBU‟L HEYSEM (965–1051)

• Atmosfer basıncıyla ilgili öncü çalıĢmalar yapmıĢtır.

SOSYAL ALANDA KULLANILAN KĠMYA
KELĠME VE DEYĠMLERĠ

• Umumi atmosfer: Toplumun genel ahenk ve durumu. (Umumi
atmosfer maksadı aĢan söz ve davranıĢlarla kirlenir.)
• Sıcak atmosfer: Etrafımızda cereyan eden güzel olayların tümü
veya onların meydana getirdiği mutluluk.
129
• Soğuk atmosfer: Etrafımızda cereyan eden olumsuz olaylar
veya onların meydana getirdiği menfilikler.
• Olumlu atmosfer: Çevremizdeki olumlu durumlar.
• Olumsuz atmosfer: Etrafımızı saran olumsuz etmenler.
• Hava boĢluğuna düĢmek: Ġnsanın olumsuz bir atmosfere
düĢtüğü hissine kapılması.
• Hava boĢluğunu atlatmak: Ġnsanın düĢtüğü olumsuz durumdan
kurtulması.

ZAYIFLARIN
BĠRLEġMESĠNDEKĠ
KUVVET
N
2
MOLEKÜLÜ EN ZAYIF KĠMYASAL BAĞA
SAHĠP OLMASINA RAĞMEN; KĠMYASAL BAĞI
PARÇALANMAZ, ÇOK GÜÇLÜDÜR,
REAKSĠYONLARA KARġI ĠLGĠSĠZDĠR

• Zayıfların bir araya gelmesi, kuvveti doğurur. Bu konuya sosyal
yaĢamdan aĢağıdaki iki örneği verebiliriz:
• Kadınlar zayıf, yumuĢak huylu, nazik, halim, selim olduklarından
birleĢerek etkili, kuvvetli cemiyet kurarlar. Kadın hakları, kadın
hukuku ve kadın hürriyeti gibi kadınlıkla ilgili güçlü dernekler
çoktur. Kadınlar, erkek artikel alır; çünkü kadın cemiyetleri serttir
ve Ģiddetlidir; bu nedenle bir nevi erkeklik kazanırlar. Erkekler
ise, diĢi artikel alır; çünkü kendilerine güvenirler. Her bir fert
kendi gücüne güvendiğinden, cemiyetleri zayıf olur. Özellikle
kendine güvenen Arap milletinde buna çokça rastlanmaktadır.
130
• Ġkinci örnek; Ermeniler ile ilgilidir. Ermeniler dünyada azdırlar ve
zayıftırlar. Ancak birleĢerek büyük bir kuvvet kazanıp seslerini
tüm dünyaya duyurabildikleri bilinen bir husustur (Ermeni
soykırımı konusu).
• ĠĢte havadaki N
2
ile O
2
arasında kimyasal reaksiyon
olmamasının en baĢta gelen sebebi de; N
2
molekülünün en zayıf
kimyasal bağına rağmen parçalanmaması, atomlarına
ayrılmamasıdır; çünkü bir kimyasal reaksiyonun meydana
gelmesi için, önce molekülün atomlarına parçalanması gerekir,
ondan sonra kimyasal tepkime gerçekleĢir. N
2
molekülünün
kimyasal bağı, en zayıf kimyasal bağ olmasının yanı sıra, en
büyük birleĢmenin olduğu bir bağdır; çünkü üçlü kimyasal bağ,
kimyasal bağların en yükseğidir, dörtlü kimyasal bağ yoktur. N
2

molekülünde de üçlü kimyasal bağ vardır. Kovalent bağlarla ilgili
aĢağıdaki bilgiler havadaki azot gazının, yine havadaki oksijen
gazıyla birleĢmemesini, böylece yaĢamımızın devamını daha iyi
anlamayı sağlar:
• Kovalent bağlar; tekli bağ, ikili bağ ve üçlü bağ olmak üzere üçe
ayrılır. Dörtlü bağın olmadığını belirtmiĢtik.
• N
2
molekülünde N atomları arasında üçlü bağ vardır. Üçlü bağ,
en zayıf bağdır. Normalinde üçlü kimyasal bağ içeren bileĢiklerin
kolayca kimyasal reaksiyona girmeleri gerekir. N
2
gazı ise üçlü
bağ içerdiği hâlde; tepkimeye girmez. N
2
gazı, inert gazdır. Ġnert
gaz, reaksiyonlara karĢı ilgisiz gaz demektir. Bu durum; N
2

molekülüne has özel bir hâldir.
• Bütün kimyasal reaksiyonlarda olduğu gibi, N
2
molekülünün
kimyasal reaksiyonlarında da, önce N
2
molekülünün atomlarına
ayrıĢması gerekir. N
2
molekülüne mahsus özel bir durum vardır.
Yüksek enerji verilse bile N
2
molekülü atomlarına ayrıĢtırılamaz.
• Zayıf olan üçlü bağın, her bir tanesi de çok zayıftır. Ancak
üçünün birleĢmesinden kuvvet doğmuĢ ve ayrılmayan bir birlik
oluĢmuĢtur. Zayıflar bir araya gelmiĢ; en güçsüzken, en kuvvetli
olmuĢlardır. Böylece ayrılmayan bir birlik meydana gelmiĢtir.
Böylece kezzap yağmurundan korunmuĢ oluyoruz. ġayet N
2

molekülü atomlarına ayrılsaydı, O
2
molekülü ile birleĢecekti.
131
Azot oksitler havada oluĢacaktı. OluĢan azot oksitlerin, suyla
birleĢmesinden de kezzap dediğimiz nitrik asit yağmurlu
havalarda yağacaktı.
• Kezzap reaksiyonunun olmamasında baĢka sebepler de vardır.

ĠYONĠK BĠLEġĠKLERĠN SUDA ÇÖZÜNMELERĠ
(BĠRLĠKTEN KUVVET DOĞUYOR, ÇÖZÜNME
OLAYI GERÇEKLEġĠYOR)

• Zayıflar; birliğe / birleĢmeye mecburdur.
• Koyun ve keçiler sürü hâlinde yaĢayarak kurtlardan korunurlar.
• “Kurdun olduğu yerde koyun olunmaz.” denir. Ġttifak olursa kurt
zarar veremez.
• Yemek tuzu ve su; her ikisi de polardır. Suyun polarlığı, yemek
tuzunun polarlığına göre çok azdır. Na
+
Cl

(k)
örgü yapısında
iyonlar arasındaki çekim, en güçlü çekimdir. H
2
O molekülleri
arasında dipol–dipol etkileĢimi vardır. Ġyonik bağın kuvveti 250
birim, dipol–dipol bağının kuvveti 2 birimdir.
• H
2
O‟nun polarlığı 2 birim derecesinde olduğu hâlde, nasıl oluyor
da polarlığı 250 birim derecesinde olan Na
+
Cl

(k)
‟nin

örgü
yapısındaki iyonları birbirinden ayırıp yapısını bozarak suda
çözünmesini sağlıyor?
• Yemek tuzunun suda çözünmesi, reaksiyon denklemiyle Ģöyle
gösterilir:
Na
+
Cl

(k)
+ su



Na
+
(suda)
+

Cl

(suda)

• H
2
O molekülü dipol yapıdadır. Bundan dolayı H
2
O‟nun pozitif ve
negatif ucu vardır. H
2
O‟nun pozitif ucu Cl

ile negatif ucu ise Na
+

ile etkileĢir. Na
+
Cl

‟de iyonlar arasındaki iyonik çekim ortadan
kalkar.
• Burada düĢünülmesi gereken; tuza kıyasla zayıf polarlığa sahip
suyun, bunu nasıl baĢarabildiğidir.
• 1 tane Na
+
iyonu, en az 125 tane H
2
O molekülünün negatif ucu
ile 1 tane Cl

iyonu da, çok sayıda (en az 125 tane) H
2
O
132
molekülünün pozitif ucu ile sarılır.
• Birlikten kuvvet doğuyor, çözünme olayı gerçekleĢiyor.


ÇÖZELTĠLER KONUSUYLA
ĠLGĠLĠ BAZI KAVRAMLAR

ÇÖZÜNME VE ĠYONLAġMA ĠLĠġKĠSĠ

Çözünme yüzdesini zenginlik, iyonlaĢmayı vermek kabul
edersek; çözeltileri dört gruba ayırırız:

1. ÇOK ÇÖZÜNEN VE % 100 ĠYONLAġAN ÇÖZELTĠLER
(ZENGĠN, TAMAMINI VEREN)

NaCl
(k)
+ su

→ Na
+1
(suda)
+ Cl
–1
(suda)

2. AZ ÇÖZÜNEN VE % 100 ĠYONLAġAN ÇÖZELTĠLER
(FAKĠR, TAMAMINI VEREN): Bu grup, çözünürlük dengesi
konusundaki bileĢikler olup iyonlaĢma denklemleri yanlıĢ olarak
çift yönlü okla gösterilir. Bunun nedeni çözünürlük
hesaplamalarının denge mantığıyla yapılmasındandır. Aslında
suda çözünmezler, bunlar kimyada az çözünen diye geçer.
Çözünmeleri milyonda birkaç ile trilyonlarda birkaç
mertebelerindedir.

Ca(OH)
2(k)
+ su ⇌

Ca
+2
(suda)
+ 2(OH)
–1
(suda)


3. HER ORANDA ÇÖZÜNEN VE AZ ĠYONLAġAN
ÇÖZELTĠLER (ZENGĠN, AZINI VEREN)
133
CH
3
COOH
(s)
+ su ⇌ CH
3
COO
–1
(suda)
+H
+1
(suda)


4. AZ ÇÖZÜNEN VE AZ ĠYONLAġAN ÇÖZELTĠLER (FAKĠR,
AZINI VEREN)
NH
3(g)
+ H
2
O
(s)



NH
4
+1
(suda)
+ OH
–1
(suda)



DERĠġĠK ASĠTLER NĠÇĠN EN FAZLA
MOLEKÜL KÜTLESĠ KADAR YÜZDEDE
OLUR?

• DeriĢik HCl, kütlece % 36,5‟luktur.
• DeriĢik H
2
SO
4
, kütlece % 98‟liktir.
• DeriĢik HNO
3
, kütlece % 63‟lüktür.
• DeriĢik HCl, deriĢik H
2
SO
4
, deriĢik HNO
3
denince; yalnız
yukarıda belirtilen yüzdelerdeki asitler anlaĢılmalıdır. Diğer
çözeltilerde olduğu gibi; çözeni az, çözüneni çok olan çözelti
anlaĢılmamalıdır.

DERĠġĠK DEYĠMĠ HEM NĠTELLĠK HEM DE
NĠCELLĠK ĠÇERĠR

• DeriĢik çözelti; çözeni az, çözüneni çok olan çözeltidir. Nicel bir
kavramdır. Belli bir sınırı yoktur; “ġu yüzdenin üzerinde olursa
deriĢiktir, Ģu yüzdenin altında olursa seyreltiktir.” diyemeyiz.
• DeriĢik deyimi nicel bir anlam da içerir. Örneğin; deriĢik HCl
denince, yalnız kütlece % 36,5‟luk HCl anlaĢılır.

DERĠġĠK VE SEYRELTĠK TABĠRLERĠNĠN,
DOYMUġ VE DOYMAMIġLIKLA ĠLĠġKĠSĠ
YOKTUR

134
• DoymuĢ bir çözelti, seyreltik olduğu gibi; doymamıĢ bir çözelti
de deriĢik olabilir. Örneğin; doymuĢ kireç çözeltisi, kesinlikle
seyreltiktir. DoymamıĢ H
2
SO
4
çözeltisi, deriĢiktir.

ÇÖZELTĠLER KONUSU ĠLE ĠLGĠLĠ SOSYAL
ALANDA KULLANILAN KĠMYA KELĠME VE
DEYĠMLERĠ

• YoğunlaĢmak (Konsantre olmak): Herhangi bir iĢe kilitlenmek,
kendini bir iĢe istekle vermek, yumulmak. Bütün dikkati,
düĢünceyi, duyguyu ve gücü bir konu üzerinde, bir noktada
toplamak.

RADYOAKTĠVĠTE

“Maddenin en küçük parçası olan cüz–ü
layetecezzada yoğun bir enerji vardır. Yunan
bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun
parçalanamayacağı söylenemez. O da
parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir enerji
meydana gelir ki Bağdat‟ın altını üstüne getirebilir.
Bu, Allah‟ın bir kudret niĢanıdır.”

Cabir bin HAYYAN*
(721–805)

* Kimya ilminin babası, Harran Üniversitesi eski rektörü.

NÜKLEER KUVVET (BAĞLANMA ENERJĠSĠ)

135
• Nükleer enerji, çekirdek reaksiyonları, radyoaktivite, radyoaktif
atom, radyasyon, kararlılık kuĢağı, kararsız atom gibi tabirleri
konuyu iyi anlamak için bilmek gerekir.
IĢın yayan atomlara radyoaktif atom, bu konuya da radyoaktivite
denir.
Atomun çekirdeğinde pozitif yüklü protonlar bulunmaktadır.
Aynı yükler birbirini iter. Çekirdekte birden fazla proton
bulunursa bunlar, pozitif yüklü, yani aynı yüklü oldukları için
birbirlerini iterler.
Hidrojen hariç bütün atom çekirdeklerinde birden fazla proton
bulunur.
Çekirdekteki nötronlar, protonların birbirlerini itmelerini
önleyerek bağlayıcı rol oynarlar.
Bu da protonlar, nötronsuz bir arada bulunamazlar demektir.
Bunun tersi de söz konusudur; nötronlar da her zaman
protonlara muhtaçtırlar; çünkü onlar da tek baĢlarına kaldıkları
zaman 13 dakikada yarısı bozulmaya uğrayarak proton ve
elektron çıkartırlar.
Nötron = Proton + Elektron
Atom çekirdeği büyüdükçe proton ve nötron sayısı eĢit olarak
değil, nötron sayısı daha fazla olacak Ģekilde artar.
Tabii her Ģeye rağmen bu artıĢın yine de bir sınırı ve ölçüsü
vardır: Nötron sayısının proton sayısına oranı en az 1, en çok da
1,5 olmalıdır. ġayet nötron sayısının proton sayısına oranı bu
ölçüyü geçmiĢse atom çekirdeği kararsız bir durum arz eder; bu
atomlara kararsız atom denir; grafikteki kuĢak da kararsızlık
kuĢağıdır. Kararsız bir çekirdek de kendi içinde meydana gelen
radyoaktivite ile kararlı hâle kavuĢur.
Çekirdeğinde 83 ve daha fazla proton bulunan elementler ne
kadar çok nötrona sahip olurlarsa olsunlar kararsızdırlar. Bu
kadar çok pozitif yük, atom çekirdeğinde devamlı tutulamaz.
Çekirdek küçülerek kararlı bir duruma düĢer.
En istikrarlı atom hidrojen, en istikrarsız atom ise uranyum
atomudur.
Uranyum atomunun protonları, bulundukları yerde sürekli
136
gürültü ve infilaklara sebebiyet verirler.
Onun için atom bombasında da temel unsurlardan biri olarak
uranyum kullanılmaktadır.
Uranyumun atom numarası 92‟dir. Proton sayısı da 92 olur.
Nötron sayısı ise 238–92=144 olur.
Alfa ıĢıması yapmak, helyum çekirdeği yaymak demektir.
Alfa ıĢıması yapan atomun atom numarası 2, kütle numarası 4
azalır.
238
U (Uranyum–238) atomu, bir alfa parçacığı neĢrederek proton
sayısını 92‟den 90‟a, nötron sayısını da 146‟dan 144‟e düĢürür.
90 protona 144 nötron biraz fazladır.
Uranyum bu defa bir beta parçacığı neĢreder.
Beta ıĢıması elektron yaymaktır. Beta ıĢıması yapan atomun
atom numarası 1 artar, kütle numarası ise değiĢmez.
NeĢredilen beta ıĢını sonucunda uranyum çekirdeği proton
sayısını bir arttırır, nötron sayısını değiĢtirmez. Böylece proton
sayısı 91 olur, nötron sayısı 144‟te kalır. Beta bozunması
sırasında çekirdekteki nötronlardan biri, proton ve elektrona
parçalanmıĢtır.
Nötron → Proton + Elektron
Proton sayısının her değiĢmesinde farklı bir element oluĢur. Bir
seri hâlinde bu iĢ devam eder gider. Nihayet uranyum atom
çekirdeği, 82 protonlu ve 124 nötronlu olan kararlı kurĢun atomu
çekirdeğine dönüĢür.
Radyoaktif bozunma, yalnız nötron–proton dengesizliğinden
(nötron sayısının proton sayısına oranının yüksekliğinden)
kaynaklanmaz.
Bazen sadece proton sayısının yüksek oluĢu da buna sebep
olabilir (pozitron bozunması).
Pozitron, elektronun zıt ikizidir; kütlesi elektronun kütlesine
eĢittir; her Ģeyi elektronla aynı, sadece yükü farklıdır. Elektronun
yükü –1, pozitronun yükü ise +1‟dir. Pozitron bozunmasında;
atom numarası 1 azalırken, kütle numarası değiĢmez.
Çekirdekteki nötronlar, elektrik bakımından yüksüzdür. Yüksüz
oldukları için bir madde içinde uzun yol alabilirler. Bu ağır
137
parçalar, ağırlıklarına göre süratlenirler. Hızları, ıĢık hızından
saniyede birkaç km‟ye kadar değiĢir. Nötronların bazıları çok
ağırdır; bu ağırlıklarından dolayı öyle hız kazanabilirler ki, en
kesif maddelerin bile bir tarafından girip öbür tarafından
çıkıverirler.
Nötronlar bu süratle, 30 cm kalınlığındaki demir ve kurĢundan
bile geçebilirler. Ancak atom çekirdeğiyle çarpıĢmalarında
enerjilerini kaybederler.
KuĢ havada ne kadar rahat uçuyor veya balık denizde ne kadar
rahat yüzüyorsa, nötronlar da o hız sayesinde o kadar rahat
hareket ederler.
Bu özellikleri taĢıyan nötronlar, çekirdek içinde, enerjilerini,
protonları bir arada tutmak için kullanırlar.
Hidrojen hariç bütün atom çekirdeklerinde, mutlaka nükleer
enerji bulunur. Hidrojen atomunun çekirdeğinde proton 1 adet
olduğundan, hem nötrona hem de nükleer enerjiye ihtiyaç
yoktur.
Einstein, çekirdekteki nükleer enerjiyi E=mc
2
formülü ile açıklar.
Formüldeki m maddenin kütlesi, c ıĢık hızı, E ise enerjidir.
Nükleer reaksiyonlarda, atom numarası ve kütle numarası
korunmaktadır; bu durum kütlenin korunduğu anlamına gelmez.
Nükleer reaksiyonlarda kütle kaybı olur. Hidrojen dıĢındaki
bütün atomların, bir tartılan kütlesi bir de hesap edilen kütlesi
vardır. Tartılan kütle, mutlak surette her zaman daha az
çıkmaktadır. Bu azalan miktar kadar madde, daha ilk oluĢumda,
hidrojen hariç tüm atomların çekirdeğinde, enerjiye
dönüĢmüĢtür. ĠĢte bu enerji, nükleer enerjidir.
Olay, saatin kurulup bırakılması gibi de değildir: Protonların
birbirlerini itmemeleri için baĢlangıçta maddenin enerjiye
dönüĢmesiyle baĢlayan görevi, nötronlar her an
sürdürmektedirler.

YALNIZ HĠDROJEN ATOMUNUN
ÇEKĠRDEĞĠNDE NÖTRON
138
BULUNMAMASININ SEBEBĠ

• Nötronun görevi; birden fazla protonu bulunan çekirdeklerde,
protonların birbirlerini itmesini önlemektir.
• Hidrojen atomunun çekirdeğinde 1 tane proton bulunduğundan,
böyle bir görev söz konusu değildir. Bu nedenle de hidrojen
atomunun çekirdeğinde nötron yoktur.

PROTON VE NÖTRON SAYISI HANGĠ ATOM
ÇEKĠRDEKLERĠNDE EġĠTTĠR?

• Atom numarası çift ve 20‟ye kadar olan atomlarda, proton sayısı
ile nötron sayısı birbirine eĢittir.

NÖTRON SAYISININ PROTON SAYISINA
GÖRE DAHA FAZLA OLACAK ġEKĠLDE
ARTMASININ, BELLĠ BĠR SINIR VE ÖLÇÜSÜ
VAR MIDIR?

• Atom numarası tek ve 20‟ye kadar olan atomlarda nötron sayısı,
proton sayısından bir fazladır. Atom numarası 20‟den sonra,
nötron sayısı gittikçe fazlalaĢarak artar.
• Bu artıĢın belli bir sınır ve ölçüsü vardır.

NÖTRON SAYISININ PROTON SAYISINA
BÖLÜMÜ 1,5‟U GEÇMĠġSE NASIL BĠR
DURUM ORTAYA ÇIKAR?

• Atom numarası 20‟nin üzerindeki atom çekirdeklerinde; nötron
sayısının, proton sayısına göre gittikçe daha fazlalaĢarak artıĢı,
belli bir sınır ve ölçüyü geçerse kararsızlık baĢlar.
139

RADYOAKTĠVĠTE KONUSUNDA KARARLI
ELEMENT NE DEMEKTĠR VE
HANGĠLERĠDĠR?

• Kararlı element; ıĢın yaymayan ve bozunmayan elementtir.
• Nötron sayısının proton sayısına bölümünün 1,5‟a kadar olduğu
elementler kararlı elementlerdir.
• Bunlar; atom numarası 1 ile 82 arasındaki 82 elementtir.
1
H‟den
baĢlar,
83
Bi‟ta son bulur. Sonuncu kararlı element
82
Pb‟dur.

KARARSIZ ELEMENTLER

• Kütle numarası 206 olan
82
Pb‟dan sonraki elementler
kararsızdır.
• n/p oranı arttıkça ve proton sayısı yükseldikçe atom
çekirdeğindeki kararsızlık artar.
• Kararsız doğal elementler
83
Bi (bizmut),
84
Po (polonyum),
85
At
(astatin),
86
Rn (radon),
87
Fr (fransiyum),
88
Ra (radyum),
89
Ac
(aktinyum),
90
Th (toryum),
91
Pa (protaktinyum), ve kütle
numarası 238 olan
92
U (uranyum)‟dur.

92
U‟den sonraki elementler sentetiktir.

KARARSIZ ELEMENTLERE KARġI NASIL BĠR
ÖNLEM ALINMIġTIR?

• Kararsız 10 atom; hem çevrelerine ıĢın yayarlar hem de
çekirdeklerindeki enerjiyi dıĢarı verirler. Böylece kararlı duruma
geçerler (nükleer reaktörler). Bu elementlere radyoaktif element,
bu olaya da radyoaktivite denir.

ÇEKĠRDEK KARARLILIĞIYLA ATOM
140
KARARLILIĞI KARIġTIRILMAMALIDIR

• Çekirdek kararlılığı ile atom kararlılığı; farklı hususlardır.
• Atom kararlılığındaki ölçü, soy gaza benzemedir.
• Çekirdek kararlılığındaki ölçü ise, n/p oranının 1,5‟tan küçük
olmasıdır.

DOĞAL RADYOAKTĠF ELEMENTLERĠN
ZARARI VAR MIDIR?

• Her elementin izotoplarının yüzde oranları bellidir. Bu oran,
dünyanın her yerindeki her bir parça aynı element için
değiĢmez.
• Doğada bulunan bu elementlerin radyoaktif izotoplarının etrafı
radyoaktif olmayan izotoplarla sarılıdır. Bu sebeple insana zarar
vermezler.

238
U atomları,
235
U ile sarılıdır.

RADYOAKTĠF BOZUNMA SERĠLERĠ

• Uranyum, toryum ve aktinyum serisi olmak üzere 3 seri vardır.
Her 3 seride de atom çekirdeği, bir seri değiĢim sonucunda 82
protonlu olan kararlı kurĢun atomu çekirdeğine dönüĢür.
• Her bir değiĢimde atomlar enerjisini dıĢarı verir. Enerjinin dıĢarı
verilmesiyle atom kararlı hâle geçer. Zaten kararlı elementlerin
sonuncusu kurĢundur.

ATOM NUMARASI EN BÜYÜK KARARLI
ELEMENT: KURġUN

Bazı kaynaklarda bizmut geçmektedir. Bizmut Ģu yönlerden
141
olamaz:
• Bizmutun n/p oranı 1,5‟tan büyüktür.
• Kararsız atom çekirdekleri, bir seri değiĢim sonucunda 82
protonlu olan kararlı kurĢun atomu çekirdeğine dönüĢür.
Bizmutta karar kılınmaz, kurĢunda karar kılınır.
• KurĢun radyoaktiviteyi alır, bizmut radyasyon yayar.

ATOM BOMBASININ BULUNDUĞU ÜLKELER

• PAKĠSTAN
• HĠNDĠSTAN
• ÇĠN
• TÜRKĠYE
• AMERĠKA
• ĠSRAĠL
• KAZAKĠSTAN
• FRANSA
• ĠNGĠLTERE
• LĠBYA*
• KUZEY KORE**
• GÜNEY AFRĠKA***

* 1993 yılında nükleer silah programına son verdiğini açıkladı.
** ġubat 2005‟te atom bombasının olduğunu açıkladı. Haziran 2008‟de de
atom bombası kulelerini yıktığını dünya kamuoyuna televizyon
ekranlarından gösterdi.
*** 1990‟da nükleer silah reaktörünü söktüğünü açıkladı, Ġsrail ile
beraberdi.

KARARSIZ ÇEKĠRDEKLERDEKĠ DÖNÜġÜM
REAKSĠYONLARI

• Nötron; elektron yayarak protona dönüĢür.
• Proton ile elektron birleĢerek nötrona dönüĢür.
• Proton; nötron fırlatarak pozitrona dönüĢür.
142
• Pozitron ile nötron birleĢerek protona dönüĢür.
• Pozitron ile elektron birleĢerek gama ıĢınına dönüĢür.
• Gama ıĢını; elektron yayarak pozitrona dönüĢür.
• Denklemler formüllerle yazılırsa giren ve ürünlerin, atom ve
kütle numaralarının eĢit olduğu görülür.

ATOM HARBĠNĠN MORFĠNLE ÖNLENMESĠ

• Morfin, atom Ģokundan olan ölümü önler.
• Amerika, Türkiye‟deki alkaloit fabrikalarını senelerce bloke etti
ve morfin stokladı.

FEN VE TEKNĠK; BERABERĠNDE, ĠNSANLIĞI
DÜġÜNME ĠLE KALP VE VĠCDAN
DUYARLILIĞINI DA GETĠRMELĠDĠR

• Einstein, atom çekirdeğindeki saklı nükleer enerjiyi enerji
ihtiyacını karĢılamada kullanmayı düĢünürken, atomu bir
canavara kaptırdığını ancak HiroĢima ve Nagazaki‟nin yerle bir
olmasından sonra anlayabilmiĢtir. Ağlayarak Japonyalı bilgin
dostundan özür dilemiĢtir.
• Ama ne kadar geç ve iĢ iĢten geçtikten sonraki bir özür!
• Nükleer enerjinin, enerji ihtiyacımızın giderilmesi, aydınlatma,
ısıtma, çeĢitli araçların ve fabrikaların çalıĢtırılması vb. yerlerde
kullanılınca yararlı olacağı malumdur. Ancak nükleer enerji;
sorumsuz ve acımasız düĢünce sahibi bir kısım Batılının elinde
akıl ve vicdanın kontrolünden çıkınca, insanlığın yararına
olmamıĢ, zararına olmuĢtur.
• 1945 yılında HiroĢima ve Nagazaki‟ye atılan atom bombası,
büyük bir alanı senelerce yaĢanmaz hâle getirmiĢtir. Japonya‟da
dev Ģehirlerin yerle bir olmasına, 80 000‟i anında olmak üzere
300 000‟den fazla insanın ölümüne sebep olmuĢtur. Atom
bombasının zararlı radyoaktif etkileri hâlâ devam etmektedir.
143
• Günümüzde de tehdit unsuru ve tedbir unsuru olarak değiĢik
ellerde tutulmaktadır.
• Ġnsanın bir görevi de; maddeye hükmetmektir, atom
çekirdeğindeki nükleer enerjinin ne için var edildiğini idrak
etmektir.
• Ġnsanın keĢfettiği nükleer enerji; atom çekirdeğinde saklı
bulunan ve var olan bir nükleer enerjidir.
• Çernobil faciasının; bizi nükleer enerjiden vazgeçirmek için bir
tertip olduğu, kasten meydana getirildiği, suikast olması ihtimali
vardır. Bu yüzden, uyanık olmalıdır.
• ġayia, aldatmaca ve maksatlı olan nükleer kaza riski ile atom
bombasından korkup, nükleer enerjiden vazgeçmemelidir.
• Korkulacak konu; uyuĢukluk ve tembellik yapıp nükleer santral
ve nükleer laboratuvar kurmamaktır.
• Atılan atom bombasının tahribatı ve Çernobil‟deki nükleer kaza
gibi nükleer enerjinin bir kısım zararları; bizi, nükleer enerjiden
vazgeçirmemelidir.
• Çernobil, dıĢa sızandır. Duyurulmayan baĢka sızmalar da
olmuĢtur.
• Fayda–zarar analizi yapıldığında iĢin doğrusu; insanın, nükleer
enerjiyi genel olarak ele alması ve ortaya çıkan olumsuz
durumlardan baĢta kendini, sonra da atom çekirdeğinde saklı
bulunan nükleer enerjiyi suiistimal edenleri kınamasıdır. Bu
nedenle; bilimsel çalıĢmalarımızı hızlandırarak bir an önce ve
zamanı gelince toryum reaktörünü kurmalıyız.
• Bu bakımdan insan unsurunun iyi eğitilmesi gerekir.
• Bütün bunlardan dolayı, akıl ve düĢünce prensipleri üzerine
oturtulan fen ve teknik; insanlığı düĢünme ile kalp ve vicdan
duyarlılığını da beraberinde getirebilmelidir.

VAR ETMEK HER AN

• Her an güneĢte yeni bir keyfiyet meydana gelmektedir.
• GüneĢte her saniye 564 milyon ton H (hidrojen) atomu, He
(helyum) atomuna dönüĢmektedir.
144
• Bu esnada güneĢ, her saniye kütlesinden 4 bin ton
kaybetmektedir.

NĠÇĠN HER SANĠYE 564 MĠLYON TON
HĠDROJEN (ĠLĠMLERĠN ORTAYA ÇIKIġI)

• GüneĢte her saniye 564 milyon ton H (hidrojen) elementi, He
(helyum) elementine dönüĢür.
• Bu esnada güneĢ, her saniye kütlesinden E=mc
2
formülüne göre
4 bin ton kaybeder. Madde enerjiye dönüĢmüĢ olur. GüneĢ
enerjisi hâlinde dünyamıza gelir.
• Belli bir zaman sonra güneĢteki hidrojenin tamamı helyum
hâline dönüĢecektir. GüneĢ soğuyarak ölecektir. Bu da
dünyadaki hayatın sonu olacaktır.
• Uranyumun yakıt olarak kullanıldığı bir fisyon olayında cereyan
eden kanunlardan örnek verelim: ġayet bu kanunlar
konulmasaydı ilimler meydana gelemeyecekti.
• Çok küçük bir zaman diliminde ne kadar zincirleme reaksiyon
olacağı ve ne kadar enerji açığa çıkacağı bellidir.
• Böyle bir prensip olmasaydı ne atom bombasından ne de
nükleer santrallerden söz edilebilirdi.
• ĠĢte bu ve benzeri sabit kanunlar sayesindedir ki fiziğin,
kimyanın, astronominin sabit birer hakikat olduğundan
bahsedilebilmekte ve onlarla sabit sonuçlara varılabilmektedir.
• Her konu gibi bu da icraata perde olmuĢtur. Zamana tabi
olmadan kısa bir zamanda da olabilirdi. Ancak sebepler
dairesinde Ģu kadar güce sahip olan ve Ģu kadar bir kuvvetle
merkez tarafından çekilen ve Ģu kadar merkezkaç durumu olan,
Ģu kadar hidrojen atomu, Ģu kadar helyuma dönecektir Ģeklinde
bazı prensipler hayatın devamı ve ilimlerin ortaya çıkması için
konmuĢtur.

ÇEKĠRDEĞĠNDE NÜKLEER ENERJĠ
145
BULUNMAYAN TEK ELEMENT (EN BÜYÜK
ENERJĠ KAYNAĞI): HĠDROJEN (H
2
)

PERĠYODĠK CETVELĠN ĠLK ELEMENTĠ OLAN
HĠDROJENE BENZEMEK
(KENDĠNĠ SIFIRLAMAK)

• Atomlardan yalnız hidrojen atomunun çekirdeğinde nükleer
enerji (bağlanma enerjisi) yoktur. Buna rağmen bütün enerjilerin
kaynağı olmuĢtur.
• Hidrojen hariç diğer bütün atomların çekirdeklerinde nükleer
enerji vardır.
• Çekirdekteki nükleer enerjinin görevi, birbirlerini iten pozitif yüklü
protonların bir arada durmalarını temin etmektir. Bağlanma
enerjisi denmesi, bu sebepledir.
• Bu enerji, nükleer isminden de anlaĢılacağı gibi çok büyük bir
enerjidir. Maddenin enerji karĢılığıdır, çekirdekte saklıdır.
• Atom bombası veya nükleer santrallerde açığa çıkan enerji,
çekirdekte saklı olan bu enerjinin dıĢarı çıkmasıdır.
• Hidrojen atomunun çekirdeğinde yalnız bir adet proton
olduğundan, protonların birbirini itmesi diye bir Ģey söz konusu
olmadığından, böyle saklı bir nükleer enerjinin çekirdekte
bulunması gereksiz bir iĢ olacaktı.
• Zaten abes ve hikmetsizliğin çekirdeğin içine girmesi
düĢünülemezdi.
• Bu nedenle de hidrojen atomunun çekirdeğinde nükleer enerji
yoktur.

