P. 1
Murat Bardakci Osmanlida Sex

Murat Bardakci Osmanlida Sex

|Views: 769|Likes:
Yayınlayan: Alparslan Ölmez

More info:

Published by: Alparslan Ölmez on Apr 25, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

01/13/2013

pdf

text

original

OSMANLI’DA SEKS Sarayda Gece Dersleri

Murat Bardakçı

ĠÇĠNDEKĠLER

1. BÖLÜM “YAZIN AVRATLARA, KIġIN OĞLANLARA” 2. BÖLÜM BAHNAMELER: CĠNSELLĠĞĠN ĠLMĠ 3. BÖLÜM OSMANLI EġCĠNSEL METĠNLERĠ 4. BÖLÜM ġARKILARDA EROTĠZM: SAKAL BESTELERĠ 5. BÖLÜM YAYIN DÖNEMĠ AÇILIRKEN 6. BÖLÜM ESKĠ ĠSTANBUL’UN NAMUSU

BAġLARKEN Yüzlerce yıl boyunca itinayla saklanan, elden ele gizlice dolaĢan, kulaktan kulağa fısıldanan metinler, bu kitapla ilk kez gün ıĢığına çıkıyor... Kitaplıkların tozlu raflarında kalmıĢ, elyazmalarının sararmıĢ sayfalarında unutulmuĢ yazılar bunlar... Osmanlı cinsellik metinleri... Öncelikle Ģunu belirtmemiz gerekli: Bu kitapta yeralan metinlerin hiçbiri bize ait değil. Bunları biz yazmadık, sadece bugüne kadar ele alınmayan cinsellikle ilgili Osmanlıca yazmaların bazı bölümlerini, bugünün diline çevirip naklettik. Yüzlerce yıl önce söylenmiĢ, yazılmıĢ, çizilmiĢ konulardı bunlar... Ve en önemlisi, hepsi "bizim" öykümüzdü. Ama günümüzde her nedense üzerlerinde pek durulmamıĢ, incelenmemiĢlerdi.. O zamanlarda, bugünün "muzır" kavramı yoktu. "Uygunsuz" kadın ve erkekler yine iĢbaĢındaydı ve hatta hem nüfusa göre oranları daha fazlaydı, hem de faaliyet sahaları daha geniĢti galiba. Kolluk kuvvetleri "uygunsuzlar"ı o zaman da toplar, Ģehir dıĢına sürer mahallenin namusunun temizlenmesine çalıĢılırdı. Ama günümüzde sık yaĢanan birĢey. geçmiĢte pek bilinmezdi:

Cinselliği yazan kaleme yasak yoktu... HoĢgörü, topluma bugünden daha fazla egemendi. Siyaset uğruna nice baĢlar uçuran, din adına sıra sıra darağaçları dizen Osmanlı, gerçi iktidara karĢı söz söyleyeni baĢkaldıranı bağıĢlamamıĢtı ama cinsellikten bahseden kaleme ses çıkartmamıĢtı. Bu serbestlik, "halk siyasetle uğraĢmasın da ne yaparsa yapsın..." düĢüncesinden mi kaynaklanıyordu, yoksa baĢka bir sebepten mi, bilmiyoruz... Ama görünen o ki, günümüzden çok daha fazla bir serbestlik vardı.. Örneğin cinsel sağlıkla güç arttırıcı ilâçlardan, aĢk teknikleriyle fizyolojik bilgilerden bahseden "Bahnameler"... Hepsi, padiĢahından sıradan vatandaĢına kadar, isteyenin elinin altındaydı... Veya bir Fazıl Bey... Türk Edebiyatında, onun kadar açık sözlü bir Ģair herhalde gelmemiĢ, hatta ondan sonra da çıkmamıĢtı... Yahut bir Türk Galip... Ġmparatorluğun bir paĢasıydı. Bir yandan vilâyetler yönetip Babıali'ye idari raporlar yazarken, bir yandan da Anadolu'nun Kezban'ının, Himmet'inin "çok özel" iliĢkilerini anlatmıĢ, cinsel folkloru konu alan dizeler döktürmüĢtü... Yüzyıllar öncesinden kalma metinler, okunduklarında cinsel tahrike sebep olmalarının aksine bir mizah duygusu uyandıracak, hatta bazı bölümleri kahkahalar yaratacak Ģekildedir. Üstelik bunlar, Hintliler'in "KamaSutra"sı veya Araplar'ın "Kokulu Bahçe"si gibi, doğunun cinsellik klasikleriyle boy ölçüĢebilecek zenginlikte bir cinsellik edebiyatına sahip olduğumuzu da kanıtlamaktadır. Okuyucuyu dedelerimizin, büyük dedelerimizin, hatta nesiller önceki atalarımızın okuyup zevk aldığı cinsel metinlerle baĢbaĢa bırakmadan önce tekrar söyleyelim... Kitapta yeralan metinler ve anlatılan olaylar, bazı çevrelere aykırı gelecek olsa bile yüzyıllar öncesinden günümüze kadar uzanan bir geleneğin halkalarıdır ve "bizim" öykümüzdür. Murat Bardakçı TeĢvikiye, 1992

1. BÖLÜM "...YAZIN AVRATLARA, KIġIN OĞLANLARA..." "...Yaz olunca avratlara, kıĢın oğlanlara meylet ki, vücutça sağlam olasın. Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kıĢın iki soğuk vücudu kurutur...". * "...Kız Softa yani Ürgüplü Ġsmail ZalpaĢa Medresesi'nde hemĢehrisi Dağlı Hüseyin nam pelide (...) misafir olup, üçüncü gece o zalim dağlı herif hemĢehri oğlancığa fiili livataya mübaĢeret eyledikte (giriĢince) maslahatı begayet kebir (çok büyük) olmakla Molla Ġsmail kan-revan bihuĢ (....) oldukta (olunca), gaddar herif iĢini tamam görmüĢtür...". * "...Bil ki, avratların inzal alâmetleri (boĢalma belirtileri) Ģunlardır ki, gözleri süzülür ve er yüzüne bakmaya utanır ve alnı terler ve göğsü titrer ve ere berk (sıkı) yapıĢır. Ve bil kim avrat ile erin inzali bir olursa, büyük lezzet bulurlar. Ve yine bil ki, avrat ile erin menileri birbirine karıĢacak olursa, aralarında muhabbet çok olur...". *

"...Erkek hatunun üstüne çıka ve uyluklarını kaldıra. Tamam oynayıp memelerini sıka, sonra fercini sıkıp zekerini ovalayıp ikbal geldikte zekerini ferci içine idhal eyleye. Sonra, meni döke. Amma avrat üste çıksa, meni güç dökülür, safası az olur ve zeker içinde meni kalır ve içinde kurur ve mesaneyi fasid eder (bozar) ve mesanede emraz (hastalık) hasıl olur...". * Bu ifadeler, günümüz yazarlarından birine ait olsa neler neler söylenirdi... ġöyle bir tahmin etmeye çalıĢmak bile, insanı ürkütüyor... Ama neyse ki, yukarıdaki örnekler, günümüzden daha önce, hem de yüzlerce yıl önce yazılmıĢ kitaplardan seçildi. Taaa Osmanlı döneminde, hatta Osmanlı'nın da ilk döneminde, 16. ve 17. yüzyıllarda kaleme alınmıĢ eserlerden alındı. "Muzır" veya "müstehcen" gibi kavramların olmadığı, cinsellik konusunda istenen her Ģeyin serbestçe yazıldığı bir dönemin örnekleri bunlar. Osmanlılar döneminde "edebiyat" denince akla gelen divan Ģiirinde, bunun ezgisel uzantısı olan ve günümüzde "Klasik Türk Musikisi" diye adlandırılan müzik türünde bestelenmiĢ söz eserlerinde, düzyazılarda, tarihî kaynaklarda, minyatürlerde, cinsellik öğelerine bol bol rastlanır. Cinsellik, Türk edebiyatının sadece Osmanlı döneminde değil, hemen her devresinde ve her biçimde kullanılmıĢ bir olgudur. Edebiyatın ilk örneklerinden olan tarihî destanlara, bilinen ilk Türk sözlüğü Divanı Lügatü't- Türk'e, yine yüzyıllar öncesinin masallarından halk edebiyatının çeĢitli formlanna kadar, zengin konular oluĢturur. Ancak iki konuyu birbiriyle karıĢtırmamak gerek: Ġçerisinde cinsel unsurların geçtiği metinlerle sadece cinselliği konu alan eserleri... Bizim için daha önemli olanı, bu ikincisi... Ġleride tam metinlerini vereceğimiz Bahnameler, dellaknameler, "evlileri irĢad" kitapları... "Cima" ve "vuslat"... Cinsel metinlerde sürekli kullanılan iki kelime vardır: "Cima" ve "vuslat". Ġkisi de Arapçadır. Ġlki "cinsel birleĢme", öteki "kavuĢma" anlamına gelir. _ Ama "vuslat" sözüyle ifade edilen kavuĢma, baĢka türlü bir kavuĢmadır. Arapça'nın en büyük sözlüklerinden biri olan Kamus-u Okyanus'ta, kelimenin karĢılığı olarak "Muhibbin mahbubuna vasıl olması" deniyor. Yani "sevenin sevdiğine ulaĢması". Kamus sonra, "...gerek afif ve ismet, gerek habis ve Ģenaat cihetiyle olsun..." diye yazıyor. Bugünün Türkçesiyle, "Seven sevdiğine iyi niyetle de gider, kötü niyetle de...". "Vuslat," edebiyatın her türünde çok sık kullanılmıĢtır. Hangi anlamda kullanıldığı, yazanın niyetinin ne olduğu, cümlenin siyakından kolayca anlaĢılır. Cimanın ise, "cinsel birleĢme" dıĢında mecazî hiçbir anlamı yoktur... Osmanlı öncesi Türk edebiyatındaki cinsellik bahislerinde, cinsel iliĢki tekniklerinin anlatımına pek rastlanmaz. Sözü edilen Ģey, genellikle olaylar veya sevgilinin güzelliği, zerafeti ve tahrik ediĢi, bazan da nasihatlerdir. Destanlar döneminden baĢlayarak, 14. yüzyıl Anadolu Türkçesi örneği olan Ģiirlere kadar, bu böyle gider. Ancak ilk dönem Anadolu metinlerinde, artık Ġslamî öğretinin yorumlanmasıyla ortaya çıkan tasvirlerle de karĢılaĢılır. Cennetteki huriler, meselâ Yazıcıoğlu'na göre, "göbekten yukarısı güzel oğlan, aĢağısı el değmemiĢ kızdır. IĢıkla karıĢmıĢ bir haldedirler. KaĢları, kirpikleri, saçları vardır ama vücudlarında kıl yoktur. "Cimanın iyisi ve kötüsü..." "Kabusname", cimayı konu olarak iĢleyen kaynakların en eskilerinden biri. 1082 yılında, Ziyaroğulları'ndan Emir Keykavus tarafından yazılmıĢ Farsça ansiklopedik bir eser. Ġçerisinde ne ararsanız var. Hamamda yıkanma usullerinden

Avrat teni ise soğuktur. sıcak hamamda ve sert soğukta yapılan cima. onu beyan eder" yani "Cimanın iyisi ve kötüsü hangisidir. Bir baĢka Nasreddin Hoca. Zira oğlan teni sıcaktır. vakitsiz nedir bilmezler. bu hayvandır" denir. ne de lezzetini alır.Ey oğul Ģöyle bil ki.. cima etmek dünyanın lezzetlerinden ulu bir lezzettir. yüzyılın ilk yarısında Mercimek Ahmet tarafından Türkçe'ye çevrilmiĢ ve taĢıdığı büyük "önemden" dolayı.. alemde hoĢluk ve rahatlık artar. Türk mizah sanatının en eski örneklerinden sayılan Nasreddin Hoca öykülerinin yüzyıllar öncesinden kalan ilk versiyonlarında. Yaz olunca avratlara meylet. ilk dönem öykülerindeki cinselliği halk düĢünce ve felsefesinin gerçekçi ve sınırlama konmamıĢ bir ürünü olarak niteliyorlar. vücutça sağlam olasın. bulduğunca bunamaması gerek. sevgin zarar görmesin. bölümü. K. yoksa ikisinden biri sana düĢman kesilir. Arzunu sevdiğinle de yenemezsen. Kan artarsa.F. kiĢi ne cima ettiğini bilir. bölümü. O da günde bir kere gerek. Her ele geçirdiğinde cima etmek. cinselliği konu alıyor. küçük alem olan bedenimizde kan fazlalaĢır ve Ģehvet de çoğalır. ġüphesiz ki soğuk. Yazmada bulunan 75 öyküden bir kısmı. Anno 1970). Ama bunun lezzetine aldanıp çok meĢgul olma ki. Hizmetkârlar iki türlüdür. kıĢın oğlanlara ki.". Tomus II. belde meni olmadığında yapılan cima neye yarar? Ve eğer kan aldırmak istersen. KiĢinin. günlük hayatta karĢılaĢılacak hemen her konu iĢleniyor. Zira cima sırasında zihinde bir tad meydana gelir. Bu Ģekilde öykülerin kaydedildiği ve 16. özellikle yaĢlılara büyük zarar verir. Ġlkbaharda cima çok hoĢtur ve her bünyeye uygundur Çünki. ılımlı havada çeĢmelerde ve pınarlarda su çok olur. havyanların iĢidir. zevkini anlasın. Ne zaman ellerine geçirseler.. hem karının hem de cariyenin hizmetinden iki kat zevk alırsın. zarar vermez. Cimanın çoğu zararlı olduğu gibi. Yani karın ve cariyen. Metin ilk kez. Görmez misin ki damarda kan fazlalaĢtığında kan aldırmak nasıl faydalıdır? Damarlar boĢ olduğunda kan aldırmak nasıl zararlıysa. yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar.at cinslerine. Sıcak günde. tarladan fazla ürün alma yollarından tüccarlığa kadar.. sakinleĢtirmeye çalıĢ. Burill tarafından bilimsel bir dergide. Meylin daima bunlardan birine olmasın. yüzyıldan kaldığı sanılan elyazmalarından biri. onu anlatır" baĢlıklı 15. sıcağı bozar. Eğer zihinde Ģarabın doğurduğu düĢünceler varsa. Kitabın "Cimada faidelisi ve ziyanlısı hangisidir. vücudunun temeli gedik almasın. a g 8) saklanıyor. 15. kıĢın iki soğuk vücudu kurutur. bari serhoĢken cima etme. Gron. azı da zararlıdır dedik. Her ikisini beraber gözetirsen. orijinal dili ve bugünün Türkçesi'ne uyarlamasıyla birlikte yayınlanmıĢtı (Archivum Ottomanicum. cima soğuk bir harekettir. Demek ki insan olanın zamanı gözlemesi gerek..R. HerĢeyin orta kararı hoĢtur. cinsellikle ilgili. Ve ondan sonra:. Hollanda'nın Groningen Üniversitesi Kitaplığı'nda (Cod. dönemin hükümdarı Ġkinci Murat'a sunulmuĢ. ilkbahar ılımlı bir mevsimdir. yaparlar. Miden tok olduğunda daha fazla yeme. ana tema cinselliktir. çok sıcakta ve çok soğukta aldırma. Böylece insanla hayvan arasında ne fark olduğu bilinir ve "Bu insandır. Uygun Ģaraplar ve yemekler ye. Hayvanlar vakitli. Ama çaresiz kalırsa mahmur olduğu sırada cima etmeli ki. çok küçük değiĢiklikler yaparak veriyoruz: . Günümüzde de rahatça anlaĢılabilecek bir dille yazılmıĢ olan bu fıkraların bazılarını. Yani ele geçirdiğinde iĢ buymuĢ dememek gerek. bugünün diliyle Ģöyle: ". Eğer kendini yenemezsen bari sevdiğinle cima et ki. usanınca da cima etme. Edebiyat bilgini Orhan ġaik Gökyay tarafından yıllar önce "Devlet kitapları" serisinden yayınlanan Kabusname'nin sözkonusu 15. Kabusname. Nasreddin Hoca üzerine çalıĢan araĢtırmacılar. Zira sevgi sıcak. Büyük alem böyle olup sular çoğalınca.. ġehvet arttığında cima safalı olur.

. * Nasreddin Hoca'ya bir gün iki avrat gelmiĢ. Bir gün Hoca eĢeğiyle odundan gelirken eĢek yürümemiĢ. ben sizi t...ne parmağıyla takmıĢ.. bir yonkucuk (çamaĢır yıkama taĢı) üstüne koyup gelmiĢ. "Hey Hoca.nız".. Yerine koyalım" demiĢ... bu nedir?" demiĢler.* ". bir herife demiĢ: "ġu benim eĢeğim kâh hırçınlık eder.. Birisi razı olmuĢ... Birisi demiĢ: "Efendi. Halk. * Nasreddin Hoca....ken. eve kadar gelmiĢ. Hoca gidip s.... Hoca demiĢ: "Ona uygun g.ün acısıyla öyle gitmiĢ ki.e t. Hoca "Garipler ölüĢüdür...ne basayım.rı gözükmüĢ. Gelin.. a.. gördüm ki burada da beraber".. neylersin" demiĢ.rını tutmuĢ. Avratlar hocayı görünce.. Ne yapayım?" demiĢ. Hangimizin sidik. "Ya bunlar demiĢ. bilemedin! Buna.. kısacık kaftanıyla ön safta yer bulmuĢ.ne tak" demiĢ.. Makbere (mezara) beraber gelmiĢlerdir"..ne parmağıyla takmıĢ... birimizden Ģirligun (susam yağı) geldi. * Nasreddin Hoca bir gün. bir gün Sivrihisar'da vaaz ederken demiĢ: "Müslümanlar.. * Nasreddin Hoca bir gün baĢkasının eĢeğini s. bu Sivrihisar'la Karahisar'ın havası birmiĢ". Hemen o ottan biraz g.. Tesadüf. Eğer alınlarınızda olsaydı. "Hoca. cevap vermiĢ: "Orada da s.. her ne zaman yürümüyor.EĢeğe bundan hiçbir Ģey olmaz ama. * Nasreddin Hoca bir gün yolda giderken.Nasreddin Hoca. Dinleyenler. hangimizin susam yağı.nüz var mı?".. yağ onundur. Hoca da demiĢ ki: "O kolay.. parmağınla o ottan biraz g. Avratlar "Hay Hoca.m beraberdi.. garipler meĢhedi (mezarı) derler" demiĢler.i" demiĢ. g. bir alay don yıkayan avrata rastlamıĢ... Hoca da demiĢ ki: "O garibin oğlancıklarıdır.nün acısıyla öyle gitmiĢ ki.. biz ikimiz bir çanağa bir karanlık yerde iĢedik. Meğer o ot niĢadır imiĢ.. "Neden?" demiĢler... Herif te demiĢ: "Ben sana bir ot vereyim. Hoca da "A..ü alınlarınızda yapmamıĢ. hayvanın sahibi çıkagelmiĢ: .ı açmıĢlar..... buna ne derler?" demiĢler.. sen onu kurttan sakla.Ne yapıyorsun be? . ikinizin de g. mescide varmıĢ. Hoca da biraz o ottan kendi g.... EĢek g. bir gün vaaz ederken demiĢ: "Müslümanlar. Bir herif sıkıca tutmuĢ. * Nasreddin Hoca. Birimizden sidik. * Nasreddin Hoca bir gün minareyi göstererek "ġuna ne derler?" diye sormuĢ. Hoca. hanginizden ki küspe çıkar. Hoca tam yerleĢtirirken avrat Hoca'nın taĢaklarını tutmuĢ. Avratlar.. varın Tanrı'ya Ģükredin ki. Hoca da demiĢ ki: "Neyliyeyim... Ġmam demiĢ: "Hey... bilmiyoruz" demiĢ.. "ġehrin s.k karıĢma oynar sanırdum".. Hoca ardından yetiĢememiĢ. yürümez......!" demiĢ. EĢek bakmıĢ . Hoca da imamın t...ni bir eski bez parçasına sarmıĢ..Hoca da g. BakmıĢ ki olmuyor. Rükûda ardından t. hergün yüzünüze s...

oğlan ağlamaya baĢlamıĢ.i vermiĢ. Osmanlı paĢalarının özellikleri genellikle böyledir.Bedeni geniĢ.. Derken.... ". Avrat.. Annesi gidince.ğını s. Hoca oğlanı dizleri üzerine almıĢ... çocuk Hoca'nın üzerine iĢeyince Hoca da oğlanın oğlanın kafasına sıçmıĢ. kim bilir daha ne saadetlere uğrayacağım"...ni t... Bu sırada karısı dönmüĢ: .... GörmüĢ ki Hoca s.... "Beni türlü belalara uğratan hep sensin! Daha kimbilir ne belalara uğratacaksın" diye ağlarken avratı içerden iĢitmiĢ.nın düğününe gelmedim. oğlana yalatarak uyutmuĢ. Hoca bakmıĢ ki susmuyor. s. elindeki fırçasıyla renklerle oynar. ensesi kalın..ğim! Ben onu uyutuncaya kadar dokuz s. * Nasreddin Hoca'ya bir gün avratı. Hemen dıĢarı çıkmıĢ. S. Tarih kitaplarına göre. Annesi gidince. üniforması baĢtan baĢa sırmayla kaplı..min yasına niçin gelirsin?" demiĢ.nı s. "Ben gelinceye kadar Ģu oğlana göz-kulak ol" demiĢ. ġeker Ahmet PaĢa. GörmüĢ ki.Bre deli.ğim! Ben senin a...ni açmıĢ.. üstelik bir Ģaireye gönül verip gazeller döktürecek kadar içli bir aĢıktır." diye baĢlamayanı. sen de uyurdun" demiĢ.. Hoca bakmıĢ ki olmaz..nı açıp durmaz..! Senin yüzünden bunca saadetlere uğradım.. eĢeği ko beni tut...na bakmıĢ demiĢ ki: "Benim devletim ve saadetim a... Söze "PaĢa hazretleri....ğim! ġu kadarcık oğlanın altında kalır mıyım? * Nasreddin Hoca'ya bir gün avratı. Ali adında bir "delikanlıya" vurulur... zira istisnalarına da rastlanır. Eğer sana da yedirsem. Bir çanakta yoğurt varmıĢ. "Aferin be koca. Hoca demiĢ ki: "Bre karı.... Ģair Ahmet PaĢa ise daha da ileri gider. Avrat gidince oğlan ağlamıĢ.. AĢkettiği Osmanlı tokadını yiyen.". sertin de serti. 'sakalı gür..Bre deli.. kaĢları çatık. huysuzun da huysuzudur. nedir bu? . ġu oğlanı ne güzel uyutmuĢsun demiĢ.. .Bre a. ne bulaĢtırmıĢ. Bu sırada karısı dönmüĢ: ... yoğurt yedirdim. çocuğun eline s." diye baĢlayan Ģarkılar besteler.ğını s.ğim! Eline bıçak vereyim de elini mi kessin? * Nasreddin Hoca'ya bir gün avratı... yoksa memleketi deldim geçtim" demiĢ. "Koca..ki ev kapısı açık değil.. n'oldun?" demiĢ. Bir Kastamonu paĢası. Avratı gelmiĢ.. eĢeğin ardına düĢmüĢ. Bir baĢka Ahmet.. Örneğin Koca Ragıp PaĢa usta bir Ģair. Sen benim s. "Ben gelinceye kadar Ģu oğlanı avut" demiĢ. "Ayine-i candır ruh-ı zibası Ali'nin / Bu gözle muhal oldu temaĢası Ali'nin" yani "Ali'nin güzel yanağı can aynası gibidir. Hoca tesadüfen iĢitmiĢ.. Onu gözle seyretmek mümkün olmuyor" der. * Nasreddin Hoca'nın avratı bir gün boĢ evde a. "Yıkın mel'unu" deyip huzurunda falakaya yatırtır.. "Ben gelinceye kadar Ģu oğlana göz-kulak ol" demiĢ. gitmiĢ.nı s.Bre a. Mahmut Celâleddin PaĢa "Sevdiğim.... edepte kusur edeni. Hoca da demiĢ ki: "Behey a. oğlan ağlamaya baĢlamıĢ. ağlar. hal böyle. hemen o anda rahmeti rahmana kavuĢur. dıĢarı gelmiĢ. nedir bu? . cemalin çünki göremem. Hoca da demiĢ ki: "Behey a...".. almıĢ yürüyüvermiĢ. Ama bütün paĢa hazretlerinin bu Ģekilde olduğu sanılmasın.

Ama gözü yine Kezban'da olan bir baĢkası daha vardır ve kızı Himmet'le birlikte görünce. "yavlarurun" (yalvarırım) "yurmuk" (yumruk). "Mutayyebat-ı Türkiyye" yani "Türkçe ġakalar".. kelimesi kelimesine. Ardında. sonra devam eder: ". geriye sadece kabukların kalmasına" bağlar. önce Çengeloğlu Tahir PaĢa'ya mühürdarlık yaptığı. o dönemde "Türk" demek "kaba" demektir. sonra da bir gazele konu olur. bas . Batum ve Tırnava kaymakamlıklarından sonra Amasya'ya mutasarrıf olarak gönderildiği ve mîrimîranlığa kadar yükseldikten sonra. eski Ģairlerin iĢlenecek konu bırakmamalarına ve "bütün meyvelerin yenip." demektedir. özellikle de "cinsel" yaĢamını titizlikle gözlemiĢ. Hakkında anlatılanlar.." PaĢa. üstelik kalemini cinsellik dıĢında neredeyse hiç kullanmamıĢ. Anadolu'yu idarî görevlerle uzun yıllar karıĢ karıĢ dolaĢmıĢ. "Kaba Ģiirler" yazmıĢtır. ağanın oğlunu. "Kaba Türkçe" ile yazdığını söyler. yenge kadını da iĢin içine sokar ve 19. AĢağıda yeralan Ģiirlerde geçen "Kastamonu'ya özel" kelimelerin karĢılıkları. PaĢa'ya göre Himmet.. üstelik yazdıklarının ne derece garip olduğunun da bilincindedir: "EĢ'arıma giydirip zamane / Ucube külah-ı Türkiyâne / Meydane çıkıp eday-i nevle / Girdim yine bir dcstâne". dolayısıyla da "Türk Galip" unvanı. baĢmabeyinci Hamid PaĢa'ya da kâtiplik ettiği.. Döneminin Türkçe'yi karalama modasına uyar. çok az sayıda yayınlayıp üzerine ne tarih. sadece genç yaĢta devlet hizmetine girdiği... dönemin hükümdarı Abdülaziz'e ithal ettiği bir Ģiir kitabı bırakır. yani "ġiirlerime Türk usulü garip bir külah giydirerek yeni bir tarzda meydana çıktım ve yine bir destana girdim" der. iĢte bu yüzden Türk edebiyat ve erotizm tarihinde "benzersiz" diye niteleniyor ve kendi alanında "tek" olarak tanınıyor.. ne de yasa olarak mevcut olduğundan Türk Galip herĢeyi apaçık. Abdülhalim Galip. "gazuk" (kazık).Osmanlı tarihinde bu paĢalardan çok daha değiĢik iĢler yapmıĢ ve kendi alanında tek sayılan bir baĢka "Ģair paĢa" var: "Türk Galip" diye anılan Galip PaĢa. her Ģiirin sonunda gösterildi. Galip PaĢa'nın Ģiirlerinde erkeği Kastamonu delikanlısı Himmet. emmiyi. ama büyük bir cesaretle... ĠĢte Galip PaĢa. Metinde. Aslında pek "kadın" demez. Cinsel Ģiirler yazmasının nedenini. bu yüzden okuyamadığımız bazı kelimeler çıktı. PaĢa'nın deyimiyle "ayı gibi böğürür". yüzyıl Anadolu'sunun cinsel geleneklerini renkli bir biçimde sergiler. soru iĢaretleriyle gösterildi. tek bir Ģey düĢünmektedir: Kezban'a sahip olabilmeyi. bu tumturaklı cümlesinde kısaca "Bir halttır ettim. Hangi yılda doğduğunu bilen yok. bunu Kastamonu köylülerinin Ģivesinde yazdığı Ģiirlerine konu almıĢ. Kezban temsil eder. Kezban ve Himmet. "öyke" (öfke) gibi o yöre telaffuzuyla yazılmıĢ sözcükler ise. bazı yerlerde veznin bozulmasına rağmen.... "Dadu" (tadı). O dönemde "muzır" ne kavram... hiç çekinmeden yazar. ViranĢehir kaymakamlığına ve Ankara defterdarlığına getirildiği. daha uygundur.. Tam adı. halkın yaĢamını. köy hocasını. içinden çıkılması daha da güçleĢen. onun yerine "kancık"ı tercih eder.. 1876'da Ġstanbul'da öldüğüyle sınırlı. ne de basıldığı yer kaydını koymadığı. günümüz söyleyiĢine uyarlandı.... Darendeli Ġzzet PaĢa'nın divan kâtibi olduğu. ġiir uzayıp giderken PaĢa bazan bizzat kendisi araya girer. bu kitap dolayısıyla "Türk Galip" diye tanınır. kadını.Esnay-i mutayyebatta letmezen-i lisan-ı cür'et olan fuhĢiyattan dolayı husule gelen seyyiatın avfmı deryay-i bî-intihây-i mağfiret-i ilâhiyyeye havale ve ilka ile. _Allah _beni affetsin. Kancık eline her ne zaman geçse y. yerel lehçeyle olan ve eski harflerle yazılmalarından sonra. Galip PaĢa'nın Ģiirleri. Bunlar.

kancık: kadın... ak cinnu: rakı.k (Kız kısırak: diĢi kısrak. gökçen kadın: güzel kadın) * Çam mıdır bu dikilir taĢ mı ne çirkin bi y.. belki yutar kız kısırak Yırtarım ağzını hem de keserim kulağını Sen mi kaldın bana çürlü diyecek hey oturak? Kalkan öfkeyle kuzum sonra zararla oturur BoĢama kancığın a.ı kahbeye güm güm gümülettim Cinlendi teres ayyı gibi amma böğürdü t (Cinlendi: kızdı.. yollar ırak Köylü kancıklarını bir dama Galip dikeriz Cıscıbıldak soyarız deh ederiz çala y. ayyı: ayı. kızıl cinnu: Ģarap. sayhallamak: sürtüĢtürmek.Ürkütme. cerme: cereme. * Meclise gelip Kezban'ı Himmet ile gördü Cinlendi teres ayyı gibi amma böğürdü Dikti göğe kaffasını köppek gibi urdu Cinlendi teres ayyı gibi amma böğürdü Köyde fakının üstüne sırtlan gibi saldım Dört Ģaplak atıp yüzde guruĢ cermesin aldım Sonra kanadından yapıĢıp hem yere saldım Cinlendi teres ayyı gibi amma böğürdü Ak cinnu kızıl cinnuyu eĢĢek gibi attık Etten çomağı karna sagu sonra dayattık Bir kızla göğüs göğse sabaha kadar yattık Cinlendi teres ayyı gibi amma böğürdü Gökçen kadının aldatarak gönlünü ettim Ondan geri kattım önüme dağa ileĢtim Çaldım y.. havladı.... sözümü tut bana bak Burda dursam ben uĢaklarla yavuz eğleĢirim Gitmesem geç kalırım ah ne diyon. mülayim söz ile okĢayarak bas Birdenbire eĢĢekcesine dikme y.ı Önce kıçına. ceza. ne diyon: ne diyorsun)... bas (Kancık: kadın.. etten çomak: erkeklik aleti.. bas Galip sana benden öğüd olsun iyi dinle Kancık eline her ne zaman geçse y..k Bunu oğlan yiyemez.. karnına sayhallayarak bas. Gel tatlı kadın gel bir koyalım diye yalvar Tutmazsa sözün sonra güzelce bi dayak bas A. . urdu: uludu... uĢak: genç delikanlı.dan usanıp ta y. kösle: bileyi)... oturak: yaĢlı fahiĢe..n kalkmaz olursa Tut kösleye ??? varınca t... çürlü: hasta. fakı: köy imamı.ı.

arasında t..* Durup durup bana haksız ulaĢma. köçekler davul refakatinde oynar ve damat yumruklar altında zifaf odasına sokulur: AkĢam odada çokluk ile yatsıyı kıldık Yumruk yiyerek gerdeğe güç halle dikildik Bal Ģerbeti geldi. çaldı davullar Akcinnu yutup gakĢek olup heyde yıkıldık Ahret sorusundan da yamanmıĢ aman emmi Çekti bizi sorguya kadı eyce sıkıldık Taktı bu gece sorguya Galib beni Kezban A.. ölçüm: doktor.k denli kısıldık (Çokluk ile: cemaatle.la g.ğı denli uĢaklar kabardılar (Kancık: kadın. * Kancıktan köyün gelin almaya vardılar Defdümbelekle yolda kıyamet kopardılar Gammazlık eylemiĢ diye fakının oğlu Receb'i Urganla sımsıkı ağaca iyice sardılar Sidik zoruna uğramıĢ oğlan s. gökçe sinek: su sineği.. Önce yatsı namazı kılınır. diker hapise O komĢu kızcağızına sataĢma hey deyyus (Ġmeceyle: el birliğiyle. .. bir buduc ortaya kondu Çepçevresine gökçe sinek denli yığıldık BaĢladı köçekler oyuna.. bal Ģerbetleri ve rakılar içilir. * PaĢa..Se el s.....meden Ölçüm tutup y..sin Bana da s... Kastamonu'nun gerdek geleneğini saf ve samimi bir Ģekilde anlatmaktadır... erken: bekâr). akcinnu: rakı. buduc: kap. diye her gün bulaĢma hey deyyus Ben istemem seni. kaç git... aĢağıdaki gazelinde.hey deyyus Tazı gibi yamacımda dolaĢma hey deyyus Karın kızın imeceyle S. bana bokun bulaĢır Yılık köpek gibi ayrık yanaĢma hey deyyus Varır derim seni ben Galib'e. gakĢek: serhoĢ).. fakı: köy hocası. sidik zoru: belsoğukluğu. yılık köpek: erkeğini arayan kızgın diĢi köpek).nı baltayla yardılar PeĢkeĢ çekiyo valiye müftü bizi diye Hep ak sakallısı köyün ona kabardılar Köyden çıkınca köylü davullarla karĢıya Erken y.

kıyağına: kenarına) * Kezban yanağın kıpkızıl sanki bi elma EğleĢme bana hap gibi billah yutarım ha Kenger domalan ??? oflaz katık amma Göt lokmasına hiç de bi aĢ var mı ??? Keklik eti de bak yenecek Ģey midir hey Türk Oflaz ??? gözüm ondan koca manda Hayr ister isen yaz sıcağında su ulaĢtır Tak boynuna yavrum koca musluklu bi kırba Çamlar yeĢerir köylü çıkar hep alayıyla Soymuk yemesi çok hoĢ olur dağda baharda Korkutma kadın kızcağızı yapçene okĢa Kızgın boğa denli yaranıp üstüne salma Ettiklerini köylü bilir hep senin oğlan Meclise varıp andiçip ayrık babal olma . tatlı kadın merhaba! A. döngel: muĢmula. tatlı kadın merhaba! Gel bilece yatalım.. bağrımı kan etme gel Galib'in incitme gel.ğızın han mıdır.k attık Hep kol kola taktık kan kız çok hora teptik Hal kalmadı kökten yorulup Ģırk-ı tere battık Döngelliğe köylüyle varıp iyce doyunduk Kıycığna gelip sonra çabuk uykuya yattık Sel bastı köyü evlerimiz hep deniz oldu Çıktık damın üstünde yuvaklar yuvalattık Bir kızla bir oflaz güzeli gerdeğe koyduk Galib bu gece biz balı gayri yağa kattık (Oflaz: en iyi. engel: baĢkaları). bi: bir. yağı bala katalım ġalvarımız atalım. kökden: hepimiz. iyilik eyle bana Yalvarırım çok sana.* Geldim AnuĢ yanına. külhan: hamam ocağı. çıktı öfke kelleme Gayri bokun elleme. çevresi orman mıdır Issı bi külhan mıdır. bilece: beraberce.... tatlı kadın merhaba! Bunu yalan belleme. tatlı kadın merhaba! (AnuĢ: AyĢe. tatlı kadın merhaba! Engel ile gitme gel. * Kancıkların oflazlarını dama kapattık Sonra boğalar denli kızıĢtık y.

Galip koĢuda geç kiziri öğdülü kap ye Oğlum irazaleti gözet hiç geri kalma (Kenger: eĢek dikeni otu; oflaz: en iyi; göt lokması: yumurta; yapçene: yavaĢça; kizir: köy hizmetkârı; ögdül: ödül; irezalet: rezalet) * Acugul kükreyiĢin bana açıktan açığa Kaçar ussum tünerim ben de kayıktan kayığa Öyle bir koĢma oğarttım ki adam hayran olur Gezer artık bu deyiĢ gayri aĢıktan aĢığa Köylü çapkınlarile lâflanayım dersen eğer Geçer oğlan g..ün elbette kazıktan kazığa Bana gakĢek diye akĢam ne direndin vermedün Yürü sıktut g..ünü gayrı ayıktan ayığa Dinelirse y....ım dünyayı görmem Galib G.t diye saldırırım dağda yarıkdan yarığa (Acugul: deniz; oğarttım: yaptım; gakĢek: serhoĢ; dinelirse: kalkarsa) * Dünügün söylerim ey kahpe teres iĢte sana Lâf çalıp kendini eĢĢek gibi s.....tme bana Goca dombayı ??? oğarırken gördüm Derim elbette varır da karına kaynanana Hıre çür hem de ne pis bi koca bortul kiĢisin Sikdügit ben sana varmam ev önünde uluma Yoktu Kastamonu'da karĢılığın der bir âĢık Ama değmez mi boğuĢma bi çanak kahve caba Herbirindc nice dev kuvveti vardır Galip Sakınıp bakma kötü gözle aman kaç sırığa (Dünügün: her zaman; oğarmuk: yapmak; hıre: zayıf; çür: hasta; sırığa: hamallığa) * Baldan ziyade tatlı var mı gel deme Himmet Baldan da Ģekerden de s...Ģ tatlıdır elbet BileĢtiğin a...n ??? belki bi bok yer EyleĢme bana kendini s......me be var get Hammal sırığından yoğunun yer de ses etmez Kastamonu uĢağında kuzum vardı bu gayret G.t g.t deyip ??? kizir öyle gebermiĢ Oğlan güzel olmuĢ diyelim ??? rahmet Kezban yanına gelse ??? carttan osursa

Mis gibi kokar burnuna oğlan senin elbet Bir kerrecik Kezban dudağın ??? ah Galip benim ağzımda vardır halen o lezzet (ElleĢmek: ĢakalaĢmak; yoğun: kalın; kizir: köy hizmetkârı) * Pek ??? y.....m su koyun bir iki kaç ??? Ģalvarım yenge kadın a.....n aç Böyle pis sevgiyi ömrümde gözüm görmemiĢim Taç yapıp kâh baĢına kâh g...ne etme tıkaç Sen geçersen bu KamıĢlı Geçidi'nden hey oğul Paraya karĢılık elbet alırım bir g.. baç G..ünü Ģöyle bir açsan da dinelsen dursan YanaĢıp ben de bir aygır gibi öpsem març març Kezban'a ıscağın oldu kutu bulmuĢ Galip Köyde durma s...r âyân anan Ġstanbul'a kaç (Kaç: kap; dinelsen: kalksan; kutu: kadının cinsel organı; âyân: ileri gelen kiĢi, yönetici) * Kuzum ak cinnuyu eĢĢek gibi yuttum bu sabah Kezban'ın kutusunu tavĢan gibi tuttum bu sabah Sokulunca bana cilveyle o nazlı kadınım Ne yapıp neylediğim kökten unuttum bu sabah Dinelip oldum hamallar sırığından da yoğun Kellesinde domuzun testi durdurdum bu sabah Hep gören köylü kadyılarının ussu kaçtı S..in üstünde ??? kuruttum bu sabah Kabahatsiz bana âyân kakıyınca Galip Sönerek bokluğa çıktım da sürüttüm bu sabah (ak cinnu: rakı; dinelip: kalkıp; sürüttüm: yüzümü ekĢittim) * Kezbanla kuzum elleĢerek iyice yarandık Sürdük y....ı karna sagu tatlıya bandık Çaldı sopayı cermeye kesdi bizi kökten Ayan domuzun köycek elinden ağa yandık Biz BaĢkale'de ah bu kıĢ kara boğuluk Kırk gün ayılar denli hep inlerde kapandık Girdik sırığa yük taĢıdık gümrük önünden Artık deme gitsin kuruĢu çokça kazandık Hiç kalmadı Galip sılaya gitmeye harçlık

GakĢeklikile kekremsi suya amma dayandık (Yarandık: istektendik; cerme: cereme, ceza; girdik sırığa: hamallık ettik; kekremsi su: içki) * Bak sevdiceğim Kezban'ın on dört yaĢı vardır Kuzgunî siyah benleri hem de kaĢı vardır Gerdanlığını boynuna takmıĢ mavi boncuk Kan kırmızı parmakta yüzüğün taĢı vardır Han denli açıktır kapısı ??? ağanın Dünya yese bitmez bereketli aĢı vardır Hiç böyle konuk dertlisi yoktur bu Ģehirde Ekmek yer evinde katı çok oynaĢı vardır Bir top bezi sarmıĢ koca bir püskül oğarmıĢ Galip kizirin kubbe kadar bir baĢı vardır (OğarmıĢ: yapmıp; kizir: köy hizmetkârı; oynaĢ: dost; * Girdim sırığa çok sarı altın kazandım oh Zenginleyince kekre suya pek dadandım oh Koydum bi hızla hem de kanırtıp o....tum Bir ıssı a.lı kancığa akĢam yamandım oh Pambuk tulumu denli yatınca kız altıma Boylu boyunca üstüne düĢtüm abandım oh Attım tumanı sıyrayarak çıktım üstüne Keyfımce bir s....cik atıp amma kandım oh Kezban gelip de çaldı Galip bi bal ağzıma Sünnet eniği denli yalandan yalandım oh (Sırığa girmek: hamallık yapmak; kekre su: içki; kanırtıp: bağırtıp; pambuk: pamuk; tuman: don; enik: küçük çocuk) * Gel a kaltak Ģu y.....m eline al da bi tut Hırslanırsan kocaman kol kabağı denli ??? S.....p iĢte ikimiz de cenibet olduk Kazanı koy ocağa durmayalım pis su ısıt Varırım çarĢıya sana çeki çenber alırım Kanlı pis bezlerini koyma baĢına gayri sıput Ala kaftanları giy karĢıma çık da bi dolan Zilleri tak ??? Ģöyle köçek denli kırıt ArkadaĢlarla güzelce doyunurduk Galip Bulgur aĢıyla yemekte bi kazan olsa yoğurt

ekmekçi. Kökten piliyi pırtıyı sattırdı züğürtlük! Sarraflar inanmaz esnaflar söze kanmaz. ne dombay. Burada söylediği "Ey sevgili! Ahu gözlü sevgililerin her an hayalini çekmekten.. dombay: manda) Kulamparalarla zamparaların savaĢı. Sivrihisar'dan niçin ayrıldığını soranlara. Önce Ģehzadenin en yakınlarından Piyale Bey'e bende olmuĢ. Sivrihisar'da müderrislik yapmıĢ. alayımız kastı kavurdu. Yavuz Selim'in iĢbaĢına geçip kardeĢi Korkud'u idam ettirmesinden sonra. Bursa yakınlarındaki Geyiklibaba Türbesi'nde Ģeyhlik yapmaya baĢlamıĢ. cenaze namazını Kabe'de kılmıĢlar. Kökten pılıyı pırtıyı sattırdı züğürtlük. Yazan. gidip Mekke'ye yerleĢmiĢ... "Ne bu halin birader?" diye sordu" demesi. oradan AkĢehir'e geçip elli akçe aylıkla ders vermeye baĢlamıĢ.. "Gamları Defeden ve Kaygıları Kaldıran Kitap".. Din bilgini olduğu için. Böyle adlandırılmasının sebebi. zamanla Korkud'un maiyetine katılmıĢ. Yani.. Orada bir sohbet sırasında dostlarına "Ben artık bu dünyadan gidiyorum" demiĢ. bir Ģiirinde "Mecnun belâ çölünü baĢtan baĢa geçip gam dolu evime geldi. huzur bulamadım" diyormuĢ. Çanlardı çenem zengin iken çan gibi amma. sokakta beni gözler. birkaç dakika sonra. ala: renkli. Gazalinin Ģiirde döneminin usta Ģairlerine eriĢemediğini ama tarih düĢürmede ve özellikle hicivde. döneminin en büyük din bilginlerinden kabul edilen Fahreddin-i Acemî'den ders almıĢ.. Bursa'da BayezidpaĢa Medresesi'nde hocalık yapmıĢ. Gazali'nin delikanlılarla âlemleri bütün Ġstanbul'un dilindeymiĢ. gidip hamamı Gazali'nin baĢına yıkmıĢ. Sonra sıkılmıĢ. Kurtara çalap. Sultan Bayezid'in Manisa'da valilik yapan ve Ģehzadeler arasında en bilgini olarak tanınan oğlu Korkud'un maiyetine girmek istemiĢ. Artık hamamdaki cümbüĢler. damda kapattırdı züğürtlük. Gazali. ġimdi dayı ağzımı kapattırdı züğürtlük. Çok kimseyi kahr ile zıbarttırdı züğürtlük. Asıl adı Mehmed ama döneminde "Deli Birader" diye anılmıĢ.. devletin seçkin tabakasında ağızdan ağıza dolaĢıyormuĢ.. BeĢiktaĢ'ta bir hamam açmıĢ. çeki çenber: kadınların baĢlarına sardıkları çevre. Çalap: Allah. Ġstanbul'da barınamayacağını anlayan Ģair. ..(Cenibet: cenabet.. TaĢra çıkamam. "Dafiu'l-Gumum ve Rafiu'l-Humûm". ??? Dünyayı biri birine kattırdı züğürtlük Bakkal. Galip ne öküz kaldı. o zamanın en iyisi olduğunu söylüyorlar.. top attırdı züğürtlük. (TaĢra: dıĢarı. Mal koymadı herkeste. sıput: fırlat. Derken buradan da sıkılmıĢ. Dedikodular öylesine artmıĢ ki. doyunurduk: doyardık) "ZÜĞÜRTLÜK" GAZELĠ Köycek bize kardeĢ duman attırdı züğürtlük. kasap. gerçekten de ölmüĢ. geyikli babaya döndük" beyti.. at. halk dayanamamıĢ. Edebiyat tarihçileri. ne bir eĢĢek.. 1466'da Bursa'da doğmuĢ... Sonra Ġstanbul'a gelmiĢ. Kalkıp Manisa'ya gitmiĢ. Yıllardan 1535'miĢ. "Yer sivri olduğundan. Medresede okumuĢ. Osmanlı döneminde yazılan ve cinsellikten en serbest biçimde_ sözeden kitaplardan biri de. Harem-i ġerifin yakınına gömmüĢler.

Hemân (hemen) çaresi budur ki. onlar dahi zenançe (kız iĢi) kaftancıklar giyip ve ibriĢim kuĢaklar kuĢanıp ve kıvracık kırcık ve ucu tellice saçaklar sarınıp ve destmalcikler takınıp Ģah. mahbubeler musahabetinden (kadınlar sohbetinden) hazzedip (zevk alıp) mahbublar mücamaatın menedip (erkeklerle cinsel iliĢkiyi yasaklayıp) gulampârelere serzeniĢ ve tevbih ederler (sitem edip kınarlar) ki. Gulampâre yaranlar. BeĢinci fasıl: Sabuna.. gibi berdar edelim (asalım)" deyüp divane oldular.. Ģair ve hamamcı Gazalî'nin en ünlü eseri "Dafiu'l-Gumûm"un ikinci bölümü yeralıyor.. AĢağıda din adamı. TY 9659) "2... cümbüĢleri merdane (eğlenceleri erkekçe) ve direniĢleri pehlivânedir. cinsel iliĢkinin faydalarını bildirir.ġehzade Korkud'a ithaf ettiği ünlü eseri "Gamları Defeden ve Kaygıları Kaldıran Kitap". Amma gelin münazara . Zenpârelere bu haber vasıl olıcak (bu haber ulaĢınca). rüyada boĢalmaya ve hayvanlarla iliĢkiye ait sözleri bildirir. Altıncı fasıl: Rencûrların (iyi huylu olmayanların) ve muhannislerin (pasif eĢcinsel erkeklerin) pis hallerini gözler önüne koyar. vurmalı bir çalgı) çalıp "Varalım Ģu zenpârelerin baĢına a.. "zevk almıyoruz" anlamında).. avâzeleri (sesleri) heybetlû. Dördüncü fasıl: GümüĢ bedenli kadınlarla ve gümüĢ tenli genç kızlarla cinsel iliĢkide bulunmanın zevkini anlatır. Üçüncü fasıl: Servi boylu erkek çocukların ve lâle yanaklı dilberlerin sohbetlerinin hoĢluğuna iĢarettir. "Sizinle mukatele (savaĢ) ve mücadele etmekden safamız yoktur ("istemiyoruz". Bizim dut keser gibi yerde oturmadan benzimizde tendürüstlük (sağlık) yerine zaiflik (zayıflık) ve süstlük (tebellik) arız olmuĢtur. "Ey ağızları tadını ve nefisleri murâdını bilmez derdmendler (dertliler) ve iyiden yanlıyı (iyi olanı) farketmez biçareler!.den alemler kaldırıp ve g. hanzade. Ġkinci fasıl: Kulampara dostların ve zanpara biraderlerin arasında olan tartıĢmayı anlatır. Niçin Ģ'ol (Ģu) zerdali boylu. paĢazade. Zenpâre.den nakkareler (trampeti andırır küçük. Zira onlar kûh-ı billurun (billur dağ) gibi yaylakda perverde olmuĢtur (beslenmiĢtir). Biz onlar ile mukabele ve mukavemet etmek (bizim onlara karĢılık verip karĢıkoymamız) kabil değildir.. gibi kik (geniĢ) dünyayı göt gibi dar ve baĢların kesip a. FASIL: .. yedi fasıldan meydana geliyor ve fihristiĢöyle: Birinci fasıl: Nikâhlı kadınların faziletlerini yazar. kapısında t. sevgililerin) ve zenpâre biraderlerin mabeyninde (arasında) olan münazaran (tartıĢmayı) ve mefâhiratı (övünmeleri) tafsil ve tasvir eyler (açıklar ve anlatır).Gulampâre yaranların (dostların.. yumuĢak Beypazarı kavunu gibi tatlılığından iki Ģakk (parça) olmuĢ garaimi koyup ol mâden-i necaset (pislik madeni) ve menba-i habaset (kötülük kaynağı) ve bais-i kabahat (suç sebebi) dedikleri murdara uyup Ģöyle yüz karalığın kılarsınız" deyu (diye) yakındığıylan (yakınıp) hitablar ve itablar kılıb nâmeler (mektuplar) ve kitaplar gönderdiler. "DAFĠU'L-GUMÛM VE RAFĠU'L-HUMÛM"DAN (Gamları Defeden ve Kaygıları Kaldıran Kitap) (Ġstanbul Üniversitesi Küt. kadıncık kızı gibi düzünüp koĢunup bir yere cem' olup (toplanıp) fikirlerin (fikirlerini) bunun üzerine mukarrer kılıp (kararlaĢtırıp) dediler ki: "Gulampârelerin kavli (sözü) kutlu. Yedinci fasıl: Kıptîlerin (çingenelerin) yoldaĢlıklarını ortaya çıkartır. zenpârelerin bu tâ'nım (kınamasını) iĢidib "Göt gibi azîz ve nefis ve bir nesne (birĢey) var mıdır" deyip dil uzattıklarına gayet ile (çok) incinib dağda ve taĢda ve kuruda ve yaĢda ve köyde ve Ģehirde ne kadar gulampâre var ise cem' olub (toplanıp) s.

Ģhane hasırın saldı. buradan sonra. AĢağıda. taze g.ġeytan aleyhilâne (Allah ona lanet etsin) çıkıp gelip bunların arasına seccade-i sulh (barıĢ seccadesi) deyu (diye) bir s. s..... kesret-i zinadan (zina çokluğundan) gönlü kararmıĢ ve a. kulamparalarla zanparaların karĢılıklı tartıĢmalarını. bunlar bu murada vâsıl olmaz (ermez)"dediler..ı s.. * Zenpâreler can ve gönülden buna razı oldu.k zarbıyle (vuruĢuyla) helak edeler ve s.lere koymak ne demektir? ġiir: "Var iken dünyada zîbâ ve lâtif a. iki askerin mabeyninde (arasında) durdu.leri boklara mâlâmâl olmuĢ (dolmuĢ) g. nîzeleri (mızrakları) ile sinelerin (göğüslerin) çak edeler (yırtalar) ġeytan aleyhilâne (Allah ona lanet etsin) bu haberi görüp ayak üzre kalkıp bir eline bir âsâ ve bir eline teĢbih alıp Ģ'ol (Ģu) komĢuluk ("komĢu" yerine) a.. havasından benzi sararmıĢ. Amma gulampâreler "Madem ki bu zenpârelerden bize bir nesne hasıl olmaz. bu bölümlere yer vermeden. s. her birimiz medhini delille isbat etsin (övündüğü konuda haklı olduğunu kanıtlasın). baĢında külâh-ı kes (Ģarap dolu bardaktan yapılmıĢ külah). Hadd-ü insaftan (insaf derecesinden) teâdî (çıkmak) ve tecavüz etmek râh-ı delâlete (sapkınlık yoluna) ve tarîk-i cehalete (cahillik yoluna) düĢüp gitmek.k gayet bok yemekdir Var iken billahi yağ. çok çalıĢmaktan beli bükülmüĢ bir pîr (yaĢlı). S. her kimin kelimatında (sözlerinde) kuvvet ve istikamet ziyade olursa (güç ve yöneliĢ fazlaysa)... zenpâreleri ve gulampâreleri önüne getirdi.ler s. (kabul ettiler). Ģeytanın ortalığı nasıl kızıĢtırdığını anlatıyor.tenyüzü kara olmuĢ merdümek (mercimek) sorusu gibi bir azîz Ģeyh olup çıka geldi. Boku meni ile ezdiler yani mürekkep düzdüler . Pes (o zaman) Ģeytan aleyhilâne (Allah ona lanet etsin) bu sözü kabul eyleyip zenpârelere söyleyip bu kavli (sözü) bunun üzerine bağladılar kim (Ģöyle karar verdiler ki). yazı yazmak için kalem ve mürekkebin konulduğu alet. geçip üstüne oturdu. Bana yar-ı yoldaĢ (yar ve yoldaĢ) olmaya sizden gayrı kim kabil? Gelin siz ceng ve cidal (savaĢ) etmen (etmeyin) ve beni Ģuridehâl etmen (periĢan etmeyin)" deyu her birine nasayih-i pür fasayih (güzel sözlerle dolu nasihatler) söy-leyib bulduğu pohu (boku) yiyip ahiren (sonra) "sulh hayırdır" diyip bunları sulha davet edip kadı oldu.. ayak üzre durup ve bülendâ-vâz (yüksek ses) ile çağırıp ayıttı (dedi) ki. "Ey gulampâreler.. Kiminiz bakıyye-i kavm-i Lût (Lût kavminden artakalan) ve kiminiz bende-i nesl-i Kabil (Adem peygamberin oğullarından Kabil'in soyundan gelenler).. Zenpâreler bu hali gördüler ve bildiler. Birkaç günden ("birkaç gün sonra" anlamında) gulampâreler askeri eriĢip saflar ve alaylar bağlayıp durdular.ten divat (eskiden belde'taĢınan.ve muhavere edelim (tartıĢıp konuĢalım).. parmağını Boka bandırmak âdem ne demekdir?" Gulampâreler bu haberi gûĢ kılıp (duyup) deryayı muhit (etrafı çevreleyen deniz) gibi hurûĢ ve cûĢ edüp (coĢup kaynayıp) hemen ol dem (o an) dilediler kim (ki)... iki cihanda yüzü kareler ve âvâreler. bunları ayıttı (dedi) ki: "Ey gözümün nuru gulampâreler ve ey gönlümün surum (sevinci) zenpâreler. zinadan ne kadar evlâd hasıl oldu ise. Gulamparler bu sözü iĢidip kail oldular.. (sonra) içlerinden bir cihandîde (dünya görmüĢ) ve belâdan ve doksan dokuz kazadan arta kalmıĢ.ten kalem ve g. hakkı koyup bâtıla uymak... hücum edip zenpâreleri t.meye mail (istekli) oldular. can baĢlarına sıçrayıp söyledikleri söze peĢiman (piĢman) oldular. KiĢi g.." (Gazali. hükm-ü galebe ona müteallik olup (galibiyet kararı onun için verilsin) canibinde niza' mürtefı' olsun (anlaĢmazlık ortadan kalksın)" deyu el ağız bir eyleyip bu resme tedbir eylediler ("bu Ģekilde bir çözüm önerdiler" anlamında). faslın taraflar arasında ne Ģekilde bir uzlaĢmaya varıldığından bahseden son kısmını naklediyoruz) ". divit) getirip kalem divata bastırdılar..... Ahiren. gulampârelere vâsıl ola ("verile" anlamında) ve her ne muradlan var ise göreler (ne isterlerse yapalar)... her bir güruhun kendi "mesleğini" nasıl övdüğünü.. elinde âsây-i kîr (erkeklik organından âsâ).

