4.

ULUSAL B TK BESLEME VE GÜBRE KONGRES

Bildiriler Kitabı

Editör Prof. Dr. Sait GEZG N Editör Yrd. Yrd. Doç. Dr. Mehmet ZENG N

8-10 EK M 2008 KONYA

Kongre Başkanı : Prof. Dr. Sait GEZG N S.Ü. Ziraat Fak. Toprak Böl. Kampüs/KONYA Tlf: 0332.2232906 sgezgin@selcuk.edu.tr Basım Sorumlusu: Yrd. Doç. Dr. Mehmet ZENG N 4. Ulusal Bitki Besleme ve Gübre Kongresi Sekreteri Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü, Kampüs/KONYA mzengin@selcuk.edu.tr

Kongre Organizasyonu :
www.erkamed.com.tr 0332 320 01 21

Grafik Uygulama:
www.iklimajans.com 0332 236 25 34

Basımevi: 0332 342 51 20 www.unimatofset.com.tr

Yayın Hakları: Bu kitaptaki bildirilerin yayın sorumlulukları yazarlarına
aittir. Yazar izni olmadan tamamen ya da kısmen çoğaltılamaz.

II

SPONSORLAR

ORGAN ZE EDEN KURULUŞLAR

III

IV

KONGRE DÜZENLEME KURULU Prof. Dr. Mustafa ÖNDER (S.Ü. Ziraat Fak. Dekanı) Zir. Yük. Müh. Ali KARACA (TÜGEM Gen. Md.) Dr. S. Ahmet BAĞCI (B. Dağdaş UTAE Md.) Prof. Dr. Saim KARAKAPLAN (Toprak Böl. Bşk.) Prof. Dr. Sait GEZG N (Kongre Başkanı) Yrd. Doç. Dr. Mehmet ZENG N (Kongre Sekreteri) Yrd. Doç. Dr. Mehmet HAMURCU (Kongre Sekreteri) Tütün End. Müh. Mustafa ERDOĞAN (TÜGEM Gn. Md. Y.) Zir.Yük. Müh. Melih EREN (TÜGEM Bitki Besl. Da. Bşk.) Prof. Dr. Cevdet ŞEKER Doç. Dr. Refik UYANÖZ Yrd. Doç. Dr. H. Hüseyin ÖZAYTEK N Zir. Yük. Müh. Zafer ARISOY (B. Dağdaş UTAEM) Arş. Gör. Mustafa HARMANKAYA Arş. Gör. Ümmühan KARACA Arş. Gör. lknur GÜMÜŞ Arş. Gör. Fatma GÖKMEN Uzm. Dr. Emel KARAARSLAN Uzm. Nesim DURSUN

KONGRE DANIŞMA KURULU Prof. Dr. Habil ÇOLAKOĞLU Prof. Dr. Nuri GÜZEL Prof. Dr. Burhan KACAR Prof. Dr. dris KOVANCI Prof. Dr. Nazmi ORUÇ Prof. Dr. Lütfi ÖĞÜŞ Prof. Dr. Turgut SAĞLAM Prof. Dr. Yıldırım SEZEN Prof. Dr. Mümtaz TURGUT TOPBAŞ Prof. Dr. Sevim ZABUNOĞLU

V

KONGRE B L M KURULU Prof. Dr. Nejat AĞCA (Mustafa Kemal Üniversitesi) Prof. Dr. Dilek ANAÇ (Ege Üniversitesi) Prof. Dr. Suphi ARSLAN (Mustafa Kemal Üniversitesi) Prof. Dr. Hamit ATALAY (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi) Prof. Dr. zzet Z. ATALAY (Ege Üniversitesi) Prof. Dr. Orhan AYDEM R (Süleyman Demirel Üniversitesi) Prof. Dr. Haluk BAŞAR (Uludağ Üniversitesi) Prof. Dr. Fethi BAYRAKLI (Ondokuz Mayıs Üniversitesi) Prof. Dr. A. Reşit BROH (Gaziosmanpaşa Üniversitesi) Prof. Dr. smail ÇAKMAK (Sabancı Üniversitesi) Prof. Dr. Burçin ÇOKUYSAL (Ege Üniversitesi) Prof. Dr. Rıfat DER C (Çukurova Üniversitesi) Prof. Dr. brahim ERDAL (Süleyman Demirel Üniversitesi) Prof. Dr. Nevin ERYÜCE (Ege Üniversitesi) Prof. Dr. Sait GEZG N (Selçuk Üniversitesi) Prof. Dr. Aydın GÜNEŞ (Ankara Üniversitesi) Prof. Dr. Hüseyin HAKERLERLER (Ege Üniversitesi) Prof. Dr. Hayriye BR KÇ (Çukurova Üniversitesi) Prof. Dr. Ali NAL (Ankara Üniversitesi) Prof. Dr. Mustafa KAPLAN (Akdeniz Üniversitesi) Prof. Dr. Hasan KAPTAN (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi) Prof. Dr. lhan KARAÇAL (Ankara Üniversitesi) Prof. Dr. M. Rüştü KARAMAN (Gaziosmanpaşa Üniversitesi) Prof. Dr. A. Vahap KATKAT (Uludağ Üniversitesi) Prof. Dr. Zülküf KAYA (Çukurova Üniversitesi) Prof. Dr. Rafet KILINÇ (Ege Üniversitesi) Prof. Dr. Ahmet KORKMAZ (Ondokuz Mayıs Üniversitesi) Prof. Dr. Cihat KÜTÜK (Ankara Üniversitesi) Prof. Dr. Nilgün MORDOĞAN (Ege Üniversitesi) Prof. Dr. N. Mücella MÜFTÜOĞLU(Çanakkale Onsekiz Mart Üniv.) Prof. Dr. Müzeyyen SEÇER (Ege Üniversitesi) Prof. Dr. Süleyman TABAN (Ankara Üniversitesi) Prof. Dr. Şefik TÜFENKÇ (Yüzüncüyıl Üniversitesi) Prof. Dr. S. Rıfat YALÇIN (Ankara Üniversitesi) Prof. Dr. Nesrin YILDIZ (Atatürk Üniversitesi) (Sıralama soyada göre yapılmıştır)

VI

B LD R KONULARI • Gübre Üretim ve Tüketimi • Gübre Üretim Teknolojisi ve Gübre Tüketimi • Bitki Besin Elementleri Belirleme Teknikleri • Bitki Besin Elementleri-Bitki-Verim-Kalite lişkileri • Kimyasal Gübreler ve Gübreleme • Biyolojik Gübreler ve Gübreleme • Organik Gübreler ve Gübreleme • Gübreleme Teknikleri • Toprak Verimliliği • Kimyasal Gübreleme-Tuzluluk lişkileri

VII

ÖNSÖZ
nsanlar var oldukça asla vazgeçemeyecekleri sektörlerin başında tarım gelmektedir. Tarım sektöründe ise bitkisel üretim ana faaliyettir. Bitkisel üretimde ekonomik ve kaliteli en yüksek verimin sağlanabilmesi için bitkilerin ihtiyacı olan besin elementlerini yeterli düzeyde alması gerekir. Bu da verim ve kalitede ortalama %50 civarında artış sağlayan dengeli gübreleme ile mümkündür. Bu durum hem bitkisel üretimle uğraşanların ve ülkenin ekonomik geliri hem de bitkileri gıda maddesi olarak tüketen bütün insanların ve hayvanların yeterli ve sağlıklı belenip beslenmemeleri açısından çok önemlidir. Ayrıca Gübreler ve Gübreleme ülke kaynaklarının kullanımı ve çevre bakımından da çok önemlidir. Bu nedenlerle, araştırıcıların ve ilgililerin bir araya gelerek bütün insanlığı çok yakından ilgilendiren Bitki Besleme, Gübreler ve Gübreleme konularını bilimsel olarak incelemek, dünyada ve ülkemizde bu konulardaki son gelişmeleri ortaya koymak ve tartışmak, bilgi alışverişinde bulunmak için uygun ortama ihtiyaç vardır. Bunun için Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesinin ev sahipliğinde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ve Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsünün katılımlarıyla 8-10 Ekim 2008 tarihleri arasında Selçuk Üniversitesi Alaeddin Keykubat Kampüsündeki Süleyman Demirel Kültür Merkezinde “4. Ulusal Bitki Besleme ve Gübre Kongresi” düzenlenmiştir. Bu kongrenin ilk üçü “Ulusal Gübre Kongresi” adıyla 25-29 Eylül 1978 (Ankara), 30 Eylül-4 Ekim 1991 (Ankara), 11-13 Ekim 2004 (Tokat) tarihlerinde düzenlenmiştir. Dördüncü kongrenin adına kongrelerde sunulan bildiri konuları göz önünde bulundurularak değişik üniversitelerde bu alanda çalışan öğretim üyelerinin görüşleri de alınarak “Bitki Besleme” ilave edilmiş ve kongreye özgü olması dileğiyle bir logo hazırlanmıştır. Kongremizin düzenlenmesi için gerekli olan bütçenin çok büyük kısmı ana sponsorumuz GÜBRETAŞ, kalan kısmı Gold sponsorlarımız KONYA ŞEKER A.Ş, TETRA Teknolojik Sistemler Ltd. Şti. ve yan sponsorlarımız TÜB TAK, TERRA Analiz ve Ölçüm Cihazları Tic. A.Ş, GÜRTARIM, DOĞER Kimya Tarım Ltd. Şti., EKMEKÇ OĞULLARI Grubu, EK Z Tohumculuk, Z RAAT BANKASI tarafından sağlanmıştır. Bu kongrede 7 adet çağrılı Bildiri, 66 adet Sözlü Bildiri ve 50 adet Poster Bildiri sunulmuştur. Bu bildiriler titiz bir şekilde düzenlenerek Kongre Kitabında basılmıştır. Kongre Kitabı; Çağrılı Bildiriler, Sözlü Bildiriler ve Poster Bildiriler olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Söz konusu bildirilerden Bilim Kurulunca uygun görülenler hakemli S.Ü. Ziraat Fakültesi Dergisinde yayımlanacaktır. Ayrıca bütün bildiriler Kongreye ait www.bitkibeslemevegubre.org ve S.Ü. Ziraat Fakültesi (www.ziraat.selcuk.edu.tr) sitelerinde elektronik olarak yayımlanacaktır. Kongrenin güzel bir şekilde düzenlenmesinde emeği geçen Düzenleme Kurulu Üyelerine, Sponsorlara, Destekleyen Kuruluşlara, Organizasyon Firması ERKAMED’e, Kongremize katılarak bildiri sunan değerli araştırmacılara ve katılımcılara teşekkür eder, saygılarımı sunarım. Prof. Dr. Sait GEZG N Düzenleme Kurulu Bşk. Düzenleme Kurulu A.

VIII

ÖNSÖZ
Dünya nüfusunun hızla artmasına karşın tarım yapılabilir alanların aynı oranda artmaması, hatta sabit kalması birim alandan daha fazla ürün almayı zorunlu kılmıştır. Birim alandan daha fazla ürün almanın yolu ise gübre, tohum, ilaç, sulama, mekanizasyon gibi üretim unsurlarını en iyi şekilde kullanmaktan geçmektedir. Kaliteli ürün üretmenin bir yolu da ürünün ihtiyaç duyduğu ve topraktan yeteri kadar alamadığı temel bitki besin maddelerinin toprağa kazandırılması ile mümkündür. Tarımsal üretimin vazgeçilemez bir girdisini oluşturan makro ve mikro besin elementlerini bünyesinde barındıran kimyevi gübreler ile ilgili yapılan araştırmalar, gübre kullanımının bitkisel üretimde % 50’lere varan ürün artışı sağladığı tespit edilmiş olup ilk defa 1960’lı yıllarda gübre ile tanışan Türk çiftçisi de bugün gübrenin tarımsal üretimleri açısından vazgeçilmez olduğunu görmüştür.1960’lı Yıllarda sadece amonyum sülfat, normal süper fosfat ve potasyum sülfat olmak üzere sadece üç çeşit gübre kullanımı söz konusu iken, bugün tarımda kullanılan kimyevi gübre çeşitleri genelde 22 olup, özelde daha da çeşitlenmiştir. Tarımsal üretimin artırılmasına yönelik çalışmalar sadece ekonomik gelişmeyi değil çevre korumayı ve geliştirmeyi de amaçlamaktadır. Günümüzde sürdürülebilir tarım, toprak ve su kaynaklarının korunması için doğru çeşit, miktar ve zamanda gübre kullanımı büyük önem arz etmektedir. Doğru ve uygun gübre kullanımını sağlamak için toprak ve bitki analizlerine dayalı uygulama yapılması gerekmektedir. Ülkemizde tarımsal verimin ve bitkisel üretimin artması, bilinçli gübre tüketimine bağlıdır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olarak çiftçimizin bilinçli gübre kullanımını teşvik etmek için 2005 yılından itibaren toprak analizi yaptıran çiftçilerimiz desteklenmiş olup, önümüzdeki yıllarda artan miktarda destekleme uygulamasına devam edilecektir. Tarımın ülkemiz ekonomisindeki yeri ve kimyevi gübrelerin verim artışındaki etkinliği dikkate alınarak 1970’li yılların başından itibaren gübrelerin kullanımı teşvik edilmiş olup, kullanımını yaygınlaştırmak için Devletçe desteklenmiştir. 2001 yılında son verilen gübre destekleme uygulamasına 2005 yılında uygulama şekli değiştirilerek tekrar başlanılmış olup, 2007 ve 2008 yıllarında da uygulama devam etmiştir. Kimyevi gübre destekleme uygulamaları, Bakanlığımızın, gübre konusundaki çalışmalarının bir bölümünü oluşturmakta iken, Bakanlığımız; asli görevi olan çiftçilerin AB standardına uygun kimyevi gübre kullanımını temin için etkin bir şekilde piyasa denetimlerini sürdürmek, organik tarımda kullanılan mikrobiyal gübrelerin, konvansiyonel tarımda da kimyasal gübrelere alternatif olarak kullanılmasının yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar yapmak, toprak ve bitki sağlığını korumak üzere eğitim çalışmalarını hızlandırmaya yönelmiştir. Avrupa Birliğine tam üyeliğimizin gündemde olduğu bu günlerde, Bakanlığımız; mevzuat çalışmalarına hız vererek, Gümrük Birliği çerçevesinde imzalanan Türkiye-AB ortaklık konseyi kararı gereği Avrupa Birliği’nin EC FERT L ZER yönetmelikleri Bakanlığımızca iki ayrı yönetmelik haline getirilerek, “Tarımda Kullanılan Kimyevi Gübrelere Dair Yönetmelik” adı altında, ikinci yönetmeliğimiz ise “Kimyevi Gübre Denetim Yönetmeliği” adı altında Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Tarımda Kullanılan Kimyevi Gübrelere Dair Yönetmelik Avrupa Birliği mevzuatına uyum kapsamında Bakanlığımızca yayımlanan ve uygulanan ilk mevzuattır. Yayımlanan Yönetmelik ile birlikte kimyevi gübre normlarımız Avrupa Birliği normları seviyesine yükseldiğinden, gübre üreten sanayicilerimizin ihraç ürünleri Avrupa Birliğine üye ülkelerde sorunlarla karşılaşmadan rekabet edebilecek ortamı yakalayacaklarına inancım tamdır.

IX

Ayrıca, Dünyada standardı olmayan ve organik tarım ürünleri yetiştiriciliğinin temel girdisini oluşturan organik gübrenin, üretimindeki, ithalatındaki ve ihracatındaki mevzuat boşluğundan kaynaklanan sıkıntıları gidermek amacıyla Bakanlığımızca hazırlanan Organik Gübre ve Toprak Düzenleyicilere Ait Yönetmelik 2004 yılında yürürlüğe girmiş olup, sektörde meydana gelen gelişmelere paralel olarak müteakip yıllarda Yönetmelik revize edilmiştir. Dördüncüsü düzenlenmekte olan kongrenin Bakanlığımızın önümüzdeki yıllardaki çalışmalarına ışık tutacağı inancımla, Ülkemiz tarımı ve çiftçisine önemli katkılar sağlamasını temenni ediyorum. Ali KARACA Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürü

X

TAKD M
Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de tarım, ülke ekonomisinde önemli rol oynamaktadır. Bu önem, ekonomik gelişme süreci içerisinde yıldan yıla nisbi olarak azalsa da, toplumun tarıma dayalı kırsal özellikleri nedeni ile önemini korumaya devam etmektedir. Türkiye de tarım nisbi olarak daralırken, tarım kesiminin sorunları da aynı oranda azalması beklenmektedir. Ancak bunun gerçekleşmediği gibi eskiden olmayan bir yığın sorunla da Türk tarımı karşı karşıyadır. Dünya’da bilim, teknoloji ve bilgi düzeyinin artması üretim kapasitesini de artırmış, ancak bazı temel kaynaklar da tükenmeye başlamıştır. Nüfus artarken tarım alanları daralmaktadır. Tarımda verimliliği artırmak için; tekniğine uygun olarak toprak işlenmeli, ekilmeli, kaliteli tohumluk kullanılmalı, hastalık ve zararlılarla mücadele edilmeli, sulanmalı ve en önemlisi bitkilerin beslenmesi gibi üretimi artırıcı yöntemleri, bilimin ve teknolojinin ışığında uygulamak şarttır. Bitkilerde insanlar ve hayvanlar gibi gelişimleri için beslenmek zorundadırlar. Bitkiler besinlerini büyük bir kısmını kökleri vasıtasıyla topraktan alırlar. Toprakta kültür bitkilerinin ihtiyacını karşılayacak miktarda besin maddesi yoksa gübreleme vasıtasıyla toprağa bitki besin maddesi verilmesi gerekir. Şunu unutmamak gerekir ki bitki yetiştiriciliğindeki kültürel işlemlerin tamamı bir bilgi ve teknoloji gerektirir. Bilgi ve teknolojiyi iyi kullanabilirsek olumlu sonuçlarını görebileceğimiz gibi, bilgi ve teknolojinin önemsenmediği durumlarda geri dönüşü çok zor olan olumsuz durumlarla da karşılaşabiliriz. Bitkisel üretimin en önemli bölümünü oluşturan bitki besleme ve gübrelemede amaç; doğal bir kaynak olan ve tarımsal üretimin temel unsurunu oluşturan toprağın korunmasını, sürdürülebilir tarım ve buna bağlı olarak sürdürülebilir kalkınma için verimin artırılmasını sağlamaktır. Buna ilave olarak, Türkiye gibi köklü devlet gereğine sahip olan ülkeler yalnız bugünü yaşamamalı, gelecek içinde strateji geliştirilmelidir. Ülkemiz için çok önemli olan Bitki Besleme konusunda fakültemizin ev sahipliğinde, ilgili tüm kurum ve kuruluşların katkıları ile “4. Ulusal Bitki Besleme ve Gübre Kongresi” düzenlenmiştir. Bu kongrenin düzenlenmesinde ve organizasyonunda görev alan fakültemiz personeli ve başta kongre düzenleme kurulu başkanı sayın Prof. Dr. Sait GEZG N olmak üzere maddi ve manevi katkı sağlayan tüm kurum ve kuruluşlara, tebliğ göndererek kongreye iştirak eden çok kıymetli araştırmacılara Fakültem adına teşekkür eder, saygılar sunarım Prof. Dr. Mustafa ÖNDER S.Ü. Ziraat Fakültesi Dekanı

XI

Ç NDEK LER Sayfa No: ÇAĞRILI B LD R LER
Kimyasal Gübre Sektörünün Sorunları ve Çözüm Önerileri Mehmet KOCA………………………………………………………………...... 2 Gübre Tavsiyelerinde Toprak Analizleri; Sorunlar ve Çözüm Yolları Burhan KACAR……………………………………………………………......... 6 Ülkemizde Kimyasal ve Organik Gübre Kullanımında Yapılan Yanlışlar ve Düzeltme Yolları Habil ÇOLAKOĞLU……………………………………………………………. 20 Gelecekte Bitki Besleme ve Gübreleme Alanlarında Olası Değişmeler Rıfat DER C ……………………………………………………………………. 24 Topraklarda ve Bitkisel Gıdalarda Mikro Element Eksiklikleri smail ÇAKMAK ……………………………………………………………….. 33 Organik Tarım ve Bitki Besleme Dilek ANAÇ……………………………………………………………………... 40 Damla Sulamayla Gübreleme (Fertigasyon) Mustafa KAPLAN……………………………………………….......................... 43

SÖZLÜ B LD R LER
Gübre Sektöründe Yasal Düzenlemeler Yaşar ORHAN ………………………………………………………………….. 53 Gübre Üretim ve Tüketimi Ayhan GÜNER …………………………………………………………………. 57 Çeşitli Azotlu Gübre Uygulamalarına Bağlı Olarak Bazı Büyük Toprak Gruplarında Meydana Gelen Amonyak Şeklindeki Azot Kayıplarının Belirlenmesi Nizamettin ATAOĞLU Adem GÜNEŞ Sinan ATA Aslıhan ESR NGÜ Metin TURAN ………………………………………………………………….. 63 Kireçli Topraklarda Azotlu Gübrelerden Amonyak Gazı Şeklindeki Azot Kayıpları Sait GEZG N Mehmet ZENG N……………………. ……………………….. 75 Bitkilerin Azot Kullanma Etkinliğini Artırmada Mevsim çi Azotlu Gübre Yönetiminin Önemi Cemal ÇEK Ç Erdinç SAVAŞLI Oğuz ÖNDER Ramis DAYIOĞLU Fatma GÖKMEN Nesim DURSUN Sait GEZG N H. Müfit KALAYCI…… 83 Pirotik Asit Özütleme Yöntemi le Düşük Tenörlü Türkiye Fosfat Kayalarından Diamonyum Fosfat Üretilebilirliğinin Araştırılması Mehmet ÇÖTEL Haydar POLAT…………………………………………….. 92 Gübre Tüketiminde Kullanılan ve Önerilen Miktarlardaki Farkın Tespitinde Biga (Çanakkale) Örneği N. Mücellâ MÜFTÜOĞLU Abidin F DAN Musa UZUN Başak EGESEL Tarık BORUCU………………………………………………………………….. 106

XII

Çukurova’da Mısır Tarımında Hassas Tarım Teknikleri Kullanarak Değişken Oranlı Gübre Uygulamaları brahim H. GÜÇDEM R Ufuk TÜRKER Armağan KARABULUT Mustafa USUL Mustafa BOZKURT Çetin ARCAK………………………... 116 Tokat Yöresi Bağlarında Gübre Kullanımında Etkili Sosyo-Ekonomik Faktörlerin Analizi: Erbaa ve Niksar Örneği M. Rüştü KARAMAN Sezer ŞAH N Gökalp GÖKTOLGA Rüstem CANG ………………………………………………………………….. 126 Yalova Yöresinde Yetiştirilen ç Mekan Süs Bitkilerinin Beslenme Durumlarının Yaprak Analizleri le ncelenmesi Haluk BAŞAR Serhat GÜREL A. Vahap KATKAT……………………… 137 Gümüldür Büyük Alan Mevkiindeki Turunçgil Bahçelerinin Mikrobesin Elementlerince Beslenme Durumunun Jeoistatistiksel Yöntemlerle Belirlenmesi Cenk Ceyhun KILIÇ Ali Rıza ONGUN Bülent OKUR Dilek ANAÇ......... 143 Çelikli Havzası Tarım Alanlarında Makro ve Mikro Besin Elementi Kapsamlarının ve Gübre htiyaçlarının CBS Destekli Olarak Belirlenmesi rfan OĞUZ Tekin SUSAM Ertuğrul KARAŞ Sabit ERŞAH N Ö. Faruk NOYAN………………………………………………………………...153 Spektroradyometre Verileri le Bitki Besin Elementi çeriğinin Tahmin Edilebilirliği Levent BAŞAY Ğ T Sebahattin ALBAYRAK Hüseyin ŞENOL Hüseyin AKGÜL…….…………………………………………………………... 163 Aşağı Büyük Menderes Vadisi Topraklarında Yetişen 2. Ürün Mısırın Beslenme Durumu, Gübre Uygulamaları ve Sorunları Mehmet AYDIN Hüseyin BAŞAL Gökhan ŞEKER Özen MERKEN Mustafa Ali KAPTAN …………………………………………………………. 174 Bitki Su Stresinin Belirlenmesi ve Su Kaynaklarının Yönetiminde Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Yaklaşımları Şelay SAYDAM Mustafa SARI Namık Kemal SÖNMEZ Erdem TUNÇ... 184 Değişik Miktarlarda Uygulanan Azot ve Potasyumlu Gübrelemenin Yazlık Ekmeklik Buğdayın Azot çeriği Üzerine Etkisi Cengiz ÖZCAN S. Rıfat YALÇIN…………………………………………….. 197 Değişik Bileşimlerdeki Azotlu Gübrelerin ve Farklı Dozlarının Şeker Pancarının Verim ve Kalitesine Etkisi Mustafa TURHAN Ahmet P ŞK N……………………………………………. 204 Harran Ovasında Mercimekten Sonra Ekilen II. Ürün Pamuk Tarımında Toprak şlemesiz Sırta Ekim le Farklı Azot Düzeylerinin Pamuk Verimine ve Kalitesine Etkileri Nesibe Devrim ALMACA Halil POLAT Ahmet ALMACA Mehtap SARAÇOĞLU Abdülkadir SÜRÜCÜ Ayşe Gülgün ÖKTEM..…… 214 Farklı Dozlarda Uygulanan Azotlu ve Potasyumlu Gübrelerin Antepfıstığı Yapraklarının Besin Maddesi çerikleri Üzerine Etkisi Saime SEFEROĞLU H. Güner SEFEROĞLU F. Ekmel TEK NTAŞ Kadir KIZILKAYA……………………………………………………………… 224 Değişik Azot ve Çinko Dozlarının Buğdayda Büyüme ve Verim Üzerine Etkisi Bülent TORUN Gönül TAŞDEM R ....……………………………………….. 234

XIII

Çukurova’da Yaygın Olarak Yetiştirilen Bazı Ekmeklik Buğday Çeşitlerinde Çinko Uygulamasının Verim ve Bazı Tarımsal Özellikler Üzerine Etkisinin Saptanması Hatun BARUT Tuğba SEMERC OĞLU……..………………………………. 247 Buğday Genotiplerinin Kükürt Alım Kapasitelerinin ve Bitkideki Kükürt Dağılımının Belirlenmesi Bülent TORUN Hüseyin YALÇIN Halil ERDEM Nuri DÖLEK Pınar YARDIM ……………………………………………………….……….. 256 Ekmeklik ve Makarnalık Buğday Çeşitlerinin Gelişimi ve Mineral Madde çeriğine Kükürtlü Gübrelemenin Etkisi Figen ERASLAN Ali NAL Aydın GÜNEŞ Nuray Ç ÇEK Mehmet ALPASLAN……………………………………………………………. 268 Farklı Bitkilerin Bor Gübrelemesine Tepkileri Mehmet HAMURCU Sait GEZG N…………..……………………………… 278 M9 Anaçlı Granny Smith Elma Çeşidinde Farklı Azot Seviyelerinin Verim, Kalite ve Bazı Makro ve Mikro Besin Elementlerinin Alımına Etkileri Hüseyin AKGÜL Kadir UÇGUN………………………………………………283 Demir Uygulamasının Bodur ve Yarı Bodur Elma Anaçlarının Demir Beslenmesine ve Mineral Element Konsantrasyonlarına Etkisi brahim ERDAL Fatma YILDIRIM Zeliha KÜÇÜKYUMUK Adnan YILDIRIM………………………………………………………………. 294 Konya Ekolojisi Sulu Koşullarında Yetiştirilen Maltlık Arpada Farklı Azot Dozlarının Verim ve Malt Kalite Kriterlerine Etkisi Serpil GÜLTEK N M. Ali TOKGÖZ……...………………………………….. 299 Potasyum ve Magnezyumlu Gübrelemenin Şeker Pancarı Verimine Etkileri Mehmet ZENG N Fatma GÖKMEN Sait GEZG N smail ÇAKMAK.….. 310 Bazı Ekmeklik Buğday Çeşitlerinde Farklı Azotlu Gübreleme Uygulamalarının, Tane Dolum Süresi ve Tane Dolum Oranı le Verim ve Kalite Unsurlarına Etkileri Turhan KAHRAMAN Temel GENÇTAN……………..……………………... 319 Orta Anadolu Bölgesi Toprak ve Buğdaylarının Selenyum çerikleri Mustafa HARMANKAYA Sait GEZG N smail ÇAKMAK.……………… 330 Bitki Besini Kobalt Elementi’nin Hayvan ve nsan Sağlığına Etkisi Hanım HAL LOVA……………………………………………………………… 336 Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Topraklarının Bitkiye Yarayışlı Bor Bakımından Durumu Ahmet KORKMAZ Havva S. ŞENDEM RC …………..……………………. 340 Bor Toksisitesinin Mısır Bitkilerinin Kuru Madde Birikimleri Üzerine Etkileri Çetin PALTA Sait GEZG N Ufuk KARADAVUT…………..…………….. 351 Konya Yöresinde Yetiştirilen Akman-98 Bodur Kuru Fasulye Çeşidinin Verim ve Besin Elementleri Alımı Üzerine Farklı Manganlı Gübrelerin Etkileri Aynur ÖZBAHÇE Mehmet ZENG N Sait GEZG N Rıfat YALÇIN.....….. 359 Çukurova Bölgesi Yerfıstığı Ekim Alanlarında Rhizobiyal Potansiyelin Belirlenmesi Kemal DOĞAN Mustafa GÖK Gülçin UĞAN Ali COŞKAN…….……… 369

XIV

Bitki Gelişimini Teşvik Edici Bakteri ve Gübre Uygulamalarının Buğday ve Arpa Gelişimi ve Verimine Etkisi Ramazan ÇAKMAKÇI Ümmügülsüm ERDOĞAN Metin TURAN Taşkın ÖZTAŞ Medine GÜLLÜCE Fikrettin ŞAH N…….………………….379 Farklı Mikoriza Kültürü le Aşılamanın Mısır Bitkisinin Gelişmesi Üzerine Etkisi Refik UYANÖZ Emel KARAARSLAN Ümmühan ÇET N (KARACA)..… 389 Tıbbi-Aromatik Bitki şletme Atık Kompostlarının Topraktaki Mikrobiyal Aktivite Üzerine Etkisi Nur OKUR H. Hüsnü KAYIKÇIOĞLU Şafak CEYLAN Ömer L. ELMACI …………………………………………………………..….. 400 Ankara li Topraklarında VA (Vesiküler Arbusküler) Mikoriza Cinslerinin Tanımlanması Songül DALCI ………………………………………………………………….. 409 Topraktan Uygulanan Farklı Miktarlardaki Azot ve Humik Asitin Fasulye (Phaseolus vulgaris) Bitkisinin Ürün Miktarı le Azot Alımı ve Protein çeriği Üzerine Etkisi Sadık YET M S. Rıfat YALÇIN………………………………………………. 417 Elma Ağaçlarına Uygulanan Kompostun Toprak ve Bitkide Ağır Metal Birikimine Etkileri Fatma GÖKMEN Mehmet ZENG N Yaşar ŞEKERC Sait GEZG N smail ÇAKMAK………………………………………………………………... 428 Kekik, Kimyon şletme Artıklarının II. Ürün Buğday Beslenmesi, Verim ve Kalitesi Üzerine Kalıntı Etkileri Müzeyyen SEÇER Ömer Lütfü ELMACI Şafak CEYLAN Hüseyin AKDEM R Fatma BÜYÜK………………………………………….. 442 Değişik Kompostların Organik Kırmızı Biber (Capsicum annuum L.) Yetiştiriciliğinde Etkileri. II: Verim, Morfolojik Karakterler ve Potasyum Sonuçları Alev KIR Nilgün MORDOĞAN…………………………………………….. 455 Alkalin Topraklarda Humik Asit ve Çinko Uygulamalarının ki Farklı Nohut (Cicer arietinum L.) Çeşidinin Tane Ve Gövdesindeki Bazı Besin Element çeriklerine Etkisi Hüsameddin ÜNSAL Şefik TÜFENKÇ Özlem Gürbüz KILIÇ……..……... 465 Tarımsal Artıkların Kompostlaştırılarak Bitki Beslemede Kullanılması Halil POLAT Nesibe Devrim ALMACA Mehtap SARAÇOĞLU Ahmet ALMACA Abdulkadir SÜRÜCÜ……………………………………... 476 Kekik, Kimyon şletme Artıklarının II. Ürün Buğday Vejetasyon Sürecinde Toprak Özellikleri Üzerine Kalıntı Etkileri Şafak CEYLAN Ömer Lütfü ELMACI Müzeyyen SEÇER Hüseyin AKDEM R Sezin ÖZTAN…………………………………………… 485 Tıbbi - Aromatik Bitki şletme Katı Atıklarının, Toprak Özellikleri le Pamuk Bitkisi Verim ve Kalitesine Etkileri Ömer Lütfü ELMACI Müzeyyen SEÇER Şafak CEYLAN Hüseyin AKDEM R ……………………………………………………………. 497 Zeolit Uygulamasının Topraktan Amonyum ve Nitrat Yıkanması Üzerine Etkisi Cevdet ŞEKER lknur GÜMÜŞ…………..…………………………………... 509

XV

Antalya Bölgesinde Biber Yetiştirilen Sera Topraklarının Verimlilik Durumlarının ncelenmesi Cevdet F. ÖZKAN Nuri ARI Ahmet E. ARPACIOĞLU E. Işıl DEM RTAŞ Filiz Asri ÖKTÜREN D. Hilal ASLAN………..……… 515 Çanakkale-Biga lçesinde Serin klim Tahılları Yetiştirilen Toprakların Alınabilir Çinko ve Bor Durumu Ali SUNGUR Cafer TÜRKMEN Remzi LAY Dilek K LL N. Mücellâ MÜFTÜOĞLU……………………………………………………… 524 Yalova Yöresinde Yetiştirilen Kivilerin Beslenme Durumlarının Toprak ve Yaprak Analizleriyle Belirlenmesi Erdinç UYSAL Serap SOYERG N……………………………………………. 532 Mersin lindeki Elma, Kayısı, Erik, Kiraz ve Şeftali Bahçelerinin Bazı Toprak Özellikleri Bakımından Verimlilik Durumları Hasan PINAR Rasim ARSLAN Mustafa B RCAN Atilla ATA…..……… 542 Samsun ve Ordu llerinde Kivi Yetiştirilen Toprakların Verimlilik Durumları Osman ÖZDEM R Mehmet Arif ÖZYAZICI Betül BAYRAKLI Gülen ÖZYAZICI……………………………………………………………….. 548 Isparta Yöresi Gül Bahçelerinin Verimlilik Durumlarının Değerlendirilmesi Zeliha KÜÇÜKYUMUK brahim ERDAL…………………………………… 554 Toprak ve Su Kaynakları Ankara Araştırma Tarımsal Arazi Değerlendirme Modeli (Tosa-Tadem) le Diyarbakır-Hevsel Bahçeleri Tarımsal Arazilerinin Alternatif Kullanımlarının Belirlenmesi Atilla GÜNTÜRK Hesna ÖZCAN Orhan DENG Z Yakup KÖŞKER…… 563 Farklı Ekim Zamanı Uygulamalarının Bazı Arpa (Hordeum vulgare L. Conv. Distichon) Çeşitlerinde Besin Elementi Alımına Etkisi Ferit SÖNMEZ Fatih ÇIĞ Murat ERMAN Şefik TÜFENKÇ …………… 574 Elma Kara Lekesi Hastalığına (Venturia inaequalis (Cke.) Duyarlı ve Dayanıklı Elma Çeşitlerinin Bitki Besin Maddesi çerikleri Yönünden Değerlendirmeleri Suat KAYMAK Kadir UÇGUN………………………………………………. 582 Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Alanı Topraklarının Pestisit ve Potansiyel Toksik Element (PTE) Kirliliği Potansiyeli Yakup KÖŞKER Hesna ÖZCAN Atilla GÜNTÜRK……………………….. 590 Tokat Koşullarında Fertigasyon Yöntemi le Biber Bitkisine Uygulanacak Azotlu Gübrenin Verim ve Kalite Üzerine Etkileri Mustafa DEM R Sebahattin ÇEL K Faruk NOYAN ……………………….. 600 Sorgumda Yaprağın Gübrelenmesinin Tane Verimi ve Verim Komponentlerine Olan Etkisi Üzerine Bir Araştırma Reza AM RN A Maryam SABER REZA E Shiva SAD GH FARD ………. 608 Gençlik Kısırlığı Döneminde Zeytinin (Olea europea L. Cv. Gemlik) Farklı Su ve Gübre Miktarlarına Tepkileri Sefer BOZKURT Coşkun DURGAÇ Berkant ÖDEM Ş T. Hakan DEM RKESEN………………………………………………………...616 Farklı Su Düzeyi ve Gübre Uygulamalarının Nova Mandarininde Meyve Dökümü ve Çatlama Üzerine Etkileri Senem TURHAN Berkant ÖDEM Ş T. Hakan DEM RKESEN……………. 625

XVI

Bazı Ticaret Gübrelerinde ve Farklı Ülkelerden thal Edilen Ham Fosfatlarda Bulunan Radyonüklidler Üzerinde Araştırmalar Bihter ÇOLAK ESETL L Gül Asiye AYÇIK brahim YOKAŞ Rafet KILINÇ…………………………………………………………………… 635 Gübrelerden Kaynaklanan Tuzluluğun Domates ve Biber Bitkisinde Bazı Fizyolojik Özellikler ve Mineral Beslenme Üzerine Etkisi Figen ERASLAN Aydın GÜNEŞ Ali NAL Nuray Ç ÇEK Mehmet ALPASLAN……………………………………………………………. 641 Antalya-Kumluca lçesinde Domates Yetiştirilen Sera Topraklarının Yıllara Bağlı Olarak Tuz çeriklerinin ncelenmesi Şule ORMAN Sahriye SÖNMEZ lker SÖNMEZ Sedat ÇITAK Mustafa KAPLAN Yusuf YAZAR……………………………………………. 650 Farklı Bor Uygulama Koşullarında Makarnalık Buğday Çeşitlerinin Bayrak Yaprak Çinko ve Diğer Besin Elementi Konsantrasyonları Arasındaki Basit ve Çoklu lişkilerin Değerlendirilmesi Süleyman SOYLU Bayram SADE Ali TOPAL Sait GEZG N Mehmet BABAOĞLU Necdet AKGÜN Nesim DURSUN…………………. 657

POSTER B LD R LER
Kireçli Topraklarda Yarayışlı Demir çeriğinin Belirlenmesinde Kullanılabilecek Kimyasal Ekstraksiyon Yöntemlerinin Karşılaştırılması Hakan ÇEL K Ali Vahap KATKAT………………………………………….. 669 Erzurum Ovası Topraklarının Fosfor ve Potasyum Durumunun Neubauer Fide Yöntemi le Belirlenmesi Nesrin YILDIZ Nuray B LG N……………………………………………….. 679 Bitki Besin Maddesi Eksiklikleri ve Bitkiler Üzerindeki Etkileri Dürdane MART…………………………………………………………………..688 Makro Bitki Besin Elementlerinin Hastalıklarla lişkisi Kadir UÇGUN Sait GEZG N………………………………………………….. 696 Çoruh Vadisinde Yabani Ahududu Rizosfer Topraklarında Heterotrof Azot Fikseri Bakteri Çeşitliliği Ramazan ÇAKMAKÇI Ümmügülsüm ERDOĞAN Recep KOTAN Belinda ORAL Figen DÖNMEZ …………………………………………….. 706 Antalya Bölgesinde Tarımsal Üretimde Kullanılan Fosforlu Gübrelerin Ağır Metal (Cd, Pb, Cr, Co, Ni) çeriklerinin Belirlenmesi E. Işıl DEM RTAŞ Ahmet E. ARPACIOĞLU Nuri ARI Cevdet F. ÖZKAN Filiz ÖKTÜREN ASR D. Hilal ASLAN………………. 718 Mineral Gübreleme ve Kimyasal Uygulamaların Çevresel Etkisi Kemal DOĞAN Necat AĞCA Mehmet YALÇIN Hatice DAĞHAN…… 723 Yüksek Humus çerikli Türkiye Göynük, Ilgın ve Elbistan Linyitleri Üzerinde Kömürün Alkali Oksidasyon Denemeleri Mehmet ÇÖTEL Nevzat DEREKÖY Ayşegül Y Ğ TLER…...…………… 731 Eskişehir’de Azotlu Gübre Tüketimi ve Dengeli Gübrelemenin Önemi Zerrin ÇEL K Nurdilek ATILGAN…………………………………………… 740

XVII

Xerochrept Bir Toprağa Uygulanan Çeşitli Fosforlu Gübrelerin Mısır Bitkisinin Çinko ve Bazı Mikro Besin Elementleri Kapsamı Üzerine Etkisi Aydın AD LOĞLU Neslihan MAZLUM………………………………………749 Püskürtme ve Emdirme Yoluyla Gübrelenen Kızılağaç, Salkım Söğüt ve Fındık Sürgün Yapraklarındaki Azot, Su, Ham Lif ve Bazı Fenolik Madde Oranlarındaki Değişim Beran F R D N ………………………………………………………………….. 761 Hamfosfat ve Triple Süperfosfat Uygulamalarının Fındığın Verim ve Bazı Bitki Besin Maddesi çerikleri Üzerine Etkisi Ceyhan TARAKÇIOĞLU……………………………………………………….. 769 Bor Toksisitesinin Mısır Verimine Etkileri Çetin PALTA Sait GEZG N Ufuk KARADAVUT………………………… 777 Bazı Azotlu Gübrelerin Patatesin Verim ve Kalitesine Etkileri Fatma GÖKMEN Mehmet ZENG N Sait GEZG N smail ÇAKMAK……785 Çinko Gübrelemesinin Farklı Anaçlar Üzerine Aşılı Elma Çeşidinin Çinko Beslenmesi le Bazı Besin Elementi çeriklerine Etkisi brahim ERDAL Adnan YILDIRIM Fatma YILDIRIM Zeliha KÜÇÜKYUMUK………………………………………………………… 799 Kükürtlü ve Kükürtsüz Koşullar Altında Artan Oranlarda Azot Uygulamasının Buğdayda Verim ve Verim Unsurları Üzerine Etkisi nci TOLAY Mine BAŞÇ FTÇ ………………………………………………. 804 Arıtma Çamuru Kaynaklı Ağır Metal Kirliliğini Önlemede Kireç Kullanımı Mehmet Ali BOZKURT Sinan KOLDAŞ…………………………………….. 814 Farklı Gübre Kaynaklarının Ürün Verimi ve Toprak Özellikleri Üzerine Etkisi Ömer Faruk NOYAN rfan OĞUZ Sabit ERŞAH N………………..……… 822 Farklı Miktarlarda Uygulanan Bakır Sülfat (CuSO4.5H2O) ve Kükürt (S) Uygulamalarının Toprak pH’sı Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi Sahriye SÖNMEZ Mustafa KAPLAN N.Kemal SONMEZ Harun KAYA.. 827 Zeytinyağı Fabrikası Atığı Karasuyun (Sıvı) Gübre Olarak Mandarinlere Uygulanmasının Besin Maddesi çeriğine ve Meyve Kalitesi Üzerine Etkisi Saime SEFEROĞLU H. Güner SEFEROĞLU Mustafa Ali KAPTAN…… 834 Silajlık Mısırın Gelişme Dönemlerindeki Azot steği Selma ÖZTEK N………………………………………………………………… 843 Çiftçi Koşullarında Uygulanan N, P, K Gübreleri le Pamuk Bitkisi Tarafından Alınabilirliği Arasındaki lişki Yaşar KASAP……………………………………………………………………. 851 Allüviyal Materyaller Üzerinde Oluşan Topraklarda Yetiştirilen Mısır (Zea mays L.) Bitkisinin Verim ve Besin çeriği Üzerine Organik ve Mineral Gübre Uygulamalarının Etkisi Adem GÜNEŞ Metin TURAN Yıldırım SEZEN…………………………… 860 Kentsel Arıtma Çamuru ve Azot Uygulamalarının Kireçli Topraklarda Arpa Bitkisinin Verimi ve Ağır Metal Kirliliğine Etkileri Cafer TÜRKMEN Sevinç ARCAK…………………………………………… 871 Bitki Beslenmesi Bakımından Baklagiller ve Azot Fiksasyonu Dürdane MART…………………………………………………………………. 886

XVIII

Şlempenin Buğday ve Şekerpancarı Verimine ve Çevreye Etkileri Gülser YALÇIN Aslan YURDAKUL…………………………………………. 897 Kompostlaştırılan Tarımsal Artıkların Şekerpancarı Verimi ve Polar Şeker Oranı Üzerine Etkisi Halil POLAT Gülser YALÇIN Ramazan YAVUZ.………………………… 903 Toprağa Şlempe Uygulamanın Toprak Özellikleri ve Ürün Verimi Üzerine Olan Uzun Yıllık Etkilerinin Araştırılması rfan OĞUZ Özlem AYDIN Kenan ÇAĞATAY Sabit ERŞAH N……….. 910 Çukurova Bölgesi Koşullarında Yapılan Bazı Organik Gübreleme Uygulamaları Kemal DOĞAN Mustafa GÖK Ali COŞKAN Esin GÜVERC N………… 916 Doğal Gübrede ki Farklı Uygulama Yönteminin Mısır Verimi Üzerine Etkisi Mahmut POLAT Halil POLAT Serdar TOPRAK…….……………………. 924 Elbistan Linyitinden Üretilmiş Çeşitli Humatlar ve Organik Kökenli 8- 6-1- 8 Gübresinin Sera Şartlarında Mısır Bitkisinde Kök ve Gövde Gelişimine Etkisi Mehmet ÇÖTEL Mustafa USUL Nevzat DEREKÖY……………………… 928 Batı Akdeniz Seracılığı çin Organik Atıklar ve Kompost: Gatab Örneği Mustafa KAPLAN lker SÖNMEZ Sahriye SÖNMEZ Dilek Saadet URAS……………………………………………………………… 940 Zeytinde Konvansiyonel Gübreleme Programlarına Alternatif Olabilecek Öneriler Tülin PEKCAN Hatice Sevim TURAN Erol AYDOĞDU Habil ÇOLAKOĞLU…………………………………………………………………... 950 Vermikompost, Değerli Bir Organik Gübre: Avantajları ve Uygulamaları Yurdagül Ş MŞEK ERŞAH N………………………………………………….. 960 Çanakkale-Kumkale Ovası Topraklarında Yarayışlı Demirin Yersel ve Zamansal Değişimi Ali SUNGUR Hasan ÖZCAN ………………………………………………… 970 Arıtma Çamurlarının Tarımsal Alanlara Uygulanmasına lişkin Sınırlamalar Barış Bülent AŞIK A. Vahap KATKAT………………………………………. 977 Antalya Yöresi Sera Topraklarının Verimlilik Durumları Figen ERASLAN Ali NAL Aydın GÜNEŞ Nuray Ç ÇEK Mehmet ALPASLAN……………………………………………………………. 988 Antalya Yöresinde Domates Yetiştirilen Sera Topraklarının Bazı Verimlilik Özelliklerinin Belirlenmesi Filiz ÖKTÜREN ASR Nuri ARI Ahmet E. ARPACIOĞLU E. Işıl DEM RTAŞ D. Hilal ASLAN…………………………………………. 998 Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Alanı Topraklarının Verimlilik Potansiyelinin Belirlenmesi Hesna ÖZCAN Atilla GÜNTÜRK Oğuz BAŞKAN Yakup KÖŞKER…… 1006 Eğirdir-Boğazova Topraklarının Bazı Fiziksel Özelliklerinin Belirlenmesi Kadir UÇGUN Cevdet ŞEKER………………………………………………... 1017 Trakya Bölgesinde Ayçiçeğinin Beslenme Durumunun Bitki Analizleri le ncelenmesi Mehmet Ali GÜRBÜZ…………………………………………………………... 1026

XIX

Şanlıurfa li Harran lçesi Topraklarının Bitki Besin Elementi Kapsamları Mehtap SARAÇOĞLU Meral TAŞ…………………………………………… 1036 Misli Ovası ve Çukurova Bölgelerinde Patates Üretim Alanlarının Mineral Beslenme Düzeyinin Yumru ve Toprak Analizleriyle Belirlenmesi Bülent TORUN Sadiye TOZ Faruk OZKUTLU Atilla YAZICI Halil ERDEM Selim EKER Ayfer TORUN ……………………………….. 1046 Erzurum Ovası’nda Bulunan Bazı Büyük Toprak Gruplarının Fosfor Adsorpsiyonu Üzerine Toprak Özelliklerinin Etkisi Sinan ATA Metin TURAN Yıldırım SEZEN ..………………………………. 1057 Tokat-Kazova Koşullarında Saatlik Toprak Sıcaklıklarının Analizi Üzerine Bir Çalışma Tekin ÖZTEK N Selma ÖZTEK N rfan OĞUZ…………………………… 1068 Kentsel Atık Su le Sulanan Mısır Bitkisinin (Zea mays L. indentata) Fide, Yaprak ve Tanelerindeki Ağır Metal Miktarlarının Belirlenmesi Abdullah ÖKTEM A. Gülgün ÖKTEM lhan KIZILGÖZ…………………. 1074 Farklı Bakım Şartlarında Yetiştirilen Hacıhaliloğlu Kayısı Çeşidinin Beslenme Düzeyinin Belirlenmesi Hüseyin KARLIDAĞ Muharrem GÜLERYÜZ……………………………… 1084 Topraktan ve Yapraktan Farklı Demirli Gübre Uygulamalarının Elmada Beslenme ve Kalite Parametrelerine Etkileri Mehmet ZENG N Fatma GÖKMEN Sait GEZG N………………………… 1095 Topraktan ve Yapraktan Çinkolu Gübre Uygulamalarının Elma Yapraklarında Makro ve Mikro Besin Elementleri le Klorofil çeriklerine Etkileri Mehmet ZENG N Fatma GÖKMEN Sait GEZG N………………………… 1108 Farklı Kireç çerikli Topraklarda Yetiştirilen Asmaların Kök ve Sürgün Gelişimi Üzerine Demir Uygulamalarının Etkisi Gültekin ÖZDEM R Semih TANGOLAR……………………………….......... 1118

XX

1

ÇAĞRILI B LD R LER (Sayfa: 2-51)

2

K MYASAL GÜBRE SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNER LER Mehmet KOCA Gübretaş Genel Müdürü, mkoca@gubretas.com.tr GRŞ Tarım ürünlerinin enerjide hammadde kaynağı olarak kullanılmaya başlanması, Çin ve Hindistan gibi kalabalık nüfusa sahip ülkelerde zenginleşmeye bağlı olarak beslenme alışkanlıklarının değişmesi dünyada tarımın önemini gittikçe artırmaktadır. Tarım ürünlerine yönelik talebin artmasına paralel olarak fiyatların da yükselmesi hükümetleri ve uluslararası ekonomik kuruluşları tarım sektörüyle ciddi olarak ilgilenmeye zorladı. Başta AB ülkeleri olmak üzere gelişmiş ülkeler ekilebilecek bütün topraklarını kullanma yoluna gittiler, hatta başka ülkelerde toprak kiralama yoluyla da üretim yapmaya başladılar. Tarım sektörü, Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişmesinde önemli görevler üstlenmiştir. Bugün de tarım, ekonomimiz içindeki önemini muhafaza etmektedir. Ancak sektörün mevcut potansiyelinden yeterince yararlanıldığını söylemek mümkün değildir. Ülkemizin geniş ve farklı özelliklere sahip coğrafi yapısı, aynı anda değişik iklim özelliklerinin bir arada yaşanabilmesi, geniş ürün çeşitliliği ve yeteri kadar kullanılmayan potansiyeli ile tarım, ülkemiz için büyük bir şans olma özelliğini sürdürmektedir. Girdilerde dışa bağımlılık, planlama, verim ve kalite dünya standartlarını yakalama ve pazarlama konularındaki sorunlarımızı çözersek tarım sektörünün ülkemizin kalkınmasında önemli rol oynamasını sağlamış olacağız. DIŞA BAĞIMLILIK Ülkemiz doğalgaz, fosfat kayası ve potasyum tuzu gibi hammadde kaynaklarına yeterince sahip olmadığı için sektörümüz üretim girdileri açısından tamamen yurtdışına bağımlı. Bu durum ürün ve hammadde tedariği açısından zaman zaman ciddi sıkıntılar doğurmaktadır. Gübretaş olarak 2006 yılında bu sorunu aşmak amacıyla hammadde kaynağına sahip ülkelerde yatırım yapma stratejisini geliştirmiştik. Bu amaçla 2008 yılı başında ran'ın en büyük gübre tesisleri olan Razi Petrokimya Şirketini bünyemize kattık. Bu yatırım, Türk çiftçisinin kimyevi gübre ihtiyacını reel fiyatlardan tedarik etmesini güvence altına alan önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Diğer husus ise; pazarın büyüklük açısından stabil bir yapıda olmasıdır. Son 10 yılın verilerine bakıldığında ülkemizde yıllık ortalama 5 milyon ton civarında kimyevi gübre tüketilmektedir. Birim alan başına gübre tüketimimiz dünya ortalamalarının altında, gelişmiş ülkelerin ise çok gerisindedir. Dünya ortalamalarını baz aldığımızda yıllık tüketimimizin en az 8 milyon ton civarında olması gerekmektedir. Son iki yılda dünya piyasalarında gübre fiyatları talep artışına bağlı olarak tarihi zirvelere ulaştı. Arz yetersizliği nedeni ile gübre fiyatlarındaki yükselişin bir süre daha devam edeceği öngörülmektedir. Fiyat artışları daha çok hammadde kaynaklarını ellerinde bulunduranlara yaramaktadır. Dünyada yükselen fiyatlara rağmen gübreye talep artarken, ülkemizde kuraklık ve “yüksek fiyat” nedeniyle tüketim düşmektedir. Çiftçilerimiz yüksek maliyetleri bahane ederek tarımsal girdiler içerisinde verime en fazla katkı sağladığı kanıtlanmış olan kimyevi gübreyi kullanmaktan kaçınmaya, ya da gereğinden az kullanmaya başlamıştır. Bu durum sadece sektörümüz için değil,

3

ülkemizin gıda güvenliği açısından da ciddi bir tehdittir. Türkiye’nin tarımsal gıda ihtiyacını iç pazar yerine dünya piyasalarından karşılamak zorunda kalması, Türk çiftçilerinin değil başka ülkelerdeki meslektaşlarının yararına olacaktır. PLANLAMA AB Ortak Tarım Politikası’na uyumlu olarak geliştirilecek yeni politikalarla, serbest rekabet koşulları ve ülke ihtiyaçları da dikkate alınarak tarımsal üretim planlanmalıdır. ABD 7 yıllık tarım stratejik planlarıyla üretim yaparken, AB 1992'den 2006 yılına kadar hububata vereceği doğrudan gelir desteğini açıkladı. Gelişmiş ülkelerin üreticileri planlama nedeniyle önlerini görebiliyorlar. Ülkemizde de üretim fazlası ya da açığından kaynaklanacak sorunların önüne geçebilmek için planlama zorunludur. Öte yandan, ülkemizde araziler miras yolu ile bölündüğü için tarımsal işletmeler genelde küçüktür. Bu durum makineli tarımın yaygınlaşmasını engellemekte, birim alandan elde edilen verimi de düşürmektedir. Tarımda doğrudan gelir desteğinin kaldırılarak, ürüne destek verilmesi kararı alınması isabetli bir yaklaşımdır. Bunun yanında verimlilik ve arazi kullanımına yönelik destekler sağlanarak, arazilerin toplulaştırılması teşvik edilmelidir. Son yıllarda arazilerin parçalanmasını önleyecek yasal düzenlemelerin yapılması ve bazı bölgelerimizde arazi toplulaştırılmasına başlanması olumlu adımlardır. Planlama konusunda en önemli sorumluluk ise çiftçilerimize düşmektedir. Çiftçilerimiz üretim maliyetini düşürmek için girdilerini uygun fiyattan temin etmeyi, ürettiğini pazarlamayı ve satmayı, satabileceğini üretmeyi öğrenmelidir. Üreticilerimiz piyasadan gelecek sinyalleri iyi okumalı, pazarda rekabet üstünlüğü elde edeceği yüksek kaliteli ve üstün verimli ürünler yetiştirmelidir. B L NÇL TARIMSAL ÜRET M Türkiye'de çiftçilik yeni yeni bir meslek olarak görülmeye başlandı. Çiftçilik, toprağı, suyu, mevsimi tanımaktan ve hangi ürünü ekip, biçeceğini, yerel ve uluslararası piyasalarda hangi üründe daha iyi sonuç alacağını bilmekten geçer. Bilinçsiz toprak kullanımı ve üretim tarzı yüzünden tarımda büyük kayıplar söz konusu. Tarımda verimsizlik ve israfın faturası yıllık 50 milyar USD olarak hesaplanmakta, rakamın sadece 8 milyarı yetersiz ve yanlış gübre kullanımından kaynaklanmaktadır. Bu noktada toprak analizinin ne derece önemli olduğunu bir kez daha görmekteyiz. Çiftçilerimiz mutlaka analiz sonucuna gübre ve gübreleme tercihinde bulunmalıdır. Böylelikle kaynak israfı engellenmiş, toprak canlılığını kaybetmemiş, dolayısı ile daha yüksek verimli ve üstün kaliteli ürünler hasat edilmiş olunacaktır. O halde ülkemizde toprak analizi laboratuarlarının çoğalması, dengeli ve düzenli gübre kullanımının yaygınlaşması yönünde olumlu gelişmeler sağlayacaktır. hracat için istenen kaliteye ulaşamayanlar iç pazara yöneldiğinde rekolte de yüksekse hasat yapmamak bile daha karlı olabiliyor. Zaman zaman gazetelerde yer alan "Patatesler hayvan yemi oldu", "Çiftçi para etmediği için domatesi çürümeye terk etti" haberleri de planlamaya bir an önce geçilmesine işaret ediyor. Türkiye’nin bölgesel ürün haritalarının çıkarılması atılacak adımlardan biridir.

4

TOPRAK VER ML L Ğ HAR TASI Bu noktada Gübretaş olarak topraklarımızın coğrafi bölgelere göre makro ve mikro besin elementleri açısından verimlilik durumunu tespit amacı ile başlattığımız toprak haritası projesinin ne kadar anlamlı olduğu aşikardır. Kendi kaynaklarımızla yürüttüğümüz bu proje kapsamında 5 yıl içerisinde ülkemizin yaklaşık 10 bin noktasından toprak numunesi alarak analiz edilmesi hedeflenmektedir. ki yıllık çalışma sonucunda projenin Trakya bölümü 2 bin toprak taranarak tamamlanmıştır. Bu çalışma sonucunda bölgeye uygun ürünün ekilmesi ve bu ürüne uygun gübre kullanımı ile problemli arazilerin tespit edilerek, problemlerin çözümüne ve alternatif ürün ekimine katkı sağlanacaktır. Böylelikle, sektörün daha iyi işleyebilmesi açısından, inovasyona dayalı tarımsal politikalar belirlenecek, uygulayıcılara en doğru bilgilerin sunulabilmesi amacıyla "Tarımsal Veri Tabanı" oluşturulacaktır. Bu duruma bağlı olarak çıkan bir başka husus ise, bitkiye özel gübre üretimine yönlenmemiz ve bu noktada da AR-GE çalışmalarına yoğunlaşmamız gerektiğidir. Gübretaş son yıllarda bitkiye özel gübreler üreterek çiftçilerimizin birim alandan daha fazla verim almasına katkı sağlıyor. AR-GE çalışmalarımız ve akademik çevrelerle yaptığımız işbirliği sonrası mısır, pancar, çay, patates, çeltik, hububat ve ayçiçeği bitkilerine özel gübreleri çiftçilerimizin kullanımına sunduk. Çiftçilerimiz mısır, çeltik ve ekin gübrelerimiz ile verim ve kalitede çok iyi sonuçlar aldı. Diğer bitkilere özel gübreler için çalışmalarımız ise devam ediyor. ÜN VERS TE – SANAY ŞB RL Ğ

Sosyo-ekonomik faaliyetlerini bilimsel yöntemlere göre şekillendirmeyen toplumlar; üretimde, ticarette, hizmetlerin kalitesinde ve fertlerin refah seviyesinin artırılmasında rekabet üstünlüğünü elde edememektedir. Dolayısı ile ülkelerin bu konuda strateji geliştirerek bunları uygulama zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bilgi toplumuna, sanayi ve akademi ilişkileri güçlendirilmeden ulaşılamaz. Bu işbirliği de, gerek üniversite gerekse sanayi kesiminin imkanlarını açıklıkla ortaya koymaları, karşılıklı güven duygusu içinde, ikili veya sektörel bazda uygulanan akılcı ve müşterek çalışma ortamıyla mümkündür. Her iki sektör de uluslararası rekabeti kendi öncelikleri olarak belirledikleri zaman, işbirliği için daha uygun bir platform oluşacaktır. Araştırma-Geliştirme çalışmalarının getirisi, tarımda sanayi dallarındaki kadar yüksek olabilmektedir. Ürün, tarım teknolojisi, iç ve dış pazarlar ile tüketici tercihleri hakkındaki bilgiler, kısa sürede katma değeri yükseltmektedir. Tarımsal işletmeler adeta bir fabrika disiplini ile çalıştırıldığında verimliliği artırmak kolaylaşıyor. Tarım sektöründe ölçek ekonomisinin kurallarını DOĞRU VE ETK N GÜBRELEME Toprağa verilen gübrelerin etkileri pek çok koşul tarafından belirlenmektedir. Topraktan, bitkiden, iklimden, tarım tekniklerinden kaynaklanan gübreden yararlanma oranı uygun koşullarda bile yüzde 50-60’lara ancak ulaşabilmektedir. Yani gübrelerin yarıya yakını ya toprakta tutulmakta ya yıkanarak sulara karışmakta ya da gazlaşarak atmosfere katılmaktadır. Eğer bitkilerin gübreden yararlanma oranı artırılabilirse toprakta kalan ve çevre üzerinde olumsuzluklara neden olabilen gübre miktarında tasarruf yapılabilir. Öyleyse, verilen gübredeki besin maddelerinin tamamına yakını bitki tarafından alınabilirse, gübreden kayıplar azaltılabilir. Bu noktada biyoteknolojiden faydalanılarak bitki köklerinin emisyonu artırılabilir. Bir diğer çözüm yolu ise, gübrelerin daha iri granüller halinde üretilerek toprağa verilmesidir ki; bu tarz gübre

5

Türkiye’de ilk defa Gübretaş tarafından pazara sunulmuştur. Doğru ve etkin gübrelemeyi sağlayacak bir diğer husus da son günlerde uygulama alanı giderek artan fertigasyon yöntemidir. Gübrenin sulama suyu ile birlikte gerektiği miktarda, gerekli olan noktaya ve gerektiği zaman verilmesine imkan veren bu yöntemin seracılık dışında da yaygınlaştırılması teşvik edilmelidir. EĞ T M SEFERBERL Ğ Tüm bu çözüm önerileri ise ancak çiftçinin geleneksel yöntemlerden kurtulup bilinçlenmesi ile mümkündür. Ürünlerin katma değerli hale getirilmesi için çiftçiye kredi, bilgi ve her türlü lojistik destek verilmelidir. 2007 yılında yaptırdığımız bir araştırma çiftçilerimizin tarımsal üretimi hâlâ geleneksel yöntemlerle gerçekleştirdiğini çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye genelinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, çiftçilerimizin sadece yüzde 4’ü her yıl gübre kullanmadan önce toprak analizi yaptırdığını belirtmiştir. Bazen yaptırıyorum diyenlerin oranı yüzde 12’de kalırken geriye kalan yüzde 84 hiç analiz yaptırmadığını bildirmiştir. Aynı araştırmaya göre; tarımsal üretim yaparken uzman desteği alan çiftçilerin oranı yüzde 22 olarak saptanmış, geriye kalan büyük bölüm ise üretimde geleneksel yöntemleri kullandığını ifade etmiştir. Araştırma sonuçları, eğitime ne denli önem verilmesi gerektiğinin açık göstergesidir. Çiftçilerin sahip oldukları toprakların hangi ürünler için daha elverişli olduğunu öğrenebilmesi için tarım il müdürlüklerine müracaat etmesi yeterlidir. Bunun yanında çiftçilere yönelik "Eğitim Akademileri" düzenlenmeli, her bitki için bilinçli gübreleme broşür ve afişleri hazırlatılıp çiftçiler aydınlatılmalıdır. Gübretaş olarak 2 yıl önce çiftçilerimizi bilinçlendirmek amacıyla kendi imkanlarımızla eğitim seferberliği başlattık. Uzman ziraat mühendislerimiz köy köy dolaşarak çiftiçilerimize başta gübreleme ve toprak analizi konuları olmak üzere bilinçli tarımsal üretimi anlatıyor. Şirketimizin sosyal sorumluluk anlayışı çerçevesinde gerçekleştirdiği bu faaliyetlerin faydasına şüphemiz yok, ancak eğitim belirli bir plan ve program dahilinde yaygın olarak yapılırsa başarıya ulaşır. Bu konuda başta üniversitelerimiz olmak üzere tarım sektöründe söz sahibi tüm kuruluşların samimi işbirliğine ihtiyaç vardır. KAYNAKLAR Akder, A.H., 2006. Türkiye Tarım Politikasında “Destekleme Reformu”. Çelik, Y., 2007. Konya linde Üniversite ile Tarımsal Sanayiler Arasındaki lişkişbirliği Düzeyi ve geliştirme olanakları, S.Ü. Ziraat Fak. Tarım Ekonomisi Böl., Konya. Çolakoğlu, H., Çokuysal, B., Çakıcı, H., 2005. Türkiye’de Gübre Üretimi ve Tüketimi. Erdir, M., 2008. Türkiye Tarımı ve Çözüm Önerileri. Gökmen, M., 2008. Yanlış Sulama Toprağı Öldürüyor. Röportaj. Karaçal, ., 2004. Gübrelemede Çevreci Yaklaşımlar. Ankara.