• SORU: O hâlde güneĢte hidrojenin helyuma dönüĢmesinde
açığa çıkan enerji, çekirdekte enerji bulunmadığına göre
nereden çıkmaktadır?

• CEVAP: Bu enerji, maddenin enerjiye her an dönüĢtürülmesiyle
146
anında açığa çıkan enerjidir.

• BĠZ DE HĠDROJEN ATOMUNU ÖRNEK ALIP, KENDĠMĠZĠ
SIFIRLAYIP, ETRAFIMIZA ENERJĠ KAYNAĞI OLMALIYIZ.
• YOK, YOKSA VAR OLUR.

EN KÜÇÜK ATOM: Hidrojen
EN BÜYÜK ATOM: Uranyum

Hidrojenin enerjisi (füzyon), uranyumun enerjisinden (fisyon)
daha fazladır. Füzyon güneĢtedir, fisyon ise nükleer santral,
nükleer laboratuvar veya atom bombasındadır.


EN ĠSTĠKRARLI (KARARLI) ATOM: Hidrojen
EN ĠSTĠKRARSIZ (KARARSIZ) ATOM:
Uranyum

H
2
KAYNAKLARI

• Karadeniz‟in derinliklerindeki H
2
S (hidrojen sülfür)‟den elde
edilebilecek olan H
2

• Bor bileĢiğinden elde edilebilecek olan H
2

• GüneĢte gaz hâlindeki H
2

• GüneĢ enerjisi yardımı ile H
2
O‟yu ayrıĢtırarak elde edilen gaz
hâlindeki H
2


FÜZYON NĠÇĠN GERÇEKLEġTĠRĠLEMEZ?

• Füzyon, güneĢte 15 milyon °C‟ta gerçekleĢir.
• Füzyon için dünyada 100 milyon °C‟lık sıcaklık gerekir; çünkü
147
dünyadaki basınç güneĢtekinden daha düĢüktür.
• Bu sıcaklığa eriĢilebilmesi mümkün değildir.

ZENGĠNLEġTĠRĠLMĠġ URANYUM

• Uranyumun
235
U ve
238
U olmak üzere iki izotopu vardır.
• Uranyum bileĢiklerinde doğal olarak
235
U izotopu % 0,7 oranında
bulunur.
238
U izotopu ise % 99,3 oranında bulunur.
• Nükleer enerji elde edilmesinde uranyum bileĢikleri yakıt olarak
kullanılır.
• Önce zenginleĢtirme iĢlemi yapılmalıdır.
• Nükleer enerji
235
U‟ten elde edilir.
• ZenginleĢtirme; uranyum bileĢiklerindeki % 0,7 olan
235
U izotopu
oranının arttırılmasıdır.
• Uranyumun nükleer santrallerde yakıt olarak kullanılabilmesi
için, zenginleĢtirme oranı; % 2 – % 5 arasında olmalıdır.
• Nükleer araĢtırma laboratuvarlarında % 80 oranında
zenginleĢtirme olmalıdır.
• Atom bombasında zenginleĢtirme % 90 oranında olur.

DOĞAL URANYUM BĠLEġĠKLERĠ

• U
3
O
8
(UO
2
+2U
3
O
8
)

UCl
4

UF
6

UCl
6

KUF
5

UO
2

UO
3

UF
5

NÜKLEER ENERJĠ SANTRALĠNĠN KISIMLARI

148
Nükleer reaktörlerde baĢlıca dört büyük bölüm vardır.
• Fisyon reaktörü
• Su kazanı
• Buhar türbini
• Jeneratör

FĠSYON (BÖLÜNME, PARÇALANMA)

• Bir atom çekirdeğine bir nötron taneciğinin çarpmasıyla kararsız
iki atom çekirdeği oluĢur. Bu arada üç tane nötron ve enerji
açığa çıkar. Açığa çıkan nötronlardan her biri baĢka bir
çekirdeğe çarparak yeni kararsız çekirdeklerin oluĢmasına ve
yeni nötronlarla enerjinin açığa çıkmasına sebep olur.
• Bu olay zincirleme devam eder. Fisyonla açığa çıkan bu enerji,
nükleer reaktörlerin ve atom bombasının temelini oluĢturur.

FĠSYON REAKTÖRÜNÜN KISIMLARI

Fisyon reaktörü, baĢlıca dört kısımdan meydana gelir.
• Reaktörün kalbi
• Nötron yavaĢlatıcı
• Soğutucu
• Kontrol çubukları

ATOM BOMBASINDAKĠ FÜSYON ĠLE
NÜKLEER REAKTÖRDEKĠ FĠSYONUN FARKI

• Atom bombasında fisyon maddeleri küçük bir hacim içinde
toplanmıĢtır. Fisyon tepkimesi aniden, patlamayla, yıkım gücü
yüksek ve kontrolsüz olarak gerçekleĢir.
• Nükleer reaktörde fisyon tepkimesinin hızı yavaĢlatılmıĢtır.
Böylece kontrollü bir Ģekilde nükleer enerji elde edilmiĢ olur.
149

NÜKLEER REAKTÖRÜN ÇALIġMA PRENSĠBĠ

• YavaĢlatılmıĢ ve kontrollü fisyon tepkimesiyle ısı açığa çıkar.
• Açığa çıkan ısı, suyu buharlaĢtırır.
• Su buharı, buhar türbinini çevirir.
• Buhar türbini, jeneratörü çalıĢtırır.
• Jeneratörde de, elektrik enerjisi üretilir.

NÜKLEER SANTRALLER NEREDE ĠNġA
EDĠLMELĠDĠR?

• Nükleer santraller inĢa edilirken “soğutma suyu” ihtiyacı
yüzünden deniz kenarı, göl kenarı veya nehir kenarına kurulma
mecburiyeti vardır.

GÜNEġTEKĠ FÜZYON (ÇEKĠRDEK
BĠRLEġMESĠ VEYA KAYNAġMASI)

• 4 tane hidrojen atomu çekirdeği birleĢerek 1 tane helyum atomu
çekirdeği ile 2 tane pozitronu oluĢur ve enerji açığa çıkar.
• GüneĢte her saniye 564 milyon ton H (hidrojen) atomu, He
(helyum) atomuna dönmektedir.
• Bu esnada güneĢ, kütlesinden her saniye 4 bin ton
kaybetmektedir.

1 MART 1954 GÜNÜ BĠKĠNĠ ATALÜ
ÜZERĠNDE PATLATILAN HĠDROJEN
BOMBASI

150
• 1 döteryum atomu çekirdeği ile 1 trityum atomu çekirdeği
birleĢtirilmiĢtir. 1 helyum atomu çekirdeği meydana gelmiĢtir. Bu
arada 1 nötron ve enerji açığa çıkmıĢtır.
• BirleĢme için gerekli olan 15 milyon °C‟lık sıcaklık
235
U
izotopunun fisyonundan sağlanmıĢtır.

FĠSYON VE FÜZYON OLAYLARINDA
KULLANILAN MADDENĠN NE KADARI
ENERJĠYE DÖNÜġÜR?

• Fisyon ve füzyon reaksiyonları, kütlenin binde bir, on binde bir
gibi çok küçük kesirlerinin enerjiye dönüĢmesi demektir. Geri
kalan kısmı baĢka elemente dönüĢür.

NÜKLEER SANTRAL ATIKLARI

• YanmıĢ yakıt, 10 sene yüksek sıcaklık ve basınca dayanıklı
havuzda muhafaza edilir. Bu suretle radyoaktivitenin % 99‟u
ölmüĢ olur.
• Kalan % 1‟i plütonyumdur. Plütonyumun yarı ömrü 24 000 yıldır.
Yenilse bile zararı olmaz. Plütonyum çeĢitli Ģekillerde
değerlendirilebilir veya depolanabilir.
• Plütonyum atığı, tekrar yakıt olarak kullanılabiliyor; yapay
elementtir.

SOĞUTMA SUYU NEDENĠYLE NÜKLEER
ENERJĠYE KARġI ÇIKMAK DOĞRU MUDUR?

• Entropi kanunu öğretisi; açığa çıkan enerjiyi değerlendirmeyi, en
faydalı hâlde muhafaza etmeyi ve israf etmemeyi gerekli
kılmaktadır. Bu doğrudur.
• Ġtiraz edenler; su buharının, suya dönüĢtürülmesi esnasında
151
kaybolan enerjiye itiraz etmektedirler.
• Bu ise (soğutma suyu nedeniyle kaybolan enerji) ihmal edilebilir
boyuttadır.
• Bu nedenle, bu konuyu bahane ederek nükleer enerjiye karĢı
çıkmak yersizdir.
• Temennimiz ileride bu israfın da önüne geçilmesidir.

NÜKLEER SANTRALĠN ÇEVREYE ZARARI
YOKTUR

• Evde veya iĢ yerinde otururken bile bir nükleer santralin çevreye
yaydığı radyasyondan 460–470 misli daha fazla radyasyona
maruz kalınmaktadır.
• Reaktörün yanı baĢına oturulsa dahi normal zamandaki kadar
radyasyona maruz kalınmaz.
• Dünyanın her tarafında uranyum vardır. Sağlığa ve çevreye
hiçbir zararı yoktur.
• Uranyum zamanla bozunup radona dönüĢür veya baĢka bir
element uranyuma dönüĢür. Radon gazı her yerden geçer.
Sürekli etki hâlindeyiz. Bunlar doğal ve faydalı olaylardır.
• Kozmik ıĢınlarla gelen radyasyon, nükleer reaktörle gelenden
120 kat daha fazladır.
• Nükleer santraller, kaza durumunda ısınınca kendi kendini
kapatıp zincirleme reaksiyonu kapatacak Ģekilde tasarlanmıĢtır.
• Soğutma suyu nedeniyle kaybolan enerji ve dünyanın ısı
dengesinin bozulması abartıdır ve ihmal edilebilir boyuttadır.
• Nükleer kaza riski ve çevreye zarar konusu ve iddiaları ya
kasıtlıdır ya da cahilliğe bağlı abartılardır.
• Bu konuları bahane ederek nükleer enerjiye karĢı çıkmak bu
nedenlerle yersizdir.

NÜKLEER ENERJĠYE KĠMLER KARġI
ÇIKIYOR?

152
• Nükleer enerjiye karĢı olanlar ya nükleer enerji sorunsalını
bilmeyenlerdir ya da ajanlardır.
• Çoğunluğu iyi niyetli, dürüst ve idealist insanlardan oluĢan bazı
kiĢiler çevreye zarar zannıyla nükleer enerjiye karĢıdırlar. Bunlar
nükleer enerjiyi araĢtırdıklarında, cahilliklerinden karĢı çıkmıĢ
olduklarını anlarlar.
• Nükleer enerjiye karĢı çıkanların içlerinde azınlık da olsa
dünyayı yöneten petrol lobisinin içimizdeki ajanları ile
Türkiye‟nin birinci sınıf devlet olmasını istemeyen çevrelerin
ajanları vardır.
• Nükleer enerjiye karĢı çıkma iĢi genelde çevre koruması adı
altında gerçekleĢtirilmektedir. Çevre koruma kuruluĢlarının
içlerine de az da olsa ajanlar girmiĢtir.

TÜRKĠYE‟DE NÜKLEER SANTRAL ĠNġA
EDĠLECEK

Türkiye‟de ilk nükleer santralin Mersin Akkuyu‟da
inĢası planlanmıĢtır. 2015 yılında elektrik üretecektir.
Ġkinci nükleer santralin inĢası da Sinop Ġnceburun‟da
planlanmıĢtır.

TORYUM

• Günümüzdeki nükleer santrallerin tamamı uranyum yakıtıyla
çalıĢmaktadır. Önümüzdeki yıllarda nükleer reaktörlerin yakıtının
toryum olması için çalıĢmalar sürmektedir. Bu konuda sona
yaklaĢılmıĢtır. Toryum madeni Türkiye için stratejik öneme
sahiptir, ülkemizi ilerilere götürecek bir kaynaktır.

TORYUM VE REAKTÖRÜ

153
• Dünyada bulunan 1 071 000 ton toryumun 789 000 tonu
Türkiye‟dedir. Bu miktar, dünya rezervinin yaklaĢık % 80‟ine
karĢılık gelmektedir.
• Toryumun nükleer yakıt olarak kullanıldığı nükleer santral,
henüz dünyada yoktur. Toryuma dayalı nükleer santrallerin
kurulma çalıĢmaları, deneme safhasındadır. Dünyada deneyler
devam etmektedir.
• ABD, Fransa ve Japonya‟da devam eden bu çalıĢmalarda Türk
mühendisler de bulunmaktadır.
• Toryumun nükleer yakıt olarak kullanılması, CERN‟deki atom
hızlandırma çalıĢmalarıyla da ilgilidir. 2007 yılında Isparta‟daki
uçak kazasında vefat eden rahmetli Engin Arık‟ın CERN‟deki
atom hızlandırma çalıĢmalarına katılmasının sebebi toryumun
nükleer yakıt olarak kullanılması içindi. Toryum kaynaklı yeni
nesil santral kurulması çalıĢmaları Türkiye‟de ekip hâlinde hızla
sürdürülmektedir. Isparta‟daki uçak kazasında 6 ekip üyesinin
vefat etmesine rağmen çalıĢmalar durmamıĢ, ilerlemiĢtir.
Isparta‟daki toryum toplantısına giderken uçak kazasında vefat
eden öğretim üyeleri, Boğaziçi ve DoğuĢ Üniversitesi‟ndeki
toryum çalıĢması yapan öğretim üyeleriydi.
• Ülkemizdeki toryum madeni kaynakları EskiĢehir–Sivrihisar–
Beylikahır–Kızılcaören köyünde ve Malatya‟da Hekimhan–
Kulancak‟tadır.
• Toryumun, ileride uranyumun yerini alacağına kesin bir gözle
bakılmaktadır.
• Toryuma, kısaca tor da denmektedir.
• Toryum santralleri iĢletilmeğe baĢlanırsa, Çernobil‟in benzeri
kasıtlı patlatma tehlikesi olmayacaktır.
• Kasten meydana getirilen patlama anında bile, reaktörün fiĢi
çekilecek, her türlü iĢlem duracak; bu suretle de hiçbir tehlike
yaĢanmayacaktır.
• Toryum, yerli ham madde olmasından ötürü de çok önemlidir.
Nükleer santral kurulduğunda, dıĢa bağımlılık olmayacaktır.
• Elimizdeki toryumun kıymetini bilmeliyiz. Gerçek değerinden
düĢük fiyata zamanından önce satmamalıyız. Toryumla çalıĢan
154
reaktörler devreye girdiğinde değerinin artacağını
unutmamalıyız.

NÜKLEER SANTRAL

• 31 ülkede 449 nükleer santral iĢletiliyor. 28 nükleer santral hâlen
inĢa edilmektedir.
• Amerika‟da 104, Fransa‟da 59, Japonya‟da 55 reaktör vardır.
• Dünya elektrik talebinin % 16‟sı nükleer santrallerden
karĢılanıyor.
• Nükleer santrallerin % 95‟i geliĢmiĢ ülkelerdedir.

NÜKLEER REAKTÖRLERĠN BULUNDUĞU
ÜLKELER VE REAKTÖR SAYILARI

• ABD 104
• ALMANYA 18
• ARJANTĠN 2
• BELÇĠKA 7
• BREZĠLYA 2
• BULGARĠSTAN 4
• ÇEK CUMHURĠYETĠ 6
• ÇĠN 10
• ERMENĠSTAN 1
• FĠNLANDĠYA 4
• FRANSA 59
• GÜNEY AFRĠKA 2
• GÜNEY KORE 20
• HĠNDĠSTAN 16
• HOLLANDA 1
• ĠNGĠLTERE 23
• ĠSPANYA 9
• ĠSVEÇ 11
155
• ĠSVĠÇRE 5
• JAPONYA 55
• KANADA 18
• LĠTVANYA 1
• MACARĠSTAN 4
• MEKSĠKA 2
• PAKĠSTAN 2
• ROMANYA 2
• RUSYA 31
• SLOVAKYA 6
• SLOVENYA 1
• TAYVAN 6
• UKRAYNA 15

RADYASYONU VÜCUTTAN ATMAK ĠÇĠN:
KURġUN

• KurĢun geniĢ bir kapta eritilip insanın etrafında gezdirilir.
• Daha sonra suya dökülür.
• Suya döküldüğünde çıkan sesten sonra kurĢun dağılmadıysa,
külçe hâlinde kaldıysa radyasyon yoktur. Saçma tanesi gibi
dağıldıysa radyasyon var demektir.
• Aynı iĢleme, kurĢun dağılmayıncaya kadar devam edilir.

RADYASYONU VÜCUTTAN ATMAK ĠÇĠN
GEREKLĠ OLAN BAġLICA ĠKĠ GIDA

• Kimyon
• Limon

TÜRK MĠLLETĠ URANYUM ELEMENTĠ
GĠBĠDĠR
156

• Uranyum, elementlerin sonuncusudur. Türk milleti de dünyada
kıyamete kadar insanlığa hizmet edecek milletlerin
sonuncusudur. Sonuncusu olduğuna göre eskideki durumunu
tekrar kazanacak, belki de geçecektir.
• Uranyum doğalların sonuncusudur. Türk milleti de uranyum gibi
doğaldır; samimidir, yapmacık değildir, suniliği sevmez.
• Elementler içinde uranyumun, milletler içinde de Türk milletinin
Ģanı yücedir.
• Uranyum gibi, Türk milleti de enerjisini etrafına verir.
• Uranyum, bağlanma enerjisi en yüksek olan elementlerdendir.
Türk milletinin de fertler arasındaki irtibatı ve diyaloğu
kuvvetlidir. Ancak demir kadar değildir. Zaten bağın kuvvetliliği,
biraz da zayıflıktan kaynaklanır.
• Uranyum çekirdeğinin verdiği enerjinin, nükleer reaktör veya
nükleer laboratuvardaki enerji olması için kontrol edilmesi Ģartı
vardır. Nötronun çekirdeğe çarpmasıyla, çekirdeğin kontrollü
dağılmasıyla enerji verir. Kontrolsüz olanı atom bombasındaki
enerjidir. Türk milleti de dıĢ etkiyle parçalanır. Parçalanması
aynı anda enerji vermek demektir. Parçalanması zincirleme
devam eder. Bu nedenle kontrolün iyi yapılması gerekir. Türk
milleti asker millettir.
• Türk milleti akıllı ve zekidir. Kalplerinden hürmet ve merhamet
hissi çıksa, akıl ve zekâları onları, dehĢetli ve acımasız hâle
getirir ve idareleri mümkün olmaz.
• Türk milleti, Müslümanlar içinde en çok nüfusa sahip üstün bir
ırktır. Dünyanın her tarafında olan Türkler, Müslüman‟dır. Diğer
ırklar gibi Müslüman olan ve olmayan olarak iki kısma
ayrılmamıĢtır. Nerede Türk topluluğu varsa Müslüman‟dır.
• Bir Ģeyin en iyisi bozulunca en kötüsü olur; bunun gibi
Müslümanlıktan çıkan veya Müslüman olmayan Türkler,
Türklükten dahi çıkmıĢlardır (Macarlar gibi). Hâlbuki küçük
ırklarda bile, hem Müslüman ve hem de gayrimüslim vardır. Bu
nedenle biz Türkler, atom bombası olma riskimiz olduğunu
akımızdan çıkarmamalıyız; özellikle çok dikkat etmeliyiz.
157
• Bazı Türk kabileleri eski zamanda yanlarına bir kısım baĢka
kabileleri beraber alarak kaç defa Avrupa‟yı hercümerç
etmiĢlerdir.
• Fransız ihtilali ile geliĢen hürriyetin arkasından sosyalistlik
doğdu. Sosyalistlik komünistliğe inkılap etti. Komünistlik; insani
ve ahlaki kuralları dinlemediğinden, anarĢistlik meyvesini verdi.
AnarĢistlik fikrinin tam yeri ise dünyanın yedi harikasından birisi
olan Çin seddinin yapılmasına sebep olan bir kısım Moğol ve
Kırgız Türk kabileleridir.
• Bu bilgiler ıĢığında, Türk milletini karalamaya girmemelidir.
Hercümerce neden olan topluluklar aslen Türk değildirler.
Özellikle Moğollar, Türkler ile irtibatlandırılmıĢtır. Anadolu,
memerriakdam olmuĢtur; daha önceleri çok farklı toplulukların
gelip geçtiği yaĢam yeridir.
• Türk milleti, izole edilmediği takdirde; gökten gelen Ģualarla, her
zaman infilak eder ve dünyanın değiĢik yerlerinde kendini
hissettirir. Türk milletini izole eden unsurlar; ondaki hak, hukuk,
adalet, temkin, baĢkalarını rahatsız etmeme, hürmet, merhamet,
birleĢen su damlaları gibi olma vb. üstün hasletlerdir.
Uranyumun,
235
U ve
238
U olmak üzere iki izotopu vardır. Nükleer
enerji
235
U‟ten elde edilir. Uranyum bileĢiğinde % 0,7 oranında

235
U izotopu; % 99,3 oranında ise
238
U izotopu bulunur. Tüm
uranyum bileĢiklerinde
235
U izotopunun etrafı,
238
U izotopu ile
izole edilmiĢtir.
• Günümüzde uranyumun kötüye kullanılmasına karĢı, tüm
insanlığın tepkisi vardır; bu baĢka meseledir. Türk milleti,
uranyum elementi gibi olduğunu bildiğinden ötürü, baĢka bir
deyimle kendini tanıdığından dolayı, kuru gürültüye pabuç
bırakmamaktadır. Kalbin gayesi, müĢahededir. MüĢahede;
feraset, basiret, sezgi, sezi, altıncı his, kalp gözü açıklığı, ilhama
mazhar olma gibi meziyetlerle kendini belli eder. Bu üstün
meziyetlerin %90‟ı Türk milletine verilmiĢtir; %10‟u ise diğer
ırklara dağıtılmıĢtır. Aslında herkes potansiyel olarak buna açık
var edilmiĢtir. Bu yolda; peygamberler, doğruluktan ĢaĢmayan
akıl, kusursuz kalp ve temiz duygu/düĢünce taĢıyan kalp
158
sahipleri baĢta olmak üzere Türkler vardır. Bu baĢarı,
mevhibeiilahiye olarak verilen bir baĢarıdır; kendimizden
bilmemeliyiz.
• Bütün dünya Türk milletinin vatanıdır. Türk milleti, gittiği her yeri
vatanı bilir. Hem sahip olduğu güzellikleri oralara götürür hem
de gittiği yerlerden alacağını alır. Bununla beraber ana vatan
baĢkadır. Vatan, çok önemlidir. Vatan sevgisi imandandır.
Vatanı olmayanın, tüm dünya vatanı olamaz. Bu nedenle;
kırmızıçizgiler, mutlak anlamda hiçbir zaman kalkmaz.
• Bizim milliyetimiz, dinimizle et ile kemik gibi birleĢmiĢtir;
ayrılmaları mümkün değildir. Ayırırsak mahvoluruz.
• Türk milleti, tarihte mefahiri çok bir millettir. Türk milletinin
Ġslamiyet‟ten önceki övünülecek her Ģeyi Ġslamiyet defterine
geçmiĢtir.
• Türk milleti, büyük insaniyetin bayraktarıdır. Dünyada en
mukaddes ve en muhterem bir mevkii kazanmıĢlardır.
• Türk milleti fen ve sanatı, mana ile yoğurarak ileri gittiği gibi
ileride de gidecektir. Hakiki medeniyete sarılarak insanlığa
rehber yine olacaktır.
• Türk milleti, tarihinin Ģahadetiyle cihana bütün güzellikleri
neĢretmiĢtir. Eski çağlarda cihangir Asya‟da kahraman Türk
askerleri ve Türk milleti 1000 sene insanlığa hizmet etmiĢtir. 500
senedir yatıyoruz. Uyanmalıyız. Gaflet ve uykuyu bırakmalıyız.
Ancak böylece hakiki medeniyet inkiĢaf edecektir.
• VahĢet ve gaflete düĢmemek için birleĢen su damlaları gibi
olmalıyız. Dünyayı kirlerden temizlemeliyiz.

YARI ÖMÜR (YARILANMA SÜRESĠ)

• Radyoaktif bir maddenin baĢlangıç kütlesinin yarısının ıĢımalarla
bozunması için geçen süreye yarı ömür veya yarılanma süresi
denir.

YARILANMA SÜRESĠ MADDENĠN SONRADAN
159
VAR EDĠLDĠĞĠNĠ GÖSTERĠR

• Radyoaktif maddeler yarılanma sonucunda bitmediğine göre bir
baĢlangıçları var demektir. ġayet madde ezelî olsaydı
(maddenin baĢlangıcı olmasaydı) radyoaktif maddeler çoktan
bitmiĢ olacaktı. Bitmediğine göre sonradan var edilmiĢtir.
Öyleyse madde ezelî değildir.

YARI ÖMÜR VE MADDE–ENERJĠ ĠLĠġKĠSĠ

• Madde, kaç yarılanma geçirirse geçirsin belirli bir miktarı kalır.
Örneğin; uranyum bozununca kripton, baryum, nötron ve enerji
meydana gelir. Çıkan ıĢının kütlesi kadar madde enerjiye
dönüĢmüĢtür.

DOĞAL ATOMLARIN YARI ÖMRÜ ÇOK
YÜKSEKTĠR (RADYASYON TEDBĠRLERĠ)

• Potasyum–40 ve karbon–14 izotoplarının yarı ömürleri, diğer
atomlara göre çok azdır.
• Bu azlığa rağmen, örneğin; potasyum–40 atomunun yarı ömrü,
insana zarar vermeyecek kadar uzundur. Potasyum–40
atomlarının yarısının bozunması için 1,3 milyar yılın geçmesi
gerekmektedir.
• Ġnsan vücudunda en çok bulunan radyoaktif izotoplar potasyum–
40 ve karbon–14 izotoplarıdır. Diğer radyoaktif izotopların yarı
ömrü de insana zarar vermeyecek kadar uzundur.
• Potasyum–40 atomlarının yarı ömrünün uzun olması sayesinde,
bir hücre Ģayet yaĢasaydı 200 senede ancak 1 kez potasyum–
40 bozunmasıyla karĢı karĢıya kalacaktı.
• Bir hücre bu kadar uzun yaĢamadığına göre, potasyum–40
bozunması ve izotopun yarılanmasından dolayı radyasyon
yayılması söz konusu değildir.
160

Uluslararası Atom Enerji Ajansı (UAEA)

• Ġngilizcesi “International Atomic Energy Agency” olup “IAEA”
kısaltmasıyla gösterilmektedir.
• Nükleer enerjinin barıĢçıl amaçlarla kullanılmasını ve
planlanmasını sağlamak, nükleer güvenlik için gerekli
standartları hazırlamak amacıyla 1957 yılında kurulmuĢtur.
• 2005 Nobel BarıĢ Ödülü, Uluslararası Atom Enerji Ajansı
(UAEA)‟nın Mısırlı baĢkanı Muhammed El Baradey'e verilmiĢtir.
• Merkezi Avusturya‟nın baĢkenti Viyana‟dadır.
• BirleĢmiĢ Milletler bünyesinde faaliyet göstermektedir.

TÜRKĠYE ATOM ENERJĠSĠ KURUMU (TAEK)

• Türkiye'de nükleer ve radyasyon güvenliğinden sorumludur.
• 1956 yılında Ankara‟da nükleer faaliyetler yapma yetkisiyle
kurulmuĢtur.
• Doğrudan BaĢbakan‟a bağlı olan bir devlet kuruluĢudur.
• Nükleer enerjiyle ilgili araĢtırma, düzenleme, denetleme ve
çalıĢma yapar.
• Çekmece nükleer araĢtırma ve eğitim merkezi, Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu'na bağlı olarak Ġstanbul'da Küçükçekmece gölü
kıyısında kurulan nükleer araĢtırma merkezidir. Kısaca ÇNAEM
olarak adlandırılan bu merkez 1962 yılında kurulmuĢtur.
• Çekmece‟de bulunan nükleer yakıt pilot tesisi ve iki adet
araĢtırma reaktörü günümüzde atıl durumdadır.
• GeçmiĢ yıllarda Çekmece‟de tıp ve endüstride kullanılmak üzere
radyoaktif sentetik izotop üretilmiĢtir. Ayrıca uranyum yakıtı ile
ilgili test mahiyetinde araĢtırma çalıĢmaları yapılmıĢtır.
• TAEK BaĢkanı, Okay Çakıroğlu‟dur.
• Türkiye Atom Enerjisi Kurumu‟nun geçmiĢ yıllardaki BaĢkanı
Ahmet Yüksel Özemre (1935–2008) nükleer enerji konusunda
dünya çapında önemli bir isimdir. Profesör Doktor Ahmet Yüksel
161
Özemre‟nin “Çernobil Komplosu” adlı kitabı meĢhurdur.
• ABD‟nin Küresel Nükleer Enerji Ortaklığı (Global Nuclear
Energy Partnership – GNEP) projesi kapsamında ABD ve
Türkiye beraber çalıĢmaktadır.

NÜKLEER ENERJĠ POLĠTĠKAMIZ

• Türkiye‟deki uranyum ve toryum rezervlerinin uluslararası
tröstlerce ele geçirilmeye çalıĢılabileceği unutulmamalıdır.
Nükleer santral inĢa etmeye talipmiĢ gibi gözüken yerli
firmalardan bazılarının da yabancıların taĢeronu olabileceği göz
ardı edilmemelidir. Yakın geçmiĢimizde, bor madeninde bu
durumlar yaĢanmıĢtır.
• Belki de bu tür ayak oyunlarından dolayı nükleer reaktör inĢası
gecikiyordur.
• Uranyum ve toryum devlet tarafından çıkartılmalıdır ve
iĢlenmelidir. Nükleer santrali devlet inĢa etmelidir. Yerli
sermayeye dayalı toryum veya uranyum santrali kurmalıyız.
Nükleer santral, özel sektöre iĢlettirilmemelidir; devlet
iĢletmelidir. Devletin patron olduğu güvenilir özel sektör,
kontrollü kabul edilebilir. Aslında nükleer santral devletin iĢidir,
özel sektörün iĢi değildir.
• Uranyum ve toryum Türkiye için stratejik öneme sahiptir.
Ülkemizi ilerilere götürecek kaynaklardandır.

RADYOAKTĠVĠTE KONUSUYLA ĠLGĠLĠ
SOSYAL ALANDA KULLANILAN KĠMYA
KELĠME VE DEYĠMLERĠ

• Radyoaktif etki: Ġkinci dereceden etki.
• Alfa, beta, gama etki: Alfa etki en kuvvetli etki, beta etki daha
zayıf etki, gama etki ise en zayıf etkidir.
162

KĠMYASAL REAKSĠYONLAR
VE ENERJĠ

TERMODĠNAMĠK KANUNLAR

• Termodinamik bilimi iki temel doğal yasaya dayanır: Birinci yasa
ve ikinci yasa.

• 1. KANUN: ENERJĠNĠN KORUNUMU YASASI
Termodinamiğin birinci yasası, enerjinin korunumunu ifade eder.
Enerji, bir Ģekilden diğerine dönüĢebilir. Toplam enerji sabit
kalır.
• C + O
2


CO
2
+ ısı
Nefes alıp vermemizde C ve O
2
‟nin enerjileri toplamı; CO
2
‟nin
enerjisi ile açığa çıkan enerjinin toplamına eĢittir.

Enerji, entalpi,
ısı; aynı anlama gelen kelimelerdir.