Yeridir olursa rusvây-ı âm. gulampâreler onları t. ġiir: Sürür ile döndü gulampâreler Gam ile helak oldu zenpâreler Koyup oğlanı her kim zenpâre ola Bu denlû belâlar ona az ola G.". erkek... kına gelinin hangi parmağına nereden baĢlayarak sürülecek. Cinselliğin. zahmı (yarası) ile mecruh edip (yaralayıp) incitmeyeler. yani "Evlileri ĠrĢad Kitabı".. Mesela niĢan nasıl olacak. kuyruk göte kısıp yildiler (hızla yürüdüler).. ĠĢte bu metinlerden biri.ü terk idüp her kim ki s....t dümbeleklerin çala çala ve s.. Gulampâreler safalar kesbedip (alıp) huzurlar sürdüler.. nikâh ne Ģekilde kıyılacak. Metinde geçen Arapça duaları Türkçe'ye çevirdik ve metne ara baĢlıkları ilave ettik..a olup herbiri bed-nâm (kötüğisimli) ve rusvây-ı âm (dünyanın rezili) oldular. Çün ahidname (anlaĢma) tamam oldu.e dil 'izadıp itale-i lisan etmeyeler (söz atmıyorlar). çocuğun yaratılma Ģekli ve hangi kadınların nikaha lâyık olup hangisinin olmadığı. halk için yazılmıĢ dinî metinlerin de bundan nasibini almaması imkansız.k alemlerin sala sala feth-u zafer birle (zafer ve fetih ile) yerli yerine gittiler. ikincide nikahın faydaları.("yaptılar" anlamında). gerdeğe hangi elbiselerle girilecek.. bir tuman (don) içine yazdılar. Elhâc Mustafa Rakım'ın "MürĢid-i Müteehhilîn". dokuz bölüm: Birinci bölümde nikah konusu. dolayısıyla her aĢamasında Ġslamî kuralla uyulması gerektiğini söylüyor.ü s..e ve t. Hacı Mustafa. sekizincide düğünün... kitapta hepsi var.. Madem ki zenpâreler g.. altıncıda kadının erkek üzerindeki hakkı. neye uğradıklarını bildiler.. Ġstanbul'da. g.. cimanın.. kız veya ikiz olup anaya yahut babaya benzemesinin sebepleri.. . yedincide erkeğin kadın üzerindeki hakkı. zenpârelerin yüzü kara ve baĢı aĢağa ve oğlanların g. dördüncüde nikah akdinin yapılması. MÜRġĠD-Ġ MÜTEEHĠLĠN (Evlileri ĠrĢad Kitabı) Vakta ki zemane hatunları (bu zamanın kadınları) libas-ı fahire ile ziynet edip (değerli elbiselerle süslenip) ve sokaklarda ve sahralarda gezerler ve tenhada ettiklerini oralarda iĢlerler. HâĢâ (Allah'a sığınırım) bunların halinden... zinadan hasıl olan zina püserleri (oğlanları) zina dilberleri cem' edip (toplayıp) cima talim edip (öğretip) andan ("ondan sonra" anlamında) gulampârelere temlik edeler (mal olarak vereler). AĢağıda.. Hatta.. malûm iĢler yapılırken hangi dualar okunacak.. dokuzuncuda doğurmanın usulü ve çocuğun ana-baba üzerindeki hakkı. Dine uygun birleĢme.. üçüncüde nikahtan kaynaklanan gariplikler.. ceninin oluĢması sırasında devreye giren meleklerin konuĢmalarına kadar. beĢincide nikah konusunda hayırlı ve hayırsız erkekler. onuncuda çocuğun ana-ba-baya karĢı vazifeleri anlatılıyor. Ġbrahim Efendi'nin "himmetiyle" bastırılmıĢ. kitabın giriĢ kısmıyla cinsel iliĢkinin yönteminden ve çocuğun yaratılma sürecinden bahseden sekizinci bölümü yeralıyor. sözlü ve yazılı edebiyatta böylesine eski geçmiĢe sahip olduğu bir ortamda. "MürĢid-i Müteehhilîn". evliliğin "dinî" bir konu olduğunu.. 1872 yılında Mercan yokuĢundaki Pastırmacı hanında. ġ'ol (Ģu) Ģartla kim (ki).k zarbıyla (vuruĢuyla) ve s. zifafın usulüyle çocuğun yaratılması.e a.

DÜĞÜN ETMENĠN ADABI (usulü.Ve nâs (insanlar) yanında incilerini bezerler. onlar maymun ve hınzır (domuz) gibi haĢrolurlar (kıyamet gününde yaratılırlar). Zira bu kimseler. karıma benden rızık ihsan et. çocuk oğlan olur. Heyhat. AMMA ZĠFAF OLAN HATUNA MÜTEALLĠK EDEPLER (Evlenen kadının uyması gereken kurallar): Kokulu yağ sürüne ve iyice esvaplar (elbiseler) giye ve iki rekât namaz kıla. Allah-u teâlâ. Bu kimselerden gayret kalkmıĢtır ve sakallarını avratlarının ellerine vermiĢlerdir.. bereket hasıl olur. ricaller (erkekler) meyi eylesin deyu (diye). Rivayet olundu ki. BirleĢmemiz hayırlıysa bizi birleĢtir". Gelini kınalayalar ve zülüflerini (saçlarını) tarayalar ve ıtırlayalar (kukular süreler) ve cimadan sonra bir haftaya değin geline sirkeli ve hardallı Ģeyler yedirmeyeler. bu karındaki çocuğa ad koydum". Zira bu kimseler dünyada Ģeytanın karındaĢlarıdır. besmeleyle bunu okuya: "Allahım. Ve düğüne gelenler güveye "Mübarek ola. doğru yolda. Ve düğün taamı bazılar indinde (bazılarına göre) zifaftan sonra ve bazılar nikah vaktinde ve bazılar ikisindedir dediler. bir kimse elini hamile hatunun karnına koyup bu duayı okuya. Zira onların yanında iaĢe (leĢ) yemek nasihat dinlemekten muhabbetlidir (daha sevilir. Ve resul aleyhisselâm buyurdu ki. tek olan. Hayırlısını acele eyle (hayır iĢlemekte acele et). cennet taamı (yemekleri) yemeklere karıĢır. O dua. Bana karımdan. Bunların erlerine bir ehl-i din (din ehli) nasihat etse. senin ve Muhammed'in izinde gidecek bir nesil meydana getir". Böyle olunca ben murad ettim (istedim).. bu va îze hakaretler eylerler. mekruhtur (dini bakımdan uygun değildir). düğününe ağyar (yabancılar) ve fukaraları davet eylesin. Er ve hatun bu duayı okuya: "Yarabbi. doğmamıĢ ve doğurmamıĢ Allah'ın adıyla. hakaretler ederler). Eğer çaldırırsa. Bunlar dinlerini avratlarının rızasına vaz'ettiler ("verdiler" anlamında). Böyle olursa. Hatta Resul aleyhisselâm zifafında buğday kavurması ve hurma ile ıt'am etti (yemek yedi). . sünnettir. heyhat. AMMA CĠMANIN ADABI: Evvela. AMMA DÜĞÜN ETMENĠN ADABI: Düğünü aĢikâre ede (açıkça yapa) ve def vesair sazlar çaldırmaya. töresi) BEYANINDADIR: Menkûhası yanına ne güna dahil olması (nikahlı karısının yanına nasıl gelmesi) ve cimanın adabı (cinsel iliĢkinin kurallara) ve hatunların uĢak kalması (çocuk yapması) ve meni ne güna (ne Ģekilde) vaki olur ve evlat ne keyfiyette halkolur (yaratılır) ve bazı eğri-büğrü olması nedendir ve bazı evlat ("evladın" anlamında) baba tarafına çekmesi ve erkek veyahut diĢi olması nedendir. Korkma.. hak teâlânın azabına giriftar olurlar ("Allah'ın azabına uğrayacaklardır" anlamında). hiçbir Ģeye ve kimseye ihtiyacı bulunmayan. Ve günlerde oynarlar. Ve nâs (insanlar) önünde hamamlara çıkarlar. ol kimseye erkek evladı verir.. Din hangi mahalde kaldı? Hudaya sığındık bu taifeden.. SEKĠZĠNCĠ FASIL. Bunlar fâsik (sapkınlar) zümresinden oldular. Sonra. bunun ahvalini (hallerini) beyan etmek bu risalede. Ve bunda nikâhın âdabını (usullerini) ve buna müteallik ahval (durumlar) ve zina ne gûnâ (ne Ģekilde) olur? Bundan sonra kalbim bana dedi: "Bu zamane ehli (bu devirde yaĢayanlar) sana ve senin hakkında hezeyan söylerler (saçma sözler. tefahür ederler (övünürler). ġüphe yok ki. bana bana bu iĢten temiz. budur: "Yarabbi. Ben dahi kalbime dedim ki: "Ya kalbim!. beyan olunur. bu risalenin tasnifine (yazılmasına) Allah-u teâlânın tevfikiyle (yardımıyla) baĢladım. Beyninizi (aranızı) Hakteâlâ hayırla cem' eyleye (birleĢtire)" diye. gelinin ayaklarını bir pak (temiz) çanakta yıkaya ve evin etrafına serpe. tercih edilir)". hatunlarının bu meclislerde gezmeleri ile iftihar ederler. Hak teâlâ affeyleye. Mü'min. düğünde az-çok ıt'am-ı taam etmek (yemekler yemek). Amma sünnet-i Ģerifedendir (peygamberin yaptığı iĢlerdendir) ki. Halk ne derse desin".. zira rahmi ifsad eder (bozar).

Ģârib-i hamr (Ģarap içici) olur. akraba yapan Allah'a mahsustur". meni döke. Öğleden evvel ve sonra cima edenin veledi. ikisi de ("ikisi de" sözüyle. ĠĢte bunların vücuda nefi zahirdir (faydası bellidir) ve çocuğun oğlan olmasına sebep bahirdir (açıktır). Ve ol hengâmda (o sırada) soğuk su içmeye. açmakta beis yoktur. Gerek zor ile ve gerek rıza ile hamamda mücamaat edenin (iliĢkide bulunanın) veledi. Bu iĢ. beynlerinde (aralarında) bozgunluğa sebep olur. Ve Hazreti Ali -Radiyallahu anh. Bevil yolu kapanmaya ve akib-i cimada (iliĢkiden sonra) er ve avrat sağ yanları üzerine yatalar ve uyuyalar. Cumartesi gecesi cima edenin veledi. ĢaĢı olur. Tamam ("iyice" anlamında) oynayıp memelerini sıka. Ve cima mahallinde sabi (küçük çocuk) ve hayvan bulunmaya. CĠMANIN ġEKLĠ: Erkek hatunun üstüne çıka ve uyluklarını kaldıra. bedeni kavi (kuvvetli) olur ve kalbi ferah bulur ve aklı ziyade olur ve sevda ve safra vesair ne kadar emraz (hastalık) olur ise. Ve inzal (boĢalma) vaktinde bunu okuya: "Hamd beni. kadın ve erkek kastediliyor) örtülmüĢ ola. Ve avrat dahi gayrilerinin hüsnünü eri yanında demeye. Ģehvetiniz galebe etmedikçe. akib-i cimada (iliĢkiden sonra) silinmek için bir baĢka bez kullana. Zira açık olursa. vakt-i cimada (iliĢki sırasında) mübarek baĢını bürürdü (örterdi). veled hayasız (utanmaz) olur. bir kimesne (kimse) cima murad eyledikte (iliĢki arzuladığında) bunu okuya: "Yarabbi. Ve bedeni zikrolunan emrazdan (hastalıklardan) boĢaltmak niyetiyle suru eyleye (baĢlaya). meni güç dökülür. Ģeytan zarar edemez. Cimanın efdali (en yararlısı). Ve layık olan (iyi olanı).buyurdular ki. "Cimada itidal (iliĢkide ölçülü olma) topuklara ilik ve gözlere nur ve bedenlere kuvvettir". Hadiste geldi ("söylendi" anlamında): "Sizler hayvan gibi hatuna cima eylemeyin. Ve kendiyle ehli beyninde (arasında) olan esrarı gayrilere açmaya. Amma avrat üste çıksa. ne zaman olur?. hayasız (utanmaz) olur. cima etmekle onlardan halâs olur (kurtulur). Zira böyle olursa beden rahat bulur ve evlad tamam azalı olur".. Ve veledi meme emer iken cima etmek velede zararlıdır. Ve Resul aleyhisselam. Zira bu makule (bu Ģekilde) sözler fitne iras eder (fitne yaratır). sonra fercini sıkıp zekerini ovalayıp vakta ki kemal-i neĢat ve ikbal geldikte (zevkin olgunluğuna ulaĢıp mutluluğu artınca) zekerini ferci içine idhal eyleye (soka). Ve ayın evveli ve ortası ve ahirinde (sonunda) cima edenin veledi. "Sizler cima etmeyin. Sonra. Ve dahi er ve avrat. onu. safası (zevki) az olur ve zeker içinde meni kalır ve içinde kurur ve mesaneyi fasid eder (bozar) ve mesanede emraz (hastalık) hasıl olur. Zira iki tarafın bir bez kullanması. Ve kesret-i cima ile iftihar ve ol sırrı saireye faĢ ve izhar eylemeye (iliĢkinin çokluğuyla övünüp o sırrı baĢkalarına açıklamaya) ve ehlinin hüsnünü gayrilere söylemeye. bize rızık olarak gönderdiğin çocuktan da uzak tut". ġeytanı. Ġfrat-ı cima (aĢırı iliĢki) zayıf bedeni ve zayıf basarı mucip olur ve emraz-ı saireyi de mucip olur (bedeni ve görme yeteneğini azaltır. Ve ba'del cima (iliĢkiden sonra). Eğerçi faide me'mul ise (eğer yararı varsa). taamı kemaliyle (yemeği tamamen) hazmedip. beden ne pek sıcak ve ne pek soğuk olup mutedil (ılımlı) ola ve cimaa kemal-i Ģehvet ola (iliĢki isteği (azla ola). beni Ģeytandan uzak tut. .Ve hadiste vaki oldu ki ("söylendi ki" anlamında). mecnun (deli) olur. Hatta denildi ki. ahmak olur. diğer hastalıkları da getirir). Pazar ve çarĢamba gecesi cima edenin veledi.. Eğer bu vak'ada uĢak olursa (bu iliĢkiden çocuk meydana gelirse). soy. Belki mukaddeminde (öncesinde) öpün ve tekellüm ve latifeler edin (konuĢup ĢakalaĢın)". tebevvül (iĢemek) lazımdır. Bu minval üzere cima etmenin faidesi budur ki.

Ve perĢembe gecesi cima ederse veledi alim ve mütteki (inançlı) olur. Mevlâ veledi öyle halkeder (yaratır). Ve hadiste varid oldu ki ("söylendi ki" anlamında). Bu. Ve kurban bayramı gecesi cima edenin veledi altı parmak ve güneĢe karĢı ve ayak üzeri (ayakta) cima edenin veledi. gece evvelinden iyidir. Karnı aç iken cima edenin veledinin cismi hafif (zayıf) ve karnı tok iken cima edenin veledi cismi sakil (ĢiĢman) olur. samimi) olur. Ve cünüp olan er ve avrat cima vakti elini ve fercini yıkaya. hastalık bulaĢır). sinirin baĢı ve ağzı vardır. Ve hıyn-i cimada (iliĢki sırasında) fercine bakanın veledi. Rivayet olundu ki. zira cimaya sebep olur. erin menisini çekerler. anaya ve baba ya âsi olur. Buyurdular ki. bir kimse avratının dübüründen (arka tarafından) cima etse Allah-u teâlâ ve melekler ona lanet eder ve rahmet-i hakka vasıl olmaz (hakkın rahmetine ulaĢamaz). Cariyede. helâl itikad ederse (helâl olduğuna inanırlarsa) küfürdür. Ve ayın evvelinde ve sabaha yakın cima ederse veledi cömert olur. iki kanada benzer nesnesi vardır. Bir parça et ve sinir ve damardır. veled hüsündar (güzel yüzlü) olur. Avrat da böyle niyet ede.. Ve hasta avratla dahi cima etmeyeler. veledin azası (organları) ayıplı olur. Ve pek koca ve pek küçük kızla da cima olunmaya. onda . velede zararlıdır. mutlaka caizdir. "Hayız halinde (adet durumunda) cima edene ne lazım gelir?". yerine bevledici (iĢeyici) olur. kefaret olur". mürai olur. Zira hin-i inzalde (boĢalma sırasında) hatıra ne gelirse. Ve haizenin (adet gören kadının) göbeği altından dizi altına değin zekerini sürmek mubah değildir.Ve ramazan bayramı gecesi cima edenin veledi. Resul-i Ekrem'den sual olundu ki. Zira Hakteâlâ. meğer örtülü olalar (üzerleri örtülü olmazsa). Sağdadır. Ve cuma gecesi cima ederse veledi abid (ibadet eden) ve muhlis (içten. nısıf (yarım) diyet lazım gelir. veledi yılan Ģeklinde zuhur etti. Ve salı gecesi cima ederse veledi cömert ve Ģefkatli olur. Zira edene zaiflik iras eder (zayıflık.. Amma avratların rahmi yani uĢaklığı kese gibi birĢeydir.. Hadis: "Avrat avrata kapaklama. ikisi de zina etmiĢ olur ve gusül lazımdır. Ezan ve kamet arasında cima edenin veledi. Yaratılma baĢlıyor. erkeğin menisini taĢraya (dıĢarıya) dökmesi caiz değildir. cümle (bütün) hadis ile sabittir. Ve baldızı ve kızı hatırında (baldızını ve kızını düĢünürken) iken cima edenin veledi kız olur. Hub suretler (güzel yüzler) hatıra getire. malını asiliğe sarfedici olur. Ve avrat avrata_sürtüĢtürmek caiz değildir. Ve cuma namazından evvel cima ederse veledi ehl-i cennet (cennete girecek kiĢi) veya Ģehid olur. Ve kötü kimseleri hatıra getirmek. Ve vakt-i inzalde (boĢalma sırasında) çirkin suretler (yüzler) tasavvur ve tahayyül (hayal) ederse. Ve gece ahirinde (sonunda) cima. Onlar. Ve avan-ı cimada (iliĢki sırasında) öpenin veledi sağır olur. Ve sulehadan (dine uygun kiĢilerden) ola deyu (diye) niyet ede. Ve perĢembe günü öğleden evvel cima ederse âlim olur ve Ģeytan ondan kaçar. ammi (herkese ait. Amma avratın çocuk düĢürmesi haramdır. Onun ön tarafında. ortamalı) olur. Amma öpse ve sıksa ve gömlek üzerinden sürünse nefsini teskin (yatıĢtırmak) için caiz olur... bir hatun cima vaktinde satıhta (yerde) bir yılan gördü. Ve eğer avrat izin vermez ise. Hayz ve nifas (aybaĢı ve lohusalık) vaktinde haramdır. "Bir yahut yarım altın sadaka versin. Zira gece evvelinde mide dolu olur ve ahiri (sonrası) boĢ olur. ġaban ayının yarı gecesi cima edenin veledi münafık olur. Uyluğuna ve göbeğine dahi böyledir. Ve pazartesi gecesi cima ederse veledi âlim ve zahid (sofu) olur. Sefere gideceği (yola çıkacağı) gece cima edenin veledi.

Ve hadiste vârid oldu ki (Peygamber dedi ki): "Rahimde vazifeli plan melaîke meniyi avratın rahminden ellerine alırlar ve derler ki: "Yarab. veled üç olur. ondan veled halk olunur rahmin içinde (çocuğun rahmin içinde yaratılmasına yarar). Dördüncüsü. erin menisi nazil olması (gelmesi). . 55. veledin kız olmasına ve çokluğu ana tarafına çekmesine dalalet eder. Hak teâlâ "olunmayacak" derse. Kezalik (bunun gibi) avratın menisinin evvel vukuu. onda her ne minval üzere (Ģekilde) olduğunu görürler. Üçüncüsü. levh-i mahfuza (Allah tarafından takdir edilen Ģeylerin yazılı olduğu kitap) nazar edin (bakın)". sonra sol ellerine alırlar. erkeğin menisi avratın her azasına (organına) ve her tüyünün dibine ve derisinin her birine girer. baba tarafına çekmesine dalalet eder. Sonra elinin sebbabe parmağı (Ģehadet parmağı) zahir olur ve evvelki günde sol eli bahir (belli) olur. Amma veledin baba tarafına ve ana tarafına ve erkek ve diĢi olması budur ki. Ve bu tafsilin küllisi (anlatılanların tamamı). "Ya melekler. "Veled" kime benzeyecek?. Nitekim Hakteâlâ buyurdu ki: "Oradan yarattık sizi. Amma meninin keyfiyyeti ("meninin özelliği. Ve bazılar dediler ki. Sonra melekler kırk gün sağ ellerine alırlar. yoksa kız mı? Cehennemlik mi. ebeveyni cima eder. Eğer üçünden girerse. Böyle olduğundan. BeĢinci ve altıncı gün deri tüyü ve tırnakları halkolunur. Ġkincisi avratın menisinin evvel nazil olması. âhır-ı ömründe lisandan huruç eder (ömrünün sonunda dilinden çıkar). görevi" anlamında). erin menisinin evvel nazil olup ta avratın menisinden çok olması. her aza cima ile telezzüz kesbeder (her organ. halkolunacak mı (yaratılacak mı). veledin oğlan olmasına ve çok gelmesi. velâkin animi (amca) tarafına çeker. veled erkek olur. Levh'e nazar ederler (bakarlar). o rahme meni girdiği vakit asla dökülmez.. melekler derler: "Yarabbi. meni avratın her azasına (organına) girer. bir çamur olur. Ve eğer ikisinden girerse. bunlar halkolunur (yaratılır).. Eğer erin menisi evvel nazil olup ta avratın menisi galip (üstün) olursa. Ve Ġbn-i Mesud rivayet etti ki: Allah-u teâlâ benî ademi (insanoğlunu) halketmek murad ettiğinde (yaratmak istediğinde). Ve eğer "Halkonulacak" derse. o zaman veled oğlan olur. erin ve avratın menilerinde dört hal (durum) vardır: Evvela. veled iki olur. iliĢkiden lezzet alır). meniyi o toprak ile yuğarlar. rahme kan atarlar.Erin menisinin mukaddem zuhuru (önce gelmesi). gene oraya iade edeceğiz ve oradan çıkaracağız sizi bir kere daha" (Tâhâ suresi. Kırk gün bu hal üzre sakin olur (bekler). Eğer avratın evvel gelip çok olursa. Eğer erin menisi birinden dahil olursa (girerse). ayet). AMMA VELEDĠN ĠKĠZ OLMASI: Rahmin dört ağzı vardır. Onuncu gün ruh üfürürler baĢparmağı tarafından çıkar. Velâkin dayı tarafına ve baba tarafına benzer. erkek mi. sonra aza (organlar) belli olur. dört aydan sonradır. veled bir olur. Eğer dördünden girerse. kemik olur.Ġbtida (Ġlk önce) pazu kemiği zahir olur (ortaya çıkar) ve kabirde sonra çürür. Eğer avratın menisi evvel gelip erin menisi galip (üstün) olursa veled kız olur. Sonra bir miktar toprak alırlar defin olunacak mekândan (doğacak çocuğun öldüğünde gömüleceği me-zardan).iki kuvvet halkeyledi (yarattı): Birisi. kız olur. yoksa olunmayacak mı?". Meni sonra kan olur ve avratın rahmine iner". avratın menisinin evvel nazil olupta erin menisinden çok olması. Ve dahi rahmin ağzı aĢağı doğru durur. Eğer erin menisi evvel nazil olup ta çok olursa. Ve sonra ayakları ve _dördüncü gün 248 kemiği ve sinirleri ve 360 damarı ve kan ve bel. yoksa cennetlik mi? Eceli ve rızkı ne kadar?" Hak teâlâ der ki. Meni rahmin içine girince. Yedinci gün burnu ve ağzı halkolunur. meni geldiği vakitte erin menisini avratın menisiyle karıĢtırır ve birisi dahi ağzını yumar (kapatır). veled dört olur.

"Ya Resulullah _siyah Arap'ın önüne oturmadım" dedi.. tüm dünya nimetlerinin yanısıra onun cinsel alanda da normalin üzerinde zevk sağlamasını kendisine görev edinmiĢ olan yazar. çok sayıda bilgin. uygulama biçimleri yazılır. Arapça sözlüklerde "bah" kelimesinin "Ģehvet" ve "cinsel iliĢki" anlamına geldiği yazılı. Türkçesi. ikinci plandadır. Bahnameleri yazanlar. 2. "mahbube" ile "civan"dır. o dönemin bilimselliği çerçevesinde tıp hakimdir. hekimler tarafından kaleme alınan tedavi risalelerinin arasına girmiĢtir. hükümdarına takdim etmiĢtir. cinsel sağlıkla hemen hemen hiçbir iliĢkileri yoktur. "Senin 99 damarın vardır ve erin dahi böyledir. Cinsel sağlığı konu alan bahisler ise bahnamelerin kapsamından çıkmıĢ. Resulullah. Bu tür bahnameler. genelde dönemin sultanları için kaleme alınmıĢlardır. Bu üç kelime. delikanlı" demek. çeĢitli ilaçlardan bahsedilir.. Aralarında.. "bahname" olmuĢ. Ġlk dönem bahnamelerinde. Metin aralarında sık sık cinsel öykülere yer verilir. mahbube ve civan. ansardan (peygamber zamanında yaĢamıĢ olanlardan) bir hatun. Türkçe'deki ilk bahnamelerin geçmiĢi. Bunlar. Özellikle Tusî'ninki artık klasik olmuĢ bir eser. Osmanlı cinsellik edebiyatının en sık kullanılan terimleridir. kadınlara sadece iliĢki anında erkeğe zevk vermekle görevli bir araç gözüyle bakılır. Bahnamelerin kahramanları. Bunlarda cinsel gücün arttınlma yollan ve iliĢkiden daha fazla zevk alınmasını sağlayacak yöntemler anlatılır. Cinsel kitaplar yazılması. Kelimenin sonuna Farsça'da "kitap" demek olan "name"yi eklemiĢler. .. Ġslam tarihinin en ünlü bilim adamları var. veya çok sevdiği hükümdarının sağlığı yerinde bile olsa. Tarihi böyle yüzyıllar öncesine uzanan bahnameler.Rivayet olundu ki.. Eri. zamanla içerik açısından değiĢikliğe uğrarlar. onun . Bu kitaplarda iliĢki. Ol avrat. Daha sonraki yüzyıllarda kaleme alınan bahnamelerin ise. doğu ülkelerinde eski dönemlerden kalma bir gelenektir. bildiklerini kağıda dökerek. öyle sıradan kiĢiler değil. Kadınlar.oldu" deyu buyurdu. avratın yedinden (elinden) tutup Resulullah'a götürdü. yine de yüzyıllar öncesine dayanır. BÖLÜM BAHNAMELER: CĠNSELLĠĞĠN ĠLMĠ Bahname. Hintliler''in ünlü "Kama Sutra"sı kadar eski olmasa bile. genellikle onların hamile kalmalarını sağlayıcı veya önleyici reçetelerin yazılması Ģeklindedir. Ya sultan cinsel açıdan herhangi bir nedenle eskisine oranla güçsüzleĢmiĢ ve yazara bu derdini sona erdirecek çarelerin anlatıldığı bir kitap kaleme almasını emretmiĢ. "cinsel konulardan bahseden kitap". Erkeklerin güçlerinin arttırılması için çeĢitli yöntemler önerilirken. bir siyah evlat doğurdu._Mahbube Arapça ve "Kadın sevgili" anlamına geliyor. reçeteler verilir.. değiĢik birleĢme yöntemlerini anlatan "pozisyonlar kitabı" biçimindedirler. "Civan" ise Farsça "Genç. çoğunlukla erkekler açısından ele alınır. Bazı risalelerde kadınlara yer verildiği de olur ama bu yer veriĢ.Örneğin tanınmıĢ tıp bilgini Ġbni Sina'dan (ölümü: 1037) astronominin "babalarından" sayılan Nasreddin-i Tusî'ye (1201-1274) kadar. bahname kaleme almıĢlar. Vakta ki velet olacağı zama'n bu (hepsi) titredi ve siyah olmasını Allah-u teâlâ istedi.

kısaltarak aktarıyoruz. halk tarafından da kullanılmıĢa benziyor. Osmanlılar döneminde Farsça'dan Türkçe'ye çevrildiğine göre. Nasreddin-i Tusî'nin bahnamesinden bazı bölümleri. üzerinde türlü türlü ilâç denerlerse de çare bulamazlar. eski Anadolu Türkçesiyledir. "Zeker" erkeğin. yüzyıla ait olduğu anlaĢılıyor. bağıĢlayan Allah'ın adıyla. Tabiple.. hastalığından sonra bunların hiçbirinden zevk almaz oldu. metinlerin anlaĢılması oldukça güçtür. Terimlerin ilaçlarla ilgili olanlarının çoğu. . "ġurup" ise bildiğimiz Ģuruptur ama öksürük veya soğuk algınlığı benzeri rahatsızlıklar için değil. Elimizdeki yazma nüshalarda. "tila etmek" ilacı sürmek demektir. dil özelliklerinden 15. O'nadır. Ama. Bahnamelerin. Nasreddin saraya çağrılır. O güne kadar dünyanın en hoĢ. TÜRKÇE'DEKĠ ĠLK ÖRNEK Türkçe'ye "kazandırılan" ilk bahname. "mahbube" kadındır. çevirinin hangi yılda yapıldığı söylenmiyor ancak. "Bahname-i ġahî" yüzyıllar boyunca elden ele dolaĢtığına ve yazılmasından yaklaĢık 300 yıl sonra. insan bedenine yarayacak bilgileri içersin ve Muzaffer'i eski sağlığına kavuĢtursun" dediler. dünyanın en güzel kızlarıyla iliĢkide bulunmaktadır ama günün birinde gücünü kaybeder. AĢağıda. Nasreddin'e haber verdiler. "Cima" cinsel iliĢki. bazılarında "Bahname-i PadiĢah" Ģeklinde geçen kitap. Oldukça uzun olan sunuĢ bölümüyle çok sayıda örneklerin yeraldığı fasılları. eski tıpta kullanılan sözcüklerdir. 1. ĠliĢkiyi konu alan terimlerin bir bölümü edebî metinlerde de geçer. Tus'lu Nasreddin'in eski bilginlerin sırlarını keĢfeden bu kitabı yazmasına.. en güzel kızlarıyla birarada bulunmuĢtu ama. Türkçe Yazmalar. "Macun". Muzaffer'e aniden. nimetlendirdi. Adı bazı nüshalarda "Bahname-i ġâhî". Bizleri yarattı. felce benzeyen bir tembellik geldi. Nasreddin-i Tusî'nin kitabının tercümesi. Kullanılan terimlerin ne oldukları bilinmeden. kendilerine özgü bir "teknik dili" vardır. bir önsöz ve 18 bölümden meydana geliyor. merhemdir. Ülkemizde ilk kez burada yayınlanan bu elyazması bahnamenin dili.Bahname terimleri. Örneğin "edviye" ilaç". BAHNAME-Ġ PADĠġÂHÎ (Ġstanbul Üniversitesi Kitaplığı. kudreti arttırmak amacıyla kullanılırlar. Asıl iĢi gök bilimciliği olan Tus'lu bilgin bu konuda yazılmıĢ tüm eski kitapları inceler.. kendi dönemindeki uygulamayı da gözden geçirir ve istenen kitabı hazırlayıp saraya sunar. risalenin bir sultanın isteğiyle ve "zaruret üzerine" kaleme alındığı yazılı: Ġlhanlı hükümdarlarından Gazan Mahmut Han'ın (1271-1304) oğlu Muzaffer. Gazan Han'ın oğlu Ebu'l-Muzaffer Han'ın hastalığı neden oldu. cinsel iĢlevi olan her türlü ilacın formülünü yazması istenir. Kadından "avrat" diye de söz edilir. No: 7152) Esirgeyen. Ġlhanlı sarayındakilerin yanısıra. Önsözde. Bahnamedeki reçetelerin zavallı Muzaffer'i yeniden eski gücüne kavuĢturup kavuĢturmadığı konusunda bir bilgimiz yok. Muzaffer'in eski "gücüne" kavuĢmasının çarelerini içeren hacmi küçük ama yararı büyük bir kitap hazırlaması. "civan" erkek. günümüz Türkçesine aktararak veriyoruz. Muzaffer artık hiçbir Ģeyden zevk almaz hale gelmiĢtir. bir kitap yazmasını istediler. saadet verdi ve hikmetinin örneklerini gösterdi.. bir bölümü ise yalnızca bahnamelere mahsustur. hükümdarın oğlunu muayenelerden geçirip. Salahaddin adında bir kiĢi tarafından çevrilmiĢ. "Ferc-i murassa" veya "mevzi-i ziba" dendiği de olur. "ferc" kadının cinsel organıdır. Ölçülemeyecek derecede hamd ve Ģükür. "hacmi küçük ama yaran fazla olsun.

Ayak parmağı arasına sürüldüğünde cinsel gücü arttırıcı ve iliĢkide ne kadar çok bulunulursa bulunulsun. topalak yağına katalar ve ol demir dikeni kökünü zeker özerine ekeler ve üzerine ol yağı süreler. kendi üzerine getirmeye ki barkeĢ (yük taĢıyıcı) olup zahmet çekmeye. adını "Bahname-i PâdĢâhî" koydu. Tâ kim meni tamam inzal ede. Hükemây-i mütekadimîn (eski bilginler) Ģöyle ittifak etmiĢlerdir: Evvelâ demir dikeninin kökünü alalar. ve ruhlarına gıda sağlamaları temennî edilir. Ovmakla uzanır. 3. ġiir: "Bu öyle bir kitaptır ki her bir sayfası güle benzer. ne igen yuvka (ne çok ince) ve ne igen kalın (ne çok kalın) ola. 14. Böyle olsa (olursa). Dertleri atıcı.bilgil kim (bil ki). safrayı ve balgamı yokedici. Lâkin ol maksudca olmaz kim. 12. mercan gibidir. 13. Ġnsanların özellikleri ve mizaçları.". Hamile kalmayan avratlara verilecek ilaçlar. Beldeki burudeti (soğukluğu) ve azalardaki (organlardaki) rutubeti defedici.zahmetlerden emin ola. 18.. bitkilerle hayvanlardan elde edilen en hoĢ gıdaları insana tahsis etti.. insanoğlunu yokluktan yarattı ve çiftleĢmekte birbirine muhtaç kıldı. ĠliĢki sırasında ağıza alındığında. 12. ondan sonra buçuk dirhem Hindistan kozu içini döğeler. hamamdan çıkınca üç defa süreler. özenilerek yapılmıĢ hoĢ bir süs. Cinsel organın boyunu uzatacak ilaçlar. akıl ve kerametle Ģereflendirdi. mideye kuvvet verici hazım ilaçları. 17. Cinsel iliĢkinin vücuda zarar vermeden yapılmasının yöntemleri. daima bakire gibi olmalarını sağlayıcı ilaçlar..bilgil kim zeker sinirden mürettebdir (yapılmıĢtır). 4. ilâçla arzu edilen hale getirilir). Gücün artmasını sağlayacak basit ilaçlar. Kanı temizleyen ve gücü arttıran içecekler. Bunlar aynı zamanda balgam ve safrayı yokeder. Avratları bakire gibi yapacak. Bu bahname. ne de bahset. Er dahi iki ayağı üzerine gelip meĢgul ola. 11. kiĢiyi güçlü kılar.Nasreddin. edviye sebebi ile ola (eğer istenildiği gibi olmazsa. kiĢinin asla yorulmamasını sağlayıcı ilaçlar. düĢünceyi temizleyici. avratın üzerine bıraka. sol mikdar tavil ola ki (o derece . ama hararetten cima edemeyecek hale getirici ilâçlar. kiĢi cemi' (bütün). Fasıllardan seçmeler: 5. 5.. FASILDAN: . sabah sahk edeler (ezeler). 10. Erkeğin cinsel organına sürüldüğünde organı sert ve güçlü yapacak ilaçlar. ĠliĢki sırasında iki tarafa da zevk verecek ilaçlar. 16. gücü arttırıcı hoĢaflar. meni inzal olmaya baĢlaya (baĢlayınca). 2. Dört mevsimde giyilecek elbiseler ve kullanılacak kuĢaklar. En seçkin varlık olan insanı. Lâyık olmayanlara ne göster. FASILDAN: . Avratların hamile kalmamasını.. 10. Hukne (tenkiye) usulleri. Dahi hamama gireler. 9. Müfredat (basit) gıdalar. derken insanoğlu birbiriyle çiftleĢmeye mecbur oldu. Yüce Allah. Ve iki ayaklarını yukarı götürmüĢ ("kaldırmıĢ" anlamında) ola. cimanın Ģekillerinden iĢbu Ģekilden ahsen (daha iyisi) yoktur ki avrat rast (düz) yatmıĢ ola ve arkası üzerine ve beli altına bir yuvka (ince) yastık koya. Mürekkeb (bileĢik) gıdalar: Ġnsan mizacına yararlıdır. Ġçerisinde anlatılanlar Ģurdan-burdan toparlanmıĢ bilgiler değil. Üstelik gevĢekliği ve felci bile ortadan kardırır. erkeğe zevk verecek ilaçlar. 15.. büyük bir dikkatle eskiden yazılmıĢ tıp kitaplarını inceledi. munkati olup (kesilip) avratın rahmine doğru gidip zayi olmaya.hamr (Ģarap) beyanındadır amma haram olduğundan ötürü yazmaya istikrah olundu (tiksinildi). yuyalar. 8. ol saat (o anda) iki dizlerin aĢağı koyup... FASILDAN: . sıcak suyla zekeri ovalar. 7. Gubare (toza) döne. Tâ Ģuna değin ki. Ol kök kim yıllanmıĢ ola. biiznillah-i teâlâ (Allah'ın izniyle). kendi zamanındaki uygulamaları gözden geçirdi ve bu kitabı yazarak. 6. Kurutalar. cinsel kuvveti arttırır. hikmettir. Okuyanların benliklerine safa. 18 fasıl üzerine tertib edildi: 1.

sonra kıvama gelmiĢ bal ile haplar edeler. bir kısmı Ġran Azerbaycan'ında basılıp Osmanlı ülkesinde dağıtılır. FASILDAN: . Ondan sonra indireler. 17. onu dahi karıĢdıralar ki. 15. Sözlüklerde bulamadım). Bunların cümlesin (hepsini) bir çömleğe koyalar ve mikdarınca su koyup kaynadalar.. sirkenin bazısı dahi gide. yüzyılın sonlarına doğru. tâ ki hal ola ("eriyene kadar" anlamında). hiç fark olmaya ("bekâreti kız gibi olur. dahi kanıyla bir çömleğe koyalar ve biraz fesleğen yağını üstüne koyalar. gubare döne. MAHBUBE VE CĠVANA DERSLER Bahnameler.uzaya ki). Ve kaynatırken avratı getire. sonra bir ĢiĢeye koya ve vaktinde bir bezle istimal ede (kullana). hiç avratlar hamile olmaya ve daim bikir (bakire) gibi olalar: rezaki üzümü suyuyla karıĢtırıp bir denk misk dahi katalar. yanına oturta. ağızda tutalar ve cimaya meĢgul olalar. Resimlerle ilgili Osmanlıca ifadeler ise.. 18. kaynatalar. . FASILDAN: . üç gün sonra tamam olur. FASILDAN: .Ģol edviyeler (Ģu ilâçlar) beyanındadır ki avrata ilâç edeler ("kadınlara kullanırlar" anlamında). Ondan bir tutam sahk ederler (ezeler). FASILDAN: . FASILDAN: . 13. gayetle lezzet hâsıl kıla.. beĢ dirhem Ģeker. sonra sıcak suyla yuyalar ve buçuk dirhem darçın ağzına bırakalar. Konu. Ve üzüm suyuyla kanĢtıralar. Ve her saatten sonra sol ola ki bikri mutlak ola.. gayet sahk edeler (ezeler). Tamam bir saat tevakkuf edeler (bekleyeler).. artık içlerinde tıbbî konuların yer almadığı bir 'pozisyonlar kitabı" halindedir. Önceleri elyazması halinde elden ele dolaĢan bu tür bahnameler. bir denk kakule. acayib göre.. 14.bir dirhem karanfil ve bir dirhem zencefil. Birkaç kez soktuktan sonra boğazlayalar. teke sakalı beĢ dirhem ve rezaki üzümü suyu 16 dirhem ve mersin yemiĢi buçuk dirhem. Ondan sonra bir yeni bezle avrat g. avratlar bikiri (kadınların bekâretini) kız oğlan gibi kıla: Evvelâ akir kârha iki dirhem. Ġçlerindeki resimler sadece Ģark çizimi değildir. yani süreler. 18. cimaya meĢgul olalar. kimi zaman da rokoko tipindeki binalarda. bazen de üzerlerinde Avrupa modasına uygun elbiseler bulunan kadınlar. andan ol yağ ile karıĢtıralar. hiç bir sansüre uğratılmadan yuzılmfĢtır. Ģarabla bir kaba koya. tamam karıĢa. geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısından sonra. O yağa karıĢdıralar.. FASILDAN: .... buçuk dirhem akir kârha (bir baharat cinsi olabilir. ayırdedilemez" anlamında). her birinden buçuk dirhem. tâ ki suyu gide. Hacet (ihtiyaç) vaktinde bir pare (parça) bez ile ol yağdan elin ve ayağın parmakları arasına dürteler elinin ve ayağının bileğine de dürteler.serçe yavrusunu alalar ki tüylenmemiĢ ola ve bal kovanının katına (yanına) koyalar ki arılar soka. dahi ("sonra" anlamında) zekere tıla edeler (süreler). Biraz güneĢte dura. Ġstanbul'da yayınlananların yanısıra. Kız oğlan kız gibi ola ve hamile kalmaya.bir dirhem darçın. kaynata.ne cimadan evvel süreler. baskı olarak ortaya çıkarlar. Bunları alalar. BaĢında sarığıyla sedir üzerinde aĢk yapan bir doğuluların yanısıra redingotlu. kimi zaman barok. Bunları dahi döğeler. misk ve bir denk ceviz.Ģol (Ģu) ilâçları beyan eder ki. Ondan sonra onun yarısını alalar. yedi kere buğunu (buharını) çektire.. 16. Ol sudan bir yeni bez pâresiyle (parçasını) ıslatıp bir saat tevakkuf ede (bekleye). acayib göreler. Geri tecdid-i amel etmek (sonra. ağız suyuyla zekere dürteler (süreler). edviyelerin (ilâçların) sebebiyle hamile olalar biiznillâh-i teâlâ (Allah'ın izniyle): Evvelâ hindi ödü ve mersin yaprağı ve hurma.. Velâkin hükmü üç güne değindir. 2. erkeklerle iliĢkide görünürler. uzun saçlı ve Avrupalı oldukları her hallerinden anlaĢılan erkeklere de rastlanır. görüntülerle tam bir tezat oluĢturur.Ģol ilâçları beyan eder ki. tâ kim suyu gide.. Ol suyu saklayalar ve hacet (ihtiyaç) vaktinde evvelki gibi edeler.. üç denk Hindistan kozu içi. O dönem Fransa'sından alınma görüntüler de vardır. Bunları bir ince beze bağlaya.. Acayib göreler. Üç gün güneĢe koyalar. gubare döne.. Bazen pelerinli. avrat hamile ola. aynı iĢi yeniden yapmak) gerek. bir ĢiĢenin içine koyalar ve ağzını mumla berkiteler (sıkıca kapatalar). andan (ondan sonra) cimaya meĢgul olalar.

Iztıca (yan yatarak cinsel iliĢki) 4. Bu misillû (Ģekilde) cimanın ismine "muadde" derler. Hemen sarılıp öpe ve kemal mertebe (olgunluk derecesinde) hırs ve ikbal (mutluluk) gösterip dilini tutup ve dudaklarını ısırıp burun nağmeleri ve boğaz sadalarıyla zekerini (aletini) fercine ithal eyleye. üzerinde basım yeri ve yılı bulunmayan. Bunun ismine "tıyyu'l-musaddi" derler. ÜÇÜNCÜ: Mahbube arkası üstüne yatıp iki ellerini baĢ altına koyup ve ayaklarını göğsüne ulaĢtırıp gya (sanki) tortop olup yata. Ġstilka (yatarak yapılan cinsel iliĢki) 2. Erkek dahi mahbubesine sarılıp göğsünü göğsüne ve zekerini fercine dayayıp aheste (yavaĢça) yerleĢtirip mahbube fercini yukarı kaldırdıkça erkek dahi kendine çekip tamam yerleĢtirdikte (yerleĢtirince) zekere Ģırrak Ģırrak vurarak varıp gele. gayrilerini (diğerlerini) bilmezler. Mahbubenin karnı üstüne düĢüp sıklet (ağırlık) vermiye.. DÖRDÜNCÜ: Mahbube arka üstüne yatıp bir ayağını yukarı kaldıra. BAHNAME ". Bu hal ile ikisi dahi inzal olup (boĢalıp) le'zzet-i tam hasıl edeler (tam lezzet elde edeler).Cimanın hey'et-i Ģekli hasebiyle etvân (cinsel iliĢkinin görüntü açısından biçimleri) altı tavır üzerine mukassemdir (altıya ayrılmıĢtır): 1.Ġnhina (eğilerek yapılan cinsel iliĢki) 6. Lütfet yavaĢça yavaĢça yap ki iĢ tamam olup bigâne gibi taĢrada (dıĢarıda) birĢey kalmaya" diyerek yine sevinerek sanla ve tâb-tıraĢ yerleĢtirip ikisi dahi inzal olalar. Cima vadilerinde mütevatir olan (anlatılan) vadi odur ki ekser halk (halkın çoğu) bu güna (bu Ģekilde) cima etmeyi bilip. yüzyılın ilk yarısına ait olduğunu sandığımız bir bahnameden bazı bölümler yer almaktadır. Bu gayet leziz olmakla mahbubenin kemal-i Ģehvetinden (Ģehvetinin en üst derecesinden) gözleri dönüp diye ki: "Canım.. Bu hıynde (bu sırada) Ģehvet hasıl olup zekeri kuvvet ve salâbet buldukta (sertleĢtiğinde) hemen var kuvveti pazuya vererek zor ve Ģiddet ile öyle hamle eyleye ki mahbube dahi sadmesine tahammül edemeyip kâh aĢık-ı biçare-i dilhune (gönlü kanlı çaresiz aĢık) gibi eğile ve kâh hevay-i aĢk-ı deruni (derin bir aĢk havası) ile ateĢ alan biçare gibi ah edip ızdırab ederek yine kemal-i lezzetinden (olgunluğa ulaĢmıĢ lezzetten) balkıyıp (oynayıp) yana.. Ve kellesi zahir olunca (görününce) çeke ve yine tekrar soka. Ve erkek dahi kendine geldikte .AĢağıda. Yani pekâlâ cima demektir. Ve bu istilka on nev’ (çeĢit) üzerine olup: EVVELKĠ: Mahbube arkası üzre yatıp bacaklarını göğsüne doğru kaldıra ve erkek dahi uyluğu arasına girip ayağı parmaklarının üzerine dura. sabra mecalim kalmadı. ancak 19. Bu minval üzre (bu Ģekilde) kâh sükunet ve kâh hareket gösterip tamam inzal olmaları (boĢalmaları) karîb olunca (yaklaĢınca) beraber inzal olup (boĢalıp) bir lezzet hasıl eyleyeler ki onun fevkinde (üzerinde) bir leziz (lezzetli) inzal (boĢalma) olmaya. Kuud (oturarak yapılan cinsel iliĢki) 3. Bu gûnâ (Ģekilde) cimanın ismine "niyku'l-ade" derler.. BEġĠNCĠ: Mahbube arka üstüne yatıp belinin altına yastık koya ve ayaklarını baĢına beraberce çekip ve dizini kaldıra.Ġntiba (yüzüstü yapılan cinsel iliĢki) 5. Adetçe (alıĢıldığı gibi) cima demek olur. ĠKĠNCĠ: Yine mahbube arkası üstüne yatıp bacaklarını dahi vucudla adet üzre kaldıra ve erkek dahi üstüne uzanıp zekerini karnına yahud kasığına dayaya. Bunun ismine "niyk-i muhalif derler. Ve bu minval üzre inzal olunca (boĢalınca) hareketten ve kucaklayıp inip çıkmaktan hâlî olmaya (vaz geçmeye). Günümüzde sadece bir mizah duygusu uyandıracak olan bahnamenin dilinde çok az değiĢiklik yaptık. Izhar-ı Ģehvet edip (Ģehvetini gösterip) erkek dahi arasına girip Ģehvet-i tam (tam bir Ģehvet) hasıl olunca zekerinin kellesini fercinin aralığına eriĢtirip bir miktar dura. Tâ ki lezzet-i acib (acayip lezzet) ve Ģehvet-i garib (garip Ģehvet) ile inzal ola.Kıyam (ayakta yapılan cinsel iliĢki) ĠSTĠLKA (Yatar durumda yapılan cinsel iliĢki) Yani mahbube (kadın) arkası üstüne yatıp mücamaat olunmaktır (iliĢkide bulunmaktır).

Ve ikisi dahi varıp gelerek inzal olalar. Mahbube dahi göğüs vererek ikisi beraber inzal olalar (boĢalalar). Bunun ismine "rıkku'l-tuhaf derler. ferc-i zibası (süslü organı) tamam kaz göğsü gibi meydana çıkınca erkek dahi var kuvveti pazuya getirip zekerini çıkartıp fercine ithal eyleye. Bu gûnâ mücamaat eyleyenlerin (iliĢkide bulunanların) zekeri gayet kuvvetli ve uzun olması gerektir (Bu bölümün giriĢinde. yani üstüne yatıp mücamaat etmektir (iliĢkide bulunmaktır). ġehvet-i tam hasıl olunca zor ile zekerini ithal eyleye. zekerini mevzi-i zibalarına yerleĢtire ve kâh çekip yine yerleĢtire. Ve bu dahi.. Mahbube dahi altında inleyip ağlaya ve "Ġncittin zalim" diye niyazkârâne (yalvarırcasına) Ģekva ederek (ağlayarak) g. ALTINCI: Yine mahbube arka üstüne yatıp uyluğunu kaldıra. Bu hey'ette (bu Ģekillerde) cima etmenin dahi ismine "mürenfa" derler. Erkek bacağının arasına girip ve zekerini dahi fercine ithal eyleye.(gelince) zekerinin baĢını tükrükleyip dayaya. Bu dahi. Ve ikisi oturduklarında ayaklarını dahi altına alıp kasıklarını birbirine karĢı vereler ki. bunların sadece biri yazılmıĢ). Bunun ismine "aklabî" tabir olunur. ONUNCU: Mahbubeyi arkası üstüne yatırıp bacaklarını kaldırıp ve erkek dahi ara yerine girip mahbube bacaklarıyla erkeği ardından dahi kucaklayıp sarıla. Ve mahbube dahi nazikane (nazik Ģekilde) Ģiveler edip soluyarak yata ve ikisi dahi inzal olalar. ĠKĠNCĠ: Mahbube yine sol tarafına yatıp ayaklarını uzata ve civan dahi üzerine geçip iki uyluğu mahbubenin uyluğu arasına yerleĢtire ve zekerini dahi kasığına dayayıp fercine ithal ede. Ve erkek dahi uylukları üzerine Ģırrak Ģırrak vurarak varıp gele. oturarak cinsel iliĢkinin beĢ çeĢit olduğu söyleniyor ama metinde. Dahi zekerinin baĢını ferc-i zibanın ağzına sürüĢtürüp tamam kıvam hasıl olunca (kıvama tam olarak gelince) hemen içine ithal eyleye. dahi koltuğuna doğru döne. Bu günâ maslahat ile (bu Ģekilde iĢ ile) mahbubeler erkek gönlünü ala. Bunun ismine "niyk-i muberred" tabir olunur. on nev'(çeĢit) üzerinedir. bütün bütün birleĢip taĢrada birĢey kalmaya. Ġnzal oluncaya kadar ikisi dahi hareketten hâlî olmaya (vazgeçmeye). Bu usul üzre inzal olunca (boĢalınca). Zekeri fercin yarığına iliĢtirip zor ile ithal ede. KISM-I SALĠS: IZTICA' (Üçüncü kısım: Yan yatar durumda yapılan cinsel iliĢki) Iztıca' demek. Bunun ismine "kalbus's-safı" derler. beĢ nev' üzerine olur. hareketten hâlî olmaya.. Bunun ismine "niyku'l-Ģaklak" derler. ÜÇÜNCÜ: Mahbube yatıp yüzünü döne ve erkek dahi üzerine yata. Mahbube dahi burun nağmeleri ederek naz ve Ģive ile ikisi dahi inzal olalar. Ve bu cimanın ismine "niyku'l-hukema" derler. YEDĠNCĠ: Mahbube dahi arka üstüne yatıp ve erkek dahi üstüne çekip mahbubenin bacaklarını omuzu baĢlarına beraber kaldıra. Ġnzal olmaya yakın olunca çekip zekerini bir temiz sile ve yine ithal eyliye. oturduğu yerde cima etmektir. Zevkyâb olmaya sebeptir (zevk almaya sebep olur). Ve mahbubenin omuzu baĢlarından tutup busesini alarak ve kucaklayarak yerleĢtire ve kemâl-i safasından (zevkinin en üst derecesinden) burun nağmeleri ederek arz-ı muhabbet eyleye (sevgisini göstere). Bunun ismine "niyk-i Acem" derler. bir ayağını mahbubenin bacağı arasına sokup. SEKĠZĠNCĠ: Mahbube ayaklarını uzatıp otura. Bunun ismine "beyti" tabir ederler. Bunun ismine "niyk-i müellif derler. DOKUZUNCU: Yine mahbube arkası üste yatıp uyluklarını kaldıra ve önüne çekip omuzu baĢlarından tuta. . Eğer dilerse zekerini çıkarıp temiz sile ve yine derhal ithal eyleye. Bir ayağını uzatıp yata. KISM-I SANl: KUUDAT (Ġkinci kısım: Oturur durumda yapılan cinsel iliĢki) Yani kuudat demek. EVVELKĠ: Mahbubeyi sol tarafına yatırıp ayaklarını uzata ve civan dahi üzerine geçip bir elini altından ve bir elini üstünden kucaklayıp karnını ve kasığını okĢayarak ferc-i zibasına yerleĢtire ve çalkıyarak (çalkalayarak) inzal olalar. O dahi mahbubeyi omuz baĢlarından tutup zekerini fercine koya.nü yukarı kaldırmaktan hâlî olmaya (vazgeçmeye).