6

GÜBRE TAVS YELER NDE TOPRAK ANAL ZLER : SORUNLAR VE ÖNER LER Burhan KACAR Ankara Üniv. Ziraat Fakültesi Toprak Böl. Emekli Öğr. Üy., Ankara. kacar@agri.ankara.edu.tr ÖZET Duyarlı ve çok pahalı cihazlara sahip analiz laboratuarlarının ülke genelinde yaygınlaştığı ve kimi illerimizde sayılarının otuza yaklaştığı gözlenmektedir. Geçmişten günümüze uygulana gelen geleneksel (konvansiyonel) tarımda, başta kimyasal gübreler ve tarım ilaçları olmak üzere tarımsal girdi kullanımının kontrolsüz şekilde artarak sürdürülmesi toprak, su ve hava kirlenmesine neden olmuştur. Bunun sonucu olarak tarım ürünlerinin nitelik ve nicelikleri yanında insan ve hayvan sağlığı da önemli derecede ve olumsuz şekilde etkilenmiştir. Artan nüfusun ve hayvanların yeterli düzeyde beslenebilmesi için başta kimyasal gübreler olmak üzere tüm girdilerin, bilinçli, bilgili ve kontrollü şekilde kullanılması suretiyle geleneksel tarımın sürdürülmesi gereği açık şekilde görülmüştür. Bunun sonucu olarak yi Tarım Uygulamaları ( TU) adı altında bir sistem geliştirilmiştir. Bu sisteme uygun şekilde geleneksel tartımın sürdürülmesi, başta AB ülkeleri olmak üzere ülkemizin de içinde yer aldığı pek çok ülke tarafından kabul edilmiş ve uygulamaya geçilmiştir. TU sistemine uygun üretilmeyen tüm tarım ürünlerinin iç ve dış pazarlarda satış şanslarının olmadığı kabul edilmiştir. Tarım ve Köy şleri Bakanlığımız tarafından hazırlanan ve yürürlüğe konulan yi Tarım Uygulamalarına lişkin Yönetmelik (2004 ve 2005) gereği gübre tavsiye ve uygulamalarının analiz sonuçlarına göre yapılması zorunlu hale gelmiştir. Analiz sonuçlarına bakarak gübre tavsiyelerinde bulunulması en güç ve en riskli görevlerden biridir. Eğer kolay olsaydı Özel Sektör bu alana da etkin şekilde girer değişik bölgelerimizde çok sayıda analiz laboratuarı kurarak gübre tavsiyelerinde bulunurdu. Gübre tavsiyelerinin temel dayanağını oluşturan ön çalışmaların bölgelerimizde yeterince yapılmamış olması ve tarımda kontrol dışı pek çok etmenin bulunması bunun temel dayanağını oluşturmaktadır. Küçük bir tarlanın ya da bahçenin bir köşesindeki toprağın diğer köşesindeki topraktan çok farklı özellikler gösterebilmesi tarımın ve tarım mesleğinin en güç yanıdır. Günümüzde analiz sonuçlarına bakarak gübre tavsiyeleri: 1. Uzun vadeli ve 2. Kısa vadeli çalışmalar sonucu yapılmaktadır. Uzun vadeli çalışmalarda öncelikle ve ivedilikle her bölgede toprak etüt ve haritalama çalışmaları 4 – 6 yılda tamamlanmalıdır. Seri bazında belirlenen topraklar üzerinde bölgeye özgü ürün çeşitleri kullanılarak tarla denemeleri yapılmalıdır. Aksi halde gelişi güzel yerlerde gerçekleştirilecek tarla denemelerinden elde edilen sonuçlar ancak tarla denemelerinin yapıldıkları alanları temsil edebilir. Bu sonuçların genelleştirilmesi ve doğru bir yargıya ulaşılması olanağı yoktur. Bölgeye uygunluğu belirlenen toprak analiz yöntemleri tarla denemelerinden elde edilen sonuçlarla kalibre edilmelidir. Dünya’da her koşula uygun ve her koşulda başarı ile uygulanabilir bir toprak analiz yöntemi henüz geliştirilememiştir. Uygulama sonuçları da 3 -5 yılda bir kontrol edilerek gerekli düzeltmeler yapılmalıdır. Kısa vadeli çalışmalarda ise çeşitli ülkelerin ve ülkemizin iklim ve toprak özellikleri benzer olan bölgelerinde aynı ürün çeşitleri kullanılarak gerçekleştirilmiş çalışmalardan elde edilen kalibrasyon sonuçlarına dayanılarak gübre tavsiyeleri yapılmalıdır. Uygulama sonuçları her yıl titizlikle ve dikkatle yerinde

7

izlenmeli, gerekli düzeltmeler gerçekleştirilmelidir. Günümüzde gübre tavsiyeleri de genelde bu esasa göre yapılmaktadır. Analiz laboratuarları bölgelerin toprak, iklim ve ürün çeşitleri dikkate alınarak kurulmalı, cihaz ve eleman gereksinimi gerçeğe uygun şekilde saptanmalıdır. Cihazların alımı yapılırken eleman, işgücü ve kapasite durumu özenle göz önünde bulundurulmalıdır. Bölgede çalışmalarını sürdüren Yüksek Öğretim Kuruluşları ile çeşitli Tarımsal Araştırma Kuruluşları, araç ve gereçlerini organik bir bağ içerisinde ortak olarak kullanmalı ve elemanların eşgüdümü etkin şekilde sağlanmalıdır. Analiz laboratuarlarında görev yapan elemanların bölgeyi iyi tanımaları yanında bölgede uzun yıllar çalışmalarının sağlanması ve periyodik olarak meslek içi eğitimden geçirilmeleri büyük önem taşır. Değişik bölgelerde bulunan ve benzer yöntemleri uygulayan laboratuarların analiz sonuçları standart örnekler ile kontrol edilmelidir. Laboratuara gelen toprak örneklerinin usulüne uygun şekilde alınmış olması ve analize hazırlanması ise önde gelen önemli konular arasındadır. yi Tarım Uygulamaları ( TU) standartlarına göre geleneksel tarımın Türkiye genelinde sürdürülmesi temel amaç olmalı, plan ve projeler bu doğrultuda hazırlanmalı ve çalışmalar buna uygun yürütülmelidir. Tarım Bölgelerimizde analiz laboratuarlarının kurulmasını, gübre tavsiyeleri için uzun ve kısa vadeli çalışmaların planlanmasını ve eşgüdümün sağlanmasını gerçekleştirmek üzere uzmanlardan oluşan bir kuruluşa gereksinim bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kimyasal gübre, gübre tavsiyesi, toprak analizi, geleneksel tarım, iyi tarım uygulaması ( TU). ABSTRACT SOIL TESTING FOR FERTILIZER RECCOMMENDATION PROBLEMS AND PROPOSALS The number of the analytical laboratories in Turkey that have very expensive and sensitive equipment has increased by about 30%. This increase has been necessary to evaluate conventional agriculture including the overuse of fertilizers and agricultural chemicals that have resulted in the pollution of soils, waters, and air; decreased crop yields and quality; and the adverse affect to the health of both animal and humans. In contrast, it must also be understood the need to continue using conventional agriculture, including the use of fertilizers, to produce high quality crop yields. The European Union and other countries, including Turkey, have recently agreed to use the standards of Good Agricultural Practices (GAP) in conventional agriculture. GAP promotes the use of adequate fertilizers and agricultural chemicals to grow high quality crop yields. These countries have also accepted that marketing crops grown without the standards of GAP should be restricted from use either in country or in exportation. The Turkish government officially accepted the GAP standards in 2004. Based on these standards, Turkish farmers must use fertilizers according to the analytical results of their farm soils. This is the primary reason for the increase in the number of analytical laboratories in Turkey cities. Using fertilizers in the farm soils according to soil test results has several advantages. But, the recommendation of fertilizers is a very risky and difficult task. Making correct fertilizer recommendations through soil survey and mapping should be completed in accordance with soil series. These soil series have initially been used in

8

the agricultural regions with the best analytical methods chosen to calibrate the results of the field experiments with regional crops. A critical component to the proper recommendation of fertilizer use is the individual. The individual making the fertilizer recommendation should have a good knowledge of the task with the experience and ability for high synthesis. Moreover, it is important the individual have a good dialogue with the farmers of the agricultural regions. It is proposed that such qualified persons be responsible for the control of the analytical laboratories, planning, and coordinating of the work necessary for the recommendations of fertilizers in the agricultural regions. Key Words: Fertilizers, fertilizer recommendation, soil testing, conventional agriculture, Good Agricultural Practices (GAP) GRŞ Altmış yıla yakın süredir bu mesleğin içindeyim. Bu gün değerli meslektaşlarıma gübre tavsiyeleri için analiz laboratuarlarında şu yöntemi ya da yöntemleri uygulayın. Analiz sonuçlarına da bakarak gübre tavsiyelerinde bulunun demeyi çok arzu ederdim. Edindiğim bilgi ve deneyime dayanarak bunu söyleyemediğim için üzgünüm. Analiz sonuçlarına bakarak gübre tavsiyelerinde bulunmak en güç ve en riskli görevlerden biridir. Gerçeğe uygun gübre tavsiyeleri için bölgede bir seri ön çalışmaların yapılmasına ve bilgi birikiminin sağlanmasına gereksinim vardır. Bitkilerin gelişmesine, nitelikli ve bol ürün alınmasına pek çok etmenin etkili olduğu bilinmektedir. Küçük bir tarlanın ya da bahçenin bir köşesindeki toprağın diğer köşesindeki topraktan farklı olabileceği daima göz önünde bulundurulmalıdır. Gübre tavsiyesini yapacak uzman tarımcının iyi bir bilgi birikimine ve deneyime sahip olması, bölgeyi çok iyi tanıması, üreticilerle yakın bir diyalog içerisinde bulunması gerekir. Tarım bir bilimdir. Nitelikli ve bol ürünün alınması üzerine pek çok etmenin etki yapması nedeniyle tarım mesleği en güç mesleklerden biridir. Bu nedenle tarım mesleğini seçenlerin çok bilgili olmaları, araştırma sonuçlarını yakından izleyerek bilgilerini sürekli yenilemeleri her türlü açıklamanın üzerinde önem taşır. ANAL Z LABORATUARLARININ ÜLKE GENEL NDE SON YILLARDA HIZLA AÇILMASININ NEDEN Son yıllarda duyarlı ve çok pahalı cihazlara sahip analiz laboratuarlarının ülke genelinde hızla yaygınlaştığını görüyoruz. Kimi illerimizde sayının otuza yaklaştığı söyleniyor. Yurt dışından sağlanan krediye, öz kaynaklarımızdan da önemli miktarlarda eklemeler yapılarak ithal edilen duyarlı cihazlara sahip çok sayıda laboratuara gerçekten ihtiyacımız var mı? Bu laboratuarlar verimli çalışıyor ve gerektiği gibi kontrol ediliyorlar mı? Analiz laboratuarlarının son yıllarda ülke genelinde hızla yaygınlaşmasının nedenini iyi anlayabilmek için dünden günümüze geleneksel (Konvansiyonel) tarımdaki gelişmeleri irdelemek ve değerlendirmek gerekir. nsanlık tarihi kadar eski olan geleneksel tarım üç evreye ayrılarak incelenebilir. Bunlar: 1.Tarımsal kimyasalların üretilmelerinden önceki dönemde uygulanan geleneksel tarım (?-1840 ). 2.Tarımsal kimyasalların üretilip uygulanmalarından sonraki dönemde geleneksel tarım (1840-2004).

9

3. yi tarım uygulamaları ( TU) döneminde geleneksel tarım (2004-?). Geleneksel Tarımın 1. Evresi: Tarımsal kimyasalların üretilmelerinden ve tarımda uygulanmalarından önceki dönemde insanlar tarım faaliyetlerini gıda maddelerini sağlamak, giyim ve barınma gibi gereksinimlerini karşılamak için sürdürmüşlerdir. Sınırlı olanaklar nedeniyle bu uzun dönemde topraklar aşırı yoğunlukta işlenememiş, sağlanabilen organik atıklar toprağa uygulanmış, tarımsal hiçbir kimyasal kullanılmamış ve toprak canlı bir varlık olarak korunup değerlendirilmiştir. Hayvan dışkılarının düştüğü yerlerde bitkilerin daha güçlü geliştiğini gören ilk insanlar hayvanları ehlileştirdikten sonra ahır gübresini tarımda kullanmaya başlamışlardır. Üç bin yıl önce evlerinin önünü süpürüp temizleyen Çinli’ler, oradan geçen insanlara temiz olduğunu söyleyerek tuvaletlerini kullanmalarını önermişler ve insan dışkılarını tarımda kullanmışlardır. Anadolu insanı kuş gübresini toplayabilmek ve tarımda değerlendirebilmek için yatırımlar yapmış ve bu konuda büyük bir uğraş vermiştir. Boranhane, kuşhane, güvercinhane adı verilen yerlerde toplanan kuş gübresi ve kalıntıları tarımda değerlendirilmiştir. nsanlar giderek artan nüfusu besleyebilmek için tarım ürünlerini artırmak uğraşına girmişlerdir. Odun külü, kemik unu, boynuz, tırnak gibi maddeler yanında alçı, kireç ve marn kullanımı da giderek yaygınlaşmıştır. Özet olarak bu uzun dönemde tarımla uğraşanlar işletmeleri içerisinde bulabildikleri tüm bitkisel ve hayvansal kökenli organik materyalleri toprağa uygulamışlar ve değerlendirmişlerdir. Bu dönemde tarım uygulamaları, günümüzde belirlenmiş ilkelere göre kontrollü şekilde yapılan Organik Tarımın dayanağı ve öncüsü olarak kabul edilebilir. Geleneksel tarımın 2. evresi: Bu evre 1840 yılından sonra tarımsal kimyasalların üretilip tarımda kullanılmalarıyla başlar. Genelde asit ve bazların kimyasal tepkimeleri sonucu oluşan kimyasal gübrelerin toprağa uygulanmasıyla birim alandan alınan verim hızla artmıştır ( Çizelge 1 ). Çeşitli ülkelerde değişik bitkilerden elde edilen ürün miktarlarında kimyasal gübrelerin kullanılmadığı 80 yıl öncesine göre kimyasal gübrelerin kullanılmasıyla yaklaşık 3 kata yakın artış sağlanmıştır. Bu olgu uygulanan entansif tarımın bir sonucudur. Kimyasal gübrelerin yanında verim potansiyeli yüksek tohumlarla birlikte sulama yapılmış, mücadele ilaçları ve hormonlar kullanılmıştır. Ülkeden ülkeye, yöreden yöreye değişmekle birlikte kimyasalların kullanımları gereksinimin çok üzerine çıkmıştır. Zaman içerisinde bunların olumsuz etkileri belirgin olarak toprak, su ve havanın kirlenmesi şeklinde saptanmıştır. Çeşitli ürünlerin renk, koku, şekil ve tatları ile bu parametrelerin oluşturduğu aroma ve lezzet giderek azalmıştır Çizelge 1. Kimyasal gübrelerin kullanılması ve kullanılmaması ile çeşitli bitkilerden alınan ürün miktarları (Kacar 1997) Ürün Buğday (dane) Çavdar (dane) Arpa (dane) Yulaf (dane) Patates (yumru) Ürün miktarı (ton/ha) Kimyasal gübre Kimyasal gübre kullanılmış kullanılmamış (1878-1888) (1965-1970) 1.3 3.8 1.4 3.0 1.3 3.4 1.2 3.2 8.2 27.0

Kısaca ürün miktarları artarken ürünler doğal özelliklerini yitirmiş, kaliteleri bozulmuştur. Bunlardan çok daha önemlisi bitki koruma ilaçları usulüne göre ve yeterli düzeyde uygulanmadığı için ürünler üzerinde ve içerisinde ilaç kalıntıları oluşmuştur. Tarımsal girdilerin uygulanmasında yönlendirme ve kontrolün yeterli düzeyde

10

olmaması, üreticilerin bu konuda denetlenmemesi sonucu çevrede görülen olumsuz etkiler çeşitli ülkelerde ve değişik yörelerde çok belirgin şekilde ortaya çıkmıştır. Tarımda uygulanan kimyasalların sınırlandırılması ve kontrolü üzerinde etkin önlemler öncelikle gelişmiş ve zengin ülkelerde alınmaya başlamıştır (Çizelge 2). Çizelgeden görüldüğü gibi Gelişmiş beş AB ülkesinde geçen 20 yıla yakın sürede işlenen birim tarım arazisi ilkesine göre kimyasal gübre tüketimi Almanya’da % 48, Hollanda’da % 47 ve Fransa’da % 33 azalmıştır. Kimyasal gübrelerin tüketimlerindeki azalmaya koşut olarak bitki koruma ilaçlarının uygulanan miktarlarında da önemli düzeylerde azalma gerçekleşmiş ve kontrol yaygınlaşmıştır. Çizelge 2. Kimi Avrupa Topluluğu (AB) ülkelerinde işlenen birim tarım arazisi ilkesine göre kimyasal gübre (N + P2O5 + K2O ) tüketimindeki değişim durumu FAO (1994 a ve b, FAO 2003) Ülke Gübre tüketimindeki azalma oranı, % ----------------------------------------------------------------------------Hollanda 849 450 47 Belçika 605 450 26 Almanya 428 221 48 ngiltere 416 325 21 Fransa 338 227 33 Tarımda kimyasalların kontrolsüz şekilde kullanılması ve bu konuda üreticilerin denetlenmemesi ülkemizde literatüre geçebilecek önemli olumsuz etkilerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Çay üreticilerimizin tüm uyarılara karşın gereğinden çok fazla ve tek yanlı olarak amonyum sülfat (NH4)SO4 gübresini uygulamaları sonunda 30 yıl içinde çay topraklarımızın % 84’ünden fazlası aşırı düzeyde asitlik kazanmış ve toprak pH’sı kritik düzey olan pH 4.0’ ün altına düşmüştür (Çizelge 3). Binlerce yılda oluşmuş tarım topraklarımızın, bilinçsiz ve bilgisiz gübre uygulamalarıyla kısa sayılabilecek bir süre içerisinde özelliklerinin değişmesi her türlü açıklamanın üzerinde önem taşımaktadır. Çay topraklarında özellikle toprak pH’sı üzerinde dünyadaki çay Çizelge 3. Kritik pH düzeyinin ( pH< 4.0 ) altında pH belirlenen topraklarımızın oranı, % (Ülgen 1961, Sarımehmet ve ark. 1983, Sarımehmet ve ark. 1989) (1958-1960) yıl- (1978-1983 ) yıllarında alınan larında alınan 1725 1183 toprak örneği toprak örneği % 0.1 % 39.5 1988 yılında alınan 538 toprak örneği % 84.6 Gübre tüketimi, kg / ha

Toprak pH’sı Kritik pH < 4.0

Üreticileri özenle dururlar. Çünkü aşırı asitlik kazanmış ve pH’ları kritik pH olan 4.0’ ün altına düşmüş topraklarda nitelikli çay üretimi olanaksızdır. Çay atığı ( lif, çöp ve toz ) miktarlarındaki artış siyah çay ürün miktarını olumsuz şekilde etkilediği gibi maliyeti de normalin üzerinde yukarı çeker (Kacar vd 1996). Diğer ülkelerde çay atığı miktarı % 3 – 4 iken Türkiye’de % 20’nin üzerindedir. Aşırı asitlik kazanmış çay topraklarına kireçleme yaparak pH düzeyini yükseltmek kesinlikle uygulanamaz. Çay bitkisi kireç sevmeyen ve bünyesinde fazla miktarda alüminyum ( Al ) biriktiren sayılı bitkilerden biridir. Eğer çay topraklarına kireçleme yapılarak pH yükseltilirse uygulanan kireç alüminyumu yarayışsız inaktif şekle dönüştürür. Bunun sonucu olarak

11

yeterli düzeyde Al alamayan çay bitkisinden üretilen siyah çayın miktarı azalır ve kalitesi bozulur. Kimyasal gübre tüketiminin gereğinden çok fazla olduğu ülkelerde bitkilerin aşırı vejetatif gelişme göstermeleri ( sap, dal ve yaprak oluşturmaları ) generatif gelişmeyi ( tohum ve yumru oluşumunu ) olumsuz yönde etkilemiş ve bunun sonucu olarak da ürün miktarı hızla azalmıştır. Vejetatif gelişmeyi geriletip generatif gelişmeyi teşvik ederek ürün miktarını artırmak için özel hormonlar geliştirilmiş ve uygulanmıştır. Ancak bundan da beklenen sonuç alınamamıştır. Ürünün kalitesinin hızla düştüğü, meyve ve sebzelerde aromanın değiştiği, şekil bozukluklarının yaygınlaştığı gözlenmiştir. Aşırı kimyasal gübre tüketiminin insan ve hayvan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri giderek yaygınlaşmıştır. Başta kimyasal gübreler ve tarım ilaçları olmak üzere tüm tarım girdilerinin kontrolsüz ve denetimsiz şekilde uygulanması suretiyle tarımın sürdürülemeyeceği açık olarak anlaşılmıştır. Buna karşın artan nüfusun yeterince beslenebilmesi, nitelikli bol ürün alınabilmesi için başta kimyasal gübreler olmak üzere tüm tarım girdilerinin çevreye olduğu kadar insan ve hayvan sağlığına da zarar vermeden bilinçli ve bilgili şekilde kullanılması suretiyle tarımın sürdürülmesinin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu görülmüştür Geleneksel tarımın 3. evresi: Yukarda kısaca özetlenen sorunları giderebilmek için 1999 yılında başta AB ülkeleri olmak üzere çeşitli ülkeler tarafından kabul edilen yi Tarım Uygulamaları ( TU) adı altında belirlenen standartlara göre geleneksel tarımın sürdürülmesi kabul edilmiştir. TU standartlarına uygun üretilmeyen tarım ürünlerinin pazarlanmasının, tüketilmesinin önlenmesi ve bu konuda gerekli önlemlerin alınması üzerinde ülkeler arasında görüş birliği oluşmuştur. Durumu yakından izleyen Tarım ve Köy şleri Bakanlığımız tarım ürünlerinin dış satımında karşılaşılması olası güçlükleri aşabilmek ve duraksamadan tarım ürünlerimizin dış satımını sürdürebilmek için peş peşe yasa ve yönetmeliklerin çıkarılmasını sağlamıştır. yi tarım uygulamalarına ait yönetmelik ( 2004 ve 2005 ) yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmeliğin 1. maddesinde yi tarım uygulamalarının amacı: “Çevre, insan ve hayvan sağlığına zarar vermeyen bir tarımsal üretimin yapılması, doğal kaynakların korunması, tarımda izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik ile gıda güvenliğinin sağlanması “ şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre tarım yapılırken çevreye, insan ve hayvan sağlığına zarar verilmemesi ön koşuldur. Doğal kaynaklar, toprak, su ve hava özenle korunacaktır. Tarım girdilerinin uygulamasında her aşama izlenecek ve gıda güvenliği sağlanacaktır. Yönetmeliğin 14a maddesinde açık olarak belirtildiği gibi standartlarına uygun olarak geleneksel tarım yapmak ve tarım ürünlerini iç ve dış pazarlarda değerlendirmek isteyen üreticilerimizin, üretici birliklerimizin, müteşebbislerin, kooperatiflerin ya da benzer tüzel kişilerin sözleşme yapmaları gerekmektedir. Tarlaların ekime hazırlanmasından başlayarak sulama, gübreleme, ilaçlama, hasat, depolama ürünlerin paketlenmesi, pazara sunulması gibi tüm aşamalar yönetmeliğe göre kontrol ve gözetim altında bulundurulacaktır. TU standartlarına göre üretim yapan üreticilerin ve üretici birliklerinin görev ve sorumlulukları yönetmeliğin 6. maddesinde aynen şu şekilde belirtilmiştir: a) Üretim alanlarında yaptıkları gübre, bitki koruma uygulamalarını ve gerekli olan diğer zorunlu uygulamaları kayıt altına almak, b) Bitki koruma ve hayvan sağlığı ürünlerini tavsiyesine uygun olarak kullanmak, c) Üretimde hastalıklar, zararlılar ve yabancı otlar ile mücadele yapmak, d) Toprak, su, çevre ve insan sağlığını koruyucu tedbirler almak,

12

e) Toprak ve yaprak analizleri yapmak/yaptırmak gübrelemeyi analiz sonuçlarına göre uygulamak ve analiz sonuçlarını kayıt altında tutmak, f) Sulama suyunu analiz ettirmek önerilen miktar ve metotlarla uygulamak ve kayıt altına almaktır. Yönetmeliğin 6e maddesi bizi ilgilendiren en önemli maddedir. Bundan böyle toprak analizleri zorunlu kılınmış ve gübre tavsiyelerinin de toprak analizlerine dayanılarak yapılması benimsenmiştir. Günümüzde analiz laboratuarlarının ülke genelinde hızla açılmalarının dayanağı da budur. GÜBRE TAVS YELER N N ANAL Z SONUÇLARINA DAYANILARAK YAPILMASININ YARARLARI Gübre tavsiyelerinin analiz sonuçlarına göre yapılmasının yararları şu şekilde özetlenebilir: 1. Kimyasal gübreler geleneksel tarımın yadsınamaz düzeyde önemli bir girdisidir. Gübresiz tarım düşünülemez. Ancak kimyasal gübreler genelde asitler ile bazların tepkimeleri sonucu oluşmuş tuzlarıdır. Türkiye’de kimyasal gübre ham maddelerinin büyük bölümü dış alım yoluyla sağlanmakta ve bunun için önemli miktarlarda döviz olarak ödeme yapılmaktadır 2. Kimyasal gübre üretiminde yenilenemez enerji tüketiminin çok yüksek olması yanında alt yapı yatırım gereksinimleri de büyüktür.Bu ve öteki tüm etmenler kimyasal gübre fiyatlarının günümüzde yüksek olmasına neden olduğu gibi gelecekte de yüksek olması doğal bir beklentidir. 3. Kimyasal gübrelerin gereğinden fazla, uygun olmayan zamanda, çeşitte ve biçimde toprağa uygulanması öncelikle üreticinin aile bütçesini olumsuz şekilde etkiler. Sonra da ülke bütçesine zarar verir. Önemli olan “birim gübreye en yüksek getiriyi sağlayacak şekilde kimyasal gübrelerin tüketilmesidir”. 4. Kimyasal gübrelerin gereğinden fazla uygulanması ekonomik zararlar dışında maddi olarak ölçülemeyecek düzeyde çevreye zarar verir. Kimyasal gübrelerin yararları ve zararları bıçağın sırtına benzetilebilir. Yararın zarara dönüştüğü nokta çok keskin şekilde ayrılmaktadır. 5. Yıkanarak toprakta derine doğru taşınan nitrat (NO3) şeklindeki azot (N), taban suyuna karışmak suretiyle en sonunda kuyu, ırmak ve denize karışır. Bu şekilde bulaşan nitrat doğada uzun yıllar canlılar üzerinde olumsuz etkisini sürdürür. Nitrat içeriği yüksek mera bitkilerini yiyen hayvanların, sebze ve meyveleri yiyen insanların sağlıklarında önemli olumsuz etkileşimler ortaya çıkar. Göl ve denizlerimizde balıkların giderek azaldığına, akarsu ve derelerde kurbağa seslerinin kesildiğine sıkca tanık olunmaktadır. Bu olgunun bir önemli nedeni de tarım topraklarına gereğinden çok fazla miktarlarda uygulanan kimyasal gübrelerdir. 6. Gereğinden fazla uygulanan kimyasal gübreler toprakta bitki besin maddeleri dengesinin bozulmasına neden olur. Örneğin toprağa gereğinden fazla uygulanan fosforlu gübreler bitkilerde çinko noksanlığının ortaya çıkmasına yol açar. Bu olgu insan ve hayvan sağlığını da olumsuz şekilde etkiler. Konu ile ilgili pek çok örnek verilebilir ve örnekler çoğaltılabilir. 7. Başta mikro element gübreler olmak üzere tüm kimyasal gübrelerin fazlası, nitelikli bol ürün alınmasını olumsuz şekilde etkilediği gibi insan ve hayvan sağlığını da olumsuz şekilde etkiler. Bu ve öteki nedenlerle kimyasal gübrelerin analiz sonuçlarına göre gerçeğe uygun olarak tavsiye edilmesi her türlü açıklamanın üzerinde önemlidir.

13

ANAL Z SONUÇLARINA BAKARAK GÜBRE TAVS YES NASIL YAPILIR Analiz sonuçlarına bakarak gübre tavsiyesi en güç ve en riskli görevlerden biridir. Eğer kolay olsaydı özel sektör bu alana etkin şekilde girer değişik bölgelerimizde çok sayıda analiz laboratuarı kurarak gübre tavsiyelerinde bulunurdu. Analiz sonuçlarına göre gübre tavsiyelerinde bulunabilmek için toprak, iklim ve ürün çeşitleri yönünden farklı olan tüm tarım bölgelerimizde bir seri ön çalışmaların yapılması ve bilgi birikiminin sağlanması mutlak zorunludur. Kimi tarım bölgelerimizde ön çalışmaların tamamlanabilmesi 4 – 6 yılı ya da daha uzun zamanı alabilir. Ülkemizde anılan ön çalışmalar 1970’li yıllarda başlamış ancak sürdürülüp tamamlanamamıştır. Günümüzde analiz sonuçlarına bakarak gübre tavsiyeleri, tarım bölgelerimizde bir yandan uzun vadeli çalışmalar sonucu bilgi birikimi sağlanırken diğer yandan kısa vadeli çalışmalara dayanılarak yapılabilir. Uzun vadeli çalışmalar içerisinde tarım bölgelerimizin toprak etüt ve haritalama işi tamamlanmalı ve en az seri bazında topraklar belirlenmeli ve sınıflandırma gerçekleştirilmelidir. Seri bazında belirlenen topraklar üzerinde ürün çeşitlerine göre en ez 25 – 30 tarla denemeleri yapılmalıdır. Toprak serisi belli olmayan örneğin Fakülte bahçesinde ya da değişik üretici toprakları üzerinde yapılan tarla denemelerinden elde edilen sonuçlar denemenin yapıldığı yeri temsil edebilir. Bu sonuçların genelleştirilmesi ve doğru bir yargıya ulaşılması olanağı yoktur. Tarım bölgelerimizde belirlenen toprak serileri üzerinde bir yandan bölgeye özgü ürün çeşitleri kullanılarak tarla denemeleri yapılırken diğer yandan bölgeye en uygun kimyasal analiz yönteminin ya da yöntemlerinin seçilmesi gerekir. Dünya’da her koşula uygun ve her koşulda başarı ile uygulanabilir bir toprak analiz yöntemi henüz geliştirilememiştir. Bu nedenle her ülke kendi bölge topraklarına uygun yöntemleri seçip o yöntemleri uygulamaktadır. Türkiye toprakları kimi özellikleri nedeniyle Avrupa ve Amerika’da bulunan pek çok ülke topraklarından önemli derecede farklıdır. Örneğin çoğu ülkelerde % 3 – 5 düzeyinde CaCO3 içeren topraklar kireçli alkalin topraklar olarak tanımlanırken ülkemiz topraklarında kireç miktarı ortalama % 18 – 20 civarındadır. Kireç içeriği % 60 – 70 olan topraklarımız üzerinde günümüzde tarım uygulanmaktadır. Bu nedenle çeşitli ülkelerde yapılmış araştırma sonuçlarını gözü kapalı bir şekilde benimseyip tarımda uygulamak gerçeklere uymaz ve elde olunun sonuçlar güvenilir olmaz. Bitkiye yarayışlı fosfor analiz yöntemleri kimi yörelerimizde radyoizotop tekniğinden yaralanılarak belirlenen “A“ değeri ile çeşitli kimyasal fosfor analiz yöntemlerinin korelasyonlarına bakılmak suretiyle seçilmişlerdir (Çizelge 4). Çizelgeden görüldüğü gibi denemeye alınan çoğu yöre topraklarında Olsen yöntemi en uygun yöntem olarak seçilmiştir. ”Azot N değeri” ile korelasyon yapılmak suretiyle en uygun yarayışlı azot belirleme yöntemi de seçilmiştir ( Çizelge 5 ). Çoğu yörelerimiz için NO3–N belirleme yöntemi en uygun yöntem olarak belirlenmiştir. Benzer çalışmalar değişik yörelerimizde potasyum analiz yöntemlerinin seçiminde de sürdürülmüştür. Tarım bölgelerimizde seri bazında belirlenen alanlarda tarla denemelerinin yapıldığı yerlerden alınan toprak örnekleri, bölge için uygunluğu saptanmış yöntem ile analiz edilir. Daha sonra analiz sonuçları tarla denemelerinden alınan sonuçlarla kalibre edilir. Toprak analiz yöntemleri değişik araştırıcılar tarafından değişik ülkelerde ve bölgelerde tarla denemeleriyle ayrımlı şekillerde kalibre edilmiş ve gübre tavsiyeleri buna göre yapılmıştır. Toprak analiz yöntemlerinin tarla denemeleriyle kalibrasyonunda genelde iki yöntem yaygın şekilde kullanılmakta ve kimyasal gübre tavsiyesi ise buna göre yapılmaktadır. Bunlar : 1. Kritik Toprak Analiz Değerlerine göre kimyasal gübre tavsiyeleri

14

2. Bray tarafından değiştirilen Mitscherlich’in Oransal Ürün Değerlerine göre kimyasal gübre tavsiyeleri Çizelge 4. Türkiye’nin değişik yörelerinde “A” değeri ile karşılaştırılarak seçilen bitkiye yarayışlı en uygun fosfor belirleme yöntemleri (Kacar ve Katkat 2007 ) Araştırıcı Kacar (1964) Aksoy (1967) Zabunoğlu (1967) Çelebi (1967) Yöre Çukurova Trakya En uygun yöntem Bray ve Kurtz No. 2 Olsen

Çarşamba ovası Bray ve Kurtz No. 1 Orta Anadolu (Güney yöresi) Olsen Olsen A. Asit tepkimeli topraklarda Bray ve Kurtz No. 1 B. Alkalin topraklarda Olsen v Olsen Olsen

Alganatay (1968) Orta Anadolu (Kuzey yöresi) Ülgen (1968) Karadeniz

Ateşalp (1968) Kacar vd (1976)

Doğu Anadolu Akdeniz kıyı yöresi

Çizelge 5. Türkiye’nin değişik yörelerinde azot “N” değeriyle* karşılaştırılarak seçilen en uygun bitkiye yarayışlı azot belirleme yöntemleri ( Kacar ve Katkat 2007 ) Araştırıcı Turan (1967) Aksu (1972) Kacar ve Arat (1973) Kacar vd (1973a) Kacar vd (1973b) Alemdar (1974) Sağlam vd (1983) Yıldız (1994) Antep (1988)** ğdır Ovası Pasinler Ovası Bafra Ovası Yöre Antalya Sahil Bölgesi Trakya Meriç Havzası Gediz Ovası Çarşamba Ovası Çukurova Marmara Susurluk Havzası I En uygun yöntem NO3-N NO3-N Organik madde NH4-N Purvis ve Leo NO -N
3

NO3-N NO3-N Mba-Chibogu vd Prasad

*Azot “N” değeri Munson ve Stanford (1955) tarafından geliştirilmiş bir ekstrapolasyon yöntemidir **Azot “A“ değeri kullanılmıştır. Kritik toprak analiz değeri “En yüksek miktarda ürünün elde edildiği en düşük toprak analiz değeridir.“ Kritik analiz değerleri öyle değerlerdir ki toprakta bitki besin maddesi miktarı kritik değerin altında olduğu zaman gübreleme ile istatistiki yönden önemli, bir başka deyişle ekonomik yönden kazançlı, ürün artışı sağlanır. Buna karşın bitki besin maddesi miktarı kritik değerin üzerinde olduğu zaman gübreleme ile

15

ürün artışı sağlanamaz ve ekonomik olmaz. Bir bölgede belirlenen kritik değerler dünyada her koşula uygun ve her koşulda uygulanabilir değerler değildir. Kritik değerler üzerine çok çeşitli etmenler etki yapar. Bu nedenle bölge topraklarında ve bölgeye özgü ürün çeşitleri kullanılmak suretiyle yapılacak tarla denemeleriyle kritik değerler saptanmalı ve bu değerlere göre gübre tavsiyeleri yapılmalıdır. Kritik toprak analiz değerlerinin belirlenmesinde Cate-Nelson (1965-1971) tarafından geliştirilen grafik yöntemi yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bu yönteme göre kritik değer aşağıda açıklandığı gibi belirlenmektedir. 1. Bölgede yapılan en az 25-30 tarla denemeleri ile göreceli ürün miktarları aşağıdaki formüle göre belirlenir. Göreceli ürün miktarı, % = (A0 / A1) x100 Burada : A0 = Gübre uygulanmadan (kontroldan ) elde edilen ürün miktarı, kg / ha A1 = Artan miktarlarda gübre uygulanmalarından elde miktarı, kg / ha edilen en yüksek ürün (x) ve

2. Tarla denemelerinin yapıldığı toprakların analiz sonuçları yatay eksene göreceli ürün miktarları ise dikey eksene (y) işaretlenir ( Şekil 1).

3. Grafik içerisinde yatay (x) ve dikey (y) eksenlere paralel olarak iki çizgi çizilerek denemelere ait noktaların Şekil 1 A da gösterildiği gibi çizgiler içerisinde kalması sağlanır. Bu önemli bir noktadır. Daha sonra (y) eksenine paralel olan çizginin (x) eksenini kestiği noktaya ait değer “Kritik Toprak Analiz Değeri “ olarak belirlenir. Singh (1986) siyam baklası ( Cluster bean ) ile 26 değişik toprak üzerinde yaptığı denemelere dayanarak DTPA yöntemi ile belirlenen çinko (Zn) için kritik değeri Cate – Nelson yöntemine göre belirlemiştir (Şekil 1 A). Araştırıcı istatistiki yöntemlerle de aynı sonucun bulunduğunu saptamıştır (Şekil 1 B ).

A

B

Şekil 1. Siyam baklası yetiştirilmek suretiyle yapılan denemelerle Cate-Nelson yöntemine göre çinko (Zn) için kritik toprak analiz değerlerinin belirlenmesi (Singh 1986)

16

Çizelge 6. Bitkiye yarayışlı fosfor belirleme yöntemlerini Mitscherlih’in Oransal ürün değerlerine göre kalibre eden araştırıcılar, kalibrasyonun gerçekleştirildiği bölgeler, yöreler, ve ürün çeşitleri (Kacar ve Katkat 2007) Araştırıcı Yurtsever (1973, 1974 ve 1978 ) Yöntem Olsen Ürün çeşidi Buğday Bölgeler ve yöreler Trakya, Güneydoğu Anadolu ve Orta Anadolu Bölgeleri Karadeniz Bölgesi

Yurtsever ve Alkan Olsen, Mısır (1975) Bray ve Kurtz 1 Miller ve Axley Weltch vd -----------------------------------------------------------------------------------------Dığdığoğlu (1980) Olsen Arpa Orta Anadolu Bölgesi -----------------------------------------------------------------------------------------Sefa ( 1983 ) Olsen Kuru soğan Bilecik, Bursa, Eskişehir ve Kütahya yöresi -----------------------------------------------------------------------------------------Oruç (1985 ) Olsen Kuru fasulye Bilecik, Bursa, Eskişehir ve Kütahya yöresi ----------------------------------------------------------------------------Ocaktan (1985 ) Olsen Soya fasulyesi Bafra ve Çarşamba Ovaları ----------------------------------------------------------------------------Oruç ( 1986 ) Olsen Ayçiçeği Afyon, Bilecik, Bursa, Eskişehir, Kütahya yöresi ----------------------------------------------------------------------------Özdemir (1991) Olsen Şeker pancarı Orta Karadeniz Bölgesi ----------------------------------------------------------------------------Sefa (1991) Olsen Buğday Afyon, Bilecik, Eskişehir, Kütahya yöresi ------------------------------------------------------------------------------------------Güçdemir (1995) Olsen makarnalık buğday Orta Anadolu Bölgesi Bray tarafından değiştirilen Mitscherlich’in Oransal ürün değerlerine göre toprak analiz yöntemlerinin kalibrasyonu başta Toprak Gübre Araştırma Enstitüsü olmak üzere pek çok Araştırma Kuruluşlarımızdaki meslektaşlarımız tarafından gerçekleştirilmiş ve gübre tavsiyeleri buna göre yapılmıştır. Ülkemizde bitkiye yarayışlı fosfor belirleme yöntemlerini Mitscherlich’in oransal ürün değerlerine göre kalibre eden araştırıcılar, kalibrasyonun gerçekleştirildiği bölgeler, yöreler ve ürün çeşitleri Çizelge 6 de topluca verilmiştir. Bray tarafından değiştirilen Mitscherlich’in oransal ürün değerlerine göre toprak analiz yöntemlerinin nasıl kalibre edildiği buna göre gübre tavsiyelerinin nasıl yapıldığı GÜBRELER ve GÜBRELEME TEKN Ğ kitabımızda (Kacar- Katkat 2007, 2. Baskı, s.559, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara) ayrıntılı şekilde anlatılmış olup ilgilenenler anılan kaynaktan yararlanabilirler. Sefa (1980) Marmara ve Batı geçit bölgelerinde Cosema çeşidi patates yetiştirilen topraklarda Olsen yöntemini kalibre etmiştir (Çizelge 7). Kalibrasyon sonucuna göre bölgeden alınan toprak örneğinde Olsen yöntemi ile P2O5 miktarı 2.0

17

kg/da olarak belirlenirse kalibrasyon sonucuna göre maksimum ürünün % 94 ‘ünü alabilmek için dekara 10 kg P2O5 içeren fosforlu gübre uygulanması tavsiye edilebilir. Tarım bölgelerimizde yukarda kısaca anlatılan uzun vadeli çalışmalar tamamlanıncaya değin gübre tavsiyeleri, günümüzde pek çok analiz laboratuarında yapıldığı gibi kısa vadeli çalışmalarla gerçekleştirilmektedir. çinde bulunulan bölge ile çeşitli ülkelerin ve ülkemizin iklim ve toprak özellikleri benzer olan bölgelerinde aynı ürün çeşitleri kullanılarak gerçekleştirilmiş çalışmalardan elde edilen kalibrasyon sonuçları değerlendirilir ve buna dayanılarak gübre tavsiyeleri yapılabilir (Bkz: Çizelge 7). Kuşkusuz anlatıldığı şekilde bu kısa vadeli çalışmalar sonucu yapılacak gübre tavsiyelerinin gerçeğe uygun oldukları söylenemez. Ancak bölgede gerekli ön çalışmalar yapılıp gereksinim duyulan bilgi birikimi sağlanıncaya değin bu kısa vadeli çalışma ile gübre tavsiyesinin yapılmasından daha iyi bir seçenek elimizde bulunmamaktadır. Özet olarak gübre tavsiyesini yapacak uzman tarımcının aklı seliminin, bilgisinin, sentez gücünün, bulunduğu bölgedeki deneyiminin, bölge üreticileriyle diyalog durumunun her türlü çalışmanın üzerinde değer taşıdığı akıldan çıkarılmamalıdır. Çizelge 7. Marmara ve batı geçit bölgelerinde Cosima çeşidi patates yetiştirilen topraklarda Olsen (NaHCO3) yöntemi sonuçlarına göre toprağa uygulanacak fosforlu gübre miktarları (Sefa 1980) Analiz sonucu toprakta miktarı, kg/P2O5/da kg / da Toprağa uygulanacak fosforlu gübre belirlenen fosfor miktarı,

----------------------------------------------------Maksimum ürünün Maksimum ürünün % 94’ ü için % 98’i için ------------------------------------------------------------------------------------1.0 12 17 2.0 10 15 4.0 7 12 6.0 4 9 8.0 1 6 *Çizelge kısaltılarak alınmıştır. SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI Ülkemizde analiz laboratuarlarının kurulması, çalıştırılması, eşgüdümün sağlanması ve analiz sonuçlarına bakarak gübre tavsiyelerinin yapılması ile ilgili sorunlar ve çözüm yolları kısaca şu şekilde özetlenebilir. 1. Analiz laboratuarları tarım bölgelerimizin toprak, iklim ve ürün çeşitleri dikkate alınarak kurulmalıdır. 2. Bölgede çalışmalarını sürdüren Yüksek Öğretim Kuruluşları ile çeşitli Tarımsal Araştırma Kuruluşları, araç ve geçlerini ortak olarak kullanmalıdırlar. Anılan kuruluşlardaki elemanların organik bir bağ içinde çalışmaları sağlanmalıdır. 3. Analiz laboratuarlarının kurulması ve işler hale getirilmesinin maliyeti çok yüksek olup yoğun emeğe ve bilgiye gereksinim gösterir. 4. Cihazların satın alımları sırasında eleman yanında iş gücü ve kapasite durumu önemle dikkate alınmalıdır.

18

5. Atomik Absorpsiyon Spektrometre (AAS) ya da ICP – OES gibi çok pahalı cihazların, özel eğitim görmüş teknisyenler tarafından çalıştırılması, bakımlarının zamanında yapılması ve korunması özenle sağlanmalıdır. 6. Çok yönlü analizleri kısa sürede ve duyarlı şekilde gerçekleştiren AAS ve ICP – OES gibi cihazların kesintisiz 24 saat çalıştırılması verimliliği artırır ve maliyeti önemli ölçüde düşürür. 7. Analiz laboratuarlarında görev yapan elemanların bölgeyi iyi tanımaları yanında uzun yıllar aynı bölgede çalışmaları sağlanmalıdır. 8. Analiz laboratuarlarında çalışanların periyodik olarak meslek içi eğitimden geçirilmesi ve bilgilerinin güncelleştirilmesi sağlanmalıdır. 9. Değişik bölgelerde bulunan ve benzer yöntemleri uygulayan laboratuarların analiz sonuçları standart örnekler kullanılarak kontrol edilmeli ve doğru çalışmaları sağlanmalıdır. 10. Laboratuara gelen toprak örneklerinin usulüne uygun şekilde alınmış olması ve analize hazırlanması önde gelen önemli konulardan biridir. 11. yi Tarım Uygulamaları ( TU) standartlarına göre geleneksel ( konvansiyonel ) tarımın Türkiye genelinde sürdürülmesi temel amaç olmalı, plan ve projeler bu doğrultuda hazırlanmalı ve çalışmalar buna göre yürütülmelidir. 12. TU standartlarının ülkemizde tarımla uğraşan ve üretim yapan tarımcılara iyi anlatılması ve onların bu sistemi kabul etmelerinin sağlanması her türlü açıklamanın üzerinde önem taşır. 13. TU standartları, ne kadar iyi açıklanır ve üreticilerimiz tarafından benimsenirse ülkemizde çevreye zarar vermeden, insan ve hayvan sağlığını olumsuz şekilde etkilemeden nitelikli ve bol tarımsal üretim yapma olanağına kavuşulur. Tarım ürünlerimizin yurt içinde ve yurt dışında pazarlanmasında da bir sorun yaşanmaz. 14. Tarım Bölgelerimizde analiz laboratuarlarının kurulmasını, gübre tavsiyeleri için gerekli uzun ve kısa vadeli çalışmaların planlanmasını ve eşgüdümün sağlanmasını gerçekleştirmek üzere uzmanlardan oluşacak bir kuruluş hızla görevlendirilmeli ve çalışmalara başlamalıdır. KAYNAKLAR Alkan, B., 1980. Adapazarı yöresi topraklarının potasyum isteklerini tayinde kullanılacak kimyasal analiz yöntemlerinin mısır tarla denemeleriyle kalibrasyonu üzerinde araştırmalar, s. 1 -111. Potas Enstitüsü Türkiye Programı, Araştırma Serisi No. 4. Bilgehan Matbaası, Bornova- zmir. Cate, R.B., Jr. and L.A. Nelson 1965. A rapid method for correlation of soil test analysis with plant response data. North Carolina Agricultural Experiment Station, International Soil Testing Series, Technical Bulletin No. 1, Raleigh, USA. Cate, R.B., Jr. and L.A. Nelson 1971. A simple statistical procedure for partitioning soil test correlation data into two classes. Soil Science Society of America Proceedings 35:658-660. FAO 1994a. Fertilizer Yearbook Vol. 44. Statistic Series No. 126, Rome. FAO (1944b). Production Yearbook. Vol. 48. Statistic Series No. 118, Rome. FAO 2003. Fertilizer Yearbook 2002. FAO Statistic Series No. 177. Food and Agriculture Organization of United States. Rome. Italy.

19

yi Tarım Uygulamalarına lişkin Yönetmelik (2004). Resmi gazete, tarih 08.09.2004, sayı 25577. yi Tarım Uygulamalarına lişkin Yönetmelikte Değişiklikler Yapılmasına Dair Yönetmelik. 2005. Resmi gazete, tarih 05.05.2005, sayı 25806. Kacar, B., S. Taban ve C. Kütük, 1996. Çay atıklarının zenginleştirilmiş organik gübreye dönüştürülerek kullanılması araştırma-geliştirme-uygulama projesi. Kesin Rapor, s. 1-57. Çay şletmeleri Genel Müdürlüğü. Rize. Kacar, B. 1997. Gübre Bilgisi. 5. Baskı (Değiştirilmiş ve Güncelleştirilmiş). s. 441. Ankara Üniv. Ziraat Fak. Yayın No. 1490, Ders Kitabı 449. A.Ü.Z.F. Yayın Ünitesi, Ankara. Kacar, B. ve A.V. Katkat 2007. Gübreler ve Gübreleme Tekniği. Genişletilmiş ve Güncellenmiş. 2. Baskı, s.559. Nobel Yayın ve Dağıtım Ankara. Sarımehmet, M. vd. 1989. Çayda gübreleme sorunları ve çözümleri. N. Ural. s. 49-59. Panel. Çaykur Yayın No. 13. A.Ü. Basımevi. Ankara. Sarımehmet, M., N.M. Müftüoğlu ve E. Yılmaz 1983. Ülkemiz çay topraklarının bitki besin elementleri muhtevaları ve fiziki yapıları. Çay Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü 1982 yılı çalışma raporu. s. 71-98. Çay Kurumu. Rize. Sefa, S. 1980. Marmara ve Batı Geçit Bölgelerinde patates için Olsen fosfor analiz metodunun kalibrasyonu. s. 1-102. Eskişehir Bölge Topraksu Araştırma Enstitüsü, Genel Yayın No. 168. Eskişehir. Singh, K. 1986. The critical level of zinc in soil and plant for predicting response of cluster bean to zinc fertilization. Plant and Soil 94:285-288. Ülgen, N. 1961. Çay topraklarının verimlilik kabiliyetleri. s. 1-27. Topraksu Genel Müdürlüğü. Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü Teknik Yayınları. Sayı 9. Alkan Matbaası. Ankara.

20

ÜLKEM ZDE K MYASAL VE ORGAN K GÜBRE KULLANIMINDA YAPILAN YANLIŞLAR VE DÜZELT LME YOLLARI Habil ÇOLAKOĞLU1
1 2

M. Eşref RGET2

Toros Tarım San. ve Tic. A.Ş. Danışmanı, stanbul. Ege Üniv. Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü, zmir. GRŞ

Mineral gübrelemenin birim alandan alınan üründe önemli bir artış sağladığı ve organik gübrelemenin ise toprağın verimliliğini yükselttiği, bu konuda yapılan araştırmalarla belirlenmiştir. Bitkilerin beslenmesinde kullanılan mineral ve organik gübrelerin kullanımında yapılan hatalar nedeni ile gübrelemeden beklenen yarar tam olarak sağlanamamaktadır. Dünyada ve ülkemizde hızla artan insan nüfusunun gıda ihtiyacı, hayvanların yem maddesi ihtiyacının karşılanması ve son yıllarda enerji bitkileri yetiştirerek yakıt üretimine ham madde temin edilmesi mineral ve organik gübrelemenin doğru kullanımının önemini arttırmıştır. Ülkemizde tarımsal alanların son sınırına varması ve son yıllarda iklim şartlarında yaşanan olumsuzlukları gübre uygulamalarının önemini bir kat daha arttırmıştır. Ülkemizde kimyasal ve organik gübre kullanımında yapılan bazı hatalar ve bunların düzeltilmesine ilişkin öneriler aşağıda başlıklar halinde verilmiştir. 1. Kimyasal Gübre Üretim ve Pazarlamasında Görülen Yanlışlıklar Ülkemizde yıllara göre değişiklik göstermekle birlikte son yıllara etkili madde (N,P2O5, K2O) olarak yılda 1,9-2,2 milyon ton mineral gübre tüketilmektedir. Bu miktar etkili maddenin gübre olarak karşılığı 5-5,6 milyon ton gübre kadardır. Kimyasal gübre sanayimizin toplam üretim kapasitesi, gübre tüketimimizin tamamını karşılayacak düzeyde olmasına karşın, çeşitli nedenlerle fabrikalar tam kapasite ile çalışamamakta ve gübre tüketimimizin ancak % 60 kadarını karşılamaktadır. Ham madde bakımından nerede ise tamamen dışa bağımlı olan gübre üretim sektörümüz, ham madde fiyatlarında sık ve ani fiyat değişimleri nedeni ile zamanında ham maddeleri (ham fosfat- fosforik asit-sülfürik asit-amonyak- nitrik asit- doğal gaz- potas tuzları vb.) temin edememesi nedeni ile gübre üretimimiz düzenli olmamaktadır. Gübre üretimde yaşanan ham madde sıkıntısının yanında gübre ithalatının da zamanında yapılmaması gübreleme sezonunda üreticilerin doğru ve dengeli gübre kullanımını olumsuz etkilemektedir. Bu bağlamda, gübre üretim ve pazarlamasında görev yapan kuruluşlar, üreticinin ihtiyacı olan her gübreyi bayilerinde zamanında bulunduramamaları nedeni ile doğru gübre kullanımı sekteye uğratmaktadır. Bu konuda bir diğer önemli nokta, gübre üreten ve pazarlayan kuruluşlarımızda ARGE servislerinin olmayışı, araştırma kuruluşları ve araştırıcılar tarafından gübre ve gübreleme konusunda elde edilen bulguların uygulamaya geçişine imkân sağlamamaktadır. Nitekim uygulamada taban gübre olarak tanımlanan özellikle 20–20– 0 ve 15–15–15 gibi klasikleşmiş kompoze gübre üretiminin dışına çıkılamamaktadır. Tarımı ileri olan batı ülkelerinin kompoze gübre üretim tipleri incelendiğinde aradaki uygulama farkı açık olarak görülmektedir( Fertilizer, yearbook). Bu konuda olumlu bir çalışma PANKO ve ÇAYKUR gibi kuruluşlar gübre üreticisi kuruluşların yapmadıkları değişik formulasyonlu gübreler bu kuruluşlar tarafından yaptırılarak tarıma kazandırılmıştır. Bunların yanında TOROS TARIM SAN. VE T C. A.Ş. le

21

GÜBRETAŞ kuruluşlarında yeni formulasyonda kompoze gübreler üreterek üreticilere hizmet etmeye çalışmaktadırlar. Kamu ve özel kuruluşların tarım teşkilatlarında görev yapan ziraat mühendislerinin ve toprak analizi yapan özel ve kamu laboratuarlarında analiz sonuçlarına göre gübre önerisinde bulunan elemanların, T.S.E. ve E.C. normlarına uygun olarak üretilmiş bu yeni gübreler hakkında yeterli teknik bilgiye sahip olmadıkları izlenmektedir. Bu durum, yeni formülasyonlu gübrelerin üreticiler tarafından yaygın olarak kullanılamamasına neden olmaktadır. Buna bağlı olarak yeni formülasyonlu gübrelerin kullanım alanı ve uygulanan bitki çeşidi de sınırlı kalmaktadır. 2. Organik Gübre Üretim ve Kullanımında Görülen Aksaklıklar Büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığımız ile kümes hayvanı yetiştiriciliğinde önemli imkân sahip olan ülkemiz, bu hayvanların gübrelerinden yeteri kadar istifade edememektedir. Ülkemizde 10 milyon adet büyükbaş, 32 milyon küçükbaş ve 300 milyon adet/yıl kümes hayvanı olmasına rağmen çeşitli nedenlerle bu hayvanların gübrelerinden yeteri kadar istifade edilememektedir. Büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin çayır- mera alanlarında otlatma şeklinde yapılması, kış aylarında ise ahırdan çıkarılan gübrelerin birçok yerde tezek yapımında kullanılması yeteri kadar gübre elde edilmesini engellemektedir. Bazı modern hayvancılık işletmelerinde ise tüm yıl boyunca elde edilen gübreler işletmelerin yem ihtiyacını karşılamak için yapılan bitkisel üretimde kullanılmaktadır. Kümes hayvanı yetiştiriciliğinde, yetiştiriciliğin yumurta veya et amaçlı oluşuna göre altlık materyalinin ve kümeslerin temizlenme dönemlerinin farklı oluşu nedeni ile gübre nitelikleri çok değişmektedir. Tavuk gübreleri diğer ahır gübrelerinde uygulanan olgunlaştırma sistemlerine tabi tutulmadan, gübredeki rutubet oranı azaltılarak üreticilerin kullanımına verilmesi nedeni ile bu gübrelerden tam olarak beklenen yarar çoğu zaman gerçekleşmemektedir. 3. Toprak Islah Materyallerinin Gübre Yerine Kullanılması Tarım ve Köy şleri Bakanlığınca yayınlanan kararnamede toprak ıslahı materyali olarak kullanılması gereken organik ve inorganik kökenli materyallerin bu temel amacın dışına çıkılarak mineral gübre olarak üreticilere pazarlanması gübrelemede büyük aksama ve yanlışlıklara neden olmaktadır. Toprak düzenleyiciler genellikle bitkilere yarayışlı formda bitki besin maddesi içermemektedir. Bu nedenle bünyelerine makro ve mikro besin maddesi ihtiva eden mineral tuzlar ilave edilmek sureti ile toprak düzenleyiciler gübre olarak üreticilere kullandırılmaktadır. Toprak düzenleyici olarak ülkemizde en çok dolomit, zeolit, jips ve leonardit gibi materyaller kullanılmaktadır. Üreticiler zaman zaman hiç mineral gübre kullanmaksızın bu materyalleri kullanmak sureti ile üretim yapmaya çalışmakta ve bu nedenle de bekledikleri ürünü elde edememektedirler. 4. Mineral ve Organik Gübre Kullanımında Üreticilerin Yaptıkları Yanlışlıklar Toprak bitki analizine dayalı olarak gübre kullanmamaları Toprak özelliklerine göre uygun gübreleme yöntemini seçmemeleri (Bantserpme gibi) Toprağın bünyesine ve bitki kök sistemine göre gübre uygulama derinliğini ayarlamamaları Yağış miktarını ve dağılımını (kuraklık) dikkate almadan taban ve üst gübrelemede hata yapmaları Üçlü münavebe sisteminde, üç bitkinin gübre ihtiyacını bir bitkiye vermeleri

22

Tohum ekiminden ve çıkış tamamlandıktan sonra taban gübreyi çapalamada vermeleri Taban suyu yüksek yörelerde aşırı azotlu gübre uygulayarak bitkide yatmaya kuraklıkta ise yanmaya neden olmaları (Buğday-Kanola) Mineral gübreyi zamanında temin edememesi veya gübre fiyatlarının yüksek oluşu gerekçesi ile taban gübre kullanmadan veya sadece azotlu gübre kullanarak ekim yapmaları. 5. Mineral ve Organik Gübre Kullanımında Yapılan Yanlışlıkların Düzeltilme Yolları Eğitim Çalışmaları; Üreticiler toprak- bitki ve su analizine dayalı olarak gübre kullanım bilincinin yerleştirilmesi gerekir. Bunun için üreticilerin eğitilmesi gerekir. Ülkemizde mevcut laboratuarların geliştirilmesi ve laboratuarda görev yapan teknik elemanların gübre önerileri konusunda eğitilmesi gerekmektedir. Kamu kemsinde üreticilerle sıkı iş birliği içinde olan teknik elemanların gübre ve gübreleme konusunda meslek içi eğitim ile bilgilendirmesi gerekir. Gübre pazarlama şirketinde çalışan elemanların ziraat mühendisi olması, bitki besleme ve gübre konusunda eğitim almış olması gerekir. Bu teknik elemanların kuruluşları tarafından zaman zaman meslek içi eğitime tabi tutulması yararlı olur. Üreticilerle doğrudan temasta olan gübre bayileri, zirai mücadele ilaç pazarlaması yapan bayilerin gibi ziraat mühendisi olması, gübre kullanımında yapılan hataları büyük ölçüde azaltabilir. Gübre bayilerinin bu günkü mevcut durumu ile ilgili oldukları gübre kuruluşları tarafından gübre ve gübreleme konusunda meslek içi eğitime tabi tutulması ve başarılı olanlara gübre satıcı belgesi verilmesi yoluna gidilmesi gerekmektedir. Her ilçede mevcut ziraat odaları kanalı ile önder üreticiler belirlenmesi bu üreticilere bitki besleme, gübre- gübreleme ve toprak verimliliği konusunda bilgi aktarılarak bunların yetiştirilmesi gerekmektedir. Gübreleme aşağıdaki yanlışlar yapılmaktadır; Damla sulama sistemi ile sulanan arazilerde taban gübre kullanmadan, sadece damla sulama ile gübreleme yapılması Klasik gübreleri damla sulama ile uygulamaları Birbirleri ile karışmayacak gübreleri damla sulama sistemi ile birlikte uygulamaları Yapraktan gübrelemede; Bitkilere yapraktan uygulama dönemine ve günün uygulama zamanına dikkat etmeden yapraktan uygulama yapmaları Sadece yaprak gübresi uygulayarak bitkinin besleneceğini sanmaları Organik gübre uygulamalarında; yi olgunlaşmamış hayvan gübresi kullanmaları Tarlaya getirdikleri hayvan gübrelerini toprağa karıştırmadan aylarca küçük kümeler halinde toprak yüzeyinde bırakmaları

23

Gübre ekipmanlarında gübre ayarlarının yeterince bilinmemesi 6. Gübre Üretim ve Pazarlaması ile Üreticilerin Doğru Gübre Kullanımı çin Öneriler Gübre üretiminde kullanılan ham maddelerin bazılarının ülke kaynaklarından karşılanması konusunda çalışmalar yapılmalı Gübre fabrikalarının tam kapasite ile üretim yapılması için gerekli önlemlerin alınması Üniversite- sanayi işbirliği çerçevesinde bölgelere ve ürüne göre yeni gübre kombinasyonları üretmeleri Bilimsel çalışma sonucunda yaygın olarak element noksanlıklarını giderecek besin maddelerinin ( Çinkolu kompoze gübrelerde olduğu gibi) gübrelere ilave edilmesi (Magnezyum ve bor gibi) Çevre bilincinin artması nedeni ile atmosfer yolu ile toprağa geçen kükürdün azalması ve bunun karşılanması için kükürt (sülfat) ihtiva eden gübre üretilmesi Gübrelerin zamanında üreticiye verilebilmesi ve tüm gübre çeşitlerinin gübre bayilerinde bulundurulması Gübre üretici ve pazarlayıcı kuruluşların ARGE servisleri kurmaları ve geliştirilmeleri Kamu ve özel kuruluşların üretici eğitimleri yapmaları Kamu kurumlarının ve meslek odalarının ziraat mühendislerinin gübre gübreleme konusunda meslek içi eğitimini gerçekleştirmeleri Gübrelerin fiziksel özelliklerine uygun olarak homojen gübreleme yapacak nitelikte gübreleme ekipmanlarının geliştirilmesi ve yeniden düzenlenmesi Sonuç olarak, gübre fabrikalarının kurulu tam kapasite ile çalışacak şekilde gerekli önlemlerin alınması, gübrenin en çok kullanıldığı dönemlerde gübre sevkiyatının zamanında yapılması ve her çeşit gübrenin bayide bulundurulması doğru gübre için gereklidir. Üretici eğitimi ile birlikte gübre ve gübreleme konusunda görev alan ziraat mühendisleri ve bayilerin meslek içi eğitimi ile birlikte üreticilerin eğitimi en önemli konuların başında gelmektedir. KAYNAKLAR Anonim, 2001. FAO Yearbook. Fertilizer. Vol. 51. Kacar, B., 2004. Ticari Gübre Tüketimi Nasıl Değerlendirilmeli ve Neler Yapılmalı. 3. Ulusal Gübre Kongresi. Cilt: 1, Tokat. Macit, M., 2004. Ulusal ve Uluslararası Gübre Stratejileri. 3. Ulusal Gübre Kongresi. Cilt: 1, Tokat. Velioğlu, H., Elmas, ., Taşkan, Ö. ve Güneri, A., 2004. Gübre Üretim ve Tüketim Durumumuz. 3. Ulusal Gübre Kongresi. Cilt: 1, Tokat. Yılmaz, H., 2004. Türkiye’de Kimyasal Gübre Üretim, Tüketim ve Dış Ticaretindeki Gelişmeler. 3. Ulusal Gübre Kongresi. Cilt: 1, Tokat. Yücer, A., Bayaner, A. ve Polat, S., 2006. Ortak Piyasa Düzenleri, Alt çalışma Grup Raporları. T.C. Tarım ve Köy şleri Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı. Cilt: 1, Tokat.

24

GELECEKTE B TK BESLEME VE GÜBRELEME ALANLARINDA OLASI DEĞ ŞMELER M. Rıfat DER C Çukurova Üniv. Ziraat Fakültesi Toprak Böl., Adana. rifat@cu.edu.tr ÖZET Küresel değişimlerle tarım arasındaki karşılıklı etkileşimler gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ekonomik ve ekolojik bağlamlarda farklı biçimlerde ortaya çıkmaktadır. Ekonomik yönden, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerle tarımsal pazarlarda yarışabilme olanağı bulunmamaktadır. Ekolojik yönden de, gelişmiş ülkelerde ticari ve doğal gübre fazlalığı tarımın toprak, su ve hava kirliliğine katkısını arttırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise temel sorun gübre yetersizliği nedeniyle toprak kalitesinin giderek bozulmasıdır. Küresel boyutlarda topraklar sadece bir tarımsal üretim aracı olarak değil, su ve bitki besin elementlerinin döngülerindeki vazgeçilmez yeri, birçok fiziksel, kimyasal ve biyolojik nitelikteki işlevleri ile değerlendirilmelidir. Toprak gelecekte gıda, yem ve elyaf üretiminin yanı sıra atmosferik karbonu bağlamada, biyo-yakıt için hammadde üretmede, şehirsel ve endüstriyel atıkların arıtılması gibi ekosistem hizmetlerinde, biyoçeşitliliği korumada ve arttırmada ve gezegenimizin ve insanlık tarihinin incelenmesinde de kullanılacaktır. Bu nedenle Toprak ve Bitki Besleme alanları jeoloji, ekoloji, biyoteknoloji, nanoteknoloji, bilgi teknolojisi, kimya, fizik, klimatoloji ve benzeri disiplinlerle işbirliği içerisinde biyojeokimyasal C, N, P ve S döngülerini su ve enerji dengeleri ile birlikte değerlendirmek durumundadır. Sürdürülebilir kullanım için topraktaki tüm makro ve mikro besin elementlerinin yıllık bilançoları ile noksanlık ve fazlalıkların belirlenerek sürekli düzeltmeler yapılmalıdır. Mineral gübre kullanımının özellikle gelişmekte olan ülkelerde artmaya devam edeceği görülmektedir. Ancak, gelişmekte olan ülkelerde de yüksek gübre kullanım etkinliğinin sağlanması ekonomik ve ekolojik bir zorunluluktur. Gübre çeşitlerinde ve uygulama tekniklerinde önemli gelişmeler olabilir. Nanoteknolojiler ile silikat nanotüpleri içerinde kontrollü salınımlı, çok elementli nanogübreler hazırlanabilir. Biyoteknoloji ve nanobiyoteknoloji rhizobium, mycorrhiza ve trachiderma gibi biyogübrelerin topraklarda besin elementi dengesi ve döngüsündeki katkılarını arttırmada büyük bir potansiyele sahip görünmektedir. Diğer yandan, rizosferi bozmayan azaltılmış ya da sıfır toprak işleme ile toprak altına yerleştirilmiş sızdırmalı fertigasyon uygulamaları su ve besin elementlerinin doğrudan gerek duyulan yerlere uygulanmasını daha yaygın bir biçimde sağlayabilir. Bitki Besleme gıda garantisinin sağlanması yanında gıda kalitesinin de yükseltilmesinden sorumludur. Gıdanın protein kalitesinin arttırılmasının yanı sıra içerdiği Zn, Fe ve Se gibi insan sağlığını doğrudan etkileyen mineral madde konsantrayonlarını istenen düzeye çıkarma, buna karşılık, Cd gibi toksik elementlerinkini de izin verilen sınırların altında tutma sorumluluğu da büyük ölçüde bu bilim dalına aittir. Gelecekte topraklarda insan eliyle yaratılacak olan değişimlerin ilklim koşullarına bağlı değişimlerden çok daha fazla olacağını beklenmekle birlikte, insanın, bilgi ve teknolojisini kullanarak toprak varlığını kendi olumsuz etkilerinden koruma şansı da bulunmaktadır. Bu şansın, toprağı en iyi tanıyan: onun gücünü, zayıflıklarını, verdiği fırsatları ve karşılaştığı tehditleri en gerçekçi biçimde ortaya koyabilen Toprak ve Bitki Besleme alanında, yaratıcı yaklaşımlarla kullanılacağına inanıyorum. Anahtar Kelimeler: Bitki besleme, gübreleme, olası değişmeler.

