P. 1
Buyuk Ortadogu Projesi Great Middle East Project

Buyuk Ortadogu Projesi Great Middle East Project

|Views: 1,234|Likes:
Yayınlayan: Gercekh

More info:

Categories:Types, Research, Science
Published by: Gercekh on Apr 23, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

01/23/2014

pdf

text

original

Sections

BÜYÜK ORTADOĞU PROJES

Beyza TANGÜLÜ CUMHUR YET ÜN VERS TES SOSYAL B L MLER ENST TÜSÜ

Lisansüstü Eğitim, Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin Sosyoloji Anabilim Dalı Sosyometri Bilim Dalı çin Öngördüğü

YÜKSEK L SANS TEZ Olarak hazırlanmıştır.

TEZ DANIŞMANI Prof. Dr. Ali ERKUL

S VAS – 2006

Beyza TANGÜLÜ tarafından hazırlanan bu çalışma jürimiz tarafından Sosyoloji Anabilim Dalı / Sosyometri Bilim Dalı YÜKSEK L SANS TEZ olarak kabul edilmiştir.

Başkan

Prof. Dr. Ali ERKUL

Üye

Doç. Dr. Metin EROL

Üye

Yrd. Doç. Dr. Ziynet BAHADIR

Onay Yukarıdaki imzaların, adı geçen öğretim üyelerine ait olduğunu onaylarım. 30 / 06 / 2006

Enstitü Müdürü Doç. Dr. Nevzat GÜLD KEN

ÖZET Bu çalışmada, Yeni Dünya Düzen’ini kurmak isteyen ABD’nin yeni

yüzyıldaki küresel egemenlik arayışı ve bu çerçevede ortaya atmış olduğu “Büyük Ortadoğu Projesi’” ele alınmaktadır. Çalışmanın amacı, Amerika Birleşik Devletleri’nin, Ortadoğu’ya yeni bakış açısını yansıtan Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçek hedeflerini, stratejik ve tarihi arka planını, hangi ülkeleri kapsadığını, AB;NATO ve srail ilişkisini ve Türkiye’ye etkilerini incelemektir.. ABD’nin güvenlik anlayışı doğrultusunda tehdit algılaması 21.yy’ın başında “terör”’ olmuştu. El Kaide Örgütü tarafından gerçekleştirildiği açıklanan 11 Eylül saldırıları, ABD’nin ve müttefiklerinin tehdit algılamasını değiştirmiş ve yeni yüzyılın ilk savaşının ‘’terörle savaş’’ olarak ilan edilmesine yol açmıştı. Bunun yerine terörle mücadele kapsamında, El Kaide eylemcilerinin bulunduğu Afganistan’ı işgal etmişti. ABD Haziran 2004’te G-8 toplantısında ve NATO’nun stanbul Doruğunda yeni Ortadoğu perspektifini içeren Büyük Ortadoğu Projesini ilan etmiştir. Terörün kaynağı olarak gördüğü Ortadoğu’da köhnemiş yönetimlerin değişmesi, kadın haklarının geliştirilmesi, okuryazarlık oranının yükseltilmesi, bölgeye demokrasinin götürülmesi, insan hakları ihlallerinin önlenmesi gibi söylemlerle ortaya attığı “Büyük Ortadoğu Projesi” ile Ortadoğu’da Batı standartlarında demokrasiler kuracağını ve özgürlük yayacağını dile getirmektedir. Büyük Ortadoğu Projesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin Soğuk Savaş sonrasına tek kutuplu olan dünya üzerinde egemenliğinin ve Pax Americana’nın sürmesini sağlamak üzerine kurulmuş bir projedir. Bölgede ‘Terör ve Kitle mha Silahları’nın Engellenmesi’ ile ‘demokrasi ve özgürlük götürme’ gibi amaçlar, ana hedef değil araç hedeflerdir. Çalışmada, ABD’nin yeni küresel güvenlik vizyonu ışığında, küresel güç kompozisyonu içindeki etkileşimi temelinde, Büyük Ortadoğu Projesi’nin arka planında yer alan enerji, din, güvenlik boyutlarına yer verilecektir. Stratejik boyutu itibarı ile büyük bir aktör olan Türkiye’ye etkileri de tartışılacaktır.

I

ABSTRACT The fall of the Berlin Wall in 1990 signified the end of the Cold War. 15 years later, the world saw Israel erect a wall in the West Bank in the name of preventing terrorism. The BerlinWall was a monument that paid tribnle to the ideological conflict between communism and capitalism. The wall erected by Israel in the West Bank was a monument that signifed the anti- terrorism sentiments in the Middle East after the September 11 th attacks in the USA. At the beginning of the 21st century, the United States perceived terroism to be the primary threat to its security interests. The attacks of September 11 th coused the US and its allies to declare “war on terror” as the first major war of the 21 st century. As a result,the US invended Afghanistan ,where Al Qaida militants were located. In the post- september -11 th era, the US started advocaling the docrine of “preemptive strike” in order the prevent the spread of terrorism and weagens of mass destruction (WMDS). This doctrine is also reflected in the “National Security Strategy“ outline in 2002 by President George W. Bush. After the end of the Cold War,all efferts were directed towards the estab lishment of the “New World Order“ (Novus Ordo Seclorum) . This study concerns the “Great Middle East Project”, a new effort advocated by the US in the pursnit of global superiority. The “Great Middle East Project“ reflects the new Outlook of the United States towards the Middle East. The goal of study is to outline the real goals of the “Great Middle East Project”, its historical backdrop,and its impacts on Turkey. In june 2004, the US openly declared its own perspective on the Middle East during the G-8 Summit and NATO Summit in stanbul. The primary goals of the US are to establish Western Style democracies and the spread of freedoms in the Middle East. The Great Midlle East Project is an effort by the United States to maintain its global supremacy and the principle of “Pax Americana” in the post- Cold-War era.

II

The US strategy in the post- Cold-war era is based on the 1992 Defense Planning Guide, Project New American Century (PNAC) formulated in 1995,as well as the National Security Strategy document fermulated in 2002. The Great Middle East Project is a natural extension of these documents. Goals such as prevention of terrorism and weapons of man destruction (WMDS) and “Spread of freedom and democracy” are not end goals in themselves, but rather means to other goals. This thesis also explores the religious, security and energy dimensiom of the “Great Middle East Project”. Its impact on Turkey, a major strategic player in the region, is also studied.

III

Ç NDEK LER
ÖZET …………………………………………………………………………………. Ç NDEK LER ………………………………………………………………………. ÖNSÖZ ……………………………………………………………………………….. G R Ş………………………………………………………………………………….. I.BÖLÜM TAR HSEL PERSPEKT F Ç NDE ORTADOĞU ÜLKELER VE SON YÜZYILLARDA ZLENEN BAZI GEL ŞMELER A-) ORTADOĞU KAVRAMINA B R BAKIŞ…………………………………….. B-) ORTADOĞU’NUN COĞRAF KONUMU……………………………………. C-) ORTADOĞU’NUN KÜLTÜRÜ ………………………………………………... D-) ORTADOĞU’NUN D N BOYUTU……………………………………………. E-) ORTADOĞU’NUN JEOPOL T K VE JEOSTRATEJ K ÖNEM …………. F-) ORTADOĞU’NUN TAR H ve S YAS GEL ŞMELER ……………………. 1-) Suriye – Lübnan …………………………………………………………… 2-) Irak…………………………………………………………………………. 3-) Ürdün………………………………………………………………………. 4-) Mısır……………………………………………………………………….. 5-) Suudi Arabistan…………………………………………………………….. 6-) Yemen……………………………………………………………………… 7-) ran…………………………………………………………………………. 8-) Osmanlı Dönemi’nde Filistin’e Yahudi Göçü……………………………... 9-) Haçlı Seferleri……………………………………………………………… 10-) Arap - Yahudi Mücadelesi………………………………………………... Siyonizm…………………………………………………………………. a) Ortadoğu’ya Silah Ambargosu …………………………………….. b) ngiliz- ran Petrol Anlaşmazlığı…………………………….............. 5 6 7 9 12 14 16 18 19 20 21 21 21 22 23 24 24 30 31 I III IV 1

ABSTRACT…………………………………………………………………………… II

11-) 1950-1960 YILLARI ARASINDA ORTADOĞU GEL ŞMELER ……… 30

IV

12-) 1960-1973 YILLARI ARASINDA ORTADOĞU GEL ŞMELER …….. a) 1967 Arap- srail Savaşı…………………………………………….. 13-) 1973-1980YILLARI ARASINDA ORTADOĞU GEL ŞMELER ……… a) 1973 Arap- srail Savaşı……………………………………………... b) 1973 Petrol Krizi……………………………………………………. c) Lübnan ç Savaşı……………………………………………………. d) Camp David Antlaşmaları………………………………………….. e) ran slam Devrimi…………………………………………………... 14-) 1980-1990 YILLARI ARASINDA ORTADOĞUGEL ŞMELER …... a) ran-Irak Savaşı……………………………………………………… 15-) 1990-2000 YILLARI ARASINDA ORTADOĞU GEL ŞMELER ….. a) Kuveyt’in şgali ve 1990 Körfez Savaşı…………………………….. 16-) 2000-2003 YILLARI ARASINDA ORTADOĞU GEL ŞMELER …. a) Afganistan Müdahalesi……………………………………………… b) Irak şgali ve Ortadoğu’da Yeni Yapılanma ……………………….. II. BÖLÜM KÜRESELLEŞME VE TERÖR A-) KÜRESELLEŞME SÜREC VE TERÖR……………………………………… 1-) Küreselleşmenin Anlamı ve Görüşler……………………………………… 2-) Yeni Dünya Düzeninin Aracı Olarak Küreselleşme……………………….. B-) 11 EYLÜL VE TERÖR ZM…………………………………………………….. 1-) Terörizmin Tanımı…………………………………………………………. 2-) Küresel Terör ve Kitle mha Silahları……………………………………… 3-) slami Terör………………………………………………………………… 4-) 11 Eylül Saldırıları…………………………………………………………. 5-) 7 Ekim 2001 Afganistan Operasyonu……………………………………... 6-) 20 Mart 2003 Irak Savaşı…………………………………………………...

31 31 32 32 33 33 34 35 35 35 37 37 40 40 42

44 44 51 52 52 53 56 58 63 64

V

III. BÖLÜM ABD’N N BÜYÜK ORTADOĞU PROJES A) YEN AMER KAN YÜZYILINDA AMER KA B RLEŞ K DEVLETLER ’N N KÜRESEL GÜVENL K V ZYONU VE BÜYÜK ORTADOĞU STRATEJ S …………………………………………… 1-) Amerika Birleşik Devletlerinin Küresel Egemenlik Arayışının Teorik Zemini………………………………………………………………………. 66 2-) Soğuk Savaş Sonrasında Amerikan Diplomasisi…………………………... 3-) Amerika Birleşik Devletlerinin Yeni Güvenlik Anlayışı………………….. 4-) deolojik Çatışmadan Kültürel Çatışmaya: Uygarlık Çatışması…………… 5-) Bush Doktrini-2002 Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ve Amerika Birleşik Devletlerinin Dış Politikasında YeniYönelimler………………….. B) AMER KA B RLEŞ K DEVLETLER ’N N SÖYLEM NDE BÜYÜK ORTADOĞU PROJES …………………………………………………………. 2-) Büyük Ortadoğu Projesi’nin Kapsadığı Alan ve Bu Alanın, Coğrafik, Demografik, Ekonomik ve Politik Durumu……………………………….. 3-) Büyük Ortadoğu Projesi ve Demokrasi Söylemi…………………………... 4-) Büyük Ortadoğu Projesi’nin Dini Boyutu ………………………………… 5-) Büyük Ortadoğu Projesi’nin Enerji Boyutu ………………………………. 6-) Büyük Ortadoğu Projesi’nin Tarihsel ve Stratejik Arka Planı…………….. 7-) Büyük Ortadoğu Projesi’nin lk Yankıları ve Sahneye Konması………….. a) Irak’ta Direnişin Başlaması…………………………………………. b) Irak’ta Türkiye’nin stemediği Gelişmeler………………………….. c) Irak’ta Şii syanı…………………………………………………… d) Irak şgali’nin Gerekçesi Konusundaki Görüşler…………………… e) Irak’taki Direniş Ne Kadar Sürecek? ……………………………….. f) Afganistan…………………………………………………………… 84 86 88 93 96 105 108 112 115 115 116 119 78 1-) Büyük Ortadoğu Projesinin Ne’liği ve Amacı……………………………... 78 74 69 71 72 66

VI

IV. BÖLÜM BÜYÜK ORTADOĞU PROJES VE TÜRK YE A-)Büyük Ortadoğu Projesi ve Bazı Partilerin Görüşleri 129 129 130 130 131 …………………………………………………………………………………………. 1-)Adalet ve Kalkınma Partisi………………………………………………… 2-)Cumhuriyet Halk Partisi…………………………………………………… B-) Büyük Ortadoğu Projesi ve Genel Kurmay……………………………... C-)Türkiye Açısından Çözüm Önerileri……………………………………… V.BÖLÜM KÜRESEL VE BÖLGESEL ÜLKELER N BÜYÜK ORTADOĞU PROJES ’NE BAKIŞLARI A-)NATO ve Büyük Ortadoğu Projesi………………………………………. B-)Büyük Ortadoğu Projesi ve AB …………………………………………. C-)Büyük Ortadoğu Projesi ve srail………………………………………… V.BÖLÜM SONUÇ VE DEĞERLEND RME………………………………………………. 141 133 137 139

KAYNAKÇA………………………………………………………………………….. 144

EK1:

BÜYÜK

ORTADOĞU

PROJES ’NE

BAZI

AYDINLARININ BAKIŞI 1-) Attila LHAN……………………………………………………………… 3-) Özcan BUZE………………………………………………………………. 4-) Suat PARLAR……………………………………………………………... 6-) Alpaslan IŞIKLI …………………………………………………………... 153 164 166 171

2-) Anıl ÇEÇEN ………………………………………………………………. 160

5-)MustafaSıtkı B LG N………………………………………………………. 168

VII

ÖNSÖZ Bu araştırmanın temel konusu Büyük Ortadoğu Projesi’ni birçok yönüyle ortaya koymak ve projenin söz konusu bölgeye etkilerini incelemektir. Öncelikle bu çalışmanın ortaya çıkmasında desteğini esirgemeyen yapıcı tavrıyla ve birikimiyle beni çalışmaya teşvik eden, birlikte çalışmaktan onur duyduğum değerli hocam Prof. Dr. Ali ERKUL’ a teşekkür ederim. Bu çalışmada desteklerini esirgemeyen Yrd. Doç. Dr. Ziynet BAHADIR’ a , Doç. Dr. Metin EROL’ a , yorumlarıyla ve olumlu tavırlarıyla bana her zaman azim ve şevk veren Prof. Dr. M. Beşir AŞAN’a teşekkür ederim. Ailem ve dostlarıma desteklerinden ve ilgilerinden dolayı teşekkürü bir borç bilirim.

VIII

GRŞ Bu çalışmada, ABD’nin Büyük Ortadoğu perspektifi olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin ne olduğu, amacı, tarihsel ve stratejik arka planı, dini ve enerji boyutu, Türkiye’ye etkileri tartışılacaktır. Ortadoğu kavramı batı merkezli subjektif etmesi nedeniyle dünyanın diğer bölgelerini bir kavramlaştırmanın ürünü kendine olan uzaklığına

olduğu için bu bakış açısına göre; Avrupa kendini dünyanın merkezi olarak kabul göre,yakın,uzak,orta şeklinde kategorize etmiştir.Bu kavram hem Uzakdoğu hem de Batı kavramıyla karşıtlaşan bir coğrafi kavramdır.Yakındoğu kavramını da kapsamaktadır. Ortadoğu, büyük medeniyetlerin doğduğu yer olması, medeniyetlerin mirası üzerine üç büyük semavi dinin şekillendiği ve doğduğu yer olması, dünya petrol rezervinin %60’ının, doğalgaz rezervinin %33’ünün bölgede bulunması ve bölgenin jeostratejik ve jeopolitik açıdan olagelmiştir. Bölgedeki çatışmaların kaynağı olan etnik yapı bazı Ortadoğu ülkelerinde şöyledir1: Irak (%70-72 Arap, %17-19 Kürt, %10-12 Türkmen, %3 diğer - %97 Müslüman (%64 Şii, %36 Sünni), %3 Hıristiyan ve diğerleri), ran (%61 Pers, %24 Azeri, %7 Kürt, %3 Arap, %2 Türkmen, %3 diğer - %99 Müslüman (%89 Şii, %10 Sünni), %1 Bahai , Hıristiyan ve diğer ) , Suriye (%90 Arap, %10 Kürt, Ermeni ve diğer - %74 Sünni Müslüman, %16 Dürzi, Alevi ve diğer, %10 Hıristiyan) , Mısır ( %91 Arap, %8 Bedevi, Berberi, Mısırlı, %1 Avrupalı %94 Müslüman, %6 Hıristiyan ) , Bahreyn (%63 Bahreynli Arap, %19 Asyalı, %10 diğer Arap, %8 ranlı - %70 Şii Müslüman ,%30 Sünni Müslüman ) , srail ( %32 Avrupa-Amerika, %21 srail, %14,5 Afrikalı, %12,5 Asyalı , %20 Arap - %80 Musevi, %14 Sünni Müslüman, %2 Hristiyan , %3 diğer ) , Ürdün ( %98 Arap, %1 Çerkez, %1 Ermeni konumu nedeniyle egemen güçlerin ilgi odağı

1

Bu bilgiler www.pbs.org/wgbh/global connections/mideast/maps/demotext.html’den aktarılmıştır.

1

%92 Sünni Müslüman, %6 Hıristiyan, %2 Şii Müslüman ve Dürzi ) , Kuveyt ( %45 Kuveytli, %35 Arap, %9 Güney Asyalı, %4 ranlı, %7 diğer - %85 Müslüman( %45 Sünni, %40 Şii), %58 Hıristiyan, Hindu ve diğer ) , Lübnan , %10 Asyalı - %100 Müslüman ) Bölgedeki bu etnik ve dini farklılıklar tarihte çatışmaların en önemli sebeplerinden birisi olmuştur. BOP, son zamanlarda çok sık tartışılan güncel bir projedir. Proje Ortadoğu bölgenin de siyasal, ekonomik, kültürel dönüşüm hedeflemektedir.Bu hedefleri ABD görünen amaç olarak dile getirse de , ABD Ortadoğu ‘ da ekonomik olarak bölgede enerji kaynaklarının denetimini sağlamak ve yeni pazar alanları oluşturmayı hedeflemektedir. Yine srail’ in bölgedeki güvenliğini sağlamak ve büyük bölümü Müslüman olan coğrafyada ılımlı kontrol altına almış olacaktı. ABD , bu projeye gereksinim duyma sebeplerini şu şekilde sıralamaktadır. Dünya enerji kaynaklarının istikrarsız veya totaliter ülkeler elinde olmasının dünya ekonomisine zarar vermesi, bu bölgelerin teröre kaynaklık etmesi, bölge halkının gelir ve eğitim düzeyinin çok düşük olması, insan hakları yetersizliği, kadın haklarının olmaması, bölgede demokrasi ve özgürlüğün olmamasının altını çizmektedir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de stratejistlerin belirttiği gibi bu bölgeye hakim olan dünyaya da egemen olur. ABD, ekonomik ve stratejik amaçlardan dolayı bu bölgeye bu projeyle yönelmiştir.Ortadoğu geçmişte de tüm devletlerin ilgi odağıydı, günümüzde de bu durum böyledir. Ortadoğu’ya müdahaleler ne ilktir ne de son olacaktır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin tarihsel arka planına baktığımızda konuyu Sovyet sisteminin yıkılışına kadar götürmek mümkündür. lk haliyle de 1995 tarihli National Force Quarterly isimli dergide “Büyük Ortadoğu” başlıklı yazıda formüle edilmiştir. Daha sonra birçok yerde dile getirilen projenin tarihsel arka planına daha ayrıntılı bir şekilde üçüncü bölümde yer verilecektir. slamı yaymak asıl amaçtır. Bu dönüşümlerle ABD dünya üzerindeki hakimiyetinin devamlılığını sağlayacak ve olası rakiplerini de ( %95 Arap, %4 Ermeni, %1 diğer - %70 Müslüman, %30 Hıristiyan ) , Suudi Arabistan ( %90 Arap

2

Projenin kapsamına ilişkin olarak Condoleezza Rice, 2003’ün son aylarında Washington Post ‘ta yayınlanan görüldüğünden bahsetmiştir. Projenin amacı olarak Bush; Ortadoğu’da yoksulluğun derinleşmesi, kadın haklarının olmaması, eğitimin eksikliği, bölgenin teröre kaynaklık etmesi gibi sebepleri saymaktadır. Ortadoğu özgürlüğün yeşermediği bir bölge olarak kaldığı müddetçe de bölgede bu durgunluk sürecek ve bölge şiddet ihraç edecektir. Proje ile ekonomik olarak bölgede serbest piyasa ekonomisine işlerlik kazandırmak srail’in güvenliği, hedeflenirken, siyasi olarak da bölgeye demokrasi getirilmesi, ‘Ortadoğu’yu Değiştirmek’ başlıklı yazısında ‘Fas’tan Basra Körfezi’ne kadar Ortadoğu’da 22 ülkede değişimin ön

Çin ve Rusya’nın muhtemel gelişimini engellenmesi amaçlanmaktadır. Bir diğer hedef ise; kültürel olarak Batılı hayat normlarını yaşama geçirmek ve tüketim kültürünün oluşturulmasını sağlamaktır. Tüm bu hedeflerin temelinde aslında ABD’nin küresel hegemonyasının devamlılığı çabası vardır. Öne sürülen sebepler ise ; bölgede terörün kurutulması, demokrasi ve özgürlüğün götürülmesidir. Ortadoğu’ya demokrasi götürme çabaları ilk defa o bölgeye uygulanan bir dudum değildir.Yıldırım’ın da belirttiği gibi dünyanın birçok yerinde bu “Project Democracy” operasyonu yürütülmektedir. Demokrasi söyleminin ne anlama geldiğini iyi irdelemek gerekmektedir. Demokrasi ile bölgede ülkelerin iç işlerine daha rahat müdahale ederek serbest piyasa ekonomisi ve Amerikan çıkarlarının korunması sağlanmış olacaktır. Yıldırım’a göre;…Böylelikle egemenler, demokrasiye geçiş sürecini de, kendileri örgütleme olanağına kavuşuyorlardı. Diktatörlerin açık egemenliği yerine , akılları liberal-enternasyonale yatmış olan siyasi partilerin ve ikna edilmiş seçkinlerin demokratik (!) egemenliğini pekiştirme yöntemiydi artık geçerli olan2. Ülkeleri dışarıdan kuşatan ve içeriden ele geçirerek doğal kaynaklarına , iç pazarlarına, ekonomilerine el koyan devletler demokrasi ve özgürlük cilasıyla

2

YILDIRIM, Mustafa ;Project Democracy ‘Sivil Örümceğin Ağında, Ulus Dağı Yayınları, 8. Baskı,Ankara,2005,s:24

3

amaçlarına ulaşmaktadırlar. ABD , Ortadoğu’da da bu demokrasi ihracıyla tüm dünyada amaçladığı gibi bölgeyi kontrolüne almak istemektedir. Geçmişte de bölge Osmanlı hakimiyetindeyken bölge ülkeleri Osmanlı çatısı altında refah içerisinde, baskıdan uzak, hem dinsel olarak hem de kültürel yaşantı olarak özgürlerdi. Daha sonra Osmanlı mparatorluğu’nun çöküşünden sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti dış politikada II. Dünya Savaşına kadar daha istikrarlı bir çizgide ilerlerken, II. Dünya Savaşı’ndan sonra dış politikada edilgen bir konuma gelmiştir. Günümüzde ise askeri bağlamda NATO’ya, ekonomik anlamda da IMF ve Dünya Bankası’na olan bağlılığı söz konusudur. Çalışmada IV. bölümde de projenin Türkiye’ye olası etkileri ve rolüne kısaca değinelim. Bu projede Türkiye istese de istemese de yer alacaktır. Proje bağlamında Türkiye örnek ülke olarak gösterilmektedir.Büyük Ortadoğu Projesi ile Türkiye’ye yüklenmek istenen rol , çoğunluğu Müslüman nüfusun oluşturduğu bu coğrafyada gerçekleştirilecek olan dönüştürme sürecinde liderlik misyonudur. Dünyanın en duyarlı ve istikrarsız kavşak noktalarının birinde yer alan Türkiye tarihsel büyük güç refleksini gösterebilecek potansiyele sahiptir. Ulusal gücü doğru yönlendirilmelidir. Bunun içinde ilk yapılacak şey özgüven oluşturmaktadır. Bu çalışmada ilk bölümde Ortadoğu kavramının tarihsel perspektif içinde coğrafi konumuna, kültürüne, dini boyutuna, jeopolitik ve jeostratejik önemine yer verilecektir. kinci bölümde küreselleşme ve terörden bahsedilecek, üçüncü bölümde Büyük Ortadoğu Projesi’nin ne olduğuna, amacına , kapsamına, projenin dini ve enerji boyutuna, projenin tarisel ve stratejik arka planına yer verilecektir. Dördüncü bölümde ise Türkiye bölümüne yer verilecek, beşinci bölümde Büyük Ortadoğu Projesi ile NATO , Avrupa Birliği ve srail ilişkilerine değinilecektir. Ayrıca bazı Türk aydınlarının da projeye yönelik görüşleri yer alacaktır.

4

I. BÖLÜM

TAR HSEL PERSPEKT F Ç NDE ORTADOĞU ÜLKELER VE SON YÜZYILLARDA ZLENEN BAZI GEL ŞMELER Bu bölümde tarihi gelişim süreci içerisinde Ortadoğu’nun coğrafi konumundan, bahsedilecektir. Ortadoğu bölgesi, geniş anlamda Irak, ran, Suriye, Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır, Ürdün, Lübnan, srail, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Yemen, Afganistan, Filistin, Libya, Fas, Tunus, KKTC ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi gibi geniş bir coğrafyayı kapsamakla birlikte sınırları kesin değildir. Bölgeyi sadece coğrafi olarak değerlendirmemek gerekir. Yeraltı ve yerüstü zengin kaynaklara sahip olan Ortadoğu,aynı zamanda egemen güçlerin dünya hegemonyasında merkezi konumda bulunmaktadır.Ortadoğu’ya egemen olan sadece bölge hakimiyetini ele geçirmiş olmakla kalmaz, aynı zamanda Kafkaslara, Uzak Doğu’ya, Afrika’ya ve hatta Balkanlara kadar genişleyen bir bölgeye egemen olabilmektedir. Böylesine jeo-stratejik , jeo-politik, askeri, ekonomik ve kutsal toprak olma özelliğine sahip bölgenin kısa bir tarihsel geçmişine bakmak ve bölge ülkeleri hakkında kısa bilgiler aktarma yararlı olacaktır. kültüründen, dini boyutundan ve jeo-stratejik öneminden

A-) ORTADOĞU KAVRAMINA B R BAKIŞ: Ortadoğu kavramının kapsamı konusunda farklı görüşler vardır. Kimilerine göre bu kavram daraltılırken, kimine göre genişletilmektedir. kinci Dünya Savaşı’ndan sonra bilimsel çalışmalarda ve uluslararası siyasette giderek kullanımı yaygınlaşan ‘Ortadoğu” (Middle East; Moyen Orient; eşŞarku’l-Evsat) kavramı ilk defa 1902 yılında Amerikan deniz tarihçesi ve stratejisti Alfred Thayer Mahan’ın, National Rewiew’de yayınlanan Basra Körfezi’nin önemini

5

ele aldığı ‘The Persion Gulf and International Relations’ başlıklı yazısında Arabistan ile Hindistan arasındaki bölgeyi ifade etmek için kullanılmıştır3. Yüzyılın başlarında Basra Körfezi’nin stratejik önemi ve bu bölgede Alman mparatorluğu, ngiltere ve Rusya’nın nüfuz mücadelelerini anlatmaya çalışan A.T. Mahan, Jeostratejik bir konsept dahilinde kullandığı ‘Ortadoğu’ (Middle East) kavramı ile, Süveyş’ten Singapur’a kadar uzanan deniz yolunun bir bölümünü koruyan ve kesin şekilde sınırlarını belirtmediği bir bölgeyi anlatmaktaydı4. Ortadoğu kavramı Yakındoğu, Uzakdoğu, şark gibi batı merkezli subjektif bir kavramlaştırmanın ürünüdür. Bu kavramlaştırmadaki bakış açısı, Avrupa’nın kendini dünyanın merkezi olarak kabul etmesi ve dünyanın diğer bölgelerinde kendine yeni bir merkeze olan uzaklıklarına göre yakın, uzak, orta gibi kategorize etmesi şeklindedir. Batı dünyasında doğu (şark, orient) veya Yakındoğu olarak ifade edilen bu kavramlaştırma sadece coğrafik ifadelendirme değildir, kültürel, dini motiflerle beslenen ve farklı olan ‘öteki’ni ifade eden kavramlaştırmadır. Ortadoğu, hem Uzakdoğu ve hem Batı kavramıyla karşıtlaşan bir coğrafi kavram. Ayrıca aynı ülkeler için kullanılan ve içeriği açık seçik belirlenmemiş olan Yakındoğu kavramını da rahat rahat kapsar. Böylece Ortadoğu terimi, Doğu Akdeniz’e kıyısı olan ülkeleri, Türkiye’yi verimli hilal ülkelerini (Suriye, Lübnan, srail, Ürdün, Irak), Mısır’ı Arabistan Yarımadası’nı ve genellikle Afganistan’ı içine alır. Ama bazen Libya’yı, Sudan’ı ve hatta Hindistan Yarımadası ülkelerini (özellikle Pakistan) kapsayacak biçimde de genişletilir5.

B-)ORTADOĞU’NUN COĞRAF KONUMU ORTADOĞU Bölgesi toplam 24 ülkeden oluşan Eski Dünya (Avrupa-AsyaAfrika) karaların birleştiği orta bölümü oluşturmaktadır. ORTADOĞU ülkelerini
LEW S, Bernard; Orta Şarkın Tarihi Hüviyeti, Ankara Üniversitesi, lahiyat Fakültesi Dergisi, XII, 1964, s.75. 4 BUHE RY, Marwan R.; The Formatian and Perception of the Modern Arab World, The Darwin Pres, Princeton, New Jersey, 1989, s.160-162’den (Akt; DURSUN, Davut; Ortadoğu Neresi? Subjektif Bir Kavramın Anlam Çerçevesi ve Tarihi, F.Y. Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Birinci Ortadoğu Semineri, Elazığ, 2-31 Mayıs 2003, s: 21). 5 Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları, stanbul, c.17, s:8903.
3

6

oluşturan Malta, Libya, Sudan, Eritre, Habeşistan (Etiyopya) ve

Somali, daha

sonraları bölge sınırları dışına çıkarıldı. Bugün için Malta, Libya, Sudan, Eritre, Habeşistan, Somali, Afganistan ve Pakistan gibi ülkeler ORTADOĞU bölgesinin yakın çevresi olarak kabul edilmekte ve zaman zaman siyasi bakımdan bu ülkelerden biri veya bir kaçı bölge içinde sayılabilmektedir6. Türkiye, ran, Irak, Suriye, Suudi Arabistan, KKTC ve Rum Yönetiminin yer aldığı Kıbrıs Adası, Mısır, Ürdün, Lübnan, srail, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Yemen, Ortadoğu devleti sayılmakla birlikte sınırlar kesin değildir. Bugün için Ortadoğu denilince; kuzeyde Türkiye, batıda Mısır, doğuda ran ve güneyde Yemen’in çerçevelediği kabaca bir dikdörtgeni içine alan bölge akla gelmektedir7. Yıldız’ın da belirttiği gibi; bugün artık “Büyük Ortadoğu” [Greater Middle East] tanımlaması ile Cebelitarık’tan Kırgızistan’a, Kazakistan’a, Kafkasya’ya, Yemen’e ve Sudan’a kadar uzanan bölge bir bütün olarak ele alınmaktadır8.

C-) ORTADOĞU’NUN KÜLTÜRÜ Ortadoğu; büyük medeniyetlerin doğduğu ve kaybolduğu yer. Ortadoğu; medeniyetlerin mirası üzerinde bütün büyük semavi dinlerin şekillendiği manevi toprak.9 Tarihte damgasını vuran büyük medeniyetlerin burada doğması, üç kıtanın (Asya-Avrupa-Afrika) bu coğrafyada buluşması, bölgenin üç tek tanrılı dine kaynaklık etmesi, Akdeniz-Kızıldeniz-Hint Okyanusu’nun bu coğrafyada birleşmesi Ortadoğu’nun jeopolitik, coğrafi, dini ve kültürel bakımdan önemini ortaya koymaktadır.

TÜREL, Yılmaz; Uluslararası Politikada Ortadoğu, Akçağ Yay., Ankara, 2004, s:13-14. TÜREL, Yılmaz; y.a.g.e., s:14-15. 8 YILDIZ, Yavuz Gökalp; Oyun çinde Oyun ‘Büyük Ortadoğu’, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, stanbul, 2004, 3. baskı, s:22. 9 AKAR, Atilla; Büyük Ortadoğu Kuşatması, Yeni Dünya Düzeninin Ortadoğu Ayağı, Timaş Yayınları, 2. Baskı, stanbul, 2004, s:17.
7

6

7

Eski Mezopotamya ve Mısır’dan sonra egemenlik sisteminde kalıcı izler bırakmıştır10.

brani egemenlerinin kültürü,

bölgenin asıl kültürüdür. Bu kültürün, devlet, ticaret ve hukuk kodları, Ortadoğu’nun

Batıyı eksen alan bir yaklaşımın tanım güzergahında uygarlık dışı oluşumların odağıdır Ortadoğu. Batı merkezci sosyo-ekonomik formasyonlar doğması, köleci- feodal toplum yapıları sıralamasında bir hamlede Helenistik Dünyayı tüm değerleriyle Batı’ya ilhak etmiştir. Helen dünyasının Mısır, Mezopotamya, Suriye, ran’la bağları koparılmış, felsefi birikimi, siyasi yöntemleri, kent kültürü ile ‘demokratik’ Atina, ‘barbar’ Doğu’nun karşısına konulmuştur. Doğu kökenli Hristiyanlık da, slamiyet’in karşısına dikilerek XIX. Yüzyılın sonlarından itibaren Ortadoğu halısı, emperyalizmin tezgahında dokunmaya başlanmıştır. Oysa uygarlık adına ortaya konulan ve insan emeği ile onun tarihin öznesi olmasıyla biçimlenen miras bu bölgede oluşmuştur11. M.Ö. 3000 yıllarından sonra Sümer’de öyküler, anlaşmalar yazıya dökülebiliyordu. Sümer güçlü bir egemenlik sistemini de miras bıraktı. Sümerler’den sonra Babiller’de, sınıflı toplum hukukunun en önemli kodlarını oluşturdular. Bürokrasi, hukuk ve pazar fiyatları düzenini Babillerde görmekteyiz. Pers mparatorluğu ise; kendilerinden sonraki büyük devlet geleneklerinin oluşumunda derin izler yaratmışlardır. Devlet, ticaret, savaş örgütlenmesi ile oluşmaya başlayan sınıflı toplum Ortadoğu’da uygarlıklar merkezinde ortaya çıkmıştır. Sınıflı toplum gerçekliğinin mekanı olan kentler, Irak ırmaklarıyla ‘Kızıl Deniz’ adlı şimdiki Acem Körfezi’nin kavuştukları noktada ortaya çıktı. Üretici güçlerin gelişme sürecinde maden ağırlıklı örgütlenme, ilk sınıflı toplumların omurgasını oluşturmuştur. Sınıflı toplumların egemenlik sistemleri, stratejik

PARLAR, Suat; Ortadoğu Vaadedilmiş Topraklar, Yar Yayınları, 2. Baskı, Mayıs 2002, stanbul, s.31. 11 y.a.g.e., s:12.

10

8

hammaddelerin kontrolünü varlık koşulu saymışlardır. nsanlığın ilk büyük savaşları, Ortadoğu’da hammaddelerin kontrolüne yönelik olarak çıkmıştır12.

D-) ORTADOĞU’NUN D N BOYUTU Ortadoğu, tarih boyunca kültürlerin buluşma yeri olmuş, bu sayede muazzam bir kültürel birikimin oluştuğu yeryüzünün en çarpıcı noktası olma özelliğini kazanmıştır. nsanlığın en dayanıklı ideolojileri sayılan büyük dinlerin beşiğinin Ortadoğu olması, bu nedenle, bir rastlantı değildir13. Ortadoğu, bugün dünyada insanlığın tamamına yakınını kapsayan üç büyük dinin doğduğu yer olması bakımından önemlidir. lk kurulan Yahudi Devletinin başkentinin Kudüs olması ve Hz. Süleyman Mabedi’nin burada bulunması gibi nedenlerden dolayı Kudüs Yahudiler için önemlidir. Yine srailoğulları kendi tarihsel kökenlerini buraya bağlamaktadırlar. Beytüllahim’de doğan Hz. sa da Peygamberliğinin başlamasından çarmıha gerildiğine inanıldığı M.S. 30 yılına kadar Kudüs’te yaşamıştır. Miraç olayının Kudüs’te gerçekleşmesi de Müslümanlar açısından ayrı bir öneme sahip olmasına neden olmaktadır. Ayrıca Kudüs Hicretten sonra iki yıl Müslümanlar için kıble işlevi de görmüştür. Kur’an’da geçen bir çok Peygamberde yine Kudüs’te yaşamıştır. Kitabı Mukaddes’in ‘Eski Ahit’ bölümünün Tekvin kısmında anlatıldığı kadarıyla ki bu kısımda daha ziyade srail tarihinin başlangıcı ve Kenan’a yerleştikleri ana kadar olan kısmı anlatır. M.Ö. yaklaşık 1750’lerde ya da 18. yüzyılın ikinci yarısında Kaldelilerin (Keldeniler ya da Babiller) Ur kentinde (Irak’ta) Harran bölgesine göç eden, brahim’e Tevrat’a göre bir gece rüyasında Allah (Rab, Yahova) Nil’den Fırat’a kadar olan bölgeyi kendine ve nesline verdiğini, kavmini çoğaltılacağını ve onu bir millet yapacağını, dolayısıyla buradan Kenan

12 13

y.a.g.e. s:26-27. ERS N, Nihat; Ortadoğu Savaşlarının Perde Arkası, Gündem Yayınları, Nisan 2003, stanbul, s:21.

9

olarak da bilinen El Halil’e (Hebran, Halilürrahman) göç etmesinin doğru olacağını bildirir14. Hz. Davut zamanında yaklaşık M.Ö. 1030 yılında ilk Yahudi devleti kuruldu. Hz. Davut’un ölümünden sonra kavmin başına geçen Hz. Süleyman zamanında ağlama duvarı olarak bilinen ve Yahudilerce kutsal sayılan (Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yerde) mabet yaptırılmıştır15. Arap Yarımadasının Müslümanlar açısından önem kazanmasının asıl tarihi Mekke’de yaşayan köklü ailelerden Kureyş ailesine mensup Abdülmuttalip’in torunu olan Hz. Muhammed’in 571’de dünyaya gelmesi ile başlar. Kervancılık ve ticaretle uğraşan Hz. Muhammed 40 yaşına geldiği sıralarda sık sık tek başına kalmak için gittiği Hira dağında 610’da Cebrail aracılığıyla Allah tarafından kendisine Peygamberliği bildirilmiştir. Hz. brahim’e Tevrat’a göre bir gece Kenan’a göç etmesinin doğru olacağının bildirilmesi üzerine Hz. brahim, karısı Sara ve yeğeni Lut ile birlikte Kenan’a gider ve yerleşir. Kenan’da kısa bir süre sonra kıtlık olmasından dolayı tekrar Mısır’a geçen Hz. brahim burada Firavun tarafından kötü muamele görür. Bunun üzerine kendi ve karısı tekrar Kenan’a geri döner, yeğeni Lut ise Lut gölü civarına yerleşir. Hz. brahim ile Sara’nın uzun süre çocuklarının olmaması üzerine Sara, hizmetçileri Hacer ile Hz. brahim’in evlenmesine izin verir. Hz. brahim’in Hacer’den smail adında erkek çocuğu olur. Hz. brahim ve Sara’nın da ileriki yıllarda çok yaşlanmış olmalarına rağmen shak adında bir erkek çocuğu olur. Araplar smail’in, Yahudiler ise shak’ın soyundan devam eder. Her ikisi de Sami ırkından olan Arapların ve Yahudilerin ayrılıkları böyle başlar. Müslümanların Kabesi de Hz. brahim tarafından yapılmıştır. Yahudiler Hz. shak’ı kendi ataları olduğunu söyleseler de srailoğullarının tüm peygamberlerine Müslümanlar da inanmaktadırlar.

14

BULL ET, Richard W.; “The Future of the slamic Movement”, Foreign Affairs, Vol.72, No:5 (November, December 1993), s.40-41’den (Akt: ARI, T.; a.g.e., s.33.) 15 ARI, Tayyar; a.g.e, s.36.

10

Hz. shak’ın oğlu Yakub’un 12 oğlu arasından en çok sevdiği Yusuf’un Firavun’un vezirine satılması ve akabindeki olaylar Tevrat’ta ve Kur’an’da benzer şekilde ifade edilmiştir. Hz. Yusuf çok iyi rüya yorumlayabilmekteydi. Mısır’da kuraklık döneminde dışarıdan gelen kafileler arasında Yusuf kardeşlerini tanır ve hem babasının hem kardeşlerinin Mısır’da yerleşmesini sağlar. Mısır’a yerleşen srailoğullarının sayıca artması, Firavun’u rahatsız eder ve bunun üzerine brani kadınlardan doğan tüm erkek çocukların öldürülmesini emreder. Bunun üzerine Hz. Yakub’un oğullarından Levi’nin sülalesinden bir kadın, dünyaya getirdiği erkek çocuğunu sepete koyar ve Nil’e bırakır. Bu çocuk Hz. Musa’dır. Firavun’un (II. Ramses) karısı tarafından bulunur ve büyütülür. Daha sonra Hz. Musa’nın peygamberlik iddiası Firavun (III. Ramses) ile Musa’yı karşı karşıya getirir ve Allah Hz. Musa’dan Mısır’ı terk etmesini ister. Hz. Musa da kavmini de alır ve Mısır’dan çıkar. Yahudilerin Mısır’dan çıkarılması olayına Exodus denir. M.Ö. 1136’da Kenan’a gelen Musa kavminin başına Hz. Musa’nın ölümü üzerine Yuça geçmiştir. Yuça’dan sonra da Hz. Davut geçmiştir. Bölgede 227 milyonluk nüfuslarıyla Müslümanlar %92’lik bir çoğunluk oluşturuyorlar. Ancak bu topluluğun hepsinin slam anlayışı aynı değildir. Sünnilerin oranı yaklaşık üçte iki, Şiilerin ise üçte birdir. Bölgede 13,5 milyon da Hristiyan yaşamaktadır. Sayıları daha az olan Hristiyanlar, Müslümanlara göre çok daha fazla bölünmüşlerdir. Doğu kiliseleri başlığı altında toplanabilecek Hristiyan mezhepler üçe ayrılır. lk gruba, stanbul ile merkezi Halep’te bulunan Antakya, Kudüs ve skenderiye Ortodoks Patrikliğine bağlı olanlar girmektedir. Kalabalık olan ikinci gruba 4. ve 5. yüzyıllarda Ortodoks kilisesinden ayrılanlar girmektedir. Bunların en ünlüsü, Gregoryan Ermeni Kilisesidir. En kalabalığı ise, Mısır’daki Kıpti Kilisesidir. Üçüncü grupta ise, Roma’ya bağlanmayı seçen ve bu nedenle ‘Rum Katolik’ olarak adlandırılan Kiliseler bulunmaktadır16. Lindholm’da bölgenin çeşitlilik gösteren yapısını şu cümlelerle dile getiriyor:Burası açıktır ki ,devasa ,kadim,son derece karmaşık ve çeşitlenmiş bir bölgedir. Geçmişine binlerce yıllık insan tarihinin olayları damgasını vurur; ilk
16

PARLAR, Suat; a.g.e. s:360-361.

11

okuryazar

kültürün

yurdudur

ve

içinde

yalnızca

üç büyük

dil grubunu-

Arapça,Farsça ve Türki-değil , aynı zamanda Kürtçe ,Peştü ve Berberi gibi daha küçük ,ama ayrı dilsel birimleri de barındırır.Şimdi başat olan,kendisi egemen Sünniler ve Şii tarikatları arasında bölünmüş olan ve çok sayıda daha küçük tarikat,dal ve Rafızi akım barındıran ve Zerdüştiliğin ana vatanıdır17 . E-) ORTADOĞU’NUN JEOPOL T K VE JEOSTRATEJ K ÖNEM Ortadoğu tarih boyunca, devletlerin ve medeniyetlerin ilgi odağı olmuş ve paylaşılamayan bölge olarak tarihe geçmiştir. Osmanlı Devleti’nin yıkılışından günümüze kadar Ortadoğu’da savaş hiç bitmemiş, savaşan ülkeler değişmiştir. Ortadoğu, Dünya’da jeopolitik ve jeostratejik açıdan en önemli bölgedir. Bu bölgeyi kontrol eden dünyayı da kontrol eder. Ortadoğu günümüzde de, sanayileşme ve makineleşme sürecinin vazgeçilmez hammaddesi olan petrolü topraklarında barındırması, doğalgaz rezervleri ve su potansiyeli ile dünya gündeminden düşmeyen, gözlerin üzerinde olduğu bir bölgedir. Bugün dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin yarıdan çok fazlası iç Asya ve Ortadoğu olarak adlandırılan bu bölgededir. Bu kaynakların üzerinde Araplar, ranlılar ve Türkler yani Müslümanlar oturmaktadır. Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar ve Doğu Akdeniz dörtgeni içinde kalan bu bölge aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birleştiği bir alandır. Ulaşım yolları, ticaret yolları, su alanları bakımından enerji boyutu ile bütünleşen bir özellik gösterir18. Sahip olduğu enerji kaynakları sebebiyle büyük devletlerin ilgisini sürekli üzerine çekmiştir. Dünya’nın petrol rezervlerinin %60’ının; doğal gaz rezervlerinin yaklaşık %33’ünün Basra Körfezi’nde olduğu bilinmektedir. Bunun sonucunda, dünya ekonomisinin istikrarında büyük rol oynayan bu bölgeleri kontrol eden, dünya ekonomisinin yanı sıra enerji kaynaklarının da düzenli akışını sağlayacaktır. Bu bakış slam dininin yanı sıra Yahudilik Hristiyanlık

17

L NDHOLM,Charles ; slami Ortadoğu ,Tarihsel Antropoloji, Çev:Balkı Şafak , mge Kitabevi ,Mart 2004,Ankara,s.331. 18 MAN SALI, Erol; Ulusal Cephede Vuruşanlar, Derin Yayınları, stanbul, 2004, s:43.

12

açısıyla, çok yönlü kullanımının yanı sıra, tek enerji kaynağı olan petrol, alternatifi bulunmadığı müddetçe, dünyanın en stratejik maddesi olma özelliğini koruyacaktır19. Brzezinski ise; Ortadoğu’nun önemini şöyle açıklamaktadır: Avrasya, yer kürenin en büyük kıtasıdır ve jeopolitik olarak bir eksendir. Avrasya’ya egemen olan bir güç dünyanın en ileri ve ekonomik olarak en verimli olan üç bölgesinden ikisini kontrol edebilir. Dünya nüfusunun yaklaşık %75’i Avrasya’da yaşamaktadır ve hem ekonomik girişimler ve hem de yer altı zenginliklerinin çoğu oradadır. Avrasya, dünya GSMH’nın %60’ına ve bilinen enerji kaynaklarının ¾’üne sahiptir. Avrasya aynı zamanda siyasal olarak en iddialı ve dinamik devletlerin bulunduğu yerdir. Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra en büyük altı ekonomi ve en büyük silah alıcısı Avrasya’da bulunmaktadır. Dünya’nın biri hariç resmi olarak bilinen tüm nükleer güçleri ve de gizli nükleer güçlerin tümü Avrasya’da bulunmaktadır. Bölgesel hegemonya ve küresel etki heveslisi olan dünyanın en kalabalık nüfuslu iki devleti, yani ABD’nin potansiyel rakipleri Avrasya’dadır. Avrasya’nın gücü büyük ölçüde ABD’yi gölgede bırakmaktadır. Bereket versin ki, Avrasya siyasi olarak bir bütün oluşturmak için fazla büyüktür20. Ortadoğu’yu kontrol edemeyen devlet ya da devletler dünya siyasetinde etkin olamaz, dünyanın büyük gücü olamaz. Ortadoğu’yu kontrol eden güç te dünyayı kontrol eder. Dolayısıyla bu bölgeyi kontrol etmek hayati önemdedir. Ortadoğu’ya yerleşecek bölgesel bir güç dünyada stratejik üstünlüğü tehdit eder. Sonuç olarak ABD için Avrasya;21 - Ekonomik-politik egemenliğin mekansal odağıdır. - Soğuk savaş sonrasının jeopolitik merkezidir. - ABD’nin muhtemel rakiplerinin topraklarıdır.
19

KAZANCI, Hicran; “Irak’ta Sona Eren Amerika Rüyası”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Sayı:5, 02.08.2004, s:6.
20

BRZEINSKI, Zbigniev; Büyük Satranç Tahtası, Sabah Yayınları, stanbul, 1998, (Akt: SERDAROĞLU, Rıfat; Yeni Dünya Düzeni Büyük Ortadoğu ve Türkiye, s.206-207.) 21 HACISAL HOĞLU, . Yaşar; Avrasya Jeopolitiği, Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye, Tarihte Doğu Batı Çatışması, Derleyenler: U. Özcan, E. Eğribol, Kızılelma Yayıncılık, stanbul, 2005, s:558.

13

- Dünya’nın en zengin enerji/doğal kaynakların ana vatanıdır. - Yeni ve geniş pazar alanıdır. - Yeni mücadele sahasıdır. Geçmişte önemli bir konuma sahip olan Ortadoğu, günümüzde de uluslararası arenada devletlerin gündeminde jeopolitik ve jeostratejik açıdan önemini korumaktadır. F-) ORTADOĞU’NUN TAR H ve S YAS GEL ŞMELER Bu bölümde Suriye, Lübnan, Irak, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Yemen ve ran hakkında genel bilgiler verildikten sonra bölgedeki siyasi ve askeri gelişmeler ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Bölge ülkelerinin yakın tarihi daha ileriki bölümlerde dönemselleştirilerek ele alınacak olup ,1950’lere kadar olan dönemde ülkeler tek tek ele alınarak incelenecektir.Çünkü;1900’lü yılların başı nda Ortadoğu’daki devletler bağımsızlıklarını yeni ilan dönemde ülkenin ettikleri için ikili ilişkileri henüz gelişmemişti.Bu ilişkilerinin gelişmesiyle bir tümünü incelemek bir ülkeyi anlamak için sadece o ülkenin iç dinamiklerini incelemek tarihini anlayabilmek için bölge ülkelerinin

yeterken ,1950’lerden sonra bölge ülkelerinin ikili

gerekmektedir.Bu nedenle 1950’lerden sonra tarih dönemselleştirilerek incelenmiştir. Tarihin hemen her döneminde dünyanın merkezi konumunda yer alan Ortadoğu, gerek jeo-stratejik gerek yer altı zenginlikleri ve gerekse üç büyük dinin kutsal mekanları açısından bu merkezilik işlevini günümüzde de sürdürmektedir. 1900’lerin başından itibaren Ortadoğu üzerine emperyal güçler tarafından sürekli planlar yapılmaktadır. Osmanlı mparatorluğu’nun yıkılması ve bölge üzerindeki hâkimiyetinin bitmesi bölge üzerine planları olanlar için istediği ortamı doğurmuştur. Bölgede dengeler değişmiştir. Bölgede denge gücü olan Osmanlı mparatorluğu’nun yıkılmasıyla birlikte bölgede anarşik bir yapı oluşmaya başlamıştır. Görünürde yapay bir denge olsa da gerçekte anarşik bir yapı bölgeye yerleşmiştir. Bölgede günümüze kadar dönem dönem egemen güçler değişse de, hep onların doğrultusunda ve inisiyatifinde hareket etmişlerdir. Varlıklarını korumaya çalışmışlardır.

14

Sanayi devrimini gerçekleştirmiş olan Batılı ülkeler, önemli bir sanayi hammaddesi ve girdisi olan petrolüne, en bol miktarda olduğunu tespit edince gözlerini bu bölgeye çevirmişlerdir. Ortadoğu’da bölgesinin bu denli öneminin artmasından dolayı, Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra iki sömürgeci devlet Ortadoğu’ya hakim oldu; ngiltere ve Fransa. Bu iki Batılı devlet Arap Ortadoğu’sunun daha Birinci Dünya Savaşı sırasında paylaşmışlardı. Daha sonra bu paylaşım savaşı sona erince 1920 Nisan ayında yapılan San Remo Konferansında ‘manda rejimi’ adı altında teyit edildi. Bundan sonra söz konusu Arap ülkeleri, bağımsızlık için ngiltere ve Fransa ile mücadele etmek zorunda kaldılar22. kinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise bölgeye, soğuk savaş yıllarının iki süper gücü, ABD ve Sovyetler Birliği’nin nüfuz mücadelesi hakim oldu. “1956 ran Musaddık Harekâtı’nın petrol kuyularını ngilizlere kapatması ve Musaddık rejiminin Batı himayesinde bastırılması, Ortadoğu’da Amerika’nın yavaş yavaş güç dengesi oluşturmasına ve buna karşın SSCB’nin de Ortadoğu’nun diğer bölgelerinde (Irak, Musul) kendisi için yeni müttefik oluşturmaya çalışması, bölgenin çatışma alanı olarak gelişim ve değişim sürecinde dikkat çekmektedir23. Uluslararası platformda tek süper güç olarak ABD’nin kalması, bölgede ABD politikalarının etkinlik kazanmasına neden olmuştur. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu bölgesinde iki önemli gelişmeden söz edilebilir. Bunlardan biri Ortadoğu ülkelerinin mandater devletlere karşı verdikleri bağımsızlık mücadeleleri, ikincisi de Filistin’deki Arap-Yahudi mücadelesidir. I. Dünya Savaşı’nda tifat Devletleri tarafından tam bağımsızlık vaadiyle Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtılan Araplar savaş sonrası bu vaadin yerine getirilmediğini gördüler. Mekke Şerifi Hüseyin oğlu Faysal’ı savaş sonrası düzeni kurmak için 18 Ocak 1919’da başlayan Paris Barış Konferansı’na göndermişti. Faysal Arap bağımsızlığını savunmasına rağmen, ngiltere ve Fransa, Arap

22 23

YILMAZ, Türel; Uluslararası Politikada Ortadoğu, Akdağ Yay. Ankara, 2004, s:15-16. N RAY, Basır; Bölgesel Ve Küresel Ve Gelişmeler Işığında Ortadoğu’da Oluşan Siyasal Gelişmeler Ve Türkiye’nin Yeri, T.C. Fırat Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Yay., No:5, Elazığ. 2004, s.10

15

ülkelerinde manda rejiminin kurulmasına karar verdiler. Bunu 1920 Nisan ayında San Remo Konferansında da teyit ettiler. Şimdi Suriye, Lübnan, Irak, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan ve Yemen’le ilgili kısa bilgiler verilip, daha sonraki gelişmeler dönemselleştirilerek anlatılacaktır. 1-) Suriye – Lübnan: Fransa, ülke üzerinde kendi yönetimini kurmakla kalmamış aynı zamanda Büyük Suriye’yi parçalara ayırmıştır. Toprakları Osmanlı Devleti zamanındakine göre iki misli artırılan Lübnan Devleti, Şam Devleti, Halep Devleti ( skenderun Sancağı özel bir statü ile bu devlete bağlıdır), Lazkiye çevresinde Alevi Bölgesi ve bugünkü Ürdün sınırındaki Cebel-i Dürzi Dağı çevresinde Dürzi Bölgesi. 1922 yılında Alevi Bölgesi, Alevi Devleti adını aldı. Bunun ardından Dürzi Bölgesi de bağımsızlığını ilan etti. 5 Aralık 1924’te Şam ve Halep Devletleri, skenderun Sancağının kısmi özerkliği saklı kalarak, Suriye Devleti adı altında birleştiler. Suriye sınırını belirleyen antlaşma, 1930 yılında sonuçlandırıldı. Beka Vadisi Suriye’den kopartılarak Lübnan’a eklendi. Şam ve Halep Devletleri’nin birleşmesiyle oluşan Suriye Devleti’ne 1936’da Alevi ve Dürzi Devletleri de katıldılar24. Japonya’nın Mançurya’yı işgali, Almanya’da Hitler’in iktidara gelmesi ve tek tek Versay Antlaşması’nın Almanya’yı sınırlayıcı hükümlerini ortadan kaldırmaya başlaması ve nihayet Mussoli’nin liderliğindeki Faşist talya’nın Habeşistan’ı işgal ve ilhakı ve Akdeniz’de büyük bir tehdit olarak ortaya çıkması, Batılı ülkeleri endişelendirmeye başlamıştı. Üstelik Avrupa’nın yarattığı bu iki lider, yani Hitler ve Mussolini, Ortadoğu ülkelerinde ngiltere ve Fransa aleyhine yoğun bir propaganda başlatmışlardı. Bu propaganda, Suriye ve Lübnan’da milliyetçileri daha da tahrik etmiş ve mücadelelerini yoğunlaştırmalarına neden olmuştu25. 2 Temmuz 1919’da Şam’da yapılan Genel Suriye Kongresi’nde Mekke Şerifi Hüseyin’in oğlu Faysal’ı Suriye Krallığı’na diğer oğlu Emir Abdullah’ı da Irak Krallığı’na aday gösterildi. Bu mümkün olmayınca 1920’de Mart ayında Şam’da
24

ÇANDAR, Cengiz; Ortadoğu Çıkmazı, Seçkin Yayıncılık, 4.B, stanbul, 1988, s.114-115’den (Aktaran; YILMAZ, Türel; Uluslararası Politikada Ortadoğu, Akdağ Yay., Ankara, 2004, s.18-19. 25 YILMAZ, Türel; Uluslararası Politikada Ortadoğu, Akdağ Yay., Ankara, 2004, s.19.