Bu dahi on nev'dir (çeĢittir): EVVELKĠ: Mahbube yüzü koyun yata. Bunun ismine "niyk-i hıyn" derler. dahi sarsılarak. Yani domala..DÖRDÜNCÜ: Mahbube sağ yanı üstüne yatıp ve ayaklarını uzata ve erkek dahi mahbubenin ardına geçip bir uyluğunu mahbubenin üstüne ve bir uyluğunu dahi arasına koya ve zekerini dahi tükrükleyip ferciyle g. inzal olalar (boĢalalar). ALTINCI: Mahbube sağ bacağını erkeğin sol koltuğuna doğru verip ferc-i zîbalarını (süslü cinsel organlarını) dahi zeker-i ma'hudenin (erkeğin bilinen organının) baĢına silkinerek. Erkek dahi ardından dübürü önüne çekip zekerini ithal ile mahbube dahi baĢını yastıktan kaldırıp Ģehvetinin harikinden (ateĢinden) ve kemal-i hırsından burun nağmeleri ve boğaz içi sadaları ederek eğlenerek ve ikisi dahi lezzet hasıl ederek ve inzal karîb olduğunda (boĢalma yaklaĢtığında) zekerini çekip ve temiz silip yine . "niyku'1-deva" derler. BEġĠNCĠ: Mahbube yüzü koyun yatıp ferc-i zîbaların açıp erkek dahi ardına geçip oğlan arkasında durur gibi otura. YEDĠNCĠ: Mahbube sol tarafına yatıp ayaklarını uzata ve erkek dahi üzerine uzanıp dizi ile mahbubenin uyluğunu sara. Bunun ismine. SEKĠZĠNCĠ: Mahbube sağ canibine (tarafına) ve erkek sol canibine yatalar. Tamam inzal karîb olunca (boĢalma yaklaĢınca) hangi mevziye rast gelirse durmaya. muradı üzre (istediği Ģekilde) yerleĢtire. erkek zekerini yerleĢtirip çalkayarak (çalkalayarak) lezzetyab olalar ki (lezzet alalar ki) tabiri mümkün olmaya.. Ve bir elini altından ve bir elini üstünden kucaklayıp sinesini (göğsünü) dahi okĢaya. erkek sağ tarafına. ÜÇÜNCÜ: Mahbube bir dizini sinesi üzerine çekip g. Bunun ismine "müselleteyn" derler. zekerini tükrükleyip inzal olalar. BEġĠNCĠ: Yine mahbube sağ canibine yatıp ayaklarını uzata ve erkek dahi ardına geçip öylece uzana ve zekerini mevzî-i zîbalarına yerleĢtire. biraz dahi öylece duralar. ĠKĠNCĠ: Mahbube yüzünü yere koya. erkek dahi üzerine yata. Bunun ismine "arsanâ" derler. tabiri mümkün olmaya. Bunun ismine. ONUNCU: Mahbube sol.. ayaklarını uzata ve erkek mahbubenin uyluğuna otura ve Ģehveti tam oldukta hemen yerleĢtire. Ve erkek mahbubenin sağ inciğini kendi incikleri arasına alıp. Ġsmine "rahatü's-südur" derler. KISM-I RABĠ: ĠNTĠBÂ (Dördüncü kısım: Yüzüstü yatar durumda yapılan cinsel iliĢki) Yani intiba demek. uyluğu arasına dayaya ve hamle edip tekrar içine koya.. Badehu (sonra) çıkarıp bir temizce siline. "muhaf-fefeyn" derler. Bunun ismine "niyku'l-müferrec" derler. yüzü üstüne yatıp cima etmektir. Uyluğunu mahbubenin uyluğuna yahut arasına koyup mahbube bir eliyle civanın pehlûsundan (vücudun yan tarafından) ve bir eliyle karnından kucaklayıp yerleĢtire ve dudaklarını dahi emerek inzal olalar. iĢini göre.nü dönüp kalkan gibi karĢı vererek. DÖRDÜNCÜ: Mahbube yüzü koyun yata. Ġsmine "hamir" derler.nün arasına sürtüĢtüre. Bu gûnâ (bu Ģekilde) mücamaatta (cinsel iliĢkide) bir derece lezzetyab olurlar ki. Mahbubenin inciğini kendi inciğine sıkıĢtıra ve nazikâne (nazik Ģekilde) yerleĢtire. Bunun ismine "niyk-i fukeha" derler. burada arkadan iliĢki karĢılığı kullanılmıĢ) kebair-i azîm (büyük günah) olduğundan. "mugten" derler. mahbube g. sadalarıyla (sesleriyle) inzal karîb olunca (boĢalma yaklaĢınca) mahbubeyi kendine çekip saçlarından tuta ve zekerini sokup çıkara. yine ferce inzal ola. zor ile yerleĢtire. Mahbube dahi "Ġncittin hey zalim" diye naz-u niyaz (naz ve yalvarıĢ) eyleyerek burun nağmeleri. hemen yerleĢtire. YEDĠNCĠ: Mahbube yüzünü yasdığa koyup dizi üstüne gele. Mahbubenin inciği kendi inciğine sarılıp. Ziyade lezîz ve zevkyâb (zevkli) olalar. DOKUZUNCU: Mahbube sol tarafına ve erkek sağ tarafına.e ithal etmiĢ ise çıkarıp ferc-i zîbasına duhul ettire. Ġsmine "kellâb" derler... Yani g. Ġsmine "niyk-i cif derler. çalkalayarak yerleĢtire. Bunun ismine. ALTINCI: Mahbube yüzü koyun yatıp. Ve ziyade (fazla) sarıla. bir dizini sinesi (göğsü) üstüne doğrulayıp (doğrultup) ayaklarını yukarı kaldıra ve erkek dahi zekerini kıvama getirdikte kolayca yerleĢtire.nü kaldıra ve erkek ardından yerleĢtire... Lâkin vaty eylemek (cinsel iliĢki anlamına gelen vaty.. Ġsmine "fellât" derler. Ve inzal oluncaya kadar cilve edip kâh çıkarıp kâh soka.

Bunun ismine "ferahu'l-afiye" derler.ferc-i zîbalarına ithal eyleye. "maid" derler. Bunun ismine. DOKUZUNCUSU: Mahbube dört ayaklı gibi olup baldırların ayıra ve erkek bir bacağını altına ve birini üstüne koyup haçvarî (haç gibi) durup mevzî-i zîbasına yerleĢtire. karnını kucaklaya ve kemal-i lezzetinden (aldığı aĢırı lezzetten) ellerini birbirine çırparak inzal olalar. DOKUZUNCU: Mahbubeyi pehlûsundan (vücudunun yan tarafından) kucaklayıp ve ikisi dahi çalkayarak (çalkalayarak) inzal ola. Bunun ismine "sünbül-i i'nan" derler. EVVELKĠ: Mahbube eğilip ve erkek dahi ardına geçip belinden kucaklayıp ve zekerini mevzî-i zîbaya yerleĢtire. YEDĠNCĠSĠ: Mahbube eğilip bir ayağını önüne çekip dura ve erkek dahi uyluğundan arasına girip saçlarından tuta. Ve mahbube dahi oturup sol dizini dike ve erkek mahbubeyi niyk-i pehlusundan (hoĢ ve güzel olan yan tarafından) tutup kendine çeke ve zekerine Ģehvet-i tam (tam Ģehvet) verip mevzî-i zîbaya aĢk ile ithal eyleye. Badehu Ģiveler ederek inzal olalar. Mahbube dahi kıvırarak. Bunun ismine "niyku'l-müĢebbek" derler. mevzî-i zîbaya ithal edip inzal ola.burada bir kelime okunmuyor) bindirip inzal oluncaya kadar gezdire ve safa kesbedeler (zevk alalar). Bunun ismine "muallak" derler. Bu dahi. temiz silip beynü's sebileyn (sebil gibi su akıtan yerlerin arasına) sürtüĢtüre. badehu (sonra) erkek üzerine varıp belinden tuta. varıp gele. "meftuna" derler. Ġnzal olup tamam zevk ola ki ziyadesiyle lezzetyab olalar. gayet lezizdir. ALTINCISI: Mahbube yüzü üstüne yata ve erkek dahi aletine kıvam verip sıçrayıp üstüne çıka. of. Ziyadesiyle safa kesb edeler (zevk alalar). Bunun ismine "bostani" derler. Bunların kemal-i safalarından soluyarak ve içini çekip ağlayarak ve naz ederek inzal karîb olunca (boĢalma yaklaĢınca) mahbubenin dilini eme. . Ġsmine. DÖRDÜNCÜSÜ: Mahbube dört ayaklı gibi olup dirseğini yasdığa dayaya ve eline def alıp harbiye usulü agaz ede (savaĢ Ģarkısı söyler gibi okuya) ve kıçını domalta. Ģehvet-i tam hasıl olunca (tam bir Ģehvet noktasına ulaĢınca) mahbubenin dahi bacaklarını yâb yâb çekip ferc-i zîbasına koya. Erkek dahi eline çalpare (zile benzer. Mahbube dahi burun nağmeleri ederek "Of. . ĠKĠNCĠSĠ: Mahbube dört ayaklı gibi olup dura. Badehu yine çıkara. merhametsiz zalim. eğilip mücamaat etmektir. Bu gûnâ (Ģekilde) hareketler ile mahbube erkek gönlünü cezbedip zevk-u safadan hali olmayalar (vaz geçmeyeler).. Mahbube saçlı (. tabiri mümkün değildir. BEġĠNCĠSĠ: Mahbube yüzü üstüne çekip eyile ve erkek dahi ardına geçip göğsünden sarıla ve mahbubenin baĢını çevirip dudaklarından eme. on nev' üzerinedir. Bunun ismine "niyku'l.. aman.müĢabih" derler. tahtadan yapılmıĢ bir çalgı) alıp düğün usulünde terennüm ederek ardına geçip ve ikisi dahi ahenklerini birbirine uydurup reftâr ederek (gidip gelerek) inzal olalar. ÜÇÜNCÜSÜ: Erkek döĢek üstüne oturup sağ dizini dike ve sol dizini yere bıraka. ONUNCU: Mahbube yüzü koyun yatıp ayaklarını dike ve erkek dahi üzerine çıkıp bacaklarını sarmaĢtıra ve zekerini tükrükleyip gayrı istediği gibi yerleĢtire. Bunun ismine "mismaru'l-guvve" derler.. Badehu (sonra) mahbube erkeğin aletini eline alıp baldırları arasına sürtüĢtüre. Bunun ismine. Bunun ismine "felâhat" derler.. SEKĠZĠNCĠSĠ: Mahbube eğilip ayağının parmaklarını tuta ve erkek dahi Ģehvet-i tam ile (tam bir Ģehvetle. oynayarak. Bunun ismine. "niykü'1-muac" derler.) durmayıp yerleĢtire. tamam Ģehvet kıvama geldikte baĢını tükrükleyip mahbube kendi eliyle ithal eyleye. Ġsmine "rahatü'z-ziyb" derler. SEKĠZĠNCĠ: Mahbube sinesi üstüne yatıp ayaklarını uzata ve erkek dahi mahbubenin uyluğu üstüne oturup ellerini karnı altından sokup omuzu baĢlarından tuta ve üzerine hamle edip muradı üzre derkâr ola (iĢini istediği gibi göre). KISM-I HAMĠġ: ĠNHĠNA (BeĢinci kısım: Eğilir durumda yapılan cinsel iliĢki) Yani inhina demek. yerleĢtire. "niyku'1-uruc" derler." diyerek inzal olalar. tamam doğrulup hikâyetin kavlince (hikayede söylendiği gibi) eğilip dibine kadar yerleĢtire. Ekseriya mabeyn odasında "koç kaçmığı" tabir olunur. Cariye mücamaatı (cariyeyle iliĢki) bunun gibi olup erkeğin kuvveti dahi kemalde ise.

YEDĠNCĠSĠ: Mahbube ile civan ayak üzere durup birbirlerine sarılalar ve ayaklarının dahi aralarını birbirlerine muhalif tutalar. Bu dahi on nev' üzerinedir.. Mahbube "Ferc-i zîbamı canım harab ettin zâlim" diye. bizi bırakıp nire gidersin" diyerek dilnüvaz lâflar eyleye. EVVELKĠSĠ: Mahbube ayak üzerine kalkıp meclisten gidiyor gibi veda eyleye. mahbube dahi civanın boynuna sarılıp öpüĢeler. mahbubeyi yerinden edip kemâl-i zevk ve safasından (aldığı zevkin yüksekliğinden) hoĢnud ve "Zalim" diyerek inzal olalar (boĢalalar). Ve erkek zekerini mevzî-i zîbaya dayaya ve mahbubenin dahi gözleri süzülüp Ģehveti tam olunca yerleĢtirip safâyâb olalar (zevk alalar). Ayaklarını önüne doğru uzata ve ve ağız ağıza geleler. Mahbube dahi mukabelesine gelip (karĢısına geçip) mevzî-i zîbasına geçire. ayak üstünde mücamaat demektir. ġEKL-Ġ CĠMA (Cinsel iliĢkinin Ģekli) . ferc-i zîba kaz göğsü gibi aĢikâr ola (ortaya çıka). Ve erkek "Nazeninim. Bunun ismine "muhalif derler. Bunun ismine "niyku'1-cin" derler.nü davul gibi domaltıp ve erkek dahi ardına geçip davulunu usulü üzre okĢayarak inzal olalar. Bunun ismine "dehliz" derler. safa kesb edeler (zevk alalar). Erkek dahi hemen yerinden kalka. Erkek dahi onu bu hey’ette (Ģekilde) görünce bir mertebe (o derecede) Ģehvete gele ki. Bu halde iken ayağını dehlize dayayıp eliyle zekerini göbeğinden ayırarak fercin ağzına getirip öyle Ģiddetli ve salâbetli (sert) duhul eyle-ye ki (gire ki). oynayarak beraber inzal olalar. Bunun ismine "niyku'1vedâ" derler. DOKUZUNCUSU: Mahbube yüzünü duvara koyup elleriyle duvara dayana ve ayaklarını ayırıp dura. belinden kucaklayıp derhal zekerini mevzî-i zîbaya ithal eyleye. ALTINCISI: Mahbube bir sahra kenarında yüzü üzerine yatıp g. ÜÇÜNCÜSÜ: Mahbube ayak üstünde durup göğsü üzerine dehlize dayanıp ve erkek dahi usul ile ardından varıp eteklerin kaldırıp bend-i Ģalvarını küĢad verip (Ģalvarının ipini çözüp) bükülür gibi baldırları dahi aĢikâre olunca (görününce). Ve mahbube dahi kemâl-i zevkinden hareketten hâlî olmayarak (vazgeçmeyerek) inzal olalar. ĠKĠNCĠSĠ: Mahbube giyinip ve kuĢanıp ferace ve yaĢmağını bağlayıp dehliz kenarına dayanıp dura ve erkek dahi gelip hemân (hemen) nikabı (örtüsü) üslünden peçeyi kaldırıp busesini alıp bend-i Ģalvarına (Ģalvarının ipine) el atıp çözerek Ģalvarını bir ayağından çıkara ve ayağını kaldıra ki. Ġsmine "safiyye" derler..ONUNCUSU: Mahbube döĢek üstüne eğilip ellerini çaprazvari göğsüne koya. Bunun ismine "niyku'1-Ģebî" derler. Bunun ismine. Ve erkek dahi ensesinden tutup zekerini mevzî-i zîbaya koya. Erkek dahi küheylân at gibi hıĢlayarak doğruldukta dahi (doğrulunca da) zekerinin kuluncunu kırarak bir mertebe mütelezziz olup (lezzet alıp) inzal olalar. Buna "musadıriyye" derler. Bir dizini uzatıp ötekini büke. Birbirlerine muhabbetleri cuĢ edip mahbube Ģenlenip erkek dahi mevzî-i zîbaya el edip okĢayarak aheste aheste yerleĢtire ve kemâl-i safalarından burun nağmeleriyle türlü türlü hareketler edip inzal olalar. Buna "kellâb" derler. KISM-I SADĠS: KIYAM (Altıncı kısım: Ayakta yapılan cinsel iliĢki) Yani kıyam demek. ONUNCUSU: Mahbube ayaklarını kaldırıp duvara dayaya ve erkek dahi baldırları arasına girip Ģehvet-i tam hasıl olunca (Ģehveti tam olarak gelince) tâb-tıraĢ yerleĢtire. Ve erkek dahi karĢıdan zekerini fercine niĢan rast getirip (niĢan alarak) yerleĢtire. SEKĠZĠNCĠSĠ: Mahbube ayak üstünde durup ayağını kaldıra ve erkek dahi mahbubenin ayağını böğrüne dayaya ve iki elini arkasına koyup zekerini mevzî-i zîbaya yerleĢtire. BEġĠNCĠSĠ: Mahbube ayak üstünde durup ellerini böğründe tuta ve göbek gösterip metâını aĢikâr ede (malını ortaya çıkara). Bunun ismine "niyku'l-acele" derler. DÖRDÜNCÜSÜ: Mahbube ayak üstünde dururken erkek otura ve ayaklarını uzata ve zekerini Ģehvet-i tam ile (tam bir Ģehvetle) kaldıra. Burun nağmeleri ile safâlar kesbederek inzal olalar. "sakayat" derler." Ve erkek dahi baldırları arasına girip alet-i ma'hudesini (bilinen aletini) mevzî-i zîbaya yerleĢtire ve çalkıyarak (çalkalayarak). Buna. zekerini göbeğine yapıĢtıra. "niyku'l-necih" derler.

heves-i vuslata (birleĢme hevesine) bahanedir. Ve biri dahi bu günadır ki.ü kaz yumurtası gibi aĢikâre olup (görünüp) meydana çıka. zürefay-i Rum'da (Anadolu'nun zarif kiĢileri arasında). ġehvet galebe eylediğinde (arttığı zaman) emmek ve ısırmak ve koklamak gibi lezîz birĢey olmaz. Ekseriye bu Ģekil üzre cima. BÛS OLUNACAK YERLER (Öpülecek yerler) Malum ola ki. KOKLANACAK YERLER Malum ola ki. ince belli zarif olan mahbubeler ile olur. cimanın bir garip Ģeklini beyan eder (açıklar). lâkin her birine göre (herkese göre) değildir. Yastık koya ve arkası üstüne yatıp ve baĢını dahi yere koyup karnını domalttıra. Kucağa alması âsân (kolay) olup vücuda sıklet (ağırlık) vermezler. Celb-i kulb-u baisdir. ġekli budur ki erkek arkası üstüne yatıp ayaklarını uzata ve mahbube dahi gelip erkek uyluğu arasına girip otura. Ġsmine "mülhak" derler.Ezcümle (kıcasa) birisi "figai" tabir olunan Ģekle. . Zira bend-i Ģalvar (Ģalvarın bağı). emilecek yerleri gerdanı ve yanakları ve alt dudağı ve zülüfleri (saçları) ve turunç gibi memeleri arası ve ayva göbeği ve kaz göğsüne benzer kasıklarıdır. Bu mevziler koklanacak. misk-i anberden lâtif rayiha istimam olunur (misk ve anberden daha hoĢ koku alınır). "Ģeddü'l-revanî" derler. Badehu sol eliyle civanın zekerini tutup sıkıĢtıra ve Ģehvet-i tam hasıl oldukta (Ģehveti arttığı zaman) hemen mahbube kalka ve zekeri eliyle alıp fevvare (fıskiye) gibi dahi meni atınca elleyip sonra tamam inzal oldukta mahbube temenna ederek (selam vererek) "Afiyetler olsun sevdiğim efendim" diye. mahbubenin bus olunacak yerleri yanakları ve dudakları ve gözleri ve alnı ve gerdanı ve sinesi ve göbeği etrafı olup billur gibi olursa. Pes (artık) bu mevzilerde (yerlerde) boğaz sadaları ederek doya doya.. Ve erkek dahi mahbubeye arka üstü dönüp sinesi üstüne çıkıp otura ve mahbubeyi kendi elleriyle ve ayaklarıyla beraber tutup baĢına doğru çeke. Bu mahalde zikr olundu (burada anlatıldı): Evvelâ kıçını altına yerleĢtire. Bu minval üzere mahbube erkek kucağında ve zekeri dahi mevzi-i zibasında kah eğilip kah doğrulup bu hal üzre inzal olunca (boĢalınca) cilveler ederek zevkyab olalar. Bu güna cimaya "fevvare-i fıskiye" teĢbih etmiĢlerdir. MÜLÂTAFA VE MÜLÂABELER: (ġakalaĢmalar. oynaĢmalar) Malum ola ki mücamaata mübaĢeretten evvel (iliĢkiye baĢlamadan önce) mahbube ile mülâtafa (ĢakalaĢma) ve mülâabe (oynaĢma) edip birbirlerine arz-ı muhabbet (sevgi gösteriĢi) ve nâz-u niyaz ederek nazikane (nazik Ģekilde) sohbet esnasında boynuna sarılıp "Görüp bostanların bildim kemâlin gül memelerde / Turunç amma ki bildim nice bitmiĢ yasemenlikte" diye memelerini okĢaya. Bunun ismine "rubanî" tabir olunur. mahbubeyi belinden kucaklayıp kendi boynuna asılıcı olduğu halde kaldıra. Camiu'l-lezzât sahibi ("Lezzetleri biraraya getiren kitap" anlamında bir eser ve onun kim olduğunu bilmediğimiz yazarı). sevecek yerlerdir. istediği gibi öpüp okĢayalar. "Seni yaramaz" diye baldırlarını çimdikleyerek ve kiraz gibi dudaklarından emip gül yüzünden koklayarak busekenâr ederek (öperek) karnına ve göbeğine doğru el ederek bend-i Ģalvarını küĢâd vere (Ģalvarının bağını aça). Hemen onları görerek mevzî-i zîbasına bütün bütün yerleĢtire. mahbubenin koklanacak. Hatta erkek mahbubenin ayakları arasında kala. Badehu (sonra) vuslata mübaĢeret eyleyip (iliĢkiye baĢlayıp) zevkyab olalar (zevk alalar). Böyle ettiği halde ferci ve g. yani mevzî-i zîbaaın dudakları dahi lezizdir. mahbube arka üstüne yatıp ve erkek dahi üstüne yatıp mahbube ellerini erkeğin boynuna sarıp bacaklarını dahi arkasına sarıp tamam erkek zekerini yine ithal ettikte bir ya iki dakika varıp geldikte erkek doğrulup kalka.

Belki bir miktar hareket-i bedeniye (vücut hareketi) ve nefsaniye (canlanma) oldukta cima eyleye. Ve kablezcima (iliĢkiden önce). NĠSVANIN RĠCALE MEYĠLLERĠ (Kadınların erkeklere meyletmesi) Mahbubelerin rical (erkek) tarafına meyil ve muhabbetleri ziyade hazzeyledikleri (zevk aldıkları) vadiler (durumlar) beyanındadır. Malum ola ki bu fennin dakikaĢinasları (anlaĢılması zor olan tarafını bilen kiĢileri) nisvana (kadınlara) suimizac arız oldukta (kötü huylar geldiğinde). sakallıdan daha fazla geçerlidir). Zira susuzluk vaktinde kiĢiye su hayat verdiği gibi. hamile olan hatun hamlettikten (doğurduktan) sonra nifasdan pak olduğu gibi (lohusa süresini geçirmesiyle) mücamaata mübaĢeret eyleyeler ki (giriĢeler ki). Hususan (özellikle) tebevvül ettikçe (iĢedikçe) taharet (temizleme. Ashab-ı tecrübe (deneyimli kiĢiler) derler ki. muhabbet noksan olmaklığa bais olur (sebep olur).LEZZET-Ġ CĠMADIR (ĠliĢkiden zevk almak) Avratlar cimadan hazzetmeleri ve cimaları gayet leziz olmasına müteallik ahvaller (durumlar) beyanındadır. bedenlerini ıslah edip kendilerine sıhhat hasıl olur. Amma gece oldukta mevzi-i zibanın dudakları birbirine mutabık olduğundan. lâteĢbih (benzemesin ama). ona dahi bir rayiha arız olur (koku gelir). mevziyi tatlı su ile gusl eyleye (yıkaya). Zira ki bedenlerini ıslah etmektir. Zira gündüz hareket sebebiyle fercin dudakları birbirine sürtmeden sühunet (sıcaklık) peyda etmekle sıcak olur. Ġptidası (baĢlangıcı). "Yar hattını tıraĢ eder onuncun durmaz Kati nazik geçinir üstüne kıl kondurmaz" . Bedenlerini sörpük ve taravetlerinin (tazeliklerinin) noksanına sebeptir. Ve hezli (eğlenceyi) ve medhi (övmeyi) farkedip ve latifeler bitmesidir. çözülmekle) pak (temiz) olur. Ve avratlar yanında sakallıdan bıyıklı ziyade muteberdir (bıyıklı erkek. Ziyade safaları (en çok zevk verdikleri zamanlar) on üç yaĢında hamile olup vaz'-ı hami edinceye (doğuruncaya) değin. Ve rutubeti mütehallil olmakla (ortadan kalkmakla. Onlara cima Ģifa oluptur ki mücamaat olundukta (iliĢkide bulunduklarında) mücamaatları erkekle dahi lezzetlidir. erkeğin sehavet (cömert) ve Ģecaat (yiğit) ve kavline (sözüne) sadık olup sözü tatlı olmasıdır. Ve dahi erkek giyinip kuĢanmakta zarif-heyet (hoĢ görünümlü) olup ve zendost kıyafet (kadınlardan hoĢlanan Ģekilde) olmasıdır. cimanın hudusu (sonraki etkileri) bedene sühunettir (sıcaklıktır). bedenlerine cimadan daha iyi nesne yoktur. on üç yaĢından on sekiz yaĢına değindir. Ve ahdine ve hilkati pak (yaratılıĢı temiz) ve bedeni nezafet (temizlik) üzre kıl kondurmamasıdır. ağzı kapalı ademin ağzında bir rayiha peyda olduğu gibi (koku oluĢtuğu gibi). Arabiden (Araplardan) Kadı Abdullah'tan rivayettir ki Ģol kimse ki evladım zeki ve reĢid ve hüsündar (güzellik sahibi) olsun gerektir ki uyku akabinde (uykudan hemen sonra) mücamaat eylemeye. Ve ahdine vefa edip (sözünü tutup) nazlarına muvafık (uygun) niyaz ve cefalarına tahammül eylemesidir. Hasılı on sekizden kırka kadar taravetnüma (taze görüntüleri) ve hüsn-ü bahaları (güzellikleri) tekmil (tam) olup badehu (sonra) günden güne bedenlerine rahat ve cildlerine buruĢma arız olup ekserisi hayızdan münkati olan (menapoza giren) avrat ile mücamaat eylemek inde't-tababi (doktorlar tarafından) mezmumdur (hoĢ karĢılanmaz). Bunların veledin bedeni pak (temiz) ve reĢid olmasına sebeb-tir. yıkama) sebebiyle nezafet kesbeder (temizlenir). Ferci dahi kızdırıp o vakitte olan cima. on iki yaĢını tecavüz etmedikçe gece kızlara yakınlık etmeyeler. sair vakit olan cimadan leziz olur. Zira vaz'-ı hamiden (doğumdan) sonra bir miktar evlada meyil etmeleri. onlara meninin vusulü (gelmesi) aynihayattır (hayat gibidir). Hususan (özellikle) mahmum olduğu (ateĢlendiği) vakitte olsa. Malum ola ki kadınların indinde memduh (övünülen) ve pesendide olan (beğenilen) ahval (durumlar). Ve bazılar derler ki.

Tamam duhul ettikte zevke dair sözler söyle. "Ben senin cariyenim. Latifeler edeler. devalar istimal edip (kullanıp) haftada bir kere tırnaklarını keseler ve koltuklarının kıllarını dahi tathir eyleyeler (temizleyeler) ve baĢında yağlı nesne ve ayağında eski terlik komayalar ve üzerini fena rayihadan (kokudan) hıfz edip (koruyup) zarif ve nazif olup daima ıtırĢahi (bir cins güzel koku) ve rayiha-i tayyibeler (beğenilen kokular) sürüne. mahbubeye hicab (utanma) verir ve neĢatını (neĢesini) ve Ģivesini kesr eder (azaltır). kocan sana yakın gelip mücamaat murad ettikte (iliĢki arzuladığında) bir miktar nazendelik edip yani heman canına minnet uçkurunu kendin çözme. Ve usul tutup karnının üstüne pürdikkat ile (dikkat dolu bir Ģekilde) koy. ESNAY-Ġ MÜCAMAATTA OLAN MÜKALEME (ĠliĢki sırasındaki konuĢmalar) Mahbubeler ile esnay-ı mücamaatta (iliĢki sırasında) olan mükaleme (konuĢma) ve her birinin naz-u Ģivelerine göre niyaz ve ona müteallik (onunla ilgili) hikayeler beyan olunur ki: Hindî'den (Hintlilerden) rivayettir ki. Ve kocanın belinden kucaklayıp baĢını gerdanına sok ve koklamaya baĢla. erbab-ı basirete hafi değildir (sezgi sahiplerine gizli değildir). "Efendim kangısından (hangisinden) hazzeylediğine (zevk aldığına) kalkık durursun. Ġnsan. MÜCAMAAT EVKATLERĠ (Cinsel iliĢkinin zamanı) Bu fasıl. hayvandan nutk ile mümtazdır (konuĢma kabiliyeti sayesinde üstündür) Zira birbirleriyle mükaleme (konuĢma) ve mübahase (sohbet) etlikçe beynlerinde (aralarında) muhabbet ziyadeliğine bais (sevginin artmasına sebep) olur. Eğer elinden veya belinden tutup seni kendine çekerse. sıhhat olmaksızın cimaya mübaĢeret etmek (giriĢmek). eli açık) olur ise. mahbube ile hıyn-i cimada (iliĢki sırasında) sükunet etmeye (sessiz kalmaya). Bir vasiyetim budur ki. zahiri . Malum ola ki etibbanın cümlesi (bütün doktorlar). belki ram (teslim) olduğuna nadim (piĢman) olur. kızını kocaya verdikte nasihat edip der imiĢ: "Kızım. Ricallere (erkeklere) layık olan budur ki. Eğer hareketine kuvvet gelip kalkarsa. cömert. o zaman durma. Cima akabinde (sonrasında) sükunet etme. sense benim efendimsin. Ne ki murad ederse muti ol (sözünü dinle). nisvanlar beyninde (kadınlar arasında) ondan rağbetli kimse olmaz. Kudema (eskiler). Eğer bu haller kendilerinde bulunup sahib-i kerem (soylu. Kendine çeki-düzen ver. Hususen (özellikle) mücamaattan sonra gayet iyi olanı. sık sık yıkanıp nezafet (temizlik) üzre ol. Galiba muradı (isteği) yine duhul etmektir" diyerek muhabbet kıl ve gâhice (bazan) kocanı na-mizac (canı sıkkın) gördüğünde "Niçin keyfiniz yoktur? Eleminiz nedir? Dünyada sizinle kulunuz sağ olayım" diye hatırını sor. mahbubeye eza ve cefadır. nisvan ile (kadınla) rnücamaat olunmaklığın (iliĢkinin) vakitleri beyanındadır. ızhar-ı Ģehvet et (Ģehvetini göster) ve iĢvelerle tamam zekeri Ģiddet ve salâbet buldukta (sertleĢtiğinde) göbeğine dayayıp uçkuruna el ettikte sen de bayılıp Ģeker kamıĢı gibi rağbet göster. güler yüz gösterdikte (gösterince) hangi tarafa meyil gösterirse.Ahbabı çok olup nezafet (temizlik) ve zarafette kendine müĢakil (benzeyen) ve müĢabih (benzer) ademler (erkekler) ile görüĢüp müvaniset eylemesidir (birlikte olmasıdır). ĠĢ tamam olup (zekerini) çekip aldıkta hemen muhabbetle tutup silmeye baĢla. Güvercin iĢi cilveleĢip badehu (sonra) ağız ağıza verip güya öpüĢüyorlar gibi kanat yayıp ve göğüs gerip arz-ı muhabbet edeler (sevgilerini göstereler). o tarafı tercih eyle. zira erlerin gönlünü olmakta bundan âlâ nesne olmaz. Ve dahi ziyade meyi ve rağbet edecekleri Ģeyler ezcümle biri ağzının rayihasını (kokusunu) pak eder (temizler). KokuĢmuĢ avratlardan olma. dekayik-i tıbba muarefesi olmadıklarından naĢi (tıbbın ince noktalarını bilmediklerinden dolayı). zira muvaneset (birbirine alıĢma) peyda eder (meydana çıkartır) ve neĢata (sevince) bais (sebep) olur. cilveye agaz etmektir (baĢlamaktır). emir senindir" diye daima emrine hazır olmak lazım".

AĢağıda. Maahaza hassalarına (özelliklerine) asla zarar gelmeyip hesap ve kitaplarında ve hareketlerinde nicelerine faik (üstün) olurlar. güzelliği de o kadar eksik olur. özel kitaplığımızda bulunan 16. Dört nesnesi değirmi (yuvarlak) gerek: Yüzü ve gözü ve topukları ve bilekleri.. Dört nesnesi kik (geniĢ) gerek: Alnı ve gözleri ve göğsü ve butları. Ġnsanı çabuk kocaltır derler. bize aittir. kadınlar özelliklerine göre sıralanır. Bir kere eylemekte beis (zarar) yoktur. Amma sol (Ģu) Ģartla ki. Lâkin bunların bu zannı akla batıldır (terstir).üzre amel edip (dıĢarıdan gördüklerine göre iĢ yapıp) halkı lezzetyab oldukları Ģeyden men ederler. avratlarda olan hub (güzel) alâmetleri zikredeceğiz: Ġmdi bu zikredeceğimiz güzel alâmetler bir avratta bulunsa. kol. Ģehveti ziyade olur ise dört defa eyleye. Bu babda (bölümde). Hiç etmemek dahi hüzali (zayıflığı) muciptir. Metin içerisindeki arabaĢlıklar.". ta ki malumları olup (bilip) ona göre hareket edeler. üç defa eyleye.. cima münasip değildir. Dört nesnesi uzun gerek: Boynu ve burnu ve kaĢı ve parmakları. yine cimada geceyi fevt etmezler (elden kaçırmazlar). Dört nesnesi hoĢ kokulu gerek: Burnu ve azası (el. Zira görülmüĢtür ki bazı kimseler sinni kemale reĢide olmuĢken (yaĢları olgunluğa varmıĢken). 3. Amma seksen yaĢını geçtikten sonra. Eğer kuvveti kavi (kuvveti yerinde. Zannederler ki. Ve dahi Ģöyle gerek ki baĢı ne büyük ve ne küçük ola. Amma yirmi yaĢından otuz yaĢına varıncaya kadar münasip olan gündüz iki kere ve gece de bir kere kanaat eyleye. iki defa eylemek kifayet eder. ayak ve bacakları) ve koltuk altları kokusu ve ferci kokusu. Bu alâmetlerin cümlesinin (tamamının) bir avratta bulunması. güçlü). zira alâkası olmayan kimse ile mücamaat eylemek yani bir Ģey'e müfid (yararlı) olmayıp mütelezziz olmadığından baĢka vücudunu bozar. BĠR BAġKA BAHNAME Bazı bahnamelerde ise. Ġmdi bu babda ("bu konuda" anlamında) herkesin sini (yaĢı) hasebiyle kendine layık mikdarı beyan edelim.Kadınlarda öyle alâmetler (belirtiler) vardır ki. ". cimanın beden-i insana özrü gayet azimdir (insan vücuduna verdiği zarar çok büyüktür). onun hüsnü (güzelliği) gayet kemalde olur.a-80. . Dört nesnesi kızıl gerek: Dili ve dudağı ve yanakları ve avurdları. Amma seksen yaĢına vardıkta (varınca) senede ya iki defa ya üç defa eyleye. hepsinden yeğdir (daha iyidir). Belki günaĢırı cima etmek onlara kafidir. Dört nesnesi kiçi (küçük) gerek: Ağzı ve elleri ve ayakları ve kulakları. Ve nice kimseler dahi cimaa takatleri var iken az zamanın içinde kendilerine kocalık arız olup (yaĢlılık gelip) saçı ve sakalı ağarır. yüzyıldan kalma ve yazarı belli olmayan bu Ģekildeki bir elyazması bahnamenin 77. cima etmeye begayct (çok) haris (hırslı) olur ve yüzüne bakınca güler ve sarılmaktan azîm (büyük) lezzet bulurlar. Ve alâmetlerin bazısı eksik olursa. Güzellik alâmetleri bunlardır: Dört nesnesi kara gerek: Saçı ve kaĢı ve kirpiği ve gözünün karası. pozisyonlar yerine kadın ve erkeklerin belirli özellikleri anlatılır. Dört nesnesi dar gerek: Burun delikleri ve kulağı delikleri ve göbeği deliği ve ferci. Velhasıl hakk-ı kelâm (sözün doğrusu) budur ki cima etmek pirlere (yaĢlılara) ve ahvali mükedder olanlara muzırdır (hali kederli olanlara zararlıdır).. Ġptida (önce) buluğa ermeyip mesela yirmi yaĢına varınca çok cima eylemek muzırdır.a sayılı varakları arasında yeralan bazı bölümleri veriyoruz.. Tahammülü olursa ede. mücamaat eylediği (iliĢkide bulunduğu) alâkası olan mahbube ola. YetmiĢ yaĢına geldikte kuvvet hasebiyle gönlünde sürur ve neĢat tayy' (sevinç ve neĢ'e) olur ise ede. Ve otuz yaĢını tecavüz edip (geçip) kırkına varınca mizaç sıhhatte olup ve beline kavi (güçlü) ola.

Ve ne arık (zayıf) ve ne semiz ola. Öyle alâmetler (belirtiler) vardır ki. Ve güldüğü vakit hub (güzel) ola. azıcık utanır olur ve bir nesne getirip yerse g. Kolunun arkası çukur olursa. ferci gayet büyük ve er katında (erkekler nazarında) sevgili olur. cimaya rağbeti çok olur. Ve dahi gerektir ki. iri) olursa. Benzi ak ola veyahut kaz benizli veya karayağızın güzeli ola. anlayıĢ sahibi kiĢiler derler ki. cimaya rağbeti çok olur.. onun tabiatı gerçek söyleyici ve nesne gizlemeyicidir. o avrat güzelliğinin kemalindedir. Kadın çeĢitleri. Ve biri dahi odur ki. Ve saçı sık ve uzun ola. ferci dahi büyük olur.. avratın ağzı büyük olursa. gülmesi gerek. Ve gerek ki.. hali ve edebi ve hicabı (utanması) da olgunlukta olur. Ayağı uslu elli olursa. bilgil kim (bil ki) ondan asla menfaat yoktur ve cimasında da lezzet yoktur. karasından çoktur. Meğer ki (ama) çok cima kılmaktan Ģehvet depreĢir (artar). Burnunun ortası yumru olursa.nü domaltır ve memeleri sarkmağa baĢlar ve aldanması çabuk olur. Eneği (çenesi) uzun olursa. saçının akı.nün etleri deprene (titreye). ġehvetin belirtileri. Ġmdi. ferci geniĢ olur. Avratlar. g. fercinin iki kenarı kalın olur. eti gevĢek olur ve yüzünün nuru söner ve üzerine baĢka avrat almasın ve kimseyle cima etmesin diye erine çok lütuf eder. Dilinin ucu kiĢmiĢ (kuĢ üzümü) gibi olursa. fercinin kenarı kalın olur. ferci kuru olur. . cimaya rağbeti az olur. Her avrat bu hale gelse. cimaya rağmeti gayet çok olur. Birisi odur ki baliğdir velâkin yiğitlikle (gençlikte) kemalinde değildir. Amma o ki baliğ olmamıĢtır. Ve gözleri belirgin olursa. Alt dudağı kalın olursa. ferci alınlı olur.. Biri dahi odur ki. çok mudur bilinir. Ve teni pembe ola. avrata bakınca Ģehveti az mıdır. Ve baldırları yoğun ve etli olursa..Ve boynu dahi ne uzun ve ne kısa ola. Ve huyu tatlı ola sözü tatlı ola ve yumuĢak ola. Ama o ki yiğitliğin olgunluğundadır. cimaya hırslı olur. g. saçma ben (ak) düĢüptür (düĢmüĢtür). Ve yürüdüğü zaman..ü küçük ve ferci büyük ve dar olur. Ama o ki saçının akı karasından çoktur. Alt dudağı ince olursa. henüz baliğ değildir. Ģehveti gayet çok olur ve cimasız kalmaya sabredemez.. ferci soğuk olur. Ve baldırları yoğun olsa. gözlerinin karası çok ola ve kaĢları çatık ola. Yüzü büyük ve yoğun (kalın. lâkin yiğitlik kemalinde değildir (ilk gençliğindedir). cimaya rağbeti az olur. yiğitlikte kemalindedir (gençliğinin olgunluğundadır). Zira geri kalan vasıflarından evvel. ferci yumuk olur. O ki baliğdir. O ki saçına ak düĢmüĢtür. ferci geniĢ olur. Bir bölüğü odur ki. Ağzı küçük ve dar olursa. Ve gülmesi ve hareketi çok olsa. Baldırları ince olsa ve umukları (bilekleri) büyük olursa. cimaya Ģehveti az olur. Ve oynamayı sevse. Birisi dahi odur ki.. Ve bu dediğimiz Ģartlar bir avratta bulunsa. Ağzı ince ve emçekleri (göğüsleri) değirmi olsa ve sarkık olmasa ve emçek düğmeleri (memeleri) katı olsa. Üst dudağı ince olursa.. zira ki saç avratların yüzsuyudur. ferci de dar olur. eti dahi değirmi (yuvarlak) ola. fercinin iki dudağı da yufka gibi olur. Ve benzi kızıl ve gözleri gök (mayi) olsa. Saçı seyrek olursa. beĢ bölüktür (gruptur).

beĢi hiç sevmezler. Meğer ki onunla oynayalar ve sohbet edeler. cimaı er dönüp etmedikçe ve muhabbet göstermedikçe avrat talep etmez. Birisi odur ki. birisi odur ki kısa boylu ola ve birisi dahi odur ki begayet semiz (çok ĢiĢman) ola ve birisi dahi odur ki eri begayet (çok) cimacı ola. Amma yoğun (kalın) zeker ile orta ferce cimada lezzet bulunur. cima lezzeti bulunmaz. BoĢalma türleri. Ve bilgil ki (bil ki) avrat ile erin inzali bir olacak (aynı anda olursa). Birisi odur ki. henüz baliğ olmayıptır (olmamıĢtır). Büyük zeker ile küçük ferce cima etmek. ondan yana hiç meyletmezler. ne küçüktür. ta ki yüzü açıla ve Ģehveti deprene.. Birisi odur ki yirmi yaĢ ı U on beĢ yaĢ arasında ola ve birisi dahi odur ki otuz ile yirmi arasında ola ve birisi dahi odur ki tamam otuz yaĢında ola. uzun ve teni arıktır (cılızdır). cimaı o kadar dilemez olur. Ve birisi de odur ki. Bil ki.. inzali begayet tiz (çok çabuk) olur. Böyle olursa. oğlan ve kız doğunca. Bil ki.Amma o ki tamam otuz yaĢındadır. O ki geç olur. ' Avratların cima etmekte inzali (boĢalması) üç türlüdür: Birisi odur ki. erlerin dahi zekeri üç türlüdür: Birisi gayet uzundur. erden utandığından (erkekten utandığı için). o üç ki cimaı ne severler ve ne sevmezler. avratla erin menileri birbirine karıĢacak olursa.ĠliĢki sıralaması. Ve yine bil ki. orta ortaya ve küçük küçüğe münasiptir.. . Amma o beĢ ki cimaı sevmezler. Birisi odur ki saçına ben ("ak" anlamında) düĢmüĢ ola ve emçeklerinin düğmesi gevĢemiĢ ola ve biri dahi odur ki uzun boylu ola ve biri dahi odur ki orta boylu ola ve birisi dahi odur ki olmaya. birisi gayet küçüktür ve birisi de ne büyük. Böyle olmazsa (bu Ģekilde yapılmazsa). münasip değildir. azim (büyük) lezzet bulurlar. Ve birisi sekiz parmaktır ve birisi altı parmaktır. Teninde eksik ve kusur olmaz. ne sevmezler. büyük büyüğe.. Arrim .. Amma o beĢ ki cimayı yavlak severler. Bil ki. bir ügü (puhukuĢu) aygıra veya kısrağa katılmıĢ gibi olur. cimaı biraz sevmez (az sever). cimayı yavlak (çok) severler. on iki parmaktır. Amma o ki yirmi ile on beĢ arasındadır. Kaç çeĢit fere var?. gözleri süzülür ve er yüzüne bakmaya utanır ve alnı terler ve göğsü titrer ve ere berk (sıkı) yapıĢır. ne geç ve ne tiz olur. Ve bu sıfatlı avratlar öpmekten ve koçmaktan artuk (fazla) erleri sevmezler. avratlar cima arzusunda 13 bölüktür (gruptur): BeĢi. Bunda. kısa boylu ve semizdir. ataya benzer. inzali begayet (çok) geç olur. avratların inzal alâmetleri (boĢalma belirtileri) Ģunlardır ki. Ve her nesne cins.. Yahut beygir aygıra katılmıĢ gibi olur. cimadan artuk (geri kalan) nesneye hiç meyli yoktur. Kiçi (küçük) zeker ile orta fercde de lezzet bulunur. cinsiyle gerekir. O ki tiz olur. Bil ki..". Ve ondan daha iyisi yoktur ki.. avratların ferci üç türlüdür: Birisi gayet büyüktür. Amma o ki yirmi ile otuz arasındadır. aralarında muhabbet çok olur. velâkin zaruri ise yapılır. üçü de ne sever. teni an (temiz) olur.

destanı gönül mecmuasında söylenir olmuĢtur: "Vasf-ı hüsni tutdı sertâser cihanı Rüstem'ün Söylenür mecmâ'-i dîlde dasitanı Rüstemün" Zatî' sadece Rüstem'le değil.. Ve. dokuz kez .. adıyla. "Bu iĢ. kadının kötülenmesidir.. Giydirirler sana kanlı göynek" Lâmiî Çelebi ise. Ona da. Memi'sinin benzerini göklerde bile bulamamıĢtır. Sadece dillerinde olup olmadığını bugün bilemiyoruz ama eĢcinsel temalar. bu Ģekilde mısraların yer aldığı "hammamiye"ler. güneĢ kılıcını taĢa çalıp o ay gibi tellaka bağlılığını göstermiĢ. hamamda saç tıraĢı yapan bir tellaka övgüler yağdırır.. Halil'le ve belki daha baĢkalarıyla da gününü gün etmekte ama dert de çekmektedir. zira kadınlar... "Subh çekmiĢ çerha tıygın taĢa çalmıĢ âfıtâb / Zahir etmiĢ ol meh-i dellâke ayn-i intisâb" diye baĢlayan gazelinde "Sabah usturasını bilemiĢ. EĢcinsel eğilim. o dönemin Ģartları içerisinde olağan bir davranıĢ görüntüsü verir. Ahmed'le. kendisi de mel'un... düzer ve güzel delikanlıları tasvir ederler. "Ona gönül verdiğinden beri bir ağlasa.. kadın unsurunun yerini erkek sevgili alır. suyun dalgalanıp kabarcıklar meydana getirmesi gibi neĢelenip tertemiz oluyor. sanıyla geçmesi olağan bir Ģeydir. Bu tür iliĢkiler. Malı da. Recep'le. BaĢlar. Fuzuli. Ferhad'dır. Osmanlı cinsellik metinlerinin azımsanamayacak bir bölümünü oluĢturur ve bunları görmezlikten gelmek de zordur." sözleriyle. erkeksen. "Bir gece rüyamda on sekiz bin âlemi gördüm. kanlar döken usturasından yine de kaçmazdım.. erkeğe kanlı gömlek giydirebilirler": "Dest-i hınnâ-zedelerden el çek. AlıĢılmıĢ görüntülerden biri. ansiklopedistlerden tasavvuf bilginine kadar.. "Eli kınalı kadınlardan elini çekmelidir.. sıradan Ģairinden divan sahibi Ģeyhülislamına yani en yüksek düzeydeki din görevlisine. Divan Ģiirinin hemen her ünlü adı. onun anber kokulu usturasının hareketinden. malına da lanet olsun!. kendi mel'üne" (Seni boyunca altına da gark etse. erkeklere "evde kahbe tutmayın" diye nasihat eder: "Merd isen evde kahbeyi tutma Ger boyunca batursa altuna Lanet olsun âna ve mâline de Mâli mel'un. kahbeyi evinde tutma. Osmanlılar'daki eĢcinsel metinlerden bahsederken. Örneğin. adamların sadece dilinde" derlerdi. Genci.. Meselâ Sümbülzade Vehbi'ye göre erkek. B Ö L Ü M: OSMANLI EġCĠNSEL METĠNLERĠ Eskiler. Güzelliğinin anlatımı cihanı baĢtan baĢa tutmuĢ. Erkek sevgilinin Ģiirde sadece böylesine sembol olarak değil. Her kılımın ucunda bir baĢ olsaydı ve sevgilim onları saç gibi doğrasaydı.3. Bu büyük göğü gündüz gibi... dağlar ve taĢlar ahenge gelecektir": "Nice dağ-u taĢ âheng ider âh-u figân eylesem Olaldan Zatiyâ âĢık-ı gam-kîni Ferhâd'ın" TaĢlıcalı Yahya. padiĢahın maiyetindeki besteciden semai kahvelerinde sazını çalarak geçinen müzisyenine. En çok üzüntü verenlerden biri.... Zatî'nin Rüstem'i.... toplumun değiĢik kesimlerinden gelenlerin yazdıklarında açıkça görülür.."...

ancak çok ağdalı olan bazı cümleleri. Taif mutasarrıfı olan o dönemin meĢhur yazarlarından Mehmet Ali Aynî Bey. Osmanlıca kelimelerin karĢılıklarını hemen yanlarında... hamama gidenleri sadece "keseleyip sabunlama" iĢine mi yararlardı? "Dellaknâme-i DilküĢâ". camekanlı odaı'a "döĢek yoldaĢlığını". torununun çocuğu olan ġeyh Yasin. örnekleri uzatacak olursak. ġehrengizlerin bazı bölümleri geçmiĢte bölük pörçük de olsa yayınlandığı için. Risalenin konusu. Ġstanbul'a dönerken yanında getirir ve risalenin elyazısıyla peĢpeĢe kopyaları çıkartılır. aynı hamamda Kalyoncu Süleyman. Kitabın adı ve bahsettiği tellakların isimleri ansiklopedide madde halinde çok kısa yeraldı ve ansiklopedi.. 1903 yılında. bu kopyalardan biri..dolaĢtım.. Ģehrengiz benzeri bir baĢka eserin tamamını ahyouz: Hamamcılar Kethüdası DerviĢ Ġsmail'in 1686 tarihini taĢıyan "Dellaknâ-me-i DilküĢâ"sını. Risale. Benim gencim. geçmiĢi de ilginç.. ġehirlerdeki genç erkeklerin.. "Gönüller Açan Tellaklar Kitabı"nı tam metnini veriyoruz.. Sadece kese ve sabun mu?. Bundan sonra DerviĢ Ġsmail konuĢsun ve 200 yıl öncesi Ġstanbul'unun en meĢhur 11 tellakının öyküsünü anlatsın. sevdiğim. DerviĢ Ġsmail'in yazdıklarından. günümüz Türkçesine uyarladık. yüzyıl sonlarında Ġstanbul. bunun böyle olmadığını. Yıldızbaba hamamında Kız Softa Ürgüplü Ġsmail. parantez içerisinde gösterdik. kurnabaĢı iĢlerini. bu kitapla ilgili tek kaynak olarak kaldı.. gider. canım Memi" diye anlatır: "Bir gice seyrimde gördüm on sekiz bin âlemi Gün gibi dokkuz dolaĢdım bu sipihr-i â'zemi Ne melek gördim sana benzer ne üns-i ademî Nevcivânım. Bizim. 17. o dönem Ġstanbul'unda isim sahibi 11 hamam tellağının öyküsü ve "iĢ"lerini nasıl yaptıkları. ve müĢterilerin ödeyeceği fiyatları da veriyor. KasımpaĢa PiyalepaĢa Hamamı'nda Seyis Hasan Ali. Ġbrahim ÇavuĢ.. Ġbrahim ÇavuĢ adlı bir yeniçerinin torununun oğludur. tellakların sadece "görevlerini" yerine getirme tekniklerinden sözetmiyor. Ģunlar: Kılıç Ali PaĢa Hamamı'nda Yömenici Bali. AĢağıda.. Dellakname'yi Mısır'daki bir kitap mezatından satın almıĢtır. MahmutpaĢa Hamamında AltınbaĢ Beyoğlu.. ġeyh Yasin. sayfalarca devam eder. Fındıklı Müftü Hamamı'nda Sipahi Mustafa Bey. . "Tellak" veya "dellak" denilen hamam iĢçileri geçmiĢ yüzyıllarda.. Metinde cümle yapısını elden geldiğince bozmayarak ifadeye olabildiği kadar sadık kalmaya çalıĢtık.. yeniçerilerin ortadan kaldırıldığı 1826 kıyımından sonra Arabistan'a kaçıp Taifte yerleĢmiĢ.. Sana benzer ne melek. buraya tam metni bugüne kadar hiçbir yerde çıkmayan. tam metin ise hiçbir yerde yayınlanmadı. ne de insan gördüm. 1985'te Ġstanbul'da yapılan bir müzayededen satın aldığımız nüsha da. sevdiğim. risaleyi Taifte ġeyh Yasin el Rumi adında bir zenginin evinde bulur. Bu "görevlerin" nerede ve ne Ģekilde yapıldığını. Kadırga Çardaklı Hamam'da Kınalıkuzu Firuz. tellakların müĢterilerin baĢka "isteklerini" de yerine getirdiklerini anlatıyor. Galata ve Üsküdar'daki toplam 408 hamamda 2 bin 321 tellakın çalıĢtığı anlaĢılıyor. Üsküdar Kolluk Hamamı'nda Peremeci Benli Kara Davud. nadir de olsa kızların zerafetlerinden ve özelliklerinden Ģiir Ģeklinde sözeden. kitabı kopya eder.. sadece onları anlatmak için kaleme alınmıĢ ve ünlü Ģairlerin imzasını taĢıyan eserler de vardır: ġehrengizler. Eyüp Eski Yeni Hamam'da KeĢmir Mustafa Azapkapısı YeĢildirekli Hamam'da Hamleci Ġbrahim ve ġengül Hamamı'nda Karanfil Hasan. canım Memi canım Memi" Böylesine Ģiirler. Mehmet Ali Aynî Bey. Kitabın içeriği kadar. yani "Gönüller Açan Tellaklar Kitabı"nı. Risalede sözkonusu edilen 11 tellakla bunların çalıĢtıkları hamamlar. Eyüp. "Dellakname-i DilküĢâ'dan geçmiĢte sadece ReĢat Ekrem Koçu'nun Ġstanbul Ansiklopedisi'nde söz edildi.

.. bölüğünden) Darıcalı GümüĢ Ali dedikleri it. gün akĢamlıdır.miĢler ve ana doğması soyup üryan (çıplak) edip dahi (üstelik) oynatmıĢlardır. g. "Efendi. ortanın civelek acemisi olup kullukta Ģahbaz yoldaĢ altında baskın vermek ile (basılması üzerine) Tophane'nin Kapudan-ı derya Kılıç Ali PaĢa hammam-ı dilküĢâsında soymuĢlar ve hamam çıplağı zeynine koymuĢlar ve gece ile gündüz elli dokuzun ehrimen-lika (kötülükler tanrısı suratlı) eĢkiyası ve Tophane ocağının cehennem zebanisi semenderleri ve kalyoncu levendler ki elli dokuzlu (bir yeniçeri ortası) ve Tophaneliden eĢedd (daha Ģiddetli. o nazlı oğlanın firuze kâsesini ejder misali demir kazık millerle oymuĢlardır ki.. sine (göğüs) kafesinde yavru bülbüldür. fettanın (fenalıklar yapan kiĢinin) ism-i Ģerifi (Ģerefli adı) Yemenici Bali'dir. amma içeri halvette. N'ola ki (ne olur) bizim dahi ismimiz bir risale-i dilküĢâda (gönül açan küçük bir kitapta) mezkûr olup (anılıp) bu ruzigâr-ı bîvefada (vefasızlık zamanında) bir nam-u niĢan (isim ve eser) bıraksak dedikte (dediği zaman). Muhabbet dalında açmıĢ gonca gül. Bali'dir. yemenici oğlanın samur kaĢında 59.. SubaĢı Ağa dahi kola (devriyeye) çıkıp kollukta meclis-i iĢret (içki meclisi) kurulduğunu haber aldıkta (alınca) varıp basıp. ayaklara sebikei Sim (gümüĢ külçesi) ve kaküllere dcste-i ibriĢim (ibriĢim destesi) dediler ise. YEMENĠCĠ BALĠ Birincisi.. iĢte bu Bali-i dellak Ģanındadır (tellak Bali için söylenmiĢ demektir). Saça sünbül.Bir mahbub-ı ziba (yakıĢıklı sevgili) ve ne.DELLAKNÂME-Ġ DĠLKÜġÂ (Gönüller Açan Tellaklar Kitabı) SEBEB-Ġ TE'LĠF-Ġ RĠSALE (Risalenin yazılıĢ sebebi): ".. 1096 tarihinde Ģehr-i Ģehir-i Ġstanbul'un (Ģehirler Ģehiri Ġstanbul'un) dört mevleviyet yerinde 408 hamam-ı dillküĢâlarında 2321 nefer tellak-i pak hamam çıplağı Ģerifleri ile gûnâ bir tezkire icad ve tahrir eyledik. gamzeye gül. Hüsn-ü an (güzellik) ve cilve ve edep ve terbiye ve nezaket ve sadakat ondadır. Yemenici Bali'ye zulüm ve gadir bu kadar olur. sert).. göbeğe katre-i nur (ıĢık katresi). elli dokuzun acemisi ve Tophane'de bir yemenici ustanın çırağı olup: "Biri yer biri bakar Kıyamet ondan kopar" Kalafat yerinde (gemilere zift sürülen yerde) kahvehanesi olan hezele güruhundan (gurubundan) elli dokuzlu (yeniçerilerin veya leventlerin 59. altında yatar iken ahz edip (alıp) . hançere (çelik).. Günlerde bir gün Yemenici Bali oğlanım.e kâse-i billur (billur kâse).mek canımıza yetmiĢtir" deyu o hamamdan halâsını ve hîz (pasif eĢcinsel) oğlandır deyu subaĢının defterinden ism-i Ģerifinin çalınmasını ("silinme-anlamında) ve kapımızda kulluğu niyaz etmekle bu DerviĢ Ġsmail dahi gökte aradığını ağuĢ-u muhabbette (sevginin kucağında) bulup o garip oğlanı subaĢı ağa ile hamamcı ağa pençelerinden kurtarıp hane-i bîminnette zahirde (görünürde) çubukdarlık hizmetin vermiĢ ama halvette döĢek yoldaĢı edinip murada ermiĢizdir..civan-ı yektanın (tek olan gencin) ibram (zorlama) ve ricasıdır ki. padiĢah kullarının yüzkarasıdır. amma camekân odada. bir akĢam oğlan yolun (oğlanın yolunu) çevirip kolluktan içeri çekmiĢ ve kalyonculardan Kıçlevendi Zehir Ahmet ve Tophane zebanilerinden Kurt Halil nam Ģakilerle Yemenici Bali'nin bal çanağına eĢek arıları misali üĢüĢmüĢler ve oğlanı sabaha varınca s. baldırlara sim-sütun (gümüĢ sütun). kadde (boya) ĢimĢad (ĢimĢir ağacı). Bu abd-i hakir 1096 ġevval'inde kethuday-i hamamciyan oldukta (hamamcılar kethüdası olunca). oğlanı y.. Henüz on beĢ yaĢında ve güzellik tacı adının baĢında ve bu günahkârın mürg-i dili (gönül kuĢu). nigâha (bakıĢa) cellâd. Nalın ile sahn-ı hamamda (hamamın bahçesinde) tavus misali cevelân eden (dolaĢan) o pakize (temiz) oğlan. oğlan rak'a (yama) ile gelip ve nergis gözlerinden feryad ile kanlı yaĢlar döküp "S.