25

PROBABLE CHANGES IN PLANT NUTRITION AND FERTILIZATION IN THE FUTURE ABSTRACT The reciprocal interrelations between agriculture and global changes in ecological and economical aspects are seemingly different in developed and developing countries, where the latter have no chance to compete economically with the former in agricultural markets. Ecologically on the other hand, the abundance of mineral and organic fertilizers in the developed countries increases the agriculture’s risk to pollute soil, water and air, whereas the deficiency of fertilizers is the main cause of the gradual degradation of soils in the developing countries. On the global scale soils should not be treated as a means of only agricultural production but their indispensable role in nutrient cycling with their physical, chemical and biological functions must be appreciated. In the future soils will be utilized, besides food, feed and fiber production, in sequestration of atmospheric carbon, biomass production for bio-fuels, in ecosystems services such as waste treatment, in preservation of biodiversity and in study of the history of earth and mankind on this planet. Thus, it is stated that Soil Science and Plant Nutrition fields should be in close cooperation with fields like geology, ecology, biotechnology, nanotechnology, information technology, chemistry, physics and climatology to evaluate the biogeochemical C, N, P and S cycles along with water and energy balances. Annual balances must be prepared to reveal and to continuously correct the deficiencies and overabundances of all macro and micro plant nutrients in order to assure the sustainable utilization of soils. It appears that the consumption of mineral fertilizers will increase especially in the developing countries. However, the fertilizer use efficiencies must be increased in these countries as an economical and ecological obligation. In the future there may be significant changes in fertilizer types and application methods. Nanotechnologies may be able to produce multi-element, controlled release nanofertilizers in silicate nanotubes. Biotechnology and nanobiotechnology seem to have a big potential to increase the contribution of biofertilizers or biocontrollers such as rhizobium, mycorrihiza, trachiderma and many others to nutrient balance and cycling in soils. Furthermore, subsurface bleeding fertigation systems in undisturbed reduced or zero tillage fields may find widespread use to deliver water and nutrients directly to plant roots. Plant Nutrition is responsible for increasing the food quality besides guaranteeing its amount. Improvement of protein content and maintenance of sufficient concentrations of elements like Zn, Fe, Se, which are closely related with human health and allowably low concentrations of toxic elements such as Cd in foodstuffs are the given responsibilities mostly to the professionals working in Soil Science and Plant Nutrition. It is expected that the effects of human activity will be far greater than those caused by the climate change in the future. However, it is also pointed out that the mankind has the chance to protect the soils from the detrimental effects by using his knowledge and technology. I believe that this chance will not be missed, owing to many creative approaches, in the field of Soil Science and Plant Nutrition where the strengths, weaknesses, opportunities and the threads the soils possesses are best appreciated. Key Words: Plant nutrition, fertilization, probable changes.

26

GRŞ Bu gün tarım bilimciler bir yandan küresel değişimlerin gelecekteki etkilerini şimdiden görüp göğüsleyerek hızla artan nüfusu besleme ve giydirmenin, diğer yandan da daha da yoğunlaştırmak zorunda kalacakları etkinliklerinin küresel boyutlardaki olumsuz sonuçlarını en aza indirmenin yollarını arama durumundadır. Küresel değişimlerle tarım arasındaki karşılıklı etkileşimler gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde farklı alanlarda ve biçimlerde ortaya çıkmaktadır. Gelişmiş ülkelerde tarımsal üretimin verim ile ilgili olarak neredeyse hiçbir sorunu bulunmamaktadır. Gübre fiyatlarının uygun oluşu ve toprak ve iklim koşullarının da verim üzerindeki etkilerinin çok sınırlayıcı olmaması ve değişik biçimlerde verilen devlet desteği nedeniyle bu ülkelerdeki üreticiler yerel gereksinimden çok daha fazlasını üretebilmektedirler. Buna karşılık gelişmekte olan ülkelerin çoğunda üretici daha çetin iklim ve toprak koşulları altında daha pahalı gübre ve enerji girdileriyle üretim yapmak, buna karşılık genelde çok daha düşük düzeyde verimle yetinmek zorunda olup ne küresel ne de iç ticarette gelişmiş ülkelerle rekabet etme şansı bulunmamaktadır. Konuya ekolojik yönünden bakıldığında gelişmiş ülkelerde ticari ve doğal gübre sıkıntısının olmaması, hatta hayvan gübresi fazlalığının bulunması tarımın toprak, su ve hava kirliliğine katkı olasılığını arttırmaktadır. Buna karşılık gelişmekte olan ve özellikle Sahra Afrika’sındaki ülkelerde temel sorun topraklara yeterince gübre uygulanamamasıdır. Bu koşullarda yapılan tarım topraklardaki besin elementlerinin sürekli sömürülmesi ve bunların deposu ve tamponlayıcısı olan organik maddenin giderek azalmasına neden olmaktadır. Bunun sonucu olarak da topraklar kimyasal verimliliklerinin azalmasının yanı sıra fiziksel özelliklerinin de bozulması ile erozyona açık duruma gelmektedirler. Görüldüğü kadarıyla tarımın her iki koşulda da çevreyi etkilemesi söz konusudur. Bu etkiler “tarımın doğal kaynaklar üzerindeki olumsuz etkileri” gibi bir başlık altında toplanabilir. Yine bu etkiler bağlamında gübreler ve gübreleme, bir tarafta bitki besin elementlerinin toprakta dengesiz bir biçimde fazlalığı, diğer tarafta ise bunların topraklardaki aşırı düzeyde noksanlığı yönlerinden masaya yatırılmaktadır. Küreselliğin ekolojik, ekonomik, iklim, hammadde ve enerji gibi önemli bileşenleri çerçevesinde değişen koşullar Toprak ve Bitki Besleme alanında çalışan bilim insanlarına önemli sorumluluklar yüklenmektedir. Bu alanda çalışan araştırmacılar diğer bilim dallarıyla dayanışma içerisinde, tüm toprak ve çevre faktörlerini göz önünde bulunduran holistik yaklaşımlar geliştirmek durumundadır. Temel amaç toprakta bitki besin elementleri yönünden dengeli ve sürdürülebilir bir verimlilik sağlamaktır. Böylece hem gelecekte artan nüfusun tarımsal ürün gereksinimlerini karşılamak, hem de toprakları ve tüm diğer doğal kaynakları doğal bir miras olarak gelecek kuşaklar için korumak mümkün olabilecektir. TOPRAĞIN ŞLEVLER Yakın bir geçmişe kadar toprak sadece tarımsal bir üretim aracı olarak görülmüş, ekosistemin ayrılmaz bir parçası olarak yeryüzündeki tüm yaşamın sürdürülebilirliğinin vazgeçilmez bir öğesi olduğu göz ardı edilmiştir. Başta gıda olmak üzere çeşitli amaçlarla biyokütle üretimi değişik yöntemlerle topraksız ortamlarda yapılabilmektedir. Günümüzde su, kum, torf, tüf ve benzeri kültürler ve besleyici film tekniği (NFL) gibi toprağa gereksinim duyulmayan tekniklerle, gerektiğinde dikine yükselen kule biçimindeki yapılarda gıda ve enerji gereksinimini karşılamak için belli düzeyde üretim yapılabilmektedir. Ancak, toprağın bitkisel ve hayvansal üretime, ve genelinde tüm yaşam formlarına zemin ve kaynak oluşturmasının yanı sıra su ve bitki besin elementlerinin döngülerindeki vazgeçilmez yeri, bir çok fiziksel, kimyasal ve

27

biyolojik nitelikteki ani etkilere karşı koyma gibi işlevlerinden kaçı, hangi yapay mega yapılar aracılığı ile gerçekleştirilebilir? Lal (2007b) Toprak Bilimi mesleğinin 21. yüzyılın başında yeni bir kavşakta olduğunu belirtmektedir. Toprak Bilimci bundan böyle toprağı bir yandan artan gıda, yem ve elyaf talebini karşılamak için kullanırken, diğer yandan da (i) artmakta olan atmosferik karbonu bağlamada, (ii) artan enerji talebini karşı biyoyakıta hammadde olabilecek, gelişme dönemi kısa, marjinal alanlarda yetiştirilebilecek bitkileri üretmede, (iii) şehirsel ve endüstriyel atıkların arıtılması gibi ekosistem hizmetlerinde (iv) biyoçeşitliliği korumada ve arttırmada ve (v) gezegenimizin ve insanlık tarihinin incelenmesinde kullanılması gibi alanlarda yeni sorumluluklar taşımaktadır. Kuşkusuz tüm bu alanlarda Toprak Bilimci yeni bakış açıları oluşturarak jeoloji, ekoloji, biyoteknoloji, nanoteknoloji, bilgi teknolojisi, kimya, fizik, klimatoloji ve benzeri disiplinlerle ortak programlar oluşturmak durumundadır. Bu ortaklığın odağında su ve enerji dengeleri ile birlikte incelenecek olan biyojeokimyasal C, N, P ve S döngüleri bulunmaktadır. Amaç topraktaki süreçleri tarım ve ormancılık bütünü içerisinde iklim değişikliği, çölleşme, su kirliliği gibi küresel çevre sorunlarının çözümünde kullanabilmektir (Lal, 2007b). Küresel ısınma olarak gündeme giren iklim değişikliği ve bunda sera gazlarının ve özellikle karbondioksitin olası payı ilgili olarak çeşitli teori ve geleceğe yönelik kestirimler bulunmaktadır. Karbondioksiti uzun sürelerde atmosferden çekerek çeşitli bileşiklerde bağlama (C sequestration) konusunda yoğun çalışmalar yapılmakta ve toprağın bu amaçla kullanımı geniş çapta kabul görmektedir. Bu işlem bir yandan karbondioksiti zararsız, “nötr C” olarak bağlarken diğer yandan toprakların organik madde içeriğini arttıracağı için büyük ilgi görmektedir. Karbondioksit bağlayan bir sistem olarak toprağın gelecekte küresel karbon ticaretinde önemli bir yeri olabilir. Kabondioksit, metan, çeşitli azot oksitleri ve floroklorokarbonların miktarları sera etkileri bakımından oranlanarak karbondioksit denklikleri belirlenmektedir. Bu gazları atmosfere salan endüstriyel kuruluşlara belirli karbon (C) kotaları tanınmaktadır. Kendi kotasını aşan bir kuruluş daha az gaz salan bir kuruluşun artan kotasını kullanabilmektedir. Bunun yanı sıra karbondioksiti bağlayan bir kuruluş, örneğin bir çiftlik devredebileceği veya satabileceği bir kota kazanmaktadır. Böylece bir tür ‘Cticareti’, ya da aktarılabilir C- kredisi’ gibi yeni bir ekonomik değer ortaya çıkmaktadır. Aktarılabilir C kredilerinin muhasebe yoluyla ticarileştirilmesi uygulamalı toprak biliminin yeni bir uğraş alanı olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla ilgili olarak C sayım modellerinin ulusal ve uluslararası boyutlarda oluşturulması gerekmektedir. Bu modeller toprak organik maddesinin C kredisi cinsinden gerçek değerinin objektif olarak belirlenmesinde kullanılacak kriterlerin geliştirilmesi ve C’un sosyal değerinin günlük pazar değeri cinsinden anlaşılması bakımından önemli görülmektedir (Lal, 2007,b). TARIMDA ENTEGRE YÖNET M Entegre çiftlik yönetimi, ürün verim ve kalitesini düşürmeden tarımsal girdileri azaltmayı hedefleyen bir uygulama olarak gittikçe önem kazanmaktadır. Bu tür bir yönetim toprak, iklim ve çevre gibi doğal koşullar ile ürün talebi ve pazar gibi ekonomik koşulların birlikte değerlendirildiği bir planlama ile olası görülmektedir. Bu plan ekim nöbeti sistemleriyle yem gereksinimini geniş ölçüde kendi içinden karşılayan, ekilebilir alan genişliği ile uyumlu büyüklükte bir hayvancılık birimi içerecektir. Böyle bir üretim sisteminde gübre gereksinimin önemli ölçüde hayvancılık biriminden karşılanacağı ve besin elementleri döngüsündeki kopuklukların azalacağı beklenebilir. Entegre Bitki Besin Elementleri Yönetimi (EBBEY) bu konuda devreye girerek taze hayvan

28

gübresindeki besin elementlerinin toprağa bitki gereksinimi ile eşzamanlı salınmasını sağlayacak işlemlerin seçiminde ve uygulanmasında, toprakta makro ve mikro besin elementlerini, üretimde yer alan bitkilerin hedeflenen ürün için gerek duyduğu miktar ve oranlarda tutabilmek için gerekli mineral gübre cins ve miktarlarının belirlenmesinde önemli görevler üstlenecektir. Organik ve mineral gübrelerin yeterli ve dengeli bir biçimde uygulanmaları EBBEY’in temel ilkesini oluşturmaktadır. Besin elementlerinin yönetiminde, ayrıca, işletmede yapılan rizobiyum ve mikoriza, trachiderma gibi kültür ya da biyolojik gübreleme ve kontrol uygulamalarının katkılarının da dikkate alınması gerekmektedir. Entegre yönetimde topraktan ürünle kaldırılan besin elementlerinin çeşitli yollarla yeniden toprağa kazandırılması ve bunların topraktan yitimini engellenmesi üretkenliğin sağlanması ve korunması, kısacası tarımın sürdürülebilirliği için zorunludur. Gruhn ve ark. (2000) EBBEY’i verimin arttırılması ve düzeyinin korunmasında genel bir strateji olarak benimsemektedirler. Bu strateji temelde toprağı bitki besin maddesi deposu olarak ele alıp bu depoyu bitki gelişmesi, toprak verimliliği ve tarımsal sürdürebilirliği optimize edecek biçimde yönetmeyi hedeflemektedir. Başta N, P ve K olmak üzere toprakta tüm makro ve mikro besin elementlerinin yıllık bilançoları ile noksanlık ve fazlalıkların belirlenerek sürekli düzeltmelerin yapılması, ayrıca toprak ve bitki doku analizleri ile özellikle mikroelementler açısından var olabilecek ‘gizli açlık’ların ortaya çıkarılması bu yönetimin temel işlevleridir. Toprak organik madde içeriğinin iklim koşulları çerçevesinde artırılması ve korunması da entegre yönetimin amaçları içerisinde olup toprak kalitesinin yükseltilmesini sağlayacaktır. Sonuçta, tarımda izlenecek olan bu holistik yaklaşım ile üretimin yanı sıra bir tür toprak sermayesi (Donowan ve Casey, 1998) oluşturulacaktır. Entegre yönetim belki de Liebig fıçısını yeniden ele almalı ve toprak kalitesini bu fıçının tabanı olarak kabul etmeli ve besin elementlerini simgeleyen yan tahtaların uzunlukları ve genişlikleri sadece verim açısından değil, bir bütünlük içinde, çevre kalitesi yönünden de değerlendirilmelidir. BES N ELEMENTLER DÖNGÜSÜ Tarımsal üretimde besin elementleri döngüsü, üretim sistemlerinin yapıları nedeniyle, genellikle kopuk durumdadır. Bu durum özellikle hayvancılığın genel üretim sistemiyle entegre edilmediği sistemlerde belirgindir. Küçük alanlarda sadece entansif hayvancılık yapılan işletmelerde yem çoğunlukla dışarıdan satın alınmakta, buna karşılık çiftlik alanında kullanılamayacak kadar fazla miktarlarda çıkan hayvan gübresi kirlilik sorunu yaratan bir atık olmaktadır. Oysa hayvanlara yedirilen yemin üretildiği topraklardan kaldırılan besin elementlerinin yaklaşık % 80 kadarı dışkıda, tekrar kullanılmaya oldukça hazır bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Besin elementi döngüsündeki bu kopukluk hem ekonomik kayıplar hem de ekolojik sorunlara neden olmaktadır. Hayvancılığın üretim alanının genişliği ile uyumlu bir biçimde yapıldığı ve yemin çiftlikte üretildiği işletmelerde topraktan ürünle kaldırılan besin elementlerinin önemli bir bölümü hayvan gübresi olarak toprağa geri dönmektedir. Kuşkusuz bu döngü toprak verimliliğini tüm elementler açısından aynı ölçüde koruyamamaktadır. Bu bağlamda azot bakımından çoğunlukla eksi, fosfor bakımından da kimi zaman artı bilanço ortaya çıkmaktadır (Kirchmann ve Thorvaldson, 2000). Ayrıca, gelir düzeyindeki artışlar toplumda et tüketimini arttıracağı için daha fazla yem üretimine gereksinim duyulacak, dolayısıyla tarımın toprak üzerindeki baskısı daha da artacaktır (Fresco, 2003a). Hayvansal üretimin artması kuşkusuz daha fazla hayvan gübresi üretimine neden olacak, toprağa döndürülmesi gereken besin elementi miktarı daha da artacaktır.

29

Daha geniş ölçüde ele alındığında bu kopukluk şehir kanalizasyonu ile yitirilmekte olan besin elementleri için de söz konusudur. Gelişmiş ülkelerde kanalizasyon atıklarının yaklaşık % 20 si tarımsal amaçlı kullanılabilmektedir (Fresco, 2003b). Kentsel ve kırsal alanlar arasında olan bu döngüsel kopukluk şehirsel organik atıkların daha yüksek oranlarda kullanılması ile kapatılabilir. Ancak, bu atıklardaki ağır metaller ve toksik organik bileşiklerin bulunma olasılığı göz ardı edilmemelidir (Kirchmann ve Thorvaldson, 2000). Şehirsel atıkların organik bölümünün tarımdan kaynaklandığını hatırlatan Hansen ve ark. (2006) atık arıtma seçeneklerinin bunlardaki organik madde ve besin elementlerinin tarım topraklarına döndürülmesini sağlayarak element döngüsündeki kopukluğu azaltacağını belirtmektedirler. Bu araştırmacılar “katı atık sistemlerinin ve teknolojilerinin çevresel etkilerinin belirlenmesi” (EASTWASTE) isimli bir model sunmuşlardır. Bu model kompostlaştırılmış ya da havasız koşullarda parçalanmış şehirsel atıkların toprağa uygulanmasını izleyen süreçte mineralizasyon, NH3 volatilizasyonu, denitrifikasyon (N2 ve N2O) ve NO3- yıkanması yoluyla azot kayıplarını, organik kirletici ve ağır metal birikimi ve karbon bağlanması ile birlikte değerlendirmektedir. Besin elementleri içerisinde döngüsü en dinamik olan ve dış etkilerden en çok etkilenen ve ekolojik ve ekonomik sorunlara en çok neden olan element azottur. Uluslar arası II: Azot Konferansının temalarından birincisini “reaktif azot” oluşturmuştur (Cowling ve ark, 2002). Reaktif azot (Nr) biyosferdeki ve atmosferdeki biyolojik olarak aktif, fotokimyasal olarak reaktif ve radyatif olarak aktif azot bileşiklerini kapsamaktadır. Bu gruba indirgenmiş inorganik (NH3 ve NH4+ ), yükseltgenmiş (NO3- , HNO3, NOx , N2O) ve organik (üre, amino asitler, aminler, proteinler, nükleik asitler vb) azot bileşikleri girmektedir. Reaktif azot formları aynı zamanda azot döngüsünün önemli bileşikleridir. Ancak, bu bileşiklerin insan faaliyetleri ile çevreye salınan yıllık miktarı 1860 yılından günümüze 10 kat artarak günümüzde yaklaşık 160 milyon ton düzeyine ulaşmış olup nüfusla orantılı bir biçimde daha da artması beklenmektedir. Bunun 100 milyon ton’u endüstriyel amonyak üretimi, 35 milyon ton’u baklagilrizobiyum azot bağlanması ve 25 milyon ton’u da fosil yakıtların kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Ekosistemlerde Nr canlıların çoğu tarafından etkin bir biçimde kullanabilmekte, depolanabilmekte ve ekosistemlerin verimliliğini arttırmaktadır. Ancak, optimum düzeyin üzerinde Nr yüklemesi azot döngüsünde yarattığı dengesizlikler yüzünden kimi Nr bileşiklerinin ekosistemin çeşitli bölümlerine sızmasına neden olmaktadır. Bu sorun ancak Nr’ın topraklarda, sedimanlarda ve sürekli bitki örtüsünde depolanması ya da denitrifikasyonla tekrar reaktif olmayan N2 formuna dönüştürülmesi ile olası görülmektedir. Organik bağlı Nr’ın taşınarak azotça yoksul bölgelerde kullanılması olasılığı da bulunmaktadır (Cowling ve ark, 2002). GÜBRELEME Yapay gübre kullanımı tüm dünyada 1960’lı yılların yeşil devrimi çerçevesinde hızla artmaya başlamış, gelişmiş ülkelerde başlangıçta toplam 30 milyon ton olan yıllık NPK tüketimi 1980’lerde sonunda 80 milyon tonu aşmış ve 1990’ların ortalarına doğru azalarak 2000’li yıllarda yaklaşık 50 milyon düzeyinde dengeye gelmiştir. Bu süre içerisinde buğday ve mısır gibi stratejik ürünlerin verimlerinde önemli artışlar sağlanmış, ancak azalan gübre tüketimine karşılık yüksek verim korunmuştur. Verimin düşmeyişi gübre kullanım etkinliğinin arttırılması ve çiftlik gübresi ve şehirsel atıkların da düşük oranda da olsa besin elementi kaynağı olarak uygulanması ve kuşkusuz bu ülkelerde iklim koşullarının verimi genellikle kısıtlamaması ile açıklanabilir. Farklı iklim kuşaklarındaki gelişmekte olan ülkelerde ise yıllık yapay gübre kullanımı

30

doğrusal olarak artarak günümüzde 110 milyon tona ulaşmış olup artmaya devam edeceği görülmektedir (Anonim, 2007). Yakın bir gelecekte yeryüzündeki işlenebilir toprakların tamamı tarım altına alınmış olacak, 2030 yılında Dünya nüfusu belki de 8 milyara ulaşacaktır. Bu nüfusu besleyebilmek için gıda üretiminin yaklaşık % 60 artması gerekecektir. Bu artışın da gelişmekte olan ülkeler tarafından sağlanması gerektiği öngörülmektedir (Fresco, 2003,a). Dolayısıyla gelişmekte olan ülkelerde gübre tüketimi bir yandan artan gıda, elyaf ve yem gereksinimini karşılayacak olan tarımsal üretim, diğer yandan da sömürülmüş topraklarının verimlilik düzeyini yükseltmek için artmak zorunda görülmektedir. Gelişmiş ülkelerin genel olarak gerçekleştirdikleri yüksek gübre kullanım etkinliğinin bu ülkelerde de yakalanması ekonomik ve ekolojik bir zorunluluktur. Gübre kullanım etkinliğinin arttırılması da kuşkusuz üretimin alanındaki toprak ve iklim koşulları, beklenen verim düzeyi ve bitkinin besin elementi gereksinimi ve bunların topraktaki düzeylerini birlikte değerlendirmekle olasıdır. Toprak analizleri ve bitki performansını belirlemek için yapılacak doku testleri bu değerlendirmeler için gerekli verileri sağlayacaktır. Laboratuar analiz olanakları elektronik ve analitik enstrüman teknolojilerindeki hızlı gelişmeler sayesinde sürekli artmaktadır. Emisyon ve absorpsiyon spektroskopisinde birçok elementin ölçülebilen derişimleri ppb mertebesinin çoktan altına inmiş, multi-element otomatik aygıtlar büyük analiz kolaylıkları getirmiştir. Besin elementlerinin bitkilere yarayışlı formlarının tarım topraklarındaki konsantrasyonları bitki çeşitlerine bağlı olarak iki sınır değer arasında yer almaktadır. van Noordwijk ve Cadish (2002) tarafından hazırlanan ayrıntılı bir derlemede bu sınır değerler: 1-noksanlık, 2-fazlalık olarak tanımlanmıştır. Bu yazarlara göre bir bitki besleme programının başarısı herhangi bir besin elementinin topraktaki elverişliliğinin bu iki kritik sınır arasında kalmasını sağlayabilmesi ile ölçülmektedir. Kuşkusuz, bu iki sınır arasındaki konsantrasyon veya elverişlilik aralığının genişliği bitki çeşidine, ekim nöbetine, toprak özelliklerine ve iklim koşullarına bağlıdır. Burada Bitki Beslemecinin görevi gübreleme ile besin elementi konsantrasyonunu kritik noksanlık düzeyinin üzerinde, fazlalık sınırının altında tutmaya çalışmaktır. Bu şekilde bir yandan ürün garanti altına alınırken diğer yandan fazlalığın neden olabileceği ekonomik kayıplar ve ekolojik sorunlar önlenmiş olacaktır. Eksiklik ve noksanlık sınırları farklı iklim kuşaklarında değişik biçimlerde değerlendirilmek durumundadır. Tropik kuşakta genellikle bitki besin elementlerinin konsantrasyonları kritik noksanlık sınırının altındadır. Buna karşılık ılıman kuşağın genellikle verimli topraklarında anılan konsantrasyonlar fazlalık sınırına yakın ya da üzerinde olabilir. Dolayısıyla birinci durumda toprakların bitki besin elementleri yönünden varsıllıklarını arttırılma ve korumasına, ikinci durumda ise toprak-bitki-çevre ilişkilerinde daha duyarlı kantitatif yaklaşımla besin elementi fazlalığının yönetilmesine öncelik verilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, van Noordwijk ve Cadish (2002) temel amacın değişik iklim ve toprak koşulları altında tek bir ekonomik doz belirlemek yerine, noksanlık ile fazlalık sınırları arasındaki aralığı genişletmek olduğunu vurgulamaktadırlar. Bu da iki yolla olabilir: 1- hassas tarım ve 2- ekolojik yaklaşım. Ekolojik yaklaşıma göre topraktaki bitki besin elementlerinin arzı ile bitki gereksinimi tam anlamıyla eşzamanlı değildir. Diğer bir deyişle, besin elementlerinin kök bölgesinde en elverişli olduklar zaman dilimi ile bitki alımının en yüksek olduğu dönem her zaman çakışmamaktadır. Bu zamanlama eksikliği ürün deseni içerisinde yer alan karışık bitki sistemlerinin biri diğerinin boşluğunu dolduracak biçimde devreye girmeleriyle giderilmeye çalışılır. Bu yolla farklı bitkiler yıkanabilecek besin elementlerini yakalama ve süzme işlevlerini yerine getirirler (van Noordwijk ve Cadish, 2002).

31

Ekonomik ve ekolojik kısıtlamaların büyük bir olasılıkla artacağı 21. yüz yıl tarımında inorganik ve organik gübrelerin kullanımında hassas tarım ve ekolojik yaklaşım, her ikisi de, iklim koşullarına ve işletme biçimlerine bağlı olarak geniş uygulama alanları bulacağı ileri sürülebilir. Toprak yapısını korumak, rizosferdeki dayanışma ortamını rahatsız etmemek ve enerjiden tasarruf emek için azaltılmış ya da sıfır toprak işleme yaygılaşabilir. Bu tip toprak kullanımında toprak altına yerleştirilmiş sızdırmalı sistemlerle yapılan su ve besin elementlerini rizosfere doğrudan uygulanmasını sağlayan bir fertigasyon yaygınlaşabilir (Lal, 2000a) Gübre çeşitlerinde, kullanım randımanını gelişen teknolojiye bağlı olarak arttıran önemli değişiklikler olabilir. Katı gübrelerin polimer ya da kükürt kaplı, yavaş salınımlı granüller biçiminde üretimi yaygınlaşabilir. Nanoteknoloji bitki besin elementlerinin ve kimi düzenleyicilerin bitki gereksinimi ile eşzamalı olarak rizosfere salınımında geniş uygulamalar bulabilir. Bu bağlamda, gübre ya da çeşitli besin formülasyonlarının silikat (örn. haloysit) nanotüpler içerisine istenilen sırada doldurulması ile üretilecek Nanogübreler (Lal, 2007b) bitki beslemede programlanabilirlik bakımından çığır açabilir. Nanogübreler, ayrıca, P, Zn ve Fe gibi “hareketsiz” besin elementlerini taşıyan bileşiklerin toprak koşullarında davranışlarını kontrol edebilen yeni yöntemler geliştirilmesinde kullanılabilirler; şelat kimyasında yeni kapılar aralanabilir. Ayrıca biraz daha ileri giderek topraktaki besin elementi kaynaklarını çok iyi kullanabilen “element etkin” genotiplerin etkinliği sağlayan salgıları nano-taşıyıcılara yüklemek bile düşlenebilir. Biyoteknoloji ve hatta nanobiyoteknolojik gelişmeler rhizobium, mycorrhiza ve trachiderma gibi sembiyotik rizosfer oluşumlarının ve serbest yaşayan mikroorganizmaların, ya da farklı bir isimle biyogübrelerin topraklarda besin elementi dengesi ve döngüsündeki katkılarını arttırmada büyük bir potansiyele sahip görünmektedir. Bitki Besleme alanındaki çalışmalar “çağdaş” olabilmek için biyo ve yüzyılımıza damgasını vuran nano teknolojinin olanaklarını kullanmak zorundadır. Günümüzün moda deyimleri bağlamında Bitki Besleme ve Gübreleme verimi arttırarak sadece miktarda “gıda garantisi” vermekle kalmayıp aynı zamanda kalitede “gıda güvenliği”ne katkıda bulunmak, gıdanın protein kalitesinin yükseltilmesinin yanı sıra Zn, Fe ve Se gibi insan sağlığını doğrudan etkileyen mineral madde konsantrayonları istenen düzeye çıkarma, Cd gibi toksik elementlerinkini de izin verilen sınırların altında tutma sorumluluğunu taşımaktadır. SONUÇ Gelecekte toprak özelliklerindeki olası değişiklikler, kullanımdan ve iklim değişikliğinden kaynaklananlar olmak üzere, iki başlık altında toplanabilir. Topraklarda sürdürülebilir olmayan kullanım nedeniyle tuzluluk- sodiklik, asitlik, organik madde ve besin elementlerince yoksullaşma, ağır metal ve toksik organik madde birikimi gibi toprak kalitesini doğrudan etkileyen değişmelerin ortaya çıkması beklenmektedir. Bu olumsuz değişmeleri sonucunda bitki örtüsünü destekleme gücü kalmayan toprakları kuşkusuz erozyon tehlikesi bekleyecektir. Brinkman, ve Sombroek (1996) topraklarda bilinçli ya da bilinçsiz olarak doğrudan insan eliyle yaratılacak olan değişimlerin ilklim değişikliklerinin neden olacağı değişimlerden çok daha fazla olacağını belirtmektedirler. Diğer yandan insanın, bilgi ve teknolojisini toprak varlığını olumsuz etkilerden korumada kullanma seçeneği vardır ki, bu da bir şanstır. Catlett ve Las Cruces (2005) tarımın geleceği ile ilgili bir bildiride tüm üretim alanlarda gelecekteki en önemli “nakit”in yaratıcılık olduğunu ve bunun tarım alanında daha da büyük önem taşıdığını belirtmektedirler. Bu önem tarımın, endüstriyel sistemlerden çok daha karmaşık “yaşam sistemleri” üzerinde çalışmasından kaynaklanmaktadır. Yerkürede

32

yaşam destek sisteminin merkezinde bulunan toprak toprağı en iyi tanıyan: onun gücünü, zayıflıklarını, verdiği fırsatları ve karşılaştığı tehditleri en gerçekçi biçimde ortaya koyan bilim alanı olan Toprak ve Bitki Beslemede bu yaratıcılık potansiyelinin bulunduğuna inanıyorum. KAYNAKLAR Anonim, 2007, International Fertilizer Industry Association. www.fertilizer.org/ifa/statistics/indicators/tablenpk.asp Brinkman, R. And Sombroek, W.G., 1996. The effects of global change on soil conditions in relation to plant growth and food production Catlett, L, B. and Las Cruces, N.M., 2005. The Future of Agriculture is so Bright, You Gott Wear Shades. Saskatchewan Soil Conservation Association. http://ssca.usask.ca/conference/1996proceedings/Catlett.html Cowling, E., Galloway, C., Furiness, C. and Erisman, J. W.,..,2002. Optimizing Nitrogen Management in Food and Energy Production and Environmental Protection. Report from the Second International Nitrogen Conference. 14-18 October 2001 Potomac, Maryland, USA Fresco, O. L., 2003a. Plant Nutrients:What we know, guess and do not know. IFA/FAO Agricultural Conference. “Global Food Security and the Role of Sustainability Fertilization” Rome, Italy, 26-28 March, 2003. Fresco, O. L., 2003b. ‘Fertilize the Plant, not the Soil’ Dispelling Myths about Fertilizers and Plant Nutrients. UN Chronicle Online Edition. http://www.un.org/Pubs7chronicle720037issue3/0303p62.asp Gruhn,P, Francesco, G and Yudelman, M., 2000. Integrated Nutrient Management,Soil Fertilty and Sustainable agriculture: Current Issues and Future Challenges. Food, Agriculture, and the Environment Discussion Paper 32. International Food policy Research Institute 2033 k Street, N.W. Washington, D.C. 20006 USA. Hansen, L. T., Bhander, G. S., Christensen, T. H., Brunn, S. And Stoumann, L. 2006. Waste Management and Research 24:153. http://www.wmr.sagepub.com/cgi/content/abstract/24/2/153 Kirchmann, H. and Thorvaldson, G., 2000. Challenging targets for future agriculture. European Journal of Agronomy. 12: 145-161 Lal, R., 2007a. Ushering Soil Science into the 21 st Century. SSSA President’s Message. Lal, R., 2007b. Soil Science in the era of hydrogen economy and 10 billion people. XXXI Congresso Brasilerio De Ciencia De Solo. Conquistas da Ciencia do Solo brasieira De 05 a 10 de agosto de 2007. Gramado/RS van Noordwijk, M. and Cadish, G., 2002. Access and excess problems in plant nutrition. Plant and Soil 247: 25-40.

33

TOPRAKLARDA VE B TK SEL GIDALARDA M KRO ELEMENT EKS KL KLER smail ÇAKMAK Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, stanbul. cakmak@sabanciuniv.edu GRŞ Demir (Fe), çinko (Zn) ve selenyum (Se) gibi mikro element eksiklikleri, günümüzde hem bitkilerde hem de insanlarda büyük bir yaygınlık göstermekte ve çok yönlü sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Mikro element eksikliklerinin insan sağlığı açısından önemi ve sosyo-ekonomik boyuttaki yansımaları, araştırma ve tartışmalara giderek daha fazla konu olmaktadır. Beşi ekonomi alanında Nobel ödülü sahibi olan dünyaca ünlü 8 ekonomist, çözüldüğü zaman insan sağlığı ve refahına en kısa zamanda en yüksek katkıyı gösterecek olan dünya problemlerini tartışmışlar ve ulaştıkları sonuç ve önerileri 2008 yılında Mayıs ayında bir rapor halinde yayınlamışlardır. Bu raporda, çözülmesi gerekli birinci sıradaki problemin vitamin A ve Zn eksikliği olduğu belirtilmiş ve günümüzde yaygın olarak tüketilen gıdaların Zn ve Fe gibi mikro elementlerce zenginleştirilmesi gerekliliği üzerinde görüş birliğine varılmıştır. (www.copenhagenconsensus.org). Vitamin A ve Zn eksikliğinin birinci sırayı aldığı listede, küresel ısınmayla ilgili problemlerin giderilmesi sorunu ise 14. sırada yer almıştır. Ekonomistler, günümüzde insan beslenmesiyle ilgili sorunlara daha fazla kaynak ayrılması ve bu alanda daha fazla araştırma yapılması gerekliliği sonucuna varmıştır. Çinko ve Demir Eksikliği Küresel bir Beslenme Sorunu Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası raporlarına göre, Zn ve Fe eksikliği dünya nüfusunun yaklaşık yarısını etkilemektedir (Welch ve Graham, 2004; Cakmak, 2008). Fiziksel büyümede, zihinsel gelişmede ve bağışıklık sisteminde ciddi tahribatlara yol açan ve doğum öncesi veya sırasında bebek ve anne ölümlerine neden olan Zn ve Fe eksikliği problemlerini; Dünya Sağlık Örgütü, gelişmekte olan ülkelerde insanlardaki değişik kökenli hastalık ve ölümlerin arkasındaki en önemli 5. ve 6. risk faktörleri olarak göstermiştir (Çizelge 1). Çinko ve Fe eksikliği Türkiye’de de insanlarda (özellikle çocuklarda) çok yaygın bir beslenme ve sağlık problemidir (Cavdar ve Ark., 1983; Baysal, 1998; Hotz and Brown, 2004). Örneğin, Türkiye’de 6-ay yaşındaki çocukların % 50’sinde, okul çağındaki çocukların % 30’unda ve doğurgan dönemdeki kadınların % 50’sinde Fe eksikliğinin yaygın olduğu bildirilmiştir (www.micronutrient. org/IDPAS). Demir ve Zn eksikliğinin yanı sıra Se eksikliği de üzerinde çok durulan bir mikro element eksikliğidir. Günümüzde yaklaşık 1 milyar insanın Se eksikliğine sahip olduğu ve bu eksikliğin kanser ve kalp rahatsızlıklarını tetiklediği ve hücrelerde oksidatif tahribata yol açtığı bilinmektedir (Combs ve Gray, 1998; Combs, 2001; Rayman ve Ark., 2005). Selenyum günümüzde en etkili anti-kanserojen madde olarak gösterilmektedir. Prostat, akciğer gibi değişik türlerdeki kanser vakalarının ortaya çıkışını Se eksikliğinin ilerlettiği bir çok araştırmanın ortak bulgusu durumundadır. Avustralya, ABD ve bazı AB ülkelerinde yürütülen çalışmalara göre tahılların Se konsantrasyonunun insan sağlığı açısından yeterli düzeyde olmadığı ve mevcut düzeyin mutlaka arttırılması gerektiği vurgulanmıştır (Adams ve Ark., 2002, Lyons ve Ark.,

34

2004, 2003). Türkiye’de de insanlarda Se eksikliğinin önemli bir beslenme problemi olduğu vurgulanmıştır. Türkiye’de gıdalar yoluyla günlük Se alınımın ortalama 36 µg olduğu (Giray and Hincal, 2004); bu değerin, olması gereken değerin (75-125 µg Se gün-1, Food and Nutrition Board, 1980; Thomson and Paterson, 2001) çok altında bulunduğu belirtilmiştir. Çizelge 1. Gelişmekte olan ülkelerde değişik kökenli hastalıkların ve ölümlerin ortaya çıkışında değişik risk faktörlerinin oransal rolü (Dünya Sağlık Örgütü Raporu, 2002) Risk Faktörü Yetersiz beslenme-açlık Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (AIDS) Hijyenik olmayan su kullanılması Havasız-kapalı alanlarda yaşamak Çinko eksikliği Demir eksikliği Vitamin A Eksikliği Kan Basıncı (düşük/yüksek tansiyon) Tütünlü mamul kullanımı Kolesterol Oran (%) 14.9 10.2 5.5 3.7 3.2 3.1 3.0 2.5 2.0 1.9

Mikro Elementlerce Fakir Tahıl Kökenli Gıda Tüketimi Mikro element eksiklerinin hem dünyada hem de Türkiye’de bu denli yaygın olmasının ana nedeni, mikro elementlerce çok fakir olan tahıl kökenli gıdaların yoğun biçimde tüketilmesi gösterilmektedir (Welch ve Graham, 2004; Cakmak, 2008). Tahıl kökenli gıdalar, yoğun tüketildiği için insanların en önemli mineral kaynağı durumundadır. Dünya Tarım Örgütü FAO’nun raporlarına göre, tahıllar özellikle gelişmekte olan ülkelerde en önemli kalori kaynağıdır (Şekil 1). Türkiye’de de tahıllar günlük kalori gereksinmesinin karşılanmasında belirleyici bir rol oynamaktadır. Türkiye’de günlük kalori gereksinmesinin yaklaşık % 42’si tamamen buğday tarafından karşılanmaktadır. Türkiye ortalaması olan bu değerin, kırsal kesimlerde % 70’e ulaştığı tahmin edilmektedir (Şekil 1). Çok düşük düzeylerde mikro elementlere sahip buğday kökenli gıdaların monoton bir biçimde sürekli tüketilmesi, insanlarda yaygın biçimde Zn, Fe ve hatta selenyum (Se) eksikliğinin ortaya çıkışında belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu gıdalar ayrıca, mevcut Fe ve Zn’nun vücutta yarayışlılığını sınırlayan fitat gibi bazı bileşiklerce de çok zengindir. Bir çok ülkede insanlarda Zn eksikliğinin yaygınlığında fitat/Zn oranı çok yüksek olan gıda tüketiminin belirleyici bir rol oynadığı ileri sürülmektedir (Gibson, 2007).

35

70 60

Günlük kalorinin buğdaydan karşılanan oranı (%)

50 40 30 20 10 Gelişmekte olan Ülk. 0 Türkmenistan Tacikistan

Azerbaycan

Kırgızistan

Afganistan

Türkiye

Özbekistan

Kazakistan

Gürcistan

Hindistan

Cezayir

Ermenistan

Şekil 1. Buğdayın değişik ülkelerde günlük kalori gereksinimini karşılamadaki rolü (FAO, 2004) Mikro element eksikliklerinin neden olduğu sağlık sorunlarını en aza indirmek için insanlara mikro element içeren tabletlerin/ilaçların verilerek mikro element takviyesinin yapılması (suplementasyon) veya gıdaların işlenmesi/yapılması sırasında gıda içine mikro elementlerin katılması (fortifikasyon) gibi stratejiler gündeme gelmektedir (Bouis, 2003). Ancak, bu çözüm yöntemlerinin; çok pahalı olması, problemin asıl yaşandığı kırsal kesimlerde uygulanmasının zorluğu ve her yıl veya dönem dönem tekrarlanması zorunluluğu gibi nedenlerle sürdürülebilir olmadığı belirtilmektedir. Örneğin, sadece Hindistan’da Fe anemisine sahip kadınlarda Fe eksikliğinin bu tür takviye (suplementasyon veya gıda güçlendirmesi (fortifikasyon) yöntemiyle giderilebilmesi için her yıl 40 milyon ABD dolarına gereksinim olduğu bildirilmiştir (Bouis, 2003). Mikro Element Eksikliklerini Azaltmada Tarımsal Stratejiler Mikro element eksikliği sorununa alternatif çözüm olarak tarımsal yaklaşımlar ön plana çıkmıştır. Bu bağlamda Zn bakımından zengin yeni tahıl genotiplerin ıslah edilmesi ve/veya mikro element içerikli gübreleri kullanımının yaygınlaştırılması stratejileri dikkate alınmaktadır (Cakmak, 2008). Günümüzde bitki ıslahı stratejisi üzerine kurulan çok sayıda ülkesel ve global düzeyde programlar bulunmaktadır. Bu programlar içinde kapsam olarak en büyük olan program HarvestPlus (www.harvestplus.org) programıdır (Bouis, 2003; Welch ve Graham, 2004). Ana sponsorları Bill ve Melinda Gates Vakfı ve Dünya Bankası olan HarvestPlus programının hedefi, Zn, Fe ve vitamin A bakımından zengin yeni buğday, çeltik, mısır, patates, fasulye ve cassava bitki genotipleri geliştirmektir. Türkiye’de de DPT tarafından desteklenen ve halen devam etmekte olan bir mikro element projesi bulunmakta olup; bu proje, Sabancı Üniversitesi, Tarım ve Köy şleri Bakanlığı ve Çukurova Üniversitesi tarafından ortaklaşa yürütülmektedir. Bu projede bir yandan mikro elementlerce zengin yeni buğday genotiplerinin ıslahı; diğer yandan da değişik Zn gübreleme yaklaşımları denenerek tanede Zn konsantrasyonunun yükseltilmesi hedeflenmektedir. Islah çalışmalarında mikro elementlerce zengin olduğu belirlenen yabani buğdaylar (özellikle Triticum dicoccoides) gen kaynağı olarak kullanılmaktadır (Cakmak ve Ark., 2004).

Ülkeler

Dünya

Suriye

ran

AB

Tunus

ABD

Fas

Çin

36

Ülkemizde tahıl kökenli gıdaların, diğer ülkelere göre mikro elementler bakımından daha fakir olduğu düşünülmektedir. Bunun en önemli nedeni, topraklarda anılan mikro elementlerin bitkilere yarayışlılığının çok düşük olması gösterilmiştir. Toprakların pH değerinin yüksekliği, organik madde ve nem değerinin düşüklüğü toprakta mevcut mikro elementlerin bitkilere yarayışlılığını azaltmaktadır (Şekil 2). Türkiye’nin değişik bölgelerinden toplanan 1511 toprak örneğinde yapılan analizlere göre Zn eksikliği, % 49 oranla en yaygın olan mikro element eksikliği olarak saptanmış ve bunu % 27’lik oranla demir (Fe) eksikliği izlemiştir (Eyüpoğlu ve Ark., 1994). Topraklarda var olan yarayışlı mikro element yetersizliği, o topraklar üzerinde yetiştirilen bitkilerde ve dolaysıyla bitkisel kökenli gıdalarda mikro element eksikliğine de yol açmaktadır.

<0.5 mg kg DTPA-Zn >0.5 mg kg DTPA-Zn
100 80
100 80 60 40 20 0 <1 1-2 2-3 3-4 4-5

% dağılım

60 40 20 0 4-5 5-6 6-7 7-8 >8

Toprak pH’sı

Toprak organik maddesi (%)

Şekil 2: Türkiye’de seçilmiş 1511 toprak örneğinde DTPA ile extrakte edilebilir Zn’nun 0.5 ppm’den az ve yüksek olan toprak örneklerinin toprak pH’sı ve toprak organik madde miktarına göre dağılımı (Eyupoğlu ve Ark, 1994). NATO-Çinko Projesi Türkiye’de Zn eksikliği problemi, son 20 yıl içinde üzerinde çok konuşulan ve yoğunlukla araştırmalar yürütülen bir mikro element eksikliğidir (Kacar, 1998; Cakmak ve Ark., 1999). Çukurova Üniversitesi ve Tarım ve Köy şleri Bakanlığının birlikte yürüttüğü NATO destekli çinko projesi (Cakmak ve Ark., 1999; Cakmak, 2004), bu alanda yürütülmüş en geniş araştırma projelerinden biridir. 1993 yılında başlatılan NATO-destekli çinko projesi ile Orta Anadolu bölgesinde değişik alanlarda gübre denemeleri kurulmuş, yaygın tarama çalışmaları ve testler yapılmış ve sonuçta bölgede yetiştirilen buğdayda çok yaygın bir Zn eksikliği probleminin var olduğu belirlenmiştir. Aslında, 1980’li yılların başından beri Türkiye topraklarının Zn’ca çok fakir olduğunu belirten araştırmalar vardı (Kacar ,1998); ancak bu problemin bitkisel üretim açısından nasıl bir öneme sahip olduğunu gösteren geniş çaplı bir proje 19990’lı yıllara kadar yürütülmemişti. Çinko gübrelemesinin tarla koşullarında buğday verimi üzerinde önemli etkilerinin olduğu ilk kez 1992 yılında Eskişehir’de Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nde Agronomist Müfit Kalaycı tarafından yürütülen bir denemeyle gösterilmiştir.

37

NATO-Zn projesi kapsamında yürütülen araştırmalarda, buğday veriminin çok yetersiz olduğu ve nedeni önceleri anlaşılamayan bazı yaprak arazlarının görüldüğü yerlerde, toprağa Zn gübresinin uygulanmasıyla buğdayın büyümesi ve veriminde çarpıcı düzeyde iyileşmelerin olduğu saptandı. Bu gözlemlerin ve sonuçların Orta Anadolu’da bir çok yerde sık sık görülmesi ve elde edilmesinin ardından, Türkiye’de Gübre Endüstrisi azotlu ve fosforlu gübrelere Zn eklemeye ve Zn katkılı NPK gübreleri üretmeye başladı. Türkiye’de ilk çinko katkılı gübre üretimi ve uygulanması 1995 yılında TOROS Gübre tarafından gerçekleştirildi. Daha sonra Gübretaş ve diğer gübre firmaları Türkiye’de giderek artan miktarlarda Zn katkılı gübre üretimine geçti. O dönemde TOROS Gübre’den Dr. Veysel Çasvuşgil, Zn-katkılı gübrenin geliştirilmesinde büyük bir rol oynadı. Çinko katkılı bu gübrelerin üretimi ve buğdayda kullanımı, 1995 yılına kadar söz konusu değilken, yukarda işaret edildiği gibi bu gübrelerin üretimi ve kullanımı her yıl giderek artmış ve son 12 yılda 400 bin tona ulaşmıştır (Şekil 3). Tarım Bakanlığı ve Uluslararası Mısır ve Buğday Geliştirme Merkezi (CIMMYT)’nin tahminlerine göre, Zn-katkılı gübrelerin Türkiye’de yaygın olarak uygulanmasıyla ülke ekonomisine sağlayacağı yıllık katkı 100 Milyon ABD dolarının üzerindedir. Topraklara uygulanan Zn katkılı gübreler, bir yandan verimi iyileştirirken, diğer yandan da hasat edilen tanede Zn konsantrasyonunun artışına katkıda bulunarak insan sağlığı üzerinde de önemli yararlar sağlamaktadır.

500 400

1000 ton

300 200 100 0 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007

Yıllar
Şekil 3. NATO-Çinko projesiyle birlikte başlayan Zn katkılı NP ve NPK gübre kullanımı (Cakmak, 2002; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 2005; TOROS Gübre, 2008). Selenyum Eksikliği Tarım ve Köy şleri Bakanlığı, Selçuk Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi’nin birlikte yürütmekte olduğu bir TUB TAK projesi çerçevesinde gerçekleştirilen tarama çalışmaları Türkiye’de buğdayların Zn ve Fe’de olduğu gibi Se bakımından da ciddi boyutlarda bir eksiklik gösterdiği bulunmuştur. Türkiye’nin değişik bölgelerinden üretici tarlalarından toplanan 573 buğday tane örneğinde yapılan Se analizleri, bu örneklerin ortalama olarak 40 µg kg-1 Se içerdiği bulunmuştur. Oysa, insanların sağlıklı bir Se beslenmesi için buğdayda olması gereken Se miktarı 100 ile 1000 µg kg-1 Se arasındadır (Adams ve Ark., 2002; Broadley ve Ark., 2007). Anılan proje çerçevesinde

38

yürütülen gübreleme çalışmaları, Se bakımından zenginleştirilen gübrelerin (örneğin 1 kg NP gübresinde 20 mg veya 30 mg Se içeren NP-gübrelerinin) toprağa uygulanmasıyla tanede Se konsantrasyonunun insan sağlığı açısından yeterli sayılan düzeyin üzerine çıktığı belirlenmiştir. Çinkoda olduğu gibi, yapraktan Se’un Na-selenat olarak uygulanmasının da tane Se konsantrasyonunu artırmada çok etkin bir yöntem olduğu oraya konmuştur. Türkiye’de kanser vakalarının çok yaygın olması, üretilen buğdaylarda Se konsantrasyonunun çok düşük olması ve ayrıca gıdalar yoluyla günlük Se alınımının optimum düzeyin çok altında olması gibi nedenlerden dolayı Türkiye’de ana tüketim gıdası olan buğdayın gübreleme yoluyla Se bakımından mutlaka zenginleştirilmesi önemli ve acil bir gereksinimdir. Oluşturulacak bir ülkesel programla Türkiye’de ekmeğin Fe, Zn ve Se bakımından zenginleştirilmesi, toplum sağılığı (özellikle çocuk sağlığı) açısından çok büyük yararlar getirecektir. Gübreleme stratejisiyle buğdayın Zn ve Se bakımından kolaylıkla zenginleştirilmesi mümkündür. Yaklaşık 25 yıl önce başta Finlandiya olmak üzere birçok skandinav ülkesinde başlatılan ve halen yürüyen Sekatkılı gübre uygulaması programının benzer şeklide Türkiye’de de aynı anda hem Se hem de Zn açısından başlatılması toplum sağlığı açısından önemli bir gereksinim olarak karşımızda durmaktadır. TEŞEKKÜR Burada sunulan bu çalışma NATO-Çinko, DPT-Mikro Element, TUB TAKSelenyum ve HarvestPlus Çinko projelerinin sonuçlarından yararlanılarak hazırlanmıştır. KAYNAKLAR Adams ML et al., 2002. Evidence of low selenium concentrations in UK bread-making wheat grain.J. Sci. Food Agric. 82: 1160-1165. Broadley MR et al., 2007. Biofortification of UK food crops with selenium. Proc. Nutr. Soc. 65: 169-181. Bouis H.E. 2003. Micronutrient fortification of plants through plant breeding: can it improve nutrition in man at low cost? Proc. Nutr. Soc. 62: 403-411. Cakmak, I., Yilmaz, A., Ekiz, H., Torun, B., Erenoglu, B. ve Braun, HJ. 1996. Zinc deficiency as a critical nutritional problem in wheat production in Central Anatolia. Plant Soil 180:165–172. Cakmak, I., Torun, A., Millet, E., Feldman, M., Fahima, T., Korol, A., Nevo, E., Braun, HJ. ve Ozkan, H. 2004. Triticum dicoccoides: an important genetic resource for increasing zinc and iron concentration in modern cultivated wheat. Soil Sci. Plant. Nutr. 50:1047–1054 Cakmak, I., Kalaycı, M., Ekiz, H., Braun, HJ. ve Yılmaz, A. 1999. Zinc deficiency as an actual problem in plant and human nutrition in Turkey: A NATO-Science for Stability Project. Field Crops Res. 60: 175-188. Cakmak, I. 2002. Plant nutrition research: Priorities to meet human needs for food in sustainable ways. Plant Soil 247:3-24 Cakmak, I. 2004. Identification and correction of widespread zinc deficiency in Turkey, A success story. IFS Proceedings No. 552, International Fertiliser Society, York. UK, pp 1-28. Cakmak, I. 2008: Enrichment of cereal grains with zinc: Agronomic or genetic biofortification? Plant and Soil 302:1-17

39

Cavdar, A.O, Arcasoy, A., Cin, S., Babacan, S. ve Gözdasoglu, S. 1983. Geophagia in Turkey: Iron and zinc deficiency, iron and zinc absorption studies and response to treatments with in geophagia cases. In Zinc Deficiency in Human Subjects. Prasad, A.S.; Cavdar,A.O.; Brewer, G. J.,Eds. R. J.; Liss, Alan R. New York, 71-79. Combs Jr GF. 2001. An analysis of cancer prevention by selenium. BioFactors, 14: 153-159. Combs, GF ve Gray, WP. 1998. Chemopreventive Agents: Selenium. Pharm. Therap. 79: 179-192. Eyupoglu, F., Kurucu, N ve Sanisa, U. 1994. Status of plant available micronutrients in Turkish soils (in Turkish). Annual Report, Report No: R-118. Soil and Fertilizer Research Institute, Ankara, 1994; 25-32 Gibson, RS. 2007. The role of diet- and host-related factors in nutrient bioavailability and thus in nutrient-based dietary requirement estimates. Food Nutr Bull 28:77– 100. Giray, B. ve Hincal, F. 2004. Selenium status in Turkey. J. Rad. Radioanal. Nuc. Chem. 259: 447-451. Hotz, C. ve Brown, KH. 2004. Assessment of the risk of zinc deficiency in populations and options for its control. Food Nutr. Bull. 25:94–204 Kacar, B. 1998. Zinc dynamics in Soils (in Turkish). In First National Zinc Congress. 12-16 May, 1997, Eskisehir, Kemal Matbaasi, pp.47-60 Lyons, G et al., 2004. High-selenium wheat: agronomic biofortification strategies to improve human nutrition. J. Food Agric Environ. 2: 171-178. Rayman, MP. 2005. Selenium in cancer prevention: a review of the evidence and mechanism of action. Proc. Nutr. Soc .64:527–542 Thomson, CD. ve Paterson, E, 2001. Australian and New Zealand Nutrient Reference Values for Selenium. Wellington: Ministry of Health. Welch, RM. ve Graham RD. 2004. Breeding for micronutrients in staple food crops from a human nutrition perspective. J. Exp. Bot. 55:353–364 World Health Organization (WHO) The World Health Report 2002 Geneva: WHO, 2002.

40

ORGAN K TARIM VE B TK BESLEME Dilek ANAÇ1 Murat Ç ÇEKL
2

Ege Üniv. Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü, zmir. dilek.anac@ege.edu.tr Eskihisar Tarım Enerji Yatırım A.Ş., zmir. murat@eskihisar.com.tr Bitkisel ve hayvansal üretim süreçlerinde, “Geleneksel Tarım”a alternatif olarak “Organik(ekolojik), Eurepgap(Globalgap) ve Biyodinamik” tarım şekilleri de kullanılmaktadır. Türkiye’de bu tarım sistemleri ile elde edilen ürünlerin büyük bir bölümü yurt dışına satılmaktadır. Ülkemizde, Globalgap olarak bilinen kontrollü tarım şeklinin uygulandığı alan 75 000 ha, organik tarım alanı ise 203 803 ha civarındadır. Biyodinamik tarım oldukça az bir alan (460 ha) kaplamaktadır. Dünyada 100 ülkede organik tarım yapılmakta ve bu üretim 30 milyon ha alanda gerçekleştirilmektedir. Okyanusya, Güney Amerika ve Avrupa önde gelen kıtalar, Avustralya, Arjantin ve Çin ise önde gelen ülkelerdir. Türkiye henüz ilk 10 ülke içerisinde yer almamaktadır. Organik tarım gerçeği, Avrupa’da 1980’lerde ilgi görmeye başladığı zaman, ülkemiz de bu akımdan etkilenmiş ve bu bağlamda 1983-85’lerde geleneksel kuru meyvelerimizden incir ve üzümün Avrupa’ dan gelen talepler ile ihracatı daha da güçlenmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi, 2005 tarihi itibariyle 203 803 ha alanda ve 14 401 işletmede organik yetiştiricilik ve doğadan toplama yapılmakta ve yaklaşık 30-35 milyon $’ lık ihracat gerçekleştirilmektedir. Gıda olan organik ürünlerimiz kuru ve kabuklu meyveler, tahıllar, işlenmiş sebze ve meyveler, bal ve aromatik bitkiler, tavuk, et ve süttür. Gıda olmayan ürünlerimiz ise pamuk, gül ve gül yağı ve aromatik bitkiler ve yağlarıdır. Organik Tarım’ın olmazsa olmazı toprağın canlılığının korunması ve verimliliğinin sürdürülebilir olmasıdır. Bu amaçla ekim nöbeti, yeşil gübreleme, örtü bitkisi, malçlama, minimum işleme gibi tarımsal uygulamalar yanında besin maddelerinin yeterli olmadığı durumlarda bazı gübre ve toprak düzenleyicilerinin kullanımına izin verilmektedir. Böyle bir sürdürebilirliğe ancak ve ancak toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinin uygun olması ile ulaşılabilir. Bu bağlamda toprak organik maddesini, mikrobiyal biyomasını, enzim aktivitesini ve besin maddesi ve yarayışlılığını arttırmak gerekir. Ancak günümüzde yapıldığı gibi organik olarak yetiştirilen bitkilerin beslenmesi için sadece hayvan gübresi vermek ve münavebe uygulamak yeterli değildir. Toprak ekosistemi beslenmeli yani verimlilik sürekli olarak yüksek seviyede tutulmalı ki üretim sırasında bitki, büyüyebilmek ve gelişebilmek için topraktaki doğal kaynaklardan faydalanabilsin. Zaten uzun vadede mevcut bitki besin maddelerinin sisteme yeniden kazandırılması Organik Tarım açısından bir zorunluluktur. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına lişkin Yönetmelikte Gübre ve Toprak Düzenleyicisi olarak kullanılan girdiler çeşitli başlıklar altında verilmiştir. Bunlar, Çiftlikte Üretilen Organik Maddeler: çiftlik gübresi, çiftlik sıvı atıkları( şerbet), bitki artıkları, yeşil gübre, kompost gibi… ve Diğer Organik Maddeler: kültür mantarı atıkları, ağaç kabukları, talaş, ağaç külü, deniz yosunları, kuş gübreleri, torf, organik kentsel atıklardan yapılan kompostlar gibi… Hayvansal Kaynaklı Ürün ve Yan Ürünler: kan, kemik, balık, tırnak, boynuz, et unları, süt ürünleri gibi… Mineral ve Kayaçlar: leonardit, hümik asit ekstraktı, jips, kaya fosfatı, apatit, dolomit, tüf, kükürt, demir sülfat, perlit, klinoptilolit, bentonit gibi… Mikrobiyal Gübreler: Rhizobium bakterileri, azotobakterler, mikorizalar gibi…

41

Toprak verimliliğinin ana özelliklerinden biri olan toprak fiziksel özelliklerini düzeltebilmek için yukarıda dile getirilen çeşitli girdiler bulunduğu gibi bunların prosesten geçmiş ve piyasaya arz edilmiş birçok ticari ürünü de mevcuttur. Bu ürünler ayni zamanda topraklarımıza yapılarındaki bitki besin maddelerini de kazandırdığından toprakların kimyasal yapılarını da doğal olarak iyileştirmektedir. Yani iki yönlü etkileri vardır. Gübreler başlığı altında incelenen Çiftlik Gübresi’ne ticari örnek olarak Çamlı Besicilik Firma’sının Biofarm Kompost Edilmiş Katı Hayvan Gübresi ile yine ayni firmanın Bioaktif Katı Hayvan Gübresi verilebilir. Ayrıca Dimetta Tarım’ a ait Tavuk Gübresi de benzer bir örnektir. Toprak Düzenleyicileri başlığı altında incelenen Katı Leonardit, Sıvı Hümik Asit, Katı Hümik Asit’ler de toprakların fiziksel özelliklerini iyileştirdiği gibi mevcut bitki besin elementlerinin alınımının artmasına da etkili olurlar. Bereket Tarım, Hazem Kimya Madencilik, Delta Tarım ve Beyoğlu Madencilik’e ait Katı Leonardit ürünleri mevcuttur. Benzer şekilde yine Delta Tarım’ın Gürallar Yapı’nın, EDT’nin ve zotar isimli şirketlerin sertifikalanmış Sıvı ve Katı Humik Asitleri piyasalarımızdan temin edilebilir. Piyasamızda bunların yanı sıra düzenleyiciler grubundaki bir diğer girdi de zeolittir. Yukarıda da dile getirildiği gibi hem toprak yapısını düzenler hem de içindeki bitkiye yarayışlı besin maddelerini toprağa vererek bitkiler tarafından alınmasına yardımcı olur. Rota Madencilik, Enli Madencilik, Elis Biyoteknoloji ve Esen Dış Ticaret’e ait zeolitler mevcuttur. Bu tip ürünlerden Deniz Yosunu da Koyuncular Şirketi tarafından Kohumax, Kelpak Yosun Özü ve Maxicrop adı altında üretilmektedir. Organik Tarım Yönetmeliği’nde Düzenleyiciler başlığı altında bulunan ve toprağın kimyasal yapısını iyileştiren girdilerden Tarım Kireci ve Jips, Öztüre Şirketler Grubu tarafından Calne Tarım Kireci ve Doğ-al Gübre Şirketi tarafından Agrojips adı altında üretilmektedir. Yukarıda bildirilen ve değişik şirketler tarafından üretilen sertifikalı ticari girdiler ile yine yukarıda yönetmeliğimiz içerisinde yer alan ve ekstansif olarak çalışan işletmelerden sağlanan doğal girdiler hem toprak düzenleyicisi hem de bitki besin maddesi niteliğindedir. Bunlar ağırlıklı olarak bitkiye makro düzeyde gerekli olan girdilerdir. Ancak bitkiye az miktarlarda gerekli olan ama makro düzeyde etkili bulunan iz elementler de organik tarım çerçevesinde önemlidir. Bu iz elementler yönetmelikçe kullanılmasına izin verilen bir çok doğal girdinin yapısında mevcuttur, hayvan ve tavuk gübrelerinde ve demir ve çinko sülfat minerallerinde ve bentonitte olduğu gibi… Piyasamızda Agrikem Zirai laçları Sanayi ve Ticaret Limited Şirket’inin Multimicro Fluid ; Çimsan Tarımsal Ürünler Sanayi ve Ticaret Şirket’inin Maxi Combi zelementler; Gübretaş Gübre Fabrikaları Anonim Şirketinin Combi, Demir -6 Forte, Gübretaş Micro, Gübretaş Dezin; Ufuk Tarım Gıda Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin, Agronom Micromix, Agromix Micromix, Agrofeed Micromix, Agronom Ferro-111, Agronom Combi11 gibi…ürünler de mevcuttur. Organik Tarım’ın en önemli ayağı topraklarımızın canlılığı yani topraklarımız içinde barınan makro ve mikroorganizmalardır. Özellikle bakteriler ve funguslar topraklarımıza ekstansif işletmelerden temin ederek ilave ettiğimiz hayvan gübreleri ve bitkisel atıklardan elde edilen kompostların yani her türlü organik materyalin çürüyüp bitkiye yararlı bitki besin maddesi haline dönüşebilmesi için mutlaka şarttır. Bazı mikro organizmaların havanın serbest azotunu bağımsız şekilde, bazı mikro organizmaların ise bağımlı olarak ve mikoriza gibi bazı fungusların mineralize olmuş besin maddelerini toprak ortamına kazandırması ve bitkiye alınımını sağlaması toprak verimliliğinin sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Bu canlıların da gıdaları organik maddelerdir. Hayvan ve tavuk gübreleri gibi… Dolayısıyla bu tip girdiler toprağımızın hem fiziksel hem kimyasal ve hem de biyolojik yapısını iyileştirirler. Piyasamızda bu yönde işlenmiş ürünler de mevcuttur. Bioglobal Limited Şirket’inin Bioplin ve Phosfert, Vitormone etkili maddeleri mikroorganizmalar (Azotobakter) olan girdilerdir. Naturem Doğal Ürünler Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin çeşitli bakterilerden oluşan

42

Microbial Inoculant isimli bir ürünü vardır. Benzer şekilde Denge Tarım-Bektaş Aykut Atalay’ın Natural Biop Mikrobiyal gübresi de raflarda yer almaktadır. Bunların dışında makroorganizmalara ait kompostlar yani vermikompost olan ürünlerde mevcuttur. Örneğin, Orga Tarım Zirai Üretim Sanayi ve Ticaret Limited Şirket’inin Orgavil Solucan Kompost’u vardır. Bu ürünlere benzer şekilde enzim içerikli preparatlarda vardır. 2a Dış Ticaret ve Kimya Sanayi Limited Şirketinin Agrozim Ekolojik Enzim çerikli Organik Gübre bu amaçla üretilmektedir. Günümüz tarım sistemlerinin çok daha çevresel düşünce ile gerçekleştirilmesi gerekliliğine inanılmaktadır. Beklentiler çok daha fazladır. Bu bağlamda sağlıklı ve canlı bir toprağa ihtiyaç olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Organik yetiştiricilikte geleneksel olarak yapılan hayvan gübresi uygulamaları ve/veya münavebe gibi tarımsal faaliyetlerin yeterli olamayacağı artık anlaşılmıştır. Yukarıda dile getirildiği gibi organik yetiştiricilikte besleme amaçlı kullanılan girdilerin sayısı oldukça çoktur. Ancak bu girdilerin hemen faydalı olup olamadıklarının yani etkinliklerinin bilinmesi gerekir; organik maddenin mineralizasyonu bilinmeli ve bunların bitkinin ihtiyaç duyduğu zamanlarda karşılayıp karşılayamadığı bilinmelidir. Bu bağlamda mutlaka daha fazla araştırmaya gereksinim vardır. Böylece daha fazla ürün ve daha fazla kalite elde edilecektir. Organik ürünlere artan bir talep olduğu için tüketicilerin bu arzusu mutlaka yerine getirilmelidir.

43

DAMLA SULAMAYLA GÜBRELEME (FERT GASYON) Mustafa KAPLAN lker SÖNMEZ Yusuf YAZAR

Akdeniz Üniv. Ziraat Fak. Toprak Bölümü, Antalya. mkaplan@akdeniz.edu.tr ÖZET Azalan su kaynakları ve artan su talepleri sulama teknolojilerinin gelişmesine yol açmıştır. Bu gelişmeler sonucunda tarımsal verimlilik ve kalite artışında çok özel bir yeri olan gübrelerin uygulanması da değişim göstermektedir. Gelişen sulama teknolojileriyle birlikte gübrelerin uygulanmasıyla yeni ve çok yönlü yararlar sağlanmaktadır. Bu yararların üst düzeyde gerçekleştirilebilmesi için dikkate alınması gereken konular özel olarak, öncelikle ve sıklıkla tartışılmalıdır. Çok hızla yükselen gübre fiyatları bu ihtiyacı daha da belirginleştirmiştir. Makaleyle bu konudaki bazı temel bilgilerle birlikte, görülen eksiklikler, yanlışlar ve öneriler değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Fertigasyon, tuzluluk, damla sulama. FERTIGATION ABSTRACT Increasing water demand in contrast to decreasing water resources has led to an improvement in irrigation technologies. This improvement has resulted with an evolution in application of fertilizers which have a specific function in agricultural productivity and product quality. Improvement of irrigation technologies has provided new and multiple benefits from fertilizing applications. Considering subjects which deal with maximizing these benefits are to be particularly, primarily and frequently discussed. Rapidly increasing fertilizer costs has set off this necessity. This presentation evaluates observed mistakes and failures with some basic knowledges and propositions. Key Words: Fertigation, salinity, drip irrigation GRŞ Modern sulama yatırımlarına uygulanmaya başlayan 5 yıl ödemeli faizsiz teşvik kredileri bu tesislerin hızla yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Bu durum pek çok açıdan yararlı sonuçlar doğuracaktır. Ülkemizde tüketilen suyun %72’sinin tarımda kullanılıyor olması, bu alanda gerçekleştirilebilecek tasarrufun su kaynaklarımızın etkinliğini ne denli artıracağını ortaya koymaktadır. Ayrıca hızla yükselen gübre fiyatlarının yol açtığı maliyet artışı ve gübrelemelere bağlı çevre sorunlarında görülen artışlar konunun güncelliğini belirginleştirmektedir. Fertigasyon kelimesiyle daha geniş olarak birçok sulama yöntemi kullanılarak gübre uygulaması ifade edilse de genellikle kastedilen, damla sulama yöntemiyle gerçekleştirilen uygulamadır. Bu makalede de bu yönteme odaklanarak değerlendirmeler yapılmıştır.