2. KANUN: ENTROPĠ KANUNU VE EKSERJĠ (CARNOT
KANUNU)
• Termodinamiğin ikinci kanunu, maddenin ezeliyetini imkânsız
kılmaktadır.
• Materyalistler, varlığı tamamen maddeye verip maddenin
ezeliyetine inanmaktadırlar. Sonsuz ilim, irade ve kudret isteyen
varlığı, cansız, Ģuursuz, ilimsiz, iradesiz ve güçsüz maddeye
vermek ve onu yaratıcı konumuna çıkarmak büyük bir cahilliktir.
• Termodinamiğin 2. kanununa göre, ısı merkezlerindeki ısı,
etrafa sıcaklık yaymak suretiyle bir gün bitecektir. IĢık
kaynakları, enerji kaynakları, çevrelerine ıĢık ve enerji yaymak
suretiyle bir gün evrende enerji eĢit duruma gelecektir. Bu da,
163
enerjinin yok olması anlamına gelmese de, hayatın bitip ölümün
gelmesi, artı ve eksinin yok olması demektir. Carnot, bu kanunu,
evinde kaynattığı su ve sobasının sıcaklığından edindiği
deneyimlerine dayanarak ortaya koymuĢtur. Onun bu
deneyimleri daha sonra geliĢtirilmiĢtir ve günümüzde Carnot
kanunu adı altında öğretilmektedir.
• Bu sahadaki deneyimler gösteriyor ki, eğer daha önce bir baĢka
sebeple kıyamet kopmazsa, muhakkak bir termodinamik
kıyameti olacak, evrendeki enerji sona erecek ve sistem
çökecektir.
• Termodinamik kıyamet ile maddenin ezelî olmaması arasında
nasıl bir iliĢki vardır? Bu iliĢkiden, sonsuzluğu iddia edilen
zaman ve mekânın zarar görmesi söz konusu olabilir mi?
• Maddeye ezeliyet verenler, ezeliyetin ne demek olduğunu
bilmemektedirler; çünkü ezel, sonsuz demektir.
• Ezelî olan birleĢmiĢ (birleĢik) olmaz, birleĢime girmez; basit ve
parçalanmaz olur. Kesinlikle değiĢmez ve kendisine
müdahalede bulunulamaz. Zaman, mekân kayıtlarının ve
dolayısıyla zamana, mekâna bağlı hareketin dıĢında olur.
Mutlaka ebedîdir; çünkü zamanın dıĢındadır.
• Ezel ve ebed, zamansızlık demek olduğundan, bir bakıma aynı
noktada birleĢirler.
• Bu özelliklerin hiçbiri maddede yoktur. Madde değiĢkendir.
Madde, enerjiden ayrı düĢünülemez. Enerji ise termodinamik 2.
kanununda da ortaya konulduğu üzere, bir gün etkisini
kaybedecektir. Ayrıca, madde hem her türlü etkileĢime açıktır
hem de zaman ve mekân kaydı altındadır.
• Mekân, küçük ölçekte atomlardan, büyük ölçekte ise
güneĢlerden oluĢmuĢtur. Bu güneĢlerden biri olan bizim
güneĢimizde, saniyede 564 milyon ton hidrojen helyuma
dönüĢmekte ve bunun neticesinde etrafa milyonlarca kalorilik ısı
ve ıĢık olarak enerji yayılmaktadır. Bütün güneĢ sistemine
yayılan bu enerjinin bir kısmı da yeryüzüne gelmektedir. Evren,
bu türlü güneĢlerden meydana gelmiĢtir. Bizim güneĢimiz, bir
gün tükenme noktasına ulaĢacaktır. Merkezkaç bir hareketle çok
164
korkunç infilaklar olacak, ardından merkezçek bir hareketle
büzülme ve kasılmalar meydana gelecek ve artık etrafındaki
meyveleri barındıramayacak, dolayısıyla bir kıyamet
koparacaktır.
• Bütün evren, temel taĢı olan bu güneĢlerden birleĢik olduğuna
göre, enerjileri sürekli tükenmeye doğru giden bu güneĢlerin
ezelî olması düĢünülemez; çünkü ezelî, yani sonsuz olan,
birleĢmiĢ olmaz. Madde ezelî olsaydı zaman ve mekân kaydı
altına girmez; dolayısıyla aĢınmaz, kendinde en küçük bir
değiĢiklik meydana gelmezdi. Oysa görüyoruz ki, madde ve
maddi dünya sürekli değiĢmekte, hâlden hâle girmekte, çözülme
ve yeniden oluĢmalara uğramakta veya sebep olmaktadır. ġu
hâlde maddenin hem baĢlangıcı vardır hem de sonludur; zaman
ve mekân kayıtlarıyla sınırlıdır.
• Termodinamiğin 2. kanununa göre enerji, Ģekil itibariyle sürekli
değiĢmektedir (entropi kanunu).
• Doğal reaksiyonlarda ürünlerin enerji kapasitesi girenlerinkinden
azdır. Doğal reaksiyonlar ekzotermik reaksiyondur. Ürünlerin
enerjisi daha az olduğundan, “Doğal olaylar, minimum enerji
yönüne yürür.” denir.
• Solunumda CO
2
üründür. C ve O
2
ise girendir.
C + O
2


CO
2
+ ısı
• CO
2
‟nin enerjisi; C ve O
2
‟nin enerjileri toplamından daha azdır.
CO
2
, entalpisini düĢürmüĢtür.
• Bu konuda geçen “enerji kalitesinin düĢmesi” tabiri, ürünlerin
enerjisinin azalması anlamındadır.
• Solunumda açığa çıkan enerji israf edilmez. Bunun gibi doğal
reaksiyonlarda da enerji israf edilmez.
• Oksijen, nefes içinde kana temas ettiğinde kanı kirleten karbonu
kendine çeker. Ġkisi birleĢir. CO
2
oluĢur. Hem vücut ısısını temin
eder, hem kanı temizler. C ile O
2
arasında birleĢme kabiliyeti
vardır. Bu iki tanecik birbirine yakın olduğu vakit, aralarında
kimyasal reaksiyon olur. BirleĢmeden dolayı ısı açığa çıkar;
çünkü elementlerden doğal bileĢik oluĢumuna dair kimyasal
reaksiyonların tamamı ekzotermik tepkimedir.
165
• Açığa çıkan ısıyı Ģöyle açıklayabiliriz: C atomu ve O
2
molekülünün her birinin ayrı ayrı hareketleri vardır. Kimyasal
değiĢim anında her iki tanecik, yani C atomu ile O
2
molekülü
birleĢerek bir tane CO
2
molekülü oluĢtuğundan bir tek hareketle
hareket eder. Bir hareket açıkta kalır; çünkü birleĢmeden önce
iki hareket idi. ġimdi iki tanecik bir oldu. Her iki tanecik bir
tanecik hükmünde bir hareket aldı.
• Diğer hareket baĢka bir kanun ile ısıya dönüĢür.
• Zaten “Hareket ısıyı doğurur.” bilinen bir kanundur. Böylece
vücut ısısı ortaya çıktığı gibi, hem kandaki C alındığından kan
temizlenir hem de CO
2
nefes vermek suretiyle dıĢarı atılırken
konuĢma gibi önemli bir iĢ de yapılmıĢ olur.
• Tabii olan bütün kimyasal reaksiyonların, ekzotermik olduğunu
ve açığa çıkan enerjinin değerlendirildiğini görüyoruz.
• Biz de doğal olan bu vb. olayları örnek almalıyız. Enerji israfı
yapmamalıyız.
• Piller ve doğal kaplama reaksiyonları, kimyacıların doğallığı
örnek alarak geliĢtirdikleri çalıĢmalara iki örnektir.
• Entropi kanunu öğretisi, hem çalıĢmalarımızda ekzotermik
reaksiyonlara öncelik vermeyi hem de ekzotermik tepkime
sonucu açığa çıkan enerjiyi değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.
Böylece doğal kanunlara uymuĢ olacağız.
• Enerji tasarrufu, enerjiyi en faydalı hâlde muhafaza etmektir.
• Termodinamiğin ikinci kanununa rağmen, her Ģey yok olma
ihtimalini aĢarak basitten mükemmele sanat harikası olarak
varlık dünyasına çıkmaktadır.

ENTROPĠ

• Açığa çıkan enerjiye entropi denir.
• Doğal olaylar, entropiyi arttıracak yönde cereyan eder. Mekânın
geniĢlemesi, entropi kanununa irca edilebilir.
• Hayat, entropiye karĢı koyarak varlığa erme baĢarısını elde
etmiĢtir.
166
• Bir sistemin sıcaklığı ne kadar küçükse, entropisi o kadar
büyüktür.
• Doğal olaylarda ısı açığa çıkınca;
1. Sistemin (ürünlerin) entalpisi azalmaktadır.
2. Bağ enerjileri artmaktadır.
3. Entropi büyümektedir.

MEKÂNIN GENĠġLEMESĠ

• Mekân, devamlı ve sürekli olarak geniĢlemektedir. GeniĢleme,
iki türlü açıklanmaktadır: Birincisi; evrenin geniĢlerken parçalara
ayrılması, bunun sonucunda da galaktik kütlelere dönüĢmesidir.
Einstein, bu geniĢlemeyi “Bilemediğimiz yerlerde değiĢik âlemler
teĢekkül ediyor.” cümlesiyle ifade etmiĢtir. Ancak, tam olarak
açıklamamıĢtır. Evrenin geniĢlemesini ilk keĢfeden George
Lemaitre (1894–1966) adlı bilim adamıdır. Belçika'da
doğmuĢtur. Louvain Üniversitesi'nde astrofizik ve gök bilimi
okumuĢ ve daha sonra Louvain Üniversitesi‟ne gök bilim
profesörü olarak atanmıĢtır. Lemaitre, Einstein'ın Genel Görelilik
Kuramı'ndan yararlanarak evrenin geniĢlediğini söylemiĢtir.
Evrenin, bir zamanlar bir atomun içinde sıkıĢmıĢ olduğunu iddia
etmiĢtir. Bu atomun parçalandığını ve her yana sıcak gazlar
saçtığını öne sürmüĢtür. Buna Büyük Patlama (Big Bang)
kuramı denir. Prof. Dr. Sir James Jeans (Sör Ceyms Jiyns)
(1877–1946), Albert Einstein (Elbırt Aynsstayn) (1879–1955) ve
Ġngiliz astrofizikçi Arthur Stanley Eddington (1882–1944) gibi
önemli ilim adamları evrenin geniĢlemesini kabul etmiĢlerdir ve
savunmuĢlardır. “Evrenin durmadan geniĢletildiği” çok önceleri
zaten söylenmiĢtir. Evrenin geniĢleme hızı çok yüksektir; bu
yüksekliğe, “durmadan geniĢleme” cümlesiyle iĢaret
edilmektedir. Evrenin geniĢlemesini açıklayan ikinci görüĢte;
geniĢlemenin, galaksilerin kaçıĢıyla olduğu belirtilmektedir.
Sonuçta her iki görüĢte de geniĢlemeden söz edilmektedir.

167
MĠNĠMUM ENERJĠ VE MAKSĠMUM
DÜZENSĠZLĠK

• Doğal olaylarda minimum enerji yönü, ısının olduğu yöndür.
Diğer yön ise maksimum düzensizlik yönüdür. Düzenlilik, ısının
olduğu tarafa doğru tepkimenin yürümesi ile sağlanır. Doğal
olaylar, zaten böyledir.

ENTROPĠ VE MADDENĠN SONU

• Sıcak cisimler soğuyarak, soğuk cisimler de ısınarak ortak bir
sıcaklığa gitmektedir.
• Evrendeki bu değiĢim durdurulamaz. Evren ısı bakımından
homojen hâle doğru gitmektedir. Soğuk odadaki bir soba,
ısınacak kadar yakılıp söndürülse; oda ile kendi sıcaklığı
arasında denge kurulana kadar ısı yayar. Bunun tersini, yani
etrafa yayılan enerji miktarının tekrar sobada toplanmasını
beklemek mümkün değildir.
• ġu hâlde geriye dönmeyen bir olay söz konusudur.
• Evrende ve günlük yaĢamımızda buna benzer geriye dönmeyen
olay çoktur.
• Termodinamiğin 1. kanununa göre enerji, miktar yönüyle yok
edilemez.
• Termodinamiğin 2. kanununa göre ise enerji, Ģekil itibariyle
sürekli değiĢmektedir (entropi kanunu).
• Bu arada ayrı bir husus ortaya çıkmaktadır: ġayet belli bir
sıcaklıkta termodinamik kıyamet kopacaksa maddenin bir
baĢlangıç sıcaklığı var demektir. Madde ezelî olsaydı bu
kıyamet çoktan kopmuĢ olacaktı. Madem bu kıyamet
kopmamıĢtır, ileride kopacağı muhakkaktır. Öyleyse madde
sonradan var edilmiĢtir. Maddeye bir baĢlangıç sıcaklığı tayin
edilmiĢtir. Evrende hayat sürmektedir. Belirlenen son sıcaklığa
kadar da dünya devam edecektir. Bununla beraber kıyametin
nerede ve nasıl yaĢanacağı konusunda netlik yoktur. Bu
168
nedenle iddiada bulunmamak lazımdır. Net detaylardan
sakınmak gereklidir.
• Eğer belirlenen yaĢından önce, dıĢtan bir müdahale sonucu
hastalık veya tahrip edici bir hadise dünyanın baĢına gelmezse
ve doğal ömründen önce dünya bozulmazsa bilimsel bir hesap
ile kıyametin zamanı bellidir.
• GüneĢin dünyadaki görevinin sona ermesi çeĢitli Ģekillerde
olabilir. Buna yüzündeki iki siyah leke de sebep olabilir. Bu iki
siyah leke Ģimdilik küçüktür. Büyümeye yüz tutmuĢtur. Lekelerin
büyümesi neticesinde güneĢten dünyamıza gelen ısı ve ıĢık
geriye alınacak, güneĢin kendinde kalacaktır.

Ġnsan, hangi fen dalı ile fazla meĢgul olursa onda
fani olur.
Prof. Dr. Sir James Jeans*
(Sör Ceyms Jiyns)
(1877–1946)

*Sir James Jeans ikinci Einstein olarak bilinir. Esrarlı
Kâinat ve Etrafımızdaki Kâinat isimli eserleri Milli
Eğitim Bakanlığı tarafından tercüme ettirilip
yayınlanmıĢtır.

Modern ilimlere göre ısının değiĢmesi olayı son
noktasına ulaĢmıĢ değildir. ġayet böyle bir Ģey olmuĢ
olsaydı bugün biz yeryüzünde bulunup bu konu
üzerinde düĢünemezdik. Bu olay zamanla atbaĢı
yürümektedir. Bu sebeple evrenin bir baĢlangıcı
vardır. Sözün kısası evrenin ezelî olması
imkânsızdır.
169

Prof. Dr. Sir James Jeans*
(Sör Ceyms Jiyns)
(1877–1946)

* Ġngiliz fizikçi ve gök bilimci, en çok termodinamik ve ısı konuları
ile ilgilendi. “Etrafımızdaki Kâinat” kitabı, termodinamik ve ısı
konularıyla özellikle ilgilidir.

Gördüğümüz alev alev yanan güneĢ, pırıl pırıl
parıldayan yıldızlar ve çeĢitli hayat sahipleriyle dolup
taĢan dünyamız bütünüyle evrenin belirli bir
noktadan baĢladığını, muayyen bir zamanda var
olduğunu açıkça göstermektedir.

Prof. Dr. Frank Allen* (1908–2001)


* Kanadalı fizikçi, Ġskoçya‟da yaĢadı.

Evren sonradan meydana gelmiĢ bulunmaktadır.
Eğer maddenin baĢlangıcı olmasaydı (madde ezelî
olsaydı) termodinamik kıyametin çoktan kopmuĢ
olması lazımdı.

Prof. Dr. Frank Allen

EKSERJĠ NEDĠR?

• Ekserji, bir sistemin sahip olduğu kullanılabilir iĢ potansiyelidir.
Bir sistemin herhangi bir termodinamik yasaya aykırı olmaksızın
170
sağlayabileceği maksimum iĢi ifade eder.
• Enerjinin sadece bir bölümü iĢe çevrilebilir. Toplam enerjinin
kullanılabilen kısmı ekserjidir.
• Ekserji, enerjinin iĢe çevrilebilme potansiyelidir. Bir kaynaktan
elde edilebilecek maksimum iĢi ifade eder.
• Bir hâl değiĢimi sırasında kaybedilen iĢ potansiyeli, ekserji kaybı
olarak tanımlanır. Ekserji kayıpları ne kadar az ise üretilen iĢ o
kadar fazladır.
• Ekserji, ikinci termodinamik yasasına dayanır.
• Ekserji analizi sonuçları, sistem performansının iyileĢtirilmesinde
kullanılır.

ENERJĠ ĠLE ISI AYNI MIDIR?

• Isı enerji birimidir.
• Ancak maddenin sahip olduğu enerjiyi göstermez.
• Ġki sistem arasında enerji alıĢ veriĢi olunca ısı söz konusu olur.
• Alınıp verilen Ģey enerjidir. Ancak enerji yerine ısı diyoruz.
• Enerji yerine ısı diyoruz diye de “Enerji ile ısı aynıdır.”
diyemeyiz; çünkü enerji her zaman vardır, ısı ise enerji alınıp
verilince ortaya çıkar.
• Maddenin ısısı olmaz. Maddenin ısısından söz edebilmek için
sıcaklıkları farklı iki durumun olması gerekir.
• “Maddenin toplam enerjisi” denir.
• “Maddenin toplam ısısı” denemez.

ISI ALIġ VERĠġĠ NĠÇĠN OLUR? SICAKLIK
NASIL ÖLÇÜLÜR?

• Isı alıĢ veriĢi sistemler arasındaki sıcaklık farkından dolayı olur.
• Sıcaklığını ölçmek istediğimiz suyun içine termometreyi
daldırırız. Sıcak suyun kinetik enerjisi fazladır. Bu enerji, önce
termometre camına aktarılır. Camdan da termometrenin içine
171
aktarılır. Termometrenin içindeki cıva atomları daha hızlı hareket
ettiğinden yükselir. Böylece sıcaklık ölçülmüĢ olur.

SICAKLIĞI ÖLÇMEK SURETĠYLE NE YAPMIġ
OLUYORUZ?

• Her bir taneciğin E
ĠÇ
‟leri, baĢka bir ifadeyle tek tek E
K
‟leri farklı
farklıdır.
• Bu nedenle taneciklerin ortalama E
K
‟leri deniyor.
• Taneciklerin hepsi hareketlidir. E
K
‟leri vardır. Hareket ısıyı
doğurur. Isı, sıcaklığı yükseltir.
• Sıcaklığı ölçmekle taneciklerin ortalama E
K
‟lerini karĢılaĢtırmıĢ,
derecelendirmiĢ oluyoruz.

KAR YAĞDIĞI ĠÇĠN MĠ HAVA SOĞUKTUR,
YOKSA HAVA SOĞUK OLDUĞUNDAN MI
KAR YAĞAR?

• Hava soğuk olduğundan kar yağar.
• H
2
O
(s)
→ H
2
O
(k)
+ ısı
• Böylece hava ısınmıĢ olur.
• Karın sayısız faydaları vardır.
• Kar, H
2
O
(k)
demektir.
• Donma olayı, ekzotermik reaksiyondur.

SICAK KARPUZ KESĠLĠNCE NĠÇĠN SOĞUR?

• Sıcak bir karpuzun içindeki su, kesilmeden önce buharlaĢamaz.
Karpuz kesildiğinde ise su buharlaĢır. Su buharlaĢırken,
karpuzun içindeki ısıyı alır. Isısı alınan karpuzun sıcaklığı düĢer;
böylece karpuz yaklaĢık 10–15 dakika sonra tam yeme
kıvamında soğukluğa gelir.
172
H
2
O
(s)
+ ısı → H
2
O
(g)

MADDENĠN TOPLAM ENERJĠSĠ HESAP
EDĠLEBĠLĠR MĠ?

• Edilemez.

E
T
= E
M
(E
P
+ E
K
) + E
ĠÇ
(E
P
+

E
K
)


E
ĠÇ
=

E
ÖTELEME
(E
K
)

+

E
DÖNME
(E
P
+

E
K
)

+ E
TĠTREġĠM
(E
K
)

+

E
ÇEKĠM
• E = mc
2
ile hesaplanan enerjiye E
P
denilebilir. Ancak farklı bir
boyuttur.
• E
ĠÇ
hesap edilemez.
• Bir kiĢinin maddi zenginliği hesap edilse bile zenginlik denince
akla; beyin, duygu, akıl, fikir, idrak, kavrama, hafıza vb. her türlü
zenginlik geldiğinden iç zenginlik hesap edilemez.

TERMOKĠMYA KONUSU ĠLE ĠLGĠLĠ SOSYAL
ALANDA KULLANILAN KĠMYA KELĠME VE
DEYĠMLERĠ

GÜNLÜK HAYATTA TERMODĠNAMĠK 2.
KANUNU VE VERĠMLĠLĠK
(ENTROPĠ KANUNUYLA DÜNYAYA YENĠ BĠR
BAKIġ VEYA ENTROPĠYE DAYALI BĠR
DÜNYA GÖRÜġÜ)

• Günümüzde entropi, kimya ilmiyle sınırlı bir kavram olmaktan
çıkmıĢtır.
• Sosyal yaĢam, politika, psikoloji, teknoloji, aile hayatı vb. her
alana girmiĢtir. Genel bir kanun olarak ele alınmaktadır.
• Çevrenin tahrip ediliĢine, ekolojik dengenin bozulmasına karĢı
173
çözüm entropi kanununda yatmaktadır.
• Entropi kanunu bize ekonomik enerjili durumu tercih etmeyi,
azami tasarruf prensibine uymayı, israftan kaçınmayı, dengeli
yaĢamayı, doğal tepkimeleri örnek alarak her alanda ilerlemeyi
tavsiye ediyor.

TERMODINAMĠK 2. KANUNUNDAN
ÇIKARILMASI GEREKEN DERSLER

• Kusursuzluk
• Mükemmellik
• Sıfır israf
• Azami tasarruf
• Çevreye pozitif enerji yaymak

• Termodinamiğin 2. kanununa göre reaksiyon sonunda üretilen
ürünlerin enerjileri azalır, kimyasal bağ enerjileri artar. Buradan
Ģu dersi çıkarmamız gerekmektedir: Bağ enerjilerinin artması
çeĢitli kabiliyet ve bilgilerle mücehhez olmamız gerektiğini bize
ders vermektedir. Ürünlerin enerjilerinin az olması ise bize alçak
gönüllü, kendini öne çıkarmayan, kibirden uzak fertler olmamız
gerektiğini hatırlatmaktadır.

KĠMYASAL
REAKSĠYONLARIN
HIZLARI KONUSU ĠLE
ĠLGĠLĠ BAZI BĠLGĠLER
174


KENDĠLĠĞĠNDEN OLUġ VE ÇARPIġMA
TEORĠSĠ

• “Kendiliğinden olan” reaksiyonlarda, uygun
çarpıĢma doğaldır. Kendiliğinden denmesinin
sebebi, sanki insan eli karıĢmadan olduğundandır.

• “ÇarpıĢma teorisi” denmesi, çarpıĢmayı kaza anlamında alırsak
Ģöyledir: Programda yazılı olan, aynen yazılı olduğu gibi oluyor.
BaĢka bir ifadeyle kaderde olan kaza oluyor/çarpıĢıyor demektir.


ÇARPIġMAMASI GEREKEN TANECĠKLER
ĠÇĠN KONULAN ENGELLER

• BirleĢme kabiliyetinin olmaması
• Maddelerden birinin miktarının çok az olması
• E
a
‟nun yetersiz oluĢu
• Çift yönlü oluĢ engeli
• Endotermik reaksiyon engeli

ġimdi bunları birer örnekle görelim:

BĠRLEġME KABĠLĠYETĠNĠN OLMAMASI

• Altın oksitlenmez. Soy gazlar hiçbir maddeyle tepkime vermez.
• Havanın birinci maddesi olan N
2
gazı, inert (reaksiyonlara karĢı
ilgisiz) gazdır.

MADDELERDEN BĠRĠNĠN MĠKTARININ ÇOK
AZ OLMASI
175

• Havada hem N
2
hem de H
2
bulunur. Buna rağmen H
2
miktarı az
olduğu için, tepkime ekzotermik olduğu hâlde birleĢmezler ve
NH
3
oluĢmaz.

AKTĠVASYON ENERJĠSĠNĠN YETERSĠZ
OLUġU

• Havada hem N
2
hem de O
2
bulunur. Yağmur yağdığında HNO
3
(kezzap) oluĢması için Ģartlar hazır olduğu hâlde, gerekli olan
yüksek aktivasyon enerjisi sağlanmadığından HNO
3
(nitrik asit)
oluĢmaz.

ÇĠFT YÖNLÜ OLUġ ENGELĠ

• H
2
O‟nun iyonlaĢma tepkimesi çift yönlüdür. 10 milyon H
2
O
molekülünden yalnız 1 tanesi iyonlarına ayrıĢarak (OH)
–1
ve H
+1

iyonlarını oluĢturur.
H
2
O ⇌ (OH)
–1
+ H
+1


ENDOTERMĠK REAKSĠYON ENGELĠ

• Bütün yanma reaksiyonları ekzotermik olduğu hâlde azotun
yanması endotermiktir.
N
2
+ 2,5O
2
+ H
2
O

+ yüksek sıcaklık ⇌ 2HNO
3

Bu nedenle havadaki N
2
ve O
2
birleĢmezler. Kezzap oluĢmaz.

HIZLI OLAN REAKSĠYONLARA EN HIZLIDAN
AZ HIZLIYA DOĞRU ÖRNEKLER

AgNO
3(suda)
+NaCl
(suda)
→ AgCl
(k)
+NaNO
3(suda)

Fe
(k)
+ 2Ag
+1
(suda)
→ Fe
+2
(suda)

+ 2Ag
(k)
176
2H
2
+ O
2


2H
2
O
C + O
2


CO
2
CH
4
+ 2O
2


CO
2
+

2H
2
O
4Fe

+ 3O
2
→2Fe
2
O
3

1 tane protein molekülünün; binlerce atomum uygun doğrultuda,
simetrik ve zamanında çarpıĢmasıyla meydana geldiği
düĢünülecek olursa tepkime hızıyla ilgili yazılan kurallar, daha iyi
anlaĢılır...

BĠRLEġME KABĠLĠYETLERĠ OLMADIĞI
HÂLDE ÖZEL ġARTLARDA
BĠRLEġTĠRĠLEREK GERÇEKLEġTĠRĠLEN
REAKSĠYONLARA ÖRNEKLER

Fe + Cr
+3
→ Fe
+3
+ Cr (Elektrik enerjisiyle geçekleĢtirilir.)
2H
2
O → 2H
2
+

O
2
(Elektrik enerjisiyle geçekleĢtirilir.)
N
2
+ 3H
2
⇌ 2NH
3
(Yüksek ısı ve basınçta geçekleĢtirilir.)


GERÇEKLEġTĠRĠLEMEYEN
REAKSĠYONLARA ÖRNEKLER

• Au + O
2


GerçekleĢmez.
• He + O
2


GerçekleĢmez.
• Ne + O
2


GerçekleĢmez.
• Ar + O
2


GerçekleĢmez.

YAVAġ OLAN REAKSĠYONLARA ÖRNEKLER

4Fe + 3O
2


2Fe
2
O
3
H
2
O ⇌ (OH)
–1
+ H
+1

177


KĠMYASAL
REAKSĠYONLARDA
DENGEYLE ĠLGĠLĠ BAZI
BĠLGĠLER


YERYÜZÜNDEKĠ DOĞAL FĠZĠKSEL DENGE

• Yeryüzünde ne kadar H
2
O
(s)
(su) varsa atmosferde de o kadar
H
2
O
(g)
(su buharı) vardır. Yeryüzüne inen yağmur, her sene aynı
miktardadır. Yeryüzünden her sene ne kadar su buharlaĢırsa;
yine o ağırlıkta su yağmur, kar ve dolu olarak dünyaya yağar.

• H
2
O
(s)
→ H
2
O
(g)

Dünyamızdaki suyun buharlaĢması tepkimesi yukarıda verildiği
gibi tek yönlü olsaydı dünyada su kalmazdı.
H
2
O
(g)
→ H
2
O
(s)

Yukarıdaki tepkimede görülen dünyamızdaki değiĢim; tek yönlü
olsaydı yeryüzünü su kaplardı.
• Bu olay; ölçülü, dengeli ve dinamiktir. Ölçülü, yeryüzünde
bulunan su kadar atmosferde su buharı bulunduğu anlamına
gelir. Dengeli, reaksiyonun denge reaksiyonu (çift yönlü
reaksiyon) olduğu anlamına gelir. Dinamik ise, bu olayın her an,
yer–gök arasında devam ettiği anlamına gelir.

YAĞMURUN YAĞMASI VE ATMOSFERDE
FĠZĠKSEL DENGENĠN KORUNMASI

178
• Sıcaklık, suyu buharlaĢtırmakla suyun bünyesini tahrip ettiği
zaman, o tahrip sonucu oluĢan su buharı yok olmaz. Belirli bir
yere sevk edilir ve belli bir düzeye çıkar; icap ettiğinde yağmak
için orada durur.
• Atmosferdeki su buharı molekülleri, atmosferdeki hava
moleküllerinin onda birini teĢkil edince su buharı yoğunlaĢır.
• Atmosferde bulunan belli bir düzeydeki su buharının
yoğunlaĢması suretiyle yağmur yağar.
• Atmosferde fiziksel dengenin korunması için, yağan katrelerden
boĢ kalan yerler, denizlerden ve yerlerden kalkan buharlarla
doldurulur.
• Yağmur yağması hakkında en kısa yol Ģöyle tarif edilir: Su
buharı molekülleri, emir aldıkları zaman, o moleküller her
taraftan toplanmaya baĢlarlar ve bulut Ģeklini alıp, hazır
vaziyette dururlar. Yine ikinci bir emirden sonra bir kısım
moleküller yoğunlaĢarak, kartele dönüĢürler. Sonra kanunların
temsilcileri vasıtasıyla, çarpıĢmadan kolayca yere düĢerler.
• Atmosfer, denizin rengini andırır. Havada, denizlerdeki sudan
daha fazla su vardır. Bu nedenle, “atmosferde denizin
bulunduğu teĢbihi” mecaz olarak akıldan uzak değildir. Sanki Ģu
atmosfer boĢluğu yağmur ile dolu bir havuzdur.
• Bulutların bir kısmı negatif elektriği üzerlerinde taĢımaktadır, bir
kısmı da pozitif elektriği üzerlerinde taĢımaktadır. Bu kısımlar
birbirlerine yaklaĢıp aralarında çarpıĢma olduğunda, ĢimĢek
çakar.
• Bulutların bir kısmının hücum ettiği, bir kısmının ise kaçtığı
zaman aralarında havasız kalan yerleri doldurmak için atmosfer
tabakası hareket ve heyecana geldiğinde gök gürlemesi (gök
gürültüsü) meydana gelir.
• Bu hâllerin olması bir nizam ve kanun altında olur ki, o nizam ve
o kanunu temsil eden gök gürlemesi ve ĢimĢek aracılarıdır.

KÜRESEL ISINMAYA BAĞLI KURAKLIKTAN
SÖZ ETMEK HATTA BUNA DAĠR SOMUT
179
VERĠ BULMAYA ÇALIġMAK BĠLĠMSEL
SKANDALDIR

• Türkiye son senelerde kuraklık yaĢıyor.
• Kuraklık; dünyada yağıĢlar azaldığından değildir; çünkü
yeryüzüne inen yağıĢ, her sene aynı miktardadır. YağıĢlar yer
değiĢtirmiĢtir.
• Dünyanın bazı bölgelerinin çok yağıĢ aldığını duyarken, bazı
bölgelerinin daha az yağıĢ aldığını görüyoruz. Örneğin; özellikle
Türkiye‟de yağıĢlar azaldı, Amerika ise arttı.
• Sorun da buradan çıkıyor. Bu sorunu doğuran, insandır. Ġnsanın
canlı–cansız ekosisteme karĢı olumsuz müdahalesi, yağıĢ
dağılımını bozmaktadır.
• Kuraklığın insafımıza ve insanlığımıza olan uyarıcı görevini bir
an önce anlayıp, gerekli çalıĢmaları yaparak bu problemin
üstesinden gelmeliyiz.

SUYUN DOĞAL KĠMYASAL DENGESĠ
(SUYUN TERSĠNĠR ĠYONLAġMA DENKLEMĠ
VE ON MĠLYONDA BĠR ORANINDA
ĠYONLAġMASININ FAYDALARI)

H
2
O
(s)
⇌ H
+
(suda)
+ OH
–1
(suda)
• 10 000 000 H
2
O molekülünden 1 tanesi iyonlarına ayrıĢır.
• Hiç ayrıĢmasaydı veya daha fazla oranda ayrıĢsaydı ne olurdu?
• Su, çok hassas aletlerle anlaĢılabilecek derecede iletkendir.
• Elektrik kaçağının olduğu, içi su ile dolu bir çamaĢır
makinesinde elimizi suyun içine sokarsak, bize zarar vermez,
ancak elektrik kaçağını anlayabiliriz. H
2
O molekülü iyonlarına hiç
ayrıĢmasaydı, elektrik kaçağını hissedemediğimizden tedbir
alamayacaktık; su, sigorta görevini yapamadığından bir anda
daha büyük zararlar derecesine göre ortaya çıkacaktı, yaĢam
180
son bulacaktı.
• Elektrikli aletin içine su kaçınca kontak olması bir sigortadır ve
uyarıdır; tedbirli olmamız, elektrikli aletin tamirini yapmamız için
bir ikazdır; çünkü tedbirsiz ve ihtiyatsız olarak aletin tamiriyle
uğraĢılırsa, elektrik çarpması sonucunda ölüm kaçınılmazdır.
• H
2
O molekülü iyonlarına hiç ayrıĢmasaydı, tedbirli olmamız için
ikaz meselesi ortadan kalkacaktı.
• H
2
O molekülü iyonlarına daha fazla ayrıĢsaydı, sayılamayacak
kadar çok arıza ortaya çıkardı. Örneğin; su nötr olmayacaktı.
Hem asidik hem de bazik özellikte olduğundan dolayı hayatın
canlılar için devamı mümkün olmayacaktı. Yine elektrikli aletin
içine su kaçtığında, alet kendi kendini durduramayacak, kontak
yapamadan, bir anda büyük ve ölümcül patlamalar, yangınlar
meydana gelecekti.

ġĠMġEK ÇAKTIĞINDA NADĠREN OLUġAN
HNO
3
ĠHMAL EDĠLEBĠLĠRDĠR
(DOĞAL KĠMYASAL DENGE
REAKSĠYONUNDA SAĞA DOĞRU CEREYAN
YÜZDESĠ ÇOK DÜġÜKTÜR)

• Bütün yanma reaksiyonları ekzotermik olduğu hâlde azotun
yanması endotermiktir. ġimĢek çaktığında bile genelde gerekli
olan yüksek aktivasyon enerjisi sağlanamaz.
• Nadiren sağlandığında da ileri reaksiyonun cereyan yüzdesi çok
düĢük olduğundan, ĢimĢek çaktığında bile nadiren yükseklerde
az miktarda azot oksitleri oluĢur.
N
2
+ 2,5O
2
+ yüksek sıcaklık ⇌ N
2
O
5
• Azot oksitlerin suyla birleĢmesine ait reaksiyon da çift yönlü olup
ileri reaksiyonun hızı çok yavaĢtır.
N
2
O
5
+ H
2
O ⇌ 2HNO
3
• Bu nedenle oluĢan HNO
3
çok az olur. Yağmurlu ortamda çok
seyreltiktir. Yağmurla toprağa düĢer.
181
• Azot döngüsünde, toprak için gerekli olan azot ihtiyacı baĢka
Ģekillerde karĢılanır.
• Yukarıdaki gibi karĢılanan azot çok azdır.
• Her ĢimĢek çakıĢında HNO
3
(kezzap) oluĢması için Ģartlar hazır
olduğu hâlde; kezzap oluĢmamakta, hayat devam etmektedir.