Nursuz Ali ve Yorganyüzüoğlu ve Çiçekli Mustafa ve Kalaycı Hasan emsali Ģeytanlar. dikende yürümeğe mecali kalmamakla bir handa emanet yatağa koyup gitmiĢlerdir.. taĢda.. Velinimetinden gayrı ferde uçkur çözmemiĢtir ki böyle emsali. Burada "iliĢkinin tam olarak meydana geldiği" kastediliyor). bilinmiĢ) idi. doğrudur" anlamında kullanılır. incelendi. Sipahi Mustafa'dır. Amma Sipahi Mustafa Bey'de de sadakat ve vefa bu kadar olur. Sipahi Mustafa Bey'in g. çubukdar oğlanları çuhadar. Amma oğlanın gözü yaĢına merhamet edip handa tutsa eĢkiya gelir alır. gaddar herif iĢini tamam görmüĢtür. Sipahi Mustafa Bey parmak ucuyla dahi dokundurmamıĢtır.ünü domalıp yattıkta (yatınca) müĢterisinin y. 300 akçeye dahildir. Çamlıbel'de mezkur (adı geçen) handa Davud OdabaĢı ki gayet ile mu'lem (tanınmıĢ. düĢürüp) ve altın adını bakıra çıkarmakla kalmayıp.lerken. Bali dahî gayrı ("artık" anlamında) beni bir hammam-ı dilküĢâ pak eyler (temizler) deyip Tophane'de Kapdan-ı Derya Kılıç Ali PaĢa'nın hammam-ı kebirinde (büyük hamamında) bir üstad dellakın elini öpmüĢ ve soyunmuĢtur. Az zamanda Ģöhret bulup gece ve gündüz seferi 70 akça narhtır (bir defası için belirlenmiĢ ücreti 70 akçedir). tatar.. Gece döĢek yoldaĢlığı 300 akçadır. çakılda. terbiyeli) pakize oğlandır ki hile ve Ģeytaniyet yoluna sapmaz. Amma kulamparesi kaç sefere ki takati vardır (kaç kez yapabilirse) oğlana o kadar fiĢek atar. Aç kurdun kuzuyu koruduğu misali geceleri kendi döĢeğinde yatırmıĢ... vermez idi. o dahi oğlanın g. seyis. Kuzattan (kadılardan) bir zatın gönül eğlencesi iken yaramazlar pençesine düĢüp on beĢ yaĢında peri-peyker (peri yüzlü) oğlanı Mudurnu Dağı'nda Kara Domuz nam Ģaki-i pelide (pis hayduta) peĢkeĢ çekmiĢlerdir.. cümle on sekiz nefer-i dîv heyet (dev yapılı) ve ehrimen-suret (kötülükler tanrısı suratlı) asılacak zehir ademlerdir. Kara Domuz ki âdem ejderhası belây-ı asumandır (göklerin belasıdır).. baldırında kaba etine hîz (pasif eĢcinsel) oğlandır damgasını dahi basmıĢtır... üçüncü gece o zalim dağlı herif "HemĢehri oğlan s. g. 90 akça ücretini verir..ı yolunu ĢaĢmaz. meyve-i vaslını rayegân eylerken (vuslatının meyvesini bol bol verirken) mest olup mesteder. 20 akça dahi ortağı dellak alır ki. KIZ SOFTA Biri dahi Kız Softa'dır. dolapçı. Dağda. SĠPAHĠ MUSTAFA BEY Biri dahi. ġehr-i Ģehir-i Ġstanbul'dur (ġehirler içerisinde meĢhur olanı Ġstanbul'dur) deyip oğlanı âsitane-i saadete getirip Fındıklı'da Müftü Efendi Hamamı'nda Sipahi Mustafa'nın nazlı beline dellak peĢtemalın kuĢatmıĢ ve o güruhun Ģanına Ģan katmıĢtır.. Pak ve pakize (temiz) tendürüst (sağlam vücutlu) sine (göğüs) bülbülü kınalı kuzu idi. evrak-ı muhabbete sahhu'l-visal iĢaretin çekmiĢtir ("sah" kelimesi eski belgelerde "karĢılaĢtırıldı. Kıl kadar ayıbı yok bir müeddeb (edepli. Amma sernevbet (baĢ nöbetçi) dellak "Sabahdır" deyu (diye) nida ettikte (bağırınca) ve kulampare oğlana yine koymak murad ettikte (isteyince). çemen. Cilveli pak ve çâlâk (temiz ve eliçabuk) Sipahi civandır ki devrimiz ricalinden mal-i Karun'a sahip (Karun kadar zengin) Gümrükçü Emini Hasan Efendi bu dellak oğlana alâka edip Galata mollası eliyle hamamdan çıkartıp hanesine almıĢ ve fahir libaslar (süslü elbiseler giydirip) zer-ü zivere müstagrık edip (altın süslere garkedip) mahbub çubukdar eylemiĢtir.k yâri hiledir (dostça bir oyundur)" deyip oğlancığı bi'l-ikna (ikna ederek) rızasıyla fiili livataya mübaĢeret eyledikte (giriĢince) maslahatı begayet kebir (çok büyük) olmakla Molla Ġsmail kan-revan bihuĢ (serhoĢ) oldukta (olunca). ZalpaĢa Medresesi'nde hemĢehrisi Dağlı Hüseyin nam (adlı) pelide (pise) misafir olup. kalemi hokkaya batırmıĢ. Yemenici Bali.. 90 eder.ism-i Ģerifini (Ģerefli adını) deftere kayd ile tezlil (küçültüp. oğlancığı kıllı sineye çekip gözleri yaĢına bakmayıp gümüĢ künbedine demir kazık çakmıĢtır.ünde çarh-ı felek merkezin bulmuĢ. günde üç seferden ziyade g. . bayırda. yani Ürgüplü Ġsmail'dir ki.. arabacı. hamleci makulesi herifler Ģakır Ģakır s.ü üstünden geçip o nazlı oğlanı kan-revan periĢan etmiĢlerdir.

Bu Kalyoncu Süleyman günlerden bir gün Hasköy iskelesine gelip Kalafat yerinde Ali PaĢa kahvesinde yalın ayak baldır bacak çıplak ve hem sinesi küĢade (göğsü açık) levendane oturmuĢ. Elhak (Allah için) erkek güzeli serbaz (cesur). sine üryan (göğüs çıplak) ve yalın ayak baldırı çıplak kanca atıp palamar bağlamıĢ. devirmiĢ oğlan olup bunlara gemici ıstılahı üzre (deyimlerine göre) zenane derler ki. göbek koklama. s. Bir sene mürurunda (geçince) Ġstanbul'un kulampara eĢkiyası Kız Softa'yı rahatına komayıp dükkânın gözleyip ustasın gaybubetinde (yokluğunda) müĢterisuret (müĢteri gibi) ülfet ve muhabbet edip envai tuhfe (çeĢit çeĢit hediye) ve akçe ile oğlanın aklın çalarak birkaç ay mikdarı bahçe ve bostan ve bekâr odası ve hamam dolaĢtırıp akıbet KarakuĢ nam (adlı) Ģeririn pençesine düĢtükte (düĢünce) Yıldızababa hamamına götürüp soymuĢ ve beline siyah dellak peĢtemalın sarıp üstad elinde ba'dettalim (talimden sonra) müĢteri aguĢuna (koynuna) halvete koymuĢ kapamıĢlardır. çakıl memecikler diĢleyip altın kamıĢ çük yoklama ile iltifat etmiĢtir. KALYONCU SÜLEYMAN Biri dahi Kalyoncu Süleyman'dır ki. herif oğlanın ortağı dellake 20 akça payını yine verir.. gayeüc mergub (rağbet edilen) mahbub tokmakçıdır..t tokmaklayıp kırk sefer fiĢek attığı hamam siciline kaydolunmuĢtur. orada doğmuĢ olup) eyyam-ı Ģebabet ve nev civanisinde keĢtiban (gemici) dayılar aguĢunda (koynunda) perverde olup (büyütülmüĢ olup) Ģahin baĢında keçe külah. Ve oğlanın iri kıyım yalın ayaklarında demir gülle topuk ve hem sünbül koçanı y. Bir tüvana (güçlü) nev-hat (sakalı yeni çıkmıĢ) oğlan olup kendi kadr-ü kıymetini (değerini) bilmeyip boğazı tokluğuna tersane haytalarına uçkur çözerken hamam çıplağı olmuĢ.r. Ģahbaz (yiğit). ayak öpme.. Ricalden (Üst düzeydeki yöneticilerden) bir efendinin oğluna alâka edip oğlanı kalafat yerine çekip cebren (zorla) gemi içine sokup livata etmekle (etmesi üzerine).. hamamın ab-ı ruyi (yüzsuyu) ve kibarın ve ayanın ve eĢrafın makbulü. Ģehrî kulamparaların yüreklerini dağlar ve "ġu keĢtibân (gemici) oğlanın hancer-i puladı (çelik hançeri) acep ne boyda ve Ģekildedir" diye o biçareleri uçkur kemendine bağlar iken meğer Ģehrimiz hamamcılarının eĢbehlerinden (kabadayılarından) PiyalepaĢa hamamcısı Hasan Ağa dahi o kahvehanede imiĢ. dilbaz (gönül eğlendiren).k temaĢasında (seyrinde) imiĢ...Amma ertesi vak'a Ģüyu buldukta (olay duyulunca) fail-i zalim Dağlı Hüseyin memleketi canibine firar. Trabzon hâkinden olup (aslı Trabzonlu. Gece dahi odasında yatırıp telezzüz-ü nazar ve (bakarak zevk alma) deraguĢ (kucaklama) ve buse faslı. Oğlan kulamparasından hazzedip (zevk alıp) akça talep etmese dahi. geceler dahi bekâr dayıların koynunda uçkur çözüp g. Oğlan üç seferden ziyadeye rıza gösterdikte (kabul edince).. muhabbet bu kadar olur.. âdem (insan) ejderhası tüvânâ (güçlü) yiğit. adam s. SEYĠS ALĠ Biri dahi Seyis Ali'dir. civanbaz (gençlere meraklıların) hizmetinde çâlâk (çevik) dellak-i pak (temiz tellak) idi. "Tamam. Ġsmail'e dahi medresede durmak olmayıp öyle mahbuba cümle kapılar küĢade olmakla (bütün kapılar açılmakla) helvacı esnafından Telli Halil Ağa oğlanı alıp esnaf zeynine koyup (esnafın süsleri arasına katıp) tezgâha oturtmuĢtur. Dellak Kalyoncu Süleyman'ın oğlanı ve Ģakirdi (öğrencisi) ve ortağıdır ki bir günde kırk g. Ve dükkanını o perî-suret (peri yüzlü) ile tezyin eylemiĢtir. Gündüz içeride halvette bir seferi 100 akça ve gece camekân odada döĢek yoldaĢlığı livata sabaha dek üç seferden ziyade olmamak üzere iki tafralı altın narhtır.. Amma pek yazık olmuĢtur. hamamdan peĢtemalı ile çıkarmıĢlar ve o çıplak halinde kalafat yerinde salbeylemiĢlerdir (asmıĢlardır).e doyamaz ve iri kıyım oğlan ayağı ile döĢekte öyle cilvelerle ayak uyuĢturur ki. bana böyle bir . az zamanda Ģöhret bulup Hammam-ı PiyalepaĢa'da (PiyalepaĢa Hamamı'nda) kibar ve rical (önde gelen kiĢilerin) tokmakçısı idi. müĢterisi her seferi 100 akçadan koyar.

Kalyoncu Süleyman beĢ sefer bitip fiĢek atar.p eritmiĢ..... elhak (gerçekten de) padiĢah-ı iklim-i hüsndür (güzellik ikliminin padiĢahıdır). paĢam.... Hadd-ü edep bilir tokmakçıdır. Firuz'a g.. bacakların ve ayakların bir yol oğuĢturayım" deyip nicesini baldır bacağa atar ve kıvamı geldikte (gelince) kendi peĢtemalını fora edip çırçıplak.. Bâlâ kamet (uzun boylu) bir tüvânâ (güçlü) çâr-ebru (bıyıkları yeni çıkmıĢ) bir yiğittir ki gece ve gündüz bey ve paĢa ve ağa ve efendi .. ism-i Ģerifi (Ģerefli adı) Firuz'dur. birkaç gün üstad elinde terbiyesi tamam oldukta müĢteriye çıkmıĢtır. Bir böyle pervasız Arnavudun yezididir ki. Böyle kaviyyülsine (göğsü güçlü) ateĢli tokmakçıdır.. Elhak hamam uĢağı. bu Kalyoncu Süleyman için değildir... Hamam hamam dolaĢır kaltaban avaredir.ü tokmaklar. yine ayak öpüp izin talep eder. Amma müĢterisi yeter derse. Seninle bir muhabbet edeyim" deyip nazikane el ense eder ve y. ortaklık yoludur.. Gayrı mürüvvet ve ihsan sendendir ki benim gibi garip çıplağını sevindir. o hayvan Firuz'u getirip el öptürür.. Çardaklı Hamam'a vardıklarında "Bir kınalı kuzucağımız vardır" dedikte. Narhdır ki.. bu muhabbetin tadı altlı üstlüdür" der. vücudum uyandı... buyur" deyip çıkar ve bahĢiĢini ve kanun-u narh üzre (narh kanununa göre belirlenmiĢ) livata ücretini ortağı dellak alır. makbule geçer makuleden olmakla (makbule geçer zannederek) iltifat gördükte (görünce) "Efendim.e yedirip bilâ libas (elbisesiz) yalın ayak gezer biçaredir..ü nur topu misali domalır ki. ağam. ġehrî (meĢhur) kulamparalar Firuz ġah dahi derler ki. Hicap (utanma) perdesini yoluyla açıp hizmetin tamam görür. "Sultanım. Gece döĢek yoldaĢlığına davet olunsa asgari üç sefer koyup fiĢek atması. Ekser kendi dahi alta yatıp "Efendim lutfeyle. Tokmakçıdır. FiĢek atıp fiili livata tamam olunca. Bir it oğlu ittir. Oğlanın baĢını tutsam (tutmam) gerektir" deyip o lâîn (Ģeytan gibi kovulmuĢ) Arvavud Ģaki Firuz'un boynuna kol kemendini attıkta (atınca) oğlanın g. KINALIKUZU FĠRUZ Biri dahi Kınalı kuzudur ki.i müĢteri taĢra camekâna çıkınca bahĢiĢ için lâf etmek. O dilberin el ayaklarında parmakları kınalıdır.. aĢkolsun o oğlana y.n kazancını yine s. bu hüner iĢte ancak bu ittedir...nün kazancından birkaç akçe güç ile (zorla) verir imiĢ. o dellak-i pelid (pis tellak) Firuz'u s. daltaĢak.k basana. hamamda tokmakçılar halvette bir sefere 100 kuruĢ alırlar ama bu Süleyman'a 300 verse azdır. PEREMECĠ BENLĠ KARA DAVUD Biri dahi Üsküdar'da Kolluk Hamamı'nda Peremeci Benli Kara Davut'dur. hemen müĢterinin ayakların öper.. Arnavudiyu'l-asıl (Arnavud asıllı) olup... beline dellak peĢtemalını bağlayıp kese ve sabun ve lif ve lenger ile sanatını talim edip ortağı etmiĢtir. mukaĢĢer (kabuğu soyulmuĢ) aĢkbaz yiğittir vesselam. Üsküdar Kolluk Hamamı'nda zuhur etmiĢtir (ortaya çıkmıĢtır) amma kapısı yoktur. bir nezaket yoluyla aheste beste dipleme sokar ki. Mürüvvet (mertlik) sahibi kulampara biraderlerimiz.. dal.. MüĢterisini halvete alınca kapıya peĢtemal perde talik edip (asıp) altında nalınların kilit niĢanı bırakıp "Uzan beyim. gözleri kanlı taze delikanlı olup vilayetinden ("memleketinden" anlamında) geldikte Çardaklı Hamam'da hemĢehri odasına misafir olmuĢ. efendim. ĠĢ bittikte oğlan su dokunup peĢtemalını bağlanıp el öpüp "Yine beklerim ağam... iĢte gör. S... Varacağı hamamda ard kapıdan külhana duhul (girip) ve külhanda soyunup levendane reftar ile (levend gibi yürüyerek) varıp hamamcı ağanın eteğini ve natır ile . S. 450 kuruĢ narhdır.serbaz ve Ģahbaz ve aĢkbaz tokmakçı dellâk-i çâlâk (tez canlı tellâk) ve pak (temiz) zeberdest (mahir) fetâ (genç) lâzımdır" deyip ve hemen ülfet ve sohbet ve muhabbet edip oğlanı itma' (gözünü boyayıp tamaha düĢürüp) ve ikna ile kahvehaneden öyle yalın ayak ile çıkartıp hamamına götürmüĢ ve soyup dellak peĢtemahnı beline kendi eliyle sarıp bağlayıp.ı ki Ģah-ı merdan ru-siyahtır (büyük siyah tokmaktır).

bunda hicab (utanma) olmaz. 110 kuruĢtur. ĠĢte Benli Kara Davud o nazlı beye alâka edip cümle akçasın (bütün parasını) saraç civane (gence) yedirir çıplak aĢıktır. anası karılar hamamında natır. Kulağında gül. Ģaki-i mel'unu tepeleyip ve Ġskender mahbubu onun pençesinden alıp katline kail olmayıp (öldürülmesine razı olmayıp) Ġstanbul'da Mahmut PaĢa Hamamı hamamcısı karındaĢı Uzun Süleyman Ağa'ya göndermiĢtir ki. ALTINBAġ ĠSKENDER Biri dahi AltunbaĢ Bey oğludur.. o taraflarda "Ġskender adında bir Ģehzade Arnavut kavmine padiĢah olur" efsane tevatüren Ģayi (söylentisi çıkıp) ve bu nev-civan Ģehzadenin namı (adı) dahi Ġskender olmakla madde-i fesat (bozgunculuğun kaynağı.. göbek taĢında uyumuĢ. Halvette bir seferi 90 kuruĢtur ve 20 kuruĢ dahi ortağı alır ki.. Amma saraç oğlanı da Ģakır Ģakır s.. sine-i muhabbete (muhabbet göğsüne) çekip terbiye etsin için. Geceliği üç seferden ziyade koymamak üzere 200 kuruĢtur.. KEġMĠR MUSTAFA Biri dahi KeĢmir Mustafa'dır.ü ak nevcivan dellaktır. her seferi için dahi 250 kuruĢ ziyade verir. Amma müĢteri o ana dek görüĢmediği ise natır ağa "Zannım ki (sanırım ki) tokmakçı arar" dedikte (deyince) bacak ve ayak oğuĢturup tedricen (ağır ağır) yukarı çıktıkça maslahata el atar. sultanım. Hemen emreyle ki gör bak benimki uyanmıĢtır" deyip müĢteri dahi el atıp tuttukta hemen onu yüzü üzerine çevirip bir hamlede biner.. sebebi) bilinip Debre-i Bâlâ ayam Hacı Nezir Ağa oğlanı dağa kaldırıp padiĢahlığını ilân eylemiĢ. Sil gözünün Çatma keman Basarlarken Çalka gümüĢ yaĢını kaĢını .dellak eskisi ser-nevbetin (baĢ nöbetçinin) ellerini öpüp müĢterisi kande (nerede) ise varıp hizmetini görür. Halvet kubbesine güzellik bırakan nur-ı musaffadır (süzülmüĢ ıĢıktır).. Kıptidir ama akça.. Amma müĢteri üç seferden ziyade fiĢek atacak olursa. ot çalmaz.. Gazi Sultan Ġkinci Murat ve Fatih Sultan Mehmed zamanında isyan ve eĢkiyalık yollarına düĢmüĢ olan Kastaryotoğlu Ġskender Bey dedikleri mel'unun Rum cariyesinden olan veled-i zinasının (piçinin) soyundan gelir ki. pul lafı yok tokgöz olup ejderha misali kol kadar m. koyar ve iĢini tamam görür. Amma Ġskender terbiye kabul etmeyip dağda bir eyyam (bir süre) haydud koynunda yatmıĢ ve kûh-ı billurun (billur dağını) hamam çıplağı dellaklar ile ülfet ve muhabbete rağbet edip Süleyman Ağa dahi hanesinden çerağ edip Ġskender'i hamamda soymuĢlar ve AltınbaĢ Bey oğlu namiyle bir dellak-i pakize (temiz tellak) yanına koymuĢlardır. efendim. edibane selam verip elpençe durdukta yürek taĢ olsa erir. "dellak saracı" diye melkubdur (lakaplıdır).ı tasını Haramzadedir yani loncada çeribaĢı oğlu Kıptî'dir ki babası külhancı... ustura vurmaz s.nin kılları sırma püskül.. Arnavud beyzadesi olup. müĢteri "Elin çek" dedikte kendi kebir (büyük) maslahatını peĢtemaldan çıkarıp "Ağam. Kıptiyanda (çingeneler içerisinde) böyle nazik . paĢam. alnı kara . Saraç Ahmed Bey ki eyyam-ı nev-civanisinde (delikanlılık günlerinde) Sultan Murad Han-ı rabinin (Dardüncü Murad'ın) silâhdarı Mustafa PaĢa'nın kapıcıbaĢısı olmuĢ Kız Cafer nam (adlı) kapıcıbaĢının nur-ı dide (göz nuru) oğludur.. iĢte Kara Davud'un geldi" deyip livataya mübaĢeret eder (baĢlar).r. Saraçhanede o pakize (temiz) oğlan. 100 kuruĢ dahi ortağı alır. Kadimden görüĢtüğü ise (önceden tanıyorsa) huyunu ve suyunu bilmekle (bilerek) "Ağam. Ben seni memnun edeyim. Ģerefli adı Ġskender Bey'dir.. kurna baĢında büyümüĢ...ı dibine dek alır ki. levendane reftar ile (levend gibi yürüyüĢle) halvete gelip Ģuhane. alnında kâkül.

. çöp) misali ve hem dahi Haso Ağa'da zer-i halis ile memlu (saf altın ile dolu) kesecikler vardır.. tüvânâ (güçlü kuvvetli) kalyoncu itleri yiğitler ve denize pala çalar sandalcı ve mavunacı yalın ayaklı hayta uĢaklardır ki.. çiçeğini sorar isek karanfil-gûster (karanfil yayan) Ģöyle bir içim su dellaktir. kaytanı deride olup (yırtılıp) vak'a Ģüyu' buldukta (duyulunca) Salih ÇavuĢ dükkana ve dayısı olacak herif dahi Hamlacılar odasına kabul etmemekle oğlan naçâr Azapkapısı'nda YeĢildirekli Hamam'da soyunur ve dellak peĢtemalın bağlar ki bu YeĢildirekli Hamam'ın cümle müĢterileri haylaz yaramaz cündbaz (askerlik eden) tersane dilaverleri. eli ayağı gayetle dilber. bol bol) döĢek yoldaĢlığı eder ki. Halvette ve camekan odada ak mermer üstünde yahud ki döĢekte serapa üryan (baĢtan aĢağı çıplak) serilip yattıkta (yatınca) y. Fidan boylu. melek huylu. her fazla seferi 250 kuruĢtur.i misalidir ki Ġbrahim'in b.. ile tamam icra eder. Kethüday-i hamamciyan (hamamcılar kethüdası) olmamız sıfatıyla bu Hamleci Ġbrahim'i mezkur hamamdan çıkarıp hane-i bîminnetimizde (yapılan iyiliğin baĢa kakılmadığı evimizde) sinemize (göğsümüze) bastık ve ....dilber bin oğlanda bir çıkar. alnında kakülü sırma telli. bir seferi 200 kuruĢtur. bir cuma günü Hamleci Ġbrahim oğlanı Salih ÇavuĢ'un dükkanından kaldırıp "Gel sana tersane-i amirede zindanı temaĢa ettireyim" deyip oğlanı alır. demir kazıklardır. incecik belli.. Ģükufeden (çiçekten yapılmıĢ) göbeği çukuru sünbülbeter.. bostancı neferlerinin taze rûlerinden (yüzlerinden) Hamleci Ġbrahim'dir. nasıl vemesin ki.nın baĢı tokmaklı yok uzundur. ĠĢte o berberin Ģakirdi iken alemi velveleye vermiĢ. Narhı yoktur. rayegân (bedava. Narhı kibar ve rical (seçkinler) için olup. O nazenin oğlan nakleder ki. HAMLECĠ ĠBRAHĠM Biri dahi. Ve acemi eyyamında (acemilik günlerinde) avare olmasın için hamleciler odaları karibinde (yakınında) Büyük Gümrük Ġskelesi ÇarĢısında Berber Salih ÇavuĢ'un nezdine Ģakird (öğrenci) deyu (diye) devam etsin demiĢ... Oğlan rıza gösterse. Tersane eĢkiyasından zindancıbaĢı Saçlı Deli Kürt diye maruf Kürt Haso Ağa. Haso kapkara kıl içinde bir kara Kurttur amma vechinde letafet ve endamında heybet gayetle yakıĢık ve reftarında levendane çâlâki (gidiĢindeki levend gibi çevikliği) Ģöyle ki ayağın pekçe bassa zemin tir tir titrer ve pençelerinde demir çubuk haĢak (süprüntü. akça tutmaz Ģahbaz bekâr yiğitlerin gönlünü dahi bad-ı heva hoĢnut eyler. çakıl memeler damla-i anber (anber damlası). nur-ı dîdedir (göz nurudur). hamam çıplağından yâr-ı gar (vefalı arkadaĢ)bu kadar olur.... lebleri (dudakları) gülbeĢeker. b.. "MüĢterimin mürüvvetine endaze olmaz" deyip domalır ve ne bahĢedilse alır.. Ģahin baĢında bostancı külahı. kalem kalem parmakları ĢimĢir nalın ile reftar ederken (geçerken) üftadelerinde yahey. çuha cepkeniyle yakıĢık almıĢ. yok kalındır demeyip ve ah of etmeyip gayret-i nev-civanî (gençlik gayreti ile) ile tamamını alır ve adamın canına taze can katar.. odasına götürür ve Hamleci civana rızay-ı nev-civanisiyle (gençlik rızasıyla) fiili livatayı Kürdî y. sebike-i sim (gümüĢ külçe) . Elhak. cebîn-i pâkinde (temiz alnında) kakül-ü gümrahı (sık kakülü) tel tel.. bu hamleci Ġbrahim oğlana alâka edip yoluyla takarrüb eyledikte (yaklaĢınca) oğlan dahi Haso Ağa'ya meyleder ki. Karadeniz yalısında Giresun kasabasından kopmuĢ ve Ġstanbul'da saray-ı hümayun (padiĢah sarayı) bostancılar ocağında hamleci olan dayısı yanına gelmiĢ ve o adam dahi Ģahbazı kendi ocağında acemi nefer olmak için iltimas etmiĢtir.. Hammam-ı Eski Yeni'de natırdan talep oluna. Hamleci oğlanın gereği gibi hakkından gelirler ve teknesini âlâ kalafat ederler. ayaklar yalın. Gece dahi tâ-besabah sabaha kadar) türlü türlü iĢveler.. her sefer ki Ġbrahim'e talep olup içeride halvetde ya taĢrada camekan odada Ģîrâne (arslan gibi) hamle ettiklerinde. Velâkin Haso'nun maslahatı rub'-u meskûnda (dünyanın dörtte birini oluĢturan kara kısmında) misli (benzeri) yok aygır s. cümlesi zincirin kırmıĢ kızıl kulamparalardır ve hepsinde y. cilvelerle kol-bacak kemendleri ve iri kıyım hamleci oğlan ayağı uyuĢturmaları. Ve gece döĢek yoldaĢlığı üç sefer hesabıyla 1000 kuruĢtur. ZindancıbaĢı.

kıyma bana.. Hamamı kolluğa bastırmak olmaz.nin zehrini oğlanın içine kusturmuĢ ve o Ģaki iĢini tamam bitirip indikte (inince) Deli Ferhad dahi oğlana hamle edip kızıl deli çomağını karanfil b. subaĢı duymuĢtur. 18. belinde hançer-i fulad (çelik hançer). has damgası gümüĢ tasında ve alıĢveriĢi kurna baĢında.. KARANFĠL HASAN Biri dahi. Hamam böcekleri doydukta oğlanın yolun kesip "Aman oğul. ol güruh bal çanağına eĢĢek arıları misali üĢüĢmüĢlerdir.... müptelâsına dâd ve feryâd. Ġllâ (yoksa) kan olur" deyip Karanfili camekan odada bastırıp Deli Ferhad kapıyı tutup Kırkık Ali dahi seyf (kılıç) ile oğlanı kesecek oldukta Karanfil Hasan "Aman ağam. Maceralarını. . Hamam uĢakları.. Ayvansaray'da Kız Yusuf denilen haramzadenin veled-i zinasıdır. Bab-ı vuslat bir kere açıldıkta (açılınca). Teslim. Hamamcı ağa "Bu oğlan bizimdir" demekle Karanfil Hasan iki sene gayriye (baĢkasına) peĢtemal bağlamayıp kahve ocağında hamamcı ağanın çubukdarlığı hizmetin görürdü..riz. teslim" deyip uçkurunu çözmüĢ ve o aç yiğitlere gümüĢ künbedin domalmıĢ Kahveci Kırkık Ali de Ģâh-ı merdan (tokmak) karayılan s. Kalafat yerinde kayıkçı ve mavunacı bekâr uĢakları ile çelik ve çomak oynayım derken uçkuruna el atmıĢlar ve gece dahi odalarına kaldırıp üryan edip döĢeğe çekip yatmıĢlardır.Yemenici Bali oğlana döĢek yoldaĢı yaptık ki. Akçamıza geçer hükmümüz. Biz bu oğlana fiili livatayı elbet ki ederiz. kendi on beĢ yaĢında. akla ilk gelen isimlerden biri Fazıl Bey. Hamam nâr-ı fitne (fitne ateĢi) olmaz. Kadınlardan zevk almadığını devamlı tekrarlamıĢ. yüzyılda yaĢamıĢ bir divan Ģairi.e sokmuĢtur. Böyle hamam çıplağı oğlana tasarruf ve taassub olmaz.i bir özge temaĢadır bir baĢka seyirdir). Enderunlu Fazıl Bey veriyor. iki oğlanın altlı üstlü muhabbeti ve birbirini s.. iki nefer ocaklı dilâverler (yiğitler) ki biri altmıĢ dört bölüğün Deli Ferhad ve biri dahi elli altı bölüğün kahvecisi Kırkık Ali'dir. Oğlanın gümüĢ künbed (kubbe) kâsesine kol kadar demir anahtar uydurup içinde oynatmıĢlardır. "Ağa. Karanfil Hasan'dır... her vesileyle övünmüĢ. kaddi ĢimĢâd (boyu ĢimĢir ağacı gibi). ÇalmıĢ kalem parmaklara al kına Yakına gel aman oğlan yakına deyip Karanfil Hasan'ın ayağın öpüp koklamağa on akçe narh olmuĢtur. Fazıl Bey'in delikanlıları Rum delikanlılarıyla Ġspanya'daki hemcinsleri arasında ne farklar vardır? Hint kadınları mı.. Rıza ile verdi ne âlâ. eserlerinde hep bu konuyu iĢlemiĢ.. Döneminin tanınmıĢ bir eĢcinseli ve eĢcinsel olmakla her zaman.. Osmanlı eĢcinsel metinlerinden bahsedildiğinde. Vermese silâhımız kuvveti ile iĢte o anda cebren ve kahran (zorla ve kahırla) yatırıp s. oldu. Karanfil Hasan camekan odaya çubuk götürdükte (götürdüğünde) tabancaları çekip "Bre bu ne olmaz iĢtir? Sine bülbülü oğlan hamamcı ağanın hanesinde kafeste olmak (olması) gerektir.. 1759-1810 yılları arasında yaĢamıĢ. defterli olursun. Karanfil Hasan gayri müĢteriye soyunsun" deyip o gün ġengül Hamamı'nda olan cümbüĢler kalem dile gelse bir müstakil kitap olur.". Akıbet (sonuçta). Senin için cây-i halâs (kurtuluĢ yeri) bir hamam-ı dilküĢâda soyunmaktır" deyip ademî baĢına halisü'l-ayar akça salıp (her bir adam baĢına doğru ayarlı para ödeyip) o tarihte ġengül Hamamcısı Uzun Karabekir Ağa'ya götürüp el ve etek öptürüp hamamcı ağa dahi gayetle pesend eyleyip (çok beğenip) soyunmasın emreyledikte Kız Yusufoğlu soyunup kâküllerin ebruvan üzre döktükte (kaĢları üzerine dökünce) Karabekir aklı periĢan olup "Hay veled-i zinalar. bu karanfil oğlanı kande buldunuz?" demekle Karanfil Hasan deyu Ģöhret ve Ģan buldu.. önünde sonunda olacak bu idi.. Hamam gülĢeninde (hamamın gül bahçesinde) perveriĢ bulmuĢ (beslenip büyütülmüĢ) KeĢmirî dilber-i müstesnadır (seçkin dilberdir) ki cilve katında üstad. Amma nice nice yüz mahbubdostların lüle-i çeĢmine ateĢ-i arzu (göz lülesine aĢk ateĢi) koymuĢ. duygularını. oğlanın sebike-i sim (gümüĢ külçesi) yalın ayaklarını görenler.. Hollandalı kızlar mı daha cazibelidir? Cezayirlilerle Tunuslular'ı birbirinden ayıran "cinsel özellikler" nelerdir? Kadınlar hamamında kavga nasıl çıkar? Ġstanbul'da kaç kadın yaĢar? Böylesine akla gelmesi bile güç soruların cevaplarını.

üçüncü aĢkı saraydan ayrılmasıyla sonuçlanmıĢ. ĠĢin ilginç tarafı. bir defa daha Ġstanbul'a dönmüĢ. Akka'da bir isyana kalkıĢtıkları için idam edilmiĢler.. kendine mahsus bir Ģair olarak kabul ediliyor. Sevgilisi. Fazıl'ın. toplatma kararını sarayın. düĢmanlarınla beraber olurum. . Kavramların ardına gizlenmeden herĢeyi. ama Ģiirlerinin sanat açısından zayıf ve biraz da kaba kaldığını söylüyorlar. apaçık ama bazan "edepsizce" yazmıĢ. Genç erkeklere olan düĢkünlüğünü açıkça söylemiĢ. fılimlere konu olabilecek maceralarla dolu. Hubanname'de bahsi geçen milletlerin kadınları üzerinedir. dünyanın çeĢitli uluslarına mensup delikanlıların özelliklerini anlatır. Zenanname. Ģeyhülislamın veya ülkenin iç iĢleriyle ilgili bir makamın değil. Zenanname. böyle birĢey bize utanç verir)"i yazdıracak dereceye varmıĢ. yakarmıĢ ve Anadolu'da bazı idarî görevler kopartabilmiĢ ama Ġstanbul'a gırtlağına kadar borç içinde dönmüĢ. Ġstanbul sokaklarında yıllarca serseri bir hayat sürmüĢ. dönemin sultanı Üçüncü Selim'e yalvarmıĢ. kısa bir müddet sonra da BeĢiktaĢ'taki evinde sefalet içinde ölmüĢ. (ġairiz. Ermeni.. nikaha karĢı çıkan bölümüdür. kalemi eline almaya mecbur olur.. derken Rodos'a sürülmüĢ. Üstelik bu açık sözlülüğü. Eserleri divan edebiyatının birinci sınıf örnekleri sayılmasa da. Fazıl'ın ölümünden 28 yıl sonra. o güne kadar söylemeye kimselerin cesaret edemediği bazı ifadeleri açıkça kullanır.. Onların yatağına girerim haaa!" diye tehditlere baĢlaması üzerine. ona ünlü beytini. onlardan zevk almıyorum. bugün elimizde beĢ kitabı var: Defter-i AĢk." demiĢ. Ģeyn verir sânımıza / Giremez fahiĢe divanımıza. onun divan Ģairleri içerisinde günlük olaylardan en fazla yararlanan kiĢi olduğunu. Çektiği sıkıntılar canına tak demiĢ olacak ki. ekol sahibi. diğer ülkelerin güzel erkeklerini de öğrenmek istediğini söyler ve Fazıl bu isteği yerine getirmek için kaleme sarılır. Fazıl kadınlardan hoĢlanmadığını söyler. DıĢiĢleri Bakanı Mustafa ReĢid PaĢa'nın vermiĢ olmasıdır. padiĢahın emriyle saray okulu "Enderun"a alınmıĢ. Çenginame ve Divan. sarayda bolluk içinde bir gençlik. Bir sohbet sırasında çengiler hakkında yapılan tartıĢmaya tanık olan Fazıl'dan.isteklerini apaçık ve hiçbirĢeyin ardına gizlenmeden anlatmıĢ. duygularını. Zayıflığın nedeni. Hubanname'de. Kimilerine göre ise. yazarları gibi maceralı. Fazıl da Rum.. sefaletini ve bir Çingene genciyle olan gönül iliĢkisine yer verir. Saraya alınıĢını. o dönem Ġstanbul'unun en ünlü erkek dansçılarını konu alır. devrin büyüklerine övgüler ve yine delikanlılar için yazılmıĢ gazellerle doludur. bu arada Galata meyhanelerinde tutulduğu bir Çingene gencine gönül vermiĢ. Kimisi yazma olarak elden ele dolaĢır. Hayatı romanlara. Hubanname. Enderun'daki bazı delikanlılara aĢık olunca kovuluĢunu. kimisi de basılır ama bazan ahlâka mugayir bulunarak toplatılır.. bu aĢk da yedi ay devam etmiĢ. Edebiyat tarihçileri Fazıl'dan bahsederlerken.. Çenginame'de ise. sürgünler ve bunların yanında aĢırı keyif düĢkünlüğü. Fazıl Ġstanbul'a getirilmiĢ. Hırvat ve Çingene köçekleri uzun uzun anlattığı Çenginame'sini kaleme alır. Büyükbabasıyla babası. Toplatılma sebebi. maceralarını. 1838'de Ġstanbul'da bastırılır ve toplatılır. nihayet açlık ve ölüm.. üzüntüden gözleri kör olmuĢ ama her nasılsa on yıl sonra yeniden açılmıĢ. baĢından geçen aĢk maceralarını hikaye eder. "ġairiz. Yahudi. ters sevgiler. binbir bahane öne sürer ama delikanlının "Gider.. müsriflikten de öte hesapsız harcamalar. burada üç kez kendi cinsinden olanlara aĢık olmuĢ. Fazıl bu Ģiirlerle de kendisine özgü bir tarz yaratır. BeĢ ayrı kitap. isteklerini. Zenanname. Kitapların geçmiĢi de. fahiĢeler divanımıza giremez. Felaket dolu bir çocukluk. Defter-i AĢk'ta Ģair.. dilinin kemiği olmayıĢı. Bu kitabı yazmasını da sevgilisi ister. kimin haklı olduğunun anlaĢılması için hakemlik etmesi ve konuyla ilgili bir kitap yazması istenir.. "kadınlar bana göre değil. Divan'ı dinî Ģiirler. sefalet..

bu "delikanlı" sevgilinin birdenbire kaybolduğunu söyler. Ayrılığı beni öyle bir hale getirdi ki. ġiirler düzyazıya çevrildi ama bugün de anlaĢılabilecek olan bazı önemli beyitler. gerçeğe aykırı birĢey demedim. Metinden anlaĢıldığına göre. ateĢle oynayan birisine düĢtü. O rahmetliyi hayırla zikredelim. genç aniden ölmüĢtür: DüĢtü dil bir sanem-i mümtaze Bir ocakzade-i ateĢbaze Nazikane reviĢ-i etvan Anı tab'ımca yaratmıĢ bârî Zikri hayr olsun o rahmetkârın Aheni olmaz idi bu zarın Dil-i nâĢâdımı Ģad eyler idi Nigeh-i lûtfile yâdeyler idi TutuĢur dilde muhabbet nârı Kimseye fâĢedemem esrârı Gösterirken bana ol pâk-neseb Gâhice rûy-i rıza. anlamda bir kopukluk olmayacak Ģekilde yeralıyor: "Kimi zalim. kimi adildi. bazen de gazap gösterirken. Allah'a yemin ederim ki. Enderunlu Fazıl'ın tamamını Ģiir halinde kaleme aldığı kitaplarından yapılmıĢ küçük bir seçme yeralıyor.. lütuflu bakıĢıyla yadederdi. Küstahlık ederse affola. gah gazeb Bir de gördüm ki o pâkize vücud Nagehan oldu o yerden nâbud ġöyle kâr etti firakı baha Hayli dem gezdi gönül divane Edelim ism-i Ģerifin mektum Levh-i endîĢede kalsın mersum" (Gönül seçkin bir sevgiliye. Fazıl'ın baĢından geçen aĢk öykülerini anlattığı mesnevi tarzında uzun bir Ģiir ve edebiyatımızda bu konudaki ilk örnek. O temiz soylu sevgili bana bazen rıza. Gönlümde sevgi ateĢi tutuĢur ama bu isteğimi kimselere açamazdım.. ilk sevgilisinin adını nedense vermez. aĢka ilk kez düĢüĢümden buyana bana Ģahlık eden tüm güzelleri yazmak istedim ve herĢeyi olduğu gibi anlattım. daha sonra da dört büyük "aĢkı" tarihleriyle kaydeder. GiriĢte. Öyle bir defter ki. gönül uzun bir süre deli gibi gezdi. kimisi adil idi Kimi dana. "Defter-i AĢk". kimisi cahil idi Ġstedim cümlesini yad edeyim Böyle tarih-i nev icad edeyim Yani tâ aĢka giriftar olalı Yazayım Ģahım olan her güzeli Olduğu gibi yazıldı bu rakam Hiç hilaf olmadı Allah'a kasem Yadigârım ola bu eyyama Ola dilberler için Ģehname Dil ki âlâmla bî-fikr-i Ģuur Ola küstahlık ederse ma'zur" (O sevgililerin kimi zalim. bazısı da cahildi. bölümler arasında aynen verildi. tamamı 397 beyit olan manzumenin bazı beyitleri. bu Ģekilde yeni bir tarih icad edeyim dedim.. sanki Allah onu benim huyuma göre yaratmıĢtı. Yazdıklarım yadigâr kalsın ve güzeller için bir ġehname olsun. elemlerden dolayı fikirsiz ve Ģuursuz bir halde. Gönlüm. Tavrı nazikti. .. birdenbire ortadan kayboldu. Burada.. Bazısı bilgili.. Yani. Hepsini anarak.).AĢağıda. Mısır'dan Ġstanbul'a getirilip Enderun'a alınıĢını hikaye eder ve kitabı eski sevgililerini anmak için kaleme aldığını söyler. Ġsteklerine kavuĢamamıĢ gönlümü Ģad eder. Fazıl.

Adı Süleyman Bey'di. 1778: "Yine bir aĢk ile medhuĢ oldum Kaçtığım dâme yine düĢ oldum Bir civanpâreye oldum bende HoĢ eda. Ama Fazıl'a hiç yüz vermemiĢ. Süleyman meleği.). Fazıl. yüreği âĢıklara taĢtan da sertti. taze beden. tanınmıĢ müzikçilerden birisi olacak. köpek. saraydan kovulmasıyla sonuçlanacaktır: Defter-i AĢk'ta üçüncü "aĢkıyla" ilgili olarak verdiği bilgiler musiki tarihi kaynaklarıyla karĢılaĢtırıldığında.ġerefli adını gizli tutalım ve o. Enderun'da hocalık ettiğine göre. Yazık ki o isteklerin gül bahçesinin goncası. Çünki. 1192 (Miladi 1778) yılında uçtu. kodoĢ" sözleriyle bahseder. tek bir harf bile söylememiĢ. onun hüdhüd kuĢu haline getirdi. bana bir harfçik bile olsun söylemedi. nâzende ġöhret-i ismi Süleyman Bey idi Yüreği âĢıka taĢtan pek idi Ruzigâr attı Süleyman'e beni Hüdhüd etti O'na bu nâle-zeni KiĢver-i sinede hakan oldu Gönlümüz taht-ı Süleyman oldu Harf-i vâhid bana söz söylemedi Nigeh-i lûtfile Ģad eylemedi Oldu ol. taze vücutlu. Fazıl da delikanlıya pek uğur getirmemiĢ olacak ki. yaĢlı musiki hocasından da "akbaba. HoĢ edalı. Abdullah Ağa. nazlı bir gence bende oldum. gamların defterlerinde resmedilmiĢ bir halde kalsın. Yıl.gonçe-i gülzâr-ı emel Vah ki yağma Ģode-i dest-i ecel Gönüm az kaldı ki gamgîn olacak Türbesinde Hacı Yasin olacak Bin ilâ yüz dahi doksan iki Berhava oldu Süleyman meleği" (Yine bir aĢkla dehĢete düĢtüm. tasa ve sıkıntılar. aĢırı güzelliğiyle "ġehlevendim" diye tanınmıĢ. Zamanın rüzgârı beni Süleyman'a attı ve feryatlar içindeki bu kiĢiyi. Bu aĢk. gönlümün tahtında Süleyman oldu ama. ġehlevendim'le nasıl karĢılaĢtığını. adıyla-sanıyla yazılmıĢ: Süleyman Bey. Bu kiĢinin adını vermiyor ama. gitti. ona nasıl gönül verdiğini ve bu garip sevginin kendisinin saraydan nasıl ayrılmasıyla sonuçlandığını anlattığı bölümde.) Ġkinci sevgili. Ģairin gönlünü kaptırdığı kiĢinin "ġehlâ Hafız" diye tanınan besteci Hanende ġehlevendim Abdullah Ağa olduğu anlaĢılıyor. aynı zamanda "ġevkaver" makamının da bulucusu. 1770'lerin baĢında doğduğu sanılan Abdullah Ağa. kaçtığım tuzağa tekrar tutuldum. lutuflar verici bakıĢıyla sevindirmedi. çok yaĢlı bir musiki hocasına da veryansın ediyor. Göğsümün ülkesinde hakan. o sırada çok genç olmalı. ġair. Süleyman durup dururken oluvermiĢ. bunak. Genç yaĢta Enderun'a alınmıĢ. ġehlevendim'le ilgili bölümde. Fazıl'ın hayatındaki en büyük dert. Fazıl bu aĢk hikayesinin 1784'te yaĢandığını söylediğine göre... Gönül neredeyse gamlara düĢüp türbesinde Hacı Yasin olacaktı. ecelin elinde yağmaya uğrayıp öldü. göz koyduğu delikanlıyı o hoca elinden almıĢtır: "Cüst-u cû eyler iken taze belâ BaĢıma geldi kaza ah ne kaza Handesi vaslını eyler îmâ Gamzesi lâkin eder istihza Ġsmi halk içre o sahib-i nahvet ġehlevendim ile buldu Ģöhret Hüsnü yoktur sesine düĢ oldum Anı yok nâzına medhuĢ oldum Yüzüne daire tutsa o peri Döğünür def gibi üftadeleri . üçüncü kez aĢık olmasıyla baĢlar.

yedi ay beraber olduklarını söylüyor: "Galata semtine düĢtü güzerim Bir sitemkâre eriĢti nazarım Ġsmine derler imiĢ Ġsmail Oldu kurbanı onun cism-i alîl Çengilerde meğer ol Ģuh-i cihan Hüsnile bulmuĢ idi Ģöhret-i Ģan Aybı ancak bu ki ol canane Milleti olmuĢ idi Çingâne Gerçi Kıptî idi ol serv-ü sehî AĢk onu kıldı gönül pâdiĢehi Böyledir kaide-i aĢk-ı gayur Dilde çingâneyi eyler Temur KılmıĢ üftadelere ol âfet Künc-i meyhaneyi cây-i vuslat Raksa baĢlar idi ol canane Gah ayağ üzre sunar peymane Yedi ay oldu o nev-mâh-ı münîr Hale-i sinede sahib-i te'sîr" (Yolum Galata semtine düĢtü. ortaya neredeyse yüz yaĢında. günün birinde Galata'ya gittiğini. Gönül. halk içinde "ġehlevendim" diye Ģöhret bulmuĢtu. Allah. YaĢlı kodoĢ. Meğer o cihanın Ģuhu.. Meğer o ay yüzlüye gönül verip. yıllardan 1784'tü. sitemler eden bir güzel gördüm. ġeftali benzeri dudaklarla bir iliĢkisi olmadığı anlaĢıldı.). bir meyhanede Ġsmail'e rastladığını. Ġsmail adında bir çingene genci. Gayretli aĢkın .. Adı Ġsmail'di ve bu sakat vücudum onun kurbanı oldu. aĢk onu gönül padiĢahı yaptı. gamzesi ise alay ediyordu. Güzel ve alımlı değildi. bu telâĢlı durumda rakipleriyle mücadele içerisindeyken. Çevrede gürültüler kopartan bu olay meydana geldiğinde. dilberlere de baĢçavuĢ oldu. o sevgiliyi. O kibir sahibinin adı.. Kıptîlerdendi ama. Fazıl'ın Defter-i AĢk'a kaydettiği dördüncü ve son sevgilisi. saraydan kovuluĢundan sonra bir süre Ġstanbul sokaklarında iĢsizgüçsüz dolaĢtığını anlatan Ģair. tükürükle kirletirdi. Hasta gönlüm bir bahane ile kaçarak. cefa üstadı zalime öğrenci etti. yüzüne bir zilli def tutsa. kanbur birisi çıktı. akbaba suratlı. Ama ben sesine aĢık olup nazından dehĢete düĢmüĢtüm. Gerçi o fidan boylu. sadece Çingene milletinden olması. O alçak herif sevgilisinin dudaklarını emse. çengiler arasında güzelliğiyle Ģöhret bulmuĢ. Ayıbı. Gülümsemesi kavuĢma görüntüsü veriyor. çünki köpeğen ağzında ısıracak diĢ yoktu. Çocuğun hocası oldu ve o elması parmağına taktı.. baĢıma bir kaza geldi. aĢıkları da def gibi döğünürdü. iĢe yaramayan bir timar buldu. çürük. Hem de öyle bir kaza ki. gönül yaralarına sarıyormuĢ. O peri.Dil bu haletle telâĢ eyler iken Rukebâ ile hırâĢ eyler iken Kıldı bir pîr-i kühen sâle zuhur Akbaba çehreli nekbet kambur Yani ol tıflın olup lalası Taktı engeĢtine ol elması Meğer ol mâhe gönül vermiĢtir Anı zahm-ı diline sarmıĢtır OlmuĢ idi yine ol pîr-i kodoĢ Dilberan zümresine baĢçavuĢ Beli Ģeftaliye dair iĢi yok Köpeğin ısıracak bir diĢi yok Leb-i cânâneyi emse o habîs Tükrükiyle ider idi telvîs Bir bahane ile edip âh firar Hasta dil kaptı çürük bir timar Oldu ol vak'a-i sûr-engîz Bin ilâ yüz dahi doksan sekiz" (Yine belâ ararken.

ilden ile bütün güzelleri anlat ve hata etmemek için iyi düĢün. çingeneyi bile gönülde Timur haline getirir. Tatar. Anadolu. Hint. BoĢnak.. Fazıl.. Ġsterim ki beni içimdeki Ģüpheden kurtarıp aydınlatasın: Hangi millette güzel ve kimlerin çok sevgilisi var.. Tamamladığın zaman.. Tunus. Halep. Ġran.. Hint memleketi sıcaktır. Kimseye birĢey söylemez. bu düĢkününe dedi ki: "Ey kahır ve zulüm verici Fazıl'ım!. AĢağıda Hubanname ve Zenanname'den bazı bölümleri aktarıyoruz. Fazıl bu isteği reddedecek değil ya.. Ġncelikleri kendisinde toplayan genç ve bilgi sahiplerinin önde geleni olduğunu biliyorum. Arnavut. Türkçe açıklamalarda. Onun deyimiyle "ayı gibi" bir çingene gelerek.. kırmızı yanaklar ve yuvarlak çehre.... Çerkez. Ġçleri soğuk olduğundan. Hicaz.. Çakmut'un tezinde geçmeyen bazı beyitlerin çevirilerini de araya ilâve ettik.. Ġstanbul. Sesi. Polonyalı. gönlümün hâlesinde yedi ay kaldı). orada insan beyaz kalamaz. Parlayan yeni bir ay gibi olan o sevgili... son derece çirkindir.Bir gün o nazlı. "Ġsmail" cevabını alır. Feza Çakmut'un Ġstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Kürsüsü'nde 1975 yılında verdiği "Hubanname-Zenanname'nin minyatürleri" baĢlıklı bitirme tezinden büyük ölçüde yararlandık... Ġngiliz. "Öyle bir kitap olsun ki. tatlı kadınlar. Zülfümün bağlı kölesi. Yahudi. Aradan yıllar geçer. ACEM GÜZELLERĠ: Uzun boy. ġam. meyhane köĢelerini sevgililere kavuĢma yeri yaptı. tanınmayacak haldedir.." der.kuralı. bu Ģekildedir. Ġspanya. bu son günlerimde lütuf kadehimi içersin... Fazıl'a "Otur. Bağdat.. naz etmekte de hayvan gibiler. ama dudaklarına "sükut mührü" vurur. içki meclisinde otururken bir-iki kadeh çekmiĢti. Yemen. Ermeni.. bir gün arkadaĢlarıyla beraber HaydarpaĢa'dadır. yani "Güzeller Kitabı" adını verir... Allah'ın iĢine daha çok ĢaĢırmıĢtır.. Bir zamanlar "göğsünde yedi ay tuttuğu" çingene güzeli bozulmuĢtur. Adını sorar. Acem ülkesine düĢtü. Fazıl birden aĢık olduğu günleri hatırlar. O afet.. Sevgilisi.. Bunca zaman aĢkla yanmıĢsın. HabeĢistan. büyüleyici göz. Güzel erkekler. elindeki defi çalmaya ve Ģarkılar söylemeye baĢlar." Bu sözü gönül duydu ve arzu ile bir mum gibi coĢtu. Rum. Fas. Fazıl'ın gözü çingeneyi bir yerden ısırır. içine bir titreme gelir. Alır kalemi eline.. dünyadaki her milletten erkeğin özelliklerini bunda bulayım. her hünerde kazanılmıĢsın. Karadeniz. ama "erkek" sevgilisi. Güzelleri kara-kuru. ululanmanın mucidi ve naz bilgini padiĢah.. O da Fazıl'ı tanıyamaz. Herbiri sitem etmenin. Hepsi. Çingene. zira "cahiller aĢkın Ģivesini anlamayacaklardır": "Kılmadım kimseye razı ifĢa ġive-i aĢkı ne bilsin cühela"... Önce özelliklerini anlat.. HUBANNAME (Güzeller kitabı) DER BEYAN-I SEBEB-Ġ MANZUME (ġiirin yazılıĢ sebebi): ". yay gibi kaĢlar. Cezayir. bir kitap yaz!. Nazlı ağzını açıp ben kölesine. Raksa baĢlar. bir yandan da içki sunardı. Rumelili.. Hangisi güzellik içerisinde nazik tavırlıdır? Nazlı iĢve ve iĢveli yürüyüĢ kimdedir? Dağdan dağa.... nâzın ve etrafı karıĢtırmanın üstadı. Ģehvetleri de bozuk.. Kahire. HĠNT GÜZELLERĠ: Ey baĢı yükseklerde olan ve Hind beniyle siyah bir yıldız gibi duran güzel. sonra da resmini tasvir et... güzellikleri sayesinde birer hisseye sahip. Gamzesi . Rus. Hollanda ve Amerikan delikanlılarını sırayla yazar ve kitabına "Hubanname".".