44

DAMLA SULAMAYLA GÜBRELEMEDE HOMOJENL K Damla sulamayla gübrelemede üzerinde durulması gereken en önemli konu homojenlik kalitesidir. Öncelikle uygulama yapılacak arazi alt bölümlere ayrılmalıdır. Heterojen bir arazi üzerine yapılacak aynı uygulamaların başarısız olacağı açıktır. Yeterli derecede homojen bölümlere ayrılmış arazilere aynı çözeltilerin verilmesine gerek vardır. Bu yolla homojen bitki gelişmesi şansı doğar. Damla sulama sistemlerinin planlanmasında, toprakların profil değerlendirilmesi önemli bir aşamadır. Toprak ve profil özellikleri dikkate alınmadan yapılan uygulamalar çok farklı hatalı sonuçlar doğurmaktadır. Farklı tekstür ya da derinliğe sahip alanlara aynı özelliklerdeki standart uygulamalar gerçekleştirilmektedir. Nitekim geçmiş yıllarda yapılan benzer hatalar nedeniyle beklenen başarılı sonuçların alınamaması nedeniyle kurulan damla sulama sistemlerinin iptal edilmesinden bahsedilmektedir (Kaygısız, 2008). DAMLA SULAMAYLA GÜBRELEMEDE TOPRAK HACM VE TUZLULUK Damla sulama yöntemi; salma ve karık sulama yöntemlerine göre toprağın daha küçük bir hacmini hedeflemektedir. Bu hacmin küçülmesinin su ve gübre kullanım etkinliği bakımından yüksek yararları söz konusudur. Gübrelerin yararlılıklarını azaltan faktörlerin (yüksek pH, kireç, killer…) etkinlikleri azalmaktadır. Ancak azalan toprak hacmi, gübre ve su ile toprakta oluşan EC’yi daha önemli hale getirmektedir. Azalan toprak hacmi ile birlikte, uygulanan gübreli suyun toprakta meydana getireceği EC değişiminin izlenmesi ve yönetilmesi, yöntemin başarısını belirleyen en temel konu olmaktadır. Daha küçük bir hacme uygulanan gübrenin azlığı; bitkilerde önemli gelişme sorunlarına yol açabilirken, gübrenin fazlalığı da toprakta yüksek EC’ye neden olmaktadır. Yüksek EC’nin yol açabileceği sonuç başta su etkinliğinin azalması olmak üzere çok yönlüdür. Hem bitkisel verim, hem de kalitede ciddi düşüşler görülecektir. Bahsedilen bu riskin ülkemiz koşulları bakımından değerlendirilmesi bu aşamada gereklidir. klimin çok büyük oranda sıcak ve kurak olması, yüksek EC’nin yaratacağı zararları büyütmektedir. Yetiştirme dönemlerinde karşılaştığımız yüksek sıcaklık ve yetersiz nispi nemin yarattığı bu yüksek risk, toprak tekstürümüzün de genellikle ağır bünyeli olmasıyla (Aydeniz,1985) daha da etkin olacaktır. Ancak damla sulamayla gübrelemenin yaygınlaşması ile yüksek gübre kullanım eğiliminde görülebilecek artışla birlikte, bahsettiğimiz iklim ve toprak faktörleri nedeniyle toprak tuzluluğu yaygınlaşabilecektir. Yüksek EC’ye duyarlı bitkilerin yetiştiriciliğinde (çilek, biber, fasülye vb.) bu yüksek risk öncelikle dikkate alınmalıdır. Bu noktada çeşit-anaç seçiminin de öneminden bahsetmek gerekir (Karanlık ve Çakmak, 2006; Turhan ve ark., 2005). Tuzluluk sorunun yaygınlaşabileceği bölgelerde çeşit seçimlerinde bu konudaki tuzluluk dayanıklılık testlerinin ve ar-ge çalışmalarının da incelenmesi gerekir. Yeterince yaygın adaptasyon denemeleri tamamlanmadan yaygın şekilde pazara sürülen çeşitler üreticilere önemli zararlar verebilmektedir. Daha az bir toprak hacminde yüksek verim ve kalitede yetiştiricilik yapabilmek için daha fazla bilgi, izleme ve değerlendirmeye ihtiyacımız bulunmaktadır. Kredilendirmelerdeki avantajların teşviki ile hızla yaygınlaşmaya başlayan damla sulama sistemleri ile gübrelemede çiftçilerimizin deneyim eksiklikleri üzerinde durulmalıdır. Bu amaçla bölgesel ve ürün bazlı çalışma ve yayım faaliyetlerinin de teşvikine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu yöntemin yüksek EC’ye yol açması olasılığı düşük olmakla birlikte, yapılabilecek uygulama hataları, özellikle hedeflenen toprak hacminin azlığı nedeniyle soruna yol açabilmektedir (Kaplan ve Akay 1995, Sönmez ve Kaplan

45

2004). Yoksa bu yöntemle kök bölgesi EC’si daha düşük tutularak, sürekli gübrelemelerle tuza duyarlı bitkileri bile başarı ile yetiştirmek mümkün olabilmektedir. DAMLA SULAMA LE GÜBRELEMEDE EC ve pH Bilindiği üzere yetiştirilecek bitkilerin gelişmeleri için uygun olan EC ve pH aralıkları söz konusudur (Çizelge 1). Uygun EC değerleri bitkilere göre değişebildiği gibi gelişme dönemine, iklime ve üründe öncelikle istenen kalite kriterlerine göre de değişebilmektedir. Örneğin fide döneminde daha düşük EC değerleri önerilirken, meyve oluşum dönemlerinde daha yüksek değerler önerilmektedir (Kaya vd. 2003). Soğuk yetiştirme dönemlerinde daha yüksek EC değerlerine izin verilirken, sıcak dönemlerde EC değerlerinin düşürülmesi tavsiye edilmektedir (Ünlükara vd. 2006). pH konusuna su kalitesi başlığı altında değinilmiştir. Çizelge 1. Bazı sebzelerin toprak tuzluluğuna bağlı olarak gösterdikleri ürün kaybı (Kotuby vd, 2007) Bitki Domates Hıyar Biber Ispanak Marul Havuç Brokoli Patates Soğan Lahana Karnabahar Elma Kayısı Çilek Sınır 2.5 2.5 1.3 3.7 1.3 1.0 2.7 1.7 1.2 1.8 2.7 1.7 1.5 1.0 Toprağın EC değeri dS m-1 Ürün Kaybı % 10 % 25 % 50 3.5 5 7.6 3.3 4.4 6.3 2.2 3.3 5.1 5.5 7.0 8.0 2.1 3.2 5.2 1.7 2.8 4.6 3.5 5.5 8.2 2.5 3.8 5.9 1.8 2.8 4.3 2.8 4.4 7.0 3.5 4.7 5.9 2.3 3.3 4.8 2.0 2.6 3.7 1.3 1.8 2.5

DAMLA SULAMAYLA GÜBRELEMEDE SU KAL TES Damla sulamayla gübreleme yönteminde su kalitesi başlığı altında ilk üzerinde duracağımız konu damla sulama sisteminin tıkanmasına neden olabilecek risklerdir. Fazla miktarda organik ya da inorganik partikül içeren sular değişik şekillerde sistemin çalışma homojenliğini bozmaktadır. Damla sulama sistemleri kurulurken muhakkak bu partikülleri engellemek üzere filtreler düşünülmesine rağmen, sulama suyundaki partiküllerden kaynaklanan sorunlar yaygındır. Bunların bir kısmı filtrelerin yetersizliği, bir kısmı filtrelerin bakımlarının yeterince yapılmamasından kaynaklanmaktadır. Hâlbuki bu yöntemden istenen yüksek başarı için en temel konu gübreli suyun homojen dağıtılmasıdır. Sulama suyunun organik ve inorganik partikül içeriği muhakkak bilinmeli ve yeterli teknik engelleme (filtrasyon ve suyun dinlenmesi) uygulanmalıdır. Su kalitesinde diğer dikkate alınması gereken ikinci önemli konu suyun pH’sıdır. Ülkemizde suların büyük bir bölümünde pH: 7’nin üzerinde bulunduğundan önemli miktarda asit kullanımına ihtiyaç doğmaktadır. Topraklarımızın büyük bir bölümünün de yüksek reaksiyona sahip olduğu düşünüldüğünde (Ülgen ve Yurtsever,

46

1988) besin elementlerinin yarayışlılığını yükseltebilmek amacıyla damlayan çözeltinin pH’sının 5.5–6.5 arasında olması genel bir öneridir. Ancak asitlemenin bilgisayar sistemi ile gerçekleştirilebildiği sistemlerde bu daha kolaylıkla gerçekleştirilebilirken, otomatik pH kontrolünün olmadığı durumlarda bu ayarlamanın suyun pH’sına ve uygulamada kullanılan su miktarına bağlı olarak gerçekleştirilmediği durumlar sıkça görülmektedir. Yeterince asitlemenin yapılmadığı durumlarda damlatıcılarda tıkanma olasılığı artmakta, sistemin homojen dağılımı bozulmaktadır. Bu durum bir yandan gübre-su etkinliğini azaltırken, diğer yandan heterojen bitki gelişimleri nedeniyle çözümlenmesi güç yetiştiricilik sorunlarına yol açabilmektedir. Bu bakımdan damlatıcıların homojenliği sistemin en özel korunması gereken özelliğidir. Bu gerekçeyle de uygulanan çözeltinin pH’sını düzenlemek önemlidir. Ayrıca sistemde çözelti dağılımında görülen heterojenliklerden sonra (debiler arasında % 5’i aşan) özel sadece asit-su ve yüksek basınç (mümkün olabilen) uygulamaları düşünülmelidir. Bu asitlerin içerisinde ülkemiz koşullarında çoğunlukla en uygun olanın nitrik asit olduğunu söylemek mümkündür. Sulama suyunun pH’sını ayarlayabilmek ve tıkanmaları açmak için hidroklorik asit, sülfirik asit ve fosforik asit de kullanılabilir. Ancak bu asitlerden hidroklorik asidin toprakların sodyum içeriğini harekete geçirerek tuzluluğa yol açtığı, sülfirik asidin yüksek kalsiyumla birleşerek jips oluşumunu artırdığı ve tıkanmalara yol açtığı, fosforik asidin de yine kalsiyumla birleşerek çökelip tıkanmalara neden olduğu bilinmektedir (Arı vd. 2008). Gübre tanklarına asit uygulanması sırasında asitlerin suya ilave edilmesi gerekir. Ancak önce asit konularak üzerine kesinlikle su ilave edilmemesi gerekir. Bu uygulayıcı sağlığı bakımından çok önemlidir. Aksi takdirde tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Aynı uygulama biçimi klor gazı ile uygulama yaparken de dikkate alınmalıdır. Daima klor suya ilave edilmelidir. Su kalitesinde üçüncü konu suyun içerdiği iyonların miktarı ve EC’sidir. Sulama sularının içerdiği başta Ca+2, Mg+2, Na+, SO4-2, NO3-, Cl-, B- olmak üzere gübreleme programları hazırlanırken içerikler önemle dikkate alınmak durumundadır (Çizelge 2). Nitekim Çizelge 2’den de görüldüğü gibi aynı yöreye ait sera sulama sularının Ca+2, Mg+2 ve NO3- içerikleri ile EC değerleri çok büyük oranda farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıklar dikkate alınmadan yapılacak gübrelemeler sonucunda; sınırlı bir toprak hacmine uygulanan gübrelerle toprakta bazı iyonların birikimi nedeniyle ciddi besleme sorunları ortaya çıkabilmektedir. Çizelge 2. Kumluca ve Finike ilçeleri sera sulama sularına ait EC, Ca+2, Mg+2 ve NO3değerlerinin maksimum ve minimum değerleri (Sönmez vd. 2007, Akay 1995, Kaplan vd. 1999) Değer Maks. Min. dS cm-1 EC 2010 284 KUMLUCA meq l-1 +2 Ca Mg+2 NO36.25 0.82 8.250 1.693 164.91 2.46 dS cm-1 EC 3616 242 DEMRE meq l-1 +2 Ca Mg+2 14.6 0.05 34.90 0.44

NO3173.25 0.33

Damla sulamayla gübreleme yapılan Kumluca ve Finike yöreleri seralarında yapılan bir çalışmanın sonuçları şekil 1’de verilmiştir. Şekil 1’de görüleceği üzere seraların toprak EC değerleri bir yetiştirme dönemi içerisinde çok önemli bir değişim göstermiştir.

47

8 6
EC dS m-1

Kumluca 7,63 Finike 7,55 7,21
Potasyumlu Gübreler Potasyum Nitrat Potasyum Sülfat

7 5 4,35 4 3 2 1 0 Eylül Kasım 3,69 5,87

5,27 4,09

Ocak

Haziran

Şekil 1. Kumluca ve Finike yöreleri sera topraklarının farklı örnekleme dönemlerinde EC değişimi (Kaplan ve Akay, 1995) DAMLA SULAMADA KULLANILAN GÜBRELER Damla sulama sisteminin tıkanmadan sağlıklı çalışabilmesi bakımından gübrelerin tamamıyla çözünebilir olmaları önemlidir. Ülkemizde bu yöntemde en yaygın olarak kullanılan ve kullanılması önerilen gübreler çizelge 3 ‘de verilmiştir. Çizelge 3. Damla sulamayla gübrelemede en çok kullanılan azotlu, fosforlu ve potasyumlu gübreler Azotlu Gübreler Amonyum Nitrat (AN) Amonyum Sülfat (AS) Kalsiyum Nitrat Magnezyum Nitrat Üre Nitrik Asit Fosforlu Gübreler Monoamonyum Fosfat (MAP) Monopotasyum Fosfat (MKP) Üre Fosfat Fosforik Asit

Gübrelerin çözünürlükleri arasında önemli farklılıklar vardır (Çizelge 4). Çözünme sonunda tortu bırakan gübrelerin damlama sulama sistemiyle gerçekleştirilen uygulamalarda kullanılması önerilmez. Gübrelerin çözünürlüklerinde dikkate alınması gereken diğer bir nokta suyun sıcaklığıdır (Çizelge 4). Bu nedenle uygulama mevsimi, tanklarda çözülecek gübre miktarı üzerine etkili bir faktördür. Soğuk dönemlerde genellikle yüksek EC’de uygulamalar önerildiği düşünüldüğünde, gübre çözünürlüğünde sıcaklık faktörünün etkisi üzerinde durulmamasından kaynaklanan yetersiz çözünme ile ilgili hatalar yapılabilmektedir. Farklı katı gübrelerin sulama suyunda çözünmeleri durumunda bu gübrelerin karıştırılabilirliklerinin bilinmesi gereklidir. Ülkemizde damla sulamayla gübrelemede yaygın olarak kullanılan gübrelerin karıştırılabilirlik durumları çizelge 5’de verilmiştir.

48

Çizelge 4. Katı gübrelerin değişik sıcaklıklarda suda çözünürlükleri (% w/v) (Kacar ve Katkat, 2007) Gübreler Amonyum Nitrat (AN) Amonyum Sülfat (AS) Kalsiyum Nitrat (KN) Magnezyum Nitrat (MN) Üre Monoamonyum Fosfat (MAP) Monopotasyum fosfat (MKP) Potasyum Nitrat (PN) Potasyum Sülfat (PS) 10 61.2 42.2 95.0 220.0 45.6 18.6 18.0 17.4 8.3 Sıcaklık (oC) 20 66.1 43.2 120.0 240.0 51.2 21.4 23.0 24.2 9.9 30 70.8 44.1 150.0 270.0 57.1 24.1 29.0 31.5 11.5

Çizelge 5. Katı gübrelerin sulama suyunda karıştırılabilirlik durumları (Kacar ve Katkat, 2007)
Gübre Amonyum Nitrat Amonyum Sülfat Kalsiyum Nitrat Magnezyum Nitrat Üre Monoamonyum Fosfat Monopotasyum fosfat Potasyum Nitrat Potasyum Sülfat C = Karıştırılabilir AN C C C C C C C C AS C L C C C C L C KN C L C C X X C L MN C C C C X X C L Üre C C C C C C C C MAP C C X X C C C C MKP C C X X C C C C PN C L C C C C C C PS C C L C C C C C -

L = Karıştırılmaları sınırlıdır

X = Karıştırılamaz

Çizelge 5’den de görüldüğü üzere kalsiyumlu gübrelerin fosfatlı ve sülfatlı gübrelerle karıştırılmaları uygun olmamakta ve önerilmemektedir. Aksi takdirde çökelmeler nedeniyle damla sulama sisteminde ciddi tıkanma sorunlarıyla karşılaşılacaktır. Uygulamalarda bu hatalara rastlanılmaktadır. Bu nedenle sistem planlanırken gübrelerin hazırlandığı iki ayrı tank önerilmektedir. Bunlardan birisinde kalsiyumlu gübre yer alırken bu tanka fosfatlı ve sülfatlı gübreler konmamakta, diğer tankta bu gübreler hazırlanmaktadır (Şekil 2). Ayrıca gübrelerin çözünmeleri sırasında oluşan endotermik reaksiyonlar nedeniyle de çözeltilerin sıcaklıkları çözünen gübrenin miktarlarına bağlı olarak düşebilmektedir (Çizelge 6).

49

Şekil 2. Farklı gübrelerin çökelti oluşturmamaları için gübrelere göre 2 ayrı tankın kullanılması Çizelge 6. Değişik sıcaklıktaki suya karıştırılan potasyum nitrat (KNO3) miktarına bağlı olarak su sıcaklığında düşme dereceleri (Kacar ve Katkat, 2007) Suyun başlangıç sıcaklığı,
o

Potasyum nitratın çözünebilir miktarı, g L-1 150 173 210 240

Çözeltide sıcaklık düşmesi,
o

Potasyum nitratın çözünen miktarı, G L-1 100 120 150 170

Gübre çözeltisinin sıcaklığı,
o

C

C

C

5 10 15 20

-7.4 -8.9 -10.4 -12.2

-2.4 1.1 4.6 7.8

Ancak reaksiyon sırasında sıcaklıkta görülen bu düşüş reaksiyonun süresine de bağlıdır. Çizelge 7’den de görüldüğü üzere 20 oC sıcaklıktaki suya karıştırılan 100 g L-1 potasyum nitrat bir dakikada çözünmüş ve çözelti sıcaklığı 13 oC’ye düşmüştür. Buna karşın 300 g L-1 potasyum nitratın çözünmesi 53 dakikada tamamlanmış ve çözelti sıcaklığı 19.1 oC olarak belirlenmiştir. Çizelge 7. Sıcaklığı 20 oC olan suya artan miktarlarda karıştırılan potasyum nitratın çözünme süresine bağlı olarak çözelti sıcaklıkları (oC) (Kacar ve Katkat, 2007)
Suya Karıştırılan Potasyum Nitrat Miktarı mg L-1 100 200 300 Çözünme Süresi (dk)
o

Çözünme sürecinde zamana (dakika) bağlı olarak çözelti sıcaklıkları (oC) dk 1 1 1 C 13.0 9.3 8.0
o

dk 7 7

o

C

dk 8 25

o

C

dk

o

C

dk

C 1 8 53

10.2 10.2

11.5 14.4

45

18.1

53

19.1

50

Gübreleri yüksek miktarlarda çözebilmek amacıyla çok sıklıkla gübre tanklarına da asit ilave edilir. Bu asitlerin seçiminde, yine yanlışlık yapılmamalıdır. Kalsiyum nitratın çözülmesi sırasında nitrik asit tercih edilmelidir. Otomatik pH kontrolünün bulunmadığı durumlarda ilave edilen aşırı miktardaki asit bir yandan sistemde korozyona neden olurken, şelatlanmış gübrelerin de yararlılıklarının azalmasına neden olabilmektedir. Gübre tanklarında yüksek miktarda gübre çözmek gerektiğinde çözünürlük kalitesini artırmak amacıyla çeşitli karıştırıcıların kullanılması da bir diğer yararlı uygulamadır. Ancak pek çok tesiste bu düzenek düşünülmemektedir. Uygulamaların sonlarına doğru tanklarda gübre bittikten bir süre sonra sistemde kalan gübre kalıntılarının temizlenmesi amacıyla sadece su verilerek sistemin temizliği sağlanarak sistemde tıkanmaların önüne geçilebilecektir. DAMLA SULAMA S STEM Damla sulama sistemleri kurulurken uygulamada yer yer gereğinden fazla uzun lateraller kullanılmakta ve bu homojen çözelti dağılımını engellemektedir. Yer yer sistemdeki motor gücü yetersizliği nedeniyle merkezden uzak noktalarda gerekli basınç sağlanamamakta bu da homojen çözelti dağılımına engel olmaktadır. Kimyasal gübrelerin sisteme verilmesi (enjeksiyonu) mutlaka ince filtreden önce olmalıdır. Ancak bazı durumlarda yüksek miktarda asit uygulanacağı durumlarda filtrelerin zarar görmemesi için asit enjeksiyonu filtrelerden sonra düşünülebilir. Sistem kurulurken gübre tanklarının kapasitelerinin de doğru hesabı önemlidir. Aksi takdirde tankın % 50 kapasitesinin çok üzerinde katı gübre koyma durumunda kalınarak yeterli düzeyde çözünme sağlanamamakta ve tıkanmalara neden olan yanlışlar görülmektedir. Ayrıca çözeltilerin hazırlandığı tankların çıkışları tabanda yer almamalıdır. Bu yanlışın sıkça yapıldığını ve çözünmeyen gübrelerin doğrudan sisteme yöneldiğini ve önce filtreleri tıkayarak sağlıklı işlerliği engellediğini, filtreleri aşan partiküllerin de sistemde tıkanmalara yol açtığını görmekteyiz. SONUÇ Damla sulama sistemi (Fertigasyon) el yordamı ile uygulanmaması gereken bir işlemdir. Bu yaklaşımla gerekli teknolojik cihazlardan (bilgisayar) yararlanmak gerekir. Bitkiye doğru miktarda su ve gübre ölçülerek, uygun sayıda uygulamalarla yapıldığında başarı çok daha yüksek olacaktır. Özellikle büyük işletmelerde bir zorunluluğa dönüşen bu öneri yerine, küçük işletmelerde Dozatron benzeri mekanik sulama cihazları, hat üstü EC/pH metre veya kalem tipi EC/pH metreler yardımı ile de bu yöntem uygulanabilir. Ancak sistemi yönetecek insan kaynağının eğitimi her durumda başarıyı belirleyecek en temel konulardandır. Ziraat Fakültelerimizde değişik teknolojik seviyelerde pilot tesislerin varlığı ve bunların uygulamalı eğitimde kullanılması çok yararlı olacaktır. KAYNAKLAR Akay, S. 1995. Kumluca ve Finike Yörelerindeki Seraların Su ve Toprak Tuzluluğu Değişimlerinin Araştırılması. Akdeniz Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Antalya. Arı, N., Yılmaz, S. ve Fırat, A.F. 2008. Sulama ve Gübreleme. Örtüaltı Domates Yetiştiriciliğinde yi Tarım Uygulamaları, BATEM, 57-64.

51

Aydeniz, A. 1985. Toprak Amenajmanı. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları Ders Kitabı, No:263. Kacar, B. ve Katkat, A.V. 2007. Gübreler ve Gübreleme Tekniği. Nobel Yayın No:1119, ISBN 978-9944-77-159-7. Kaplan, M. ve Akay, S. 1995. Salinity of Irrigation Water of Greenhouses and Its Effects on the Soil Salinity in Kumluca and Finike Regions. IXth International Symposium of Scientific Centre of Fertilizers, 25-30 September 1995, Kuşadası, p: 379-384. Kaplan, M., Sönmez, S., Tokmak, S. 1999. Antalya-Kumluca Yöresi Kuyu Sularının Nitrat çerikleri. Doğa-Turkish J. of Agriculture and Forestry, 23: 309-313. Karanlık, S. ve Çakmak, . 1996. Tolerance to Salinity Stress in Different Wheat Genotypes. 18th International Soil Meeting. Soil Sustaining Life on Earth, Managing Soil and Technology, Proceedings, Vol:2, 630-637 p., May 22-26, Şanlıurfa. Kaya, M.D., pek, A. and Öztürk, A. 2003. Effects of Different Soil Salinity Levels on Germination and Seedling Growth of Safflower (Carthamus tinctorius L.). Turkish Journal of Agriculture and Forestry, 27, 221-227. Kaygısız, H. 2008. Damla Sulama Metodunun Etkin Kullanımı Konusunda Bazı Görüşler ve Endişeler. Hasad Dergisi, 279, 66-70. Kotuby, J., Koenig, R. and Kitchen, B. 2007. Salinity and Plant Tolerance. http://extension.usu.edu/files/agpubs/agso03.pdf Sönmez, . ve Kaplan, M. 2004. Demre Yöresi Seralarında Toprak ve Sulama Sularının Tuz çeriğinin Belirlenmesi. Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, ISSN 1301-2215, Cilt 17, Sayı 2, S: 155-160. Sönmez, ., Kaplan, M., Sönmez, S. 2007. An Investigation of Seasonal Changes in Nitrate Contents of Soils and Irrigation Waters in Greenhouses Located in Antalya- Demre Region. Asian Journal of Chemistry, 19(7): 5639-5646. Turhan, E., Dardeniz, A. ve Müftüoğlu, N.M. 2005. Bazı Amerikan Asma Anaçlarının Tuz Stresine Toleranslarının Belirlenmesi. Bahçe, Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Dergisi, 34(2): 11-19, Yalova. Ülgen, N. ve Yurtsever, N. 1988. Türkiye Gübre ve Gübreleme Rehberi. Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Yayınları, 151, s:64-65. Ünlükara, A., Cemek, B. ve Karadavut, S. 2006. Farklı Çevre Koşulları ile Sulama Suyu Tuzluluğu lişkilerinin Domatesin Büyüme, Gelişme, Verim ve Kalitesi Üzerindeki Etkileri. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 23(1), 15-23.

52

SÖZLÜ B LD R LER (Sayfa: 53-667)

53

GÜBRE SEKTÖRÜNDE YASAL DÜZENLEMELER Yaşar ORHAN Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Md.lüğü, Ankara. yasar.orhan@tarim.gov.tr Bilindiği üzere kimya bilimi (kimyasal ve organik olmak üzere) insan yaşantısında büyük bir yeri olan temel bir bilimdir. nsanın yaşam kalitesinin artmasında ve insanlığın bugüne güne ulaşmasında büyük faydalar sağlamıştır. Kimya ve kimyasal ürünler insanın hayatında o kadar önemli yer tutarki, bugün itibarıyla Dünya üzerinde ticareti yapılan ürünlerin % 30 unu kimyasal ürünler teşkil eder. Kimya biliminin ve kimyasal ürünlerin insan hayatındaki önemini vurgulayarak başlamamın nedeni, tüm bu kimya biliminin konusu olan ham ve mamul maddelerin(kimyasal ve organik) neredeyse çoğunun gübreyle ilişkilendirilebileceği, yapısına girebileceği, katalizör olarak, katkı olarak yada istenilmeyenleri uzaklaştırmak için kullanılabileceğidir. Tüm bu sayılanların da yapılabilmesi tabiî ki kimya biliminin çok iyi bilinmesi ve kullanılmasıyla mümkün olabilmektedir. Burada diğer temel bilimlerinde göz ardı edilemeyeceği malumlarınızdır. Buraya kadar çizilen bu tablo gübre sektörünün ne kadar büyük bir alanda faaliyet gösterdiği ve uzmanlık istediği, aslında gübre üretmenin ne kadar zor bir iş olduğu, aynı zamanda sorumluluk istediği, kısacası biz gübre sektöründe faaliyet gösteren insanların işinin hiçte kolay olmadığını ortaya koymak için çizilmiştir. Bu kadar geniş bir alanın zorluklarının yanında tabiî ki zevkli taraflarının olması bu sektörü ayakta tutan tarafıdır. Bir bilim ve iş adamının üretmek isteyebileceği sayısız ürün, sayısız materyal ve bunların sayısız kombinasyonu. şte gelinen bu noktada gübrenin en kısa ve özlü ifadesi; sayısız materyal , sayısız kombinasyon. Peki bu kadar geniş bir alan nasıl kontrol edilebilir, ticareti yapılabilir, ortak standartlara kavuşturulabilir, çevreye zararı en aza indirilebilir. Bu sorunun cevabı 1995 yılından önce birden çoktu ama bugün Avrupa Birliği yolunda olan Ülkemiz ve Gümrük Birliği anlaşmasından dolayı bu sorunun cevabı bugün için tektir ve bu cevap malların serbest dolaşımını sağlayan ve teknik mevzuatın tek olmasını işaret eden, Avrupa Birliği Ortak Mevzuatıdır. Ülkemiz ile Avrupa Birliği arasında 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği ve 1997 yılında imzalanan Türkiye ile AB arasındaki Teknik Mevzuatın Uyumlaştırılmaları anlaşmaları üzerine Avrupa Birliğince yayımlanmış kimyevi gübre direktifleri Bakanlığımızca Ülke mevzuatı haline getirilerek iki ayrı yönetmelik halinde yayımlanmıştır. Yönetmeliklerden ilki 27.03.2002 tarih ve 24708 sayılı Resmi Gazete’de Tarımda Kullanılan Kimyevi Gübrelere Dair Yönetmelik adı altında, ikincisi ise 25.04.2002 tarih ve 24736 sayılı Resmi Gazetede de Kimyevi Gübre Denetim Yönetmeliği adı altında yayımlanarak 27.10.2002 tarihinde her iki Yönetmelik yürürlüğe girmiştir. Yönetmeliğin yürürlüğe girmesi ile birlikte mecburi uygulamada olan kimyevi gübre standartları ihtiyari hale getirilerek EC FERT L ZER işaretini taşıyan ve bu kriterlere uygun olarak üretilmesini öngören Avrupa Birliği ortak mevzuatlerı mecburi uygulamaya konmuştur. Yukarıda anlatılanlarında ıspatı olabilecek bir uygulama ortak mevzuatın uygulanması sırasında yaşanmış ve münferit ve aynı metin olmasına rağmen farklı AB ülkeleri farklı yorumlar getirerek uyumlaştırmaları sağladıklarından AB ortak mevzuatı gereği gibi uygulanamamış serbest dolaşımda sorunlara neden olmuştur. Bu

54

sorunu gören Avrupa Birliği, Avrupa Birliği kimyevi gübre direktiflerini tek bir metin haline getirerek (2003/2003/EC) sayılı tüzükle 2003 yılı Kasım ayında AB resmi gazetesinde yayımlayarak yürürlüğe koymuştur. Üye ve aday ülkelerin yürürlükteki mevzuatlarını bu tüzüğe uyumlaştırmasını istemiştir. Bakanlığımız Tarımda Kullanılan Kimyevi Gübrelere Dair Yönetmeliği AB kriterleri ile birebir uyumlu hale getirmek amacıyla hazırladığı Tarımda Kullanılan Kimyevi Gübrelere Dair Yönetmelik’i revize ederek aynı isimle 18.03.2004 tarih ve 25406 sayılı Resmi Gazetede yayımlamış ve 15.04.2004 tarihinde yürürlüğe koymuştur. Tüm bu bahsi geçen yasal düzenlemelerin kimyevi gübre sektörüne büyük hizmetleri olmuştur. Burada sizlere bunun çarpıcı olması açısından bir örnek vermek istiyorum. Kimyevi Gübre Denetim Yönetmeliği ki bu Yönetmeliğimizin ilk uygulanması daha da eskiye dayanmaktadır. Bakanlığımız Kimyevi gübre üreten ve tüketenlerin haklarının korunması amacıyla üretilerek veya ithal edilerek piyasaya arz edilen gübrelerin standardına uygunluğunun tespiti için piyasa denetimini yapmak amacıyla, sektöründeki 31.03.2000 tarih ve 24006 sayılı Resmi Gazetede Kimyevi Gübre Denetim Yönetmeliğini yayımlayarak yürürlüğe koymuştur. Daha sonra bu Yönetmeliğe AB kriterleri monte edilerek yukarıda bahsi geçen 25.04.2002 tarih ve 24736 Kimyevi Gübre Denetim Yönetmeliği haline getirilmiştir. Bu Yönetmeliğimiz kapsamında piyasa ve şikayet denetimlerine başladığımızda Antalya ilinde yapılan denetimler sırasında alınan numunelerden % 3’ ü meri mevzuata uygun bulunmuş 2008 yılı denetimlerinde ise bu oran %99;5 olarak gerçekleşmiştir. Yine Antalya ilinin Genel Müdürlüğümüze gönderdiği raporda Kimyevi Gübre denetimlerine başlamadan önce llerinde 2000’in üzerinde merdiven altı üretici olduğunu, denetimlerin başlamasıyla birlikte bu sayının 170’e düştüğünden bahsedilmektedir. Sektördeki yasal düzenlemelerden önce üretici, ithalatçı ve tüketicinin hakları ne yazık ki korunamamıştır. Yine Antalya l Müdürlüğümüzün raporunda bu konunu boyutu başka çarpıcı bir örnekle verilmektedir. Raporda merdiven altı üreticilerin kamyonlara boş bidonları yükleyip köye ya da kasabaya yakın bir su kaynağına kadar arabalarına yük yapmadıklarını, su kaynağından bidonlara su doldurarak bir boya ile gübre süsü verdiklerini ve ertesi yıl bir başka marka ve başka tarım merkezlerine gidilmek suretiyle hem kendi izlerini hem de sahte ürünlerinin isimlerini kaybettirdiklerinden bahsedilmektedir. Hepinizinde çok iyi bildiği gibi Tarımda Kullanılan Kimyevi Gübrelere Dair Yönetmelik tamamıyla gübrelerin teknik özelliklerinden bahsetmekte ve 105 gübre tipini içermektedir. Bu gübre tipleri Birincil Bitki Besin Maddeli Gübreler, Kompoze Gübreler(Katı ve sıvı olmak üzere), Tekli Sıvı Gübreler, kincil Bitki Besin Maddeli Gübreler ve Mikro elementli gübreler olmak üzere 5 temel bölümden oluşmaktadır. Kimyevi Gübre Denetim Yönetmeliği ise Kimyevi Gübre Lisans ve Tescil işlemleri, Numune alma yöntemlerini, analiz metodlarını , analizler sırasında uygulanacak olan toleranslar, cezai yaptırımlar ile denetim esaslarını içermektedir. Kimyevi Gübre Denetim Yönetmeliğinin Kanuni dayanağı 4703 Sayılı Ürünlere lişkin Teknik Mevzuatın Uygulanmasına Dair Kanun ve bu Kanun’a dayalı olarak çıkarılan Yönetmeliklerdir. Kimyevi Gübre Denetimleri sırasında görev alacak analiz ve referans laboratuarlar her yıl Bakanlığımızca bir Tebliğ ile Resmi Gazetede yayımlanmaktadır. Buna göre il müdürlüklerimizce alınan gübre numuneleri Resmi gazetede o yıl için ismi yer alan bir laboratuara gönderilmekte ve denetimin sağlığı açısından bu labaoratuvarların seçiminde serbest bırakılmaktadırlar. Analizlerin menfi çıkması durumunda üretici veya ithalatçının analize itiraz etmesi ile birlikte analizler

55

tekrarlanmak üzere raferans kuruma gönderilir. Referans kurum analizleri nihai analizlerdir ve sonucuna itiraz edilemez. Organik Gübreleri içine alan yasal düzenleme ise; 22.04.2003 tarih ve 25087sayılı Resmi Gazete’de Tarımda Kullanılan Organik, Organomineral, Özel, Mikrobiyal ve Enzim çerikli Organik Gübreler le Toprak Düzenleyicilerin Üretimi, thalatı, hracatı, Piyasaya Arzı ve Denetimine Dair Yönetmelik adı altında yayımlanarak yayım tarihi itibarıyle yürürlüğe girmiştir. Daha sonra bu Yönetmeliğimiz de sektörden gelen talebler ve teknik gelişmeler doğrultusunda revize edilerek 04.05.2004 tarih ve 25452 sayılı Resmi Gazete’de Tarımda Kullanılan Organik, Organomineral, Özel, Mikrobiyal ve Enzim çerikli Organik Gübreler le Toprak Düzenleyicilerin Üretimi, thalatı, hracatı, Piyasaya Arzı ve Denetimine Dair Yönetmelik adı altında yayımlanarak yayım tarihi itibarıyle yürürlüğe girmiştir. Organik gübre mevzuatı Avrupa Birliği ortak mevzuatı içinde bulunmamaktadır. Söz konusu Yönetmelikte yapılan atıfla Yönetmelik kapsamındaki ürünlerde Kimyevi Gübre Denetim Yönetmeliği çerçevesinde denetlenmektedir. Organik gübre yönetmeliği Organik Gübreler, Organomineral gübreler, Toprak Düzenleyiciler, Mikrobiyal Gübreler, Enzim çerikli Organik Gübreler ile Özel Gübreler olmak üzere 6 temel bölümden oluşmaktadır. Kimyevi ve organik gübrelerin ithalatları Dış Ticaret Müsteşarlığı thalat Genel Müdürlüğünce her yıl mükerrer olarak yayımlanan Gübre thaline lişkin Tebliğ kapsamında Bakanlığımızca yürütülmektedir. Avrupa Birliği içerisinde ortak gübre mevzuatına yani EC FERTILIZER kriterlerine göre üretilmiş kimyevi gübreler serbest dolaşıma tabii olup ithali sırasında ithal iznine ve gümrük kontrollerine tabii değillerdir. Aynı şartlar Ülkemizde üretilen kimyevi gübreler içinde geçerlidir. Yani Ülkemizde Avrupa Birliği ortak gübre mevzuatına yani EC FERTILIZER kriterlerine göre üretilmiş kimyevi gübreler ihracı sırasında AB gümrüklerinde gümrük kontrollerine tabii değillerdir.Tabii kimyevi gübreler için yukarıda anlatılanlar tamamen ülkelerin iyi niyetleriylede ilişkilidir. Çünki ortak mevzuatta 2007 yılına kadar analiz laboratuarlarının akreditasyonunu öngörmekte ve akredite laboratuarlarda yapılan analizleri üye ülkelerin tekrarlatamayacağından bahsedilmekte idi. Geldiğimiz bu noktada Ülkemizde olduğu gibi Avrupa Birliğine üye ve aday ülkelerin çoğunda laboratuarların akreditasyonu tamamlanmış değildir. Bu maddenin nası işletileceğ ide doğrusu şu an itibarıyla çok da açık değildir. Üçüncü ülkelerden ithal yoluyla ülkemize getirilen kimyevi gübreler Bakanlığımızdan ithal izni almak ve gümrük kontrollerine tabii olmak zorundadır . Organik gübre yönetmeliği kapsamındaki ürünlerin ithali sırasında ise ithal iznine ve gümrük kontrollerine ihtiyaç bulunmakta, ihracı sırasında ise karşı ülkenin kanunlarına uymak durumundadır. Söz konusu mevzuat ortak bir mevzuat olmadığından ülke farkı gözetilmeksizin iş ve işlemleri yukarıda anlatıldığı üzere yürütülmektedir. Gübrelerin çevreye olan olumsuz etkilerini en aza indirmek amacıylada Ülkemiz ve Avrupa Birliğinde çeşitli çalışmalar yürütülmektedir. Bunlardan en başlıcası nitrat kirliliği uygulamalarıdır. Tarımsal amaçlı nitrat kullanımından kaynaklanan sularda meydana gelen kirliliğin önlenmesi amacını hedef alan AB’nin 12 Aralık 1991 tarihli 91/676/EEC no’lu direktifinin Nitrat seviyesinin 50 mg/l seviyesini geçtiği bölgelerde veya bu seviyenin geçilebileceği yerlerde (Hassas bölgeler) Drektif tarımsal uygulamaların suya karışacak nitrat seviyesini azaltacak yönde yapılması için tüm üye ve aday ülkelerde yasal yaptırımlar öngörmektedir.

56

Ülkemizde Tarımsal Kaynaklı Nitrat Kirliliğine Karşı Suların Korunması Yönetmeliği 18/02/2004 tarih ve 25377 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve hassas bölgeler bu Yönetmelik kapsamında tesbit yada izlemeye alınmıştır. Yine Yönetmelik kapsamında yürütülen çalışmalar sonucu elde edilen çıktılar Ülkemizde uygulamaya konmuş olan yi Tarım Uygulamaları na gübre uygulamaları bileşeni olarak aktarılmış ve yapılan eğitim çalışmalarında ders olarak anlatılmaya başlanmıştır. Ülkemizin de üyesi olduğu ve Avrupa Birliği ortak mevzuatının oluşturulduğu Avrupa Birliği Gübre Çalışma Grubunda başlatılmış olan kimyevi gübrelerde ağır metal sınırlarının belirlenmesi çalışmalarına katkıda bulunarak çevrenin de korunması için çalışmalar başlatılmış bulunulmaktadır. Tüm bu anlatılanların ışığı altında Ülkemiz Avrupa Birliği Gübre Çalışma Komisyonunun yaptığı tüm çalışmalarına katkıda bulunmakta ve yılda iki kez olmak üzere tertip edilen toplantılarına katılım sağlamaktadır. Bu toplantılarda ülke ihtiyaçları ve mevcut mevzuatlarla ilgili revizyonlar ve eklenmesi istenen yeni gübre mevzuatları görüşülmektedir. Bu Komisyonun çalışmalarının Bakanlığımızla da temas ederek sektör tarafından yakından takip edilmesi Ülke menfaatleri açısından büyük önem arz etmektedir. Sektörün Bakanlığımız nezdinde girişimde bulunmak suretiyle Ülkemiz menfaatine gördüğü mevzuatları teklif etme, yada Ülke menfaatlerine aykırı uygulamaların ya tamamen kaldırılması yada Ülkemize bir deregasyon (ayrıcalık) sağlanması mümkün olabilmektedir. Sonuç olarak globalleşen Dünya gerçekleri ve Avrupa Birliği üyeliği yolundaki Ülkemizin, Ülke tarımının, Çitçimizin ve Gübre sektörünün tüm platformlar (Bilimsel, Sivil Toplum ve Sanayi v.b.) çerçevesinde yakın çalışması Ülke menfaatleri gereğidir

57

GÜBRE ÜRET M VE TÜKET M Ayhan GÜNER T.K.B. Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Md.lüğü, Ankara. ayhan.guneri@tarim.gov.tr 1. Kimyevi Gübre Üretim Sektörü Ülkemiz kimyevi gübre üretim sektöründe 6 kuruluş 10 ayrı üretim tesisinde faaliyet göstermektedir. Sektörde yer alan kamuya ait kuruluşların, TÜGSAŞ’a ait Gemlik Gübre ve Samsun Gübre ile GSAŞ’ın özelleştirilmesi 2005 yılında tamamlanmış ve kamu kimyevi gübre üretim sektöründen tamamen çekilmiştir. Özelleştirme sonrası iki yeni grup sektöre dahil olmuş olup, Yılyak Yakıt Paz. Tic. A.Ş Gemlik Gübre Fabrikasını, Yıldız Entegre Ağaç San. Ve Tic. A.Ş. GSAŞ ve Kütahya Gübre Fabrikasını satın alarak sektöre girmiştir. Toros Gübre ise Samsun Gübre Fabrikasını satın alarak kurulu üretim kapasitesini artırarak sektörde en büyük üretim kapasitesine sahip olan kuruluş durumuna gelmiştir. 2007 Yılı sonu itibariyle % 37,9 ile en yüksek kurulu kapasiteye Toros Gübre sahip olup, onu 19,1 ile Yıldız- GSAŞ, 14,8 ile Gübretaş, 7,5 ile Bagfaş ve 6,4 ile Gemlik izlemektedir. Gübre üreticisi kuruluşların kurulu hammadde/ara madde kapasiteleri Çizelge 1’de, kurulu gübre kapasiteleri ise Çizelge 2’de verilmiştir. Çizelge 1. Gübre Üreticisi Kuruluşları Kurulu Hammadde/Aramadde Kapasiteleri KURULUŞ BAGFAŞ GEML K GÜBRETAŞ GSAŞ TOROS TES S YER Bandırma Gemlik Yarımca Yarımca Mersin ÜRÜN C NS Sülfürik asit Fosforik asit (%100 P2O5) Amonyak Nitrik asit Fosforik asit (%100 P2O5) Amonyak Nitrik asit Sülfürik asit Fosforik asit (%100 P2O5) Fosforik asit I (%100 P2O5) Fosforik asit II (%100 P2O5) Nitrik asit KAPAS TE (1000 Ton/Yıl) 500 150 300 363 75 396 363 214 71 86 109 201

Samsun YILDIZ Kütahya

Söz konusu 6 kimyevi gübre üreticisi kuruluş dışında ana üretim amacı kimyevi gübre olmayan ancak yan ürün olarak kimyevi gübre veya hammadde/aramadde üreten kuruluşlar ise Çizelge 3 de gösterilmiştir.

58

Çizelge 2. Gübre Üretici Kuruluşların Kurulu Gübre Kapasiteleri (1000 Ton/Yıl)
KURULUŞ BAGFAŞ TES S YER Bandırma GÜBRE C NS AS DAP/(NPK) NPK/(DAP) Toplam NPK AN26 TSP NPK NPK TSP Üre NPK Toplam NPK NPK/(DAP) AN26 DAP DAP NPK AN26 TOPLAM KAPAS TE 215 165/(220) 220/(165) 600 330 594 185 200 300 185 870 561 118 679 330 330/(198) 594 149 227 300 1.930 339 5.341 N 45 30 44 119 66 154 40 60 100 258 24 282 66 66 154 27 41 60 414 88 1.223 P2O5 76 44 120 66 80 40 60 80 259 24 24 66 66 68 105 60 365 833 BBM Toplamı 45 106 88 239 132 154 80 80 120 80 359 258 47 305 132 132 154 95 145 120 779 88 2.056 PAY (%)

EGE GEML K GÜBRETAŞ

Aliağa Gemlik Yarımca skenderun Toplam Yarımca Ceyhan Mersin Samsun Toplam Kütahya

11.6 6.4 7.5

17.5

GSAŞ TOROS

14.8

YILDIZ

37.9 4.3

Çizelge 3. Yan Ürün Olarak Gübre veya Hammadde/Ara madde Üreten Kuruluşlar KURULUŞ ADI Ereğli Demir Çelik şletmeleri Karabük Demir Çelik şletmeleri skenderun Demir Çelik şletmeleri Eti Bakır A.Ş. Eti Bor A.Ş.(*) 2. Kimyevi Gübre Üretimi Ülkemiz kimyevi gübre üretimi 3.000.000 ton ila 3.800.000 ton arasında bir seyir izlemiş olup, kriz yıllarında 3 milyon tonun altına düşmüştür. 1990 yılında 4.301.038 ton olan kimyevi gübre üretimimiz, 2007 yılında 3.113.767 ton olarak gerçekleşmiştir. 1995–1998 yılları arasında sabit bir ivme izlemesine karşın 1999, 2000 ve 2001 yıllarında azalmıştır. 2001 yılındaki krizin etkisinin azalmasından sonra 3.100.000 ila 3.400.000 ton arasında bir seyir izlemiştir. 2007 Yılı kimyevi gübre üretimi 2006 yılına göre % -1, 2005 yılına göre % -1,5, 2004 yılına göre % -2,5, 2003 yılına göre % -6 ve 2002 yılına göre % -10 az olarak gerçekleşmiş olup, yıllar itibari ile üretim kıyası Çizelge 4’de verilmiştir. Kimyevi gübre üreten fabrikalarda klasik Amonyum Sülfat, Amonyum Nitrat, Üre, DAP ve 20.20.0 ve 15.15.15 kompoze gübrelerin dışında iç piyasanın ve dış TES S YER Ereğli Karabük skenderun Küre Samsun Bandırma ÜRÜN AS AS AS Pirit Sülfürik asit Sülfürik asit KAPAS TE (1000 Ton/Yıl) 21 11 24 460 283 240

59

piyasanın ihtiyacına yönelik olarak farklı kombinasyonlarda ürüne göre kimyevi gübre üretimi gerçekleşmekte olup, 2001-2007 döneminde 25’in üzerinde farklı kimyevi gübre üretimi gerçekleşmiştir. 2001-2007 yılları arası kimyevi gübre üretimi Çizelge 5’de sunulmuştur. Çizelge 4. Yıllara Göre Gübre Üretim Kıyası
YILLARA GÖRE GÜBRE ÜRET M KIYASI 3.500.000

ÜRET M M KTARI (Ton)

3.000.000 2.500.000 2.000.000 1.500.000 1.000.000 500.000 0 -500.000 TON % 2002 3.471.816 -10 2003 3.317.743 -6 2004 3.192.103 -2,5 2005 3.157.574 -1,5 2006 3.133.420 -1 2007 3.113.767

Çizelge 5. Yıllar tibariyle Kimyevi Gübre Üretimi (Ton)
A.Sülfat A.N(%26) A.N(%33) ÜRE TSP DAP NPK Fiziki Top. Azot Fosfor Potas TOPLAM BBM 2001 190.671 866.424 62.281 116.061 44.481 87.996 1.260.072 2.627.986 587.715 297.834 59.954 945.503 2002 193.649 960.556 98.356 448.882 60.604 163.698 1.546.071 3.471.816 837.927 407.238 78.031 2003 94.208 1.021.259 3.146 389.389 86.550 170.795 1.552.396 3.317.743 775.290 416.437 82.790 2004 111.112 980.607 52.698 390.709 108.692 42.299 1.505.986 3.192.103 756.668 348.171 84.828 2005 147.164 821.032 143.250 379.411 127.599 107.949 1.431.169 3.157.574 740.150 378.444 87.270 2006 141.743 1.131.072 94.023 147.192 114.200 192.349 1.312.841 3.133.420 699.525 384.832 65.965 1.150.322 2007 219.294 942.975 225.249 0 121.130 226.530 1.378.589 3.113.767 653.882 425.614 75.710 1.155.206

1.323.196 1.274.517

1.189.667 1.205.864

Kimyevi gübre üretimi gerçekleştiren 6 kuruluşun 2007 yılı üretim miktarları ve toplam üretimdeki payları Çizelge 6’da sunulmuştur. Çizelge 6. Kuruluşlara Göre 2007 Yılı Kimyevi Gübre Üretimi KURULUŞLAR GSAŞ/YILDIZ GÜBRETAŞ BAGFAŞ TOROS GÜBRE GEML K GÜBRE EGE GÜBRE KARDEM R ÜRET M M KTARI (Ton) 187.568 500.522 533.918 1.299.827 424.921 164.099 2.912 PAY (%) 6 16.1 17.1 41.7 13.6 5.3 0.1

60

3. Kimyevi Gübre Tüketimi Kimyevi gübre üreten kuruluşlar ile ithalatçı kuruluşların bayi satışı ile kooperatiflerin çiftçiye satış toplamından oluşan Türkiye gübre tüketim rakamları Çizelge 7’de verilmiştir. Yıllara göre kimyevi gübre tüketimimiz 4.5–5.5 milyon ton arasında değişmesine karşın, kriz yıllarında 4.5 milyon tonun altına düşmüştür. 1990 yılında 4.995.407 ton olan kimyevi gübre tüketimi 2007 yılında 5.148.059 ton olarak gerçekleşmiştir. Tüketim 1995–1998 yılları arasında sabit bir ivme izlemesine karşın, 1998–1999 yıllarında arttığı, 2000 ve kriz yılı olan 2001 yılında ise azalmıştır. 2001 yılından sonra ise artan bir trend izleyerek 5 milyon ton ila 5.3 milyon ton arasında bir seyir izlemiştir. 2001-2007 yılları arası kimyevi gübre tüketimi Çizelge 7’de verilmiştir. Çizelge 7. Yıllar tibariyle Kimyevi Gübre Tüketimi (Ton)
A.Sülfat A.N.(%26) A.N.(%33) ÜRE TSP NSP DAP P.Sülfat NPK Fiziki Top. Azot Fosfor Potas TOPLAM BBM 2001 250.528 884.989 561.246 718.737 29.842 431.094 11.815 1.879.214 4.262.343 1.132.555 470.258 67.820 1.670.633 2002 295.748 957.211 670.027 718.524 24.516 383.883 10.120 1.468.830 4.528.859 1.199.130 474.418 73.567 1.747.115 2003 347.843 1.072.899 774.880 771.018 38.935 504.053 16.358 1.567.707 5.093.693 1.340.867 546.145 83.622 1.970.634 2004 292.950 929.300 907.621 862.068 43.339 32.773 568.527 22.467 1.545.635 5.175.184 1.366.618 590.360 87.566 2.044.544 2005 341.994 820.827 949.511 836.132 60.415 21.863 621.635 24.334 1.522.068 5.198.779 1.372.371 601.819 93.816 2.068.006 2006 388.349 973.837 896.657 807.738 53.024 16.145 637.025 24.174 1.570.096 5.367.045 1.406.641 605.532 98.875 2.111.048 2007 359.927 1.005.838 889.969 772.232 40.401 9.661 428.012 28.058 1.613.961 5.148.059 1.355.755 516.412 109.375 1.981.542

2007 Yılı kimyevi gübre tüketimi 2006 yılına göre % -4, 2005 yılına göre % -1, 2004 yılına göre % -0,5 az olmasına karşın 2003 yılı tüketimine göre % 1, 2002 yılı tüketimine göre ise % 14 daha fazla gerçekleşmiştir. Yıllar itibari ile tüketim kıyası Çizelge 8’de verilmiştir. Çizelge 8. Yıllara Göre Tüketim Kıyası
YILLARA GÖRE GÜBRE TÜKET M KIYASI 6.000.000 5.000.000

TÜKET M M KTARI (Ton)

4.000.000 3.000.000 2.000.000 1.000.000 0 -1.000.000 2002 2003 2004 2005 2006 2007

TON 4.528.859 5.093.693 5.175.184 5.198.779 5.367.045 5.148.059 % 14 1 -0,5 -1 -4

61

4. Kimyevi Gübre thalatı Ülkemiz kimyevi gübre tüketimi 5-5.5 milyon ton olmasına karşın bunun 3-3.5 milyon tonu yerli üretimle karşılanırken açık olan 2-2.5 milyon tonu ithalat yolu ile karşılanmaktadır. Azotlu gübre ithalatımızın çoğunluğu BDT ülkeleri ile Doğu Avrupa ülkelerinden karşılanırken, fosfatlı gübre ithalatımız Kuzey Afrika ülkelerinden gerçekleşmektedir. 1990 yılında 1.398.183 ton olan kimyevi gübre ithalatı 2007 yılı sonunda 2.376.986 ton olarak gerçekleşmiştir. 1994 ve 2000 yılları arasında ithalat artan bir grafik izlemiş olup özellikle 1997 yılından sonraki artışlar daha hızlı bir ivme kazanmıştır. 2001 yılına krizin etkisiyle ithalatta önemli bir azalma olmasına karşın krizin etkisinin 2003 yılından itibaren azalması ve döviz kurunun düşmesiyle ithalat 2003 yılından itibaren tekrar artan bir ivme seyretmiştir. thalatın son yıllarda artmasının diğer önemli bir nedeni ise ülkemizin tek üre gübresi üreten kuruluş olan gsaş’ın 2006 Mart ayından itibaren doğalgaz fiyatı nedeniyle üretimi durdurmasından dolayı üre 700800 bin ton olan üre tüketiminin tamamının ithalat ile karşılanmasından kaynaklanmaktadır. Yıllar tibari ile kimyevi gübre ithalat miktarımız Çizelge 9’da verilmiştir. Çizelge 9 Kimyevi Gübre thalatı (Ton)
A.Sülfat A.N.(%26) A.N.(%33) ÜRE TSP NSP DAP P.Sülfat K.Nitrat NPK Fiziki Top. Azot Fosfor Potas TOPLAM BBM 2001 194.744 11.191 482.212 512.042 16.007 431.323 10.759 367 1.775.762 538.595 227.121 9.523 775.239 2002 298.644 22.680 643.241 432.247 10.117 242.411 13.330 1.257 1.740.018 537.799 126.959 14.781 679.539 2003 203.251 10.658 875.416 540.996 20.875 298.048 22.715 1.818 2.125.736 665.092 172.200 22.195 859.487 2004 283.921 12.130 900.960 655.982 18.823 27.182 563.383 27.632 3.889 2.709.875 805.668 312.265 20.191 1.138.124 2005 184.544 716.544 589.636 7.297 24.303 588.736 20.491 1.676 2.477.581 717.356 339.101 28.780 1.085.237 2006 250.586 860.323 812.630 31.923 5.023 414.314 21.328 4.422 2.660.962 831.897 247.738 35.393 1.115.028 2007 231.608 41.624 560.404 943.897 22.543 3.057 310.362 55.820 4.892 2.376.986 771.003 181.284 54.640 1.006.927

5. Kimyevi Gübre Üretim ve Tüketimde Karşılaşılan Sorunlar 5.1. Üretimde Karşılaşılan Sorunlar Kimyevi gübre maliyetinin % 80ini hammadde oluşturmaktadır. Hammaddenin (Doğalgaz, Fosfat Kayası, Dolomit vb.) tamamına yakını dış kaynaklı olup, büyük kısmı AB ülkelerinin dışından ithal edilmektedir. Hammadde fiyatının belirlenmesinde hammadde satıcısı ülkelerin korumacılık, politik ve ekonomik tutumları gibi etkenler söz konusudur. Dünya piyasalarındaki hammadde fiyatları ile döviz kurundaki artış, Ülkemizde üretim maliyetinin artmasına neden olmaktadır. Ülkemizin tek üre gübresi üreticisi kuruluş olan GSAŞ doğalgaz fiyatı konusunda doğalgaz tedarikçisi BOTAŞ ile anlaşma sağlayamaması nedeniyle üretimini 2006 Mart ayından itibaren durdurmuştur. Dünya piyasalarında gübre fiyatlarının artması karşısında ise üretim maliyetinin fiyatı

62

karşılayacak duruma gelmesinden dolayı 2008 Temmuz ayından itibaren deneme üretimine geçmiştir. 2001 Yılında yaşanan ekonomik kriz nedeniyle döviz kurundaki artış ve belirsizlik, hammaddesinin büyük kısmını dışarıdan temin edilen gübrenin maliyetinin artmasına neden olduğundan 2001 ve 2002 yıllarında talepte daralma meydana gelmiştir. Yukarıda arz edildiği gibi, ülkemizde beş on yılda bir meydana gelen ekonomik kriz, kimyevi gübre sektörünü de olumsuz etkileyerek sağlıklı bir arz, talep ve fiyat istikrarı oluşmasına engel olmaktadır. Ayrıca üretici kuruluşlarca BDT ülkelerinden dampingli fiyatla ithal edilen AN33 ve üre gübresinin, yerli üreticilerin AN26 ve üre gübresi fiyatları üzerinde baskı yaptığından bahisle üretimi olumsuz etkilediğini, antidamping vergisi konulması yönünde talepleri olmuştur. 5.2. Tüketimde Karşılaşılan Sorunlar Kimyevi gübre tüketiminde karşılaşılan en önemli sorun çiftçinin alım gücünden kaynaklanmaktadır. Kimyevi gübrenin fiyatının arttığı, desteklemenin olmadığı veya düşük oranda olduğu yıllar ile ürün fiyatının düşük seyrettiği yıllarda kimyevi gübre tüketimi az gerçekleşmektedir. 2001 yılından önce çiftçiye direk olarak gübre desteğinin yapıldığı, destekleme oranının yüksek olduğu dönemlerde kimyevi gübre tüketimi artmıştır. Ancak ekonomik kriz yaşanan yıllarda ve gübre fiyatının arttığı dönemlere gübre tüketimi olumsuz etkilenmiştir. Kimyevi gübrelerin fiyatları geçmiş yıllarda belirli bir dönem artış gösterirken takip eden yıllarda tekrar azalan bir seyir izlemesine karşın 2004 yılından itibaren kimyevi gübre fiyatları tüm Dünyada artan bir seyir izlemektedir. Fiyat artışlarının önümüzdeki yıllarda da artarak devam edeceği beklenmektedir. Fiyat artışlarının başlıca nedeni ise yeni tarım alanlarının kullanıma açılması ile arzın talebi karşılamaması nedeniyle arz yönünde sürekli bir açıkla karşı karşıya kalınmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca artan petrol fiyatları da gübre fiyatlarını olumsuz etkilemektedir. Artan gübre fiyatlarından çiftçilerin olumsuz etkilenmesini önlemek için Devletçe ürün gruplarına göre değişen miktarda Çiftçi Kayıt Sistemine dahil olan çiftçilere alan bazlı olarak 2005, 2007 ve 2008 yıllarında destekleme ödemesi yapılmasına karşın bütçe imkanlarındaki yetersizlikten dolayı maliyetin ancak % 10 ila 15’i karşılanmıştır. Ayrıca toprağa atılan gübreden optimum faydanın sağlanabilmesi ile sürdürülebilir tarım ve gübrelemenin çevreye zararını önlemek için doğru cins ve miktarda gübre kullanımı önem arz etmektedir. Doğru cins ve miktarda gübre kullanımının en önemli yolu ise toprak ve bitki analizine dayalı gübre kullanımıdır. Ancak çok düşük fiyatla analiz yapılmasına ve Devletçe desteklenmesine karşın analiz miktarı oldukça düşüktür. Kimyevi gübre, üretimi, tüketimi ve ithalatı arasındaki ilişkiyi gübrenin fiyatı, çiftçinin alım gücü ve Devletçe yapılan destekleme ile bitki deseni belirlemektedir. Gübre talebini olumlu yönde etkileyecek her türlü teknik tedbirler ile fiyat istikrarını sağlayacak ekonomik önlemlerin zamanında gerçekleştirilememesi, bilimsel verilere dayalı gübre kullanımını sağlayacak eğitim yayım hizmetlerine, ilgili kuruluşların katılımını sağlayacak yasal düzenlemelerin yetersizliği, tekniğine uygun gübre kullanımının sağlıklı bir zemine oturmaması olumsuz olarak etkilemektedir. KAYNAK DPT Dokuzuncu Kalkınma Planı Kimya Sanayi Özel htisas Komisyonu Gübre Çalışma Grubu Raporu.

63

ÇEŞ TL AZOTLU GÜBRE UYGULAMALARINA BAĞLI OLARAK BAZI BÜYÜK TOPRAK GRUPLARINDA MEYDANA GELEN AMONYAK ŞEKL NDEK AZOT KAYIPLARININ BEL RLENMES Adem GÜNEŞ Sinan ATA Nizamettin ATAOĞLU* Aslıhan ESR NGU Metin TURAN Atatürk Üniv. Ziraat Fakültesi Toprak Böl., Erzurum. *nataoglu25@atauni.edu.tr ÖZET Bu çalışma ile farklı büyük toprak gruplarında tarımsal amaçlı kullanılan kimyasal azotlu gübrelerde meydana gelen amonyak şeklindeki azot kayıpları belirlenmiştir. Araştırma labaratuvar kuşullarında, 4 farklı toprak tipinde 3 farklı nispi nemde (%50, 75 ve 90) 3 farklı gübre çeşidinin (Amonyum nitrat, Amonyum sülfat ve Üre) dört farklı dozunda (0, 20, 40 ve 80 kg/da) üç tekrarlamalı olarak 4x3x3x3 faktöriyel deneme desenine göre yürütülmüştür. Araştırma sonucunda farklı nem düzeylerinde uygulanan kimyasal azotlu gübrelerde meydana gelen azot kayıplarının toprak tiplerine bağlı olarak önemli ölçüde değişim gösterdiği belirlenmiştir. Toprağın yapısına ve uygulanan gübre çeşidine bağlı olarak, en yüksek amonyak şeklindeki azot kaybının Haplustept büyük toprak grubunda üre uygulaması ile (%45 N) elde edilmiştir. Hektara 80kg üre uygulaması sonucunda yaklaşık olarak %13 oranında yani uygulanan gübrenin yaklaşık olarak 10 kg’ı amonyak şeklinde kayba uğradığı belirlenmiştir. Haplustept büyük toprak grubunda hektara 80kg amonyum nitrat ilave edildiğinde uygulanan gübrenin 2 kg’ı; amonyum sülfatta ise uygulanan gübrenin 2,6 kg’ının amonyak şeklinde kayba uğradığı belirlenmiştir. Elde edilen sonuçların yöre çiftçilerine önerilmesi için, yapılan bu çalışmanın tarla çalışmaları ile kalibre edilmesi gerektiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Azot, azot kayıpları, kimyasal gübre. DETERMINATION OF AMMONIA VOLATILIZATION DEPENDS UPON DOSES OF NITROGEN FERTILIZERS APLICATED IN SOILS ABSTRACT This study was conducted to determine the ammonia volatilization of chemical nitrogen fertilizers used in different soil groups of agriculture field. The experiment was carried out laboratory condition consisting of four different soils group, three moisture levels (%50,75 and 90), three different nitrogen fertilizers (NH4NO3, (NH4)2SO4 and Ürea), four different doses (0, 20, 40 ve 80 kg/ha) and justified as 4*3*3*3 block design with three replications. It was found that ammonia volatilization occurred by chemical nitrogen fertilizers in different moisture levels showed significant difference depend on soil groups. Depending on soil groups and applicated variety of fertilizers, the highest ammonia volatilization was obtained in nceptisol (pH: 7.23 and Organic matter: %2.34) soil group and urea application (%45N). As a result, When the 80 kg/ha urea was added in soil, it was determined that approximately 13 percent of fertilizer was volatilized, that is, 10kg of fertilizer was volatilized. When the 80kg NH4NO3 was added in the same soil, it was found that 2kg of NH4NO3 fertilizers; the 80kg (NH4)2SO4 was added in the same soil, 2.6kg of (NH4)2SO4 fertilizers was volatilized. It should be calibrate field study in order to our results can be suggestion to farmers. Key Words: Nitrogen, nitrogen volatilization, chemical fertilizer.