EKZOTERMĠK OLDUĞU HÂLDE HAVADA
GERÇEKLEġMEYEN DENGE REAKSĠYONU
(SULARIN ACILAġMAMASI)

• Havada N
2
ve H
2
bulunduğu ve tepkime ekzotermik olduğu
hâlde NH
3
oluĢmaz. OluĢsaydı sular acılaĢacaktı; çünkü NH
3
suları acılaĢtıran bir maddedir.
• Sanayide yüksek sıcaklık, basınç vb. çok özel Ģartlarda
oluĢturulur. Tepkime tersinir olduğundan verim düĢüktür.
N
2
+ 3H
2
⇌ 2NH
3
+ 22 kcal
NH
3
+ H
2
O

⇌ NH
4
OH

OKSĠJENĠN OZONA DÖNÜġMESĠ KĠMYASAL
DENGE REAKSĠYONUDUR

• Oksijenin ozona dönüĢmesi (3O
2
⇌ 2O
3
) kimyasal denge
reaksiyonudur.
• Ozon tabakası, stratosfer tabakasındadır.
• Yüksek enerjili, zararlı ve tehlikeli ıĢınların aĢağı geçerek
yeryüzüne inmesine stratosfer tabakasındaki ozon vesilesi ile
izin verilmez.
• Ozon, üç atomlu bir oksijen molekülüdür. Bu moleküller güneĢ
ıĢınlarının zararlarını filtre eder.
• Zararlı ultraviyole ıĢınları, oksijenin ozona dönüĢtürülmesinde
kullanılır.
• GüneĢten gelen zararlı ıĢınlar ozon tabakasında yakalanır.
• Böylece gökyüzü, korunmuĢ bir tavan kılınmıĢtır.
182
• Kimyasal denge reaksiyonundaki sağa doğru cereyan yüzdesi
belirlenmiĢtir.
• Yine dengenin sola doğru kayması sonucunda, ozon molekülleri
azalmıĢ olsaydı; ultraviyole ıĢınları rahatça yere inecekti. Bu ise
kanserlilerin sayısında anormal derecede artıĢın olmasını netice
verecekti; çünkü ultraviyole ıĢınları, kısa dalga boylu ve enerjisi
çok yüksek ıĢınlar olduğundan dolayı, canlı bünyesindeki DNA
moleküllerindeki bağları koparıp bozar ve kansere yol açar.
Kimyasal denge insan eli karıĢmadıkça bozulmaz.
• Dengenin sola doğru kayması sonucunda, ozon molekülleri
azalmıĢ olsaydı; ozon tabakası ile filtre edilen bu zararlı ıĢınlar,
filtre edilmeyecekti, yere inseydi yeryüzü daha fazla ısınacaktı.
Yüzyıllardır değiĢmeyen ortalama sıcaklık değerinde de
bozulma görülecekti. Ortalama sıcaklığın 10 °C artması bile
insanların ve hayvanların kanını, bitkilerin öz suyunu
kaynatmaya yeterli olacaktı.

SANAYĠDE FAYDALANILAN YAPAY
KĠMYASAL DENGE REAKSĠYONLARI

• TUZ RUHU ELDE EDĠLMESĠ
H
2(g)
+ Cl
2(g)
⇌ 2HCl
(g)


2HCl
(suda)

• KEZZAP ELDE EDĠLMESĠ: Yüksek sıcaklık ve yüksek basınçta
elde edilir.
N
2(g)
+ 2,5O
2(g)
+ yüksek sıcaklık ⇌ N
2
O
5(g)


N
2
O
5(g)
+ H
2
O
(s)
⇌ 2HNO
3(suda)

• DERĠġĠK AMONYAK ELDE EDĠLMESĠ: Yüksek sıcaklık ve
yüksek basınçta elde edilir.
N
2(g)
+ 3H
2 (g)
⇌ 2NH
3(g)
+ 22 kcal
NH
3(g)
+ H
2
O
(s)
⇌ NH
4
OH
(suda)

183
• DERĠġĠK SÜLFÜRĠK ASĠT ELDE EDĠLMESĠ: Yüksek sıcaklık ve
yüksek basınçta katalizör kullanarak elde edilir.
2SO
2(g)
+ O
2(g)
⇌ 2SO
3(g)
+ ısı
SO
3(g)
+ H
2
O
(s)
⇌ H
2
SO
4(suda)

Le Chatelier (Lö ġatölye) Prensibi

• Bir sisteme dıĢarıdan bir etki yapıldığında sistem bu etkiyi
azaltacak Ģekilde tepki gösterir.
• Le Chatelier prensibi, evrendeki kanunlardan biridir.
Hayatımızda bu prensiple iç içeyiz. Bazı konuları Le Chatelier
prensibi ile açıklayabiliriz.

LE CHATELĠER PRENSĠBĠ ĠLE
AÇIKLANABĠLEN BAZI KONULAR

• Sıcak su içmenin bedenin doğal serinletme sistemini
çalıĢtırması
• Kemik erimesi ilaçlarının kemik erimesi hastalığı yapması
• Sentetik erkeklik hormonlarının erkekliği azaltması
• ġeker düĢürücü ilaçların Ģeker hastalığı yapması
• Kan vermenin kanı arttırması
• Kan yapıcı ilaçların kansızlık yapması
• Antiasit ilaçların mide asidini arttırması
• Astım ilaçlarının astımı kronikleĢtirmesi
• Tansiyon ilaçlarının tansiyonu kronikleĢtirmesi
• Ağrı kesicilerin ağrıyı müzminleĢtirmesi
• Depresyon ilaçlarının depresyonu arttırması
• Mutlu olmak niyetiyle alınan ecstasy (ekstazi) hapının insanı
mutsuz etmesi

BEDENĠMĠZDEKĠ DOĞAL SERĠNLETME
184
SĠSTEMĠNĠN LE CHATELĠER PRENSĠBĠNE
GÖRE YORUMLANMASI

• Sıcak su içmek, bedenin doğal serinletme sistemini çalıĢtırır.
Böylece baĢta kan dolaĢımının hızlanması olmak üzere birçok
fayda ortaya çıkar.
• Hamam ve saunadan sonra sıcak içecekler tercih edilir.
• Yapılan etki sıcaklığı arttırmak olduğu hâlde, Le Chatelier
prensibine göre zıddı olur ve vücudun sıcaklığı azalır. Böylece
insan serinlemiĢ olur.

KEMĠK ERĠMESĠ ĠLAÇLARININ KEMĠK
ERĠMESĠ HASTALIĞI YAPMASININ LE
CHATELĠER PRENSĠBĠNE GÖRE
YORUMLANMASI

• Örneğin; Fosamax ilacı, kemik erimesine karĢı kullanılmaktadır.
BaĢta çene kemiğinde erime olmak üzere vücutta kalsiyum
azalması sonucu kemik erimesi yapmaktadır.
• U.S. FDA [United States Food & Drug Administration] (Yunaytıd
Steyts Fuud end Drag EdministreyĢın) (ABD Gıda & Ġlaç ĠĢletimi)
2005 yılında Fosamax ilacına kemik erimesi yaptığına dair etiket
koydurtmuĢtur. Ġlaçtan zarar görenler, ilacın piyasadan
kaldırılmasını istemektedirler. Bu nedenle üretici firmayı dava
etmiĢlerdir. Bu konuda mahkemeler devam etmektedir.
• Yapılan etki kemik erimesini durdurmak olduğu hâlde, Le
Chatelier prensibine göre zıddı olmuĢ ve vücutta kemik erimesi
artmıĢtır.

ERKEKLĠĞĠ ARTTIRMAK AMACIYLA
KULLANILAN ĠLAÇLAR ERKEKLĠĞĠ
185
AZALTIYOR

• DıĢarıdan alınan sentetik erkeklik hormonlarına örnek olarak
testosterondan üretilmiĢ steroitleri verebiliriz. Bu hormon
alındığında; LH (lüteinleĢtirici hormon) ve FSH (folikül stümüle
hormon) hormonlarının vücuttaki üretimi azalır. Bu azalma ilacı
bıraktıktan sonra bile 12 hafta süreyle devam eder.
• LH ve FSH erkeklikle ilgili hormonlardır. FSH, erkeklerde
spermin yapımında etkilidir. LH ise erkeklerde testosteron
hormonunun salgılanmasını sağlar.
• Steroitler genelde vücut geliĢtirme amaçlı olarak sporcular
tarafından alınır.
• Alınan steroitler aynı zamanda erkeklerde östrojen hormonunun
artmasına neden olur.
• Östrojen hormonunun artması, ömür boyu sürecek kalıcı zarar
doğurur.
• Östrojen hormonunun erkeklerde artması sonucu göğüsler
kadınlardaki gibi büyür, kıllar dökülür.
• “ĠĢleyen demir ıĢıldar.” atasözü konumuzla ilgilidir. ĠĢletilmezse,
örneğin; hormon dıĢarıdan verilirse, hormon yapan bez
durgunluğa düĢer.
• Erkeklik hormonu, erkekliği arttırmak için verildiğinde silah geri
tepmiĢtir. Le Chatelier prensibine göre zıddı olmuĢ ve erkeklik
azalmıĢtır.

ġEKER DÜġÜRÜCÜ ĠLAÇLAR ġEKER
HASTASI YAPAR

• Tip–2 Ģeker hastalığında kullanılan Ģeker düĢürücü ilaçlar,
tedaviye yönelik değildir. Hastalığı ortadan kaldırmaz.
• ġeker düĢürücü hap kullanan Ģeker hastaları 5 yıl içerisinde
ensülin almak zorunda kalabilirler. Tip–1 Ģeker hastalığı ortaya
çıkmıĢ olur.
• Pankreasın Ģeker düĢürme görevi vardır.
186
• Pankreasın Ģeker düĢürme görevi; mecbur olunmadığı hâlde,
dıĢarıdan verilen bazı ilaçlarla yapılmaya kalkılınca pankreas
atalete düĢmektedir. En iyisi pankreası tembelliğe atmamaktır.
• Yapılan etki Ģekeri düĢürmek olduğu hâlde, Le Chatelier
prensibine göre zıddı olmuĢ ve vücutta Ģeker artmıĢtır.

KAN VERMEK KANI ARTTIRIR

• Kan veren kiĢinin vücudunda kan oluĢumu hızlanır. Yapılan etki
kanı azaltmak olduğu hâlde, Le Chatelier prensibine göre zıddı
olmuĢ ve vücutta kan artmıĢtır.
• Aynı Ģekilde kansızlık hastalığına, hiç kan vermeyen kiĢilerde
daha çok rastlanır.
• Kan alan kiĢilerde ise kanın oluĢumu baskılanır.

KAN YAPICI ĠLAÇLAR KANSIZLIK YAPAR

• Kan, kemik iliğinde yapılır.
• Kansızlık hastalığında kullanılan kan yapıcı ilaçlar, kemik
iliğinde zafiyete neden olur. Bunun sonucunda da kansızlık
ilerler.
• Yapılan etki kanı arttırmak amaçlı olduğu hâlde, Le Chatelier
prensibine göre zıddı olmuĢ ve vücutta kan azalmıĢtır.

ANTĠASĠT ĠLAÇLAR MĠDE ASĠDĠNĠ ARTTIRIR

• Mide ekĢimelerinde kullanılan antiasitler, o anda iyi gelir. Ertesi
gün daha fazla mide ekĢimesi olur. Bundan dolayı da antiasit
kullanımının arttırılması zorunluluğu ortaya çıkar.
• Belli bir süre sonra hiçbir antiasit etki etmez. Bu nedenle de
mide kanamalarında kullanılan ilaçlar antiasit amaçlı iki günde
bir kullanılır. Böylece ancak mide ekĢimesi geçer.
• Yapılan etki mide ekĢimesini gidermek olduğu hâlde, Le
187
Chatelier prensibine göre zıddı olmuĢ ve mide ekĢimesi
arttırılmıĢtır.

AĞRI KESĠCĠLER HAFTADA ĠKĠ KEZDEN
FAZLA KULLANILMAMALIDIR

• Ağrı kesiciler haftada iki kereden fazla kullanılmamalıdır.
Kullanılırsa ağrı müzminleĢir.
• Her bir insanın kendine özel bir ağrı eĢiği vardır. ġayet insan, o
ağrı eĢiğine kadar sabır gösterip ağrıya dayanabilirse vücutta
doğal ağrı kesici salgılanır.
• Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicinin adı endorfin maddesidir.
• DıĢarıdan alınan ağrı kesici ilaçlar insanın ağrı eĢiğini düĢürür.
Her bir alınan ağrı kesici ile insan ağrıya karĢı daha
tahammülsüz hâle gelir.
• Ağrının kaynağını bulmak ve ağrıya neden olan sebebi ortadan
kaldırmak gerekir.
• Yapılan etki ağrıyı gidermek olduğu hâlde, Le Chatelier
prensibine göre zıddı olmuĢ ve ağrı arttırılmıĢtır.

ASTIM ĠLAÇLARI, TANSĠYON ĠLAÇLARI VE
DEPRESYON ĠLAÇLARI HASTALIĞI
KRONĠKLEġTĠRĠR

• Astım ilaçları astımı kronikleĢtirir.
• Tansiyon ilaçları da tansiyonu kronikleĢtirir.
• Depresyon ilaçları depresyonu arttırır.
• Bu hastalıklarda da Le Chatelier prensibine göre istenenin zıddı
bir durum ortaya çıkmıĢtır.
• Astım ilaçları, tansiyon ilaçları ve depresyon ilaçları hastalığı
ortadan kaldırmaya yönelik değildir. Tedavi edici özellikleri
yoktur. Hastayı o anda rahatlatmak içindir.
188

MUTLU OLMAK NĠYETĠYLE ALINAN
ECSTASY (EKSTAZĠ) HAPI ĠNSANI MUTSUZ
EDER

• Ecstasy (ekstazi), yasa dıĢı sentetik bir maddedir.
• Ecstasy (ekstazi), vücutta serotonin maddesinin salgılanmasını
sağlar. Serotonin, mutluluk meydana getiren bir maddedir.
Serotonin, mutluluk anında beynin arka kısmında bulunan beyin
sapındaki sinir uçlarından salgılanır.
• Ecstasy (ekstazi) hapının yutulması suretiyle salgılanan
serotonin sahte bir neĢe sağlar. Hapı yutan kiĢi saatler boyunca
hiper aktif ve uyanık olur. Hap, dikkati olağanüstü derece arttırır.
Ġnsan kendisini güçlü ve enerjik hisseder. Bütün bu etkiler
ecstasy (ekstazi) hapının, serotonin maddesinin bütün
depolarını boĢaltması suretiyle olmuĢtur. Vücudun dengesiyle
oynanmıĢtır. Vücut, oyuncak değildir.
• Ertesi gün bir adet daha ecstasy (ekstazi) hapı almadan, kiĢi
kafasını kaldıramaz. Hapın etkisi geçtikten sonra ise aĢırı
yorgunluk ve tahmin edilemeyecek derecede bitkinlik görülür.
• Hap almadığı anda kiĢi aĢırı karamsar olur (ruhsal etki). Bu
nedenle kendisini hap almaya mecbur hisseder.
• KiĢi hap aldığı zamandaki gibi hep enerjik kalmak için hapı
tekrar tekrar istemeye baĢlar (fiziksel etki).
• Zanneder ki hapı alınca mutlu olacağım. Ne yazık ki vücutta
serotonin kalmamıĢtır. Organizmanın dengesi bozulmuĢtur.
Hapı almasına rağmen mutlu olamaz. Yapılacak bir Ģey
kalmamıĢtır. KiĢi kendisine, geriye dönüĢü olmayan büyük bir
zarar vermiĢtir.
• Ecstasy hapı, kısa sürede ciddi bağımlılık yapar.
• Uzun süre kullanan bağımlı kiĢilerde zaman içinde ölümler
görülür. Bazı kiĢilerde ilk kullanımda ani ölüm riski dahi söz
konusudur.
• ġayet kullanan kiĢide intikam ve nefret hissi varsa bu his açığa
189
çıkar. Ecstasy (ekstazi) hapı, aĢırı güven ve kontrolsüz cesaret
de oluĢturur. KiĢi ölümü göze alarak gösterilen hedefe
yönlendirilebilir. Ecstasy (ekstazi) hapının bu etkisini bilen çete,
mafya, örgüt gibi menfaat Ģebekeleri ve Ģer odakları bu etkiyi
terör maksadıyla kullanırlar. Kullandıkları adamı 8–10 saat
sürecek bir eyleme ve bir takım kötü amaçlara yönlendirirler.
Hatta onları intihar komandosu bile yapabilirler.
• Mutluluk hapı, mutluluğu bitirmiĢtir. Ġstenilenin zıddı bir durum Le
Chatelier prensibi gereğince ortaya çıkmıĢtır.
• Ecstasy (ekstazi) hapının toleransı yok denilebilecek kadar
azdır. Tolerans; hoĢgörü, müsamaha demektir. Ecstasy
(ekstazi) hapının toleransının zayıf olması, kullanmaya
baĢlayanların geriye dönüĢü çok zor olan bir yola girdikleri
anlamını taĢır.

ÇÖZÜNÜRLÜK DENGESĠ
KONUSU ĠLE ĠLGĠLĠ BAZI
BĠLGĠLER

ÇÖZÜNME VE ĠYONLAġMA ĠLĠġKĠSĠ

Çözünme yüzdesini zenginlik, iyonlaĢmayı vermek kabul
edersek; çözeltileri dört gruba ayırırız:

1. ÇOK ÇÖZÜNEN VE % 100 ĠYONLAġAN ÇÖZELTĠLER
(ZENGĠN, TAMAMINI VEREN)
NaCl
(k)
+ su → Na
+1
(suda)
+ Cl
–1
(suda)

2. AZ ÇÖZÜNEN VE % 100 ĠYONLAġAN ÇÖZELTĠLER
190
(FAKĠR, TAMAMINI VEREN): Bu grup, çözünürlük dengesi
konusundaki bileĢikler olup iyonlaĢma denklemleri yanlıĢ olarak
çift yönlü okla gösterilir. Bunun nedeni çözünürlük
hesaplamalarının denge mantığıyla yapılmasındandır. Aslında
suda çözünmezler, bunlar kimyada az çözünen diye geçer.
Çözünmeleri milyonda birkaç ile trilyonlarda birkaç
mertebelerindedir.
Ca(OH)
2(k)
+ su ⇌

Ca
+2
(suda)
+ 2(OH)
–1
(suda)


3. HER ORANDA ÇÖZÜNEN VE AZ ĠYONLAġAN
ÇÖZELTĠLER (ZENGĠN, AZINI VEREN)
CH
3
COOH
(s)
⇌ CH
3
COO
–1
(suda)
+H
+1
(suda)


4. AZ ÇÖZÜNEN VE AZ ĠYONLAġAN ÇÖZELTĠLER (FAKĠR,
AZINI VEREN)
NH
3(g)
+ H
2
O
(s)



NH
4
+1
(suda)
+ OH
–1
(suda)


YAġAMIMIZDAKĠ BAZI ÇÖZÜNÜRLÜK
DENGE BĠLEġĠKLERĠNĠN ĠYONLAġMALARI

CaF
2(k)


Ca
+2
(suda)

+ 2F
–1
(suda)


Ca
3
(PO
4
)
2(k)
⇌ 3Ca
+2
(suda)

+ 2(PO
4
)
–3
(suda)


Al(OH)
3(k)


Al
+3
(suda)

+ (OH)
–1
(suda)


BaSO
4(k)


Ba
+2
(suda)
+ SO
4
–2
(suda)


ASĠTLER VE BAZLAR
191
TEKNĠKTE KULLANILAN ĠNORGANĠK
ASĠTLERĠN ELDE EDĠLMESĠNE AĠT
REAKSĠYON DENKLEMLERĠ

• SO
3
+ H
2
O ⇌ H
2
SO
4
• P
2
O
5
+ 3H
2
O ⇌ 2H
3
PO
4
• N
2
O
5
+ H
2
O ⇌ 2HNO
3
• H
2
+ Cl
2
⇌ 2HCl

YAġAMIMIZDAKĠ YAPAY KARBOKSĠLLĠ
ASĠTLER

• Asetik asit, yapay sirkede bulunur.
• Salisilik asit, nasır ilaçlarında bulunur.
• Askorbik asit, C vitaminidir.
• Asetil salisilik asit, aspirindir.
• Sitrik asit (limon tuzu), koruyucu katkı maddesidir.

HAYATIMIZDAKĠ DOĞAL ĠNORGANĠK
ASĠTLER

• HCl: Hidroklorik asit – Mide asidi
• H
2
CO
3
: Karbonik asit – Maden sodası

HAYATIMIZDAKĠ YAPAY ĠNORGANĠK
ASĠTLER

• HCl: Hidroklorik asit – Tuz ruhu adıyla bilinen maddedir.
• H
2
CO
3
: Karbonik asit – MeĢrubatlarda kullanılır.
• H
2
PO
4
: Fosforik asit – Kolalarda kullanılır.
• H
2
SO
4
: Sülfürik asit – Aküde kullanılan sıvıdır.
• HNO
3
: Nitrik asit – Kezzap – Gübre ve patlayıcı elde
192
edilmesinde kullanılır.
• HBO
3
: Borik asit: Çözeltisi alerjik göz kaĢıntılarında kullanılır.

YAġAMIMIZDAKĠ DOĞAL KARBOKSĠLĠK
ASĠTLER

• Bütirik asit (Tereyağı asidi): Tereyağında bulunur.
• Katı yağ asitleri (Palmitik asit, stearik asit): Katı yağlarda bulunur.
• Sıvı yağ asitleri (Oleik asit, linoleik asit, linolenik asit): Sıvı yağlarda
bulunur.
• Sitrik asit (Limon asidi): Limonda bulunur.
• Malik asit (Elma asidi): Elmada bulunur.
• Asetik asit (Sirke asidi): Sirkede bulunur.
• Okzalik asit: Kuzukulağı bitkisinde bulunur.
• Laktik asit (Süt asidi): Yoğurtta, ekĢimiĢ sütte ve yorulunca
kaslarda bulunur.
• 22 aminoasit: Proteinlerin yapı taĢıdır.
• Formik asit (Karınca asidi): Karınca salgısında ve ısırgan otunda
bulunur.
• Askorbik asit (C vitamini): KuĢburnu, limon, portakal vb.
meyvelerde bulunur.
• Aspirin (Asetil salisilik asit): Söğüt yaprağında ve söğüdün
dallarında bulunur. Salkım söğüdün yaprağı veya dalı kül
edilirse aspirin elde edilir.


SĠRKENĠN ELDE EDĠLMESĠ

Sıkılıp suyu alınan üzümün kalan posasına cibre denir. Cibrenin
üzerine ılık su dökülür. 1 hafta beklenir. Daha sonra cibrenin
üzerindeki seyreltik üzüm suyu diyebileceğimiz kısım üzümün
posasından ayrılarak küplere aktarılır. Hava ile teması
kesilmeyecek Ģekilde küpün ağız kısmı ince bir tülbentle örtülür.
YaklaĢık 1 sene sonra sirke olur.

193
YAPAY SĠRKE (MARKETLERDEKĠ SĠRKE
SENTETĠKTĠR VEYA DOĞAL BĠLE OLSA
KATKI MADDESĠ ĠÇERĠR)

• Sentetik sirke: Sanayide yapay yolla elde edilen anhidr asetik
asidin % 5‟lik çözeltisidir. Ayrıca katkı maddesi ilave edilmiĢtir.
• Marketlerden alınan sirke, ya sentetik sirkedir ya da doğal
yollardan elde edilmiĢ olsa bile koruyucu madde içeren sirkedir.

ASETĠK ASĠT

• Asetik asit yapay maddedir.
• Piyasada sirke ruhu veya susuz asetik asit adıyla bilinir.
• % 100 asetik asit içerir.
• Günümüzde etanolun oksidasyonu ile elde edilmektedir. Bu
nedenle yapay diyoruz.
• Eskiden Ģaraptan elde edilirdi.

DOĞAL SĠRKE (SĠRKE)

• Doğal sirkedeki % 5 asetik asit, doğaldır.
• Ayrıca içinde yüzlerce az veya eser miktarda çeĢitli maddeler
vardır. Bunların baĢlıcaları; mineral maddeler, vitaminler ve
faydalı mikroorganizmalardır.
• Doğal sirke ancak ev ortamında yapılabilir. Marketlerde katkısız
doğal sirke bulmak mümkün değildir.
• Doğal sirkede katkı maddesi yoktur.
• Doğal sirkenin kendine has çok güzel tadı, kokusu ve aroması
vardır.
• Doğal sirkede son kullanma tarihi olmaz.

SĠRKENĠN FAYDALARI
194

• Sirke doğal asetik asidin seyreltik hâlidir. Yemeklerimizde
kullandığımız aynı zamanda sıhhatimize de faydalı olan bazı
maddeler vardır ki çoğunun farkında değilizdir. Sirke bunlardan
biridir. Salatamıza sirke koyarken sirkenin bize sağlayacağı
faydaları hiç düĢünmeyiz. Hele sirkenin yenmekten baĢka
haricen de kullanılabileceği çoğumuzun aklına bile gelmez.
• Karbonhidratların ağızda sindirimi, salyanın içindeki pityalin
enzimi ile baĢlar. Sirke, tükürük salgılanmasını arttıran en
mühim yiyeceklerdendir.
• Sirke ile çocuklardaki piĢik önlenebilir. Yıkanan çamaĢırların son
durulama suyuna bir miktar sirke katılması çocukta piĢik
meydana gelmemesine yardım eder.
• Sirke uygun Ģekilde sulandırılarak arpacıkta da kullanılabilir.
• Antibiyotiklerin hakkından gelemediği baĢlıca mikroplar
pseudomonas ve proteustur. Sirke bunların hakkından gelebilir.
Sirke kuvvetli bir mikrop öldürücüdür.
• Cildiyecilerin önemli tedavi usullerinden biri banyo tedavisidir.
Bu tedaviyi antiseptik (mikrop öldürücü) amaçlı veya kaĢıntıya
karĢı olarak kullanırlar.
• Orta kulak enfeksiyonlarında kaynamıĢ sirkenin kullanılması ile
baĢarılı neticeler alınmıĢtır. Sirkenin damlatılmasıyla
müzminleĢmiĢ kulak iltihaplarının önüne geçilip akıntı
kurutulabilir.
• Alkali zehirlenmelerinde en mühim tedavi edici maddenin,
sulandırılmıĢ sirke olduğu eskiden beri bilinmektedir.
• Sirke, ateĢli hastalarda ateĢi düĢürmek için de kullanılmaktadır.
• Bitli hastalarda %10‟luk sirke tedavi edicidir. Bit tedavisinde
Kwell losyonu kullanılır. Fakat bu ilaç bitin sirkesine ait kitin
tabakasını eritemez. % 10‟luk sirke solüsyonu bu tabakayı eritir.
• Sirke derideki lipit mantoyu eritmek suretiyle kepeklenmeyi de
önleyebilmektedir.
• Sirke güneĢ ıĢınlarına karĢı deriyi koruyucu hususiyete sahiptir.
• Yemekten önce bir kaĢık kolesterole iyi gelir.
• Vitamin ve mineral dengesinin korunmasına yardımcı olur.
195
• Hazmı kolaylaĢtırır.
• Kan dolaĢımını düzenler.
• Damarlardaki kalınlaĢmaya engel olur.
• Kilo kontrolüne yardımcıdır.
• Vücudu osteoporoza karĢı korur.
• Ekleme yerleĢen zehirli artıkları temizler.
• Eklem romatizmasına engel olur.
• DiĢ ve diĢ eti sağlığı için çok faydalıdır.
• Zenginlik kaynağıdır. Sirke olmayan ev fakirdir.
• Özelliğini kaybeden mıknatıs, sirkede Ģarj olur.

SAĞLIĞIMIZ ĠÇĠN EN ZARARLI YAPAY
KARBOKSĠLLĠ ASĠTLER

• SĠTRĠK ASĠT (LĠMON TUZU)
En tehlikeli kanserojen etki maddesi olup ne yazık ki bir çok
hazır gıdada bulunmaktadır. BaĢlıca bulunduğu hazır gıdalar;
gofretler, bazı meyve suları, bazı çorbalar, turĢular, reçeller ve
bazı Ģekerlemelerdir. Evlerde yapılan turĢu ve reçellerin çoğuna
da sitrik asit (limon tuzu) konulmaktadır.
• ASKORBĠK ASĠT (C VĠTAMĠNĠ)
Kanserojen etki maddesidir. Bazı içeceklerde bulunur.

ASĠT YAĞMURU
SO
2
+ ½ O
2


SO
3


SO
3
+ H
2
O ⇌ H
2
SO
4

Filtresi olmayan fabrika bacalarından çıkan SO
2
gazı; havadaki
O
2
ile birleĢir, SO
3
gazı oluĢur SO
3
gazı; yağmur yağdığında H
2
O
ile birleĢir. Asit yağmuru adıyla bilinen H
2
SO
4
meydana gelir.



MĠDE EKġĠMESĠNDE YUTULAN
196
KARBONATIN GÖREVĠNĠN REAKSĠYON
DENKLEMĠYLE GÖSTERĠLMESĠ

NaHCO
3
+ HCl → NaCl

+ H
2
O + CO
2


MĠDE EKġĠMESĠNDE EMĠLEN
AĞIZ PASTĠLLERĠNĠN GÖREVĠNĠN
REAKSĠYON DENKLEMĠYLE GÖSTERĠLMESĠ

Mg(OH)
2
+ 2HCl → MgCl
2
+ 2H
2
O

Al(OH)
3
+ 3HCl → AlCl
3
+ 3H
2
O

MĠDE EKġĠMESĠNDE ĠÇĠLEN MADEN
SODASININ GÖREVĠNĠN REAKSĠYON
DENKLEMĠYLE GÖSTERĠLMESĠ

(HCO
3
)


+ H
+
→ H
2
O + CO
2


HAYATIMIZDAKĠ BAZLAR

Ca(OH)
2(süspansiyon)
: Badana yapımında kullanılan kireçtir.
Ca(OH)
2(k)
: SönmüĢ kireç veya kireç adıyla bilinen maddedir.
Ca(OH)
2(suda)
: Kireç suyu olarak bilinen CO
2
‟nin ayıracı olan
çözeltidir.
KOH (Potas kostik): Gübre ve arap sabunu yapımında kullanılır.
Mg(OH)
2
: Antiasit mide pastilleridir.

Al(OH)
3
:

Antiasit mide pastilleridir.

NaOH: Kostik adıyla bilinir. Sabun imalinde ve yeĢil zeytinleri 5–6
günde sarartıp piyasaya sürmek için katkı maddesi olarak
197
kullanılır.

NH
3
: Gübre yapımında, Ag eĢyaların temizlenmesinde, kumaĢ
lekelerinin çıkartılmasında kullanılır.

VÜCUT SIVILARINDA pH‟IN ÖNEMĠ

• Vücut sıvılarının belli pH değerlerinde olması gerekir. Aksi hâlde
çeĢitli hastalıklar meydana gelir. Sıhhatli durumlarda pH belli
aralıklarda tutulmaktadır.
• Kanın pH‟ı 7‟ye düĢerse veya 7,8‟e çıkarsa insan ölür.
• Ġdrarın pH‟ı, alınan besin maddelerine göre değiĢir.
• Tükürüğün pH‟ı ağız mukozasının fonksiyonlarını en iyi
yapabileceği seviyededir.
• Mide öz suyu pH‟ının 2‟nin altına düĢmesi ülser
rahatsızlığındandır; pH‟ın artması ise hazımsızlık demektir.
• Hücre içinde her an asidik ya da bazik özellikte maddeler
meydana gelmesine rağmen meydana gelen asitler, bazlarla;
bazlar ise asitlerle birleĢerek tuzları yapar. Böylece hücre içi pH
değeri sabit tutulur.
• Hücre zarının seçici geçirgenlik özelliği vardır.
• Görüldüğü gibi; hücrede, hayatın devamı için önemli tedbirler
vardır.
• pH‟ın sabit tutulması için; zardan belli maddelerin hücre içine
girmesi, bazen de pH‟ı bozan maddelerin hücre dıĢına atılması
gerekmektedir.
• Bazı hücrelerde her an 2000 kimyasal reaksiyonun olduğu göz
önüne alınırsa pH‟ın sabit tutuluĢundaki hassasiyet daha iyi
anlaĢılmıĢ olur.
• pH‟ın değiĢmemesi için ihtiyaç olan maddeler hücreye
zamanında ve ihtiyaç miktarında girmekte, zararlı maddeler de
hücreden atılmaktadır; böylece pH korunmaktadır.
• Vücudun ihtiyacı olan moleküller, gerektiğinde hücre içinde de
sentezlenebilir. Bu sentez esnasında pH‟ın da korunduğu
görülmektedir.
198
• Her bir molekül için hücre zarında özel bir Ģifre vardır. Böylece
hücreye girmek üzere gelen her çeĢit molekülün faydalısı
zararlısından ayrılmaktadır. Gereksinim duyuldukça da yeni
Ģifrelemeler olmaktadır. Gereksinim; yeni ortaya çıkan, yapay
olduğundan dolayı da sağlığa zararlı bazı moleküllere karĢı
duyulmaktadır. Bu Ģifreleme, elbette her zaman olmaz. Ġnsan,
kendi isteğiyle zarara razı olmuĢ olabilir. Hastalıklarda ve
ölümde sebeplerin perde olduğu da unutulmamalıdır.
• Sağlığı bozacak ölçüde pH değiĢimine neden olan yabancı
moleküllere karĢı hücre zarı karĢı koyar; karĢı koyamazsa,
hücre ya hastalanır ya da ölür. Ölen hücreler, vücudun dıĢına
bilinen yollarla çıkarılır.