Kılları görünmez çoğu zaman. HABEġ GÜZELLERĠ: Güzelleri caziptir. Kızgın. MISIR GÜZELLERĠ: Mısır memleketinin kadın ve oğlanları. Özbek güzelleri acayiptir. dostluk bilmezler. renkleri de sararmaz. Gönülleri fethetmek.. onlara Allah vergisidir.. kırmızı dudağı.. kırmızı Ģaraptan da naziktir.. asrın insanının yeni bir oyuncağı gibi. aĢığına imdat etmez.. Ama fiilî livatanın ne olduğunu bilmezler. kılıç ve tabancayla sanki her biri bir meydan kahramanıdır.. Onları acımak bize düĢmez. HĠCAZ: Güzellerinin yanağı. sevgiden anlamazlar. BambaĢka bir Ģeydir Yemenliler. gözü alaycı.. cefayı kendisine huy edinmiĢ. gümüĢ yelek giyen o güzel.. çölde yaĢayanı hâle misali yan çizer. yetim. Yanakları. serkeĢ. velvelelidir.. Ah o ay yüzlü güzel Tunuslu.... VahĢidirler. güzelliği gizli olan Zengi'nin genci!.... BAĞDAD GÜZELLERĠ: Pek cefacıdır o âsî... CEZAYĠR VE TUNUS GÜZELLERĠ: Hepsi kahraman görünüĢlü... ġehvetleri yoktur. mütevazi.. Geriye kalanları bir tütsü kabına koysak.. sanki kudsî bir ruhaniyete sahiptirler. Sanki çıkrıktan çıkmıĢ gibi. Tebriz çocuğu... Kırmızı yanakları... saçının kıvamları gecenin karanlığı gibidir. dudağı mütebessim ve yumuĢak yüzlüdür. onları hatırlamasak daha iyi olacak... isimleri görünüĢte değiĢiktir ama içleri baĢtan baĢa bir cevherdir.. naz ve niyaz üslubunun aĢinaları onlar. Beyaz çehreleri mumu andırır.. yarınlar için verdikleri sözler hep yalandır. KeĢmir güzeli. Sevgililerin dudağında Ģeker tadı bırakır.. Ģehvet ve kudretleri vardır. Uykulu gözleri hasta. Fakat anlayıĢ gözü kör mü acaba? Parlak gündüz ile gece bir mi? Bırak. Yemenliler esmer olur. diğer güzellerden üstündür.. garip huylu olurlar ve her zaman ateĢ gibi yanarlar... cahilcesine "Baba. nazik ve tatlı sözlü. onun hiçbir lûtfunu görmemiĢtir... Ġsimlerine "Mercan" deyelim. ġiraz'a Allah vergisidir. Yarınlar. cazibelidir. Musul'un güzeli söz ile çekilir fakat aĢıka birleĢme imkânını ancak lûtufla verir. Leylâ'nın yanakları gibi anber mayalıdır. Tebrizli'nin gönlü yansa bile. dönüp bakmaz. Kandehar'ın güzeli. ZENGĠBAR GÜZELLERĠ (Zenciler): Ey gecenin rengi gibi benli.. Yanakları sade de olsa. güzelleri az çıkar... beyaz bornuslu. Güzel saki.. KonuĢma ve iĢvede kabiliyetleri üstün. Ama gönül vermeye değmez. Yüzleri gülmez. sevimli ve vakurdurlar. Ģehirlileri temiz ve pak. Buhara güzelinin gönlü taĢtır. gözü yaĢlı gibi.. Bellerinde hançer. Güzellik. levendanedir..etkileyici.... hepsi anber olur. ġAM GÜZELLERĠ: ġehirlisi ay gibidir. solmaz. zira cazibeleri güçlü değil. ama onunla birlikte olmayı kim kabullenecek? Sadakatleri meĢhur. Kucağa gelmez. O gümüĢ ten ile üzerindeki mintanı her gören sevse bile ona ne minnet. Ama Basralılar'ın güzelliği.. zulüm görmüĢ..nü onun canına soksa. ne yapıyorsun?" diye sorar. ġirazlı güzel. Ģeker gibidir.. . KaĢları simsiyahtır.. Ġnce vücudlu. KiĢi ç. hepsi karıĢtırıcıdır... çehrelerinde hiçbir çekicilik yoktur... üzgün ve zayıf dururlar.. MAGRĠB (Fas) GÜZELLERĠ: Endamlan genellikle siyahtır ama yer yer civanları ve uzun boylu fidanları da bulunur. o zevk onlara kısmet olmadı. gönülleri yakıcı. merhametsizdir. HoĢ edalı. yüzü tebessüm de etse.. beyaz tenleri kılsız. bazısı da Hazreti Yusuf kadar güzel. renkleri süslü.. HabeĢlilerinki gibi esmer. Rüstem tavırlıdır.. kahraman...Güzellerin çenesinde çukurlar var. aĢığın gözü kör olmadıkça öpülmeye lâyık görülmezler. YürüyüĢleri yosma gibi. YEMEN GÜZELLERĠ: Ey Yemen'in akik taĢı gibi kırmızı dudaklı güzeli!.

Sanki süzülmüĢ bir bal. HALEP VE URFA GÜZELLERĠ: Rüzgârın can verdiği.. Güzelleri birbirine benzemez. Bütün dilberlerinin bukalemun gibi renk değiĢtirmesinin sebebi de. Göğsü bir kıl tarlası. ÂDAHÂY-Ġ BAHR-Ġ SEFÂĠD (Akdeniz adaları) GÜZELLERĠ: Siyah beni. Vücudları öylesine ölçülü ki. Seni sarmaya iki kol dahi yetmez. aslında yüz sebebi var ama çoğu cennetlik. Kadın gibi. bu sırra herkes hayret ediyor. Bazan insan harmanı yapıldı burada. onu kıĢın kullanmak için sakla. Rum milletine ise güzelliğin kubbesi verildi.. Saçlarının kıvrımları yanaklarına düĢtüğünde.. kendilerini sanki insana değil. baha biçilmez güzelliklerin madeni... ANADOLU GÜZELLERĠ: Ey Anadolu'nun servi boylusu olan güzel!. kimi molla. RUM GÜZELLERĠ: Sanki âleme bir güzellik zerresi düĢtü. ne edalı yürüyüĢ..... edalı... Öylesine çekici ki. yanaklarının aynası saf.... Nazik boyu ince bir fidanı.. deniz kenarı... Ģuh edalıdır hepsi... Rumlar'a derya verildi. o meyil. Hepsinin budala yaratılıĢlı olmasının. Naz ve sitemde ustad. bu yüzden her cinsin tohumu var. üzerindeki her ada da beyaz bir övünç....... Nedir o doğuĢtan olan gümüĢ maya.... Ama çocuklarının" yüzünde bile yara çıkar.. hepsinin vücudu uygun oranlı.. inan ki... Kıllar Ermeni'de daha beĢikteyken biter. YaĢı ne kadar ilerlerse ilerlesin. Çölde sırtına çuval geçirmiĢ olanını görenler ise. Bunlar adetlerine bağlıdır.... füsunlar yapsan. cansız bir Ģekli ne yapayım? Cisminin kabalığı...... Hele esmerleri. Nazik huylu Serkis. Göğsü billur gibi saf kâfirin. ERMENĠ GÜZELLERĠ: Yüzlerinin ifadesi hummalıdır ama güzellikleri Rum gibi olmaz.. yanağı ve yüzü sonbahar yaprağını andırır... Yahudiler'in miskinliğine onlarda rastlanmaz. Vücudu nazik. ne de kötü söz bilirler. anası onun tohumunu muhakkak bir yabancıdan almıĢtır. Ġstanbul da onun fihristi.. ĠSTANBUL GÜZELLERĠ: Dünya sanki bir kitap. aylar günleri ĢaĢırır. Yani ne cilve. yüzünde kaĢından baĢka bir tüy bitmez. Ona Karun kadar mal harcasan... bilmem ne gibi kırıtarak yürürler.. en iyi insanı bile yolundan çıkartır... Galata meyhanelerindeki çocuklar. bacağı kılları az ama Ģehveti kıĢkırtmıyor. kimi de seçkinin de seçkini...... ciğerini önüne koysan.. Kılları samur gibi.. binbir vade ile kucağa gelir ama yine de göğsünü kırar. her kılı bir eĢek lâlesi. o beyaz gerdan ve siyah saç. Bu anlattıklarımıza ters düĢen bir Ermeni görürsen. o bakıĢ.. Ģehvet içerisinde can verirsin. Bedeni vahĢi görünüyor. HoĢ yürüyüĢlü dilberleri temiz.... Ermeniler'in yumuĢaklığına.. . mutedil bir havası var Halep'in. Akdeniz. Hele kendisini bir sana teslim etti mi. her biri birer afet.Mekkeliler.... Yosma yürüyüĢlü. aĢkıyla yine de kuyuya düĢerim....... ne kadar sihirler.... Kimi hafız. cine rastlamıĢ zannederler. endamları kaba. Beyaz gerdanın üzerinde siyah saç. çevir ve cefa etmeye alıĢıktırlar. Taifin cariyeleri.... güzellikleri hepsine üstün. Dilberlerin vatanı.. iĢte bu... Saf gümüĢ gibi ağır bir mal. tatlı seslidirler. boyu ince uzun. güzellik denizi içerisindeki kapkara bir ada gibi.. üstelik renkleri de değiĢiktir ama hepsi naz ve niyaz ehli. âhır zaman fitnesini andırırlar. iri gözlü hurilere benzer. Güya âlemin kısmetine bir damla. Ham vücutları da piĢmemiĢ. YaĢı elliyi bile bulsa. erkeklerinin hepsi yaralı.. geçirir.. Kamburu ve cücesi yok.. belki de anasının karnındayken çıkar. Kadını da oğlanı da güzel. KarakıĢ için iyi bir güzel. Allah onların Ģanını ve Ģerefini arttırsın. Ġçki meclisinde dönerlerken.. Uykulu tavırlı.... resmini bile uygunsuz kılıyor. aydınlık çehrelidir. vefalıdır.. o uyum.. kimi Ģair.. yaratılıĢları sırasında aldıkları özelliklerini daima korurlar... güler yüzlü... Yüzü ay gibi olsa bile...

Tende bir can gibidir. Ġnsana Ģevk ve zevk veren çehreleri ak olur. güzellikte müstesnadırlar. Sesleri nazik ve gevrek. TATAR: Çehreleri çirkin. Çehreleri sarı. sözleri Ģerbetten lezzetlidir.. milletinin aslı da Avrupalıdır.. NEMÇE GÜZELLERĠ: Ey pazuları gümüĢten bir külçe olan güzel!.. huyu hem acı hem tatlı. her millete düĢman olmuĢlar.... bakıĢları beyaz göğsün vakfı gibidir. Büklüm büklüm saçlarında. Huyu. Bu onun soyundan geliyor.. Bedeni ve yüzü bembeyaz.. Hareketleri anlamlı ve ölçülüdür... Yahudi gibi konuĢurlar. Ağlayıp inleyen aĢıka bir oğul yeter. KaĢı gönül çeker...... Siyah beni. Onlarla gizlice "alıĢveriĢ" yapmak mümkündür... Alnına düĢen saçı.... kırmızı yüzlüleri. Güzellikte ufukların en Ģuhu bile olsa. gönlü de temiz. FELEMENK GÜZELLERĠ: Yüzleri bembeyaz.. Sevgili ona eliyle dokunsun diye yanağı terlemeye baĢlar... enselerinin kalın olmasına dikkat ediyorlar. Bilmem ki Ģairler Tatar'ın gözünü niçin medhedip durmuĢlar? Hem tavırları nazik değil.. gönül kuĢu hazineler buluyor.. Hem kavgayı alevlendiriyor.. sıcak liflere bedeldir. Kuvvetli tene değdiğinde.. gönül vermiĢ olanları soyup temizler. zalim ama asidir.. O kıymetli yüzü hep gülümser... TaĢ kalbi sanki BektaĢi. Ne gerek bana Moğol oğlanı.. Kolları ve boyu.... hem de Gürcülerden üstündür.... Yüzleri hem geniĢ hem iri. hem sözleri pek kaba.. yaĢlı gibi duruyor.. Göbekleri var....... ÇERKEZ GÜZELLERĠ: Güzeli hem müstesnadır.. Boyları uzun... tellâk ona bir kerecik olsun gülümsemez.. Çıplak geldiği zaman.: ĠSPANYOL GÜZELLERĠ: ĠĢvenin mucidi... simaları da berbat.. Yüzlcri her zaman için beyaz... Göğüsleri. Ama saçının rengi miskin bir perdeye benziyor. o cehennem hamam cennete döner.. Musiki onlara Allah vergisidir. Katı gönüllü. yüzü sarı... vücudları da öyle. yüzleri esmerdir. Ama aĢağılık olur o millet.... Yahudi gibidir. Ģah da olsa büyüklük taslamaz. en yüksek mertebeye lâyıktır Gürcüler. asla "yok" demiyor. gözleri de ufacık. Güzel ahlâklıdır. Ay gibiyse de övünmez. Pehlivanı pehlivandan da kuvvetli. yiğit. hepsi köse.. KonuĢmalarında gizli-saklı ayırdetmiyorlar... Talep edene... aĢığının uzayıp giden istekleri gibi uzundur.YAHUDĠ GÜZELLERĠ: Çehreleri ak olur... âĢığı külhanda ateĢ ile yatsa bile. .... Çok aĢığa kenar süsü olurlar.. Ağasına esir düĢüp onun bendesi kesilir.. BOġNAK: Dilberleri gerçi çoktur ama aĢığın kucağına hiç oturmazlar... hem de hiddette sabır bilmiyorlar. dünyanın belasıdır Ġspanya... gamı göğsümde göbek taĢı. Saçları ve kaĢları gece rengindedir... Moskof cinsine benziyorlar.. Nemçe'nin dilberi cihan karıĢtırıcıdır. baĢı kel olanı neyleyeyim? ĠĢte Yahudi'nin baĢı kel. sıcaklığı cana tesir eder.. Birçok bahaneyle kapıya gelirler. sanki kemik yok vücudlarında. Hepsi. Böyle adamın olduğu yerde.... Boyları gıpta edilecek gibi uzun. yanağına kaskatı bir gönlün sağlamlığı gibi oturmuĢ. GÜRCÜ GÜZELLERĠ: Güzellik ve değer cevheri Gürcüler..... Ağzı da. Çoğunun baĢı iri ve kaba.. cana ve gönüle ateĢler bırakır o ay parçası... Gerçi Hristiyandırlar ama.... Hepsi uzun boylu. Hep kiliseyle vuslat ederler ama sevgilileri de mumlarını dikerler... Bunların tellâkları.. yüzü ayı andırır.. ÇĠNGENE GÜZELLERĠ: Dilberleri hoĢça. Herbiri yeryüzünün mehtabı ama sanma ki kucağa hemen gelir...... ARNAVUD GÜZELLERĠ: Tazeleri çok ama sesleri çirkin... esmerleri azdır. vücudlarına uygun değil. hepsi kötü.. burnu yassı. Çocukları kuvvetsiz..

. "Onları bu duacından sorma.. o dönem Osmanlı baĢkentinin sosyal hayatını gösteren bir ayna gibidir. Osmanlılar döneminde toplatılan. Ġstanbul'dan çok uzak ülkelerde yaĢayan kadınların geleneklerini.. mısraları ezbere okunan bir kitap olmuĢtur.. bu sevdadan vazgeç. Malı vardır ama vuslatta hediyesi çürük çıkar. Özellikle Ġstanbul kadınları için yazdıkları. PaĢa'yı. sonra resimlerini çiz."... kötüsünü yaz. sessiz ve sevgilinin arzusudurlar...... Hubanname artık elden ele dolaĢan. baĢarıyla sergilemiĢ olmasıdır. benim hatırım için bu iĢte yorul. mahalle baskınını. Söylenenlere bakılırsa. ya da seni terkeder. zevkinden kat kat oldu. Zenanname metninin sonuna aldık. Asıl metnin ortalarında geçen "Ġstanbul kadınları" bahsiyle "Anadolu kadınları". kadınlar hamamını. ZENANNAME (Kadınlar Kitabı) DER BEYAN-I SEBEB-Ġ MANZUME (YazılıĢ sebebinin açıklanması): Kalbimde yer etmiĢ. gerçeğe çok yakın biçimde. ölçülü boylu ve yaradılıĢtan tıraĢlıdırlar..... Hepsi denizcidir.. Ama delikanlı serttir: . Denizde. Zenanname'nin bir diğer özelliği de. Emri niçin sadrazamın veya Ģeyhülislamın değil de dıĢiĢleri bakanının vermiĢ olduğu ise. ġimdi.. mutedil bir adada yaĢarlar.. Bahar günleri geçip gider. kopya üstüne kopyası çıkartılan ve Ģairinin ölümünden 28 yıl sonra. Ġstanbul kadınlarını dörde ayırır Fazıl. Merdiven... "Yapma" der. davranıĢlarını ve giyim-kuĢamlarını. yazamam. Göz. tarihçilerimiz tarafından bugün bile bilenmeyen bir konudur. Hemen yere indirirler gözlerini. Aradan bir süre geçer.. adını da "Zenanname" koy.... Yıllarca elyazması halinde kalan.. Ġlginç olan taraf. "Aziz Allah.. cinsellikle ilgili ilk kitap olması.". onlara bakmayagörsün. Daha önce de bahsettik. 1838'de Ġstanbul'da bastırılan "Zenanname"nin ele geçen nüshaları. aĢırı cinsel iliĢkinin ve nikâhın "zararlarını" sözkonusu ettiği manzumeler ekler. ĠNGĠLĠZ GÜZELLERĠ: Canları karıĢtırıcı.. "Ey Ģuh. Güzelini. Leyla ve Züleyha düĢüncelerini bir yana bırak" dedim... Fazıl sevgilisinin ayaklarına kapanır. Günün birinde.. ben o vadilerden hiç geçmedim.. çıkar..FRANSIZ GÜZELLERĠ: Afet gibiler ama zevkte beceriksizler.. balığı andırırlar. kimselere kavuĢma ümidi vermezler. Zenanname'den kısa bir seçme yeralıyor. Ve ortaya "Zenanname". Bilmediği bir konu. hafif iĢveliler."." diye emreder. namazında-apdestinde olanlar. bana çok tatlı geldi. fahiĢeler ve lezbiyenler. beni zora koĢma. önemleri dolayısıyla. Anadolu halkının gerdeğe giriĢini. gider düĢmanlarınla beraber olurum. çirkinini iyisini. bu kez o kadınlarını yazmaya çalıĢır. benim için bunun gibi bir baĢka kitap yaz ama kadınları anlat. gönül kıran belâlı sevgilim birgün evime geldi... Önce özelliklerini söyle. "Senden birĢey istemeye geldim" dedi. Hubanname bahsinde olduğu gibi."Ya yazarsın... kitabın nikâha karĢı olan ve evlilikle alay eden bölümleri hiddetlendirmiĢtir.. beni sana düĢmanlarınla diz dize göstermesin.. DıĢiĢleri Bakanı Mustafa ReĢid PaĢa'nın emriyle toplanıp imha edilir.... onlarla hiç iliĢkim olmadı.... O adanın dünyada benzeri yoktur. AĢağıda. bir baĢka kitap ister.. O bağa ne . "Türkler'in zifafı" ve "Kadınlar hamamı" kısımlarını. Fazıl'ın aynı "delikanlı" sevgilisi. "Ben kadınlardan anlamam.. Çaresiz kalan Fazıl kalemi-kâğıdı alır ve Hubanname'de erkeklerini anlattığı milletlerin.. Hubannamen. bugünün Türkçesiyle "Kadınlar Kitabı". Her ne kadar senin alıĢkanlıklarına ters gelse de.. Dinine bağlı. Risalenin sonuna da. Bu kez de "kadınları" öğrenmeyi arzulamıĢtır ve Fazıl'a "Yaz!.. Billur tenli..

naz ve niyaz gidiĢlidirler..." dedi. YEMEN KADINLARI: Hepsi hasta..".. baldırı da görünür. Bu durum. HoĢ edalı. sana bir hafta süre...... Yüzleri âhımın ateĢi....." dedi. benden kadınların iĢini sorma.. Sır gibi. ġiirlerim her ne kadar karnıyarık ise de..". ne de o meydana bir niĢan diktim. "Bundan sonra sana ayrılık vereyim de gör!.. kadınları anlatmak benim iĢim değil. "Ġki gözüm.. bozgun görünüĢlüdürler. Seni kıyamete kadar anmayacağım.. Kadın ve cariyelerin hepsinin suratı çirkindir.. SUDAN KADINLARI: Özelliklerini anlatmayalım.... Sevgili bu sözümü iĢitince..... bu "Zenanname" de onun kız kardeĢi.. Mısır kadınlarının yürüyüĢü... karanlık içinde kpyu bir gölge gibi çünki..."O beden sanki geceden meydana gelmiĢ. soluk çehreli. baĢla söze...... ACEM KADINLARI: Nedir o eĢsiz cazibe. "Ama güzelim. Duvarlara asılı resim gibidirler.. ĠĢte. Gece rengi teni baĢtan aĢağı abanozdur. Batakçılıktan da nefret ederim. ey ciğer yakan zamanın Züleyha'sı. ben bir gonçeyim. inlemelerine kulak vermeyeyim de anla. nazik tenimi üzme" dedi.. Bu sözleri iĢitince aydınlandım ve sevgilinin emrine bağlandım. sana bol bol kafiye gözüktü yine!. Esmer tenlerinin rengi.... . Ģanımıza utanç verir. Ey sevgili!... nedir o yanakların üzerindeki gözler.. en makbul saatim hürmetine lütfet..... Ne yazık ki saçını anlatamam. geceyi tarif etmeye ne gerek var?. Gözleri mahmur. terlediği zaman yüzümün suyu için... hepsinde eski bir adettir." Sevgili. seğirtip yürümenin bir ihsanıdır.. bedenleri yıkılmıĢ.. BAĞDAD KADINLARI: Ey huyu ay gibi olan... sanki cismine abanoz karıĢtırılmıĢ gibidir.. Çatık kaĢları. etkili ses onlara bir ihsandır. Beni hasretle gönderme ve hemen söze baĢla.... ağlamalarına. Bağdad kadınları esmerdir. ahlâka bak.. BaĢka bir emrin varsa can ve baĢ üstüne ama bu iĢten affet beni... kocakarıların hallerini andırır. Böyle çirkin bakire kızları seyredersen "sanki iki yüz yaĢına girmiĢ" dersin.. Sübhanallah! Ama sözüm yok. Karınları su dolu sanırsın... yanakları parlaktır ama zevk ve safadan yoksundurlar. BuruĢuk çehreli çirkin avratlar. ĠĢte..... gazap dolu bir bakıĢ fırlattı bana. Sana bütün âlem "mehpâre" derken Ģimdi "zanpara" denmesi lâyık mı? Biz Ģairiz.... Evine bir daha ancak bu kitap bittiğinde geleceğim.. "Hubanname" oğlan gibidir.. hoĢ hareketli.. kavuĢma gecem. yanakları da siyah deniz gibidir. Zühre yıldızının huyuna gıpta eden güzel!.. O kızıl yüzlü kızılbaĢ kız. hoĢ seslidirler.. Aslında kalbi saftır.. Zayıf cüsseli. Mısır'da mübarekdirler. Eteklerini kısa yapmak. kimi sana candan köle olur. gamzem hatırına.....fidan. SerhoĢu andıran gözleri badem Ģeklindedir.... Sendeki bu güzellik o diyara bir kez bile gitse. yüzü de güneĢi andıran. "Seni ağlatmak ahdim olsun.. O gerdan sanki tulumdan süzülmüĢ. MISIR KADINLARI: Dinle ey devrin Mısır'ının Yusuf'u. kimi de dehĢetle secde ederdi.. DüĢmanlarınla omuz omuza olayım... Kimi Ģair. kimi de ressamdır. Onları arzulayanlara sanmayın ki Bağdat uzak olur.. benim çamurum bu.. "Gül bahçemin gülünü soldurma. yaratılıĢından gelir.. vücudlarının kıvrımıdır.. onlarla birleĢmeyi arzulamaz. Ayağı yerle beraber sürünür. Kadehimdeki üzüm suyu için. Surete bakma. kimi söz ustası. .. Mısır'ın konuĢması hakikaten güzeldir. Ģu ham armudu bana yutturma... tenleri nâzende değil. Ben bu bağın armudu değilim. Hepsi gece yüzlü olur.. et rengi nokta olmazsa hoĢtur.... Allah sizi ona düĢürmesin.. "Senin gibi bir ay parçasına dünyanın bütün kadın aĢifteleri feda olsun" dedim.... Ģehla gibi görünür ama dikkatle bakarsan köre benzerler.. HĠNDĠ-Ġ ġARKĠ (Doğu Hindistan) KADINLARI: Yüzleri gözleri siyahtır. Ġnsan oldukları da belirsizdir. Nefis... Ey söyleyen kalem. bütün dilberler ona tutkundur... cebindeki torbası da. çünki çok soğukturlar.. FahiĢelerin divanımıza girmesi... kuzgun duruĢlu..

. o eda. Bundan dolayı evlâtlarının kimi çarpık. temiz olmayan teni beyaz fakat kar helvasına benziyor.. küçük bir hataya bile tırnak vermezler. Ġster halktan. hep o baĢı üzerindeki altın tacıdır. Hepsini anlatmaya kalksam... o gül dudaklı çehre. FAS KADINLARI: Magrib'in kadınları kötü huyludur.. hepsi temiz ve hoĢ edalıdır... Nedir o naz. o gönül çeken dil.. Ġstanbul'dakilere benzerler. aĢıklarının gönlünü yakana kadar yerlerde sürünür.. Kadınları bir-iki çeĢittir. süslü bir gonca gibi olanları vardır. Takdire ne kadar lâyık iseler... sevgiliye lâzım böylesi. serhoĢ gibi gamze?. Hepsinin dudağı mavidir. Teni çirkin. Saf renkli hoĢ dilberler. Ġnsanı baĢtan çıkaran. tatsız... o gönül götüren salınıĢ?... ÇĠNGENE KADINLARI: Çingene kadınının yüzü kara.. Onlara "yanlıĢlığın kızı" derler.. Hiddet. O ĢaĢkınlık. Dilberlerin vücudları güzeldir... ĠSPANYA KADINLARI: Hepsi seçkindir. ERMENĠ KADINLARI: Hepsi kötü tavırlı. HĠCAZ KADINLARI: Ey hali kara sevda ve ayrılık olan.. Adalar kızlarına bir bakıĢ at........ güzelliğinin kâbesine kul olmuĢ güzel. içlerinde güzelleri de var.. bu milletin huylarına üstün gelmiĢtir. her biri mehtap gibi berraktır.. Gerçi Mekke'nin kadınları güzeldir. kadını güzel olur. yani Halep gibi aktır... ister yüksek sınıftan gelsinler... o derece huysuzdurlar. çirkin hareketli... atın ayağındaki bağ gibidir. ġAM KADINLARI: AĢifteleri gayesizdir.. Öyle bir gümüĢ ki. sohbeti tatsız. BAHR-I SEFĠD (Akdeniz) KADINLARI: Ey yüzündeki siyah benle Akdeniz'e vali olmuĢ güzel.. çehre kara..... Ama hepsi çirkin değil.... sadece edalı yürüyüĢleri kalmıĢ... o ses ona mahkûm..HABEġ KADINLARI: Kızları nâzende olur. konuĢması ve tavrı kötü. hepsi beyaz bornozlu ve feslidir... o temayül. Naz ve edası cana can katar.. vücuduyla elbisesi çirkin.. kimi ĢaĢıdır. Burnunda asılı halka çok güzel görünür. baĢtan aĢağı süslüdür.. vücud kara.. Havası gayet güzel olduğu için. boyları ince ve uzundur. çirkin yüzlüdürler.. Yanaklarının rengi kırmızı.. Ayağındaki gümüĢ halka. Ġçlerinde seçkin. fukarası bile dört kadın alıyor. HALEP KADINLARI: Yüzleri hoĢtur.. YAHUDĠ KADINLARI: Bütün kadınları kendisini bize vermiĢ.. CEZAYĠR KADINLARI: Kadınları hoĢcadır.... Her kadın ölü kefeninden farkı olmayan sade bir kumaĢ örtünür. arĢın burada. Doğrusu... Ama acayip bir kanunları var. O gümüĢ ten. kırmızı ile karıĢık esmerdir. Bazı cariyeleri süslü ama kadınları baĢtan aĢağı birbirine benziyor. Yakaları. Tenleri gümüĢ gibidir. onunla para bile basılabilir.. O tarafa bir git... avratı ve oğlanı bol.. söz uzar gider. RUMELĠ KADINLARI: Huri gibidirler..... Ama kadını çirkin suratlı.. onda sevgili için gümüĢ yok.... BOġNAK KADINLARI: Kadınlarının huyu vahĢidir.. Aralarında çok dilber olanları da çıkar. RUM KADINLARI: Nedir o dilinin ortasındaki incelik?. o fakirin iki dünyası da kara.. o konuĢma ona mahsus. köleleri güzeldir. çirkin dilli. renkleri de farklıdır.. Güzelliklerinin parıltısı cihanın aydınlığıdır.. uzun boylu ve doludur ama boĢtur... kötü mayaları çoktur. .. birbirine uygun endam. Gönül kara.. Kıbrıs'ın kadınları çirkin. Halep oradaysa. dünya sazının velvelesidir. Nedir o cümbüĢ.......

. gider. MĠLEL-Î MUHTELĠFE (ÇeĢidi milletlerin) KADINLARI: Boğdan kadınları çirkin suratlıdır... Çaresiz kuĢ "gak" deyecek .. uzun boyları hoĢtur. ANADOLU KADINLARI: Bunlar. asılları ArapmıĢ. güzelliği ciğer yakıcı değil. saf tenleri gümüĢ külçesi gibidir. hoĢ yürüyüĢlüdür. Artık bilmem. Sonra Ģivesi de gönül delmiyor. vücudları çirkindir. Süsün esası onlarda gizlidir. ARNAVUD KADINLARI: Güzel yüzlü... Koynuna Bulgar'ı alma. Kadınları nasıl çirkinse.. hoĢ edalı. o edep. Üç kat gökte saadet kulesidirler.. Kadın ve erkekleri merhametlidir. Kiminin vücudu beyaz kar gibi... kalbin gözüyle bakılır. "Çobaniko" oyununa çıkan adama öner... kadınlarının hepsi de aĢiftedir.. ĠNGĠLĠZ KADINLARI: Ey siyah beni Hindistan olan güzel!... dağın tepesindeki ağaç gibi. Ama sana teslim olmazlar. Öncellikle. Hepsi. ayağını bağlayıp meydanın ortasına koyar. nedir o mukaddes yaratılıĢ. Bazı tarih kitaplarında yazıldığına göre... maymun suratlılar.... kadını o kadar kötü. Aslı Yahudilerden gelmiyorsa. Onlara nazar ayağıyla çıkılır.. GÜRCÜ KADINLARI: Yüzleri ay gibidir. söyledikçe o nazlı ağız... Yeni dünya kadınları çirkin suratlı... Her tarafı alaca-bulaca olur. Çerkezler Gürcü'den daha süslüdür ama Gürcüler'in cazibesi daha fazladır. Kadını ve oğlanı birbirinden beterdir.. FELEMENK (Hollanda) KADINLARI: YürüyüĢleri hoĢ.. bir-iki bin kocaya sahip fahiĢeler.. çekicilikleri yoktur.. Ģevhet onlarda galip gelmiĢtir...... Ġngilizin kadını hoĢ yüzlü... elbiseleri bile türlü türlü süsler içerisindedir.. Hırvat karısına da bakma zira oğlanı ne kadar dilberse.. Sarı yüzlü. o müstesna yanak?.. Hepsi temiz huyludur.. çaresiz gelini soyup üzerine türlü türlü boya sürerler..... Dudaklarından bülbül sesi çıkar... hangisi ötekinden daha çirkin... o bağlılık. Ama cimayı çok arzu ederler. dili de soğuk yılan... ZĠFAF-I ETRÂK (Türklerin gerdeği): Birbirinden beter nice adetleri var.. YENĠ DÜNYA (Amerika) KADINLARI: Ey ümid bağında yürüyen ve iĢve bahçesinde yeni dünya gibi olan güzel!... Zaten çoğu çok yaĢamaz. KuĢa eziyet üstüne eziyet eder.. Boyları gönül alıcı olmaz. EFRENCĠYAN (Frenk.. süse ve süs eĢyasına meyleder. Güzelliği. süslü tavırlı değildir.... billur tenlidirler ama kadınlar zümresinin de cadısıdırlar... oğlanları da çirkin. âzalarının Ģekli çirkindir.. samur saçlı.. ÇERKEZ KADINLARI: Kızları ay yüzlü olur.. kimsenin hatırını kırmazlar.. o temiz vücud naziktir. hayvana benzer avratlardır. Yer yer güzelleri çıksa da. mavi gözlü. Ġyi huylu isen. Cadı yüzlü. aĢık onda her aradığını bulur... Ģivesi olmayan bir avrata akıllı kiĢi nasıl meyletsin? Ama birisi çıkar da o surata meylederse.... cinslerine mahsus. Zavallı.. Avrupalı kadınlar): Güzellikleri hoĢtur.. Bağlılıkları güzel... velhâsıl o ülkenin kadınlarında güzellik bulunmaz..TATAR KADINLARI: Aslında anlatılmaya lâyık değiller.. Nedir o cömertlik. Nedir o çekici hoĢ aydınlık. RUS KADINLARI: Bu millerin kadınlarının hepsi çirkin olur.. Sanki kuĢ dile gelecektir.. Âah yürüdükçe o nazlı bel. ölür. nedir o ağız. kendi cinsinden olanlar arasında Ģüphe doğar. onlara tuzak da kurulmaz. NEMÇE KADINLARI: Naz kutusu... LEH (Polonya) KADINLARI: Müstesna olurlar.. Sağdıcın elinde bir karga vardır. Yüzleri hep safran gibidir.. uğursuzlar.. O garip yaratılıĢ. Kargayı..

.. Böyle birbirinden beter nice adetleri vardır ama onları anlatmak bana düĢmez. hamama gittiklerinde kızlıklarını yeniden bulacaklarmıĢ gibi çeĢit çeĢit ilâç taĢırlar.. Aletin adını yazamam ama bir bilmeceyle söyleyebilirim. Namus ve vakar sahibidirler. Kocası yoktur. Nadide yürüyüĢ ona çok yakıĢır... ĠSTANBUL KADINLARI: Ey naz ülkesini süsleyip naz beĢiğini okĢayan sevgili!. bir-iki fırkaya ayrılmıĢlardır. çarĢıyı dükkân dükkân dolaĢırlar.. ĠĢinin peĢinde koĢmakta... eski zaman kadınları arasında olmayan. yüzlerini güneĢ bile görmemiĢtir. hepsi birden "Allah Hak!. çünki gecenin yarısında dükkânına gitmiĢtir. naz ve Ģive ile oraya giderler... Nerde kaldın a ömrümün varı?. Namuslu gibi gezerlerse de..... Bu Ģehirde kadınlar... Eflatunî feraceleri insanın aklını ĢaĢırtır... âââh. gözümün nuru. hasta imiĢcesine. Her biri.. güzelim. rengi gonçedendir. Evim seni.. iliĢki vaktinde bile hile yaparlar. Kadınlara kötü bir hediye bu.... oğlan ve kadınlar hazinesidir." diye bağırır.. Ey iki pazusu da gümüĢ külçeden sevgilim. gece-gündüz evlerinde otururlar. yüzleri yumuĢak.. ÇeĢit çeĢit süslü elbiseler giyerler... Arkalarında bir-iki cariye yürür..... hoĢ ayağını gözler. merhaba!. ne nadanlık. naz içerisinde yürürler.olsa.. Burada doğanların teni penbe. Birbirlerine gönül verip aĢık olurlar.. Onların hepsini anlatalım ve iyilerle kötüler birbirlerinden ayrılarak anlaĢılsın... Allah mübarek etsin. Ey inci tanem. Sonra gelini alıp gerdek odasına sokarlar... mahĢerde bile görünmezler. Sanki mücevherli birer servidirler. Bu sözler. sevgilisi için canlar verir.. düzenbaz karısının ne ettiğini bilmemektedir....... hoĢ edalı hanım.. Suratlarına ıtırĢahiler sürer. Ģeytan da onu parmaklar. toplanmıĢ gülüm.. Her biri mutlu birer Meryem'e benzer ve sanki Hazreti Rabia'nın ikincisidirler.... ġifalar veren bu sözlerim....... Böylesine iliĢkiler artık pek çok oluyorsa da. ĠĢte o bilmece: "Nazı bıktırdı beni dildarın" (Fazıl burada. karĢılarındaki ay parçasına dokunur ve her söz artık birer günah olur. ĠSTANBUL KADINLARININ ÜÇÜNCÜ BÖLÜĞÜ: Bunlar çarĢılarda dolaĢan. tarlamda havuç bile olamazsın... Ey gül goncam. yoksa beni yarınlara mı bıraktın.. Ey erbabı... ĠSTANBUL KADINLARININ ĠKĠNCĠ BÖLÜĞÜ: Bir bölüğü de. değilse gel seninle alıĢveriĢ edelim ama önce ölçünü çıkart" derler. O fahiĢelerin bakıĢları ne zaman karĢılaĢsa." derler..... gönül eğlencem.. Alınlarındaki saça sabah rüzgârı hiç değmemiĢ. nazik. "sevici zümresi" denilen yeni bir bölük çıktı ortaya. Bu yola girenler temiz huylu. Hileleri.. diğer davranıĢlara göre kötünün iyisi sayılıyor... seni gidi fıĢkıcı sürtük orospu!. kaĢlarına rastık çekerler... birbirlerine "Bre çingene kılıklı cadı..... Güzelliklerini böyle süslediklerinde ava niyet ederler.. dıĢarıdan bakınca perde ehli görünenlerdir. kafese hapsedilmiĢ papağandırlar. eski harflerden ve aruz vezninden yararlanarak... ĠSTANBUL KADINLARININ DÖRDÜNCÜ BÖLÜĞÜ: Ey sevgili. ġiĢede saklanan gonca. Ayakları birbirine bağlı gibi. Derken kadın onu avlar.. Ġstanbul cihanın yüzünün parlaklığıdır. Gözleri sürmeli. zekeri (erkeğin cinsel organını) taklid ederek yapılmıĢ bir alettir..... Suratsızdırlar.. Ayak altına hiç bakmadın bile. Sevdikleri hangi dükkandaysa. hoĢ sözlü ve süzgün gözlüdürler. zevk ehli için kâfi.. eyvâââh!... Kadının kınalı parmaklarını gördükçe.... ne hayvanlık.. sanki mahĢer gününün Ģirretidirler... "yapay erkeklik organı" demek olan "zıbık" kelimesini Ģifreyle veriyor). Halini anlamak için "Bana uygun malın var mı?" diye sorarlar. seçkin sözlerle birbirlerine naz ve niyaz ederler: "Nazeninim. aĢifte ve iĢ üzerindeki kadınlardır.... gümüĢler arasına sıkıĢmıĢ yakut gibidirler.. Bizi .. evine götürür... Ayağıma papuç bile yapmam seni. Hele bir bölükleri vardır ki. ilim-irfan sahibi kadınlardır.. baĢkasına dönüp bakmaz bile... Allah bu Ģehre güzel huy ve güzellik vermiĢtir. "Malın kötüyse bana hiç gösterme.. a hercai bakıĢlı canım!.. Nazlı servim. dünya onu taklid etmeye çalıĢır. aĢiftedirler. içlerinde en beterleri onlardır. ĠSTANBUL KADINLARININ BĠRĠNCĠ BÖLÜĞÜ: Bunlar perde ehlidir. ben senin bülbülünüm. Edalarla. birbirleriyle geçinip gidiyorlar.

Ġrfan sahiplerine sapa o yollar.. "Bize mi bi yordam? Senin de papucun dama atıldı... Yine de güzel bir oğlan görünce canları onun güzelliğine elbette meylediyor.... "Benzin hasretle solsun..". FahiĢeleri ortada toplanır. kimisi de suratına ot çarpar. amberler.. Bu garip iĢi de gayretli bazı kadınlar ortaya koydu. bana da "Naz ıĢığı" diyor. Gelen turĢuları. bu riyakârlıklar? Allah yolunda olanlar bunlara kapılır mı?.. Hamam hususunda öyle güçlüdürler ki.. benim adımı da "Sabah rüzgârı" yapıyorlar. günün doğuĢundan akĢama kadar içeride otururlar. edalar. Her biri eda ilminin ustasıdır. Âaah göğsündeki o turuncu memeleri. Siyah saçları bütün cismini kaplar.. Biri liften sahte sakal yapar. Onu rezil ederler. yürüyüĢleri ağırdır. iĢe giriĢirler. Kurnada aksi görünür. ötekiler tel tel koparırlar o sakalı. arbedeler. debdebeler ve mücevherler içerisinde akĢama kadar camekânlı bölmede otururlar. güzellik bağındaki cimcimeleri. Kimisi beydir. sırma bıyıklı aydır".. Bellerinden.... baĢ baĢa... vücudları kırılmıĢcasına yürürler. birbirleriyle geçip gitsinler ve Allah onları birbirlerine bağıĢlasın. birbirlerinin peĢtemalını kaparlar.. memeler tâ bir tarafına kadar sarkarken ne yapayım? Gelenler içerisinde hamile olanları da vardır. Naz yatağına yatarlar. Figanlar... Adın "Öd ağacı" ise a canım.... anber içindeki mercanın Ģahını andırır.. cariyeler el pençe durur.. Bir tek zurna eksiktir. Seyreyle o kavgayı.duvarlara mı vurdun? Ġpliğimiz pazara mı çıktı?. Koy. Hepsi yiğit yürüyüĢlüdür..". Yağlar.... O zümre hamamda ne edepsizlikler... Ah o saçlarını tarayanların konuĢmaları.. kimisi paĢadır. kavga çıkar.. kimi bin türlü oyun gösterir.. Bin iĢve ve nazla. kimisi "Arsız fahiĢe. Kimisi "Bre külhani" der... bedeni hamama ıĢık verir.. Her biri ay gibidir.". natırlar "MaĢaallah" derler. Tavırları nazik... Kimi sabundan kandiller uçurur. ötekiler de havluyu kapmaya çalıĢır.... Çingeneler.. çengiler...." der..... Ġki çıplak bir hamama yakıĢır.. Ben. karnına ne kadar yakıĢmıĢ.. Böyleleri huri veya melek bile olsalar... galiyeler.. Sana "Gülpembe" diyen yalvarıĢ ehli. sonra hamama tellâk olurlar.. Ģamata üstüne Ģamata yaparlar. "Ah. Bu nazlardan sonra..... Gömleğini iĢveyle çıkartınca... Çıplak vücudu ıĢık kıt'ası gibidir.. temiz bedenli natırlar. FahiĢeler birbirlerine bu Ģekilde nice söz söylerken... Allah kadın düĢkünlerine sabır ve takat versin. karanlık gece içerisinde kalır.. sanki güneĢ deniz üzerinde bir daire Ģeklinde belirmiĢtir.. kimisi de gebe. benimki de "AteĢli Hanım".. Derken." derler.. tosun.... Memeleri yerle beraber sürünür. Cariyeler elbiselerini tutar.." KADINLAR HAMAMI HĠKÂYESĠ: Ey kadınlarla ilgili haberleri arzulayan!. "Bu ĢiĢ.. Saç saça. meyveleri. öd ağacı.. . Bellerine havluyu takıp zeker taklidi yaparlar. o ayak üzerinde gezen billurlar... ne terbiyesizlikler eder.. Benim dostlarımın hepsi seçkindir.... al çakĢırlı kadın tellâklar.. havlularını kâkül haline getirirler. Öteki "Ey burun nezlesi!. Ģerbetleri kapıĢırlar... Seni "Gül gonca" diye çağırıyorlarsa... Hanımlar köĢelere oturur. Kadınlar hamamının hikâyesini dinle.... Yanaklarından kan ve ter damlar..... gizlediği nesneyi ortaya çıkartır. o ay......... Erkeğe doymuĢlardı ama dilberden bıkmamıĢlardı. bin dertle giyerler.. Zaten kimisi haize (kanamalı). Ama peĢtemalı o kadar ince kumaĢtan yapılmıĢtır ki. Sudaki kınalı parmakları...". bayıldım" diye Ģive ve nazlar... Sonra hamamdan hasta gibi çıkarlar.. Kimisi tasla soğuk su serperken. bu iĢin bu kadınlar arasında niçin yayıldığını düĢündüm ve anladım: Galiba zekerin her çeĢidini görüp birbirlerine aĢık oldular.. Sanki bir parçası örtülüdür.. Ama hamamdaki kadınların çoğu dehĢet verici bir haldedir. Sanki düğün var sanırsın. Koltuklarında sırmalı bohçalarıyla geliĢleri âĢığın gönlünde bir ukde olmaz mı? Önce perdeyi yüz parça eder.. kadınlar hamamdan çıkarlar...... Nedir bu edalar.. tütsü kapları gelir.....

onu oğlancığa çevirir. üstelik Yahudi'ye yakıĢmayacak bir alet taĢıdığını söyler. Bağ-bahçe sahibidir... Saçları turra... Sanki tabakhaneye girmiĢtir.. ġair. erkeklerin ve erkek sevgililerin konuĢulduğu bir toplulukta.. nergis gözleri kefenlendi ama hâlâ çok müĢterisi var. Çok kiĢi. güzellik de bir kuĢ gibiymiĢ... AĢığın burnuna bile girse...... Deli ormanı gibi kıllı... Çenginame'de adları geçen oyuncularla ilgili bölümlerden bazıları.. TAZEFĠDAN yüzünden. Frenk illeti baĢında. Hem çehresi.... gönül hanesinde yurt bırakmadı. Raksa girip her tarafını oynatmaya baĢlayınca. iki bin aĢığı vardı. Ġki aĢığı var. YASEMĠN artık dikenlendi.. Sonuçta. "ġak. Kupkuru bir ağaç gibi.. Tilki gibi. bir kıl elek yapılır.. TENSUH. onunla göğüs göğüse yatıyor.. arkasına minder koymuĢ sanırsın. ALTINTOP'un mabadı.. "çengi" denilen bu dansçılar üzerine yapılan bir tartıĢmaya tanık olur. Aslı Yahudi'dir. tepeden tırnağa hoĢ bir tuh. babası da Hırvat'tır.. Kâfir PANAYOT beni yağmaladı. Ģalvarını çözdüğünde daha da hoĢ olur.. göklere çıkartmakta ama hangisinin en yakıĢıklı ve en hünerli olduğu hakkında bir türlü karar verememektedirler. üstelik Yahudi.. halkı deli eder. AĢağıda. Fazıl'dan hakemlik etmesini ve bu konuda bir kitap yazmasını isterler. hem yürüyüĢü bir hoĢtur.. Yürüdüğünde. Ama birkaç eĢek. zina erbabı ve livata meraklıları orada toplanır. BÜYÜK AFET denilen güzel YORGAKĠ'nin temiz vücudu gümüĢe benzer. BaĢı kel ve sevimsiz. "Çenginame". baĢında esenler de kavak yeli.. Çengilerin isimlerini.. Kıllarını cımbızla alırken de bir hayli emek sarfeder. eli ağzına uyan bir dilberdi.. Ama bir berberi vardır.. postu elden alan bir hayvan. Ama insana yakın bir can. Ama bazı meraklıları. hoĢ bir manzarası var. LÂTĠF'in. çok kiĢinin hali yaman... Ermeni. içeride dülger çalıĢıyor zannedilir. düzyazı Ģeklinde ve kısaca yer alıyor. Meğer. hareketleri alemi kendisine bağlar.Fazıl'ın bir diğer kitabı... büyük harflerle gösterdik. ġirin dudaklarına karıncalar düĢtü. deli bir kurt o..nün çirkin olduğunu. Yani "Erkek Dansçılar ' Kitabı". ikisi de hayvan...... Dikenden çıkmıĢ gibi olan o zatın anası da..... Çengilerin Ģahı MISIRLI'nın vücudunun uyumu ve boyu eĢsizdir. ZERNĠġAN. sadece adı lâtif. GörünüĢü.. ona dua ediyor. yiğitçe yürüyüĢünün dünyada bir benzeri daha yoktur. TĠLKĠ biraz nadan... Paraya.... Esmer.TODORĠ elli sekiz yaĢında.. değer.. ..... Ģak" diye çıkan seslerden. pula değer vermez.. ". AĢıklarını saymakla bitiremezler.. Tertemiz bir vücudu. Herkes. ANDON. iki de rençberi vardır....... ġair böylesine isteklere önceden zaten alıĢıktır. Yüzünün tüylerinden. bir baĢka çengiyi medhetmekte... Ģike mahsulü. ismi gibi taze bir fidan. Hırvat ve Çingene "milletinden" gelme 42 adet erkek dansçıyı Ģiirle anlattığı "Çingenename"sini kaleme alır. naz tahtı üzerine kurulmuĢ Ġskender'e benzerdi. RUBĠYYE. Evi zevk ehlinin kerhanesidir.... cazibeli.. Oturur ve Rum. Ermeni olmaktan baĢka bir kusuru yok.. g.... sesinin benzeri hiçbir yerde yok.. Yahudi. arkası tepsi gibi.. ġimdi yüzüne sinekler üĢüĢtü. O edasının. aĢıklarına hazırlop.

.. kasidelerle baĢlıyor... Meselâ. Sesi.. KIZ MEHMED... çok mutaassıb bir çengidir.. livata düĢkünlerinin de bol bol duasını alır.. aslında gökten düĢmüĢ.... Ama gazellcrin bulunduğu sayfalar Ģöyle bir çevrildiğinde. Bir garip gazeller Fazıl Bey'in divanı. Çingeneyi andırır bir Ermeni'dir. gazeller peĢpeĢe geliyor. "Dest-i erbâb-ı sehâ geh uzanur geh kısalur / Kîr-i ashâb-ı safa geh uzanur geh kısalur" diyor Fazıl... "Ahmed Ağa'nın boyu uzun ama iliĢkiye razı olunca uzanıp kısalıyor" dediği de oluyor: "Ahmed Ağa ki anın kameti bâlâ amma Viricek vasla rızâ geh uzanur geh kısalur" Ama divanındaki en garip Ģiirler. aĢıkların kuĢunu kaldırıyor.. ELMASPARE.. "Cömert kiĢilerin eli bazan uzar bazan kısalır. Ötekiler gibi dualarla.. Bugünün Türkçesiyle. kâh kısalır". Onun yanında bize düĢen.. cevheri tıraĢ edilmiĢ elmasa benzer... mum tutmak.. ona "kuzu" derler.. VELVELE raksa çıktığında kopan... Malını makatına vermiĢ... Raksı niçin öğrendiğini kimseler anlamaz. sonra Ģarkılar.. Sevgilileri göklere çıkartırlar ama. Velhasıl. Cazibede ondan âlâsı bulunmaz.. Beni yıllarca deli etmiĢ. KARAOĞLAN. güzellikte Ġskender'dir. belâlı heriflere varıcıdır. sunduğum badelerin hiçbirini içmemiĢtir. çingenlerin en güzeli........ sanki yayılmıĢ bir manda... Teni... KANARYA.. zevk ve safa düĢkünlerinin âleti de kâh uzar.. seyredenler arkasında bir ordu saklıyor sanırlar.. ondan öncekilerde hiç rastlanmayan satırlarla..... Güzeller içinde bir bülbül. çehresi yıkılmıĢ bir ev gibi harab. ilk bakıĢta diğer Ģairlerin divanlarından farksız. böylece yüz bin kocaya sahip olmuĢ. kubur meraklılarına iyi hitab eder. Fazıl'ın huyuna uyan yepyeni "buluĢlarla" karĢılaĢılıyor. PANDELĠ. Öylesine iridir ve raksederken öylesine sesler çıkartır ki. zelzele.. tarih mısraları sıralanıyor.. YENĠDÜNYA'nın geldiği yer.. Gönül açıcıdır. Baldırları anlatan mısralar döktürüyor... baykuĢa misal... AFĠTAB'ın yüzüne bakınca gözler kamaĢır.. ama felek göğsünde bir hödük yatırır. baĢtan aĢağı cifedir. O da bir baĢka sofudur.MEHTÂB.. hanlarda gezen bir aĢifte.. ġakıyıp oynayacağına gidip kilisede Ġncil okusa ya!. üstelik bu iĢin öncüsünün kendisi olduğunu da biliyor: "Görünürken tenine berk-i semen kare aba Berk-i gülden ona bir câme biçirsem ne kaba Sîm-i hâlîs gibi ol baldırı der kim görse Rahm-i mâderde gümüĢ mâ'deni var mı acaba? . "baldır" için kaleme aldığı gazeller.. KANARYA ġAKĠR'e.". "Karga ġakir" demek lâzım. ĠSTAVRĠ'nin alnındaki perçemi ejder gibidir.. O papağan kafese girmez.. külhandır. KocamıĢ iri heriflerden zevk alan hayvanlar. âvârelerin eğlencesi olur....

ġairler Ģimdiye kadar baldırdan bahsetmeyi düĢünememiĢler. Baldırları öylesine hassas ki. B Ö L Ü M . O sevgilinin gümüĢe benzeyen baldırlarını görenler ĢaĢkınlığa düĢer ve "Ananın rahminde gümüĢ madeni mi var?" diye sorar. halkın içinde kargaĢa çıkardı...) Bir baĢka baldır gazelinde.. "Kıldan eser bile yok... milleri birbirine düĢürdü. hatta baldan bile tatlı" diyor: "O baldırlarla o cânân-ı zîbâ Ġki sîmîn ayaklı serv-u bâlâ Ayaklar bir sebîke-i sîm-i hâlîs Topuklar pâre-i elmas güya Kıla külçe-i sîmîn-i kudret Eser yok mûyden sakinde asla ġeker renginde bir lezzetli baldır ġekerden datludur âĢıka hâlâ Değil hâlî o sâk-i pâke Fâzıl Siyeh benlerde olmuĢ ziynet-efzâ" 4. gül yapraklarından bir giyecek yaptırsam.......Sâk-i safîsi hevâdan dahî olur muğber Leke bağlar ona yüz sürse eğer bâd-ı sabâ Oldu çakĢırlı güğercin gibi tozluklar ile Fitenu'l-halk besâkiyye ve bi'l-kâb-ı sebâ Virdi ziynet ana ol sırmalı tozluk elhâk Dahi def eyledi nezzâre-i çcĢmi rukebâ Vasf-ı baldırla ayağ altına gitdi suhenim Medh-i ednâda suhen böyle olur cümle heba Nısf-ı sânîsi o Ģuhun bize ehl-i gareziz Nısf-ı evvel sana ey âĢık-ı dîdâr-ı caba Vasf-ı baldır ile sâhib-kademim ben Fâzıl Hiç bu vâdîde ayaklanmadı evvel udebâ" (O parlak tenine giydiği gümüĢ yapraklı giysiler bile kapkara bir aba gibi görünürken.... o da ne kadar kaba düĢecek!. O bacaklar Ģeker renginde. sözlerim ayak altına gitti. topukların elmas parçası olduğunu anlatıyor. O tozlukları ayağına geçirince giyinmiĢ bir güvercine döndü. söz böyle heba olur gider.. kötü Ģeylerle uğraĢırsan. artık bu konudaki öncelik Fazıl'a ait. aĢağısı da bana. Baldırı anlatırken. hatta sabah rüzgârı onlara değecek olsa leke bırakır. ayakların gümüĢ külçesi.. gözler kamaĢtı ve kimseler baldırlarına bakamaz oldu. Sırmalı tozlukları ona öyle bir süs verdi ki. lezzetli bir bal. Ey sevgililerin yüzlerine âĢık olan kiĢi! O gencin belinden yukarısı sana. havadan bile incinir.