64

GRŞ Azot, bitki bünyesindeki önemli fizyolojik fonksiyonları nedeni ile ürün miktarını ve aynı zamanda ürünün kalitesini tayin etmektedir. Bu nedenle de azotun toprakta noksanlığı veya fazlalığı ürün miktarının azalmasına ve aynı zamanda ürünün kalitesinin de düşmesine neden olmaktadır. Azotlu gübrelerin kimyasal özellikleri nedeni ile toprakta tutulması veya gelecek yıllarda kullanılmak üzere depolanması mümkün değildir. Azot, her yıl toprağa uygulanması gereken bir besin maddesidir. Aydemir’in (1979) bildirdiğine göre, gübrelerle toprağa uygulanan azotun yaklaşık % 50’si bitkilerce ilk yıl alınmakta, % 30’u mikroorganizmalarca fikse edilmekte, % 15’i denitrifikasyonla ve % 5’i de yıkanma ile kaybolmaktadır. Azot toprağa gübre olarak inorganik veya organik formlarda verilmektedir. Organik azot biyolojik olarak mineralizasyona uğrayarak önce amonyum azotuna, bu da nitrifikasyona uğrayarak sonuçta nitrat azotuna dönüşmektedir (Güneş ve Aktaş, 1992). Topraklara verilen azotlu gübrelerden yıkanma, amonyak seklinde buharlaşma vb. yollarla ortaya çıkan azot kayıpları ciddi bir tarımsal sorundur. Bu durum pratikte bazı strateji değişikliklerine gereksinme gösterir. Gübre azot kayıplarının azaltılması için başvurulan yöntemler; gübre verme tekniği ve zamanlamanın doğru seçimi, yavaş serbest hale geçen azot kaynaklarının kullanımı ve nitrifikasyonun kimyasal olarak önlenmesini kapsamaktadır. Amonyak şeklindeki kayıp toprakta oluşan veya gübrelerle toprağa ilave edilen amonyumlu gübrelerden yüksek pH, yüksek ısı ve yüksek buharlaşma koşullarında görülür. Buharlaşarak N kaybı semiarid bölgelerde çok önemlidir. Bu şekilde azot NH3, aminler ve N-oksitler halinde önemli miktarlarda kaybolmaktadır. Ayrıca N2 olarak azot kayıpları da fazladır. Amonyak (NH3) ve aminlerin kayıpları gelişen veya yaşlanan yapraklardan, toprak yüzeyindeki bitki artık ve kalıntılarından, idrar ve dışkıdan, toprak yüzeyine uygulanan azotlu gübrelerden ve yanan bitki artıklarından ileri gelir. Azot oksitler (NaO, NO ve NO2) ve N2 ise daha çok yüzey topraklardan kaybolur. Amonyak kayıpları mevsime bağlı olarak değişim göstermektedir. Serin-nemli (kış), sıcak-nemli (ilkbahar) ve sıcak-kurak (yaz) şartlarda idrarın sırasıyla %5, 16 ve 66'sı oranlarında kaybolabileceği tahmin edilmektedir. Buna göre intensif meralarda 2 koyun/da otlatma yoğunluğunda günlük dekara N kaybı 40-50 g, yıllık NH3 kaybı ise 46kg N/da dolaylarında olacağı tahmin edilmektedir. Toprak yüzeyinde amonyum konsantrasyonunun yükselmesi ve pH'daki artışlar, toprakların fazla nemli olduğu zamanlarda N kaybına sebep olmaktadır. klim ve toprak özellikleri ile bitki kompozisyonuna dikkat edilmeden inorganik gübrelerin verildiği yem üretim alanlarında, buharlaşma ile önemli miktarda amonyak kaybolabilmektedir. Seteria sphacelata verilen ürenin (37,6kg N/da/yıl) %24'ü buharlaşarak kaybolmuş ve kayıpların %82'si ilk iki haftada meydana gelmiştir. Hoff et al. (1981), toprak yapısının NH3 kaybını etkilediğini, NH3 kaybının strüktürü iyi olan topraklara uygulanan gübreden, sıkışık toprağa uygulanan gübreye göre meydana gelen kaybının daha az olduğunu bildirmiştir. Freney et al. (1983), toprağın KDK’ sının ve pH’sının NH3 kaybını etkilediğini belirlemişlerdir. Yüksek KDK ve düşük pH NH3 kaybını azaltmaktadır. Havadaki NH3 difüzyonu rüzgârla artmaktadır. NH3 kaybı rüzgârla artmakta ve havadaki NH3 konsantrasyonu düşük kalmakta ve daha fazla NH3 kaybı meydana gelmektedir. Yaptıkları çalışmada yüzeye uygulanan gübre konsantrasyonunun, gübredeki sulu NH4 ile sulu NH3 arasındaki kimyasal eşitliğe bağlı olduğunu belirtmiştir. Lockyer and Whitehead (1990), yaptığı çalışmada amonyak kaybını belirlemek için toprak yüzeyine beş farklı konsantrasyonda MAP, DAP, amonyum sülfat, amonyum

65

nitrat ve üre ilave etmiştir. Nemli toprak örnekleri 48 mm çapındaki sütunlara konulmuş ve 8 saatlik bir periyot için hava buharı geçirilen bir cam boru içerisine yerleştirilmiştir. Buharlaşma oranı uygulana azot oranına ve toprak tipine bağlı olarak % 53 oranlarında değişmiştir. Bütün kombinasyonlar incelendiğinde amonyak ve üre azotu ile aşırı amonyak kaybı arasında yakın bir ilişki olduğunu belirtmiştir..Bu sonuçları ve diğer değerleri kullanarak amonyak şeklindeki azot kaybındaki miktarının ngiltere’de yaklaşık % 3,4 ün üzerinde olduğunu belirlemiştir. Chardon et al. (1991), yaptığı çalışmada gübrelerden meydana gelen NH3 kaybını gübrenin yüzeye uygulanan NH3 konsantrasyonu ile yüzeydeki ve havadaki NH3 konsantrasyonu arasındaki farka bağlı olduğunu belirlemiştir. Toprak yüzeyinden atmosfere amonyak difüzyonu amonyak buharlaşması olarak adlandırılır. Amonyak kaybı yüzeye uygulanan hayvansal gübreler ve azotlu gübreler ile ilgilidir. Amonyak kaybı; mevcut amonyak miktarı, hidrojen tamponlama kapasitesi (Ferguson et al. 1984), katyon değişim kapasitesi, yağmur ya da sulama (Cabrera ve Vervoort 1998), pH, sıcaklık ve toprak su içeriği (Al-Kanani et al. 1991) gibi faktörler tarafından etkilenir. Amonyak kaybı, yüzeye uygulanan çiftlik gübresi ve üre gübrelerinde meydana gelen kayıptır. Amonyak kaybı arazilerden azot besin elementinin direk olarak kaybı, topraklarda fosforun yarayışsız hale dönüşmesini sağlayan gübredeki N/P oranının azalmasından dolayı hem tarımsal hem de tarımsal olmayan ekosistemler için oldukça önemlidir (Asman et al. 1994; Asman et al. 1998). Bu yapılan çalışmanın amacı, yörede yaygın olarak kullanılan azotlu gübrelerin farklı topraklara uygulanması sonucunda buhar şeklinde meydana gelebilecek olan azot kayıpların laboratuvar koşullarında tahmin edilmesidir. MATERYAL VE METOD Amonyak kaybı üzerine toprak yapısının ve gübre uygulamalarının etkilerini belirlemek amacıyla Üre (%45N), Amonyum Sülfat (%20,5) ve Amonyum Nitrat (%26N) kimyasal gübreleri ile Erzurum li sınırları içerisinde yer alan 4 farklı toprak örneği alınarak deneme kurulmuştur. Doğu Anadolu'da sıcaklık nadiren 35°C'nin üzerine yükselmektedir. Kış döneminde ise en düşük sıcaklıklar Kuzeydoğu Anadolu'da Erzurum-Kars platolarında -35°C'nin altına kadar düşmekte, en düşük ve en yüksek değerler arasındaki fark 60°C'yi aşabilmektedir (Timuçin 1990). Bölgeye ilişkin yıllık ortalama sıcaklık 6,3°C, yıllık yağış 397,8 mm, yıllık buharlaşma 1060 mm, yıllık ortalama nispi nem ise %64'tür. Yörede yıllık karla kaplı gün sayısı ortalama 94 gün, yıllık yağışlı gün sayısı ise ortalama 124 gündür. Çizelge 1. Araştırma konusu toprak örneklerinin bazı özellikleri
Büyük toprak grubu 1 Fluvaquent 2 Argiustoll 3 Calciustert 4 Haplustept Rakım 1738 1787 1893 1773
0

N 39 58 06,7 40001’06,7’’ 40000’01,6’’ 39054’35,1’’
’ ’’ 0

E 41 12 59,1 41007’31,7’’ 40057’09,3’’ 41007’21,8’’
’ ’’

B.Örtüsü Çayır Anız Nadas Nadas Hububat

Taşlılık Az Çok az Yok Sınıf 1

Eğim,% 4–6 0–2 0–2 1–2

Denemenin Kurulması ve Yürütülmesi Farklı büyük toprak gruplarında meydana gelen amonyak şeklindeki azot

66

kayıplarının miktarlarını tahmin edebilmek amacıyla, Erzurum’da 4 farklı büyük toprak grubundan alınan toprak örnekleri 2mm’lik elekten elenerek, her birinden 3’er tekerrür olacak şekilde, 50 gr tartılıp erlanmayerlere konulmuştur (yaklaşık 5 cm derinlikte). Dekara 0, 20, 40 ve 80 kg N hesabı ile amonyum sülfat, amonyum nitrat ve üre gübreleri tartılarak toprak yüzeyine uygulanmıştır. Ortamın mevcut nemini ayarlamak amacıyla, %18,5, %43,4 ve %30,4’lük sülfirik asit kullanılmıştır. Ortamın nispi nemi kullanılan sülfürik asit yardımıyla (Pv) %50, %75 ve %90 olarak ayarlanmıştır. Denemeye hava sirkülasyonunu sağlamak amacı ile hava kompresörleriyle eşit miktarda hava uygulanmıştır. Erlanmayerlerin üsteki açıklığı kauçuk tıpalarla kapatılıp, hortum yardımıyla sadece kompresörden gelen havaya tabii tutulmuştur. Alttaki açıklıklardan hortum çıkarılarak beherlere yerleştirildi. Beherlere 20 ml Borik Asit konularak, topraktan gaz şeklinde buharlaşan amonyak kaybının belirlenmesi sağlanmıştır. Bu amaçla, araştırmamızın ilk gününde her 4 saatte bir olmak kaydıyla toplam 6 defa okuma yapılmıştır. kinci gün her 6 saatte bir olmak kaydıyla toplam 4 okuma yapılmıştır. 3-10 gün arasında ise günde 2 defa okuma yapılmıştır. Her bir okumada pipet yardımıyla 2 ml örnek alınarak azot belirlenmesi yapılmıştır. Borik asit miktarı 40 ml altına düşünce borik asit solusyonu yenilenerek denemeye devam edilmiştir. Elde edilen borik asit çözeltileri 0,005 N’lik sülfirik asit ile renk dönüşümü elde edilinceye kadar titre edilmiştir. Renk dönüşümü meydana geldiği ve harcanan sülfirik asit miktarı kaydedilerek, topraklardan meydana gelen amonyak kayıplarının miktarları belirlenmiştir (Le Cadre et. al 2005 ). Deneme başlangıcında toprakların tekstürleri Bouyoucus hidrometre yöntemiyle (Gee ve Bauder 1986), toprakların pH’ları 1:2.5’luk toprak-su süspansiyonunda potansiyometrik olarak cam elektrotlu pH metre ile (McLean 1982), kireç içerikleri Scheibler kalsimetresi ile volümetrik olarak (Nelson 1982), organik madde içerikleri Smith-Weldon yöntemiyle (Nelson ve Sommers 1982a), katyon değişim kapasiteleri, örneklerde sodyum asetatla (1 N, pH=8.2) sodyum adsorbsiyonu sağlandıktan sonra, amonyum asetatla (1 N, pH=7.0) ekstrakte edilen solusyonlarda alev fotometresiyle Na okuması yapılarak (Rhoades 1982a), değişebilir katyonları amonyum asetatla (1 N, pH=7.0) çalkalanıp ekstrakte edildikten sonra Na ve K Alev Fotometresinde okunarak, Ca+Mg ise EDTA yöntemiyle (Rhoades 1982b), fosfor içeriği molibdofosforik mavi renk yöntemine göre oluşturulan mavi renkli çözeltinin ışık absorbsiyonu 660 nm dalga boyuna ayarlı spektrofotometrede okunarak (Olsen 1983), Elverişli Fe, Mn, Zn ve Cu miktarları DTPA yöntemine göre ekstrakte edilen süzüklerde atomik adsorbsiyon spektrofotometresinde okunmak suretiyle (Lindsay ve Norvell 1969), azot içeriği salisilik + sülfürik asit + tuz karışımı ile yaş yakmaya tabi tutulduktan sonra mikrokjheldahl yöntemiyle (Bremner ve Mulvaney 1982), kaybolan azot miktarı ise aşağıdaki formül yardımıyla belirlenmiştir. Ö= Örnek için harcanan sülfirik asit miktarı (ml)
K= Kör için harcanan sülfirik asit miktarı (ml) N= Sülfirik asitin normalitesi ÖM= Örnek miktarı (ml)

ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Araştırmada kullanılan toprak örneklerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri incelendiğinde, toprakların organik madde içerikleri değişiklik göstermekte ve az, yeterli ve fazla sınıfındadır. En yüksek organik madde içeriği Fluvaquent büyük toprak grubunda elde edilmiştir. pH içeriği dikkate alındığında Calciustert ve Haplustept büyük toprak grupları hafif asit Fluvaquent ve Argiustoll büyük toprak grupları ise hafif bazik özellik göstermektedir. Toprakların azot, fosfor ve potasyum içerikleri dikkate alındığında toprakların azot ve fosfor bakımından fakir, potasyum bakımından yeterli seviyededir. Tekstür sınıfları değişiklik göstermekle birlikte, killi, kumlu killi tın, sitli tın sınıflarına sahiptir (Çizelge 2) (Anonymous 1980; FAO 1990; TOVEP 1991).

67

Büyük Toprak Gruplarında Uygulanan Azotlu Gübrelerden Meydana Gelen Amonyak Kayıplarının Belirlenmesi Toprağa ilave edilen kimyasal gübrelerden meydana gelen amonyak şeklindeki azot kayıpları incelendiğinde, amonyak kaybı üzerine toprak tipinin, gübre çeşidinin, gübre dozunun, toprak nem içeriğinin ve interaksiyonlarının etkisinin (p<0,01) istatistiksel olarak önemli olduğu belirlenmiştir (Çizelge 3). Çizelge 2. Denemede kullanılan büyük toprak gruplarına ait fiziksel ve kimyasal toprak özellikleri
Örnek pH CaCO3 4.35 NH4 NO3 % Org. Mad 5.22 K Ca Na Mg me/100 gr KDK

1.50 0.016 0.027 3.40 Haplustept 6.38 1.14 0.016 0.041 1.19 Argiustoll 7.23 3.43 0.011 0.041 2.34 P Fe Cu Mn Zn Kil Örnek ppm Fluvaquent 28 3.82 1.45 6.23 3.05 23.7 Calciustert Haplustept Argiustoll 42 20 72 3.12 2.88 2.95 1.24 1.30 1.36 5.48 5.25 5.58 2.98 2.60 2.75 47.61 47.61 23.7

Fluvaquent 7.37 Calciustert 6.63

0.014 0.020

2.87 10.80 0.65 1.65 24,50 3.25 12.15 0.78 1.85 32,12 3.35 14.25 0.89 2.54 26,78 3.10 13.10 0.82 2.35 21,70 Silt Kum Tekstür Sınıfı % 10.87 65.43 Kumlu Killi Tın 26.09 19.57 50 26.3 32.83 26.3 Killi Killi Siltli Tın

Çizelge 3. Büyük toprak gruplarında ilave edilen kimyasal gübrelere bağlı olarak meydana gelen amonyak kayıplarına ait kareler ortalaması
Varyasyon Kaynakları Toprak Tipi (T) Nem (N) Doz (D) TxN TxD NxD TxNxD Hata SD 3 2 3 6 9 6 18 96 Üre 530.159** 8.473** 96.547** 5.254** 58.750** 1.014** 0.701** 0.001 Amonyum Nitrat 19.645** 1.878** 12.780** 0.671** 2.318** 0.240** 0.098** 0.003 Amonyum Sülfat 185.958** 0.956** 53.589** 0.290** 21.414** 0.395** 0.273** 0.003

Üre Gübresi Uygulaması Sonucunda Meydana Gelen Amonyak Şeklindeki Azot Kayıpları Farklı özelliklere sahip topraklara uygulanan üre gübresi, topraklarda meydana gelen amonyak şeklindeki azot kayıpları üzerine önemli derecede etki etmiştir. Üre uygulamasının azot kayıpları üzerine etki derecesi toprak özelliklerine ve ortamın nem içeriğine bağlı olarak değişiklik göstermiştir (Çizelge 4). Büyük toprak gruplarında en yüksek kayıp, Argiustoll toprak grubunda (ortalama %8,24), en düşük azot kaybı ise Haplustept toprak grubunda (ortalama %0,30) meydana gelmiştir (Çizelge 4). Hava nisbi nemi dikkate alındığında artan nisbi nem miktarına bağlı olarak topraklardan meydana gelen azot kayıpları artmaktadır. En yüksek amonyak şeklindeki azot kaybı nisbi nemin %90 olduğu durumda gerçekleşmiştir. Topraklara ilave edilen kimyasal azotlu gübrelerin dozunun amonyak şeklindeki azot kayıplarının üzerine etkisi incelendiğinde, uygulanan azotlu gübrenin dozu

68

artırıldığında kayıp miktarlarının da arttığı belirlenmiştir. Hektara 80 kg üre gübresi uygulanması durumunda gübrelerden kaybolacak azot miktarı artış göstermektedir (Şekil 1). Çizelge 4. Üre gübrelemesi sonucu meydana gelen azot kayıpları (%)
Büyük Toprak Grubu Fluvaquent Azot Dozu (kg/ha) 0 20 40 80 Ortalama 0 20 40 80 Ortalama 50 0.013d 0.504c 0.612b 0.720a 0.462C 0.024c 8.416b 9.000a 9.080a 6.630A Nisbi Nem (%) 75 90 0.080c 0.756b 0.756b 0.864a 0.614C 0.240d 10.384c 11.960b 13.000a 8.896A 0.016d 0.810c 0.900b 1.116a 0.711C 0.032d 11.800c 12.200b 12.800a 9.208A Büyük Toprak Grubu Calciustert Azot Dozu (kg/ha) 0 20 40 80 Ortalama 0 20 40 80 Ortalama 50 Nisbi Nem (%) 75 90 0,080d 0,810c 1,062b 1,170a 0.780B 0,160c 0,324b 0,342b 0,450a 0.319D 0,024d 1,170c 1,350b 1,530a 1.018B 0,024d 0,396c 0,450b 0,486a 0.339D

Argiustoll

Haplustept

0.021c 0.936b 0.990b 1.044a 0.748B 0.013c 0.306b 0.324b 0.360a 0.251D

Şekil 1. Büyük toprak gruplarında üre gübre dozuna bağlı olarak meydana gelen amonyak kayıpları

Toprak özelliklerine bağlı olarak uygulanan üre miktarı arttırıldığında, topraklardan meydana gelen azot kayıpları ilk olarak artan oranlarda artmakta, daha sonra ise azalan oranlarda artışlar görülmektedir (Şekil 1). Yapılan benzer çalışmalarda toprak yapısının ve uygulama dozunun amonyak kaybını etkilediği belirlenmiştir (Hoff et al. 1981; Lockyer and Whitehead, 1990). Amonyum Nitrat Uygulaması Sonucunda Meydana Gelen Amonyak Şeklindeki Azot Kayıpları Farklı özelliklere sahip topraklara uygulanan amonyum nitrat gübresi, topraklarda meydana gelen amonyak şeklindeki azot kayıpları üzerine önemli derecede etki etmiştir. Amonyum nitrat uygulamasının azot kayıpları üzerine etki derecesi toprak özelliklerine ve ortamın nem içeriğine bağlı olarak değişiklik göstermiştir (Çizelge 5).

69

Toprağa uygulanan amonyum nitrat gübresinden meydana gelen azot kayıpları incelendiğinde toprak yapısının amonyak kaybını etkilediği görülmektedir. En yüksek amonyak şeklindeki azot kaybı Fluvaquent toprak grubunda (ortalama %1,83) meydana gelirken; en düşük azot kaybı ise Calciustertlerde (ortalama %0,28) meydana gelmiştir (Çizelge 5). Nisbi nem dikkate alındığında artan nisbi nem miktarına bağlı olarak topraklardan meydana gelen azot kayıpları artmaktadır. En yüksek amonyak şeklindeki azot kaybı nisbi nemin %90 olduğu durumda gerçekleşmiştir. Çizelge 5. Amonyum nitrat gübrelemesi sonucu meydana gelen azot kayıpları (%)
Büyük Toprak Grubu Fluvaquent Azot Dozu (kg/ha) 0 20 40 80 Ortalama 0 20 40 80 Ortalama 50 Nisbi Nem (%) 75 90 0.080d 2.340c 2.430b 2.610a 1.865A 0.240d 1.400c 1.500b 2.250a 1.348B 0.016d 2.160c 2.520b 2.970a 1.916A 0.032d 1.800c 2.350b 2.600a 1.696B Büyük Toprak Grubu Calciustert Azot Dozu (kg/ha) 0 20 40 80 Ortalama 0 20 40 80 Ortalama 50 Nisbi Nem (%) 75 90 0.080c 0.324b 0.324b 0.450a 0.295D 0.160d 0.396c 0.432b 0.648a 0.409C 0,024d 0,306c 0,396b 0,648a 0.343C 0,024c 0,432b 0,540a 0,540a 0.384C

Argiustoll

0.013d 2.160c 2.250b 2.376a 1,699A 0.024c 0.600b 0.600b 1.250a 0,619B

Haplustept

0.021c 0.216b 0.216b 0.324a 0.194D 0.013d 0.360c 0.396b 0.414a 0.296C

Şekil 2. Büyük toprak gruplarında amonyum nitrat gübre dozuna bağlı olarak meydana gelen amonyak kayıpları Topraklara ilave edilen kimyasal azotlu gübrelerin dozunun amonyak şeklindeki azot kayıplarının üzerine etkisi incelendiğinde, uygulanan azotlu gübrenin dozu artırıldığında kayıp miktarlarının da arttığı belirlenmiştir. Hektara 80 kg amonyum nitrat gübresi uygulanması durumunda gübrelerden kaybolacak azot miktarı artış göstermektedir (Şekil 2). Toprak özelliklerine bağlı olarak uygulanan amonyum nitrat miktarı arttırıldığında, topraklardan meydana gelen azot kayıpları ilk olarak artan oranlarda artmakta, daha sonra ise azalan oranlarda artışlar görülmektedir (Şekil 2). Yapılan

70

benzer çalışmalarda toprak yapısının ve uygulama dozunun amonyak kaybını etkilediği belirlenmiştir (Hoff et al. 1981; Lockyer and Whitehead 1990). Amonyum Sülfat Uygulaması Sonucunda Meydana Gelen Amonyak Şeklindeki Azot Kayıpları Farklı özelliklere sahip topraklara uygulanan amonyum sülfat gübresi, topraklarda meydana gelen amonyak şeklindeki azot kayıpları üzerine önemli derecede etki etmiştir. Amonyum sülfat uygulamasının azot kayıpları üzerine etki derecesi toprak özelliklerine ve nisbi nem içeriğine bağlı olarak değişiklik göstermiştir (Çizelge 6). Toprağa uygulanan amonyum sülfat gübresinden meydana gelen azot kayıpları incelendiğinde toprak yapısının amonyak kaybını etkilediği görülmektedir. En yüksek amonyak şeklindeki azot kaybı Fluvaquent toprak grubunda (ortalama %5,07) meydana gelirken; en düşük azot kaybı ise Calciustertlerde (ortalama %0,26) meydana gelmiştir (Çizelge 6). Nisbi nem dikkate alındığında artan nisbi nem miktarına bağlı olarak topraklardan meydana gelen azot kayıpları artmaktadır. En yüksek amonyak şeklindeki azot kaybı nisbi nemin %90 olduğu durumda gerçekleşmiştir. Yapılan benzer çalışmalarda nisbi nemin amonyak şeklindeki azot kayıplarını artırdığını belirlemişlerdir (Van Der Molen et al. 1989; smail et al. 1991). Çizelge 6. Amonyum sülfat gübrelemesi sonucu meydana gelen azot kayıpları (%)
Azot Dozu (kg/ha) 0 20 Fluvaquent 40 80 Ortalama 0 20 nsptisol 40 80 Ortalama Büyük Toprak Grubu 50 Nisbi Nem (%) 75 90 0.080d 6.480c 7.182b 7.650a 5.348A 0.240d 2.000c 2.300b 2.600a 1.785B 0.016d 5.148c 7.470b 7.650a 5.071A 0.032d 2.100c 2.900b 3.250a 2.071B Azot Dozu (kg/ha) 0 20 Calciustert 40 80 Ortalama 0 20 Haplustept 40 80 Ortalama Büyük Toprak Grubu 50 Nisbi Nem (%) 75 90 0,080d 0,180c 0,288b 0,396a 0.236C 0,160c 0,180c 0,306b 0,360a 0.252C 0,024d 0,360c 0,432b 0,612a 0.357C 0,024d 0,324c 0,396b 0,450a 0.298D

0.013c 6.300b 6.444a 6.480a 4,809A 0.024d 1.500c 1.900b 2.750a 1,544B

0.021c 0.216b 0.252a 0.252a 0.185C 0.013d 0.252c 0.270b 0.288a 0.206C

Topraklara ilave edilen kimyasal azotlu gübrelerin dozunun amonyak şeklindeki azot kayıplarının üzerine etkisi incelendiğinde, uygulanan azotlu gübrenin dozu artırıldığında kayıp miktarlarının da arttığı belirlenmiştir. Hektara 80 kg amonyum sülfat gübresi uygulanması durumunda gübrelerden kaybolacak azot miktarı artış göstermektedir (Şekil 3). Toprak özelliklerine bağlı olarak uygulanan amonyum nitrat miktarı arttırıldığında, topraklardan meydana gelen azot kayıpları ilk olarak artan oranlarda artmakta, daha sonra ise azalan oranlarda artışlar görülmektedir (Şekil 3). Büyük Toprak Gruplarında Uygulanan Gübre Çeşidine Bağlı Olarak Meydana Gelen Amonyak Şeklindeki Azot Kayıpları Topraklardan meydana gelen azot kayıpları üzerine gübre çeşidinin oldukça önemli etkisi vardır. Toprakların özelliklerine bağlı olarak toprağa uygulanan gübrelerden farklı oranlarda amonyak şeklinde azot kayıpları meydana gelmektedir (Şekil 4). Topraklara uygulanan kimyasal gübreler sonucunda, Fluvaquentlerde en fazla amonyak şeklindeki azot kaybının amonyum sülfat gübresinin uygulanması ile en düşük kaybın ise üre azotlu gübresinin uygulanması ile elde edilmiştir (Şekil 4).

71

Argiustolllerde en fazla amonyak şeklindeki azot kaybı ise üre azotlu gübrelemesi ile elde edilmiştir. Amonyum nitrat uygulaması sonucunda ise en düşük azot kaybına ulaşılmıştır. Calciustertlerde yine üre azotlu gübrelemesi ile en yüksek azot kaybı meydana gelirken; aynı toprağa amonyum sülfat uygulandığında azot kaybı asgariye indirilmektedir. Haplusteptlerde amonyum nitrat uygulaması azot kaybını artırırken, en düşük azot kaybı amonyum sülfat uygulaması ile elde edilmiştir. Yapılan benzer çalışmalarda uygulanan gübrelerin amonyak şeklindeki azot kayıplarına etkisi, toprak özelliğine bağlı olarak değiştiği belirlenmiştir (Freney et al. 1983; Hoff et al. 1981; Amberger 1991; Gezgin et al. 1995).

Şekil 3. Büyük toprak gruplarında amonyum sülfat gübre dozuna bağlı olarak meydana gelen amonyak kayıpları

Şekil 4. Büyük toprak gruplarında meydana gelen amonyak şeklindeki azot kayıpları

72

Sonuç Büyük toprak grupları üzerinde yapılan bu çalışmada, toprak yapısına, ortamın nisbi nemine, uygulanan gübrenin azot içeriğine ve fizyolojik yapısına bağlı olarak topraktan meydana gelen amonyak şeklindeki kayıpların önemli derecede değişiklik gösterdiği belirlenmiştir. Toprağın yapısına ve uygulanan gübre çeşidine bağlı olarak azot kaybı incelendiğinde, en yüksek amonyak şeklindeki azot kaybının Argiustoll toprak grubunda (pH 7,23; %organik madde 2,34) üre uygulaması ile (%45 N) elde edilmiştir. Hektara 80 kg üre uygulaması sonucunda yaklaşık olarak %13 oranında kayıp meydana gelmiştir. Meydana gelen azot kayıpları gübre ilavesi ile birlikte hızlı bir şekilde meydana gelirken ilk 4 gün sonrasında ise amonyak şeklindeki azot kayıpları azalan oranlarda gerçekleşmiştir.
Gübre çeşidi Nisbi nem Kayıp miktarı Fluvaquent----- Amonyum sülfat (80 kg/ha) ----%90-----------%7,80 Calciustert----- Üre (80 kg/ha) ---------------------%90----------%1,30 Haplustept----- Amonyum nitrat (80 kg/ha) -----%90- ---------%0,55 Argiustoll------ Üre (80 kg/ha) ---------------------%90----------%13,00

Argiustolllerde hektara 80 kg üre uygulandığı takdirde uygulamayı takiben ilk 4 gün %13’ü yani hektardan yaklaşık olarak 10 kg’ı amonyak şeklinde kayba uğradığı belirlenmiştir. Aynı toprağa hektara 80 kg amonyum nitarat ilave edildiğinde uygulanan gübrenin 2 kg’ı; amonyum sülfatta ise uygulanan gübrenin 2,6 kg’ının amonyak şeklinde kayba uğradığı belirlenmiştir. Yapılan bu çalışma sonucunda topraklara uygulanan azotlu gübrelerin seçiminde özen gösterilmesi, gübre uygulaması yapılmadan önce toprak özelliklerinin belirlenerek gübre seçiminin yapılması ve gereğinden fazla azotlu gübrelemenin yapılmaması gerektiği önerilmektedir. KAYNAKLAR Aydemir, O., 1979. Gübreler ve çevre kirlenmesi. Atatürk Üniversitesi, Zir. Fak. Der., 10 (3-4), s.189-197, Erzurum. Al-Kanani, T., MacKenzie, A.F. and Barhakur. N.N., 1991. Soil water and ammonia volatilization relationships with surface-applied nitrogen fertilizer solutions. Soil Sci. Soc. Am. J. 55:1761-1766. Amberger, A., 1991. Ammonia emission during and after land spreading of slurry. In: V.C. Nielsen, J.H. Voorburg & P. L'Hermite (Eds.), Odour and ammonia emissions from livestock farming. Elsevier applied science, Londen, pp. 126131. Anonymous, 1980. Soil Testing and Plant Analysis. Bull. 38/1. Food Agriculture Organization. Rome-Italy Asman, W.A.H., Harrison, R.M. and Ottley, C.J., 1998. Estimation of the net air–sea flux of ammonia over the southern bight of the North Sea. Atmospheric Environment 28 22 (1994), pp. 3647–3654. Asman, W.A.H., Sutton, M.A. and Schjørring, J.K., (1998) Ammonia: emission, atmospheric transport and deposition. New Phytol. 139, 27-48.

73

Bremner, J.M. and Mulvaney, C.S., 1982. Nitrogen Total. Methods of Soil Analysis Part2. Chemical and Microbiological Properties Second Edition. Agronamy. No: 9 Part 2 . Edition P: 597-622. Cabrera, M.L. and Vervoort. A.A., 1998. Effect of timing of simulated rain on ammonia volatilization from surface-applied broiler litter. Commun. Soil Sci. Plant Anal. 29:575–586. Chardon, W.J., Van Der Molen, J. and Van Faassen, H.G., 1991. Modelling ammonia emissions from arable land. In: V.C. Nielsen, J.H. Voorburg & P. L'Hermite (Eds.), Odour and ammonia emissions from livestock farming, Proceedings of a seminar, Silsoe, United Kingdom, 26-28 March 1990. Elsevier applied science, Londen and New York, pp. 156-165. FAO, 1990. Micronutrient. Assessment at the country leaves an international study. FAO Soils Bulletion 63. Rome. Ferguson, R.B., Kissel, D.E., Koelliker, J.K. and Basel, W., 1984. Ammonia volatilization from surfaceapplied urea: Effect of hydrogen ion buffering capacity. Soil Sci. Soc. Am. J. 48:578-582. Freney, J.R., Simpson, J.R. and Denmead, O.T., 1983. Volatilization of ammonia. In: J.R. Freney & J.R. Simpson (Eds.), Gaseous loss of nitrogen from plant-soil systems. Martinus Nijhoff/Dr. W. Junk, The Hague, pp. 1-31. Gee, G.W. and Bauder, J.W., 1986. Particle-Size Analysis. Methods of Soil Analysis.Part 1. Physical ve Mineralogical Methods. 2nd Edition. Agronomy No: 9. 383-411, Madison, Wisconsin USA. Gezgin, S., Bayrakli, F., 1995.Ammonıa Volatılızatıon From Ammonıum Sulphate, Ammonıum Nitrate, Ve Urea Surface Applıed To Wınner Wheat On A Calcareous Soil. Journal Of Plant Nutrıtıon, 18: 2483-2494. Güneş, A. ve Aktaş, M., 1992. Kireçli bir toprakta N-servin nitrifikasyon oranı ve azot kaybı üzerine etkisi. Doğa-Tr. J. Agri. For., 16, S: 501-506. Hoff, J.D., Nelson, D.W. and Sutton, A.L., 1981. Ammonia volatilization from liquid swine manure applied to cropland. Journal of Environmental Quality 10: 90-95. Ismail, K.M., Wheaton, F.W., Douglass L.W. and Potts, W., 1991. Modeling ammonia volatilization from loamy sve soil treated with liquid urea. Transactions of the ASAE 34: 756-763. Le Cadre, E., Genermont, S., Decuq, C., Recous, S., Cellıer, P., 2005. A Laboratory System To Estimate Ammonia Volatilization. Agron. Sustain. Dev., 25: 101107. Lindsay, W.l., Norwell, W.A., 1969. Development of DTPA Mikronutrient Soil Test. Soil Sci. Amer. Proc. 35:600-602 Lockyer, D.R. and Whitehead. D.C., 1990. Volatilization of ammonia from cattle urine applied to grassland. Soil Biol. Biochem. 22:1137–1142. McLean, E.O., 1982. Soil pH ve Requirement. Methods of Soil Analysis.Part 2. Chemical ve Microbiological Properties. 2nd Edition. Agronomy No: 9. 199224, 1159 p, Madison, Wisconsin USA. Nelson, R.E., 1982. Carbonate ve Gypsum. Methods of Soil Analysis.Part 2. Chemical ve Microbiological Properties. 2nd Edition. Agronomy No: 9. 181-197, 1159 p, Madison, Wisconsin USA.

74

Nelson, D.W. and Sommers, L.E., 1982. Total Carbon, Organic Carbon, ve Organic Matter. Methods of Soil Analysis.Part 2. Chemical ve Microbiological Properties. 2nd Edition. Agronomy No: 9. 539-579, 1159 p, Madison, Wisconsin USA. Olsen, R.G. and Court, M.N., 1983. Effect of wetting ve drying of soils on phosphate adsorption ve resin extraction of soil phosphate. J. Soil Sci., 33:709-717. Rhoades, J.D., 1982. Cation Exchange Capacity. Methods of Soil Analysis.Part 2. Chemical ve Microbiological Properties. 2nd Edition. Agronomy No: 9, 149157, 1159 p, Madison, Wisconsin USA. Timuçin, E., 1990. Aylık değişme oranlarına göre Türkiye’de yağış rejimi tipleri.Ege Üniveristesi Coğrafya Dergisi, 5:160-183. TOVEP, 1991. Türkiye Toprakları Verimlilik Envanteri. T.C. Tarım Orman ve Köy şleri Bakanlığı. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü. Van Der Molen, J., Van Faassen, H.G., Leclerc, M.Y., Vriesema, R. and Chardon, W.J., 1990. Ammonia volatilization from arable lve after application of cattle slurry. 1. Field estimates. Journal of Agricultural Science, 38: 145-158.

75

K REÇL TOPRAKLARDA AZOTLU GÜBRELERDEN AMONYAK GAZI ŞEKL NDEK AZOT KAYIPLARI Sait GEZG N* Mehmet ZENG N

Selçuk Üniv. Ziraat Fak. Toprak Bölümü, Konya. *sgezgin@selcuk.edu.tr ÖZET Azotlu gübrelerden azot kayıpları başta yağışlı bölgeler ve aşırı derecede sulamanın yapıldığı özellikle hafif tekstürlü topraklarda azotun yıkanması şeklinde olmaktadır. Azotun topraktan kaybının diğer bir yolu da amonyak (NH3) gazı halinde topraktan atmosfere doğru olan uçma kaybıdır. Bu kayıp içerisine denitrifikasyon kayıpları da dahil edilebilir. Özellikle fazla kireçli ve yüksek pH’lı topraklarda azotun hangi azotlu gübreden olursa olsun NH3 gazı şeklinde kaybının oldukça yüksek oranlarda cereyan etmesi nedeniyle dünya bilim çevrelerinde hep dikkati çekmiştir. Ülkemiz tarımında kullanılan azotlu gübre miktarına bağlı olarak yılda 250-300 milyon dolar civarında NH3 şeklinde azot kaybı meydana gelmektedir. Azotlu gübre çeşitleri, uygulama şekilleri, toprak ve iklim faktörleri NH3 gazı uçması şeklindeki azot kayıpları üzerinde etkili olmaktadır. Kireçli topraklarda amonyumlu gübreler kullanılmamalı, üre gübresine ise NBPT karıştırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Azotlu gübreler, amonyak kaybı, kireçli topraklar. AMMONIA VOLATILIZATION FROM NITROGENOUS FERTILIZERS IN CALCAREOUS SOILS ABSTRACT Nitrogen losses from nitrogenous fertilizers are the form of leaching of nitrogen in rainy regions and excessive irrigation water use, especially in the sandy textured soils. The other way of nitrogen loss from soil is also ammonia (NH3) nitrogen loss with volatilization from soil into atmosphere. Denitrification losses may be include to this loss, too. In the soils with high calcareous and pH, particularly, nitrogen loss with the NH3 volatilization attracted attention by scientific communities due to nitrogen loss is high levels from whichever nitrogenous fertilizers. Ammonia volatilization had 250-300 million Dollars of USA per year occurs depending on nitrogenous fertilizers quantity used in our country agriculture. Nitrogenous fertilizer kinds, applying forms, soil and climate factors affect on NH3-N losses. Ammonia fertilizers must not be used in calcareous soils and NBPT must be added into urea fertilizer. Key Words: Nitrogenous fertilizers, ammonia loss, calcareous soils. GRŞ Azotlu gübrelerden amonyak şeklinde meydana gelen kayıpların gübre çeşidi, toprak ve iklim şartlarına bağlı olarak uygulanan azotun % 1 ile % 50’si arasında değiştiği bilinmektedir. Yurdumuzda her yıl kullanılan azotlu gübre miktarı dikkate alınacak olursa amonyak gazı uçması şeklinde cereyan eden azot kayıplarının çok yüksek olduğu ve bunun ekonomik yönden önemli parasal kayıplara sebep olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim 2005 yılında ülkemizde tüketilen 1 372 500 ton gübre azotu (Kacar ve Katkat 2007) dikkate alınacak olursa ve kayıp oranının iklim ve toprak

76

karakterlerimize göre en az % 20 olduğu kabul edilirse yıllık ortalama amonyak kaybının saf azot olarak 274 500 ton civarında olduğu söylenebilir. Bu kaybın parasal karşılığı dolar bazında yaklaşık olarak 250-300 milyon dolar civarındadır. Ayrıca bu ekonomik kayıplar yanında amonyağın olumsuz çevresel etkileri de oldukça önem taşımaktadır. Tarla ve laboratuar şartlarında yapılan birçok araştırmada azot kaynağının katyon ve anyon etkileri vasıtasıyla NH3-N kaybı oranının etkilendiği, toplam NH3-N kaybı oranının kireçsiz veya asidik topraklarda üreden en yüksek ve NH4 tuzlarından en düşük, fakat kireçli topraklarda amonyum sülfattan en yüksek, üre veya amonyum nitrattan daha düşük olduğu belirlenmiştir (Hargrove ve Kissel, 1979; Keller ve Mengel, 1986; Urban ve ark., 1987). Uygulanan azotlu gübre çeşidine göre NH3-N kaybı da değişmektedir. Amonyumlu gübrelerden NH3-N kaybının yeterince olabilmesi için toprakta % 8-10 kirecin olması yeterlidir. Amonyak azotu kaybında toprağın nem seviyesi önemli olup yüksek nem düzeylerinde gübrelerden meydana gelen NH3-N kaybı da daha fazla olmaktadır. Azotu yıkayacak kadar yağış veya sulama suyu verilmesi ile yıkanan azot karşısında NH3-N kaybı azalmaktadır. Toprak derinliğine uygulanan üreden yüzeye uygulanan üreye göre NH3-N kaybının çok daha az olduğu ortaya konmuştur (Fenn ve Mivamoto 1981). Toprak yüzeyine uygulanan üreye borik asit, fosfat, Mn, Fe ve NBPT (N-(n-butyl) thiophosphoric triamid) karıştırmak NH3-N kayıplarını azaltmıştır. NBPT NH3-N kayıplarını azaltarak gübre azotunun etkinliğini artırıp verimi yükseltmiştir (Buresh ve ark. 1988, Freney ve ark. 1993). Sıcaklık nedeniyle gübre uygulamalarından sonra meydana gelen yüzey toprak kurumaları NH3-N kaybını tetiklemektedir (Cathpoole ve ark. 1983, Harper ve ark, 1983, Beyrouth ve ark. 1988). Kireçli topraklarda yüzeye üre veya inorganik NH4 tuzlarıyla birlikte CaCl2, MgCl2 ve MgSO4 gibi fazla çözünür tuzların uygulanması azotlu gübrelerden meydana gelen NH3-N kayıplarını azaltmıştır (Evangelou 1990). Bu bildiride azotlu gübre çeşitleri, uygulama şekilleri, toprak ve iklim faktörlerinin NH3 gazı uçması şeklindeki azot kayıplarına etkileri ve alınması gerekli önlemler irdelenmiştir. AMONYAK GAZI ŞEKL NDEK KAYIPLARI ETK LEYEN FAKTÖRLER Potasyum ve Na ile doygun toprakların pH’larının daha yüksek olmasından dolayı bu topraklardan meydana gelen NH3 azotu kayıplarının Ca ve Mg ile doymuş topraklara göre daha fazla olduğu bildirilmiştir (Martin ve Chapman 1951). Tınlı tekstüre sahip kireçli ve 8 pH’lı bir toprağa uygun nem şartlarında amonyum sülfat gübresi uygulanmasından hemen sonra NH3-N kaybı meydana gelmesine rağmen, üreden meydana gelen NH3-N kaybının ürenin hidrolizi vasıtasıyla toprakta NH3-N’unun uygun bir seviyeye gelinceye kadar en az birkaç gün geciktiği rapor edilmiştir (Gasser 1964). Laboratuar şartlarında pH’sı 7.6 olan kireçli bir toprak yüzeyine 55 kg N/da dozunda amonyum sülfat, amonyum nitrat ve diğer amonyum tuzları uygulanarak yapılan bir çalışmada 100 saatlik süre sonunda amonyum sülfat ve amonyum nitrattan, uygulanan saf azotun sırasıyla % 55 ve % 18’inin NH3-N şeklinde kayıp olduğu saptanmıştır (Fenn ve Kissel 1973). Düşük kireçli topraklara amonyum nitrat ve amonyum sülfat uygulandığında toprak çözeltisi veya gübre granülü çevresinin pH’sının düşmesine neden olduklarından meydana gelen NH3-N kaybı az olmakta, fazla kireçli topraklarda ise durumun bunun tam tersi olduğu, özellikle (NH4)2SO4’ın hemen CaCO3 ile reaksiyona girmesiyle NH3-

77

N kaybının arttığı, maksimum NH3-N kaybı için toprağın yaklaşık olarak % 8-10 CaCO3’a sahip olması gerektiği bildirilmiştir (Fenn ve Kissel 1975). Toprakta nem kapsamının hava kurusu nem düzeyinde veya % 5 daha altında olduğu durumda bile çok az da olsa amonyum sülfat ve amonyum nitrattan NH3-N kaybının meydana geldiği, ancak maksimum kaybın su ile doygunluk durumu hariç daha yüksek nem seviyelerinde meydana geldiği saptanmıştır (Fenn ve Escarzaga 1976). Farklı nem içeriğine sahip kireçli bir toprağa amonyum sülfat ve amonyum nitrat uygulayarak yapılan bir çalışmada başlangıçta hem fırın kuru hem de ıslak topraklarda amonyum sülfattan meydana gelen NH3-N kaybının amonyum nitrata göre daha yüksek olduğu, her iki toprağa da uygulanan su miktarının artışına bağlı olarak NH3-N kaybının azaldığı, bu azalmanın ise toprağa uygulanan su ile toprak yüzeyinde bulunan NH3-N’unun toprağın derinliklerine yıkanmasından ileri geldiği ifade edilmiştir (Fenn ve Escarzaga 1977). Ürenin toprağın sadece birkaç milimetre derinliğine karıştırılarak uygulanmasıyla adsorbe edilmiş Ca ile üre veya hidroliz ürünlerinin reaksiyona girmesi sebebiyle meydana gelen NH3-N kayıplarının yüzeye uygulanmış üreden meydana gelen NH3-N kayıplarına göre önemli düzeyde daha az olduğu belirlenmiştir (Fenn ve Mivamoto 1981). Toprağı ıslatmak için yeterli fakat üreyi önemli bir derinliğe yıkayamayacak miktarda vuku bulan yağışın (< 15 mm) muhtemelen üre hidroliz oranında bir artış sağlaması nedeniyle NH3-N kaybını artırdığı bulunmuştur (Craig ve Wollum 1982). Toprak yüzeyine uygulanan üreye % 5 oranında karıştırılan borik asidin NH3-N kayıplarını azalttığı saptanmış, bunun nedeninin ise borat anyonunun üreaz enzimi üzerine yaptığı inhibitör etki ve toprak pH’sının düşmesi olduğu rapor edilmiştir (Mulvaney ve Bremner 1981). Yağış veya sulamadan sonra yüksek sıcaklığın etkisiyle toprak yüzeyinin hızla kuruması esnasında azotlu gübrelerden meydana gelen NH3-N kaybının çok fazla olduğu ortaya konmuştur (Cathpoole ve ark. 1983). Üreden meydana gelen NH 3 -N kaybının toprakta yeterli nem bulunması halinde yüksek toprak sıcaklıklarında daha fazla olduğu tespit edilmiştir (Harper ve ark. 1983). Ürenin fosfat anyonu ile karıştırılarak verilmesi halinde düşük miktarda kireç içeren topraklarda fosfat anyonunun NH3-N kaybını azalttığı ve toprağa verilen azotun ortalama olarak % 10-30’unun NH3-N şeklinde kaybolduğu tespit edilmiştir (Stumpe ve ark. 1984). Toprağa verilen üreden NH3 gazı uçması yoluyla azot kayıplarını kontrol eden faktörlerin başında; toprağın su miktarı, üreaz aktivitesi ve toprak pH’sı gelmektedir. Bunlara ilave olarak toprak tekstürü, toprak sıcaklığı, toprak üzerindeki bitki örtüsünün çeşit ve sıklığı, toprağın katyon değişim kapasitesi ve değişebilir katyonların miktarı ile rüzgar hız ve süresi amonyak kayıplarının derecesini etkileyen diğer çevre faktörleridir (Vlek ve ark. 1986). Serbest kireç içerikleri % 0.1’den daha düşük, pH’ları 7 ve 7.6 olan iki topraktan sadece üre verilende (10 kg N/da) 14 gün boyunca kaybolan azot sırasıyla % 25 ve % 39 olurken bu kayıplar üre-Mn, üre-Fe komplekslerinde sırasıyla % 39’luk kayıp için % 24 ve % 15’e düşmüştür (Chien ve ark. 1987). Siltli tın bünyeye sahip, 6.5 pH’lı bir toprağa üre ile birlikte uygulanan saf azotun % 2’si oranında NBPT uygulanarak laboratuar şartlarında yapılan bir araştırmada NBPT’nin üreden meydana gelen NH3-N kaybını kontrole göre ortalama

78

olarak % 61 oranında azalttığı ve aynı zamanda NBPT’nin üreden meydana gelen kayıpları belli bir süre geciktirdiği saptanmıştır. NBPT’nin azaltıcı etkisinin, üreaz enzimi aktivitesini azaltarak ürenin hidroliz oranını düşürmesi ve üre’nin hidroliz olmadan toprağın içine taşınmasının artmasından kaynaklandığı şeklinde ifade edilmiştir (Beyrouth ve ark. 1988). Kontrole (sadece üre uygulaması) kıyasla NBPT’nin bitkinin tane verimi ve tanenin azot kapsamını istatistiki yönden önemli düzeyde artırdığı ve NBPT’nin bu etkisinin NH3-N kayıplarını azaltarak azotun etkinliliğini artırmasından kaynaklandığı rapor edilmiştir (Buresh ve ark. 1988). pH’sı 7.52 olan ve % 10 CaCO3, % 2.3 organik madde ve % 44 kil içeriğine sahip bir toprağa laboratuar şartlarında 1000 mg N/kg dozunu sağlayacak şekilde üre, amonyum sülfat, diamonyum fosfat (DAP) ve ayrıca üre ile birlikte saf azotun 5 ve 10 katı olacak şekilde fosfojips uygulanarak yapılan bir araştırmada, uygulamadan 25 gün sonra üre, amonyum sülfat, diamonyum fosfat gübrelerinden uygulanan azotun toplam olarak sırasıyla % 32.6, % 3.1 ve % 2.3’ünün NH3-N şeklinde kaybolduğu, fosfojipsin üreden meydana gelen NH3-N kaybını % 85 oranında azalttığı, NH3-N kaybı üzerine etkisi bakımından fosfojips dozları arasında hiçbir fark bulunmadığı ve fosfojipsin NH3-N kaybını azaltma nedeninin fosfojipsin toprak çözeltisi veya gübre granülü çevresinin pH’sını düşürerek gübrenin hidrolizi esnasında pH artışını engellemesi olduğu ifade edilmiştir (Bayraklı 1990). Kireçli topraklarda yüzeye üre veya inorganik NH4 tuzlarıyla birlikte CaCl2, MgCl2 ve MgSO4 gibi fazla çözünür tuzların uygulanması Ca ve Mg iyonlarının CO3 iyonlarını çökeltip (NH4)2CO3 oluşumunu önleyerek ve proton vericisi olarak hareket edip NH4’un NH3’a dönüşümünü engelleyerek meydana gelen NH3-N kayıplarını azaltabileceği, fakat CaSO4 gibi çözünürlüğü düşük tuzların tam aksine kayıpları artıracağı belirtilmiştir (Evangelou 1990). Kil içeriği % 63, organik madde içeriği % 3.7 olan bir toprakta test bitkisi olarak çeltik kullanılarak yapılan bir tarla denemesinde saf azotun % 0.5’i oranında NBPT'nin gübreye karıştırılması üreden meydana gelen NH3-N kaybını kontrole (sadece üre muamelesi) göre önemli düzeyde azalttığı saptanmıştır (Freney ve ark. 1993). Toprağın nem içeriği (özellikle toprak yüzeyinin 0-5 cm derinliğinde) hava veya fırın kurusu durumdan tarla kapasitesi civarına doğru arttıkça toprak yüzeyine uygulanan amonyum sülfat ve amonyum nitratın hemen çözünerek, ürenin ise kısa zamanda hidroliz olarak topraktaki NH4-N miktarının artmasının söz konusu olduğu ve bunu takiben başta sıcaklık olmak üzere diğer toprak ve iklim faktörlerinin de etkisiyle evapotransprasyon ile su kaybının artmasıyla NH4-N büyük bir kısmı NH3-N’a dönüşerek azot kaybının arttığı belirlenmiştir (Hargrove 1988). Konya arazi koşullarında 1992-93 yıllarında buğday, arpa ve şeker pancarına uygulanan AS (amonyum sülfat), AN (amonyum nitrat) ve Ü (üre) gübrelerinden meydana gelen NH3-N kayıp oranları, gübrelere karıştırılan çeşitli maddelerin kayıpları önlemedeki etkinlikleri ve ayrıca söz konusu kayıplar ile toprak ve bitkinin bazı özellikleri arasındaki ilişkileri araştıran Bayraklı ve ark. (1995) ve Gezgin ve Bayraklı (1995) NH3-N kayıplarını AS, AN ve Ü için sırasıyla buğday denemesinde % 16.7, % 5.5, % 8.2; arpa denemesinde % 34.9, % 20.9, % 10.5 ve şeker pancarı denemesinde ise % 33.7, % 19.7, % 14.7 olarak belirlemişlerdir. Sulu şartlarda azot kayıpları (AS>AN>Ü; % 34.1>%20.1>%13.3) kuru şartlardakinden daha yüksek olmuştur. Ayrıca iki farklı dozda uygulanan fosfojips ve pirit artığı azot kayıplarını azaltmada etkili olamamışlardır. Bununla beraber uygulanan saf azotun % 0.5’i oranındaki NBPT inhibitörü kullanımı dört tarla denemesinin ortalaması olarak AS, AN ve Ü’den meydana gelen NH3-N kayıplarını sırasıyla % 5.3, % 5.7 ve % 46.2 oranında azaltmıştır.

79

Diğer taraftan toprağın Ca+Mg kapsamı arttıkça AS ve AN’tan kaynaklanan NH3-N kayıpları artmış, Ü’den meydana gelen kayıplar ise azalmıştır. Ayrıca NH3-N kaybının artması bitkinin N alımını azaltmış ve buğday ile arpa tanesindeki protein oranını düşürmüştür. Azotlu gübrelerden NH3 gazı uçması şeklinde meydana gelen azot kayıplarını toprağın nem içeriği ya da yağış miktarı veya uygulanan sulama suyu miktarı önemli derecede etkilemiştir. Öte yandan yapılan denemelerde üreden NH3 gazı uçması şeklinde meydana gelen azot kaybının diğer faktörler yanında özellikle toprağın nem içeriği ve uygulamadan sonra düşük yağış miktarına bağlı olduğu gözlenmiştir. Diğer taraftan arpa ve şeker pancarı denemelerinde üreden NH3-N kaybının AS ve AN gübreleri ile birlikte uygulamadan 2-6 gün sonra meydana gelmeye başlamıştır. Buğday denemesinde ise üreden ilk 20 gün süresince NH3-N kaybı meydana gelmemiştir. Bu olguların nedenleri kısaca, denemede sulama yapılmamasından dolayı NH3-N kaybı ölçüm döneminde genellikle toprağın nem içeriğinin çok düşük olması böylece ürenin hidroliz olma imkanını bulamaması ve/veya gübre uygulanmasından sonra 6., 16. ve 20. günlerde deneme alanına birkaç dakika içerisinde sırasıyla 11.0, 10.8 ve 14.4 mm sağanak şeklinde düşen yağışların üre ve hidroliz ürünlerini toprağın alt katmanlarına yıkaması olabilir. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, ortalama olarak toplam NH3-N kaybı bakımından gübreler buğday denemesinde çoktan aza doğru; AS (% 16.7) > Üre (% 8.2) > AN (% 5.5) sırasını takip ederken sulu şartlarda yürütülen arpa ve şeker pancarı denemelerinde ise; AS (% 34.1) > AN (% 20.1) > Üre (% 13.3) şeklinde sıralanmıştır. Aynı şartlarda topraklara uygulanan azotlu gübrelerden farklı oranlarda NH3-N kaybının meydana gelmesi, gübrelerin topraktaki kimyasal ve biyokimyasal reaksiyonlarına ve özelliklede CaCO3, Ca ve Mg iyonları ile reaksiyona girmeleri sonucu oluşan ürünlerin çözünürlüklerine bağlıdır. Nitekim elde edilen bulgulara göre, en yüksek NH3-N kaybının AS’tan meydana gelmesi, deneme topraklarının yüksek kireç içeriği ve pH’sı ile ilgilidir. Deneme topraklarında AS ile CaCO3 veya Ca ve Mg iyonlarının reaksiyonu sonucu oluşan (NH4)2CO3 ve CaSO4 bileşiklerinden CaSO4’ın çökelmesiyle gübre granülü çevresi ve/veya toprak çözeltisi pH’sının tedrici olarak yükselmesi, böylece amonyum karbonat tuzunun hidrolizinin ve amonyum iyonunun NH3 dönüşme oranının artmasıyla ilgilidir. AN’tan meydana gelen NH3-N kaybının AS’a göre daha düşük oranlarda bulunması meydana gelen Ca(NO3)2’ın çözünürlüğünün CaSO4’a göre çok daha yüksek olması, böylece çökelmeyen kalsiyum nitrat nedeniyle gübre granülü çevresi veya toprak çözeltisi pH’sında önemli bir değişiklik ortaya çıkarmamasından kaynaklanmaktadır (Bayraklı ve ark. 1995; Gezgin ve Bayraklı,1995). Genel olarak en düşük NH3-N kaybının üreden meydana gelmesi; bazı araştırıcıların da (Hargrove 1988, Gould ve ark., 1986) belirttiği gibi, üre hidrolizinin ilk ürünü olan (NH4)2CO3 kireçli topraklarda Ca iyonu ile tepkimeye girmesiyle karbonat iyonunun çözünürlüğü düşük karbonat tuzları (CaCO3) şeklinde çökelmesi söz konusudur. Böylece ortam pH’sında muhtemel artışı durdurmasıyla amonyumun amonyağa dönüşme oranı düşmektedir (Bayraklı ve ark. 1995; Bayraklı ve Gezgin, 1996). NH3-N kayıplarını önlemek amacıyla gübrelerle birlikte ikişer farklı dozda uygulanan katkı maddelerinin (fosfojips, NBPT ve pirit) etkileri, gübre çeşidine de bağlı olarak, birbirinden farklı olmuştur. Bayraklı (1990) ve Liang ve ark. (1995) tarafından bildirildiğine göre kuvvetli derecede asidik reaksiyona ve fazla miktarda çeşitli katyon (Ca, Mg, Fe, Mn, Cu, Zn) ve anyonlara (borat, sülfat, fosfat, klor) sahip pirit ve fosfojipsin gübre granülü çevresi veya toprak çözeltisine asitlik sağlayarak AS ve AN’tan meydana gelen NH3-N kaybını azaltması ve ayrıca Ca , Mg , Fe, Mn, sülfat, borat ve fosfat iyonlarını, sağlayarak üreden meydana gelen NH3-N kaybını etkili bir şekilde azaltması beklenmiştir. Ancak pirit ve fosfojipsin toprağa kazandırdığı asitliğin kireçli deneme topraklarında nötralize olması ve değişebilir Ca+Mg miktarı oldukça yüksek olan deneme topraklarına daha da fazla Ca, Mg gibi katyonları

80

kazandırmasından dolayı AS ve AN’tan meydana gelen NH3-N kayıplarını azaltmada etkili olamadıkları gibi bazı hallerde de amonyak kayıplarının artmasına neden olmuşlardır. AS ve AN’tan meydana gelen NH3-N kayıpları üzerine bir üreaz enzimi inhibitörü olan NBPT’nin etkisi kayıpları artırıcı veya azaltıcı yönde kesin bir karara varmayı mümkün kılacak şekilde ayırımlı olmamıştır. Uygulanan saf azotun % 0.25 (NBPT-1) ve % 0.5 (NBPT-2) oranlarında üre gübresine karıştırılan NBPT kontrole göre toplam NH3-N kaybını önemli derecede azaltmıştır. Dört denemede NBPT-1 ve NBPT-2 uygulamaları amonyak kayıplarını sırasıyla; % 6.5-52.8 ve % 38.7-63.4 arasında değişen oranlarda (sırasıyla ortalama % 14.6 ve % 46.6) azaltmıştır. Diğer taraftan NBPT’nin NH3-N kaybını başlangıçta daha fazla etkilediği ve bu etkinin zamanla azalarak bir süre sonra da tamamen kaybolduğu görülmüştür. Bu sonuçlar toprakta üreaz enzim aktivitesinin NBPT tarafından inhibe edildiğini, bu etkinin NBPT oranına bağlı olduğunu ve zamanla NBPT’nin inhibitör etkisinin ortadan kalktığını göstermektedir (Bayraklı ve ark. 1995; Gezgin ve Bayraklı,1995). ÖNER LER Azotlu gübreler içerisinde ister kuru şartlarda, isterse sulu şartlarda olsun en yüksek amonyak kaybı amonyum sülfat gübresinden olmaktadır. Bu bakımdan özellikle kireçli topraklarda bu gübre yerine kükürtlü üre ve/veya üre ile nitratlı azotlu gübreler tercih edilmelidir. Toprak yüzeyine serpilerek verilen azotlu gübrelerden amonyak kayıplarını önlemek için, gübreler kuru toprak yüzeyine tercihen yağış ve sulama öncesi verilmeli böylece toprağın belirli derinliğine yıkanması sağlanmalı veya imkân varsa toprakla karıştırılmalıdır. Üre gübresi amonyak kayıplarını önlemede etkili olan örneğin NBPT gibi üreaz inhibitörleri ile fabrikasyon sırasında karıştırılarak piyasaya sunulmalı ve toprağa bu şekilde verilmelidir. KAYNAKLAR Bayraklı F., 1990. Ammonia Volatilization Losses from Different Fertilizers and Effect of Several Urease Inhibitors, CaCl2 and Phosphogypsum on Losses from Urea. Fert. Res., 23: 147-150. Bayraklı, F., Gezgin, S., Polat, H., Uyanöz, Ş., Özaytekin, H. ve Zengin, M., 1995. Azotlu Gübrelerden Amonyak Gazı Uçması Şeklinde Cereyan Eden Azot Kayıplarının Belirlenmesi ve Bu Kayıpların Önlenmesi çin Alınması Gereken Tedbirler Üzerinde Bir Araştırma. TÜB TAK Proje No: 899, Ankara. Bayraklı,F., Gezgin, S., 1996. Controlling Ammonia Volatilization From Urea Surface Applied to Sugar Beet on a Calcareous Soil. Commun. Soil Sci. Plant Analy. 27 (9-10): 2443-2451. Beyrouth, C.A., Sommers, L.E. and Nelson, D.W., 1988. Ammonia Volatilization from Surface-Applied Urea as Affected by Several Phosphoramide Compounds. Soil Sci. Soc. Am. J., 52: 1173-1178. Buresh, R.J., De Datta, S.K., Padilla, J.L. and Samson, M.I., 1988. Field Evaluation of Two Urease Inhibitors with Transplanted Lowland Rice, Agron. J., 80: 763-768.

81

Catchpoole, V.R., Oxenham, D.J. and Harper, L.A., 1983. Transformation and Recovery of Urea Applied to Grass Pasture in Southeastern Queerfsland. Aust. J. Exp. Agric. Anim. Husb., 23: 80-86. Chien, S.H., Christianson, C.B., Lupin, M.S. and Peters, G.E., 1987. Compaction of Metal Salt-Urea Complexes with Triple Super Phosphate. Fert. Res., 14: 181191. Craigi, J.R. and Wollum, W.G.I., 1982. Ammonia Volatilization and Soil Nitrogen Changes After Urea and Ammonium Nitrate Fertilization of Pinus taeda L. Soil Sci. Soc. Am. J., 46: 409-414. Evangelou, V.P., 1990. Regulation Mechanisms and Field Implications of Ammonia Bonding with Various Crystalline Salts. Soil Sci. Soc. Am. J., 54: 394-398. Fenn, L.B. and Kissel, D.E., 1973. Ammonia Volatilization from Surface Applications of Ammonium Compounds on Calcareous Soils. I: General Theory. Soil Sci. Soc. Am. Proc, 37: 855-859. Fenn, L.B. and Kissel, D.E., 1975. Ammonia Volatilization from Surface Applications of Ammonium Compounds on Calcareous Soils. IV: Effect of Calcium Carbonate Content. Soil Sci. Soc. Am. Proc., 39: 631-633. Fenn, L.B. and Escarzaga, R., 1976. Ammonia Volatilization from Surface Application of Ammonium Compounds on Calcareous Soils: V. SoiI Water Content and Method of Nitrogen Application. Soil Sci. Soc. Am. Proc., 40: 537-541. Fenn, L.B. and Escarzaga, R., 1977. Ammonia Volatilization from Surface Application of Ammonium Compounds on Calcareous Soils: VI. Effects of Initial Soil Water Content and Quantity of Applied Water. Soil Sci. Soc. Am. J., 41: 358363. Fenn, L.B. and Miyamoto S., 1981. Ammonia Loss and Associated Reactions of Urea in Calcareous Soils. Soil Sci. Soc. Am. J., 45: 537-540. Freney J.R., Keerthisinghe, D.G., Chaivvanakupt, P. and Phongpan, S., 1993. Use of URease Inhibitors to Reduce Ammonia Loss Following Application of Urea to Flooded Rice Fields. Plant and Soil. 155/156: 371-373. Gasser, J.K.R., 1964. Some Factors Affecting Losses of Ammonia from Urea and Ammonium Sulphate Applied to Soils. J. Soil Sci., 15: 258-271. Gezgin, S., Bayraklı, F., 1995. Ammonia Volatilization From Ammonium Sulphate, Ammonium Nitrate, and Urea Surface Applied to Winter Wheat on a Calcareous Soil. J. Plant Nutrition, 18(11):2483-2494. Gould, W.D., Hagedorn, C. and McCready, R.G.L., 1986. Urea Transformations and Fertilizer Effıciency in Soil. Advances Agr., 40: 209-238. Hargrove, W.L., 1988. Evaluation of Ammonia Volatilization in the Field. J. Prod. Agric., 1: 104-111. Harper, L.A., Çatchepoole, V.R., Davis, R. and Weir, K.L., 1983. Ammonia Volatilization: Soil, Plant and Microclimate Effects on Diurnal and Seasonal Fluctuations. Agron. J., 75: 212-218. Kacar, B. ve Katkat, A.V., 2007. Gübreler ve Gübreleme Tekniği. Genişletilmiş ve Güncellenmiş 2. Baskı. Nobel Yay. No: 1119, ISBN 978-9944-77-159-7, Ankara.

82

Keller, G.D. and Mengel, D.B., 1986. Ammonia Volatilization from Nitrogen Fertilizers Surface Applied to No-Till Corn. Soil Sci. Soc. Am. J., 50: 1060-1063. Liang, J., Karamanos, R.E. and Moir, M.E., 1995. The Influence of Brine Contamination and Phosphogypsum Amendments on Soil Chemical Properties and Plant Response. Commun. Soil Sci. Plant Anal., 26: 1033-1057. Martin, J.P. and Chapman, H.D., 1951. Volatilizations of Ammonia from Surface Fertilized Soils. Soil Sci., 71: 25-34. McInnes, K.J., Ferguson, R.B., Kissel, D.E. and Kanemasu, E.T., 1986b. Ammonia Loss from Applications of Urea-Ammonium Nitrate Solution to Straw Residue. Soil Sci. Soc. Am. J., 50: 969-974. Mulvaney, R.L. and Bremner, J.M., 1981. Control of Urea Transformation in Soils. Soil Biochem., 5: 153-196. Stumpe, J.M., Vlek, P.L.G. and Lindsay, W.L., 1984. Ammonia Volatilization from Urea and Urea Phosphates in Calcareous Soils. Soil Sci. Soc. Am. J., 48: 921926. Urban, W.J., Hargrove, W.L., Bock, B.R., Raunikar, R.A., 1987. Evaluation of UreaUrea Phosphate as a Nitrogen Source for No-Tillage Production. Soil Sci. Soc. Am. J., 51: 242-246. Vlek, P.L.G. and Byrnes, B.H., 1986. The Efficacy and Loss of Fertilizer N in Lowland Rice. Fert. Res., 9: 131-147.