GASTROENTESTĠNAL SĠSTEM VE pH

• Mide ve bağırsak asitliğinin derecesinin ayarlanmasında çok
hassas dengeler gözetilir. Bu dengeler bozulursa değiĢik
rahatsızlıklar ortaya çıkar.
• Özellikle insanın ruhsal durumunun, mide hareketleri ve mide
salgısına etkisi büyüktür.
• Gıdalardan yalnız proteinlerin sindiriminin bir kısmı midede olur
ve kuvvetli asidik ortamda yürütülür.
• Midede pepsin enzimi ve hidroklorik asit etkisiyle proteinler
peptonlara parçalanır.
• Ġnce bağırsakta; yağlar, karbonhidratlar, bir de midede peptona
parçalanan proteinler yapı taĢına ayrıĢır.
• Ġnce bağırsaktaki sindirimde ortamın; nötre yakın asidik veya
nötre yakın bazik olması gerekir.
• Her bir besin maddesinin sindirimi için gereken pH farklıdır.
• Ġnce bağırsakta farklı pH değerlerinin ayarlanmasında; ince
bağırsak duvarı, pankreas ve safra salgısı görevlidir.
• Midenin çıkıĢında 4–7,2 arasında değiĢen pH değeri, ince
bağırsağın baĢlangıcında 5,6 ile 7 arasında, ince bağırsağın
ortalarında 6,8 ile 7,6 aralığında, ince bağırsağın sonlarında ise
7,2 ile 8,3 arasında olur.
199
• Mide, salgı yaptığında koruyucu mukusun altındaki pH, 7‟dir.
Mukusun üstündeki pH, 2‟dir.
• Kör bağırsakta 5,8–7,6 olarak belirlenen pH derecesi, kalın
bağırsakta 6,5–7,8‟dir.
• DıĢkının (gaita) pH‟ı 6 ile 7,3 arasında değiĢir.
• pH değerlerinin belli aralıklarda olması; mide ve bağırsakta hem
sindirimin hem emilmenin devamı hem de bağırsak bakterilerinin
görevlerini yapabilmeleri için gereklidir.
• Mideden yemek borusuna geri kaçan karıĢımın pH‟ı düĢük
olduğundan reflü hastalığına sebep olur.
• Reflü; yemek borusundaki ağrı, yanma ve iltihaptır.
• Mide öz suyu pH‟ının 2‟nin altına düĢmesi ülser
rahatsızlığındandır; pH‟ın artması ise hazımsızlık demektir.

YAġAM VE TAMPON ÇÖZELTĠLER

• Bazı kimyasal deneylerde ortam pH‟ının uzun süre sabit kalması
istenir. Bu deneylerde tampon çözeltiler kullanılır.
• Hücre ancak nötre yakın ortamda fonksiyonlarını yürütür. Hücre
içi ve hücre dıĢı sıvının nötr ortamı kaybetmesi hücre
çalıĢmasını imkânsız hâle getirir. Bu nedenle vücut sıvılarının
nötr ortamda tutulması için denetim mekanizmaları kurulmuĢtur.
• Bunlardan en önemlisi proteinlerdir. Proteinler, tampon görevi
yaparak pH değiĢikliklerine mani olmakla görevlidir.
• Denetim mekanizmalarından ikincisi ise mineral maddelerdir;
iyonların bazıları asit, bazıları da baz oluĢturma özelliğine
sahiptir.
• Asit oluĢturanlar kükürt, fosfor ve klorür iyonları; baz oluĢturanlar
ise sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve demir
iyonlarıdır. Bu iyonları yiyeceklerle alırız.
• Bunlar birbirleriyle birleĢerek tuz oluĢturup vücut sıvısının nötr
ortamda kalmasına yardımcı olurlar.
• Asit yağmurundan sonra deniz ve göl sularının pH‟ında
değiĢiklik olmaz. pH değiĢseydi yaĢayan canlılar için tehlike söz
konusuydu. Deniz ve göldeki tampon sistemler, asit
200
yağmurundan dolayı pH düĢmesine engel olur.

pH, KUVVETLĠLĠK VE ÇOKLUK ĠLĠġKĠSĠ

• pH‟ın kuvvetlilikle iliĢkisi yoktur. Kuvvetli asit Ģayet seyreltik ise
pH‟ı düĢük olabilir. HCl kuvvetli asit, CH
3
COOH ise zayıf asittir.
10
–6
M HCl çözeltisinin pH‟ı 6‟dır. 0,05 M CH
3
COOH çözeltisinin
pH‟ı ise 3‟tür.
• Kuvvetlilik çok H
+
olmasına göre değildir. Kendinde mevcut
olanın tamamını vermesi ile ilgilidir.
• pH ise H
+
çokluğuyla ilgilidir.

pH 0‟DAN KÜÇÜK, pOH DA 14‟TEN
BÜYÜK OLABĠLĠR

• 1‟in logaritması 0‟dır. 1‟den büyük sayıların eksi logaritması
0‟dan küçüktür (eksidir). H
+
deriĢimi 1‟den büyük asitlerin pH‟ı
eksidir. pH + pOH = 14 olduğuna göre pOH da 14‟ten büyüktür.
• Bu nedenle skalanın ucu açık olmalıdır.

MATEMATĠK BĠLGĠSĠ ĠLE KĠMYA
FORMÜLÜNÜN UZLAġMASI VEYA BĠR KĠMYA
PARADOKSU

• 10

8
M HCl çözeltisinin pH‟ı 8 değildir. 10
–9
M HCl çözeltisinin
pH‟ı da 9 değildir.
• Asit çözeltisinde sudan gelen H
+
deriĢimi zaten 10
–7
M‟dır. Bir
de ne kadar seyreltik olursa olsun asitten gelen H
+
vardır.
Dolayısıyla pH 7‟den küçük olur.
201
• Matematiksel çözüm yetersiz kalır.

ASĠTLĠK VE BAZLIK VARDIR, ASĠT VE BAZ
YOKTUR

• Asitlik ve bazlık vardır. Asit ve baz yoktur. Asitlik ve bazlık
kimyasal bir özelliktir.
• pH‟ı 7‟den küçük diye her maddeye asit, pH‟ı 7‟den büyük diye
de her maddeye baz denmez. Örneğin; “Sabun bazdır.”, “NH
4
Cl
asittir.” gibi söylemler yanlıĢtır; çünkü ikisi de tuzdur.
• Bununla beraber asit–baz denince HCl, NH
3
vb. sadece bazı
maddeler de anlaĢılır.

ASĠTLER VE BAZLAR KONUSUNDA
KARġILAġILAN DĠĞER SÖYLEM HATALARI

• Baz olması için yapısında (OH)

olması gerekmez. Örneğin;
NH
3(g)
,

(OH)

içermediği hâlde bazdır.
• Asit olması için suya H
+
vermesi gerekmez. Örneğin;
CH
3
COOH
(s)
,

su olmadan da H
+
verir.


ASĠTLERLER KONUSUNDAKĠ SOSYAL
ALANDA DA KULLANILAN KĠMYA KELĠME VE
DEYĠMLERĠ

• Bazı hadiseler; sap ile samanın birbirinden nasıl ayrıldığını –bir
turnusol kağıdı gibi– gösteren önemli olaylardır.
• Polar görüĢ veya polarize bakıĢ: Çevresinde olup bitenleri iyi
algılamama, değerlendirmeme, sabit fikirli olma hâlidir.
Atgözlülükten farkı; atgözlülüğün gayriiradi, polar görüĢün ise
202
iradi olmasıdır.

ASĠDĠN KUVVETĠYLE REAKSĠYONA GĠRME
KABĠLĠYETĠ FARKLIDIR

• Çaydanlıktaki kireç, limon suyu ile çözülür.
• Limon suyu, zayıf asit olan sitrik asittir.
• Kireci kuvvetli asitlerle bile çözemeyiz.


YÜKSELTGENME –
ĠNDĠRGENME
REAKSĠYONLARI ĠLE ĠLGĠLĠ
BAZI BĠLGĠLER

DEMĠRĠN PASLANMASI
• Metalik demirin, hava oksijeniyle paslanmasına ait reaksiyon
denkleminin toplam gerilimi, pozitif sayısal değerdir.
• Rutubetli ortam oto katalizördür; çünkü oksijenin indirgenme yarı
reaksiyonu tam yazıldığında ürünlerde su çıkmaktadır.
• Fe
2
O
3
pastır.
• Paslanmayan borular kullanılmadığı müddetçe, sulardan pas
akacaktır.
• Demirin; yağlı boya, paslanmaz çelik üretimi vb. yollarla
paslanmaya karĢı korunması önemlidir.
203

BĠTKĠLERLE TEDAVĠ VE HĠJYEN

• Fotosentez olayı olan redoks reaksiyonu ile bitkiler oluĢur.
Fotosentezde ve fotosentezin devamında yaprak gereklidir.
Tedavide ve hijyende bitki yaprakları önemlidir. Sigara kâğıdı
gibi ince yeĢil yapraklar, yazın çok Ģiddetli sıcaklıkta bile aylarca
yaĢ kalır, kurumaz.

DOĞAL ġĠFALI SULARLA TEDAVĠ

• Yeraltından gelen sular karĢılaĢtıkları sert taĢ, kaya ve toprağa
çarptığında elektron aktarımı olur. Örneğin, elementel demir
(sıfır değerlikli demir) içeren bir kayayla su temas edince; demir,
+2 hâline geçer. Sıfır değerlikli demir suda çözünmez. OluĢan
demir +2 bileĢiği ise suda az çözünür.
• Bu redoks tepkimeleri sonucunda yeryüzüne çıkan kaynak suları
ve Ģifalı sular az veya eser miktarda onlarca farklı minerali içerir.
Ülkemizde Keçiborlu suyu, Ģifalı sulara örnektir.
• Köklerin ipek gibi yumuĢak damarlarının sert taĢları delmesi
anında da benzer redoks reaksiyonları gerçekleĢir.

KĠMYA LABORATUVARLARINDAKĠ LAVABO
VE PĠS SU BORULARI ĠLE KENDĠLĠĞĠNDEN
OLUġAN TEPKĠME ĠLĠġKĠSĠ

• Lavabolar çelik olmaz. Asitlerle tepkimeye girer.
• Lavabolar ve çalıĢma tezgâhları laminant da olmaz; çünkü çoğu
çözelti ile tepkimeye girer ve leke kalır.
• Pis su boruları bakır ve çinko da olmaz. Bakır asitlerle
tepkimeye girer. Çinko ise asit, baz ve bazı çözeltilerle
tepkimeye girer.
204

DEMĠRĠN KROMLA KAPLANMASI

Hem kromun ele batma tehlikesi vardır hem de alttaki demir
paslanır. Krom kaplı musluklarda buna rastlanır.
Kromaj kaplı et kıyma makinelerinde ise alttaki demir
paslandığından kıyma makinesinde sabahları ilk çekilen
kıymalar paslı olur.

DOĞAL METAL KAPLAMA VE UYGULANDIĞI
YERLER

• Kaplama esnasındaki kimyasal reaksiyon kendiliğinden
gerçekleĢiyorsa buna doğal kaplama denir. Doğal kaplama ince
olur, buna rağmen yıllar sonra bile aĢınmaz.
• Ġndirgenme gerilimi en büyük olan, soy metallerdir. Soy metal
iyonu içeren bir çözelti (altın suyu) içine örneğin bir demir yüzük
daldırılırsa yüzük altınla kaplanır.
• Sanayide uygulandığı yerler; demir metalinin nikel ile
kaplanması, değersiz metalden yapılmıĢ süs eĢyalarının gümüĢ
ile kaplanması ve değersiz metalden yapılmıĢ takıların altın ve
gümüĢ ile kaplanmasıdır.

ELEKTROLĠZLE METAL KAPLAMA VE
BAġLICA UYGULANDIĞI YERLER

• Kendiliğinden gerçekleĢmeyen kimyasal reaksiyonlarda
kaplama iĢleminin elektrolizle olması Ģarttır. Demirin krom ve
çinko ile kaplanması, bakırın nikel ile kaplanması buna örnektir.
YanlıĢ uygulamalardır.
• Kendiliğinden gerçekleĢen kimyasal reaksiyonlarda kaplamanın
daha kalın olması için elektroliz yöntemi kullanılabilir. Demirin
205
nikel ile kaplanması buna örnektir.
• Krom kaplamaya kromaj, nikel kaplamaya nikelaj denir.

ENDÜSTRĠDE ELEKTROLĠZ


2Al
2
O
3
→ 4Al + 3O
2
• 2ZnSO
4
+ 2H
2
O → 2Zn + O
2
+ 2H
2
SO
4
• 2NaCl + 2H
2
O → 2NaOH + H
2
+ Cl
2
• 2NaCl → 2Na + Cl
2

YERYÜZÜNDE ELEMENTEL HÂLDE VEYA
BĠLEġĠĞĠ HÂLĠNDE BULUNAN METALLER
(METALLERĠN SERBEST YA DA BĠLEġĠK
OLARAK DOĞADA BULUNMASIDAKĠ KURAL)

• Ġndirgenme yarı pil gerilimi listesinde; indirgenme potansiyeli
hidrojenden yüksek olan elementler, soy (altın, platin, gümüĢ)
metaller ve yarı soy (bakır, cıva) metallerdir.
• Soy metaller doğada yalnız elementel hâlde bulunur, bileĢikleri
hâlinde bulunmaz.
• Yarı soy metaller ise hem elementel hâlde hem de bileĢiği
hâlinde bulunur.
• Amalgam diĢ dolgular; cıva ve gümüĢ içerir. Altın diĢ dolgusu da
vardır. Platin metali ise, protezlerde kullanılır. Bütün bu
kullanımlarda altın, platin, gümüĢ ve cıva; aynen doğadaki gibi
metalik hâldedir. Sıfır değerliklidir. Bu nedenle de sağlığa
zararları yoktur.
• Bakır ve cıva da soy metaller gibi genelde doğada serbest hâlde
bulunur.
• Bakır ve cıva metallerine, yarı soy metal denmesinin sebebi;
doğada doğal bileĢiklerinin de olmasıdır.
• Bu 5 element dıĢındaki bütün metaller, yaklaĢık 70 metal
doğada yalnız bileĢikleri hâlinde bulunur, hiçbiri serbest hâlde
206
bulunmaz.
• Örneğin doğada Na, Ca, Al yoktur. NaCl (yemek tuzu), CaCO
3

(mermer), Al
2
O
3
(alüminyum metalinin elektroliz yöntemiyle elde
edildiği boksit cevheri) vardır.
• Tabiatta bulunan ve suda çözünmeyen doğal metal bileĢiklerine
cevher (filiz) denir.
• Genellikle kaya tuzu gibi suda çözünenler yerin derinliklerinde,
suda çözünmeyenler ise yerin üstündedir.
• Demir ve nikelin indirgenme potansiyeli hidrojenden az olmasına
rağmen, yerkürenin merkezinde erimiĢ elementel hâlde de
bulunurlar.
• Ġnsan evrenin küçültülmüĢ bir örneği olduğundan; evrende hangi
doğal element ve bileĢik varsa, insanda numunesi vardır.

AMETALLERĠN SERBEST YA DA BĠLEġĠK
OLARAK DOĞADA BULUNMASIDAKĠ KURAL

• F
2
gazı ve Cl
2
gazı, tabiatta bulunmaz. Doğada florür bileĢikleri
ve klorür bileĢikleri vardır.
• F
2
gazı ve Cl
2
gazından baĢka bütün ametaller; doğada, hem
elementel hâlde hem de bileĢiği hâlinde bulunur.
• AĢağıda bunlara örnek verilmiĢtir.
• Karbon ve karbon dioksit
• Hidrojen ve su
• Azot ve protein
• Kükürt ve kalsiyum sülfat
• Silisyum ve silisyum dioksit
• Zemin yüzündeki doğal element ve doğal bileĢiklerin çok faydalı
görevleri vardır. Özellikle insanın hizmetindedirler.

REDOKS TEPKĠMESĠ VE ELMA

Elma 1 sene boyunca ihtiyacımızın olduğu bir meyvedir, her
mevsim turfanda elma bulunur.
207
Fe
+2
kanımızdaki hemoglobinin temel maddesidir. Gıdalardaki
ve ilaçlardaki demir iyonu ise Fe
+3
‟tür.
Fe
+2
ihtiyacımızı elma ve nisan yağmuru ile karĢılamamız
gerekir. Veyahut elma çekirdeği yenilmelidir.
Kansızlık için alınan Fe
+3
preparatları bağırsakları tahrip eder ve
genelde faydası görülemez; çünkü ilaç olarak veya gıdalarla
aldığımız Fe
+3
vücudumuzda ancak elma çekirdeğiyle
indirgenerek Fe
+2
‟ye dönüĢebilir.
Günde 1 tane elma ile beraber 1 tane de elma çekirdeği
yenilmelidir. Elma çekirdeği 1 taneden fazla yenilmemelidir. 1
adet elmada bulunan Fe
+2
, insanın günlük Fe
+2
ihtiyacı kadardır.
Elmada Fe
+2
zaten vardır. Elma ağacı, kökleri vasıtasıyla
topraktan aldığı Fe
+3
‟ü indirgeyerek Fe
+2
hâline getirir ve
meyvesinde depolar.
Bu redoks tepkimesi günümüzde laboratuvarda henüz
gerçekleĢtirilememiĢtir; çünkü zor bir kimyasal iĢlemdir. Kırmızı
renkli Fe
+2
‟nin laboratuvarlarda elde edilmesi bu nedenle
mümkün değildir.
Nisan yağmuru bereketlidir ve içilirse Ģifalıdır. Genelde nisan
ayında yağan ikinci yağmur, kırmızı renkli Fe
+2
içerir. Bu Fe
+2
‟nin
kaynağı çöllerdeki tozdur. Sahra tozları nisan ayında rüzgârla
dünyanın her yerine taĢınır. Tozlar bulutların içine girince de
yağıĢ oluĢur. Bu yağmurdan sonra arabaların üzeri kırmızılaĢır.

PĠL ÇEġĠTLERĠ

Pilleri genel olarak iki ana gruba ayırmak mümkündür:
• DOLDURULAMAYAN PĠLLER
Ġçerisindeki kimyasal enerji tükendiğinde Ģarj edilemeyen
pillerdir.
• DOLDURULABĠLEN PĠLLER
Ġçerisindeki kimyasal enerji tükendiğinde Ģarj edilebilen pillerdir.

PĠL KONUSUNDA DĠKKAT EDĠLMESĠ
208
GEREKEN HUSUSLAR

• Piller daima taze satın alınmalıdır.
• Gereksiz yere bol miktarda pil alıp saklanmamalıdır; çünkü
zamanla bayatlar ve ömrü azalır.
• Saklanması gerekiyorsa, buzdolabı gibi soğuk ve serin yerlerde
saklanmalıdır.
• Piller, devamlı güneĢ ıĢığı alan yerlerde tutulmamalıdır, soğuk
ve karanlık yerlerde saklanmalıdır.
• Pillerin kutupları birbirine değdirilmemeli, kısa devre
yaptırılmamalıdır. Aksi durumda pil ömrünü kaybeder.
• Uzun süre kullanılmayan cihazlardaki piller akarak cihaza zarar
verebilir. Bu nedenle kullanılmayan cihazların pillerini çıkarmak
ihmal edilmemelidir. Bir aleti pil takılı iken 30 gün
çalıĢtırmıyorsak, pili aletin içinden çıkarmalıyız. Aksi durumda pil
sızmasından ve pilin kendi kendine deĢarjından dolayı alet zarar
görür.
• ġarj edilmeyen piller ve özellikle de lityum türleri kesinlikle Ģarj
iĢlemine tabi tutulmamalıdır. Aksi takdirde aĢırı ısınma, ĢiĢme,
gaz çıkıĢı, alevlenme ve hatta patlama görülebilir.

PĠLĠN ÇEVREYE ETKĠSĠ

• Piller en pahalı enerji kaynakları arasında yer almaktadır.
• Ayrıca bünyesinde çok pahalı ürünler bulundurmaktadır.
• Hatta içeriğinde riskli kimyasallar vardır. Bu yüzden piller
yutulduğunda tehlikeli ve ölümcül olabilirler.
• Artık çoğu bölgelerde, kullanılmıĢ pillerdeki toksik maddelerin
geri kazanımı için, geri dönüĢüm merkezleri kurulmuĢtur.
• Çevreye atılan atık piller çevre kirliliğine sebep olur.
• GüneĢ ısısının etkisiyle atık pillerin patlama olasılığı
kaçınılmazdır. Patlama mekanik zarar doğurur. Bundan baĢka,
patlama sonucu pilin içindeki kimyasal maddeler dıĢarı çıkar. Bu
kimyasallar, insan sağlığı için risk unsuru taĢır.
209

ATIK PĠLLER NEREYE ATILMALI?

• Ömürleri tükenen piller, diğer evsel atıklardan ayrı olarak atık pil
kutularına atılmalıdır.
• Biriktirilen bu atık piller geçici depolama alanlarında
depolandıktan sonra gerekli birimlerce ve gerekli yöntemlerle
bertaraf edilmektedir.
• Atık piller yakılmamalıdır, denize atılmamalıdır ve toprağa
gömülmemelidir.

ATIK PĠLLERĠN TOPLANMASI

• Atık piller evsel atıklardan ayrı toplanmalıdır.
• Atık piller, pil ürünlerinin dağıtımını ve satıĢını yapan iĢletmeler
veya belediyeler tarafından oluĢturulan atık pil toplama
noktalarına bırakılmalıdır.
• Atık piller, ekolojik sisteme uyum sağlayabilecek Ģekilde
depolanmalı, toplanmalı, taĢınmalıdır.

ATIK PĠLĠN BERTARAFI VEYA GERĠ
DÖNÜġÜMÜ

• Atık piller toplandıktan sonra toprak altında inĢa edilmiĢ,
geçirimsizlik koĢulları sağlanmıĢ, nemden arındırılmıĢ,
meteorolojik Ģartlardan korunmuĢ, kapalı, sızdırmaz ve su
geçirmez özellikli depolama alanlarına gömülür veya geri
kazanımı yapılır veya ihracat yoluyla muhtemel olumsuz
çevresel etkileri giderilir.


ORGANĠK KĠMYA
210
HAKKINDA GENEL
BĠLGĠLER
ORGANĠK MADDELER HAYATIN GÜCÜ MÜ?

• Organik maddeler, canlı organizmada bulundukları ve karmaĢık
yapıda oldukları için eskiden bunlara “hayatın gücü” denmiĢti.
• Ġnsanlar bu gerçeği uzun yıllar anlayamamıĢlardı. Organik
bileĢiklerin sadece canlılarda bulunduğunu ve bu bileĢiklerin
canlılığa sebep olduğunu zannediyorlardı.
• 1828 yılında ilk olarak inorganik maddeden elde edilen organik
maddenin, hayatlı olmadığı görüldü. Böylece organik maddelerin
cansızlarda da olduğu ve “hayatı gücü” tabirinin yanlıĢ verildiği
görüldü.

CANLILIK VE HAYATTA MADDĠ SEBEP VAR
MIDIR? (BĠYOLOJĠK SĠSTEMLER ĠLE HAYAT,
CANLILIK, KĠMYASAL MADDE ĠLĠġKĠSĠ)

• Biyolojik sistemlerdeki bütün atom, iyon ve moleküller
kendilerine düĢen görevi hiç aksatmadan yerine
getirmektedirler. Bu görev, biyolojik sistemin yapısına, genel
düzenine uygun bir uyum ve mükemmellik içinde
sürdürülmektedir. Bu uyum ve mükemmellik, milyonlarca
seneden beri müthiĢ bir yardımlaĢma zinciri içerisinde devam
etmektedir.
• Biyoloji, ”hayat bilimi” manasına gelir. Biyolojik sistem, hayatlı
sistemlerdir. Ġlköğretim, ortaöğretim, üniversite ve lisansüstü
seviyesinde biyoloji kitapları incelendiğinde, hayatı açıklamadığı
görülecektir. Kısacası biyoloji, canlılık ve ruhun devreye girdiği
hayatı açıklamakta aciz kalır. Günümüzde “Canlılık ve hayat
211
nedir?” sorusuna verilen cevapların, canlılık ve hayatı
açıklamaktan daha çok canlılık ve hayata görünüĢte sebep olan
perdeleri tarif etmeye yönelik olduğu görülür.
• Havayı teneffüs etmemiz, su içmemiz veyahut beslenmemiz
aldığımız gıdalardaki atom, molekül ve iyonların sebep
olmasıyla cereyan eder. Böyle olması, canlılığın ve ruhla irtibatlı
biyolojik hayatın, perdelere bağlı olarak devam etmesi içindir.
• Sözgelimi, bir bakteri veya virüsün maddi yapısını oluĢturan yapı
taĢları en ileri laboratuvarda bir araya getirilse bile, bu bir araya
getirilen maddelerin canlı ve hayat sahibi olabilmesi; sebeplerin,
hatta en büyük sebep olan insanın baĢarabileceği bir husus
değildir. Bu durumda ölü bakteri veya ölü virüs elde etmiĢ
olacağız.
• Koparılan bir çiçeğin, koparmakla hiçbir maddesi eksilmediği
hâlde, çiçek ölmüĢ, canlılık ve hayatı kalmamıĢtır.
• Canlılık ve hayatta, maddi hiçbir sebep yoktur.
• Hormonlu bir salatalığın bazen koparıldıktan sonra da
büyümeye devam etmesi, ölen bir insanın sakalının kısa bir süre
daha uzaması canlılığın kısmen devam ettiği anlamına gelebilir;
ancak her iki durumda da hayat son bulmuĢtur.
• Aslında canlılık ve hayatta var gibi görünen sebepler, perde
olması için zahirde sebeptir. Biraz düĢünülse bunların sebep
olmadığı anlaĢılacaktır.
• Hayat denilen sırlı durum, bir anda belirtileriyle ortaya
çıkmaktadır. Bu hâl, hayatın hakikatinin açıklamasını, fenlerin ve
felsefenin dıĢında aramaya, bizi mecbur bırakmaktadır.
• Hayat en büyük nimettir ve bütün nimetlerden üstündür.
• Evrenin en yüksek hakikati hayattır.
• Kâinatın ruhu, mayası, esası, neticesi, özü hayattır.
• Hayatın ne derece ince olduğu günümüzde anlaĢılmıĢtır.
• Hayat ve hayata ait fonksiyonlar acaba maddenin özelliğinden
mi kaynaklanmaktadır? Hayat ve hayata ait bütün fonksiyonlar,
maddenin özelliklerinden baĢka bir Ģeydir; çünkü madde, sürekli
olarak insan bedeninde değiĢmesine rağmen, hayatımız ve
benliğimiz hiçbir değiĢikliğe uğramadan devam eder. Bu,
212
maddenin canlı bünyelerdeki ağırlığının derecesinin
düĢüklüğünün göstergesidir.
• Madde, doğrudan doğruya kendini idare edemeyen ve kendi
kendine hareket edemeyen âciz, kör, Ģuursuz ve ölü bir Ģeydir.
Onu meydana getiren parça ve parçacıkların da kendi
kendilerine bu harika iĢleri yapmalarına imkân yoktur. Varlığa
erme yolunda, atomlar toplanmakta, zerreler hareket
ettirilmektedir. Ġlim, kudret ve iradeyle her Ģey var edilmektedir.
Evrendeki en küçük parça ve parçacıktan en büyük sistemlere
kadar her Ģey bir uyum içindedir ve birbiriyle iliĢkilidir. Bu
düzenlilik, maddenin temel özelliğinden kaynaklanamaz.

SU HESABA KATILMAMAK KAYDIYLA
CANLILARDA EN ÇOK BULUNAN
ELEMENTĠN KARBON OLMASI, KARBONUN
HANGĠ ÖZELLĠĞĠNDEN KAYNAKLANIR?

• HibritleĢmenin her türünü yapar. Tekli, ikili, üçlü bağ ile sigma ve
pi bağı yapabilir.
• Kovalensi en yüksek elementtir; dört bağ yapar. Her bağa farklı
gruplar bağlanabilir.
• Art arda bağlanabilme özelliği vardır.
• Organik kimyaya karbon kimyası denir.

CANLI VE CANSIZ VARLIKLARDA BULUNAN
ATOMLAR

• Organik elementlerden en çok bulunanları olan C, H, O ve N;
canlılardaki elementlerin % 96‟sını teĢkil eder. Zaten eĢyanın
asıl kaynakları, bu dört maddedir.
• Canlılarda; karbonhidrat, yağ ve protein olmak üzere baĢlıca üç
grup madde vardır.
213
• Karbonhidratlar ve yağlar; C, H, O atomlarından oluĢur.
• Proteinler; C, H, O ve N atomlarından oluĢur. Enzim ve
hormonlar da, proteindir.
• Bunun dıĢındaki kısma mineral maddeler (madensel tuzlar)
denir. Mineral madde olarak % 2 Ca, % 1 P vardır. Kalan diğer
bütün maddeler % 1‟i oluĢturur. % 1‟lik kısmın en önemlileri S,
Na, K, Mg ve Fe‟dir. Mineral maddeler, iyonik hâldedir.
• Doğal 90 elementin hepsi insanda vardır.
• C (karbon), organik bileĢiklerin temel maddesidir.
• C, H, O ve N elementlerine; dört temel unsur denir.
• Dört temel unsur denince hava, toprak, su ve güneĢ de anlaĢılır.
Hava, toprak, su, güneĢ de baĢlıca C, H, O ve N atomlarından
oluĢmuĢtur.
• Hava, toprak, su, güneĢ, insan, hayvan, bitki gibi tüm canlı ve
cansız varlıklarda C, H, O ve N atomları ile beraber az veya
eser miktardaki bütün elementler bulunur.
• Canlılarda, cansızlara göre daha çok element vardır. Ġnsanda
bütün atomların bulunduğu bilinmektedir.

ĠNSAN VÜCUDUNDAKĠ ATOMLAR DEĞĠġĠR
MĠ?

• Her senede iki defa, derece derece ve yavaĢ yavaĢ; insan
vücudunun atomları tazelenmektedir.
• Her bir ruh kaç yıl yaĢamıĢ ise; o kadar sene, insan bedenindeki
atomlar komple yenilenmektedir.
• 5–6 senede insanın bütün atomları değiĢmektedir.

ATOMLARIN YARIġI (ATOMLAR CANLI
MIDIR?)

• Bitki, hayvan ve insan olmak üzere üç grup canlı varlık vardır.
• Her bir cansız atom; canlı olan insan, hayvan, hatta bitki cismine
girince, orada adeta canlılık kazanır. Bu canlı bünyeler, cansız
214
atomlar için bir nevi misafirhane, kıĢla ve okul gibidir. Burada bir
talim ve terbiye yarıĢındadırlar. Bu yarıĢ; bütün atomların hayat
sahibi olduğu bir yerde bulunabilmek içindir.
• Bu dünyada madde olarak atom ve atom altı parçacıklardan var
edildik. Ancak bütün atomların hayat sahibi olduğu öteki
dünyadaki varlığımızın özellikleri hakkında kesin ve net
konuĢmaktan kaçınmalıyız. Orada insan, atom ve atom altı
parçacıkların ötesinde bir maddeden veya atom ve atom altı
parçacıklara esas teĢkil edecek olan daha farklı bir maddeden
var edilebilir. Sonraki hayatta insan varlığını oluĢturan yapı
taĢlarına madde denilebileceği de aslında bizce meçhuldür.
• Aslında atomlarda hayat yoktur. Atomlar hayata mazhar* olmak
için benzersiz ve insanda hayret uyandıran tavırlardan geçerler.
(mazhar*: Bir Ģeyin göründüğü, açığa çıktığı yer.)
• Hayat çeĢitlerinin en basiti bitki hayatıdır. Bitki hayatının
baĢlangıcı, çekirdekte ve tohumda hayat düğümünün uyanıp
açılmasıdır.

ATOMLARIN HAREKETĠ

• Cesedimiz, atomlardan oluĢur.
• Cesedimiz, ruhumuzun evidir; elbisesi değildir.
• Ġnsan vücudundaki atomların belli bir ömrü vardır.
• Organizmadaki atomlar, sürekli değiĢmektedir.
• Vücudun değiĢtirilmesi ve devamı için; yıkılan, atılan atomların
yerini dolduracak, onlar gibi çalıĢacak yeni atomlar lazımdır.
• Yeni atomların insan vücuduna gelmesi için çeĢitli bileĢiklere
ihtiyaç vardır. Bu bileĢikler, alınan gıdalarla sağlanır.
• Gıdalarla alınan bileĢiklerdeki atomlar, giden atomların yerine
dağıtılır.
• Örneğin; kalsiyum kemiklere, demir kana, flor diĢe, kükürt saça,
fosfor beyne gider.
• Beyinde ölen bir fosfor atomunun yerine gelen fosfor atomu;
topraktan bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana, yenilen
gıdalar ile geçmiĢ ve sonunda da beyne sevk olunmuĢtur.
215
• Fosfor atomu bu yolculuğunda hangi Ģeye girmiĢ ise;
görüyormuĢçasına, duyuyormuĢçasına, biliyormuĢçasına
muntazam hareket edip ve sonuçta gerekli olduğu yerine ve
hedefine giderek, örneğin; beyne girmiĢ, oturmuĢ ve
çalıĢmasına baĢlamıĢtır.
• Bu bize, baĢlangıçta, o fosfor elementinin; hangi kiĢinin beyni
içinse, o kiĢi için planlı olduğunu gösterir. “Her adamın alnında
rızkı yazılıdır.” bilimsel bir gerçektir.
• Atomlar, vücudun her parçasının gereksinimlerine göre önceden
belirlenmiĢ bir kanun ile pay edilir ve bedenin her tarafına apaçık
bir nizam ile düzenli, sürekli ve düzgün bir biçimde dağıtılır.
• Atom, hangi yere girerse, o yerin nizamına boyun eğer; hangi
tavra geçtiyse, onun özel kanunuyla iĢ yapar ve hangi tabakaya
misafir gitmiĢ ise, muntazam bir hareket ile sevk edilmiĢtir.
• Tesadüf idam edilmiĢtir. Hiçbir Ģey rastlantı değildir.
• Atomların hareketi boĢu boĢuna değildir. Kendilerine uygun bir
yükselme içindedirler: Elementteki atomlar maden derecesine,
madendeki atomlar bitki hayat tabakasına, bitkideki atomlar
hayvanın otlanması sonucu hayvan mertebesine, hayvandaki
atomlar insanın beslenmesiyle insan hayatı makamına, insanın
vücudundaki atomlar da süzüle süzüle saflaĢarak beynin ve
kalbin en ince ve kritik yerine çıkarlar.
• Canlıların çekirdek ve tohumlarındaki atomlar, ağaca bir ruh
hükmüne geçer. Ağacın bütün atomları içinde bir kısım
atomların bu düzeye çıkmaları, o ağacın hayata sahip olması ve
hayata hizmet etmesi gibi önemli görevleri yerine getirmesiyle
anlaĢılır.
• Evrendeki atomların her birisi, her tür özelliğinde, her Ģey
olabilme ihtimalinde iken, o atom sonsuz yollar içinde yalnız tek
bir yola yönlenir, sınırsız durumlara girebilme alternatifinde
sıyrılarak bir vaziyete girer, sayısız sıfatlardan bir sıfatla
sıfatlanır. Doğru bir kanun üzerine programdaki hedefe doğru
harekete baĢlar ve görev aldığı herhangi bir gerekliliği derhâl
yerine getirir. O faydalı hâllerin ortaya çıkması ancak o atomun
o çeĢit hareketiyle olabilir.
216
• Atomu aksiyona sevk eden yerinde duramamasıdır ve Ģevkidir.