En ünlü Ģairlerin en güzel ve en tanınmıĢ dizeleri sıradan bir bestede güfte olarak kullanılabildiği gibi.ġimdiii. Ģöyle azîîîz dinleyiciler: "Gelince hatt-ı mû-anber o meh cemâlimize. Veremez. Ġranlı olduğu anlaĢılan sevgilisine "O gonca ağızlı güzel sevgili bir gül gibi sürekli olarak güldükçe. vs. normal iliĢkiden erkek sevgili öğesine kadar. "beste". Sunucunun "mecburiyetten" açıklayamadığı güftede ġakir Efendi. "semai". Klasik Türk Müziği'nde güfteler.. musikimizin bu "Ģaheseri"nin ağdalı Osmanlıcayla olan sözlerini günümüz Türkçesiyle veremez. bestecilerin bunları genellikle rastlantı sonucu seçtikleri anlaĢılır. akla sözkonusu eserlerin sözleri değil. anlayıĢ. kavramlar. Dolayısıyla. Ancak. örneğin Acembuselik makamındaki "murabba beste"si çalınır. müziğe "güfte" olarak yansır. Klasik koro. huĢu içerisinde yeniden terennüm etmektedir: "Ol gonçe dehen gül gibi güldükçe demâdem Ümmîd-i visale nice sabreylesin âdem Bir bûselicek yer taleb ettim Acemâne Ol meh dedi: "ġakir. o ay yüzlünün cevabı 'ġakir. yer yer de yakası açılmadık ifadeler. yüzyıl baĢları) "Dolanam Ģem'ine pervane gibi / Olurum yoluna dîvâne gibi" sözleriyle. Doktooor . edebiyatın aynası gibidir. müziğin baĢyapıtları sayılan kimi bestelerin sözleri. ezgi halinde dökülür. zira bunu yapmaya kalksa. dedirtmezler. halimizi anlatan kitaba sevda bahisleri yazıldı" demek zorundadır ki. PadiĢaha "Mansur ede Allah ĢehinĢâh-ı zemânı / Ram eyleye fermanına ser cümle cihanı" Ģeklinde medhiyeler düzen Ģairlerin yaptığının aynını. Önemli olan. eserin sözlerini yazan Ģair ġakir Efendi'nin "yersizlikten" doğan sıkıntısını... Musikimizin Ģaheserlerinden olan bu bestenin güftesi. yüzyıl bestecisinin bir baĢka eseri. teknik sanatlar. tüm ciddiyetiyle ve Osmanlıca kelimelerin üzerine basa basa.. buluĢlar ve ifade biçimi. sana vereceğim ama yer yok' oldu" demektedir.. . Ezginin altına nasıl bir söz yerleĢtirilirse yerleĢtirilsin. Güfteler incelendiğinde.". melodi daima öncelik taĢır. melodidir. Sevgiliye kavuĢamamaktan doğan duygusal hal.. ne de koronun Ģefi.. Osmanlılar'da müzik. yönetimindeki Klasik Koro'dan. denilince. be tu câ nîst ki dârem". Kara Ġsmail Ağa'da (ölümü: 18. icra edilecek eserin anonsunu yapmaktadır: ". "Sinede bir lâhza aram eyle gel canım gibi / Geçme ey rûhı revân ömr-ü Ģitâbânım gibi" diyen Nedim'in duygusu. Küçük Mehmed Ağa ile devam eder ve bu 18.ġARKILARDA EROTĠZM: SAKAL BESTELERĠ TV'deki sunucu. mesela Sadullah Ağa. Küçük Mehmed Ağa'nın Evcara Beste'sini dinleyeceksiniz.. müzikte sürekli olarak mevcuttur. "Ey ĢehinĢâh-ı cihan-ârây-ı nev tarz-ı usul Nevbe nev âsâr-ı lütfün hayret-efzây-i ukûl Taht-ı âlî baht-ı Ģâhî buldu zâtınla Ģeref Hep bula ömr-ü fırâvân ile dilhâhın husul" örneğindeki gibi terennüm ederler. Akılda kalan ezgidir. besteciler. insanoğlu onunla yatma arzusunda nasıl sabretsin? Acemler gibi sadece bir öpüĢlük yer istedim. BaĢka bir deyimle "Ģarkı". Ancak programın ne yapımcısı. Edebiyatta olan herĢey. Yazıldı mebhas-i sevda. daima ikinci planda kalmıĢtır. kitâb-ı hâlimize. 250 yıl sonra. bazan hiçbir edebî değer taĢımayan Ģiirlerden alınmıĢ olabilir. ne sunucusu. ezgileri gelir. Program. ekran baĢındaki milyonlarca kiĢinin gözünün içine baka baka "O ay yüzlü sevgilimizin sakalları çıkmaya baĢlayınca. edebiyatta olduğu gibi müzikte de ana temayı oluĢturur.

Konu.b numaralı varağında yeralan "Sultan Ġbrahim'in Huzurunda Oynanan Raks" baĢlıklı Ģiir.na çakmak çakayım BaĢına sünbül sokayım Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Kuyumcu düzer getirir Alıp kadınlar götürür Kıçın üstünde oturur Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Ay benim kargı kamıĢım Taze turfanda yemiĢim Sarı altında (?) gümüĢüm Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Saçbağı sen??? Kızların dünbeleğin ohĢarsın Alemi seyran kılarsın Saçbağı devran senindir Senindir nazlını senindir Alemde devran senindir Yeniçerilerin ağası Önünde gider yayası Kırk bin kulların ağası Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Üsküdar'dan gelir kayık Sultan Ġbrahim'e lâyık Kimi serhoĢ kimi ayık .. kuĢkusuz. bazan bizzat bestecisi tarafından yazılmıĢ veya yazdırılmıĢtır. Arayarak bulunmuĢ. "kasten" ve isteyerek yapılmıĢ besteler ise. Ġleriki sayfalarda daha geniĢ Ģekilde bahsedeceğimiz 17. Mesela bir rakkase veya köçeği konu alan Ģarkıların sözleri. rastlantısal değildir. "Saçbağı" adındaki bir dansçıdır: Saçbağı takar saçına Gider sarayın içine Güzel sevenin suçu ne Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Sen bağçelerde gezersin Benden iltifat sezersin BaĢına güller dizersin Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Kaldır eteğine bakayım A. bu tür güftelere örnektir.Özellikle. bu kuralın dıĢındadır. yüzyıldan kalma bir yazma olan "Mecmua-i Saz-u Söz"ün 30.

. edebiyatta olduğu gibi çeĢitli Ģekillerde belirir. sözleriyle baĢlayan Pesendide bestesinde "Yürüyen ruhum diyerek göğsümün süsü etsem ve gonca kırmızısı dudaklarını emsem. dilber-i mümtâz-ı cihanım diyerek". Saraydan kahveye kadar. bestecinin de bir türlü söz geçiremediği. "Zîver-i sine edip ruh-ı revanim diyerek Emsem ol gönce lebin lâlini canım diyerek Subha dek arz-ı niyaz ettim o fettâne bu Ģeb Sevdiğim. Ģarkıların padiĢah meclisinden evlerdeki özel toplantılara kadar hemen her yerde okunmasını sağlamıĢ ve çekingenliği ortadan kaldırmıĢtır. Sevgilinin cinsiyeti önemli değildir. Hicaz Yürük Semai'sinde anlatır: . Ağa. ġairin olduğu gibi. sevgilisinin dudaklarını emmek isteyip hiçbirĢey elde edememesini. dünyanın en seçkin dilberi" diye istediğimi söyledim" diye seslenir... Bu gece sabaha kadar o gönül alıcı. Ġstanbul'un kenar mahalle kahvelerindeki müzisyenine kadar hep aynıdır. sözler ne derece saçma ve değersiz de olsa veya ileri derecede cinsel konuları içerse. ġarkılardaki cinsellik. Örneğin Üçüncü Selim. fenalıklar yapan sevgiliye "Sevdiğim. Ama her nedense "gece beraber olma" isteği bir türlü gerçekleĢmemiĢ. elden ele dolaĢan Ģiirleri ezgilendirmiĢlerdir. Önceliğin güfteye değil besteye verilmesi. kendisini acılar içerisinde bırakan zalim bir sevgilisi vardır.. sarayında besteler yapan padiĢahından. erkeğin eli hep boĢ kalmıĢtır.Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Sen gezersin hecin gibi Taracığın macun gibi Bir çifte güğercin gibi Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Sen gezersin ferde ferde Seni uğratdılar derde Zülfün bulunduğu yerde Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Evlerinin önü bakla Güğercinler kılar takla Al beni koynunda sakla Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Yorganın ucunu basdım Koynuna girmekdir kasdım Güğercin topuklu dostum Saçbağı devran senindir Senindir nazlım senindir Alemde devran senindir Ancak bu gibi bestelerin musiki literatüründeki yüzdesi gayet az olmuĢ ve besteciler genelde. PadiĢahın en yakınlarından olan besteci Sadullah Ağa'run sıkıntısı da hükümdarıyla aynıdır. Bu talihsizlik.

sevgilisinin dudağını "ememediğinden" dolayı neler çektiğini yana-yakıla anlatır: "Lâlin emdir.. Gamzen istediği kadar inkâr etsin ama.. Arazbar beste). "sakalları". güzelliği bana ötekilerden çok daha üstün görünür. Mesela. Osmanlı müziği yapan Rum ve Ermenilerde de vardır.Sadullah Ağa."N'ideyim sahn-ı çemen seyrini cananım yok Bir yanımda salınır serv-i hırâmanım yok Emdirir gerçi lebin vaslına canlar verene Leb-i can-bahĢını emsem demeye canım yok" (Gönül verdiğim. Zaharya. dil-i Ģeyda bilir Çektiği cevr-i cefây-ı aĢkı bir mevlâ bilir Gamzen inkâr eylesin davama Ģahittir müjen Ey keman-ebru bize ettiklerin dünya bilir" (Dudaklarını emdir. Kime ait olduğu bilinmeyen eski bir Hüzzam bestede. sevgilinin üç özelliğiyle uğraĢıp durmuĢlardır: YaĢı.. Bestecilerimiz.. hikmetin sorma.. elbisesinin "düğme"si ve gönül verilen genç bir "hemcins" ise. YeĢilliklerle dolu bahçeleri seyredip de ne yapayım? Gerçi beraber olma uğruna canını verecek olanlara dudağını emdirir ama "ġu canlar bağıĢlayan dudağını emeyim" demeye mecalim yok. Bir büyük dert: Düğme. düğmeden yakınır: "ġeyda-ter eyledi beni huy-gerde gerdenin .. sebebini sorma. "Peri yüzlü sevgiliyi ele geçirip. ama o Ģuhu. Besteci yanar. "Mir Cemil" olarak da bilinen Zaharya (ölümü: 18. yalvarır.. Ey keman kaĢlı sevgili!.). aĢktan çektiği zulmü ve cefayı bilen de sadece Allah'tır.. Zaharya. Ortodoks kilise müziğinin günlük hayatı konu alan eserlere izin vermemesinden olacak. bu arada Türk Müziği'ne de 20'ye yakın eser vermiĢtir. karĢılığında herĢeyini feda edip kendisini parçalayacak hale gelir. Kilise çevresinin bunu nasıl karĢıladığı bilinmez ama. klasik müziğimizin gelenekselleĢmiĢ temalarındandır. Lale Devri'nin tüm görkemini ezgilerine aksettiren Ebubekir Ağa da. hiç bitmeyecekmiĢcesine içer gibi dudağının cmiliĢi terennüm edilir: "Dem-i vasim düĢürüp ayĢ-ı demademcesine Lebin emdim o peri çehrenin ademcesine" Dudak emme merakı sadece Türk bestecilerde değil.. yüzyılık ilk yarısı). ġevkten harareti artıp düğmelerini çözdükçe. Bize yaptıklarını dünya biliyor. bu defa da elbiselerinin düğmelerini bir türlü çözmezler. Bu "dudak emme" merakı. yakılır. Rumdur. düğmesini çözmesi için bir türlü ikna edemez: "Her ne dem huban ile bezme o verd-i ter gelir Cümlesinden bana ânın hüsnü bâlâ-ter gelir Germ-i bezm-i Ģevk olup çözdükçe saki düğmesin Yaka yırtıp sineler çak edecek yerler gelir" (O taze gül bezme diğer güzellerle beraber geldiği zaman. davama kirpiklerin tanık. yüzyıllar boyunca.. kilise için ilahiler bestelemiĢ..... serviye benzer sevgilim yok... Ġstanbul'daki Ortodoks kiliselerinde ve Patrikhane'de ilahicilik yapmıĢ. AĢık olunan gençlerin "olgun" çağa gelmeleri için yılların geçmesi gerekmektedir ama yaĢı olgunluğa ulaĢtıkça. .. yaka yırtıp göğüs parçalayacak gibi oluruz. aklını kaybetmiĢ bir halde olan gönül bilir. Onu. Buselik AĢiran Beste'sinde. "dünyevî" arzularını alaturka makamlardan yaptığı bestelerinde ortaya koyar.. Türk Müziği'nin en parlak kabul edilen eserlerinin bestecisi. bir yanımda salınıp yürüyen.).

çöz düğmeni.Eviç ağır semai). çözül sen memeden".. öpülmemcden Tereddüt eyleme ey düğme. nedir o gülüĢ. "te ne". Hele bir büyüsün de. türkü gibi hafif parçaların dıĢında kalan ve "büyük formlar" olarak adlandırılan "kâr"... Büyümesini bekler. dad ile feryad güzeller elinden. gerdenindebenlerle... Terennümlerde besteci "ten". sünbül giysularla. "gel gel aman". Bazı besteciler ise. bir yandan da özlemini bastırmaya çalıĢır.. baĢka hususlarında da aĢırı bir istek sahibidir.. olmasın âzürde gerdenin" (TerlemiĢ gerdanın. Suçumu düĢünüp utanıyorum.. . henüz yaĢı gelmemiĢtir... arada bir "âh efendim".. yy.. ama genellikle isteğini elde edemez. iki yakayı bir arada görmesin. Bir daha söylemeyeceğim. gel canım gel. -Eviç beste). "beste". günahı benim boynuma: Boynun incinmesin. sinede gül memelere hayran olayım. bambaĢka Ģeylere de ilgi duyduğunu. Baki'nin bir gazelini Isfahan makamında ağır semai olarak ezgilendiren Zaharya da aynı yolu tutar. "hey canım" benzeri sözler kullanır ve asıl güftede yer almayan isteğini. sevgili uygun bir yaĢa gelince de hemen yanına koĢup arzusunu söyler. Çocuklara gönül veren müzisyen sabırlı olmalıdır. Ebubekir Ağa sevgilisinin sadece gerdanı veya düğmeleri konusunda değil. / Ben ise cürmümü fikreyleyip hicap ederim" (O Ģuh güzele isteğimi arzetmek için. köçekçe. "Gül memeleri öpme iznini" bir türlü alamayan Halifezade Tahir Efendi (18. "yel". Türk Müziği'nde Ģarkı. bu terennüm ki... nedir o geliĢ. Lâle Devri'nin bu unutulmaz bestecisinin bu kadarla da kalmadığını. Sevgili küçüktür..... yanağında güllerle. birazdan göreceğiz.Ġki yakayı bir yerde görmeye gerdenin Olsun vebali boynuma. geçen bu uzun sürede bir yandan onu gizlice izler. O gerdan. Saba ağır semaisinde aynı yolu tutar: ''Bilindi buseye yok yârin izni gül memeden Garez ne âĢıka cevretmeden. "Gül memeler" terennümü. beni sırılsıklam bir mecnun haline getirdi.... nedir o reviĢ. "ağır veya yürük semai" gibi beste biçimlerinde.) de.".. istediklerini terennüm kısmında anlatır: "Karar etmez gönül mürgü bu bağın değme Ģahında Nihal-i kadd-i dilber gibi bir serv-bülend ister Ah-u vah dilberler elinden. "ye le lel" veya "ten-ni" gibi anlamsız hecelerle ezgiye refakat eder. ġeyh Hacı Edhem Efendi'nin Karcığar Ģarkısında olduğu gibi: "Çok zamandır gelmedin ey nevcivanım yanıma Gel bu akĢam bir sözüm var gizlice sultanıma Bunca yıldır hasretin kâr etti zira canıma Gel bu akĢam bir sözüm var gizlice sultanıma Tıfl iken yaktım bilirsin aĢkına cân-ü teni Sen unutmuĢsun beni amma unutmam ben seni Darılıp Ģayet efendim reddedersen de beni .tında açıklar. bir dahi söylemem Çöz düğmeni.. Ama bunu sevdalısına doğrudan doğruya söylemeye utanır ve ezgilerden medet umar: "O Ģuha arz-ı niyaz etmeye Ģitâb ederim / . düğmeden medet umarlar. acele içerisindeyim. vezinli olarak yazılmıĢ asıl güfteden sonra "terennüm" adı verilen bir bölüm gelir. aĢıklarından bir fayda çıkmadığını anladıkları zaman.

canlar yakacak âfetler bulunmaktadır. Bayati Ģarkısında söyler: "Bir Rum dilbere oldum müptelâ Keman kaĢlı gözleri gayet ela Mislini seyreden varsa sâlî Bir Rum dilber-i mümtaz Yaktı beni o iĢveyle bu nâz DüĢürdü beni ferdaya yârim Kalmadı gönlümde sabr-ı mecalim Etmez kerem nic'olur hâlim Bir Rum dilber-i mümtaz . Ġmparatorluk baĢkentinde Rum. O gamzeli kâfiri Müslüman olacak sanma. Sipihr Ağır Semai'sinde. can mülkünün sabrını harab edecek ne var? BakıĢ oklarım eline almıĢ. bu iĢ için Ģaraptan faydalanmıĢtır.. "metodunu" açıkça anlatır: "Vardım yanaĢıp fülk-i Ģarap ile suyunca Tâ mest edip ol tıflı Küçüksu'da soyunca Sevdim sarılıp zülfüne ol serv-i hıramın Yattım heves-i vuslat ile boylu boyunca" (O çocuğu Küçüksu'da serhaĢ edip soyuncaya kadar bir Ģarap gemisiyle yanına yaklaĢtım.. Zekâî Dede (1825-1897 ise. (Gönlüm sana. Yahudi. Saçlarına sarılıp sevdim ve kavuĢmanın verdiği hevesle boylu boyunca yattım). kasdı bir Müselmâne O gamze kâfirini sanma Müselmân olacak" (Ey Ģuh! bu derece aman vermez olacak. daha sen ufacık bir çocukken meylederdi. gençle "vuslata ermek" için hiç beklememiĢ.) 18.. gece beraber olmamızı bu zamana bırakmıĢ.. Ama bu afetler de Müslüman hemcinsleri gibi naz yapar. bir Müslüman'ın canına kastediyor. Kıpti.Gel bu akĢam bir sözüm var gizlice sultanıma" (Tıfl: çocuk.. Ama kader.. Ermeni. cân-ü ten: ruh ve vücud) Halifezade Tahir Efendi de bir "tıfıla"... Canlar bağıĢlayacak tek bir busene bile razıydım'. Cilveler yine aynıdır ve "bakıĢ oklarıyla". Kara Ġsmail Ağa'nın Buselik Beste'sinde olduğu gibi canlar alır: "Ne var bu mertebe ey Ģuh bî-amân olacak Harab-gerde Ģekib-i mülk-i can olacak Elinde tîr-i nigeh.. "Kâfirlerle" beraber. zamanı gelince de "vuslat bugüne kısmetmiĢ" deyip yanına koĢar ve Hüseyni Ağır Semai'siyle yalvarır: "Ey dil sev ol perî-veĢi bu hüsn-ü aniyle Bu idi dilrubası desinler zamaniyle . müptelâ olduğu dilberin milliyetini. Gönlüm küçücükten sana maildi efendim Bir buse-i can-bahĢına kaildi elendim Bu vakte imiĢ vuslatın olması müyesser" .. Artık ne utanmam kaldı. yüzyılın Ģen ve Ģuh Ģarkılarının bestecisi Tanburi Mustafa ÇavuĢ ise. aĢıklarını usandırır. yani çocuğa aĢık olur.. "daha çoook zaman-var" diyerek bekler. her ulustan yaĢayan vardır ve tabii bunların arasında da aĢık olunacak.. ne de çekinmem).....

kadın göğüs-leriylc portakal ve turunç gibi meyveler arasında bağlantı kurulmuĢ. be meyvelerin genellikle "ham" olmasıdır. -Mehmcd Ağa. Rehavi Ağır Semaisinde. sevgilisinin "bostan içerisindeki turunçlarının hamlığından" yakınanlardandır: "Görüp bostanların bildim kemâlin gül bedenlikte Turunç amma ki bilmem nice bitmiĢ yâsemenlikte Hayal ettim ki divan içinde berceste mısradır ' Geçerken ol kadd-i bâlâya baktım nârdinlikte" (berceste mısra: divanın en güzel. nârdinlik: sünbül bahçesi) Kürdilihicazkâr Ağır Semai) Güfte Ģairlerinin veya bestecilerin sözlerini kavramlar ardına gizlemelerine rağmen. hüsn-ü endam: vücud hoğluğu. kirpiklerin oka. meramını en açık Ģekilde anlatan tek kiĢi. sevgilisinin göğüslerinin portakal ve turuncu andırdığını. beli Eviç veya ġehnaz'dan yapılmıĢ bir beste.... bî-bedel: eĢsiz. kadd-i \bâlâ: uzun boy.. bir merak içerisindeyiz. ġevki Bey sonsuzdan beri onun çehresine taptığı. söylenmesi en zor olan dizesi. Narenciye türünden olan bu meyveler tam olgunlaĢmıdığı için. dudaklarının ise Ģeftali Ģekerlemesi olduğunu söyler: "Portakal-u turunç iki memesi Lebi Ģeftalinin Ģekerlemesi" Hanende Petraki (18. çehresi esmer güzel Taptınr dîdarına gönlüm ezel ġekli Ģirin.. Hristiyan putu. Kavramları oldukça zengin olan divan edebiyatında boyun serviye. yüzün aya benzetilmesinin yanısıra. biz henüz gerçekleĢemeyecek bir endiĢe. Irak bestesinde serhoĢ bir kadın tablosu çizer. ortaları). yüzyıl bestecilerinden Asdik Ağa da. Tab'i Mustafa Efendi'dir (ölümü: 18. dîdar: çehre.) ise. çehresi esmer güzel Harf-ı "Ģın" sığmaz o Ģîrin diline Hüsn-ü endamı muvafık beline Bağladı gönlümü zülf-i terine ġekli Ģirin. Bestecilerimizin derdi..Yaktı beni o iĢveyle bu nâz" ġarkıyı TV veya radyolarda bu sözlerle dinleyebileceğinizi hiç sanmayın. Tanburî Mustafa ÇavuĢ'un eserini 250 yıl sonra millileĢtirmiĢ ve "Rum dilber" kısmını "Ģuh dilber"e çevirivermiĢtir. zülf-i ter: ıslak saç) Portakal ve turunç. bu Hristiyan güzeli ġevki'nin "ġ"sini bile söylememiĢtir: "Bir büt-i Ġsa ki Ģûh-i bî-bedel ġekli Ģirin.. Evcara beste) 19.. bu durum sonuçta güftelere de aksetmiĢtir. Klasik Türk Müziği'nde cinsellik sınırının belki de en üst sınırıdır: "Mest olup etmiĢ giribanın küĢade tâ be nâf . besteciye düĢen. her zamanki gibi beklemektir: "Kamet-i mevzunu kim bir mısra-i bercestedir Eve ya ġehnaz usulünde miyanı bestedir Biz heman olmayacak endiĢe-i ham eyleriz ' Meyve-i nârenc-i bustânı henüz nârestedir" (Ölçülü boyu divanın en güzel mısraı. Bostanındaki turunç meyveleri henüz ham. Zira TRT. Bu güfte. Lirik Ģarkıları bugün de dillerde dolaĢan ġevki Bey (ölümü: 1891) de gönlünü "Ġsa yolunda bir Ģuha" kaptırmıĢtır. yy. saçlarına bağlandığı haldı. (büt-i Ġsa: Ġsa putu. çehresi esmer güzel" (Karcığar Ģarkı). O Ģuh Ģirindir. yy. esmerdir.

yy. bazen Tarabya'daki bir mahbubenin ince beline.Vaktidir ol mâh ile olmak dilersen sîne-sâf (SerhoĢ olup. . Gönül bu. yakasını gözbeğine kadar açmıĢ. Nerede karar edeceği belli olmaz. daha önce kadınları konu alan çok sayıda eser vermesine rağmen. yalvarıp yakarırlar. hayal kırıklığı yaĢarlar. Örneğin Kara Ġsmail Ağa.. gel gel ki bu gönlü Ģad edem seninle... zülf-i dilâraya dolaĢtı gönlüm Ederim sineni sîm Ģâne gibi . Ayvaz'ın yanısıra. dertlerini ezgilerle terennüme çalıĢırlar: "Bugün bir keyfiyyetim var Ayvaz mey doldur mey doldur Arada bir iĢretim var Ayvaz mey doldur mey doldur Çocuk sen doldur sen doldur Kır ata bindim bahsile Seni sevdim heves ile Altın yaldızlı tas ile Ayvaz mey doldur mey doldur Çocuk sen doldur sen doldur" (Bestecisi bilinmeyen bir Bayati beste). yani genç bir erkek çocuk da. Bazen bir Rum dilberin perçemine. Diyarbakırlı Mahmud Çelebi'nin (17. Sevgilisinin erkek olduğunu da. Kadınlardan çektiklerinin aynını erkeklerden de çekerler.. o ay yüzlü ile göğüs göğüse olmak istersen. MemiĢ adında bir "püser". onlar için farketmez. gönlünü genç bir delikanlıya kaptırıverince. Sevgili erkek veya kadınmıĢ.. bir buse ver kiraz dudağından. aynı tür besteleri bu defa onlar için yapar. bu kez de onun için Hicaz'dan bir Yürük Semai döktürür. Osmanlı Ģairleri gibi. bestecileri için durum böyledir. bazen de bir Rum delikanlısının kâküllerine takılır..) Maye Ģarkısıyla müzik literatürümüze girmiĢtir: "Püser adın MemiĢ imiĢ Gerdanın ham gümüĢ imiĢ AĢıkların emmiĢ imiĢ Gerdaneden gerdaneye Def-i gam için gezerim Meyhaneden meyhaneye Kirpiklerin elmas imiĢ Yaresi onulmaz imiĢ AĢk ateĢi miras imiĢ Cananeden cananeye Def-i gam için gezerim Meyhaneden meyhaneye" Kadınlar için aĢk Ģarkıları yapan besteci.bir buse ver beyim yanağından..) Bir değiĢiklik.. kendisini bir "bey"e kaptırınca. genelde hüsrana uğrarlar. ancak terennümde açıklar: "Dolanam sem'ine pervane gibi ben senin Olurum yoluna divane gibi ben senin Bendeyim. Ģimdi tam zamanı.

. -Acembuselik Ģarkı) Tanburi Mustafa ÇavuĢ da.Civanın perçemi anber saçmakta. rûy-i mâh: ay gibi yüz. perçem-i anber feĢan: anber kokusu saçan perçem.". hüsn-ü ân: onun güzelliği. bugün radyolarda her nedense "Aç yüzünü" diye okunuyor. kucak.Bayati Ģarkı). Büzürk Ağır Semai'sinde. zülf-i nigâr: sevgilinin saçı. aguĢ: koyun. saydolmaz: avlanmaz. (ġem'ine: ıĢığına. Bestelerde erkek sevgiliyle ġark-Ġslam edebiyatındaki hikayelere konu olan efsanevi güzeller arasında da bir bağ kurulur ve sevilen kiĢi o güzellere benzetilir. Tarabyalı bir civana gönül vermiĢtir ve civandan fesini çıkartıp perçemini göstermesini ister: "Çıkalım sayd-ü Ģikâre Çatarız belki o yâre Geçmez gönül dilberinden Dokunur zülf-i nigâre Hüsnün gören seni ister Aç fesini perçem göster » Yanıyor âĢık-ı biçare Tarabyalı bir civane" (sayd-u Ģikâr: av. Eski hikâyelerden.. pür taravet: tazelik dolu. sevdiği gencin güzelliğine herkesin aĢık olduğunu söylerken. zülf-i dilârâ: gönül okĢayan saç. sîm Ģâne: gümüĢ tarak) Kemanî Ali Ağa (ölümü: 1830'lar) da aynı yoldadır. . beli güzelliğiyle bakıĢları çekmektedir: "DüĢtü gönül bir civana GelmemiĢ misli cihana Hâsılı kalmaz bahane Bir nazar kıl zer-niĢana Perçem-i anber-feĢânâ Dağ tavĢanıdır ol dilber AĢıka sayd olmaz ürker Gerdeni kâfura benzer Bir nazar kıl zer-niĢana Perçem-i anber-feĢânâ Bu meyanın pek güzeldir Almak aguĢa muhaldir Hüsn-ü ânı bîbedeldir Bir nazar kıl zer-niĢana Perçem-i anber-feĢânâ Her sözünde var letafet Doğrusu yosma kıyafet Ruy-i mâhı pür teravet Bir nazar kıl zer-niĢana Perçem-i anber-feĢânâ (zer-niĢan: altın iĢleme. aralarındaki "hikâyenin".gel gel ki nesîmi yâd edem seninle. Güftede geçen "Aç fesini" sözleri. Sadık Ağa. gerdanı kâfura benzemekte. eski öykülerden "Azra ve Vamık"a benzediğini anlatır: "Hüsnüne sertaser alem gerçi âĢıktır beyim Cümlesinden dil yine mümtazdı faikdir beyim Tâ-be-mahĢer yâd olunsak aĢk ile biz de n'ola ... Bir "civan"a aĢık olur.

bizdeki bu sevgi güneĢi.. Bazan "tavĢan oğlanı" dendiği de oluyor.Kıssamız çün kıssa-i Azra vu Vamık'tır beyim" (Beyim. yanıma gels Bir buse verse gönce lebinden Güzel oynar eda ile Yaktı dili sevda ile Fes eğilmiĢ. Mıskalî'nin Ģarkısına girmiĢ: "Sende nedir bu letafet Bu güzellik bu zerafet Sırma saçlı. bazen de tek baĢlarına. dili mecbur eder ĠĢvesi dilden kederi dür eder AĢıkı lûtfuyla pek mesrur eder Kız mı oğlan mı bilinmez bir köçek" (sîmin bilek: gümüĢ bilek.. yeryüzünün eĢsiz güzeli. Köçeklerin oyunları sırasında çalınan müziğin adı da "köçekçe" veya "tavĢanca". Köçek.Kûçek Ģarkı) Köçekler raksediyor. Rakkaslar bazen rakkaselerle. dur eder: uzaklaĢtırır. ya da sadece bir erkek grubuyla raksediyorlar. sanatını yalnız baĢına icra eden köçekler daha çok tutulmuĢ. Osmanlı zamanında müzik eĢliğinde rakseden genç erkeklere verilen ad. sonsuza kadar demam eder..) Hacı Faik Bey'in (ölümü: 1891) sevdiği delikanlı ise. erkek çengi. rakseden bir köçeğin kız mı... 19. reftâr: yürüyüĢ.. Mesela Numan Ağa (ölümü: 1834). reftan. güzelliği kutsal kitaplara kadar geçmiĢ olan Yusuf Peygamber gibidir: "Ol Yusuf-u sani ki güzeller güzelidir Gül gibi bugün yeryüzünün bîbedelidir Fikretme ki senden ederiz terk-i mahabbet Kim bizde olan mihr-i muhabbet ezelîdir" (Güzellikte Yusuf'tan sonra ikinci ve bugün gül gibi. onlar için destanlar düzülüp Ģiirler yazılmıĢ. Sana olan sevgimiz kaybolur sanma. rakkas. sadece Fazıl Bey'in "Çenginame"sine değil... Arazbarbuselik Ģarkısında. Azra ve Vamık hikâyesi gibi.. . yüzyıl Ġstanbul'unda erkeklerin neredeyse hemen hepsinin gönlünü almıĢ olacak ki. Ģarkılar bestelenmiĢ. bütün dünya güzelliğine aĢık ama benim gönlüm ötekilerden ayrı ve üstün. perçem saçmıĢ ġarkı okur sada ile GümüĢ gibi beyaz gerdan Gören âĢık olur hayran Niyazım var kuzum âfet . oğlan mı olduğunu ayırdedemediğini söylüyor: "Gönlüm aldı ol meh-i sîmin bilek Tavrı müstesna güzel reftan pek Bir getirmiĢ böyle mahbubu felek Kız mı oğlan mı bilinmez bir köçek Tavrı.. kalem kaĢlı Bir nevcivan güzel âfet Semtini bilsem. yani kadın dansçılarla birlikte oynuyor. zira hikâyemiz. Güftelerden anlaĢıldığına göre. dili mecbur eder gönlü aĢık eder. mesrur: sevinmiĢ) Asıl adı Yorgaki olan ve "Büyük Afet" diye bilinen Hırvat genci. MahĢer gününe kadar aĢkla beraber yâdedilsek de bir zararı yok.

kamer tal'at Adı Yorgaki hem âfet Ne âfet. yüzyıl sonlarının ünlü bir meyhane köçeği. Ahu için bir Büzürg Ģarkı yapar: "Meclise gel reftâr ile Yosma kesim etvâr ile Nazeninim. perende âhû Rakkas-ı mehrû. âfet-i devrân PeriĢan saçları anber Vücudu pek beyaz dilber Dudağı hem sözü Ģeker Ne âfet.". sineme çeksem Eziyyet etmese. pek tatlı dilli" reftâr: yürüyüĢ. Aynı hükümdarın musahiplerinden olan ve Ģakalarıyla ünlü Said Efendi de. âfet-i devrân YaĢı on beĢ. ah kuzum âhû. Numan Ağa'yı da "yakmıĢ" olacak ki. Ağa onun için Muhayyerkürdî Ģarkı besteler: "Reftârı dilcû. âfet-i devrân Ahu. TürkçeleĢtirmeye gerek yok. güftar: söz) PadiĢahından musahibine kadar sarayda çok kiĢinin baĢını döndüren Ahu. (reftâr: yürüyüĢ..Bir buse ver bana ondan" Üçüncü Selim dönemi bestecisi Vardakosta Ahmet Ağa (ölümü: 1794) da. etvâr: tavırlar. iĢte budur bu Mintanı telli. bestecinin ne demek istediği zaten hemen anlaĢılıyor: "Misal-i gonçe-i handan Tebessümle gelir ol can Ne candır âfet-i taban Ne âfet. PadiĢah meclisinde bile raksettiği ve Ġkinci Mahmud'un onun için "Bakınca çeĢm-i gazale / Kopar meclisinde nâle" diye baĢlayan bir Ģarkı bestelediği söyleniyor.. âfet-i devrân Görenler tarz-ı civarın Oyunda raks-ı reftârın Feda eyler bütün varın Ne âfet. öpebilsem Ne âfet. sinebendim Memnun eyle güftar ile Yalvarayım gel sarayım Sen gelmezsen ben varayım ah. mehrû: ay yüzlü. hilâl kaĢı Ayın ondördü kardaĢı ~ Bütün dilberlerin baĢı Ne âfet. dilcû: gönül çeken. etvârı dilli keĢ: tavırları gönlü çekici). âfet-i devrân Sanlsam. öpsem Lebin sorma. 18. padiĢahın köçeklerinden Yorgaki için Mahur bir Ģarkı yapar. âfet-i devrân Verir âĢıklara halet Güzel tavĢan. . hem ince belli Etvârı dilkeĢ. sînebend: göğüs bağı.

o yay çeken sevgilisi seyrediyorum. .. ateĢ içine düĢmüĢ bir anber parçasıyla karĢılaĢtırıyorlar. kimisi de sakalın o sevgiliye bambaĢka bir hava verdiğini söyler.Büzürg Ağır Semai). güzelliğini ortadan kaldırdı ama ben kaĢlardayım.. 17. güzeller de gece gündüz seninle beraber gidiyorlar.. böyle sakal üzerine kuruludur: "Gelince hatt-ı muanber o meh cemâlimize Yazıldı mebhas-i sevda kitâb-ı hâlimize.. bize nöbet tutmak düĢtü.Ah o sakallar!.. bazısı "sakallarını kes de yanıma gel" diye terennüm eder. sakalın güzelliği bozmasıdır: "Hat zâit etti hüsnünü ben kaĢtayım dahi Gün battı gitti.. güzelliği kayboldu" derken... ruhuna gamze mi çekmiĢ? ÇeĢm-i siyehin sürmeleyip nâze mi çekmiĢ? Nev hat görünür salha-i ruhsâresi cana Mecmua-i hüsne yeni Ģiraze mi çekmiĢ" (KaĢına rastık. Ebubekir Ağa... seyr-i kemankeĢteyim dahi. ĠĢte Ģairlerimizin.. Tab'i Mustafa Efendi de.) Besteciler." (O ay yüzlü sevgilimizin sakallan çıkmaya baĢlayınca.Küçük Mehmed Ağa... Yanağının ortasındaki o siyahlığı görenler." (Sakal.) Yahya Nazim Çelebi'nin en seçkin eserlerinden biri olan Bayati Beste'sinde de konu. Rahatülervah Yürük Semai'sinde. sevdiklerinin çehresine yeni bir görünüm gelmiĢ ve yakıĢmıĢtır: "Ebrusuna vesme..Mahur Beste). Onlara göre. TaĢçızade Recep Çelebi (ölümü. siyah gözüne de sürme çekip kendisini naza mı salmıĢ? Yüzünde yeni çıkmıĢ sakallar görünüyor. sevgilisin kendini aynada seyretse aksinin feryada geleceğini ve bakıĢların çokluğunun güzelliğini ayaklar altında ezdiği sırada sakallarının imdada yetiĢtiğini söyler: "Bakılır mı o Ģeh-i kiĢver-i hüsn-âbâde Etse mir'âte nazar aksi gelir feryâde Ġzdiham-ı nigeh etmiĢti cemâlin pâmâl . yanağına gamze... .. . Kimi besteci "sakalları çıktı.. ateĢ içerisindeki bir anber parçasıdır: "Hûbân seninle leyl-ü nehâr istinas eder HurĢidden kamer beli nur iktibas eder Sahn-ı ruhunda hâl-i siyehin gören beyim ÂteĢ içinde pâre-i anber kıyâs eder" (Ayın güneĢten ıĢık alması gibi. bestecilerimizin feryada baĢlayacakları zaman gelip çatmıĢtır. yy sonları) de. çimenler üzerine hoĢ olur. aynı meraktadır: "Seyret izar-ı yâri hatt-ı müĢg-bâr ile HoĢdur çemende mevsim-i gül nevbahâr ile" (Sevgilinin yanağındaki miskler yağdıran sakalları seyret. Ġlkbaharla beraber gül mevsimi. Gün battı gitti. Sadık Ağa'ya göre sakal. Müziğimizin en san'atlı parçalarından biri sayılan Küçük Mehmed Ağa'nın Evcara Beste'si de. sakaldan bazen memnundurlar.. Sabazemzeme Beste)...... Genç erkek çocukları elbette büyüyecek ve sakalları çıkacaktır. sevdiğinin sakallarının çıkmamasından yakınır: "Hat geldi ruh-ı dilbere nevbet bize düĢtü" (Sevgilinin yanağına sakal gelince. halimizi anlatan kitaba sevda bahsi yazıldı). Güzellik mecmuasına Ģiraze mi çekmiĢ?..

serinde kâkülün dursun Kırılsa leĢker-i hat gam değil. güfte içerisindeki bir veya birkaç kelimeyle. sevgilinin milliyeti ve cinsiyeti gibi mesleği de önemli değildir. zünnarını gerdanına takıp bir yortu günü geldi gönül kilisesini yıktı. "Kırılsın gitsin o askerler. baĢında kâkülün kalsın" der ve sakalın kıllarını birer askere benzeterek...) Ali Efendi genç papaza öylesine gönül vermiĢ ki.yıllarında ölen Kemani Ama Corci ise. sakal üzerinedir. müzikte olsun. bahar bulutunun gülbahçesi üzerine saldığı gölge sanıyorlar. 18. Rumca terkipler de bulunabilir. Rast Ağır Semai'sinin sonunda "Ey sevgili. Kendi dilinde. Halil Efendi'ye göre sevgilinin sakalı. yüzyılın ilk .. yüzyılın ilk yarısı) Hicaz faslının en seçkin bestelerinden olan parçası da.. onlara kendi dillerinden hitap ederler. Saçının altındaki sakallarını görenler. sakalını kes.. serdâr sağ olsun" Corci gibi düĢünen Rıfat Bey de sakalın gölge yapmamasını. Güftelerde bazen. sevdiğinin tıraĢ olmasını ister ve güzelliğine güvenerek yaptıklarının yanında kalmaması için beddualar eder: "Olsun tıraĢ hatt-ı ruyin saye salmasın Ettiklerin bu hüsn ile yanında kalmasın" (Saba Yürük Semai). Besteciler veya güfte Ģairleri. Divan edebiyatında olsun. medrese talebesi olur veya Tanburi Ali Efendi'nin Hüzzam Ģarkısındaki gibi genç bir papaz olur: "Tersa güzeli gerdana zünnarını taktı Bir yortu günü geldi gönül deyrini yıktı" (O Hristiyan güzeli. papazların bellerine sardığı kalın bir sicime benzeyen "zünnar" denilen kuĢağı...Ne güzel geldi mahallinde hattı imdâde" CerrahpaĢa Müezzini Halil Efendi'nin (ölümü. onların kumandanı sağolsun" diye seslenir: "TıraĢ et hattını cana. Rum güzeller için. sakaldan hoĢlanmamaktadır.. Ġsmail Dede Efendi'nin.) 19. bahar bulutunun gül bahçesi üzerindeki gölgesidir: "DüĢse zülfünden arak ruhsâr-ı canan üstüne Gûyiya Ģebnem düĢer gülberk-i handan üstüne Zîr-i zülfünden görenler hattını ebr-i bahar Saye salmıĢ sandılar sahn-i gülistan üstüne" (O sevgilinin saçlarından yanağına ter damlaması. kimbilir hangi Ģairin Rum köçekler için yazdığı Ģiirleri Eviç Ģarkı haline getirmesi gibi: Sevdim bir gonçe-i rana Gerdanı elmastan âlâ Raksediyor gül-i ziba Pupayis elado ey çeĢm-i ahu Beni âteĢlere saldın Nâr-ı hicranda bıraktın Sarılıp ellerle yattın Bak benim hâlime cana Elado kiriye lesso .. gülümseyen bir gül yaprağına Ģebnem düĢüĢü gibidir.. bir gerdanlık gibi sevdiğinin boynuna geçirivermiĢ. Rakkas olur.

Galata'da Todoraki Beyoğlu'nda Vasilaki Doldur doldur Panayaki Elado ey çeĢm-i ahu" Ġlk dörtlüğün sonunda Rumca "Nereye gidiyorsun buraya gel" diyen Dede. Zaten. Ģarkıları bin bir iĢve. sahneye dekolte elbiselerle çıkan. "Kanto" denilen müzik türü. kıvrak ve oynak ezgilerle bestelenen kantolar. Rumca'da "Gel oğlum. Kelimenin aslı Ġtalyanca.. o dönem Ġstanbul bıçkınlarının gönüllerini nasıl hoplattığını hatırlayanlar hâlâ hayatta. sevenlerine yüz vermezler. Gayet neĢeli. bir Rum dilberine kafiyelerle ezgiler döktürüyor: "Sevdi dil bir muğbece Ģuh-i Ģeni Târ-ı zülfü çekti zencîre beni Duzah-ı aĢka düĢürdü bu teni Ela pedimu matyamu patriko karni" Son mısradaki "Ela pedimu matyamu". "Patri" baba ama. "ġarkı" demek. Bir baĢka bestesinde... güftede çoğu kez bir genç konu edilmiĢ ve bu gence kavuĢma arzusu anlatılmıĢ.). Gönlüm. Buselik AĢiran Ģarkısında. senin yüzünün güzelliğini gördüğünden beri bir yerde karar etmiyor. yüzyılın ortalarında gelmiĢ. Sürekli caka satarlar. Tahir Ağa da. Rumca sözler Osmanlıcaya geçirilirken kelimeler anlaĢılmaz hale gelmiĢ olacak. bir yerde yine Rumca seslenmekte: "Gel ey güzeller serveri Feryadım eflâke çıkar Gönlüm cemalin göreli Bir yerde hiç etmez karar Aman aman canım yanako Ġpsihimu nase fliso" (Ey güzellerin en önde gideni. Evcara Ģarkısında ise. Peruz ve ġamram hanımların okuduğu Hüzzam kantoda da bu duygular dile getirilir ve civanın uğruna canlar verilir: "Nazlı civan gel etme nâz AĢıkına rahmeyle biraz Gece gündüz eylerim niyaz Nazlı dilber sev beni biraz Her derdine derman olayım Nigâhına kurban olayım Ġnan artık Ģivekârım Sevdim seni emin ol emin . AĢık kadınlar ise gözlerinden kanlar akıtmakta.. gözlerim" demek. göz süzme ve eda içerisinde okuyan gayrimüslim kadınları seyretmektir.. Aman canım küçük Yannis! Ruhum. delikanlı için canlarını vermeye hazır beklemektedirler. Peruz'dan civanına. Kantolarda sözü edilen civanlar mutlaka çok yakıĢıklıdır. kanto dinlemeye gidenlerin meramı. müzik değil... feryadım göklere çıkıyor.ko kami"'nin ne olduğunu bulamadık. genellikle gayrimüslim kadın sanatçılar tarafından sahnede showlarla okunmuĢ. seni öpmek istiyorum. ". ikinci dörtlükte Rum köçeğine "kiriye lesso" sözleriyle ilâhi bir kimlik vermekte ve yanına çağırmakta... Fransız delikanlılarına benzerler. Bugünün müzikhollerinde olduğu gibi.. Anjel ve Ojeni gibi sanatçıların. ülkemize 19. ġamram. BaĢta Direklerarası olmak üzere çeĢitli eğlence yerlerinde icra edilen kantoları okuyan Peruz.

Gel elini koy sineme Çek hançerini vur ciğerime Feda olsun bu can civan Çün gece gündüz eylerim efgan Bu halime ağlıyor cihan Severim seni imanım aman" Bir Rast kantoda da, yaĢlı kadın genç sevgilisine yalvarırken artık dayanamadığını, beraber olmaları halinde her isteğini yerine getireceğini söylemekte ve "masraflar benden" demektedir. YaĢlı kadınlarla genç erkek sevgili konusunu iĢleyen Türkiye'deki ilk müzik eseri herhalde bu parçadır: "Aman civanım civanım Kalmadı tab-ü tüvânım Feda olsun sana canım Civanım civanım civanım Aman civanım kaĢlarını çatma Rakibin sözüne aldanıp kanma Giydireyim kuĢatayım Kont gibi yaĢatayım Kafe ġantan gazinoda Masrafım kapatayım...". Bir diğer Rast kantoda ise, "fındıkçı" bir yare aĢık olunduğu, önce bir sonuç alınamadığı, ama sonra bol bol "fındık kırıldığı" konu ediliyor: "Bir fındıkçı yare gönül verdim Evirtiriyor, aldatıyor, gelmiyor Aman aman fındık, ne güzel de kırdık Ceviz içi bademde Ģamfıstık" Kantolar, Ġstanbul'un ciddi musiki çevrelerinde hoĢ karĢılanmaz, bu tür bestelere hafif ve sanattan uzak gözüyle bakılır ama baĢta azınlık grupları ve batı meraklısı Osmanlı beyzadeleri tarafından rağbet görür, zamanla imparatorluk dahilinde yaĢayan hemen her ulusun dilinde bir kanto literatürü geliĢir. Kanto albümleri karıĢtırıldığında, Arapça'dan Arnavutça'ya, Ermenice'den BoĢnakça ve Hırvatça'ya, Rumca'dan Çerkezce'ye kadar birçok dilde bestelenmiĢ güfteler görülür. Rumca kantolar ise, sayıca ötekilerden daha çoktur... ĠĢte onlardan biri: "To aporopos ebleksa Ke paramana bi ika Tetyot relo afendiko Ke to belamu verika Of! Den vasto Tatoy poesi afendiko" (Nasıl karıĢtım bu iĢe, bilmiyorum. Ana sütüne döndüm. Öyle yaramaz bir küçük efendi ki, dertlere düĢtüm. Senin yolunda duramaz oldum efendi). Öyle bir mecmua ki... 17. yüzyıldan kalma "Mecmua-i Saz-ı Söz", yani "Saz ve Söz Mecmuası" adlı elyazması kitap, bugün Londra'da, British Museum'da... Yazarı, Ali Ufki. 1610-1675 yılları arasında yaĢadığı sanılıyor. Aslen, Polonyalı. Müslüman olmadan önceki adı, Alberto Bobowski. Gençliğinde Osmanlılara esir düĢmüĢ, Ġstanbul'a gönderilmiĢ, saray okulu "Enderun"da eğitilmiĢ, saray tercümanlığı yapmıĢ, musiki öğrenmiĢ, Ģarkılar ve saz eserleri bestelemiĢ, dilciliğe ve tarihe de merak salmıĢ, birçok gramer ve tarih kitabı yazmıĢ, bu arada Tevrat ve Ġncil'i de Türkçe'ye çevirivermiĢ.

Ali Ufki'nin, "on parmağında on hüner" denilen kiĢilerden olduğu, herhalde anlaĢılmıĢtır... Hayatı boyunca okumuĢ, yazmıĢ ama bu arada zevk ve sefadan da geri kalmamıĢ. Dördüncü Mehmet sarayının tüm görkemini yaĢamıĢ ve bu görkemi kitaplarına da aksettirmiĢ. Mecmua-i Saz-ı Söz, çeĢitli bakımlardan önem taĢıyor. Notaya genellikle rağbet etmeyen Türk müzikçileri arasında yaĢayan Ali Ufki'nin bu kitabında 200'e yakın saz eseriyle bir o kadar da söz eserinin bulunması, kitabı müzikolojinin en önemli kaynaklarından biri yapıyor. Kitabın ikinci önemli yanı, folklor açısından da faydalı bilgiler vermesi. Mecmuada, bugün adlarına baĢka kaynaklarda rastlamadığımız birçok halk Ģairinin Ģiirleri de var. Ufki'nin kitabının bir diğer ilginç yanı ise, o dönemde kullanılan küfür, argo, cinsel yaklaĢımlar gibi kavramları da içermesi. Yazma incelendiğinde, Ģarkı güftelerinden hicivlere kadar, cinsellik temelindeki çok sayıda metnin yeraldığı sayfaların hiç de az olmadığı görülüyor. Örneğin, bestecisi bilinmeyen Irak makamındaki bir Ģarkıda, Süleyman adlı bir genç için tanrıya yakarıyor: "Yârab meded ol meh-i tabanımı göster Öldüm gam-ı hecr ile ol canımı göster Reflârı güzel yâni Süleyman'ımı göster Rahmeyle gözüm yaĢına, cananımı göster" (meh-i taban: parlak ay; gamı hecr: ayrılık ateĢi; reftâr: gidiĢ, yürüyüĢ; rahmetmek: acımak) Aynı makamdaki bir baĢka Ģarkıda da, erkek mi, kadın mı olduğu anlaĢılamayan bir "körpeye hitap ediliyor: "Gönülden yâr olandan kaçma gel yâr benim körpem Vefalı âĢıka yâr ol, vefâdâr ol benim körpem Hele bir bûy-i ĢimĢâda hevâdâr ol benim körpem Gezersin Ģimdi azade çekedursun beni yâre" Bir türküde ise, konu genç bir derviĢ. Kime ait olduğu anlaĢılamayan bu güftede, derviĢe apaçık "üzerine konayım" deniyor: "Bârekallah hoĢ yaratmıĢ gülse halk âlem güler Serteser güldükçe bir gün, korkarım aklım böler AĢkımın kervanı gelmiĢ, üstüne konmak diler Kayil olmaz ise eğer, gel göçelim derviĢçiğim Bir inayet eyle dostum, sineme olsun yolun Hizmetini etmesin hiç benden özge bir kulun Tut ki bir gülĢene gelmiĢ bülbüle dönsün dilin Saki doldursun sürahi, içelim derviĢçiğim Ey gülüm soldu rengin kırmızı güller gibi Halk içinde yıkma lütfet hatırım eller gibi Dola boynuma kolunu keĢmirî Ģallar gibi Gel muhabbet sancağını açalım derviĢçiğim Bülbülüm doğru söyle, Ģimdi feryadın kime Meyi edersen eyliğe git baĢ koyup uyma deme Hak katında âĢıkın sözü kabul olmaz deme Gel, aĢkın dağlarını aĢalım derviĢçiğim" Mecmua-i Saz-u Söz'de güfteler dıĢında, gazeller de var. Bunların bir kısmının vezni ve üstelik dili de bozuk. Genç çocuklara düĢkün bir hocayı ve okulunu anlatan Ģu gazel de, bunlardan biri: "ġehr-i Ġstanbul'u baĢtan baĢa seyrettim hep

Ne acîb nednelerle dolu sakla nazardan yârâb Seyrederek bir yolum uğradı temaĢa kıldım, Gonca dilberlerle dopdolu bir hoĢ mektep Hoca büründi gulâmpare cihan nehuster idi Cümle koçulmağa gelmiĢ olan oğlanları hep Hoca almıĢ önüne bir sanem-i gönce lebi Eyice tâlim eder ağız ağıza leb-ber-leb Dedim ey hoca, bu önünde duran oğlancık Elifi bayı bilir ye'ye dek bilir mi aceb Dedi ki mektebe yakında geliptür bu dahi Bunu da öğretiriz himmet edersen yap yap" Bugünün Türkçesine çevirmeye gerek yok gibi... Anlamı kaybolmadan... Yüzlerce yıldan buyana, özellikle Ġstanbul beyzadelerinin elinde dolaĢan bir Ģiir vardır. Güya Dördüncü Murad, Ģairlerden birine, "Bana öyle bir gazel yaz ki, ilk mısralar çok ağır bir anlam versin, ikinci mısralar bu anlamı silsin ama Ģiirin metninde bir kesinti olmasın" buyurmuĢ. ĠĢte, yüzyıllardır Ġstanbullu beyzadelerin akıl defterlerine kaydettikleri, bazan kitaplarının boĢ sayfalarına kasten okunaksız bir yazıyla yazdıkları ve meclislerde karĢılıklı tebessümlerle okudukları bu gazelin aslını, vezni bozuk bir Ģekilde de olsa, Ali Ufki'de buluyoruz: "Ey büt-i Ģîrin dehan, kameti serv-i revân Bir gececik gelesin bizim odaya hemân Sen gelicek kapıya ite ite vereyim TaĢradan içeriye mahbubuın hub-u zeman Sen geçip oturasın, ben durup az az koyam Bir kadehin içine sağ-ı mey-i erguvan SerhoĢ olup yalasın dun ile kalkanı idem EkĢilice çorbayı sana mahmur ey civan ġöyle uram içeru, hiç kalmaya dıĢaru DüĢmeninin bağrına hançer-i tiq-ı bürran Lâle-had mey içireni baĢ edüben gecirem Parmağına ey sanem hâtem-i zerrin niĢan Ġki tutam az mıdır anla deyu sokayım Bu lâle ve nergisi sarığına ey canan Gayet hoĢuma gelür bir ağaç kim erdeke Ġki bölük zülfüne misk-i anber-feĢân Sen her sabah gelesin, Ahmed'ine veresin Hoca selâm aleyküm, Ģahım aleykümselam" Ufki, gazelin baĢ kısmına, "ġah Sultan Murad Han" yazmıĢ ama Ģairin Ahmed adında birisi olduğu belli. Gazelin sonraki yüzyıllarda elden ele dolaĢan biçimi ise, Ģekil açısından daha düzgün:

. anlamsız" baĢlığı altında.. En "nazik" Ģiir.a kasdın var gibi Onda bunda veresiye verirsin Çamurlarda engelleri sürersin Etine bir uğrudan dürersin Züğürtlükten akça derdin var gibi Ġkrah eder her kim baksa yüzüne Bakılır mı artık nüfus g.n burmadı Bolluğu han kapısı kadar gibi . ne yüz ile söylersin ÂĢıkların yüzden artuk var gibi PuĢtluğundan nâz-ü Ģive eylersin Bir kalın y. kızgınlık duyulan bir erkeğe karĢı bazı "özel" duygular dile getiriliyor: "Behey kahpe.. yani "saçma. "âb-ı revân"ın akan su. hâtem-i zerrîn-niĢân" ġiirdeki kavramlar.i yeğdir bol büzüğüne Dayanırsın. ben ardından sokayım Ard eteğin beline. ben kuluna veresin Selâmüke aleyküm.. sürtüĢtürem ben sana Kese ile sabunu.."Eğiliver sokayım iki tutam az mıdır Lâle ile sünbiilü baĢına ey nevcivan Bizim eve gelesin. diyem aleykümselam Bizim eve gelince ite ite girdirem DıĢ kapıdan içeri izzet ile ve'l-ikrâm Bacakların kaldıranı.... kimse hayrın görmedi Nice kertik girip g. rahat etsin cism-ü can Mest oluben içirem. "hâtem-i zerrin niĢân"ın da altın niĢan yüzüğü demek olduğunu söylemek. yüzyıllardan buyana hiçbir değiĢiklik göstermediğinden..e EĢek s. gelmez sana zor gibi Senin yanında hiç kimse durmadı N'eylesinler. tükrükleyip geçirem Parmağına ey sultan.. olasın yola revân Önüne diz çökeyim. toprağını ey sultân Sen önümdem gidesin. sözlerin tam olarak anlaĢılması için yetecektir. Bazı yerleri vezin bozuklukları gösteren Ģiirde. "Yave". hakikaten bir yave. çamur olmasın ammân Gel gidelim hamama... Mecmua-i Sâzu Söz'deki belki de en ilginç Ģiir. dibine dek daldıram Ayağına çizmeyi. ılık ılık dökeyim Ol gümüĢ ibrik ile destine âb-ı revân Ruhsatınla çıkarıp iki yana sallayım ġu kılıcı kalmasın dünyada sana düĢman Ġzin ver de sarılıp kucaklayıp öpeyim EĢiğinin taĢını.. "dest'in el.