16

yapılan bir Eşraf Kongresi’nde Filistin ve Lübnan’ı içine alan bir Suriye Krallığı ilan edildi. Bu Krallığın başına da Faysal getirildi. Daha sonra 1920’de Nisan ayında yapılan San Remo Konferansı’nda bu Suriye Krallığı kabul edilmedi ve Filistin’i Suriye’den ayırdı. Aynı yıl Temmuz ayında Fransız Kuvvetleri Kral Faysal’ı tahtından uzaklaştırdılar ve ülkeyi yönetimleri altına aldılar. Fransa 1936 yılının Eylül ayında Suriye ile, Kasım ayında da Lübnan ile ittifak anlaşmaları yaptı. Her ülkeden de çekilmeyi ve manda rejiminin de üç yıl sonra sona ermesini kabul etti. Ayrıca Suriye’ye Dürzi ve Alevi Devletleri dahil edilecekti. Ancak Fransa adına antlaşmayı imzalayan Halk Cephesi Hükümeti’nin düşmesiyle yerine muhafazakâr bir hükümet geldi. Bu hükümette antlaşmayı meclise sevk etmedi. Dolayısıyla Suriye ve Lübnan’ın bağımsızlık mücadeleleri devam etti. 1940’da savaşta Fransa Almanya’ya yenilince, Suriye ve Lübnan üzerindeki kontrolü zayıfladı. 1941’de Suriye ve Lübnan bağımsızlıklarını resmen ilan ettiler. 1946’da Fransa her iki ülkeden çekilmek zorunda kaldılar. Lübnan ç Savaşı: Bölgede 1947’de kurulan aktörü olmuştur. Lübnan’ın oldukça karışık toplumsal yapısına 1960’lardan itibaren srail Devleti Cezayir ç Savaşı dışında

Ortadoğu’daki yakın dönemde yaşanan tüm iç savaşların temel etkeni ve başlıca

Filistinliler de dahil olmuşsa da bunların Lübnan politikasının bir aktörü haline gelmeleri aslında 1964’te FKÖ’nün kurulmasından sonra söz konusu olmuştur. Filistinlilerin Lübnan’ı kullanarak srail’i müttefik olarak görmelerine neden olurken, hem Müslümanların kendi aralarında hem de Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında bölünmeleri ve Hristiyan topluluğun blok halinde hareket etmelerini de beraberinde getirmiştir26. Olayların olgunlaştığı ve Lübnan’ın hassas dengelerini bozan gelişmelerin yol açtığı iç savaşa giderken hem Şiiler hem de Dürziler nüfus yapısının değişmiş olmasından dolayı 1943 Ulusal Uzlaşma koşullarının değiştiğini ileri sürerek
26

ARI, Tayyar; Geçmişten Günümüze Ortadoğu, Alfa Yay., Ekim 2004, s:428-429.

17

iktidardan daha fazla pay almak istediklerini açıkça dile getirmekteydiler. ç savaşın patlak vermesi, ülke balıkçılığının ve özellikle de Soyda’da balık avlanma imtiyazının Chamaun’un sahip olduğu bir şirket tekeline verilmesine geçimlerini balıkçılıkla kazanan Soyda Müslümanların karşı çıkması yüzünden 1975 Şubatında çıkan olaylarda balıkçıların liderliğini yapan bir Müslüman’ın askerlerin açtığı ateş sonucu ölmesi ile söz konusu oldu27. Ortadoğu’daki iç savaşların çoğunda srail’in temel aktör olduğunu

belirtmiştir.. srail’i bir yana bırakırsak, Ortadoğu’daki iç savaşların iki kaynağı vardır. Birincisi, Ortadoğu ülkelerinin çoğunda bağımsızlığın dış siyasal güçlerin yönlendirmesiyle kazanılmış olmasıdır. Cetvelle çizilen sınırlar boyunca oluşan devletlerde siyasal iktidar ilk anda köklü ve siyasal gücü olan ailelerin eğitim görmüş bireylerine ya da icat edilmiş kraliyet hanedanlarına teslim edildi28. Bu kişiler yönettikleri toplumların bütününü temsil etmedikleri gibi kendilerinin ve çevrelerinin çıkarlarını koruyan siyaset izlediler. Bu durumda rakiplerinin bu yapay ulus devlete yabancılaşmalarına neden oldu. kinci neden yapay devletleri birleştirmeyi amaçlayan bir Arap

ulusçuluğunun yükselişidir. Bu ulusçuluk, 1950 ve 1960’larda Suriye, Lübnan, Ürdün ve Irak gibi ülkeleri ve bütün Arap yarımadasını etkileyen Baas harekâtında en yüksek noktaya ulaştı. Ulusçu iktidar yapısı, Suriye’de Müslüman kardeşlerle, Irak’ta ise Kürtler ve Şiilerle neredeyse sürekli bir iç savaş ortamına yol açtı29. 2-) Irak: San Remo Konferansı sırasında Irak, ngiliz askeri kuvvetlerinin elinde bulunuyordu. Faysal, Suriye Krallığından indirilince, Irak halkının isteğiyle Irak tahtına geçti. Bu olay şöyle gerçekleşmiştir: San Remo Konferansından sonra Irak ngiltere’nin manda yönetimine geçince, ngiliz sömürgeler Bakanı, Irak’ta kendilerini tatmin edecek bir istikrarın çarelerini araştırmak üzere 12 Mart 1921’de Kahire’de Irak’taki ngiliz Yüksek Komiseri Sir Herbert Samuel’in de katıldıkları bir

27 28

y.a.g.e., s:434. ALAGON, Yavuz; www.cagridogan/içsavaş.htm., s.9. 29 ALAGON, Yavuz; www.cagridogan/içsavaş.htm., s.10.

18

konferans topladı ve bu konferansta, Irak’ta bir Krallık kurulması ve önceden kendi rızası da alınmış olarak Emir Faysal’ın Irak Krallığı’na getirilmesi kararı alındı. 11 Temmuz 1921’de Devlet Şurası toplanarak, Emir Faysal’ı, yetkileri kanunla sınırlandırılacak meşruti, temsili ve demokratik bir hükümet kurmak kaydıyla oybirliğiyle Irak Kralı ilan etti30. ngiltere, Irak’taki siyasi, ekonomik ve askeri çıkarlarını korumak için 10 Ekim 1922’de Irak ile bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma ile ngiltere, Irak’ta milliyetçilik bastırılamayınca 14 Aralık 1927’de ngiltere’nin Irak’taki kontrolünü azaltan ikinci bir antlaşma yapıldı. 30 Haziran 1930’da yapılan bu anlaşmaya göre; Irak’a tam bağımsızlık veriliyor ancak ngiltere ve Irak dış politika ile ilgili konularda birbiriyle sürekli görüşme halinde olacaklardı ve herhangi bir savaş ya da saldırı durumunda ngiltere Irak’a yardım edecekti. Irak’la ilgili diğer gelişmelere ileri bölümlerde yer verilecektir. 3-) Ürdün: Milletler Cemiyeti Konseyi 24 Temmuz 1922’de aldığı 28 maddelik bir kararla, Filistin’deki ngiliz manda yönetiminin esaslarını belirler. Buna göre; Akabe Körfezinde, Akabe şehrinin 2 mil batısında başlayıp, Araba Vadisi ve Ölü Denizden geçip, Şeria Nehrinin Yarmuk Nehri ile birleştiği noktaya uzanan ve oradan Suriye sınırına varan çizgi sınır teşkil etmekteydi. Bu çizginin doğusu Ürdün toprakları oluyordu. Filistin’in batı sınırı da Mısır ile Filistin arasında esasında mevcut olan sınır idi31. Böylece ayrı bir Ürdün Devleti kurularak başına Faysal’ın kardeşi yani Mekke Şerifi Hüseyin’in diğer oğlu Abdullah getirildi. Ürdün’ün siyasi hayatı hemen hemen olaysız geçti. Çünkü Ürdün’ün ekonomik kaynaklarının yetersizliği bu ülkeyi ngiltere’ye bağımlı hale getirmişti. Ürdün, 22 Mart 1946’da ngiltere ile yaptığı bir ittifak antlaşması ile bağımsızlığını kazandı. Bu antlaşma ile Ürdün Emirliği, Ürdün

YILMAZ, Türel; a.g.e., s.21. ARMAOĞLU, Fahir; Filistin Meselesi ve Arap- srail Savaşları, (1948-1988), Türkiye ş Bankası Yay., Ank., s.36-37 (Akt: YILMAZ, Türel; a.g.e., s.23).
31

30

19

Krallığı adını aldı. 15 Mart 1948’de yapılan ikinci bir antlaşma ile de ülkelerin adı Haşimi Ürdün Krallığı oldu32. Ürdün ile ilgili gelişmelere ileriki bölümlerde yer verilecektir. 4-) Mısır: Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’na Almanya’nın yanında katılınca ngiltere’nin ilk tepkisi 17 Kasım 1914’te Mısır’ı ilhak etmeye kalkışmak oldu. Ancak bundan vazgeçilerek yerine 18 Aralık 1914’te Mısır üzerinde bir himaye rejimi kuruldu33. ngiltere’nin 28 Şubat 1922’de yayınladığı deklarasyon sonucunda da bir mücadele başladı. Kral Fuad’ın bu deklarasyonu kabul etmesi, Vafd Partisi liderleri ile arasının açılmasına neden oldu. Bundan sonra milliyetçilerin mücadeleleri sadece ngiltere’ye değil, Kral Fuad’a da yöneldi. Bu mücadelede Mısır halkının Vafd Partisini desteklemesi nedeniyle, Fuad 1930’da parlamentoyu feshedip, Mısır’da monarşik diktatörlük kurdu34. 1935 yılı sonunda Kral Fuad, 1923 Anayasasını tekrar yürürlüğe koydu. Ancak, henüz seçimlere gidilmeden öldü. Yerine oğlu I. Faruk geçti. 1936 yılında gerçekleştirilen seçimlerde Vafd Partisi ezici bir üstünlük sağladı. Vafd Partisinin seçimlerdeki başarısından sonra ngiltere ve Vafd arasında tekrar görüşmeler başladı e bu görüşmeler 26 Ağustos 1936’da Rüchanlı ttifak Antlaşması adı verilen bir antlaşmasının imzalanması ile sonuçlandı35. ngiltere’nin Mısır üzerinde 1914 Aralık ayında himaye rejimi kurması, Mısır milliyetçiliğini arttırdı. Kendi topraklarının savaş sırasında üs haline gelmiş olması gibi olaylar neticesinde de Said Zaglül öncülüğünde ayaklanma meydana geldi. Zaglül’ün 1919’da Mısır’ın bağımsızlığı için kurduğu Vafd Partisi, ngiltere’ye karşı milliyetçi bir hareket başlattı. Bunun üzerine Zaglül ve arkadaşları Malta adasına
32

ARMAOĞLU, Fahir; 20. Yüzyıl Siyası Tarihi (1914-1980), Türkiye ş Bankası, Kültür Yay., Ank., 1994, s.203-204 (Akt., YILMAZ, Türel; a.g.e., s.23) 33 KAMURAN, Gürün; Savaşan Dünya ve Türkiye, Bilgi Yay., 1. B., Ank., 1986, s.203. (Akt; YILMAZ, Türel; a.g.e., s.23.) 34 ARMAOĞLU, Fahir; a.g.e., s.204-205, (Akt: YILMAZ, Türel, a.g.e., s.25) 35 YILMAZ, Türel; a.g.e., s.25.

20

sürüldü. Ayaklanmalar bütün ülkede devam edince Zaglül ve arkadaşları serbest bırakıldı. Nitekim 1922’de ayaklanmaların tekrar başlamasıyla ngiltere 28 Şubat 1922’de deklarasyon ilan etti ancak Süveyş Kanalı, Mısır’daki yabancıların haklarının savunması ve Sudan üzerindeki kontrolünü elinde tutuyordu. Mısır ile ilgili gelişmeler ileriki bölümlerde ele alınacaktır 5-) Suudi Arabistan: Birinci Dünya Savaşı içinde Necd Sultanı Abdülaziz ile Mekke Şerifi Hüseyin arasında bir mücadele başladı. Durum böyleyken, Şerif Hüseyin’in, 1916 Ekim ayında kendisi Arap ülkelerinin kralı ilan etmesi bu mücadeleyi daha da şiddetlendirdi. Savaştan sonra ise Hüseyin’in oğullarından Faysal’ın Irak, Abdullah’ın Ürdün ve kendisinin de Hicaz Kralı olması, Haşimi ailesinin Arap dünyasında durumu oldukça güçlendiriyordu. Abdülaziz, bu gelişmelerden hiç hoşlanmadı. Bu gelişmelere bir de 3 Mart 1924’de Türkiye’de Hilafetin kaldırılması ve Şerif Hüseyin’in kendisini 5 Mart 1924’te halife ilan etmesi eklenince, Abdülaziz 1924 Ağustos ayında Hicaz’a savaş açtı.36 Bu savaşın sonucunda da bölge Suudların eline geçti ve Abdülaziz bni Suud 1926’da kendini Hicaz Kralı ve Necd Sultanı ilan etti. Bu topraklar 1932’de de Suudi Arabistan Krallığı adını aldı. Suudi Arabistan verilecektir. 6-) Yemen. Osmanlı Devleti’nin Yemen üzerindeki kontrolü zayıftı. Yemen, 1517’de Türk egemenliği altına girmekle birlikte Osmanlı Devleti, Yemen üzerinde tam bir kontrol kuramamıştır. 18. yüzyılın ortalarından itibaren özellikle kıyı kesimleri farklı kabilelerin kontrolünde fiilen bağımsızlığını sürdürmüştür37. 7-) ran: ile ilgile bilgilere daha sonraki bölemlerde yer

36

GÜRÜN, Kamuran; Savaşan Dünya ve Türkiye, Bilgi Yay; s.190-191 (Akt;YILMAZ, Türel; a.g.e., s:27). 37 ARMAOĞLU, Fahir; a.g.e., s:174-175, (Akt: YILMAZ, Türel, a.g.e., s:27)

21

1907 yılında ngiltere ile Çarlık Rusyası arasında imzalanan bir anlaşma ile ran, iki ülke arasında nüfuz bölgelerine ayrılmıştı. 1917 Bolşevik ihtilali ile Çarlık Rusyasının yıkılmasından sonra ngiltere, ran üzerinde tek başına nüfuz kurma yoluna gitti. Bu amaçla ran ile 9 Ağustos 1919’da bir antlaşma imzaladı. Söz konusu antlaşma ile ngiltere, ran’ın idari ve askeri teşkilatını düzenleme görevini üzerine alıyor ve ran’a teknik ve mali alanlarda yardım vaat ediyordu. Ancak, ran milliyetçilerinin itirazı üzerine ran Meclisi bu antlaşmayı onaylamadı. ran, 26 Şubat 1921’de Sovyetler Birliği ile bir Dostluk taahhüt ediyordu38. 1923 yılında ran Savaş Bakanı Ahmet Rıza Han, bir hükümet darbesi yaparak başbakanlığı ele geçirdi. 1925 Ekim ayında da Şah Ahmet’i tahttan indirerek ran’da Kaçar Hanedanlığının egemenliğine son verdi ve kendi hanedanlığını oluşturdu. ran Meclisi, Aralık 1925’te Ahmet Rıza Han’ı ran Şerinşahı ilan etti. Sovyetleri Birliği’nin 1921-1923 yılları arasında ran dış ticaretinde en geniş yeri işgal etmesine rağmen, özellikle Sovyetlerin ran’daki komünist faaliyetleri ran’da bir güvensizlik doğurmuş ve siyasal ilişkilerin daha fazla gelişmesine engel olmuştur. 1933 yılında Almanya’da Hitler’in iktidara geçmesiyle ran’da politikasını Almanya’ya yöneltmiştir. Özellikle dış ticarette Almanya, Sovyetler Birliği’nin yerini almıştır. Ancak Almanya’nın 1941 Sovyetler Birliğine saldırması üzerine ran, ngiltere ve Sovyetler Birliği’nin işgaline uğramıştır39. ran ile ilgili gelişmelere daha sonraki bölümlerde yer verilecektir. antlaşması imzaladı.Bu antlaşmayla Sovyetler Birliği, ran’ın bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi

8-) OSMANLI DÖNEM NDE F L ST N’E YAHUD GÖÇÜ 1517 yılında Osmanlı Devleti Filistin’i yönetimi altına aldığında Kudüs çevresinde az bir Yahudi topluluğu mevcuttu. Ancak Türklerin Yahudilerle temasa geçişi bundan çok öncelere dayanır. 11. y.y.’da Avrupa’da ve Bizans’ta kötü
38 39

ARMAOĞLU, Fahir; a.g.e., s:208-209, (Akt: YILMAZ, Türel, a.g.e., s:30-31) ARMAOĞLU, Fahir; a.g.e., s.208-209, (Akt: YILMAZ, Türel, a.g.e., s.29-30)

22

muamele gören Yahudiler, Türklerin Anadolu’ya gelişiyle Türklerle yakın ilişkiler kurdular. Osmanlı Devleti aralıklarla gelen Yahudi göçlerine maruz kalmıştır. Bunlardan en önemlileri 15. y.y.’da spanya’dan kaçan Yahudiler ve 93 Harbi nedeniyle Rusya’dan gelen Yahudilerdir. Bu göçler Osmanlı‘da Yahudi nüfusunu hızla arttırdı. Ancak son döneme kadar Yahudiler Osmanlı içerisinde sorun çıkarmadan yaşayan azınlık bir grup olarak kaldılar. 1800’lerin sonlarında Avrupa ve Rusya’da Yahudilere karşı artan baskılar, Yahudi gruplar içerisinde bir Yahudi Devleti kurma fikrini yaygınlaştırdı. Yahudiler bu dönemden sonra Osmanlı içerisinde özellikle Filistin’e göç etmek istediler. “O dönemde Filistin’deki nüfusun büyük çoğunluğu her ne kadar Müslüman Araplardan oluşuyor idi ise de buradaki diğer dini cemaatler arasında hassas bir denge vardı.40 Bu nedenle devrin Padişahı II. Abdulhamid bölgedeki bu hassas dengeleri bozmak istemedi. Ve tahta kaldığı sürece Yahudilerin Filistin’e yerleşmelerine karşı çıktı. Ancak Abdülhamid’in yurt dışından gerçekleşen Yahudi göçüne karşı çıktığı söylenemez. Abdülhamid yurt dışından gelen Yahudilerin 5–6 şar aile grupları halinde devletin belirlediği yerlere yerleşmelerinde hiçbir sakınca görmedi. Osmanlı devleti’nin Yahudilerin Filistin’e göçünün yasaklamasına rağmen Yahudiler resmi olmayan yollardan aralıklı olarak Filistin’e gelip yerleşmişlerdir. 1908 itibariyle Filistin’deki Yahudi nüfusu 70 – 80 Bin’i bulmuştur. Bu arada Filistin’de bölge halkının Yahudi göçüne tepkisi giderek artmaktaydı. Yüzyıllardan beri topraklarında Yahudileri barış içinde barıştıran Kudüs Müslümanları 19. y.y.’ın son çeyreğinden itibaren Filistin’e akın etmeye başlayan Yahudilerin kendilerine zararlı olacakları anlamakta gecikmediler41. Nitekim çok geçmeden Filistin’de Yahudiler ve Müslüman Araplar arasında çatışmalar meydana geldi. Arap Yahudi çatışmalarının ilk başlangıcı bu döneme rastlar.
40

BUZPINAR, Ş. Turfan; “Abdülhamid Döneminde Filistin’e Yahudi Göçü Meselesi (1878 – 1908)”, Türkler Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1998, Ankara, s. 79 41 BUZPINAR,Ş.Tufan;”II.Abdülhamit Döneminde Filistin’e Yahudi Göçü Meselesi,Türkler Ansiklopedisi,Külür Bakanlığı Yayınları,Ank.,s:84

23

9-) HAÇLI SEFERLER Haçlı seferleri Avrupa dünyasının kutsal toprakları ve Kudüs’ü kurtarma sloganıyla Anadolu ve Ortadoğu’ya yaptığı seferlerdir. Bu seferler 1096 yılında başlamıştır ve 1921’de haçlı ordularının Akka’dan çıkarılmasıyla sona ermiştir. Avrupa toplumunu bu seferleri düzenlemeye iten esas sebepler siyasi, sosyal ve ekonomik sebeplerdir. Çünkü o dönemde Avrupa’da kıtlık, yoksulluk kolonizatör bir taşma hareketi başlamıştır. Kutsal toprakları kurtarma söylemi ise Haçlı Seferleri için ancak itici bir güçtü. Çünkü Kudüs 638 yılından beri Müslümanların hâkimiyetindeydi. Batı Hıristiyanları 1096 yılına gelene kadar bu olaya hiçbir tepki vermediler. Eğer esas amaç kutsal toprakları kurtarmak olsaydı bu seferlerin 1906 yılından çok daha önce gerçekleştirilmiş olması gerekirdi. 1096 yılında başlayan ve 1291 yılında sona eren 9. Haçlı seferinin sebebi her ne olursa olsun Avrupa ve Ortadoğu toplumları için etkileri büyük olmuştur. Doğu Hıristiyanlarına yardım amacıyla yapılan bu seferler Doğu

Hıristiyanlarına faydadan çok zarar getirmiştir. Haçlı orduları aldıkları topraklarda Doğu Hıristiyanlarına kötü davranmış ve onların dini geleneklerine saygılı olmamışlardır. Bu davranış tarzı 4. Haçlı Seferinde doruğa ulaşmış ve stanbul Haçlı ordularına zapt edilmiştir. Haçlı Seferleri’nin Avrupa’daki etkileri çok çeşitli olmuştur. Avrupa’da otoritelerini sağlamakta zorlanan kral ve feodal beyliklerin otoritelerini güçlenmiştir. Avrupalılar bu seferlerde değişik savaş stratejileriyle karşılaşmışlar ve bu stratejileri öğrenmişlerdir. Haçlı seferlerinin başlangıçta başarılı olması Vatikan’nın prestijini arttırmış ancak daha sonra alınan başarısız sonuçlar kilisenin toplum üstündeki etkisini sarsmıştır. Bu durum Avrupa’daki kralların ve feodal beylerinin toplum üzerindeki etki alanlarını genişletmiştir.

24

10-) Arap - Yahudi Mücadelesi: Siyonizm: 637’de Yermuk Savaşı’nda Hz. Ömer’in Bizanslıları yenmesi ile birlikte Filistin Müslümanların egemenliğine girdi ve bölgeye Yahudilerin yerleşmelerine izin verildi. 1099’da Haçlıların bölgeyi işgal ederek Kudüs Latin Krallığı kurmasıyla Yahudilerin çoğunluğu tekrar bölgeyi terk etti. Nitekim 1187’de Selahattin Eyyubi’nin Haçlıları yenmesiyle Filistin tekrar Müslümanların egemenliğine girdi ve Yahudiler tekrar Filistin’e dönmeye başladı. Aynı zamanda Suriye, Mezopotamya, Mısır, ngiltere, Fransa ve bir çok Avrupa devletlerinden de Yahudiler Kudüs’e göç etmişlerdir. Daha sonra Memlükler döneminde de Yahudiler için sıkıntılı dönem başlasa da 1517’de Osmanlı mparatorluğu’nun bölgeyi egemenliği altına almasıyla tekrar Avrupa ülkelerinden Kudüs’e göçler başlamıştır. Yahudilerin siyasal olarak örgütlenmesinde ve Kudüs’e göç etmesinde dünyadaki antisemitik hareketin etkisi büyüktür. Antisemitizmin gelişmesinde ise özellikle Fransız Devrimi sonrasında ortaya çıkan milliyetçi duygular, ortaya çıkan yeni ulusal burjuvazi ile Yahudiler arasındaki ekonomik rekabet olmuştur42. Fakat Antisemitizm Fransız Devrimiyle ya da Sanayi devrimiyle başlamamıştır. Çok daha önceleri ortaya çıkmış bir harekettir. Gerek lkçağda ve gerekse Ortaçağda Yahudilerin aleyhine takınılan

tutumlar, Yahudi düşmanlığı Yahudileri göçe zorlamıştır. Bunların bir kısmı Doğu Avrupa ülkelerine yerleşirken bir kısmı da Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir. Topraklarını Yahudilere açan Osmanlı mparatorluğu onların Filistin’e yerleşmesini de engellememiştir. Fransız Devrimi sonrası Yahudiler kitleler halinde bulundukları ülkeleri terk etmek zorunda kalmışlardır. Çeşitli yerlere göç eden Yahudilerin milli bir şuur altında toplanmalarına, örgütlenmelerine ve yurt aramalarına bir anlamda sebep olmuştur bu durum. Kısacası; Yahudilerin Filistin’i yurt edinmeye yönelik milli bir şuur etrafında örgütlenmeleri anlamına gelen Siyonizm doğuşunda özellikle Fransız
42

ARI, Tayyar; a.g.e., s.113.

25

Devrimi’nin yaydığı milliyetçilik fikirlerinin Avrupa ülkelerinde yerleşmeye başlamasıyla ortaya çıkan yabancı düşmanlığının etkisi yadsınamaz43. Yahudilerin örgütlenmesindeki ilk girişim 1881’de ‘Zion’u Sevenler’ adıyla kurulan bir örgüt çatısı altında bir araya gelmeleriyle söz konusu olsa da başarılı olamamıştır. Daha sonra asıl gelişme Theodor Herzl’in öncülüğünde olmuştur. Herzl Avrupa’ya yayılan Antisemitizmin önyargıyla ilgili olduğunu ve bundan dolayı da yasayla ortadan kalkmasının imkânsız olduğunu düşünüyordu. Herzl, 1896’da görüşlerini politik siyonizmin ideolojik temellerini oluşturan Yahudi Devleti (Der Ju denstaat: The Jewish State) adındaki kitabında toplanmıştır. Herzl’e göre ortada bir Yahudi ulusu bulunduğuna göre, bir Yahudi devletinin de olması gerekirdi ve Yahudilerin kendi devletlerini kurmaları antisemitizm için de en iyi çözümdü44. Theodor Herzl 1897’de sviçre’nin Basel kentinde toplanan I. Dünya Yahudi Kongresi’nde kurulan Dünya Siyonist Teşkilatı’nın başına getirilmiştir. Basel Kongresi, Siyonizm’in hedefinin Filistin’de Yahudi halka bir yurt yaratmak olduğunu kabul etmişti. Basel Kongresinde Siyonizm’in amacının Yahudi Halk için Filistin’de kamu hukuku ile güvence altına alınmış bir yurt yaratmak olduğu belirtilerek bu amaca varmak için bir takım adımların atılması kararlaştırılmıştır45. Herzl, 1901 ve 1902 yıllarında ilk defa Abdülhamit nezdinde girişimde bulunmuş ve bu görüşmelerde Filistin’de Yahudilere bir yurt verilmesi halinde Osmanlı borçlarının Avrupa’daki Yahudi bankerler tarafından ödeneceği teklifinde bulunmuştur. Fakat bu teklifler kabul edilmemiştir. Yahudilerin Filistin’de yurt edinme istekleri 1904’de Herzl’in ölümünden sonra da devam etti. Osmanlı Devleti nezdindeki teşebbüsleri sonucu 1908’de ttihat ve Terakki Partisi ve liderleri hac için Filistin’e gidecek Yahudilere uygulanan

43 44

ARI, Tayyar; a.g.e., s.114. ARI, Tayyar, a.g.e., s.115. 45 ARI, Tayyar, a.g.e., s.116-117.

26

kısıtlamaları (Kırmızı Tezkere) kaldırdılar ve Yahudilerin Filistin’de toprak satın almaları serbest bırakıldı46. Filistin’de Yahudilerin sahip oldukları toprakların genişlemesi ve Yahudilerin toprağa bağımlı hale gelmeleriyle ilk Arap-Yahudi çatışmaları başladı. Bu çatışmalar, başlangıçta Siyonizm’e karşı organize bir direnme şeklinden ziyade, toprağın kullanımında, Yahudilerin Arap toprak geleneğine ters uygulamaları neticesinde ortaya çıktı. Söz konusu çatışma sebeplerinden bir tanesi hayvan otlatma meselesidir. Çatışma sebeplerinden bir diğeri ise, su kaynakların kullanılmasına ilişkindi. Başlangıçta ekonomik mahiyetli olarak ortaya çıkan Arap-Yahudi çatışmaları, Filistin’in Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra mücadelesine dönüşecektir47. ngiltere, Filistin’de manda yönetimini şu esasa dayandırmak istedi. Filistin’de Araplarla Yahudiler arasında bir işbirliği kurarak manda yönetimini geliştirmek ve Filistin’i bağımsız bir devlet olarak hazırlamak. Amerikan Kongresi, 21 Eylül 1922’de aldığı bir kararla, Filistin’de bir Yahudi yurdu kurulmasını kabul etti. Amerikan Kongresinde alınan bu karardan sonra ngiltere ve ABD 3 Aralık 1924’te bir anlaşma imzaladılar. Bu anlaşma ile; 1) ABD, ngiltere’nin Filistin üzerindeki mandasını tanımış ve; 2) Filistin’de Amerikan vatandaşları için bir takım haklar elde etmiştir48. A.J. Balfour’un 2 Kasım 1917 yılında Balfour Bildirisi olarak yayınlandığı bildiri 1922’de Milletler Cemiyeti tarafından ngiltere’ye verilen Filistin mandası ile ilgili metne eklendi. Bu bildiri Filistin’de Yahudi ulusuna bir yurt kurulması konusundaki önemli bir belgedir. Aynı zamanda bu bildiri ilanı sürecinde Yahudilerin ngiltere üzerinde etkili olmasında hem bölgedeki ngiliz çıkarlarını ngiltere’nin manda yönetimi altına girmesiyle Siyonizm’e karşı Arap milliyetçiliğinin direnme

46

ÖKE, Mim, Kemal; “Siyonistlerin ttihatçılar Nezdindeki Başarısız Girişimleri:” 1908-9, .Ü., Siyasal Bilimler Fak., Prof. Dr. Ümit Doğanay’ın Anısına Armağan, C.II., st., 1982, s.121-132. (Akt: YILMAZ, Türel; a.g.e., s.35) 47 YILMAZ, Türel; a.g.e., s.37. 48 y.a.g.e., s:41-42.

27

korumada hem de savaş sırasında bu belge sayesinde ABD’nin savaşa girmesinin sağlanabilmesi açısından önemli rol oynamıştır. Filistin Araplarının, Balfour Deklarasyonunun ne anlama geldiğini ngiliz manda yönetimi başlar başlamaz anlamaları üzerine, ilk günden itibaren çatışmalar başlamış ve günümüze kadar süren bir Arap-Yahudi çatışmasının başlangıcını teşkil etmiştir49. 1920-1930 yılları arasındaki dönemde Arap-Yahudi çatışmaları iki farklı seyir takip etmiştir 1920-1930 döneminde Arap-Yahudi çatışmaları genellikle mahalli çapta ve dağınık olmuştur. Ancak Arap-Yahudi çatışmasında 1933 yılı bir dönüm noktası olmuştur. 1933’te Yahudi aleyhtarlığı siyasi çizgisinin önemli bir unsuru olan Hitler, Almanya’da iktidara gelmişi ve panikleyen Yahudiler Filistin’e göçmeye başlamışlardır. Diğer bir deyişle 1933’ten itibaren Filistin’de Arap-Yahudi çatışması şiddetini arttırmıştır50. Daha önceleri ngiltere’nin çıkarları doğrultusunda kurulmaya çalışılan

Yahudi Devleti 1933’den sonra Yahudiler için tek çıkar nokta haline geldi. Artık Filistin’deki Arap-Yahudi çatışması ölüm kalım savaşına dönüştü. Bu şiddetli çatışmalar günümüzü de etkileyecek şekilde Ortadoğu’daki güç dengelerini temelinden sarstı. kinci Dünya Savaşı’ndan önceki dönemde de ABD Filistin meselesine uzak değildi. Fakat esasına bakılırsa, meselenin içine aktif olarak girmesi kinci Dünya Savaşından sonradır. ngiltere, 2 Nisan 1947’de Birleşmiş Milletlere resmen başvurarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun meseleyi ele almasını istedi. ngiltere’nin isteği üzerine 28 Nisan’da toplanan Genel Kurul 15 Mayıs’ta 70 oya karşı 45 oyla Birleşmiş Milletler Filistin Özel Komitesi’nin kurulmasına ilişkin kararını aldı. Özel Komite raporunu 31 Ağustos’ta tamamladı ve 1 Eylül 1947’de Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine teslim etti. Komite iki rapor ortaya çıkardı. Kanada, Çekoslovakya, Guatemala, Hollanda, Peru, sveç ve Uruguay tarafından

49 50

y.a.g.e., s:42. ELPELEC, Zui; Filistin Ulusal Hareketinin Kurucusu Hacı Emin El-Hüseyni, Çev: Dilek Şendil, letişim Yay., 1.B., st., 1999, s:73-101’den (Akt: YILMAZ, Türel, a.g.e., s:43.)

28

desteklenen ‘Çoğunluk Raporu’ ve Hindistan, ran ve Yugoslavya tarafından sunulan ‘Azınlık Raporu’ Avustralya, her iki plana da çekimser kaldı51. Çoğunluk Raporuna Göre; 1. Filistin; Arap Devletleri, Yahudi Devletleri ve Kudüs Bölgesi olmak üzere üçe taksim edilmekteydi; 2. Arap ve Yahudi Devletleri iki yıllık bir geçiş döneminden sonra bağımsız olacaklardı, 3. Bu iki devlet arasında ‘ekonomik birlik’ olacaktı; 4. Kudüs için ayrı bir statü tayin ediliyor ve Birleşmiş Milletlerin vesayeti altına konuluyordu; 5. Çizilen sınırlara göre, Arap Devleti, Filistin topraklarının yüzde 42,88’ini, Yahudi Devleti ise yüzde 56,47’sini teşkil etmekteydi. Azınlık Raporuna göre de Filistin, Araplar ve Yahudiler arasında taksim edilmekteydi. Ancak raporun öngördüğü Kudüs’ün başkent olduğu bağımsız Arap ve Yahudi devletlerinden meydana gelen bağımsız bir Filistin Federal Devleti idi52. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 29 Kasım 1947’de yapılan oylamada Çoğunluk Raporu (Planı) 13 red 10 çekimser oya karşılık 33 oyla 181 sayılı karar olarak kabul edildi. Taksim kararı Filistin’i iyice karıştırdı. Karardan sonra ngiltere bir açıklama yaparak 15 Mayıs 1948’den itibaren Filistin’den tamamen çekileceğini bildirdi. ngiltere’nin Filistin üzerindeki manda yönetiminin sona ermesinden birkaç saat önce 14 Mayıs 1948’de Tel – Aviv’de toplanan Yahudi Milli Konseyi bir deklarasyon yayınlayarak; srail Devleti’nin kurulduğunu ilan etti53. srail’in kurulmasından birkaç saat sonra Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak birlikleri Filistin’e girmeye başladılar. I. Arap- srail Savaşı böylece başlamış oldu. Bu savaşta sadece Ürdün, Batı Şeria topraklarını ve Kudüs’ün yarısını ele
51 52

YILMAZ, Türel; a.g.e., s:56.

ARMAOĞLU, Fahir; Filistin Meselesi ve Arap- srail Savaşları (1948-1988), Türkiye ş Bankası Yay., Ank., s:85-86 ‘den (Akt: YILMAZ, Türel, a.g.e., s:57). 53 YILMAZ, Türel; a.g.e., s:57-58.

29

geçirdi. srail çok toprak kazandı. Ürdün dışındaki Arap ülkelerini srail mağlup etmişti. 10 Haziran 1948’de 30 günlük ateşkes sağlandı. Bu yılın sonuna kadar ancak çatışmalar yer yer devam etti. Bu yıllar arasında Ortadoğu’nun stratejik yapısını değiştirecek bir takım değişmeler oldu. Bunlar kronolojik olarak şöyle sıralanabilir: 1) Ortadoğu’ya Silah Ambargosu 2) ngiliz- ran Petrol Anlaşmazlığı 3) Süveyş Anlaşmazlığı ve Mısır’da Monarşinin Yıkılması 4) Bağdat Paktı 5) Süveyş Savaşı 6) Eisenhower Doktrini 7) Suriye Krizi 8) Lübnan Krizi 9) Irak’ta Monarşinin Yıkılması

11-) 1950-60 YILLARI ARSINDA ORTADOĞU GEL ŞMELER : a) Ortadoğu’ya Silah Ambargosu srail Devletinin ortaya çıkmasından ve Birinci Arap- srail Savaşı’ndan sonra üç büyük devlet, yani ABD, ngiltere ve Fransa Ortadoğu’daki dengelerin çok hassas hale geldiğini gördüler54. ABD, ngiltere ve Fransa, her iki taraf da silahlanmadıkça, söz konusu ülkelerin bir çatışmayı göze alamayacaklarını düşünmüşlerdir. Batının silah verip vermemesi, Ortadoğu’da barış düzeninin korunması bakımından hayati bir noktaydı. şte Ortadoğu bölgesine uygulanmak istenen silah ambargosunun mantığı buydu55.
54 55

y.a.g.e., s:65. ARMAOĞLU, Fahir; Filistin Meselesi ve Arap- srail Savaşları (1948-1988), Türkiye ş Bankası Yay., Ank., s.28 (Akt: YILMAZ, Türel, a.g.e., s:65).

30

Ortadoğu’ya silah ambargosunu öngören deklarasyon 25 Mayıs 1950’de yayımlandı. Bu deklarasyona göre; ngiltere, ABD ve Fransa Arap ülkelerine ve srail’e iç güvenliklerini ve meşru müdafaalarının gerektirdiği ölçüde silah satacaklar, bölge ülkelerinin silahlanma yarışının karşısında olacaklar, satacakları silahları saldırgan amaçla kullanmayacaklarına dair ülkelerden taahhütte bulunmalarını isteyecekler ve bölgede sınır anlaşmalarının belirledikleri hususları ihlal eden herhangi bir devlete karşı gereken tedbirleri alacaklardır. Bu deklarasyon üç devletin kendi arasında yayımlanmıştır. Sonuç olarak bu ambargoyu ilk delenler Batılı Devletler olmuştur. Çeşitli yollarla bölgedeki ülkelere silahları satmışlardır. Bu silahlarıda saldırgan amaçlarla değil, iç düzenleri için kullanacaklarını gerekçe göstermişlerdir. b) ngiliz- ran Petrol Anlaşmazlığı: 28 Mayıs 1901’de bir ngiliz vatandaşı olan William Knox D’Arcy, ran’dan altmış yıl süreli bir ayrıcalık almıştır. Bu ayrıcalık, D’Arcy’e yalnızca beş kuzey vilayeti dışarıda kalmak üzere tüm ran toprakları üzerinde, doğal kaynakların aranması, çıkartılması, işletmesi, üretilmesi, ticarete elverişli duruma getirilmesi, başka yerlere taşınması hakkını vermekteydi. Bu antlaşmadan sonra D’Arcy, finansman kaynakları aramış ve 1905 Mayıs ayında ngiliz Hükümetinin aracılığıyla ngiliz Burmah Petrol Şirketi ile birleşerek Concesslons Syndicate Ltd. Şirketini kurmuştur56. 1908 yılının Nisan ayında şirket Anglo- ranian Petrol Şirketi adı altında 1901 ayrıcalığından faydalanmaya başladı. 1914’de de ngiliz hükümeti bu şirketin paylarından satın aldı. 12-) 1960-1973 Yılları Arasında Ortadoğu Gelişmeleri: 1960 yılından itibaren Orta Doğu’da Arap- srail çatışmaları yeniden şiddetlendi. Çatışmalar ve bunlara bağlı olarak gelişen olaylar, 1967 yılında Üçüncü

56

GÜREL; Şükrü, S.; Ortadoğu Petrolün Uluslararası Politikadaki Yeri, A.Ü., SBF. Yay., Ank., 1979, s.48-49 ‘den (Akt: YILMAZ, Türel; a.g.e., s:69).

31

Arap- srail Savaşı ( Altı Gün Savaşı)’nın çıkmasına neden oldu. Bu savaşa giden yolda üç faktör önemli rol oynamıştır: - Yemen ç Savaşı - BAAS faktörü - FKÖ faktörü57 a)1967 Arap- srail Savaşı: 1967 Arap- srail Savaşı, 5 Haziran sabahı havaalanlarına yaptığı saldırı ile başladı. Bu şekilde gerçekleşen srail hava saldırısı yaklaşık 3 saat devam etmiş ve Mısır’ın 280 uçağı yerde ve 20 uçağı da havada tahrip edilmiştir. Aynı şekilde Suriye ve Ürdün’e de yönetilen saldırılarda 50 Suriye ve 20 Ürdün uçağı tahrip edilmiştir. Böylece, daha savaşın başında savaşan Arap ülkelerinin hava gücü yok edilmiş ve srail havada büyük bir üstünlük sağlamıştır58. Kara Cephesine gelince; srail için iki cephe oldukça önemliydi. Sina Cephesi ve Ürdün Cephesi. Mısır Kuvvetleri, Sina’da üç ana yolu kontrol altında tutacak şekilde yayılmış bulunuyordu. srail, ateşkes için bir uluslararası baskının hemen geleceğini bildiği için taarruz planlarını sürat unsuruna dayandırmış ve Sina’nın üç anayolunu ele geçirmeyi planlamıştır. Gerçekten de bunu başarmıştır. Savaş, 10 Haziran 1967’de tarafların Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ateşkes çağırısına uymaları ile sona erdi. Altı gün sürdüğü için aynı zamanda “Altı Gün Savaşı” olarak da tarihe geçen savaş sonunda srail 8.000 mil kare olan topraklarına 26.474 mil karelik daha toprak ekleyerek oldukça kazançlı çıktı. Mısır, dört gün içinde Sina’da ağır bir yenilgiye uğrayarak bütün Sina Yarımadasını kaybetti59. 1967 Arap- srail Savaşı, Arap- srail mücadelesinde bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Araplar, 1947 taksim kararından bu tarihe kadar srail’in ortadan kaldırılmasını savunmuşlardır. 1967 Savaşının kaybedilmesinden sonra ise temel
57 58

srail uçaklarının Mısır

YILMAZ, a.g.e., s:125. ARMAOĞLU, Fahir; Filistin Meselesi ve Arap- srail Savaşları (1948-1988), Türkiye ş Bankası Yay., Ank., s:248-250’d2n ,(Akt: YILMAZ, Türel, a.g.e., s:152) 59 ARMAOĞLU, Fahir; y.a.g.e., s.250 (Akt: YILMAZ, Türel, a.g.e., s.152).

32

politika

srail’in ortadan kaldırılması değil, bu savaşın sonunda kaybedilen

toprakların geri alınması olmuştur. 1967 Savaşından sonra srail bölgede daha büyük bir güç haline geldi. srail’in bu güçlenişi bölgedeki güç dengelerini etkilediği gibi dünyada giderek gücünü artıran ABD’nin bölgede önemli bir müttefiki haline geldi.

13-) 1973-1980 YILLARI ARASINDA ORTADOĞU GEL ŞMELER : a) 1973 Arap- srail Savaşı: 1973 Arap- srail Savaşının (Yom Kippur) diğer Arap- srail Savaşlarından bazı farklılıkları vardır. Bunlar: 1) Mısır tarafından başlatılan bu savaşın temel amacı; srail’in haritalardan silinmesi değil, savaşa katılan bütün Arap ülkeleri için 1967 Savaşında kaybedilen toprakların geri alınmasıdır. 2) kinci farklılık; srail’in değil, Mısır ve Suriye’nin ‘sürpriz saldırı’ ile başlatmalarıdır. 3) Son bir husus ise; kesin bir Arap yenilgisinin olmaması ve hatta Mısır’ın bu savaşta bir hayli başarılı olmasıdır. Bundan önceki savaşlarda büyük kayıplara uğrayan taraf sadece Araplar iken, bu savaşta srail de büyük kayıplara uğramıştır60. b) 1973 Petrol Krizi: Meydana gelen ilk petrol krizi, 1973 Arap- srail Savaşının bir sonucu olarak görünse de gerçekte geçmişi daha eskiye dayanmaktadır. 1950’li yıllardan itibaren Orta Doğu’da petrole ilişkin iki mesele ortaya çıkmıştır: 1) Petrolün çıktığı Ortadoğu ülkeleri ile petrolü çıkaran ve işleten petrol şirketleri arasındaki ilişkiler; 2) Özellikle 1967 Savaşı ile birlikte ortaya çıkan ve 1973 yılında son aşamasına gelen petrolün ‘siyasi araç’ olarak kullanılması61.
60

ARMAOĞLU, Fahir; y.a.g.e., s.320-321 (Akt: YILMAZ, Türel, a.g.e., s.178).

33

Petrolün siyasi bir araca dönüşmesi ve srail’in Ortadoğu’da güvenlik endişesi yaşaması srail’in en önemli müttefiki olan ABD’yi bölgede denge politikası oluşturmaya zorladı. 1973 Arap- srail Savaşı srail’in güvenlik endişelerini artırırken, ABD’yi bölgede güç dengelerini yeniden düzenlemeye itti. 1973’teki bu savaşın etkileri güç dengelerini düzenlemesi açısından günümüzü de etkilemektedir. c) Lübnan ç Savaşı: Lübnan iç savaşı bir takım gelişmeler sonucu ortaya çıkmıştır. Bunlardan en önemlileri, Lübnan’ın iç yapısında değişmeler ve Lübnan’a göç eden Filistinlilerdir. Lübnan bağımsızlığına kavuştuktan sonra ekonomisinin ilerlemesi yaşam standartları ve eğitim yükselmiştir. Ekonomik gelişme bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Gelir dağılımı bozulmuştur ve ekonomik gelişmeden daha çok Hristiyanların istifade ettiğinin gözlenmesi, Müslümanların da yoksullaşması Hristiyanlarla Müslümanlar arasında çatışmayı körüklemiştir. Diğer bir gelişme ise Filistinlilerin Lübnan’daki faaliyetleridir. Bu olaylar neticesinde Lübnan iç savaşı çıkmıştır. d) Camp David Antlaşmaları: Camp David Antlaşmaları ile başlayan ve srail-Mısır Antlaşmaları ile sonuçlanan süreç, Ortadoğu’da yeni barış umutlarını artırırken, gerçekte yeni bir düzensizliğe gidildiğinin işareti olmuştur. Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat 9 Kasım 1977 yılında halk meclisinde yaptığı konuşmada srail ile barış konusunda kararlı olduğunu söyledikten sonra 19 Kasım 1977’de srail’de parlamentoda bir konuşma yaptı. Konuşmasında kalıcı bir barış istediğini ancak bu barışın adalete dayanması gerektiğini söyledi. srail Başbakanı Begin de srail’in de bölgede huzur ve barış istediğini dile getirdi. Enver Sedat’ın srail’i bu ani ziyareti tüm dünyada hayretle karşılanırken Arap dünyasında tepkiyle karşılaştı. Ancak bu ılımlı hava çok uzun sürmedi. srail’in Batı Şeria’da yeni yerleşim yerleri açması srail ile hem Mısır’ın hem de ABD’nin arasını açtı. Barış girişimlerinin sekteye uğradığını gören ABD insiyatifi üzerine alarak Begin ve
61

ARMAOĞLU, Fahir; y.a.g.e., s.355-356 (Akt: YILMAZ, Türel, a.g.e., s:190).

34

Enver Sedat’ı Washington yakınlarındaki Camp David’e davet etti. Camp David’de yapılan müzakereler sonucunda 17 Eylül 1978’de Mısır, srail, ABD Camp David anlaşmasını imzaladılar. Camp David Antlaşmaları ile başlayan ve srail-Mısır Antlaşmaları ile sonuçlanan süreç, Ortadoğu’da yeni barış umutlarını artırırken, gerçekte yeni bir düzensizliğe gidildiğinin işareti olmuştur. Çünkü bu anlaşmaya Arap dünyasından büyük tepkiler gelmişti. Ayrıca anlaşmada Kudüs’ün belirsizliği ve anlaşmayı uygulaya koymaktaki isteksizliği de gelen tepkileri artırmıştı. e) ran slam Devrimi: 1979 yılında Humeyni liderliğindeki gerçekleşen ran Devrimi, Şah Rıza Pehlevi’nin iktidarındaki monarşik bir rejimi yıkarak ,yerine tümüyle şeriata dayalı bir rejim kurdu ve bu özellik doğal olarak onu, daha önce gerçekleşen devrimlerden ayırdı62. ran Devriminin önemli bir özelliği de uluslararası bir olay olmasıdır. Batı Asya’da hem Batıya doğru Irak ve Körfez ülkelerinde yöneticileri tehdit eder gibi görünmüştür. Hem de doğuya doğru, 1978’de iktidara gelen Afgan hükümetine karşı savaşan slami güçlere cesaret vermiştir. Devrim, batının ve özellikle ABD’nin siyasi, ekonomik ve kültürel etkilerine karşı milliyetçi bir hareket olarak ta görülüyordu. srail’in

15-) 1980-1990 YILLARI ARASINDA ORTADOĞU GEL ŞMELER a) ran-Irak Savaşı: ki ülke arasında en ciddi sorunlardan biri de yıllardır devam eden Şatt’-ül Arap üzerindeki egemenlik sorunu ya da kısa sınır sorunuydu. Zira iki ülke arasında 1975 Mart’ında imzalanan Cezayir Antlaşması ile başta Kürt sorunu ve su yolunun denetimi sorunu olmak üzere pek çok sorun çözüme kavuşturulmuş olsa da Saddam zorunlu şartlar altında imzaladığını iddia ettiği bu antlaşmadan memnun kalmamıştı.
ATAY, Mehmet, “Ortadoğu’da Terör Savaşı ve Barış Arayışları,” Avrasya Dosyası, C.3, s.2, YAZ 1996, S.130.
62

35

Dolayısıyla Irak, ran’da 1979 Şubat’ında gerçekleşen devrimden sonra ortaya çıkan kargaşa ortamından yararlanarak 18 Eylül 1980’de Cezayir Antlaşması’nı tanımadığını açıkladı.63 Saddam, ran’ı kesin bir yenilgiye uğratarak bölgede hakim güç haline gelirken, Şatt’-ül Arap üzerinde mutlak egemenliği tesis etmeyi, bunu yaparken de Kürtler yapılan ran desteğini Kuzistan Araplarıyla dengelemeyi düşünüyordu. Bu arada zaten ran’ın 1979 Haziranında kuzey sınırında Cezayir Antlaşması doğrultusunda yerini getirmesi gereken devriye görevini terk etmesi üzerine, Kürdistan Demokratik Partisi’ne bağlı peşmergeler Irak hükümetine yönelik saldırılara başlamışlardı64. Yukarıda da bahsedildiği gibi Irak- ran arasındaki gerginliğin görünen sebebi Şatt’-ül Arap üzerindeki egemenlik sorunuydu. Ama bu gerginliğin altında yatan diğer sebepler şunlardır: -1979 ran Devrimi’nin Irak içindeki Şii grupları etkileyebileceği şüphesi, - ran’ın Irak içindeki kürt gruplara verdiği destek, Saddam Hüseyin 17 Eylül 1980’de olağanüstü toplanan parlamentoda yaptığı konuşmadan beş gün sonra 22 Eylül 1980’de ran’a savaş ilan etti. Savaş ilanının gerçeklerini ise şu şekilde sıraladı: “1- ran, 1975 Antlaşma ile yüklendiği taahhütlerini yerine getirmediği gibi, Irak Kürdistan Demokratik Partisi (KDP)ne yardıma yeniden başlamıştır. 2- ran, sınır çatışmalarını tahrik etmektedir. 3- ran, 1975 Cezayir Antlaşmasına göre Irak’a vermesi gereken bazı sınır bölgelerini vermemiştir”65. Arı’ya göre; Saddam’ın amacı, ran’daki Şii kökenli slam Devriminin ülkesindeki etkilerini sınırlamak, 1975 Cezayir Antlaşması ile ran’a bırakmak

63 64

ARI, T.; a.g.e. s.555. y.a.g.e., s.557. 65 BÖLÜKBAŞI, Süha; Türkiye ve Yakınındaki Ortadoğu, Dış Politika Enstitüsü Yay., Ank., 1992, s.19.

36

zorunda kaldığı toprakları geri almak, Şatt’-ül Arap üzerindeki denetimi ele geçirmek, Kürtler üzerinde kesin hakimiyet kurmak, Kuzistan Araplarının özgürlüklerini kazanmalarına yardım ederek ran’ın bu bölgede sahip olduğu petrol alanlarından mahrum kalmasına yol açmak, ulusal birliği sağlamak ve hepsinden önemlisi bölgede egemen güç haline gelmekti66. Nitekim Irak’ın 22 Eylül 1980 günü baskın şeklinde 700 km’lik bir cephede saldırıya geçmesiyle birlikte sekiz yıl sürecek savaş başlamış oldu. 1982 Mayıs’ının ortalarına gelindiğinde Irak’ın ran’daki kuvvetlerinin merkezle bağları kesilmişti. Hürremşehr’in ran tarafından geri alınması üzerine Saddam, Irak kuvvetlerinin ran topraklarından geri çekileceğini açıkladı. Tarihler 18 Temmuz’u gösterirken sekiz yıl süren savaş da sona ermişti67. 1979’da ran’da Şah’ın devrilmesiyle yerine geçen Humeyni’nin Şii rejimi, Irak’ın güvenliği açısından tehdit unsuruydu. %90’ı Şii olan ran’daki devrim bölgedeki diğer Şii toplumlarını da harekete geçirmişti. Irak’ın %60-65’ini oluşturan Şiiler arasında da hareketlenmeler başlamıştır. 1979 Şubatında 1980’in başında Necef, Kerbela ve Bağdat’ta bir takım olaylar çıkmıştır. Irak, ran karşısında Arap devletlerinin desteğini alacağını, Humeyni karşıtı muhalif grupların ve etnik grupların ayaklanacağını düşünmüştü. Fakat Irak beklediği desteği bulamadı. Savaşın başında Sovyetler Birliği de tarafsızlığını açıkladı ve Irak’a silah vermede isteksiz davrandı. Anlamsız bir şekilde sekiz yıl süren savaş sonunda milyonlarca kişi yaralandı, yüzbinlerce kişi öldü. ki ülkenin de ekonomisi kötüleşti. Saddam Hüseyin 15 Ağustos 1990’da ran Yönetimine, 1975 Cezayir Antlaşmasını kabul ettiğine dair mesaj gönderdi. Bu da savaşın kayıptan başka bir şey olmadığının göstergesidir.

16-)1990-2000 YILLARI ARASINDA ORTADOĞU GEL ŞMELER : a)Kuveyt’in şgali ve 1990 Körfez Savaşı:
66 67

ARI, Tayyar, a.g.e., s.559. y.a.g.e., s.563.