FULVĠC ASĠT (FULVĠK ASĠT)

• Fulvik asit; bütün elementleri ihtiva eden ve molekül kütlesi 500
ile 2000 arasında olan bir organik moleküldür.
• Fulvik asit; Türkiye‟de Isparta‟nın kazası Keçiborlu‟da, Himalaya
dağlarında ve ABD‟nin Utah (Yuta) eyaletinde yer altından çıkar.
• Fulvik asit; bilinen sanki canlı gibi organik bir molekül olarak
literatüre geçen tek organik maddedir.
• Fulvik asit; magma tabakasından gelerek yeryüzüne ulaĢan
suların içinde bulunan kompleks bir bileĢiktir.
• Fulvik asidi 2005 yılı kasım ayında U.S. FDA [United States
Food & Drug Administration] (Yunaytıd Steyts Fuud end Drag
EdministreyĢın) (ABD Gıda & Ġlaç ĠĢletimi) ilaç olarak kabul
etmiĢtir.
• Fulvik asit organizmaya girdiğinde, acilen vücutta ihtiyaç olan
maddeler sentezlenir.
• Fulvik asit; lağım suyu, ağır metal iyonu, kimyasal kalıntı,
kimyasal atık madde, kimyasal artık madde ve çeĢitli zehirlerin
karıĢtığı kirlenmiĢ suları 2 ay içerisinde berrak hâle getirir.
• Fulvik asit öldüğünde humik aside dönüĢür. Humik asit, siyah
renktedir ve molekül kütlesi 1 000 000‟dur.
• Sülfato adıyla bilinen sülfonamitler, fulvik asit türevidir.
Gelecekte birçok ilacın yerine geçeceği tahmin edilmektedir.
• Fulvik asit, genetik bozukluğu birinci jenerasyonda kalıcı olarak
düzeltir.
• Fulvik asit, ölümcül olan en ağır gıda zehirlenmelerini birkaç
dakikada ortadan kaldırabilir.
• Fulvik asidin bulunduğu sıvıda 5 grup faydalı mikroorganizmanın
tamamı bulunur.
• 5 grup faydalı mikroorganizma; fotosentez bakterileri, laktik asit
bakterileri, mayalar, küf mantarları ve aktinomiset adıyla bilinen
toprak mikroorganizmalarıdır.
217
• Bu faydalı mikroorganizmalar, yeryüzüne çıktığında ısı, ıĢık ve
oksijenle aktif hâle gelerek eĢeysiz ve eĢeyli üreme ile
probiyotikleri üretirler.
• Probiyotikler; doğal aminoasit, vitamin, nükleeik asit, enzim,
hormon, esansiyel yağ asidi, antioksidan, antibiyotik, antifungal,
nano gıda zerresi, keton, sterol, tanen, flavon, flavonoit vb.
biyoaktif maddelerdir.
• Fulvik asidin bulunduğu sıvıda bu bileĢiklerin tamamı doğaldır.

ĠNSANIN VAR EDĠLĠġĠ

• Ġlk insanın meydana geldiği balçık, yeryüzünün her tarafındaki
çeĢitli elementlerden alınmıĢ bir karıĢım olmalıdır. BaĢka bir
deyiĢle, yeryüzü üzerinde farklı yerlerde bulunan elementler bir
araya getirilmek suretiyle insan ĢekillendirilmiĢtir.
• Ġnsanın yapısını oluĢturan elementlerin farklı yerlerden alınmıĢ
olması nedeniyle de nesillerde farklı ırk, farklı renk, farklı
karakter ve farklı tipler oluĢur.
• Ġlk insanın iskeleti, Ģimdi olduğu Ģekliyle yapılmıĢtır. Daha sonra
da insan olarak canlandırılmıĢtır. Ġlk insan, derece derece ve
yavaĢ yavaĢ var edilmemiĢtir. Bugünkü insanoğlunun Ģeklinde
meydana getirilmiĢtir. Sonra da ona hayat verilmiĢtir.
• Canlılık vesilesiyle, elementler birbirinden ayrılmazlar; böylece
hayat devam eder.
• Özetle ilk insanın meydana geliĢi Ģöyledir: Balçık; önce hamur,
sonra belli bir organik madde karıĢımı Ģekline gelmiĢ, sonra
katılaĢtırılmıĢ, en son da hayat verilmiĢtir.
• Bu elementlerin hepsi apaçık birer hizmetkâr gibi, bizim ve
bizden baĢka tüm canlı–cansız varlıkların ihtiyaçlarına koĢmakta
ve yaĢamlarını sürdürmelerine yardım etmektedirler.
• Ġnsanın yüksek kıymeti olmasaydı, her Ģey onun yararlanması
için hazırlanmazdı. Ġnsan önemsiz olsaydı, tüm varlıklar onun
sebebiyle var edilmezdi. Ġnsanın konumu çok büyük olduğundan
dolayıdır ki âlemi kendisi için değil, insan için; insanı da yüksek
218
görevler için var etmiĢtir. Ġnsan ve bazı canavarlardan baĢka, en
büyük yaratıktan en küçük yaratığa kadar her Ģey görevlerini
tam olarak yerine getirmektedir.
• Ġnsan seçkindir, hayvanlar gibi değildir. Onun için insan geldiği
yere dönecektir.
• Hayvan ve bitki türleri için birer âdem ve evvel baba lazımdır;
çünkü türlerin teselsülü, yani sonsuz uzanıp gitmeleri batıldır.
Bazı türlerin baĢka türlerden meydana gelmeleri tevehhümü de
batıldır; çünkü iki türden doğan tür ekseriyetle ya akimdir veya
nesli inkıtaa uğrar; çoğalma ile bir silsilenin baĢı olamaz. Ġnsan,
hayvan ve bitkiler âleminin teĢkil ettikleri silsilelerin baĢlangıcı,
en baĢta bir babada kesildiği gibi, en nihayeti de son bir oğulda
kesilip bitecektir. Her tür için evvel babanın gerekliliği, maddenin
ve maddenin hareketinin ezelî olmadığını göstermektedir.
• Ġnsanın esas atomlarından, asıl zerrelerinden söz edilir. Ġnsanın
bu ilk zerreleri, insan vücuduna temel yapılmıĢtır. Ġnsan, bu
temel zerreler üzerinde var edilmiĢtir. Ġkinci var ediliĢte de o
zerreler üzerinde diriltileceği söylenmiĢtir.
• Ġnsanın çekirdeği diyebileceğimiz bu zerreler acbüzzeneb adıyla
bilinir.
• Acbüzzeneb, kuyruk sokumu kemiğindeki atomlar olarak tahmin
edilmektedir; ancak nerede olduğunu tam olarak belirtmek
mümkün değildir.
• Ġnsana ait özellikleri içeren acbüzzeneb adı verilen bu zerreler,
genler de olabilir.
• DNA, bir emir ve kumanda mekanizmasıdır. Genetik bir bilgi
deposu ve kendi kendini bile kopya edebilecek Ģekilde var
edilmiĢ mükemmel bir irade aynasıdır.
• Ġnsanı yalnız maddeden, atomlardan terkip edilmiĢ gibi
gördüğümüzden onun dıĢında düĢünemiyoruz. Ancak bunların
hakikat olduğunu bilmek gerekir. Yine de bu türlü hususlarda
fikir beyan etmek, net konuĢmak iddia gibi anlaĢılabileceğinden
iddiada bulunmamak lazımdır, dikkatli konuĢmak gerekir.
• 3 buutlu bir âlemde yaĢamaktayız. 4. buut, itibari hat dediğimiz
zamandır. Ġçine zamanı da alan 5. buut da vardır. Einstein, 6.
219
buuttan da söz etmiĢtir. Einstein‟ın iddia ettiği bu 6. buut, seyr ü
seyahat olarak bilinir. Bu 6 buutla gözlem bu dünyadadır. Zaten
maddenin dalga karakteriyle ilgili Einstein‟ın süper sicim
teorisine göre üç buut yeterli değildir, ek buutlar gerekmektedir.
Ek buutlar, dürülmüĢ bir vaziyettedir ve bildiğimiz bu üç buut
içinde gizlenmiĢtir.
• Diğer âlemde insanın görmesi belki 100 buutlu olacaktır. Ġnsan
öbür dünyada bir Ģeyi aynı anda 100 buutlu olarak görüp
hissedecektir.

EVREN, YERKÜRE (DÜNYA), HAYAT, VAR
EDĠLĠġLERĠ

• Arzın (yerküre) ağırlığından dolayı suya batıp kaybolması
mümkün iken böyle olmamıĢtır. Ġnsanlar için bir mesken ve
nimetler için bir sofra olarak tefriĢ edilmiĢtir.
• Evrende ilk oluĢan aciniye maddesi, hamur gibi yoğrulmuĢ
cisimdir. Kâinatta ilk yaratılan boyutsuz bir maddedir. Boyutu
olmayan bu madde, yaratılıĢta evrenin çekirdeği olmuĢtur.
• GüneĢ, dünya ve gezegenler, baĢlangıçta Ģekilsiz bir hamur
hâlinde beraberdiler. Zamanı gelince o hamur açıldı, gezegenler
yerlerine yerleĢti. GüneĢ ve dünya bugünkü yerlerini aldı.
• Dünya soğudukça top biçiminde bir sıvı hâline geldi. Daha sonra
sıvı sertleĢerek taĢ oldu. TaĢ da daha sonra toprağa dönüĢtü.
Sıvı kalsaydı canlıların yaĢamasına elveriĢli olmazdı. Sıvı, taĢ
olduktan sonra demir gibi sert olsaydı, istifade mümkün olmazdı.
• Arz (dünya), taĢ gibi katı ve sert değildir ki üzerinde
yaĢanılmasın. Su gibi sıvı da değildir ki ziraat yapmak ve istifade
etmek mümkün olmasın. Orta bir durumda var edilmiĢtir ki hem
mesken hem de tarla olsun.
• ġüphesiz ki buna bu vaziyeti veren, dünyadaki canlıların
ihtiyaçlarını bilen, gören ve bundan dolayı da en uygun Ģekilde
hazırlayandır.
• Daha sonra, atmosfer tabakası ve su meydana geldi. Semadan
220
yağmurun yağması, güneĢten ısı ve ıĢığın gelmesiyle hayat
baĢladı.
• Hayat sahibi milyonlarca bitki ve hayvan türü meydana gelmiĢtir.
Fosiller, her bir canlı türünün var olduğu günden beri değiĢikliğe
uğramadığını ispat eder. Türler arası geçiĢ olmadığını, her bir
türün bir evvel babası olduğunu kanıtlar.

MADDĠ YAPININ KÜÇÜKLÜĞÜ ORANINDA
CANLILIK FAZLALAġIR

• Ġnsan, canlı kısımlardan oluĢan bir topluluktur. Ġnsanın her bir
hücresi, beĢ duyu kuvvetine sahiptir. Her birinin canlılık derecesi
ve kuvvetleri cirminin küçüklüğü ile ters orantılı olarak yükselir.

HĠDROKARBONLAR ĠLE
ĠLGĠLĠ BAZI BĠLGĠLER

PETROL

• Petrolün günümüzde önemi büyüktür.
• Ġnsanlığa faydası çok büyük olan ve siyah altın olarak da
adlandırılan petrol, insanoğluna korkulu rüyalar yaĢatmıĢtır.
• Dileğimiz onun, sorumluluğunu bilen, hırsını yenen ve insanlığı
ön planda tutan kimselerin elinde olmasıdır.

METAN GAZI PATLAMASI

• Ġstanbul‟da 28 Nisan 1993 tarihinde Ümraniye HekimbaĢı
çöplüğünde meydana gelen metan gazı patlaması neticesinde
221
çöp yığınları çığ gibi kayarak yakınındaki evlerin üstünü
kaplamıĢtır. Yangın meydana gelmiĢtir. 39 kiĢi ölmüĢtür.

METAN GAZI HANGĠ GAZLARDA BULUNUR?

• AĢağıdaki gaz karıĢımlarının hepsi doğaldır ve % 90 ila % 99
arasında metan gazı içerirler:
• Doğal gaz
• Çöplük gazı
• Bataklık gazı
• Biyogaz

BERMUDA ġEYTAN ÜÇGENĠ

• Deniz dibinde biriken fosiller ve çeĢitli atıklardan zamanla çıkan
metan gazı, deniz suyunun kimyasal karıĢımını etkileyerek deniz
suyunun yoğunluğunu düĢürmektedir. Yoğunluğu sıfıra yaklaĢan
suda gemi, yüzebilme özelliğini yitirmektedir. Bunun sonucunda
da gemi metan gazının bulunduğu ve metan kuyusu adı verilen
bölgeye doğru çekilmektedir. Kuyuya girer girmez de
batmaktadır.
• Bermuda ġeytan Üçgeni gibi gaz akımlarının Ģiddetli olduğu
bölgelerde seyreden uçaklar da büyük tehlike sınırı içinde
bulunmaktadır; çünkü su yüzeyine ulaĢan metan gazı
kabarcıkları atmosfere karıĢarak yukarıya doğru Ģiddetli bir
metan gazı tüneli oluĢturmaktadır. Bu tünele giren uçak da
kontrolden çıkarak denize çakılmaktadır.

KÖMÜRÜN OLUġUMU

• Ağaçların yapısında bulunan selüloz ve lignin baĢta olmak üzere
protein, reçine, terpen, flavonoit, alkaloit, sterol, tanin gibi
maddeler milyonlarca senede kömür hâline gelir.
222

PETROLÜN OLUġUMUNDA ĠKĠ KURAM

• GeçmiĢ jeolojik çağlarda deniz olan yerlerdeki bitkilerden ve
hayvanlardan oluĢur. Bu petrol, günümüzde karalardan çıkarılan
petroldür.
• GeçmiĢ jeolojik çağlarda da günümüzde de deniz olan
yerlerdeki canlılardan oluĢan petrol ise denizden çıkarılan
petroldür.

ASFALTĠT

• Petrolün katısıdır. Petrol ile kömür arası bir maddedir. Halk
arasında katı petrol olarak bilinir. ġırnak‟ta bulunur. Senelerce
kömür diye satılmıĢtır.

ASFALT (Hem sıvı hem de katı asfalta, asfalt
denir.

• SIVI ASFALT: Ham petrolün ağır ürününün (dip ürün) viskozitesi
daha yoğun hâle getirilmiĢidir. Rafinerilerde asfalt üniteleri
vardır. Bu ünitelerde dip ürün prosesten geçerek farklı asfaltlar
elde edilir.

• KATI ASFALT: Sıvı asfalta kum, çakıl ilavesiyle elde edilen
yollara serilen asfalt olarak bilinen üründür.

ZĠFT ve KATRAN (Her ikisi de petrol kaynaklı
değildir, kömür kaynaklıdır.)

• KATRAN: Kömürün damıtma ürünüdür.

223
• ZİFT: Katranın damıtılması esnasında damıtılmayan çökelektir.

ANTRASEN ve NAFTALĠN

• Antrasen: Maden kömürü katranının son damıtma ürünüdür.

• Naftalin: Katranın fraksiyonlu destilasyonu ile elde edilir.

PETROL RAFĠNERĠLERĠNĠN BULUNDUĞU
YERLER

• BATMAN
• KIRIKKALE
• ĠZMĠR ALĠAĞA
• ĠZMĠT

PETROLÜN GELMESĠNDE ĠKĠ YOL

• PETROL BORU HATTIYLA
• GEMĠLERLE

PETROL BORU HATLARI

• KERKÜK–BATMAN–DĠYARBAKIR–ADIYAMAN–YUMURTALIK
BORU HATTI

• BAKÜ–TĠFLĠS–CEYHAN BORU HATTI (2006 YILINDA AÇILDI.)

• 2008 YILINDA ĠHALESĠNĠN YAPILMASI PLANLANAN
SAMSUN–BAFRA–KAYSERĠ–YUMURTALIK BORU HATTI:
Samsun‟ a Rusya‟dan gemilerle getirilecek olan petrol bu hatta
verilecek.
224

DOĞAL GAZ BORU HATLARI

• Rusya‟dan Karadeniz‟den Samsun‟a gelen boru hattı
• Rusya‟dan Trakya üzerinden Marmara denizinden Bursa‟ya
gelen boru hattı
• Ġran‟dan gelen boru hattı

GEMĠLERLE ALINAN PETROL VE DOĞAL
GAZ

• Petrol gemilerle Ġskenderun, Ġzmir ve Ġzmit‟e gelir.
• Brezilya, Venezuela vb. petrol çıkan her ülkeden alınabilir.
• Boru hattı ile gelen doğal gaz mevcudun % 95‟idir.
• Doğal gazın % 5‟i ise gemilerle Cezayir, Tunus vb. ülkelerden
spot piyasadan boĢ gemi varsa alınır.

BAZI POLĠMER ve DOĞAL ÜRÜNLERĠN
KISALTMALARI

• PL polyester (polyester)
• PA poliamit (naylon)
• PE polietilen
• SE silk (ipek)
• WO wool (yün)
• WM moher
• WP keçi yünü
• WS kaĢmir
• LĠ linen (keten)
• LY likra

MONOMER KANSER RĠSKĠ TAġIR
225

• Teflon tavalar çizilirse sıcaklığın etkisiyle polimerden monomer
ayrılır.
• PVC fabrikalarında PVC tozunda monomer bulunur.
• Plastik bardaklar içine konan 70 derece santigradın üzerindeki
içecekler, içinde bulunduğu plastik malzemeyi ısı etkisiyle çözüp
monomerine ayırır.
• Köpük bardakların ısıya dayanıklılığı daha yüksektir. Ancak
daha yüksek sıcaklıktaki sıvılar bu materyali de monomerine
ayırır.
• Plastik ve köpükten imal edilen bardaklardan uzun süre sıcak
sıvı içenler kanser tehlikesiyle karĢı karĢıya kalabilir.
• Monomerler tehlikeli kanserojen maddelerdir.
• Plastik bardak yerine kâğıt bardak önerilebilir.

KAÇAK PETROL

• Ülkemizde en büyük kaçakçılık ham petrol kaçakçılığıdır.
• Akdeniz‟ in açıklarına, sınırımız dıĢına, kontrol edemediğimiz
açık sulara, 60 milyon tonluk gemilerle kaçak ham petrol
getirilmektedir.
• Açık sularda büyük gemilerden küçük gemilere ham petrol
aktarılmaktadır.
• Küçük gemilerle sahile getirilen kaçak ham petrol buradan
gideceği yere çeĢitli yollarla götürülmektedir.

ALKOLLER ĠLE ĠLGĠLĠ BAZI
BĠLGĠLER
226

ĠÇKĠLERDEKĠ ETANOL YÜZDELERĠ

Birada % 6 etil alkol vardır.
ġarapta % 16 etil alkol vardır.
Rakıda % 40 – % 50 etil alkol vardır.
Votkada % 65 – % 70 etil alkol vardır.
Viskide % 65 – % 70 etil alkol vardır.

ETANOL YÜZDESĠ YÜKSEK OLAN
ĠÇECEKLER

Kımız: DiĢi at (Kısrak) sütünün fermantasyonu ile elde edilir.
% 2 etil alkol vardır.

Boza: Mısırın (Darının) fermantasyonu ile elde edilir. % 0,3
(Mevzuat limiti en fazla % 2‟dir.) etil alkol vardır.

Kefir: Ġnek, koyun veya keçi sütünün fermantasyonu ile elde
edilir. % 0,5 etil alkol vardır.


FERMANTASYONLA Eġ ANLAMA GELEN
DĠĞER KELĠMELER

• Mayalanma, ekĢime, tahammür etme fermantasyonla aynı
manaya gelir. Fermantasyonun anlamı; glikozdan etil alkolün
oluĢması iĢlemidir. Etil alkol, sarhoĢluk veren alkoldür.

HANGĠ ÜLKEDE HANGĠ ĠÇKĠ EN ZARARLI
OLMUġTUR?

227
• Votka Rusya‟da en zararlı olmuĢtur.
• Bira Almanya‟da en zararlı olmuĢtur.
• ġarap Ġngiltere‟de en zararlı olmuĢtur.
• Rakı Türkiye‟de en zararlı olmuĢtur.


MEYVE SULARINDA ETĠL ALKOL YOKTUR

• % 100 doğal meyve sularında etil alkol yoktur. Meyve suyu
nadiren de olsa bozunabilir. Meyve suyu bozununca, önce
maltozun (meyve Ģekeri veya malt Ģekeri) hidrolizi ile galaktoz
meydana gelir, daha sonrada teĢekkül eden galaktozun
fermantasyonuyla etil alkol oluĢur ve CO
2
gazı açığa çıkar.

C
12
H
22
O
11
+ H
2
O → C
6
H
12
O
6
+ C
6
H
12
O
6
Meyve Ģekeri Galaktoz Galaktoz
(Malt Ģekeri)

C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2

• Bozunan kâğıt ambalajlı meyve sularında açığa çıkan CO
2
gazından dolayı kâğıt ambalajın ĢiĢmesi, etil alkolün
oluĢtuğunun göstergesidir.
• Doğala özdeĢ meyve aroması içeren meyve sularında etil alkol
vardır. Bu etil alkol çözücü amaçlı ilave edilen etil alkoldür. Bu
tür meyve sularının tadı ve kokusu doğal değildir. HoĢ olmayan
kokusu vardır. Boğazı yakar, genizde gıcık yapar.

MEġRUBATLAR–ĠÇECEKLER VE ETĠL ALKOL

• MeĢrubatlardaki alkol; doğala özdeĢ meyve aromasından
kaynaklanmaktadır.
• Gazozlarda tat ve koku verici esanslar kullanılmaktadır. Bu
esanslar suda çözünmez, etil alkolde çözünür.
228
• Etil alkolden baĢka çözücüler de kullanılabilir, ancak maliyet
artar.
• MeĢrubatlarda genelde bu nedenle alkol vardır.
• Gazozlardaki alkol oranı % 0,05 ile % 0,15 arasındadır. Sarı
içeceklerde ve kolalarda ise en fazla % 0,01 alkol vardır.
• Boza, kefir, kımız gibi içeceklerdeki etil alkol ise fermantasyon
sonucu ortamda oluĢan etil alkoldür.
• Zamanı geçmiĢ koruk ekĢisinde de fermantasyon ile ortamda etil
alkol oluĢur.
• Sonuç olarak; gazoz, kola, sarı içecek gibi meĢrubatlardaki etil
alkol, ortama dıĢarıdan ilave edilmiĢtir. Kefir, kımız, boza, koruk
ekĢisi ve bozulmuĢ meyve sularındaki etil alkol ise ortamda
tahammür sonucu oluĢmuĢtur.
• Ġlave edilmiĢ etil alkol içeren gazoz, sarı içecek ve kola gibi
meĢrubatlar ne kadar içilirse içilsin zaten sarhoĢluk vermez.
• OluĢmuĢ etil alkol içeren boza, kefir, kımız ve koruk gibi
içecekler ise belli bir dereceye kadar içilirse yine sarhoĢluk
vermez.
• Bundan dolayı gazoz, sarı içecek ve kola gibi meĢrubat veya
boza, kefir, kımız ve koruk gibi içecek içmek içkiden ayrı
tutulmuĢtur.
• ġarap hangi maddeden yapılıyorsa, o maddeden elde edilen
içkiye içki denilmiĢtir.
• Diğer maddelerden yapılan içecekler (boza, kefir, kımız veya
koruk) ise sarhoĢluk verdiği zaman ve sarhoĢluk verecek kadarı
sakıncalı sayılmıĢtır. Dolayısıyla kimilerine göre o türlü
içeceklerin birkaç bardağı mahzurlu olmayabilir; bunun belli bir
dayanağının olduğu da söylenilebilir.
• Eğer Osmanlı‟da bazıları, denildiği gibi bu iĢi yapmıĢlarsa ihtimal
böyle bir içecek (boza, kefir, kımız veya koruk) içmeleri söz
konusudur.
• II.Selim, Sarı Selim, Kanuni‟nin Oğlu, Hürrem‟in Oğlu, Yıldırım
için de bu böyledir.
• Bir menkıbede Ģöyle anlatılır: Yıldırım Han Bursa‟daki camiyi
yaptırırken Emir Sultan Hazretleri diyor ki: “Caminin bir eksiyi
229
var. 4 köĢesinde 4 tane de meyhane lazımdı.”
• Yıldırım Han‟ın bu cümleyi garipsemesi üzerine, ondan sonra da
Emir Sultan Hazretleri “Senin yaptığın binanın dört köĢesinde
dört meyhane olmuĢ ne mahzuru var ki; sen asıl Beytullah olan
kendi mahiyetini, kendi kalbini kirletiyorsun.” demiĢtir.
• Yıldırım Han ile Emir Sultan arasında olan bu muhaverenin bir
benzeri de farklı zamanlarda yaĢamıĢ olsalar da Ġbni Sina ile
Ġmam Gazali arasında nakledilir.
• Ġmam Gazali, Ġbni Sina‟ya “Fazlası zararlı olanın azı da
mahzurludur. Alkolü tedavide kullanma iĢini nereden çıkardın.”
der.


ġARAP ELDE EDĠLMESĠ (FERMANTASYON)

Üzümün posası ayrıldıktan sonra kalan suyuna Ģıra denir. ġıra
fıçılara aktarılır. Fıçının tıpası O
2
gazının girmemesi
gerektiğinden kapalı olmalıdır. O
2
gazı girerse sirke olur.
Bununla beraber tıpa, karbon dioksit gazının da çıkması için sıkı
kapatılmamalıdır. 3–5 ay sonra Ģarap elde edilir.

C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2

BAZI MEYVELERDE ETĠL ALKOL VAR MIDIR?

• Yediğimiz doğal hiçbir besin maddesinde etil alkol yoktur. Bu
konu; halk arasında yanlıĢ bilinen bir mevzudur.
• Alkoller, bir konu baĢlığıdır. BaĢka bir ifadeyle, alkol denince
yüzlerce alkol anlaĢılır.
• Ġçkilerde bulunan alkol, etil alkol (etanol) adıyla bilinen alkoldür.
• Etil alkol ise yüzlerce alkolden sadece birisidir.
• Ġnsanları ĢaĢırtan husus; meyvelerde etil alkolden baĢka bazı
faydalı alkollerin bulunmasıdır.
• Örneğin; karbonhidratlar, polihidroksi alkoldür.
230
• Bazı alkoller de faydalı olmamalarının yanı sıra çok zararlıdırlar.
Örneğin; metil alkol, sarhoĢluk vermez ama gözleri kör eder,
insanı öldürür.

SAHTE ĠÇKĠ

• Ġçkilerde yalnız etil alkol vardır.
• Metil alkol etil alkolden daha ucuzdur. Metil alkollü içkiler sahte
içkidir.
• Metil alkol gözü kör eder, insanı öldürür.
• 2004 yılının YeĢilay haftasında sahte içki imal ederek piyasaya
süren içkili restoran sahibi iki kiĢi sahte içkiden ölmüĢtür.
• 2005 yılının YeĢilay haftasında ülke genelinde 5 milyon rakı
toplanmıĢtır (YeĢilay haftası 1–7 Mart tarihleri arasındadır).

FERMANTASYONA UĞRAMAYAN TEK
ġEKER: LAKTOZ

• Sütün fermente olması için kefir bitkisi gereklidir. Süt Ģekeri
(laktoz) özel Ģartlarda ve çok zor fermente olur. Bu bize sütün
önemini gösterir.
• Örneğin; sütten yapılan ve etil alkol içeren kefirin yapımı ile ilgili
Ģu bilgiler bize bu zorluğu gösterir.

EKMEKTE ETĠL ALKOL YOKTUR

• Hazır mayalarda % 1,5 etil alkol vardır.
• Ekmek piĢerken etil alkol uçar.
• EkĢi mayalarda etil alkol yoktur.
• EkĢi mayayla yapılan ekmekler daha lezzetlidir. Hazır mayayla
yapılan ekmeğin tadı yarı yarıya azalır.
• 1 gün beklemiĢ hamur ekĢi mayadır ve doğaldır.
• Hazır maya yaĢ ve kuru olmak üzere ikiye ayrılır. Kuru maya
231
bira mayasıdır, yaĢ maya ise pak maya adıyla yaygın olan
mayadır.
• Hazır mayayla yapılan ekmekte etil alkol yoktur. Etil alkol,
ekmek piĢerken buharlaĢır. Etil alkolün kaynama noktası 76
°C‟tır; bu nedenle 76 °C‟tan sonraki sıcaklıklarda, etil alkolün
zerresi kalmaz.

DĠSAKKARĠTLERDEN KEFĠR VE KIMIZ ĠMALĠ

Kefir ve kımız imalinde; sütte bulunan süt Ģekeri adı verilen
laktoz fermente olarak etil alkole dönüĢür.

C
12
H
22
O
11
+ H
2
O → C
6
H
12
O
6
+

C
6
H
12
O
6
Laktoz Glikoz Galaktoz
(Süt Ģekeri)

C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2


MUTLAK ETĠL ALKOL

Etil alkol su çekicidir. % 100‟lük elde edilemez. Ancak % 95,5
saflıkta olabilir. Buna mutlak etil alkol denir. Etil alkolde,
havadan nem kaparak kendini seyreltme eğilimi vardır.

KEFĠR

• Kefir kuru iken kirli beyaz renkli, kıkırdak görünüĢündedir. Taze
hâldeyken ise parlak beyaz renkli, nohut büyüklüğünde küremsi
tanelerdir.
• Kefir yumrusu içinde birçok mikroorganizma bulunur.
• Sütün fermente olması için kefir yumrusuna ihtiyaç vardır.
Laktoz dıĢındaki fermente olan Ģekerlerde hiçbir dıĢ etkene
gerek olmaksızın doğal olarak maya oluĢur.
232

DÜNYA SAĞLIK TEġKĠLATININ
ARAġTIRMASI

• Cinayetlerin % 85‟inin
• ġiddet olaylarının % 50‟sinin
• Trafik kazalarının % 60‟ının
• EĢlerin maruz kaldığı Ģiddetin % 70‟inin
• Akıl hastalıklarının % 40‟ının sebebinin etil alkol olduğu bu
araĢtırma ile gösterilmiĢtir.

ETĠL ALKOLÜN TEDAVĠDE KULLANILMASI

• Dezenfekte edici olarak kullanılır.
• Ġlaçlardaki etken maddeyi çözmek için kullanılır.
• Yüzlerce ilaçta yardımcı madde olarak bulunur.
• Ġlaçlarda adı; etanol, ethanol, etil alkol veya alkol olarak geçer.
Sadece “alkol” denildiğinde etil alkol kastedilmiĢtir.
• Ġlaçlarda bulunan izopropil alkol, dikloro benzil alkol, setil alkol
gibi çözücüler sarhoĢluk veren alkol değildir. Etil alkol dıĢındaki
alkoller için yalnızca “alkol” ismi kullanılmaz.
• Alkol en çok; Ģurup, ağız gargarası, sprey, buğu, enjektabl
preparat, losyon ve damlalarda bulunur.

ETĠL ALKOL KOMASINDAN ÖLÜM

• Alkol koması, alkol yüzdesi % 40 – % 50 olan içkileri bir kerede
fazla miktarda içenlerde görülür.
• Etil alkol doğal olarak en fazla % 16‟lık olur. Bundan fazla
yüzdelerde maya bile ölür, fermantasyon sona erer.
• % 16‟dan daha fazla etil alkol içeren içkiler, dıĢtan doğal veya
sentetik etil alkol ilave edilerek üretilmiĢlerdir. Etil alkol oranı
% 16‟dan fazla olan içkileri içenler alkolik olmasalar dahi, alkol
233
koması sonucu ani ölüm riski ile karĢı karĢıyadırlar.

MUTLAK ETĠL ALKOL

• Etil alkol su çekicidir. Bu sebeple % 100‟lük elde edilemez.
Ancak % 95,5 saflıkta olabilir. Buna mutlak etil alkol denir.
• Etil alkolde, havadan nem kaparak kendini seyreltme eğilimi
vardır.
• Mutlak etil alkol, doğal yolla elde edileni ve yapay yolla elde
edileni olmak üzere iki çeĢittir.

DOĞAL MUTLAK ETĠL ALKOL ELDE
EDĠLMESĠ

• Doğal mutlak etil alkol elde edilmesinde; etil alkol % 16‟lık
olunca maya öldüğünden dolayı bu yüzdeye gelmeden önce etil
alkol ortamdan destilasyonla çekilir. Kalan kısımda
fermantasyon devam eder. Bu iĢlem sürekli tekrar edilir. Böylece
% 95,5 etil alkol içeren mutlak etil alkol elde edilmiĢ olur.
• Doğal mutlak etil alkol Ģeker pancarı, üzüm ve polisakkaritlerden
elde edilir.