...ten g..... Merak edenler.. hem bu konuda kaleme alınmıĢ il Türkçe kitap olması. Risalenin 31.. faslının baĢlığı. Ne zaman öldüğü ise bilinmiyor. Eski Anadolu Türkçesi'yle yazılmıĢ olan bu ifade... British Museum'dan filmini getirtti ve 1976'da tıpkıbasımını yayınladı... B Ö L Ü M: . Kültür Bakanlığımız. bu konularda birçok kitap yazmıĢ.. hem de müziğin bazı teknik sorunlarını ilk kez incelemesi bakımından. ġükrullah'ın musiki alanında yazdığı risale ise. meneviĢ yemek. bu elyazmasının ulusal kültürümüz için ne denli gerekli olduğunu görerek. günümüz Türkçesiyle Ģöyle: "Kar suyu içmek. Dikkat. ġükrullah...n kenarları karar etmez Tükrüksüz dalar s. ekĢi yemekler yemek. aynen. yatarken herhangi birĢey okumak.. boğar. Ahmed oğlu ġükrullah. Daha pek çok var.. Bunların hepsi sesi harap eder. 500 sene öncesinin bir müzik bilgini söylüyor. esrar kullanmak.. Bunu. sadece bunlar değil.ü kör gibi". sesi bozuyor!. 1380'li yıllarda. boğar. felsefe ve musikiyle de uğraĢmıĢ. genç yaĢında Osmanlılar'ın hizmetine girmiĢ... Yazar.".. uzun yıllar devlet hizmetinde bulunmuĢ. 5. avazı harâb ider.. zira sesleri giderek bozulacak...ler doyunca nisbet yolundan Bunu diyen bîzâr olmuĢ dilinden Ġster güzellerden g. ġükrullah. yani "Sesi bozan etkenler" Ģeklinde. sakın ses sanatçısı olmaya özenmesinler. sığır yağıyla piĢmiĢ yemekler yemek. Ġkinci Murad'ın yakın adamlarıan olmuĢ. ġükrullah'ın öğütlerine uyup uymamak.... "avazı harâb iden nesneleri! bildirür". din bilimleri..ler zor etmez Cünüplükten suya girmek az gibi Hamallar tuttular seni belinden S. Bu iĢ için taa Londra'ya gitmeye de gerek yok.. manuĢ yimek ve ekĢi taamlar yimek ve sığır yağıyla taam yimek ve esrar yimek ve soğuk suda gusl eylemek ve yaturken nesne okumak ve çok istifrağ eylemek ve baĢlarun açık tutmak. çok kusmak ve baĢını açık tutmak.. kitabı açıp bakabilirler.. çok cinsel iliĢkide bulunmak. Bu kamıĢı. soğuk suda boy abdesti almak.. deliğin bol olmuĢ Gerçi derler beyaz daruklar gibi G. önemli. ÇemiĢgezek civarında doğmuĢ.. Çok sık cinsel iliĢkide bulunup hele soğuk suyla boy apdesti alanlar.. Özellikle Osmanlı Devleti'nin kuruluĢ dönemini anlattığı "Behce-tü't-Tevârih"..". müzikolojide seçkin bir yer alıyor. haceti olan senden ar etmez D.. ses sanatçılarımızın bileceği birĢey... sansüre uğratmadan. müzikle cinsel yaĢam arasında iliĢki kuran ilk kiĢi olarak da tarihe geçmiĢ..Kar suyun içmek.Yazık sana bu mekerler âl olmuĢ Kel baĢına türlü türlü hâl olmuĢ S. bu etkenleri Ģöyle sıralıyor: ".. Hem de hiçbir yerini kesmeden... yoğun devlet iĢlerinin arasında tarih. Mecmua-i Sâzu Söz'deki cinselliği konu alan örnekler.

Ne olursa olsun dedim. adı verilmeyen bir "küçük hanım"la Abdülcebbar Bey'in tanıĢmalarını. Ve. Ġkinci Abdülhamid dönemidir.. ah! KeĢki gerinmeseydim.Yatalım mı? pancar gibi oldum. "Harem Ağası'nın MuaĢĢakası" ve "Zifaf Hatırası"... Bayılıyorum. Kalktım.. sarıldım. mektuplaĢmalarını ve nikahlarını anlatıyor..YAYIN DÖNEMĠ AÇILIRKEN... sıktım. delilerde görülen sapıklıklar... Kitap.... Abdülcebbar Bey'in "Ah! Ne kadar lâtifsiniz elmasım. 1836'da yazannın ölümünden sonra basılır ve müstehcen veya muzır olduğundan değil. "Zifaf Hatırası". Yan bilimsellik zamanla ortadan kalkar.. Marqui de Sade gibi o dönemin ünlü yazarlarından en seçkin sahneleri aktarıyor.. kitabın son cümlesi: "A. müdhiĢ." dedim.. zifaf odasında son buluyor. Gerineyim dedim.". 1914'te Hayriye Matbaası'nda basılan 64 sayfalık bu küçük roman.." (sah. zifaf anına aynlmıĢ. yumuĢak bir zemin üzerine serildim... çenemle göğsümün arasında bir gıcık hissettim.. Bir erkektir. Nazım ġakir'in 1910'da çıkan "AĢk-ı Marazî"si. Bu kitapların furya halini aldığı ve cinsel yayın hürriyetinin yaĢandığı yıllar ise. bitiyorum. ölüyorum. Acaba bir cadı mı. hastalıktan doğan cinayetler" halinde sıralanıyor..h! Haydi. biraz ileri. zamanla yan bilimsel hale gelirler... Enderunlu Fazıl'ın "Zenanname"siyle Mehmed Rauf'un kendi adını vermeden yayınladığı "Bir Zambağın Hikâyesi". Önsözde. Önceleri. bunlardan bazıları."Ooooh!. nöbeti üstünde bir genç kız. .. klasik Yunan ve Latin edebiyatından. mutlaka beni parçalamak istiyorlardı. kirpi mi? Ġçim içime geçti. mazoĢist aĢk.. Dr. Nazım ġakir.. Osmanlı döneminde. Zenanname. Bir an Ģiddetli. kalktım... Pos bıyıklı. Dr. sapıklıklar "eblehlerin sapıklığı. ateĢten elli bir erkekle. biraz geri derken. "Aman.. sadist aĢk. cinsellikte de etkiledi..... kitaplar halk düzeyine iner ve cinsellik üzerine kurulu cep romanları haline gelir. Rönesans döneminden ve Alphonde Daudet. hayvanlarla iliĢki.. öldürücü bir sancı hissettim..y. Sanki bıçaklıyorlardı. fetiĢist aĢk. Güya. "Adem-i Ġktidarı (iktidarsızlığı) Omletle Tedavi"... 600 yıllık Osmanlı tarihi boyunca "umumi ahlaka mugayir" bulunarak toplatılan iki kitap biliyoruz. Aman yarabbi! Dikenli birĢey. cinselliği konu alan basılı yayınların ortaya ilk çıkıĢı. yine her nedense.. Matbaa. Çabuk. Hemen kollarımı kaldırdım....di.. Tıbbiye-i ġahane öğrencileri için Avrupa baĢkentlerinde yetiĢmiĢ hocalar tarafından kaleme alınmıĢ tıp kitapları görünür. "Edebiyatta AĢk-ı Marazi" " baĢlıklı son bölümde.. Bir ara. evliliğin aleyhinde bulunduğundan toplatılır. istimdadın edersem (yardım istersem) elbette beni bu dehĢetten kurtarır. Daha önce de yazdık. kitabına batı edebiyatının bazı sürükleyici örneklerini koymayı da ihmal etmemiĢ... Ha. Osmanlı toplumunu sadece sosyal. Bunlar. çabuk. oranist aĢk. Gözlerimi biraz açtım ve kirpiklerimin arasından baktım. küçük hanımın olup bitenleri anlatmasıyla sona eriyor: "." ve "Yatalım" demesinden sonra. Enis Avni tarafından "Akagündüz" takma adıyla yazılmıĢ. Sanki havaya doğru kalkıyordum. tıfıl aĢıkları. dönemin dıĢiĢleri bakanıdır. haydutlar üzerime yüklenmiĢ.. Beraber yatmak! Allah göstermesin! Bir aralık ne oldu bilmiyorum. Mesela. Kalın kadifeden sivri bir zaviye vardı. Bir heyecan geçiriyordum. "BaĢtan Çıkan Halime". . Ve. ekonomik ve kültürel alanlarda değil. kıskançlıklar. 59-60). Jean Rispen.. "Abdurrahman Efendi Gebe". kendimde bir hafiflik hissettim. Alfred de Musset. Toplatma emrini veren ise... içiĢleriyle görevli olanlar değil. Son sayfalar. Haydi. "sevdaperestleri tehlikelerden korumak ve sevgiyle birlikte görülen bazı sapıklıkları öğretmek için kaleme alındığı" söyleniyor. Abdülhamid'i deviren Ġttihat ve Terakki'nin iktidarına rastlar..

zavallıyı divane ediyor ve çığırından çıkarıyordu.S. Erbabına malum olduğu üzere.. yapay erkeklik organını konu alan ilk Türkçe kitap olması. arzu edildiği anda sertleĢtiği ve duhul ve hurucu (giriĢ-çıkıĢı) adeta kemal-i lezzet husule getirdiği için. Çünki Anber Ağa sahib-i servet olduğundan etrafında bulunanlar bunun parasından ve taamından istifade etmek isterler ve gece . Ağa'nın cesedini çıkartırlar.. kadınların neĢ'e ve Ģataretini (sevincini) arttırmakta olduğu bilvasıta istihbar olunmuĢ ise de. erkekte o lezzeti vücuda getireceği bittabi söylenemez. 3-4) "Anber Ağa. Doğu Roma Ġmparatorluğu zamanında umumi ahlakın son derece bozulmuĢ bulunduğu anlarda bir takım erkeklerin daima genç ve güzel bulundurmak ve seslerinin inceliği muhafaza edilmek için iğdiĢ edilmesine baĢlanmıĢ ve imparatorlar saraylarında. diline dokunmadan veriyoruz: ". Çünki Anber Ağa'da nefsani Ģehvet ve heves son derecede idi ise de. Anber Ağa efendisinin hayatında bunun cariyeleri ile ĢakalaĢıp eğlenmekte olduğu anlarda." rumuzu var. ĠĢbu sun'i alet. Konusu.. kısaca Ģöyle: Hadım edilmiĢ bir zenci olan harem ağası Anber. belki de bir Ģifa tesiri husule gelir ümidiyle. 1913'te yayınlanan "Zifaf Gecesi-Harem Ağası'nın MuaĢĢakası". Anber de bu kızlar arasından Envare'yi seçer. sun'i aletler satmakta meĢhur Ġtalyalı Gaytano Forsaro namındaki birisiyle vaki olan müzakere neticesinde. AĢağıda. bu zatın dalâletiyle Ġtalya'dan bir "zeker" (erkeklik organı) getirtmiĢ ve bununla nefsanî heveslerini tatmine çalıĢmıĢ idi. efendisinin mevcud olan cariyelerinden biriyle daha efendisinin hayat ve ikbalde bulunduğu günlerde aĢıkdaĢlık eder ve kendisini iğdiĢ edenlere lanet okurdu. Yazarının adı yerinde sadece "M. Çevresindeki kızlar. efendisinden aĢırmıĢ olduğu paralardan mürekkep ve müteĢekkil idi.Anber Ağa'yı bir kadehte teshir edebilmek (elde edebilmek) için Zatıgül. Anber Ağa'nın ikamet etmekte bulunduğu mahalde kendisiyle görüĢenler çok idi. sürekli evlilik hayalleri içerisindedir. livatanın terakkisine (eĢcinsel iliĢkinin geliĢmesine) bu suretle himmet edilmiĢ idi. Envare ve diğer kızların bilmedikleri birĢey vardır. iki husyesi) olmadığından gerçi o lezzeti hasıl ettirecek surette değil ise de. tıpkı hakikisi mesabesinde (gerçeği gibi) ve o biçimde olup bittabii tatviĢ (iğdiĢ) edilenlerin husyeteyni (husyeleri. erkekliğinin olmadığım bilmelerine rağmen. Olup bitenler üzerine çıldıran Envare de bir akıl hastahanesine kapatılır. "Harem Ağası'nın MuaĢĢakası"ndan bazı bölümleri. iliĢkide bulunabilmek amacıyla. Anber Ağa'nın serveti. rakı masasının baĢında oturur ve buseler vesairesine garketmekle iktifa etmeyerek ayva gibi göbeğine rakıyı . Erkek değil mi ya? O da evlenmek istemez mi? Anber Ağa evlenmek hususundaki isteğini bazan Ģuna-buna anlatır ve iĢitenler bunun yüzüne karĢı birĢey demezler idiyse de fakat içlerinden gülerler ve adeta zavallı Anber Ağa ile eğlenirlerdi. konunun iĢlendiği ilk düzyazı örneği. dekolte halinde memeleri de meydanda olarak. hizmet etmekte olduğu efendisini felakete uğratma suretiyle hasıl olmuĢtu. bu Ģehveti bilfiil izale ve teskine medar olacak olan uzuvdan mahrumiyeti. Anber Ağa.... Gerçi Enderunlu Fazıl'ın Zenanname'sinde bir "zıbık" bahsi var ama Harem Ağası'nın MuaĢĢakası. Zifaf odasından." (Sah. Ġtalya'da kendisi için bir erkeklik aleti yaptırtmıĢtır.. Zenci-i merkumun kırk-elli bin lira raddesinde bulunan serveti. Romanın özelliği. Anber.. Bir diğer roman. gündüz biçare zencinin peĢini bırakmazlar idi. parası için Ağa'yla evlenmek isterler. bununla birkaç parça emlâk ve arazi edinmiĢ ve mühim bir kısmını da ecnebi bankalara koymuĢtu." (sah. Envare'yle gerdek odasına girer girmez aletin kutusunu açar ama kutuya saklanmıĢ olan bir yılan tarafından ısınlır. efendisinin felâkete uğraması akabinde vefatı da vukua geldiğinden ve müteveffanın veresesi canibinden (tarafından) Anber Ağa'dan bir hesap da sorulmaması üzerine zenci o kadar paranın üzerine de oturduğundan.Anber Ağa gece gündüz evlenmek isterdi... 5-6) ".Harem ağasının öyküsü.

Artık neyse. Aradan bir saate kadar zaman geçti. Bunların çoğu bugün için kimsenin dikkatini çekmeyecek ama o zaman göre cüretkâr sayılacak fotoğraflar. Buseler." (sah:25)... Hazırlayan. fikir ve ruhunu tebdil eder (değiĢtirir) ki. bu hali Envare'ye merak oldu.Vakıa iki kocaya vardım. Kadınlar bundan öyle keyif duyuyorlar ki tarif edemem. Onun arzularını yerine getirmek için yaratılmıĢtır. .. .dökerek Ağa'ya içirir idi ki. bakalım ne olacak? Anber Ağa soyundu. filanlar teatisinden sonra Ģafak sökmeye takarrüb ettiği (yaklaĢtığı) sırada Anber Ağa. bu da ancak muhabbet kuvvetidir. evde sandık içerisinde saklıdır. Playboy. Anber Ağa'nın gözü yemiĢte ve kahvede olmayıp. fakat ona da sıkıldığından muvaffak olamadı.(zifaf odasına girdikten sonra) Bunlar nihayet. Günümuzün Playmen.. "Kadın. Anber Ağa henüz meydana çıkmadığından. bir cins-i lâtiftir.Yok elmasım. . daha önceleri elyazması olarak ortalarda dolaĢanlardan çok farklı.. Lâkin o saniye kafasından bir elektrik kıvılcımı gibi cereyan eden tatlı bir ümit. ġok bile yapıyor.." (sah. "kucaklamadan önce tatbik edilir" deniyor.. Mesela "avrat" değil. Görseniz arslanım ne güzel. "ġövalye" Hasan Bahri. Artık sabrı tükenmiĢ olduğundan.. insan çok kere artık yaĢamamak ister. hem acıdır. ne uzun. ben onu çok kullandım. Çocuğum olmadıysa da böyle sun'i afetlerle çocuk olacağını ümid edemem. Kitap. Bu esnada Envare. Penthouse gibi dergilerinin Osmanlılardaki atası. Hayatta öyle ızdırablı dakikalar mevcuttur ki. ". "Nisvan-ı Zarife" adını taĢıyor. Tamam 110 Napolyon (bir çeĢit Fransız altını) verdim.Sizin aletinizin sun'i olduğunu iĢittim. ikisi de ecelleriyle vefat ettiler. "kadın" deniyor. Kitapta bazı resimler de yer alıyor. . Bende öyle birĢey var ki.Hayır. 1911'de. artık zevci olan zata sordu: ..ġimdi yanınızda mı? . "Güzel Kadınlar. "Hem çocuğu besler. 41-43) Playmen'in atası. Sakın lüzumundan fazla cesamette (büyüklükte) birĢey olmasın? ." (sah. daha çağdaĢ bir Ģekil almıĢ... Kutuyu alıp abdesthaneye gitti. "Türk Playmeni'nin atası" sayılabilecek olan "Nisvan-ı Zarife"den bazı bölümler veriyoruz: ÖNSÖZDEN: Hayat hem tatlı. Abdesthaneye kadar gitmek istedi.. Buse için... Aradan bir çeyrek geçince yemiĢ tepsisi. Frengistan'dan geldi. iki kiĢilik kanepenin üzerine yanyana oturdular. Selanik Matbaası'nda basılmıĢ. "arzu ve muhabbet için yaratılmıĢ bir aĢk organı". hem çocuğun babasını memnun eder".. zevcini aramaya müsaraat eyledi.Ağa hazretleri. derhal gözleri önünde tecessüm eden (beliren) tatlı bir hayal onu tevkif.. Halbuki siz hadımsınız.... AĢağıda." gibisinden sözler almıĢ. Erkeklerin hayat çölünü ızdırabsız geçebilmesine yarar. Envare'nin iki bacağının arasında idi. Yazara göre kadın göğsü. herhalde yatak odasında olamaz idi. Zifaf da malumunuz ya. Sizi her veçhile memnun edeceğine eminim... ĠĢte bunlar Anber Ağa'yı bir kat daha çileden çıkarır ve hemen sızmasını sağlardı. nasıl kocalık edeceksiniz? . Çünki bunun takılması biraz külfetli olduğundan.. kocaya varan bir kadın Allah'ın emrini yerine getirecek bir adam ister. Abdesthane aydınlık olmadığından ve Anber Ağa da serhoĢluğuna inzimam eden galebe-i Ģehvet ile (Ģehvetin üstün gelmesiyle) ıĢık almaya lüzum görmediğinden oraya koĢup kutuyu açınca içindekini bacakları arasına geçirmeye uğraĢtığı sırada kutudaki yılan bunu sokmuĢ ve harem ağası derhal zehirlenerek vefat edivermiĢtir. Envare'yi soyunmaya razı etti. Yarım saat daha bekledi. Böyle Ģeye aklım ermiyor ise de. Eski metinlerdeki "Avrat erinin emrine amadedir. ne olursa olsun diyerek." kuralının yerini.. 12) ".. fakat uzunluğu hakkında henüz bir söz cereyan etmedi.O cihetleri merak etmeyiniz elmasım. Yani.. Ġfade. muahharen (sonra) bir fincan kahve getirdiler. emrin icrası demektir.

bilhassa insanların hoĢuna gitmek için yaratılmıĢtır. beyaz. güzel kokulu olmalıdır. Yüz: Yüzün irtifaı. Kadın pamuktan.. o da kadındır. Bacaklar: Ġki kol kalınlığında bulunmalı. Kadın. AĢk ve muhabbetin de tatlı yuvasıdır. Ġnsan onu iyice muayene etmeden geçmemelidir. kıĢ güneĢi. Kalçalar: Biraz taĢkın olmalıdır. Mesut olduğunu ilân eder. cenab-ı Allah'ın. Kadınlar timsah gibidir.". baldırın boyu iki ayak uzunluğunda ve topukları da ince olmalıdır. KaĢlar: KaĢlar kendisini göstermeli ve uçlara doğru inceleĢmelidir. zindan gibidir. ikincisi kadınların mizacıdır. Kadın çok kere safa. Çünki kadının göğsü. saadet uykusunun yastığıdır. Omuzlar: Omuzlar biraz geniĢ. Zira kalpleri araba tekerleği gibi çabuk döner. Göğüs: Tombul.. Saçlar: Sık. en güzel gözlerdir. Kadın. Sermestlik hoĢ. Açılınca.Evet. Ağız: Kadının en sevilecek noktasıdır. en mutena ve makbul olan kumral ve siyah renklere bulunmalıdır. hem mest eder. üzümü tatlı bir bağdır. Yüzün beyzî (oval) olan Ģekliyle tevafuk etmelidir (uymalıdır). Kadın. Bir defa da ellerine geçerse. zarif parmaklar ve sedef gibi tırnaklarla mücehhez olmalıdır. yedi baĢ tulûnda (uzunluğunda) olmalıdır.." KADIN NEDĠR? Kadın.. lekesiz. Yani boyun irtifaı (yüksekliği). yaĢamaktan lezzet alır. Devamlı olmayan üç Ģey vardır: Büyüklerin dostluğu. pırlanta gibi diĢleri gösterecek bir mücevherat mahfazasıdır. Kadınların vaadlerine asla itimad etmemelidir. Ģeytan da onun vasıta-i iĢtigalidir (uğraĢıdır). Gözler: Badem gibi yarık olanlar. insan ateĢten olup. Kadınsız en muhteĢem salon. Ġnsanları elde etmek için yalvarırlar.". Kollar: Kollar omuzlardan itibaren kalın baĢlayıp aĢağı doğru mütenasiben (uyumlu Ģekilde) incfelmiĢ bulunmalıdır. Birincisi suların yatağı.. kadınların yeminleri. Hem besler. kuĢtüyü gibi yumuĢak olmalıdır. büyük iĢtah ile yerler. insanlara hayat sahrasını (çölünü) ızdırapsız ve tatlı olarak geçmesi için bahĢettiği bir cins-i lâtifdir. esen rüzgara göre dönen bir fırıldak gibidir. kar gibi beyaz. hatta gül ile dokunmalıdır.. vücudun yedide biri olmalıdır. kendisini peri-i melâhati mahbubesinin aguĢ-u visalinde (kavuĢmanın kucağında) görür. tenasüb-ü hükmiyyeyi cami bulunmalıdır (uyum ölçülerini taĢımalıdır). En nazik ve rakik bir isim ararsanız. müdevver (yuvarlak) ve biraz çukur olmalıdır. Kadınları asla dövmemeli. Çene: Hafif. bedmestlik pek boĢtur. maalesef bazı kere de cefa bahĢeder. iki Ģakak uçları arasındaki mesafeye müsavi (eĢit) bulunmalıdır. BaĢ: BaĢ. Dünyada en fazla değiĢen iki Ģey mevcuttur. Burun: Burunun uzunluğu. alının açıklığı nisbetinde. tehlikeli bir köprü gibidir. güzellik): Bir kadının güzel olması için ber-vech-i ati (aĢağıdaki). Ayaklar: Küçük ve tombul ve biraz uzun olmalıdır. kalınlığı da yüzün aksam-ı sairesiyle mütenasip (diğer kısımlarıyla uyumlu) olmalıdır. Artık yaĢamak ister. uzun.. Eller: Biraz tombul ve uzun. Deri penbe beyaz olmalı ve buruĢukluk bulunmamalıdır. Kirpikler: Kirpikler güzel olmak için uzun ve ipek gibi olmalıdır. ' Gerdan: Gerdan iki burun uzunluğunda. Yanaklar: Yanaklar gülgünî penbe ve kadife gibi yumuĢak olmalıdır. ipek gibi parlak. Kadının baĢı. etli ve tatlı müdevver (yuvarlak) olmalıdır. . LETAFET (HoĢluk.. Yine hayattan. Alın: Alın ne pek açık ne de pek geniĢ olmayıp.

onları yavaĢ yavaĢ açmalı. Bunun için evvelâ dudakların kenarında dolaĢmalı. Kalbin mir'at-i in'itafı (döner aynası). zarif bir baĢın altında daha iyi parlarlar. Fransız: Fransız kadınlarının sineleri rengin (renkli) ve taravetiyle (tazeliğiyle) Ģöhretgîr-i cihandır (dünyada Ģöhret bulmuĢtur). Saçlardan öpüĢ: TelâĢlı muhabbet busesidir. Elden öpüĢ: Bir hürmet eseridir. Mavi gözler: Muvaffakiyet ve dilberliklerini daha iyi muhafaza ederler. hassas) bir faslıdır. BeĢinci buse: Kadın dostunun dudaklarını dudakları içine alır ki. Hollanda: Hollanda kadınları. lâkin analık etmeye pek elveriĢlidirler. Ġnsan sevdiğini nasıl dcraguĢ etmelidir (kucaklamalıdır)? AĢk ve muhabbette muvaffakiyet temin eden buseler nasıldır? Birinci buse: Kadın. Sine.".. serair-i vicdaniyenin (gizli vicdanın) tercümanı olan gözlerden kara gözler mi yoksa mavi gözler mi daha güzeldir? Kara gözler: Latif bir çehrede. insanı tahrik ve vücudu serapa râĢedâr eder (baĢtan aĢağı titretir). SĠNE (Göğüs): Sine. dilini dostunun diliyle temas ettirir. kalbin aynasıdır. Gerdandan öpüĢ: Asabî bir kadın için müĢevveĢ (belirsiz. Hatem-i sevda (sevda mührü) üzerindeki buse devamlı olmalıdır. Kara gözler fikri. Mavi gözler: Münasebet-i aĢkiyyeye muvafık (aĢk iliĢkisine uygun) saadette daha müessirdirler (etkilidirler). dostu da mahbubesinin alt dudağını öper. Ġkinci buse: Kadın gözlerini kapatarak. Ġsviçre: Ġsviçreliler'in sineleri gayet sağlam ve mütenasiptir. büyük bir Ģehvete alâmettir.BUSE YUVALARI NERELERĠDĠR? Yüzdeki ve vücuddaki çukurlardır. karıĢmalı. Kadının sadrı (göğsü) çocuğu besler. arzu ve muhabbeti cezb için yapılmıĢ bir uzuvv-u aĢıkanedir. Üçüncü buse: Kadın doğrudan doğruya iki dudağını. bu nev'i öpüĢe "kopçalı buse" denir ve iki tarafın da kalbini meste-den dil mübarezesi (kavgası) vukua gelir. sakil (kaba). Mavi gözler: Daha mülayim fakat metin bir kalbe malikiyeti (sahip olmayı) tasvir ederler.. babasını telziz (zevklendirir) ve memnun eder. Ġtalya: Ġtalya kadınlarının sineleri cazibe ve letafetiyle meĢhurdur. Ecnebi kadınların sineleri: Rus: Rus kadınlarının sadrlafı (göğüsleri) gayet güzel ve makbul surette teĢekkül etmiĢtir. mavi gözler ruhu tasvir ve telziz ederler. insanların saadet ve lezzet-i kat'iyye (kesin lezzet) buldukları ve yorgunluklarını dinlendirdikleri tatlı muhabbet yastığıdır. GÖZLER: Gözler.. Enseden öpüĢ: Bir ibtilâ-i mecnunaneye (delice düĢkünlüğe). Ağızdan öpüĢ: Mir-i muhabbet (sevginin beyi) olan dudakların teması. (tatlandırırlar)". . Ģiddetli arzu ve hevese dalâlet eder. Gözlerden öpüĢ: Lâtif ve halisanedir. Buse bir fendir ve kitab-ı muhabbetin (sevgi kitabının) en rakik (ince. Omuz üzerine konulan buse: Uzun ve devamlı olursa. nihayet birleĢmelidir. sevgilisinin alt dudağını dudaklan arasına sıkıĢtırır ve ona bir hareket vererek ağzının içine alır.. kuĢların gagaları gibi diller birbirlerine tokuĢmah. karmakarıĢık) bir busedir. bu teĢkilât-ı zarifeye malik değildir. sevgilisinin dudaklarına tatbik eder. Kara gözler: Daha ziyade muharrik (hareketli) ve calib-i dikkattirler (dikkat çekicidirler). Alman: Alman kadınlarının sineleri pek büyük. Siyah gözler: Daha ateĢli lâkin seriü'z-zevaldirler (güneĢ gibi daha çabuk batıcıdırlar). Parmak ucundan öpüĢ: Mahcuplar busesidir. Dördüncü buse: Kadın sevgilisinin üst dudağını.

küçük burun mizacı: Zeki... intizam ve Ģehvet hassalarına (özelliklerine) maliktirler. küçük gözler. faal bir tavır. Cüret ve cesaret.. inanç kuvveti) Hodbinlik Tehevvür (öfke). ağzı küçük. Müdevver çehre. sebatsız ve pek Ģehvetperesttirler. çabuk tesir eden. küçük ağız. aculluk Büyük burun : Pek küçük burun: Yukarı kalkmıĢ Sürat. azimkar. Murabba çehre. açık alın.". cins. yuvarlak çene : vurdumduymazlık Küçük el : Ġyi. nezaket. sağlamlık. kumral saçlara malik bulunan kadınların mizaç ve hasleti: Bu gibiler ziynet ve ihtiĢamı seven. Demir gibi merhametsizlik mizaç Pek incedudaklar : Kayıtsızlık. benzi kuru. ĢiĢman Mübtezellik Adi tabiat . küçük ağız.. zeka hassalarına malik san'atkâr ve mütehavvildirler (değiĢkendirler). Yani sinelerinin büyük ve vücutlarının ağır olması pek makbul ve mergup (beğenilen) ve kendilerince en büyük ziynetten maduttur (biridir). müstehzi. Murabba çehre. Ģen. Uzun çehre.. Müdevver (ablak) çehre. özelliklerini) pek muvafık ve doğru olarak izhar (gösterir) ve ifade ederler. hevesli. AĢağı tabakadan Kötülük kalın parmak gelme Ġri. ince ve kuru Ģimali olanların mizacı: Riyakâr. kalbi katı. açık alın. sade gönül Kuvve-i mefkure (ülkü. saçları siyah olan kadınların mizacı: Serbestlik. ateĢî gözler. sür'at-ı infial (çabuk kızan). Buna binaen göğüs ve memelerinin daha ziyade neĢvenüma (neĢ'e verici olması). hareket. fısk ve fücura (dinsizliğe ve günahkârlığa) düĢkün. yalancı. asil ġiĢman el. kemmiyette (nitelikte değil. badem gibi gözler. küçük ağız. ağzı büyük olanın mizacı: Mürai. gözleri küçük. küçük muntazam bir burun. nasiyesi kemikli ve uzun. muntazam ve nazik sima. ateĢî gözler. ÇEHREDEN KADINLARIN TABĠATLARINI ANLAMA ĠLMĠ: Alâim-i vechiye (yüzdeki belirtiler) erkek ve kadının ahvalini (durumunu. mahcubiyet. kuvvet ve metanet bulması için avam kısmı (halk kesimi). fasid (kötü). Kısa çehre.". cins. asil Ġyi. Küçük ayak : Nezaket ve letafet Kibarlık ve zerafet Kalın. sadakat. Adilik. izzet-i nefis sahibi. kemerli burun. berrak gözler. burnu kemerli. çeĢman-ı ateĢî (ateĢli gözler). ERKEKLERĠN TABĠATLARI: Uzun çehre. garazkâr ve hissi kablelvuku (önsezi) hassalarına maliktirler. keyif. bârid (soğuk) tabiatlı. solgun renk. burun : Büyük ağız : Büyük Ģehvet Oburluk Küçük ağız : Gaddarlık. büyük el : Kabalık. soğukluk Zulüm ve Ģiddet Kaba dudaklar : Muhabbet ve Ģehvet Sefahat Uzun veya Azimli Dikkatsizlik. büyük ağız mizacı: ġiddetli.". ama zerafetsizlik kollarla ahenk içindeyse. narin sima. saçları kumral olanların mizacı: Hayalâtı nabi (hayalleri fıĢkıran). nicelikte) ararlar. hüsn-ü tabiat.Mısır: Mısırlı kadınlar letafeti keyfıyyette değil. ALEMÜ'L-KIYAFE (Kıyafetler dünyası) VE HER ĠKĠ CĠNSTE DELÂLET ETTĠĞĠ MĠZAÇ VE VASIFLAR: Organ Kadın Erkek Ġyilik.. sinelerine sıcak ekmek içi yapıĢtırırlar. tam güzellik.

hal böyle olunca iki aĢık nail-i visal olmak (kavuĢabilmek) için yanıp tutuĢur ve ilk fırsatta yekdiğerini memnun eder. sadakata. Çeviriyi. Visalin bu nev'i. letafet ve samimiyet-i ebediyeye (sonsuz samimiyete).Çiçekler rüzgârın burudeti (soğukluğu). lavanta. yer sarmaĢığı.". inci çiçeği. büyük bir muhabbete. kırmızı karanfil. latin çiçeği. ilân-ı aĢka. Hintliler'in aĢk tekniklerini anlatan ünlü "Kama Sutra"nın Türkçe'ye ilk çevirisi.ayak : Küçük. Hazırcevap. parlak göz: Nüfuz ve feraset Sür'at-i intikal (çabuk kavrama) Kara göz : Pek Ģiddetli arzu Azim ve sebat Çakır göz : Akıllı. "kavuĢma"dan öte. hıyanet ve riyakârlığa. "Sevmek Sanatı". ibtida-i muhabbete (sevginin baĢlangıcına). Büyük bir ihtimalle. . tesir edilmiĢliğe. "Sizi çokdan beri seviyorum" sözüne. menekĢe. Bir aĢk-ı har (yakıcı aĢk) neticesi olan visal: Kadınla erkek bir müddetten beri birbirini sever ve biraraya gelmek hususunda pek-çok zahmet çeker. Ģiddetli arzuya. serhoĢluğa. mahcubiyete. Çiçekler. gün çiçeği. bir arzuya. sadakatsizliğe. tarla papatyası. fikirli Kalp soğukluğu Mavi göz: Dermansız. güzelliğe. "Ölürüm. 1913'te Ġstanbul'da iki cilt halinde basılmıĢ. aralannda zuhur eden bir nizadan (anlaĢmazlıktan) sonra barıĢır. Sevmek Sanatı'nın değiĢik bölümlerinden bir seçme yeralıyor. penbe salkım ağacı. "iliĢki" anlamina geldiğini unutmamak gerektiğini söylemeye. AĢağıda.. merak. "Beni seviyor musunuz?" sualine. erik ağacı çiçeği. ses: ÇĠÇEKLERĠN DĠLĠ: . lâle. birbirleriyle uzak olan aĢıkla maĢuka arasında vuku bulur. hakiki muhabbete. yahut erkekle kadından biri seyahatten avdet eder veyahut aĢıkla maĢuka. Kama Sutra. muhabbet-i sermediye (sürekli sevgiye). rabıta-i muhabbete (sevgi bağlılığına). takma bir isim. bütün kalbim sizindir" sözüne. asma. dostluğa. hikmet Ġhanet edici Ela göz: Ġyi dost Saf ve temiz kalpli Küçük kulak : Lâtiflik. herhalde lüzum yok. muhabbet busesine. Ģiddetli muhabbete. aĢk ve muhabbet saileridir (habercisidir). çiçekli ve kokulu sarmaĢık. Ģiddetli meftuniyete. ipek çiçeği. sarı fulya. bir vaade. Metinde geçen "visal" kelimesinin. "Daima sizi düĢünüyorum. "AĢkımın ızdırabına merhamet ediniz" ifadesine. gül. mahcubiyet ve gizli muhabbete.. birbirini sever ve yekdiğerinin nimet-i visaliyle mütenaim olur (diğerine kavuĢmanın nimetıyle uykuya dalar). iyilik edici Saf. yasemin. beyaz fulya. kavuĢma türleri): Yedi türlü visal vardır: Bilâîhtiyar (Kendiliğinden. Ahmet Saib yapmıĢ. beyaz leylâk. elde olmadan) visal: Yekdiğerine karĢı incizab-ı muhabbet (aĢkın cazibesi) ve haz duyan iki Ģahıs. adi menekĢe. zerafete. beyaz karanfil... kalbimi size bağlarım" sözüne.. muhabbetli Yüksek perdeden Asabi Ġstidatlı. "VĠSALĠN ENVAĠ (ĠliĢki. peygamber çiçeği. Türkçe'de... Cezayir menekĢesi.. fulya. halsiz Hülyalı YeĢil göz: Sır. gece safası. münasebetin kesilmesine delalet eder. hanımeli. saman sapı. gelincik. kadınlar erkeklerin ihaneti ile solarlar. heyecan aceleci Büyük ve taĢmıĢ Gazab ve tehevvür Hareketli mizaç kulak : Kalın ses: Erkek tabiatlı Hakikate aĢık Ġnce ses: SerkeĢ fikirli Demir gibi mizaçlı Lâtif ve tiz ses: Lütufkâr. servete. Beyaz salkım ağacı. mina çiçeği. ibtila ve aĢk meftunluğuna. Ģebboy.

aralarındaki muhabbet henüz inkiĢaf etmemiĢ (geliĢmemiĢ) bir tohum halinde bulunan iki Ģahıs beyninde (arasında) vuku bulur. Bir aĢk-ı menkul ("ara verilmiĢ veya araya bir baĢkasının girdiği aĢk" anlamında) neticesi olan visal: AĢıkla maĢukadan biri. ġiddetli buse: AĢıkla maĢukadan biri. baĢlarının yekdiğerine doğru meylettirmiĢ oldukları halde dudaklarını birbirine uzatırlar. erkeğin hırs ve arzusu zail oluncaya (ortadan kalkıncaya) kadar devam eder.Ġleride husule gelecek (meydana gelecek) bir aĢk neticesi olan visal: Visalin bu nev"i. dilinin ucuyla onun dudaklarına temas eder. Dil kavgası: Yukarıda tarif olunan buseyi alırken. diğerinin alt dudağını kendi dudaklarının arasında Ģiddetle sıkar. kendi dudakları arasına alır. Bir duhter-i duĢizeyi (el değmemiĢ kızı. dört türlü buse daha zikr ve tadad eyliyorlar (söyleyip sayıyorlar): Müstakim. hırslandırır. gerdan. Ģiddetli. Müstakim (düz) buse: Ġki aĢık. sarmaĢmaları. füruattan (ikinci derece iĢlerden) olan buseleri. sıkıĢtırır ve bir hareketle ağzının içine doğru çeker. aĢıkın gafil bir zamanını . Döğme (tekme) busesi: AĢıkla maĢukadan biri. Fakat bunlar. için üç türlü buse vardır: Ġtibari. Alın. aĢık dilinin ucunu maĢukanın diĢlerine ve damağına temas ettirir. hayvanca bir fiilden (iĢten) baĢka birĢey değildir. Harem ağalarının visali: Kadın pespaye bir hizmetkâr olur. yanaklar. birbirini sadece ağızlarından öperler. sarmaĢmalarla tahrik eder. diğerinin iki dudağını birden kendi dudaklarının arasına alır. buse daha Ģedid (Ģiddetli) olur. OKġAMALAR. hangisi daha evvel kendi dudaklarıyla diğerinin alt dudağını yakalayacağına dair bahse giriĢirler. Eğer maĢuka bahsi kaybederse. Sahte bir aĢk neticesi olan visal: Erkek kendini vesait-i fer'iyye-den madud olan ("ikinci derece iĢlerden" anlamında) öpüĢmelerle. Visalin bu nev'i. Mail (eğri) buse: Ġki aĢık. kadının üst dudağını öptüğü sırada kadın da erkeğin alt dudağını öper. Üst dudak busesi: Erkek. Bu takdirde kendilerini tahriĢ etmek (hırslandırmak) için iktiza eden vesaile (gereken vesilelere). Veyahut erkekle kadın. bir vaziyette yekdiğerlerinin dudaklarını öperler. her-birinin gönlü baĢka birinin muhabbetiyle memlu (dolu) olduğu halde. müteharrik. Döndürücü buse: AĢıkla maĢukadan biri eliyle diğerinin baĢını kendine doğru döndürür ve diğer eliyle de çenesini yakalar. gözlerini kapayarak ve ellerini aĢıkının elleri içine vaz'ederek (yerleĢtirerek). ikisinin tevessül etmesi (ikisinin birden giriĢmesi) lazımdır. sonra vukua gelecek mülakatlarda israf derecesinde ibzal edilebilir (esirgemeden. AĢıkı iter. BUSELER: Ġlk mülakatlarda (görüĢmelerde) maĢuka. mail. kucaklamaları vesaireyi teksir etmemelidir (arttırmamalıdır). göbeğini de öperler. Esnay-ı muaĢĢakada (ĢakalaĢma sırasında) aĢıkla maĢuka. Müteharrik buse: MaĢuka. birbirine karĢı aĢk ve sevda hissetmeden zevkiyab-ı visal (kavuĢmanın. ellerini birbirine vurarak haykırır. kızoğlankızı) öpmek. uyluklarını. Bu halde visalden evvel öpüĢme. iliĢkinin zevkini alır) olur. Visal-i kâzib (yalancı visal): Bir fahiĢe ile bir köylü erkek yahut bir terbiyeli erkekle bir köylü kadın arasında vuku bulur. aĢığın alt dudağını. kavga eder ve bahsin bir defa daha tekrar edilmesini talep eyler. Müellifler. bol bol harcanabilir). mümasi: Ġtibari (gerçek olmayan) buse: Ġki aĢık dudaklarını yekdiğerinin (diğerinin) dudakları üzerine vaz' ederek (yerleĢtirerek). CĠLVELER. kollarını. yapılmaz). Yine maĢuka bahsi kaybedecek olursa bu defa daha ziyade hiddet gösterir. kadının oynak yerlerini. gözler. visalin devam etmediği müddet zarfında kendisini hakikaten sevdiği diğer bir Ģahsın kollan arasında tahayyül eder (hayal eder). visal. dudaklar ve ağzın içi öpülür. MaĢukanın dudağı iki parmakla yakalanıp dil ucuyla temas edilecek yahut dudakla üzerine kuvvetli bir surette basılacak olursa. oynaĢma gibi baĢlangıçlar vuku bulmaz (meydana gelmez. memeler. Mümas (dokunan) buse: MaĢuka. Aksay-i Ģark ahalisi (uzak doğulular). göğüs. döndürülmüĢ.

diğeri de ona aynı suretle. SARMAġMALAR YAHUT KUCAKLAġMALAR: Yekdiğerine karĢı bir aĢk-ı mütekabil (karĢılıklı aĢk) izhar etmek (göstermek) için vuku bulan sarmaĢmalar. SarmaĢık sarmaĢması . Tahrik busesi: Gece tiyatroda veyahut bir rical-i kibar meclisinde (kibar kiĢilerin. "tazyik suretiyle sarmaĢma" vuku bulmuĢ olur. neĢ'esinden raks eder (dans eder). Erkek de kadını yakalayıp sıkıĢtırır. Buse-i menkul (nakledilmiĢ buse): Ġnsan. Bir telakkiye göre. kadın saçlarını geliĢigüzel omuzları üzerine dökmüĢ olduğu halde. oturuyorsa ayağının bir parmağını öper. ĠĢte buse ahz ve itası hengâmında (alınıp verilmesi sırasında) iki aĢıkm edeceği mülâabeler (oynaĢmalar). Ģedid (Ģiddetli) yahut hafif olur. Bu takdirde kadın aĢıkından bir diğer buse alabilmek için. Yahut bir kadın aĢkının vücudunu ovuĢtururken ateĢ-i hırs ile (hırs ateĢi) ve Ģehvetini ikad eyleyecek (yakacak) surette güya uyumak için bir baĢ yastığı yapmak istiyormuĢ gibi baĢını butlarının üzerine koyar. yekdiğerini göremeyen yahut yekdiğeriyle serbest musahabe (sohbet) edemeyen iki Ģahıs arasında vukua gelir. onun alt dudağını kendi dudakları arasına alıp Ģiddetle tazyik eder. gülerek. Bu buse hakikatte ne o çocuğa. uyur gibi görünür. duhul (giriĢ) ile. Bu iki nev" (çeĢit) sarmaĢma. Bu sarmaĢmalar. önde gelenlerin toplantısında) bir erkek bir kadına takarrüb eder (yaklaĢır). Bu iki nev" (çeĢit) sarmaĢma. Ayni ahval ve Ģerait dahilinde (durumda ve Ģartlar içerisinde) aĢıklardan biri diğerinin vücudunu bir duvara yahut bir sütuna dayayarak sıkıĢtırırsa. daha ileride göreceğimiz diğer cilveler esnasında da bu tarz mülâabeyi tatbik ederler (bu Ģekilde (OynaĢmaları uygularlar). AĢk ateĢi tutuĢturan buse: Kadın. iki mısra zikrederler: Ġki aĢıktan biri diğerine ne yaparsa. mütekerrir (tekrarlanan). kadın ayakta ise elinin. Uyandırıcı buse: Vaadine geç gelen aĢık. Buse. vücudun öpülen mahalline (yerine) göre mutedil (ılımlı). ikisinin de vücutları birbirine dokunacak bir tarzda oturmasıyla vuku bulur. o resme. o heykele ait olmayıp doğrudan doğruya sevilen kadına tevcih edilmiĢtir (yöneltilmiĢtir). bir kadın yerde bulunan bir Ģeyi almak vesilesiyle eğilir ve memelerinin ucuyla erkeğin vücuduna. jadgana jadganaya -jadgana. buseye buse ile. birçok gürültüler ederek aĢıkla eğlenir. vücudun bazı aksamı (kısımları) arasında. Üçüncü suret: Karanlıkta yahut tenha bir mahalde. tokada tokatla mukabele etmelidir (karĢılık vermelidir). gözlerini açar. yüz yüze.yahut hâbe vardığı (uyuduğu) sırayı gözetir. uyumuyorsa bile. okĢamaya okĢama ile. Bu buseler hakkında. vücudun göbekle butlar mabeynindeki kısmıdır-. Ġntibah (harekete geçirme) busesi: Kadın. temas ile. Birinci suret: Bir erkeğin bir bahane ile bir kadının yanına yahut karĢısına. güya duhul etmek istemiyormuĢ gibi dokunur. Pek ziyade hevesnâk (hevesli) aĢıklar. sine sineye. tehdid makamında kaĢlarını çatar. sıçrar ve bu sırada hatırına ne gelirse latife olarak aĢıka söyler. fahz fahza (uyluk uyluğa) temas ettirilmek suretiyle sarmaĢmalar ve her türlü cilvekârâne (cilveli) hareketlerle. tarafeynin (iki tarafın) muvafakat-ı müĢterekesine (ortak kabullerine) bağlıdır. dalgın yahut meĢgul olan aĢıkını öper veyahut onunla kavga eder. atideki (aĢağıdaki) isimlerle yad olunurlar (anılırlar): 1. iki Ģahsın vücutlarını yekdiğerine temas ettirmeleriyle husule gelir. vücudun her tarafıyla birden kucaklaĢmalar meydana gelir. dizinde oturan çocuğu yahut bir resmi veyahut bir heykeli öper. dört türlü olur: Ġttisal (bitiĢme) ile. butlarını yahut ayağının baĢparmağını öper. tazyik ile. böyle cereyan eder. sevdiği kadının huzurunda. Ġlân-ı aĢk busesi: Bir Ģahsın aynaya yahut suya akseden suretini veyahut duvara düĢen gölgesini öpmektir. maĢukasını yatıp uyumuĢ bulur ve vaziyeti izhar etmemek için (geç geldiğinin ortaya çıkmaması için) onu uyumakta iken öper. uyumakta olan aĢıkının yüzünü öper. Duhul suretiyle sarmaĢma: Tenha bir mahalde.

butlarıyla kolları iki sarmaĢık gibi yekdiğerine sarılır. seyahatten avdetle vukua gelen bir içtima (toplantı) ve itilaf hengamında (uyuĢma anında). ne de intizam kalır. 4. (kurallarına uyulur). tavĢan sıçraması.2. TIRMIKLAR. Mutasavvıf (orta) niĢane. Daire. eserleridir) ki. Elem ve cerihayı (üzüntüyü ve yarayı) da his eylemezler. ilk mülakatta. SIKIġTIRMALAR. göğsün üzerinde beĢ tırnakla çizilmiĢ hatt-ı münhanidir (eğri çizgidir). Fakat çerh-i aĢk (aĢkın çarkı) bir kere devran etmeye (dönmeye) baĢladı mı. hiçbir tırnak izi bırakmamak ve yalnız cildin üzerinde gezindiği iĢitilen tırnağın temasıyla kıllar dimdik ayağa kalkmak için çeneye. kadını isterse kucağında yahut yanında yahut karĢısında olurmuĢ. OVUġTURMALAR. Tavus ayağı. Süt ile suyun ihtilâli. terennüm eder. koltuk aklarında. diğer koluyla omuzlarına sarılır. Tırmalamak yahut basmak suretiyle. alelekser (genellikle). ne Sutra'nın kavaidi (kuralları). herĢeyi unuturlar. duhul ederler. pek ziyade hevesnâk (hevesli) olan aĢıklar arasında vuku bulur. mavi nelüfer yaprağı. kaplan pençesi. alt dudağa. göbekte ve göbek etrafında etrafında teĢkil olan mini mini çukurlarda yapılır. Bunlarda. sarmaĢığın ağaca sarılması gibi erkeğe sımsıkı sarılır. 1. Vücutların teması: Erkekle kadın yatarak birbirini o kadar Ģiddetle kucaklarlar ki. 3. Bu niĢane alelade. göbeğe hafif bir surette basmakla husule (meydana) gelir. Kadınla erkek aĢk ve sevdadan. Bir müelleif-i kadîm. bu hususa dair Ģu kaideyi vaz'ediyor (koyuyor): AĢk ve heves daire-i itidali tecavüz etmedikçe (ölçüyü kaçırmadıkça) Sutra'nın kavaidine riayet edilir. Ağaca tırmanan kimsenin sarmaĢması 3. Bir Ģair. sarar. Tırnak çizgisi. Kadın. ekseriya cari olan bir takım âsâr-ı garîbe-i muhabbettir (sevginin garip iĢaretleri. öteki iki sarmaĢma mukarenet mebhasinin aksamındandır (iliĢki bahsiyle ilgilidir). sevdalı) bir halde çehresine nasb-ı nazar eder (bakar). TIRNAKLA YAPILAN NĠġANELER: Tırnak niĢaneleri (izleri). islerse bir yatağın içine yatırlmıĢ olsun. yarım ay. birbirlerine sarılırlar. bir lâhm-ı vahid (tek el) teĢkil ederler. 2. sanki bu erkek ağacına tırmanıp da bir buse meyvesi koparmak istiyormuĢ zannolunur (sanılır). tırnak çizgisi. tamamiyle erkeği sarar ve sevdaperverane (aĢık. memelere. kumru gibi tatlı sesler husule getirir (çıkartır). Yarım ay: Boynun yahut memelerin üzerine tek bir tırnağın intıbaıyla (bastırılmasıyla) hasıl olan çizgidir. yekdiğerine mukabil vaziyette (diğerine karĢılık durumunda) bulunan iki yarım aydan teĢekkül eder. diğer ayağını budu üzerine vaz'edip (yerleĢtirip) bir kolunu arkasına geçirir. hasılı kadının sermesi (serhoĢ) bulunduğu bir sırada yaparlar. Ġlk iki sarmaĢmada erkek kaimen (ayakta) durur. Bunları aĢıklar. bir cism-i vahid (tek cisim). dudaklarda. . "Vücuda sevda niĢaneleri tab'etmek (basmak) sanatına herkes aĢinadır" der. Müteellim (elemli). tavus ayağı. vücudun hangi kısmına olursa olsun tab' edilen (basılan) bir küçük çizgidir. (eski yazar). cerihadâr (yaralı) olmaktan havf ve hazer etmezler (sakınmazlar). sekiz türlü tırnak niĢanesi (izi) yapılır: Mutasavvıf. gerdanda. göğsün üzerine çizilen münhani (eğri) çizgidir. daire. seyahatten önce veya azimet (gidiĢ) esnasında. Fakat bir yadigâr olmak ve aĢk ve sevdayı tezyid eylemek (arttırmak) için vücutlarının gizli mahallerine hususi iĢaretler yapılabilir. Susamla pirincin ihtilâli (karıĢması) 4. böyle yapar. Kaplan pençesi. Hafif sadalar çıkararak erkeği öpmek için baĢını onun baĢına doğru imale eder (eğer). Erkek. ısırmalar gibi. Kadın bir ayağım erkeğin ayağı üzerine. memelerde. vasal-ı vücutta (vücudun orta yerlerinde). butlarda yapılır. Zatü'l-zevc (evli) kadınların vücutlarında katiyyen tırnak niĢaneleri yapılmaz. Bir aĢık bir genç kızı ovduğu yahut baĢını tırnakladığı ve korkutarak heyecana düĢürüp eğlendiği zaman.

Evsaf-ı gayn makbulesi (beğenilmeyen özellikleri) ber vech-i atidir (aĢağıdadır): Donukluk. EL ĠLE VURMALAR: Vurmalar da bir nevi (bir tür) cilvedir. ġiĢen ısırma: Cild sanki bir kıskaçla yakalanıp çekilmiĢ gibi kabarır. yaptığı) diĢ eserlerini göstermelidir. her yeri) ısırılabilir. aralanndaki heves ve muhabbet noksan olmayarak ("eksilmeyerek" anlamında). Bir kadına. anlaĢmazlık çıkartmak) hususunda gösterdikleri temayül hasebiyle (meyil dolayısıyla). ġiĢirme ısırma ile inci-mercan denilen ısırma. baĢını kendine doğru çeker. aĢıkla maĢukanın yekdiğeriyle niza etmek (kavga etmek. asırlarca payidar olur (devam eder). mahbubesi de cali (yapmacık) bir hiddet izhar ederek (göstererek). Hınzır ısırması: Yekdiğerinin fevkinde (üzerinde) olmak ve aralarında bir kızıllık eseri bulunmak üzere memelerle omuzlara iki diĢ sırası tab'etmektir (basmaktır). Birbirine müsavi (eĢit) ve mütenasib (uygun) olmak. diĢlerle eserler bırakılır: Alına yahut kulaklara müteallik ziynetlerde. sonra müptela olduğu hal-i mahmumane (ateĢli hal) içinde gözlerini kapayarak serapa (baĢtan aĢağı) vücudunu ısırır. ammenin huzurunda (topluluk önünde). arzu eylediğini isbat etmek için üzerinde taĢıdığı ve malik olduğu atiyyu'l-beyan (aĢağıda söylenecek olan) Ģeylerde tırnaklarla. Ġlk üç ısırma. alt dudak üzerinde olur. boyundaki çukurlarda ve göbekte yapılır. Mercan ve inci ısırması: Cild hem diĢlerle hem dudakla sıkıĢtırılır. Nokta: Cildin pek ufak bir parçası. kendi vücuduna aĢıkın tab'ettiği (bastığı. Uçları keskin olmak. Eğer maĢuk pek ziyade müteheyyiç (coĢkun) olursa ve hevesinin teheyyücüyle (heyecaniyle) bir nevi cidale (savaĢa) kıyam ederse (kalkarsa). alnın ve butların üzerine nakledilir. Kırık bulut: DiĢlerin aralarındaki mesafe itibariyle bir kavs-i münhaniye (eğri kavise) nisbeten girintili-çıkıntılı olan noktalardan müteĢekkil olan bir hatt-ı münkesirdir (kırık çizgidir). YumuĢaklık.ISIRMALAR: Alt dudak. Ġnci hattı: Bütün diĢlerle ısırmadır. onu iki kat daha Ģiddetli bir surette ısırmalıdır". Isırma. birkaç türlüdür: Derinin üzerinde birkaç saniye sonra zail olan (kaybolan) hafif bir kızıllıktan baĢka bir eser bırakmayanı: gayrı mer'î (devam etmeyen) ısırma. yahut bir yaprakta. daima sol yanak üzerinde icra olunur. Bu mebhase müteallik (bu bölüme iliĢkin) iki mısra: "Bir aĢık mahbubesini Ģiddetle ısırınca. o bu manzaranın karĢısında gülmelidir. AĢıkla maĢuka arasında serzede olan (baĢgösteren) bin türlü mevani (engeller). o zaman aĢıkı saçlarından yakalar. . sanki tekdir etmek (azarlamak) istiyormuĢ gibi baĢını aĢıka doğru çevirerek. ĢiĢer. Ġrilik. Sallanmak. derun-u fem (ağzın içi) ve gözler müstesna olmak üzere. yekdiğerine karĢı bu minval üzerine (bu Ģekilde) hareket edecek olurlarsa. Binaenaleyh mahbube bir noktaya mukabil. bir çiçek demetinde. öpülen vücudun kâffe-i aksamı (bütün kısımları. Noktalı hatla inci hattı gerdanda. noktalardan mürekkep bir hatta bedel kırık bir bulut nakĢetmelidir (iĢlemelidir). DiĢlerin evsaf-ı makbulesi (beğenilen. alt dudağını öper. makbul olan özellikleri) Ģunlardır: Parlaklık. Ġki aĢık. Yalnız noktalı hat. yalnız iki diĢle yakalanıp ısırılır. aĢık vücudundaki maĢuka tarafından nakĢedilmiĢ nükuĢ-u dendanı (sevgilisinin yaptığı diĢ iĢlemelerini) kendisine gösterdiği zaman. Hatta gündüz. mukarenet-i cinsiyyeyi (cinsel yaklaĢmayı) bir cidale (savaĢa) teĢbih ediyorlar (benzetiyorlar). maĢuka da gazabnak (gazablı) bir tavır ile.