37

Irak’ın Kuveyt’i işgalinde Saddam’ın kendine göre nedenleri vardı. “Öncelikle Bağdat yönetimi Kuveyt’i kendi toprakları üzerinde (Kuveyt’in Osmanlı döneminde Basra’nın bir kazası olarak görülmesinden hareketle) ngiltere tarafından oluşturulmuş yapay bir devlet olarak görmekteydi ve bu tarihsel hatanın düzeltilmesi gerekirdi ki bunun da tek yolu iki ülkenin birleşmesinden geçmekteydi. Irak’ın Kuveyt’i ilhak etmek istemesinin arkasında yatan diğer nedenler petrol üretimini artırmaya başladığı 1970’lerin başlarında ortaya çıkmıştır. Bubiyan Adasının derin sularının petrol terminali kurmak için oldukça elverişli olmasının yanı sıra Irak, Kuveyt’e ait olan Bubiyan ve Varba Adalarına sahip olarak bu adaların karasuları ve kıta sahanlığı alanlarındaki petrol yataklarına ulaşmak istiyordu68. Irak’ın Basra Körfezine iki yoldan çıkışı vardır. Bunlardan birincisi Şatt’-ül Arap su yolu üzerindeki limandır. Fakat bu liman, ran ile yapılan sekiz yıllık savaşta batık gemi enkazları ile tıkanmış durumdaydı. kincisi de Irak’ın Körfezde işlek durumda olan tek limanı Umm-ı Kasr’dı ve bu limanın giriş ve çıkışını kontrol eden iki ada, Verbe ve Bubiyan Kuveyt’e aitti. Dolayısıyla Irak için Kuveyt önemliydi. Irak Basra Körfezine daha rahat açılmasını sağlayacak olan bu iki adanın denetimini ele geçirmek istiyordu. Aynı zamanda Kuveyt’i topraklarına kattığı takdirde bölgede ikinci büyük petrol rezervine sahip ülke olacaktı. 2 Ağustos 1990’da Irak, Kuveyt’i işgal etmiş ve bir süre sonra da 19. ili olduğunu açıklayarak Kuveyt’i ilhak etmişti. Nihayet Kuveyt’in işgal ve ilhakı ile birlikte hem Basra Körfezi’nde hem de genel olarak Ortadoğu’da güç dengesi bir anda Irak lehine bozulduğu gibi, bu durum, gerek petrolün güvenliğini gerekse ABD’nin ve Batılı devletlerin bölgedeki ekonomik çıkarlarını tehlikeye sokmuştu69. Krizin başlamasıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bir dizi kararlar aldı. şgalin gerçekleştiği gün yani 2 Ağustos’ta 660 sayılı kararı ile Irak’ın Kuveyt’i işgalini kınayarak, bu ülkeden tamamen ve kayıtsız-şartsız 1 Ağustos 1990’daki sınırlarına çekilmesini talep etti. Irak’ın Kuveyt’ten çekilmeyeceğinin anlaşılması üzerine Güvenlik Konseyi 6 Ağustos 1990’da 661 sayılı kararı kabul etti. Karar,
68 69

y.a.g.e., s.574. y.a.g.e., s.570.

38

yasal Kuveyt Hükümetinin otoritesini yeniden tesis etmek ve Irak’ın Kuveyt’ten çıkmasını sağlamak için bütün devletlerin Irak ve Kuveyt’te üretilen bütün mal ve ürünlerin ülkelerine ithal edilmesine izin vermemelerini hükme bağlarken, Irak’a ekonomik ambargo koyuyordu. Nihayetinde Güvenlik Konseyi, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmemesi üzerine 29 kasım 1990’da 678 sayılı kararı kabul ederek, Irak’a Kuveyt’ten çekilmesi konusunda 15 Ocak 1991 tarihine kadar zaman verdi. Ayrıca, söz konusu kararla, eğer bu karara uymazsa, Irak’ın bir savaşla karşı karşıya kalacağı ilan edildi. Irak, 678 sayılı karara da uymayınca kriz bir savaşa dönüştü. ABD’nin önderliğini yaptığı otuz ülkenin fiilen bu savaşa katılması ve Birleşmiş Milletlerin bir blok halinde Irak’a cephe alması, söz konusu savaşa uluslar arası boyutlar kazandırdı70. Irak’a karşı yürütülen askeri harekatın amacı, dünya kamuoyuna Kuveyt’in özgürlüğüne kavuşturulması ve eski sahiplerine iadesi olarak açıklansa da, gerçek amaç Irak’ın artan askeri gücünü kırmak ve bölgeye tehdit oluşturan Irak liderini zayıflatmaktı. Çünkü ran-Irak Savaşında cömert bir şekilde Batı ve Körfez ülkelerinin silahlandırdıkları Irak Ortadoğu’da büyük bir güç haline geldi ve bu durumda başta ABD olmak üzere batının aleyhinde bir durum yaratmaktaydı. Ayrıca, bölge ülkelerinin birçoğu Irak’ın yeni gücünden rahatsız olmaya başlamışlardı. Saddam Hüseyin güneye doğru ilerlemeye devam ederse Arap Yarımadası onun eline geçer ve güçlü bir Arap lideri olarak ortaya çıkardı. ABD eğer bu durumda Irak’a ders verebilirse petrol sevkiyatına yönelik tehdit de bir süre bertaraf edilmiş olacaktı. Bütün bu nedenlerden dolayı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 678 sayılı kararı ile Irak’a verilen sürenin 15 Ocak 1991’de dolması ile Körfezde ABD’nin öncülüğünde Irak’a karşı bir savaş başladı. Hava Harekatı (Çöl Fırtınası) ile 17 Ocak’ta başlayan savaş, Washington açısından oldukça iyi sonuçlandı. Saddam, ABD ve koalisyon kuvvetleri karşısında fazla dayanamadı. Irak, havadan bombardıman edilerek, bazı kesimleri yerle bir edildi. Hava harekatında elde edilen

70

YILMAZ, Türel; a.g.e.., s.276-277.

39

başarı, 22 Şubat’ta başlatılan kara harekatında da sağlandı. Nihayet ABD Başkanı George Bush 27 Şubat 1991’de ateşkes ilan etti ve böylece savaş sona erdi71.

17-)2000-2003 YILLARI ARASINDA ORTADOĞU GEL ŞMELER a)Afganistan Müdahalesi ABD Başkanı George Bush operasyonun uluslararası meşrutiyetini

sağladıktan sonra yaklaşık 40 ülkenin de işbirliğini sağlayarak 7 Ekim 2001 tarihinde Afganistan’a yönelik sonsuz özgürlük operasyonunun başlatılması talimatını vermiştir. Afganistan’da barışın tesisi amacıyla BM’nin girişimiyle başlatılan, bu ülke üzerinde nüfuzu olan 21 devlet temsilcisinin katıldığı Temmuz 2001’de Berlin’de yapılan toplantıda, ABD temsilcisi T. Simons, Ekim 2000’de USS COLE Destroyerine Aden’de düzenlenen saldırının El-Kaide ile ilişkilendirilmesi ve Usame Bin Ladin’in iade edilmemesi halinde Afganistan’a yönelik askeri operasyon opsiyonunun tamamıyla açık olduğunu ilan etmiş ve bu ülkeye müdahale için hazırlıkların ikmal edilmekte olduğunu dile getirmiştir72. 7 Ekim 2001 tarihinde başlayan askeri harekâtta ABD yoğun füze ve hava saldırılarıyla Taliban’ın savunma hatlarına ve ülkenin alt yapısına ciddi zararlar verdi. Taliban savunma hatlarındaki bu kayıbın sonucu olarak askerlerini geri çekme zorunda kaldı. Taliban askerlerini dağlık alanlara çekerek ve sivil halkın arasına karıştırarak uzun vadede başlayacak olan gerilla savaşına hazırlanmaya çalışıyordu.

DOĞANAY, Zekai-ALTUN, Fikret A.; Ortadoğu’nun Jeopolitik ve Jeostratejik Açıdan Değerlendirilmesi: Körfez Harbi ve Alınan Dersler, Nurol Matbaası, Ankara, 1994. 72 Le Monde dislomiti que, Jonvier 2002 ‘den (Akt: USLUBAŞ, Fevzi, Küresel Terör, Afganistan, BOP ve ABD, mparatorlukların Bataklığı, SSCB’den sonra sıra Rusya’da mı?, Toplumsal Dönüşüm Yay., 1. Basım, Mart 2005, s:236)

71

40

Yaklaşık 4.000 askerini kaybeden ve 7.000 civarında askeri de esir düşen Taliban Amerikan ordusunun hava üstünlüğü karşısında kuvvetlerini hızla dağıtarak daha fazla kayıp vermeden gerilla savaşı başlatmak üzere ülke sathına yayılmıştır. Taliban’ın çekilmesiyle, 10 Ekim 2001 günü Kabil düşmüştür.73 Taliban kuvvetlerinin bu çekilişiyle boşalan otoriteyi Kuzey ttifakı Kuvvetleri yerel liderler ve aşiret reisleri doldurmakta gecikmediler. Taliban güçlerinin dağılması ve bir çok bölgede otoritesini kaybetmesiyle sonuçlanan sonsuz özgürlük operasyonunda, Taliban’ın 3-4 bin civarında asker kaybettiği ve El-Kaide’nin 22 kişilik lider kadrosundan 8’inin öldürüldüğü açıklanmakla birlikte, El-Kaide’nin çekirdek kadrosundan sadece askeri komite sorumlusu M.ATEŞ’in operasyonda öldüğü ve Taliban ile El-Kaide’nin ileri gelen yöneticilerinin kaçmayı başardığı Koalisyon yetkililerince bilahare kabul edilmiştir. El-Kaide’nin lider kadrosu kaçmayı başardığı gibi eylem yapabilme kapasitesini de korumuştur. Ayrıca operasyon sırasında “arı kovanı” imha edilmediğinden ve içerideki arıların kırılan kapıdan tüm dünya sathına yayılması suretiyle tehditin boyutu da genişlemiştir. Bu bağlamda mahalli düzeydeki bir tehditin küresel boyutlara taşınmasına sebebiyet verdiğinde ve bölgesel istikrarsızlığın uluslararası bir hüviyete bürünmesine nedensel istikrarsızlığın uluslararası bir hüviyete bürünmesine neden olduğundan operasyonun zararlı olduğu da ileri sürülmektedir74. ABD’nin sonsuz özgürlük operasyonuyla sadece askeri boyutu planlaması ve Taliban rejiminin devrilmesinden sonra ülkenin yeniden yapılandırılması için kapsamlı bir plan hazırlanmamış olması bölgeyi daha da istikrarsız hale getirmiştir. ABD her ne kadar 5 Aralık 2001 tarihinde imzalanan Bonn mutabakatıyla H. Karzai’yi destekleyerek Ocak 2002’de geçici idarenin başbakanı olarak seçilmesini desteklediyse de ABD’nin bu isteği dünya çapında büyük tartışmalara yol açmıştır. H. Karzai Haziran 2002’de yapılan olağanüstü L.Jirga toplantısından sonra doğrudan geçici devlet başkanı olarak görevi üstlenmiştir. 4 Ocak 2004’de kabul edilen anayasa uyarınca Haziran ve Eylül’de yapılamayan başkanlık seçimleri ise
USLUBAŞ, Fevzi; Küresel Terör, Afganistan, BOP ve ABD, mparatorlukların Bataklığı, SSCB’den sonra sıra Rusya’da mı? Toplumsal Dönüşüm Yay., 1. Basım, Mart 2005, s.243. 74 y.a.g.e., s.237.
73

41

nihayet 9 Ekim 2004’te gerçekleştirilmiştir. Karzai’nin Aralık 2004’te kabinesini kurmasından sonra 2005 yılı ilkbaharında genel seçimlerin yapılmasıyla siyasi yapılanma sürecinin ikmali hedeflenmektedir75. Afganistan Müdahalesinin Taliban rejimini devirdikten başka birkaç hedefi daha vardır. Afganistan’a müdahale ile teröre destek veren ülkelere ve haydut devletlere göz dağı verilmesi hedeflerden bir diğeridir. Ayrıca Asya’nın gözetleme kulesi olan Afganistan’ın hakimiyet altına alınması Rusya’yı doğudan ve güneyden Çin’i ise batıdan kuşatmaktadır. Ekonomik olarak ise ABD’nin Hazar havzasının zengin enerji kaynaklarını kontrol etmesini de sağlamıştır. Son dönemde ekonomik olarak gelişme gösteren Hindistan’ın da bölgedeki Pazar alanını sınırladı. b)Irak şgali ve Ortadoğu’da Yeniden Yapılanma: ABD ve ngiltere tarafından düzenlenen ve Irak’a Özgürlük Operasyonu (Operation Iraqi Freedam) adıyla bilinen Amerika- ngiliz işgal operasyonu 20 Mart sabahı başlamıştı. ABD’nin Irak’a saldırısına karşı BM Güvenlik Konseyi’nde uzun süredir tepkilerini ortaya koyan Fransa, Almanya, Rusya ve Çin gelişmelerden derin endişe duyduklarını belirterek, Irak’a yönelik saldırıların durdurulması çağrısında bulunmakla yetinirken, Belçika’dan yapılan açıklamada da, ABD’nin hukuk düzeninden ayrıldığı ifade edilmekteydi. Diğer taraftan, ABD ve ngiliz kuvvetleri Irak’ın özellikle Şiilerin yoğun olarak yaşadıkları güney bölgelerinde şiddetli bir direnişle karşılaşmışlardı76. Amerikan Başkanı 1 Mayıs’ta savaşın resmen bittiğini açıklarken bunun oldukça erken yapılmış bir açıklama olduğu zamanla anlaşılacaktı. Çünkü işgalin üzerinden 18 ay geçmesine rağmen (2004 Ekiminde) Irak’ın yarısında direniş bütün şiddetiyle devam etmekteydi. Bu arada BM’in Irak ile ilgili Silah Denetim Komisyonu’nun (UNMOVIC) sveçli Başkanı Hans Blix, 27 Mart’ta Avusturya dergisi News’e, BM’nin New York’taki merkezinde verdiği demeçte, ABD’nin, Irak’taki çatışmalarından hiçbir zaman hoşnut olmadığını, çalışmaya henüz 3,5 aydır

75 76

USLUBAŞ, Fevzi; a.g.e., s.239. ARI, T.; s:607-608.

42

başlamış olduklarını ve yeterli süreyi kullanmadıklarını, ayrıca Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına başvurma ihtimalinin söz konusu olmadığını söyleyerek, bu şartlarda yapılmış olan saldırıyı eleştirmekte, ABD’nin BM hukukunu tanımaz siyasetinden dolayı hayal kırıklığına uğradığını belirtmekte ve 8 Kasım 2002 tarihli 1441 Sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararı’nın da ABD’nin giriştiği savaş için asla meşru zemin oluşturmadığını kaydetmekteydi77. Kitle imha silahları meselesinin, savaş nedenleri sıralamasında ABD ve ngiltere tarafından gerilere itildiğini söyleyen Blix, Saddam rejiminin devrilmesinin savaşın asıl gerekçesini oluşturduğunu belirtmekteydi78. ABD, Irak savaşı sonucunda Irak’ta istikrarsız bir yapı oluşturdu. Bir tarafta Şiiler, bir tarafta Sünniler ve diğer tarafta Kürtler. Bu ayrışma bölgedeki çatışmayı zaten tetikleyecektir. Şu anda da Irak’ta bağımsızlık mücadelesine değil, etnik ve dini tarafların kendi içi çatışmalarına tanık oluyoruz. Haziran 2006 Irak’ta tartışmalı seçimlerin arkasından hükümet kurulmuş olmasına rağmen hala iç çatışmalar devam etmektedir. Ortadoğu’da barış sürecinin başlamasına ilişkin şunları söyleyebiliriz: - Soğuk Savaşın sona ermesi ile Araplar artık Sovyetler Birliğinin desteğine sahip değillerdi. Bu durum da srail’in yararına oldu. ABD’nin tek süper güç olarak ortaya çıkması, Arap ülkelerini srail’in kabulünü de içeren Amerikan tercihlerine uyumlu hale getirdi. - Arap ülkeleri arasında dayanışmanın kırılmasıdır. 1975-1990 yılları arasındaki Lübnan iç savaşı, srail ile barış yapmış olmasından dolayı Mısır’ın Arap dünyasından izole edilmesi, 1980-1988’deki ran-Irak Savaşı’nda Suriye’nin Arap olmayan ran’ı desteklemesi, 1982’de srail’in Lübnan’da FKÖ ve Suriye ile mücadelesinde Arapların tepkisiz kalmaları ve 1990 Ağustosunda Irak’ın kardeş Arap Devleti Kuveyt’i işgal ve ilhakı gibi bir dizi olaylar Araplar arasında dayanışmanın kırılmasına neden olmuştur.

77 78

y.a.g.e., s.609. y.a.g.e., s.609-610.

43

II. BÖLÜM KÜRESELLEŞME VE TERÖR Bu bölümde Küreselleşme süreci ve 11 Eylül incelenmektedir. Küreselleşme sürecinin uluslararası güçler tarafından gerçekleştirilecek dönüşümlere olanak sağladığı ve ABD’nin dünya egemenliğini devam ettirmek için bir araç olarak kullanıldığına değinilecektir. Küreselleşme süreci içerisinde dönüm noktası olan 11 Eylül saldırılarından bahsedilecektir.

A-) KÜRESELLEŞME SÜREC VE TERÖR Bu bölümde, küreselleşme sürecinin oluşturduğu Yeni Dünya Düzeni ve ABD’nin uluslararası stratejik girişimlerindeki önemi ele alınmaktadır. Bu sürecin, uluslar arası güçler tarafından yeni yüzyılda kaosa yol açacak dönüşümlere sebep olduğu ve bu güç oluşumunu da etkilediğinin üzerinde de durulacaktır. Küreselleşmenin, ABD’nin dünyanın üzerindeki hegomonyasını sürdürme arayışının bir aracı olarak kullanıldığı anlatılacaktır. 1.) Küreselleşmenin Anlamı ve Görüşler: Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra, aslında çok eski bir kod olan ‘Yeni Dünya Düzeni’nin (Novus Orda Seclonum) kurulması çabalarına hız verildi. yimser olanlara göre ‘Yeni Dünya Düzeni’ , ‘Küreselleşme’ aracılığıyla özgürlüğün ve gönencin dünya yüzeyine yayılmasını sağlayacak ve barış içinde yaşayan bir dünya anlamına geliyor. Kötümser olanlar arasında da görüş ayrılıkları var. Birçoğuna göre bu düzen, ABD’nin tek kutuplu kaldığı dünyada egemenliğini pekiştirmek için kurmak istediği, kimliklerin göre de tüm dünyada egemen olan uluslararası unsurların istediği bir düzendir. Bazılarına göre ise, ‘Yeni Dünya Düzeni’ yaşanacak küresel bir kaostan sonra bina edilecek yeni bir sistemin adıdır79.

79

EVC OĞLU, Kemal; Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Ortadoğu Projesi, Umay Yay., Eylül 2005, zmir, s.14-15.

44

T.C. Dışişleri Bakanlığı nternet Sitesinde yer alan uluslararası

ilişkiler

sözlüğünün yaptığı tanıma göre küreselleşme (glabalization); küresel bağlantılar, yurtseverlik, ulusalcılık ya da bireysellikten çok ‘değer’ unsuruna dayanmaktadır80. Küreselleşme kavramına ilişkin tam ve net bir tanım yapılmamaktadır. Bunun nedeni de hem bu konudaki farklı bakış açılarının olması hem de küreselleşme kavramlarının yeni dünya düzeni, post-modernizm, yerelleşme ve neo-liberalizm gibi kavramlarla birlikte tartışılmaya başlamasıdır. Bu kavramlar birbirleriyle ilişkili olup ve Kapitalizm bağlamında açıklanabilir. Yeni dünya düzeni post-modernizm, yerelleşme, neo-liberalizm gibi kavramlar düşün dünyasında moda gibidir. Biri gözden düşünce aynı içeriği taşıyan başka bir kavram ortaya çıkarılır. Kongar’a göre Küreselleşme; Tarım ve Endüstri Devrimi’nden sonra ortaya çıkan üçüncü büyük devrimin, iletişim-bilişim devriminin görüntülerinden biridir. Küreselleşmenin birinci ayağı siyasal, ikinci ayağı ekonomik ve üçüncü ayağı da kültüreldir. Küreselleşmenin siyasal ayağı çok kısaca, ABD’nin siyasal liderliği ve dünya jandarmalığıdır81. Küreselleşme, kapitalist modernlikle doğrudan bağlantılıdır ve onun görünümüdür. Yani kapitalist modernliğin dünyaya yayılmasını ve kuşatmasını sağlamaktadır. Bu bağlamda kapitalizmin şekillendirdiği modernliğin batıdan tüm dünyaya yayılmasıdır küreselleşme. Kapitalizm, dünya pazarının yaratılmasını amaçlayan, tüm dünyaya yayılmayı esas alan ve dünyayı kuşatmaya yönelik bir sistemdir. 19. yüzyıldaki kapitalizmin temel özelliği dünya piyasası üzerinde denetimiydi82. Kapitalizm gibi küreselleşme de bir piyasa toplumu inşa etmeyi amaçlamaktadır. Özellikle, ulaşım ve iletişim olanaklarını genişlemesi dünyada yeni Pazar alanları yaratmaktadır.

80

www.mfa.gov.tr.,T.C. Dışişleri Bakanlığı nternet Şubesi, Uluslararası lişkiler Sözlüğü, 15 Mayıs 2004. (Akt. EVC OĞLU, Kemal; a.g.e. s:29). 81 KONGAR, Emre; Küresel Terör ve Türkiye, Küreselleşme, Huntington, 11 Eylül, Remzi Kitabevi, 2. basım, Aralık 2001, s.18-23. 82 MARX, Karl ve ENGELS, Friedrich; Komünist Parti Manifestosu, Çev. Sol. Yayınları Yayın Kurulu, Sol Yayınları, Ankara, 1998, s.13.

45

Küreselleşme sürecinin ortaya çıkmasında çok sayıda etmenin etkisi olmuştur. Bu etmenleri ana başlıklarıyla üç grupta toplamak olanaklıdır. Bunlardan birincisini teknolojik, ikincisini ideolojik, üçüncüsünü ise ekonomik etmenler oluşturmaktadır. Dünyanın yaşadığı tarım ve endüstri devrimlerinden sonra ortaya çıkan üçüncü büyük devrim olduğu öne sürülen küreselleşme, bu yaklaşıma göre iletişim/bilgi devriminin kazanımlarını kendisinde toplama çabasıdır. letişim ve bilişim, küreselleşme devriminin en önemli dinamiklerini oluşturmaktadır. 21’inci yüzyılın aşında hızlı bir değişim sürecinin içine girilmiştir. Milyonlarca insanı birbirine bağlayan bilgisayarlar, internet ve iletişim alanında devrim yaratmıştır. Bundan yararlanan küreselleşme, bir çok alanda mesafeleri ve sınırları anlamsız kılmış kısacası dünya küresel bir köy durumuna gelmiştir83. Bugün finans piyasalarındaki paralar sürekli bir ülkeden diğerine akmaktadır. Çok uluslu firmaların üretimi bütün yerküreye yayılmıştır. Ekonomik yönden bu bütünleşmeden dolayı dünyanın herhangi bir yerinde başlayan kriz diğer yerleri de etkilemektedir. Böyle olunca ülkeler kendi politikaları dışında diğer ülkelerin de politikalarını izlemek zorundalardır. Küreselleşmenin gelişmesi için en önemli etken uluslararası sermayedir. Uluslararası sermaye de ticaretin serbestleşmesini hedeflemektedir. Küreselleşme sürecinde üç ayrı alandan bahsedebiliriz: a) Siyasal ve askeri alanda; ABD’nin egemenliği ve dünya jandarmalığı rolüne soyunmasıdır. b) Ekonomik alanda; uluslararası sermayenin egemenliği. c) Kültürel alanda ise; iki nitelik taşımaktadır: - Tüketim kültürü oluşturmak: Bu oluşumda da uluslararası sermayenin gücü ve kitle iletişim araçlarının rolü çok önemlidir. - Farklı kimlik oluşumlarını destekleyecek mikro milliyetçilik akımlarını büyük ölçüde güçlendirmek.

83

EVC OĞLU, Kemal, a.g.e., s.30.

46

Dikkat edildiği gibi küreselleşmenin kültürel alandaki iki etkisi birbirine zıt nitelik taşımaktadır. Farklı kimliklerin kabul edilmesi insanların tüketim kültürü konusunda daha kolay ikna edilmelerini sağlayacaktır ve yine farklı kimliklerin ön plana çıkması mikro milliyetçilik akımlarını güçlendireceğinden ulus-devletin gücünü de sınırlayacaktır. Bu da dünyanın tek merkezden yönetilmesini kolaylaştıracaktır. Dolayısıyla zıt gibi görünen bu iki nitelik birbirini beslemektedir. Küresel sermaye kendi amaçlarını gerçekleştirmek için sınırsız özgürlük ve hareket serbestine ihtiyaçları vardır. Bunun için de dünyanın siyasal parçalanması gerekmektedir. Küreselleşen dünyada da kimlikler ön plana çıkmaktadır. Bu farklı kimlik oluşumları yani yerellikler de küresel olarak kurumsallaşır. Farklılıkların olduğu bir dünyada artık farklılıklar önemini yitiriyor, bilincini yitiriyor. Küreselleşme sürecinin en önemli sonuçlarından biri kaos ve istikrarsızlık

olup, bu olgu ‘Yeni Dünya Düzeni’ söylemleri içinde de gündeme taşınmaktadır. Büyük Ortadoğu Projesi olarak bilinen ‘Pandora’nın Kutusu’ açıldıkça, küreselleşme sürecinin projeden etkileneceği ve ‘Yeni Dünya Düzeni”nde de belirginleşeceği beklenmektedir84. Küreselleşmeyle ilgili olarak olumlu ve olumsuz olmak üzere iki görüş vardır. Küreselleşmeye olumlu bakan görüşe göre; küreselleşme çağdaşlaşmaktır, değişim ve gelişmedir. Şu an gelişmiş ülkelerin yararına olsa da ileride herkese yararlı olacaktır. Demokrasi, insan hakları küreselleşme yoluyla az gelişmiş ülkelere taşınabilmektedir. Olumsuz bakan görüşe göre ise; emperyalizmin 21. yy.’daki adıdır. Yoksul ülkeler daha da yoksullaştırılmıştır. Sömürgeciliğin yeni yüzyıldaki aracıdır. Gelir dağılımı bozulmuştur. Sermaye tek elde toplanmış ve finans kapital teknoloji ve iletişim ağı ile yayılıp her ülkeyi yönetmektedir. Küreselleşme yanlılarının görüşlerine göre küreselleşme; bilginin dolaşımını, bilimin ve teknolojinin dünyanın her yerine ulaşmasını, kültürel duyarlılığın ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Küreselleşme demokrasi, insan hakları, özgürlük yönünden
84

EVC OĞLU, Kemal; a.g.e., s.32.

47

olumlu katkılar sağlamaktadır. Bu kavramlar küreselleşme yoluyla gündemde yer almıştır. Çevre duyarlılığının artması da bir başka olumlu katkıdır küreselleşme yanlılarına göre. Dolayısıyla küreselleşme olumlu yönde geliştirilirse sosyal adaleti, barışı sağlayacağını düşünenler vardır. Olumlu geliştirilirse olağanüstü getirileri olacağına inanılan küreselleşmeden uzak kalmanın da yıkıcı etkileri olabileceğine de inanmaktadırlar. Bilginin dolanım hızının artması ve bilgi erişim süratinin artması da küreselleşmenin bir sonucudur. Bilgi artık sadece zenginlerin değil, yoksulların da ulaşabileceği konumdadır. Bilgi kimsenin tekelinde değildir artık. Bilgini kontrolü, teknolojiyi yaratan bilginin egemenliği de güç mücadelesinin özünü oluşturmaktadır. Üstünlük getirecek bilgiye ulaşmak gelişmişlikle ilgili bir konu olarak durmaktadır tabi. Küreselleşme süreci tüm bu küreselleşme yanlılarının savundukları getirilerine rağmen güçlülerin akarları doğrultusunda kullanılan süreçtir. Küreselleşme karşıtlarının görüşlerine göre; küreselleşme demokrasi, insan hakları, özgürlük, sosyal adalet, barış söylemlerine karşın, bu söylemleri diğer ülkelerin iç işlerine karışmak için kullanmaktadır. Bu tezin konusu olan Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, ABD Ortadoğu’ya insan hakları ve demokrasi götüreceğini söylemektedir. Ortadoğu’daki şu ana kadar hangi rejim olursa olsun ABD’nin çıkarlarıyla örtüştüğü sürece iyidir. Başka ülkelerin iç işlerine insan hakları, demokrasi vb. sebeplerle karışmak barışı değil, çatışmayı getirmiştir. Küreselleşmeyle beraber insan hakları ihlallerinde azalma görülmemiştir, eşitsizlikler artmıştır. 11 Eylül saldırıları da bu bağlamda ortaya çıkmıştır. Büyük Ortadoğu Projesi ile Küreselleşme arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü Küreselleşme ABD’nin dünya hegomanyası için bir araç konumundadır. Batı’da Doğu’ya ve özellikle slam Dünyası’na “öteki” olarak bakan toplum aslında ‘bunalımlı insan’ların oluşturduğu ‘mutsuz toplum’ olmuştur. Batı, 21’inci

48

yüzyılı taşıyacak güce sahip değildir. Bu nedenle, Dünyayı ‘kaos’ yerine ‘kosmosa’ götürecek olan yeni bir uygarlık anlayışı Doğu’dan beklenir olmuştur85. Küreselleşmenin siyasal boyutu ikilem yüklüdür. Bir yandan devletlerin birlik oluşturarak bir araya gelmesi sağlanırken diğer yandan bu yapılar içindeki yerelleşme eğilimleri arttırılmakta, parçalanmaktadır. Yerelleşmeyle birlikte yerel otoritelere yetki verilmesi ulus devleti yıpranmasına ve acınmasına neden olmuştur. Yerel kültürler ulusal kültüre alternatif olarak diriltilmektedir. Etnik farklılaşmanın olmasıyla birlikte, kültürel saldırı yoluyla insanlar kültürel değerler sisteminden uzaklaştırılmaktadır. Tüm bunlar için yasal meşrutiyet te insan haklarıdır. Küreselleşme sürecinde diğer bir eğilim, ulus devlet yapılarını zorlayan mikro milliyetçilik akımlarıdır... Büyük devletler; Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar da ve dünyanın diğer bölgelerinde mikro milliyetçilik akımlarını körükleyerek ulus devletleri etkisiz daha küçük topluluklar durumuna getirmeye çalışmaktadırlar... Uluslararası şirketlerin dünya pazarlarına egemen olmasıyla, ulus devletler içinde güçlenen yerel tepkiler arasında bulunan köktendincilik de, etnik ayrımcılık gibi küreselleşmeden güçlü destek görmektedir. Bir yandan küreselleşmeye karşı tepki göstererek din siyasallaştırılmakta, diğer yandan bu eğilim güç kazandıkça değişik hak beklentileri canlandırılarak, ulus devlet yapısı bölünmek ve parçalanmak istenmektedir. 86 Küreselleşmenin ekonomik boyutunda ulus devletler üzerine olumsuz etkileri bulunmaktadır. Dünyadaki büyük şirketler toplam ticaretin büyük bir bölümünü kendi tekellerinde bulundurmaktadırlar. Yapılan özelleştirmelerle büyük şirketlerin ulusal şirketlerde pay sahibi olmalarına yol açmakta ve bu da büyük çok uluslu şirketlerin ulus devletler üzerinde etkilerini arttırmaktadır. Üçüncü Dünya ülkelerinde, küreselleşme ile birlikte post-modern sömürü ve asimilasyonla karşı karşıyadır. Gelir dağılımı bozulmuştur, gelir dağılımındaki uçurumlar büyümüştür. şsizlik artmaktadır.
85 86

y a.g.e., s:37. y.a.g.e.., s: 43

49

Küreselleşme ile birlikte iletişim ve teknolojideki gelişmelerin etkisiyle sermayenin ülkeler arasında dolanım hızı artmıştır. Ancak iş gücünün dolanımı ise aynı hızda gerçekleşmemiştir. Ülkelerin ekonomileri birbirine bağımlı hale gelmiştir. Bilginin, iletişimin ve teknolojinin süratli dolanımı nedeniyle, ulus devletler artık ekonomik eylemlerde kontrolü yitirme noktasına gelmişlerdir. Özelleştirme, sosyal haklar, insan hakları, devlet korumacılığının kaldırılması, serbest ticaret gibi küreselleşmeye ait dinamikler birçok yönden harekete geçmiş, görünüşte insani değerlerle hareket ederek küresel kuruluşlar bir araç olarak kullanılmaya başlanmışlardır87. Küreselleşmenin bir diğer yönü de kültürsüzleştirmedir. Bu da kitle iletişim araçları yoluyla olmaktadır. T.V., radyo, yazılı basın v.b. yoluyla Amerika’nın çıkarlarına uygun filmler gösterilmekte ve bu filmler gişe rekorları kırmaktadır. nsanlara sınırsız özgürlük sunulmaktadır, gerçek olmayan hiper gerçeklikler yaratılmaktadır. Rock müzikle kölelik, ölüm sürekli yüceltilmektedir. Küreselleşme bireylerin özgür, sorumsuz, kural tanımayan bireylere dönüştürme çabası vardır. Ülkelerin kendi içlerinde etnik, dini farklılıkları tahrik edilmeye ve alt kimliği ile ortaya çıkan bireylerin aidiyet duyguları ortadan kaldırılmak istenmektedir. Küreselleşmeye uyumlu hale getirilmeye, dünya vatandaşlığı eğilimini arttırılmaya çalışılmaktadır. ABD değerleri empoze edilmektedir. Gelişmiş ülkelerde küreselleşme neticesinde ortaya çıkan kimlik ve kültür bozulması, nüfusun azalması ve sosyal dokunun göçlerle zarar görmesi, ırkçılığın yeniden ortaya çıkması gibi tehlike işaretleri dünyada kaosa gidişin önemli belirtileridir88. Amerika’nın sömürü sistemini sürdürmesi, dünyayı karışıklıklara götürmektedir. ABD, dünya konjonktüründe süper güç olarak önderliğini dünya çıkarları doğrultusunda kullanmaması nedeniyle, eski itibarını ve inandırıcılığını zedelemiştir.

87 88

y.a.g.e. s . 44. COSSUDOVSKY, Michel; Yoksulluğun Küreselleşmesi—IMF ve Dünya reformlarının iç yüzü, Çev. Neşenur Domaniç, 1. Basım, st. Çivi yazıları, 1999, s. 42.

Bankası

50

Bu durumda dünyadaki yeni güç odakları arasında kutuplaşmalara ve sorunlara yol açabilir. 2.) Yeni Dünya Düzeninin Aracı Olarak Küreselleşme: Soğuk savaşın sona ermesinin ardından, ABD Başkanı George Bush, küreselleşmenin ‘Yeni Dünya Düzeni’nin en önemli aracı olacağını açıklamıştı. Bu kapsamda, Başkan Wilson’un Amerikan halkını Birinci Dünya Savaşına girmek için ikna etmekte temel argüman olarak kullandığı Amerikan değerleri, demokrasi, piyasa ekonomisi, özgürlükler, temel insan hakları gibi moral değerler tüm dünyaya yayılacaktı89. ABD’nin Ulusal Güvenlik stratejisinde küreselleşme sürecinin önemi vurgulanmıştır. Kürselleşmeye neden bu denli değer verildiği kavramın ABD yönetimi tarafından yapılan tanımından anlaşılmaktadır. Bu tanıma göre; Küreselleşme, ekonomik, teknolojik, kültürel ve sosyal bütünleşmeyi hızlandıran, tüm kıtalardan insanları birbirine yakınlaştıran, fikirlerini, mallarını ve bilgilerini paylaşmalarına olanak sağlayan bir süreçtir90. Bu süreçte ABD’ye göre tüm dünyada demokrasi, insan hakları, serbest piyasa ekonomisi gibi ABD değerleri paylaşılmaktadır. Yine bu süreçte dünyanın birçok yerinde çatışmaların bölgesel gelişmeyi ve düzeni tehdit ettiği, kitle imha silahları, terörizm gibi suçların tüm devletler için tehdit ve endişe kaynağı olduğu düşünülmektedir. Yeni Dünya Düzeni, küreselleşme ve hegemonya arayışı kavramları arasında sıkı bir ilişki vardır. Yeni Dünya Düzeni olarak açıklanan küresel hegemonyanın sağlanması için küreselleşmenin sürmesi risklerin karşılanması gerekmektedir. Risklerin başında terörizme destek veren ve kitle imha silahlarını elinde bulunduran ’ötekiler’ gelmektedir. Uluslararası kurumlar ve oluşumlar bu bakış açısına destek vermelidirler91. Bu kurumlardan biri olan Avrupa Birliği, insan hakları hukukuna dünyada en çok değer veren kurumlardan biridir. Ancak Avrupa nsan Hakları
89 90

EVC OĞLU, Kemal; a.g.e. s . 48 y.a.g.e. s . 49 91 y.a.g.e. s . 49

51

anlayışına rağmen temelindeki ‘öteki’ anlayışı ABD’nin kendi içindeki sorun ve önündeki engel teşkil etmektedir. AB ve Batının başta slam Dünyası olmak üzere Doğuya ‘öteki’ gözlüğü ile bakması aslında etki alanının küresel olarak yayılmasını, dolayısıyla gücünü ve genişlemesini kendiliğinden sınırlayacaktır. Bu anlamda ‘öteki’ algılamanın doğuracağı tepkiler ve kutuplaşma, Batı ülkelerini ve Batı da oluşan büyük birlikleri de yakın gelecekte tehdit edebilecek potansiyeli harekete geçirebilecek ve diyalektik olarak oluşması beklenen karşıt güç ‘küresel otoriteyi ele geçirmek’ için gerekirse çatışmayı göze alacaktır... Bu nedenle bugün ‘Batı ve öteki’ arasında varolan güç dengesizliği de yanıltıcıdır. Kısa sürecek bir dönemin resmi gibidir92. Küreselleşme sürecinde rekabet ederken ve kendi olanaklarıyla kendi iç pazarını sağlam tutmayı başaran devletler dışında rekabet edemeyen ve küreselleşmenin yıkıcı etkilerine maruz kalan devletlerde iç karışıkların ortaya çıkması ve kaos tehlikesi vardır.

B-) 11 EYLÜL VE TERÖR ZM: 1.) Terörizmin Tanımı: Terörizm kavramının ne Türkiye de ne dünyada kabul görmüş bir tanımı bulunmamaktadır. Her nevi şiddet eylemini terörizm olarak ele alan görüşler olduğu gibi, bu tür eylemleri terörizm dışında tutan görüşlerde bulunmaktadır. Bu durumun nedeni de bir milletin özgürlük savaşçısı diye nitelendirdiğini diğer tarafın terörist olarak nitelendirmesidir. Ortadoğu da yaşanan şiddet olaylarında da aynı kargaşayı görmekteyiz. Bu şiddet içeren olaylar ve hareketler kimileri için terör eylemi olarak kabul edilirken, bir kısım insanlar ve uzmanlar içinde bağımsızlık mücadelesinden ibarettir. Ama kim nasıl tanımlarsa tanımlasın siyasi anlamda, hakim gücün tanımı kabul görmektedir.
92

y.a.g.e. s . 51

52

Ülkemizin, 12. 04. 1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda terör şöyle tanımlanmaktadır: Terör, baskı, cebir, şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemdir93. 2.) Küresel Terör ve Kitle mha Silahları: letişim imkânlarının artması, dünyayı küçücük küresel bir köye

dönüştürmüştür. Bilgiye ulaşmak hiç de zor değildir94. Teknolojinin insanı göz ardı etmesi hem doğal çevreyi tahrip ederken hem de silahlanma yarışının her şeyin önüne geçmesine sebep olmuştur. nsanoğlu kendini, insanı insan yapan temel değerlerini unutmanın ya da ihmal etmenin bedelini ağır ödemektedir. Terör yeni bir olgu değildir, pek çok ülke uzun yıllardır terör eylemleriyle karşı karşıyadır. Dünyada ve Türkiye de terör son yıllarda öncelikli sorunlardan biri haline gelmiştir. 1948’de srail devletinin kuruluşunun ardından srail ve Filistin için terör hep sürmektedir. Terörün dünyadaki algılanışının değişmesi ve terör karşıtı hareketlerin başlatılmasında 11 Eylül bir dönüm noktası olmuştur. 11 Eylül saldırılarıyla birlikte ABD terörün soğuk ve gerçek yüzüyle karşılaşmıştır. ABD artık terörün küresel boyutundan bahsetmeye başlamıştır. Bunun temel nedeni de, 11 Eylül saldırılarının soğuk savaş galibi, dünyanın süper gücü konumundaki ABD’ye yönelik gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bu saldırı ABD’nin kurduğu düzene ve gücüne bir başkaldırı niteliği taşımaktadır. Bu saldırılarla ABD’nin gücü ve prestiji sarsılmıştır.
93

www. mevzuat. adalet. gov. tr. Terörle Mücadele Kanunu, Kanun No:3715 Kabul tarihi:12/04/1991, resmi Gazete Sayısı:20843 Mükerrer, s. 1 94 ONAT, Hasan; “Küresel Şiddet ve Terör Köklü Çözüm: nsan olmanın kök değerleri üzerine yeniden düşünmek ve Yüksek Güven Kültürü Yaratmak”, 2023 Dergisi, Sayı:42 Ekim 2004

53

Yılmaz ALTUĞ a göre terörizm; —Yabancılara veya yabancılara ait hedeflere yöneltilirse, —Hükümetler veya birden fazla devlet tarafından beslenen unsurlarca yapılırsa, —Bir yabancı hükümetin veya uluslararası örgütlerin siyasi mekanizmalarını etkilemek için yapılırsa uluslararası nitelik kazanmaktadır95. Bazı devletler ekonomik ve siyasi çıkarları gereği terörizmi bir araç olarak kullanmaktadırlar. Bunun sonucunda da terörizmin boyutları genişlemiş ve küresel bir nitelik kazanmıştır. Terör, güç dengelerinde üstünlük elde etmek amacıyla manipüle edilen tehlikeli bir araç durumuna gelmiştir. Çünkü karşıtın durumuna bağlı olarak yaşayabilen emperyalizm düşman algılamasını, bu kez ‘terör’ kavramı üzerine kurmuş ve onu stratejik bir araç olarak kullanma seçeneğine yönelmiştir. Bu nedenle bazen manipülasyon yapmakta bazen de bizzat kendisi ‘terörist’ olarak sahneye çıkmaktadır96. ABD, bütün dünyada terörü ‘küresel tehdit’ yani ‘ortak düşman’ şeklinde sunmuştur. Teröre karşı toplu bir savaş ilan etmiştir. Bu teröre karşı mücadelesinde de terörist eylemin arkasındaki slam olduğuna inanılan El Kaide örgütünden başlamıştır. 11 Eylül saldırılarından sonraki dönemde ABD terörle mücadeleye Afganistan müdahalesi ve Irak savaşıyla başlamıştır. Soğuk savaş döneminde nükleer silahların oluşturduğu caydırıcılık, SSCB ve ABD’yi sıcak çatışmadan uzak tutmuştur. Dolayısıyla terörizm ve devletlerin birbirlerini kontrol etmede kullandıkları birer araç haline gelmiştir. Bu dönemde de terör örgütleri güçlenmiştir.

95

ALTUĞ, Yılmaz; Terörün Anatomisi, Altın Kitaplar Basımevi, 1. basım, Mart 1995, stanbul, s. 23. 96 EVC OĞLU, Kemal; a.g.e. s . 55

54

ABD, dünyadaki terör hareketlerine çoğu zaman tepkisiz ve sessiz kalmıştır. Terörle mücadele eden ülkeleri de insan hakları ve demokrasiyi ihlal ettikleri gerekçesiyle eleştirmiştir. ABD’de hakim olan düşünce terörizmin sadece sorunun muhataplarını ilgilendiren bir olgu olduğudur. Fakat ABD kendi saldırıya uğradıktan sonra terörle mücadeleye kamu düzeni ve güvenliğini koruma gibi değerler bağlamında bakmaya başlamıştır. Ve 11 Eylülden sonra, Ulusal güvenliği temel araç olarak belirleyen ve amacı gerçekleştirmek için temel hak ve özgürlüklere dokunulabileceğini söyleyen yeni terörle mücadele yasası çıkarılmıştır. Bu yasayla birlikte terörist yabancılar için özel mahkemeler oluşturulmuş, yargılama usulleri geliştirilmiştir. Bunlarda temel hak ve özgürlüklerden verilen ciddi tavizlerdir. ABD’nin IRA’ya verdiği destek bilinmektedir. Yine ABD’nin Adana Protokolüyle protokolün imza tarihi Ekim 1998’e kadar, PKK’ya desteğini ilan eden Suriye’nin BM Güvenlik Konseyi’ne üye seçilmesine veto yetkisi almasına rağmen tepki vermemesi düşündürücüdür. 11 Eylül öncesine kadar teröre destek veren göz yuman ABD, şimdi teröre savaş açtığı gibi destekçilerini de hedef seçmektedir. Bush’a göre; Terörizmle savaş, terörün kaynaklarını kurutmayı

gerektirmektedir. Bu kapsamda yalnızca askeri önlem almak yeterli değildir. Terörle savaşın ekonomik, sosyal ve siyasal boyutları vardır. Yoksulluk, eğitimsizlik, yanlış yönetim, batıl ve çürük inanışların yaygın olduğu, özgürlüğün demokrasi ve insan haklarının ve özelde de kadın haklarının bulunmadığı Ortadoğu ‘terör’ü besleyen en önemli bölgedir... Ortadoğu’yu zehirleyen ve sömürgeci güçlerden kalma ‘etnik ayrımcılık’ başta olmak üzere bölgenin bu sorunlardan ayıklanarak küresel sisteme uyulması gerekmektedir. Bu yaklaşıma göre, bölge halklarına özgürlük ve gönenci ulaştırmak, demokrasinin nimetlerinden bölgenin yararlanmasını sağlamak için, ABD’nin gerekirse tek başına gerekirse askeri yöntem kullanarak girişim yapması gerekliydi. Bütün bu eksiklikleri gidermek için bir proje ortaya atıldı. Büyük Orta Doğu Projesi. 97.
97

EVC OĞLU, Kemal; a.g.e. s . 16

55

ABD terör konusunda kendisine yapılan saldırıyı genel ve kaynağı belirsiz bir güvenlik sorunu haline getirmiştir. Şu anda El Kaide saldırıyı yaptı ama Irak halkı bedelini ödüyor. O zaman insanın aklına şu soru geliyor: ABD’nin izlediği politika terörle mücadele amaçlı mıdır? Batı tarafından tehdit algılanmasında terörizmle birlikte ele alınan diğer önemli tehdit ‘kitle imha silahları’ dır. Emperyal güçlere göre, teknolojideki baş döndürücü gelişme ‘terör’ ağlarının dünya çapında iş birliği ve koordinasyon yapmasına olanak sağlamış olduğundan, kitle imha silahlarını (K S) kontrolü de zorlaşmıştır98.Bu durum da K S’lerin yayılmasının doğurduğu tehditin boyutlarını büyütmektedir. Bu silahların kullanılması durumunda etkisi büyük ve yıkıcı olacaktır. Bu silahlara sahip olmak için çabalayan çok fazla ülke olduğu tahmin edilmektedir. Bu silahların geliştirilmesi de var olan tehdit durumunu arttırmaktadır. Bu silahlara sahip olan ülkeler, bu silahları tek taraflı üstünlük ve caydırıcılık için ellerinde bulundurduklarını söylemektedir. ABD, terör ve kitle imha silahı önceliğini genişletilmiş Ortadoğu’ya vermektedir… Ortadoğu deyince akla; petrol, terörizm ve K S gelmektedir. Bu üçgen, Ortadoğu üzerindeki büyük rekabet ve ortaya çıkan çatışmalara da özet açıklama getirmektedir99. 3.) slami Terör: 1990’lı yıllardan beri slam dini, şiddet ve terörle birlikte düşünülür hale gelmiştir. Ortadoğu’da şiddet eylemlerine katılanların Müslüman olmaları ve slami söylem geliştirmeleri terörün başına slam ibaresinin koyulmasına neden olmuştur. Müslümanların yaşadıkları bölgeler, şiddetin ve terörün kaynağı olan yerler olarak görülmektedir. slami terör, militan slam gibi kavramlar dünya siyasi literatürüne 1980’li yıllardan sonra soğuk savaşın sona ermesinden sonra girmiştir. Fakat terörist kavramıyla Müslüman kimliğinin özdeşleştirilmesi, 11 Eylül saldırıları sonrasında
98 99

EVC OĞLU, Kemal; a.g.e. s . 56 ERDURMAZ, A. Serdar; Ortadoğu’daki Kitle mha Silahları, Silahların Kontrolü ve Türkiye, 1. Basım, Ümit yayınları, Şubat 2003, Ankara. s. 21

56

ABD Afganistan’a ve Irak a terörün kaynağını kurutmak amacıyla girdiğini söylemektedir. Bu duruma her ne sebep gösterilirse gösterilsin asıl sebep Amerika’nın bölgedeki enerji kaynaklarını kontrol etmek istemesi ve dünya üzerindeki konumunu koruyarak varlığını sürdürme arayışıdır. nsanlık tarihinin başlangıcından bu yana insanın olduğu her yerde, şiddet ve terörün bir şekilde mevcut olduğunu görmekteyiz... Ancak şiddet ve terörün küresel bir boyut kazanması çağımıza özgü bir durumdur. slam gibi bir buçuk milyara yakın insanın inanç dünyasını biçimlendiren bir dinin, şiddet ve terörle birlikte bu kadar yaygın bir biçimde anılması da geçmişe uzanan kökleri olsa bile oldukça yenidir. şin ilginç yanı, Müslümanların geçmişinde şiddet ve terörün uç noktası diyebileceğimiz soykırım örneklerinin izine asla rastlanmamasıdır. Amerika’daki yerlilerin maruz kaldıkları acı tecrübe henüz akıllardan çıkmamıştır. Ermenilerin soykırım iddialarına rağmen çıkan toplu mezarların Türklere ait olması düşündürücü bir gerçektir... Bütün bu gerçeklere rağmen, görülmektedir100. Bu anlayışın yerleşmesinde çağdaş oryantalistlerin katkısı büyüktür. Oryantalist gelenekte var olan doğu ile ilgili ön yargılı ve emperyal güce yol gösteren ve onun tahakkümünü meşrulaştırmaya yönelik bilgi akışı ve akademik alt yapı hazırlama olgusu günümüz modern oryantalizmde de devam ettirilmektedir. Ortadoğu’daki herhangi bir çatışma ya da slami terörden bahsederken camide namaz kılan insanların görüntülerinin ya da ezan seslerinin görsel medyaya taşınması bu denklemi dünya kamuoyu nezdinde kuvvetlendiren unsurlar olmuştur101. Müslüman toplumların yaşadıkları bölgeler terör ve şiddet için en elverişli bölgelerdir. Okuma yazma oranı gelişmiş ülkelerle mukayese edilemeyecek kadar küçüktür. Kadın-erkek eşitliği konusunda sorunlar vardır. nsan hakları ihlalleri maalesef bir türlü önlenememektedir. Hukukun üstünlüğünün bir değer olarak kabul edildiğinin göstergelerini bulmak biraz zordur. Müslümanların önemli bir kısmı,
100 101

slam dünyası şiddet ve terörün kaynağı olarak

ONAT, Hasan; a.g.e. s . 57 SEVD , Süleyman; “Ortadoğu, slami Terör ve Batı”, T. C. Fırat Üniversitesi ORTA DOĞU ARAŞTIRMALARI MERKEZ YAY. NO:5, Birinci Ortadoğu Semineri (Kavramlar Kaynaklar ve Metodoloji) (Elazığ, 29-31 Mayıs 2003) Bildiriler Elazığ 2004, s. 328.

57

Osmanlı şemsiyesinin kırılmasından sonra harita üzerinde cetvelle çizilen sınırlar içerisinde, batılıların kuklası diktatörler tarafından yönetilmektedir… slam dünyası, özellikle son iki asırdır ‘yüksek güven kültürü’ yaratacak konumdan uzaktır102. Bu güvensizlik ortamında Müslüman toplumlar hem kendi içinde hem de çevre ülkelerle çatışma durumundadır. Özellikle 11 Eylül sonrasında ABD ve AB ülkeleri Müslüman ülkeleri kendi güvenlikleri açısından tehdit olarak görmeye başladı, tavırlarını sertleştirdiler. Ve bu bölgelere şiddet ve terörün kaynağı olduğu gerekçesiyle müdahale etmeye başladı. Zaten son iki asırdır Avrupa ülkeleri çeşitli nedenlerle bu bölgelere müdahale etmekteydiler. Dolayısıyla bu bölgeleri kendi gerçeklerini tehdit eden şiddet ve terörün kaynağı olarak görmeleri gerçekleri tam anlamıyla yansıtmamaktadır. kinci dünya savaşından sonra küresel güç olan ABD, soğuk savaş boyunca küresel egemenliğini daha çok SSCB’nin kapitalist ülkeler üzerine oluşturduğu askeri tehdite dayandırmıştır... Soğuk savaş sonrası tek süper güç olan ABD’nin bu kabiliyetini devam ettirebilmesi için işaret ettiği tehdit slami terörizmdir. ABD’nin 21. yy’ da tek süper güç olma yetisine meydan okuyabilecek potansiyel meydan okuyucuların hepsi, Avrupa-Asya kıta bloğunda konumlanmışlardır. 11 Eylül sonrasında ABD, terörü ve terörün arkasındaki güçleri sebep göstererek istediği bölgeler saldırma yetkisini kendinde görmektedir103. 4.) 11 Eylül Saldırıları: 11 Eylül 2001 Salı günü ABD’de dört yolcu uçağının ikisi New York’taki Dünya Ticaret Merkezi gökdelenlerini, diğeri de Washington D. C de Pentagon a çarpmıştır. Sonuncu uçak ise düşürüldü. ABD tarihinin en büyük kanlı saldırılarını yaşadı. 11 Eylül saldırıları ABD’nin kurduğu düzene ve hegemonyasına açık bir başkaldırı niteliği taşımaktadır. Bu durum da terörü ABD’nin ve dünyanın gündemine taşımıştır. Noam Chomsky 11 Eylül saldırılarıyla ilgili olarak şunları söylemektedir: Salı günü korkunç terörist saldırılar dünya işlerinde oldukça yeni bir şey; kapsamı ve
102 103

ONAT, Hasan; a.g.e. s . 57 SEVD , Süleyman a.g.e. s 334

58

niteliği değil, fakat hedefi bakımından ABD açısından bakıldığında, 1812 savaşından bu yana ilk defa ulusal toprakları saldırıya uğruyor, hatta tehdit ediyor. Sömürgelerine saldırılar yapılmıştı, ama kendisine değil104. Bu saldırılara verilecek tepki, ABD’nin saldırılar sonucunda sarsılan gücünün ve prestijinin tamir edilmesi için önemlidir. Saldırılardan sonra kim tarafından gerçekleştirildiği komplo teorileri ve fikirler ortaya atıldı. Kimileri bu olayın medyanın üzerine giden görüntüleri saklayarak bir şeyleri gizlediğini öne sürmüşlerdir, kimileri kulelerin yıkış şeklinin planlanmış yıkım olduğunu veya hasarın uçak çarpması için çok küçük olduğu şeklinde olduğu yorumlanmıştır. 11 Eylül saldırılarının New York saat dilimine göre kronolojisi şöyledir: 8:45: Boston Massachusetts den kalkan ve kaçırılmış olan 11 sefer sayılı Amerikan Hava Yolları uçağı Dünya Ticaret Merkezinin kuzey kulesine çarparak binada büyük bir delik açtı ve binada yangın çıktı. 9:03: Kaçırılmış olan 2. uçak Boston’dan gelen ve 175 sefer sayılı Amerikan Hava Yolları uçağıydı ve Dünya Ticaret Merkezinin güney kulesine çarptı ve patladı. Her iki binada yanıyordu... 9:30: Başkan Bush, Florida Sarosota’da, ülkenin ‘Açıkça terörist saldırıya’ uğradığını söyledi... 9:43: Amerikan Havayollarının 77 sefer sayılı uçuşu Pentagon a düştü. Büyük bir duman bulutu havayı kapladı. Tahliyeler hızlandırıldı. 9:45: Beyaz Saray boşaltıldı. 9:57: Bush Florida dan ayrıldı. 10:05: Dünya Ticaret Merkezinin kuzey kulesi çöktü ve çevresindeki sokaklara aniden yıkıldı. Büyük bir toz bulutu enkaz oluştu ve yavaşça binadan etrafa sürüklenmeye başladı. 10:10: Pentagon un bir bölümü çöktü.
104

CHOMSKY, Noam; 11 Eylül ve sonrası; Dünya nereye gidiyor?Türkçesi: Taylan Doğan-Nuri Ersoy-Mehmet Kara-Ali Kerem-Aram Yayıncılık, stanbul, 2002, s: 20-21

59

10:10: Kaçırılmış olan 93 sefer sayılı Amerikan Hava Yolları uçuşu, Pittsburgh un kuzeydoğusundaki Pennsylvania-Somerset iline düştü. 10:13: Merkez binadan 4. 700 kişi, UN CEF ve Birleşmiş Milletler kalkınma programlarından toplamda 7. 000 kişi olmak üzere Birleşmiş Milletler binası kuşatıldı. 10:22: Washington D. C. de Adalet ve Dış şleri Bakanlığı, Dünya Bankası boşaltıldı. 10:24: Federal Havacılık daresi ABD’ye Atlantik üzerinden gelen tüm uçuşların Kanada ya çevrildiğini açıkladı. 10:28: Dünya Ticaret Merkezinin kuzey kulesi kabuğu soyulurmuşcasına, çok büyük bir enkaz ve duman bulutu bırakarak yukarıdan başlayarak çöktü... 10:46:ABD Dışişleri sekreteri Colin Powell Latin Amerika’ya olan gezisini yarıda kesti ve Amerika’ ya döndü. 10:53: Salı günü yapılacak olan New York ön seçimleri ertelendi. 10:54: srail tüm diplomatik görevlileri tahliye etti. 11:16: CNN, Hastalık kontrol ve Önleme Merkezinin (CDC) acil yardım takımlarının tedbir olarak hazırlandığını açıkladı. 11:18: Amerikan Hava yolları iki uçağını kaybettiğini açıkladı. çinde 81 yolcu ve mürettebat ile Boston dan Los Angeles e uçan, 11 sefer sayılı ve Boeing 767 ve 58 yolcu ve 6 mürettebat ile Washington Dalles Uluslararası Havaalanından Los Angeles’ e uçan, 77 sefer sayılı bir boeing 757 11 sefer sayılı uçak Dünya Ticaret Merkezinin kuzey kulesine çarptı. 77. sefer sayılı uçak ise Pentagon’ a çarptı. 11:26: Amerikan Hava yolları New York, New Jersey’ den San Francisco, California’ ya giden 93 sefer sayılı uçağın Pennsylvania’dan düştüğünü açıkladı... 11:59: Amerikan Hava yolları Boston’dan Los Angeles e giden 175 sefer sayılı uçağın içindeki 57 yolcu ve 9 mürettebat ile düştüğünü açıkladı. Uçak Dünya Ticaret Merkezinin güney kulesine çarpmıştı...