ETĠL ALKOL ORANI YÜKSEK ĠÇKĠLERDEKĠ
DOĞAL ETĠL ALKOL NASIL ELDE EDĠLĠR?
(SUMA FABRĠKASI)

• Etil alkol oranı % 16‟nın üzerinde olan içkiler rakı, votka, viski,
cin, kanyak ve likördür.
• Bu içkilerde bulunan belirli yüzdelerdeki doğal etil alkol,
sumadır.
• Rakı imalatında genelde doğal etil alkol kullanılır. Etil alkol oranı
yüksek diğer içkilerde sentetik etil alkol olabilir. Bu nedenle
234
suma kelimesi rakıyla özdeĢleĢmiĢtir.
• Rakı üretiminde içine henüz anason konulmamıĢ ve damıtılarak
elde edilen % 40 ila % 50‟lik etil alkole suma adı verilir.
• Suma da mutlak etil alkolün elde edilmesinde olduğu gibi
damıtmayla elde edilir. Suma, ilk damıtılandır ve etil alkol
yüzdesi daha düĢüktür.
• Suma kelimesi Osmanlıca lügatte “gizli riyakârlık” anlamını da
taĢır. Bu belki de, düĢünülmesi gereken bir denk geliĢtir.
• Ġçkilerdeki etil alkol genelde üzümden elde edilir. Bildiğimiz etil
alkol, bu fabrikalarda, fermantasyon ve damıtma yoluyla
üretildiği hâlde adına, etil alkol fabrikası denilmemiĢtir. Özellikle
Anadolu‟da suma fabrikası denilmiĢtir!
• Suma fabrikası, rakının esas maddesini elde etmek için açılır.
• Tıpta kullanılan doğal etil alkolün elde edildiği fabrikaya mutlak
etil alkol fabrikası denir, suma fabrikası denilmez.
• Zaten 2005 Baskı TDK Türkçe Sözlük‟te, suma kelimesinin
karĢılığında “Ġlk damıtılan ve içinde anason bulunmayan rakı.”
denilmektedir. Dolayısıyla “Rakı fabrikası açıyoruz.” demelidir.
Halk iĢin doğrusunu bilmektedir.

DĠSAKKARĠTLERDEN MUTLAK ETĠL ALKOL
ELDE EDĠLMESĠNE AĠT REAKSĠYON
DENKLEMLERĠ

ġeker pancarından mutlak etanol elde edilir.
C
12
H
22
O
11
+ H
2
O → C
6
H
12
O
6
+ C
6
H
12
O
6

Sukroz Glikoz Fruktoz
(Çay Ģekeri)

C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2

ÜZÜMDEN ETĠL ALKOL ELDE EDĠLMESĠNE
AĠT REAKSĠYON DENKLEMĠ
235

C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2
Glikoz

POLĠSAKKARĠTLERDEN MUTLAK ETĠL
ALKOL ELDE EDĠLMESĠNE AĠT REAKSĠYON
DENKLEMLERĠ

(C
6
H
10
O
5
)
n
+ nH
2
O → nC
6
H
12
O
6
NiĢasta Glikoz

C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2

ARPADAN BĠRA ELDE EDĠLMESĠNE AĠT
REAKSĠYON DENKLEMLERĠ

(C
6
H
10
O
5
)
n
+ nH
2
O → nC
6
H
12
O
6
Arpa niĢastası Glikoz

C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2

ALKOLLER KONUSUNDA SOSYAL ALANDA
KULLANILAN KĠMYA KELĠME VE DEYĠMLERĠ

• Primer: 1. Birinci sırada olan veya önemde ilk yeri alan. 2. Ana,
temel, esas, asıl.
• Sekonder: Sırada veya önemde ikinci derecede olan.
• Tersiyer: Sırada veya önemde üçüncü gelen.

ESTERLER ĠLE ĠLGĠLĠ BAZI
236
BĠLGĠLER

YAĞLAR

• Yağ asitlerinin gliserinle oluĢturdukları esterlerdir. Yağlara
trigliserit de denir.

SABUNLAR

• Büyük moleküllü ve çift sayıda C içeren mono karboksilli
asitlerin Na, K ve Ca tuzlarıdır.
• Bunlardan Na tuzları beyaz sabun, K tuzları arap sabunudur. Ca
tuzu ise terzi sabunudur.
• Yağların (esterler), NaOH ya da KOH ile hidrolizinden elde
edilirler. Gliserin yan ürün olarak ele geçer.

ESTERLERĠN TABĠATTA BULUNUġLARI

• Esterler meyve, sebze ve çiçeklerde bulunur. Bitkilerden izole
edilir. HoĢ kokulu maddelerdir. Örneğin; ananas çiçeğinde etil
bütirat vardır. Bunlara doğal aroma denir.
• Yağlar da ester yapısında bileĢiklerdir.
• Esterler sentetik olarak da elde edilir. Sentetik yolla elde
edilenler etil alkolde çözünür. Bunlara da doğala özdeĢ aroma
denir.
• Esterlerden baĢka uçucu yağlar da bitkilere kendine has
kokusunu veren maddelerdendir.

AYÇĠÇEĞĠ YAĞI VE MISIR ÖZÜ YAĞI

• Aslında yenmelerinde mahzur yoktur. Fakat içlerine bozulmayı
önleyici olarak katılan kimyasal maddeler damar tıkanıklığı
237
yapar. Bu sebeple yenmesi tavsiye edilmez.

SIZMA ZEYTĠNYAĞI

• Zeytin ağacının meyve ve çekirdeğinin yağı temel gıda
maddesidir.
• Zeytinyağının içinde diğer yağlarda bulunmayan ve her biri farklı
bir fayda sağlayan çok sayıda bileĢik bulunur. Bu yararlardan
bazıları tansiyonu dengelemeleri, sindirimi kolaylaĢtırmaları,
antibiyotik özellikleri, damar açıcı ve kan yapıcı olmaları, böbreği
korumaları ve kansere karĢı koruyucu olmalarıdır.
• Sağlık için en iyisi sızma zeytinyağıdır.
• Zeytin ağacı; zeytinin ve zeytinyağının belirtilen çok sayıdaki
faydalarından, hem gıda hem de ilaç olma gibi özelliklerinden
dolayı verimli, bereketli, kutlu ve kutsal bir ağaç sayılmıĢtır.

TEREYAĞI

• Tereyağı vücut hücrelerinin yenilenmesinde rol oynar.
• Vücudun temel yapı elemanıdır.
• Faydalı diye aĢırı yenmemelidir.
• Kolesterol dengesini sağlar.
• Vücuda kuvvet verir.
• Akciğer, karaciğer, böbrek ve boğaz sağlığı için özellikle
faydalıdır.

ESTERLER VE KORUYUCU HEKĠMLĠK

• Doğala özdeĢ esans içeren ürünler tüketilmemelidir.
• Siyah zeytinin katkısız ve boyasızı, yeĢil zeytinin de kostiksiz ve
limon tuzsuzu tercih edilmelidir.
• Sızma zeytinyağı yemeğe piĢtikten sonra konmalıdır.
• Kalan sızma zeytinyağlı yemekler tekrar ısıtılmamalıdır.
238
• Yağ olarak tereyağı ve sızma zeytinyağı kullanılmalıdır.
• Kuyruk yağı ihmal edilmemelidir. Hiç yemeyenlerde kireçlenme
görülür. Kuyruk yağı kireçlenmeyi önler. Varis ve varikosel de
damar içindeki kireçlenme sonucu meydana gelen hastalıklardır.
• Beyin ve kalp–damar sağlığı için tereyağı, ceviz ve yumurtanın
yeri önemlidir.
• Kuru yemiĢler kabuklu satın alınmalı ve yenecek kadarı kırılıp
mümkünse kavrulmadan, kavrulacaksa yiyeceğimiz kadarını
kavurarak yenmelidir.
• Ayçiçeği yağı, mısır özü yağı, fındık yağı, rivyera zeytinyağı gibi
yağlar katkı maddesi içerdiğinden sağlığa zararlıdır.
• Yapay olduğundan hidrojene bitkisel yağ da yenmemelidir.
• Zayıf düĢünce kuĢ sütüne devam edilmelidir. KuĢ sütü,
yumurtadır. Yumurta rafadan veya çılbır Ģeklinde yenmelidir.
Sarısının tamamı sıvı, beyazının tamamı ise katı olmalıdır.
Beyazı katılaĢmazsa alerji yapar; sarısı katılaĢırsa hazımsızlık
olur.
• Kötü kolesterolü (LDL) ve total kolesterolü elma, badem, fındık,
antep fıstığı, yer fıstığı, ceviz, Ģalgam suyu, keten tohumu, üzüm
çekirdeği yağı, çörek otu yağı, susam yağı, çemen yağı, haĢhaĢ
yağı, kabak çekirdeği, kekik suyu, posalı gıdalar, kepekli ekmek,
tam buğday ekmeği ve çavdar ekmeği düĢürür.
• Kötü kolesterolü düĢürmede sabah kahvaltısının rolü büyüktür.
• Kötü kolesterolü düĢürmek için ot çaylarından kafa süpürgesi
otu, rezene, kekik, mısır püskülü, mersin yaprağı ve çin nanesi
karıĢımı her gün sıcak veya soğuk 1 litre içilmelidir.
• Badem, yumurta ve üzüm çekirdeği yağı iyi kolesterolü (HDL)
kanda arttırır. Tereyağı, kaymak ve kaymak yağı iyi kolesterolü
arttırmakla beraber bu yağlar fazla yenirse kanda trigliserit de
yükselir.
• Sert kabuklu kuru yemiĢler, kalbe faydalıdır.
• Ceviz içinin görünümü, beyne benzer. Gıdaların Ģekliyle
organların Ģekli arasında iliĢki vardır. Ceviz, tatlıyla beraber
yenirse müthiĢ hafıza kuvvetlendirir ve zekâyı açar.
• Hile amacı ile zeytinyağına kanola yağı karıĢtırılmaktadır;
239
piyasadaki kanola yağlarının çoğunluğu GDO‟ludur, bu nedenle
rastgele zeytinyağı almamalıdır.

ETLER ARASINDA BULUNAN YAĞ, KARIN
KISMINDAKĠ ĠÇ YAĞI VE HÜCREDEKĠ GOLGĠ
AYGITI ESTERDĠR

• Alınan bazı besin maddeleri, bir dizi kimyasal reaksiyon sonucu
yağa dönüĢtürülür. ġahm (etler arasında bulunan yağ) ve
mideye yakın yerlerdeki iç yağı suretinde depolanır. Depolanan
bu Ģahm ve iç yağı, ihtiyaç anında sarf edilir.
• Aynı tasarruf ve depolama, bütün hücrelerde de golgi aygıtı
suretinde vardır.
• Görüldüğü gibi canlıların bedenine gönderilen rızkın bir kısmı
ihtiyat için Ģahm ve iç yağı suretinde depolanmaktadır. Hatta her
bir beden hücresine gönderilen rızkın bir kısmı, yine o hücrenin
bir köĢesinde bulunan golgi aygıtında tutulmaktadır. Ġleride,
dıĢarıdan herhangi bir besin maddesi gelmediği zaman sarf
edilmek üzere bir ihtiyat zahiresi (tedbirlilik azığı) hükmünde
saklanmaktadır. Depo edilen rızık, kırk gün hatta seksen günden
fazla devam etmektedir. Bu kadar süre yemek yememesine
rağmen sıhhatle hayatı devam eden insanlar tarihte
görülmüĢtür. Bazen harika bazen de olağanüstü bir durum
diyebileceğimiz onların bu harikuladelikleri kitaplara da
geçmiĢtir.

MARGARĠN VE MARGARĠNLĠ GIDALARA
KARġI SÜREKLĠ PERHĠZDE OLMALI

• Yapay olduğundan eskiden beri yenmemesi tavsiye edilir.
• En önemli zararı kandaki kolesterol oranını yükseltmesidir.
Yüksek kolesterol damarların iç çeperinde birikerek kan akıĢını
zorlaĢtırır; damarların tıkanmasıyla kalp krizi, felç baĢta olmak
240
üzere birçok hastalığa zemin hazırlar.
• Margarin genelde kalitesiz sıvı yağlardan kimyasal yolla elde
edilir. Sıvı yağlar hidrojen ile doyurulur. Sıvı yağın karbonları
arasındaki çift bağlar açılarak hidrojen bağlanır.
• Ġç yapı değiĢime uğradığından sağlık açısından son derece
tehlikelidir. Hücreleri etkileyerek kansere yol açar. Margarinin
zemin hazırladığı kanser en çok mide ve bağırsakta görülür.
• Ġnsan vücudunun sıcaklığı normalde 36,5 °C‟tır. Margarinin
erime sıcaklığı bu derecenin çok üzerindedir.
• Bazı margarinler pamuk yağından elde edilir, pamuk yağlarının
çoğunluğu ise GDO‟ludur; bu nedenle de margarinden uzak
durulmalıdır.

KARBONHĠDRATLAR ĠLE
ĠLGĠLĠ BAZI BĠLGĠLER

FOTOSENTEZ

6CO
2
+ 6H
2
O + güneĢ enerjisi ve klorofil → C
6
H
12
O
6
+ 6O
2

• Bitkiler güneĢ ıĢığında CO
2
alıp O
2
vermekte, insanlar ise gece–
gündüz O
2
alıp CO
2
vermektedir.
• Havadaki % 21 O
2
oranı sabittir. Oran azalmaya meyledince
fotosentez hızlanmakta, oran artınca da fotosentez
yavaĢlamaktadır.
• Havadaki % 21 O
2
canlılar için en uygun yüzdedir. % 50 olsaydı
her taraf benzin dökülmüĢ gibi olacaktı. Yukarıdan gelen
radyasyonlarla her an yangın çıkabilirdi. Bir kibrit çakınca hava
yanacaktı. Oran % 10 da olabilirdi. Olsaydı yine ölecektik.
CO
2
ve H
2
O gibi maddelerden çiçek, meyve ve sebzeler
meydana gelmekte, havamız temizlenerek rahat nefes almamız
241
sağlanmaktadır. H
2
O, fotosentezde meyve ve sebzelerin
meydana gelmesine sebep olduğu gibi, meyvelerle ve
sebzelerle yapıĢık ve karıĢık olduğundan da onların tazeliğini
korumaya vesiledir.
• Fotosentez olayı yapraklarda cereyan eder.
• Fotosentez, gıdayı meydana getiren kimyasal reaksiyonlardan
biridir. Fotosentez reaksiyonunda enzimler görev almaktadır.

TATLI KÖMÜR

• Vücudumuzun enerji gereksinimi büyük ölçüde
karbonhidratlardan sağlanır.
• YeĢil bitkiler, meyve ve sebzeler en önemli
karbonhidratlardandır.
• Bu yönüyle yeĢillikler, en güzel güneĢ enerjisi kaynağı; meyve
ve sebzeler de tatlı kömürdür.
• Doğal gaz, odun, kömür dıĢarıda yanar; karbonhidratlar ise
vücutta yanar.

KARBONHĠDRATLAR VE KORUYUCU
HEKĠMLĠK

• Tıbbın büyük bir bölümünü koruyucu hekimlik oluĢturmaktadır;
çünkü esas olan, kiĢiyi hasta olmaktan korumaktır. Bu, oldukça
da kolaydır. KiĢi hasta olduktan sonra tedavi, daha zor ve
pahalıdır.

SAĞLIĞIMIZ ĠÇĠN FAYDALI OLAN
KARBONHĠDRAT ĠÇEREN GIDALAR VE
DĠKKAT EDĠLECEK HUSUSLAR

242
• Çay Ģekeri yerine hurma, üzüm, incir, bal vb. gıdalar tercih
edilmelidir.
• Yoğurt doğal antibiyotiklerdendir.
• Her sabah aç karna çekirdekli siyah kuru üzüm yenmelidir.
• Damar sağlığı için gerekli baĢlıca karbonhidratlar; sarımsak,
kavun, karpuz, yeĢil yapraklı sebzeler, bal, incir, hurma ve
elmadır.
• Ġskelet sistemi sağlığı için baĢlıca gıdalar; süt, salep, balık ve
yumurtadır.
• Beyin sağlığını korumak için baĢlıca karbonhidratlar; ekmek,
kuru dut, kuru üzüm, hurma, bal ve pekmezdir.
• Tedavide alternatif tıp ilaçları tercih edilmelidir.
• Mart ve nisan aylarında acı günevik, acı marul, fincan otu,
karamık, yemlik, madımak, dede sakalı vb. kır otları mart ayında
bolca yenmelidir. Atalarımız “mart ayı dert ayı” demiĢlerdir. Bu
otlar, insanı yıl boyunca hastalıklardan korumaya vesiledir.
• Baharda yeĢile bakmak göze iyi gelir.

KARBONHĠDRAT ĠÇEREN BAZI GIDALARIN
NASIL TÜKETĠLMESĠ GEREKTĠĞĠ

• Meyveler posalı yenmelidir. Selüloz içeren posa bağırsak sağlığı
için önemlidir.
• Ceviz tatlısız yenirse baĢ ağrısı yapar.
• Antep fıstığı tatlısız yenirse kanser riski vardır.
• Süt, gece veya sabah aç karna Ģekersiz içilmelidir.
• Yaz mevsiminde yaz sebze ve meyvesi, kıĢ mevsiminde de kıĢ
sebze ve meyvesi yenmelidir.
• Meyve ve sebze aç karna yenmelidir.
• Kavun yemeklerden evvel yenmelidir.
• Karpuz aç karna, tok karna veya yemekle beraber yenebilir.

TÜKETĠLMESĠ UYGUN OLMAYAN GIDALAR
243

• Bisküvi, çikolata, kola vb. sentetik ve katkı maddeli gıdalardan
kaçınmalıdır.
• Hormonlu meyve ve sebze mümkünse yenmemelidir.
• Geni değiĢtirilmiĢ yiyeceklerden uzak durulmalıdır.
• Ham toplanarak kimyasallarla olgunlaĢtırılmıĢ meyve
yenmemelidir; turfanda meyve fazla paraya satıldığından,
narenciye hile amacıyla erken toplanmakta ya karpit ile
muamele edilerek ya da etilen gazı odalarında bekletilerek
olgunlaĢmıĢ gibi gösterilmektedir.
• Elmanın kabuğu, çok faydalı olmasına rağmen yenmemelidir.
Elma, kabuğu soyularak yenmelidir; çünkü elma ağaçları CuSO
4
çözeltisiyle ilaçlanır. Bol suyla yıkansa bile kabukta Cu
+2
kalır.
Cu
+2
düzeyinin kanda yükselmesi ile Wilson adı verilen ölümcül
karaciğer hastalığı baĢ gösterebilir.
• Yapay gübre ve tarım ilacı kullanılmadan yetiĢtirilmiĢ organik
sebze ve meyve tüketilmelidir.
• Gemilerle gelen pirinç vb. ithal gıdalar radyasyon içerdiğinden
bunlardan kaçınmalıdır.
• Tedavide sentetik ilaçlardan mümkün olduğu kadar
kaçınmalıdır.
• Ispanak ve patates bir öğünlük piĢirilmelidir. BeklemiĢ ıspanak
ve patates yemeklerinden kaçınmalıdır.
• Meyve ile beraber su içilmemelidir. Ġçilecekse önce içilmelidir.
• Yapay tatlandırıcı içeren gıda ve içeceklerden kaçınmalıdır.

YAPAY TATLANDIRICILAR VE ZARARLARI

• Aspartam ve sakarin, Ģeker hastalarının kullandığı yapay
tatlandırıcıların baĢlıcalarındandır.
• Yapay tatlandırıcıların tamamı kimyasal maddedir. Bu nedenle
bunlara kimyasal tatlandırıcı da denir. Hepsi vücuda yabancı ve
zararlıdır. ġeker hastalarının bile kullanmaması en iyisidir.
Kullanıldığında da günde 30 tabletin aĢılmaması gerekir. Doz
244
aĢımında kanserojen olduğu iddia edilmektedir.
• Türk ġeker Kurumu verilerine göre Ģeker hastalarının kullandığı
aspartam ve sakarin ithalatı son 8 yılda 13 kat artmıĢtır. 2000
yılında 162 ton, 2008‟de 2190 ton ithal edilmiĢtir.
• 2003 yılında Türk ġeker Kurumu‟nun yaptığı araĢtırmaya göre
ithal edilen sentetik tatlandırıcıların yalnız %4,8‟i sağlık
sektöründe kullanılmıĢtır. %95‟i gıda sektöründe kullanılmıĢtır.
Son yıllarda gıda sektöründeki kullanım oranı ürkütücüdür.
• 20 kuruĢluk kimyasal tatlandırıcı, 2 liralık Ģekerin iĢlevini
görmektedir.
• Türk Gıda Kodeksi 1 kg baklavada 1 g yapay tatlandırıcı
kullanılmasına izin vermiĢtir.
• Türk Gıda Kodeksi‟nin belli miktarı geçmemek kaydıyla
müsaade ettiği, yapay tatlandırıcıların kullanıldığı baĢlıca gıdalar
Ģunlardır: Meyve suyu, Ģekerleme, dondurma, reçel, diyet gıda
ve içecek, tatlı çeĢitleri.
• Tarım ve Köy ĠĢleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel
Müdürlüğü Gıda Bölümü‟nden izin alınmadan üretim
yapılamamaktadır. Denetimler sürdürülmektedir. Ancak;
merdiven altı üreticiler, yapay tatlandırıcıları kaçak olarak
kullanmaktadır. Sahtekârlıkları denetim esnasında anlaĢılınca,
dükkan mühürlenerek kapatılmaktadır, gidip baĢka yere gizli bir
imalat yeri daha açmaktadırlar. Buralarda baklava, helva, süt
tatlıları ve reçel imalatı yapılmaktadır.
• ÇAY ġEKERĠ (SAKKAROZ VEYA SUKROZ) YERĠNE
KULLANILAN YAPAY TATLANDIRICILARINBAġLICALARI:
Aspartam (E 951), sakarin (E 954), asesülfam–K (E 950),
neohesperidin (E 959), siklamat (E 952), sukraloz (E 955),
tautamin (E 957), neotam (E 961)
• YAPAY TATLANDIRICILARIN SAKKAROZDAN KAÇ KAT
DAHA TATLI OLDUĞU: Aspartam (E 951) sakkarozdan 180 kat,
sakarin (E 954) sakkarozdan 300 kat, asesülfam–K (E 950)
sakkarozdan 200 kat, neohesperidin (E 959) sakkarozdan
1500–1800 kat, siklamat (E 952) sakkarozdan 30–50 kat,
sukraloz (E 955) sakkarozdan 600 kat, tautamin (E 957)
245
sakkarozdan 2500 kat, neotam (E 961) sakkarozdan 10 000–13
000 kat daha tatlıdır.

KANDAKĠ YÜKSEK GLĠKOZ DÜZEYĠNĠ NE
DÜġÜRÜR?

• Kandaki yüksek glikoz düzeyini kekik suyu, kantaron yağı,
papatya çayı, böğürtlen kökü, bol su içmek ve yemekten
yaklaĢık 2 saat sonra yürüyüĢ yapmak düĢürür.

DĠġĠ DANA VE DĠġĠ KUZU, SÜTÜ ĠÇĠN
BESLENMELĠDĠR

• Türkiye‟de kasıtlı olarak diĢi dana ve diĢi kuzu kesilmek sureti ile
hayvancılığın kaynağı kurutulmaya çalıĢılmaktadır.
• Bu nedenle diĢi dana ve diĢi kuzu, sütü için beslenmelidir. Ġleride
sütü sağılacak diĢi danalar ve diĢi kuzular, et için kesilmemelidir.
• DiĢi dana ve diĢi kuzu kesilirse süt azalır.
• Ġlk defa doğuran genç ineğe düve denir. Düve, inek ve koyun
zaten kesilmez; çünkü sütleri sağılmaktadır. Ġneğin ve koyunun
sütten kesilmiĢi kesilebilir.
• Bu problemin giderilmesi için hem insanlar uyarılmalı hem çok
süt içmeye teĢvik edilmeli hem de ilgili kanunda gerekli
düzenleme yapılmalıdır.

SÜT

• Sütün bileĢiminde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum,
fosfat, bakır, sülfat, bikarbonat ve klorür gibi iyonlar baĢta olmak
üzere az veya eser miktarda onlarca diğer mineral maddeler
(madensel tuzlar) ile beraber protein, karbonhidrat ve yağ gibi
temel besin maddeleri ve vitaminler vardır. Ġhtiva ettiği unsurlar
246
açısından çok zengindir. Bu nedenle hem yaĢamsal bir
beslenme kaynağı hem de birçok hastalık için Ģifa vesilesidir.
• Ġnsanoğlunun ilk gıdasının süt olduğu da belirtilmektedir.
• Ġnsan dünyaya gelir gelmez sütle beslenmeye baĢlar.
• Mahalle aralarında satılan sütte, su ve sütün kesilmemesi için
çeĢitli kimyasal katkılar da olabilir. Bu nedenle özellikle günlük
pastörize süt tercih edilmelidir. Pastörize süt bulunamazsa uzun
ömürlü süt içilmelidir. Pastörize süt, uzun ömürlü süte göre daha
besleyicidir. Mahalle aralarından süt almamalıdır.
• Süt en temel ve doğal gıda maddesidir. Yiyecek ve içeceklerin
yerini tutan, açlığı ve susuzluğu gideren, sütten baĢka bir gıda
yoktur.
• Ġnsanların yanı sıra çoğu hayvanlar için de besin kaynağıdır.
• Fermantasyon; mayalanma, bozunma, mahiyet değiĢikliği,
kokuĢma, doğallığın bozulması demektir. Laktoz ise saflığını,
duruluğunu her Ģartta korur. Sütteki laktoz fermente olmaz.
Karbonhidrat olup da fermente olmayan tek Ģeker laktozdur.
• Kemik erimesi ve boy kısalmasının en önemli nedenlerinden
birisi, az süt içilmesidir. Kemik erimesi ilaçları, kemik erimesini
daha da arttırır. Zamanında yeterli süt içilmesi, kemik erimesine
karĢı koruyucudur. Kadınlar erkeklere göre daha çok süt
içmelidir.
• Pastörizasyon düĢük sıcaklıkta, UHT daha yüksek sıcaklıkta
olur.
• Pastörize süt, sağıldıktan sonra 72 °C ile 76 °C arasındaki
sıcaklıkta 12 saniye ile 20 saniye arasında tutulan süte denir.
• Uzun ömürlü süt olan UHT yöntemindeki sütte ise sağılmıĢ süt,
135 °C ile 150 °C arasındaki sıcaklıkta 1 saniye ile 5 saniye
arasında tutulur. UHT yönteminde süt yüksek sıcaklıktaki ince
boruların içerisinden geçirilir.
• Süt, UHT yöntemi sayesinde her zaman herkesin elinin altında
olabilir. UHT, “Ultra Heat Treatment” kelimelerinin baĢ harfleridir;
“yüksek ısıda iĢlem” demektir. UHT‟de hiçbir katkı maddesi
yoktur.
• UHT yöntemi ile üretilen süt, aylarca bozulmadan taze süt gibi
247
içilir. Bu yüzden, yazın bile buzdolabına koymaya gerek yoktur.
UHT ile bozulmadan saklanabilirlik, sadece süte verilen bir
özelliktir. Bu yüzden UHT çok kıymetli bir yöntemdir.
• Patojen (hastalık sebebi olan) mikroorganizmalar 70 °C‟ın
üzerinde yaĢayamaz. Bu yüzden, pastörize olmamıĢ sütü 70
°C‟a kadar ısıtmak yeterlidir, kaynatmak gereksizdir. Bu konu
genelde yanlıĢ bilinir.
• Homojenizasyon; süt içerisinde bulunan yağ globüllerinin,
fiziksel yöntemler ile çaplarının küçültülerek kolloidal fazdan
homojen faza geçmesi için uygulanılan iĢlemdir.
• Ġnek, koyun, keçi gibi hayvanlar bir süt çeĢmesidir. En güzel, en
hoĢ, en temiz, en pak sanki abıhayat (ölümsüzlük sağlayan su)
gibi bir besini bizlere sunarlar.
• Canlılar içinde ömür boyu süt içen tek varlık insandır.
• Sütün kan, irin, dıĢkı ve iĢkembe arasından çıkıp yararlı bir
içecek hâlini alması baĢlı baĢına mucizevi ve ibretle bakılması
gereken bir olaydır.

KURU ÜZÜM ĠLAÇ GĠBĠDĠR

• Kara üzüm, sarı üzüme göre daha faydalıdır.
• Kara üzümde bulunan resveratrol maddesi kalp damarlarındaki
pıhtılaĢmayı ve damar sertliğini önleyerek kalp krizi riskini
azaltır, beyin damarlarını açar.
• Aminoasit, B
1
ve

B
2
vitaminleri, potasyum, magnezyum ve demir
açısından zengin olan kara üzüm bağıĢıklık sistemini güçlendirir.
• Böbrek ve karaciğerin çalıĢmasını hızlandırdığından yağları
eritir.
• Cildin bakımlı bir görünüm almasını sağlar.
• Kuru üzüm sabah kalkınca hayat boyu alınırsa zekâyı arttırır.
• UyuĢturucu ve sigaraya karĢı tiksinti uyarır.
• Yenirse Ģarap fabrikalarına engel olur.
• Kuru üzüm çok iyi bir gıdadır, yemeğe devam etmek gerekir.
• Balgam söktürücüdür.
248
• Ağız kokusunu güzelleĢtirir.
• Kara üzüm düzenli yenirse yapısında bulunan flavonoit kansere
iyi gelir. Resveratrol ise kanser hücrelerinin oluĢumuna engel
olur.

TOKSĠK MADDELERĠN ÜREDĠĞĠ KÜSPE
HAYVAN YEMĠ OLARAK
KULLANILMAMALIDIR

• YaĢ Ģeker pancarı posasına küspe denir.
• Küspe üst üste yığıldığından hiçbir zaman kurumaz; ilk 1 ay çok
iyi bir hayvan yemidir.
• 1 aydan sonra yaĢ küspede toksinler ürer. Çok kötü kokar. Bu
nedenle ilk ay yaĢ olarak tüketilmelidir.
• Kokan küspeyi hayvana yedirmemelidir; aksi hâlde ineğin hem
eti ve hem de sütü kokar.
• Küspe inek yemi olarak kullanılır.
• Kokan küspe çevre kirliliğine neden olur.
• Açıkta bekletilen küspenin üstten 10 cm‟lik kısmı çürüdüğünden
atılmaktadır.
• Son birkaç senedir pancar küspesi, paketlerde vakumlanarak
saklanmaktadır.
• Özel sektör tarafından yapılan bu uygulamanın kanunda
düzenleme yapılıp zorunlu hâle getirilmesi gereklidir.
• Böylece küspenin kokuĢması ve israfı önlenmekte, doğanın
kirlenmesi engellenmekte, hayvanlar taze küspe yemektedirler.


UYUMAMAK GEREKTĠĞĠNDE GLĠKOZ
ĠÇEREN BESĠNLER YENMELĠDĠR

• Glikoz içeren baĢlıca besinler; üzüm, incir, dut, hurma ve baldır.
• Uyku gelince glikoz uykuyu dağıtır.
249
• Senelerce az uykuyla idare edilebilir.
• Bunun için en iyisi bir çay kaĢığı bal yemek veya bir tatlı kaĢığı
pekmez içmektir.

SAĞLIK ĠÇĠN DOĞAL TAM BUĞDAY EKMEĞĠ
TÜKETĠLMELĠDĠR

• Sağlıklı yaĢam için doğal ekmek tüketilmesi gerekir.
• Beyaz ekmek alıĢkanlığından vazgeçmeliyiz.
• Tam buğday, tam buğday–çavdar ya da tam buğday–yulaftan
yapılmıĢ ekmek üretimine geçmeliyiz.
• Beyaz ekmekte vitaminli ve lifli kısımlar ayrılıp hayvan yemi
olarak kullanılıyor. Oysa burası buğdayın özüdür ve çok
önemlidir.
• Buğdaydaki D vitamini, beyaz ekmekte % 90 kayba uğrar.
• Beyaz ekmekte, buğdayın % 80‟i heba olur.
• Beyaz ekmek kan Ģekerini hızla yükseltip düĢürdüğü için
diyabetin sebeplerindendir.
• Obezite ve damar sertliğinin kontrol altına alınması için beyaz
ekmeğin değiĢtirilmesi gerekir.
• Birçok Avrupa ülkesi beyaz ekmekten vazgeçmiĢtir.
• Tam buğday, tam buğday–çavdar ve tam buğday–yulaftan
yapılmıĢ ekmekler bağırsakların çalıĢmasına yardımcı olur. Bu
ekmekler zayıflamayı kolaylaĢtırır.
• Çavdarda bulunan bazı maddeler, kolesterol sentezinde rol
alacak bazı moleküllerin ince bağırsaktan kana geçmesini
yavaĢlatır. Bir nevi kolesterolün kontrol altında tutulmasına
yardımcı olur.
• YetiĢkinlerde görülen diyabetin nedenlerinden biri olan obezite,
çocuklarda görülen diyabetin nedenleri arasında bulunmaz.
• Buğday ekmeği, insanı munis, cana yakın, uysal yapar.

UZAK DOĞUDA GÖRÜLEN BERĠBERĠ
250
HASTALIĞI EKMEK YERĠNE PĠRĠNÇ
YENĠLDĠĞĠNDEN OLUR

• B
1
vitamininin (Tiamin) en önemli kaynağı buğdaydır.
• Buğday ekmeği yerine sadece pirinç yiyen ülkelerde beriberi
hastalığı görülür.
• Hastalığın karakteristik belirtisi sinirsel bozukluktur. Kas zayıflığı
ve dermansızlık da ortaya çıkar.
• Ülkemizde buğday tüketimi fazla olduğundan beriberi
hastalığına rastlanmaz.

BUĞDAY EKMEĞĠ YERĠNE SADECE MISIR
EKMEĞĠ YENĠRSE PELLEGRA HASTALIĞI
OLUR

• Karadeniz bölgesinde senelerce yalnız mısır ekmeği yenmiĢti;
buğday ekmeği yenmemiĢti. Sofraların padiĢahı olan ekmek
yerine mısır konmuĢtu. Adnan Menderes bu yanlıĢlığı ortadan
kaldırdı.
• Karadeniz‟de buğday ekmeği yenmeye baĢladıktan sonra
cinayetler azaldı; zamanla silah imalatı da durduruldu.
• Uzun süren ekmeksiz diyetin sonucunda kafa çalıĢmaz, kalıcı
zekâ problemi ortaya çıkar.
• Ekmek cinayeti durdurur. Sicilya ve Mısır‟da da ekmek yerine
mısır yenir. Bundan dolayı o ülkelerde kiralık katil ve ajan çok
çıkar. Ġngiliz ajanları Mısır‟da meĢhurdur.
• PP vitamini (Niasin) en çok ekĢi mayalı ekmekte bulunur.
Buğday ekmeği yerine mısır ekmeğiyle beslenen insanlarda
niasin yetersizliğinden dolayı pellegra hastalığı ortaya çıkar;
çünkü mısır, niasini az olan bir yiyecektir.
• Bu hastalıkta sinir sistemi bozukluğu, sindirim sistemi
bozukluğu, deride kuruma ve sertleĢme görülür.