. yumrukla vurulur. arka. nafı (göbeği) yâhud pehluları (vücudunun her iki yan tarafından biri) Ģiddetli bir surette tazyik edilir (bastırılır). toplumun hemen her kesiminde yaĢanır. ArĢivlere göre. Visal esnasında (iliĢki sırasında) iki memenin arasına elin tersiyle hafif darbeler indirilir ve hitam-ı visale (iliĢkinin sonuna) kadar hırsı tezayüd ettikçe (arttıkça) bu darbeler de teksir ve tezyid edilir (arttırılır). bu metinlerin kaleme alındığı yıllarda Osmanlı toplumunun cinsel hayatı nasıldı? Osmanlı döneminde cinsellikle ilgili bir olaydan sözedilmesi demek. kentin seçkin yerlerinde veya kenar mahallelerinde de iĢler piĢirilmekte. En eski mesleğin ilkleri. oldukça geç baĢlar: 1565 yılında. Osmanlı cinsel metinlerden seçmeler verdik. ağlayıcı sadalarla "baba. Hitam-ı visale (iliĢkinin sonuna) doğru kadının pistanları (memeleri). Skandallar. FahiĢeliğin Osmanlılar'daki "resmî" tarihi. Giritli Narin. . iniltilerle.Vücudun hırs-ı muhabbetle darbedilen aksamı (sevginin verdiği hırsla vurulan yerleri) Ģunlardır: Omuzlar. Ama 16. Peki. BÖLÜM ESKĠ ĠSTANBUL'UN NAMUSU Kitabın ilk sayfalarından buyana. Yumruk darbesi. bir araya toplanmıĢ parmaklarla. içeride buldukları kadınları toplar ve Yedikule zindanında misafir ederler. cinsel yaĢamın bütün gereklerinin yerine getirildiği ve bu konuda Batı'daki çağdaĢlarından hiç de geri olmayan bir kenttir. Kirteli Nefise ve Balatlı Aynî adında beĢ kiĢidir. el ayasıyla.. 1565'te. Dünyanın bu en eski mesleğinin Ġstanbul'daki izlerinin çok daha eski dönemlere uzandığı kuĢkusuz. tarihlere öncü olarak geçerler. Kısacası. kalçalar. Ġstanbul'un bilinen ilk fahiĢeleri. Kadın darbelere ülfet etmemiĢse. erkeğin dizleri üzerinde oturduğu esnada kadının arkasına indirilir. kadın elbiseleri içerisindeki genç erkeklerin eğlencelerde "köçek" veya "tavĢan" oğlanı" olarak doğu raksının en ince hünerlerini gösterdiği. pehlular (vücudun her iki yanı). artık bitiriniz" sözlerini haykırmalarla. "Müslüman Ġstanbul". Elin tersiyle. elverir. Fatı baskını önceden haber alıp izini kaybettirir. Atlıases Kamer.. Eve giren subaĢıyla adamları. Galata meyhanelerinde genç Rum delikanlıların sakilik ettiği. gece-gündüz çalıĢan Arap Fatı'nın evi basılır ama her ne hikmetse. mahalle halkının ihbarıyla. bir "kolbaĢı"nın yönettiği çengi topluluklarının davetli olduktan evlerde. bu beĢ kiĢi. Sarayda bizzat padiĢah veya ona ait cariyelerden biri rezaletlere sebep olurken. "ev" ler açılmakta. Dönem. göğsün mabeyn kısmı (iki meme arası). Kadın hiddet etmiĢ görünerek ve güvercin sadasıyla ağlayıcı Ģada (ses) çıkartarak mukabele etmelidir (karĢılık vermelidir).. hiçbir isteği reddetmediği devirdir. göbek. visal esnasında mütemadiyen "Elverir. gürleyici. Arap Fatı. yüzyıl öncesi dönemle ilgili belge yokluğundan. haremde veya Ġstanbul'un herhangi bir yerinde yaĢanan ve cinsellikten kaynaklanan bir skandalin varolması demektir. ana" kelimelerini telaffuz eder. 6. baskınlar yapılmaktadır. baĢ.

Müslümanı.. takip ve hapislere rağmen. hayatlarında ilk kez rastlayacakları bir olayı seyretmek için meydanı doldurmuĢlardı. yine bir ferman çıkar: Kadınlar artık kaymakçı dükkanlarına giremeyeceklerdir. aylar sürer. Rumu. "Ġmamınıza da.ĠĢ saraya akseder. Kucağında bohçasıyla gelen erkeklerin içeride çamaĢırla değil de baĢka Ģeyle uğraĢtıkları anlaĢılınca. iĢin önü hiçbir Ģekilde alınamaz. Sarayın. Ġstanbul'dan hemen defolsunlar.". bir yeniçerinin karısıdır. bunlara gönül vermiĢ erkekler ortaya çıkar. Aynı günlerde. ". esir pazarlarıdır. Birkaç gece beraber olur. fuhĢun en rahat Ģekilde yapıldığı yer.. mahalle halkının huzurunda iman tazeler ve kocası seferden dönünceye kadar Yedikule'ye kapatılır. Ġstanbul kadısına Ģehirdeki bütün uygunsuz kadın ve hatta "erkeklerin" toplanıp listelerinin çıkartılmasını. Dükkana ayrı ayrı giren kadın ve erkeklerin kaymak yemekle kalmayıp baĢka Ģeyler de yedikleri tesbit edilir. Önce.. tok sesle okunan bir dua iĢitildi. Yüzyıllar boyunca. yani cariye satın almaya gelmiĢ gibi görünen erkekler esircilere bir miktar kaparo verip. ortada dinî açıdan bir mahzur yok gibi görünmektedir. onlarca taĢın bir anda havada uçuĢarak beline kadar . Fermanın uygulanması.. Üstelik iĢ. O dönem Ġstanbul'unun zabıta amiri olan "subaĢı"nın adamları. Kocası seferdeyken bu mesleğe girmiĢ. beğendikleri cariyeyi evlerine götürürler. linç edilmekten imamın müdahalesiyle kurtulur. Ġstanbul tarihçileri. Ġmam ve'subaĢının baĢını çektiği kalabalık kapısının önünde toplanınca. kadınıza da. hapisteki kadınların bazılarıyla evleneceklerini söylerler. Her türlü yol var.. malûm sektörün faaliyetini kesintisiz sürdürebilmesi için hemen her türlü meslek ve yerden yararlanılır. kadı efendinin ve subaĢının tüm çabalarına rağmen önleyemedikleri sistem. nedense herhangi birĢcy yapılmamıĢ. beline kadar çukura gömdükten sonra birkaç adım yana çekildiler. iĢin önünü almak için kadın ve erkek esircilerden zincirleme kefalet istendiğini fakat her türlü tedbire ve Ģiddete rağmen. esirciler arasında muhabbet tellallığı yapanların her zaman bulunduğunu yazıyorlar. her milletten gelme halkı. dine de uygundur. Kanuni Süleyman bir ferman çıkartır ve "muzır avratların" Ġstanbul'dan sürgün edilmelerini buyurur. Önce.. Arkasından "Haydi bismillah!" diye baĢlayan bir emir duyuldu.Sultanahmet meydanı. iğne atılsa yere düĢmeyecek gibi kalabalıktı. bu sefer iĢi daha da azıtıp kocasının evinde çalıĢmaya baĢlamıĢtır. sonra "kusurlu çıktı" bahanesiyle iade ederler. Bir mal satın alınmadan önce denenebileceğine ve cariye Ģeriat açısından erkeğin malı olduğuna göre. Bir tarih kitabından. FahiĢeleri konu alan bildiğimiz ilk fermanı. kadınların bekâr erkeklerin çamaĢırlarını yıkadıkları çamaĢırhaneler devreye girer. Sarayın çıkarttığı her fermana karĢı diğer taraf mutlaka bir yol bulur. elleri arkasından bağlı bir kadını sürükleyerek meydana getirdiler.. önceleri Arap Fatı'nın evinde çalıĢtığı duyulmuĢ. yüzlerce kadın hapsedilir. artık yerleĢmiĢtir. Ermenisi.. Ġkinci Selim çıkartır. yeni bir ferman çıkartır: "Ġsteyen istediği fahiĢeyle evlensin ama nikâhlarının kıyılmasından sonra. Ġstanbul'un her dinden.. ĠĢ yine saraya akseder. bu defa kaymakçı dükkanları alır. ÇamaĢırhanelerin yerini.. Pazara alıĢveriĢe. sonra da hapsedilmelerini buyurur. Bütün bu sürgün. Basılan. çukurun 40-50 adım ilerisinde de. kadınların bekâr çamaĢırı yıkaması yasaklanır.. Kalafatçı mahallesindeki bir baĢka eve de baskın yapılır. Ġkinci Selim. Ģeriatınıza da lanet olsun" diye bağırır. Osmanlı baĢkentindeki yabancı tüccarlardan geçici elçilere kadar hemen herkes milletten insan. yumruk büyüklüğünde taĢların oluĢturduğu bir yığın görünüyordu. Yahudisi.. Caminin hemen karĢısındaki burmalı sütünün önünde kazılmıĢ bir çukur.. Derken.

Cesaretiyle. Bali Bey Semendire beyi iken karısı Üsküp'te oturmakta ve gününü bir delikanlıyla beraber geçirmektedir.". Lale Devri'nde yaĢanır. sık rastlanan olaylardandır.. Bali Bey. Fetihler yapmıĢ bir aileden gelmektedir. Ġlk jigololar. Ģık elbiseler alıyordu. halkın ibret-i alem için infazı seyretmesini istediler. Aksaraylı Abdullah Efendi'nin karısının taĢlanmasını. Ġstanbul'da kayıtlı ilk fahiĢelere Kanuni Süleyman zamanında rastlanıyor ama jigololar daha da önce ortaya çıkıyor: Yavuz Selim'in iktidar yıllarında. cezanın infazından baĢka çare kalmadı. Ģeyhülislamın fetvasıyla gizlice boğdurulur ve cesedi denize atılır. yani imparatorluğun "tatlı hayat" yaĢadığı bir dönemde meydana gelmesidir. Büyük bir servetin sahibi olan kadın varını-yoğunu genç erkeklerle yemekten baĢka bir Ģey yapmamaktadır.. Olayın ilginç tarafı. mumların kaplumbağaların sırtında dolaĢtırıldığı. tarihlere Ġstanbul'un ilk jigolosu olarak geçer. aralarında devletin önde gelenlerinin de bulunduğu birçok kiĢi fetvasını geri alması için Beyazîzade'yi sıkıĢtırmıĢlar ama kazaskeri kararından döndürmeyi baĢaramamıĢlardı. Kadın. Kadı kararını tam açıklayacağı sırada.. Sultanahmet'teki Fazlı PaĢa Sarayı'na gidip bizzat seyretti.. Tarih kitaplarında. Rağbet. yani "gayrimüslim bir erkekle zina yapan Müslüman kadının taĢlanarak öldürülmesi" cezası uygulanıyordu. Osmanlı tarihçileri.. Bey'in mahkemeyi izleyen yakınlarının kanına dokunur. Ġstanbul halkı için seks skandalları.. kadınla olan yasak aĢkını itiraf eder.. kadı efendinin gözleri önünde doğrar. bu recm olayından 50 yıl kadar sonra.. hadiseler üzerine bazen destanlar bile yazılmıĢtır. Yavuz Selim zamanında meydana gelen ve tarihlere "Bali Bey'in karısının vukuatı" Ģeklinde geçen olay da bunlardan biridir. Kağıthane deresi sahilindeki saray ve köĢklerde en unutulmaz eğlencelerin düzenlendiği. Dönemin padiĢahı Dördüncü Mehmet bile öylesine meraklandı ki. "Bana para veriyor. benimle Sadabad'a gel" Ģekline gazeller düzdüğü. idamın. dönemin millî kahramanıdır.. Ġstanbul zinadan kaynaklanan ikinci idam.. Aksaraylı Abdullah Efendi'nin karısı bir genç bir Yahudiyle basılmıĢ. taĢlanması için fetva vermiĢ. feryad etmeye bile vakit bulamamıĢtı. bir kadın. bu ikinci "resmi" idamın kurbanı olan kadının adı geçmiyor. Tellallar. Dedikodular artınca evi basılır. Ģehir dedikodularla çalkalanmıĢ. "iffetine el uzatılmasına izin veren bir kadının taĢlanacağı" kararını Ģehrin dört bir kösesinde okuyup. Delikanlı." gibisinden sözler söyler ve böylelikle. peĢinden de altı kiĢiyi. önce delikanlıyı biçer. Sonuçta. 1680 yılıydı ve Osmanlı Ġmparatorluğu'nun tarihinde ilk kez "recm". Ama Bali Bey'in karısının. mahkeme salonundakilerden biri kılıcını çeker. sevgilisiyle beraber "aradan kılıç geçmeyecek" vaziyette yakalanıp kadının önüne çıkartılır.. Lale Devri'nde yani ünlü Ģair Nedim'in genç delikanlılara "Annenden cuma namazına gidiyorum diye izin al.. Ama karısından dertlidir. zina yapan birçok kadın kolluk kuvvetleri tarafından belki Sarayburnu'ndan bir çuvala konularak denize atılmıĢlar veya baĢka bir yolla sessizce ortadan kaldırılmıĢlardı ama o güne kadar hiç kimse meydanda halkın gözleri önünde taĢlanmamıĢtı diyorlar. muharebe planları hazırlamaktaki ustalığıyla ve kazandığı zaferlerle halkın gönlünde taht kurmuĢtur. basılan evin kapıcılarını ve hanıma erkek bulmakla görevli kadınları. Rumeli Kazaskeri Beyazîzade Ahmed Efendi..çukura gömülü kadının üzerine yağdığı görüldü. hamamda yıkanırken gördüğü bir baĢka delikanlı için ünlü "Hamamiye"sini kaleme aldığı. imparatorlukta ilk kez uygulanan bir recm cezasını böyle anlatıyor ve "Yüzlerce yıl boyunca. . beklenenden de fazla oldu. "GümüĢendaze" lakabı ile anılan bir Ermeni delikanlısıyla basılan Ġstanbul'lu Müslüman. ortaya yeni çıkan bu meslekte taraf olması. Ġmparatorluk tarihinin hiçbir döneminde engellenemcmiĢ olan yasak iliĢkiler Ġstanbulluların diline her zaman pelesenk olmuĢ.

hem de Kuklacı Mustafa memnundur. mezarı açtırır. Babıali'de cümbüĢ var. boyalı delikanlıların kendi konaklarını da ziyaret edip etmedikleri. devletine hizmet etmekte ve fetihlerini sürdürmektedir. sarayın iĢi halletmesini isterler.. Fesadın baĢı ezilmiĢtir ama bu kez Ġstanbul'da konağı olan beyleri bir evhamdır alır. Ġstanbul kadısı hafızı huzuruna getirtir. çeĢitli semtlerden topladığı dokuz delikanlıyı bir hana yerleĢtirir. Arapça'dan gelme zarif Helime'nin çoğulu olan "Zürefa"nın "lezbiyen. 1810 yılında sadaret kaymakamlığına.. Ġstanbul'daki dul sayısının artmasına yol açar. Bali Bey baĢkentten binlerce fersah uzakta. Mustafa ve uzun saçlı gençleri. yani sadrazam vekilliğine getirilen Osman PaĢa'nın en büyük zaafı. Kadı diplomatça bir karara varır. kadın kıyafetine sokar ve bazı kibar konaklarına terzi. Tarih kitapları. önceleri iyi gider. sevici" demek olduğu yazılı. hem delikanlılar. kahramanlığını kadın düĢkünü kadınların yaptığı birçok gerçek olayı hikaye ediyorlar. artık zıvanadan çıkmıĢtır. karısının sevgilisine bol gelir getiren çiftlikler bulmak ve tapularını çingene kızın üzerine geçirmektir. içerdeki diğer delikanlılar da yakalanır.. Dedikodular yine baĢlar. tümü ortadan kalkmıĢtır. saçlarını uzatır. sonra Ġstanbul'a döner. çarĢafçı. karısının yanında el pençe divan durmakta. Edirne'ye. olayı ayrıntılarıyla padiĢah Yavuz Selim'e rapor ederler.. bu defa da. cesedi saatlerce seyreder. bu "merakın" Ġstanbul'da her dönemde ve özellikle yüksek kesimde revaçta olduğunu anlatıyor. olup bitenlerden belki haberli.. PaĢa. Bu sevgilisi de elinden giden Bali Bey'in karısı. Ġstanbul'un en namlı sevicilerinden olan karısına aĢırı düĢkünlüğüdür. Osmanlıca sözlüklerde.KemerveĢ adlı bir cariyesi vardır ve Ferayet adlı bir çerkez kulu vardır.. Uzun saçlı.. genç hafızın mezarını ziyarete gider. Kuklacı Mustafa adındaki bir muhabbet tellalının sebep olduğu hadise ise. üstelik bir de çocuk doğurur.Mahkeme mezbahaya dönmüĢ ama kadı da büyük bir dertten kurtulmuĢtur. ". kellesinin gitmesinden korkan genç sevgilisine haber vermeden Edirne'ye kaçar ama orada sıtmaya yakalanıp ölür. Millî kahraman sayılan bir kiĢinin karısıyla ilgili davanın söylentileri ayyuka çıkmadan. ĠĢ. falcı görüntüsü altında götürmeye baĢlar.. 1577'de. etraftaki evlerden rahatça iĢitilen müzikli toplantılar. Kadın. Ama gün gelir. suçluların biri hariç. imparatorluğun değiĢik yerlerine sürülürler. herkesin gözü önünde bir meydan dayağı attırır. Ģakiliğini genç kızların yaptığı içki meclisleri düzenlenir olmuĢtur.. bunlardan biri. kendisine göz-kulak olmakla görevlendirilen kiĢiye haber bile vermeden Üsküp'ten kalkar. bir iddiaya göre baĢka Ģeyler de yapar. Ama Ġstanbul'da böylesine yer yerinden oynarken. olayda asıl suçlu olan Bali Bey'in karısını. Babıali hareminde her gece. Kurunun yanında yaĢ da yanmıĢ ama Ġstanbul erkeklerinin içi rahatlamıĢtır. ziyaret etmekle kalmaz. Hem konakların evli sahibeleri. bir dediğini iki etmemekte. Mustafa'nın kaldığı han basılır. "Ya benim eve de geldilerse" düĢüncesi içlerini kemirmektedir. Dul sayısında rekor.. bu delikanlılardan birinin gittiği ev basılır.. Derken en kolay çareyi bulur ve karılarını peĢpeĢe boĢarlar. Gözleri önünde cereyan eden bu rezaletlere bir son vermek gerektiğini düĢünenler. merhum hafızın kardeĢiyle yaĢamaya baĢlar. Dellakoğlu diye tanınan genç bir hafızla düĢüp kalkmaya baĢlar.. Ġmparatorluğun padiĢahtan sonra gelen adamına vekalet eden Osman PaĢa'ya düĢen görev ise.. Mustafa. yetkisi ölçüsünde devletin bütün imkanlarını kadının emrine seferber etmektedir. hepsine dert olur. Ve asıl rezalet. delikanlının dili falakada hemen çözülür. Sadaret kaymakamı Osman PaĢa'nın karısının öyküsü de. Üsküp'ün ileri gelen yöneticilerinden birinin gözetimine verir. belki de habersiz.. Karısı genç bir çingene rakkaseye gönül vermiĢ. Aynı gün. bundan sonra yaĢanır. Pezevenklik edenler bunlardır" deyip. Ġstanbul'a gider. . Yavuz Selim'in ne karar verdiğini bilmiyoruz.

Sen bana edepsiz demiĢsin. Reddedilen genç adam sıradan bir erkek değil.. o gece yalnız yatmak vardır. meraklı yüzler caddede ne olup bittiğini anlamaya çalıĢırlar.. padiĢah cariyesinin aĢırı masraflarından bıktığını söylemiĢ ve ağzından "edepsiz karı. Kabak. kolluk kuvvetleri ve imamla beraber düzenlenir. mahallenin gözü önünde ve ibret-i alem için güzelce bir falakaya çekilir. "Aç. böyle bir durumda tüm sorumluluğun imam efendinin üzerine atıldığını ve "Biz zaten böyle bir Ģeye ihtimal vermiyorduk ama hoca efendi aklımızı çeldi" dendiğini söylüyorlar. ne olur. karısı devamlı bir gözetim altında bulundurulmak üzere Bursa'ya gönderilir. bir eline ayakkabıları. çingene kızı da tenha bir yerde boğdurulur.. Genç adam... kadınla orada yüzleĢtirilir ve Ģeriata göre cezası neyse verilir.. baskınların sonuçsuz kaldığı da olur. padiĢah Ġkinci Mahmud'a kadar gider. . Kadının namahrem bir erkekle beraber olduğu evin kapısına dayanan kalabalığın baĢkanı mutlaka imamdır. Ġçeriden. Osman PaĢa görevinden alınıp ve Limni'ye sürülür. Mahalle halkı da. Ceviz kapının arkasından "Bu gece odama giremezsin!. PadiĢahı inleten cariye.Açmıyorum iĢte. sinirlendiğini belli etmemeye çalıĢarak ayaklarıma ucuna basarak kapının önünden ayrılır. bir eline de elbiseleri tutuĢturulur. .. romancılar ve hiciv yazarları. genellikle fuhuĢ yapıldığı belirlenen evlerin cümbür cemaat basılması Ģeklinde olur.. hırçın bir kadın sesi gelir: .. aylarca devam eder... gönlünü kaptırdığı cariyesi Serfiraz Hanım.." diye haykıran hırçın kadın ise.Ama neden? .. hükümet erkânı da huzursuzdur. Baskın kahvede planlanır.. Mahallenin namusu... canhıraĢ bir feryatla irkilirler." diye fısıldamaktadır. üzerinde ne varsa öylece dıĢarıya çıkartılır. Baskınları anlatan tarihçiler.. ince bıyıklı ve redingotlu beyler. çok para harcıyor. Bu gece benim odama giremezsin. "Ġki kiĢi arasında konuĢulan Ģey sır değildir" sözünü doğrularcasına. Kapıyı önce o vurur. haremağası Tahsin'in baĢına patlar. Yatak irisi döĢeğinde. Edepsizler böyle yaparlar. içeriye ilk adımı da o atar.. kendi yatak odasına döner." diye bir söz çıkmıĢtır.... Dedikodular. bir anda Ġstanbul'a yayılır. ĠĢ bu kadarla da kalmaz. Hadım edilmiĢ zavallı zenci saraydan kovulur. Serfiraz. ?. açmıyorum. Haremde bu olup bitenlerden birkaç gün sonradır. önce zabıta karakoluna götürülür. asesbaĢı gibi kolluk kuvvetlerine değil. Artık hemen herkes. giyinmesine izin verilmez. yerine de Hayrettin Ağa getirilir.. cariyenin padiĢahı o gece nasıl reddettiğini konuĢmaktadır. Abdülmecid. açmıycaaammm. Osmanlılarda fuhĢun önlenmesi iĢinde sadece subaĢı. "Karısına sahip olamayan kiĢi devlete hiç olamaz" denilir. O dönem Ġstanbul'unun seçkin semtlerinden sayılan BeĢiktaĢ'tan Ihlamur Sarayı'na uzanan iki yanı ağaçlıklı yolda yürüyen feraceli hanımlarla onları belli etmeden izlemeye çalıĢan feslerini yana devirmiĢ. paĢalarıyla o sabah günlük iĢlerden olan "saray dedikoduları" yaparken söz Serfiraz'a gelmiĢ.Bu durum.... Ceviz oda kapısının altın tokmağını kurcalayan genç adam kapının kilitli olduğunu anlamıĢ. konak yavrularının cumbaları gıcırdayarak açılır.. Sarayın vıdıvıdı çarkları hemen dönmeye baĢlamıĢ.. sonra kadı efendinin huzuruna çıkartılır.. Ġhbarların asılsız çıktığı.. Erkek arka kapıdan veya pencereden kaçamadıysa ele geçirilir. PadiĢahın kaderinde. dünyanın en geniĢ imparatorluklarından birinin hakimi. Abdülmecid'in sözlerinden birkaç dakka sonra haberdar olmuĢtur. bir gemiye bindirilip Kıbrıs'a sürgüne gönderilir. Saraydan bir ferman çıkar. Yatak odasının kapısında olup bitenler. Yolun iki yanındaki ahĢap evlerin. Osmanlılar'ın 31.. aç. o geceyi yalnız geçirecektir. mahalle halkına da görev düĢmektedir ve bu. hükümdarı Abdülmecid'dir.

Ermeni cemaati. Beyoğlu'ndaki müzisyenler kahvesinde arkadaĢlarıyla çene çalarken içeri giren bir Hırvat tarafından yaylım ateĢine tutulur. gündüzleri kuyumcu dükkanlarını boĢaltır. 60 bin kese altındır. Tanzimat'ın da etkisiyle.. Dilekçe.Bir genç yerde kanlar içerisinde yatmakta. mesele de kapanır. cariyeye baĢını çevirip bakmazdı ama Serfiraz adamlarını eve gönderip Feslimizi rahatsız eder. 1858 Temmuz'unun bir günü hıĢımla Babıali'ye gelir. Fransa ve Rusya büyükelçiliklerine dilekçeler verir. Küçük Fesli'yi adalardan birine kaçırır. kiralık katiller tutup oğlumuzun canına kıydırdı. bugünkü ÇarĢıiçi Caddesi'nde oturmakta ve Yıldız KöĢkü'nde kalan Serfiraz'la haftada birkaç kez buluĢmaktadır. Ġstanbul'un seçkin ve özellikle saraya yakın çevrelerinde bomba gibi patlar. Sadece Refia Sultan'ın borçlarının toplamı.. Ermeni gencinin ailesi. Ġstanbul çapında özel bir soruĢturma baĢlatır. önce kız kardeĢlerine ve kızlarına nasihat etmeyi. Kahire'den gelen Mısır sosyetesi bozmuĢtur. sonuç alamayınca da BeĢiktaĢ ÇarĢısı'nda bıçaklatmıĢtır. üstelik birkaç gün içinde katillerin kimliği ortaya çıkartılır. Küçük Fesli diye anılan genç bir Ermeni müzisyenidir. "Oğlumuzu padiĢah öldürtmüĢtür" derler. Cevdet PaĢa'nın deyimiyle. Ailesi. Küçük Fesli'nin ailesinin verdiği dilekçelerin üzerinde durmazlar. yalılar alır ve bunları Paris'ten getirttikleri eĢya ile döĢerler. Saray bize tazminat versin. Mısırlılar artık her alanda taklid edilmekle. BeĢiktaĢ'ta oturan ve Küçük Fesli diye anılan bir Ermeni gencine gönlünü kaptırmıĢ ama sevgisine karĢılık alamayınca intikama kalkıĢmıĢ. Ġstanbul'a akın etmeye baĢlarlar. dedikodulardan yola çıkıp Ġstanbul'daki Ġngiltere. Dedikodular. iĢin peĢini bırakmaz. o zaman yaĢanır. kocaları olan "damat paĢaları" yola getirmekten geçtiğini düĢünür. Yıllardan 1855 ve Abdülmecit'in devri iktidarıdır. BeĢiktaĢ'ta. ama hafif yaralanır. hem de Avrupalı prenseslerin hayat tarzlarına imrenerek sırtlarına o dönemde yeni moda olmuĢ feracelerini geçirir.. Aslında oğlumuz. Asıl rezalet. Mehtap seyrinin pek bir zararı yoktur ama. Evladımız boĢ yere canından oldu. Sevgili. Ġstanbul sosyetesi boğazına kadar borca girer ve bu iĢten en çok. PadiĢahı odasının kapısından geri çevirmekle isim yapmıĢ olan Serfiraz.. bir zamanlar ahlâkına gayet düĢkün ve gayet namuslu bir Ģehirdir ama bu namusu ve zarafeti. ellerindeki kanlı bıçakları bir yana atarak koĢmaya baĢlayan hırpani kılıklı iki kiĢi. ertesi gün de ölür. Sultanlar. Olay. savurganlıktan vazgeçmelerini söylemeyi dener ama sultanlardan hiçbirine sözünü geçiremez. O zamana kadar kafes arkasında yaĢayan Ġstanbul kadınları. Neyse ki. Mısır valisi Abdullah PaĢa'nın çevresindeki zenginler." diye tutturunca. bu "Mısır döküntüleriyle aĢık atmaya" baĢlar. Borçlular arasında ilk sırayı. Ama Serfiraz "Ġlle de Feslimi isterim. Çok paralar harcayıp konaklar.. Ahlâkı kim bozdu?. saraya çağırırdı. Kavalalı hanedanından Zeynep Hanım'la israf yarıĢına çıkarlar. hem Mısırlı. kuyumculardan gelen faturalar arttıkça artar ve sarayı gırtlağına kadar borca sokar. bütün damatları karĢısına dizer: . Osmanlı Ġmparatorluğu ile Avrupa'nın üç büyük devleti arasındaki siyasi iliĢkiler o günlerde iyi seyretmektedir. yine Abdülmecid vardır. sefahat kapısı ardına kadar açılmaktadır. Tarihçilere göre Ġstanbul. yeniden BeĢiktaĢ'a döner. Elçilikler. saraylı hanımlar almaktadır. önce Beyoğlu'ndaki bir kahvede öldürtmek istemiĢ. ara sokaklarda gözden kaybolmaktadır." deyip gitmektedir.. geceleri de sandallarla Boğaz'da "mehtap seyrine" çıkarlar. Ailesi. Abdülmecid. Bir gün. günümüz Tahtakale çevresinin ataları olan Galata bankerleri kârlı çıkar. Ancak aĢkları bu defa kısa sürer ve padiĢaha ortaklık eden Ermeni genci bir gece ÇarĢıiçi'nde iki kiĢi tarafından bıçaklanır. katillerin bizzat saray tarafından kiralandıklarını itiraf ettikleri yolundadır. Tahtta. "Serfiraz'ın aĢkını kıskanan padiĢah. Sultanları yola getirmenin yolunun.

Bu evlerin en ünlüsü. Resmen yasak olmalarına rağmen öncelikle baĢkentin yönetici ve zengin sınıfına hizmet veren evlere kimse karıĢmaz. Hepsini reddedeceğim.. Abdülaziz döneminde görülür.. Osmanlılar’da 19. Ġstanbul'da. Ġstanbul'da öteden beri yakıĢıklı delikanlılara yönelen ilgi kadınlara.. gırtlağına kadar borca batar. böylelikle resmi görevlerinde yükselir.. Artık arabayla gezen kadınlara iĢaretler gönderiliyordu. Gel. O zamana kadar "delikanlılardan" bazı hoĢlanan paĢalar ve beyler.. Ayda dört bin altın harcamaktadır. bugünkü anlamdaki ilk "yerleĢik" genelev. Genç Âli de Mısırlı hanımlara uyarak sağa-sola para saçmaya baĢlar. kızlara döndü. Her iki paĢa modaya uyup kadınlarla birlikte olmayı reddeder ve yakıĢıklı gözdeleriyle konaklarına kapanırlar. bir yandan da gözdesinin yaptığı borçları ödeyebilmek için ailesinden yadigâr kalan birkaç parça mücevheri Galata bankerlerine bozdurmaktadır. padiĢahın "cinsel gücünü" arttırmayı kendisine görev edinir. Âli PaĢa'nın gözdesinin ismi de Âli'dir. Refia Sultan'ın kocası Mehmet Ali PaĢa'ya döner. bu değiĢmeyi Ģöyle anlatıyor: ".. O döneme kadar gerçi fuhuĢ amacıyla kullanılan çeĢitli evler vardır ancak bunlarda ya bir tek kiĢi çalıĢmakta.. "kırmızı fener" yahut sadece "ev". en çok bilinen adlarıyla da "kerhane" veya "genelev"… Aslında birçoğumuz yanlıĢ biliriz… "Kerhane" sözünün.. Benim. fabrika" anlamına gelen "kâr-hane"den geldiğini sanırız ama yanılırız. Ġstanbul'un öylesine önemli bir kiĢisidir ki. Fatma. Cevdet PaĢa'nın Ġkinci Abdülhamid'e sunduğu raporlardan oluĢan "Maruzat". Kâğıthane ve Bayezit'te yeni bir usul yarattılar. birdenbire kadınlarla düĢüp kalkmaya baĢlarlar. birden geçim sıkıntısına düĢüverir. Sultanlar gece mehtapta gezerlermiĢ... Son sözü. Ġmparatorluğun yıllarca ikinci adamı olan Âli PaĢa. ya da geçici olarak faaliyet göstermekte ve zaptiye korkusundan sık sık yer değiĢtirmektedir. Mısırlılar gelmeden sadrazamlık maaĢıyla gül gibi geçinip giden "çift". argoda "aĢağı mahalle". Avrupa'dan kuvvet macunu benzeri ilaçlar getirtip hükümdara içirir. erkek düĢkünleri azaldı. Sosyal hayattaki bu değiĢiklik. Hanedanın damatları da baĢka havadadır… Mesela. akıllarını baĢlarına toplasınlar. bunlar büyük ün yaparak edebiyata bile girerler. kelimenin aslı Arapça "kerh" sözcüğüdür: "iğrenme.. "h"nin biri düĢmüĢ.. seninle karĢılıklı geçip tabanca atalım. PaĢa daha sonra Paris ve Londra'da sefirlik. yüzyılda ortaya çıkar." diye haykırır. geceleri kıyafet değiĢtirip Beyoğlu'ndaki ünlü "evlere" devama baĢlar ve 38 yaĢında verem olup bu dünyayı terkeder.. döĢek yoldaĢlarının "cinsi" de değiĢir. Ġkinci Mahmud'un kızı Atiye Sultan'ın kocası Damat Fethi PaĢa… PaĢa. "kerhhane" yapmıĢlardır....."." der.Hareketleriniz artık namusuma dokunur oldu.. Langa Fatma adında bir kadına aittir.".. ölümü tarihçi Cevdet PaĢa'nın raporlarında bile yer alır ve "Edirnekapı semtinde . gece mehtapta gezer kızım yoktur. Ama "gelenekleri" bozmayan ve alıĢkanlıklarından taviz vermeyen iki kiĢi vardır: Birkaç kez sadrazamlık makamına geçmiĢ ola Âlî ve Kâmil PaĢalar.Kadın merakı arttı. sadece harcamalarda kalmaz. "kerh"in sonuna Farsça "ev" demek olan "hane"yi eklemiĢ.... Beyler. ġiĢeler dolusu "güçlendiriciler" içen Abdülmecid'e gelince… Sarayındaki yüzlerce cariyeden bıkar. Farsça'da "iĢyeri. hatta saltanat müsteĢarlığı yapacaktır.". bir yandan yabancı elçiliklerin duymasını önlemek için delikanlı sevgilisini olabildiğince ortalarda göstermemeye çalıĢmakta.. "Hain herif!. Eski sadrazam. ticaret nazırlığı. "Beni karılarımla kızlarım bitirdi" olur… Ġstanbul'un ünlü "Ev"leri… Eski adıyla "umumhane". tiksinme" anlamına gelir "kerh"… Eskiler. "Karılarınıza sahip olun... neticede "kerhane" olup kalmıĢtır… Bu "kerhane" kavramı. gençlerin dilinde "mektep".... Karılar." diye söze baĢlar. Gerçi bizim kerhanelerin çalıĢma hızıyla fabrikalar arasında bir benzerlik vardır ama.. yoksa alimallah hepinizi dövdürürüm... "Avrupa'da düello diye bir adet varmıĢ... Kelime söylene söylene hafiflemiĢ.. kayınbiraderi Abdülmecid'in gözüne girebilmek için. Ġkinci Abdülhamit zamanında öldüğünde.

Tarife. Vefatına bazı Ģuera (Ģairler) "Öldü Langa Fatıma" terkibini tarih düĢürdü…" denir. beyleri. ortalığa göz-kulak olmaktadır. Cihanyandı. KarakaĢ Melek. yasak" demek olan haremdeki günlük hayat. birçok Ģiirinde Hürmüz'den bahseder. Örneğin. Bu evler. Öyle ki. Özellikle 19. Ġbrahim adlı bir Ġranlı tarafından iĢletilen "Acem'in kerhanesi"dir. Ġstanbul'un en büyük kerhanesi kapandı ve ondan sonra ol mertebe muhteĢem bir kerhane açılmadı. MüĢterilerinin baĢında döneminin hükümet üyeleri. Hürmüz'e aittir. Ama ahlakî gerekçelerle değil. Küçük Cenap. Camigelini Seher. paĢaları ve diğer zenginlerinin bulunduğu evin "direktörlüğünü" Ġbrahim'in dostu Fitnat hanım yapmakta. Kumru. Büyük Allı. Gonca. Topkapı Sarayı'nın yüzyıllar boyunca yerli-yabancı hemen herkesin ilgisini çeken bu köĢesine ait bilgilerimiz. Teranedil. bugünkü benzerlerinden lüks ve ihtiĢam açısından çok farklıdır. bu kadınların sayılarını ve günlük hayatlarını aydınlatmaya yetmiyor. okunduğunda tebessüm uyandıran olaylar da var. Acem'in evinde mesleklerini sürdüren ve adlarına Ģarkılar. "Kalfahanım" diye anılan namazında-niyazında. güzel. müĢterilere hünkarbeğendiden elmasiye tatlısına kadar Osmanlı mutfağının hemen her örneğini sunabilen Ferruh adında birinci sınıf bir ahçısı ve Ferrufun mutfakta hazırladıklarını "zarif bir Ģekilde sofraya getiren Aleksan adlı genç bir Rum hizmetkarı ve Hoylu Turhan diye bi de peĢkircisi vardır. Üsküdar Bülbülderesi'nde Halide. "Nazır-ı zaptiyye Abdi beyefendi dün gece Hürmüz'ün kerhanesinde bir güzel zevkeylemiĢ Akıbet nimet-tesadüf ol gece aguĢuna Zevcesi hamfendiyi kader sevkeylemiĢ". Türk hiciv sanatının zirvelerinden sayılan EĢref bile. baĢı örtülü ve eli tesbihli bir kadın da. Küçükallı. Ġbrahim'in sadrazamı. yönetim karĢıtlarının buralara "müĢteri" gibi girerek içeride siyasi toplantılar yapabilecekleri korkusundan. destanlar yazdıran kadınların adları Ģöyle: "Sidikli Perver. Ģevvalin yirmi sekizinci günü veda-i kârhane-i fena edip gitmiĢ olduğundan. yüksek düzeydeki devlet yöneticilerinin "nikahlı kanlarıyla geceleri Hürmüz'de birbirlerine rastladıklarını" söyler. çok az sayıdaki belgeyle ve bazı tarih kitaplarındaki kayıtlarla sınırlı kalıyor. Öyle ki. yüzyılda yazılan siyasal hicivlere konu olan bir diğer umumhane de.. kadınlara aĢırı düĢkünlüğüyle bilinen Sultan Ġbrahim döneminde.. gerçekten de bir sır bulutunun ardında.bayağı bir mahalleye mutasarrıfa olarak kibarane ve zarifane kerhanecilik ekmekte olan ve hakkında Zaptiye müĢirinin bile hüküm ve nüfuzu cari olamayan meĢhure Langa Fatma. Büyük Cenap. Ya haremde?. ġaĢı Ġfakat. Sütçünün kızı Kadriye. bir gün hükümdarın hoĢlanacağı tipten bir kız bulur ve geceyarısına doğru saraya haber göndererek "hediyenin ertesi gün teslim . Küçükinci. yüksek düzeydeki devlet yöneticilerinin görevlerinden biri de. Ġstanbul’daki bu çeĢit evlerin en eskilerinden biri. Uzunküpe Firdevs" ve "Bacaksız Ġncitab". Aynı yıllarda. Kelime anlamı "gizli. padiĢahların haremdeki kadınlarla iliĢkilerini. Ġstanbul'la ilgili kayıtlarda. döneminin bazı ileri gelenleri için en uygun yerin "Hürmüz'ün kerhanesi" olduğunu yazar ve daha da ileri giderek. kantolar bestelenen. Pesend. Arap Saliha ve Vecdiye adlı kadınlar tarafından iĢletilen bu evler Anadolu'yla da bağlantılı bulunmakta ve karĢılıklı "sermaye transferi" yapmaktadırlar. Büyükinci. baskın korkusunun hüküm sürdüğü "müstakil" evlerdir. saklı. etkileyici ve alımlı genç kızlar bulmak ve padiĢahı memnun etmek amacıyla. Aksaray yakınlarında. Ġkinci Abdülhamit'in tahta geçiĢinden birkaç yıl sonra kapatılır. bunları saraya "hediye" etmektir. kentin Anadolu yakasında da bu tür bir "evler zinciri" vardır. Acem'in evi. Ama saray ve harem hayatıyla ilgili. Artık evlerin müdavimlerinin gidebilecekleri tek yer ise. Nigar.

Adını "ġivekâr"a çevirir. sadece "altı" kez evlenebilmiĢlerdir. babasının tahtından indirilmesi veya babası daha hükümdarken." diye devam etmektedir. çabuk göndersin" demektedir. "cariye perhizi" olduğunu söylerler. Üçüncü Ahmet'in kızı Ümmügülsüm Sultan'dır. Tabipler "PaĢa hazretleri" derler. her akĢam "bakire" bir cariyeyle beraber olma alıĢkanlığından hiçbir fedakarlıkta bulunmamıĢ bir kiĢidir. "Çabuk olsun. "Hediye". saray kadınlarını çevresinde gördüğünde nasıl hiddetlendiğini anlatan tarih kitapları. Ġbrahim. biraz sonra kanter içerisinde döner ve sadrazama padiĢahın elyazısıyla bir "nâme-i hümayun" uzatır. damat paĢa gözden düĢer ve sultan da büyük bir maddi sıkıntıya girer. "Bir karı bulmuĢ idin. PadiĢahtan ihsan beklerken. Sarayda bu ve benzeri hadiseler yaĢanırken. iki yaĢında bulunduğu sırada vezirlerden Abdurrahman PaĢa'yla niĢanlanır. kendisine tanımadığı.edileceğini" söyler. tarihte ilk ve son kez olarak gözlerini bile örtmeye mecbur kalmıĢlardır.. "Vakit geç oldu. Giden haberci. sevmediği ve seçiminde siyasal tercihlerin rol oynadığı kocalar bulmasıdır... 12 evlilik yaparak eriĢilmesi güç bir "skoru" elinde bulunduran bu sultanı... dev yavrusu bir Ermeni kadını bulup hükümdara takdim ederler. Bir padiĢah kızının hayatındaki en büyük dertlerin baĢında. daha doğrusu bebekken niĢanlandırılan bir hanedan üyesi. gün doğarken saraydadır. Sabah erkenden takdim edeyim.Altlarına büyük çiviler çakılmıĢ bir ayakkabı yaptırttı ve bunu giyerek dolaĢmaya baĢladı. Ermeni kadının.. Birinci Ahmet'in kızı Fatma Sultan ise. "Bana Ġstanbul'un en ĢiĢman kadınını getirin" diye tutturur.. paĢa nikahtan önce ölüverince de bir baĢka devlet adamına.. Ġbrahim'in tam tersi olan ve haremde kadın görmeye tahammül edemeyen padiĢahlar da vardır ve bunların baĢında Üçüncü Osman gelmektedir. "Önce Ģu ilaçları almanız ve perhize girmeniz gerek. Çivilerin çıkarttığı tok sesleri duyan cariyeler derhal odalarına çekilir ve efendimiz geçinceye kadar orada otururlardı. Saray görevlileri Ġstanbul'u karıĢ karıĢ tarar. Osmanlı tarihinde çok genç.. tahayyür etmeyesin" demekte ve "Çabul ol. NevĢehirli Ali PaĢa'ya verilir. Sonra da bu perhizin kızartma ve zeytinyağlı yemeklerle ilgisi bulunmadığını.. Sultan Ġbrahim'in günün birinde aklına eser. daha konuĢmayı bile beceremezken. devletin yüksek düzeydeki yöneticilerinin akĢam meĢgaleleri.. kadına hemen aĢık olur. Sıkıntılar. Üçüncü Osman bununla da yetinmez ve Ģehre indiği günlerde kadınların sokağa çıkmasını yasaklar arkasından kadınların evlerinin dıĢında bulunduklarında. Ama bu cariyeler. zevk vermelerinin yanısıra bazan can da alırlar. cariyelerdir. Sultan.". Kapdan-ı Derya Kılıç Ali PaĢa olayındaki gibi: Osmanlı tarihinin ünlü kahramanlarından olan Ali PaĢa.".. günün birinde ağır bir hastalığa yakalanır. alır ġam'ın bütün gelirlerini bu Ermeni kadına bağıĢlar. baĢka tür bir rekorun sahibidir: Evlenme rekorunun... Ġstanbul kadınları... tekrar haber göndererek "Sultanım" der. iki yıl sonra da Ümmügülsüm Sultan çektiklerine dayanamayarak 24 yaĢındayken hayata gözlerini kapar. kadınları arasında "yedi numara" yapmakla da yetinmez. hanedan mensubu kadınlar için de sözkonusudur. Derken babası tahtından indirilir. bunu bize gönderesin.". PaĢa. diğer kızkardeĢleri izler. Ġbrahim'in tahttan indirilmesinden sonraki akıbetini bilmiyoruz. AyĢe ve Safiye sultanlar. . cariyelere aĢırı düĢkünlüğüyle tanınan ve doksan yaĢına gelinceye kadar. nefes nefese bir saray hademesi gelir: Ġbrahim. Bir diğer hanedan mensubu. hiçbir yerlerini göstermeyecek Ģekilde giyinmelerini buyurur. Ama vakit geceyarısını çoktan geçmektedir ve o saatten sonra gönderilen cariyenin pek iĢe yaramayacağını düĢünen sadrazam. çok büyük bir farkla. Oldukça ilerlemiĢ bir yaĢta tahta geçen ve o güne kadar sarayın bir odasında hapis hayatı yaĢayan bu padiĢahın. Ellerinde ne varsa satmaya baĢlarlar. sonunda bir çözüm bulunduğunu söylüyorlar: ". Ġbrahim.

.. Hayrullah Efendi'nin (1817-1866) "Devlet-i Osmaniye Tarihinin 14. Benim vücudum turâb (toprak) olunca ben senden geçer isem ("toprak olduğumda ben senden vazgeçersem" anlamında). kurban" diye bahsetmekledir: "Abdülhamit'in. uğradığı bu kazadan ötürü feryad ettikçe. lağımın dibine kurtuluĢ yolu arayan deli de. Abdülhamid'in RuhĢah'a hitaben kaleme aklığı ve bugün Topkapı Sarayı arĢivinde saklanan mektuplarından öğreniyoruz. Birinci Abdülhamid'in. Bir kusur ile azâb eylemez. Olayı haber alanlar gelerek kebap ĢiĢleriyle delinin baĢına vurdular ve efendilerini kurtardılar. Bu aĢkı. Bîçare Ģeyh o kaza-i muallâk isabetinden feryad ettikçe.. bu satırların yazarı olan babası olan Hayrullah Efendi. sayfasında yeralan bir olay. sağlam bir ip sandığı aleti sıkıca tutup inad ederdi.. bol cariyeli bir cümbüĢ düzenler.". Ve biraz sonra... derûn-ı karîzde cây-ı girîz arayan dîvane dahi habl-i metîn sandığı beyzateyni muhkem tutup inâd ederdi. billâhi'l-azîm". Meğer delikten sarkan. konusu cinsel olmasa bile. Kendimi zaptedemiyorum.. Bu gece gel.Ama doktorları dinleyen kim? "Benim Ģifam ilaç filan değil.. kılmak üzere de olsa yine de koskoca bir imparatorluğun tek hakimidir. mahlûkatın halikidir (yaratılmıĢların yaratıcısıdır. Amma bu belây-i nigergîrden bîçarenin âlet-i reculiyyeti düĢüp madde-i hayatı kesildi.. gözüne bir sürahtan aydınlık görünür ve Ģâkül-i saat-i tam misillû bâlâ-i kuburdan bir âvîze dahî gözüne dokunur.". Dargeçit içerisinde giderken. dertli Ģeyhin apdesthanede gönül rahatlığıyla bıraktığı garip erkeklik aleti imiĢ.. Billahi sebeb-i illetim (hastalığıma sebep) ve belki mevtim (ölümüm) olursun. Ama bu beladan dolayı çaresiz Ģeyhin erkeklik aleti düĢtü ve adam öldü. mezkûr hanenin memĢa lâğımına yol bulup ol mâber-i tenk-i târ içinde güzâr ederken.. gözüne bir delikten sızan aydınlık çarpar ve deliğin üzerinden saat Ģakülüne benzer bir Ģeyin sarktığını görür. kurban olsun! Bir kusur ile beni unutma... Ünlü Ģair Abdülhak Hamid'in.. Hükümdarlara ait bilinen en büyük aĢk hikâyesi.Ve yine bu sâlde vefat eden Ayasofya Cami-i ġerifi vaizi Mehmet Efendi'nin sebeb-i vefatı Ģöyle beyân olunur ki: Mumaileyhin. Allah lâyığımı versin.. sizin yasaklamak istediklerinizdir" der ve hemen o gece yatağının çevresinde bol sazlı. niyazımdır.. Kul-köle olan padiĢah. Sana ben-dolmuĢ (bağlanmıĢ) bir kulunum. sağlam bir ip sandığı Ģeye sıçrayarak iki eliyle birden asılır. Hükümdar.Bu yıl vefat eden Ayasofya Camii vaizi Mehmet Efendi'nin ölüm nedeni Ģu Ģekilde anlatılır: Adı geçen kiĢinin Süleymaniye timarhanesi yakınlarında evi vardır. Çaresiz. sıradan bir insan değil. bir baĢka mektubumla arlık kendisinden "kul. Delilerden biri kaçıp kurtulmak için yol ararken. Kendisini zaptedemediğini söyleyen ve arzuladığı kadını "ayağının altına yüzünü. Dîvane herif muzik-i müteaffın ve kazîften tahlîs-i can kasdıyla ol âvîze-i muallâkı habl-i metîn kıyasıyla sıçrayıp iki eli ile sarılır. cildinin 97. Meğer dehân-ı sürahtan sarkan. RuhĢâh'ına kul. Hükümdar. Hamid'in sana kurban ola!... ifade biçimi açısından son derece ilginçtir. bu evin lağımına girer. Ayağın allına yüzüm gözüm sürerek rica ederim. Deli herif. Ģeyh. ". bir mektubuna "RuhĢah'ım. ben ." diye baĢlıyor: "Cenâb-ı hallâk-ı âlem (alemin yaratıcısı). yataktan paĢanın cenazesini çıkartırlar. Ģeyh-i derdmendin sâha-i müsterâhta ferağ-ı bal ile bıraktığı kadîb-i acîbi imiĢ. Vak'a-i karîz ve hâyeden haberdar olanlar gelip Ģeyhi sîh-i kebâb ile dîvanenin baĢına kakarak alıp velinimetlerinin topalak pûsîdesini kurtardılar. Efendim! Sen benim. Böylesine bir ölüm. nefes almayı güçleĢtiren koku ve pislikten canını kurtarmak için.. cariyelerinden RuhĢah'a olan bağlılığıdır. gözünü sürerek" davet eden. Süleymaniye timarhanesi kurbünde hanesi olup tımarhanede mevcud olan mecnunlardan birisi firara münasib bir cây-i halâs ararken. günümüz Türkçesiyle Ģöyle demektedir: ".

Ġstanbul. Ayağını öpeyim. Çağatay: "Harem'den Mektuplar". Ġstanbul 1917-1932. Bu gece kendimi güç zaptettim. Ġstanbul. basım yeri ve yılı belli değil. . beni bu gece Allahu teâlâ aĢkına mahzun eyleme efendim. Türk Tarih Kurumu Yayını. T. Ġstanbul 1946. 19. . . yazarı belli değil. tarihçi Çağatay Uluçay yazıyor: ".Hâce Nasreddîn-i Tûsî: "Bahname-i Tûsî". . ölünceye kadar Birinci Abdülhamid'in kalbine. R.: "Zifaf Gecesi-Harem Ağası'nın MuaĢakası". Basım yeri ve yılı belli değil. Hamid sana kurban olsun. .Kâtibzade Mehmed Refi: "Bahname". 1974. Billahi sabra mecalim kalmadı. . .Ahmed Refik: "Ġstanbul Hayatı". Ġstanbul 1977..Ertop. . ."Zifaf Hatırası". Ġstanbul.Ahmed Sahib (çeviren): "Kamasutra . Ġstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Kürsüsüne verilmiĢ basılmamıĢ bitirme tezi.Refik Ahmet: "Ġstanbul Nasıl Eğleniyordu?". Çağatay: "Harem".DerviĢ Ġsmail: "Dellâkname-i DilküĢâ".9659..Y. Çünki baĢkadın AyĢe Sultan'ın o günden sonra yerini sevgilisi RuhĢah kadın almıĢ.F. 1975. . Bizdeki yazma nüsha. . Ġstanbul 1329. . 1702. tarihsiz.Ahmed Cevdet PaĢa: "Tezâkir". . T.Fazıl-ı Enderuni: "Zenanname. Abdülhamid tekrar kaleme sarılır: "Efendim. . Hükümdarın mektuplarının ne sonuç verdiğini. T.ġ. Ġstanbul Üniversitesi Kütüphanesi.R.ġihabeddin: "Bahname" (Mir Mustafa bin Hüseyin PaĢa tercümesi). Feza: "Hubanname-Zenanname'nin Minyatürleri".Nazım ġakir: "AĢk-ı Marazi".Gökyay). Ġstanbul Üniversitesi Kütüphanesi..". 1329. ----{ kutupyıldızı kitaplığı }---- . 1299. Defter-i AĢk". Yazarı.Burill. 1956.M."Bahname". 1970. RuhĢah bu davetlere icabet etmemiĢ olacak ki. .Birinci Hamid'in bu yalvarmaları ve niyazları tesirini gösterse gerek. Ġstanbul Üniversitesi Küt. yüzyılın baĢlarında olabilir. Konur: "Türk Edebiyatı'nda Seks .Abdülhalim Galip PaĢa: "Mutayyebat-ı Türkiyye". Ġstanbul 1330.Uluçay. Çenginame.. T.Çakmut.Y.Y. .Keykâvus: "Kabusname" (Yayınlayan: O. Ankara 1985. . Sana kul ve kurban olayım efendim". . Anno. 1959.Uluçay. .7152.. Ġstanbul. Ġstanbul 1927..Sevmek Sanatı".Uluçay. Türk Tarih Kurumu Yayınları.. . Topkapı Sarayı Kut. "The Nasreddin Hoca Stories". Ġstanbul. Hem ayın iblida (ilk) gecesidir. . Bu gece teĢrifinle kulunu ihya edesin. yüzyıl ortaları. . 19.Gazalî: "Dâfiu'l-Gumûm ve Râfiu'l-Humum".. Ġstanbul Üniversitesi Küt. Ġstanbul 1326.Gölpınarlı. Kerem senindir. Archivum Ottomanicum. Ankara 1953. Abdülbaki: 'Divan Edebiyatı Beyanındadır". tahtına ve hazinesine hükmetmiĢtir.senin ĠnĢallah-u teâlâ ömrüm oldukça cem (birarada) oluruz: Nazik ayağına yüzümü sürerek niyaz ederim". Çağatay: "Osmanlı Saraylarında Harem Hayatının Ġçyüzü". bizdeki yazma nüsha. . Ġstanbul 1327. Mouton. 1400. .ġövalye Hasan Bahri: "Nisvân-ı Zarife".S. K.2706.Fazıl-ı Enderunî: "Hubanname".Hacı Mustafa Rakım (?): "MürĢîd-i Müteehhilîn" ve "MürĢîd-i Nîsâ".Y. . BĠBLĠYOGRAFYA .5502.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->