60

13:04:Bush Loyisianadaki Barksdak Hava Kuvvetleri üssünde yaptığı açıklamada, Amerikan ordusunun dünya çapında üst seviyede alarma geçirilmesi de dahil olmak üzere tüm uygun güvenlik önlemlerinin alındığını söyledi. Saldırıda ölen ya da yaralananlar için dua istedi ve ‘Amerika Birleşik Devletleri bu korkakça hareketin sorumlularını bulacak ve cezalandıracaktır’ dedi. 13:27: Washington D. C. de acil durum ilan edildi. 16:00: CNN Ulusal Güvenlik muhabiri David Ensor Amerikan Polisinin saldırıdan sonra elde ettiği ‘yeni ve özel’ bazı bilgilere dayanarak; 1998 de iki Amerikan Büyük Elçiliğinin bombalanması olayının şüphelisi olan Suudi militan Usame Bin Laden in saldırıyla ilişkisi olduğuna dair güvenilir kanıtlar elde ettiğini bildirdi... 17:20: Dünya Ticaret Merkezi Kompleksinin 47 katlı, 7 numaralı binası çöktü. Günün erken saatlerinde caddenin karşısındaki ikiz kuleler çöktüğünde söz konusu bina hasar görmüştü... 18:00: Terörist saldırı Amerikanın mali ve askeri merkezi hedef alındıktan saatler sonra patlamalar Kabil ve Afganistan da duyuldu. Saldırılar yerel saatle 2:30’da meydana geldi. Afganistan, Amerikan polisinin Salı günkü ölümcül saldırının arkasında olduğunu söylediği Bin Laden’ in Amerika’ da olduğuna inanıyor. Amerikan polisi daha sonra ABD’nin olaylar ile hiçbir alakası olmadığını söyledi. Saldırı ülkenin devam eden sivil savaşında taliban ile çatışan bir grup olan Kuzey ittifakı tarafından üstlenildi... 18:45: Bush Marine One ile Beyaz Saray’ a geri döndü ve ulusa hitap etmek için saat 20:30 belirlendi... 20:30: Başkan Bush ulusa seslenişinde, ’binlerce yaşam aniden kötülük tarafından sonlandırıldı’ dedi ve salı gününün kurbanlarına ailesi ve arkadaşları için dua edilmesini istedi. ’Bu eylem çelikleri eritmiştir, ama Amerikanın çelik gibi sert azmini ve kararlılığını bozamayacaktır ’ dedi. Başkan Amerikan Hükümetinin saldırıyı gerçekleştiren teröristler ile onları barındıranlar arasında ayrım yapmayacağını söyledi.

61

11 Eylül saldırıları ile birlikte ABD’nin başta Ortadoğu politikası olmak üzere dünya politikası değişti. Dünyanın artık eskisi gibi olmayacağı gibi sloganlar söylendi. Cirhinlioğlu’nun da belirttiği gibi, saldırıdan hemen sonra özellikle ülkemizde de vurgulandığı gibi dünya ve dünya siyaseti iki parçaya bölünecekti; birinci kısmında şiddet olaylarını destekleyenler ya da bunlara sempatizan olanlar, ikincisinde de bu eylemlerin karşısında olanlar yer alacaktı105. ABD yönetimi, saldırıların sorumlusunu Usame Bin Ladin ve El Kaide örgütü olarak göstermiştir. Bush yönetimi 11 Eylül saldırılarını demokrasi, özgürlük gibi değerlere bir saldırı olarak tanımlamıştır. Terörle mücadelede bu değerleri korumak ve tüm dünya halklarının huzurunu korumayı amaçladığını gerekçe göstermektedir. Beyaz Saray dünyayı adeta ‘ya bizden yanasınız ya da düşmanımızsınız’ ibaresiyle ‘bizden yana olanlar ve olmayanlar ‘diye ikiye ayırıyordu. Amerika’ da elde edilen bulgulara göre; 11 Eylül eylemlerini

gerçekleştirenler, kendi hayatlarını da kolaylıkla feda ederek suçsuz insanları öldürmeye koşullanmış ve bu eylemler için çok iyi hazırlanmış militanlardı. Bu eylemlerin ABD ve Avrupa Üniversiteleri’nde eğitim görmüş yeni teknolojilere aşina ve 11 Eylül’ deki eylemi planlayıp koordine edebilecek kadar bilgili ve yetenekli kişiler olduğu anlaşılıyordu. Amerika’ da kurs görüp uçak kullanmasını öğrenerek bu korkunç eylemi gerçekleştirmişlerdi106. 11 Eylül saldırıları sonucunda radikal slamcılık sorgulanmaya başlamıştır. Saldırılar sonucunda ABD terör tehdidine karşı yönetimde ve vatandaşlarında psikolojik bir travmaya yol açmıştır. Bu travma sonucunda da teröristlerle aynı etnik kimliği taşıyan Müslümanlara ve o coğrafyada olanlara karşı ayrımcılık politikaları başlamıştır. slamcılar suçlu görülmüştü ve

105 106

C RH NL OĞLU, Zafer; Terör veToplum; Gündoğan Yayınları, 2004, stanbul s. 9 ULAGAY, Osman; Hedefteki Amerika ‘11 Eylül şoku’ ,Tımaş Yayınları, 2002, stanbul, s:25-26

62

Eylül 2002 de yayınlanan ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi başlıklı metin ABD güvenlik anlayışındaki değişimi gösteren ayrıntılı bir belgedir. Bu strateji temelinde mevcut düzene karşı çıkanlara, terörle mücadele adı altında askeri bir mücadeleyi ön görmektedir. Stratejiyi de yeni yüzyılda insan hakları, ekonomik ve siyasal özgürlüklere sahip ülkelerin galip gelmesi gerektiği ve bunun için mücadelenin önemi vurgulanmıştır. Bu noktada dünyanın geleceği, diğer bir deyişle Amerikan tarzı düzenin devamı için ne tür rejime sahip ulusların koruyucu rolünde savaşacakları belirtilmiş ama hangi ulus veya rejimlerle mücadele edileceği netliğine kavuşturulmamıştır... ABD, belgede düşmanın adının terörizm olduğunu açıkça ifade etmekte ancak bir terörist tanımlaması yapmamakta sadece birtakım ipuçları vermekle yetinmektedir. Buna göre terörist: — Kız çocuklarını okutmayanlar (Müslüman toplumlar) — Totaliter rejimler (belirli bir ideoloji çerçevesinde örgütlenmiş tek parti rejimleri) — Tehlikeli teknoloji kullananlar (kim için tehlike oluşturduğu bilinmese de burada kastedilen kitle imha silahları bulunduran bazı kişi ve devletlerdir) — Radikal topluluklar — Tüm bunlara yardım edip kolaylık sağlayanlardır107. 11 Eylül saldırıları uluslararası sistemde köklü değişmelere yol açmış, küresel barış ve terör gibi olgular yeniden değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu saldırılar bütün batılı ülkelerde, özellikle ABD’de büyük korkuya neden olmuştur. ABD, bu saldırılardan ders çıkarmış ve yeni bir ‘Terörle Mücadele Konsepti’ ortaya koymuştur108. Bush yönetimi önceliği güvenliğe vermiştir. Bunun sonucunda da Ortadoğu’ ya yöneldi. Önce Afganistan operasyonu daha sonra 20 Mart 2003’de Irak’a savaş açtı. ABD’nin yürüttüğü terör operasyonları, Afganistan’ da Taliban, Irak’ ta Baas rejiminin yıkılmasına neden oldu.
107

DEDEOĞLU, Beril; “ABD’nin 21. yüzyıl stratejisi ve olası küresel etkileri”, 2023 dergisi, Kasım 2002, s. 26-32. 108 ERSOY, Ertan;”11 Eylül saldırıları sonrası Kafkaslar, Hazar Havzası ve Orta Asya da Değişen dengelerin Petrol ve Doğalgaz Politikalarına yansımaları”, Jeopolitik, Sayı:1, Kış 2002 s. 151

63

5.) 7 Ekim 2001 Afganistan Operasyonu: 11 Eylül saldırılarından sonra 7 Ekim 2001’ de ngiltere ile birlikte

Afganistan’ da saklandığına inanılan Usame Bin Ladin; lideri olduğu El kaide örgütü ve Taliban rejimine karşı operasyon başlattı. Taliban askeri hedeflerine ve Afganistan’ da Bin Ladin in eğitim kamplarına füze saldırılarına başladı. Bu operasyon sonucunda El Kaide örgütünün faaliyetlerine destek veren Taliban rejimi devrildi. ABD, 11 Eylül sonrası, terörle mücadele kapsamında gerçekleştirdiği Afganistan müdahalesi ile Rusya ve Çin in etkili olmamasından da istifade ederek bölgeye yerleşme ve etkili olma fırsatını yakalamıştır… Afganistan da bir taraftan yeniden yapılanma sürecinin gerektirdiği faaliyetler olurken, diğer taraftan düşük yoğunluklu çatışma ortamı da devam etmekte ve bu çatışmalar bazen daha büyük boyutlara ulaşmaktadır... Afganistan müdahalesi belli bir aşamaya geldikten sonra ABD Irak konusunu ön plana çıkartmıştır. ABD, Irak a yapacağı müdahale de kolay başarı sağlayacağını, Irak’a müdahale etmek ve burada güç bulundurmak suretiyle, ran’ı ve Suriye’yi baskı altına alacağını, bu ASAM Jeopolitik ve Strateji Araştırmaları Başkanı ülkelerdeki rejimlerin değişmesini sağlayacağını, Orta Doğu Barış sürecini arzu ettiği şekilde yönlendirebileceğini, hatta Suudi Arabistan’daki rejime de gözdağı verebileceğini planlamıştır109. Afganistan müdahalesinde gerekçe gösterilen demokrasi ve özgürlük vaadi, hedeflenen yapısal değişim hala gerçekleştirilemedi. 6.) 20 Mart 2003 Irak Savaşı: ABD, 11 Eylül saldırılarından sonra terörle mücadele çerçevesinde Afganistan müdahalesinin devamında sonra 20 Mart 2003’te Irak a savaş açtı. Irak ta kitle imha silahları bulunduğu gerekçesiyle girdiği Irak savaşında başta Fransa ve Almanya’nın tepkisini aldı. Binlerce Iraklının ölümüyle savaşın 1 Mayıs 2003’te resmen sona erdiği duyuruldu. Saddam rejimi devrildi, ABD öncülüğünde yeniden
www. avsam. org. tr. analizler. asp?I D =31 KULOĞLU, Armağan; Afganistan Tuzağına Dikkat! 1 Haziran 2004 s. 1
109

64

yapılandırma dönemi başlatıldı. Irak’ ta güvenlik hala sorun olarak devam ediyor ve Irak büyük bir kaosun içine sürüklendi. Savaş gerekçesi olan kitle imha silahlarına da hala ulaşılamadı. 30 Ocak 2005’te yapılan genel seçimler sonucunda Kürtler seçimlerde ikinci oldu. Şii lideri El Caferi’nin başkanlığında kurulan kabine güvenoyu almayı başardı. Ancak Sünni öfkesi ve saldırılar halen devam ediyor. 11 Eylül 2001, küreselleşme ile iyice belirginleşen eşitsizliklerin daha da derinleştirilmesinin doğru olmadığını göstermiştir. Eşitsizliklerin eninde sonunda küreselleşmenin lideri konumundaki ülkeleri de doğrudan ve olumsuz etkileyebileceği açıkça görülmüştür. Buna karşın Batının bugün için bu gerçeği ne ölçüde algıladığı kuşkuludur. Batı bu algılamayı geliştirmek yerine ‘uygarlık çatışması’ndan etkilenmiştir. 11 Eylül sonucunda, aslında küreselleşmenin kültürel boyutuna daha fazla duyarlı olunması ve farklı kültürlere karşı daha hoşgörülü olan bir yaklaşımın gerekliliği ortaya çıkmışken, Batı da kimi zaman Berlusconi gibi siyasetçilerin demeçlerinde, kendini açıkça ele veren islam düşmanlığı gözlemlenmektedir... 11 Eylül sonrasında batı basınında çıkan ‘Amerikanın Afganistan’ ı bombalamasının aslında slam nedeniyle uygarlığın dışına düşmüş bir topluma uygarlık götürmek’ olduğu şeklinde yapılan bir yorum, saldırganın gerçek amacını gizleyen iyi bir kanıttır110. Sonuç olarak; 11 Eylül’ e değin teröre siyasal köken atfetmeyen ABD, bu tarihten itibaren, terörizmi ancak Arap dünyasını yeniden düzenleyerek alt edebileceği görüşünü öne çıkardı. Büyük Ortadoğu Projesinin güncel bağlama oturması da bu görüşle bağlantılı olarak, terör üreten Arap ülkelerinin bulunduğu bölgelere demokrasi, istikrar ve serbest piyasa ekonomisi götürme çabasının yoğunluk kazanmasından kaynaklanıyor111. ABD, küresel terörle mücadele edeceğim derken, acaba kendisi de yeni bir küresel devlet terörüne mi yöneldi? sorusu cevap beklemektedir. Dünya basını ve TV kanalları gün yok ki, ABD ve destekçilerinin askerlerince terör uygulaması, işkence,
110 111

EVC OĞLU, Kemal; a.g.e. s . 35-36 CINGI, Aydın; Ortadoğu “ABD’nin gücünü sınadığı bir labaratuar konumundadır”; Der:Atilla AKAR, Büyük Ortadoğu Kuşatması, Yeni Dünya Düzeninin Ortadoğu Ayağı, Timaç Yay. 2. Baskı, Ekim 2004, stanbul s: 2002

65

cinayet yapmıyor olsun. Buna meşru müdafaa demek mümkün mü? Çoluk çocuk, kadın-erkek, genç-yaşlı, suçlu-suçsuz ayrımı yapmadan kitlesel imhaların adı terör mü savaş mı? lerleyen dönem de tarih bu hareketleri gerçek adıyla (terör) anacaktır.

III. BÖLÜM ABD’N N BÜYÜK ORTADOĞU PROJES Bu bölümde Amerika Birleşik Devletlerinin küresel egemenlik arayışının teorik zemininden bahsedilecektir. Çalışmanın konusu olan Büyük Ortadoğu Projesinin açıklanmasında yararlanılan teorilere, ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisine, projenin ne anlama geldiğine, amacına, kapsamına, projenin ayaklarına yer verilecektir. Ayrıca ABD’nin yeni Ortadoğu perspektifinde din boyutunun ağırlığı, projeye bölgedeki enerji kaynaklarının etkisi ve BOP’un planı ele alınacaktır. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında resmen açıkladığı Büyük Ortadoğu’daki dönüşüm için projenin uygulamaya konulması doğrultusunda Afganistan ve Irak müdahaleleri ele alınacaktır. stratejik arka

A-)YEN

AMER KAN KÜRESEL

YÜZYILINDA GÜVENL K

AMER KA V ZYONU

B RLEŞ K VE BÜYÜK

DEVLETLER ’N N

ORTADOĞU STRATEJ S 1.) Amerika Birleşik Devletlerinin Küresel Egemenlik Arayışının Teorik Zemini ABD’nin siyasi tarihinde Realizm ve Liberalizmin önemi büyüktür. Liberalizm çatışmayı önleyici özgürlükçü düşüncenin ideolojisi olmasına rağmen Amerika Birleşik Devletlerinin soğuk savaş sonrası geliştirdiği küresel strateji çatışmaya dayanmaktadır. Gerçekçi (Realist) yaklaşım, çıkarların ve rekabetin olduğu bir dünyayı çözümlemektedir. ‘ABD’nin yeni yüzyıldaki küresel egemenlik istemini yansıtan bir

66

girişim olan ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin teorik zemininin uluslararası ilişkilerde çatışmayı açıklayıcı teorilerden yararlandığı, Ortadoğu’ ya barış ve özgürlük getirdiği söylemi ile ortaya atılan projenin gerçekçi bakış açısıyla aslında 21. yüzyılda ABD’nin üstünlüğü için inşa ettiği bir anlayış olduğu değerlendirilmektedir112. Gerçekçi yaklaşıma göre; uluslararası arenada devletler uluslararası ilişkilerde anarşinin dengelenmesi için ikna edici şey ‘güç’ tür. Ulusal güçteki iç unsurlar da, devletin dış politikasına etki etmekte ve yönlendirmektedir. Yalnız Amerika Birleşik Devletlerinin ‘Büyük Ortadoğu Projesinde yalnızca çatışma teorilerinin realist yaklaşımı temel alması yetersizdir. Bunun nedeni ise denkleminde zihniyet ve değer unsurunun yerini iyi belirleyememesi, stratejik zihniyet unsurunu göz ardı etmesidir. Tayyar ARI, gerçekçi teorilerle ilgili olarak şunu söylemektedir; Gücü uluslararası ilişkileri anlamada uluslar arası dengenin sağlanması ve anlaşmazlıkların çözülmesinde en temel kavram gören, bu bağlamda askeri ve güvenlik konularına öncelik veren gerçekçi teoriler devlet içi dinamikleri göz ardı etmektedir.113 Çok uluslu şirketlerin ve uluslararası sermayenin uluslararası ilişkiler alanına karıştığı bu ortamda realist yaklaşımlar yetersizdir. Örneğin, Ukrayna’ da yaşanan renkli devrimde hükümet dışı kuruluşların ve uluslararası kamuoyunun etkisinin olduğu yönünde görüşler vardır. ARI’ya göre; siyasal gerçeklik adı verilen realist paradigmada gerek uluslararası çatışmaların sonucunun belirlenmesinde gerekse devletin davranışlarını etkileme konusunda devletlerin sahip oldukları kapasiteler büyük önem taşımaktadır114. Klasik realist teoriler bir anlamda çatışmaya başvurmayı

meşrulaştırdıklarından dolayı ABD’nin yeni yüzyıldaki stratejisine realist çatışma teorisi zemin olmakta ve meşrulaştırılmaktadır. 11 Eylül saldırılarından sonra ulusal

EVC OĞLU, Kemal; a.g.e. s. 64 ARI, Tayyar; Uluslararası lişkiler Teorileri-Çatışma-Hegemonya işbirliği, 1. basım Alfa Basım Yayın Dağıtım Ltd. Şirketi, stanbul, 2002, s: 121-125 114 y.a.g.e. s . 139
113

112

67

güvenlik bölgesinde önleyici vuruş stratejisine yer veren Amerika Birleşik Devletleri realist okulun görüşünü yaşama geçirmiştir. Bu doğrultuda Büyük Ortadoğu Projesi’nin temeli ya da ilk yansımaları olarak terörizm ve kitle imha silahlarının tehdidini ön olana çıkarması ve bu gerekçelerle Afganistan’ a müdahalesi ve Irak savaşı da bu çerçevede açıklanabilir. Realist anlayışta devletin çıkarı ön planda gelmektedir. nsanlık, etik gibi kavramlar çok önemli değildir. Kar, kazanç, çıkar ön plandadır. Gücü merkeze alan realizmde uluslararası sistemin anarşik olduğu öne sürülmektedir. Realist teorilerin öncülerinden Niebuhr da anarşik bir sistem olan uluslararası alanda istikrarı güç dengesinin sağlandığına inanmaktadır. Niebuhr, Adam Smith in ekonomi teorisinde piyasada var olduğunu öne sürdüğü görünmez ele benzer şekilde bir elin düzeni sağlayıcı bir mekanizmanın güç dengesi olarak sanki devletlerarası gizli bir kontrol varmışçasına işlediğine inanmaktadır. Güç dengesi uluslararası sistemde barışın korunmasına katkıda bulunmaktadır115. Realizm 1990 sonrası dönemi açıklamakta tek başına yetersizdir.

Neorealistler ise; realizmin özünü benimsemişler ancak realizmi yeniden yorumlamışlardır. Neorelistler, gücü başlıbaşına amaç olmaktan çok olanaklı olduğunda ve gerektiğinde başvurulabilecek bir araç olarak görmektedirler. Zayıf olmak güçlülerin saldırısına davet çıkarmakta ancak çok güçlü olmaya çalışmakta, öte yandan diğer devletleri silahlanmaya ve güçlerini birleştirmeye itmektedir... Olağanüstü durumlarda devletin son endişesi güç değil güvenliktir116. Realistler ve neorealistler, devletin iç ve dış politikalarını birlikte ele almaktadırlar. Ama ulusal sistem ile dış yani uluslararası sistem birbirinden ayrı ele alınmalıdır. Bu sebeple uluslararası sistemi açıklamada yetersiz kalmaktadır. Klasik realist teori 1990’lardan sonra uluslararası ilişkileri açıklamada yetersiz kaldı. SSCB’nin çöküşünü ön görmedi ve uluslararası ilişkilerin realist teorinin öngörmediği eksene kaydığı düşünüldü. Fakat realizmin özünü oluşturan

115 116

EVC OĞLU, Kemal; a.g.e. s . 67 ARI, Tayyar; a.g.e. s. 149-159

68

çıkarları en üst seviyeye çıkarma çabası zamana ve mekâna bağlı kalmayan bir olgudur. Büyük Ortadoğu Projesi’nin açıklanmasında ulusal güç kavramını ve çatışmaları açıklama anlamında realist teorilerden yararlanılmaktadır. Gücün içeriğinin ve değişimin açıklanmasında jeopolitik teorilerin realist teorilerin boşluğunu doldurduğu düşünülmektedir. Büyük Ortadoğu Projesinde de jeopolitik önemlidir. Çünkü soğuk savaş döneminden sonra SSCB’nin dağılmasıyla birlikte enerji kaynaklarının bölgedeki varlığı stratejik önemi nedeniyle bölgeyi ön plana çıkarmıştır. EVC OĞLU bu durumu şöyle dile getirmektedir: ABD’nin yeni Ortadoğu perspektifini oluşturan görüşün teorik tabanında indirgemec vei determinist açıklamalardan olabildiğince kaçınan çatışma ve rekabet teorilerinden yararlanan, işbirliği arayışlarını dahi rekabet felsefesi çerçevesinde algılaya, güç konseptini merkeze alan, realist jeopolitikçi bir yaklaşım bulunmaktadır. lginç olan uluslararası ilişkilerin Makyavelist yönüdür. Yalnızca ABD değil tüm aktörler ulusal politikalarının özgürlükçü ve barışçı olduğunu, rakiplerin şer güçleri temsil ettiğini ve insanlığa zarar verdiğini öne sürerek aslında işbirlikçi teorilere destek verdikleri resmi söylemini kullanmaktadırlar117. 2.) Soğuk Savaş Sonrasında Amerikan Diplomasisi: Amerika Birleşik Devletlerinin dış politikasını belirleyen iki strateji vardır. G. John Ikenberry, bunlar ‘Realist Yönelimli Büyük Strateji’ ve ‘Liberal Yönelimli Büyük Strateji’ olarak açıklamaktadır. Realist yönetimli strateji; çevreleme, caydırma ve küresel güç dengesinin korunup sürdürülebilmesi üzerine kuruluyken, Liberal yönelimli olan büyük strateji, piyasa ekonomisine bağlı demokrasileri örgütlü ve kurumsallaşmış siyasal ilişkiler ağı içinde yaygınlaştırmayı, koruyup büyümeyi amaç edinmiştir118.

117 118

EVC OĞLU, Kemal; a.g.e. s. 71 KENBERRY, G. John; America’s mperial Ambition, Foreign Affairs, September/Octaber 2002. s. 60(Akt. EVC OĞLU, Kemal; a. g. e. s. 75)

69

Amerikan Diplomasisinin kinci Dünya Savaşından sonra tek ulusal amacı vardır. Komünizmi alt etmek. ABD, kendini demokratik ve özgür dünyanın lideri olarak tanımlamıştır. Soğuk savaşı zaferle bitirmiştir. Dünyanın tek süper gücü konumuna gelmiştir. ABD, SSCB’ni alt ettikten sonra, kendisine düşman bulmakta gecikmemiştir. Dünyadaki bazı devletler, insan haklarına, çok kimlikliliğe, çoğulculuğa, katılımcılığa dayalı evrensel demokrasi dünyası ve dünya barışı ile istikrarı için tehdit oluşturmaktadır. Bu devletler serseri veya haydut devletleri, yeni dünya üzerine direnen devletler olarak görmektedir119. Beyaz Saray Güvenlik Danışmanı A. Lake ‘Haydut Devlet’ tanımını, milletler topluluğunun dışında kalmayı yeğleyen ve uluslararası topluluğun üzerine direnç gösteren uluslararası temel değerlere saldırıda bulunan devletler olarak tarif etmiştir120. Serseri devletler; Irak, ran, Suriye, Libya, Kuzey Kore’dir. Bu ülkeler kitle imha silahlarına sahiptir ve terörü destekledikleri için, barışı bozan devletler olarak ilan edilmişlerdir. Aday serseri devletler ise; Çin, Hindistan, Pakistan, Güney Kore, Mısır, Tayvan ve Türkiye’dir. Bu devletler kitle imha silahlarına sahip olma arzusundadırlar. Aday adayı serseri devletler ise; Arjantin, Meksika, Brezilya, Küba, Endonezya ve srail’dir. Bunlarda K S’lere sahip olma içindeydiler. Soğuk savaş öncesinde ve sonrasında Amerika Birleşik Devletleri özgürlük ve demokrasi kavramını söylemlerinde sürekli dile getirmektedir. 11 Eylül öncesi ‘1990’lar için savunma stratejisi’ yazan şahinlerden CheneyWolfowitz ekibinin anlayışı zamanla ABD’nin politik anlayışı olmuştur. ABD’nin 21. yüzyıldaki küresel güvenlik perspektifi aynı şahinlerin perspektifine uygun olarak hazırlanan’ Yeni Amerikan yüzyılı Belgesi-PNAC(Project New American Century) ve 11 Eylül sonrası bu belgeye dayanarak bina edilen ve 2002 yılında Başkan Bush tarafından açıklanan ‘Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi-National
119 120

B LB L K, Erol; Küresel Dünya Politikaları ve Ulusal Seçenekler, Kaynak Yay:2. baskı. s. 105 TOPUR, Tuncer; Dipsiz Kuyu, Ortadoğu ve Türkiye, Kültür Sanat Yayıncılık, Ekim 2004 stanbul. s, 313

70

Security Stratregy ‘ne yön vermiştir. Bu belgelerde, ABD’nin terörizme karşı savaş için önleyici müdahale konseptini benimsediğini, terörizmin bataklıklarını kurutmak için demokrasiyi yaymak, özgürlük götürmek resmi söylemleriyle Ortadoğu ve Avrasya’ ya yoğunlaştığı görülmektedir. Ayrıca PNAC ve 1992 strateji belgesi bu çalışmanın konusu olan Ortadoğu projesinin amaçları ve ABD’nin yeni Ortadoğu perspektifi konusunda temel verileri içermektedir121. Amerika Birleşik Devletleri soğuk savaşın sona ermesinden sonra politikasını dünyanın tek süper gücü olarak devam ettirmesi üzerine kurmuş ve sürdürmüştür. Demokratikleşme söylemini de tek süper güç olarak devamlılığı gerçeğini yaşama geçirilebilmek için kullanmaktadır. Bugün Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında da demokratikleşme ve terörizmin kurtulması gibi gerekçeler bu çerçevede dile getirilmektedir. 3.)Amerika Birleşik Devletlerinin Yeni Güvenlik Anlayışı: Mahir Kaynak‘ın da kitabında yer verdiği gibi Suudi Arabistan’ın tanınmış Laden ailesinden bir dolar milyarderi olan Usame Bin Ladin ABD’de yaşanan 11 Eylül terör saldırısından sorumlu tutulmaktadır. Bin Ladin Rusların Afganistan’dan atılması için yapılan savaşta militan bir slamcı lideri olarak görev almıştı122. Noam Chomsky’e göre; Ladin CIA ve Pakistan stihbaratı içerisindeki uzantıları tarafından hizmete alınan, silahlandırılan ve parasal olarak desteklenen pek çok köktenci aşırıdan biridir. Ancak 1990’da ABD’nin Irak a karşı savaş başlattığı zamandan itibaren Suudi Arabistan’ da üsler kurmasıyla beraber Afganiler ABD’yi karşılarına almışlardır. Bin Ladin’e göre, bu olay SSCB’nin Afganistan işgalinin bir benzeriydi. Ama çok daha önemliydi. Çünkü Suudi Arabistan’ın kutsal yerleri koruyucusu olmak gibi özel bir konumu vardır123. Chomsky’e göre, Usame Bin Ladin slam dışı olarak gördüğü bölgelerin baskıcı ve köhne rejimlerine muhalefet etmektedir. Bölgedeki bu rejimleri
Rebuilding America’s Defenses; Strategy, Forces and Resources For a New Century a report of the Project for a new American Century, September 2000. 122 KAYNAK, Mahir; Amerika, 11 Eylül, Afganistan, Irak, lk yay; 1. Basım, Ekim 2003. s. 78 123 CHOMSKY, Noam; 11 Eylül ve sonrası Dünya nereye gidiyor?Aram Yay. Haziran 2002. s. 16
121

71

desteklediği için de ABD’den de nefret etmektedir. Sadece bu değil, srail’in Filistin’e uyguladığı politika, müslümanların karşı karşıya kaldığı aşağılanma, Cenevre Antlaşmalarının büyük ölçüde ihlal edilmesi, Washington un diplomatik, askeri ve ekonomik müdahaleleriyle desteklenmektedir. Dolayısıyla tüm bu eylemlerden Ladin’e göre ABD sorumludur. Tüm bu tepkiler, 11 Eylül saldırılarında su yüzüne çıkmıştır. 11 Eylül olayı dönüm noktası olmuştur. ABD, bu saldırıların doğudan kendisini hedef almadığını, uygarlığın merkezine yapılmış olmasından dolayı tüm uygar ve özgür toplumlara yönelik olduğunu söylemiştir. ABD Başkanı Bush, 11 Eylül saldırılarından sonra dünyaya terörizmle savaşta ya bizimlesiniz ya da karşı taraftasınız şeklinde bir seçenek sunmuştur. Batılı devletler ABD’yi seçmiş ve ülkelerinde yaşayan Müslüman Araplara ya da kendilerinden bulunulmuştur
124

saymadıkları .

insanlara

karşı

ezici,

sindirici

eylemlerde

G. Bush yönetiminin 1992 tarihli ’Savunma Planlama Kılavuzu’ adlı dökümanında da açıkladığı üzere ABD’nin yeni güvenlik stratejisi eski Sovyet coğrafyasında ya da başka bir yerde yeni bir rakip gücün ortaya çıkarak, küresel bir güç olmasına yardım olabilecek değerdeki kaynakların bulunduğu bölgeyi kontrol altına almasının engellenmesinin gerekliği üzerine kurulmuştur125. Büyük Ortadoğu Projesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. ABD’nin 21. yüzyılda önde gelen hedefi Pax Amerikana’ın devamlılığını sağlamaktır. Bu PNAC’ta resmi olarak yer almaktadır. 4.) deolojik Çatışmadan Kültürel Çatışmaya :Uygarlık Çatışması: Huntington’a göre soğuk savaşın sona ermesi, Amerikan halkı ile yönetimi arasında oluşan ortak kimliğin de erozyona uğraması ile sonuçlanacaktı. Bu nedenle; heterojen, çok kültürlü, etnik ve ırksal farklılığı olan iç dinamikleriyle ABD, bütünlüğünü koruyabilmek için diğer ülkelerden daha fazla düşmana gereksinim
124 125

CHOMSKY, Noam; a. g. e. s. 17 Ş MŞEK, Ayhan; “ABD’nin Yeni Küresel Savunma Stratejisi”, Cumhuriyet Strateji, Temmuz, 2004 s. 10-12

72

duymaktaydı126. Bu doğrultuda Batı şu an kızları okutmayan slam ülkelerini üstü kapalı bir şekilde öteki olarak tanımlamıştır. Batı dışındaki toplumlar öteki şeklinde nitelendirilmiştir. 11 Eylül saldırıları, medeniyetler çatışması için bir başlangıç olmuştur. Neocon’lar tarafından da uygulamaya konmuştur. Samuel Huntington’ın ‘Uygarlıklar Çatışması’, Francis Fukuyama’nın ‘Tarihin Sonu’ tezi ve Robert Kaplan’ın ‘Yükselen Anarşi’ adlı yazıları bu açıdan önemlidir. Fukuyama, Tarihin Sonu adlı makalesinde şunları söylemektedir: Tanık olduğumuz yalnızca soğuk savaşın sonu veya savaş sonrası kendine özgü bir dönemin geçip gitmesi değil, fakat şu anlamda tarihin sonu olabilir: Yani insanoğlunun ideolojik evriminin son noktası ve Batı tarzı liberal demokrasinin insan ırkının nihai yönetim biçimi olarak evrenselleşmesi127, diye söylenmektedir. Bu da Amerika Birleşik Devletlerinin dünya egemenliğini meşrulaştırmaya yöneliktir. Tek süper güç olarak kalacağını öne sürmektedir. Huntington’un ‘Uygarlık Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması’ adlı yapıtında yeni dünyada artık mücadelenin kalmayacağı ideolojik ve ekonomik değil, kültürler arası çatışmaların asıl kaynağı insanlar arasındaki farklı kültürler arasında olacaktır. Savaşlar farklı uygarlıklar arasında gerçekleşecektir. Küresel politikaya uygarlık çatışması egemen olacaktır. Bu medeniyetler arasındaki mücadelede modern dünyadaki mücadele evriminde son evre olacaktır. Huntington’a göre, slam dünyası ile batı arasındaki etkileşim her iki tarafta bir uygarlık çatışması olarak görülmektedir. Tehdit algılaması Konfüçyen uygarlığı da içine almaktadır. Huntington Çin’i önemli silah ve teknolojisi ihracat’ cısı olarak ele almakta ve Batı uygarlıklarına hem slam dünyasının hem de Çin’in meydan okuduğundan bahsetmektedir.
HUNT NGTON, Samuel; Medeniyetler çatışması; ABD Ulusal Çıkarlarını Yitirirken, Çev. Murat Yılmaz, Vadi Yay. stanbul, 1995. s. 159
127 FUKUYAMA, Francis; Tarihin sonumu?Der. :Mustafa Aydın, Ertam Özensel. Vadi Yay. Toplum Dizisi. 2. baskı. 2001, Ankara, s. 114 126

73

Kongar’a göre de; Huntignton uygarlıkların çatışmasında kültürel motiflerden bahsederken uluslararası ilişkilerde çıkarı göz ardı etmiştir. Körfez savaşından önce aydın dinden olan iki ülke savaşmıştır. Daha sonra ABD, Kuveyt adına Irak a müdahale etmiştir. Kültürler değil çıkarlar ön plana alınmıştır. Fukuyama’nın ‘Tarihin Sonu’ ve Huntington’un ‘Uygarlıklar Çatışması’ adlı çalışmalarının ortak yaklaşımından çıkarılan sonuçlara göre insanlığın geldiği son aşama liberal demokrasi ve kapitalizmdir. Fakat bazı uygarlıklar tarihsel gelişimleri doğrultusunda liberal kapitalist sistem kuramazlar. Bu liberal kapitalist olamayan ülkelerin sonu da Batı Afrika ülkeleri gibi olacaktır. 1990’lı yıllar batı karşısında yeni tehdidin arandığı, stratejilerin oluşturduğu ve batılıların Hıristiyanlığı ön plana çıkararak medeniyetler çatışmasının zemininin oluşturulması için çalıştığı yıllardır. Graham E. Fuller tehdit arayışını şöyle açıklamaktadır: Gerçekte soğuk savaş biteli beri, dünyada bir sonraki ideolojik mücadelenin slam ile batı arsında olacağı konusunda spekülasyona girişmek moda durumuna gelmiş bulunuyor. Bu spekülasyonun temelinde ise, ille de batılı ülkelere meydan okuyacak yeni bir ’ zm’ in ortaya çıkması gerektiği inancı yatıyor. Bu önerme tümüyle temelsiz de değil: Batı’nın özellikle ABD’nin, kültürel, siyasal, ekonomik ve askeri arenada ortaya koyduğu simgesel ve reel güç, ürkütücü ve müdahaleci bir nitelik taşıyor. Batı’nın dünyadaki varlığı neredeyse tanım gereği bir tür karşılık (düşman) yaratmaya mahkûm bulunuyor128. Uygarlıklar çatışması ve öteki nitelemeleri 11 Eylül olayından sonra gündeme gelse de aslında çok önceleri planlanmış ve başlatılmıştır. 5.)Bush Doktrini-2002 ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ve Amerika Birleşik Devletlerinin Dış Politikasında Yeni Yönelimler: 17 Eylül 2002’de imzalanan ve 20 Eylül 2002’de kamuoyuna sunulan ‘ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’, ABD’nin ‘soğuk savaş’ sonrası dünya düzeni için yapılan tasarımı yansıtan önemli belgelerdendir.
BAYZAN,A. Rıza; Küresel Vaftiz-Misyoner Örgütlerin Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerini Hristiyanlaştırma opersasyonu, Kültürsanat yay. 2. baskı, Ağustos 2004, s. 325.
128

74

‘National Securıty Strategy Belgesi’ yayınlanmadan 4 ay önce, West Point’in (Kara Harp Okulu) mezuniyetinde Başkan Bush yeni doktrinle ilgili açıklamasında terörle savaşın ilkelerini açıklamıştı: ABD’nin soğuk savaş boyunca izlenen caydırıcılık (deterrence) ve çevreleme (contaimrent) doktrinleri; bazı durumlarda hala uygulanabilir oldukları halde yeni tehditler karşısında yetersiz kalmıştır. Ancak teröre karşı savaş savunmada kalarak kazanılmayacaktır. Savaşı düşmana götürmeliyiz, planlarını bozmalıyız ve en vahim tehditler daha ortaya çıkmadan önlerini kesmeliyiz. çine girdiğimiz çağda, emniyete giden tek yol eylemlerin yoludur129. Evcioğlu; ulusal güvenlik stratejisi (National Securıty Strategy) bağlamında Amerika Birleşik Devletlerinin uygulayacağı temel politikaların şöyle olacağını söylemektedir: — nsanlık onurunun savunucusu olmak —Küresel terörizmi yenmek için ortaklıklar kurmak —ABD ve ortaklarına yönelen saldırıları önlemek —Bölgesel çatışmaların uzlaştırılmasında diğer devletlerle işbirliği yapmak —Kitle imha silahlarını(K S) bir tehdit unsuru olarak kullananlara karşı savaş vermek —Serbest piyasa ve ticaret eliyle yeni bir küresel ekonomik büyüme atılımı gerçekleştirmek —Diğer küresel güç merkezleriyle işbirliğine dayalı eylemlerde bulunabilmek için ortak planlar geliştirmek —ABD’nin ulusal güvenli kurumlarını düzeltmek ve yeniden düzenlemek130. Amerika Birleşik Devletlerinin küresel terörizme karşı ortaklıklar kurma politikası kendi seçtiği düşmana karşı bir ittifak oluşturmaya yöneliktir. Bu politika üst düzey politikacılar tarafından dile getirilmiş ve Bush tarafından da Ocak 2004’te
www. whitehause. goulnscl. pdf. The National Security Strategy of the united states of America, Washington, George W. Bush, D. C, September 2002 Akt. EVC OĞLU 130 EVC OĞLU, Kemal; a. g. e. s. 101-102
129

75

Amerikan Kongresinde ‘ onlara ya bizdensiniz yada onlardansınız’ ibaresiyle somutlaştırılmıştır. Bu tarihi açıklamada Amerika Birleşik Devletlerinin ezici ekonomik ve askeri dünyaya meydan okumasıydı. Amerika Birleşik Devletlerinin Ulusal Güvenlik Stratejisinde de yer aldığı gibi ekonomik ve askeri gücünün stratejilerin birlikte uygulamaya konulması dikkat çekicidir. ABD, terörün kaynağı gösterdiği bölgelere serbest piyasa ekonomisini, demokrasiyi götürmeyi de amaçlamaktadır. Bu da ABD’nin ekonomik nüfuz alanlarını genişletmektedir. Belgenin üçüncü bölümünde, küresel terörizmle savaş ele alınmaktadır. Buna göre düşmen tekbir siyasal rejim ya da kişilerden oluşmamaktadır. Belirli bir din veya ideolojiye sahip değildir. Dünya küresel çapta bir terörizmle karşı karşıyadır131. ABD dünyanın dört bir tarafında eş zamanlı bir operasyon yürüten bir güç. Bu müdahaleleri aynı etnik ya da dini kimliğe sahip gruplara uygulamamıştır. Dolayısıyla tek bir tehdit algılaması veya düşman tanımlaması mümkün olmayacaktır. ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisinde yaptığı düşman tanımlaması kendi açısından gayet doğru ve akılcıdır. Ancak dünya ülkeleri arasında ABD ile düşünsel olarak çatışacak devletlerin terörist ilan edilme riskini de taşımaktadır. Bu risk dünya devletleri açısından bir tedirginlik unsuru olmakla birlikte, ABD açısından da kurduğu ittifakı koruması için önemli bir avantajdır. Evcioğlu, Ulusal Güvenlik Stratejisinde ABD’nin terörle mücadele de yapacaklarının şöyle tanımlandığını söylemektedir132. —Kitle imha silahlarına sahip olan veya bunlara sahip olmaya çalışan küresel ölçütlerdeki terör örgütleriyle savaşmak amacıyla ulusal ve uluslararası gücün olanaklarından doğrudan ve sürekli olarak yararlanmak —Bir terörist tehdidi algılandığı anda onu yok etmek —Teröristlere yönelik bu karşı eylemde tek başına da olsa eylem yapmaktan kaçınmamak

131 132

EVC OĞLU, Kemal; a. g. e. s. 102 y.a. g. e. s. 102-103

76

—Diğer devletlerin de bu savaşa etkin biçimde kazanılmasını sağlamak. Bunun için: —Terörizmin yasal olmadığı gösterilecek —Özellikle slam ülkelerinde ılımlı ve çağdaş hükümetlerin desteklenmesi sağlanacak —Uluslararası topluluğun tüm dikkatinin konu üzerine yönlendirilmesine çalışılacak —Söz konusu eylemler için diplomasiden yaralanılacak NNS Belgesinin ‘ Bölgesel Çatışmaların Çözümlenmesinde Diğerleriyle işbirliği’ başlıklı dördüncü bölümde özellikle Ortadoğu’daki srail ve Filistin sorunu ele alınmıştır. Bu sorunun kesinlikle çözülmesi gerektiği belirtilirken, Ortadoğu’nun ABD’nin diğer küresel öncelikleri için çok önemli olduğu belirtilmiştir. NNS’te; ABD’nin düşmanlarının ABD’yi, müttefiklerini ve dostlarını kitle imha silahlarıyla tehdit etmesinin önlenmesi başlığını taşıyan beşinci bölümde K S’e sahip olan veya bu gibi silahları edinmeye çalışan örgüt ve devletlerle nasıl savaş verileceği ele alınmıştır. Beşinci bölümde sözü edilen ülkelerin haydut devletlerin (rogue states), ABD’ye oluşturduğu tehdidin algılanmasının 10 yıl sürdüğü gibi ilginç bir yaklaşım da yer almaktadır. Açıklamaya göre ABD, haydut devletleri önlemek için önleyici doktrinden yaralanacaktır133. Amerikanın Ulusal Güvenlik Stratejisi, ABD’nin küresel egemenlik arayışının bir belgesidir. Bu belge ABD’nin çıkarları çerçevesindedir. Dünyada süper güç konumundaki ABD’nin karşısına çıkabilecek bir oluşumun ortaya çıkmaması stratejisindeki temel amaçtır. ABD, ulusal çıkarlarını savunmak için uluslararası işbirliğine açık olduğu halde gerektiğinde tek başına tüm olanakları kullanabileceği mesajını vermektedir. ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisinde bahsedildiği gibi terör konusu devletlerin iç ve dış politikalarına karışmanın bir aracı olabilecektir. ABD terörü

133

y. a. g. e. s. 103

77

desteklediği veya barındırdığı kitle imha silahlarına sahip olduğu gerekçesiyle her hangi bir devleti veya kişiyi hedef alabilecektir. Irak müdahalesi buna iyi bir örnektir. Ama K S’lerin bulunamaması ABD’nin dünyadaki inandırıcılığını yitirmesine sebep olmuştur. Fakat buradan anlaşılıyor ki, ABD gerekçe bulur ve istediğini yapabilmektedir. ABD’nin bu ayrıcalığı sadece kendisine tanıması da doğru görülmemektedir. Terör konusunda tüm bu belgelere rağmen ABD nesnel davranmamaktadır. Örneğin; PKK kongra Gel, Irak’ın Kuzeyinde koalisyon güçlerinin kontrolü altında eylemleri sürdürürken, ABD bu örgütü görmezden gelmektedir. ABD’nin yeni stratejisi çok kutupluluktan tek kutuplu dünyaya geçişin bir sonucu olarak Amerikan üstünlük teorisini yansıtmayı sürdürmektedir. ABD Başkanı Bush un 26 Şubat 2002’de yaptığı açıklama güzel bir örnektir. G. W. Bush; tarihin geri kalanı tarafımızdan yazılacaktır demektedir. Tarihin geri kalanını yazacağını öne süren ABD, birbirinden iki deniz aşırı alanda eş zamanlı olarak hareket yapabilecek yetenektedir134. Büyük Ortadoğu Projesi bu strateji çerçevesinde ele alınmalıdır. 11 Eylül ve sonrası yeni dönemin tanımlanması, terörizm ve kitle imha silahları tehdidine dayanan bir güvenlik yapılanmasına gidilmesinin günümüzle bağlantısının anlaşılması için ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisinin anlaşılması gerekmektedir.

B-)AMER KA B RLEŞ K DEVLETLER ’N N SÖYLEM NDE BÜYÜK ORTADOĞU PROJES : 1.) Büyük Ortadoğu Projesinin Ne’liği ve Amacı: Büyük Ortadoğu Stratejisi Bush yönetiminde ilk kez 2002 yılında Dışişleri Bakanı Colin Powell tarafından gündeme getirildi. Powell Irak’ın yanı sıra tüm Ortadoğu’ya demokrasi getirilmelidir dedi. Konuyu, 20 Ocak 2004 tarihinde yaptığı ‘Ulusa Sesleniş’ konuşmasında gündeme getiren ABD Başkanı Bush, ABD’nin, Ortadoğu için ileriye dönük bir stratejiyi benimsediğini açıklamıştır. ABD Başkanı
134

y.a. g. e. s. 111-112

78

Bush, T. C. Başbakanı R. Tayyip Erdoğan’la Ocak 2004’te gerçekleşen görüşmesinde; Bu tasarının Ortadoğu da barış ve demokrasiyi geliştirme temeline dayandığı, bunun için de bölge ülkelerinde refahı tabana yayarken demokratik reform çalışmalarına destek vereceğini belirtmiş, Türkiye’nin; Laik, Demokratik, Müslüman yapısıyla bu tasarının model olduğunu ifade ederek ’destek’ talebinde bulunmuştur135. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu toplantısında Demokrasiyi Büyük Ortadoğu da geliştirmek için bütün dostlarımızın kapısını çalacağız şeklinde açıklamada bulunmuştur. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı Condoleezza Rice, 2003ün son aylarında Washington Post’ta yayınlanan ‘Ortadoğu’yu Değiştirmek’ başlıklı makalesinde; ‘Fas’tan Basra Körfezine kadar Ortadoğu’da 22 devletin değiştirileceğini’ söyledi136. Projenin; askeri, siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, dinsel ve enerji boyutu bulunmaktadır. ‘Terör ve Kitle imha silahlarının engellenmesi’ ile demokrasi ve özgürlük götürme gibi amaçlar, ana hedefler değil, araç hedeflerdir. BOP ile ABD bölgede; a) Enerji kaynakları üzerinde denetimi sağlamak ve kendine yeni Pazar alanları yaratmak istiyor. b) Geleneksel ve radikal slami saf dışı bırakıp yerine küresel sermayeyle uyumlu, Hristiyan kültürüne olumlu bakan bir ılımlı slam anlayışı getirmek c) ABD, kendi küresel egemenliği kalıcılaştırma çabasında ve rakip ülkelerin ilerleme kaygısını taşıyor. d) Bölgede srail in güvenliği e) Ulus devleti yıkıp yerine küçük, parça devletlerin olması yani federatif yapının gelmesi.
B LB L K, Erol; Nato- stanbul Zirvesi ve Geniş Ortadoğu Stratejisi, Otopsi Yay. 1. Basım stanbul, Ağustos 2004 s. 111-112 136 rfan ÜLKÜ; Y. Çağ, 16. 03. 2004.
135

79

ABD Başkanı George W. Bush böyle bir proje ile Ortadoğu’ya yönelmelerinin en önemli gerekçesini birçok Ortadoğu ülkesinde var olan yoksulluğun derinleşmesinde görmektedir. Ona göre; bu ülkelerde kadın hakları bulunmamaktadır... Bütün dünya ilerlemekteyken Ortadoğu toplumları yerinde saymaktadır. Bu nedenle Başkan Bush’a göre; Ortadoğu özgürlüğün yeşermediği bir yer olarak kaldığı sürece, bölgede durgunluk, gücenme sürecek ve şiddet ihraç edilmek üzere her zaman var olacaktır137. Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu da terörün sebebini insan haklarının ihlaline, demokrasinin olmamasına ve ekonomik gelişmenin geri kalmasına bağlamaktadır. Ancak bölgede özgürlük ve kişisel hakların korunmaya alınmadan demokrasinin ne kadar uygulanabilir olduğu halen şüphe ile karşılanan bir konudur. Büyük Ortadoğu Projesi’nin mimarlarından olan Dick Cheney:BOP’un ana fikrinin, bütün bölgeye demokrasiyi yayarak bölgede gelişmeyi ve barışı garantilemek olduğunu söylemektedir. Ona göre; demokrasiye giden yol haritası kesinlikle değerlidir. Proje kapsamında süreci kadınların durumuna için da eğilmek sorunları gerekmektedir. Demokratik kolaylaştırmak bölgenin

çözülmelidir. Demokrasiye giden kilometre taşları şunlardır: —Sınırlardaki hukuk ihlallerini önlemek —Dinsel ve ulusal azınlıkların kendi yazgısını belirlemesini —Bütün bölgeyi zehirleyen yanlış ideolojileri bastırmak için eğitimdeki büyük ilerlemeyi sağlamak138. Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu’da siyasal olarak demokratikleşmeyi, ekonomik açıdan piyasa ekonomisine işlerlik kazandırılmasını, sosyal olarak bölgenin modernleşmesini ve dini açıdan da slam’ın ılımlaştırılmasını hedeflemektedir. Bölgede bu amaçlarını gerçekleştirmek te ABD’nin dünyadaki hegemonyasını, tek süper güç olmasının devamlılığını sağlayacaktır.

137 138

www. freeworldacademy. com/globalleader/great. htm, 6 Şubat 2005 EVC OĞLU, Kemal; a. g. e. s. 115-116

80

Yani Büyük Ortadoğu Projesi, bölgede demokrasinin tesis edilmesi, insan hakları ihlallerinin önlenmesi, serbest piyasa ekonomisinin işlerlik kazanmasını ve toplumsal reformları amaçlamaktadır. Kaynak BOP’un bölgeye demokrasi getirmesi söylemine ilişkin kendi görüşlerini şöyle dile getiriyor:’..:bir ülkede demokrasi olması için rakip tarafların olması lazımdır. Bu rekabet ekonomik güç ile ortaya çıkar. Amerika Birleşik Devletlerinde çok sayıda ekonomik güç olduğu için, bunların arasındaki ekonomik rekabet, siyasi partileri doğurur. Oysa ekonomik gücün tek olduğu ülkede demokrasi olmaz. Çünkü bütün kaynaklar elindedir. Suudi Arabistan da herkes Oxford’dan mezun olsa yine demokrasi olmaz. Çünkü ekonomik kaynak tektir. O da petroldür. Petrol kimin elinde ise, bütün basın yayın organlarına, eğitim sistemine hakim olacaktır... O halde ekonomik kaynaklar tek elde olunca, siyasette tek elde olmak zorundadır. Bunu kimse bozamaz139. ’ Kaynak, bölgede demokrasi taleplerinin özgür bir yaşamı teşvik için olmadığını söylemektedir. Demokrasi talebinin iki amaçla yapıldığını açıklıyor. Birinci; her ülkede hakim olan bir tek sınıf olduğundan dolayı mevcut olan siyasi kadroların değişmesi ya seçimle ya darbeyle değiştirilir. Bu değişme de kim kitle iletişim araçlarını elinde tutuyor, paraya sahipse o seçilir. kincisi ise demokrasinin ideolojik farklılıklara değil din ve ırk temeline yakın zamanda dayanacağı ve bu farklılığın batıda güç farklılaşmasına benzemeyeceğini söylemektedir. Dolayısıyla bölgedeki bu ayrışma, lokal ve ülkeye has güçlerin oluşmasını engeller. Dışarının ülke üzerinde manipülasyonu, dışarıdan etkiler daha kolay olmaktadır. ABD farklılıkları tahrik ediyor ve bunu demokrasi adına yapmaktadır. Bu farklılaşma ekonomik güç farklılaşması değil veya ideolojik farklılaşma değil, ırk ve din temeline dayalı farklılaşmadır. Demokraside tarafların çatışma nedeni dini ve etnik nedenler olacaktır. Yani farklı çözümler üreten siyasi partilerin ortaya çıkması söz konusu değildir.