251
BUĞDAY EKMEĞĠ YERĠNE BAKLA (FUL)
YENĠRSE ERĠTROSĠTLER (ALYUVARLAR)
ERĠR

• Mısır‟da ekmek yerine bakla yenmesi yaygındır.
• Baklanın fazlası eritrositleri eritir ve O
2
noksanlığı olur.
Eritrositler, hücrelere O
2
taĢımakla görevli tanecik olduklarından
erimeleri sonucu beyne O
2
az gittiğinden kafa küçük kalır ve
çalıĢmaz.
• Eritrositlerin erimesi sonucunda O
2
azalmasının telafisi için
akciğerlerin daha çok çalıĢıp büyümesi sonucunda göğüs kafesi
geniĢler. Göğüs kafesi büyük olduğundan zurna çalmaya uygun
hâle gelir. Ġyi zurna çalanların Mısır‟da yaĢadığı bilinmektedir.
• Kafanın küçük kalması ve çalıĢmaması sonucunda ajan
yetiĢmiĢtir; firavunun da Mısır‟da çıktığı malumdur.
• Yine buna bağlı olarak Mısır‟da bazı ırktan olanların çok adam
öldürdüğü bilinmektedir; bu ırktan bazı insanlar ekmek
yemediğinden cani olmuĢlardır.

GLĠKOZUN YANMASI

• Glikozun yanması ekzotermik bir reaksiyondur. Ekzotermik
reaksiyonlar kendiliğinden gerçekleĢir. Organizmada enerjiye
ihtiyaç olmadığı zamanlarda glikoz yanmaz, depo edilir. Bu
durum gösteriyor ki, ihtiyaç olmadığı hâllerde Ģartlar hazır olsa
bile reaksiyon gerçekleĢmez.

C
6
H
12
O
6
+

6O
2


6CO
2
+ 6H
2
O + enerji

ġEKER PANCARININ ESAS MADDESĠ OLAN
SAKKAROZUN BĠTKĠDE OLUġUMUNA AĠT
252
REAKSĠYON DENKLEMĠ

6CO
2
+ 6H
2
O + güneĢ enerjisi + klorofil → C
6
H
12
O
6
+ 6O
2

C
6
H
12
O
6
+

C
6
H
12
O
6


C
12
H
22
O
11
+ H
2
O
Glikoz Fruktoz Sakkaroz

DĠSAKKARĠTLERĠN SĠNDĠRĠMĠNĠN
REAKSĠYON DENKLEMLERĠ

C
12
H
22
O
11
+ H
2
O + Sakkaraz →

C
6
H
12
O
6
+ C
6
H
12
O
6

Sakkaroz Glikoz Fruktoz

C
12
H
22
O
11
+ H
2
O + Maltaz → C
6
H
12
O
6
+

C
6
H
12
O
6

Maltoz Glikoz Glikoz

C
12
H
22
O
11
+ H
2
O + Laktaz →

C
6
H
12
O
6
+

C
6
H
12
O
6

Laktoz Glikoz Galaktoz

POLĠSAKKARĠTLERĠN (NĠġASTA, SELÜLOZ
VE GLĠKOJEN) OLUġUMUNA AĠT
REAKSĠYON DENKLEMĠ

6CO
2
+ 6H
2
O + güneĢ enerjisi + klorofil → C
6
H
12
O
6
+ 6O
2

nC
6
H
12
O
6


(C
6
H
10
O
5
)
n
H
2
O + (n–1)H
2
O
Polisakkarit

BENZETMEDE HATA OLMASIN

• ÜZÜM CUMHURĠYETÇĠDĠR.
• PEKMEZ DEMOKRATTIR.
253
• SĠRKE MĠLLĠYETÇĠDĠR.
• ġARAP ĠSE KOMÜNĠST VEYA ĠRTĠCACIDIR.

• Üzümden pekmez, sirke ve Ģarap olmak üzere üç madde elde
edilir; Ģarap yasaklanmıĢtır. Bunun gibi cumhuriyet de baĢta
demokrasi ve Atatürk milliyetçiliği olmak üzere Anayasa‟da
belirtilen güzel her niteliği içerir. Laiklik sayesinde de irtica ve
komünizme engel olunur.
• ġarap üzümün mayalanmasıyla elde edilmektedir ki aslında
mayalama (fermantasyon) iĢi bir yönüyle bozunma, mahiyet
değiĢikliği, kokuĢma, doğallıktan uzaklaĢma demektir.
• Sirke mayasına izin vardır, Ģarap mayasına izin yoktur.
• Cumhuriyet rejimimizi değiĢtirmek isteyenler Marksist ve
Leninistler ile irticacılardır.
• Genel Kurmay BaĢkanımız Ġlker BaĢbuğ Kara Kuvvetleri
Komutanı iken 11 Nisan 2008‟de Kıbrıs‟ta yaptığı konuĢmada
“Cumhuriyet rejimimizin mayası bozulmaya çalıĢılmaktadır.”
diyerek önemli bir konuyu dile getirmiĢtir.
• Pekmez, üzümün niteliğini taĢır; Ģarap taĢımaz. Üzümün
mahiyeti değiĢtirilerek Ģarap elde edilir.
• Cumhuriyet ve demokrasi rejimimizi değiĢtirmek isteyenler de
komünist ve irticacılardır.
• Ġç kargaĢa çıkarmaya çalıĢanlar Marksist düĢüncede olanlardır.
• Devleti ele geçirmek için iĢgal mantığıyla hareket edenler ise
radikallerdir.
• Türkiye Cumhuriyeti‟nin mayası bellidir. Mayası kendindendir.
Atatürk milliyetçiliğine bağlılıktır. Atatürk milliyetçiliği, tüm ırkları
kucaklayan ve her soframızda bulunması gereken zenginlik
kaynağımızdır. “Ne mutlu Türk‟üm diyene” özdeyiĢinin
birleĢtiriciliğiyle ülkeyi dâhildeki her türlü tehlikeden korumaktır.
• “Keskin sirke küpüne zarar verir.” Bu yüzden dengeyi iyi
ayarlamak lazımdır.

KONUYLA ĠLGĠLĠ SOSYAL ALANDA
254
KULLANILAN KĠMYA KELĠME VE DEYĠMLERĠ

• Bal gibi insan: Bal, yıllarca bozunmayan bir Ģifa kaynağıdır.
Her türlü bitkiden bitki özlerinin toplanması ile yapılmıĢtır.
Ġnsan da bal gibi olunca evren kitabını okuyarak her Ģeyden
anlam çıkarır. Etrafına bu gerçekleri sunar. Ġnsanlığını bir ömür
boyu korur. ġifa vesilesi olur.
• Süt gibi, süt gibi dupduru, süt gibi bembeyaz, süt gibi berrak:
“Temiz duygu ve temiz düĢünce” karĢılığı olarak söylenen
deyimlerdir.

PROTEĠNLER KONUSUYLA
ĠLGĠLĠ BAZI BĠLGĠLER
ORGANĠZMADA PROTEĠN OLUġUMU


• Hücrede protein molekülünün meydana gelmesinde aminoasidin
sayısı ve istenilen Ģekilde dizilmesi önem taĢır.
• Bir tane protein molekülü 100 adet aminoasitten meydana
gelmiĢse, bir zincir üzerine dizilmiĢ 100 aminoasit kabul etmek
lazım gelir ve bu zincir üzerinde aminoasitler sırayla
dizilmiĢlerdir.
• Mesela; 1. olarak glisin aminoasidi, 2. olarak serin, 3. olarak
yine serin, 4. sırada triptofan, …….10. sırada valin,…….50.
sırada aspartik asit,…….100. sırada tirozin yerleĢmiĢ olsun. Bu
sıranın değiĢmemiĢ olması lazımdır. 1. sıradaki glisin yerine
baĢka bir aminoasit gelirse baĢka bir protein meydana gelmiĢ
olur.
• Canlı organizmada her saniye binlerce protein molekülü sentezi
olmaktadır.
255
• Buradan çıkarılacak sonuç Ģudur: 100 tane aminoasitten
meydana gelecek bir protein molekülünde aminoasitlerin doğru
yerleĢtirilme ihtimali 21
100
‟ de 1‟dir; çünkü 21 çeĢit aminoasit
vardır. Aminoasitlerin değiĢik sıralarda yerleĢtirilmesiyle farklı
protein meydana geleceğinden trilyonlarca çeĢit protein
meydana gelebilir.
• Cansız olan bir tek protein molekülünün rastlantı sonucu
oluĢması için, dünyanın yaĢını kat kat aĢan seneler gerektiği
hesaplanmaktadır.

“Dünyanın en mükemmel kimya
laboratuvarlarında dahi elementlerden canlı
hücre yapmak mümkün değildir.”

Alexander Ivanovich Oparin (1894–1980)*

*Rusya'da mükemmel bir kimya laboratuvarında canlı hücre
meydana getirmek için 20 yıl süreyle çalıĢma yapan ve sonunda
canlılıkta maddi sebep olmadığını belirten Rus bilim insanı,
biyokimya profesörü.

PROTEĠN VE AMĠNO ASĠTLERĠN DĠZĠLĠġĠ
"Bir tane protein molekülü ortalama, 40000 tane
atomdan meydana geliyor. Dolayısıyla bir
protein molekülü, ancak 10 üstü 60 rakamıyla
ifade edilen korkunç ihtimalden ancak bir
ihtimalle kendi kendine oluĢabilir."
Charles Eugenie Guye (1866–1942)*
256
* Ġsveçli meĢhur ilim adamı.

Canlı varlıklarda bir tek protein molekülü yoktur. Sonsuza yakın
tane diyebileceğimiz protein molekülü söz konusudur. Protein
molekülleri de kendi arlarında bir dizi protein molekülü
oluĢtururlar. Bir dizi protein molekülünün tesadüfen meydana
gelmesi olasılık hesapları açısından imkânsızdır. Bunu Sorbonne
(Sorbon) Üniversitesi‟nden bir bilim adamlarından Ģöyle açıklar:

"10 üstü 243 rakamıyla ifade edilecek korkunç
bir rakamdan ancak bir ihtimalle bir protein dizisi
tesadüfen meydana gelebilir."
Dr. Pierre Lecomte du Noüy (1883–1947)*
*Fransız bilim adamıdır. Paris‟te doğmuĢ ve yaĢamıĢtır. Fen
bilimleri ve fizyoloji dalında çalıĢmaları ile meĢhurdur.

Ġnsan bir protein dizisi veya bir hücre değildir. Ġnsan, 60 trilyon
hücreden meydana gelmiĢtir. Bazen bu hücrelerden bir tanesinin
sisteminin bozulmasıyla bile insan ölebilir. Tüm atomlar
birbirleriyle mükemmel bir iliĢki içindedirler. Ġnsan hayatı, bu
hassas iliĢki ve iĢbirliği içinde devam etmektedir.
Bir canlının oluĢumunda proteinlerden önce aminoasitlerin varlığı
söz konusudur. Aminoasit moleküllerinin uygun dizilmesiyle de bir
protein molekülü meydana gelir.
YanlıĢ anlaĢılmasın; meydana gelen protein molekülü canlı
değildir. Proteinlerden canlı bir hücrenin meydana gelebilmesi için
257
de daha baĢka birçok Ģeye ihtiyaç vardır. Bu sebepler, ayrı bir
bilin dalı olarak incelenmektedir.
Her bir canlı, belli bir plan dâhilinde organize edilmiĢ bir atomlar
ve moleküller sistemidir. Bu atomlar ve moleküller, hem
oluĢumlarında hem de oluĢtuktan sonra varlıklarını devam
ettirebilmek için hem enerjiye hem de beslenmeye muhtaçtırlar.
Evrimci biyoloji, ilk canlının bu enerjiyi güneĢ, ĢimĢeklerden ve
mor ötesi ıĢınlardan aldığını iddia eder. Canlılar, hem meydana
gelirken hem de meydana geldikten sonra varlıklarını devam
ettirebilmek için düzenli ve kesintisiz olarak enerjiye gereksinim
duyarlar.
GüneĢ ıĢınları ise, bulut gibi bir engele takılmazsa ancak gündüz
ortaya çıkar, Gece ise güneĢ gözükmez. Ayrıca senenin bir kısmı
kıĢtır. KıĢ mevsiminde güneĢ enerjisi hiçbir zaman düzenli Ģekilde
ve aynı miktarda gelmez.
ġimĢek, hiçbir zaman düzenli değildir. ġimĢeğin ne zaman
çakacağı belli olmaz. Zaten ĢimĢek çakması bazen yakıcı ve yıkıcı
etki ortaya çıkarır.
Bu iddialara doğruluk payı verilse bile ĢimĢek, güneĢ ve mor ötesi
ıĢınların meydana gelmesi ile canlı varlıkların var olması arasında
var olduğu iddia edilen iliĢkinin düzenli oluĢunun da açıklanması
gerekecektir.
Ġhtimal hesapları içinde bir protein molekülünün bırakın canlı
olmasını, cansız bir protein molekülünün bile oluĢması
imkânsızdır.
Bir adet aminoasit veya bir adet protein molekülünün bile
tesadüfen meydana gelmesi için ihtimal hesapları yetmezken,
evrendeki bu muazzam cansız sistemlerin ve yeryüzündeki canlı
sistemlerin kurulması, oluĢması, geliĢmesi nasıl tesadüflere
verilebilir? Bazıları böyle bir skandala bilim adını takmaktadırlar!
258

JELATĠN

• Jelatinin kaynağı kesinlikle araĢtırılmalıdır. Kaynağı
belirtilmeyen jelatinli hazır gıdalar asla tüketilmemelidir.
• Jelatin, % 83 protein içerir.
• Gıda katkı maddesidir. Kodu E 441‟dir.
• Gıdalarda kıvam arttırıcı ve jelleştirici özelliğinden dolayı
kullanılır.
• Draje Ģekerleme, tablet Ģekerleme, puding, meyve jölesi, krem
Ģanti ve meyveli sakızların çoğunda; dondurma, yoğurt, tatlı,
pasta, eritilmiĢ peynir, kalitesiz kaĢar peyniri, hazır reçel, fındık
ezmesi, fıstık ezmesi, marmelat, pekmez, tahin, helva, meyve
suyu, salam, sucuk, sosis, jambon ve margarin gibi gıda
maddelerinin bir kısmında bulunur.
• Eczacılıkta baĢta kapsül yapımı olmak üzere bazı tablet ve film
tabletlerde, ayrıca kozmetik sanayisinde, temizlik endüstrisinde,
hayvan yemlerinde, karbonlu kâğıt yapımında ve fotoğrafçılıkta
kullanılır.
• Jelatin, bitkisel jelatin ve hayvansal jelatin olmak üzere ikiye
ayrılır.
• Bitkisel jelatin soya fasulyesinden elde edilir.
• Hayvansal jelatin ise domuz, sığır ve balıktan elde edilir.
• Hayvansal jelatin, hayvanın kemiğinden ve derisinden ele geçer.
• Türkiye‟nin en kısa zamanda bitki kaynaklı jelatin üretimine
baĢlaması büyük bir zorunluluktur.
• Türkiye‟de jelatin üretilmemektedir. Jelatin genelde Müslüman
olmayan ülkelerden ithal edilmektedir. Jelatin üretiminin
yapıldığı tek Müslüman ülke Pakistan‟dır.
• Ürünlerdeki jelatinin menĢei kesinlikle belirtilmelidir. Gıdaların
içeriklerindeki katkıların menĢeinin yazılı olduğu etiketleme
yaygınlaĢtırılmalıdır ve zorunlu hâle getirilmelidir; bununla ilgili
baĢlatılan çalıĢmalar gerekli yasal düzenlemeler yapılarak en
kısa zamanda bitirilmelidir.
259

PROTEĠNLER VE KORUYUCU HEKĠMLĠK

• Protein ihtiyacının çoğunluğu bitkisel proteinlerden
karĢılanmalıdır.
• Et yemeği günde 1 kez yenmelidir.
• Doğal ve hormonsuz gıdalarla beslenmiĢ hayvanların etinden
yenmelidir.
• Hormon verilmiĢ hayvanın eti yenmemelidir.
• Bakliyat açık satın alınmalıdır; çünkü paketli bakliyatlar,
bozulmaması için radyasyona maruz bırakılır. Bu iĢ için sentetik
izotoplar kullanılır.

60
Co sentetik izotopu, ambalajlı gıdaların ıĢınlanmasında
kullanılır. Sentetik izotoplar, radyoaktiftir. Belirli bir dozajı
geçerse, kansere sebep olur. IĢınlama esnasında, ıĢınlamadaki
radyoaktif madde belirli bir limiti geçerse, alet otomatik olarak
durur. Bu amaçla eskiden
60
Cs de kullanılırdı, kanser riski fazla
olduğundan artık kullanılmamaktadır. “Sentetik izotoplar bilimde
hiçbir Ģekilde ve hiçbir alanda kullanılmamalıdır.” diyen otorite
ilim adamlarının sayısı günümüzde artmıĢtır; hatta ilim
adamlarının çoğunluğu sentetik izotopların kullanımına karĢıdır.
• Damar ve kalp sağlığı açısından en önemli protein kaynağı
balıktır.
• Kuru fasulye böbrek sağlığı için gereklidir.
• YeĢil mercimek özellikle hafıza içindir. Leblebi ve nohut da
hafızaya iyi gelir.
• Nohut, kuru fasulye ve mercimek protein, demir ve kalsiyum
yönünden ete göre daha zengindir.
• Nohuttaki kalsiyum, süte yakın miktardadır. Kemikleri iyi besler.
• Nohut, leblebi ve mercimek beyin sağlığını korumak için en
önemli proteinlerdendir.
• Sığır eti vücuda ağırlık ve hantallık verir. Mide ve bağırsak
bozukluklarına zemin hazırlar. Bilhassa çeĢitli kalın bağırsak
rahatsızlıklarına özellikle de kalın bağırsak kanserine sebep
260
olur. Sığır eti uzun süre baharatsız yenirse nüzul ve felçlere
sebebiyet verir. Sığırdaki ağırlık, hantallık, hareket
kabiliyetindeki azlık, intikal ve anlama zorluğu insana sirayet
eder.
• Sığır eti hiç yenmezse de insan hantallaĢır.
• Sığır etinin baharatlanarak yenmesi gerekir.
• Sucuk Ģeklinde yenirse belirtilen zararlar bertaraf edilmiĢ olur.
• Karadeniz insanı hamsiyi çok yer, oynak ve kıvraktırlar.
• Avrupalıların bir kısmı domuzu çok yerler, eĢlerini kıskanmazlar.
• Doğal peynir mayasıyla yapılan peynir yenmelidir. Mümkünse
kültür mayasıyla yapılan yenmemelidir.
• Kuzu eti diğer etlere, koyun yoğurdu diğer yoğurtlara, inek sütü
diğer sütlere, keçi peyniri diğer peynirlere, manda kaymağı diğer
kaymaklara göre daha faydalı olduğundan tercih edilmelidir.
• Yağsız peynir kireçlenme yaptığından tam yağlı olanını
tüketmeliyiz.
• Bazı gıdalara domuz jelatini katıldığından dikkatli olunmalıdır.
• Sakatat senede birkaç kez yenilmeli, daha fazla yenilmemelidir.


AROMATĠK BĠLEġĠKLER
KONUSUYLA ĠLGĠLĠ BAZI
BĠLGĠLER

ÇETE, MAFYA, ÖRGÜT GĠBĠ MENFAAT
ġEBEKELERĠ VE ġER ODAKLARI
KULLANACAKLARI ADAMI NASIL ĠNTĠHAR
KOMANDOSU YAPIYORLAR?
261

• Bu iĢi yapan terör örgütleri önce LSD ile kullanacakları adamın
düĢüncelerini boĢaltırlar, beyinlerini yıkarlar.
• Sonra kiĢiyi konuĢturarak telkinde bulunmaya hazır duruma
getirirler.
• Daha sonra hipnoz vb. yollarla belirli hedefe yönelik propaganda
ile kiĢinin beynini yeniden doldururlar.
• Son olarak ecstasy (ekstazi) vb. haplarla 8–10 saat sürecek bir
eyleme, bir takım kötü amaçlara yönlendirirler. Hatta onları
intihar komandosu bile yapabilirler.

HĠPNOZ EDĠLEREK KULLANILAN KĠġĠ
SORUMLU MUDUR?

• Hipnoz konusunda da gözü açık olunmalıdır.
• Her insanda, dilediği gibi hareket edebilme anlamına gelen
ihtiyardan insana verilmiĢ az bir parça vardır. Ġrade de dediğimiz
bu az kısım, insandaki serbest hareket edebilme isteğidir. BaĢka
bir ifadeyle insanın arzularındaki az bir serbestliğidir.
• Hipnoz edilip kullanılan kiĢi, telkinleri kendi isteğiyle dinleyerek
kötü bir iĢe alet olmuĢtur. Hipnoz edilerek kullanılan kiĢi bu
sebeple sorumludur.
• Ġnsan; çete, mafya, örgüt vb. menfaat Ģebekelerine alet
olmayacak kadar yüksek sorumluluk duygusuna sahip olmalıdır.
Ancak böylece bu çeĢit istismarın önüne geçilebilir. ġer odakları
kullanacakları adam isterler. Yüksek mesuliyet duygusu
taĢıyanlar kullanılmazlar.
• Ġnsandaki irade insana, mesuliyetten kurtulmamak için
verilmiĢtir. Ġradenin bu az kısmı insana; “Sorumlu ve
mükellefsin.” der.

LSD

• LSD, yasa dıĢı kullanılır.
262
• LSD, hem halüsinasyon yapan (halüsinojen madde) hem de ruhi
ve fiziki alıĢkanlık meydana getiren uyuĢturucu bir maddedir.
• “D–liserjik asit dietilamit (D–lysergic acid diethyl amide)”
uluslararası kimyasal adıdır.
• Halüsinasyon yapıcı bu çeĢit uyuĢturuculara psikodelik madde
denir.
• Psikodelik özellikteki maddelere LSD, phencyclidine (fensiklidin)
ve meskalin örnek verilebilir.
• LSD, 1964 yılına kadar casuslar, gizli servisler ve yeraltı
örgütleri tarafından düĢünceleri anlamak ve değiĢtirmek için
kullanılmıĢtır.
• 1964'te Helsinki AntlaĢması ile insanlar üzerinde bu çeĢit
maddelerin kullanımı yasaklanmıĢtır. Gizli servislerin LSD
kullanımı böylece resmen sona ermiĢtir.
• Günümüzde resmen yasak olmasına rağmen yasa dıĢı olarak
çete, mafya, örgüt gibi menfaat Ģebekeleri ve Ģer odakları
tarafından hâlen kullanılmaktadır.
• Bir kiĢinin yiyecek ve içeceğine bu türden maddeler koyarak
onun sergileyeceği tavır, davranıĢ ve söyleyeceği sözlere
dayanarak sonuçlar üretmek bilimsel açıdan kabul edilemez.

ECSTASY (EKSTAZĠ)

• Ecstasy (ekstazi), yasa dıĢı sentetik bir maddedir.
• Günümüzde ecstasy (ekstazi), eski morfinmanlar ve yasa dıĢı
örgütler tarafından kullanılmaktadır.
• 3,4–metilendioksimetamfetamin kimyasal adıdır.
• 3,4–metilendioksimetamfetamin, kısaca MDMA olarak yazılır.
• Ecstasy (ekstazi) hapı, sahte neĢe sağlar. Ecstasy (ekstazi)
hapını alan kiĢi saatler boyunca hiper aktif ve uyanık olur.
Ecstasy (ekstazi) hapı, kiĢinin dikkatini olağanüstü derece
arttırır. Ġnsan kendisini güçlü ve enerjik hisseder. Bunun nedeni
serotonin maddesinin fazla salgılanmasıdır.
• Serotonin, mutluluk meydana getiren bir maddedir. Serotonin;
263
mutluluk anında, beynin arka kısmında bulunan beyin sapındaki
sinir uçlarından salgılanır.
• Ecstasy (ekstazi) hapı, serotonin maddesinin depolarını boĢaltır.
Vücudun dengesini bozar.
• Hap almadığı anda kiĢi aĢırı karamsar olur. Kendisini hap
almaya mecbur hisseder.
• Ertesi gün bir adet daha ecstasy (ekstazi) hapı almadan kiĢi
kafasını kaldırılamaz. Hapın etkisi geçtikten sonra, kiĢi yorgun
ve bitkin düĢer. AĢırı bir yorgunluk hâli olur.
• AĢırı güven ve kontrolsüz cesaret, insanda baĢka dünyadaymıĢ
gibi bir his uyandırır. KiĢi hep böyle enerjik kalmak için hapı
tekrar tekrar istemeye baĢlar.
• ġayet kullanan kiĢide intikam ve nefret hissi varsa bu his açığa
çıkar ve kiĢi ölümü göze alarak gösterilen hedefe yöneltilir.
• Yasa dıĢı üretilen ekstazi hapının içeriğinde ek madde olarak
kafein ve kokain de vardır.
• Kısa sürede ciddi bağımlılık yapar. Ecstasy hapını uzun süre
kullanan bağımlı kiĢilerde zaman içinde ölümler görülür. Bazı
kiĢilerde ilk kullanımda ani ölüm riski dahi söz konusudur.


KĠMYADA METAFĠZĠK

RÜYALAR VE KĠMYA BULUġLARI

BOHR (1885–1962)‟UN RÜYASI, GÜNEġ
SĠSTEMĠ ĠLE ATOMUN YAPISI ARASINDA
BENZERLĠK DÜġÜNMESĠNE VE “BOHR
ATOM MODELĠ”NĠ KEġFĠNE VESĠLE OLDU
264

• Niels Bohr, Danimarkalı bilim adamıdır.
• 1922 yılında Nobel ödülü almıĢtır.
• Bu rüya Bohr‟un güneĢ sistemi ile atomun yapısı arasında
benzerlik düĢünmesine ve kendi adıyla anılan “Bohr Atom
Modeli”nin ortaya çıkmasına vesile olmuĢtur.
• Bohr‟un rüyası Ģöyleydi: “Bohr, güneĢin kızgın gazlarla dolu
merkezinde duruyordu. Gezegenler de ince ipliklerle bağlı
oldukları güneĢin etrafında dönüyorlardı. Her gezegen Bohr‟un
yanından geçerken bir düdük çalıyordu. Sonra kızgın gazlar
soğuyup katılaĢtı.”

KEKULE (1829–1896)‟NĠN RÜYASI VE
BENZEN HALKASININ KEġFĠ

• Friedrich August Kekule, Alman kimyacıdır. ġöyle bir rüya
gördüğünü anlatıyor:
• “Sandalyemi ateĢe doğru çevirip uyuklamaya baĢladım. Atomlar
gözümün önünde zıplayıp duruyordu. Küçük atomlar mütevazı
bir tavırla arka plana çekilmiĢlerdi. Küçük atomlardan baĢka
daha büyük Ģekiller de görüyordum. Yılana benzer hareketlerle
eğilip bükülen uzun zincirler vardı. Birden yılanlardan biri kendi
kuyruğunu ağzına aldı ve bu halka, alay edercesine gözlerimin
önünde döndü. Yıldırım hızıyla uyandım.”

RÜYADAKĠ KEġĠFLER BĠR ANDA ULAġILAN
BAġARIDIR

• Ġlmî çalıĢmalarda baĢarıya ulaĢmada iki yol vardır:
• Birincisi; düĢünmek, ezberlemek, fikri çalıĢtırmaktır. Bu;
zamanla olanıdır.
• Ġkincisi; sezgi adını verdiğimiz bir anda ulaĢılan baĢarıdır. Bu da
iki kısımdır: Birisi gayret gösterme sonucunda ilhamla olanı
265
diğeri de o branĢta çalıĢmadan ilhamla olanıdır.
• Gayret gösterme sonucunda ilhamla olanı, çalıĢma ve tecrübe
ile ama çalıĢma sonucu değil de farklı bir zamanda ele geçer.
Bohr‟un güneĢ sistemi ile atomun yapısı arasındaki benzerliği
rüyada keĢfetmesi buna örnektir.
• Bir anda ulaĢılan baĢarının ikincisi, o branĢta çalıĢmadan gelen
ilhamdır. Herkes potansiyel olarak buna açık var edilmiĢtir. Bu
yolda; peygamberler, doğruluktan ĢaĢmayan akıl sahipleri ve
temiz duygu, temiz düĢünce taĢıyan kalp sahipleri vardır. Bu
baĢarı; mevhibeiilahiye olarak verilir.

RÜYA GÖREREK BAġARIYA ULAġIN

• Bohr‟un ve Kekule‟nin rüyası, Bilim ve Teknik Dergisi‟nin
Ağustos 1972 sayısının 8. sayfasında “Rüya Görerek BaĢarıya
UlaĢın” yazısında yayımlanmıĢtır.
• Bohr‟un ve Kekule‟nin rüyasında olduğu gibi sadık rüyalarla
ortaya çıkan bilimsel buluĢ ve keĢifler, hem ruhun hem de
kaderin varlığına delil teĢkil eder.
• Birçok keĢif ve buluĢun temelinde sadık rüyada verilen mesajlar
vardır.

SU, DUYGULARI ALGILAYAN
KRĠSTALLERDEN OLUġMAKTADIR

Dr. Masaru Emoto, Japon bilim adamıdır. 1943 yılında Japonya‟da
doğmuĢtur. Alternatif tıp doktorudur. Yaptığı deneylerden elde
ettiği su kristalleri fotoğraflarını „‟Suyun Verdiği Mesajlar‟‟ isimli
kitabında yayınlamıĢtır.

266
Dr. Masaru Emoto “Su cansız bir madde değildir. Canlı ve
duyguları algılayan kristallerden oluĢmaktadır. Çevresinden pozitif
ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir.” demektedir.

Suyun Verdiği Mesajlar adlı kitabında suyu çeĢitli yönlerden ele
alan Dr. Masaru Emoto, çalıĢmalarının bilimsel temelini
oluĢtururken din gerçeğini de göz ardı etmemiĢtir. Dr. Masaru
Emoto Ģöyle demektedir: "21. asırda en önemli olayın ilimle dinin
yeniden buluĢması olacağını düĢünüyorum. Eğer din olmasaydı
insan aptallaĢacak, modern ilim de hiçbir zaman ortaya
çıkmayacaktı."

Dr. Masaru Emoto yaptığı deneylerde; temiz kaynaklardan alınan
su örneklerinin ve kendilerine sevgi dolu sözcükler söylenen su
örneklerinin aynen kar tanesi kristallerine benzeyen çok parlak,
yoğun motifli, simetrik, estetik, çok ince dizayn edilmiĢ, çok renkli
ve altıgen kristallerden oluĢtuklarını göstermiĢtir.

Kar tanelerinden hiçbirisinin birbirine benzemediği bilinmektedir.
Bunun gibi su kristalleri de birbirinden farklıdır. Zaten karın sudan
meydana geldiği de malumdur.

Dr. Masaru Emoto klorlu çeĢme sularıyla, çevre kirliliğinin çok
olduğu bölgelerden aldığı su örnekleriyle ve negatif düĢüncelere
maruz bırakılan su örnekleriyle yaptığı deney sonucunda ise
kristal yapının bozulduğunu gözlemlemiĢtir. Küfür sözlerinin
aksettiği suyun kristal yapısı tamamen parçalanıp dağılmıĢtır.

Demek ki kötü söz de iyi söz de su üzerinde tesirli oluyor.
Dr. Masaru Emoto, bu çalıĢmalarıyla görünmeyen bir ruh âleminin
varlığına da iĢaret etmektedir.

Dr. Masaru Emoto, dünyanın her tarafına konferanslar vermek
üzere davet edilmektedir. Japonya, Avrupa ve Amerika‟da yaptığı
267
canlı deneylerle düĢünce, davranıĢ ve duygularımızın çevre
üzerinde ne derece derin etkileri olduğunu göstermiĢtir.

Bu konu ile ilgili olarak Amerikan Holistik Tıp Derneği (American
Holistic Medical Association) BaĢkanı Dr. Norman Shealy Ģu
yorumu yapmıĢtır: „‟Dünyanın yarısı sularla kaplıdır ve bizim
vücudumuzun dörtte üçü de sudur. Su, bizim içinde yaĢadığımız
dördüncü boyutla ruhumuzun beĢinci boyutu arasındaki
bağlantıyı temsil eder. Suyun infrared (kızıl ötesi) IR ıĢınlarını
emmesi gibi su ile ilgili pek çok çalıĢma, suyun gözle görünmeyen
etkilerini meydana çıkartmıĢtır. Ancak, bu çalıĢmaların hiçbirisi Dr.
Masaru Emoto‟nun zarif çalıĢması ile boy ölçüĢemez. DüĢünce ve
güzelliğin etkisi bundan evvel bu kadar iyi bir Ģeklide hiç
anlatılmamıĢtı.‟‟
Holistik düĢünde; hayatın fiziksel, mental ve ruhsal yönlerine
bağlantılı, bütüncül ve dengeli bakıĢtır. BaĢka bir ifadeyle bilim ve
ruhun birleĢmesiyle dünyayı algılamaktır.
Naturally Well mecmuasının editörü olan Dr. Marcus Laux ise
Ģöyle bir yorum yapmıĢtır: „‟Galileo, Newton, Einstein gibi Dr.
Masaru Emoto‟nun net vizyonu da bize hem kendimizi hem de
evreni farklı bir Ģekilde algılamayı göstermiĢtir. Burada bilim ve
ruh birleĢerek bizim dünyayı algılayıĢımızla ilgili inkâr
edilemeyecek bir kuantum sıçraması yapmıĢ, sağlığımızı
kazanarak nasıl huzur duyabileceğimizi göstermiĢtir.‟‟



You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->