83

B TK LER N AZOT KULLANMA ETK NL Ğ N ARTIRMADA MEVS M Ç AZOTLU GÜBRE YÖNET M N N ÖNEM Cemal ÇEK Ç1* Erdinç SAVAŞLI1 2 Fatma GÖKMEN Nesim DURSUN2
1

Oğuz ÖNDER1 Sait GEZG N2

Ramis DAYIOĞLU1 H. Müfit KALAYCI1

Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Eskişehir. *cemcekic@hotmail.com 2 Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü, Konya. ÖZET

Buğday bitkisinin azotlu gübre ihtiyacının mevsim ve uygulama koşullarına bağlı olarak verim düzeyleri ve toprağın azot birikimi tarafından belirlendiği bilinmektedir. Yıllar ve yerler arasındaki dalgalanmaların neden olduğu azot gereksinimi farklılıklarına karşı önlem olarak geliştirilen Mevsim çi Azotlu Gübre Yönetim Sistemleri giderek yaygınlaşmaktadır. Ancak bu konuda tavsiyelere öncelik olarak kalibrasyon çalışmalarının yapılması gerekmektedir. 2006-2007 ekim yılında Eskişehir’deki Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü arazisinde gerçekleştirilen bu çalışmada, sulanır koşullarda Konya2002 ve Bezostaya1 çeşitlerinin azotlu gübrelemeye verdikleri karşılıklar mevsim içi spektral yansıma okumalarından hesaplanan vejetasyon indeksleri ve Mevsim çi Verim Tahmini yöntemiyle belirlenmeye çalışılmıştır. Tesadüf Bloklarında Faktöriyel deneme deseninde ve 4 tekerrürlü olarak yürütülen denemede 0, 5, 10, 15 ve 20 kg N/da seviyeleri karşılaştırılmıştır. Zadoks 24 (kardeşlenme), Zadoks 30 (sapa kalkma başlangıcı) ve Zadoks 31 ( sapa kalkma 1 boğumlu dönem) olmak üzere 3 dönemde alınan NDVI indeks değerlerinden hesaplanan vejetasyon indeksine dayalı Karşılık ndeksi değerlerinin, hasatta verim açısından elde olunan gerçek karşılık indeksleriyle arasındaki korelasyon çalışması, Zadoks 30 ve 31 dönemlerinde yapılan okumaların verim değerleriyle daha yüksek korelasyon katsayıları verdiğini, ancak Zadoks 24 okumalarının da istatistiksel önemli korelasyon verdiğini göstermiştir. Daha yüksek verim potansiyeline sahip olan Konya2002 bekleneceği üzere daha yüksek azot seviyelerine karşılık verirken, Bezostaya1 çeşidinin vejetasyon indeks değerleri hasat sonu verim değerleriyle daha uyumlu bulunmuştur. Bir TUB TAK projesi kapsamında sürdürülen denemelerin ön çalışması niteliğindeki bu araştırma, Mevsim çi Azotlu Gübre Yönetim Sistemlerinin ülkemizde de yeterli çalışma yapılıp güvenilir kalibrasyon denklemleri elde olunması koşuluyla kullanılabilir olduğuna dair umut vermiştir. Anahtar Kelimeler: Buğday, mevsim içi azotlu gübre yönetim sistemi, spektral yansıma, NDVI, karşılık indeksi. IMPORTANT OF IN-SEASON NITROGENOUS FERTILIZER MANAGEMENT IN THE INCREASING OF NITROGEN USE ACTIVITY OF THE PLANTS ABSTRACT It is known that nitrogen fertilizer requirement of wheat plant is determined by soil nitrogen supply and yield levels depending on environmental conditions and cultural practices applied. In-season nitrogen fertilizer management systems, which have been developed against differences in nitrogen requirement among years and locations, have gained popularity in recent years. This system requires establishment of calibration equations prior to recommendations. This study was conducted at Anatolian Agricultural Research Institute in Eskisehir, in 2006-2007 growing season. In the study, responses of Bezostaya1 and Konya2002 bread wheat cultivars to nitrogen fertilization under irrigated conditions were compared with vegetation indices based on spectral reflection and In- Season Estimated Yield values calculated from these indices. The

84

experimental layout was a 2 factor factorial in randomized complete block design with 4 replications. 0, 5, 10, 15 and 20 kg N/da nitrogen rates were used. Vegetation indices (NDVI) were obtained at growth stages Zadoks 24 (tillering), Zadoks 30 (pseudo stem elongation) and Zadoks 31 (stem elongation). The corelation study among these indices and actual yield responses revealed higher corelation coefficients among NDVI response index values and response indeks at harvest when NDVI indices were obtained at stem elongation than at tillering. Konya2002, a higher yielding newer cultivar, showed higher response to nitrogen fertilization but yield responses of Bezostaya1 was in greater accordance with in-season estimations. This was a preliminary study of a TUB TAK funded project and it gave promising results showing that this new system can be adapted in the region after reliable calibration equations are developed in time. Key Words: Wheat, in-season nitrogen fertilizer management system, reflection, NDVI, response index. GRŞ Buğday tarımında çeşitlerin kendi beklenen tane verimi ve protein değerlerini verebilmeleri ancak uygun bir azotlu gübrelemeyle mümkün olabilmektedir. 2030’a kadar kişi başına üretimin aynı düzeyi muhafaza edebilmesi için kimyasal gübre olarak azot kullanımının da muhtemelen ikiye katlanacağı (Gilland 1993), ancak ekolojik ve ekonomik sorunlar nedeniyle dünya genelinde ekstansif tarım uygulamalarının benimsenme oranının artabileceği ve bunun da azotlu gübre kullanımını azaltma ihtimali olduğu (Le Couis ve ark. 2000) konuyla ilgili literatür bildirileri arasındadır. Smil (1997) azotlu gübre kullanımını azaltabilmenin ancak daha uygun gübreleme yöntemleri bularak etkinliği arttırmakla mümkün olabileceğini ifade etmektedir. Raun ve Johnson (1999) tarafından ve FAO istatistikleriyle değişik araştırma sonuçlarından hesaplanan verilere göre yapılan bir değerlendirmede, 1996 yılında dünya gübre azotu kullanımının 82,906,340 ton olduğu (FAO 1996), bunun % 60’ından fazlası anlamına gelen 49,743,804 tonunun tahıl üretiminde kullanıldığı (FAO 1995) ve bu toplamın 16,572,232 tonunun hasat edilen tanelerde bulunduğu ve bunun da % 33 AKE anlamına geldiği ifade edilmiştir. Bu rakamlar aynı esaslara göre, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için ayrı ayrı hesaplandığında, AKE değerlerinin sırasıyla % 42 ve % 29 olduğu görülmüştür. Azotlu gübrelerden kayıpları en aza indirmenin yolları arasında, gübre dozlarının bitki ihtiyacına göre belirlenebilmesi için toprak ve bitki analizlerine başvurulması, yıllık yağış miktar ve dağılımına uygun bir gübreleme stratejisinin benimsenmesi, bölünmüş uygulamaların tercih edilmesi, gübrenin yüzeye bırakılmayıp, mümkün olan her durumda toprak altına getirilmesi sayılabilir (Mosier ve ark. 1996). Westfall ve ark. (1996) toprak analizleriyle birlikte, hedeflenen verim düzeyleri ve üreticinin geçmiş deneyimlerinin birlikte kullanılması halinde en uygun tavsiye düzeylerine ulaşılacağını belirtmektedir. Bölgemizde olduğu gibi, dünyanın benzer ekolojilerinde de sezon başındaki tahminlere dayalı tavsiyelerin her zaman tutmaması, bunların sezonun gidişine göre yıl içinde modifiye edilebilmeleri ihtiyacını doğurmuş ve Mevsim çi (In-Season) azotlu gübre yönetim sistemleri geliştirilmeye başlanmıştır. Bu bağlamda, bitkilerin her hangi bir andaki azot beslenme durumlarının optik sensörlerle tespit edilebileceği ve gübre uygulamalarının da buna göre yapılabileceği fikri ortaya atılmış ve çalışmalar yapılmaya başlanmıştır (Raun ve ark. 2002, Cassman ve ark. 2002, Mullen ve ark. 2003). Bitkilerin, spektrumun kırmızı ve near-infrared bölgelerinde (farklı nanometre okumalarında) verdikleri yansıma değerleri karşılaştırılarak gelişme durumunu gösteren vejetasyon indeksleri elde etmeye dayanan bu yöntemde, en yaygın kullanılan vejetasyon indeksi kavramları NDVI (Normalized Difference Vegetation Index) ve SR spectral

85

(Simple Ratio) olmaktadır (Aparicio ve ark. 2002). Esas itibariyle toplam kuru madde ve yaprak alan indeksiyle alakalı olduğundan, dolaylı olarak fotosentetik kapasite ve verim tahminlerinde kullanılan bu indeksler buğday verim tahminleri için de kullanılmaktadır (Pinter ve ark. 1981, Aparicio ve ark. 2000). Bu indekslerin hesaplanmasında genellikle SR = (Rkırmızı/Rnır) ve NDVI = (Rnır - Rkırmızı)/( Rnır + Rkırmızı) formülleri kullanılmakta, bu formüllerdeki R harfi Yansıma (Reflectance) değerlerini göstermektedir (Penuelas ve ark. 1993). NDVI okumalarının değerlendirilmelerinde ise RI (Response Index = Karşılık ndeksi) (Mullen ve ark. 2003) ve INSEY (In Season Estimated Yield = Mevsim çi Verim Tahmini) (Raun ve ark. 2002) kavramlarından yararlanılmaktadır. Buna göre, kalibrasyon çalışmalarında maksimum NDVI değerini veren parsellerin NDVI değeri, gübrelenmemiş kontrol parsellerinin NDVI değerlerine bölünerek elde olunan RI(NDVI) değerleri, hasatta elde olunan maksimum verimin kontrol parsellerinden elde olunan verime bölünmesiyle bulunan RI(HASAT) (Johnson ve ark. 2000) değeriyle karşılaştırılmakta ve yapılan korelasyon analizi sonucunda, RI(HASAT) değeriyle en yüksek R2 değerini veren RI(NDVI) değeri hangi dönem okumalarından elde olunmuşsa, daha sonra çiftçi tarlalarında yapılacak tavsiyeye yönelik çalışmalarda o dönemde okuma yapılmaktadır. Ancak okumanın ve dolayısıyla tavsiyenin yapılacağı dönemin, özellikle kuru koşullarda, çiftçinin tarlaya girebileceği son dönemden daha geç olmaması da sistemin pratikte yaygınlaştırılabilmesi bakımından esastır. Örneğin, Oklahoma’da yapılan çalışmada Feekes ıskalasına (Large 1954) göre 5 (sapa kalkma başlangıcı), 9 (sapa kalkma sonu) ve 10.5 (çiçeklenme) dönemlerinde elde olunan okuma değerlerinden benzer etkinlikte sonuç alınmış olmakla birlikte (Mullen ve ark. 2003), geniş çiftçi tarlası uygulamalarında diğerleriyle aynı etkinlikte bulunan Feekes 5 döneminde, yani sapa kalkma başlangıcında yapılan okumalara göre tavsiyeler yönlendirilmektedir. INSEY değeri ise, NDVI değerinin, ekimden okumanın yapıldığı güne kadar geçen günler içinde ortalama sıcaklığın 4.4 oC’nin üzerinde olduğu gün sayısına bölünmesiyle bulunmaktadır (Raun ve ark. 2002). Daha sonra, parsellerin NDVI okumalarından hesaplanan INSEY değerlerinin bağımsız değişken (x), aynı parsellerden elde olunan dane verimlerinin ise bağımlı değişken (y) olarak alındığı regresyon analizi sonucunda elde olunan denklemler, çiftçi tarlalarındaki uygulamaları yönlendiren kalibrasyon denklemleri olarak kullanılmaktadır. MATERYAL VE METOD 2006-2007 ekim yılında Eskişehir’deki Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü arazisinde gerçekleştirilen bu çalışmada, sulanır koşullarda Konya2002 ve Bezostaya1 kırmızı sert buğday çeşitlerinin azotlu gübrelemeye verdikleri karşılıklar mevsim içi spektral yansıma okumalarından hesaplanan vejetasyon indeksleri ve Mevsim çi Verim Tahmini yöntemiyle belirlenmeye çalışılmıştır. Tesadüf Bloklarında Faktöriyel deneme deseninde ve 4 tekerrürlü olarak yürütülen denemede 0, 5, 10, 15 ve 20 kg N/da seviyeleri karşılaştırılmıştır. Deneme ekim anında bir kez çıkış suyu verildikten sonra, sapa kalkma ve başaklanma devresinde olmak üzere iki kez sulanmıştır. Azotlu gübrenin tamamı, çalışmanın gereği olarak, ekimle birlikte verilmiştir. NDVI değerleri, Oklahoma Eyalet Üniversitesi tarafından geliştirilen Green Seeker cihazıyla okunmuştur. Zadoks 24 (kardeşlenme), Zadoks 30 (sapa kalkma başlangıcı) ve Zadoks 31 ( sapa kalkma 1 boğumlu dönem) olmak üzere 3 dönemde alınan NDVI indeks değerlerinden hesaplanan vejetasyon indeksine dayalı Karşılık ndeksi değerlerinin, hasatta verim açısından elde olunan gerçek karşılık indeksleriyle arasında korelasyon çalışması yapılmış, ve okuma tarihleri için hesaplanan INSEY değerleriyle hasatta elde olunan gerçek verim değerleri arasındaki ilişkiden regresyon analizi sonucu kalibrasyon denklemleri hesaplanmıştır.

86

ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Dane Verimi: Denemede elde olunan verim sonuçları Çizelge 1 ve Şekil 1’de verilmiştir. Çizelge ve şekilden görüleceği üzere, Konya2002 çeşidi Bezostaya1’e oranla hem daha yüksek dane verimi, hem de azotlu gübrelemeye daha yüksek düzeyde karşılık vermiştir. Denemenin yürütüldüğü yıllarda, özellikle geç dönemlerdeki kuraklık ve sıcaklık baskısı nedeniyle, 2 kez sulanmış olmasına rağmen denemeden elde olunan verimler, daha çok çiftçiler tarafından elde olunan kısıtlı sulama koşullarına özgü verim düzeylerini yansıtmaktadır. Ancak bu denemenin amacı, optimum gübre düzeylerini tespit etmek değil, hasatta alınan verim karşılıklarının mevsim içi spektral yansıma okumaları ve bunlardan elde olunan vejetasyon indeksi değerleriyle hangi ölçüde uyumlu olduğunu belirlemektir. Bu nedenle, kardeşlenme (Zadoks 24), sapa kalkma başlangıcı (Zadoks 30) ve sapa kalkma 1 boğumlu dönemde (Zadoks 31) elde olunan NDVI değerleri Çizelge 2’de verilmiştir. Çizelge 1. Bezostaya1 ve Konya2002 buğday çeşitlerinin farklı azotlu gübre uygulamalarında verdikleri dane verimleri
AZOT DOZU (kg N/da) 0 5 10 15 20 DANE VER M (kg/da) BEZOSTAYA1 KONYA2002 184 272 310 389 299 411 317 473 312 426

500 Konya2002 Dane Verimi (kg/da) 400

300 Bezostaya1 200 0 5 10 Azot dozu (kg N/da) 15 20

Şekil 1. Bezostaya1 ve Konya2002 buğday çeşitlerinin farklı azotlu gübre uygulamalarında verdikleri dane verimleri Çizelge 2’de görüldüğü gibi, Zadoks 24 ve 30 dönemlerinde küçük farkla da olsa Konya2002 daha yüksek NDVI değerleri verirken, Zadoks 31 döneminde Bezostaya1 üstün duruma geçmiştir. Bunda temel neden, kardeşlenme ve öncesindeki erken dönem okumalarında daha çok biyolojik kütleden etkilenen NDVI değerlerinin, sapa kalkmayla birlikte çeşitlerin tarla yüzeyini kapatma yönünden farklılıkları azalınca, yaprak klorofil kapsamlarından da etkilenmesidir. Nitekim Konya2002’ye oranla daha düşük kardeşlenme özelliğine sahip olan Bezostaya1 bu nedenle erken dönemde daha

87

düşük NDVI değeri verirken, mevsim ilerledikçe koyu yaprak rengi ve yüksek klorofil oranları nedeniyle farkı kapatmış ve öne geçmiştir. Çizelge 2. Bezostaya1 ve Konya2002 buğday çeşitlerinin farklı azotlu gübre uygulamalarında, Zadoks 24, 30 ve 31 dönemlerinde verdikleri NDVI değerleri.
AZOT DOZU ZADOKS 24 (kg N/da) Bezostaya-1 Konya 2002 0.244 0.290 0 0.303 0.347 5 0.320 0.406 10 0.333 0.377 15 0.348 0.420 20 NDVI DEĞERLER ZADOKS 30 Bezostaya-1 0.448 0.641 0.733 0.792 0.772 Konya-2002 0.484 0.665 0.719 0.738 0.809 ZADOKS 31 Bezostaya-1 Konya-2002 0.424 0.444 0.684 0.658 0.769 0.706 0.842 0.757 0.837 0.820

Yukarıda bu bilgiler verilmiş olmakla birlikte, bu denemenin asıl amacı çeşitler arası farklılıkları belirlemek değil, azotlu gübrelemenin etkilerini irdelemektir. Yine Çizelge 2 incelendiğinde, daha kardeşlenme döneminden başlayarak azotlu gübrelemenin NDVI değerlerini yükseltici etkisi görülmektedir. Bu değerler kullanılmak suretiyle mevsim içi verim tahmini yapabilmek için, NDVI değerlerinin, ekim gününden okumanın yapıldığı güne kadar geçen ve ortalama sıcaklığı referans düzeyin (bizim çalışmamızda 4,4 oC) üzerinde seyreden gün sayısına bölünmesiyle elde olunan Mevsim çi Verim Tahmini (INSEY) değerleri Çizelge 3’te verilmiştir. Çizelge 3. Bezostaya1 ve Konya2002 buğday çeşitlerinin farklı azotlu gübre uygulamalarında, Zadoks 24, 30 ve 31 dönemlerinde verdikleri NDVI değerlerinden hesaplanan INSEY değerleri
AZOT DOZU ZADOKS 24 (kg N/da) Bezostaya-1 Konya 2002 0.00469 0.00558 0 0.00583 0.00667 5 0.00616 0.00780 10 0.00640 0.00726 15 0.00669 0.00807 20 INSEY DEĞERLER ZADOKS 30 Bezostaya-1 0.00649 0.00928 0.01063 0.01148 0.01119 Konya-2002 0.00701 0.00963 0.01041 0.01070 0.01173 ZADOKS 31 Bezostaya-1 Konya-2002 0.00558 0.00584 0.00899 0.00866 0.01012 0.00929 0.01108 0.00996 0.01101 0.01079

Çizelge 3’te görülen INSEY değerlerinin bağımsız değişken, hasatta elde olunan gerçek dane verimlerininse bağımlı değişken olarak kullanılmasıyla gerçekleştirilen regresyon analizi sonucunda elde olunan kalibrasyon doğru ve denklemleri, Zadoks 24, 30 ve 31 dönemleri için sırasıyla Şekil 2-4’te verilmiştir. Görüldüğü gibi, her 3 okuma döneminde de ve her 2 çeşit için de INSEY – VER M ilişkisi doğrusal ilişki göstermiştir. Benzer çalışmaların yapıldığı Oklahoma ve Meksika’daki CIMMYT çalışmalarında genellikle üslü transformasyon denklemi veren bu ilişkinin yapılan çalışmada doğrusal olarak çıkması bizdeki durumun farklı olabileceğine işaret etmektedir. Bu konu projede ön görülen çalışmaların tamamlanmasından sonra netlik kazanacaktır.

88

500 450 Dane Verimi (kg/da) 400 350 300 250 200 150 0,004 Konya2002

ZADOKS 24

Bezostaya1

0,005

0,006

0,007

0,008

0,009

INSEY

Bezostaya1: VERIM = -117,8373 + 67577,562 INSEY (R2 = 0,850*) Konya2002: VERIM = -41,57189 + 61550,84 INSEY (R2 = 0,666 öd)

Şekil 2. Bezostaya1 ve Konya2002 buğday çeşitlerinin Zadoks 24 (kardeşlenme) döneminde elde olunan mevsim içi verim tahminleri ile hasatta elde olunan gerçek verimleri arasındaki ilişkiyi gösteren kalibrasyon doğru ve denklemleri

500 450 Dane Verimi (kg/da) 400 350 300 250 200 Konya2002

ZADOKS 30

Bezostaya1 0,008 0,009 INSEY 0,01 0,011 0,012

150 0,006 0,007

Bezostaya1: VERIM = 33,305244 + 25583,242 INSEY (R2 = 0,845*) Konya2002: VERIM = 15,717473 + 38227,658INSEY (R2 = 0,826*)

Şekil 3. Bezostaya1 ve Konya2002 buğday çeşitlerinin Zadoks 30 (sapa kalkma başlangıcı) döneminde elde olunan mevsim içi verim tahminleri ile hasatta elde olunan gerçek verimleri arasındaki ilişkiyi gösteren kalibrasyon doğru ve denklemleri Kalibrasyon çalışmalarında bu şekilde elde olunan kalibrasyon denklemlerinden hangisinin çiftçiye yönelik tavsiyelerde kullanılacağı üzerinde etkili olan 3 unsur belirtilmektedir: - Okumalardan elde olunan NDVI değerleri kullanılarak ve değişik azot seviyelerinde elde olunan NDVI değerleri, aynı tarihte kontrol parsellerinde okunan NDVI değerlerine bölünerek elde olunan NDVI Karşılık ndeksi değerleriyle, hasatta değişik azot uygulamalarından elde olunan verimler kontrol parsel verimlerine bölünerek bulunan Verim Karşılık ndeksi değerleri arasında istatistiksel önemli korelasyon bulunması (Johnson ve ark. 2000),

89

500 450 Dane Verimi (kg/da) 400 350 300 250 200 Konya2002

ZADOKS 31

Bezostaya1

150 0,005 0,006 0,007 0,008 0,009 0,01 0,011 0,012 INSEY

Bezostaya1: VERIM = 65,253772 + 23416,093 INSEY (R2 = 0,882*) Konya2002: VERIM = 66,149339 + 36812,603 INSEY (R2 = 0,863*)

Şekil 4. Bezostaya1 ve Konya2002 buğday çeşitlerinin Zadoks 31 (sapa kalkma 1 boğumlu devre) döneminde elde olunan mevsim içi verim tahminleri ile hasatta elde olunan gerçek verimleri arasındaki ilişkiyi gösteren kalibrasyon doğru ve denklemleri Okumanın ve dolayısıyla çiftçiye gübre tavsiyesinin yapılacağı tarihin çiftçi açısından tarlaya girilebilecek bir dönem olması (Mullen ve ark. 2003), Azotlu gübre uygulamasının bitki gelişmesi üzerine en çok etkili olabileceği bir dönemin seçilmesi.

Yukarıdaki açıklamalarla bağlantılı olarak, değişik okuma dönemlerinde elde olunan NDVI değerlerinden hesap olunan Karşılık ndeksi değerleriyle, hasatta elde olunan verim açısından Karşılık ndeksi değerleri Çizelge 4’te verilmiştir. Çizelge 4: Bezostaya1 ve Konya2002 buğday çeşitlerinin farklı azotlu gübre uygulamalarında, Zadoks 24, 30 ve 31 dönemlerinde verdikleri NDVI değerlerinden hesaplanan Karşılık ndeksi değerleriyle, hasatta elde olunan verim açısından Karşılık ndeksi değerleri.
NDVI KARŞILIK NDEKSLER AZOT DOZU (kg N/da) Bezostaya1 0 5 10 15 20 Konya2002 0 5 10 15 20 ZADOKS 24 1.00 1.25 1.32 1.37 1.42 1.00 1.20 1.41 1.31 1.45 ZADOKS 30 1.00 1.50 1.71 1.84 1.80 1.00 1.43 1.57 1.62 1.76 ZADOKS 31 1.00 1.68 1.88 2.07 2.06 1.00 1.52 1.65 1.77 1.92 KARŞILIK NDEKS (DANE VER M ) 1.00 1.71 1.65 1.74 1.73 1.00 1.47 1.53 1.75 1.62

Çizelge 4’te görüldüğü gibi, NDVI değerlerinden hesaplanan karşılık indeksi değerleri, beklendiği üzere, kardeşlenme döneminde en küçük olurken, mevsim

90

ilerledikçe artmış ve Zadoks 31’de en yüksek düzeyine ulaşmıştır. Ancak verim açısından alınan Karşılık ndeksi değerleriyle karşılaştırıldığında, Zadoks 31’deki bu yüksek düzeydeki karşılığın verime aynen yansımadığı, verim açısından karşılık indeksi değerlerinin Zadoks 30’da elde olunan NDVI karşılık indeksi değerlerine daha yakın olduğu görülmektedir. Çizelge 5. Bezostaya1 ve Konya2002 buğday çeşitlerinin farklı azotlu gübre uygulamalarında, Zadoks 24, 30 ve 31 dönemlerinde verdikleri NDVI değerlerinden hesaplanan Karşılık ndeksi değerleriyle, hasatta elde olunan verim açısından Karşılık ndeksi değerleri arasındaki korelasyon katsayıları ÇEŞ T Bezostaya1 Konya2002
+

NDVI KARŞILIK NDEKSLER LE VER M KARŞILIK NDEKSLER ARASINDAK KORELASYON KATSAYILARI ZADOKS 24 ZADOKS 30 ZADOKS 31 0.375 öd 0.981** 0.964** 0.836+ 0.853+ 0.851+

0.10 düzeyinde önemli, * 0,05 düzeyinde önemli, ** 0.01 düzeyinde önemli.

Vejetatif gelişme üzerine yaptığı etkinin gücü bilinen azotlu gübreleme, bitki gelişmesi üzerine maksimum etkiyi başaklanma öncesi vejetatif gelişme döneminde yapmakta, ancak çeşidin verimlilik düzeyi ve verimi sınırlandırıcı çevre koşulları söz konusu olduğundan, hasatta elde olunan karşılık indeksine bu erken dönem etkinliği aynen yansımamaktadır. Özet olarak, bu ilk yıl çalışması sonuçları, kardeşlenme döneminin vejetasyon indeksine dayalı tavsiye geliştirmek için fazla erken, sapa kalkmanın ileri devrelerininse çiftçinin tarlaya girmesi için fazla geç olduğu düşünüldüğünde, Zadoks 30 döneminin en uygun dönem olduğuna işaret etmektedir. Nitekim, Çizelge 5 incelendiğinde, Konya2002 için elde olunan NDVI Karşılık ndeksi değerleri verim için Karşılık ndeksi değerleriyle daha düşük korelasyon katsayısı verirken, Bezostaya1 içinse sadece Zadoks 24’ün önemli korelasyon vermediği, Zadoks 30 ve 31’de ise çok yüksek korelasyon katsayıları verdiği görülecektir. Sonuç olarak, yeterli çalışma yapılıp güvenilir kalibrasyon denklemleri elde olunduğunda, bu sistemin bölgemizde de uygulanabilir olduğuna dair umut verici bulgular elde olunmuş bulunmaktadır TEŞEKKÜR Bu bildiri, TÜB TAK-KAMAG tarafından desteklenen 106G111 nolu proje kapsamında yapılan araştıma sonuçlarından hazırlanmıştır. Söz konusu projenin ülkemiz için gerekliliğine inanarak müşteri olan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğüne ve destekleyen TÜB TAK’a bütün proje ekibi olarak teşekkür ederiz. KAYNAKLAR Aparicio, N., D. Villegas, J. Casadesu´ s, J.L. Araus, and C. Royo. 2000. Spectral vegetation indices as nondestructive tools for determining durum wheat yield. Agron. J. 92:83–91. Aparicio, N., D. Villegas, J.L. Araus, J. Casadesus, and C. Royo. 2002. Relationship between growth traits and spectral vegetation indices in durum wheat. Crop Sci. 42:1547–1555.

91

Cassman, K.G., Doberman A. and Walters, D.T. 2002. Agroecosystems, nitrogen-use efficiency, and nitrogen management. Ambio 31, 132-140 FAO. 1995. World agriculture: towards 2010 an FAO study. Nikos Alexandratos (ed.). Food and Agriculture Organization of the United Nations and John Wily & Sons, West Sussex, England. p. 190 FAO. 1996. FAOSTAT. www.fao.org. Gilland, B., 1993. Cereal, nitrogen and population: an assessment of the global trends. Endeavour 17, 84-87. Johnson, G.V., W.R. Raun, and R.W. Mullen. 2000. Nitrogen use efficiency as influenced by crop response index. p. 291. In Agronomy abstracts. ASA, CSSA, and SSSA, Madison, WI Large, E.C. 1954. Growth stages in cereals. Plant Pathol. 3:128–129 Le Couis, J., Bèghin, D., Heumez, E., Pluchard, P., 2000. Genetic differences for nitrogen uptake and nitrogen utilization efficiencies in winter wheat. European Journal of Agronomy 12, 163-173. (L114) Mosier, A.R., J.M. Duxbury, J.R. Freeny, O. Heinemeyer, and K. Minami. 1996. Nitrous oxide emissions from agricultural fields: Assessment, Measurement and Mitigation. Journal of Plant and Soil Science. Vol. 181. pp. 95-108. Mullen, R. W., Freeman, K. W., Raun, W. R., Johnson, G.V., Stone, M. L. and Solie, J. B. 2003. Identifying an in-season response index and the potential to increase wheat yield with nitrogen. Agronomy Journal 95, 347-351 Penuelas, J., J.A. Gamon, K.L. Griffinand, and C.B. Field. 1993. Assessing community type, biomass, pigment composition and photosynthetic efficiency of aquatic vegetation from spectral reflectance. Remote Sens. Environ. 46:110–118. Pinter, P.J., R.D. Jackson, S.B. Idso, and R.J. Reginato. 1981. Multi-date spectral reflectance as predictors of yield in water stressed improve wheat and barley. Int. J. Remote Sens. 2:43–48. Raun W.R and G.V. Johnson. 1999. Improving nitrogen use efficiency for cereal production. Agron J., 91:357-363. Raun, W.R., Solie, J.B., Johnson, G.V., Stone, M. L., Mullen, R.W., Freeman, K.W., Thomasson, W.E. and Lukina E.V. 2002. Improving nitrogen use efficiency in cereal grain production with optical sensing and variable rate application. Agronomy Journal 94, 815- 820. Smil, V., 1997. Global population and nitrogen cycle. Sci. Am. 277, 76-81. Westfall, D.G., J.L. Havlin, G.W. Hergert, and W.R. Raun. 1996. Nitrogen management in dryland cropping systems. J. Prod. Agric. 9:192-199.

92

P ROT K AS T ÖZÜTLEME YÖNTEM LE DÜŞÜK TENÖRLÜ TÜRK YE FOSFAT KAYALARINDAN D AMONYUM FOSFAT ÜRET LEB L RL Ğ N N ARAŞTIRILMASI1 Mehmet ÇÖTEL
*

Haydar POLAT

Toprak Gübre ve Su Kayn. Mrk. Arş. Enst. Ankara. *cotelimehmet@yahoo.com ÖZET Kaya fosfatların gübre değerinin artırılması için genel uygulama H2SO4 ile muamele şeklindedir.Bu uygulamada her bir ton P2O5 başına yaklaşık 5 ton CaSO4.H2O atık olarak çıkmakta olup bu ise gerek endüstri gereksel tarım için baş agrıtıcı büyük bir sorundur. Geleneksel uygulama dışında H2SO4 yerine HNO3 türü asit kullanımı aynı zamanda taşıdıgı azotun tamamına yakınının kullanılabilmesi nedeni ile dünyada bu tarz üretim yöntemi önem kazanmaya başlamıştır. Bu çalışma da ülkemizde hiçbir şekilde degerlendirilemeyen Kanlıca, Kilis, Şemikan, Taşıt, Kasrık ve Konsantre mazıdag fosfatı kullanılmıştır. Bunların P2O5 içerikleri % 5.46 (Kilis) ile % 31.25 (Mazıdag konsantresi) arasında degişmektedir.CaO oranlarıda % 51.06 (Kasrık) ile % 25.90 (Kilis) arasında degişmektedir. Örnekler üzerinde tüm ürünlerden yaklaşık aynı bileşimde aynı bileşimi verecek şekilde teorik HNO3 ilave edilmiş, çökme ile silikat türevi kimyassallar atılmış, asit leaching ile yıkama yapılmış,-7 oC’de nitrat formunda bulunan bir çok bileşik çöktürüldükten sonra temiz fosforik asit çözeltisi NH4OH ile nötralize edilerek pH 5-7 arasında sıvı DAP bileşiminde gübre örnekleri elde edilmiştir. Ürünler analizinde N+ P2O5 olarak % 20’ler civarında yaklaşık aynı bileşimde ürünler üretildigi kurutulmuş 4 örneklerin bunların kimyasal açıdan DAP formunda oldugu, fakat düşük tenörlü kaya fosfatlarda yüksek kullanım, yüksek atık düşünüldügünde esas ekonomikligi oluşturan kısmın bu oldugu görülmüştür. Üretilen 4 sıvı gübre örneginin kurutulması sonucu nihai formun incelenmesinde tamamı amonyum azotu formunda olmak üzere azot % 16,07-17.20 arasında ,suda erir P2O5’de % 52.90 ile 57.90 arasında degişmiştir.Kalsiyum, magnezyum, demir, bakır analizlerinden ise yeteri kadar kaya fosfatın temizlenebildigi çok temiz sayılabilecek statüde gübre üretilebilirligi gözlenilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kaya fosfat, nitrofosfat, asitlendirme, north hydro proses. GRŞ Ülkü, (1980)‘ün Slack ve ark. (1968)’na atfen bildirdiğine göre kayafosfatın nitrik asitle parçalanması reaksiyonunda açığa çıkan enerjinin kayafosfatın yapısı ve asit konsantrasyonuna bağlı olduğu ve % 55’lik HNO3 ile açığa çıkan ısının 41 kcal/gmol P2O5 olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada kayafosfat ile HNO3 arasındaki tüm reaksiyonlar verilmiştir. Nötralizasyonun devamında ise: 2CaHPO4 + 2NH3 + Ca(NO3)2 => Ca(PO4)2 + 2NHNO3
1

Bu çalışma Tarım ve Köy şleri Bakanlığı TAGEM-Toprak Gübre ve Su Kaynakları Merkez Araştırma Enstitüsü tarafından yürütülen “Düşük Tenörlü Kaya Fosfatlardan Pirotik Asitler ile Fosforlu Gübre Üretimi ve Tarımda Kullanım Olanaklarının Araştırılması “ isimli 05310A01 nolu projenin Nitro fosfat tür gübreler üretimi kısmından hazırlanmış olup, proje çerçevesinde desteklenmektedir.

93

oluşumunun başladığı, ürünlerden (NH4)2HPO4, NH4H2PO4’ün suda çözündüğü, CaHPO4’ın suda değil sitratta çözündüğü, Ca3(PO4)2’ın ise suda çözünmediği sitratta çok az çözündüğü belirtilmiştir. Ayrıca aşırı amonyak kullanımı sonucunda fosforun suda çözünmeyen kısımlarının oluştuğu ve dikkatli çalışılması gerektiği belirtilmiştir (Leach, 1959, Nielsona ve ark 1953). 6 nolu reaksiyon TVA prosesi olarak bilinir (Nielsonb ve ark. 1959). Karbonatlaştırılan ve amonyaklaştırılan bu üründen 14-11-11, 12-12-12 tür gübreler üretilebilir ve burada P2O5’in % 1’i suda 99’i da sitratta çözünür formdadır. Benzer Dutch metodu ve buna göre geliştirilen ticari PET prosesi aynı prensiplidir (OEEC Report 1953). ODDA prosesi, prosesin esası nitrik asit ile fosforidin tamamının fosforik asit ve kalsiyum nitrata dönüştürülmesidir. CaF2.3Ca3(PO4) + 20 HNO3 = 10 Ca(NO3)2 + 6 H3PO4 Oluşan Ca(NO3)2 kristalizasyon ve santrifujleme ile ayrılır. Santrifüjden gelen ana sıvı NH3 ile nötralize edilir. Buharlaştırılır. 20-20-0 tür P2O5 ‘ in suda çözünürlügü % 50 olan bir gübre ve % 16 N ihtiva eden (NH4NO3. 5Ca(NO3)2. 10 H2O) yan ürün üretilebilmektedir (Strelzof, 1968., Mohr Napthalia, 1971). PEC Prosesi, pH 3.5 dan sonra dikalsiyum fosfatın trikalsiyum fosfata dönüşmesi başlamaktadır. 6 kademeli nötralizasyon yapılmakta, elde edilen P2O5 ‘in tamamı CaHPO4 formunda, suda çözünürlüğü sıfır olan NP, NPK tür gübreler üretilebilmektedir. DSM prosesi, bu proses de (NH4)2SO4 kullanarak Ca(NO3)2‘in CaSO4.2H2O olarak çökmesini saglamakta P2O5’in suda çözünürlügünü % 100 civarına kadar çıkarılabilmektedir. CHEM CO prosesi, kaya fosfatın HNO3 ile ile asitlendirilmesi esnasında (NH4)2SO4 birlikte kullanılır. Kalsiyumun büyük kısmı CaSO4.2H2O olarak çöktürülebilmektedir. KALTEN-BACH-SCHZ prosesi, esası ODDA prosesi olup aradaki fark indirekt soğutmanın yerini direk soğutmanın almasıdır (Ülkü 1980). Nitro fosfat tür ürün yelpazesinde yer alan ürünler değişik suda çözünürlükte olmakla birlikte 12-12-12, 15-15-15, 10-15-20, 13-13-21, 6-12-18, 20-20-0 ve 20-10-0 bunlara örnek verilebilir (Meisterpro 2006).

Şekil 1. Nitro fosfat tür NPK gübre üretim prosesi (Norsk Hydro prosesi. Moldovan 1969). Weingaetner ve Akın (1970), Türkiye fosfat yataklarının nitrofosfat üretiminde değerlendirilmesi konusunda yapmış oldukları çalışmada düşük kaliteli Taşıt fosfatları kullanılmış ve kalsiyum ortamdan uzaklaştırılmadan fosforik asitli çözeltiye amonyak

94

ve karbondioksit ilave edilmiştir. Böylece ham fosfat yapısındaki fosfor suda çözünmeyen CaHPO4 formuna dönüştürülmüştür. Çalışmaları sonucunda Türkiye topraklarında kullanımı zor olan bir gübre üretebilmiştir. Lakote (1972), ham fosfatın nitrik asitle parçalanması sırasında oluşabilen ana ve yan tepkimeleri sunmuşlar ana tepkimenin asit miktarına bağlı olarak değişim gösterdiğini; Ca3(PO4)2 + 4 HNO3 => Ca(H2PO4)2 + 2Ca(NO3)2 Ca3(PO4)2+6.1HNO3=> 2H3PO4 + 3Ca(NO3)2 + 0.1 HNO3 tespit etmiştir. Üründe kalsiyumun fazla miktarda bulunmasının çözünürlüğü önemli ölçüde etkilediğini, uzaklaştırılması gerektiğini, kullanılan asit miktarının stokiyometrik değer olması halinde sıvı fazın soğutulması ile kristaller halinde ayrılanın kalsiyum nitrat değil mono kalsiyum fosfat olduğunu belirtmiştir. Nitrik asitle reaksiyonla oluşturulan Ca(NO3) ortamdan uzaklaştırılması için çeşitli yöntemler önerilmiştir. Burada oluşabilecek kimyasal reaksiyonlar aşağıdaki gibi özetlenmiştir. Ca(NO3)2 + 2H3PO4 + 2NH3 = >Ca(H2PO4)2 + 2NH4NO3 2 Ca(NO3)2 + 2H3PO4 + 4NH3 => Ca(H2PO4) + 4NH4NO3 Ca(NO3)2 + H2SO4 + NH3 = >CaSO4 + 2NH4NO3 Ca(NO3)2+ CO2 + H2O + NH3 => CaCO3 + 2NH4NO3 Ca(NO3)2 + 2KCL => CaCL2 + 2 KNO3 Ca(NO3)2 + (NH4)2SO4 => CaSO4 + 2NH4NO3 Ca(NO3) + K2SO4 => CaSO4 + 2KNO3 Hill (1977), yüksek oranda demir ve alüminyum içeren kaya fosfatların nitrik asitle reaksiyonlarını incelemiştir. Bu çalışması ile % 5-25 arası demir alüminyum ihtiva eden kaya fosfatların HNO3 ile kullanılabileceğini ispatlamıştır. Ürün bazında, 19-14-0 türünde kalsiyum fosfat, amonyum nitrat, kalsiyum nitrat ve çok küçük oranda demir fosfatlar ihtiva eden bir gübre üretebilmiştir. Azot büyük oranda suda , fosfor da büyük oranda sitratta çözünmektedir. Leach süresi bu çalışmada 1 saat civarıdır. Ülkü (1980) Taşıt, Akras, ve Yayladağ fosfatlarının ancak zenginleştirme ile, Batı Kasrık ve Semikan yataklarının ise bu tür gübrelerin üretiminde doğrudan kullanılabileceğini belirlemiştir. Dünyada fosfat yataklarından fosfat kazanımı amaçlı tesislerde H2SO4 ile yapılan çalışmalarda, kullanılmakta olan materyallerin minimum % 21 P2O5, maksimum safsızlıklar olarak ise % 25 CaO, % 2 MgO, % 15 Al2O3, % 6 Fe2O3, % 26 SiO2, % 4 F, % 0.01 Cl, % 7 CO2 içermeleri gerektiği belirtilmiştir. Fosfatkayaları içerdikleri fosforun çözünürlüğünün az olması nedeni bitki tarafından alınabilir fosforun suda çözünür form da olması gerekmektedir. Jibs, endüstriyel ve agrometrik degeri olmayan endüstri içinde başağrıtıcı bir proplemdir (Sullivan ve ark. 1992). Bu madde, fosfo jibs olarak da bilinip depolama alanlarında artan miktarda toksik ağır metal içerikleri, radioucleid yan atıkları, florurden kaynaklanan yeraltısuları ve atmosferi kirletici etkileri vardır (Becker,1989). Hıgnest ve arkadaşları (1966), Moldovan ve arkadaşları (1969), fosforlu gübre üretiminde sülfürik asit yerine nitrik asit kullanımını araştırmışlardır. Yapılan çalışmalar; kayafosfatın nitrik asitle parçalanması, çözünmeyen kısmın sıvı fazdan ayrılması, sıvı fazın nötralizasyonu veya sıvı faz yapısında bulunan kalsiyumun kısmen veya tamamen uzaklaştırılmasını takiben sıvı fazın nötralizasyonu, kalsiyum nitrat’ın değerlendirilmesi şeklindedir.

95

Ülkü (1980) Türkiye kayafosfatlarının nitrik asitle reaksiyonu üzerine çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmaya göre; P2O5’in % 50’sinin suda çözünen ve tamamı asimile olan bir gübre elde edilebilmesi için asit oranının 2.1 kg HNO3/ kg kayafosfat ve kristalizasyon sıcaklığının –7 oC olması gerektiğini böylece TSE’ye uygun 21-24-0 tür bir gübrenin üretilebileceğini, yan ürün olan Ca(NO3)2 4H2O’ın amonyaklama ile NH4NO3, 5Ca(NO3)2. 10 H2O olarak NH3 ve CO2’in kademeli ilavesi ile de NH4NO3CaCO3 şeklinde değerlendirilebileceğini, Taşıt, Akras, ve Yayladağ fosfatlarının ancak zenginleştirme ile kullanılabileceğini, Batı Kasrık ve Semikan yataklarının ise bu tür gübrelerin üretiminde doğrudan kullanılabileceğini, asitlendirme açısından pirotik asitlerin etkinliğinin taşımış oldukları H+ iyonları ile ilgili olduğu belirtilmiştir. Asitlendirmenin etkisi açısından pirotik asitlerin etkinligi aşagıdaki gibi verilebilir (Ulku 1980). HNO3= (1/2) H2SO4 = (1/3) H3PO4 (kmol= kmol) Dekker (1985) Popovici ve ark, 1970’e atfen nitro fosfat tür gübre üretiminde Norsk Hydro Prosesinin açıklamıştır. Bu na göre bu prosesde fosfat kayası üzerine % 58-60 HNO3 ilavesi ile kalsiyum nitrat ve fosforik asit oluşmaktadır. -5 oC’de Ca(NO3)2.4H2O nun % 90’dan daha fazlası kristralize olarak çökertilir. Filtre edilir.Oluşan kristaller 0,6-1 mm çapındadır.Oluşan çözelti ise 2 evreli olarak gaz amonyak ile nötralize edilir.Kalsiyum nitrat NH3 ve CO2 ‘nin absorbsiyonu ile ((NH4)2CO3 ile) çözülür. Amonyum nitrat ve kalsiyum karbonat oluşur. Oluşan CaCO3 çöker, diger yan ürün ise N/P2O5 oranı ayarlanarak ana çözeltiye ilave edilir. Nihai üründe kurutulur. Bu yöntemle 2:1:1, 2:1, amonyum nitrat üretilebilir. Sullivan ve John (1992), yüksek saflıkta dikalsiyum fosfat üretimi üzerinde çalışma yapmışlardır. Bu çalışmada kaya fosfat ve nitrik asit reaksiyonu anlatılmakta olup; çözünmeyen kalsiyum nitrat’ın filtrasyon ile ayrılması ve nihai ürün olarak da % 48 P2O5 saflığı temin edildiği anlatılmaktadır. Bu ürünün azotlu ve potasyumlu gübreler ile granüle edilerek kullanılabileceği, filtrasyon işleminin veriminin tamamen başlangıçtaki HNO3 / CaO oranına bağlı olduğu belirtilmiştir. Bu çalışma da; HNO3 / CaO mol oran değişimi 0.4 - 2.4 arasında değişmekte, asit konsantrasyonun % 40-71 arasında , reaksiyon sıcaklığının ise 40-70 oC arasında olması gerektiği, kalsiyum nitratın filtrasyon ile ayrılabileceği ve kimyasal reaksiyonun 20 HNO3 + Ca10 (PO4)6 F2 => 6 H3 PO4 + 10 Ca(NO3)2+ 2 HF olduğu belirtilmiştir. Carsten ve ark. (2003), kaya fosfatların protik asitler ile tepkimesini incelemiştir. Bu çalışma ya göre : % P= -7.025 LnT ln(t)+ 30.796 ln(t)+44.325 ln(T) - 97.915 % Fe = 0.001 (T)(t) - 0.029(t) + 0.083 - 1.321 bulunmuştur. P sıvı faza geçen fosfor yüzdesi, Fe sıvı faza geçen demir yüzdesi, T sıcaklık (oC) , t zaman (sn) dir. Çalışılan materyal % 11.3 Fe2O3 ve % 28.4 P2O5 ihtiva eden materyaldir. Bu yapılan çalışma ile 1-5 dakika zaman, 40-70 oC sıcaklıkta sıvı faz demir içeriğinin % 1 civarında kaldığı belirlenmiştir. Protik asidin 0.5-5.0 arasında CaO eşdeğerine göre değiştiği, fosfat kayası ortalama boyutunun 40 mikronun altında olduğunu, leaching ünitesinin vidalı, lastik blender veya paddle tür bir karışma düzenine sahip olabileceğini ve reaktör ortam ve sirkülasyon çözeltisi (1/90 oranında , 11.8 % P2O5 - 0.58 % Fe) oranlarını belirtmişlerdir. Buna göre çözümleme yapılırsa reaksiyon T= 40 oC’de sabit olmak şartı ile pirotik asitler ile yapılan oksidasyonda fosforun sıvıya geçiş yüzdesi ilk beş dakika içerisinde olmaktadır.

96

Dünya gübre üretimi hammadde kaynaklarına ve tüketim bölgelerine göre şekillenmiştir. Hassas tarım sektörünün en önemli girdisi olan gübrenin mevsimsel özelliği ve fiyat istikrarsızlığı nedenleriyle gelişen ve büyük tüketici ülkeler ulusal sanayilerini oluştururken hammadde kaynaklarına sahip ülkeler ihracat amaçlı kapasiteler yaratmışlardır (DPT 2006). Ülkü (1980) tarafından yapılan çalışmada HNO3 fazlası kullanılarak 1:1 tür bir gübre üretilebilirliği araştırılmıştır.Bu çalışmada Carsten (2003) tarafından yapılan araştırmada kullanılan 1/90 sirkule çözeltisi, soğuk proses, kısa reaksiyon süresinin temel alınması, asitlendirmede amacın tamamen kaya fosfatı çözmek deyil fosforun maksimum kazanım diğerlerinin min kazanımının olup olamayacı gibi sorulara cevap aranmıştır. Aynı şekilde Hill (1977) de de düşük tenörlü yüksek demir içerikli kaya fosfat kullanımı düşünüldügünde sektör de esas amacın P2O5 kazanmak oldugu bilinmektedir. Çalışmada nitro fosfat gübre üretim teknigi (Nort hydro prosesi) temelinde hazırlanmış pilot tesisde pirotik asit olarak HNO3 kullanıldığı, sirkulasyon ve yıkama çözeltisi olarak H3PO4 ‘in (1/90 oranında) kullanıldığı bir çalışma ile seçili kaya fosfat örneklerinden DAP türü gübre üretilebilirliği ve ekonomik analizlere esas olmak üzere gerekli kaya fosfat ve asit miktarları gibi bazı parametrelerin tespiti amaçlanmıştır. Ülkemizde kullanılmayan mevcut kaya fosfatlardan direk böyle bir yöntemle fosforlu gübre üretilebilirligi araştırılmıştır. MATERYAL VE METOD Materyal Araştırmada materyal olarak Adıyaman, Hatay, Kilis ve Mardin yörelerinde bulunan bazı fosfat yataklarından alınan ve Çizelge 1’de özellikleri verilen sekiz adet kayafosfat numunesi (< 100 mikron çapında öğütülerek) kullanılmıştır.Materyaller MTA teknik elemanlarının yardımı ile mahallinde rasgele örnekleme yöntemi ile yapılmış olup işleme ise P2O5 oranı > % 5 ve R2O3 < % 5 olan örnekler şeçilerek üretim safhasına geçilmiştir.Materyallerin alındığı yerlerin il, ilçe, köy ve mevkilerinin metin ve Çizelgelarda tamamının yazılarak karışıklığa yol açmaması için aşağıdaki şekilde kısaltmalar yapılmıştır. Buna göre Adıyaman’dan alınan örnekler köy isimleri ile, Hatay’dan alınan örnek ilçe ismiyle, Kilis’ten alınan örnek il ismiyle ve Mardin’den alınan örnekler ocak isimleri ile metin ve Çizelgelarda yer alacaktır. Asitlendirme materyali olarak kullanılan HNO3 ise endüstriyel saflıkta % 54-60 arası HNO3 ihtiva eden materyaldir. Çizelge 1. Malzeme Yatakları
Örneğin alındığı il Adıyaman Adıyaman Hatay Kilis Mardin Mardin Mardin Mardin lçe Tut Tut Yayladağ Merkez Mazıdağ Mazıdağ Mazıdağ Mazıdağ Köy Kanlıca ( nişdere) Pembağı Leylekli Maden şletme Sahası Maden şletme Sahası Maden şletme Sahası Maden şletme Sahası Mevki veya ocak Heliklikaya Yoncalı Saydere Çınar Boğazkerim Şemikan Taşıt Kasrık Flotasyon

Üretim metodu Çalışma esnasında reaktöre hesaplanan miktarda (Çizelge.2) HNO3 ve kaya fosfat ilavesinden 5 dakika sonra sonra 2 nolu çöktürme aparatında reaksiyona girmeyen silikatlar ve silis atılır.reaksiyon sıcaklıgı 40 oC’de dir.3 nolu denge tankında

97

muhafaza edilen temiz sirkulasyon çözeltisi ile HNO3 kg/ 90 kg % 26 ‘lık -7 C’de ki soğuk P2O5 çözeltisi oranında olacak şekilde 1 nolu reaktöre doğru pompa ile sirkule edilir. Bu asit yıkama işlemi 5 dakika alınmıştır Çöktürme işlemi büyük ölçüde sirkule edilen çözeltinin süzülmesi ve denge tankında çöktürülmesi şeklinde yapılmıştır. Ucucu bileşikler (HF,CO2 CO, vb) reaktör üst kısmında yer alan NaOH tuzagında tutulmuştur. Sıvı faz kristalizatöre alınarak, - 7 oC’de Ca(NO3)2 kristallerinin çökmesi sağlanmıştır. Yaklaşık % 26’lık P2O5 ihtiva eden kristalizatör sıvısı büyük ölçüde safsızlıklarından (Ca(NO3)2.4H2O, ALPO4 2 H2O, FePO4 2H2O gibi) temizlendikten sonra kristalizatörden alınan temiz çözelti teorik miktar kadar sıvı amonyak ile nötralize edilir. Kristalizatör çalışma zamanı maksimum 1 saat alınmıştır. Pilot ‘ın II. kısmı olan NH4NO3 üretimi yapılmamıştır. Nötralizasyon 4 < pH < 7 aralığında olacak şekilde pH kağıdı ile kontrol edilmiştir. NH4OH + H3PO4 = NH4H2PO4 + H2O Çalışma esnasında kristalizatör yapılmıştır. ve reaktör içi sıcaklık kontrolu dijital olarak

Buna uygun olarak üretim için örnek hesap şekli Çizelge 1 altında verilmiştir. Bu hesap tarzın tüm örneklerde yapılarak gerekli kaya fosfat ve HNO3 miktarları uygulama da tespit edilmiştir. Çalışma esanasında kristalizatör ve reaktör içi sıcaklık kontrolu dijital olarak yapılmıştır.Çalışmada; 1 nolu reaktör 5 dakika, yıkama işlemi 5 dk, kristalizasyon 45 dk, nötralizasyon 5 dk , olmak üzere TOPLAM 60 dakika alınmıştır. 5 nolu raktörde öncelikle CO2 ile karbonatlaştırma ve NH3 ile nötralizasyon düşünülmekle birlikte bu çalışma yapılmamıştır. Pilotta kullanılan ana ekipmanlar: Reaktör 1: 200 lt hacimli SS 316’dan imal 60 d/dk türbin karıştırıcılı, Sıcaklık ve basınç kontrollü mevcut.. Süzme aparatı: Reaktörden gelen sıvı içerinde çözünmeyen malzemeleri tutmak için çöktürme süzme şeklinde tasarlanmış silindirik plastik depo.
KayaFo Ucucular HNO3 12NH4OH 34-

1

9

2 3
NH3 CO2

4 7

56789-

5 6

ACIKLAMA Asitlendirme , Reaktör 1 Çöktürme süzme/ çözünmeyenlerin ayrımı Denge tank Kristalizatör (-7 C’de çökme sağlayacak RF 400 soğutmalı) Karbonatlaştırma ve amonyaklama , Reaktör 2 NH4NO3 tankı Nötralizasyon, Reaktör 3 CaCO3 depo Sogutma çevrimi

8

Şekil 1. Pilot üretim şeması

98

Kristalizatör: 150 lt hacimde % 60 boş hacimli silindirik RF 400 ile içten kangal çelik serpantin soğutmanın yapılabildiği pislik ve Ca(NO3)2 nin alt konik kısımdan 2. Reaktör içine dolacak şekilde tasarlanmış 15 dk’da tüm sistemi -7 C’ye soğutabilecek (7 kwaat’lık soğutma çevrimi mevcut) zaman ve sıcaklık ayarlı, sirkülasyon ile kristallerin alt kısma doğru itilebileceği, ısı kaybı nedeni ile izolasyonlu SS 316’dan imal edilmiş silindirik alt kısmı 60’ konik, kristalizasyon bittikten sonra reaktör 2 ile vana ile ilişiği kesilebilen, beslemenin üstten yapıldığı tank. Denge tankı : Kristalizatöre bağlı daha temiz çözeltinin alınabileceği, reaktör 1’e yıkama çözeltisi 2 lt/sn paslanmaz pompa ile gönderebilecek % 26 P2O5 sistem çözeltisi ihtiva eden, paslanmaz çelik silindirik tank. Rektör 2 : NH3 gaz ve CO2 gaz ilavesi ile CaCO3’in çöktürülerek tutulabileceği 30 lt’lik SS 316 silindirik, karıştırmalı, basınçlı reaktör. (Çalışma kesikli olup çalışmada bu kısım kullanılmamıştır). Reaktör 3 :Sıvı amonyakla açıkta nötralizasyon reaktörü (50 lt’lik PE). NH4NO3 deposu: 1 m3 silindirik Plastik depo CaCO3 deposu: Katı ve CaCO3 atıkları için reaktör 2 altına monte edilmiş 30 lt küpük saçtan depo. Kontrol Paneli: Kontrol işlemlerini için pH, T, ONN/OFF kontrol ve soğutma çevrim kontrolleri için hazırlanmış direkt bir pano üzerinde toplu düzenek. Yerleşim: II katlı platform da üst katta kristalizatör, absorber ve soğutma çevrimi olacak şekilde yerleşim yapılmıştır. Analiz metotları Toplam ve suda çözünür P2O5: Kinolin Molibdofosfat halindeki orta fosfat iyonlarının 75 oC’de hidrolizden sonra çökeltilmesi ne veya amonyum vanamolibdatta verdiği rengin spektrofotometrik ölçümü esasına göre yapılmıştır (Official Method 958.01-962.02. 1995). Metal analizleri: Kadmiyum (AAS-Grafit), demir, bakır, çinko, mangan, kalsiyum, magnezyum, krom, nikel, kurşun, alüminyum analizleri (AAS-Alev) ile yapılmıştır (TS EN 13650 2004, AOAC. Official Method 965. 09. 1995). Nem Tayini: 105 oC’de sabit tartıma gelene kadar kurutulan madde miktarıdır (AOAC. Official Method 967.03. 1995). Uçucu madde analizi: 550 oC’de kayafosfat içerisinde bulunan HF, CO2, CO, Cl2, O2, organik madde gibi bileşenlerin 2 saat yakılmasına dayanır (AOAC. Official Method 967. 04. 1995). SiO2 tayini: Metal analizleri öncesi asitte çözünmeyen kısım gravimetrik olarak atılmuıştır (TS 13650. 2004) Sodyum ve Potasyum Analizleri: TS EN 13650 2004’ e göre çıkarılan ekstratlar üzerinde gazlı fleym-fotometre aleti ile saptanmıştır. ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Kayafosfat Numunelerinin Analiz Sonuçları Adıyaman, Hatay, Kilis ve Mardin yörelerinden alınan kayafosfat örnekleri < 100 mikron çapında öğütülerek analize alınmıştır. Analiz sonuçları toplu olarak Çizelge 1’de

99

verilmiştir. Çizelge 1’in incelenmesinden anlaşılacağı üzere P2O5 içerikleri % 5.46 (Kilis) ile % 31.25 (Flotasyon) arasında bulunmuştur. En yüksek P2O5 içeriğine sahip olan Flotasyon örneği cevher zenginleştirme işlemi ile P2O5 açısından zenginleştirilmiş olup, yüksek değer vermesi bu nedenledir. Bunun dışında doğal (zenginleştirme işlemi yapılmadan) olarak gübre tesislerinde kullanılabilecek sadece Şemikan (% 30.44 P2O5) fosfatıdır. Diğer numuneler P2O5 açısından gübre tesislerinde kullanılabilecek tenöre sahip değillerdir (Ülkü, 1980). Kasrık % 51.06 CaO içeriği ile en fazla kireç içeren materyal olurken, Kilis % 25.90 CaO içeriği ile en az kireçli materyal olmasına rağmen gübre sanayiinin istediği maksimum CaO sınırının üzerinde yer almıştır. Magnezyum oksit içeriği yönünden gübre sanayiinin istediği maksimum sınırlamaya uyan materyaller ise sadece Şemikan (%1.05) ve Kasrık (% 0.72) kayafosfatlarıdır. Araştırmada kullanılan materyallerin Fe2O3 muhtevaları % 0.14-8.18 arasında bulunmuş olup, biri dışında (Yayladağ % 8.18) diğerleri maksimum sınırlar dahilindedir. Denemede kullanılan materyallerin SiO2 muhtevaları % 1.12-27.85 arasında değişmekte olup, Fe2O3 içeriklerinde olduğu gibi biri dışında (Kilis % 27.85) diğerleri maksimum sınırlar dahilindedir. Kilis materyali de sınırlara oldukça yakın değerdedir. Materyallerin Al2O3 içerikleri % 0.02 ile 2.83 arasında değişmekte olup, gübre sanayinin istediği maksimum sınırlamanın oldukça altında değerler olduğundan, Al2O3 açısından sorun teşkil etmemektedir. Örneklerin K2O muhtevalarının oldukça düşük (% 0.07 - 1.12) olduğu belirlenmiştir (Ülkü 1980). Örnek Çalışma (Hesap şekli): Temel 1 kg gübre (DAP) üretimi : P2O5 = 0.480 kg. Kaya fosfattan maksimum % 95 verimle P2O5 kazanılacağı düşünülmektedir. Hammadde Gereksinimi: 0.480/(% P2O5) *0.95 Örnek Adıyaman Tut - Kanlıca ilçesinden alınan % 8.26 P2O5 ihtiva eden materyal hesap için seçilmiştir. Gerekli kaya fosfat miktarı= 0.480 / (0.0826* 0.95) = 6.117 kg % 26 P2O5 için gerekli HNO3 : M= 6.117*0.0826/ 0.26=1.94 kg sıvı kısım (Su + P2O5) mevcuttur. Gerekli H2O=1.94 - 0.480=1.46 kg H2O Bu kadar suyu sağlayan % 54-56 HNO3 ise = 1.46 / 0.46=3.1739 kg bulunur. G RENLER: Kaya fosfat HNO3 TOPLAM= P2O5 H2O = 6.117 kg = 3.174 kg 9.291 kg = 0.480 kg = 1.460 kg

CIKANLAR :

Uçucular: 6.117*0.2320= 1.419 kg (R1 reaktöründe uzaklaşan gazlar) Çözünmeyenler = 6.117 * (1 - 0.082- 0.2320) = 4.192 kg NO3 şeklinde bağlanan bileşiklerdeki NO3 = 3.1739 * 0.54 * 62/63 = 1.686 kg G REN-ÇIKAN 9.291=9.238 (fark 0.053 kg) TOPLAM = 9 . 238 kg

100

Pilot Çalışma Kütle Denklik Hesabı Çizelge 2. Nitro fosfat gübre üretimi madde balansı
bağlananlar Uçucular meyenler mol/ mol fosfat kg P2O5 % şeklinde Gerekli ÖRNEK ADI G REN-CIKAN Gerekli Kaya HNO3 / CaO madde CIKANLAR GIRENLER / kaya fosfat TOPLAMI TOPLAMI

(kg/kg)

miktarı

BOGAZKER M 5.46 KANLICA KASRIK PEMBAGI ŞEM KAN TAŞIT 8.26 13.90 15.57 30.44 8.90

Uçucu

24.17 23.20 26.17 11.44 25.39 7.64 31.25 15.95

9.254 6.117 3.634 1.617 3.245 1.657 5.677 2.681

0.343 0.519 0.873 1.963 0.978 1.915 0.559 1.184

3.1739 3.1739 3.1739 3.1739 3.1739 3.1739 3.1739 3.1739

0.85 0.547 1.789 1.902 0.809 2.076 0.807 0.625

2.236 1.419 0.951 0.185 0.824 0.127 1.774 0.427

6.512 4.192 2.178 0.926 1.916 1.026 3.397 1.748

1.686 1.686 1.686 1.686 1.686 1.686 1.686 1.686

12.428 9.2909 6.8079 4.7909 6.4189 4.8309 8.8509 5.8549

12.374 9.237 6.755 4.737 6.366 4.779 8.797 5.794

0.0540 0.0539 0.0529 0.0539 0.0529 0.0519 0.0539 0.0609

KONSANTRE 31.25

YAYLADAG 18.84

1kg katı bazda % gübre üretimi esas alınarak hesaplanmıştır. Katı faz bileşimi çözünen ve çözünmeyen Nitrat bileşikleri ve SiO2 kabul edilmiştir. Ayrıca reaksiyon fosfor kazanımı lit. bilgileri dahilinde maksimum % 95 alınmıştır.

# 1- 6.117 kg kaya fosfat üzerine 3.1739 kg % 54 HNO3 ilave edilmiş 5 dakika 1 nolu reaktörde karıştırılmıştır. Ortam yıkama çözeltisi : 90 * 3.1739 = 285.65 kg ‘dır (yıkama çözeltisi/kaya fosfat oranı 1/90 dür). #-2- Pompa debisi M yaklaşık 2.0 kg/sn olup gerekli yıkama zamanı = 285.65 / 2.0=142.8 sn (5 dk sirkule edilerek yıkanmıştır). # 3. Dinlenme tankında bu çözelti içerisinde çözünmeyen silikat tür bileşiklerin çökmesi sağlanır. # 4- Ca(NO3)2.4H2O‘nin kristalizatörde çökelmesi – 7 C’ de ¾ saat kristalizasyon süresinde çökme sağlanır. # 5- Kristalizasyondan alınan temiz 2.931 kg sıvı üzerine 0.991 kg % 24-26 sıvı NH3 katılarak pH kontrolü yapılarak pH 6.5-7.0 aralığına kadar nötralize edilmiştir.

% Fark 0.43 0.58 0.77 1.13 0.82 1.07 0.61 1.04

Farkkg

Çözün

HNO3

HNO3

NO3

%

kg

kg

kg

kg

kg

kg

101

Sıvı fazda sıvı amonyak ile; (27) P2O5 + 3 H2O = 2 H3PO4 (28) H3PO4+NH4OH=NH4H2PO4+ H2O Oluşan H3PO4=0.480*196/140 Gerekli NH3 % 24-26 NH3 =0.238/0.24 Gerekli sıvı NH3 = 0.991 kg TOPLAM =2.931 kg bulunur. Teorik N % = 100*0.238* 14 / 17* 2.931 = 6.687 %. Teorik P2O5 %=100*0.480 / 2.931 = 16.376 % Sıvı bileşimi ise katı / sıvı= 100* 1.00 / 2.931 = 34.11 % olup birazda kaya fosfattan gelen safsızlıklar düşünüldüğünde 35-37 % arasında olduğu düşünülebilir. Bu duruma göre; toplam 2.931 kg. % 6.69 N, % 16.38 P2O5 ihtiva eden sıvı form da bir gübre üretilmiştir. = 0.672 kg . = 0.991 kg gereklidir. = 0.672*2*17/96 = 0.238 kg.

Sıvı kısma girenler sıvı ilk ürün = 1.94 kg.