139

KAYNAK. M. GÜRSES, E; Büyük Ortadoğu Projesi, Röp. Faruk Bilgin, lk Yay 8. baskı. Eylül 2004, s. 17-18. --

81

Bilgin’ in de dediği gibi ‘BOP’un asıl hedefi, Ortadoğu da batıya ve özellikle ABD’ye yönelik radikalizmin kökünü kazımaktır. Diğer bir deyişle ABD, bu proje ile bölgedeki kontrolünü en az kayıpla ve en sağlam şekilde sağlamanın yollarını aramaktadır. Dolayısıyla, BOP bölge halklarının eksiklik ve ihtiyaçlarından ziyade Batı ve ABD’nin güvenlik, politik ve stratejik ihtiyaçlarından doğmuş bir plandır. Bu temel hedefin gerçekleştirilmesi ise siyasi olarak bölgenin demokratikleştirilmesi, ekonomik olarak liberalleştirilmesi, kültürel olarak da bölgedeki mevcut inanç ve ideolojilerin ılımanlaştırılması yoluyla ön görülmüştür140. Hacısalihoğlu, BOP’un uygulanmasına ilişkin şunları dile getiriyor. BOP’un uygulanmasında özenli bir dil kullanılarak değişim statiko ikilemi basat çelişki olarak sunulacak ve buna göre kitleler ‘Baskıcı rejimlerle’ özgürlük arasında tercih yapma zorunda bırakılacaktır. Bunun için siyasal ve kültürel ‘reform paketleri’; her şeyin o ülkenin halkının geleceği, refahı ve mutluluğu için yapıldığı izlenimi yaratılacaktır... Oysa altyapı unsuru olarak ekonomik yapı değişmediği ve her alanda üretim egemen kılınmadığı sürece üst yapıdaki hukuksal, kültürel değişimlerin bir ülkeye kalıcı yarar sağlamayacağı gerçeği daima gizlenecektir141. Alt yapı temel belirleyicidir. Alt yapıda yani ekonomik yapıda meydana gelen değişiklikler üst yapıyı etkilemektedir. Dolayısıyla ekonomik yapı değişmediği sürece üst yapıdaki değişmeler kalıcı olamaz. BOP soğuk savaş sonrası dönem ve 11 Eylül saldırıları sonrası gelişen olaylarla paralellik göstermektedir. Dünya üzerinde istikrarsız güvenliği tehdit eden ülkelerin istikrara kavuşturulması amaçlanmaktadır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin ABD’nin açıklamalarına göre stratejik amaçları şunlardır: a) Doğal kaynaklara kesintisiz erişim b) srail’in bekasının sağlanması
140

B LG N, Mustafa Sıtkı; “BOP ölü doğmuş bir plandır ve başarı şansı çok azdır”. Der; AKAR, Atilla ; a.g.e. s. 129-130. 141 HACISAL HOĞLU, Yaşar;AvrasyaJeopolitiği; Büyük Ortadoğu Projesi. Ve Türkiye ,Tarihte Doğu Batı Çatışması,Der.Ufuk Özcan,Ertan Eğribel,Kızılelma Yay., st.,s:560,

82

c) Bölgenin demokratikleştirilmesi d) Bölgede radikal, köktendinci terörün önlenmesi e) Serbest piyasa ekonomisinin bölgede etkin kılınması ve yeni uluslararası pazarların yaratılması ABD’nin BOP’ a ilgili olarak bölgede gerçekleştirmek istediği bu stratejik amaçlar için şunların sağlanması gerekmektedir. a) Ortadoğu’daki ülkelerde kadın haklarının korunması, seçme ve seçilme hakkının verilmesi b) Basın ve yayın özgürlüğünün sağlanması c) Demokrasi ve insan haklarının bölgeye getirilmesi için bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi d) Okuma-yazma oranının yükseltilmesi e) Büyük Ortadoğu finans merkezinin kurulması Sosyal ve ekonomik ağırlıklı değişimin, siyasi değişimi beraberinde getireceği düşünülmektedir. slam kültürünün hakim olduğu bu geniş coğrafyada yeniden yapılanmayı gerçekleştirmeyi amaçlayan projenin basın ve yayın organlarında hedefleri ilk ilgili olarak; a)Enerji kaynaklarının denetlenmesi ve ulaşım koridorlarının güvence altına alınması suretiyle, Hazar Havzası, Basra Körfezi, Doğu Akdeniz, Kızıl Deniz ve Malaka Boğazının ‘Emin Ellere’ geçmesi suretiyle siyasi ve ekonomik reformların bu stratejik noktaların çevresinde başlatılması142.

KARAGÜL, brahim; “Büyük Ortadoğu’nun Başkenti stanbul mu?” Yeni Şafak Gazetesi, 12 Şubat 2004. s. 11

142

83

b)Bölge ülkesinin askeri gücünün zayıflatılması, kitle imha silahlarına sahip olan veya olmaya niyetlenen ülkelerin engellenmesi ayrıca Pakistan, ran, Endonezya ve Türkiye’nin askeri gücünün sınırlandırılması143. c)Terörle mücadele sloganı ile slami hareketlerin tasviyesinin sürdürülmesi ve söylemleri ile ABD’yi rahatsız eden oluşumları dağıtılması144. d)ABD- srail karşıtlığını besleyebilecek eğitim müfredatlarının

değiştirilmesi(Filipinlerde, Medreselerde, CIA uzmanları ders verirken, Mısır, Suudi Arabistan ve Endonezya’da eğitim müfredatı değiştirildi’ e)Anılan bölgede ABD yardımlarının başlatılması, buna paralel olarak Amerikan nüfusunun yaygınlaştırılması145. f)Bölgede batı karşıtlığını besleyen anlaşmazlıkların çözümünün sağlanması, bazı anlaşmazlıkların Afganistan; Irak ve Filistin’de denendiği gibi ‘ Karzai modeli’ şeklinde ve ABD çıkarlarını önceleyen yönetimlerin iş başına getirilerek dondurulması146. g)Batının askeri ve ekonomik kontrolünün önünü açacak yönetici kadrolarının oluşturulması, güçlendirilmesi, iş başına getirilmesi147. h)Ortadoğu da Türkiye öncülüğünde ılımlı slam anlayışının getirilmesi ve bölgenin bu yönde yapılandırılması. I)Ekonomik gelişme sloganıyla, bölge ülkelerin askeri ve siyasi gücünün zayıflatılması 2.)Büyük Ortadoğu Projesi’nin Kapsadığı Alan ve Bu Alanın, Coğrafya, Nüfus, Ekonomi, Politik Durumu

143 144

KARAGÜL, brahim; a.g.m.s. 11 YILDIZ, Yavuz G. ; “Nedir Şu Büyük Ortadoğu’”Akşam Gazetesi, 14 Şubat 2004 s. 17. 145 EL-GAMER , Atıf; ’Ortadoğu’ya Sahip Çıkalım’ Radikal gazetesi, 24 Ocak 2004. s. 6. 146 ESLEN, Nejat, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye. Akşam gazetesi 23 Şubat 2004. s. 12 147 BAŞARAN,Nuray; “Türkiye’nin aktörleri ve Büyük Ortadoğu Projesi Dönüşüm hedefleri”,Akşam gazetesi,5 Mart 2004,s:12

84

Büyük Ortadoğu Projesinin kapsadığı alanda Moritanya, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan, srail, Suudi Arabistan, Ürdün, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Irak, ran, Suriye, Lübnan, Afganistan, Pakistan ve Türkiye olmak üzere 23 ülke vardır. Bölgede çöllerle birlikte, Nil Vadisi, Ürdün Nehri, Dicle ve Fırat Nehirleri, ndu Vadisi ve Arap Yarımadasının güney batısı gibi çok verimli alanlar olduğu gibi bölge petrol ve doğalgaz bakımından da zengindir. Bölgede 575 milyon nüfus yaşamaktadır. Bölgede Müslüman nüfusu çoğunluktadır. slam dini; Şii ve Sünni olmak üzere ikiye bölünmüştür. srail, Lübnan, Irak ve Suriye’de Hıristiyan ve Yahudi nüfusu bulunmaktadır. ran’da; Arapça, Berberice, Farsça, Türkçe dilleri konuşulmakta, Pakistan da Urduca, srail de branice konuşulmaktadır. Kuzey Afrika’da yaşayan elit tabaka ise ngilizce ve Fransızca konuşmaktadır. Ortadoğu’da petrol ve doğalgaz ekonominin ana unsurlarıdır. Suudi Arabistan dahil Körfez Ülkeleri yalnız başına petrol yataklarının yüzde 65’ini bulundurmaktadır. Bölge Hazar petrollerinin ihraç yolu üzerindedir... Bölgenin GSMH’sı, 2001’de bölge olarak yalnızca 1. 058 milyon dolar olmuştur. (Fransa, 1. 460; Avrupa, 25 Ülkesi ile birlikte 8. 540; ABD, 10. 065) şüphesiz ki bölgedeki dağılımda kuvvetli farklılıklar bulunmaktadır. Mısır, ran, srail, Suudi Arabistan, GSMH olarak 100 milyar doların üstüne çıkmaktadır. Ancak kişi başına ortalama gelir 1840 dolar civarındadır. Bölgede işsizlik oranı yüzde 30’dur148. Ortadoğu bölgesine politik açıdan baktığımızda bölge ülkelerinde sadece srail ve Türkiye’de demokrasinin bulunduğunu görüyoruz. Büyük Ortadoğu Projesinin mimarlarından olan Dick Cheney, demokrasi eksikliğinin bölgedeki ikinci büyük sorun olduğunu söylemektedir. Siyah Afrika ile birlikte en az demokratik bölge Ortadoğu’dur. Soğuk savaşın bitiminden bu yana bölgede özgürlük adına hiçbir gelişme olmamıştır.

148

EVC OĞLU, Kemal; a. g. e. s. 117

85

Ortadoğu’nun

bu

manzarası

ABD’ye

göre;

kötü

yönetilmesinden

kaynaklanmaktadır. Bölgedeki srail varlığı ise iyi olan tek örnektir. Bölgede 20 bin km2 ve 6 milyon insanı olan srail GSMH’nın yüzde 10’unu oluşturmaktadır. Cheney, Ortadoğu da seyahatleri sırasında kişisel olarak gözlediği gerçekleri Ortadoğu’da yaşanması gereken ‘dönüşüm’ konusundaki görüşlere destek olarak göstermektedir. Ona göre; Siyah Afrika’nın büyük şehirlerinde bile Avrupa ile birçok ortak özellik görülebilmektedir. Latin Amerika ve Asya’da da aynı durum söz konusudur. Bunun tersine Ortadoğu’da seyahat ederken hiçbir zaman kendinizi rahat hissetmezsiniz. Nerede olursa olun, Fas’ta veya beşbin kilometre uzakta Suudi Arabistan’da kendinizi gerçekten bir yabancı olarak hissedersiniz. Çünkü slam çok garip bir uygarlık yaratmıştır149. Cheney’in bu gözlemi sonucundaki görüşleri kendi paradigması içinde tutarlı kabul edilebilir. Ancak, slam konusundaki verilen bilgi subjektif (öznel) bir bilgidir. Dolayısıyla bu Cheney’in görüşüdür ve tartışmaya açıktır. Dick Cheney’in ziyaret ettiği 16 ülkede gözlemlediği garip gerçekler arasında en önemlisi kadınların konumudur. Cheney’e göre; kadın haklarındaki geriliğin nedeni dindir. Ortadoğu’daki sorunların çözümü için Batı değerleri ve ahlaki değerler çerçevesindeki Ortadoğu’daki kadının durumunu ele almak gerekmektedir150. Cheney’in slam dinine karşı tek taraflı bir yaklaşımı vardır. Ortadoğu da dönüşüm gereksinimi olsa da, bu dönüşüm dışarıdan değil, içeriden kendi haklarıyla olmalıdır. Bu dönüşümün kendiliğinden olması gerekmektedir. Cheney, Ortadoğu’da dini alışkanlıkların tüm diğer kıtalardan daha fazla olduğunu, günde beş kez dua edildiğini, alkol ve domuzun birçok ülkede yasak olduğunu belirtmektedir151. Büyük Ortadoğu Projesinin kapsadığı alan yeni dönemin ekonomik gelişme bölgesidir. Bu bölge başta enerji olmak üzere, batı’ ya ekonomik değerler ihraç edebilir ve onun eksikliklerini tamamlayabilir. Bunun yanında dünya egemenliği

149 150 151

y. a. g. e. s. 120 y. a. g. e. s. 120 y. a. g. e. s. 120

86

açısından stratejik bir konumdadır. burayı kontrol etmek hayati önem taşır. Burada oluşacak bölgesel bir güç hem ekonomik çıkarları hem de stratejik üstünlüğü tehdit eder. Bunun sonucu olarak bölgesel hiçbir anlamlı gücün oluşumuna izin verilemez152. 3.)Büyük Ortadoğu Projesi ve Demokrasi Söylemi: ABD, Büyük Ortadoğu olarak, tanımlanan bölgede birçok ülkenin demokrasiye gereksinim duyduğunu savunmaktadır. Bunlardan biri de Pakistan’dır. Cheney, Pakistan’ın da ABD tarafından yeterince demokratik görülmediğini öne sürmektedir. Bununla birlikte Pakistan, ABD için aynı zamanda iyi bir müttefiktir. Bununla birlikte var olan çelişkinin, BOP kapsamında demokrasi uygulaması ile çözüleceğini söylemektedir153. Demokrasi içinde öncelikle iyi ve kötü devletlerin ayrılması, Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi, eğitimin geliştirilmesi, halkın kendi kendini yönetme ilkesini yeniden dikkat edilmesi gerektiğini söylemektedir. Afganistan’da Taliban ve Irak’ta Saddam’ın döneminde olduğu gibi bazı yöneticiler, Batı’yı düşman olarak görmektedirler... Bu rejimlerin askeri yöntemlerle (Suriye) veya devrimle ( ran) ortadan kaldırılması gerekmektedir. Chenny, bu amaçla, Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi öncelikle demokrasiye hazırlık için geçici hükümetler kurmayı önermektedir... Bu rejimler; Sudan, Moritanya, Suudi Arabistan ve Libya dır. Bazı yöneticilerde gelişmenin özgürlük ve demokratik yönetim demek olduğunu bilmektedirler. Bunlar Batı’ya katılmak için arzuludurlar. Ancak ülkelerindeki slamcı karşıtlık tarafından tehdit edilmektedirler. Bu kategorideki ülkeler arasında; Fas, Tunus, Mısır, Ürdün, Küçük Körfez Ülkeleri ve Pakistan bulunmaktadır. Bazı ülkelerde srail ve Türkiye gibi hâlihazırda demokratik ülkelerdir. Bunlarda ABD’ni ortaklarıdır154.

152

KAYNAK, Mahir; Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye üzerine stratejik Analizler, Truva Yay, Mart 2005, stanbul. s. 83 153 EVC OĞLU, Kemal; a. g. e. s. 133 154 EVC OĞLU, Kemal; a. g. e. s. 134

87

Cheney’e göre Batı’yı düşman olarak gören ülkelere diplomatik antlaşmalara dayanarak ikinci kategorideki ülkelere de demokratik süreçler içinde yardımcı olunmalıdır. Ortadoğu’da demokrasi uygulaması hedeflenmekle birlikte, sonucunda iktidara slamcı iktidarların gelme olasılığı bulunmaktadır. Bu yüzden bu risk göz önünde bulundurularak Batılı güçlerin bu süreci dikkatle hazırlanması gerektiği söylenmektedir. Bu görüşe dayanarak da; slam demokratikleşmenin katılımcısı olamaz, şeriat da hukukun kaynağı olamaz düşüncesi hâkimdir. Demokrasi oyunu evrensel oyundur. Aynı şekilde demokrasi oyunun oynayan diğer insanların da değerlerinden gelen etkiler vardır. Cheney’e göre , bu değerlerin, slam, Hristiyan veya Yahudi değerleri olabilir. Oyunun kuralı gereği dinlerden uzakta kalınması gerektiğini söylemektedir. Bush yönetimi, Ortadoğu’da terörizmi kaynağında kurutmayı amaçladığını söylemektedir. Bu doğrultuda da Ortadoğu’da demokrasi inşa etmenin önemli rol oynayacağı söylenmektedir Ortadoğu’da demokrasiyi geliştirmekle terörizmle savaş kazanılacağı düşünülmektedir. 3 Kasım 2003’te Powell, Ortadoğu’da özgürlüğün geliştirilmesi için; hukuk, devlet gücünün sınırlandırılması, düşüncenin özgürce açıklanması, inanç özgürlüğü, kadınlara saygı, adaletin eşit dağılımı, dinsel ve etnik hoşgörü ve özel mülkiyete saygı olmak üzere sekiz ilkeden bahsetmiştir. Bu ilkelerin uygulanmasında Ortadoğu’da ABD’nin diktatörlerle ilişkisini bitirdiği ve bu rejimlerin sonunun geldiği şeklinde yorumlanmıştır. ABD, ilk hedef olarak da Saddam Hüseyin’i seçmiştir. Irak’a özgürlük operasyonu başladıktan sonra da, Bush ABD’nin yanında olanlar ve karşısında olanlar diye kategorileştirmiştir. ABD’nin karşısında olanlara bu hem gözdağı gibidir hem de bu devletler ‘haydut devlet” kategorisine düşebileceklerdir. ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’yle Büyük Ortadoğu’ya özgürlük getirmeyi ve bölgeyi demokratikleştirmeyi hedeflemektedir. Irak işgalinin ikinci yılında Başkan Bush yaptığı açıklamada ‘Irak Saldırısı’nı savunmuştur. Bizim topraklarımızda özgürlüğün sürmesi öteki ülkelerdeki özgürlüklere bağlıdır. Bu yüzden, iki yıl önce Irak’ı özgürleştirme operasyonunu

88

başlattık’ diyen Başkan Bush: ‘ABD’ye yönelik tehditlere, gerçekleşmeden karşı koymalıyız’ şeklindeki açıklamasıyla ABD’nin yeni doktrinini dile getirmiştir155. ABD’nin Irak müdahalesinde Irak’ı özgürleştirmek ve kitle imha silahlarını bulup yok etmek bu doktrin yani ‘Önleyici Vuruş’ çerçevesindedir. 4.) Büyük Ortadoğu Projesi’nin Dini Boyutu Soğuk Savaş öncesi ideolojik çatışmaların yaşandığı dönemin kapanmasından sonra küresel dünyada dinlere olan ilgi artmıştır. Huntington’un ‘Uygarlıklar Çatışması’ tezi de bu bağlamdadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin şu anki muhafazakâr yönetiminin de din anlayışıyla olan sıkı ilişkisi ve dünya politikasında etkileri Bush’un demeçlerinde görülmektedir. “G.W. Bush’a göre, tarihin çağırısıyla Tanrı’nın hediyesi olan demokrasinin Ortadoğu için sağlanması yolunda önünde hiçbir engel tanımayacaktır156”. ABD Başkanı Bush ve yönetimin radikal Hristiyan kimliğine dayalı söylemleri ve politikası ortadadır. Resmi söyleminde de ‘demokrasi ve özgürlük’ gerekçesiyle hareket eden Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’ni etkilememesi zor görülmektedir. ABD’nin yönetimi üzerinde ve iç ve dış politikalarında evanjelizmin etkileri büyüktür. Evanjelizm ‘kutsal kitaba yönelmek’ anlamına gelmektedir. Evanjelikler protestandır ve Amerika Birleşik Devletlerini nüfusunun üçte birini oluşturmaktadır. Birçoğu sa’nın kendi günahları için öldüğünü düşünerek, kendilerini günahkâr saymakta ve kurtuluş içinde O’na ihtiyaçları olduğuna inanmaktadır. Önemli olan bir diğer inançları da; Nil’den Fırat’a kadar olan yerlerin yeni Kutsal Topraklar’ın Yahudilere ait olduğuna dair inançtır. Kendilerini onlara destek vermekle yükümlü görmektedirler ve tanrının insanları ‘Yahudi Olanlar ve Olmayanlar olarak iki kategoride yarattığını düşünmektedirler. Tanrı’nın bir uhrevi bir de dünyevi planı olduğuna; dünyevi planın Yahudiler için, uhrevi planın da yeniden doğmuş Protestanlar için olduğuna inanmaktadırlar.

155

LORDESMAN, Anthony H.; Director, CSIS Middle East, Dynamic Net Assesment Project, us Policity, the southern Guf States, and the Changing Strategic belonce in the Gulf, Speach to the Middle East Petrdeum and Gas Conference, Dubai, 16 Mart 1998 (Akt: EVC OĞLU, Kemal; a.g.e., s.148-149) 156 B LGENOĞLU, Ali, “Evanjelizmin ABD Yönetimine Etkileri”, Cumhuriyet Strateji, s.12-13.

89

Yahudiler için olan plan, kutsal topraklarda egemenlik kurmayı, bu yolla dünya egemenliğine ulaşmayı hedeflemektedir. Uhrevi planda, Evanjelikler, Yahudilerin dünyada bu amaçlarına ulaşmalarına yardım etmeyi Ahiret’te kurtuluşun bir vasıtası olarak görmektedirler157. ABD’nin son yıllarda uyguladığı politika ‘özgürlük ve demokrasi’ söylemiyle Ortadoğu’daki Afganistan ve Irak Müdahaleleri dünyada tepkiler uyandırırken evanjelikler tarafından destek bulmaktadır. Dünya’ya ABD’nin ‘özgürlük ve demokrasi’ getireceğini, Bush’un ilahi bir misyona sahip olduğunu düşünmektedirler. Evanjelikler 500 milyonu bulmaktadır. Bush’un arkasındaki toplum desteğinin de varlığı ortaya çıkmaktadır. George W. Bush, ABD tarihinde dinci Hristiyan kimliğini ulusal ve uluslararası politikaya açıkça yansıtan ilk Amerikan Başkanı olduğu gibi dini yatırımlara en çok yatırım yapan başkan ünvanı olmuştur. Bush’un dış politikasında dinin etkisi, Amerikan Misyoner Medyası’nın da sık sık gündemine gelmektedir158. 1980’lerde Amerikan Hristiyan Sağı Yükselirken politik alanlarda en etkili gruplardan biri olan ‘Ahlaki Çoğunluk’ lideri Jerriy Fawell’de yönetim üzerinde etkili adlardan biridir. Reagan başkanlık seçimleri kampanyasında, ‘Ahlaki Çoğunluk’ lideri Jerry Falwell’in aktif desteğinden yararlanmıştır. Aslında, Hıristiyan sağının hemen hemen bütün kesimleri her zaman kurtuluşu’ adına rollerini yüceltmek olmuştur159. Başkan Bush’ın başkanlık töreninin duasını yapan Billy Graham ise, slam’ı günahkâr bir din ilan etmişti. Yine Pentagon’un anti terör ve istihbarattan sorumlu generali William Boykin Bush’u Tanrı’nın Başkan yaptığını söylemektedir. Oregan Kilisesi’ndeki konuşmasında, Boyiın, ‘Düşman Bin Ladin değil!, Düşmanımız ruhani, çünkü biz inançlılar milleti inanç üstüne kurulduk. Düşman adı Şeytan. Şeytan’ın gerçek olmadığını sanıyorsanız, ncil’in Tanrı için söylediklerini de boş srail’e destekçi olmalarına karşın bu kuruluşun belirgin ideolojisi, srail’in ve ABD’nin ‘dünyanın

VURAL, smail; Evanjelizm, Beyaz Saray’ın Gizli Dini, Karakutu Yay., stanbul 2003, s.15. www.csmonitor.com/2003/0317/po1s01_uspo.html.(Akt:EVC OĞLU, Kemal; a.g.e., s.216. 159 www.jefflarsen.com/portralts/image/reagon.jpg.(Akt: EVC OĞLU, Kemal; a.g.e., s.s.217.
158

157

90

veriyorsunuz demektir. Ben savaşçıyım. Üniformayı çıkardığımda da savaşçı kalacağım. Sizi Tanrı’nın Krallığı’nın askerleri olmaya çağırıyorum. Bizden nefret ediyorlar, çünkü köklerimiz Yahudi-Hristiyandır. Yahudi-Hristiyan mı dedim? Evet, srail’e adanmışlığımız var. Bunu asla terk edemeyiz. Köklerimiz orada. Dinimiz Musevilikten geliyor, o yüzden nefret ediyorlar bizden’160 diyordu. Bu tür dinsel yaklaşımlardan bahsettik. Bu görüşler ABD kamuoyunun ve Hıristiyanların tamamının görüşüdür demek doğru değildir. Ancak bu düşüncelere sahip insanlar Amerika’nın askerlerinin ve üst din adamlarının arasında bulunmaktadır. Bu durum da ABD karşıtlığını doğurmak için yeterlidir. Başkan Bush’un dinsel öğütçüsü olan Baptist Rahip Jerry Falwall Kıyametle ilgili olarak şunları dile getirmiştir: ‘Armagedon bir gerçektir, acı bir gerçek. Biz son neslin bir parçasıyız. Bütün tarih doruğa ulaşıyor. Çocuklarımın ömrünün sonuna kadar yaşayacağını sanmıyorum. Armagedon’da son çatışma olacak ve sonra Tanrı evreni yok edecek. Milyarlarca insan topyekün yok alacaktır’161 . Evagelistler kendilerini seçilmiş, Yahudileri daha seçilmiş görmektedirler. ABD’nin kendine yüklediği bu yeni misyon ve srail’in politikalarının örtüşmesinin sebeplerinden biri dinseldir. Stratejik ve güvenlik kaygılarından öte ABD’nin srail’e yakınlığı dinsel bağlar içermektedir. Bayzan’ın kitabında da belirttiği gibi; aşırı dinci Hristiyanlar, Dünya Krallığının dünyada Kurulması krallığını için srail’in için Filistin’e askeri operasyonlarını egemen olması desteklemektedir. Güneyli Baptistlerin ncil yorumuna göre Hz. sa’nın yeniden gelip kurması srail’in Ortadoğu’ya gerekmektedir162. Protestanlar’a göre; Kitab-ı Mukaddes’te Armagedon Savaşı’nın ikibinli yıllarda olacağına dair işaretler vardır. Bu savaşta inanca göre Hz. sa (Mesih) gökyüzünden inecek ve deccal’ı öldürecek ve yıllar süren barış dönemi başlayacaktır. Bu inanç göz önünde bulundurulursa ABD’nin Ortadoğu’ya

160 161 162

www.cnn.tr/2003/us/10/20/boykın.statement.(Akt: EVC OĞLU, Kemal; a.g.e., s.s.218,219. BAYZAN, A.Rıza; a.g.e., s.249. y.a.g.e., s.286.

91

müdahalesi anlamlı olabilecektir. Mesih’in yeryüzüne inmesi içinde yaygın inanışa göre üç koşulun gerçekleşmesi gerekmektedir. Birincisi; Yahudilerin dünyanın dört bir tarafına dağılması, kincisi; Yahudilerin Kudüs merkez olmak üzere kendi devletlerini kurması, Üçüncüsü ise; Hz. Süleyman’ın yaptırdığı tapınağın yeniden inşa edilmesidir. Fakat kısmen de olsa onun arsası üzerine inşa edilmiş olan Mescid-i Aksa’nın ve Kubbetu’s Sahra Cami’nin yıkılması gerekmektedir. Hz. Muhammed’in Mirac’a çıktığına inandıkları Mescid-i Aksa’nın yıkılmasının da Müslümanlar açısından sorun teşkil edeceği kesindir. Dinsel olarak birlikte hareket eden Hristıyan Siyonistler ve Yahudiler son amaç olarak ayrılmaktadırlar. Çünkü Yahudiler Mesih’in gelmesinden sonra tek egemen gücün kendileri olacağına ve Tanrı’nın Oğulları Krallığı’nın kurulacağını düşünürken, Protestan Hristiyanlar’a göre ise; Mesih geldikten sonra birinci gelişinde ona inanmayan Yahudiler ikinci geldiğinde inanacaklar ve Hristiyan olacaklardır. Büyük vardır. Dini boyutta şunu da vurgulamakta fayda var. Ekonomik olarak da slamiyet, Ortodoksluk, Katoliklik kapitalizmin içine gelmez. Gürses; katoliklikle ilgili olarak şunları söylüyor: Katolikler de tüketim konusunda, kültür konusunda, gelenek konusunda Müslümanlara benzerler. Bazı Avrupa ülkelerinde Katolikler davranışları ile sanki isim değiştirmiş Müslümanlar gibi bir yaşam tarzı benimsemişlerdir. şte bu yaşam tarzı uluslararası kapitalizmin işine gelmez. Batı kapitalizmi iyi Hristiyanlık derken, Protestanlığı anlar, Ortodoksluk ve Katoliklik işine gelmez. Bunu nerede öğreniyoruz, Türkiye’den devşirmek için götürüyorlar öğrencileri, bizden de bazı öğrenicileri götürdüler. ngiltere’de bir kampa. Güney Amerika’dan, Türkiye’den, Orta Asya’dan… her yerden öğrenciler getiriyorlar. Orada ders anlatan öğretmen şunu söylüyor, Müslümanlık, Katoliklik, Ortodoksluk hepsi aynıdır. Gerçek din sa’nın dini Protestanlıktır163.
163

Ortadoğu

Projesi’nde

dinin

etkisinin

bu

yönde

olduğunu

söyleyebiliriz. Ama Projenin arka planında sadece din yoktur, başka etmenlerde

KAYNAK,M-GÜRSES, E.; Büyük Ortadoğu Projesi, Röp,. F. Bilgin, lk Yay., 8. Baskı, Eylül 2004, s.49.

92

Burada amaç insanları Protestan yapmaktır. Çünkü Protestan felsefe kapitalizmin hizmetindedir. BOP ile birlikte bölgede hedeflenen ekonomik ve toplumsal dönüşüm bölgeye demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi getirmeyi amaçlamaktadır. Kapitalizm için serbest piyasa ekonomisi gereklidir. Hristiyan kültürüne olumsuz bakmayan ılımlı slam inşa etme anlayışı, diğer hedeflerin gerçekleştirilmesi için bir ölçüde temel teşkil etmektedir, çünkü küresel sermayenin Ortadoğu’daki etkinliğinin artması, bölgeye ABD’nin ve misyonerlerin tepki görmeden çöreklemesi, radikal için ılımlı slam zorunludur164. Ilımlı slam; demokrasiyle uyumlu, ötekini ve ötekinin ürettiklerini kabul eden-açık olan, diyaloga açık, tüketim kültürü gelişmiş, laikliği din ve vicdan özgürlüğü olarak ele alan, misyoner hareketlere karşı olmayan, insan hakları, kadın hakları vs. gibi söylemleri önemli gören, şiddet karşıtı bir anlayıştır. Ilımlı slam ile slam dini serbest piyasa ekonomisine, kapitalizme ılımlı bakacak, küresel sermayenin önü açılacaktır. Ilımlı slam, BOP’un siyasal dönüşüm araçları arasındadır. Amaç slam’ı, Washington kontrolüne alarak üniter yapıların çözümlemesinde araç olarak kullanmaktır. 5.) Büyük Ortadoğu Projesi’nin Enerji Boyutu Sanayi devrimiyle birlikte savaş malzemeleri makineleşmiş ve ulusal güç savaşta ve barışta hammadde kaynaklarını kontrol altına almayı gerekli kılmıştır. Böylece batılı güçler, başta ABD ve Sovyetler olmak üzere, önce kendi ülkelerinden yeterli ölçüde çıkaramadıkları hammaddeleri kendi kontrolleri altında bulunduracak şekilde bu hammaddelerin bulundukları bölgeleri nüfuzları altında bulundurmaya çalışmışlardır165.
164

slamcıların yarattığı terör eylemlerini

durdurulması ve srail Devleti’nin varlığının korunması ve sürekliliğinin sağlanması

AYDIN, Hasan;” ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin Müslüman deologları”, Bilim ve Gelecek Dergisi, 4 Haz. 2004, s.14. 165 KOCAOĞLU, Mehmet; Uluslararası lişkiler Işığında Ortadoğu, Genelkurmay Basımevi, .Ankara 1995, s.

93

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra savaş silah araç ve gereçlerinin çoğunun petrol ve yan ürünleriyle çalışması nedeniyle petrolün önemi artmıştır. Petrol yataklarına sahip olan ülkelerin de bu sebeple uluslararası ilişkilerde önemi ve etkinliği artmıştır. 1928’de yapılan Kırmızı Hat Antlaşması ile; Türk Petrolleri Şirketi hisseleri yeniden düzenlenerek yeni bölüşüm koşullarını yansıtan bir bilişim kazanmış ve yeni koşullar çerçevesinde Amerikan Petrol şirketleri ilk kez bölge petrolleri üzerinde kalıcı ve yoğun ayrıcalık hakları elde ederek bölgeye girmiştir166. Bölgedeki diğer önemli ayrıcalık California ayrıcalığı olarak anılan ve sonuçları itibariyle bölgede bugünkü siyasi ilişkilerin temelini oluşturan düzenlemelerdir. Kral Abdülaziz tarafından 1933’de verilen bu ayrıcalık ABD petrol şirketlerini Standart Dil ayrıcalığıyla bölgede kalıcı olarak yerleşmelerini sağlamıştır167. Bu durumda bölgede kendi şirketleri aracılığıyla işletilen petrolle, global çerçevede, büyük devletler kendi siyasi hedeflerini gerçekleştirmeyi amaçlamışlardır. Bölgedeki genel siyasete büyük devletlerin yön vermeleri de petrolü amaç olmaktan çıkarmış, siyasi durumun belirlenmesinde bir araç durumuna getirmiştir. kinci Dünya Savaşı’ndan sonra her şeyden önce bu stratejik unsur, önce nükleer şemsiye adı altında belirlenmiş iki kutuplu bir ortam doğmuştur. Bu ortamda daha önce Ortadoğu petrollerinde söz sahibi olan Fransa tümüyle sahneden çekilirken, ngiltere de uygulamada etkinliğini yitirmiş Batı dünyasının bölgedeki tek ve etkili siyasi denetim kolu ABD olmuştur168. GÜREL’in de belirttiği gibi; Ortadoğu’da yabancı sermayeye ilk petrol ayrıcalığını veren, Osmanlı mparatorluğu ile ran’dır. bu devletler dıştan gelen

166

ÖZEY, Ramazan; Dünya Denkleminde Ortadoğu Ülkeler- nsanlar-Sorunlar; Öz Eğitim Basın Yayın, stanbul1996, s.83. 167 ARI, Tayyar; Basra Körfezinde ve Ortadoğu’da Güç Dengesi, Alfa Yayınları, stanbul 1998, s.60. 168 N RAY, Nasır; “Bölgesel ve Küresel Gelişmeler Işığında Ortadoğu’da Oluşan Siyasi Gelişmeler ve Türkiye’nin Yeri”, T.C. Fırat Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Yay. No:5, Birinci Ortadoğu Semineri, Bildiriler, Elazığ 2004.

94

siyasal baskılara karşı dirençsiz oldukları bir dönemde petrol anlaşmaları yapmışlardır169. Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu’daki petrolü kontrol etmesi uygun fiyatta petrol almak değil, Avrupa ve Asya’nın enerjisini denetlemektir. Petrol ABD’nin Güvenlik stratejisinde de önemli yer tutmaktadır. Petrol ihtiyacının giderek arttığı günümüzde ABD’nin bu gidişata seyirci kalacağı düşünülemez. Gerek petrolün üretimi, gerekse dağıtımı ve fiyatının belirlenmesi ABD ekonomisi için hayati önem taşımaktadır. Bu yönüyle baktığımızda Büyük Ortadoğu Projesi petro-politiğin stratejik bir ifadesidir. Davutluoğlu’nun değerlendirmesine göre de: 11 Eylül terör saldırıları ile başlayan savaş 21 inci yüzyılın ilk petrol savaşıdır170. 11 Eylül saldırıları Amerika Birleşik Devletleri’nin, Doğu Hazar Bölgesi’ne Pakistan-Afganistan için uygun fırsat yaratmıştır. Petropolitik, ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalelerini enerji boyutunun

olmadığını söylemek zordur. Tablo 1 Çeşitli Bölgelerin Dünya Petrol ve Doğalgaz Rezervlerindeki Payı171 (% olarak) Bölgeler Petroldeki Payı (%) Kuzey Amerika (ABD) Orta ve Güney Amerika 5,44 2,19 6,72 Doğalgazdaki Payı (%) 5,16 3,25 4,30

169

GÜREL, Ş. Sina; Ortadoğu Petrolünün Uluslararası Politikadaki Yeri, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1979, s.47. 170 DAVUTOĞLU, Ahmet;” ntikam Gölgesinde Strateji Savaşı; Latin Bahane Hedef Şangay” Aksiyon Ekim 2003, s.14. 171 eiç.doe.gov/emeu (Akt: ULUĞBAY; mparatorluktan Cumhuriyet Petropolitik Ayraç Yayınevi, Tarih /07, Ankara, 2003, s.477).

95

Batı Avrupa Eski SSCB Afrika (Libya) (Nijerya) Asya ve Okyanusya Ortadoğu

1,75 5,41 8,60 3,00 2,40 5,70 65,19

2,75 31,10 7,59 0,85 2,29 8,11 36,43

Tablo 1’de de görüldüğü gibi dünyanın bilinen petrol yataklarının yüzde 65’i Ortadoğu Bölgesi’nde bulunmaktadır. Bu Doğalgaz da rezervlerinin Ortadoğu yüzde 36’sı Ortadoğu’da bulunmaktadır. oranlar Büyük Projesi’nin

kapsamındaki Ortadoğu’nun önemini artırmaktadır. Enerji ve enerji yollarının kontrolü ABD’nin küresel egemenliği için önemlidir. Dolayısıyla Büyük Ortadoğu Projesi ile enerji kaynakları arasında sıkı ilişki vardır. 6.) Büyük Ortadoğu Projesi’nin Tarihsel ve Stratejik Arka Planı Büyük Ortadoğu Projesi’nin arka planına baktığımızda aslında konuyu 1991 yılında Sovyet sistemini yıkılışına kadar götürmek mümkün. Proje, Sovyet nüfuz alanından boşalan yerleri ve ortaya çıkan dengeleri ya da dengesizlikleri yeniden tanımlamak ve bir strateji geliştirmek ihtiyacından doğdu. Dünyada tek başına bir süper güç olarak kalan ABD, geleceğe kendi çıkarları doğrultusunda şekil vermek için daha da cesaretlenmişti. şte tam bu noktada ‘Greater Middle East’ (Genişleyen Ortadoğu) kavramı yavaş yavaş doğdu ve belli bir bölgeyi kapsayan türde strateji geliştirildi… O günden beri gelişen Amerikan kaynaklı bütün raporlarda ‘Büyük Ortadoğu’ kavramı daha ziyade bir tehdit algısına endeksli olarak tarif edilirken, asıl

96

kastedilen ‘Radikal yönündeydi
172

slam’ın’ gelişmesini veya bölgedeki hakimiyetini kırmak

.

BOP, ABD resmi belgelerinde görülmemekte, plan kendini daha ziyade ABD’de derin devlet CIA hesabına çalışan Fikir Üretme Merkezlerinin raporlarında ve ABD resmi ağızlarının gayrı resmi toplantılarında dile getirilen beyanlarında belli etmektedir. Proje rüseym haliyle 1995 tarihli Institute For National Strategic Studies (ABD Ulusal Stratejik ncelemeler Enstitüsü) ve National Defence University (Ulusal Savunma Üniversitesi) tarafından çıkarılan National Force Quarterly (IFW) isimli derginin 1995 tarihli sonbahar sayısındaki ‘The Greater Middle East’ (Büyüyen Ortadoğu) başlıklı yazıda formüle edilmiştir173. Bush BOP’un işaretlerini ilk olarak ABD Harp Okulu Mezuniyet Töreninde 1 Haziran 2002’de yaptığı konuşmasında ‘ slam ülkelerinin de demokrasi ve özgürlüklere layık olduğunun altını çizerek dile getirmiştir. George W. Bush bu konuya birçok konuşmasında değinmiştir. Bunlardan ilki Amerikan Girişim Enstitüsü isimli muhafazakâr bir kuruluşta 26 Şubat 2003 tarihinde yaptığı konuşmadır. Bush burada ‘Ortadoğu’da demokratik değerlerin yerleşmesinin önemine değinirken 9 Mayıs 2003’teki konuşmasında da ‘Ortadoğu’da Serbest Ticaret Bölgesi kurulması gereğinden söz etmiştir. 6 Kasım 2003’teki ‘Ulusal Demokrasi Vakfı’nda yaptığı üçüncü konuşmasında da ‘Ortadoğu’yu Özgürleştirme Stratejisi’nden bahsetmiştir. Ocak 2004’te yaptığı ‘Birliğin Durumu’ başlıklı son konuşmasında ise niyetini daha açık ortaya koymuştur174. Aynı konuda bildirilen ABD Başkanı’nın Güvenlik Danışmanı Condolcezza Rice ise, 7 Ağustos 2003 tarihinde The Washington Post’ta yayınlanan ‘Transforming the Middle East’ (Ortadoğu’yu dönüştürmek) başlıklı yazısında, Bush’un söylediklerini bir kere daha teyit ediyor ve projenin 22 ülkeyi kapsayacağını ifade ediyordu… Projenin ciddiyeti ise Londra’da çıkan El Hayat Gazetesinin 13
172

AKAR, Atilla; Büyük Ortadoğu Kuşatması ‘Yeni Dünya Düzeni’nin Ortadoğu Ayağı’ Timaş Yayınları, stanbul, 2004, s.21. 173 y.a.g.e., 21-22. 174 AKAR, Atilla; a.g.e.,, 22-23.

97

Şubat 2004 tarihli sayısında, ABD’nin bu konuda G-8 Zirvesi için üye ülkelere dağıttığı taslak metni dünya kamuoyuna duyururdu175. Cıngı’ya göre de; BOP, onlarca yıl önceden bu yana tasarlanıp katarılmış bir ABD dış politika doğrultusudur. Konjenktürden etkilenerek değiştirilip rötüşlanarak bugün uygulama aşamasına geçilmiştir176. Büyük Ortadoğu Projesi yeni bir proje olmayıp, ABD’nin son dönemde uygulamaya koyduğu bir projedir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin stratejik arka planına baktığımızda Ortadoğu’nun dünyadaki petrol rezervlerinin yüzde 65’ine sahip olması ve ABD, Avrupa ve Japonya’nın petrol ihtiyaçlarını bu bölgeden sağlıyor olması bu sanayileşmiş ülkelerin bu bölge ile ilgilenmelerinin gerekçelerinden birini ortaya koymaktadır. 11 Eylül saldırıları ‘Büyük Ortadoğu’ya yönelmek için dönüm noktası kabul edilmiştir. ABD’yi bu projeye yönlendiren önemli etmenlerden birinin de srail olduğu söylenmekte ve hatta srail’in Vaad Edilmiş Topraklara ulaşması için tasarlandığı öne sürülmektedir. Bu görüşü savunanlara göre de srail’in güvenliği ile ABD’nin güvenliğini eş tutan Amerikan Stratejisi’nin arka planında askeri oldu kadar dinsel gerekçeler de bulunmaktadır. Öyleyse Büyük Ortadoğu Projesi’nin hedeflerine ya da boyutlarına bakmak gerekmektedir. BOP’un ekonomik, kültürel, siyasal ve askeri boyutu bulunmaktadır. Bu boyutları yeni dünya düzeninin hedeflerine yöneliktir. Küreselleşme ABD’nin egemenliğinin sürmesinde önemli bir araçtır. Dolayısıyla Küreselleşme ile BOP arasında sıkı bir ilişki vardır. Buze Büyük Ortadoğu Projesi’nin ayakları olarak ya da uygulamada yaratılacak mekanizmaların üç düzlemde olacağından bahsetmektedir. Bunlar; siyasal, askeri ve ekonomik düzlem. Siyasal düzlemde, tıpkı Helsinki Süreci’yle AG T’in kurulması gibi, stanbul Süreci’yle bir ‘Ortadoğu Güvenlik ve şbirliği Teşkilatı’
175 176

(OG T)

kurulacak…

Askeri

düzlemde,

Ortadoğu

NATO’su

y.a.g.e., 23-24. CINGI, Aydın;”Ortadoğu, ABD’nin gücünü sınadığı bir laboratuar konumundadır”. Büyük Ortadoğu Kuşatması, Der. Atilla Akar, 2. Baskı, Timaş Yayınları, stanbul, 2004, s.210.

98

diyebileceğimiz bir örgüt kurulabilir…. Ekonomik düzlemde ise, Ortadoğu Ortak Pazarı türünde bir yapılanmaya gidilecek. Bölgesel kalkınma bankaları ağı genişleyecek. Bölge ülkeleri Dünya Ticaret Örgütü’ne alınacak, ABD ile serbest ticaret anlaşmaları imzalanacak ve Ortadoğu için kurulacak finans merkezlerine üye yapılacak. Bölgenin ulaşım alt yapısı geliştirilecek177. Bu durumda Buze’ye göre bir bütünleştirme bölge halklarının, ülkelerinin yararına değil, emperyalizmin parçalayarak kendi egemenliği altında oluşturduğu bir bütünleştirme olacaktır. Akar Projenin şu ayaklardan meydana geldiğini söylemektedir178: a) Ortadoğu’da Siyasal Dönüşüm: Mevcut coğrafyadaki yönetimlerin Batı standartlarına göre yeniden formatlanması ve demokrasinin bölgeye hakim kılınması. b) Ortadoğu’da Ekonomik Dönüşüm: Söz konusu coğrafyada serbest piyasa ekonomisinin teşviki, liberal ekonomik sistemin yerleştirilmesi, devlet denetimindeki alanların özel teşebbüse açılmasının hızlandırılmazı. Uzun vadede bölge ekonomilerinin Batı ekonomik sistemine entegrasyonunun sağlanması. c) Ortadoğu’da Toplumsal/Kültürel Dönüşüm: Klasik-din eksenli eğitim veren kurumların reformasyonu veya tasfiyesi, batı kültürünü teşvik eden eğitim, medya ve benzeri kültür araçlarının teşviki. Batılı hayat normlarının ve yaşama tarzının bölge insanının gündelik yaşamına nüfuz etmesinin sağlanması. d) Ortadoğu’da Stratejik Dönüşüm: Batı’nın tehdit olarak kabul ettiği ve öne sürdüğü (terörizm, kitle imha silahları vb.) odakların yok edilmesi ve bölgenin Batılı güvenlik norm ve konseptlerine uygun hale getirilmesi. ABD, bölgeye demokrasi götüreceğini, slam dünyasındaki köktendinci

oluşumları hedef seçtiğini ve ‘Büyük Ortadoğu’yu özgürleştireceğini söylemektedir. Günümüzdeki askeri süreçler, enerji kaynaklarının ve pazarların kontrolü stratejisi

177

BUZE, Özcan;” BOP, Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’nin tek başına dünya hâkimiyetini öngören en can alıcı bileşimidir”, Büyük Ortadoğu Kuşatması, Der. Atilla Akar, Timaç Yay., 2. Baskı, stanbul, 2004, s.167-168. 178 AKAR, Atilla; a.g.e. s.25-26.

99

Amerika’nın dünya konjonktüründe süper güç konumunun devamı için yaşama geçirilmektedir. BOP projesi ile amaçlanan dönüştürme projesi ekonomik, siyasi, kültürel bir çok hedefi amaçlamaktadır. ABD bölgeyi özgürleştireceği söylemiyle hareket etmesine rağmın Irak Savaşı ile Irak’a nasıl bir özgürlük getirdiği ortadadır. Irak’ı işgali terörizmi engelleme ya da kitle imha silahlarını gerekçe olarak gösterildiği bir süreç değil, soğuk savaş sonrası dönemin stratejilerinin sonucudur. ABD, Büyük Ortadoğu’da dönüşümü 11 Eylül’den sonra uygulamaya koymuştur: Uluslararası ilişkilerde, her zaman ön planda nedensel bir zincir varken, arka planda da yine başka bir nedensel zincir vardır. ABD 21. yy.’da ‘Pax Amerikana’nın sürmesini sağlamak, bölgedeki enerji kaynaklarını ve bu kaynakların taşıma yollarını kontrol etmek, dünyada kendine rakip olacak ülkelerin gelişimini kontrol etmek ABD’nin izlediği stratejinin arka planında yer alan nedenlerdir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Ortadoğu Coğrafyasını hedef alarak seçmesinin nedenlerini BOP resmi söyleminde şöyle dile getirmektedir. Geri kalmış Ortadoğu ülkelerine demokrasi, özgürlük getirmek, bölgenin radikal slamcılara ve teröre kaynaklık etmesinden ötürü bunları yerinde kurutmak. Ancak ABD bu ülkelerin gerçek özgürlüğü için gerekli olan ‘ekonomik bağımsızlığı’na nasıl katkıda bulunacağına dair projede açıklamamıştır. Bu sebeple ABD yukarıda da saydığımız nedenleri öne sürerek ve Ortadoğu’daki hedeflerini açıklayarak bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirmek istediği ve bu coğrafyadaki zenginliklere fiilen el koymak istemediği şeklinde yorumlanmaktadır. Bu hedeflerine ulaşmak içinde görünen hedef olarak dile getirdiği demokrasi, insan hakları, özgürlük, serbest piyasa ekonomisi, ülke yönetimleri için sınırlı bir iktidarı öngörüyor ve Batı değerlerini Ortadoğu’ya ihraç etmek istiyor. Uslubaş’a göre projenin asıl hedefi; slam coğrafyasının yeniden şekillenmesi yoluyla ‘muti bir slam dünyası’ yaratılması ve bölgedeki Amerikan çıkarlarının korunması179 görüşünü savunur. ABD’nin bölgede denetim kurması, bölgedeki enerji
USLUBAŞ, Fevzi; Küresel Terör; Afganistan, BOP ve ABD, mparatorluklarının Bataklığı, SSCB’den sonra sıra Rusya’da mı? Toplumsal Dönüşüm Yay., 1. Basım, Mart, 2005, s.223.
179

100

kaynaklarını denetimi altına alması sonucu hem kendi enerji ihtiyacını karşılamasını sağlayacak ama bundan da önemlisi Rusya ve Çin’i de etkileyecektir. Bilbilik’te Geniş Ortadoğu Stratejisi’nin -başında bu yana- iki temel hedefi olduğunu iddia etmektedir. Bunlar180: 1. Amerikan emperyalist imparatorluğu’nun kendisine rakip olacak bir gücün yükselmesinin önlenmesi.

2. Amerikan emperyalist imparatorluğu’nun rakipsiz süper askeri teknolojik gücüne dayanarak Geniş Ortadoğu bölgesindeki petrol, doğalgaz kaynakları ve ekonomik üzerinde denetim kurması. ABD, bölgeyi denetim altına almak istemesinde, kendi ihtiyacını

karşılayabileceği gibi, dünya üzerindeki rakiplerinin büyük ölçüde bu enerji kaynaklarına bağımlı olmasından dolayı bu ülkeleri de denetimi altında tutabilecektir. Bu geniş coğrafyayı kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendiren ABD’nin bölgedeki öncelikleri şunlardır181: - Enerji havzalarının ve kaynaklarının kontrolü ve güvenliği, - ABD’nin bölgede hegemonyasını kontrol altında tutma, - Bölgenin Batı ile ekonomik entegrasyonu, bölge ülkelerinin ‘dolar alanı’ içinde tutulması ve bunu güvence altına alacak istikrar ve dengenin oluşturulması, - srail’in güvenliğini sağlama ve barış sürecini sürdürme, - ABD çıkarlarını tehdit edecek ‘terör’ faaliyetlerini kontrolü,

180

B LB L K, Erol; NATO- stanbul Zirvesi ve Geniş Ortadoğu Stratejisi, Otopsi Yay., stanbul 2004, s.113. 181 http://www. kitapgazetesi.com.//konu.asp_id=1932.htm.

101

slam

Dünyası’ndaki

bir

kısım

yorumlara

göre

ise:

BOP,

slam

Coğrafyası’nın sömürülmesini içermektedir. Soğuk savaş sonrası kazanılmış bir zaferin ardından SSCB’nin ortadan kalkması Zbigniew Brezinski’nin de işaret ettiği gibi ‘Kontrolden çıkmış bir dünya’ yaratmıştır. Bu koşullar içinde de Amerikan Stratejileri yeni bir düşman arayışında zengin kaynakların üzerinde bulunan slam ülkelerini hedef seçmiştir. Amerika’nın yeni yüzyılda Güvenlik Stratejisi ‘Uygarlıklar Çatışması’na dayanmaktadır. SSCB’ni güneyden hapsetmek amacıyla, yeşil kuşak stratejisini uygulayarak Türkiye dahil birçok ülkede köktendinci unsurunu çıkışını destekleyen, daha sonra da bunları tehdit olarak gösteren Amerika Stratejisi’ndeki dönüşüm, aslında ‘Pax Americana’nın sürmesini hedeflemektedir. AGSK ile hızlanan süreçte, NATO’nun zaten sorgulanan anlamının azalmasına yol açacağı açık olduğundan, söz konusu yeni tehdit algılaması hızla oluşturulmuştur. Yeni tehditler ‘terörizm’ ve ‘kitle imha silahları’dır182. ABD’nin Afganistan Operasyonu ve Irak’a müdahalesi de bu tehdit algıları gerekçe gösterilerek yapılmıştır. Ali Rıza Bayzan’a göre; arkasında yatan neden şunlardır
183

slam’ı terörizm ile özdeşleştirme çabasının

:

- Temelinde Yahudilik ve Hıristiyanlık olan küresel sistemin tek ciddi rakibi slam’dır. - 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte ABD’nin yeni bir düşmana gereksinimi doğmuştur. ABD doğrudan gücü zayıf görünen slam ülkeleri yerine ‘ slamcı Fundamentalizm’ adı altında ‘Yeni Dünya Düzeni’ne boyun eğmek istemeyen oluşumları hedef göstermektedir. - slamcı Fundamentalizm fobisi yapay olarak oluşturulmaktadır. - 11 Eylül’le bu fobiyi paranoyaya dönüştürmüş ve özdeşleştirilmiştir.
182 183

slam terörizmle

EVC OĞLU, Kemal; a.g.e., s.188. BAYZAN, A.Rıza; a.g.e., s.305.

102

- Hristiyan ve Yahudi kökenli köktendincilik ve terörizm özellikle gözlerden uzak tutulmaktadır. - slam ve terörizm arasında ‘dehşet’ koşullandırması (Pavlov) ile bir bağ kurulmaktadır. - 11 Eylül’le geçmişinde CIA ile bağlantısı olan Bin Ladin’e sorumluluk yıkılırken terörizme yönelik nefret slam’a yönlendirilmiştir. Fakat ABD bu proje ile açıklamaktadır. Şahin’e göre ise; Büyük Ortadoğu Projesi’nin hedefleri şunlardır184: - Amerikan dış politikasının değişmez stratejisi olan petrol ve enerji kaynaklarını kontrol etmek, - Bu ülkelerin ‘liberal ekonomi’ye (serbest piyasa) geçmeleri ile kendi Pazar şansını artırmak, - Her yıl 21 milyar dolar yardımda bulunduğu öne sürülen srail’in bu proje ile bölge ülkelerinin demokrasiye geçmeleriyle güvenliğinin sağlanması, - Irak Savaşı sonrası, dünya kamuoyunda yükselen Anti-Amerikancı söylemleri demokrasi söylemiyle bertaraf etmek, - Radikal slamcı örgütlerle, demokratik söylemlerin sık sık kullanılarak bölge ülkelerinin mücadele etmesini sağlamak. BOP ile bölgede ABD’nin çıkarlarına hizmet edecek temeller atılmakta ve bunlar demokratikleşme, ekonomik gelişme, özgürlük, laiklik, insan hakları gibi söylemlerle yapılmaktadır. Kızılçelik’in de belirttiği gibi, Amerika’nın dünyanın mazlum toplumlarını sözde özgürleştirmek için kanlı saldırısının adını özgürleştirme operasyonu olarak belirlemesi dünyada eşi görülmemiş bir saçmalıktır… Eğer, Amerika’nın, diktatöryal yapıları özgürleştirmek gibi bir misyonu olsaydı, işgal ettiği Irak’tan daha antidemokratik olduğu bilinen Kuveyt ve Katar gibi ülkelere saldırırdı. Ancak, buna
184

slam’ı değil köktendincileri hedef seçtiğini

ŞAH N, Abdullah; Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye, Truva Yayınları, 2004, s.99.

103

gerek yoktur. Çünkü söz konusu diktatörlükle yönetilen ülkeler zaten fiilen denetimindedir185. Yıldız da ABD’nin ‘Büyük Ortadoğu’ Stratejisi’nin temel dayanaklarını şöyle sıralamaktadır186: - Yeni askeri teknolojiler ve stratejilerin oluşturulması, Güvenliğin ekonomik boyutunu kapsayan bölgesel jeopolitiğin

oluşturulması, - Bölgesel güvenliğin geleneksel yapısının değiştiğinin dikkate alınması, - Sınırların değişmesi olasılığı ve çözülmeyen bölgesel sürtüşmelere göre politikaların tespiti, - Bölge dışı güçlerin faaliyetlerini kontrolü oluşturulmaktadır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin oluşumunda, şekillenmesinde ve

uygulanmasında etkili olan ve bu işi üstlenen Neo-Cons (Yeni Muhafazakarlar), 1980’li yıllarda düşünce kuruluşlarında (think-tank) kendilerini göstermişlerdir. Ronald Reagan’ın savunma politikalarını yönlendirmede ve Dick Cheney’in Savunma Bakanı olduğu yıllarda birçok önemli mevkilerde görev almışlardır. Bunlar Yahudi, Hıristiyan, Protestan-Evangelist ve az sayıda Hıristiyan-Katoliklerdir. Neo cons’ların fikir babasının, düşünsel temelinin Leo Strauss olduğu vurgulanmaktadır. Siyaset felsefesinin oluştururken öne çıkardığı vurgular arasında, siyasetin ihtiyaçlarını idrak etmesi mümkün olmayan kitlelere ‘asil yalanlar’ söylemekten kaçınmayacak bir elitler iktidarı fikri merkezi yer tutmaktadır. Siyasetçilerin başarıya ulaşmak için güç kullanma ve sahtekârlık yapmaya mecbur olabilecekleri düşüncesini de savunan Strauss’un Platon-Makyavel kolajı, aslında ABD emperyalizminin saldırgan politikalarını gerçekleştirebilmek için bulunmaz değerde pragmatist çerçeve sunmaktadır. Böylesi bir milliyetçiliğin geliştirilmesi için

185

KIZILÇEL K, Sezgin; Zalimler ve Mazlumlar; Küreselleşmenin nsani Olmayan Doğası, Anı Yayıncılık, Ankara, 2004, s.104. 186 YILDIZ, Y. Gökalp; Oyun çinde Oyun, Büyük Ortadoğu, Kültür-Sanat Yayıncılık, Mart, 2004, 2. Hamur, stanbul, s.20.

104

ise, bir ‘dış tehdit’ gerekmektedir. Strauss’a göre; dış tehdit, eğer mevcut değilse yaratılmalıdır187. ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulamaya sokabilmek için her türlü zemini hazırlamıştır. ABD’nin Ortadoğu ile ilgili yönetimi ne ilk ne de sondur. Yaşar Hacısalihoğlu “Büyük Ortadoğu Projesi”nin stratejik arka planını şöyle özetlemektedir: ABD için Avrasya, ekonomi-politik egemenliğin mekansal odağıdır. Soğuk savaş sonrasının jeopolitik merkezidir. ABD’nin olası rakiplerinin topraklarıdır. Dünya’nın en zengin enerji doğal kaynakların anavatanıdır. Yeni pazar alanıdır. Yeni mücadele sahasıdır.188 ABD, bölgede siyasal, kültürel ve ekonomik dönüşümler hedeflerken bölgede ekonomik özgürlüğün sağlanması ve bağımlılığın kaldırılması için bir çözümden bahsetmemektedir. Oysa alt yapı unsuru olarak ekonomik yapı değişmediği sürece üst yapıdaki hukuksal, kültürel değişimler kalıcı olamaz ve yarar sağlayamaz. Bu yönü şu anda gizlenmektedir. Bu eksiklikler varken bu projenin zorla nasıl başarı sağlayacağı tartışma konusudur. 7.) Büyük Ortadoğu Projesi’nin lk Yankıları ve Sahneye Konması Türkiye’de Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili konuşmalar Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın 2004 yılının başlarında Washington ziyaretinden sonra yoğun bir şekilde konuşulmaya başlanmıştır. Başkan Bush’un Haziran 2004’te NATO Zirvesi için stanbul’a gelmesi ve Ankara’ya resmi ziyaret yapma kararı ile Türk tarafına verilen yazılı metinde “stratejik ortaklık” sıfatı resmen kullanılmıştır. Birçok yapılan yoruma göre de ABD ile Türkiye ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır. Attikan, Soğuk Savaş yılları ve sonrasında, ABD-Türkiye ilişkilerini incelediği yazısında sürekli gündeme getirilen ve “stratejik ortaklık” olarak ifade edilen işbirliğinin, gerçekte söz konusu olmadığını ve ABD’nin yeni bir ilişki biçimi kurmaya çalıştığını keşfedenlerdendir. Buna göre “ABD, Türkiye’yi Müslüman ama
187

ERB L, Gamze; “Bush Doktrini:Emperyalist Pragmatizm-Günü Gelmiş Neocon Fikirleri”Çev. ELÇ , H. brahim, Der. Erbil, G.Ş., Ali; Necan Yeni Muhafazakarlık Temel Belgeler ve Eleştiriler, Yenihayat Kütüphanesi Yayıncılık, stanbul, 2004, s.9. 188 HACISAL HOĞLU, : Yaşar; BOP Avrupa, Rusya, Çin ve Hindistan’ın Yaşam Alanını Daraltıyor, ABD’nin Kalıcı Egemenlik Arayışı, Cumhuriyet Strateji, 8 Kasım 2004, s. 6-7.

105

demokrat karakterini ön plana çıkartarak kendi istediği gibi tanımlamaktadır. Dün, Afganistan’ı Sovyetlere karşı kullanan ABD, bugün de radikal slam’a karşı Türkiye’yi örnek göstermeye çalışıyor” diyen Attikan, Washington’un bol bol din ve slam konuştuğunu söyleyerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin, 80 yıllık modernleşme mücadelesinin unutulduğundan şikayet etmektedir. Buna göre, “Büyük Ortadoğu Projesi’nde Türkiye merkez konumda olacak, Ortadoğu’ya din adamları gönderecek, ayrıca demokrasi ve serbest piyasa ekonomisine özendirme sağlanacaktır.189 Ortadoğu’da Irak sorunuyla ilgili olarak Özcan’ın da belirttiği gibi, Başbakan Erdoğan’ın ziyaretinin ardından Irak sorununun öngörülmeyen gelişmesi olan direniş konusu ve önümüzdeki süreçte Türkiye-ABD ilişkileri üzerinde olası etkileri ele alınıyordu.190 Buna göre de ABD’nin Irak’la ilgili olarak iki korkusu vardır. Bunlardan birincisi; Irak’taki direniştir. Sünni Arapların direnişi ve Şii lider Ayetullah Sistani’nin egemenliği Iraklılara verilmesine dair ABD planlarına itirazı ABD’lileri rahatsız etmektedir. kinci korkuları ise; Kerkük’te olabilecek Sünni Arap, Türkmenlerle Kürtlerin arasında çıkabilecek çatışmadır. Bu durumda Türkmenlerin yarısının Şii olması nedeniyle böyle bir çatışma tarafların sayısını artıracak ve Irak’ı etnik-dini sorunların bitmek bilmediği, şiddetin kontrol edilemediği bir iç savaşa sürükleyebilecektir. Irak’taki bir diğer önemli konu ise; ABD ile ortak olan Kürtlerin Arapların öfkesinin hedefi olmaları ve Kürtlerin, Şii ve Sünni birleşik cephesinin tehdidinin altında olmalarıdır. Böyle bir durumda Ortadoğu’nun yabancı unsurlardan arındırılması konusunda bölge ülkeleri arasında başta ran ve Suriye olmak üzere işbirliği ve desteğin önemi anlaşılmıştır. Türkiye açısından da bölgedeki gelişmeler ve özellikle Irak’taki Kürt oluşumu ve diğer gelişmeler takip edilmelidir. Büyük Ortadoğu Projesi ile Ortadoğu’da bir dönüşüm hedeflenmektedir. Ancak gerçek bir dönüşüm için iç dinamikler kullanılmalıdır. Dışarıdan değişim zorlanmamalıdır.

189 190

EVC OĞLU, Kemal, a.g.e. , s. 153-154. ÖZCAN, Nihat Ali; Erdoğan- Bush Görüşmesinin Dış Politikamıza Etkisi, Zaman Gazetesi, 2 Şubat 2004.

106

BOP’nin projesinin ortaya atılması öncesinde “Irak’a Komşu Ülkeler” Dışişleri Bakanlarının Kuveyt toplantısı ile proje arasında ilginç koşutluklar vardır. Buna göre, AKP hükümetinin Dışişleri Bakanı Gül’e göre, Araplar da Ortadoğu’da dönüşüme inanmaktadır. Ancak harekete geçmemektedirler… Kuveyt toplantısında Türkiye’nin kişilikli bir politikayla bölgeye ağırlık koymaya aday olduğunu söyleyen Mahalli’ye göre, Türkiye, Suriye, ran, S. Arabistan, Mısır, Ürdün, Bahreyn, Irak ve Kuveyt’in katıldığı toplantıda görüşlerde ciddi farklılıklar olmuştur… Türkiye, yalnız Irak sorununa değil, aynı zamanda bölgenin içinde bulunduğu olumsuzluklara dikkat çekerek, bu sorunlara, birlikte çözüm aramanın gerekliliğini vurgulamıştır.191 Mahalli’ye göre; bölgenin kendi dinamikleri ile demokratikleşmesinden ve kendi kaynaklarıyla ve olanaklarıyla kalkınmasından yana olanlar bu girişime sahip çıkmalıdır. Ortadoğu’da srail Hükümeti’nin 2002 yılında aldığı kararla Haziran 2002’de Batı Şeria’da inşa etmeye başladığı kendi deyimiyle güvenlik duvarı bir başka sorundur. srail Hükümeti’nin açıklamalarına göre, bu duvar kesin çözümden sonra yıkılacaktır. Yücel Aker’e göre, toplumları ve hatta ülkeleri ayıran duvarların yıkılmaya başlandığı bir dönemde srail’in, kendisi ile Filistinliler arasında beton bariyer kurmasının siyasal ve insani açıdan söylediği apaçık ortadadır.192 Bu duvar 720 km uzunluğunda , 5 m. yüksekliğinde ve elektronik destekli bir yapıdadır. Bu duvardan birçok ülke rahatsızlık duyduğu gibi srail içinde bile bazı çevreler karşı çıkmaktadır. Bu çevrelere göre; bu duvar ile srail’in Filistin topraklarını işgalinin bütün kötü yönlerinin somut bir göstergesidir ve srail- Filistin arasında olası bir barışı da engellemektedir. Bu durum bölgede terörizmi de körüklemektedir. srail’in bu politikası karşıtlarını da beslemektedir. Büyük Ortadoğu Projesi ile bölgedeki gerçekleştirilmek istenen dönüşümün barışçıl ve istekle gerçekleştirilmesi gerekirken, ABD’nin gerekirse zorla gerçekleştirmek istemesi temel yanlışlardan biridir. Dönüşüm içsel bir süreç olmalı ve özgün, hukuksal, evrensel ve barışçı yöntemlerle olmalıdır.

191 192

EVC OĞLU, Kemal, a.g.e. , s. 162-163. AKER, Yücel; srail Duvarı Hukuka Uygun mu? Zaman gazetesi, 19 Şubat 2004.

107

ABD’nin Afganistan ve Irak müdahaleleri sonucu ortaya çıkan eylemsel direnç önemli boyuttadır. slam Dünyası’na post-modern Haçlı seferleri diye başlatılan (daha sonra yanlış olduğu her ne kadar söylense de) bu süreç slam coğrafyasında ABD’ye karşı yoğun tepkiler yaratmıştır. ABD, Müslümanların gözünde “öteki” olarak algılanmaya, Batı kamuoyunda da slam Dünyası “terörist” olarak görülmeye konuşlandırılmaktadır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin sahneye konması 11 Eylül’den sonra olmuştur. Daha sonra Afganistan müdahalesi ve Irak Harekatı gerçekleşmiştir. ABD, Irak müdahalesinden önce kitle iletişim kanalları aracılığıyla yoğun bir şekilde dünyaya Irak’ın “Kitle mha Silahları”na sahip olduğunu duyurmuştur. Colin Powell, 2003’ün 3 Şubat’ında The Wall Street Journal’da yayınlanan makalesinde; “Eğer Irak’ı kitle imha silahlarından arındırmanın tek yolu savaşsa savaştan kaçınmayacağız” diyordu.193 Powell, uzaydan çekilen ve nükleer kurumların yerlerini gösteren fotoğraflarla Birleşmiş Milletler’de açıklama yapmış ve Irak’ı uyarmıştır. Irak Harekatı sonrası Kitle mha Silahları’nın olmadığı ortaya çıktı. Yani bu gerekçe Irak Harekatının görünen bahane sebebiydi. Kasım 2004’de Cumhuriyetçi yeni hükümet, kurulurken istifa etmiştir. ABD ve ngiltere; Irak Harekâtında gerekçe gösterdikleri K S’lerin daha sonra olmadığının kanıtlanması üzerine, bu yanlış gerekçenin sorumlusu olarak istihbarat örgütlerini göstermişlerdir. a) Irak’ta Direnişin Başlaması Irak’ta 9 Nisan 2003’te, Saddam’ın devrilmesinden sonra saldırılar, rehin almalar arttı. srail Savunma Bakanı Shaul Mofoz, Nisan 2004 ayı başında Yediof Aharonat gazetesine ilginç bir açıklama yaptı. Buna göre; “Parmaklarımızı Irak’taki Amerikalıların dünya barışı için yaşamsal olan başarıları için kenetledik” diyen

193

POWELL, L. Colin; We Will Not Shrink From War, The Wall Street Journal, February 3, 2003 (Akt: EVC OĞLU, Kemal; a.g.e. , s. 315).

108

Mofoz’a göre; Irak’taki durumun kontrol altına alınmasının bütün Ortadoğu, petrol piyasası ve uluslar arası toplumun otoritesi üzerinde olumlu bir etkisi olacaktı.194 Bir yıl sonra Irak’ta direnişler devam etmekteydi. Bağdat’ın Batı’sında Ebu Garip yakınlarında, Amerikan askerlerine ve araçlarına saldırı düzenledi. Bush, 1 Mayıs 2003’te savaşın bittiğini açıklamasına rağmen saldırılar bitmedi. Irak’a kaos ve istikrarsızlık hakim oldu. Irak savaşında, ABD Genelkurmay Başkanı Myers’in Nisan 2003’te itiraf ettiği gibi, misket bombaları kullanılmıştı. Kullanılan 1500 adet bombanın 26 tanesinin de sivil yerleşim bölgelerine isabet ettiği ve Irak’ta hala patlamayan binlerce misket bombasının tehdit oluşturduğu açıklanmıştı. Savaşın ardından Irak’ta gidecek artan bir kaos içinde, 23 Nisan 2004’te Irak ordusuna ait füzeleri imha eden işgal güçleri Bağdat’ta 40 kişinin ölümüne, 100’den fazla kişinin yaralanmasına neden oldu.195 Irak’ta bu durum bölge halkı için demokrasi söylemine göre pek iyi bir örnek değildi. Bölgede başkaldıran her güce terörist gözüyle bakılıyor ve insanlara ya emperyal güçlerle işbirliği ya da radikal güçlerle işbirliği seçeneği bırakılmıştı. Bir diğer dikkat çekici nokta olarak Ayşe Önal şunların üzerinde durmuştur: Birinci Körfez Savaşı’na katılan her elli askerden biri özel şirketlere yollanırken, kinci Körfez Savaşı’na katılan her on askerden birinin paralı olması ve Pentagon’dan sonra en fazla askeri malzemenin özel şirketlerce sağlanması için ilginç bir boyutudur.196 Irak savaşı ve Afganistan Müdahalesi’nde ABD’nin harcadığı 87 milyar doların 30 milyarını savaş ihtiyaçlarını karşılayan özel şirketler ödemiştir ve özelleşen savaş ticareti pastasının en büyük dilimini ngiliz firmalar almıştır. Irak’ta bir yandan çatışmaların sürerken, diğer yandan da yoksulluk artmıştır. Bu durumda da ABD’nin hem bölge ülkeleri nezdinde hem de tüm dünyanın

194 195 196

EVC OĞLU, Kemal; a.g.e. , s. 317. y.a.g.e. , s. 318. ÖNAL, Ayşe,”Kiralık Askerler” Akşam Gazetesi, 15 Nisan 2004.

109

nezdinde özgürlüğün ve demokrasinin nasıl getirildiğini görmektedir. ABD dünya kamuoyunda kendine karşı güven kaybına yol açmıştır. BM Güvenlik Konseyi, 1546 Sayılı Kararla, egemenliğin Iraklılara devrini, Irak’ta güven ve istikrarın sağlanmasını, kalkınmayı, altyapının geliştirilmesini ve serbest genel seçimleri hedefleyen ABD’nin planladığı geçiş takvimini onaylamıştı. Buna göre, önce 30 Haziran 2004’te işgalin sona ermesi söz konusuyken, stanbul’da yapılan NATO Doruğu sırasında, bir sürpriz yapılarak, Irak’ta 29 Haziran 2004’de sivil yönetime devir gerçekleştirildi. Kurucu meclisin hazırlayacağı anayasaya göre, 31 Aralık 2005’te Irak yönetiminin işbaşına gelmesi planlanmaktaydı. Ancak alınan karara karşın, 150000 kişilik işgal kuvveti Irak’ı terk etmeyecekti.197 Bu durumda da mutlak egemenlik Iraklılarda olmayacaktı. Irak’ta ABD’nin düşündüğünün aksine direniş artmıştır. Bölgede sadece Amerikan askerleri değil ngiliz ve talyan askerleri de öldürülmüştür. Direnişin ve kaosun artmasından dolayı ABD 2004’ün ilkbaharında Irak’taki asker sayısını düşürmeyi planlarken 140 bine çıkarmıştır. Sünnilerin yaşadığı Felluce’de de çatışmalar oldu. ABD uçakların çocukları dahi hedef alması ve ölümüne sebep olması, helikopterin camilere füze saldırıları yapıp Irak halkını öldürmesi gibi girişimler Irak’ta isyanı daha da arttırmıştır. Saddam Hüseyin’in yakalanmasından sonra Irak’ta direniş ve isyan daha da artmıştır. Bu direnişi bastırmak için ABD havadan bombalama yöntemini kullanıyor ve ölenlerin cesetleri sokaklarda kalıyordu. Irak’taki bu direniş Bush’a göre ABD’yi Irak’tan çıkarmayacaktı. Bush; Irak’ın demokratik bir ülke olmasını istediklerini, yoksa şiddetin ve terörün kaynağı olan bir ülke olacağını ve bu şekilde de ABD için tehdit oluşturmaya devam edeceğini söylemekteydi. ABD, Irak’taki bu tavır ve müdahaleleriyle Irak’taki tarihi ve kültürel değerleride yok etmekteydi. Otorite boşluğunun olması bölgede yağmalara neden olmuştu. Bağdat Müzesi’nden bile birçok tarihi eserlerin çalındığı söyleniyordu.

197

EVC OĞLU, Kemal; a.g.e. , s. 319-320.

110

Şii lider Mukteda el Sadr’ın bulunduğu Necef Kenti’ne yönelik kuşatmaya karşılık Haziran 2004’de Sadr ile ateşkes yapıldı. Şii direnişçilere karşı ran’dan arabulucu olmaları istendi. Sadr’ın teslim olması istenmesine karşın Sadr ölümünden sonra da direniş için yol gösterecek açıklamada bulundu. Bu durumda yine Irak’taki direnişin boyutunu göstermek açısından önemlidir. 4 Nisan 2004’ten itibaren ABD Felluce’de yoğun bir katliama başladı. Camiler bombalandı, Felluce ve Musul’da birçok insan Şii-Sünni ayrımı yapmaksızın “ slam Birliği” sloganıyla ayaklandılar. Ancak Ekim 2004’te yapılan saldırılarda işbirlikçi olarak nitelenen Irak Ordusu içinde Şii askerlerinde bulunması ve Felluce Saldırısına katılması ABD’nin mezhep ayrılığını kullanmada başarılı olduğunu göstermekteydi. Amerika bölgeye baskı, kan ve gözyaşı getirmiştir. 21 Haziran 2004 günü, ABD Başkanı Bush’un, “Irak halkının yerinde olsam bende işgal güçlerine karşı direnirim” gibi bir açıklamasını ekranlardan seyredenler için anlaşılmaz bir durumdu bu Saddam’ın yakalanma öyküsü de uydurma çıktı. Lübnan kökenli eski deniz piyade Nedim Ebu Rabah, Suudi Arabistan’ın El Medine Gazetesi’ne 13 Aralık 2003’te değil 12 Aralık 2003 günü bir köy evinde sert bir direniş sonrası ele geçirildiği öne sürmüştür.198 Irak Müdahalesinin bilançosu çok yüksek olmuştu. 10 binden fazla insanın katledildiği, 15 bin Irak’lının tutuklandığı, işkence gördüğü, kadınların tecavüzlere uğradığı, söylenmektedir. Camilere füze saldırılarının yapılması, sivillerin öldürülmesi ABD’nin kontrolünün kaybettiğini gösteriyordu. Yine hem Şiiler hem de tüm Müslümanlar için kutsal sayılan slam’ın dördüncü halifesi Hz. Ali’nin Necef’teki türbesine yapılan saldırı da dünyada kargaşa yaratmıştı. Irak’ta ABD tarafından kurulan Irak Milis gücüne bağlı askerlerden operasyonlara katılmak istemeyenlerin olduğu ve bunların tutuklandığı belirtilmektedir. Yine Felluce kentine yapılan saldırıya katılmak istemeyenlerin rozetlerinin söküldüğü, yemeklerinin günde bir öğünle sınırlandırıldığı, firar edenlerin olduğu belirtilmektedir. Irak’ta bu direnişlerin olması ABD yönetimindeki eksikliği de su yüzüne çıkarıyordu.
198

y.a.g.e. , s. 323.

111

W. Safire, Irak’ta Pentagon, CIA ve Dışişleri Bakanlığı’nın çatıştığını ve aynı görüşte olmadığını yazıyordu. Bu çözümleme, Yıldız’a göre, yanıltmaca ve kirli bir oyundu. Yıldız, Irak Ulusal Konseyi’nin lideri Ahmet Çelebi’ye yapılan harekatı örnek gösteriyordu. Amerikan yandaşı olan Çelebi, ran ile işbirliği yaptığı iddiasıyla önce suçlanıyordu. Çelebi operasyonunun ardından Irak işgalinin fiyasko olduğunu, ran için casusluk yaptığı iddialarının ise, daha sonra istifa eden CIA Başkanı George Tenet tarafından güvenirliliği sarsmak için ortaya atıldığını savunuyordu. Safire ve Çelebi’nin CIA’yi doğrudan hedef göstermesi, Yıldız’a göre psikolojik harbin ince bir oyunuydu. Yıldız, “kötü CIA, iyi Amerika oyunu oynandığını” belirtiyordu. Buna göre; “Amerika’nın adamı Çelebi’ye yapılan operasyon şaibeli bir adamı aklama ve yükseltme operasyonundan başka bir şey değildi. Çelebi’nin laik Şii kimliği ve ran ile ilişkisinin olmadığı öne çıkartıldığı gibi, ABD’ye karşı açıklamalarıyla da ABD yanlılığı silinmiş oluyordu.199 ABD, bölgeye demokrasi ve özgürlük söylemiyle zulüm, kan ve gözyaşı getirmiştir. Evcioğlu’nun dediği gibi; güç hukukunu öne alan bu anlayış; aslında yüksek uygarlığın yalnızca Antik Yunan ve Roma’da olduğuna inanan milyarlarca insanın da bilinçaltına roketle saldırmıştır. Doğu uygarlığının dorukta olduğu çağlarında aman dileyene, kadın ve çocuklara kılıç çekilmezken, Batılılar, “Uygarlıklar Kutuplaşması’nda” gerçek anlamda “Şeytanın (lucifer)” temsilcisini oynuyorlardı. Bu aynı zamanda Batı uygarlık paradigmasının çöküş döngüsüne girdiğini gösteriyordu.200 Ebu Gureyb hapishanesinde yapılan işkenceler kısa bir süre sonra basına yansıdı. Bu skandalı ortaya çıkaran Seymour Hersh, srail askeri yetkililerinin Irak’ın kuzeyinde ayrılıkçı Kürtlerle işbirliği içinde olduğunu ve bazı operasyonlar için Irak’ın Kuzeyine girdiğini ve Kürtlere askeri eğitim verdiğini iddia ediyordu. Necef’te olay çıktığı günde, Sadr şehrinde yapılan protestolara karşı koalisyon güçleri tarafından eğitilen Irak askerleri müdahale ediyordu. Kendi halkına ateş ediyordu. Burada ABD, Mukteda El Sadr’a karşı savaş veriyordu.
199 200

y.a.g.e. , s. 325. y.a.g.e. , s. 325.

112

Sadr, Ayetullah Sistani’nin genç ve radikal bir rakibi olup destekçileri tarafından, Ayetullah Humeyni ve Che Guevere arasında bir yerde hayal ediliyordu. Sadr, kendisini Hamas ve Hizbullah yanında konumlandırmaktaydı. Sistani’nin işgale karşı savaşmak yerine, BM’de lobi arayışına karşın, pek çok Şii, Sadr’ın taktiklerini izlemişti. “Mehdi” olarak adlandırılan, yüzbinlerce üyesi olduğu öne sürülen siyah örtülü ordusu olan Sadr’ı, önce görmezden gelmek isteyen Paul Bremer, provokatif taktiklerle, önce barışçıl gösteri dalgasını kışkırtıp Sadr’ın gazetesini kapatıyordu. Daha sonra, koalisyon güçlerinin Sadr’ın Necef’teki evini kuşatmasını ve onun kıta muharebe subayını tutuklanmasını sağlıyordu.201 b) Irak’ta Türkiye’nin stemediği Gelişmeler srail’in bölgede Kürtleri eğittiği ve Irak’ın kuzeyine yerleştiği ve bu bölgede Yerli Arap halkta dahil olmak üzere topraklarına ve mallarına Kürtler tarafından el koyularak boşaltıldığı öne sürülmekteydi. Kürtlerin bu tutumları Türkmenlerinde güvenliği tehlikeye düşürüyordu. Bu durum da Türkiye’yi endişelendiriyordu. Türkmenlerin bulunduğu Tel Afer’e ABD askerleri operasyon yaptı. Tel Aferde 6 ABD askerinin ölmesi üzerine Irak Ulusal Muhafızlarıyla birlikte operasyon başlattı. 200 Türkmen tutsak alındı, daha sonra 130 kişi serbest bırakılırken 70’inin direnişçilerle bağlantılı olduğu gerekçesiyle sorgulandığı söylendi. Evcioğlu’nun da belirttiği gibi: çoğunluğu Müslüman olan Türklerin; dinine, diline, tarihine, kültürüne, ahlakına, ekonomisine, özetle tüm unsurlarına sinsi ve yoğun bir psikolojik saldırı başlatılmış durumdadır. Türklere, kısır gündemlerle zaman kaybettirilmektedir. Ilımlı slam hedefiyle yetiştirilenler seferber edilirken, öte yandan yangın evin içini sarmaktadır. Türkiye’de, Kürt ve rtica meselesiyle istenen kutuplaşma sağlanmıştır. Bu kutuplaşma ve kopuşmalar yoluyla Türkiye’nin enerji yitirmesi sağlanacaktır.202 Bölge tarihine baktığımızda, Ortadoğu’ya yapılan müdahalelerde Arap halkının tepkisi hep bölge dışı güçlere direnmek şeklinde olmuştur.

201 202

y.a.g.e. , s. 327. y.a.g.e. , s. 329.

113

Irak’ta Geçici Yönetim Konseyi ABD tarafından seçildi. Bu konsey de Irak Devlet Başkanlığı’na 81 yaşındaki ABD’nin de öncelik verdiği Adnan Paçacı atandı. Ama kısa bir süre sonra görevi reddetti. Daha sonra yeni başkan olarak Gazi Meşal Acil El Yaver seçildi. Devlet Başkanlığı Yardımcılıklarına’da BM temsilcisi Lahdar brahimi, Şii slami Deva Partisi üyesi Ravş Şiveys atandı. Irak’taki direnişin uzun süreceği tahmin edilmektedir. Bu direnişe bölgedeki Arap ülkelerinden Mısır ve Sudan’dan birçok gencin katıldığı söylenmektedir. Irak’taki direnişin ayakta tutulması için diğer ülkelerinde direnişe katılmasına rağmen ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Amerikan Birlikleri’nin Irak’ta kontrolü ellerinde tuttuklarını dile getirmektedir. BM Silah denetçilerinin eski şefi Hans Blix’e göre, Irak bir iç savaşın eşiğindedir. Ve Iraklılar Saddam Hüseyin’den kurtulmalarından dolayı sevindiklerini ancak Irak’taki bu işgale karşı olduklarını söylemektedirler. Irak Savaşı’nın sebebi olarak sunulan “kitle imha silahları”nın bulunamaması ve sunulan kanıtların yanlış olduğu ortaya çıkmıştır. Kanıtları bizzat sunan Colin Powell bile bunu kabul etmiştir. Fakat durum böyle iken, dünya kamuoyunda ABD’nin güvenirliliğini yitirmemesi ve otoritesini sağlamak için bu durumun düzeltilmesi, ortadan kaldırılması gerekirken ABD yönetiminden böyle bir girişim ya da adım görülmektedir. ABD’de yayınlanan “Vanity Fair” dergisi, Irak’ta K S bulunmadığı konusundaki bilginin aylarca bekletildikten sonra Kongre’ye ve Amerikan halkına sunulduğunu yazmıştır. CIA’nın K S araştırması için Irak’a gönderdiği ABD’li silah Denetçisi David Gay, aslında Tenet’e eski rejimin K S üretmediğini bildirmiştir. Gay’in raporundaki gerçeklerin neden aylar sonra kamuoyuna açıklandığın sorgulanmaktadır.203 ABD eski dışişleri Bakanı Madeleine Albright, 9 Nisan 2004’te Yabancı Sermaye Derneği (YASED) tarafından Ankara’da düzenlenen toplantıda Irak’la ilgili olarak şunları dile getirdi. Eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, ABD olarak Irak’ta büyük bir hata yaptıklarını belirterek, bu hatanın düzeltilebilmesi için
203

y.a.g.e. , s. 332.

114

şimdi uluslar arası desteğe ve BM’ye ihtiyaç olduğunu kaydetti… Albright, şu anda Irak’ta büyük bir trajedi yaşandığına dikkati çekerek, ancak bunun en önemli nedenlerinin Saddam Hüseyin Rejimi ve bu ülkenin geçmişte diktatörlük altında yaşaması olduğunu kaydetti… Albright, “ancak çözüm ABD’nin bölgeyi terk etmesi değil, diğer ülkelerinden gelerek ekonomik açıdan destek vermeleridir” diye konuştu.204 Irak’ın bugünkü durumuna ilişkin olarak da Albright, bu durumu ABD’nin yaratmadığını, bu durumda ngilizlerin etkili olduğunun altını çizdi. 1920’lerde başlamış sorunların çözümünü aradıklarını, söyledi. Bölgede Kürtlerinde bir araya gelerek demokratik bir yapı yaratacaklarını, modern Irak’ın yaratılmasında da federal bir yapı altında Kürtlerin rol alması gerektiğini söylenmektedir. Ancak Kürtlerin bağımsızlığını desteklemediklerini vurguluyor ve bunu Kürtlerin doğru anlamaları gerektiğini söylüyordu. BM silah denetçileri eski Başkanı Hans Blix, talyan da Stampa gazetesine yaptığı açıklamada, 11 Eylül’den sonra ABD’nin Irak’ta başlattığı savaşın dünyada terörizmi durdurmadığı açıktır. Tam tersine demir yumruğun sonucunda terör canlanmıştır ifadesini kullandı… Blix, “ABD, 11 Eylül’den sonra slam dünyasına gücünü göstermek için, tek taraflı önleyici savaşla uluslararası ilkeleri ihlal etti ve bunu yaparken BM’yi zayıflattı” diye konuştu.205 c) Irak’ta Şii syanı Irak’ta Şii isyanı iki ayrı dönemde yoğunlaşmıştı. Sadr, ilk Şii isyanını 2004 Nisan ayının başlarında başlatmıştı. Bu isyan iç savaşa dönüşmese de bölgede kaos yarattı. Bu hareketten sonra basına Irak’ın Vietnam’a dönüşeceği yönünde yorumlar yapıldı. syanda 18 Amerikalı’nın öldüğü, 150 Iraklının şehit olduğu ve 500’ünün de yaralandığı belirtilmişti. lk olarak Sadr’ın haftalık gazetesi Havza’nın Bremer tarafından kapatılması üzerine yandaşları sokaklara döküldü ve Mukteda El Sadr’ın Necef temsilcisi
204 205

www.radikal.com.tr “Albright: Irak’ta büyük hata yaptık”, haber no: 112758, 09.04.2004. www.yenimesaj.com.tr, “Hans Blix’ten ABD’ye: Irak Savaşı terörizmi canlandırdı”, haber no: 4003669, 15.03.2004.

115

Mustafa El Yakubi’nin göz altına alınması ayaklanmaları daha da büyüttü. Irak’a büyük bir kaos ortamı egemen oldu. ABD’nin Irak’ta yarattığı bu kaos ortamını ABD’nin stratejik eksikliği olarak yorumlayanlar bulunmaktadır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin ABD’nin yıpranması için tasarlandığı şeklinde yorumlar da bulunmaktadır. Bu görüşe göre de ABD, Irak’ta yıpratılmak üzere tuzağa düşürülmüştür. d) Irak şgalinin Gerekçesi Konusundaki Görüşler Emekli bir bürokrat olan John Champman Guardion gazetesinde yazdığı makalesinde Irak şgali’nin petrol ve dolarla bağlantılı olduğundan bahsediyor. Champman’a göre; Irak’ı işgal etmenin sadece iki geçerli gerekçesi vardı. Petrolü kontrol etmek ve Amerikan dolarının dünyanın rezerv para birimi olarak kalmasını sağlamak… Hükümetin ortaya attığı, Irak’ın elinde 45 dakikada kullanabileceği kitle imha silahları olduğu iddiasının saçma olduğunu, ama petrol gerekçesini kabul eden hükümet üyeleri ve üst düzey yetkililerin, bu tür iddiaları kullanmakta sakınca görmediğini belirtiyor.206 Bölgenin dünyada ikinci büyük petrol kapasitesine sahip yer olduğu ve Irak şgali’nin gerekçesinden birinin Irak’ın petrol bakımından zengin olmasının üzerinde duruyordu. Irak’ın yıl sonuna kadar üretimini 3 milyon varile çıkarmasının beklendiğini, bu rakamı 6 milyona çıkardıklarında da ABD’nin OPEC (Petrol hraç eden ülkeler Teşkilatı)’e karşı saldırıya geçecek güce sahip olacağını söylüyordu. Irak petrolünü kontrol edince de, hem ABD’nin hem ngiltere’nin petrol akışı güvence altına alınacak hem de Saddam Hüseyin’in Rusya, Fransa, Hindistan, Çin ve Endonezya’yla yaptığı sözleşme var ise göz ardı edilecektir. Chapman’a göre, işgalin diğer gerekçesi Amerikan dolarının uluslararası rezerv olma konumunu korumasıydı. Uluslar arası para transferinin yüzde 80’i hala dolar üzerinden yapılsa da, Euro’nun gerçekçi bir alternatif olduğunu ve giderek doların yerini almaya başlamasının Amerikan egemenliğini tehdit ettiğini öne
206

www.bbc.co.uk/turkish/pressreview/2004/07/040728 “28 Temmuz 2004 Basın Özeti.

116

sürmektedir. Euro’yu kullanan ülkelerin OPEC ülkeleriyle ticaret hacminin Amerika’nın OPEC ülkeleriyle yaptığı ticaretten daha büyük olduğunu vurguluyor. 1999’da ran, petrol ihracatında Euro’yu kullanmaya karar verdi. 2000 yılında Saddam Hüseyin de Irak’ın ihracatını euroyla yapmaya başladı. 2002’de Bush, ran ve Irak’ı şer ekseni ilan etti. OPEC’teki diğer ülkeler de ran ve Irak’ı takip etmiş olsalardı Bush çok ağır zarar görebilirdi. Dolardan kaçış küresel hale gelseydi, zaten muazzam dış ticaret açıklarıyla boğuşan Amerika Birleşik Devletleri’nin para birimi de hızla düşecekti. Amerikan piyasalarından kaçış başlayacak, ülkenin ekonomisi alt üst olacaktı.207 e) Irak’taki Direniş Ne Kadar Sürecek? Felluce de ABD askerleri, halkın kontrolünü isyancılara bırakıyorlardı. Sokaklarda devriye gezmiyordu, çünkü saldırıya uğruyorlardı. Ülkede yaşanan saldırılar, adam kaçırmalar devam ediyordu ve bundan dolayı savaş sonrası yapılanma durmuştu. şsizlik artmıştı, lağım sularının içme sularına karışması nedeniyle tifo, hepatit gibi hastalıklar artmıştı. Bu şartlarda hükümetin halk desteğini kazanması zor görünüyordu. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Irak işgalinde tepkisiz kalmasına rağmen BM adına Necef’te yaşananlar için ateşkes çağrısında bulundu. Sadr, Mehdi ordusuna “ölünceye kadar savaş” emri vermişti. Bu direnişler ABD tarafından terörle aynı kabul ediliyordu. ABD ordusunun direnişi kırması da gittikçe zorlaşıyordu. Irak’taki bu durum dünyanın bakışını da ABD’ye karşı olumsuz etkiliyordu. Kasım 2004’te NATO’da bulunan ve adı açıklanmayan 10 ülke, Irak’a asker göndermeyi reddetmiştir. Bununla birlikte, Irak’taki Amerikan askerlerinin de sabrı tükenmektedir. Sürekli savaş ortamında yaşamak askerlerde psikolojik bozukluklara yol açmaktadır. Irak’ın kuzeyinde beklenen sorunlardan biri, nsan Hakları zleme Örgütü tarafından dile getirilen bölgede Kürtler, Türkmenler, Asuriler ve Araplar arasındaki

207

y.a.g.e.,s:335

117

mülkiyet sorunudur. Bu mülkiyet sorununun şiddete dönüşme tehlikesinin olabileceği belirtilmektedir. Irak’taki zorlaştıracaktır. Pentagon, Irak’a gizlice yardım yapıldığı sürece, saldırıların süreceğini, Irak’ta dört büyük grubun işgal güçlerine saldırılar düzenlediğini, bunların içinde Saddam Hüseyin yandaşlarıyla, Sünni Araplar, ulusalcılar, Şiiler ve ülkeye gelen yabancı direnişçilerin bulunduğunu, birbirine düşman grupların bile birbiriyle ittifaka giriştiğini açıklamaktadır.208 Batı basını, ABD’nin Bağdat’taki kukla yönetiminin Irak’ın sadece bir bölümünü kontrol edebildiğini, diğer yerlerin kontrolden çıktığını ifade ediyorlardı. Bakuba, Samara, Mahmudiye, Kut, Felluce, Ramadi, Hilla gibi şehirlerde hükümet kontrolü yoktu. bu durum Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulanmasında

Başbakan yad Allavi yeterince etkin değildi. Irak’tan asilere af önerisini ortaya atmıştı ama Amerikalılar, kendi askerlerini öldüren asilerin aftan yararlanmamasını söyleyince Allavi zor duruma düşmüştü. ABD Başkanı Bush, televizyonlarda teröre karşı yapılan savaşın kazanıldığını söylerken, Irak’taki işkence görüntüleri tüm dünya tarafından izleniyordu. Gerek yabancı işçiler gerek inşaat firmaları birer birer Irak’tan çekiliyorlardı. Iraklılar lanet yağdırıyorlardı. Petrol boru çizgilerindeki patlamalar artıyordu. Irak’ta askeri iş yapan özel firmalar bulunuyordu ve 15 bin kadar asker sahipti. Bu askerlerin gündelikleri 1000 dolar kadardı. Sokaklardan kendileri için savaşıyor ve Iraklılara rastgele ateş açıyorlardı. Savaş dahi özelleştirilmişti. Bu şirketlerin askerleriyle savaşanlar da terörist olarak nitelendiriliyordu. Bu şirketlerin

208

y.a.g.e. , s. 341.

118

yöneticileri genellikle ABD ordusunun üst kademelerinden gelmekteydiler ve savaşlardan, işgallerden, ölümlerden her geçen gün daha fazla para kazanıyorlardı. Irak’taki direnişe manevi destek verilerek güçlenmesini sağlayan önemli bir etken de Saddam’dan sonra ülkeye dönen ve 70’i aşkın bilim ve din adamını toplayan Ulema Heyeti’ydi. “Heyetü’l-Ulema el-Müslimin”, tüm halkın etnik unsurlarını, bilim adamlarını bir araya getirerek güç birliği oluşturma uğraşısı içinde etkinliklerde bulunuyordu. Temsilcileri Müderris, “Amerikan işgal güçlerinin direniş olmaksızın çekileceğine inanmadıklarını” söyleyerek, SSCB’nin dağılışına etki eden Afganistan’a benzer olarak, ABD’nin uluslar arası hezimetinde de Irak direnişinin belirleyici olacağını öne sürüyordu.209 Irak’ta direniş gittikçe güçleniyordu. Ömer Lütfi Mete’ye göre; kullanılan tanklara haçlar çizmek, dini müziği kullanmak ve karşı taraf için özellikle anlamı olan bir günü ve geceyi merkez almak; saldırının adına “Hayalet Öfkesi” adını vermek bunun bir vahşet ayini şeklinde tasarlandığını kanıtlamaya kafidir. Yoksa hangi kendini bilen devlet, “terörist yuvası” ilan ettiği bir direniş bölgesinde düzenleyeceği Harekat’a böylesine hayasız bir isim verebilir…210 Felluce’deki işgalci ABD askerleri özellikle evanjeliklerden seçilmişlerdir. 14 Ekim 2004’te başlayan bombalamayla şehir yerle bir oldu, 60 günlük olağanüstü hal ilan edildi. Televizyonlara yansıyan, çocuk ölümleri, camideki ağır yaralı ve silahsız bir Iraklının kameralar önünde başından vurularak öldürülmesi, masum insanların öldürülmesi Siyonizm ve Emperyalizm için acınacak bir şey değildi. Ve tüm bunlar demokrasi, insan hakları adına yapılıyordu. f) Afganistan 11 Eylül Saldırıları ve El Kaide bağlantısının sorumluluğu üzerine ABD’nin bölgeye müdahalesi ile Taliban yönetimine son verilmiştir. Afganistan’a da özgürlük

209 210

y.a.g.e. , s. 343. METE, Ömer Lütfi; “Felluce’de Haçlı Sapıklığı”, www.sabah.com. 11/11/2004.

119

ve demokrasi götürülmesi hedeflenirken bu hedefe ne kadar ulaşıldığı ortadadır. Ama şu gerçektir ki Afganistan’da güvenlik sağlanamamıştır. TUSAM Türkistan Araştırmalar Merkezi Masasından Gürol Kıraç,

Afganistan’ın önemli sorunlarını aşağıdaki şekilde sıralamaktaydı. Kıraç’a göre:211 - Haziran 2004 tarihinde yapılması hedeflenen seçimlerin iki defa ertelenmesi ve kesin tarihin belli olmaması. - ABD askerlerinin insan haklarına aykırı tutumları, - Seçmen kayıtlarının istenilen düzeyde yapılamaması ve ülkede 11 milyon dolayında olduğu belirtilen seçmenlerin 2,5 milyonunun kayıt olması, - El Kaide ve Taliban’ın şimdiki durumda bölgede aktif olması. Afganistan’da bu sorunların var olması ABD’nin bu ülkede sözlerini ne denli yerine getirdiğinin göstergesidir. Afganistan’da seçimlerin yapılmasının da Bush ve Washington’a sağladığı yararlar Kıraç’a göre: hem Bush için ABD seçimleri öncesinde bir koz olmuştur, hem ABD’nin uluslararası imajına olumlu etki yapmıştır. Irak’a model olma bağlamında kullanılabilir hem de Türkistan politikalarında, Afganistan’ı kalıcı üs olarak kullanacağı düşünülürse ABD’nin gerek NATO’nun konuşlandırılmasıyla gerekse lojistik destek sağlamayı düşündüğü bölgelere ulaşımda kullanacağı noktaları kazanması için somut girişimlerde bulunabilecektir. Kıraç, ABD’deki seçimler için Usame Bin Ladin’in de önemli bir koz olduğunu söylüyordu. ABD El Kaide Örgütü’nün ve terörizmin başı olarak dünyaya sunduğu Usame Bin Ladin Bush için seçimler öncesi kullanacağı bir kozdu. Sonuç olarak; Afganistan, Irak gibi Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel güvenlik stratejisinde kilit bir ülkedir.

211

KIRAÇ, Gürol; “Afganistan Seçimle Tanışmaya Hazırlanırken”, Cumhuriyet Strateji , TUSAM Türkistan Araştırmalar Masası, s. 8 (Akt. EVC OĞLU, Kemal; a.g.e. , s. 346-347.

120

IV. BÖLÜM BÜYÜK ORTADOĞU PROJES VE TÜRK YE Bu bölümde, Türkiye’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki yeri ve projenin olası etkileri ele alınacaktır. Osmanlı mparatorluğundan sonra ortaya çıkan, Batı Emperyalizmine karşı savaşarak 1923 Lozan Barış Antlaşması ile karşı savaşarak kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti kısa bir süre içinde ilerleme kaydederek dünya güçleri arasında yerini almıştı. Tüm ülkelere örnek çağdaş bir devlet olarak tarih sahnesine çıkmıştır ki Dünya Savaşı arasında dünya liderliği üstlenmeye hazır olmayan ABD ve Avrupa, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilkeli ve kararlı dış politikası karşısında her ne kadar Türk Devrimleri üzerinde baskı yapsa da istediği sonucu alamamıştır. Böyle bir dönemde dünya politikasına yön veren, sorunlarına rağmen Churchill ngiltere’siydi. Batı Emperyalizmi böyle bir durumda Türk Devrimi karşısında Ortadoğu ile ilgili hedeflerini ertelemek zorunda kalmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Balkan Atlantı ve Sadabat Paktı gibi açılımlarla ve Sovyetlerle olan dostluğu itibariyle bölgeyi sahiplenip, komşularıyla birlikte emperyalizme karşı direnç oluşturmaya çalışmıştır. Bu arada Musul Sorunu ile Türkiye Cumhuriyeti’nin petrole uzanmasının önü kesilmişti. Bu sorunun giderilmemesinde uluslararası arenada Türkiye Cumhuriyeti’ni ‘Ortadoğu’dan Uzaklaştırma’ çabalarının rolü büyüktü. Bu arada, Mezopotamya, Kuzey Afrika ve Arabistan yarımadasında Osmanlı’dan boşalan topraklarda yeni sömürüler için yapay devletler kurulmuştu. Cetvelle sınırları çizilen bu işbirlikçi ve yapay devletlerde bulunan azınlıklar kasıtlı olarak komşu ülke sınırları içine bölünmüştü. Böylece sınırlar doğal olmayıp, başa getirilen yöneticiler tarafından ikili sorunlar için zemin hazırlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Atatürk döneminde ne Batı’ya ne de Ortadoğu’ya sırtını dönmemişti. Atatürk’ün vefatından sonra emperyalizmin çekim alanına giren yöneticilerin ‘yurtta sulh cihanda sulh’ anlayışını statükocu bir pasiflikle ele almaları, devletin ilgisini hem Ortadoğu’dan hem dünyadan uzaklaşmasına yol açmıştır.

121

Ortadoğu için yazılan senaryolar her yıl emperyalizmin güdümünde olan kişiler tarafından gözden geçirilir. Bölge ülkelerin sömürülmesinde geleceğin yöneticileri adayları burslarla yetiştirilir, ülkelerde gereken propaganda, dezenformasyon kullanılır. Dolayısıyla bu ülkeler gelişme ve güçlenme şansı bulamadan mahkûm olurlar. Yine bu ülkeler ekonomik yardımlarla borçlandırılır. Borçlar büyüdüğünde de etki altına alınırlar. Seçkin ve yönetici kadro ele geçirilmiştir. şler, küresel güçlere boyun eğerek, birbirlerinden haberdar, organize bir uluslar arası şebekeye bağlı olarak yürütülmektedir. Ulus devletlerin altı oyulmaya çalışılmıştır, ekonomileri ele geçirilmiştir. Nerede gelişmeye giden iyi bir oluşum varsa türlü gerekçelerle büyümeden söndürülmüştür. Tüm bu süreçler küreselleşme aracılığıyla gerçekleştirilmektedir.

Küreselleşmeyi anlamadan ABD’nin küresel stratejisini ve özelde de Ortadoğu Perspektifini anlamak mümkün değildir. Küreselleşme dünyayı dönüştürmek için kullanılmaktadır. Küreselleşmenin oluşturduğu yeni dalgalarla insan yaşamının birçok alanında dönüşümlere, gelişim ve yıkımlara yol açtığı, ticaretin sınırları zorlaması ve yeni dünya düzeninin ekonomik açılımlarıyla ucuz insan gücünü ileri teknoloji ile birleştirdiği, önünde engel konması güç olan bir akış olarak yaşanmaktadır. Zengin-fakir zıtlığını yaratmış ve Ortadoğu, Afrika, Güney Amerika, Asya gibi bölgelerde insanların sefalet içinde kalmışlardır. Küreselleşme terör bataklığını da yaratmıştır. Küresel terörizm tehdidi, kendisini geniş çaplı olarak 11 Eylül saldırıları ile ortaya koymuştur. Terörizm ve teröristler aslında bir anlamda “’Yeni Dünya Düzeni’nin kurulmasını desteklemektedirler. Böylece ‘Uygarlıklar Çatışması’ da sahneye koyulabilmektedir. Küreselleşme ve 11 Eylül süreçleriyle ivme kazanan ‘kaos’ en çok sermaye sahiplerinin işine yaramıştır sermaye, yüksek teknolojiye sahip silahların satılarak yayılmasını desteklemiştir. Yeni tehdit ‘Uygarlıklar Çatışması’ anlayışıyla kurgulanmıştır. Hedef artık Ortadoğu’dur. Tehdit algılaması, 11 Eylül’den sonra kökten değiştirilmiştir.

122

Müslüman ile terörist neredeyse bir anılmaya başlanmıştır. Böylece ‘Uygarlıklar Çatışması’ ve ‘öteki’ ayrımı için zemin oluşturulmuştur. Yeryüzünde yaşanan tüm güç mücadelelerinde ekonomik gerekçelerin önemi yadsınamaz. Büyük Ortadoğu Projesi’ne yön veren etmenlerin başında ekonomik boyut gelmektedir. Bu proje ekonomik boyutuyla bakıldığında bölgenin petrol, doğalgaz ve alternatif enerji kaynaklarına sahip olması nedeniyle küresel güçlerin çıkarlarını çatıştığı bir alandır. Dolayısıyla ‘küresel petropolitiğin dünyanın geleceğini yönlendireceği’ yönünde görüşler ortaya çıkmaktadır. ABD, kendi siyasal ve ekonomik çıkarlarının temsilcisi olarak Büyük Ortadoğu Projesi’ni ortaya atmıştır. Bu proje ile Büyük Ortadoğu’da bulunan ülkelerde dönüşüm hedeflenmektedir. Evcioğlu’na göre; Osmanlı mparatorluğu’ndan ve SSCB’den miras kalan alanda enerji kaynaklarına ilgisi olan Çin ve Rusya Federasyonu önderliğindeki Şangay şbirliği Örgütü ve AB’nin önünün kesilmesi için ‘Terör ve Kitle mha Silahları” tehditleri gerekçe gösterilerek doğrudan önceden tanımlanmış olan bazı stratejik noktalara yerleşme işlemi sürmekte olup, bu kamulanma ABD’nin okyanus ötesi güç olarak, kendi askeri yapısını kurmaya çalışan AB’ni doğudan, Ortadoğu’yu kuzeyden; Rusya Federasyonu, Çin ve ran’ı da Batı’dan kuşatmaya, onların yaşam alanlarını daraltmaya olanak sağlamaktadır212. BOP kimilerine göre, neo emperyalist düşüncenin bir uzantısıdır. Kimilerine göre, Büyük srail hedefidir. srail’in 1948’de kurulduğu tarihten itibaren ABD’nin hedefleri ile örtüşmektedir. Dönüştürme sürecinde, bölgede ona hedef olarak Suriye ve ran yer

almaktadır. Türkiye’nin de bu projede üstleneceği rolünün, demokratik işlem boyutunda olacağı ve Türkiye aracılığıyla bölge ülkelerin boyun eğemeye çağırılacağı ve bu amaç doğrultusunda gerektiğinde askeri gücünden de yararlanılacağı öne sürülmektedir. Soros’un da söylediği gibi Türkiye’nin en iyi ihraç malı görülen yönü askeri gücüdür. Bu kez de Büyük Ortadoğu Projesi’nde böyle bir misyon yüklenmek istemektedir.
212

EVC OĞLU, Kemal; a.g.e., s.405.

123

Evcioğlu’na göre; ABD ve AB, yeni Avrupa’da Rusya karşı cephe istememektedir Rusya Federasyonu, Avrasya’da denge unsuru bir ülkedir. Ancak Rusya Federasyonu ve BDT çevresindeki dönüşümlerden çok olumsuz etkilenmektedir. Gürcistan, Ukrayna, Kırgızistan, Beyaz Rusya ve Ermenistan’daki gelişmeler Rusya’yı sıkıştırmaktadır. Rus Komsomolskoya Pravda gazetesi, BDT’nin parçalanabileceğini öngörmektedir. Bütün bunlar, gerek AB’nin gerekse Şangay Beşlisi’nin başat ülkeleri olan Fransa-Almanya ve Rusya-Çin’in göreceli olarak kararsız olduğu bir dönemde sahneye konmuştur.213 şte Yeni Dünya Düzeni adı altında sergilenen bu düzende dünya yeni bir kutuplaşma ve savaşa gitmektedir. Türkiye’nin durumu işbirlikçi iktidarlar, yoluyla dış politikası ABD’ye iç politikası AB’ye, ekonomisti ise IMF’ye bağlanmıştır. Her türlü değerlerinden uzaklaştırılmak istenen Türkler, bu strateji ve ekonomik bunalımla giderek hızlanan bir çöküntünün de baskısı altına alınmıştır. ABD’nin eski güvenlik danışmanı Condelezza Rice’nin, 7 Ağustos 2003’te The Washington Post’ta yayınlanan ve 22 ülkeyi hedef alan ‘Transforming the Middle East’ yani ‘Ortadoğu’yu Dönüştürmek’ başlıklı yazısı, ABD Başkanı George W. Bush’un 6 Kasım 2003’te açıkladığı ‘Ortadoğu’yu Özgürleştirme Stratejisi’, Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in Davos’ta açıkladığı ‘Büyük Ortadoğu’da Reform Projesi’ düşün alanında da 10 yılı aşkın bir süredir tartışılmaktadır. Başbakan Erdoğan’ın 28 Ocak 2004’ta Washington ziyareti sonrasında düzenlediği basın toplantısında konuyla ilgili edindiği bilgilerle ilgili olarak şunları söyledi: Sayın Bush ile görüşmede, ABD’nin global çerçevede büyük yeni kuvvet yapılandırması, Büyük Ortadoğu ya da Genişletilmiş Ortadoğu vizyonu gibi konulardaki yaklaşımlarını en etkili ağızdan dinleme imkanı bulduk, yaklaşımımızı ifade ettik214. Erdoğan bu basın konuşmasıyla projeyi kamuoyuna duyurmuştur. Büyük Ortadoğu Projesi’ne Türkiye’de ciddi farklı bakış açıları mevcuttur. Kimi görüşlere göre örnek ülke olacağı söylenirken, kimi görüşlere göre de

213 214

y.a.g.e., s.407. Radikal Gazetesi, 02.02.2004.

124

Türkiye’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde merkez ülke olduğunu ve birikimleri Ortadoğu’daki ülkelere aktarması gerektiği yönündedir. Cıngı’ya göre; Türkiye ‘model’ diye gösterilen ve ‘figüran’ konumunda olan bir ülke değildir. Türkiye, kendisini, kendi içi dinamikleriyle bölgede bir çekim merkezi konumuna getirmiştir. BOP sürecinde de pasif bir model değil baş aktörlerden biridir215. Mahir Kaynak’ta bu konudaki görüşlerini şöyle dile getirmektedir: Türkiye, örnek gösterilse bile, dini temellere dayalı bir politikanın öncüsü değildir. Onun öncülüğü bilimsel ve toplumsal ilişkiler düzeyinde olabilir ve böyle bir öncülüğü, sadece bugünü ile değil tarihi ile de, hak etmiştir216. Büyük Ortadoğu Projesi ile Türkiye’ye yüklenmek istenen rol, çoğunluğu Müslüman nüfusun oluşturduğu bu coğrafyada gerçekleştirilecek olan dönüştürme sürecinde liderlik misyonudur. Başkan Bush’un “Türkiye’nin başarısı Avrupa ve Geniş Ortadoğu’nun ilerlemesi için hayati önemdedir”217 şeklindeki konuşması Büyük Ortadoğu Projesi’nde Türkiye’nin kilit ülke olduğunun ve ne denli önemli olduğunun göstergesidir. ABD’nin Ankara Büyükelçisi E. Edelman, projeye bakış açısını yansıttığı ve Türkiye’ye biçilen rolü ifade ettiği bir açıklamasında ‘Büyük Ortadoğu Projesi’, Başkan Bush’un ve bugünkü yönetimin projesi değil, ABD’nin uzun dönemli bir projesidir. Önümüzdeki 20 yıl iktidara kim gelirse gelsin bu projeyi uygulayacaktır. Bu projeden Türkiye’ye görev biçmek söz konusu olamaz. Türkiye, kendi sorumluluk sınırlarını kendi belirleyecektir. Türkiye, Irak ve tüm Ortadoğu ülkeleri için bir model değil, bir örnek ülkedir. ‘Model’ olamaz. Çünkü Türkiye’nin gerisinde, altı yüz yıllık bir Osmanlı Devleti birikimi ve de Atatürk vardır. Türkiye’yi model olarak, aynı sistemi başka ülkede bir günde kurmak imkânsızdır. Ancak Türkiye ‘örnek’ olabilir. Türkiye örnek alınacak bir ülkedir218 diyerek

215

CINGI, Aydın; ‘Ortadoğu ABD’nin gücünü sınadığı bir laboratuar konumundadır’ Büyük Ortadoğu Kuşatması, Der. Atilla Akar, Timaş Yay., s.211-212. 216 KAYNAK, Mahir, a.g.e.s.29. 217 Radikal Gazetesi, 30.06.2004. 218 Milliyet Gazetesi, 15.04.2004.