102

Çizelge 3. Kayafosfat materyalinin ana bileşenlerinin analiz sonuçları
Kanlıca Al2O3 % CaO % Cu2O mg/kg Fe2O3 % K2O % MgO % MnO mg/kg Na2O % Nem % P2O5% SiO2 % Uçucu madde % TOPLAM 2.83 29.00 14 0.75 0.07 23.56 153 0.40 1.04 8.26 8.15 25.93 100.00 Pembagı 1.46 50.92 0.14 0.07 6.20 291 0.44 0.12 15.57 1.858 23.20 100.00 Yayladağ 0.17 31.24 10 8.18 1.12 9.62 93 0.76 0.25 18.84 13.80 15.95 100.00 Semıkan 1.19 47.57 2.34 0.11 1.05 308 2.17 0.17 30.44 7.29 7.64 100.00 Tasıt 0.02 32.70 0.35 0.27 9.92 74 2.01 0.45 8.90 14.17 31.25 100.00 Flotasyon 0.58 44.52 42 0.84 0.15 7.85 1.67 0.58 31.25 1.12 11.44 100.00 Kasrık 0.12 51.06 2.71 0.27 0.72 48 1.01 0.85 13.90 3.37 26.17 100.00 Kılıs 3.12 25.90 12 4.85 0.51 4.42 41 0.12 3.60 5.46 27.85 24.17 100.00

Gübrelerin Analiz Sonuçları 1. Üretilen sıvı gübre bileşimleri Çizelge 4’ de verilmiştir. Buna göre en düşük azot oranı 5.04 Yayladağ, en yüksek azot bileşimi ise 6.44 ile Kilis, fosfor açısından ise en düşük 16.17 ile Kasrık en yüksek de 16,90 ile Şemikan bulunmuştur. N+P2O5 oranları açısından ise toplam konsantrasyonlar 21.22 (Pembağı) ile 25,08 (Kilis) arasında değişmektedir.Bu gübrelerin tümü piyasaya sıvı gübre olarak satılabilecek derecede bitki besleme materyali ihtiva etmektedir. PH’ı ise 5-7 arasıdır.Sıvı gübrelerde çok az olmak üzere dipte çöken beyaz kristaller olup üst kısım berraktır. Çizelge 4. Sıvı ürün nitro fosfat bileşimleri

Mevki
Kılıs Kanlıca Tasıt 3 5.10 5.35 16.20 16.10 0.330 21.55 Yayladag 5 4.63 5.04 16.34 16.02 0.308 21.38 Pembagı 6 4.63 5.04 16.18 15.99 0.311 21.22 Semikan 2 5.20 5.30 16.90 15.90 0.314 22.20 Flotasyon 1 6.00 6.30 16.30 16.20 0.387 22.60 Kasrık 4 5.07 5.25 16.17 16.03 0.325 21.42

şlem Sırası
NH4-N % Top. N % Toplam P2O5 % Suda Erir P2O5 % N/P2O5 N+P2O5

7 5.95 6.44 18.64 16.94 0.346 25.08

8 5.20 5.26 16.20 16.10 0.325 21.46

2. Analiz sonuçlarına göre hiçbir üründe NO3-N formu bulunamamıştır. Bu ise tüm materyalde HNO3 ’in harcandığını göstermektedir. Ayrıca bu ürünlerden 4 tanesinin kurutulması ile elde edilecek kimyasal bileşim analiz edilmiş Çizelge 4‘de verilmiştir. Amonyak ile nötralizasyon sırasında oluşan reaksiyonların çok karışık olduğu belirtilmiştir. H3PO4 + NH3 => NH4H2PO4 Ca(H2PO4)2. H2O + NH3 => NH4H2PO4 + CaHPO4 + H2O 3. tepkimelerinin amonyaklamanın ilk safhalarında meydana geldiği bu bileşiğin suda çözünür olduğu fakat nötralizasyonun devamında ise fosforun suda çözünmeyen şekillerinin (CaHPO4) oluşmaya başladığı belirtilmiştir (Ülkü,1980). Nötralizasyon aşaması kesinlikle pH 5-7 arasında olması bitki besleme açısından önemli bulunmuştur. 4. Yapılan çalışma ile materyallerden yaklaşık aynı bileşimde gübrelerin üretilebilirliği gözükmektedir. Fakat Çizelge 4’in incelenmesinde görüleceği üzere

103

birim gübre başına kullanılan kaya fosfat miktarları değişmektedir. Bu ise bu tarz bir üretimde maksimum 9,254 kg (Bogazkerim ) ile en az 1,617 kg (Şemikan) arasında değişmektedir. Dolayısı ile yüksek P2O5 içerikli materyal ile nakliye, hammadde temin gibi parametreler düşünüldüğünde daha ekonomik çalışma mümkün gözükmektedir. Esas ekonomikliği oluşturan paramet-relerin bu olduğu gözükmektedir. 5. Fakat atıkların bileşimi incelendiğinde Ca NO3), Mg (NO3), Fe (NO3), K(NO3) gibi karışımların ayrıca gübre değeri olduğu görülecektir. Tarımsal açıdan değerlendirilebilir veya prosesin II. Aşaması olan karbonatlaştırma ile sıvı fazda amonyak nitrat olarak diğer ürünler de suda çözünmeyen karbonatlar olarak çöktürülebilir. Bu ise sistemi ekonomik hale getirebilir. Asitlendirme olarak HNO3 kullanımı ise taşıdığı N’ın gübre değeri nedeni ile yan ürün olarak Ca(NO3)2 ‘in de gübre değeri nedeni ile tercih edilmesi mümkün görülmektedir. Ayrıca mevcut proses de Ca(NO3)2 ‘in amonyaklama ve karbonatlaştırılması ile CaCO3 atık ve azotlu gübre olarak da NH4NO3 ‘in literatür bilgileri dahilinde değerlendirilebileceği görülmektedir (Dekker, 1985). 6. Katı ürün analizleri incelendiğinde demir’in sıvı faza geçişi bir kısmının nitrat formuna geçirilmesinden sonra demir için % 5 den daha az dönüşüm öldüğü gözlenilmiştir. Örnek: Flatosyan: Kaya fosfattaki Fe= 1,617 * 0,84 * 0,7 * 10000 / 1000=9.507 g , katı örnekte Fe = 0.182 g (Çizelge 4) olup; KFe % =0,182*100 / 9,507 = 1,91 % bulunur. Diğer örneklerde de % 5’den daha az gübreye geçiş yüzdesi tespit edilmiştir. Çizelge 4. Kurutulmuş nitro fosfat gübrelerin analizleri.
Nem Nitrat Azotu (NO3-N % kg/kg) Amonyum Azotu (NH4-N, % kg/kg) Suda Erir P2O5 % kg/kg Kalsiyum % kg/kg Magnezyum % kg/kg Sodyum % kg/kg Potasyum % kg/kg Bakır ( Cu, g/t) Çinko (Zn,g/t) Demir (Fe, g/t) Kadmiyum (Cd, g/t) Kurşun (Pb, g/t) Mangan (Mn, g/t) Nikel (Ni, g/t) FLOTASYON 7.00 0.00 16.07 52.90 2.83 Eser Eser Eser 55.64 43.20 181.82 0.50 7.57 7.07 15.58 ŞEMIKAN 7.02 0.00 16.46 53.90 3.79 Eser Eser Eser 95.23 71.60 115.46 0.28 11.18 8.25 15.11 TASIT 7.12 0.00 16.60 55.20 4.48 Eser Eser Eser 159.80* 82.57 86.70 0.24 5.31 8.50 12.74 KASRIK 6.45 0.00 17.20 57.92 5.45 Eser Eser Eser 23.41 13.21 223.42 0.94 5.53 12.23 11.03

Ayrıca çalışmada maksimum kristalizatör alıkonma zamanı 1 saat alınmış olup ekonomize edilmemiştir. Ayrı proje çalışmaları ile kristalizatörün enerji giderleri düşürülmelidir.P2O5’in tamamına yakının kazanımı için, klasik uygulamalarda ki gibi (Nunn ve Dee yöntemi gibi) tam asitlendirme gibi yaklaşımlar yapılabilmekle birlikte özellikle CaO miktarları ne kadar fazla ise kullanılacak asit miktarları da artacaktır. Bu ise ekonomikliği daha da düşürecektir. CaO/HNO3 oranları verilmiş olup literatür bilgileri (Carsten , 2003) ile uyumludur. Bu çalışmada tüm P2O5’in deyil kabul edilebilir bir kısmın sıvı faza geçmesi tarzı bir düşünce sistemi ile bu çalışma yapılmıştır. Bu amaçlı olarak = 100* (sıvı faza geçen P2O5) / (kaya fosfatta bulunan P2O5) = 0,95 alınmıştır. Buda Chartsen 2003 tarafından yapılan araştırma ile uyumludur. Yaklaşık 5 dk reaksiyon süresi ve 5 dakika yıkama süresi bu işlevi sağlayacak durumdadır. Bu çalışmada reaktör dönüşümü yüksek gözükmekle birlikte benzer şartların laboratuar ölçeğinde’de test edilmesi yapılan çalışmalara ekonomik yaklaşım açısından katkı sağlayabilecek durumdur. Bu tür ileri araştırmalar önerilmektedir.

104

Böyle bir proses de atık olarak fosfo jibs’in olmaması çevre kirliliği nedeni ile büyük önem arz etmektedir.Ayrıca metal kirliliği açısından Cd konsantrasyonları katı gübre örneklerinde çok düşüktür.Bu ise kristalizasyon ünitesinde Cd (NO3)2 formunda bir miktar çökme sağladığını göstermektedir.Bu tarz bir üretim yöntemi ile (Ulku, 1980 ) çalışmasında olduğu gibi asit fazlası kullanılarak değişik N - P2O5 kompozisyonlarında gübre üretilebilir gözükmektedir. KAYNAKLAR AOAC-Official Methods., 1995. Ash of Peat. Method 967.04 AOAC-Official Methods., 1995.Gravimetric Quinolinium Molydophosphate Method. 962,02. AOAC-Official Methods.,1995. Atomic Absorption Spektrop-hotometric Method. 965.09. AOAC-Official Methods.,1995. Moisture n Peat 967.03. Method 967.03. AOAC-Official Methods.,1995. Nitrogen (Amoniacal And Nitrate Devarda Method. 892.01. AOAC-Official Methods.,1995. 1975.Method 970.03.i Nitrogen (Total) n Fertilizers n Fertilizers Final Action

AOAC-Official Methods.,1995. Spectrofotometric Molydo-vanadophosphate Method. Final Action Method. 958.01. Tse., 2004.Toprak Islah Edici ve Gelişme Düzenleyicileri Kral Suyunda Çözünebilir Elementlerin Özütlenmesi. Ts EN 13650. Anghel, P. and Popovici, N., 1977. “Reasons determining the decision to Build Nitrophosphate Plants in Romania” .The Engineering Concept lying at the Basis of the Four Plants and the Practical Results of Their Operation. Paper for the International Conference Granular Fertilizers and Their Production, London. Becker, P.,1989.”Phosphate and Phosphoric Acid: Raw materials, Technology and Economics of Wet Process” Second Edition , Marcel Dekker , Inc. New York, N.Y. Becker. P., 1983. "Phosphates and Phosphoric Acid", Fert. Sc. And Tech. Series, Marcel Dekker, Inc. N.Y. pp. 195-279. Carstens, L., Wynyk, N., 2003. Process for the Recovery of Phosphate from Phosphate Rock .Us Patent 6,562,308. DPT. 2006., “IX : Dönem kalkınma Planı - Kimya Sektörü .Gübre Özel htisas Komisyon Raporu”. Ankara. Hill, Robert, O.,1977. Method of Producting Phosphoric Acid From High ron and Aliminum Content Phosphate Rocks Using Nitric Acid. Us Patent 4,039,624. Lakote, L.,1972 . Chem Prum. 22,47. Leach, M. L.1959. Agr. Chem. p.138. MeistrePRO., 2006.Crop Protection HANDBOO K. The Global Industry Standard. Mohr Naphaline.,1971, Israeli, 27, 394, Apr 28. Appl.Feb 1967. Moldovan L., 1969. The Technology Of Mineral Fertilizers The British Sulphur Corp, London.

105

Moldovan, I., Popovici, N. And Chivue, G.1969 . “The Technology of Mineral Fertilizers, British Sulphur Corporation”, London. Nielsona , F.T., Yates, L.D. J.1953. Agr. Food. Chem. p 10 August 1953. Nielsonb .F.T.,1959.U.S.Patent 2,879,153. March 24. Norris,R., Shreve, Josep A. Brink., 1985. Chemical Process Industries, Mc. Graw- Hill Book Company. OEEC Report on Phosphate Fertilizers.,1953.” p. 51, Paris, Organiztion for european Economic Coroperation. Popovici, N. Ciobanu,T.,1970. Rev.Chim.Buckarerest 21: 87. Strelzof.,1968.Chem Eng. 121, July 15. Sullivan, M., Gristead, J . 1992. Phosphatic and nitrogen fertilizers via HNO3 processing. USA PATENT 5,098,461. Ülkü, S.,1980.Türkiye Fosfat Yatakları ve Nitrofosfat, Süper Fosfat Üretimi. Ege Üniversitesi Kimya Fakültesi Doçentlik Tezi. Weingaertner, E., Akın, F., 1970. Kimya Mühendisliği Dergisi.138, 3.

106

GÜBRE TÜKET M NDE KULLANILAN VE ÖNER LEN M KTARLARDAK FARKIN TESP T NDE B GA (ÇANAKKALE) ÖRNEĞ Nuray Mücellâ MÜFTÜOĞLU1 Başak EGESEL2
1

Abidin F DAN2 Musa UZUN2 3 Tarık BORUCU

ÇOMÜ Ziraat Fakültesi Toprak Böl., Çanakkale. mucella@comu.edu.tr 2 Tarım l Müdürlüğü, Çanakkale. 3 Gönen Tarım lçe Müdürlüğü, Balıkesir. ÖZET

Çanakkale ilinde önemli bir tarım potansiyeline sahip olan Biga ilçesinde 7 ayrı bitkiye ait olan tarım topraklarından verimlilik amaçlı 720 adet toprak örneği alınmış, analizleri yapılmış ve üreticiler tarafından kullanılan gübreler ile kullanılması gereken gübreler arasındaki ilişkiler tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın sonucu olarak bölgede domates alanlarında azot kullanımının gerekenden fazla, fosfor ve potasyum kullanımının gerekenden az; ayçiçeği, buğday, arpa, yulaf ve tritikale alanlarında azot ve fosfor kullanımının gerekenden fazla, potasyum kullanımının ise gerekenden az; fiğ alanlarında ise azot ve fosfor kullanımının gerekenden fazla olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca verilen ve önerilen bitki besin maddeleri arasındaki farklar kadar, kullanım zamanlarındaki farkların da çok daha ciddi boyutlarda olduğu dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Kullanılan ve önerilen gübreler, Çanakkale. DETERMINATION OF DIFFERENCE IN THE AMOUNT OF FERTILIZERS USED AND ADVISED: BIGA (CANAKKALE) CASE STUDY ABSTRACT 720 soil samples were taken from 7 lands on which different crops are cultivated in Biga, important in agricultural potential in Canakkale and analyzed. It was aimed to determine the relationship between the amount of fertilizers growers use and the amount they are advised to use. It was determined from the study that growers use more nitrogen and less phosphorus and potassium in tomato fields; more nitrogen and phosphorus and less potassium in wheat, barley, oat and triticale fields; more nitrogen and phosphorus in vetch fields than they actually need. Furthermore, as much as the difference between used and advised amounts of plant nutrition agents, the difference between the times they are applied should be taken into account much more seriously. Key Words: Used and advised fertilizers, Canakkale. GRŞ Çanakkale ilinde önemli bir tarım potansiyeline sahip olan Biga ilçesinin tarım topraklarının verimlilik durumlarının bilinmesi ve buna göre gübreleme önerilerinde bulunulması için ilçenin tarım alanlarından toprak örnekleri alınmış ve verimlilik analizleri yapılmıştır. Biga tarım topraklarının yapılan analizleri ışığında bölge için

107

gübre ve gübreleme önerilerinde bulunulmuştur. Aynı zamanlı olarak toprak örneklerinin alındığı alanlara ait üreticilerle yüz yüze yapılan görüşmelerle de kullanılan gübreler hakkında anketler yapılmıştır. Bu çalışma ile üreticiler tarafından kullanılan gübreler ile analizler sonucu belirlenen kullanılması gereken gübrelerin ne kadar uyumlu olduklarının tespiti amaçlanmıştır. Karşılaştırmada saf bitki besin madde miktarları esas alınmıştır. Yapılan çalışma sonucunda domates yetiştiriciliğinde azot kullanımının gerekenden fazla, fosfor ve potasyum kullanımının gerekenden az; ayçiçeği, buğday, arpa, yulaf ve tritikalede azot ve fosfor kullanımının gerekenden fazla, potasyum kullanımının ise gerekenden az; fiğde ise azot ve fosfor kullanımının gerekenden fazla kullanıldığı, potasyum kullanımının ise gerekmediği ve kullanılmadığı saptanmıştır. Bölgede çalışmaya konu olan bitkiler dikkate alındığında, azot ve fosfor kullanımının gerekenden fazla, potasyum kullanımının ise gerekenden az uygulandığı belirlenmiştir. MATERYAL VE METOD Çalışmada materyal olarak hem en fazla üretim alanı olan hem de en fazla üreticinin yer aldığı, ayrıca bölgede ekonomik öneme sahip olan ürünler seçilmiştir. Bölgede sebze olarak domates, yağ bitkisi olarak ayçiçeği; serin iklim tahıllarından arpa, buğday, tritikale ve yulaf; yem bitkilerinden fiğ alınmış ve toplam 720 toprak örneği üzerinde çalışılmıştır. Domates bitkisine ait olan alanlarda sera alanları hariç tutulmuş olup bu toprak örnekleri sadece açık alanda yapılan domates yetiştiriciliğine ait olan toprakları kapsamaktadır. Çalışmaya konu olan domates alanlarında damlama sulama sistemleri mevcuttur. Gübre önerilerindeki ve üretici tarafından uygulanan gübrelerdeki karşılaştırmalar saf bitki besin maddesi üzerinden değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda elde edilen değerler kullanılarak gübre önerileri yapılmıştır. Bu önerilerde, toprak reaksiyonu, kireç ve organik madde için Anonim (1988); tuz için Richards (1954); bünye için Millar ve Turk (1954); toplam azot, değişebilir kalsiyum, alınabilir çinko ve alınabilir Mn için FAO (1990); alınabilir fosfor ve potasyum için Ülgen ve Yurtsever (1995) tarafından verilen sınır değerler dikkate alınmıştır. Değişebilir kalsiyum ve magnezyum için Anonimous (1973); değişebilir sodyum için Sönmez (2003); alınabilir demir ve bakır için Follet ve Lindsay (1969); alınabilir bor için ise Wolf (1971) tarafından verilen sınır değerler kullanılmıştır. ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Domates Domates alanlarında üretici tarafından araziye verilen ve analizler sonucu belirlenen gübre reçetelerinin karşılaştırıldığı N, P2O5 ve K2O değerleri Çizelge 1’de verilmiştir. Çizelge 1 incelendiğinde verilen ve önerilen gübrelerin hem çeşit hem de miktar olarak çok uyumlu olmadığı görülmektedir. Analizler sonucu elde edilen verilerden domates toprakları için en uygun pH değeri olan 5,0–7,5 dışındaki örnek oranının %43,2 olduğu, ayrıca 7,5 pH değerinin üstündeki toprak oranının %40 olmasına rağmen amonyum sülfat gübresinin hiç kullanılmadığı belirtilmektedir (Müftüoğlu, 2007). Bu tespite rağmen domates tarımı yapılan alanlarda gerek tarım kireci gerekse kükürdün kullanılmadığı görülmektedir.

108

Çizelge 1. Domates alanlarına verilen ve önerilen bitki besin maddesi miktarları Verilen (kg/da) Önerilen (kg/da) Miktar N P2O5 K2O Miktar N P2O5 K2O 15.15.15 48.7 7.3 7.3 7.3 Diamonyum fosfat 17.4 3.1 8.0 Potasyum sülfat 51.8 - 25.9 Amonyum sülfat 20.7 4.4 Kalsiyum amonyum nitrat 21.1 5.5 23.0 6.0 Amonyum nitrat 27.5 9.1 20.2 6.7 Üre 18.2 8.4 Monoamonyum fosfat 2.9 0.3 1.8 10.0 1.2 6.1 Potasyum nitrat 16.8 2.2 - 7.7 30.0 3.9 - 13.8 Çinko sülfat 3.1 Tarım kireci 48.2 Toz kükürt 49.2 Toplam 32.8 9.1 15.0 25.2 14.1 39.7 Gübre Sebze alanlarının %90’ı az ve orta düzeyde organik madde içerdiği, bu alanlarda daha çok organik maddeye gereksinim duyulduğu gözetilerek bölgede organik gübre kullanılması gerektiği saptanmıştır (Müftüoğlu, 2007). Ancak organik gübre uygulamasının verilen gübreler arasında olmadığı gözlenmiştir, çalışmaya konu olan tüm topraklarda organik madde kullanımı olmadığı için karşılaştırma yapılamamıştır. Ayrıca anketler incelendiğinde kullanılan kalsiyum amonyum nitrat gübresinin büyük bir çoğunlukla verilmemesi gereken alanlarda ve verilmemesi gereken zamanlarda kullanıldığı tespit edilmiştir. Üretici tarafından araziye verilen ve analizler sonucu belirlenen gübre reçeteleri karşılaştırıldığında, domates alanlarında azotun verilenden daha az kullanılması, fosforun ve potasyumun ise verilenden daha fazla verilmesi gerektiği görülmektedir (Şekil 1). Bu uygulamaların tüm alanlar için genel olmadığı, gereksinim duyulan alanlarda gereksinim duyulan miktar ve zamanda kullanılması gerektiği unutulmamalıdır.
DOMATES 45 Kullanılan miktar (kg/da) 40 35 30 25 20 15 10 5 0 N P205 K2O 32,8 25,2 Verilen 14,1 9,1 15,0 Önerilen

39,7

Şekil 1. Domates alanlarına verilen ve önerilen bitki besin maddesi miktarları farkı Ayçiçeği Ayçiçeği alanlarında üretici tarafından araziye verilen ve analizler sonucu belirlenen gübre reçetelerinin karşılaştırıldığı N, P2O5 ve K2O değerleri Çizelge 2’de verilmiştir.

109

Çizelge 2. Ayçiçeği alanlarına verilen ve önerilen bitki besin maddesi miktarları Verilen (kg/da) Önerilen (kg/da) Miktar N P2O5 K2O Miktar N P2O5 K2O 15.15.15 22,1 3,3 3,3 3,3 20.20.0 20,4 4,1 4,1 25,4 5,1 5,1 20.20.0+Zn 26,1 5,2 5,2 Diamonyum fosfat 18 3,2 8,3 Potasyum sülfat 12,5 - 6,3 Amonyum nitrat 15 5 10 3,3 Üre 16,3 7,5 Tarım kireci 68,8 Toz kükürt 50 Toplam 23,1 15,7 3,3 13,6 10,3 6,3 Gübre Analizler sonucu elde edilen verilerden ayçiçeği yetiştiriciliğinin pH olarak uygun olmayan topraklarda da yapıldığını (Müftüoğlu, 2007) göstermekle birlikte Çizelge 2 incelendiğinde gerek tarım kirecinin gerekse kükürdün kullanılmadığı görülmektedir. Üretici tarafından araziye verilen ve analizler sonucu belirlenen gübre reçeteleri karşılaştırıldığında azot ve fosforun verilenden daha az kullanılması, potasyumun ise verilenden daha fazla verilmesi gerektiği görülmektedir (Şekil 2).
AYÇ ÇEĞ 25 Kullanılan miktar (kg/da) 20 15,7 15 10 5 0 N P205 K2O 3,3 13,6 10,3 6,3 Verilen Önerilen 23,1

Şekil 2. Ayçiçeği alanlarına verilen ve önerilen bitki besin maddesi miktarları farkı Ayçiçeği ve yem bitkilerinin bulunduğu alanların alınabilir Zn değerlerinin dağılımı incelendiğinde her iki grupta da yaklaşık yarısında Zn eksikliği görüldüğü saptanmıştır (Müftüoğlu, 2007). Ancak bölgedeki bu alanlarda Zn gübrelemesinin yapılmadığı saptanmıştır. Serin iklim tahılları (buğday, arpa, tritikale, yulaf) Üretici tarafından araziye verilen ve analizler sonucu belirlenen gübre reçetelerinin karşılaştırıldığı N, P2O5 ve K2O değerleri Çizelge 3, 4, 5, 6’da verilmiştir. Serin iklim tahıllarının hepsinde üretici tarafından araziye verilen ve analizler sonucu belirlenen gübre reçeteleri karşılaştırıldığında azot ve fosforun verilenden daha az kullanılması, potasyumun ise verilenden daha fazla verilmesi gerektiği görülmektedir (Şekil 3). Verilen ve önerilen bitki besin maddeleri arasındaki en büyük fark azotta görülmektedir.

110

Çizelge 3. Buğday alanlarına verilen ve önerilen bitki besin maddeleri Verilen (kg/da) Önerilen (kg/da) Miktar N P2O5 K2O Miktar N P2O5 K2O 15.15.15 20 3.0 3.0 3.0 20.20.0 21.7 4.3 4.3 Diamonyum fosfat 21.5 3.9 9.9 22.5 4.1 10.4 Potasyum sülfat 12.5 - 6.3 Kalsiyum amonyum nitrat 21.1 5.5 Amonyum nitrat 21.1 7.0 10 3.3 Üre 20.3 9.3 10.2 4.7 Çinko sülfat 4.6 Tarım kireci 65.6 Toz kükürt 50 Toplam 33 17.2 3.0 12.0 10.4 6.3 Gübre Çizelge 4. Arpa alanlarına verilen ve önerilen bitki besin maddeleri Gübre Verilen (kg/da) Önerilen (kg/da) Miktar N P2O5 K2O Miktar N P2O5 K2O 15.15.15 19.8 3.0 3.0 3.0 20.20.0 20.4 4.1 4.1 Diamonyum fosfat 18.0 3.2 8.3 24.0 4.3 11.0 Potasyum sülfat 10.0 - 5.0 Amonyum sülfat 50.0 10.5 Kalsiyum amonyum nitrat 19.4 5.0 Amonyum nitrat 19.8 6.5 10.0 3.3 Üre 18.5 8.5 10.0 4.6 Çinko sülfat 5.0 Tarım kireci 100.0 Toz kükürt 50.0 Toplam 40.9 15.3 3.0 12.2 11.0 5.0 Çizelge 5. Tritikale alanlarına verilen ve önerilen bitki besin maddeleri Verilen (kg/da) Önerilen (kg/da) Miktar N P2O5 K2O Miktar N P2O5 K2O 15.15.15 15.8 2.4 2.4 2.4 20.20.0 18.1 3.6 3.6 Diamonyum fosfat 20.5 3.7 9.4 24.9 4.5 11.5 Potasyum sülfat 12.3 - 6.1 Amonyum sülfat 20 4.2 Kalsiyum amonyum nitrat 15.3 4 Amonyum nitrat 16.9 5.6 10 3.3 Üre 16.7 7.7 10.5 4.8 Çinko sülfat 4.2 Tarım kireci 80.6 Toz kükürt 50 Toplam 31.1 15.4 2.4 12.6 11.5 6.1 Gübre

111

Çizelge 6. Yulaf alanlarına verilen ve önerilen bitki besin maddeleri Verilen (kg/da) Önerilen (kg/da) Miktar N P2O5 K2O Miktar N P2O5 K2O 20.20.0 21.2 4.2 4.2 Diamonyum fosfat 19.1 3.4 8.8 24.2 4.4 11.1 Potasyum sülfat 12.0 - 6.0 Kalsiyum amonyum nitrat 19.8 5.1 Amonyum nitrat 19.5 6.4 10.0 3.3 Üre 18.0 8.3 10.4 4.8 Çinko sülfat 5.0 Tarım kireci 60.7 Toplam 27.5 13.0 12.4 11.1 6.0 Gübre

BUĞDAY 35 Kullanılan miktar (kg/da) 30 25 20 15 10 5 0 N P205 K2O 3,0 12,0 17,2 10,4 6,3 Verilen Önerilen 33,0
Kullanılan miktar (kg/da) 45 40 35 30 25 20 15 10 5 0 N 12,2 40,9

ARPA

Verilen 15,3 11,0 3,0 P205 5,0 Önerilen

K2O

YULAF 35 Kullanılan miktar (kg/da) 30 25 20 15 10 5 0 N P205 K2O 2,4 12,6 15,4 11,5 6,1 Verilen Önerilen
30 Kullanılan miktar (kg/da) 25 20 15 10 5 12,4 27,5

TR T KALE

31,1

13,0 11,1 6,0 0,0

Verilen Önerilen

0 N P205 K2O

Şekil 3. Buğday, arpa, tritikale, yulaf alanlarına verilen ve önerilen bitki besin maddesi miktarları farkı Serin iklim tahıllarının bütünü için üretici tarafından araziye verilen ve analizler sonucu belirlenen gübre reçetelerinin karşılaştırıldığı N, P2O5 ve K2O değerleri Çizelge 7’de verilmiştir. Çizelge 7. Serin iklim tahılları alanlarına verilen ve önerilen bitki besin maddesi miktarları Serin iklim tahılları Verilen (kg/da) Önerilen (kg/da) 33.1 12.3 N 15.3 11.0 P2O5 2.1 5.8 K2O

112

SER N KL M TAHILLARI 35 Kullanılan miktar (kg/da) 30 25 20 15 10 5 0 N P205 K2O 2,1 12,3 15,3 11,0 5,8 Verilen Önerilen 33,1

Şekil 4. Serin iklim tahılları alanlarına verilen ve önerilen bitki besin maddesi miktarları farkı Serin iklim tahılı yapılan örneklerdeki alınabilir potasyum durumu incelendiğinde özellikle tritikale yapılan alanlarda potasyumca desteklenmesi gereken alanlar olduğu tespit edilmiştir (Müftüoğlu, 2007). Durum böyle olmasına rağmen tritikale alanlarında potasyumlu hiçbir gübre kullanılmamaktadır. Serin iklim tahılları alanlarının alınabilir Zn değerlerinin dağılımı incelendiğinde yaklaşık yarısında çinko noksanlığı görülmektedir. Özellikle en çok çinko noksanlığı gösteren bitkiler yulaf, buğday ve arpa olarak sıralanmaktadır, tritikale alanlarında Zn noksanlığı tespit edilmemiştir (Müftüoğlu, 2007). Ancak bölgedeki yulaf, buğday ve arpa alanlarında Zn desteklemesinin yapılmadığı saptanmıştır. Fiğ Üretici tarafından araziye verilen ve analizler sonucu belirlenen gübre reçetelerinin karşılaştırıldığı N, P2O5 ve K2O değerleri Çizelge 8’de verilmiştir. Çizelge 8. Fiğ alanlarına verilen ve önerilen bitki besin maddesi miktarları Verilen (kg/da) Önerilen (kg/da) Miktar N P2O5 K2O Miktar N P2O5 K2O 18.0 3.6 3.6 20.20.0 20.0 4.0 4.0 20.20.0+Zn 18.8 3.4 8.6 Diamonyum fosfat 16.8 5.5 Amonyum nitrat 13.5 6.2 Üre Toplam 18.7 12.2 4.0 4.0 Gübre Çizelge 5 incelendiğinde verilen ve önerilen gübrelerin hem çeşit hem de miktar olarak tamamen uyumsuz olduğu görülmektedir. Fiğ bitkisinde kullanılan gübrenin önerilen gübreden azotta 4 kattan fazla, fosforun ise 3 kattan fazla olduğu görülmektedir. Yapılan çalışma sonucunda fiğde azot ve fosfor kullanımının gerekenden çok fazla olduğu, potasyumun ise gerekmediği ve kullanılmadığı saptanmıştır.

113

FĞ 20 18 16 14 12 10 8 6 4 2 0 18,7

Kullanılan miktar (kg/da)

12,2 Verilen Önerilen 4,0 4,0 0,0 0,0 N P205 K2O

Şekil 5. Fiğde verilen ve önerilen bitki besin maddesi miktarları farkı Çalışmaya konu olan 7 bitki (domates, ayçiçeği, buğday, arpa, tritikale, yulaf, fiğ) ve bu bitkilere ait olan 720 adet toprağa ait olan verilen ve önerilen gübrelere ait olan bitki besin maddelerinin durumu Çizelge 9’da verilmiştir. Çizelge 9. Tüm ürünlere verilen ve önerilen bitki besin maddesi miktarları Tüm ürünler Verilen (kg/da) Önerilen (kg/da) Verilen - Önerilen (kg/da) 29.6 13.2 16.4 N 14.0 10.3 3.7 P2O5 3.8 9.9 -6.1 K2O Ürünlerin hepsi birlikte dikkate alındığında, üretici tarafından araziye verilen ve analizler sonucu belirlenen gübre reçetelerinde azot ve fosforun verilenden daha az kullanılması, potasyumun ise verilenden daha fazla verilmesi gerektiği görülmektedir (Şekil 6).
TÜM ÜRÜNLER 35 30 Kullanılan miktar (kg/da) 25 20 15 10 5 0 N P205 K2O 3,8 13,2 14,0 10,3 9,9 29,6

Verilen Önerilen

Şekil 6. Tüm ürünlere verilen ve önerilen bitki besin maddesi miktarları farkı Elde edilen veriler saf bitki besin maddesi olarak hesaplandığından, örneklenen alan hesaba katıldığında, verilen ile verilmesi gereken miktarlar arasındaki farkın 6.829.326 kg saf madde olduğu görülmektedir (Çizelge 10). Bu miktarın 6.287.141 kg olanı azottan, 1.805.695 kg olanı fosfordan ve -1.263.513 kg olanı potasyumdan kaynaklanmaktadır. Bu miktarlar ise 29.938.767 kg amonyum sülfat kadar gübrenin fazla, 4.199.291 kg triple süper fosfat kadar gübrenin fazla ve 2.527.026 kg potasyum sülfat kadar gübrenin ise az kullanıldığı görülmektedir.

114

Çizelge 10. Tüm ürünlere verilen ve önerilen bitki besin maddesi miktarları N Domates P205 K2O N Ayçiçeği P205 K2O N Arpa P205 K2O N Buğday P205 K2O N Tritikale P205 K2O N Yulaf P205 K2O N Fiğ P205 K2O TOPLAM Sonuç Tüm sonuçlara verilen ve verilmesi gereken gübreler açısından bakıldığında domateste kullanılan 12 gübreden ortak 3 tane olduğu, verilen azotun fazla, fosfor ve potasyumun ise az olduğu saptanmıştır. Ayçiçeğinde 9 gübreden ortak olan 2 gübre olduğu, verilen azot ve fosforun fazla, potasyumun ise az olduğu belirlenmiştir. Serin iklim tahıllarından arpada 11 gübreden ortak olan 3, buğdayda 10 gübreden ortak olan 3, tritikalede 11 gübreden ortak olan 3, yulafta 8 gübreden ortak olan 3 gübre olduğu ve tüm serin iklim tahıllarında verilen azot ve fosforun fazla, potasyumun ise az olduğu tespit edilmiştir. Fiğde 8 gübreden hiçbirinin ortak olmadığı, verilen azot ve fosforun önerilenden fazla olduğu saptanmıştır. Ayrıca ortak olan gübrelerin kullanma zamanları arasında da bariz farklar bulunmaktadır. Bu çalışmanın sonucu olarak bölgede domates alanlarında azot kullanımının gerekenden fazla, fosfor ve potasyum kullanımının gerekenden az; ayçiçeği, buğday, arpa, yulaf ve tritikale alanlarında azot ve fosfor kullanımının gerekenden fazla, potasyum kullanımının ise gerekenden az; fiğ alanlarında ise azot ve fosfor kullanımının gerekenden fazla kullanıldığı tespit edilmiştir. Çalışmaya konu olan 7 bitki (domates, ayçiçeği, buğday, arpa, tritikale, yulaf, fiğ) ve bu bitkilere ait olan 720 adet toprağa ait olan verilen ve önerilen gübrelere ait olan bitki besin maddelerinin durumu azot ve fosforun verilenden daha az kullanılması, potasyumun ise verilenden daha fazla verilmesi gerektiği belirlenmiştir. Rakamsal Verilen Önerilen Fark Örneklenen alan (da) Toplam fark (kg) 32.8 25.2 7.6 11.051 83.963 9.1 14.1 -5.0 -55.355 15.0 39.7 -24.7 -272.725 23.1 13.6 9.4 26.959 254.754 15.7 10.3 5.4 144.627 3.3 6.3 -2.9 -79.279 12.2 28.7 27.094 777.101 40.9 15.3 11.0 4.3 116.555 3.0 5.0 -2.0 -54.914 33.0 12.0 21.0 204.867 4.292.988 17.2 10.4 6.9 1.409.485 3.0 6.3 -3.3 -665.818 27.5 12.4 15.1 6.252 94.411 13.0 11.1 1.9 11.841 0.0 6.0 -6.0 -37.512 31.1 12.6 18.5 40.693 751.943 15.4 11.5 3.9 160.644 2.4 6.1 -3.8 -153.265 18.7 4.0 14.7 2.170 31.981 12.2 4.0 8.2 17.898 0.0 0.0 0.0 0 319.086 6.829.326

115

olarak ifade etmek gerekirse söz konusu 319.086 da alanda 6.287.141 kg saf azot ve 1.805.695 kg P205 fazla kullanılmakta, 1.263.513 kg K2O ise az kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra verilen ve önerilen bitki besin maddeleri arasındaki farklar kadar, kullanım zamanlarındaki hatalar açısından oluşacak olan farkların çok daha ciddi boyutlarda olduğu dikkate alınmalıdır. KAYNAKLAR Anonim, 1988. Türkiye Gübreler ve Gübreleme Rehberi. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Genel Yayın No: 151, Teknik Yayınlar No: T-59. Anonymous, 1973. Analytical Methods for Atomic Absorption Spectrophotometer. Perkin Elmer Catalogue. Norwalk, Connecticut, USA. FAO, 1990. Micronutrient. Assessment at the Country Level: An International Study. FAO Soil Bulletin by Mikko Sillanpaa. Rome. Follet, R. H. and W. L. Lindsay, 1970. Profile distribution of Zn, Fe, Mn and Cu in Colorado soils. Colorado Exp. Station Tech. Bull. 110. Millar, C. E. and L. M. Turk, 1954. Fundamentals of Soil Science John Wiley and Sons. Inc. New York. Müftüoğlu, N. M., 2007. Biga lçesi Tarım Topraklarının Verimlilik Durumu. TC Çanakkale Valiliği Çanakkale Tarım l Müdürlüğü Teknik Yayınlar Dizisi No: 1. ISBN 978-975-585-835-7, Çanakkale, 107 s. Richards, L. A., 1954. Diagnosis and Improvement Saline and Alkali Soils, United States Department of Agriculture Handbook, 60. Sönmez, B., 2003. Türkiye çoraklık kontrol rehberi. Tarım Köy şleri Bakanlığı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü Teknik yayın No:33 Ankara. Ülgen, N. ve Yurtsever, N., 1995. Türkiye Gübre ve Gübreleme Rehberi. Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü Yayınları, Genel Yayın No: 209, Teknik Yayınlar No: T. 66, Ankara. Wolf, B., 1971. The Determination of Boron in Soil Extracts. Plant Materials, Composts, Manures, Water and Nutrient Solutions. Soil Science and Plant Analysis, 2: 363-374.

116

ÇUKUROVA'DA MISIR TARIMINDA HASSAS TARIM TEKN KLER KULLANARAK DEĞ ŞKEN ORANLI GÜBRE UYGULAMALARI brahim H. GÜÇDEM R1 Ufuk TÜRKER2 Armağan KARABULUT1 1 1 Mustafa USUL Mustafa BOZKURT Çetin ARCAK1
1 2

Toprak Gübre ve Su Kaynakları Merkez Araşt. Enst., Ankara. igucdemir@tgae.gov.tr Ankara Üniv. Ziraat Fak. Tarım Makineleri Böl., Ankara. uturker@agri.ankara.edu.tr ÖZET

Dünyanın hızlı bir değişim içerisinde olduğu herkesçe malumdur. Değişen bu dünyada önceleri tarımın değerini kaybedeceği sanayi ağırlıklı işletmelerin tarıma dayalı işletmelerin yerini alacağı zannedilmişti. Ancak çelik, demir, petrol, otomobilin aç insanları doyurma kabiliyetine sahip olmadığı görüldü. Beslenme için gerekli üretim yaparken aynı zamanda tarımda sürdürülebilirliğin de sağlanması gerekliliği uydu ve bilgisayar teknolojilerinin tarımda da kullanılabilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasını zorunlu kılmıştır. Hassas Tarım teknolojileri de denilen bu uygulama ile bitkisel üretimde kullanılan girdilerin gerektiği yerde gerektiği kadar kullanılmasına imkân vermiştir. Bu dünyanın her tarafında uygulanan ve değişiklikleri dikkate almayan en fazla uygulamaları toprak analizlerine dayandıran geleneksel uygulamadan çok farklı bir uygulama şeklidir. Çukurova’daki çalışmada mısır yetiştiriciliğinde hassas tarım teknikleri kullanılarak hem taban gübrelemede hem de üst gübrelemede değişken oranlı gübre uygulamaları yapılmaktadır. Bu uygulama şekli geleneksel uygulamadan çok farklı karaktere sahiptir. Anahtar Kelimeler: Çukurova, mısır, hassas tarım, gübreleme. FERTILIZING APPLYING WITH CHANGING RATE USING PRECISING FARMING TECHNIQUES IN CORN GROWING IN ÇUKUROVA ABSTRACT It has been well known by everybody that the world is changing rapidly. This changing was supposed to be in the direction of industrial development that replacing farm with industry. But industrial products are far from feeding human beings since steel, iron, petrol and automobile can not do that. While providing food, it has been necessary to make agriculture sustainable using satellite and computer information technologies. Such approach enabled to use agricultural inputs where it is most needed as this so called precision agriculture. This has been different than the applications made in conventional systems in respect of variability in soil. In this study, variable rate fertilizer applications have been carried out for preplant and top dressing using precision farming Technologies at corn fields in Çukurova region. This application technique proved to be very different than conventional application system. Key Words: Çukurova, corn, précising farming, fertilizing. GRŞ Tarımsal üretimde araziye uygulanan girdiler (gübre, su, ilaç, toprak işleme vb.) toprak özelliklerindeki farklılıklar dikkate alınmadan üretim yapılan alanın tamamına homojen olarak uygulanmaktadır. Geleneksel tarım olarak da adlandırılabilecek olan bu uygulamalarda tarla işletmeciliği, tarlanın uniform bir şekilde ele alınıp işletilmesi ile olmaktadır. Bu işletmecilikte arazideki coğrafi değişkenlikler (toprak özellikleri,

117

topografya v.b.) ihmal edilmektedir. Yetiştiriciler üretim yaparken maksimum ürün elde etmeyi hedefledikleri kadar çevreye de en az zararı verecek her türlü tedbiri almak durumundadırlar. Bu noktada ise ancak, yetiştiricinin bilgi teknolojilerini kullanılarak arazisinde nasıl bir değişkenlik (alansal, zamansal ve ekonomik) olduğunu doğru bir şekilde tespit etmesi, anlaması ve arazisini bu değişkenliğe göre işletmesi ile mümkün olur. Geleneksel çiftçi uygulamalarında, tarlaya uygulanacak gübrenin cins ve miktarı tarlanın birkaç noktasından alınan ve paçal yapılan örneklerden toprak analizleriyle belirlenmektedir. Analizler sonucu belirlenen gübre miktarları genellikle homojen şekilde arazinin tamamına aynı şekilde uygulanır. Tarımsal üretimi arttırmak ve kendi kendine yeten bir ülke olma özelliğimizi devam ettirebilmek için yeni teknik ve teknolojilerin kullanılması gerekmektedir. Üretimi daha rasyonel kılacak olan kültürel tedbirler dışında yoğun teknoloji isteyen çalışmalarda esas, kullanılan tüm girdilerin gerek duyulan noktada çevreye zarar vermeyecek şekilde uygulanmasıdır. Son yıllarda tarım topraklarının alansal heterojenliğini ve buna bağlı olarak parametrik değişkenlerini dikkate alan, toprak ve bitki gereksinimleri doğrultusunda değişken uygulamalara imkân sağlayan ve bilgi teknolojilerine açık bir tarım sistemi birçok ülkede kullanılmaya başlanmıştır. Hassas tarım, yetiştiricinin bilgi teknolojilerini kullanarak arazisindeki parametrik değişkenleri belirlemesi, anlaması ve arazisini bu değişkenliğe göre işletmesidir. Kısacası arazi değişkenliğinin zamansal değişkenlikler de dikkate alınarak işletilmesidir. Hassas tarımın hedefleri arasında; gübre maliyetinin düşürülmesi, ilaç ve kimyasalların maliyetinin azaltılması, çevre kirliliğinin azaltılması, kaliteli ürün veriminin sağlanması, yönetim, işletim ve yetiştiricilik kararları için daha etkin ve iyi bir bilgi akışı sağlamak ve tarımsal kayıtların oluşturulmasının sağlanması yer almaktadır. Günümüzde tarım sektöründe aşırı gübreleme kadar eksik gübre kullanımı da bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Aşırı gübreleme toprak verimliliğini olumsuz etkilediği gibi çevre, özellikle de yeraltı suyu kirlenmesine neden olmaktadır. Toprak özelliklerinde meydana gelebilecek olumlu veya olumsuz gelişmeler sadece topraklara uygulanan gübrelerden kaynaklanan bir durum değildir. Gübrelemeye ilave olarak da yabancı ot ve zararlı mücadelesi için kullanılan ilaçlar toprak işleme ve ekim tekniklerini de toprak özelliklerini ve çevre sağlığını etkileyen kültürel uygulamalar arasında sayılabilir. Hassas tarımın pratikte uygulanabilmesi, arazideki değişkenliğin farklı girdi uygulaması yapmayı mümkün kılacak yeterlikte olmasına bağlıdır. Örneklemeler değişkenliği belirleyecek ölçeklerde olmalıdır. Hassas tarım, tarımsal verimliliği ve etkinliği arttırmak için toprak ve ürün yönetimini, kaynakların daha ekonomik kullanımı ile çevreye yapılan etkinin en aza indirilmesini sağlayan bir teknik olduğundan, klasik üretim yaklaşımını bir tarafa bırakarak, araziyi homojen olmayan bir yaklaşımla ele alan teknolojik bir uygulamaya geçilmelidir. Hassas tarımda arazi alt bölümlere ayrılır. Bu alt bölümler toprak karakteristiklerindeki değişkenliklere göre işletilir. Hassas tarım ekonomik ve teknik olarak avantajlı görülen her bir arazi parçasının, koşulları tam anlamıyla karşılanmak amacıyla sulama, toprak işleme, kimyasal ilaç, gübre ve tohum gibi girdilerin değişken oranlarda uygulanarak işletilmesine olanak sağlar. Bu benzeri çalışmalara örnek olarak Frantzen (1999)çalışması verilebilir. Bu çalışmada, azot uygulamaları için yönetim alt bölgelerinin oluşturulmasına yönelik yaptıkları çalışmada, amaç ister toprak azot seviyesinin isterse toprak verimlilik potansiyelinin belirlenmesi olsun, yönetim bölgelerinin, hava fotoğrafı, uydu

118

görüntüleri, toprak elektriksel geçirgenliği (EC), verim haritaları gibi birçok yöntemin kullanılması ile oluşturulabileceği belirtilmiştir. Buna ilave olarak toprak elektriksel geçirgenliğini ölçen sensorların, disk toprak elektrodu veya EM 38 manyetik endüksiyonu ile yönetim bölgelerinin belirlenmesine yardımcı olabileceğini açıklanmış, bu çalışmanın sadece azot için değil fosfor, potasyum gibi diğer besin maddelerinin gübrelenmesine de olanak tanıyacağını, doğru yorumlama yapabilmek için değişik toprak parametreleri ile toprak EC’si arasındaki ilişkinin kurulmasının önemli olduğu belirtilmiştir. Batcholer ve ark., (2002) Mısırda (CERES- maize) modellerini kullanarak homojen alanlardaki bitki büyümelerini ve toprak parametreleri ile olan ilişkilerini alansal olarak değerlendirmişlerdir. Bu modellerin kullanımı ile farklı çevresel koşullardaki alansal ve zamansal verim değişkenliklerini değerlendirmede ve ekonomik analizlerin değerlendirilmesinde yararlı olabileceği düşünülen bir kaç strateji geliştirilmiştir. Lund ve arkadaşları (2000), toprak elektriksel geçirgenliğini kullanarak değişken düzeyli azot uygulamaları üzerine bir çalışma yapmışlardır. Küresel konumlama sistemi ile koordinatlanan toprak elektriksel geçirgenliğinin toprak özelliklerini ve yapısını belirlemede kullanılabilecek etkin bir yöntem olduğunu ve maliyeti oldukça düşürdüğünü belirtmişlerdir. Yaptıkları çalışmada EC haritasına bağlı olarak değişken düzeyli azot uygulaması gerçekleştirmişlerdir. Toprak örneklemesi gibi değişken yönetim uygulamaları ile azot uygulamasının değişken düzeyli olarak yapılabileceğini belirtmişlerdir. Godwin ve arkadaşları (2002) Mısır ve buğday gibi taneli ürünler için 5 yıllık bir deneme süresince hassas tarım teknolojileri kullanarak değişken oranlı gübrelemeye yönelik işletme rehberi geliştirmişlerdir. Buna göre; verimdeki uzun süreli değişkenliğin nedeninin toprağa ve toprağın su tutma kapasitesine bağlı olduğunu, yıllar içerisinde aynı arazinin elde edilen verim haritalarından verimin mekansal trendi oluşturularak arazide spesifik alanların değişken oranlı girdi uygulaması için hedeflenebileceği anlaşıldığını ifade etmişlerdir. Ayrıca, elektriksel konduktivitenin ölçülmesi ile bazı toprak özellikleri ile su tutma kapasitesi gibi değişkenliklerin belirlenebileceğini, verim haritalarının ve toprak haritalarının kombine edilmesi ile yoğun toprak örneklemesi yerine hedeflenmiş noktalarda örnekleme yapmanın yeterli olabileceğini belirtmişlerdir. Yaptıkları çalışmada projede değişken oranlı azot uygulamalarına arazilerin %12 ile %52 si pozitif yanıt vermiştir. Bunun için dijital hava fotoğraflarından yararlanılmış ve değişken oranlı azot uygulaması sonucu yaklaşık $60/ha’a bir kazanç sağlandığını rapor etmişlerdir. Sonuç olarak konunun ekonomikliğine ilişkin elde edilen en somut sonuca göre yapılacak yatırımı ivmelendiren öncelikli görüş, “etkinliğin arttırılması yolunda uzun periyotta karlılık elde edilmesi olanağıdır.” Hassas tarım teknolojisinin karlılığına ilişkin çok somut değerlendirmeler, değişik özellikte ve değişik oranlı girdi uygulamasının yapıldığı işletmeler üzerinde çalışmalar yürütülerek ortaya çıkarılabilecektir. Ülkemizde bu sistemlerin üretilebilmesi teknoloji ve yazılım geliştirmeden önce bu teknolojilerin gereken girdi etkinliğini sağlayıp sağlayamayacağı hususunun açıklığa kavuşturulmasını gerektirmektedir. Bu nedenle ülkemiz şartlarında bu teknolojik sistemlerin getirisinin mutlaka ortaya konması gerekmektedir. Bu durum ortaya konulduktan sonra, bu sistemlere ait donanımların ve yazılımların geliştirilmesi söz konusu olabilecektir. Türkiye şartlarında değişken oranlı uygulamaya imkan verecek böyle bir çalışmanın yürütülmesiyle, ülkemizde henüz başlangıç safhasında olan hassas tarım teknolojilerinin hayata geçirileceği, yukarıdaki sorulara cevap olacak sonuçlar

119

elde edileceği gibi, çiftçi ile beraber proje yürütülerek çağdaş teknolojilerin Türk Tarımında gerektiği yeri alması için imkan yaratılacağı düşünülmektedir MATERYAL VE METOD Deneme Alanı Çalışma alanı Seyhan Deltası üzerinde, Seyhan Nehri’nin değişik zamanlardaki aktivitesi sonucu taşınan sedimentlerden kurulu alüviyal orijinli toprakları kapsamaktadır. Toplam 380 da alanı kaplayan çalışma alanı, Pleistosen yaşlı sedimentler üzerinde, nispeten ileri bir toprak oluşum evresine sahip ve bunun neticesinde zayıf bir Bw horizonu oluşumu ile morfolojik özellik kazanan Inceptisol toprak ordosunda yer almaktadır. ABC horizonlarını içeren topraklar orta derin olup KDK’ları (katyon değişim kapasitesi) 39,42- 16,22 me/100 g arasında değişmektedir. Bor miktarı genel olarak 1 ppm’in altındadır. Organik madde miktarlar % 1.70–0.55 arasında değişmekte ve herhangi bir tuzluluk, alkalilik ve yaşlık (drenaj) problemi bulunmamaktadır. klim Özellikleri Adana'da iklim dağlık ve ovalık alanlarda farklılık göstermekle birlikte tipik Akdeniz iklimi karakterindedir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Yükseklerde yağışlar genellikle kar şeklinde düşmektedir. Adana ilinde en yüksek sıcaklık 50°C, en düşük sıcaklık ise -7oC dolaylarındadır. Bölgede meydana gelen yağışlar, genellikle yamaç yağışları ve gezici hava kütlelerinin karşılaşması ile oluşur. Ortalama yağış miktarı 663.5 mm (50 yıllık) dir. Yılın ortalama 74 günü yağışlı geçmekte ve yağışların % 51 kışın, % 26 ilkbaharda, % 18 sonbaharda, %5 yazın düşmektedir. Yazın havanın nemle yüklü olmasına karşılık, bazı yıllarda hiç yağış düşmediği görülmektedir. Yıllık ortalama sıcaklık 18.7 °C'dir. En soğuk ay Ocak, en sıcak ay Ağustos'tur. Ocak ayı ortalaması 9 °C Ağustos ayı ortalaması 28 °C'dir. Ovanın sıcak olmasına karşılık, ilin topraklarında yükselti ve yüzey şekillerine göre iklim şartları çok değişmektedir. Buna paralel yağışlarda da değişme görülmektedir. Dağlık kesimde yağışlar doğal olarak fazla olmaktadır(Feke'de 930.5 mm Saimbeyli'de 805 mm). Ovada ender olarak görülen kar, dağlarda erken başlamaktadır ve bazen aylarca kalmaktadır. Adana'da yılın 195.6 günü yaz günüdür. Bu günlerin 134,4’ü tropik gün olarak belirlenmiştir. Çalışma alanında azot kullanım etkinliğinin test edilmesi amacıyla deneme sahasında bir alan ayrılarak 6 değişik azot dozunun (0; 7.5; 15; 22.5; 30; 37.5 kg/da) uygulandığı 18 sıralı ve 5.5 da’lık mısır parselleri oluşturulmuştur. Bu parsellerin verim haritası üzerinde arazideki yeri şekil 1’de verilmiştir. Hasatta her bir parselin sol ve sağ tarafından birer sıra bırakılarak içteki 16 sıralık kısımları hasat edilmiştir. Çalışmada, araziye yönelik, çiftçi tecrübeleri, yapılmış olan toprak etüdü ve toprak örneklemeleri ile verim dağılım haritalarından faydalanılarak bu alana özgü işletme bölgeleri oluşturulmuştur. Çalışmada geleneksel çiftçi azot ve fosfor uygulaması ile değişken oranlı uygulamanın kıyaslanabilmesi için arazi üzerinde tesadüfü deneme blokları oluşturulmuştur. Projede işletme bölgelerine yönelik 3 adet blok teşkil edilmiştir. Bu oluşturulan bloklar içerisinde, bir tanesi serbest çiftçi uygulaması, diğerleri de üç farklı stratejinin yer aldığı uygulamalar olmak üzere 3’er tekerrürlü hatlar yer almaktadır. Şekil 1’de bu amaçla hazırlanmış plan görülmektedir. Planda belirtilen bloklar dışında kalan yaklaşık 130 dönümlük bir alan yine proje ekibinin kontrolünde çiftçiye bırakılmıştır. Bu alanda çiftçi diğer tüm tarlalarına uyguladığı yetiştirme tekniklerini

120

eksiksiz olarak uygulamıştır. Ancak yapılan tüm uygulamalar kayıt altına alınmıştır. Uygulama tarlasına Dekalp 6842 mısır çeşidi kullanılmıştır.

37. 22 Uygulanan 7.
azot dozları

Şekil 1. Deneme parsellerinin arazi üzerindeki konumu

Orta verimli bölge (bu alana özgü belirgin bir toprak tekstürü yapısı) şletme bölgesi-1

Düşük verimli bölge (Toprak tesviyesi yapılmış alan) şletme bölgesi -3

Yüksek verimli bölge (Bu alanda da belirgin bir toprak tekstürü görülmektedir. şletme bölgesi-2

Daha önce deneme yapılan kısım

Şekil 2. Çalışma Alanının Farklı Verim Bölgeleri Bu nedenle çizelge 1’de verilen fosfor değerleri temel alınarak hazırlanan değişken oranlı fosfor uygulama haritaları sadece kendi alanlarımızda uygulanacaktır. Çiftçi gerek kendisine ayrılan alanda gerekse de deneme blokları içerisinde gübre uygulamalarında kontrollü olarak serbest bırakılmıştır.

121

Şekil 3. Değişken oranlı uygulama ve çiftçi uygulaması planı Değişken oranlı uygulama (çiftçi uygulamasından -%25 az) Değişken oranlı uygulama (çiftçi uygulamasından +%25 fazla) Değişken oranlı uygulama (çiftçi uygulaması ile aynı miktar ama değişken atımlı) Geleneksel çiftçi uygulaması Not: Bloklar yaklaşık 150 metrelik en ve 500 metrelik uzunlukta ve her bir uygulama hattı 12 metrelik genişlikte 18 sıra mısır ekilecek şekilde oluşturulmuştur. Bu seçiminde kullanılan makina ölçüleri dikkate alınmıştır. Blok uzunlukları uzun bloklarda 350 metre devamındaki kısa bloklarda ise 150 metredir. ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Çalışmada ortaya çıkan bu üç farklı verim potansiyeline sahip bölgelerde, değişken oranlı, ne kadar gübrenin ekonomik optimumu sağlayacağı belirlenmediğinden uygulamada, aşağıdaki hususların tespit edilmesi yoluna gidilmiştir • Toprak analizleri sonucu elde edilen toprak besin maddelerinden herhangi bir mikro besin elementinin kritik bir seviyede eksikliğine rastlanılmamıştır. Dolayısıyla bu yıl için mikro elementlere yönelik değişken oranlı bir uygulama yapılmayacaktır. Makro besin elementlerinden potasyumun toprakta yeterli miktarda bulunduğu tespit edildiğinden bu yıl için değişken oranlı potasyumlu gübre uygulaması öngörülmemiştir. Makro besin elementlerinden fosfor için Türkiye Gübre ve Gübreleme Rehberi temel alınmıştır. Bölgede mısır bitkisi için tavsiye edilen fosfor miktarı göz önünde bulundurularak, topraktaki fosfor miktarı belirlendikten sonra, uygulama haritası oluşturulmuştur. Rehberde önerilen miktarlar ile topraktaki fosfor miktarı arasındaki fark dikkate alınmış ve uygulanacak değişken oranlı fosfor miktarları koordinatlar bazında belirlenerek uygulanmıştır. Azot için uygulanan gübrenin büyük bir kısmı (% 80’den fazlası) üst gübre olarak verilmektedir. Bu nedenle taban gübresi olarak verilen az miktardaki azot gübresi bütün bloklara eşit miktarda uygulanmıştır. Üst gübreleme Azot-sensor sistemi kullanılarak Mayıs ayı içerisinde değişken oranlı olarak uygulanacaktır.

Arazide ekimden önce, 20 mart 2007 tarihinde tüm araziye %33’lük amonyum nitrat uygulanmıştır. Bu uygulamanın arkasından oluşturulan bloklar içerisindeki 18 sıralık şeritlere aşağıdaki haritada belirlenen değişken oranlı fosfor gübre uygulamaları yapılmıştır (şekil 4).

122

Uygulanan gübre (kg/ha)
190 180 160 140 120

Şekil 4. Değişken oranlı gübre uygulama haritası (fosfor) Oluşturulan haritada 5 farklı uygulama dozu ortaya çıkmıştır. Çalışmada oluşturulan deneme bloklarının içerisinde elektrik kolları ile modifiye edilmiş, ekim makinesi kullanılmıştır. Ekim anında ekim makinesi hangi renk bölgesinde ise o renk bölgesi ile ilgili gübre dozu bırakılmıştır. Çalışmamızda başlıca iki değişken uygulama dozu ağırlık kazanmıştır (şekil 5). Çiftçiye ayrılan alanlarda çiftçi serbestçe kendi uygulamasını yapmıştır. Bu alanlara herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Kendi uygulama alanlarımızda hangi uygulama dozu söz konusu ise o doz makine tarafından ilgili bölgeye bırakılmıştır. Gübrelemede fosforlu gübre kaynağı olarak triple süper fosfat gübresi kullanılmıştır.
%
70 60 50 40 30 20 10 0 190 180 160 140 120
Değişken oranlı uygulanan Fosfor miktarları (kg/ha)

Değişken oranlı fosfor m iktarları ve yüzdesi

190 180 160 140 120

kg/ha

Şekil 5. Değişken oranlı fosfor uygulama oranları Daha önce düşük, orta ve yüksek verimli 3 ayrı işletme bölgelerine ayrılan arazide bu bölgelere yönelik olarak 4 ayrı uygulama şekli her bölgede, her biri 18 sıra olmak üzere tesadüfî blok halinde 3’er tekerrürlü olmak üzere toplam 36 uygulama hattı oluşturulmuş ve daha önce buna dair uygulama planı verilmiştir. Bu uygulama planı çerçevesinde 9 hatta çiftçi uygulaması, 9 hatta Azot sensoru kullanarak değişken oranlı uygulama yapılmış ve diğer 18 hattın yarısında çiftçi uygulamasının %25 fazlası, diğer yarısında ise çiftçi uygulamasının % 25 daha azı olmak üzere, 17 Mayıs 2007 tarihinde üst Azot gübrelemeleri gerçekleştirilmiştir. Değişken oranlı uygulama için ayrılmış 9 ayrı hatta Azot gübre uygulaması yapılmıştır.

123

Her bir hatta bitki biyokütle (biomass) taraması haritalandırılarak kaydedilmiştir. Ayrıca uygulamalar için ayrılmış toplam 36 hattın biyokütle taraması da gerçekleştirilerek verim haritası ile birlikte verilmiştir (şekil 6). Hasatta New Holland CX840 tipi biçerdöver kullanılmıştır. Verim monitörleme, kayıt ve ölçüm cihazları ile donatılmış bulunan biçerdöver ile georeferanslı olarak elde edilen verilerden verim haritası hazırlanmıştır. Bu verim haritası şekil 6’da verilmiştir. Hasat sonrası yapılan değerlendirme çalışmalarında, eldeki verilerden tanımlayıcı istatistikler hazırlanmıştır. Bu istatistiksel sonuçlardan mısır verimindeki değişkenliğin bir göstergesi olan değişkenlik katsayısı (CV), yaklaşık % 19 olarak belirlenmiştir. Bir önceki sezon yapılan hasatta değişkenlik katsayısı % 24 idi. Bu yılda bir önceki sezonda olduğu gibi önemli bir değişkenlik söz konusu olmakla birlikte, geçen yıla göre değişkenlik katsayısında %5’lik bir azalma görülmüştür. Hasada ilişkin bilgileri özetleyen çizelge ve verilerinin tanımlayıcı istatistikleri sırasıyla çizelge 1’ de verilmiştir. Çizelge 1. Hasada ilişkin bilgiler Hasat tarihi Arazi Ürün Çesit Toplam Alan (ha)
Ort. Nem (%)

07.09.2007 Bulduk kilisi Mısır Dekalp 6842 38.8 13 11.7 12.1 454 470 3.5

Ort. verim - kaydedilen (t/ha) Ort. Verim - tartılan (t/ha) Toplam kaydedilen ürün miktarı (t) Toplam tartılan ürün miktarı (t) Hata (%)

Çalışmanın yapıldığı alanın uydu görüntüleri mısır bitkisinin V6 döneminde elde edilmiştir. Böylece V6 dönemi için yerden tarama yapabilen Azot-sensor uygulaması ile kıyaslanabilecektir. Çalışma alanının 15 m alansal çözünürlüklü ASTER uydu görüntüsü kullanılmıştır. Görüntülerde renk değişiminde bitki yoğunluğunun az olduğu yerler açık başak sarısı, orta olduğu yerler hardal sarısı ve canlılığının iyi olduğu yerlerde ise grimsi renkler hakim durumdadır, dolayısıyla bitkinin zayıf olduğu yerlerde başak sarısına doğru bir azalma gözlenmektedir. Arazi çalışmalarıyla da bu durum tespit edilmiş, gerek verim haritası, gerekse Azot sensor biyokütle taraması ve gerekse bazı toprak özellikleri bu üç işletim bölgelerini net bir biçimde ortaya koymuştur. Görüntü üzerinde görsel olarak arazi verilerine dayanarak zonlama yapılmıştır. Buna göre zonların spektral profilleri grafik üzerinde görülmektedir. 1 nolu bölge bitki yoğunluğunun ve gelişiminin zayıf olduğu bölgeleri, 2 nolu alan ise daha yoğun ve gelişmiş bitki alanlarını temsil etmektedir. 3 nolu alan ise orta yoğunluktaki bölgeyi temsil etmektedir. Bu yıl elde edilen hasat verileriyle ve yerden Azot sensor ile yapılan tarama ile oldukça uyumlu görünmektedir (Şekil 13). Değişken oranlı azot gübresi uygulaması Azot-sensör tarafından bitkinin azot ve biyokütlesinin algılanması ile gerçekleştirilmiştir. Uygulamaya yönelik seçilmiş tanımsal istatistik değerleri çizelge 2’de verilmiştir. Buna göre değişken oranlı gübre uygulaması ile ortalama 168,1 kg N/ha ile 187,9 kg N/ha azot gübresi uygulanmıştır.

124

Çiftçi için ayrılan hatlarda geleneksel çiftçi uygulaması ortalama 230 kg N/ha olmuştur. Buna göre Azot-sensörü tarafından gerçekleştirilen bütün değişken oranlı gübre uygulaması yaptığımız hatlarda uygulanan ortalama N gübresi miktarı çiftçi uygulamalarının altında olmuştur. Buna karşılık elde edilen verim değerlendirmeleri ile birlikte uygulamanın etkinliği ortaya konabilecektir.

Şekil 6. Uydu görüntüsü, Azot sensör ve verim haritası Çizelge 2. Değişken oranlı Azot gübresi uygulamalarının tanımsal istatistikleri (2007)
Hat No 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Ortalama Uygulanan N (kg/ha) 184.7 181 183.7 182.7 178.5 175.8 176 187.9 168.1 Min. uygulanan N (kg/ha) 152 139 151 146 117 160 153 144 150 Max. Uygulanan N (kg/ha) 236 226 238 246 229 227 201 211 187 Sd. sapma 20.2 19.3 19.7 19.9 19.2 15.6 10.6 9.7 7.6 CV. 10.9 10.6 10.7 10.8 10.8 9.0 6.0 5.0 4.5

Değişken oranlı fosfor uygulamalarında ise çiftçi kendi uygulamalarında dekara 24 kg P2O5 uygularken toprak analizleri doğrultusunda hazırlanan uygulama haritasının deneme alanına uygulanması sonucu bu alan için verilen fosfor miktarı ortalama 15 kg civarında olmuştur. Buna göre fosforlu gübre kullanımı yaklaşık %60 civarında daha az olmuştur. Tasarruf azotlu gübrede ise yaklaşık % 30 civarında olmuştur. Buna karşılık verim haritası incelendiğinde verim anlamında çiftçi uygulamaları ile değişken oranlı uygulamalardan elde edilen verimlerin değişken oranlı uygulamalar lehine olduğu görülür. Bu verdiğimiz çalışmanın ilk yıl sonuçlarıdır. Çalışma devam etmektedir.

KAYNAKLAR Batchelor, W. D ., Basso, B, and Paz ,J.O., Examples of strategies to analyses spatial and temporal yield variability using crop models. European Journal of Agronomy. 18 (1-2): 141-158 Dec 2002.

125

Blackmore, B. S., Wheeler P. N., Morris, J. and Jones, R. J. A. 1994. ‘’The Role Of Precision Farming In Sustainable Agriculture; A European Perspective’’ Presented At The 2nd International Conference On Site Specific Management For Agricultural System, Minneapolis Usa. March 1994. Blackmore, S. And Marshall, C. 1996. 3rd International Conference On Precision Agriculture. Presented By Agriculture Center, University Of Minnesota. Bongiovanni, R. and Lovenberg-DeBoer, J. 2000 Nitrogen Management in Corn Using Site Specific Crop Response Estimates from a Spatial Regression Model, in proc. 5th International Conference on Precision Agriculture Bloomington, MN. 16-19 July 2000, Center for Precision Agriculture, University of Minnesota, St. Paul, MM. Frantzen, D. 1999 Site -specific farming and the environment. NDSU Extension Service. North Dakota State University. Dakota. USA. Godwin,R,J.,Taylor,J,C.,Wood,G,A.,Bradley,R,I.,Welsh,J,P.,Richards,T.,Blackmore,B, S., Carver,M,J ,Knight,S.,Welti,B.,(2002). Precision Farming Of Cereals Crops: A Five -Year Experiment To Develop Management Guidelines, Acta, England. Güçdemir . H., Türker U., Karabulut A., Arcak Ç., Karuç K., Gedikoğlu . (2004) Hassas Tarım Teknikleri Kullanılarak Hububat Ekim Alanlarında Verime Etki Eden Değişkenliklerin Belirlenmesi. Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Sonuç Raporları 2003, sayfa 145-181, KHGM APK Dairesi Başkanlığı, Toprak ve su Kaynakları Araştırma Şube Müdürlüğü, Yayın No: 124, Ankara.