125

Türkiye’nin projedeki öneminden ve Türkiye’nin önemli birikime sahip olduğunun altını çizmektedir. Edelman’ın, Türkiye’nin bölge için ancak örnek alınabilecek bir ülke olduğunun ve diğer bölge ülkelerinden çok daha güçlü tarihsel birikime sahip olduğunu söylemesinin altında yatan önemli nokta Türkiye’nin bu proje için vazgeçilmez olduğudur. Edelman yukarıdaki sözlerinden Türkiye’ye iltifat ederken aynı zamanda Türkiye’nin projede önemli rollerden birini oynayacağının sinyallerini de veriyor. Burada şöyle bir soru aklımıza geliyor. Türkiye’yi bu projede kilit konuma getiren nedenler nelerdir? Çıngı Türkiye’nin bu projede belirleyici özelliğinin, ‘hem demokrasi ve çağdaşlık hem de güvenlik üretmesi ve bunu ekonomik istikrar temelinde başarmaya aday olmasıdır’219 şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak demokrasi, çağdaşlık ve ekonomik istikrar sadece Türkiye’ye özgü özellikler değildir. Bu özellikler Batı Avrupa Devletleri ve ABD’de de olan özelliklerdir. O halde Türkiye’nin bu özelikler ve bölge ülkesi olması dışında başka özelliklerinin de olması gerekmektedir. Bu özellikler bölgede en etkin askeri güce sahip olması, laik devlet anlayışıyla Müslüman bir topluluğu yönetmesi, dış politikasını ABD Dış Politikasına paralel olarak kurması ve diyaloglar kurması olarak sayılabilir. Büyük Ortadoğu Projesi ile bağlantılı olarak ve Türkiye’yi de yakından ilgilendiren diğer bir konu ‘Ilımlı slam’dır. Şahin bu konuda görüşlerini şöyle dile getiriyor. Gerek Ilımlı slam, gerek Liberal slam ve gerekse Light slam gibi kavramlar, slamcıların Batı’yla uyum içerisinde olması ve demokrasinin kabulü anlamına gelmektedir.220 Batı için demokrasi ile içselleştirilmiş ya da sulandırılmış bir slam anlayışı tehdit olmaktan çıkacaktır. Bilindiği gibi 11 Eylül’den sonra ABD teröre olan bakış açısını değiştirerek, teröre küresel bir konum atfetmiş ve slami terör ya da terörist slam gibi kavramlarla birlikte anılmaya başlanmıştır. Hatta Bush’un ‘Tanrı’nın kendisini bu göreve getirdiğini’221 söylemesi de yapacağı müdahaleleri meşrulaştıran söylemdir. slam ile terörizm kavramının böyle bir arada
219 220

srail ile yapıcı

CINGI, Aydın; a.g.e., s.212. ŞAH N, Abdullah; Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye,Truva Yay. stanbul s.42 221 BAYKAN, Ali Rıza; Küresel Vaftiz, IQ Kültür Sanat Yayınları, st., 2004, s.284.

126

kullanılması da terörizmle mücadele de özellikle slam dünyasının ve slam’ın hedef alındığına dair yorumların yapılmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla Şahin’de, ABD’nin ‘Radikal slam’a karşı Ilımlı slamcılarla birlikte mücadele edeceğinin altını çizmektedir. Hacısalihoğlu, Ilımlı slam için ‘dinsel değil, siyasal bir nitelemedir ve ABD kaynaklıdır’222 şeklinde yorumda bulunuyor. Özbek’in de belirttiği gibi, ılımlı kavramından amaç, slam’ı daha laik bir çizgiye çekmek değil, aksine, slam’ı ABD’nin denetimi altına alarak üniter yapıların çözülmesinde araç olarak kullanabilmektir223. Yani Ilımlı slam’la amaç, slam’ı ılımlaştırmak ve daha laik bir çizgiye çekmek değil, kullanmaktır. Kaynak’a göre; Müslüman toplumlarda geriliğin, ancak dinde reformla mümkün olacağı ve Türkiye’nin bu yolda, hedefe ulaşamasa bile, önemli bir mesafe kaydettiği ve başkalarına örnek olabileceği ima ediliyor. Yani Türkiye iddia ettiği gibi laik bir ülke değil ama dini daha kabul edilebilir bir düzeyde algılıyor havası hakim. Hıristiyanlığın ve Museviliğin tutucu olabileceği söylenmiyor ve onun her türlü yorumu anlaşılabiliyor ama Büyük Ortadoğu Projesi’ne konu teşkil eden ülkelerde Türkiye çizgisinde bir din anlayışı bekleniyor.224 ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ile slam’ı hedef seçmesi tesadüf değildir. Huntington’un slam’ı “dinsel olanla seküler olan arasında herhangi bir ayrım bulunmayan, militan bir dindir225” diye tanımlaması batıyı endişelendirdiğinin ve tedbir almak için harekete geçiren söylem olduğunun göstergesidir. Ilımlı slam’da bu bağlamda hem yeni stratejik hedefleri için zemin hazırlamakta hem de kendisine tehdit ya da alternatif olarak gördüğü slam’ı kontrol altına alabilmeyi sağlayacaktır. Batı’nın slam’a olan yaklaşımını ve tavrını Graham Fuller’in şu sözleri ortaya slam’ı üniter yapıların çözülmesinde bir araç olarak

HACISAL HOĞLU, . Yaşar; Cumhuriyet Gazetesi, 24.06.2004. ÖZBEK,Osman; potekli Türkiye,Ümit Yayıncılık,Ankara,Mart 2005, s.109. 224 KAYNAK, M; a.g.e.., s.29. 225 HUNTINGTON, P., Samuel; ‘Müslüman-Konfüçyusçu Bağlantısı’ Samuel Huntington’la Röportaj, NPQ Türkiye C.2, Sayı.7, s. 22-26 (Akt: ŞAH N, A.; a.g.e., s.37).
223

222

127

koymaktadır. “Batı’nın çıkarlarına karşı en büyük muhalefetin baş aktörü slam olacaktır226.” Türkiye’de etnik ve dini farklılıkların ön plana çıkarılması Türkiye’nin gücünü azaltır ve edilgen bir konuma getirir. Bununla birlikte farklılıklara dayanan çatışmalara sahne olur. Türkiye bu kimliklerin üzerinde akılcı politikalar üretmelidir. Amerika Birleşik Devletleri; bütünü kontrol edebilmek için parçaları elde tutmak yani bütünü bozmak istemektedir. Kürt sorunu da bu sebeple ilgi odağıdır. Bu nedenle Türkiye Kürt sorununa etnik bir mesele olarak bakmamalıdır. Siyasal boyutu üzerinde durmalıdır ve bu konularda haklı haksız aramamalıdır. Parlar, Ilımlı slam konusunda sert bir tavır takınıyor ve slam’ın proje ile şu hale geleceğini söylüyor227: Müslüman olmayan slam, rehabilite edilmiş slam, Neoliberal kodlarla uyum sağlanmış, onların tabiriyle ılımlaştırılmış, bütün tarihsel birikiminden koparılmış ve kendi içinde ayrıştırılmış, birbiriyle çatışma içerine sokulmuş slam… Arzu ettikleri…. slam’ın mümkün olduğunca kendi içinde ayrışmasıdır. Bu aynı zamanda bölgedeki slamî toplumların yeni tür bir kökcilikle karşı karşıya kalması anlamına gelmektedir. ABD’nin hegemonya hesaplarında ve ekonomik çıkarları içindir ve etnik ayrımlar araç olarak kullanılmaktadır. slam, kapitalist zihniyetle çelişen bir inanç sistemi olduğu için hedef seçilmiştir. Ünaltay ise bu proje’de Türkiye’nin rolü için şunları dile getirmektedir: Türkiye Batı’ya her yanaştığında bir ‘kenar’ (diplomatik dilde ‘perifer’) ülkesi olarak görüldü… bu günde Türkiye’ye ikincil ama riskli görevlerin ötesinde bir rol öngörüldüğünü sanmıyoruz… ABD globalizminin gayriresmi ağzı G. Soros ‘Türkiye’nin global ekonomide karşılaştırmalı üstünlüğünün güvenlik’ olduğu tespitini yapmış ve ‘Türkiye güvenlik ihraç eder’ demiştir; ne kastettiği yeterince

226

FULLER, E.G – LESSER, O, Ian, Kuşatılanlar slam ve Batı’nın Jeopolitiği, Sabah Kitapları, st., 1995, s.123’den (Akt. ŞAH N, A., a.g.e.., s.40) 227 PARLAR, Suat; ‘BOP, Vahşet ve şiddet vaat ediyor. Çözümsüzlüğü barış olarak sunuyor’, Büyük Ortadoğu Kuşatması, Der. Atilla Akar, Timaş Yay., S.142.

128

açıktır: Türk askeri, global efendilerin çıkarları için vatanından uzakta sonu belirsiz maceralara atılmak istenmektedir228. Türkiye örnek ülke yapılmaya çalışılacaktır. Ünaltay’a göre; Türkiye ya açık kumarhane, kaçakçılık merkezi ve umumhane haline getirilmiş ‘Özgürlükler Türkiye’si’ ya da bağımsız ve haysiyetli demokratik Türkiye mücadelesi ile damgalanacaktır. A.)Büyük Ortadoğu Projesi ve Bazı Partilerin görüşleri: 1.)Adalet ve Kalkınma Partisi: AKP Hükümeti Büyük Ortadoğu Projesine destek verirken Ortadoğu’daki devletlerinde tepkisini çekmek istememektedir. Bunun için Büyük Ortadoğu Projesi’ne şartlı destek verdiğini dile getirmektedir. Çeşitli beyanatlarında Büyük Ortadoğu Projesi’nin bölgesel iç dinamikleri de gözetmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu konuda Başbakan Erdoğan Esenboğa Havalimanında şu mesajları vermiştir. ABD’de Büyük Ortadoğu Projesi’ne nasıl baktığımızı, Türkiye’nin görüşlerini en etkili biçimde anlatacağız. Bölgede demokrasi ve refah üretmeye yönelik bütün projeleri destekliyoruz. Bu destek şu ana prensibe dayanıyor: Değişim dışarıdan empoze edilemez. Bizim için esas olan bölge halkının refah ve esenliği. ç dinamikleri dışlayan her değişim projesi sağır kalır229. Bu beyanatın yanında Erdoğan bölge halklarının sorunlarına değinen başka beyanatlarda dile getirmiştir. Dışarıdan dayatma olarak algılanacak davranışlar, Ortadoğu’nun yorgun halkları üzerine ters tepki yapar. Bu tür projelere katkı ve yardımı önemsiyoruz. Ancak Ortadoğu insanlık adına acı gelişmelerin yaşandığı bir süreçten geçiyor. Ve ne yazık ki, dünya etkili adımlar atmıyor… srail’in şiddet politikalarının müsamaha gösterilir yanı yok. Öte yandan, Irak’ta da durum bir türlü normale dönmedi. Bu durum, Ortadoğu ve Kuzey Afrika halklarının tepkisini arttırıyor. Filistin’de şiddete son verilmeli, Irak’ta bir an önce normale dönülmelidir. BOP, o zaman gerçek

228 229

ÜNALTAY, A. Altay; Büyük Ortadoğu Kuşatması, Timaş Yay., s:187. Hürriyet Gazetesi, 22.01.2004.

129

anlamını kazanacaktır. Aksi halde vicdan ve akıllarda karşılık bulunmadan masa başına kalacaktır230. Hükümet aslında Büyük Ortadoğu Projesi’ne destek vererek birçok platformda başarı elde etmeyi planlamaktadır. Bu anlamda projeye destek vererek ABD ile olan ikili ilişkilerin ilerletecek ve bu ikili ilişkiler doğrultusunda ekonomide daha istikrarlı bir zemine kavuşmayı; projeye destek verirken bölge ülkelerinin sıkıntılarını dile getirerek Ortadoğu’da nüfuzunu arttırmış olacaktır. 2.)Cumhuriyet Halk Partisi: Ana muhalefet partisi konumunda olan CHP Büyük Ortadoğu Projesine karşı çıkmamakta ancak bazı endişeleri olduğunu dile getirmektedir. 3 Haziran 2004 ‘ de CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’ e göre; Büyük Ortadoğu Projesi’nin bölgede 3 hedefi olmuştur, bunlardan biri srail’i desteklemek, ikincisi ABD yanlısı Mısır ve Ürdün gibi ülkeleri desteklemek, üçüncüsü ise enerji kaynakları üzerindeki etkinliğini, hükümranlığını sürdürmekti. Şimdi bakıyoruz, özgürlük ve demokrasi ön plana çıkıyor231.Öymen bölgede demokrasinin oluşabilmesi için öncelikle laikliğin bölgede uygulanması gerektiğinin dile getirmiştir. Powell’ ın Irak’ ta din devletine dayalı bir devletin kurulabileceği sözlerini bir çelişki olarak gören Öymen, demokrasi için laikliği ön koşul olarak görmektedir. Öymen; Türkiye’ nin BOP konusunda nasıl davranması gerektiği konusunda Türkiye’ nin bu proje içinde Amerika’ nın temsilcisi gibi görünmesinin yanlış olacağını ve Türkiye’nin milli politikalarını gözeterek projede yer alması gerektiğini söylemektedir. B.) Büyük Ortadoğu Projesi ve Genel Kurmay Büyük Ortadoğu Projesi konusunda Genel Kurmay ile Hükümet arasında bazı görüş ayrılıkları mevcuttur. Erdoğan’a Orgeneral lker Başbuğ’un ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ne model olmak gibi bir iddianame yok’ sözlerinin hatırlatılması üzerine
230 231

Hürriyet Gazetesi, 22.01.2004.

www.chp.org.tr

130

Türkiye Büyük Ortadoğu Projesi’ne örnek bir ülke olacaktır. Örnek olmak bizi küçültmez, büyültür232 demesi hükümetle Genel Kurmay arasındaki görüş ayrılığın, dışa vuran bir beyanattır. Genel Kurmay Büyük Ortadoğu Projesi’nde Türkiye’nin örnek

gösterilmesinden ve projenin ılımlı slam’ı içermesinden rahatsız olmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin NATO temsilcisi Korgeneral Ergun Saygun; ‘ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Türkiye’nin hedef ülkelerle değil, Avrupa ülkeleriyle gruplandırılması gerektiğini söylemiştir. Ortadoğu’da makul girişimi desteklemeye istekliyiz. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi takdire şayan. Ancak, karanlık noktalar aydınlatılmalıdır 233şeklinde açıklama yapmıştır. Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök; Amerika’nın 22 Arap

ülkesiyle Pakistan ve Afganistan’ı içeren GOP stratejisi, temelinde, bu toplumlarda demokratikleşmeyi hedeflemesi açısından Türkiye’nin yanındaydı, fakat, ‘Türkiye Modeli’ni ‘Ilımlı slam’ kavramıyla buluşturmaya çalışmak boşa çabaydı: ‘Türkiye ne bir slam devleti ne de slam ülkesidir. Türkiye’yi model olarak göstererek, nüfusunun büyük bir bölümü Müslüman olan ülkelerin kolaylıkla demokratik bir yapıya dönüşebileceği sonucunu çıkarmak yanıltıcı olabilir. Burada unutulan veya dikkatten kaçırılan husus, laikliğin Türk demokrasisini gelişmesinde ona itici güç oluşudur. Laiklik sürecini yaşamayan, bu deneyime sahip olamayan ülkelerin demokratik bir yapıya kolaylıkla ulaşabileceğini söylemek, bir iddiadan ileriye geçemeyebilir234 şeklindeki açıklamaları Genel Kurmay’ın projedeki Ilımlı slam söyleminden ne kadar rahatsız olduğunun bir göstergesidir. C.) Türkiye Açısından Çözüm Önerileri Türkiye içerisinde bazı çevreler Türk dış politikasını durağan ve pasif olmakla suçlamaktadırlar. Bu durağanlığın sonucu olarak Türkiye’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı alternatif açılımlar getirmediğini dile getirmektedirler. Arı’ya göre; sonuç olarak, Türkiye bölge ülkeleriyle ilişkilerinde toptancı bir

232 233

Akşam Gazetesi, 28.05.2004. Cumhuriyet Gazetesi, 07.04.2004. 234 ÖZKÖK, Hilmi; ‘Artık kimse tam egemen değil…’, Nokta Dergisi, Sayı:1138, 24/30 Nisan, s:12.

131

yaklaşım yerine bu ülkeler arasındaki güç dengesi ilişkilerini, ideolojik farklılıkları, tarihsel mücadeleleri, etnik rekabetleri dikkate almak durumundadır235. Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya üye olmasında Sovyetler Birliği tehdidinin büyük etkisi olmuştur. Bu dönemde Türkiye dış politikası batı paralelinde geliştirilmiştir. Ancak Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve blokların ortadan kalkmasıyla Türk Dış Politikasında ciddi değişiklikler geliştirme zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Çünkü dünya artık tek kutupludur ve Sovyetler Birliği’nin otoritesinin kalkmasıyla boşalan bölgelerde yeni bir güç mücadelesi başlayacaktır. Dış politikadaki bu değişikliklerle birlikte Türkiye’nin tehditleri de değişmiştir. Üstelik bu tehditler Türkiye’nin ulusal bütünlüğüne yönelik olarak hızla artarken, arkasında dost bildiği kimi NATO üyesi ülkelerinde olduğu bir ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, Türkiye halen ittifakın bir üyesi olarak NATO’nun alacağı yeni görevlerde düne değin sadece bir ‘kanat ülke’ iken şimdi bir ‘cephe ülke’ işlevini görecektir. Bu ise Türkiye’nin bölge halkları aleyhine yeni askeri maceralara sürüklenmesi anlamına gelecektir236. Akar, Türkiye’nin bölgedeki rolünün Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra değiştiğini söylemektedir. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi olarak ABD’ye bu kadar yakın dururken bu projeye karşı çıkması ve yeni açılımlar geliştirebilmesi zor görünmektedir. Türkiye kısa vadede; bölgesel güç dengelerini gözeterek projeyi zamana yaymalı, uzun vadede ise; milli bir dış politika ve güçlü bir ekonomi oluşturarak bölgedeki etkinliğini arttırmalıdır. Ekonomik olarak istikrarı yakalamadan projeye karşı çıkmak veya projede değişiklik yapılmasını istemek Türkiye’yi ciddi ekonomik krizlere sürükleyebilir.

235 236

ARI, Tayyar; a.g.e., s:658. AKAR, Atilla; a.g.e., s:56.

132

V. BÖLÜM KÜRESEL VE BÖLGESEL ÜLKELER N BÜYÜK ORTADOĞU PROJES ’NE BAKIŞLARI: A.) NATO ve Büyük Ortadoğu Projesi NATO yani Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (North Atlantic Treaty Organization) 4 Nisan 1949’da kurulmuştur. Örgütün asıl amacı; ‘Batı Bloku’ olarak tanımlanan kapitalist sistemin ‘Doğu Bloku’ olarak tanımlanan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ve Sosyalist sistem karşısında ortaklaşa savunulması olarak tanımlanmıştır. Böylelikle Batı, ‘Sovyet Tehdidi’ne karşı kendi demokrasilerini koruma amacını ilan etmiştir237. Kurucu üyeleri; ABD, Danimarka, Kanada, talya, Norveç, Hollanda, Belçika, ngiltere, Lüksemburg, Fransa, Portekiz ve zlanda’dır. Daha sonra Batı Almanya (1955), Yunanistan (18 Şubat 1952), Türkiye (18 Şubat 1952) ve spanya (1982) katılmıştır. Günümüzde ise Çek Cumhuriyeti, Polonya, Estonya, Macaristan, Litvanya, Romanya Slovakya, Slovenya, Bulgaristan ve Letonya’nın da katılmasıyla toplum 26 üye olmuştur. Bu ülkeler içinde en güçlü ve karar verici devlet ABD’dir. Uğur Mumcu’ya göre; Türkiye, 1950 yılında TBMM kararı olmaksızın Kore Savaşı’na girmiş ve bu savaşa girmenin ödülü olarak da NATO’ya alınmıştı238. Bu ülkeleri bir araya getiren amaç, anlaşmanın 5. maddesinde gayet net olarak tarif edilmiştir. Bu çerçevede üye devletler; Avrupa ya da Kuzey Amerika’da aralarında bir ya da birkaçına karşı girişilecek silahlı bir saldırıyı, bütün üye devletlere karşı bir saldırı sayacaklar ve böyle bir saldırı sayacaklar ve böyle bir saldırı gerçekleştiğinde de Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesiyle tanına tek başına ya da toplu olarak kendini savunma hakkı uyarınca tek tek ve öteki üye devletlerle birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil, gerekli gördükleri bütün önlemleri alarak saldırıya uğrayan üye devlete ya da devletlere yardım edeceklerdir. Aynı anlaşmanın 3. maddesine göre ise, silahlı saldırıya tek başına ve toplu olarak
AKAR, Atilla; a.g.e., s:44. MUMCU, Uğur; Bütün Yazılar 35; Petrol Bekçisi (26 Haziran- 30 Aralık 1990 Yazıları), Umap Vakfı Yayınları, Ankara 1997, s:40.
238 237

133

karşı koyabilmek için sürekli ve etkili çabalarla ve karşılıklı yardımlaşma yoluyla savunma güçlerini korumaları ve geliştirmeleri hedeflenmiştir239. 14 Mayıs 1955’de de SSCB, Polonya, Doğu Almanya, Macaristan, Çekoslovakya, Arnavutluk, Romanya ve Bulgaristan NATO’ya karşı Varşova Paktı’nı kurdular240. Böylece Doğu ve Batı olmak üzere dünyada iki kutuplu cephe oluşturuldu. II. Dünya Savaşı’nın bittiği 1945’ten SSCB’nin yıkılışına kadar geçen bir soğuk savaş dönemi başlamış oldu. 1990’lı yıllarda Varşova Blok’unun paralanmasından sonra, bu bloğun içinde bulunan ülkelerin de yeniden yapılanmaları ve bölünmeleri sonucu birçok yeni devlet ortaya çıkmıştır. NATO’nun tüm faaliyetleri ve organizasyonu içinde ABD etkisi belirgin olmuştur. Masraflarını büyük bir bölümünün ABD tarafından karşılanması yani ABD’nin bu etkinliği zaman zaman üyeler arasında huzursuzluk yaratmıştır. Böyle bir tepki ilk olarak 1958’de Fransa’nın ABD’nin NATO içindeki ağırlığını eleştirmesi ve hatta ABD’nin bazı tavırlarının Fransa egemenliğini çiğnediğini öne sürmesiyle su yüzüne çıkmıştır. Cumhurbaşkanı De Gaulle, Fransa’nın başkalarını kararlarına uymaya zorunlu olmadığını söylemiştir. Bununla da kalmayarak 1 Temmuz 1966’da NATO’nun askeri kanadından resmi çekilmiştir. Fransa sadece ‘açık ve kışkırtılmamış bir saldırı durumunda anlaşma maddelerine uyacağını’ bildirmiş ve bundan sonra sadece bilgi alışverişi düzeyinde ilişki kuracağını belirtmiştir. NATO, doğuşundan itibaren tümüyle Sovyetler Birliği ve ‘komünizm tehdidi’ üzerine kurul olduğunu ilan etmişti. Oysa bu tehdit fiilen ortadan kalktığına göre NATO’nun bundan sonraki işlevi ne olacaktı. NATO’nun yeni durumu için alınan kararların şekillenmesi “23-25 Nisan 1999’da Washington’da yapılan NATO zirvesinde oldu…Çetin çatışmalar sonucu kabul edilen ‘Yeni NATO Konsepti’ ABD’nin ve küresel derin yapının çıkarlarına uygun olarak yeniden formatlanmıştır. Buna göre:
239 240

AKAR, Atilla; a.g.e., s:44-45. B LB L K, Erol; NATO- stanbul Zirvesi ve Geniş Ortadoğu Stratejisi,Otopsi Yayınları,Ağustos,2004, stanbul, s:26.

134

-

NATO, alan dışı harekâtlara yönlendirilecektir. NATO, başta terör olmak üzere uyuşturucu, insan kaçakçılığı, ırk ayrımı v.b. sorunların çözümünde aktif rol oynayacaktır.

-

NATO, Birleşmiş Milletler kararı olmaksızın savaş kararlarını kendi içinde alacaktır.

-

NATO, bünyesi içinde ‘Çok Uluslu Birleşik Görev Kuvvetleri’ ve bu kuvvetlerin askeri harekâtlarda kullanımı sağlanacaktır.

-

NATO, küresel boyutta, ekonomik, politik, demokratik ve stratejik görevler üstlenecektir241…

Bunlardan göstermektedir.

NATO’nun

‘Dünya

Jandarmalığı’

rolünü

üstlendiğini

Soğuk Savaşın bitişiyle birlikte, NATO’nun varlığına anlam kazandırma çabası içine girildi. ngiltere, bizzat ‘Demir Lady’ takma adlı Başbakanı, Thatcher, skoçya’da 7-8 Haziran 1990’da gerçekleştirilen dorukta, yeni düşmanın ‘ slam Dünyası’ olacağının işaretini vermişti. NATO eski genel sekreteri Willy Claes, komünizmin çöküşünden sonra en ciddi tehdidin slam Dünyası olduğunu birçok kez dile getirmişti242. Yakın dönemde Avrupa’nın ve ABD’nin tehdit algılamalarını etkileyen iki önemli olay vardır. Bunlardan birincisi 1989’da Soğuk Savaşın sona ermesi ve 11 Eylül saldırılarıdır. Aslında bu iki olay birbirinden çok farklı olmasına rağmen doğurduğu sonuçlar olarak birbirine benzemektedir. Bu iki olayın sonucunda ABD ve Avrupa’da slam karşıtlığı yükselişe geçmiştir. ABD, bu yeni tehdit algılamasından sonra önleyici taarruz olarak tanımladığı tehdit gelişmesinden harekete geçme stratejisini geliştirmiştir. Bu strateji doğrultusunda NATO’nun da görev alanı değişmeye başlamıştır. Soğuk Savaş döneminde NATO içinde en önemli tartışma konularından birisi olan üyelerin toprakları dışına müdahale edip etmeme tartışmaları geride kalmıştır. Mayıs 200’de
241 242

AKAR, Atilla; a.g.e., s:47-48-49. EVC OĞLU, Kemal, a.g.e., s: 230-231.

135

Reyjavik’te yapılan NATO Dış şleri Bakanları toplantısında tehdide çıktığı yerde müdahale kararı alınmıştır. NATO’nun bu savunma stratejisindeki değişmeden başka görev aldığı coğrafyada da şöyle açıklanmıştır: 1991 Roma Zirvesi’nde şekillenen ve 1999’da Washington Doruğu’nda son şekline getirilen NATO’nun yeni stratejik Konsepti’nde ttifak’ın kuruluş maksadı olan, üyelerin kollektif güvenliğini sağlama görevinde bir değişiklik olmadığını vurgulamakta, güvenliğin askeri boyutu yanında politik boyutuna ağırlık verilmekte, buna bağlı olarak istikrarın yaygınlaştırılması için ittifakın hedeflerini paylaşan fakat üye olmayan çevre coğrafyalarda bulunan ülkelerle yakın işbirliği öngörülmektedir243. Bu coğrafi değişimin yanında NATO’nun Büyük Ortadoğu Projesi’ne rol alması da ABD tarafından istenmektedir. Akar’a göre; Büyük Ortadoğu Projesi’nde NATO’ya yoldaki
244

çakıl

taşlarını

temizlemek

için

dönüşüm

geçirtilmek

istenmektedir

. Akar’ın bu düşüncesi paralelinde Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen,

NATO’nun hem Avrupa’da askeri dengeyi sağladığını hem de ABD’nin küresel çıkarlarına uygun zeminler yaratabildiğini ifade ederek ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’ni NATO’yu taşoran yapmak isteyeceğini245 söylemektedir. NATO’ya yeni konseptinde Ortadoğu’ya müdahalenin bulunacağı bir misyon yüklenecektir. ‘Bunun ipuçları 19 Ocak 2003 tarihinde Çekoslovakya-Prag’da yapılan “Büyük Ortadoğu Üzerine Düşünceler Konferansı”nda ABD’nin NATO nezdindeki Daimi Temsilcisi Nicholas Burns tarafından erilmiş oldu. ‘Yeni NATO ve Büyük Ortadoğu’ başlığını taşıyan konuşmasında Burns, yeni tehdit değerlendirmesi çerçevesinde, durumu Soğuk Savaş yıllarıyla kıyaslayarak ‘NATO, Misyonunu değiştirmelidir ve bu misyon Ortadoğu’dadır’ demekteydi. NATO’nun Yeni Genel Sekreteri Hoop’un ise; NATO’nun Büyük Ortadoğu’da rol almasına bütünüyle taraftar olduğu’ yönündeki açıklamaları tabloyu tanımlamaktadır246.
243

DUMANLI, Cihangir; ‘NATO Zirvesi ve Türkiye’ye Etkileri’, Cumhuriyet Strateji,19 Temmuz 2004, s:14. 244 AKAR, Atilla; a.g.e., s:55. 245 ESLEN, Nejat; ‘ABD NATO’yu Büyük Ortadoğu Projesi’nin Taşeronu Yapmak stiyor’, 2023 Dergisi, 15 Mayıs 2004, Say:37, s:24. 246 AKAR, Atilla; a.g.e., s:53-54.

136

28-29 Haziran 2004’te stanbul’da yapılan NATO zirvesinin ağırlıklı gündem maddesini Büyük Ortadoğu Projesi’nin yönetimi ve öncelik Afganistan’da olmak üzere NATO’nun Proje için görevlendirilmesi konusu teşkil etmiştir. Sonuçta NATO, undan sonraki gündemine terörü sokması ile kendi misyonunun çerçevesini de çizmiş bulunuyordu. Zirvede terörün küresel tehdit olarak tanımlanmasıyla birlikte örgütün dönüşümündeki önemli sonuca varılmış oldu. NATO’nun bu amaçla istihbarat birimi oluşturması, terörle mücadelede ittifakın askeri olanaklarının kullanılacağının ve bu yönde operasyonlar düzenleneceğinin ilan edilmesi NATO için en temel sonuçlar oldu. B.) Büyük Ortadoğu Projesi ve AB Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında Avrupa Birliği ve ABD ilişkisine iki yönlü bakmak gerekmektedir. Birincisi; konunun Avrupa Birliği tarafından görünen yönü, ikincisi ise; ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi konusunda AB’den beklentileridir. AB içerisinde lokomotif rolünü üstlenmiş olan Almanya ve Fransa, ABD’nin Ortadoğu’da tek güç sahibi olmasını istememektedir. Buze’ye göre, Almanya’nın BOP’u ABD’nin Ortadoğu’ya tek başına hâkim olma projesi olarak gördüğü ve karşı olduğu biliniyor… AB, Almanya-Fransa ikilisince hazırlanan ‘AB-Akdeniz Girişimi’ projesini daha 1995 yılında Barselona’da başlatmıştı. Bu AB projesine göre bölgede ekonomik reformlar desteklenecek ve 2010 yılında bir Serbest Ticaret Bölgesi kurulacak. Yani, Avrupa’nın ABD’ninkine karşı kendi ‘BOP’u bulunuyor. Bu durumun bölgede güç savaşlarını başlatmaması mümkün değil247. Fransa ve Almanya ABD’nin Ortadoğu’ya tek başına hâkim olmasını istememekle beraber Ortadoğu’da başrolü oynayacak kadar da güçlü değildir. Avrupa Birliği dünyada en fazla ihracat kapasitesine sahip birlik olmasına rağmen, askeri açıdan büyük bir potansiyele sahip değildir. AB için bölgede sorumluluk almanın ikinci bir tehlikesi de bölgeden kendi topraklarına sıçrayabilecek tehlikelere

247

BUZE, Özcan; ‘BOP, Yeni Amerikan Yüzyılı, Projesi’nin tek başına dünya hâkimiyetini öngören en önemli ve en can alıcı bileşenidir’,Büyük Ortadoğu Kuşatması, Timaş Yay.s:173.

137

karşı hazırlıkların tam olmamasıdır. Ayrıca bölgede verilecek askeri kayıplar iç politikada hükümetleri bir hayli zorlayacaktır. Bu nedenlerden ötürü AB Ortadoğu’da çıkarlarını savunabilmek için ABD ile işbirliği yapmak zorundadır. Diğer yönden ABD’nin de ABD’den istekleri ve beklentileri bulunmaktadır. ABD, Ortadoğu’ya hâkim olmak için girdiği sıcak çatışmalarda hem kendi çıkarlarını, hem de AB’nin çıkarlarını böylece dünyanın dengesinin korunduğunu vurgulamaktadır. Bu görüşü bölgesel ve dünya genelinde istikrarı sağlamak için savaştıklarını söyleyerek dile getirmektedirler. Parlar’a göre; ABD’nin Ortadoğu’da bulunma sebebini açıklaması şu şekildedir.”Biz tüm Batı’nın çıkarları adına petrol ikmali aksamasın diye Ortadoğu’da bulunuyoruz. Buradaki mücadelemizin temelinde böyle bir amaç var, yüklerimizi paylaşmalıyız. Almanya, hatta Japonya’da bizim mali yüklerimizi paylaşmak durumundadır248.” Aslında ABD’nin bu proje için bölgede işbirliği yapabileceği en iyi seçenek AB’dir. Çünkü, AB, bölgedeki ülkelerle uzunca süredir iyi ilişkiler sürdürmektedir. AB’nin aynı zamanda proje süresince oluşacak mali yükü karşılayacak istikrarlı bir ekonomisi vardır. Ayrıca AB’nin bölgeden ciddi beklentileri ve çıkarları da mevcuttur. Bu konuda Brzezinski; Amerika’nın bölgeyi yeniden yapılandırma konusunda güvenebileceği tek aktörün AB olduğu tezini savunmaktadır249. Sonuç olarak; proje her ne kadar ABD kaynaklı olsa da ABD’nin bu projeyi uygulamayabilmesi için AB’nin desteğini alması gerekmektedir. Avrupa Birliği de her ne kadar ABD ile fikir ayrılıkları yaşasa da Ortadoğu’da tek başına başrolü oynayamayacağı için ve bölgede çıkarların bulunması nedeniyle projeye destek verecek gibi görünmektedir. C.) Büyük Ortadoğu Projesi ve srail 1950 Geri Dönme Yasası dünyanın neresinde olursa olsun tüm Yahudilere srail’in kapısını açmakta, 1952’de çıkartılan vatandaşlık yasasıyla ise yeni
248

PARLAR, Suat; ‘BOP, Vahşet ve şiddet vaat ediyor. Çözümsüzlüğü barış olarak sunuyor’, Büyük Ortadoğu Kuşatması ,Timaş Yay.s:154. 249 BRZEZINSKI, Zbigniew; ‘Hegomonic Quiçksond’, The National Interest, Number 74, Winter, 04/2003, s.11.

138

yerleşimcililere Yahudi (‘ srail’ yerine bu kavramın tercih edilmesi ilginç) vatandaşı olma hakkı tanınırken ülkede yaşayan Araplara da Arap oldukları için srail vatandaşlık hakkı tanınmamaktaydı250. Bölgede bir Yahudi devletinin ortaya çıkmasıyla Ortadoğu’da güç dengeleri bozulmuş ve yeni kurulan bu devletin ciddi güvenlik sorunları ortaya çıkmıştır. Büyük Ortadoğu Projesinin ortaya konmasının tek sebebi srail olmasa da, srail’in bölgedeki güvenliği BOP’un amaçlarından biridir. CINGI’ya göre; BOP onlarca yıl önceden bu yana tasarlanmış katarılmış bir ABD dış politika doğrultusudur. Konjonktürden etkilenerek değiştirilip rötuşlanarak bugün uygulama aşamasına geçilmiştir. Bu biçimde oluşturulmuş bir ABD çizgisinin, srail olgusuna şu ya da bu şekilde dikkate almamış, hatta ön planda tutmamış olması düşünülemez. Ancak bu noktadan hareketle BOP’u bütünüyle srail olgusuna endekslemek zordur251. Aslında projenin srail’e, srail’in de projeye gereksinimi vardır. srail bu projenin sonrasında emperyalizmin Ortadoğu’daki kırbaç rolünü oynarken, ABD ve AB’yi de bölgede kendisi için tehdit olarak algıladığı Araplara karşı kullanmaktadır. Bu konuda Yurtsever’in kitabında belirttiği gibi; Yahudi devleti, kendisi için en büyük tehdit olarak gördüğü slam dünyasını Batı ile çatıştırmak istemektedir. Ya da, Kudüs brani Üniversitesi’nden srael Shahak’ın deyişiyle, ‘Anti- slami bir Haçlı Seferi’nin liderliğini yapmaya soyunmaktadır ve slam’a karşı girişilecek olan savaşta, Batı’nın öncülüğünü yapmak hedefindedir252. srail’in, bölgede güvenliğini sağlayabilmek için Arap Devletleri’nin içerisindeki etnik grupları ortaya çıkarma gayreti vardır. srael Shak’ın ‘1980’ler srail için Bir Strateji’ makalesinde şimdiki Siyonist rejimin bütün Arap Devletleri’nin küçük devletlere ayrıştırılıp parçalanması amacına yönelik bir planı açıklamaktadır. Yılmaz Tezkan bunu şöyle aktarmaktadır. Bu makaleye göre; ‘Bütün Arap Devletlerinin küçük parçalar bölünüp parçalanması fikri,
250 251

srail stratejik

ARI, Tayyar; a.g.e., s.242. CINGI, Aydın; a.g.e., s.211. 252 Washington Report on Middle East Affairs, Mart 1995 (Akt: YURTSEVER, Hasan; srail ve Büyük Ortadoğu Projesi, Düşünce Yay., 2. Baskı, Haziran 2004, s.39).

139

düşüncesine yinelenip durulur. Örneğin, 6 Şubat 1982 tarihli Ha’aretz Gazetesi’nin, alanında en bilgili olan askeri konular muhabiri Ze’ev Schiff, Irak’ta srail’in çıkarların en uygun çözümün ‘Irak’ın Şii Arap, Sünni, Arap ve Kürt devletlerine bölünüp dağılması olduğunu’ yazmaktaydı. Bugün, Shahak’ın düşünceleri ile ABD’deki neocanların fikirleri arasındaki güçlü bir irtibat olduğu açıkça görülmektedir253.

253

TEZKAN, Yılmaz; Bir Başka Açıdan srail, Ülke Kitapları, 1. Baskı, Ekim 2004, Ankara, s.91.

140

VI. BÖLÜM DEĞERLEND RME ve SONUÇ Bu çalışmalarda, Büyük Ortadoğu Projesi tartışılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin Ulusal Güvenlik stratejisi, Projenin dini, enerji boyutu, amacı ve Türkiye’ye etkileri ele alınmıştır. Basına deklare edilen ve kamuoyuna açıklanan şekliyle Ortadoğu denilen bölgede yer alan ülkelerde batılı anlamda demokrasinin sağlanması, terörizmin ortadan kaldırılması, serbest piyasa ekonomisinin bölgede işlerlik kazandırılması ve bölgenin istikrara kavuşturulmasıdır. Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili resmi ağızdan net bir açıklama yapılamadığı için,çeşitli çevrelerden farklı yorumlar bulunmaktadır. Kimlerine göre ‘ slam’ı yok etme girişimi’ olarak tanımlanırken, kimilerine göre ‘Medeniyetler Çatışması’nın uygulama konulması, kimilerine göre ise; srail’i koruma stratejisidir. Büyük Ortadoğu Projesi ile Ortadoğu’da 22 ülkede dönüşüm

planlanmaktadır. Ekonomik, siyasal toplumsal/kültürel ve stratejik Dönüşüm hedeflenmektedir. • Ortadoğu’da siyasal dönüşüm ile mevcut coğrafyadaki yönetimlerin batı standartlarına uygun bir biçim alması ve demokrasinin bölgeye getirilmesi amaçlanmaktadır. • Ortadoğu’da ekonomik dönüşüm ile bölgede serbest piyasa ekonomisin teşvik edilmesi, liberal sistemin yerleştirilmesi ve uzun ve de bölge ekonomilerinin batı ekonomik sistemine entegrasyonu ertelenmektedir • Orta doğuda toplumsal kültürel dönüşüm ile bölge halklarında kültürel dejenerasyonun olmasını sağlamak, tüketim kültürüne açık, Amerikan kültürsüzlüğünün teşvik edilmesini sağlamak için eğitim, medya v.b kültür araçlarını teşviki. Ayrıca bölgede slamı ılımlaştırmak.

141

Orta doğuda stratejik dönüşüm ile de; batını tehdit olarak kabul ettiği terörizmin kökünü kurutmak, kitle inha silahları yok etmek ve bölgenin batılı güvenlik normlarına uygun hale getirmek

Bunlar ABD’nin büyük orta doğu projesi ile ilgili olarak öne sürdüğü görünen sebeplerdir. Bir olayın arka planında yatan sebepler zinciri vardır, birde görünen sebepler zinciri vardır. Tabii ki; Büyük Ortadoğu Projesi’nde arka planda olan sebepler tek değildir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin hedefinde olan ülkelerde yaşanan karışıklıklar ve olayların birbiriyle ilişkisine bu çalışmada yer verilmiştir. BOP’un sahneye konmasıyla birlikte Irak’ta ve proje kapsamındaki çeşitli ülkelerde terör ve istikrarsızlık görülmektedir. 21. y.y.’in Amerikan yüzyılı olarak sürmesi için küresel güç olmaya aday olan; Avrupa Birliği, Rusya Federasyonu, Çin, Hindistan gibi devletlerin gelişmelerinin kontrol edilmesi gerekmektedir. Bu kontrol içinde; kültürel, siyasal, ekonomik ve askeri boyutlardan yaşam alanına uygulanmaktadır. ABD, Büyük Ortadoğu Projesi ile Büyük Ortadoğu’ya özgürlük ve demokrasi getirmeyi amaçladığını ileri sürmektedir. Ancak bugüne kadar hiç önemsenmeyen bölge ülkelerine şimdi birden değer verilmesi ilginçtir. Bu tutumu bölge ülkeleri de samimi bulmamaktadır. Irak Harekâtı, yeni “Önleyici Vuruş” doktrini uzantısında gerçekleştirilmiştir. Bu savaşta da amaç, Irak’ı özgürleştirmek ve kitle imha silahlarını bulup yok etmek olarak açıklanmıştır. Başka bir perspektiften baktığımızda, projenin başta petrol olmak üzere enerji kaynaklarıyla da ilişkisi olduğu görülmektedir. Enerji ve su kaynakları ile yolların kontrolü ABD’nin küresel egemenliğini destekleyecek en önemli seçeneklerden biridir. ABD’nin bu denetimi kurması ile Avrupa, Rusya, Japonya ve Çin’i kontrol altında tutabilecektir. Samir Amir’in de vurguladığı gibi, ‘Washington’un Irak’taki (Yarın başka bir yerdeki) hedefi, oraya Amerikan sermayesinin çıkarı için bir

142

diktatörlük (demokrasi değil) yerleştirip, kaynaklarını yağmalamaktan başka bir şey değildir’.254 Bu projenin dinsel boyutundan bakıldığında dünya barılına tehdit olarak slam görülmektedir. Ancak projenin arka planında yalnızca din yoktur. 11 Eylül’den sonra ortaya koyulan Uygarlıklar Kutuplaşması da giderek hedefine ulaşmaktadır. ABD ve tüm Batı Ortadoğu coğrafyasını ötekilerle yaşadığı bir bölge olarak yaşadığını düşünerek, sosyolojik yönden bir bütün olarak görmektedirler. Bu da tehlikeli bir durumdur. Bu çalışmada çıkan bir diğer sonuç da: Büyük Ortadoğu Projesi’nin yeni bir proje olmayıp köklerinin eskilere dayandığıdır. Kimilerine göre 1900’lü yılların başında ortaya çıktığı öne sürülürken, kimilerine göre de 1990’ların başında tasarlandığı öne sürülmektedir. 1800 lü yıllarda Osmanlı idaresinde olan ve karmaşadan uzak, oldukça rahat bir yaşam süren ancak Osmanlı’ nın yıkılışından sonra yani bölgeden çekilmesiyle birlikte bölgede istikrarsızlık ve kaos ortamı egemen olmaya başlamıştır. Türkiye ise; proje kapsamında örnek ülke olarak ele alınmakta ve “Ilımlı slam” ülkesi olarak görülmektedir. Bir zamanlar sahibi olduğu topraklara şimdi batı bloku çıkarları adına örnek ülke misyonu verilen Türkiye projenin dışında istese de istemese de kalamayacağı için projenin dahilindeki ülkeler içinde güç dengeleri gözeterek bölgede daha etkin bir güç olmaya çalışması akılcı bir hareket olacaktır. Sonuç olarak; Türkiye’nin konumu önemlidir ve projenin dışında kalması zordur.

254

AM N, Samir; Liberal Virüs: Sürekli Savaş ve Dünyanın Amerikanlaştırılması, Editör: Fikret BAŞKAYA, Özgür Üniversitesi Kitaplığı, Ankara, 2004, s. 21.

143

KAYNAKÇA Kitaplar: Akar, Atilla 2004 ALTUĞ, Yılmaz 1995 AM N, Samir; 2004 Liberal Virüs: Sürekli Savaş ve Dünya’nın Amerikanlaştırılması, Editör: Fikret Başkaya, Özgür Üniversitesi Kitaplığı, Ankara. ARI, Tayyar 1998 2002 Basra Körfezinde ve Ortadoğu’da Güç Dengesi, stanbul: Alfa Yayınları Uluslararası şbirliği, 2004 AYDIN, Hasan 2004 ATAY, Mehmet 1996 BAŞARAN, Nuray 2004 BAYZAN, A. Rıza “Türkiye’nin Aktörleri ve Büyük Orta Doğu Projesi Dönüşüm Hedefleri” Akşam Gazetesi: 5 Mart. “Ortadoğu’da Terör Savaşı ve Bark Arayışları” Avrasya Dosyası, C.3, Sayı:2, Yaz. “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin Müslüman deolojileri”, Bilim ve Gelecek Dergisi, 4 Haziran Geçmişten Yayınları lişkiler Teorileri-Çatışma Hegomanya stanbul: Alfa Basım Yayın Dağıtım Ltd. Günümüze Ortadoğu, stanbul: Alfa Terörün Anatomisi, stanbul: Altın Kitaplar Basımevi, 1. Basım, Mart. Büyük Ortadoğu Kuşatması, stanbul: Timaş Yayınları, 2. Baskı.

Şirketi, 1. Basım

144

2004

Küresel Vaftiz-Misyoner Örgütlerin Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerini Hıristiyanlaştırma Operasyonu, stanbul: IQ Sanat Yayıncılık, Güncelleştirilmiş 2. Baskı, Ağustos.

2002 B LB L K,Erol 2004 B LGENOĞLU, Ali 2005 BÖLÜKBAŞI, Süha 1992 BRZEZ NSK , Zbigniew 2003 BUZE, Özcan 2004

Küresel Dünya Politikaları ve Ulusal Seçenekler, stanbul: Kaynak Yayınları, 2. Baskı. NATO- stanbul Zirvesi ve Geniş Ortadoğu

Stratejisi, stanbul: Otopsi Yayınları, Ağustos “Evanjelizmin ABD Yönetimine Etkileri”, Cumhuriyet Stratejisi. Türkiye ve Yakınındaki Ortadoğu, Ankara: Dış Politika Enstitüsü Yayınları. “Hegomonic Quicksand”, The National nterest,

Number 74, Winter, 04/2003. “BOP, Yeni Amerikan Yüzyıl Projesi’nin Tek Başına Dünya Hâkimiyetini Öngören En Can Alıcı Bileşimidir” Büyük Ortadoğu Kuşatması, Der. Atilla Akar, stanbul: Timaç Yayınları, 2. Baskı. BUZPINAR, Ş. Tufan 1998 “II. Abdülhamit Döneminde Filistin’e Yahudi Göçü Meselesi, (1878-1908)” Türkler Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara

CHOMSKY, Ncom 2005

11 Eylül ve Sonrası: Dünya Nereye Gidiyor? Türkçesi: Taylan Doğan-Nuri Ersoy-Mehmet Kara-Ali Kerem,

145

stanbul: Aram Yayıncılık. CINGI, Aydın 2004 “Ortadoğu ABD’nin Gücünü Sınadığı Bir Laboratuar Konumundadır” Büyük Ortadoğu Kuşatması, Der. Atilla AKAR, stanbul: Timaş Yay., 2. Baskı, Ekim. C RH NL OĞLU, Zafer 2004 DAVUTOĞLU, Ahmet 2003 DEDEOĞLU, Beril 20052 ALTAN, Fikret A 1994 DUMANLI, Cihangir 2004 “NATO Zirvesi ve Türkiye’ye Etkileri”, Cumhuriyet Strateji, 19 Temmuz. EL-GAMER , Atıf 2004 ERDURMAZ, A, Serdar 2005 Ortadoğu’daki Basım, Şubat. ERS N, Nihat 2003 ERSOY, Ertan 2003 “11 Eylül Saldırıları Sonrası Kafkaslar Hazar Havzası ve Orta Asya’da Değişen Dengelerin Petrol ve Doğalgaz Ortadoğu Savaşlarının Perde Arkası, stanbul: Gündem Yayınları, Nisan. Kitle mha Silahları, Silahların Kontrolü ve Türkiye, Ankara. Ümit Yayınları, 1. “Orta Doğu’ya Sahip Çıkalım”, Radikal Gazetesi: 24 Ocak ntikam Gölgesinde Strateji Savaşı: Ladin Bahane Hedef Şangay, Aksiyon: Ekim. “ABD’nin 21. Yüzyıl Stratejisi ve Olası Küresel Etkileri” 2023 Dergisi, Ankara. Değerlendirilmesi: Körfez Harbi ve Alınan Dersler, Ankara: Nurol Matbaası. Terör ve Toplum, stanbul: Gündoğan Yayınları.

DOĞANAY, M. Sezai – Ortadoğu’nun Jeopolitik ve Jeostratejik Açıdan

146

Politikalarına Yansımaları” Jeopolitik, Sayı:1, Kış. ESLEN, Nejat 2004 ESLEN, Nejat 2004 EVC OĞLU, Kemal 2005 FUKUYAMA, Francis 2001 GÜREL, Şükrü Sina 1979 Ortadoğu Petrolünün Uluslararası Politikadaki Yeri, Ankara: Ankara Üniversite Basımevi. HACISAL HOĞLU, .Yaşar “BOP Avrupa, Rusya, Çin ve Hindistan’ın Yaşam Alanını 2004 2005 Daraltıyor, ABD’nin Kalıcı Egemenlik Arayışı”, Cumhuriyet Strateji, 8 Kasım. “Avrasya Jeopolitiği, Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye” Tarihte Doğu-Batı Çatışması, Der. U. ÖzcanE. Eğribel, stanbul: Kızılelma Yayıncılık. HEYKEL, Muhammed 1993 HUNTINGTON, Samuel 1995 KARAGÜL, brahim 2004 KAYNAK, Mahir “Büyük Ortadoğu’nun Başkenti stanbul mu? Yeni Şafak Gazetesi, 12 Şubat. 3. Petrol Savaşı: Körfez Savaşının Perde Arkası, Çev: N. Ahmed ASRAR, stanbul: Pınar Yayıncılık, 1. Baskı. Medeniyetler Çatışması, Çev. Murat Yılmaz, stanbul: Vadi Yayınları. Tarihin Sonu mu? Der. Mustafa Aydın, Ertan Özensel, Ankara: Vadi Yayınları, Toplum Dizisi, 2. Baskı. Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Ortadoğu Projesi, zmir: Umay Yayınları, Eylül. “ABD, NATO’yu Büyük Ortadoğu Projesi’nin Taşeronu Yapmak stiyor”, 2023 Dergisi, Sayı, 37, 15 Mayıs “ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi ve Türkiye” Akşam Gazetesi, 23 Şubat.

147

2003 KAYNAK, M-GÜRSES E. 2004 KAYNAR, Mahir 2005 KAZANCI, Hicran 2004 KIZILÇEL K, Sezgin 2004 KOCAOĞLU, Mehmet 1995 LEW S, Bernard 1964 2005

Amerika; 11 Eylül, Afganistan, Irak, Yayınları, 1. Basım, Ekim.

stanbul:

lk

Büyük Ortadoğu Projesi, stanbul: lk Yayınları, Röp. F. Bilgin, 8. Baskı, Eylül. Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye Üzerine Stratejik Analizler, stanbul: Truva Yayınları, Mart. “Irak’ta Sona Eren Amerika Rüyası”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Sayı: 5, 02.08.2004. Zalimler ve Mazlumlar: Küreselleşmenin Olmayan Doğası, Ankara: Anı Yayıncılık. Küresel Terör ve Türkiye, Küreselleşme, Huntington, 11 Eylül, Ankara. Remzi Kitabevi, 2. Basım, Aralık Orta Şarkın Tarihi Hüviyeti: Ankara Üniversitesi lahiyat Fakültesi Dergisi, XII. Ortadoğu, Ankara: Arkadaş Yayınevi, Çev. Selen Y. Köley. nsani

L NDHOLM, Charles 2004 MAN SALI, Erol 2004 MARX, Karl-ENGELS, F. 1998 METE, Ö. Lütfi 2004

slami Ortadoğu, Tarihsel Antropoloji, Ankara: mge Kitabevi, Çev. Balkı Şafak, Mart. Ulusal Cephede Vuruşanlar, stanbul: Derin Yayıncılık. Komünist Parti Manifestosu, Ankara. Sol Yayınları, Çev. Sol Yayınları Yayın Kurulu. “Felluce’de 11.11.2004 Haçlı Sapıklığı”, Sabah Gazetesi,

148

MUMCU, Uğur 1997 Bütün Yazıları 35: Petrol Bekçisi (26 Haziran-30 Aralık 1990 yazıları), um.ag. Vakfı Yayınları, Ankara. 2000 N RAY, Nasır 2004 “Bölgesel ve Küresel Gelişmeler Işığında Ortadoğu’da Oluşan Siyasal Gelişmeler ve Türkiye’nin Yeri” T.C. Fırat Üniversitesi ORTA-DOĞU ARAŞTIRMALARI MERKEZ : Birinci Ortadoğu Semineri (Kavramlar Kaynaklar ve Metodoloji), (Elazığ, 29-31 Mayası 2003 Bildiriler, Elazığ, Yay No: 5. ONAT, Hasan 2004 “Küresel Şiddet ve Teröre Köklü Çözüm: nsan Olmanın Kök Derleri Üzerine Düşünmek ve Yüksek Güven Kültürü Yaratmak”, 2023 Dergisi, Sayı: 42, Ekim. ÖZBEK,Osman 2005 ÖZEY, Ramazan 1996 PARLAR, Suat 2002 SAYIN, Ümit 2006 Küresel Terörün Perde Arkası: Gizli Örgütler, 11 Eylül ve Büyük Ortadoğu Projesi, stanbul: Neden Kitap, 1. Baskı, Nisan. SERDAROĞLU, Rıfat Ortadoğu Vaat edilmiş Topraklar, Yayınları, 2. Baskı, Mayıs. stanbul: Yar Dünya Denkleminde Ortadoğu: Ülkeler- nsanlarSorunlar, stanbul: Öz Eğitim Yayınları. potekli Türkiye, Ankara: Ümit Yayıncılık, Mart Ortadoğu’da Amerikan Bilardosu, Ankara. Uğur Vakfı.

149

2004 SEVD , Süleyman 2005

Yeni Dünya Düzeni Büyük Ortadoğu ve Türkiye, Ankara: Eda Matbaası. Ortadoğu, slami Terör ve Batı, T.C. Fırat Üniversitesi ORTA DOĞU ARAŞTIRMALARI MERKEZ YAY. NO:5, Birinci Ortadoğu Semineri (Kavramlar Kaynaklar ve Metodoloji) (Elazığ, 29-31 Mayıs 2003), Bildiriler, Elazığ.

ŞAH N, Abdullah 2004 Ş MŞEK, Ayhan 2004 TEZKAN, Yılmaz 2004 TOPUR, Tuncer 2004 TUNÇ, Hakan 2004 ULUGAY, Osman 2002 ULUĞBAY, Hikmet 2003 USLUBAŞ, Fevzi 2005 Küresel Terör, Afganistan, BOP ve ABD, mparatorlukların Bataklığı, SSCB’den Sonra Sıra mparatorluk’tan Cumhuriyet Petropolitik, Ankara: Ayraç Yayınevi, Temmuz. Hedefteki Amerika, “11 Eylül Şoku”, stanbul: Timaç Yay. Amerika’nın Irak Savaşı, stanbul: Harmani Yayınevi, Dipsiz Kuyu, Ortadoğu ve Türkiye, Yayıncılık, Ekim. stanbul: IQ Bir Başka Açıdan srail, Ülke Kitapları, I. Baskı, Ekim, Ankara “ABD’nin Yeni Küresel Savunma Stratejisi”, Cumhuriyet Strateji, Temmuz. Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye, stanbul: Truva Yayınları.

150

Rusya’da mı? stanbul: Dönüşüm Yay., 1. Basım, Mart. ÜLKÜ, rfan 20074 VURAL, smail 2003 YILDIZ, Yavuz. G. 2004 2004 YILMAZ, Türel 2004 Uluslararası Politikada Ortadoğu, Ankara: Akdağ Yayınları. Ansiklopediler: Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları, stanbul, C.17. “Nedir Şu Büyük Ortadoğu”, Akşam Gazetesi, 14 Şubat 2004 Oyun çinde Oyun Büyük Ortadoğu, stanbul, IQ Kültür-Sanat Yayınları. Evanjelizm, Beyaz Saray’ın Gizli Dini, Karakutu Yayınevi. stanbul: Yeni Çağ Gazetesi, 16.03.2004.

151

nternet Adresleri : www.avsam.gorg/tr/analizler.asp?ID=31 E. Tümgeneral Armağan Kuloğlu. www.bbc.co.uk/turkısh/pressreview/story/2004/07/04 www.cagridogan.com/içsavaş.htm (Yavuz Alogan). www.freeworldacademy.com/globelleader. www.kitapgazetesi.com/konu.asp_id=1932.htm. www.kurtuluscephesi.com/kurecep/kc79-5.html. www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/809.htm. www.milliyet.com/2004/02/26/yazar/toruner.html. www.mfa.gov.tr.T.C.Dışişleri Bakanlığı nternet Sitesi www.usak.org.uk/junetion.asp?docID=3458In=TR www.wikipedia.org. www.zaman.com.tr/02Şubat2004. www.zaman.com.tr/19Şubat2004. www.radikal.com.tr.; “Alb.right:Irak’ta Büyük Hata Yaptık” 09.04.2004. www.yenimesaj.com.tr. “Hans Bliks’ten ABD’ye: Irak Savaşı Terörizmi Canlandırdı, Haber No:4003669,15.03.2004.

152

EK -1 BÜYÜK ORTADOĞU PROJES ’NE BAZI AYDINLARININ BAKIŞI 1.) Attila LHAN Atilla lhan, Büyük Ortadoğu Projesi’nin eski bir proje olmakla birlikte bugün birdenbire gündeme gelmesinin sebebini şöyle açıklamaktadır: Büyük Ortadoğu Projesi’nin birdenbire gündeme gelmesinin sebebi, AB. Avrupa Birliği, çok belirgin bir şekilde kendisini Birleşik Amerika’dan bağımsız telakki etmeye doğru gitmeye başlayınca Amerikalılar birden uyandılar, hele de iş Kıbrıs’a taalluk edince büsbütün uyandılar. ngilizler telaşa düştüler. Kıbrıs meselesinin gerisinde AB var, çünkü Kıbrıs’ta üssü olmayan tek yer Avrupa. Yunanlılar vasıtasıyla oraya girmek istiyorlar… Bu hesabı çok güzel götürürlerken birdenbire Amerika, tepeden inme bir vaziyet yaratarak orada ağır bastı. Onların planlarına göre Kuzey, Amerika’nın üssü olacak; Güney, ngiltere’nin üssü kalacak. Avrupa’ya yer yok. Onun için AKEL ‘Hayır’ dedi. AKEL Avrupa’dan kontrol edilen bir yer. Onun için işler karıştı. Ortadoğu Projesi de bu sebeple önden gitti255. lhan, BOP için Kıbrıs’ın çok önemli olduğunu söylemektedir. Ortadoğu için Kıbrıs çok gerekli. Kıbrıssız olmaz, çünkü Kıbrıs hem Süveyş’i kontrol ediyor, hem Ortadoğu bölgesini olduğu gibi kontrol ediyor. Hem bizim Yumurtalık boru hatları orada birikecek, onları da kontrol edecek… Her tarafı kontrol eden bir yer, onun için orası önemli, orada olmak istiyorlar256. lhan; Kıbrıs’ın öneminden bahsettikten sonra ancak bir ikinci engelin varlığından söz ediyor. “Kıbrıs’ta birdenbire ilk defa olarak hafif bir temas hissedildi. Tam olmadı tabii. Ortadoğu’da kimsenin dikkat etmediği iki taraflı bir yayılma var. Bu yayılma birbirine dokunmaya doğru gidiyor. Yunanistan yayılıyor bir yandan, srail yayılıyor diğer yandan. srail ile Yunanistan’ın yayılması Kıbrıs’ta uç verebilecekleri gibi bir ihtimali ortaya çıkardı. Kimse Yunanlılarla Musevilerin arasının iyi olmadığını düşünmüyor. Bunu en iyi biz biliriz. Niçin biz biliriz? Osmanlı mparatorluğu Balkanlardan çekileceği sırada
255

LHAN, Atilla; ‘Amerikalılar dünyayı filmleri gibi sanıyorlar, kendi çektikleri filmlerde hep kazanıyorlar. Zannediyorlar ki her yede öyle olacak, Büyük Ortadoğu Kuşatması, Röp. Akar, Atilla, Timaş Yay., s.68-69. 256 y.a.g.e., s.69.

153

Osmanlı’nın Balkanlar’ da kalmasını en çok isteyen Musevilerdi. Niye istiyorlardı? Çünkü Museviler Osmanlılar kaldığı taktirde her şeye hakim olabileceklerdi… Netice ne oldu? Selanik Rumlara geçer geçmez, Musevilerin hepsi buraya geldi257.” Bir yandan srail’in genişleme çabası diğer yandan da Yunanistan’ın

genişleme çabası ikisinin birbirine doğru gelmelerine sebep olacaktır. Bu durumda A.B.D’nin hoşuna gitmediği söyleniyor. Dolayısıyla da hem Yunanistan ve srail’i karşı karşıya getirmemek hem de bu durumdan istifade ederek Ortadoğu’da hâkimiyet kurmak için A.B.D duruma el koydu diyor. “Bu hareket münhasıran Ortadoğu için düşünülmüş değildir. Çünkü şöyle bir yanlışa düşülüyor kolaylıkla. Bütün bunların gerisinde Huntington’un Medeniyetler Çatışması kitabı düşüncesinin olduğunu ve bunun Amerika’nın yeni fikri olduğunu savunuyoruz. Madem öyle, Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında savaş çıkacak. Hâlbuki hiç kimse Huntington’un kitabının ikinci başlığını okumuyor! Huntington’un ikinci başlığı: Dünya’nın yeniden Düzenlenmesi! Yeni dinler çatışacak da dünya yeniden düzenlenecek, diyor. Doğrusu bende uyanmamıştım önce. Ben Alexander Dugin’i okurken uyandım. Çünkü Dugin Ortodokslarla Katolikler arasındaki dünyayı anlayış farkını çok güzel ele almış. Öyle bir şekilde anlatıyor ki o zaman onu da görüyorsun; bunlar Rusya’yı da yola getirmek niyetindeler aslında. Çünkü Rusya kontrollerinden çıktı… Birde orada Avrasya kuruluyor, bu çok tehlikeli, bunun çaresini arıyorlar.” lhan; Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” kitabında dünyada yeniden düzenin sağlanması konusunda Rusya ve Türkiye’deki durumu ele alıyor. Rusya’da Avrasya’nın kuruluyor olması ve Rusya’nın kontrollerinden çıkmasının tehlikeli olduğunu ve çare aradıklarını söylüyor. “Bunun birinci çaresi Ortodoks nüfusu üzerinde kontrol sağlayabilmek. Bunu da Rumlar Moskova Patriği sayesinde yapacaklar. Rusya’da Ortodoks Patrikhanesi var, bütün Ortodoksların hamisi olduğunu iddia ediyor. Diğer taraftan bizim burada bir tane var, bu da aynı şeyi iddia ediyor. Şimdi bir incele, bizim bu patrikhanede son zamanlarda olan değişiklikleri. Ben şöyle biraz baktım; ilk defa olarak bu patrikhanede yeni gelen patrik sension meclisine dışarıdan üye aldı… Yavaş yavaş şu hazırlanıyor: Türkiyeli olmayan bir
257

y.g.e., s.69-70.

154

Ortodoks patrik olacak ileride. Ve bu Patrikhane, Moskova’yla yarışmaya girecek. Zaten şimdiden kendileri resmi yazışmalarında stanbul Patriği demiyorlar, Ekümenik diyorlar. Bunu demelerinin sebebi bu savaşa doğru hazırlanmalarıdır258. Tüm bunlarda amaç; Amerika’nın tek başına dünya hâkim olması meselesidir. Amerika her yerde, her zaman kendinin kazanacağını savunuyor. “Fakat daha şimdiden bir taraftan Rusya Federasyonu, Çin ve diğer 22 ülke, Avrasya Platformu buna tavır takınmış vaziyette. Öbür taraftan çok açık seçik ve net değilse de Avrupa Birliği el altından karşı koymaya başladı. Yani daha şimdiden, dünya üç kutuplu zaten. Ama Amerika hayal kuruyor, çünkü bu işi çok yapıyor” “Dugin’ in söylediği bir gerçek var ki Dugin aslında bunu Ortodokslar için söylenmiş bu, bütün Asyalılar için geçerli. Çünkü Dugin’ in söyledikleri üzerine ben düşündüm, bizim siyasi hayatımda da durum aynı, Ruslarınkinden farklı değil. Bizim imparatorluğumuza bakıyorsun, padişah aynı zamanda halife. Halife ama halifeliği icra etmez, halifeliği Şeyhü’l- slam’a bırakır ve Şeyhü’l- slam onun emrindedir. Yani bizde dinin devlete hâkim olması diye bir şey hiç olmamış. Bu Asya’da olmuyor. Asya halkı başka… Ruslara bakıyorum onlarda da yok. Mesela bizde ırk tefriki yoktur. Arap gelir, yanına oturur ya da zenci gelir oturur, hiç mesele değildir. Rus da hiç aldırmıyor. Bakıyorsun Cengiz Han Moğol’dur ama orduları Türk. Şimdi Mesela… Sovyetler Birliği Ortodoks Rus diye hesaplanıyor. kinci Dünya Savaşı’nda en iyi ordu onlarınkiydi, Kızılordu. Yarısından çoğu Türk’tü onların, Türkler savaştılar… Bu Asya’ya mahsus bir şey, yani Asyalıların formasyonu Avrupalılardan çok farklı259. Atilla lhan’ın da dediği gibi biz de dinin devlete hâkim olması söz konusu değildir. Fakat batı’da veya Amerika’da, Avrupa’da v.s. din siyasi iktidara hâkimdir. Aynı zamanda doğu Hıristiyanlığı il batı Hıristiyanlığı arasında da fark vardır. Doğu Hıristiyanları daha mistiktirler, dünya ötesini düşünürler. Devlet yani siyasi iktidar doğru Hıristiyanlığında kiliseye hâkimdir. Batı Hıristiyanlığında ise durum tam

258 259

y.a.g.e., s.70-71 y.a.g.e., s.72.

155

tersinedir. Kilise siyasi iktidara hâkimdir. Dolayısıyla batı ile doğu arasında büyük fark vardır. Dolayısıyla lhan sözlerine şöyle devam etmektedir: “Bu yüzden Amerikalılar Ortadoğu’da tutunamayacaklar. Neden? Çünkü yargılarını önyargılara göre veriyorlar. Bunlar geri, güçlü değil, kötü niyetli, gizli silah yapıyorlar, ben bunları işgal edeceğim, yani ben seni yiyeceğim diyor. Gücü de var, geliyor oturuyor ama iş ondan sonra başlıyor. Neden? Hesaba katmadıkları bir gerçek çıkıyor ortaya; o bir Asya gerçeği; o da nedir? Asyalılar ölebilme kabiliyetine sahip. Hâlbuki Avrupalılar ve Amerikalılar o kabiliyete sahip değil. Bir bakıyorsun, Asyalılar bomba haline geliyor, gidip oraları uçuruyor, buraları patlatıyor. Ve sonunda batılıların büyük bir cesaretle ve hâkimiyetle dünyaya ilan ettikleri bir gerçeğin aksini kanıtlıyorlar. ‘Milli devlet bitti’ diyor Amerika. Oysa onlar milli devlet oluyorlar şimdi. Alevisi, Şiisi, Sünnisi hepsi bir araya geldi260.” Amerikalılar, planlarını yaparken karşılarında toplumların yapılarını göz önünde bulundurmuyorlar. Kendileri için doğru olan ve uygun olanda başka toplumlar için uygun olmuyor. Her sebep her yerde aynı sonucu maalesef vermiyor. Çünkü her toplumun kendine özgü yapısı, ekonomisi, dinamikleri var. Fakat Amerika bunu göz önünde bulundurmuyor sanırım. “Biz bu işe yalnız Ortadoğu dolayısıyla değil, Rusya dolayısıyla da taraf oluyoruz. Çünkü patrikhane burada, patrikhane burada olduğu için buradan Rusya’ya yönelik de hareket yapıyorlar. Aynı planın iki kolu birden burada çalışıyor. ki türlü, daha çetrefilli çalışıyorlar. Rusya tarafıyla ilgilenmiyoruz, çünkü Ortodokslarla ilgilenmeme gibi bir yanlışımız var. Ortodokslar bizim en yakınımız aslında, kafa olarak da bize en yakınlar. Çünkü onlar Hıristiyanlıkta öbürleriyle anlaşamıyorlar. Bundan dolayı onlarla anlaşabiliriz ama biz uzak duruyoruz onlara. Çünkü Amerika’nın tercih ettiği, Rusya’nın Ortodoksluğu değil ki, o mistik ve Asya’lı, Amerika’nın tercih ettiği, Yunanlıların Ortodoksluğu, o ise mistik değil ve Avrupalı. Çünkü Avrupalının mantığı, ticaret, kâr esası üzerine kurulmuştur261.”
260 261

y.a.g.e., s.72-73. y.a.g.e., s.74-75.

156

“Mesele şu: Zannediyorum ki Avrupa’nın devlet anlayışı ile Asya’nın devlet anlayışındaki büyük farklılıktan doğuyor iş. Çünkü Avrupa’nın devlet anlayışına baktığın zaman Roma’ya dayanıyor… Hepsi zamanında bir yerlerde Roma ismini almışlar. Roma, oligarşik bir devlet, tamamen kâra, paraya, avantaja ve fethe dayanıyor. Bunların demokrasisi var. O demokrasiye bakıyorsun, Yunan Demokrasisi. Yunan Demokrasisine bakıyorsun; demokrasi yalnız zenginler için. Diğer insanlar için demokrasi filan yok, köleye yok, kadına yok, çocuğa yok, yabancılara yok. Sadece orada doğmuş erkekler için demokrasi var. Yani tam bir oligarşi Yunanistan. Peki bunu nereden almış? Kurcaladığın zaman görüyorsun ki Mezopotamya’dan almış. Mezopotamya neren almış? Eski Mısır’dan. Şimdi burada bir kapalı devre var. Bu kapalı devre Avrupa’yı yapıyor. Bizim batı Avrupa dediğimiz Allah’ın belası örgüt buradan geliyor, bunlar tam manasıyla oligarşik; bir azınlık hakimiyeti üzerine kurulu ve tamamen her şeyi kâr açısından düşünen kişiler… Halbuki Asya böyle değil. Asya ölümü üç bin sene evvel keşfetmiş. Dünyanın asıl kralı ölümdür, diyor. Bir kere onu aşmış. kincisi servet duygunu aşmış…Asya için aslolan dünyadaki hayatını doğru dürüst yaşayıp, çekip gitmek… Onun için Birleşik Amerika, Vietnam’da kaybediyor, onun için Pakistan’da, Afganistan’da kaybediyor, onun için Irak’ta rezil oluyor. Netice tamamen Amerika’nın aleyhine dönecek. Bir kere Asya’da henüz pekişmemiş, yerleşmemiş olan üniteler devlet fikrini sağlamlaştıracaklar. Bu sayede taş gibi olacak. Asya, çünkü biz de bile görünmeye başladı262.” Irak’ın, Afganistan’ın, Pakistan’ın vs. kısacası Asya’nın kendine özgü bir kültürü var. Hâlbuki Amerika’nın 250 yıllık geçmişinde bir kültürü olmamıştır. Irak’ın işgalinde ilk yapılan işler müzelerin talan edilmesi, tapu ve sicil kayıtlarını imha edilmesi v.b. şeylerdir. Halkın değer verdiği kıymetlerin hiçe sayılması, zorla bazı şeylerin kabul ettirilmeye çalışılması Irak halkanın despotizmi dahi savunur ve arar duruma gelmesine sebep olmuştur. Amerika’nın kendi ekseninde düşünmesi ve planlarını yapması, karşısındaki ülkenin dinini, kültürünü, dünya görüşlerini bilmeden hareket etmesi yaptığı girişimlerin kendi aleyhine dönmesine sebep

262

y.a.g.e., s.75-76.

157

olmaktadır. Atilla lhan’ın Amerikalıların bu tutumu hakkındaki bir esprisi var; “Amerikalılar dünyayı filmleri gibi sanıyorlar, kendi çektikleri filmlerde hep kendileri kazanıyorlar. Zannediyorlar ki her yerde öyle olacak263.” “Roma’da politika, devlet yönetimi, din ve buna ait büyük işler bahsettiğiniz bu küçük azınlığa ait. Yalnızca küçük bir azınlık bu işlerle ilgilenir. Peki halk? Halk safahatla ilgilenirdi zengindiler, çünkü para vardı. Başka? Gladyatörlerle… Ve ticaretli ilgilenirlerdi. Halka bunları bırakmışlardı. Halktan çok büyük bir kültür beklenmezdi ve böyle bir şeye gerek yoktu… Avrupa’yı kendi haline bıraktığın zaman Roma’nın bütün bu özellikleri olduğu gibi hepsinde var. Amerika’da, tamamen var. Amerika’da politikayla uğraşanlar bir avuç azınlık, onlar da aslında büyük sermaye patronların özel uçakları… Sistem aynı Roma gibi gidiyor. Roma nasıl çalışıyorsa, Batı dediğimiz sistem aynen, aslında Mısır gibi demek daha doğru olur. Orada başlamış. Yani köleler olacak, onların üzerinde halk olacak, onların üzerinde asıl yönetici olacak.264”… Eski Mısır ve Roma sahnesi yeniden sahneye koyuluyor. Senaryo önceden yazılmış, Amerika efendi yani asıl yönetici, Avrupa Birliği Orta tabaka, Ortadoğu ve Asya ise köle konumunda görülmektedir. Amerika kendi halkını özellikle cahil yetişiyor. Bir kısım azınlık ise ayrı bir eğitime tabi tutuluyor, onlardan ayrı yerde yaşanıyor. Fransa’nın klasik manada laik, demokratik olması Amerika’nın düşmanlığını kazanmalarına sebep olmuştur. lhan şöyle diyor: “Bunları istemedikleri için ne istiyorlar? Bunların hepsi kötü, bunların kökünü kazımak lazım, diyorlar… Yani demokrasiyi kazıyacağız. Açıkça söylediği bu. Bir oligarşi olacak, bir para oligarşi dünyaya hükmedecek, bunların mantığı bu. Ama hataları oluyor. Hataları hep olur, çünkü bir şeyi hep unutuyorlar. Büyük fatihlerden Asya’ya gidip de başarı kazanan yok. Ne skender, ne Napolyon! Hiçbiri başaramamıştır. Asya’ya girdin mi kayıpsın… Bu mantığı göremiyorlar. Asya’nın çok başka bir kavim olduğunu, Asyalıların çok başka insanlar olduklarını, olaylara başka türlü baktıklarını göremiyorlar. Hakikaten de öyle bakıyorlar265.”

263 264

y.a.g.e., s.76. y.a.g.e., s.77-78. 265 y.a.g.e., s.78-79.

158

lhan’ın bu sözlerinde de görüyoruz ki karşımıza yine doğu-batı farkı çıkıyor. Doğu ya da Asya Amerika için muğlâktır, bilinmeyendir. Ama onlar bunun farkında değildir. “Doğu dünyevi şeyleri ciddiye almıyor, çünkü geçici olduğunu biliyor hepsinin. Şöyle demiş Dugin….‘ stanbul Türklerin eline geçinceye kadar Roma ile Konstantinopal iki ayrı ve farklı dünya idi. Yani Roma ile Bizans. Jeopolitik, siyasi, iktisadi ve kültürel çıkarlarıyla olduğu kadar bütün entelektüel inanç mutlaklığı ve mantıksal bağımlılığı ile de böyleydi bu. Böylece kiliselerin farklılığını önceden yansıtan ve belirleyeni, tevile mahal bırakmayacak şekilde önceden tespit edilmiş iki büyük Hıristiyan olan oluşuyordu’. Birbirlerinden ayırıyor. Bunlar birbirlerinden farklı şeyler. ‘Batı, Thomas Aquinas’ın akılcı, rasyonel teolijisine dayanmaktadır. Doğu ise Aziz Geregory Palemos’ın metinlerinde parıldayan mistik teoloji çizgisine dayanmıştır. Palemos’a karşı Thomas Aquinos. şte Hıristiyan Doğu ile Hıristiyan Batının jeopolitik ikililiğini iç yüzünü yansıtan gerçek. Teolojik bir formül. Ortadoğu ve yerel kiliselerin vaazlarındaki yorumlar ve buna karşılık Katolik yani rasyonel bir teoloji… Çok net görünüyor, kendilerini katiyen onlardan saymıyorlar. ‘Böyle bir alakamız yok, onlar çok başka’ diyorlar. Çünkü burada Roma ağır basıyor. AB, aslında Roma-Germen mparatorluğu… On iki tane de yıldızı koydular oraya. On iki tane azizleri vardır. Yani neticede, nereden bakarsan bak, aynı yere geliyorsun. Batı aslında bir kere laik değil. Esasında bir tek Fransa laik. ngiltere’de laik değil, Almanya’da laik değil aslında. Bir tek Fransa sahiden laik266.” Bırakın Batı-Doğu farkını, batı-doğu Hıristiyanlığında dahi taban tabana zıt dünya anlayışları var. lhan; Amerikalıların Asya’da hiçbir planların tutmayacağını söylüyor. Ona göre; Amerikalılar tahminleri; gerçek olarak ele alıyorlar. Aynı sebepler her yerde aynı sonuçları doğurur sanıyorlar. Batı’nın temel hatası bir başka zihniyeti, bir başka gerçekliği getirip herhangi bir topluma monte etmeye çalışmasıdır. “Batı’nın genel hatası budur. Doğu’nun akıllığı da budur. Biz büyük bir imparatorluk kurduk, kısa bir zamanda nasıl kurduk? Çünkü Türkler girdikleri yerde kimsenin dinine, diyanetine karışmadı. Ne isterlerse yapsın dedik. Baskı yapmadık, tepelerine binmedik. Baskı yapmayınca onlar bir müddet sonra kendiliğinden bize sadakat

266

y.a.g.e., s.79-80.

159

göstermeye başladılar… Halbuki Batı öyle değil, Batı bir yere girdiği zaman dinini değiştirmeye kalkışıyor. Tabii o zaman da o halkın içerisinde şu kadarcık bir ulusal bilinç varsa hemen sivriliyor267.” Batılı insan doğudaki insanları da kendileri gibi düşünüyor ve öyle hareket ediyor. Doğu insanı batılı kültürden tamamen farklı. Batılı insan paradan başka bir şey düşünmeyen, dünyevi şeylere önem veren insandır. Batılı insan için maneviyat değil maddiyat ön plandadır. Ve hiçbir şey uğruna ölünür veya hayatını feda edeceği bir şey değildir. Fakat doğu insanı ölümü tanır. ngiltere Hindistan’ı asırlarca esir tuttu. Sonunda Hintliler kendilerini aç bırakarak, hiçbir silah kullanmadan bağımsız oldular. Yani maddi hayatın bittiği yerler vardır. şte Batı insanı buna yabancıdır ve anlayamaz da. Atilla lhan 17. yy.’da başlayan batı hakimiyeti sonuna geldiğini

söylemektedir ve şöyle devam ediyor: “Bundan sonra artık Batı yeryüzüne hakim olamayacaktır. Avrasya, uygarlığın yükselen beşiğidir, arkadan Afrika gelebilir. Ama şimdi sıra Avrasya’dadır. Avrasya yükseliyor. Avrupa ülkeleri birer avuçluk nüfuslardır. Küçük ülkelerdir hepsi, onun için birleşmeye kalkıyorlar. Amerika’da kendinden ibarettir. Halbuki Çin’i bir düşün, üç tane Amerika eder. Bunlar bitmeyen kaynaklara sahip çok güçlü ülkeler, kullanılmamış çok zenginliği var bu kıtanın… Eskiden sadece Amerika nükleer güçken hadi korksunlar. Ama şimdi korkmuyorlar ki onlarda da var. Sen fırlat bir füze bu defa o da sana atacak, iş tabi çok zorlaşacak268.” Dünyada dengeler değişmektedir. Ve ABD tek güç değildir. 2.) Anıl ÇEÇEN Ortadoğu’da yer alan bölgelerin bir bütün olarak görülmesi ve bu bölgede otoriteyi sağlayacak bir siyasal yapılanmanın gerçekleştirilmesi doğrultusunda her dönemde ve her siyasal güç tarafından Ortadoğu’yu genel olarak büyük sınırlar içerisinde ele alan bazı yaklaşımlar ve projeler geliştirilmiştir.269 Ortadoğu ülkeleri daha da büyümek amacıyla Ortadoğu’yu kendi kontrolleri altına almak ve sınırlarını genişletmek istemişlerdir. Tarihte de devletler dünyaya
267 268

y.a.g.e., s.82-83. y.a.g.e., s.87. 269 ÇEÇEN, Anıl; “ABD ve ordusu srail lobilerinin taşeronu olarak bölgeye gelmiştir”. Büyük Ortadoğu Kuşatması, Röp. AKAR, Atilla; Timaç Yay., s.101.

160

egemen olmak istediklerinde kendilerinin merkezinde oldu bir Ortadoğu hegemonya alanı oluşturmaya çalışmışlardır.” Ortadoğu bölgesi konumu gereği böylesine büyük siyasal yapılanmalar için elverişli olduğu için, büyümek isteyen devletler Ortadoğu alanında daha büyük bir Ortadoğu arayışı içerisinde olmuşlardır. Bölge ülkeleri bütün bölgeyi kendi kontrolleri altına alabilmek için böylesine bir projeyi her zaman için kendi güvenlikleri açısından zorunlu görmüşlerdir270.” Bölge ülkeleri kendi yayımları ve güçlenmeleri açısından Büyük Ortadoğu’ya yönelirken, bölge dışı ülkelerde dünya egemenliği açısından Ortadoğu’yu kontrolleri altına almak istemişlerdir. Anıl Çeçen projenin açıkça yeniden gündeme gelmesini sebebini şöyle açıklamaktadır: Amerika Birleşik Devletleri ile ngiltere arasındaki Anglosakson ittifakının, dünya egemenliği projesi doğrultusunda dünyanın jeopolitik alanlarını kendi yönetimleri altına almak istemeleridir271. Bu emperyalist amaçlı hareket Büyük Ortadoğu Projesi görümü altında sunulmaktadır. “Her proje bir yeni yapıyı gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Bütün inşa projelerinde yeni bir binanın yapılması hedeflendiğinde, önce arazinin durumuna bakılır. Eğer arazide eski bir bina ya da gecekondu gibi inşaat kalıntısı varsa, öncelikle bu eski yapıların yıkılmasına verilir. Siyasal yapılarda da benzer bir durum vardır. Eğer bir ülke ya da bölge için yeni bir proje geliştirilmişse, bunun gerçekleşme aşamasın gelebilmesi için öncelik, eski yapıların yıkılmasına verilir. Bir anlamda yeni proje sahipleri eski devletlerin ya da siyasal yapıların yıkıcılığına öncelik verirler272.” Yani Çeçen; projeni uygulanma sürecinde ve hedeflerin gerçekleştirme aşamasında eski yapılara yer yoktur. Avrupa Birliği süreci içerisinde Türkiye’den istenenlerde olduğu gibi, ABD ve srail merkezli bir Büyük Ortadoğu Projesi içinde Türkiye’den sürekli olarak bir şeyler istenmekte ve bunlar ülkemiz ile devletimizi hızlı bir tasfiye aşamasına getirmektedir. Avrupa ya da Ortadoğu Birleşik Devletleri gerçekleştiği aşamada,
270 271

y.a.g.e., s.102. y.a.g.e., s.102-103. 272 y.a.g.e., s.103.

161

bugünkü Misak-ı Milli sınırları içerisinde var olan Türkiye Cumhuriyeti ulus devleti olamayacaktır. Her iki bölgesel konfederasyon projesinde de Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet yoktur, ancak Türkiye’nin ülkesi üzerinde oluşturulmuş eyaletlerin yer aldığı bir yeni federasyon yapılanması olacaktır273. Bu süreç, demokrasi insan hakları, küreselleşme, özelleşme gibi bir takım cilalı sözlerin arkasına saklanarak uygulanacaktır. BOP, Çeçen’e göre; srail merkezli bir siyasal yapılanmayı hedeflemektedir. Yahudi ve Hıristiyanlar kendi kutsal topraklarına dönebileceği, kozmopolit bir yapının arayışı içerisindedir. Büyük Ortadoğu’nun eski Bizans mparatorluğu gibi kozmopolit ve gayrimüslim bir yapıda olması hedeflenmektedir. Bölgede Müslüman olmayan topluluklar ön plana çıkarılmakta, Yahudilerin slam dünyası içerisinde egemen olması planlanmaktadır. slamiyet’in bölgede egemenliğine son vermek için de Ilımlı slam gündeme getirilmekte ve olası slami direnişi önlemek istenmektedir. Çeçen; Türklerin ve Arapların bölgeden dışlanmasıyla Yeni Bizans’ın kurulacağını söylemektedir. “Böylesine bir projenin gerçekleştirilme aşamasında Türkiye öncelikle ortadan kaldırılması gereken bir ulus-devlettir. Türkiye ulusal ve üniter devlet yapısı ile yeni projenin esasları ile çelişmektedir. Türkiye ile beraber Suriye, ran, Suudi Arabistan ve Mısır gibi büyük üniter devletler de ortadan kaldırılacak ve bunların srail boyunda küçük eyaletlere bölünmesiyle Ortadoğu’da Balkanizasyon süreci gerçekleştirilecektir274.” Çeçen BOP’un kolay kolay gerçekleştirilemeyeceğini söylemektedir. Proje bölge koşullarıyla uyum sağlamayan bir girişimdir. “Gerçekçi bir girişim değildir, çünkü bütün bölge ülkelerini ve dünya güçlerini karşısına alan bir projedir. Bu hali ile gerçekleşme şansı hiç yoktur275.” Bölge ülkeleri ve bölgenin Müslüman ve Arap halkları bu girişime karşı durdular. Sadece Türkiye tavrını net olarak ortaya koyamadı. Çünkü ABD ve srail baskısı altında zorlanmakta. Çeçen; ABD- srail ittifakının elindeki en büyük kozunda Türkiye’yi bölgede kullanmak olduğunun anlaşıldığını söylemektedir. Bölge ülkelerinin tepkileri de BOP’un gerçekleşme
273 274

y.a.g.e., s.103-104. y.a.g.e., s.104. 275 y.a.g.e., s.105.

162

şansını azaltmaktadır. Hiçbir devlet ya da uluslararası kuruluş proje için ABD ve srail’i desteklememektedirler. ABD’nin dünya ülkelerinin desteğini anlamamasını sebebini ise dünya karşısındaki imajını yitirmesine bağlamaktadır. nsan hakları konusunu sürekli dile getiren ve başka ülkelere karşı baskı araç olarak kullanan ABD’nin, Vietnam’daki işkence ve insan hakları ihlâlleri şimdi ise Irak’taki sergilediği tutum dünya gözünde sabıkalı görünmesine neden olmuştur. ABD’nin Ortadoğu seferinin birinci yıldönümünde bütün sonuçlar her açıdan olumsuz görünmektedir. Olaylar hiç de okyanus ötesinde hesaplandığı gibi gelişmemiştir. Evdeki hesap çarşıya uymayınca, bu kez olumsuz gelişmeler birbirini izlemeye başlamış, bölgeye demokrasi götürdüğünü iddia eden ABD tam bir insan hakları katledicisi durumuna düşmüştür. Teknolojik, ekonomik ve askeri olarak dünyanın en büyük süper gücü konumundaki ABD en büyük dış dinamik olarak projeyi bölgede zorlamaktadır, ne var ki, bölgenin zor koşulları bütün diğer emperyalistleri olduğu gibi yeni saldırgan ABD’yi bölgenin dışına itmektedir276. Bölgedeki ülkeler açısından BOP’a bakılırsa, durumun pek de olumlu oldu söylenemez, çünkü var olan bütün ülke yapılarının yıkılması ve Balkanizasyon sürecindeki gibi ortaya çıkacak küçük eyaletlerin devletleştirilmesi düşünülmektedir. Var olan bölge devletleri statülerini korumak istemektedirler… Her rejim ve de her devlet tehdit algılamaları doğrultusunda kendisini korumak ister. Büyük Ortadoğu Projesi, taşıdığı Balkanizasyon eğilimi ile bütün bölge ülkeleri için tehdittir… ABD ile bölge ülkeleri şimdiki koşullarda bu tür bir karşı karşıyalık içerisindedirler277. ABD, bölgedeki rejimlerin demokratik süreçlere sokularak değiştirilmesini teşvik ediyor gibi görünüyor. Fakat son zamanlarda da gördüğümüz gibi ABD’nin adımları demokratik değil, askeri-savaşçı ve yıkıcı. Bu tutumuna ilişkin olarak Çeçen şunları dile getiriyor: ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinden önce, küreselleşme dönemindeki demokrasi anlayışını ele almakta yarar vardır. çünkü ABD, BOP ile bölgeye demokrasi götüreceğini ileri sürmektedir. Bu iddia gerçek dışıdır. Amerikalıların küreselleşme için öngördüğü demokrasi anlayışı, yeni demokrasi
276 277

y.a.g.e., s.107. y.a.g.e., s.108.

163

olarak anlaşılmaktadır. Eskisi gibi çoğunluğun egemen olduğu bir klasik demokrasi değildir, dışarıdan kullanılan yeni bir demokrasi anlayışı gündeme getirilmektedir. ABD, yıllardır Türkiye’ye yaptığı gibi nasıl Güneydoğu insanlarını ayrı bir etnik grup olarak Türkiye’ye kabul ettirmek istiyorsa, Irak, Suriye, ran ve Mısır’da da yeni azınlık grupları oluşturarak bu toplumları bölmeyi ve azınlıklar aracılığı ile çoğunlukların, emperyalizmin etkisi altına girmesini gündeme getirmek istemektedir. Demokrasi ile halkın ya da ulusun egemenliği değil, azınlıkların kullanılmasıyla halkların ve ulusların emperyalist hegemonya altına alınması hedeflenmektedir. ABD Büyük Ortadoğu Projesi ile bu yöntemi bütün bölgeye yaymanın çabası içindedir. Böylece var olan devletleri devre dışı bırakmanın ve halkları kullanarak küçük eyaletler yaratması politikalarını geliştirmektedir. Demokrasi bölge ülkeleri için değil, srail ve ABD’nin kendi güdümlerinde bölgesel konfederasyon kurabilmelerini yöntemi olarak gündeme getirilmektedir278. Savaşçı yöntemlerle, şiddetle hiçbir ülkede demokrasi kurulamaz, ancak işgal gerçekleştirilebilir. ABD’de bu tavrı ve yöntemleriyle Çeçen’e göre Ortadoğu’da ilerleyemez ve bölgeye egemen olamaz. ABD, bölge devletlerini yönetimlerini tercihlerini dikkate almamaktadır. ran ve Türkiye gibi bin yıllık devlet geleneğine sahip ülkelerin bulunduğu bölgede, elli yıllık ABD ve srail daha dikkatli olmalıdır. 3.) Özcan BUZE Buze, projenin iki önemli yönünden bahsetmektedir: “Bunlardan biri, ABD’nin Fas’tan Pakistan’a kadar 22 ülkeyi kapsayan ‘Büyük Ortadoğu’ coğrafyasının siyasal, askeri ve ekonomik yapısını kendi çıkarları doğrultusunda yeniden belirlemesi, ikincisi de, ABD’nin kendi müttefiklerini denetleme aracı olarak yeni bir tehdit kavramına göre yeniden yapılandırılacak olan NATO’nun devamının sağlanması279 (No:2, s.165) Birinci yönü açarsak ABD’nin rakiplerine karşı stratejik üstünlüğünü sağlaması için hem Ortadoğu’nun denetimin elinde bulundurması hem de komşu bölgelerdeki enerji kaynaklarını denetim altında tutması gerekiyor. Buze, ikinci yönü ile ilgili olarak ta şunları söylüyor: “ kinci Dünya Savaşı sonrasının iki
278 279

y.a.g.e., s.109. BUZE, Özcan; a.g.e., s.165.

164

kutuplu Dünya nizamında, ABD’nin müttefiklerini denetim altında tutabilmesi çok önemliydi. NATO bir yönüyle, hatta öncelikli olarak bunun için kurulmuştu… SSCB’de ve onun tarafından denetlenen alanlarda rejim değişikliğine gidilmesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, o zamana kadar müttefikleri denetim altında tutmaya ‘komünizm tehdidi’ de ortadan kalkmış sayıldı… Bu durumda ‘komünizm tehdidi’nin ortadan kalktığı ilan edildiğinde ya yeni bir tehdit bulunacaktı ya da NATO Avrupa ve Atlantik kanatlarından ayrışarak ortadan kalkacaktı…Bu durumda ABD, tek Kutuplu Dünya iddiasını sürdürecekse, kendi belirlediği yeni bir ‘ortak tehdit’i eski müttefiklerine kabul ettirmek zorunda olduğu görünüyor…ABD böylece yeni ‘ortak tehdit’ sayesinde bir yandan Ortadoğu’yu denetlerken, öte yandan rakiplerini de kendi dünya egemenliği projesine katarak ayrı baş çekmelerini engelleyecek ve dizginleyecek280.” 1975 yılında Helsinki Nihaî Senedi’nin imzalanmasıyla başlayan süreç, Doğu Bloğu’nun darmadağın olmasıyla sonuçlandı. Varşova Paktı, tek kurşun atılmadan yenilgiye uğratıldı; SSCB ve öteki Doğu Avrupa ülkelerinde rejim değişti. Kimileri parçalandı. Büyük kısmı Batı dünyasına entegre edildi. Şimdi BOP ile Ortadoğu ülkelerinde de aynı şey yapılmalı diye düşünüyorlar. Helsinki Süreciyle nasıl SSCB dağıtılmış, Çekoslovakya barışçıl yoldan, Yugoslavya da savaşla dağıtılmış ve öteki Doğu Avrupa ülkeleri sisteme entegre edilmişse, aynı şekilde BOP ile de, kâh zorla kâh güzellikle, Ortadoğu’daki büyük ülkeler (Türkiye, ran, Suriye, Mısır, Suudi Arabistan) dağıtılacak, diğer küçük ülkelerle birlikte sisteme dahil edilecek. Ancak bunun için, öncelikle varolan ulus-devletlerin bölünmesi ve kalıntılarının etnik ve mezhepsel site devletlerine dönüştürülmesi gerekiyor281. 4.) Suat PARLAR Parlar; Amerika’nın Ortadoğu’ya yönelmesinin hegemonya kriziyle bağlantılı bir durum olduğunu söylemektedir. ABD’nin hegemonya krizi siyasi, ekonomik ve ideolojik açıdan Ortadoğu’yu gösterdi. Şu anda dünya enerji kaynaklarının önemli bir bölümünün Ortadoğu’da bulunması, dünyanın en önemli yer altı sularının burada
280 281

y.a.g.e., s.166-167. y.a.g.e., s.172

165

bulunuyor olması gerekçelerden biridir. Bir diğer noktada insanlığın en önemli kültürel birikimlerinin Ortadoğu kökenli olmasıdır. Gerek semavi dinler açısından gerekse ideolojik renklilik açısından Ortadoğu, tarihin ve ideolojilerin sonunu ilan eden Amerika’nın bir bakıma yenilgiyi kabul etmek mecburiyetinde kaldığı bir siyasi coğrafyadır. “Dünyanın en önemli su yolları buradan geçer ve Amerika’nın jeopolitiği buna dayalı bir jeopolitiktir. ABD’nin stratejisi mavi su stratejsidir…Avrasyacılık nasıl karasal bir hareket ise Anglo- Sakson ve AngloAmerikan çözümlemeye göre de, jeopolitiğin Amerikanlaşmış şekli esas olarak su yollarını ve deniz yollarını temel alır. Böyle baktığımız zamanda Ortadoğu, limanlarıyla, su yollarıyla, Avrasya’yı kuşatan kenar topraktır282.” Bunlara hakim olamayanda dünyaya hakim olamaz. Bu bağlamda da BOP, ABD’nin stratejik çıkarlarına, ihtiyaçlarına cevap veren bir projedir. Parlar; ABD’nin birçok alanda Japonya ve Avrupa Birliği karşısında geride olduğunun da altını çiziyor. Bir de bunun dünyanın en borçlu ülkesi olması gerçeğini ekleyebiliriz. “Şu anda ABD’nin 9 trilyon dolarlık muazzam bir borcu var. Bütçe açıkları her yıl 500 milyar dolarla istikrar kazanmış vaziyette. Sosyal dokusunda müthiş bir çürüme yaşanıyor… ABD açısından bunu çözmenin bir yolu var; krizi dışarıya yansıtmak, krizi küreselleştirmek. Krizi ihraç etmek. Bunun askeri, ideolojik, hukuki ve sosyal ayakları var. Ortadoğu tüm bu ayakların birleştiği alan.” ABD’nin bu bölgede doğrudan denetimi, rakiplerine karşı kendisine büyük bir veto gücü verecek. Parlar; Projeyi Amerika’nın sunduğu biçimde değil de arka planına bakarak değerlendirmeliyiz diyor. “Bir kere bu proje, Washington mutabakatıyla açılan neoliberal kodların Liberal kodların Ortadoğu’ya dayatılmasıdır. Demokrasi, insan hakları ve serbest piyasa; baba, oğul, kutsal ruh üçlemesi! Kutsallaştırılmış ve bir misyona bağlanmış bir yaklaşım283.” Bu üçlünün küreselleşme adı altında Amerikan nasyonalizminin saldırısı anlamına geldiğini söylemektedir.

282

PARLAR, Suat; “BOP, Vahşet ve şiddet vat ediyor. Çözümsüzlüğü barış olarak sunuyor” Büyük Ortadoğu Kuşatması, Röp: AKAR, Atilla, Timaş Yay., s.139. 283 y.a.g.e., s.140.

166

Parlar; bu üçlünün aslında tam tersi bir anlam ve amaç içerdiğini söylüyor. Demokrasi ile; düşük yoğunluklu çatışma denilen süreçler sonucunda ezilmiş kitlelere kabul ettirilen tekeller demokrasisi, insan hakları ile; uluslar arası firmaların yatırımları ve uluslar arası hukukun çiğnenerek yatırımlarının güvence altına alınması, serbest piyasacılık ile de; dünyanın kaynaklarını kontrol altında tutan en tepedeki 500 şirketin çıkarlarının savunulması kastedilmektedir. Dolayısıyla proje bölgeye vahşet demokrasisi getirecektir diyor. “ slam’da şu hale getirilecek; Müslüman olmayan slam, rehabilite edilmiş slam. Neo-liberal kodlarla uyum sağlamış, onların tabiriyle ılımlaştırılmış, bütün tarihsel birikiminden koparılmış ve kendi içinde ayrıştırılmış, birbiriyle çatışma içerisine sokulmuş bir slam… Bu aynı zamanda bölgedeki slamî toplumların yeni tür bir kölecilikle karşı karşıya kalması anlamına gelecektir284.” Parlar’a göre ABD bölgede birincisi, srail’in askeri varlığına güveniyor. kincisi, srail’e göre çevre ülkeler olarak tabir edilen Türkiye, Ürdün ve Hindistan’a güveniyor. Ürdün ve srail mutlak olarak ABD ile ortak hareket edeceklerdir diyor. Mısır’da da şu anda rejimin bir meşrutiyeti yok ve srail’den sonra ABD’den en fazla yardımı olan ikinci ülke konumunda. Türkiye’nin durumununsa şimdilik belirsiz olduğunu söylüyor. “Bu stratejik ayaklar aynı zamanda stratejik hedeflerle de uyum içerisinde. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin şu anda en önemli amacı, bölgede srail’in yaşatılması ve srail’le hiçbir bölge gücü arasında askeri bir paritenin olmaması…Aynı zamanda srail’in, bölgede planlanan yeni ekonomik oluşumlarda merkezi bir role sahip olması isteniyor285.” “ABD, hiçbir projesini bu bölgede işletebilecek durumda değil. Birincisi, halkların nezdinde inandırıcılığını yitirmiştir. kincisi; ‘ slam’ın ehlileştirilmesi’ projesinde Türkiye gibi bir ülkenin model olarak sunulması son derece gülünç olur… Çok büyük kurumlar yoktur. Türkiye’de ikincisi, ‘ slam Türkiye’de yıllarca Soğuk

284 285

y.a.g.e., s.142. y.a.g.e., s.143.

167

Savaş’ın hizmetinde olmuştur. Üçüncüsü, Türkiye’deki

slami bilinç, Kur’an

kurslarında öğretilenlerden ibarettir. Büyük bir slami merkezler yoktur286.” Parlar’a göre; bu proje tutmaz ama Ortadoğu ülkelerindeki anti-Amerikancı, anti-emperyalist güçlere darbe vurabilir. Bunun bir ayağı da suikast politikalarıdır. Bu anlamda mevzi kazanabilirler. “Amerika, şu anda çürümekte olan bir küresel hegemonyayı temsil ediyor. Hegemonya krizi o kadar açık ve rakamlara dökülecek boyutlarda ki! 500 milyar dolar bütçe açığı, 9,5 trilyon dolar dış borcu olan bir ülkenin Ortadoğu gibi inanılmaz ölçüde karmaşık çelişkilere sahip bir bölgede, üstelik de haritayı genişleterek başarılı olması mümkün değil. Bir nedeni daha var bunun; Büyük Ortadoğu Projesi aynı zamanda Rusya ve Çin’e yönelik meydan okumadır287.” “Türkiye’nin BOP içerisinde bütünlüğünü koruma ihtimali yoktur. Çünkü bu aynı zamanda Türkiye’de milli devletin parçalanması projesidir ve Şark Mesele’sinin ikinci perdesidir. Birinci perde, Osmanlı mparatorluğu’nun parçalanmasıdır. Yirmi altı devlet çıkardılar Osmanlı’dan. Şimdiyse Osmanlı’nın bakiyesi olan ve yârin ne yapacağı belirsiz olan bir gücün parçalanması söz konusudur. BOP, Şark Meselesi’nin ikinci perdesidir288.” 5.) Mustafa Sıtkı B LG N Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kökleri kinci Dünya Savaşı’na kadar uzanan bir geçmişe sahiptir… Yeni Dünya Düzeni’nde Ortadoğu bölgesi sahip olduğu kültürel, dini ve tarihi özellik ve farklılıkları nedeniyle ne Doğu Bloku ve ne de ABD’nin lideri olduğu Batı Bloku’ nun kültürel ve siyasi yapısıyla benzerlik gösterdiğinden dolayı iki blok arasında bir tampon ve geçiş bölgesi olarak yerini almıştı. Ancak, her iki blok da, sahip olduğu jeopolitik ve jeo-stratejik konumu ve petrol kaynakları nedeniyle Ortadoğu bölgesini kontrol etme yarışına ve

286 287

y.a.g.e., s.145. y.a.g.e., s.146. 288 y.a.g.e., s.161.

168

mücadelesine girmişlerdir.289 Ve Bilgin’e göre; Ortadoğu coğrafyasına sahip olunmadan, hakim olunmadan büyük güç olunmazdı, olunsa dahi uzun sürmezdi. Bilgin; soğuk savaş döneminin sona ermesinden sonra SSCB’nin

yıkılmasından sonra Ortadoğu’da bir güç boşluğunun oluştuğunu söylemektedir. Bu güç boşluğunu da küreselleşme doldurmuştur. Bu yeni düzene de bölge ülkelerin ayak uydurmaması ve bölgenin adeta batının ekonomik, siyasi, kültürel istilasına uğraması Ortadoğu’da Batı karşıtlığını, düşmanlığını körüklemiştir. Yine bölgede ekonomik ve sosyal refahın sağlanamaması, insan hakları ihlalleri, sosyal sorunların büyümesi ve bunlar için çözüm üretilmemesi bölge haklarının ABD’ye karşı olumsuz düşüncelerini arttıran bir diğer etkenlerdi. Bilgin; siyasi sebep olarak da başlıca nedenin, ABD’nin Arap- srail meselesindeki yanlı politikasının olduğunun altını çizmektedir. Bunun dışında yine siyasi sebeplerle ABD’nin Ortadoğu’da yeni üsler kurması, yeni kuvvetler sevk etmesinin bölge halkının kin ve nefretini artırdığını söylemektedir. Soğuk savaş sonrası bölgede oluşan bu durum radikal örgütlerin ortaya çıkmasına ve bu örgütlerin tüm bu durumlardan sorumlu tuttukları ABD ve Batı’ya savaş açmalarına sebep olmuştur. Bilgin’e göre; Artık batı dünyası yeni bir savaşın içindedir. Komünizmle soğuk savaş bitmiştir, radikal slam’la soğuk savaş başlamıştır. “Özellikle 11 Eylül hadisesinden sonra ABD, yaptığı bazı yanlışların farkına vararak Ortadoğu’daki çürümüş ve modası geçmiş rejimlerin Amerikan düşmanı ürettiğin fark etmiş ve kendisine karşı yükselen radikalizmi kırmanı çaresini bölgeye demokratikleştirmede bulmuştur. Bu çözüm planı, ismi malum cismi meçhul olan BOP çerçevesinde ortaya atılmıştır290.” Bilgin’e göre; BOP’un asıl hedefi, Ortadoğu’da ABD’ye yönelen

radikalizmin, karşıtlığını kökünü kazımaktır. Ve bölgedeki kontrolü sağlayabilmedir. Projenin gerçekleştirilmesi siyasi olarak bölgenin demokratikleştirilmesi, ekonomik olarak liberalleştirilmesi, kültürel olarak da inanç ve ideolojilerin ılımanlaştırılması şeklinde öngörülmüştür.
289

B LG N, M. Sıtkı; ‘BOP ölü doğmuş, bir plandır ve başarı şansı çok azdır” Büyük Ortadoğu Kuşatması, Röp. AKAR, Atilla, Timaş Yay., s.128. 290 y.a.g.e., s.129.

169

Bilgin’e göre; “netice olarak projeyi ortaya atanlar ile projeden etkilenenler arasında ortak bir hedef birliğinin olmaması ve proje mimarlarının bölge halkları nezdinde iyi bir sicile sahip olmaması gibi temel etkenler sebebiyle BOP ölü doğmuş bir plandır ve başarı şansı çok azdır291.” Bilgin projenin önündeki handikap olarak ABD’nin özellikle 11 Eylül olayından sonra güvenlik ve askeri boyutlu cebir ve şiddete dayanan srail veri yöntemler ve stratejiler takip etmiş olmasını dile getirmektedir. Bu metotta Ortadoğu’daki sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi sorunları ağırlaştırmıştır. Geleneksel yapıya sahip bölgede belli bir sosyal, kültürel ve ekonomik seviyeye erişilmeden yeni bir bölgesel düzenin kurulması mümkün olmayacaktır. Gerekli alt yapı olmadığı için, Filistin meselesi de ortada dururken BOP gibi proje Ortadoğu’ya uyum sağlayamaz. “BOP mevcut ABD stratejisi çerçevesinde zorla uygulamaya konması durumunda şiddetli bir karşı tepkiye neden olacaktır. Şu anda başta ABD olmak üzere Batı tarafından slam radikalizme karşı başlatılan ikinci ‘Soğuk Savaş’ dönemi devam ettirilmektedir. Bu savaşın ılımlılar da dahil tüm slam dünyasına sıçrayıp sıçramayacağı Batı’nın ve ABD’nin bölgede takip edeceği politikalarla yakından ilgili olacaktır. Proje eğer Ortadoğu halklarının ihtiyaçları göz önüne alınarak tanzim edilirse ve doğru bir metot takip edilerek uygulamaya konulur ise elbette bölge için çok faydalı bir plan olacaktır. Ancak, BOP mevcut haliyle bu asgari şartları taşımamaktadır292.” Bilgin’e göre; genelde slam dünyasının, özelde Arap dünyasının kanayan yarası olan srail-Filistin sorununa çözüm getirilmeden BOP’ta dahil Ortadoğu’da hiçbir projenin uygulanma şansı yoktur. 6.) Alpaslan IŞIKLI Işıklı’ya göre BOP; geniş kapsamlı ve kökleri derinlerde olan tarihsel bir sürecin bütünleyicisi olarak ortaya çıkmıştır. Bu sürecin gerçek boyutlarıyla açıklık
291 292

y.a.g.e., s.130. y.a.g.e., s.131-132.

170

kazanması BOP’un da anlaşılmasını mümkün kılacaktır. Öncelikle görmemiz gereken, neoliberalizmin evrensel ve alternatifsiz bir ideoloji olarak dünyaya egemen kılınmak istendiği bir zaman diliminde yaşadığımızdır. Bunun anlamı, 19. yüzyıl vahşi kapitalizminin küresel ölçekte ve yeniden diriltilmesi çabasından ibarettir. Bu çerçevede, sosyal devletin ve genel olarak tüm demokratik kazanımların tarihe gömülmek istendiğine tanık olmaktayız. nsanların ve ulusların iradelerini hiçe sayan, uluslararası laşmış bulunan sermayenin uluslarüstü iktidarı altında yeni bir dünya düzeninin kurulması amaçlanmaktadır… Bu nedenledir ki gerçek anlamda ulus devletlerin varlığı da tehdit altındadır.293 Işıklı’ya göre 19.yy. liberalizmi insanlığı nelere götürdüyse neoliberalizmde benzer sonuçlar doğuracaktır. Liberalizm, ekonomik ve sosyal bunalımlar, faşizm, ırkçılık, şiddet ve dünya savaşlarını doğurmuştur. Neoliberalizm de daha şimdiden pek çoğunu doğurmuştur. Bu süreçte 11 Eylül olaylarını dönüm noktası olduğunu söylüyor ve geçmişteki Reichstop yangınıyla olayları ilişkilendirmektedir. Reichstop yangını geçmişte Hitler’in yükselişine nasıl zemin hazırladıysa günümüzde de Bush küresel kapitalizmi küresel faşizme dönüştürme yolunda, kiz Kuleler ve Pentagon saldırılarından azami istifadeyi sağlamış görünüyor demektedir. Irak işgalinin de, bu saldırının hemen ardından gerçekleştirildiğine dikkati çekiyor. “ zleyebildiğim kadarıyla BOP’da bu saldırının ardından, ilk kez Ekim 2//3’te ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Marc Grossman tarafından, daha sonra 2004 yılı aşlarında Davos’ta, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney tarafından dile getirilmiştir. Olayların kronolojik sıralamasının gözlemi de ortaya koymaktadır ki ABD’nin küresel hegemonya niyetleriyle BOP arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır294.” Işıklı’ya göre dünde bugünde sorunların asıl kaynağını gözlerden gizlemek için ırkçılık ele alınmaktadır. “Küresel faşizm” kitlelere dayatmak açısından da vazgeçilmez bir bahane oluşturan ırkçılık olgusunun ve ‘Medeniyet Çatışması’
293 294

IŞIKLI, Alpaslan; a.g.e., s.116. IŞIKLI, Alpaslan; a.g.e., s.117.

171

safsatasının temel öğesi olarak ‘terörist slam’ın icat edilmiş olması da hegemonyacı niyetlerin ve planların Ortadoğu üzerinde odaklanmış bulunmasıyla bağlantılı görünmektedir.

172

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->