126

TOKAT YÖRES BAĞLARINDA GÜBRE KULLANIMINDA ETK L SOSYOEKONOM K FAKTÖRLER N ANAL Z : ERBAA VE N KSAR ÖRNEĞ M. Rüştü KARAMAN* Sezer ŞAH N Rüstem CANG Gökalp GÖKTOLGA

Gaziosmanpaşa Üniv. Ziraat Fakültesi Toprak Böl., Tokat. *rkaraman@gop.edu.tr ÖZET Bitkisel üretimde verimliliğin artırılması için, etkili ve kontrollü kullanmak koşulu ile gübrelemenin yeri ve önemi açıktır. Bununla birlikte; gübre tedariki, depolanması, dağıtımı ve kullanımında halen önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu konuda, özellikle lokal çalışmalar, araştırmacılar ve kullanıcılar arasındaki iletişim, çiftçilerin bu sürece etkin katılımı ve bölgesel tecrübeler, sağlıklı ve kontrollü gübre uygulamasına önemli katkılar sağlamaktadır. Gübreler ve gübreleme konusunda etkili bir koordinasyon ve veri tabanı oluşturulması son derece önemlidir. Bu çalışmada, Tokat yöresi için önemli bir tarım kolu olan bağcılıkta, organik ve kimyevi gübre temini, çiftçi gübre bayisi ilişkileri, çiftçilerin gübreleme alışkanlıkları, gübre kullanım durumları, araştırmacılar ve kullanıcılar arasındaki iletişim, bölgesel tecrübeler ve diğer ilgili konular incelenmiştir. Bu amaçlara ulaşmak için araştırma yöresinde çiftçilerle anket çalışması yapılmış, çalışmanın ana materyalini çiftçilerle yapılan bu anketler oluşturmuştur. Çalışmada yöntem olarak khi-kare (χ 2 ) testi kullanılmıştır. Khi-kare (χ 2 ) testi ile işletme ve işletmecilerin çeşitli özellikleriyle gübre kullanımı arasındaki ilişkiler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler ayrıca yüzde hesapları, indeks ve ortalamalar ile yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, bağ üreticilerinin önemli bir bölümü (% 75,0) kimyevi gübre kullanmakla birlikte, üreticilerin ancak % 6,02’si gübre ve gübreleme konusunda teknik elemanlara danışmakta, büyük çoğunluğu bilinçli gübre kullanımında yetersiz kalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bağcılık, gübre kullanımı, gübre bayileri. THE ANALYSIS OF SOCIO-ECONOMIC FACTORS AFFECTING ON FERTILIZER USAGE IN VINEYARDS: ERBAA AND NIKSAR EXAMPLES ABSTRACT Importance of fertilizing is clear to improve efficiency in plant production, if used effectively and controlled well. Nonetheless, there are still important problems in supplying, warehousing, distribution, and usage of fertilizers. Especially local studies, communication between researchers and appliers, effective participation of farmers to the process and regional experiences have important contributions on healthy and controlled fertilizer application. It is very important to constitute effective coordination and database for fertilizers and fertilizing. In this study, supplying organic and chemical fertilizer, relations between farmer and fertilizer vendors, fertilizing habits of farmers, fertilizer usage status, communication between researchers and appliers, regional experiences, and other related matters were investigated for vineyard production in Erbaa and Niksar regions. For these aims, a survey study was conducted with the farmers in the region, and main material of the study was formed by this survey. ChiSquare (χ 2 ) test was used as the method of this study. With Chi-Square (χ 2 ) test, the relations between enterprises and entrepreneurs various characteristics and use of fertilizers were evaluated statistically. Obtained data were also interpreted by percentage calculations, index, and averages. As a result, an important part of vineyard farmers

127

(75,0 %) use commercial fertilizer, whereas 6,02 % of farmers confer with technical persons for fertilizer and fertilization, and most of them are insufficient in conscious fertilizer use. Key Words: Viniculture, fertilizer usage, fertilizer vendors. GRŞ Türkiye bağcılık için son derece elverişli iklim koşullarına sahiptir (Çelik ve ark., 1998; Uzun, 1996). Dünyada 2004 yılı verilerine göre toplam üzüm üretimi 67 milyon tondur. Aynı yıl Türkiye’de üzüm üretimi 3,5 milyon ton olarak gerçekleşmiştir (FAO, 2008). statistiklerden de anlaşıldığı üzere Türkiye Üzüm üretiminde dünyada önemli ülkelerden birisidir. Dünyadaki toplam üzüm üretiminin önemli bir bölümünü Türkiye gerçekleştirmektedir. Ülkemiz bağcılığında ise Tokat yöresinin önemli bir yeri bulunmaktadır. Tokat ili hem yöresel özellikleri hem de Narince üzüm çeşidi ile önemli üzüm üretim yerlerinden birisidir (Karaman ve ark., 2007). Tokat yöresi bağlarında Narince başta olmak üzere, Çavuş, Fenerit, Hatun Parmağı, Hosan, Kızıl üzüm gibi toplam 44 çeşit üzüm çeşidi tespit edilmiştir (Ağaoğlu ve Kara, 1990; Kara, 1990). Tokat yöresi tarımında bağcılığın önemli bir paya sahip olması, üzüm üreticilerinin gübreleme konusundaki davranışlarının incelenmesini daha da önemli hale getirmektedir. Bağlarda yüksek verim ve kalite açısından dengeli gübrelemenin önemi açık olduğu halde, üzüm üreticilerinin bağlarında sadece ahır gübresi kullandıkları, kimyevi gübreleri ise bilinçsizce uyguladıkları, sonuçta bağların çoğunluğunda yetersiz beslenmeden kaynaklanan gelişmede gerileme, verim ve kalite düşüklüğü ortaya çıktığı bildirilmektedir (Marasalı ve ark., 2003). Odabaş ve Yağcı (1997), Niksar bağcılığı ve bağcılığın geliştirilmesi için öneriler konulu çalışmalarında, 1984 yılından itibaren yörede floksera tahribatının başlamasından sonra bağ alanlarının hızla azalmaya başladığını, bağcılık kültürünün yok olmaması açısından; anaç standardizasyonu, çeşit standardizasyonu, fidan üretimi, terbiye şekli ve budama, sulama ve gübreleme, tarımsal mücadele ve hasat işlemlerinde gerekli önlemlerin alınması gerektiğini bildirmişlerdir. Araştırmacılar ayrıca, ülkemizde bağların gübrelenmesi ve imkanı olan bölgelerde sulanması konusunda üreticilerin yeterli bilgisi olmadığını, sonuçta çoğu zaman toprağın fiziksel ve kimyasal dengesinin bozularak, elde edilen ürünün miktar ve kalitesinin düştüğünü, bağların yeterince gübrelenmediğini, yöre için uygun sulama zamanı ve gübreleme denemelerinin üreticilere çok yararlı olacağını belirtmişlerdir. Uzun ömürlü bir bitki olan asmanın her yıl topraktan kaldırdığı mineral besin maddelerinin, gübreleme ile toprağa yeniden kazandırılması ve toprak verimliliğinin doğal denge içerisinde sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekir (Çelik ve ark., 1998; Marasalı ve ark., 2003). Gübre kullanımının doğru bir şekilde yapılabilmesi için en başta yapılması gereken ise çiftçilerin eğitilmesidir. Bazı çiftçilerde bilgi eksikliğine bağlı olarak, aşırı gübre kullanımı ile aynı oranda ürün artışı beklentisi hakimdir. Bu yanlış anlayışın ortadan kaldırılmasında yapılması gereken işlerden birisi, çiftçilerin gübre ve gübreleme konusunda ne kadar bilgiye sahip olduklarının ve bu konudaki bilinç düzeylerinin ölçülmesidir. Çiftçilerin bu konudaki bilinç düzeylerini ölçebilmek ancak bu hususta yapılacak ankete dayalı bu gibi çalışmalarla mümkün olacaktır. Bu araştırmanın temel amacı, bağcılıkla uğraşan işletmelerde kimyevi gübre kullanımı ile ilişkili olan faktörlerin belirlenmesidir. Çalışmada ayrıca işletmelerin gübre kullanımındaki tutum ve davranışları incelenmiştir.

128

MATERYAL VE METOD Çalışmanın verileri, Tokat ili Erbaa ve Niksar ilçelerinde bağ yetiştiriciliği yapan tarım işletmeleriyle yüz yüze görüşme tekniği ile yapılan anketlerden elde edilmiştir. Anketler 2008 yılı Mayıs ayında gerçekleştirilmiştir. Erbaa ve Niksar ilçelerinin araştırma bölgesi olarak seçilmesinde bölgede bağ yetiştiriciliğinin çok yoğun yapılması ve yoğun gübre girdisi kullanılması etkili olmuştur. Anket sayılarının belirlenmesinde aşağıdaki basit tesadüfü örnekleme yöntemi kullanılmıştır (Çiçek ve Erkan, 1996):

n=

N * s2 *t 2 ( N − 1)d 2 + s 2 * t 2

(1)

n = Örnek sayısı s = Standart sapma t = % 95 güven aralığında t değeri N = Erbaa ve Niksar yöresindeki bağ yetiştiren işletme sayısı D = Kabul edilebilir hata (% 5 sapma ile) Yapılan hesaplamalar sonunda toplam 80 işletme ile anket yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada kimyevi gübre kullanımı ile ilişkili olan faktörlerin belirlenmesi amacıyla ki-kare analizleri yapılmıştır. Çalışmada ayrıca, bağ üreticilerinin gübreleme konusunda davranışlarının belirlenmesi amacı ile basit yüzde hesapları ile yorumlamaya gidilmiştir. Anket dökümlerinde ve yüzde hesaplamalarında EXCEL istatistik programı. Ki-kare hesaplamalarında ise M N TAB istatistik programı kullanılmıştır. ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA ncelenen işletmelerde işletme yöneticisinin eğitim gruplarına göre dağılımı Çizelge 1’de gösterilmiştir. Çizelge 1’den de görüldüğü gibi, incelenen işletmelerde yöneticilerin eğitim seviyeleri ise ilkokul ve ortaokul düzeyinde yoğunlaşmıştır. Üniversite ve lise mezunlarının sayısı oransal olarak daha düşük seviyede kalmıştır. şletme yöneticilerinin yarıya yakınının (% 46,25) eğitim düzeyi ilkokul ile sınırlı kalmıştır. ncelenen işletmelerdeki yöneticilerin yaşlarına göre dağılımı ise Çizelge 2’de görülmektedir. En kalabalık yaş gurubunu 51 yaş üzeri (% 41,25) oluşturmakta, bunu 41-50 yaş grubu (% 25) takip etmektedir. şletme yöneticisinin yaş gruplarına göre dağılımında en düşük oranı % 3,75 ile 17-25 yaş grubu oluşturmaktadır. Çizelge 1. şletme yöneticisinin eğitim gruplarına göre dağılımı Eğitim Seviyeleri Okur yazar olmayan Okur yazar lkokul Ortaokul Lise Üniversite Toplam Adet 6 7 37 18 7 5 80 % 7,50 8,75 46,25 22,50 8,75 6,25 100,00

129

Çizelge 2. şletme yöneticisinin yaş gruplarına göre dağılımı Yaş Grubu 17-25 26-35 36-40 41-50 51+ Toplam Adet 3 9 15 20 33 80 % 3,75 11,25 18,75 25,00 41,25 100,00

ncelenen işletmelerin arazi genişliklerine göre dağılımları incelendiğinde, en kalabalık işletme arazisinin 16-30 da aralığında olduğu (% 36,75) görülmektedir (Çizelge 3). Bunu % 33,75 oranı ile 1-15 da arazi genişliği takip etmiştir. Bu durum, incelenen işletmelerin yaklaşık % 70’inde arazi genişliklerinin 1-30 da olduğunu ortaya koymaktadır. Başka bir ifade ile, araziler hızla bölünmekte ve giderek küçük işletmelere dönüşmektedir. Nitekim, işletmelerin sahip olduğu bağ alanları incelendiğinde, genellikle küçük arazilerde bağ yetiştiriciliği yapıldığı görülmektedir (Çizelge 4). ncelenen işletmelerin % 45’inde bağcılık 1-3 da’lık küçük arazilerde yapılmaktadır. şletmelerin % 41,25’inde ise bu alan 4-8 da’dır. Çizelge 3. ncelenen işletmelerin arazi genişliğine göre dağılımı Arazi genişliği (da) 1-15 16-30 31-70 71 + Toplam Adet 27 29 17 7 80 %
33,75 36,25 21,25 8,75

100,00

Çizelge 4. ncelenen işletmelerin sahip olduğu bağ alanı Arazi genişliği (da) 1-3 4-8 9+ Toplam Adet 36 33 11 80 %
45,00 41,25 13,75

100,00

ncelenen işletmelerin il ve ilçe merkezlerine olan uzaklığı Çizelge 5’de görülmektedir. şletmelerin il ve ilçelere ortalama uzaklığı 17,13 km’dir. şletmelerin bağ üretiminden elde ettikleri yıllık gelir dağılımı Çizelge 6’da sunulmuştur. Gelir grupları içerisinde en kalabalık grubu 500-2.500 YTL’lik gelir ile % 71,25’lik grup oluşturmaktadır. Bunu % 17,50 oranı ile 2501-5.000 YTL’lik gelir grupları takip etmektedir. şletmelerin bağ üretiminden elde ettikleri yıllık gelir ortalama olarak 2.890 YTL’dir. Ortalama bağ alanının 5,12’da olduğu göz önüne alındığında, bağdan dekara elde edilen gelir yıllık 564,45 YTL/da olarak hesaplanmaktadır. Çizelge 5. ncelenen işletmenin en yakın il veya ilçe merkezine olan uzaklığı Uzaklık (km) 5-15 16-25 26-30 Toplam Adet 61 5 14 80 % 76,25 6,25 17,50 100,00

130

Çizelge 6. şletmelerin bağdan elde ettikleri yıllık gelirin gruplara göre dağılımı Gelir grupları (YTL) 500-2500 2501-5000 5001 + 10000 10001- + Toplam Adet 57 14 5 4 80 % 71,25 17,50 6,25 5,00 100,00

şletmelerde bağ üretimi için kredi kullanım oranı düşük bulunmuştur. şletmelerin yalnızca % 13,75’inde kredi kullanımı gerçekleştirilmiştir (Çizelge 7). Bu durum muhtemelen kullanılan tarımsal kredilerin faiz oranlarının yüksekliğinden kaynaklanmaktadır. Bağ işletmelerinde üreticilerin girdi desteği konusundaki görüşleri Çizelge 8’de gösterilmiştir. ncelenen işletmelerin büyük kısmı (% 88,75) bağ üreticiliği için girdi desteğinin yapılmasını istemektedir. şletmelere en fazla hangi girdi desteğini istedikleri sorulduğunda ise ankete katılanların % 45,79’u akaryakıt desteği istediklerini belirtmişlerdir (Çizelge 9). Çiftçilerin akaryakıt desteğini isteme nedenleri, son yıllarda akaryakıt fiyatlarında ortaya çıkan yükselişlere bağlanabilir. Çizelge 7. şletmelerin bağ üreticiliğinde kredi kullanım durumu Kullanım durumu Kullanan işletmeler Kullanmayan işletmeler Toplam Adet 11 69 80 % 13,75 86,25 100,00 % 88,75 11,25 100,00 % 28,97 45,79 16,82 8,41 100,00

Çizelge 8. Bağ üretiminde girdilerin desteklenmesini isteyen işletmelerin dağılımı Destek isteme durumu Girdi desteği isteyen işletmeler Girdi desteği istemeyen işletmeler Toplam Adet 71 9 80

Çizelge 9. Bağ üretiminde girdi desteği isteyen işletmelerin istedikleri girdi türleri Girdi Türü Gübre Akaryakıt laç Fidan Toplam Adet 31 49 18 9 107

*Not: Bir işletme birden çok seçenek bildirdiği için toplamlar 80’i geçmiştir.

Üreticilerin gübre satın alırken kredi kullanım durumları Çizelge 10’da görülmektedir. şletmelerin gübre alımı için büyük oranda (% 92,50) kredi kullanmadığı görülmektedir. Bağ üreticiliğinde olduğu gibi burada da kredi kullanımının düşük olması, muhtemelen işletmenin öz kaynaklarının yeterli olması yanında kredi faiz oranlarının yüksek olmasından ileri gelmiştir. Üreticilere bağın gübrelenmesinde öncelikli bilgi kaynakları sorulmuştur (Çizelge 11). Elde edilen bulgulara göre, üreticiler gübrelemede bilgi kaynağı olarak en fazla (% 80,72) kendi tecrübelerini kullanmaktadır.

131

Çizelge 10. şletmelerin gübre satın alırken kredi kullanım durumu Kullanım durumu Kullanmayan işletmeler Kullanan işletmeler Toplam Ayni kredi Nakdi kredi Ayni + Nakdi kredi Adet 74 2 4 0 80 % 92,50 2,50 5,00 0,00 100,00

Çizelge 11. Üreticilerin bağın gübrelenmesinde öncelikli bilgi kaynakları Bilgi kaynakları Kendi deneyimleri Çevredekilerin deneyim ve sözleri Teknik elemanlar Gübre satış yerleri ve bayiler Toplam Adet 67 4 5 7 83 % 80,72 4,82 6,02 8,43 100,00

*Not: Bir işletme birden çok seçenek bildirdiği için toplamlar 80’i geçmiştir.

Bağ üreticilerinin kimyevi gübre kullanım durumları Çizelge 12’de gösterilmiştir. Çizelgeden de görüldüğü gibi üreticilerin % 75’i bağ üretiminde kimyevi gübre kullandıklarını belirtmişlerdir. Üreticilerin kimyevi gübreyi tercih sebepleri sorulduğunda, en büyük sebebin % 49,44 ile verimin düşük olması ve % 37,08 ile bağlarda kalite ve aromanın artırılması gösterilmiştir (Çizelge 13). Çizelge 12. Bağ üreticilerinin kimyevi gübre kullanım durumları Kullanım durumu Kullananlar Kullanmayanlar Bazen kullananlar Toplam Adet 60 11 9 80 % 75,00 13,75 11,25 100,00

Çizelge 13. Bağ üreticilerinin kimyevi gübre kullanım nedenleri Kullanım sebepleri Bağ arazisinde verim düşüklüğü Bağ arazisi miktarının az olması Yetersiz çiftlik gübresi Aroma ve kalitenin yükselmesi Alışkanlık Diğer Toplam Adet 44 8 1 33 2 1 89 % 49,44 8,99 1,12 37,08 2,25 1,12 100,00

*Not: Bir işletme birden çok seçenek bildirdiği için toplamlar 60’ı geçmiştir.

Üreticilerin bağcılıkta çiftlik gübresi kullanım durumları Çizelge 14’de sunulmuştur. Üreticilerinin büyük çoğunluğu (% 77,50’si) bağ üretiminde çiftlik gübresi kullandığını belirtmişlerdir. Kullanmayanların oranı ise yalnız % 12,50’de kalmıştır. Çizelge 15 incelendiğinde üreticilerin çiftlik gübresi kullanmalarındaki en önemli sebebin % 30,59 ile verim ve kaliteyi artırmak odluğu görülmektedir.

132

Çizelge 14. Üreticilerin bağ üretiminde çiftlik gübresi kullanım durumları Kullanım durumu Kullananlar Kullanmayanlar Bazen kullananlar Toplam Adet 62 10 8 80 % 77,50 12,50 10,00 100,00

Çizelge 15. Üreticilerin bağ üretiminde çiftlik gübresi kullanım sebepleri Kullanım sebepleri Verimi ve kaliteyi artırıyor olması Toprağın yapısını koruyor olması Doğaya dost olduğunu düşünme Mevcut çiftlik güb. değerlendirme Diğer Toplam Adet 26 20 9 24 6 85 % 30,59 23,53 10,59 28,24 7,06 100,00

*Not: Bir işletme birden çok seçenek bildirdiği için toplamlar 62’yi geçmiştir.

Üreticilerin kimyevi gübre satın alırken en çok kullandıkları bilgi kaynakları Çizelge 16’da gösterilmiştir. Çizelge incelendiğinde bilgi kaynağı olarak çiftçilerin en çok (% 48,91) gübre bayilerini kullandıkları görülmektedir. Üreticilerin kimyevi gübreyi temin yerleri Çizelge 17’de gösterilmiştir. Üreticilerin kimyevi gübreyi en fazla (% 80,25) özel gübre bayilerinden tercih ettikleri görülmektedir. Gübre bayilerinden sonra ise % 14,81 ile kamu kurumları gelmektedir. Çizelge 16. Bağ üreticilerini kimyevi gübre satın alırken en çok faydalandıkları bilgi kaynakları Bilgi kaynakları Piyasa araştırması yapma Geçmiş deneyimleri Akraba ve arkadaş tavsiyeleri Gübre bayileri Reklamlar Diğer Toplam Adet 10 25 6 41 1 1 84 % 11,90 29,76 7,14 48,81 1,19 1,19 100,00

*Not: Bir işletme birden çok seçenek bildirdiği için toplamlar 60’ı geçmiştir

Çizelge 17. Üreticilerin bağ üretiminde kimyevi gübreyi temin yerleri Temin yeri Gübre bayilerinden Kamu kurumlarından Diğer Toplam Adet 65 12 4 81 % 80,25 14,81 4,94 100,00

*Not: Bir işletme birden çok seçenek bildirdiği için toplamlar 60’ı geçmiştir.

Üreticilere daha önceki yıllarda toprak analizi yaptırıp yaptırmadıkları sorulmuş ve sonuçlar Çizelge 18’de sunulmuştur. Üreticilerin ancak % 17,50’si düzenli olarak toprak analizi yaptırırken, %45’i hiç toprak analizi yaptırmamıştır. Toprak analizi yaptırmayanların % 51,19’u toprak analizi yaptırmayı gerekli gördükleri halde ihmal

133

ettiklerini belirtirken, daha önce 1 defa yaptırmış ancak faydasını görmediğini söyleyenlerin oranı % 22,62 çıkmıştır (Çizelge 19). Çizelge 18. Bağ üretimi yapılan alanlarda daha önce toprak analizi yapılma durumu Yaptırma Durumu Düzenli (1-2 yılda bir) yaptıranlar Aralıklı (3-4 yılda bir) yaptıranlar Nadiren (birkaç kez) yaptıranlar Hiç analiz yaptırmayanlar Toplam Adet 14 9 21 36 80 % 17,50 11,25 26,25 45,00 100,00

Çizelge 19. Üreticilerin toprak analizi yaptırmama nedenleri Gerekçeler Toprak analizini gereksiz görme Analizi gerekli görme ancak ihmal etme Toprak analizini masraflı bulma Daha önce yaptırmış, faydasını görememiş Toplam Adet 11 43 11 19 84 % 13,10 51,19 13,10 22,62 100,00

*Not: Bir işletme birden çok seçenek bildirdiği için toplamlar 36’yı geçmiştir.

şletmelerde toprak analizi için örneklemeyi kimin yaptığı sorulmuş ve anket sonuçları Çizelge 20’de sunulmuştur. Çizelge incelendiğinde üreticilerin % 43,21’i örnekleme işlemini analizi yapacak kuruluşun kendisinin yaptığını ifade etmiştir. Örneklemeyi kendisi yapan ve yeterli bilgisi olduğuna inanan işletmelerin oranı ise % 29,63’tür. Üreticilerin toprak analizini nerelerde yaptırdıkları Çizelge 21’de gösterilmiştir. Üreticilerin % 40,51’i toprak analizini, Tarım Bakanlığına bağlı sabit analiz laboratuarlarında yaptırdıklarını belirtmişlerdir. Çizelge 20. Toprak analizi için örneklemeyi kimin yaptığı ve yeterli bilgiye sahip olma durumu Örnekleme bilgisi Kendisi yapan ve yeterli bilgiye sahip olan Kendisi yapan ve yeterli bilgisi olmayan Akraba ve arkadaşlarına yaptıran Analizi yapacak kuruluşa yaptıran Toplam Adet 15 24 7 35 81 % 18,52 29,63 8,64 43,21 100,00

Çizelge 21. şletmelerin toprak analizi işlemini nerelerde yaptırdıkları Analiz yaptırma yerleri Tarım kurumlarının sabit laboratuarlarında Gezici toprak analiz laboratuarlarında Üniversite laboratuarlarında Özel laboratuarlarda Toplam Adet 32 11 34 2 79 % 40,51 13,92 43,04 2,53 100,00

*Not: Bir işletme birden çok seçenek bildirdiği için toplamlar 44’ü geçmiştir.

Bağ üreticilerinin kimyevi gübre kullanım durumları ile çeşitli faktörler arasındaki ilişkilerin incelenmesi için ki-kare analizleri yapılmıştır. Bağ üreticilerinin

134

kimyevi gübre kullanımları ile üreticilerin eğitim süreleri, işletmelerin arazi genişlikleri, işletme yöneticilerinin yaşı, bağcılıktan elde ettikleri gelir ve işletmelerin il ve ilçe merkezlerine olan uzaklıkları arasındaki ki-kare analizleri Çizelge 22-26’da görülmektedir. Analiz sonuçlarına göre kimyevi gübre kullanımı ile incelenen faktörler arasında istatistiki bakımdan bir ilişkinin varlığı tespit edilememiştir. Bu durum, tarımsal işletmelerde gübre kullanımının belli bir düzen ya da ilişkiye bağlı olmadığını, incelenen işletmelerde gübrelemenin gelişigüzel yapıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Çizelge 22. Üreticilerin eğitim süreleri ile kimyevi gübre kullanma durumu arasındaki ki-kare analizi Eğitim süresi 1-8 yıl 9 + yıl Toplam P-değeri: 0.908; Kimyevi gübre kullananlar 51 9 60 χ 2 : 0.194; Kimyevi gübre kullanmayanlar 9 2 11 DF: 2 Bazen kullananlar 8 1 9

Çizelge 23. şletmelerin arazi genişlikleri ile kimyevi gübre kullanma durumları arasındaki ki-kare analizi Arazi genişliği 1-15 16-30 31- + Toplam P-değeri: 0.551; Kimyevi gübre kullananlar 19 21 20 60 χ 2 : 3.040; Kimyevi gübre kullanmayanlar 5 3 3 11 DF: 4 Bazen kullananlar 3 5 1 9

Çizelge 24. şletme yöneticisinin yaşı ile kimyevi gübre kullanma durumları arasındaki ki-kare analizi Yaş grubu 17-40 41- + Toplam P-değeri: 0.491; Kimyevi gübre kullananlar 22 38 60 2 χ : 1,421; Kimyevi gübre kullanmayanlar 2 9 11 DF: 2 Bazen kullananlar 3 6 9

Çizelge 25. şletmelerin bağcılıktan elde ettikleri yıllık gelir ile kimyevi gübre kullanma durumları arasındaki ki-kare analizi Yıllık gelir 500-2500 2501-5000 5001 + 20000 Toplam P-değeri: 0,575 ; Kimyevi gübre kullananlar 40 12 8 60 χ 2 : 2,901; Kimyevi gübre kullanmayanlar 9 1 1 11 DF: 4 Bazen kullananlar 8 1 0 9

135

Çizelge 26. şletmelerin il ve ilçe merkezine olan uzaklığı ile kimyevi gübre kullanma durumları arasındaki ki-kare analizi Uzaklık (km) 5-15 16-30 Toplam P-değeri: 0,450; Sonuç ve Öneriler Bulunan bu sonuçlar göstermektedir ki; kimyevi gübre kullanımı bir çok faktörden bağımsız hareket etmektedir. ncelenen sonuçlara göre, işletmelerin önemli bir kesiminde bağcılık üretimi için kredi kullanımı gerçekleştirilmemiştir. Bunun esasta iki önemli sebebi bulunmaktadır. Birincisi kredi faiz oranlarının yüksekliği, ikincisi ise üreticinin riske girmeden pazara yönelik üretimde bulunmak yerine, geçimlik üretime yönelmesidir. Üreticilerin gübre kullanımında kullandıkları bilgi kaynakları daha çok kendi deneyimleri ve kulaktan dolma bilgilerdir. Bağ üreticilerinin büyük bölümü (% 75.0) kimyevi gübre kullanmakla birlikte, üreticilerin ancak % 6,02’si gübre ve gübreleme konusunda teknik elemanlara danışmaktadır. ncelenen işletmelerin % 45’i daha önce hiç toprak analizi yaptırmamıştır. Bu oran, ankete katılan işletmelerin yaklaşık yarısıdır. Üreticilerin uzun yıllardan beri bağcılık yapmalarına karşılık halen önemli bir bölümünün hiç toprak analizi yapıştırmamış olması oldukça düşündürücüdür. Bu durumda, incelenen bölge topraklarının iyi tarım uygulamaları açısından risk taşıyıp taşımadığının belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Yöre toprakları ile ilgili güncel veri tabanı oluşturulması, bağ işletmelerinde belirlenen eksikliklerin giderilmesine ve dengeli gübreleme programlarının hazırlanmasına yardımcı olacaktır. KAYNAKLAR Ağaoğlu, Y.S. ve Kara, Z., 1990. Tokat Bağcılığında Üzümün Yeri ve Üzüm Çeşitlerinin Yöredeki Dağılımı Üzerinde Bir Araştırma. C.Ü. Ziraat Fak. Dergisi, 6 (1): 293-305. Çelik H., Ağaoğlu,Y.S., Fidan, Y., Marasalı, B. ve Söylemezoğlu, G., 1998. Genel Bağcılık. Sunfidan A.Ş. Mesleki Kitaplar Serisi. Çiçek, A. ve Erkan, O., 1996. Tarım Ekonomisinde Araştırma ve Örnekleme Yöntemleri. Gaziosmanpaşa Üniv., Ziraat Fakültesi Yayınları No:12. Ders Notları Serisi No:6. Tokat. FAO, 2008, Statisticialdatabase, (http://faostat.fao.org/site/408). Kara, Z., 1990. Tokat Yöresinde Yetiştirilen Üzüm Çeşitlerinin Ampelografik Özelliklerinin Belirlenmesi Üzerine Araştırmalar. Ankara Üniv. Fen. Bilim. Enst. Doktora Tezi, Ankara. Karaman, M.R., Cangi, R., Akyazı, M., Kaya, C., Susam, T., Şahin, S., Yeşilyurt M., Durukan, A., Kılıç, D. ve Bice, S. 2007. Kelkit Havzasında (Tokat-Erzincan) Bağların Beslenme Durumu ve Yörede Bağcılığın Geliştirilmesi çin Öneriler. Zile Ticaret Borsası Kültür Yayınları No: 23, Tokat. Kimyevi gübre kullananlar 44 16 60 χ 2 :1,599 ; Kimyevi gübre kullanmayanlar 10 1 11 DF: 2 Bazen kullananlar 7 2 9

136

Marasalı, B., Keskin, N. ve Değirmenci, D., 2003. Yeniden yapılanma sürecinde Türkiye bağcılığı. Ekin. Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Yayın Organı, 24:67-71. Odabaş, F. ve Yağcı, A., 1997. Niksar bağcılığı ve bağcılığın geliştirilmesi için öneriler. Niksar Tarımı Sempozyumu, s. 15-27, 10 Mart, Niksar. Uzun, ., 1996. Bağcılık. Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü Yayınları, Yayın No: 69, Antalya.

137

YALOVA YÖRES NDE YET ŞT R LEN Ç MEKAN SÜS B TK LER N N BESLENME DURUMLARININ YAPRAK ANAL ZLER LE NCELENMES Haluk BAŞAR Serhat GÜREL A. Vahap KATKAT

Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü, Bursa. bhaluk@uludag.edu.tr sgurel@uludag.edu.tr vahap@uludag.edu.tr ÖZET Bu çalışma, Yalova ilinin Merkez, Çınarcık ve Altınova ilçelerinde kurulu 15 adet serada yürütülmüştür. Bu seralarda yaygın olarak üretimi yapılan 14 farklı saksılı süs bitkisi türünden toplam 27 adet bitki örneği alınmıştır. Alınan yaprak örneklerinin bazı makro ve mikro besin elementi içerikleri belirlenerek, bitkilerin beslenme düzeylerini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma seralarında yetiştirilen saksılı süs bitkilerinden alınan yaprak örneklerinden elde edilen analiz sonuçları, süs bitkilerinin geneli için bildirilen sınır değerleri ile karşılaştırıldığında; bitkilerin N, P, K ve Mg içerikleri yönünden sırasıyla % 48, % 11, % 56 ve % 11’inin sınır değerlerin altında olduğu belirlenmiştir. Bitkilerin tamamında Ca içeriğinin yeterlilik sınırlarında olduğu analiz edilmiştir. Yaprak örneklerinin mikro besin elementi içerikleri incelendiğinde; örneklerin % 19’unda Fe, % 33’ünde Mn, % 22’sinde Zn ve % 78’inde Cu yetersiz düzeyde belirlenmiştir. Yaprak analiz sonuçları değerlendirildiğinde örneklenen bitkilerde, Ca dışında analizleri yapılan bitki besin elementlerinin noksan düzeyde olduğu görülmüştür. Bu durum, üreticilerin bitkilerin beslenmesine gereken özeni göstermeyip, seralarında yeterli ve dengeli gübreleme yapmadıklarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Yalova yöresi, Süs bitkileri, yaprak analizleri. DETERMINATION OF NUTRITIONAL STATUS OF THE POTTING PLANT WITH LEAF ANALYSIS AT THE YALOVA REGION ABSTRACT This study was performed in 15 greenhouses at 14 different kind of potting plants in order to determine nutrient status of the potting plants at the Yalova province at Yalova city center, Çınarcık and Altnova towns. When the results of the analysis were compared with the reference values, forage samples which were taken from potting plants showed N, P, K and Mg contents of plants as the same order % 48, % 11, % 56 and %11 were insufficient. All of the forage samples Ca contents were sufficient. When the micro nutrient element status of the samples were determined, analysis showed that % 19 of samples; Fe contents % 33 of samples; Mn contents % 22 of samples; Zn contents and %78 of them; Cu contents were deficient According to the results obtained from the research, all of the nutrient elements, except calcium, were insufficient. This circumstance showed that growers did not care about proper fertilization programme in their greenhouses. Key Words: Yalova region, potting plant, leaf analysis.

138

GRŞ Hızlı şehirleşme ile birlikte çevre düzenlemeye ve yeşil alanlara gereken önemin verilmemesi ve doğal çevrenin korunmaması, diğer yandan da insanların yaşam kalitelerini artırma istekleri süs bitkilerine duyulan gereksinimi giderek artırmış, estetik yönden olduğu kadar insan sağlığı ve ülke ekonomisi yönüyle de süs bitkilerini insanların en önemli isteklerinden biri konumuna getirmiştir. 1998 yılı verilerine göre Türkiye’nin toplam süs bitkileri üretim değerinin 65 milyon $, iç mekan (saksılı) süs bitkilerinin bu değerdeki payının 10 milyon $ (%15.3) olduğu, yetiştirilen saksılı süs bitkilerinin çok büyük bir kısmı yurt içinde tüketildiği, ihracat oranının yıllara göre değişmekle birlikte, diğer süs bitkileri içinde çok düşük bir değer olduğu (% 3-5), ithalat değerinin ise yaklaşık 4 milyon $ seviyesinde olduğu bildirilmektedir (Anonim 2001). ç mekan süs bitkisi yetiştiriciliği sektörü kısa bir geçmişe sahip olmasına rağmen hızlı bir gelişme göstermiş, sektördeki bu gelişmenin önümüzdeki yıllarda da devam edeceği sanılmaktadır. Ancak, sektördeki üretim ile iç piyasanın ihtiyacı tam olarak karşılanamadığı gibi üretim materyali ve bir kısım saksılı süs bitkisi ithalatı da yapılmaktadır. Bununla birlikte, üretim materyali açısından büyük oranda dışa bağımlı oluşumuz ve sektördeki gelişmiş ülkelerin üretim teknolojilerinin ülkemizde yeterince uygulanamaması nedeniyle, üretilen saksılı süs bitkilerinin maliyetleri yüksektir. Bu durum da büyük ölçüde ihracat yapma şansımızı azaltmaktadır. Hızlı büyüme potansiyeli ve eğilimi olan sektörün iç piyasanın taleplerini karşılayıp ihracat yapabilme şansı, üretim yöntemlerindeki değişim ve iyileşmeyle ilgili olarak üretim maliyetlerinin düşmesine bağlı olmaktadır. Bu nedenle, sektörden beklenen gelişmelerin gerçekleşmesi, önemli ölçüde üretim yöntemlerinin etkinliğini yükseltecek çalışmalarla ilgilidir. Bu çalışma Yalova ilinde yetiştiriciliği yapılan saksılı süs bitkilerinin beslenme durumlarını yaprak analizleri ile ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. MATERYAL VE METOD Yalova ilinin merkez, Çınarcık ve Altınova ilçelerinde kurulu ve saksılı süs bitkisi yetiştiriciliği yapılan 15 adet seradan alınan, 15 farklı bitkiden (Spathipyllum wallisii, Yucca aloifolia, Dracaena marginate ‘tricolor’, Schefflera arborica, Maranta leucorneura, Chrysantehemum morifolium, Begonia semperflorens, Syngonium ‘white butterfly’, Hydrangea hortensis, Pelargonium zonale hybr, Dieffenbachia amoena ‘tropic snow’, Codiaeum variegatum, Begonia tuberhybrida, Ficus benjamine, Impatiens hyb) olmak üzere toplam 27 adet yaprak örneği araştırma materyalini oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan materyaller ile ilgili bilgiler Çizelge 1’de sunulmuştur. Yaprak örneklerinin alınması ve analize hazırlanması Jones ve ark. (1991) ve De Kreij ve ark. (1992) tarafından bildirildiği şekilde yapılmıştır. Toplam N: Bremmer (1965) tarafından bildirildiği şekilde Kjeldahl yöntemiyle belirlenmiştir. P, K, Ca, Mg, Fe, Mn, Zn ve Cu : Kurutma dolabında 65 °C’de kurutulup öğütüldükten sonra analize hazır hale getirilen bitki örnekleri, 1 : 4 oranındaki HNO3 : HClO4 asit karışımıyla yaş yakılmıştır (Kacar 1972). Yaş yakma ile elde edilen bitki ekstraktında P vanadomolibdofosforik sarı renk yöntemiyle (Lott ve ark. 1956) kolorimetrik, K ve Ca fleymfotometrik (Kacar 1972), Mg, Fe, Mn, Zn ve Cu ise AAS cihazında analiz edilmiştir. Araştırma bulgularının istatistiksel analizi minitab programı kullanılarak bilgisayarda yapılmıştır.

139

Çizelge 1. Araştırmada örneklenen bitkiler ve yetiştirme ortamlarına ait bilgiler
Sera no 1 Örnek no 1 2 3 4 Bitki Spathipyllum wallisii Yucca aloifolia Dracaena marginate ‘tricolor’ Schefflera arborica Yetiştirme ortamı thal Torf 1/3 Hindistan cevizi kabuğu + 2/3 torf Çam bresi Çam kabuğu + çok az mil thal torf 1 ithal torf + 1 çam kabuğu + 1 bahçe toprağı Hindistan cevizi kabuğu lifi Hindistan cevizi kabuğu lifi Bolu torfu thal torf Perlit + Bolu torfu + ithal torf + tarla toprağı Perlit + Bolu torfu + ithal torf thal torf

2

3 4

5 6 7 8

Dieffenbachia amoena ‘tropic snow’ Maranta leucorneura Chrysantehemum morifolium Begonia semperflorens Syngonium ‘white butterfly’ Spathipyllum wallisii Yucca aloifolia Hydrangea hortensis Pelargonium zonale hybr Spathipyllum wallisii Dieffenbachia amoena ‘tropic snow’ Codiaeum variegatum Dieffenbachia amoena ‘tropic snow’ Begonia semperflorens Begonia tuberhybrida Ficus benjamine Begonia tuberhybrida Yucca alofolia Begonia semperflorens Pelargonium zonale hybr Impatiens hybr Dieffenbachia amoena ‘tropic snow’ Codiaeum variegatum

5

9 10 11 12 13 14 15

6 7

Mil + koyun gübresi thal torf + ahır gübresi Hindistan cevizi kabuğu lifi %50 Hindistan cevizi kabuğu lifi + %50 lifli ithal torf thal torf thal torf Pomza taşı thal torf %45 çam ibresi + %45 ithal torf + %10 mil thal torf thal torf thal torf Çam ibresi + ithal torf thal torf + perlit thal torf 5 Bolu torfu + 7 çam ibresi + 2 mil thal torf thal torf Çam ibresi + torf Çam ibresi

8 9

16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27

10 11 12 13 14 15

ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Saksılı süs bitkilerinin geneli için yapraklardaki besin elementleri için sınır değerleri Çizelge 2’de sunulmuştur.

140

Çizelge 2. Saksılı süs bitkilerinin yapraklarındaki besin elementleri için sınır değerleri Bitki besin elementi N, % P, % K, % Ca,% Mg,% Fe, mg kg-1 Cu, mg kg-1 Zn, mg kg-1 Mn, mg kg-1 Konsantrasyon 2.5 – 4.0 0.15 – 0.30 2.5 – 4.5 0.60 – 1.5 0.35 – 0.50 50 – 100 5 – 15 20 – 50 50 – 100

Araştırmada beslenme durumları incelenen bitkilerin makro besin elementlerinden, toplam N içeriklerinin % 0.87 - 4.32 (ortalama % 2.64), P içeriklerinin % 0.12 – 0.85 (ortalama % 0.30), K içeriklerinin % 0.52 – 5.62 (ortalama % 2.51), Ca içeriklerinin % 0.73 – 3.22 (ortalama % 1.62) ve Mg içeriklerinin ise % 0.25 – 0.85 (ortalama % 0.52) arasında değiştiği, yaprak örneklerinde belirlenen Fe, Mn, Zn ve Cu’ın en düşük, en yüksek ve ortalama içeriklerinin sırasıyla 26.64 – 209.66 mg kg-1 (ortalama 73.24 mg kg-1), 21.65 – 667.01 mg kg-1 (ortalama 114.32 mg kg-1), 11.36 – 107.57 mg kg-1 (ortalama 35.56 mg kg-1) ve iz – 14.36 mg kg-1 (ortalama 3.82 mg kg-1) arasında bulunduğu görülmektedir (Çizelge 3). Araştırma seralarında ağırlıklı olarak yetiştirilen bitkilerden alınan yaprak örneklerinde belirlenen bazı bitki besin elementleri içeriklerinin gösterildiği Çizelge 2’deki değerler ile Çizelge 3’teki yeterlilik sınır değerleri karşılaştırıldığında, 2, 3, 4, 9, 10, 11, 12, 13, 16, 20, 22, 24 ve 27 nolu bitkilerin N içerikleri, 4, 10 ve 12 nolu bitkilerin P içerikleri, 2, 3, 4, 9, 10, 11, 12, 13, 16, 18, 21, 22, 23, 24 ve 25 nolu bitkilerin K içerikleri, 1, 13 ve 24 nolu bitkilerin Mg içeriklerinin, sınır değerlerinin altında olduğu, Ca' un bitkilerin tamamındaki içeriğinin yeterlilik sınırlarında bulunduğu anlaşılmaktadır. Yaprak örneklerinin mikro besin elementi içeriklerinin ise, 2, 3, 10, 14 ve 22 nolu örneklerin Fe içeriklerinin, 7, 10, 12, 16, 17, 18, 20, 22 ve 24 nolu örneklerin Mn içeriklerinin, 3, 8, 11, 12, 22 ve 24 nolu örneklerin Zn içeriklerinin, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 8, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 22, 23, 24, 25, 26 ve 27 nolu örneklerin Cu içeriklerinin, bildirilen sınır değerlerine göre yetersiz konsantrasyonlarda bulundukları belirlenmiştir. Yaprak analiz sonuçları değerlendirildiğinde, araştırmada incelenen seralardan örneklenen bitkilerde, Ca dışında analizleri yapılan bitki besin elementlerinin noksan düzeyde olduğu görülmüştür. Araştırmada bitki besin elementi analizleri yapılan süs bitkilerinin çeşitlerine göre bitki besin elementi içerikleri değerlendirildiğinde; Spathipyllum wallisii’de; N, P, K, Mg, Fe, Cu ve Mn, Pelargonium zonale hybr’te; N, K, Mg, Cu, Zn ve Mn, Hydrangea hortensis’te; N, P, K, Cu, Zn ve Mn, Yucca aloifolia ile Dracaena marginate ‘tricolor’ bitkilerinde; N, K, Fe, Cu ve Zn elementlerinin sınır değerlerinin altında olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, Schefflera arborica’da; N, P, K, Cu, Begonia semperflorens’te; K, Cu, Zn ve Mn, Codiaeum variegatum’da; N, K, Mg ve Cu noksanlığı belirlenmiştir. Ficus benjamine’de; N ve Mn, Syngonium ‘white butterfly’da; N ve K, Dieffenbachia amoena ‘tropic snow’da; Cu ve Mn, Impatiens hyb’de; K ve Cu içeriklerinin düşük olduğu analiz edilmiş, Maranta leucorneura’da; Cu, Chrysantehemum morifolium’da; Mn, Begonia tuberhybrida’da da; K’un düşük olduğu sonucuna varılmıştır. Yetiştirme ortamlarının kimyasal analizlerinde belirlenen pH, EC, makro ve mikro besin elementleri ile yaprak örneklerinde belirlenen bitki besin elementi içerikleri

141

arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla yapılan korelasyon analizi sonucunda; yetiştirme ortamlarının EC değerleri ile yetiştirme ortamlarının NO3-N, P, K, Ca ve Mg içerikleri arasında % 1düzeyinde önemli pozitif, yetiştirme ortamlarında ekstraksiyon çözeltisi olarak 0.1 M BaCl2 kullanılmasıyla, yetiştirme ortamlarında belirlenen Fe ile yaprakların Fe, ortamların Mn içerikleri ile yaprakların Mn, ortamların Zn içerikleri ile yaprakların Zn içerikleri arasında %1 düzeyinde önemli pozitif ilişkilerin bulunduğu belirlenmiştir. Araştırmada belirlenen diğer kimyasal özellikler arasında istatistiksel yönden önemli veya anlamlı ilişkiler belirlenememiştir (Başar ve ark. 2003). Çizelge 3. Araştırma seralarından alınan bitki örneklerinin bazı makro ve mikro besin elementi içerikleri
Sera no 1

Örnek Adı Spathipyllum wallisii Yucca aloifolia Dracaena marginate ‘tricolor’ Schefflera arborica Dieffenbachia amoena ‘tropic snow’ Maranta leucorneura Chrysantehemum morifolium Begonia semperflorens Syngonium ‘white butterfly’ Spathipyllum wallisii Yucca aloifolia Hydrangea hortensis Pelargonium zonale hybr Spathipyllum wallisii Dieffenbachia amoena ‘tropic snow’ Codiaeum variegatum Dieffenbachia amoena ‘tropic snow’ Begonia semperflorens Begonia tuberhybrida Ficus benjamine Begonia tuberhybrida Yucca alofolia Begonia semperflorens Pelargonium zonale hybr Impatiens hybr Dieffenbachia amoena ‘tropic snow’ Codiaeum variegatum N 2.83 1.38 2.26 2.48 3.77 2.56 3.46 3.31 2.06 1.63 1.27 0.87 1.91 3.23 2.96 2.28 2.81 3.92 4.06 2.15 3.96 1.47 2.96 2.43 4.32 2.57 2.48 P 0.20 0.23 0.26 0.12 0.45 0.66 0.21 0.24 0.24 0.12 0.15 0.14 0.17 0.22 0.32 0.27 0.42 0.26 0.44 0.32 0.46 0.27 0.37 0.24 0.85 0.26 0.29

% K 2.45 1.79 1.39 1.90 4.63 4.13 5.18 2.94 1.70 1.24 0.98 0.85 1.22 3.34 4.22 2.20 5.62 1.80 2.92 2.61 1.71 0.52 1.74 2.22 1.79 3.92 2.57

Ca 1.07 1.63 2.65 2.09 1.09 0.89 1.78 1.72 2.51 0.73 2.10 1.13 1.78 0.85 1.03 1.09 1.63 2.04 1.22 3.22 1.32 3.03 1.16 1.17 1.57 1.50 1.78

Mg 0.26 0.70 0.60 0.52 0.35 0.35 0.43 0.75 0.37 0.44 0.47 0.36 0.34 0.48 0.57 0.50 0.46 0.44 0.71 0.54 0.49 0.79 0.67 0.25 0.85 0.65 0.79

Fe 60.91 26.64 35.89 61.92 125.5 209.7 57.09 53.13 103.1 48.53 57.86 63.17 50.96 40.08 54.12 57.46 67.93 107.8 84.22 88.17 68.77 35.81 112.7 58.02 77.18 70.85 100.0

mg kg-1 Mn Zn 153.2 28.66 82.38 38.05 328.6 14.83 299.7 280.3 667 32.62 59.43 120.2 29.72 99.32 27.61 55.97 77.02 57.19 21.65 27.79 40.52 123.2 46.38 127.4 22.87 80.90 22.79 100.7 51.51 50.62 37.76 56.04 51.48 48.76 17.52 37.42 66.21 15.68 13.42 32.22 25.32 28.93 24.57 35.03 21.36 35.92 66.68 30.87 15.33 25.45 11.36 107.6 32.32 41.46

Cu 3.21 3.79 3.46 4.81 z 2.08 6.58 4.12 13.48 14.36 1.37 z 4.82 z 0.62 1.93 2.67 2.28 5.73 9.86 5.92 2.17 2.09 3.31 0.72 2.01 1.86

2 3

4

5

6 7

8

9

10 11 12

13 14 15

Araştırmada yürütülen kimyasal analizler sonucunda yetiştirilen bitkilerde çok sayıda besin elementi noksanlıkları belirlenmiştir. Bu durum üreticilerin gübreleme programlarını belli esaslara göre düzenlemediklerini göstermektedir. Bu nedenle, üreticilerin ortamların fiziksel özellikleri yanında, yetiştirme ortamlarının ve bitkilerin kimyasal analizlerini yaptırıp, bitki besin elementi içeriklerine göre gübreleme programlarını oluşturmalarının çok daha doğru bir yaklaşım olacağı düşünülmektedir.

142

KAYNAKLAR Anonim., 2001. Devlet Planlama Teşkilatı. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Bitkisel Üretim Özel htisas Komisyonu Süs Bitkileri Alt Komisyon Raporu. 2645Ö K:653. 2001, Ankara. Başar, H., Gürel S. and Katkat A.V., 2003. Yalova Yöresi Seralarında Saksı Çiçeği Yetiştiriciliğinde Kullanılan Yetiştirme Ortamlarının Kalite Özelliklerinin Belirlenmesi Üzerine Bir Araştırma. U.Ü.Bilimsel Araştırmalar Komisyonu proje No:2000/5 Mayıs 2003, Bursa. Bremmer, J.M. 1965. Nitrogen. In Method of Soil Analysis Part II. Ed. C.A. Black. Chemical and Microbiological Properties Agronomy Series. No. 9. Argon Inc, Madison, Wisconsin, USA. De Kreij, C., Sonneveld, C., Warmehoven, M.G. and Straver, N.A., 1992. Guide Values For Nutrient Element Contents of Vegetables and Flovers Under Glass Voedingsoplossingen Glastuinbouw Serie. No. 15. 3rd Edition. Proef Station Voor Tuinbouw Onder Glas Te Naaldwijk en Proefstation Voor De Bloemisterij te Aalsmeer. Naaldwijk. The Netherlands. Jones, B.J., Wolf, B. and Mills, H.A., 1991. Plant Analysis Handbook .Micro-Macro Publishing Inc. 1991, Athens, Georgia, USA. Kacar, B., 1972. Bitki ve Toprağın Kimyasal Analizleri, II. Bitki Analizleri Ankara Üniversitesi Yayınları. No 453. 1972, Ankara. Lott, W.L., Gallo, J.P., and Medaff, J.C., 1956. Leaf Analysis Technique in Coffee Research Ibec. Research Ins. II. 9: 21-24.

143

GÜMÜLDÜR BÜYÜK ALAN MEVK NDEK TURUNÇG L BAHÇELER N N M KROBES N ELEMENTLER NCE BESLENME DURUMUNUN JEO STAT ST KSEL YÖNTEMLERLE BEL RLENMES Cenk Ceyhun KILIÇ1
1

Ali Rıza ONGUN2

Bülent OKUR2

Dilek ANAÇ2

Ege Üniversitesi Bayındır Meslek Yüksekokulu, zmir. cenk.kilic@ege.edu.tr 2 Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü, Bornova/ zmir. ÖZET

Bu araştırma, zmir ili Gümüldür Büyük Alan Mevkiindeki turunçgil bahçelerinin beslenme durumunu mikro element açısından saptamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, birbirinden 350 metre aralıklarla kuzey-güney ve batı-doğu yönlerinde 6 tane olacak şekilde denizden karaya doğru oluşturulan grid sistemine rastlayan 34 bahçeden toprak ve yaprak örnekleri alınarak kimyasal analizler yapılmıştır. Alınan toprak ve yaprak örneklerinde, mikro bitki besin elementlerinden Fe, Cu, Zn ve Mn belirlenmiştir. ncelenen parametrelerin semivariogramları oluşturulmuş ve bu parametrelerin mesafeye bağlı değişimleri incelenmiştir. Kriging (enterpolasyon) tekniği ile mikro besin elementlerinin nicelikleri çalışma alanının tümü için belirlenmeye çalışılmıştır. Varyasyon katsayısına göre, bitki örneklerinde en az değişkenliği Zn, en yüksek değişkenliği Cu gösterdiği saptanmıştır. Toprak örneklerinde ise, en az değişkenliği Fe, en fazla değişkenliği Zn gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca bu bölgedeki ağaçlarda yaprak değerleri dikkate alındığında Mn noksanlığının olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Satsuma mandarin, mikro besin elementleri, jeoistatistik GEOSTATISTICAL EVALUATION OF THE SECONDARY PLANT NUTRIENT STATUS OF SATSUMA MANDARINES IN GÜMÜLDÜR- ZM R ABSTRACT The study was carried out to determine the secondary plant nutrient status of the Satsuma mandarin orchards in Büyük Alan district of Gümüldür in zmir. A network of 6 N-S and 6 E-W directions with a separation distance of 350 m and yielding 36 grid nodes for sampling is worked out. In each 350 m orchards situated in East-West direction were evaluated as a transect, and totaly 6 transects were formed from sealine to inland. 34 soil and 102 leaf samples were taken from 34 orchards to analyze for their secondary plant nutrients i.e Fe, Cu, Zn ve Mn. In order to study the variations of these nutrients with respect to distance and direction semivariograms were formed. For a sidewise overall determination, quantifications were made by the Kriging method. According to the coefficient of variation, it can be speculated that in the examined plant materials, minimum variation was in Zn content and the maximum in Cu. For the soil samples, minimum variation was in Fe and the maximum in Zn. Results of the plant materials also notified Mn deficiency in the studied area. Key Words: Satsuma mandarin, micro nutrients, geo-statistic.

144

GRŞ Ülkemizde yetişen çeşitli meyve türleri arasında, kendisine uygun ekolojik ortam bulan turunçgiller, gerek dış satım ve gerekse iç tüketimde ekonomimize büyük ölçüde katkısı olan ürünler arasındadır (Oktay,1983). Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de yıldan yıla tarımı ve üretimi gelişen turunçgil yetiştiriciliği çoğunlukla Akdeniz bölgesinin sahil şeridinde ve ikinci derecede Ege Bölgesinde ve az miktarda da Doğu Karadeniz bölgesinde yapılmaktadır. Aroması ve tadı ile diğer meyve türleri arasında ayrı bir yeri olan turunçgil meyvelerinin üretimi yıldan yıla arttığı (TU K, 2007) gibi dış satımıyla da giderek artan miktarlarda ülkeye döviz getiren önemli tarım ürünleri arasında yer almaktadır ( brikçi vd., 1996). Türkiye’ nin turunçgil üretiminin 1988’ de 20.596.000 ağaç sayısı ile 1.445.000 ton olan turunçgil üretimi, 2006’ da 29.037.000 ağaç sayısı ile 3.220.435 ton ürüne ulaştığı görülmektedir. Turunçgiller içersinde mandarin yetiştiriciliği hızla artmakta 1988’ de 6.478.000 olan ağaç sayısı ve 310.000 ton olan üretimin, 2006’ da 9.456.000 ağaç sayısı ve 791.255 tona yükselmiş bulunmaktadır (TU K, 2007). Mandarin üretimimizin büyük bir kısmı Ege Bölgesinden elde olunmaktadır. Ege Bölgesinin önemli Mandarin üretim merkezleri zmir, Aydın ve Muğla illerindedir. Muğla ilinin Bodrum, Marmaris, Köyceğiz ve Fethiye gibi ilçelerinde çekirdekli yerli mandarin çeşitleri ve bir miktarda Klemantin mandarini yetiştirilmektedir. Aydın ilinin başta Sultanhisar olmak üzere turunçgiller tarımına elverişli ilçelerinde Satsuma, Klemantin ve birazda çekirdekli yerli mandarin yetiştiriciliği yapılmaktadır. Daha çok üç yapraklı anacı üzerine aşılı Satsuma mandarini yetiştirilen zmir ili ve çevresi özellikle Turunçgil üretiminde önemli büyük paya sahiptir. Satsuma dış satışımızın tamamı zmir ilinden yapılmaktadır ve en büyük rakibimiz spanya’dır. Ekolojik koşullarımız nedeniyle spanya’ya göre satsuma dış satımında bir hafta, on gün erken piyasaya girme şansımız vardır. Bunun Avrupa pazarlarına satsuma dış satımında büyük önemi vardır. Çünkü erken gönderilen olgun satsumalar yüksek fiyatla satılmaktadır. Son yıllardaki bahçe ürünlerindeki değer artışları özellikle meyveciliği cazip hale getirmiş, buna karşılık hızla yükselen arazi fiyatları, işcilik ve bakım ücretleri, üreticiyi intensif çalışmaya yönelterek, birim alandan en yüksek düzeyde ürün elde etmenin çarelerinin aramaya zorlamıştır. Bu amaca yönelik önlemlerin başta geleni ve en önemlisi kuşkusuz uygun bir gübrelemenin yapılması ve dolayısıyla bitkiye düzenli bir beslenme dengesinin sağlanmasıdır. Uygun ekolojik koşullar altında, bitkilerin dengeli bir şekilde beslenmesi ile bitkisel ürünlerin verim ve kalitesinde en yüksek düzeye ulaşmak mümkündür. Çeşit ve üzerine aşılandığı anaca gösterdiği uyum ile Satsuma mandarini zmir linin Gümüldür bölgesinde kendisine uygun ekolojik koşulları bulmuştur. Bunun yanında, ihracatımıza önemli katkısı olan bu ürünün yetiştiriciliğinde bu bölgede ağaçlarda yaygın olarak görülen ve verim azalışına neden olan klorotik durum, esasında bitkilerde görülebilen bir beslenme dengesizliği olup, yetiştiricilerin uyguladığı kültürel ve gübreleme uygulamaları, su ve toprak koşulları ile ilgili bulunmaktadır. Aynı zaman da bu bölgenin denize sahil şeridi olması, buradaki bahçelerin yaz mevsiminde deniz suyunun girişiminden büyük ölçüde etkilenmektedir. Bu noktadan hareketle araştırma alanımız olan Gümüldür Bölgesinin Büyük Alan Mevkii seçilmesi, mevcut bahçelerden yaprak, toprak örnekleri alınması ve mandarin ağaçlarının mikro bitki besin maddeleri açısından beslenme durumları saptanıp jeoistatiksel anlamda incelenmesi amaçlanmıştır.

145

MATERYAL VE METOD Araştırma materyalini “Gümüldür Büyük Alan mevkiindeki Turunçgil bahçelerinin beslenme durumunun incelenmesi” isimli araştırmanın (Kılıç,1997) da materyalini oluşturan toprak ve yaprak örnekleri meydana getirmiştir. Satsuma mandarini yetiştiriciliğinin yoğun bir şekilde yapıldığı zmir iline bağlı Gümüldür Büyük Alan mevkiinde, birbirinden 350 metre aralıklarla kuzey-güney ve batı-doğu yönlerinde 6 tane denizden karaya doğru oluşturulan grid (kareler) sistemine rastlayan 34 bahçeden alınan 34 adet toprak ve 102 adet yaprak örnekleri alınmıştır. Yaprak örnekleri Entisol toprakları üzerine kurulmuş bahçelerden, üç yapraklı (Poncirus trifoliata Raf.) anacına aşılı verime yatmış Satsuma (Citrus unshiu Marc.) mandarinlerinden 3 ağaç bir tekerrürü oluşturacak şekilde her bahçeden 3 tekerrür yapılarak alınmıştır. Çalışma alanı, toprak ve yaprak örneklerinin alındığı yerler Şekil 1’de verilmiştir.
K

zmir

Gümüldür

Şekil 1. Toprak ve yaprak örneklerinin alındığı yerler Toprak örnekleri ağaçların taç iz düşümü bölgesinden 0-30 cm derinlikten alınmıştır. Farklı derinliklerden alınan toprak örnekleri ayrı ayrı 2 ‘şer kg’ lık naylon torbalara etiketlenerek konuldu. Laboratuara getirilen örnekler hava kurusu hale

146

gelinceye kadar kurutuldu ve 2 mm gözenek çaplı elekten elenerek analize hazır hale getirildi (Chapman and Pratt, 1961). Toprak örnekleri (0.005M DTPA + 0.1M Trietanolamin + 0.01M CaCl2) DTPA tampon çözeltisi (pH =7.3) ile çalkalandı. Elde edilen süzükte, faydalı demir, çinko, mangan ve bakır Varian AA-1200 atomik absorbsiyon spektrofotometresinde ölçüldü ve sonuçlar mg kg-1 olarak verildi (Lindsay ve Norvel, 1978). Rasgele seçilen üç ağaç bir tekerrürü oluşturacak şekilde her bahçeden üç tekerrürlü yaprak örneği aşağıda belirtildiği gibi alındı. Örnekler meyvesiz sürgünlerin, sürgün dibinden itibaren üçüncü yaprak olmak üzere alındı. Yaprak örnekleri bir insan boyu yüksekliğinden ve ağacın dört yönünden ağaç etrafında dolaşılarak alındı. Delikli naylon torbalara etiketlenerek konan yaprak örnekleri portatif buz çantaları ile laboratuara getirildi. Yaprakların üst ve alt yüzeyleri pamukla silindikten sonra saf su ile iyice yıkandı ve kurutma kağıtları arasında nemleri alındı. Yapraklar 65 °C’ a ayarlı kurutma dolabında son iki tartım arasında fark kalmayıncaya kadar (48 saat) kurutuldu. Daha sonra yaprak örnekleri öğütülerek analize hazır hale getirildi (Chapman, 1964; Özbek, 1966). Analize hazırlanan yaprak örneklerinden 1 g tartılarak yaş yakma yöntemi (4 kısım HNO3+1 kısım HClO4 ) ile ekstrakları hazırlandı (Kacar,1972). Ekstraktan demir, bakır ve çinko ise Varian AA-1200 atomik absorbsiyon spektrofotometre ile ölçülerek belirlendi (Kacar,1972). Toprak ve bitki örneklerinin mikro besin elementi içerikleri ait özelliklerinin çarpıklık, basıklık, ortalama gibi tanımlayıcı istatistikleri SPSS 11.0 paket programı yardımı ile yapılmıştır. Uzaysal değişkenliğinin saptanmasında GS+ 7.0 paket programı kullanılmıştır. Uzaysal bağımlılık semivariogram yardımıyla ortaya konulmaktadır. Semivariogram kullanılarak uzaysal bağımlılık sayılaştırılabilmektedir Semivaryans aşağıda verilen eşitlikle belirlenmektedir. γ=1/2 N(h) Σ[Zx - Zx+h]2 Bu eşitlikte; h: x ve x+h arasındaki ayırma mesafesini Zx ve Zx+h: x ve x+h bölgelerindeki değişkenlerin ölçülmüş değerleri N(h): h ayırma mesafesindeki çift sayısını (pair) belirtmektedir. Belirli bir yöndeki semivaryans değerleri h mesafe değerlerine karşı grafiği çizilerek gösterilir. Bu şekilde oluşturulan grafiğe semivariogram veya deneysel variogram denir. Semivariogramlar belli bir h mesafesi ile birbirlerinden ayrılan örnek çiftler arasındaki varyansın mesafe ile olan ilişkisini gösterir. Deneysel variogram, kullanılan örnekleme ve ayırma mesafesi ile kullanılan verilere göre çok farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Genel olarak bir semivariogramda örnekleme çiftleri arasındaki mesafe (h) arttıkça semivaryans değeri de artar ve belli bir noktadan sonra az yada çok sabit bir değere ulaşır. Bu noktadan sonra semivaryans değerleri örnek çiftleri arasındaki mesafe artışından etkilenmez. şte semivariogramın apsise paralel konuma geldiği bu noktadaki semivaryans değeri sill varyansı (Co+C) ve semivariogramın sill varyansını yakaladığı noktadaki mesafe değeri ise etki (range, Ao) aralığı olarak adlandırılır. Etki aralığı, incelenen toprak özelliğinin örnekleme değerlerinin uzaysal olarak bağımlı olabileceği maksimum mesafeyi ifade eder. Bu noktadan sonra, araştırılan toprak özelliğinin

147

uzaysal bağımlılık göstermediği veya tamamen tesadüfi bir değişim gösterdiği kabul edilir (Aşkın, 2002). Toprak özellikleri ile ilgili çalışmalarda küresel (spherical), üssel (exponential), linear ve gaussian semivariogram modelleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Semivariogramlar sadece örnek çiftleri arasındaki mesafe dikkate alınarak oluşturulursa izotropik semivariogram, mesafe ile birlikte yön de dikkate alınırsa anizotropik semivariogram olarak adlandırılırlar. Bir özelliğin ölçüm yapılan noktaları arasındaki uzaysal bağımlılığından yararlanılarak ölçüm yapılmayan noktaların değerini tahmininde kullanılan bir kestirim (enterpolasyon) yöntemidir. Genel olarak kestirim işlemi, bilinen değerlerin ağırlıklı ortalaması alınarak yapılır. Matematiksel olarak bu işlem

n
z*(xo)=

∑ λ z(x )
i i i =1

olarak ifade edilir. Eşitlikte z*(xo); xo noktasında bilinmeyen ancak kestirilen değeri, z(xi); xo noktasının kestiriminde kullanılacak verileri ve λi; bu verilere atanacak ağırlıkları göstermektedir. xi, i=1,….,n noktalarındaki değişkenin değerleridir ancak bunlara verilecek ağırlıkları hesaplamak gerekir. Jeoistatistikte bu ağırlıklar, kestirim hatalarının ortalaması sıfır ve varyansı en küçük olacak şekilde belirlenir. Ağırlıkların bu koşullar altında belirlenmesi işlemine kriging adı verilir (Tercan ve Saraç, 1998). Çalışmada toprak özelliklerinin semivariogramları oluşturulurken aşırı değerler SPSS.11 programında kutu grafik yöntemiyle belirlenmiş ve veri setlerinden çıkarılmıştır. Semivariogramlar oluşturulurken modelin uygunluğu r2 ve RSS (residual sum of squares) değerleri ile belirlenmiştir. r2’nin en yüksek, RSS’nin en düşük olduğu modeli bulmak için her bir toprak değişkeni için farklı ayırma mesafeleri denenmiştir. Seçilen modelin çapraz değerlendirmesi yapıldıktan sonra nokta kriging yapılmıştır. Toprak değişkenlerinin uzaysal bağımlılığını sınıflandırılmasında nugget semivaryansın toplam semivaryansa oranının yüzdesi kullanılmıştır. Bu oran ≤ % 25 ise değişken kuvvetli uzaysal bağımlı olarak sınıflandırılmakta, 25 ile % 75 arasında ise orta derecede uzaysal bağımlı olarak sınıflandırılmaktadır. Bu oran % 75 den büyük ise değişken zayıf uzaysal bağımlı olarak değerlendirilmektedir (Camberdella vd., 1994). ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Çalışma alanından alınan toprak ve yaprak örneklerinin mikro bitki besin elementi içeriklerine ait tanımlayıcı istatistikler Çizelge 1’de verilmiştir. Bitki örneklerinde en az değişkenliği Zn (VK=17,88) gösterirken en yüksek değişkenliği Cu (VK=101,77) göstermiştir. Toprak örneklerinde ise en az değişkenliği Fe (VK= 27,77) gösterirken en fazla değişkenliği Zn (VK=109,87) göstermiştir. Bitki örneklerinde Cu’ın çok fazla değişkenlik göstermesi muhtemelen tarımsal mücadele amaçlı kullanılan bakırlı preparatlardan kaynaklanmaktadır. Toprakta Zn’nun fazla değişkenlik göstermesi de genetik özelliklerinden kaynaklanabilir. ncelenen özelliklere ait oluşturulan semivariogramlar bitkide üssel, toprakta ise gaussian olarak bulunmuştur (Çizelge 2). Toprakta belirlenen alınabilir mikro bitki besin elementlerine ait etki değerlikleri bitkide bulunanlara göre daha dardır. Etki aralığının dar olması bir toprak özelliğinin kısa aralıklarla arazide değişkenlik göstermesi veya uzaysal bağımlılığının kısa mesafelerde kaybolması demektir. Bitki örneklerinde belirlenen mikro bitki besin elementleri ise daha geniş etki aralığı göstermektedir. Bitki

148

örneklerinde mikro besin elementlerinin daha geniş etki aralığı göstermesi, çalışma alanındaki bitkilerde mikro besin elementlerinin daha homojen bir dağılım olduğuna işaret etmektedir. Özellikle bitkideki Fe’in 6630 m etki aralığı göstermesi söz konusu çalışma alanında yapraktan yoğun Fe’li gübreleme yapıldığı kanaatini uyarmaktadır. Çizelge 1. Bitki ve toprak örneklerinde analiz edilen mikro bitki besin elementlerine ait tanımlayıcı istatistikler
n Bitkide Fe Cu Mn Zn Toprakta Fe Cu Mn Zn 34 34 34 34 mg kg-1 Min. 54,00 4,00 10,00 13,00 Mak. 115,00 62,00 32,50 25,50 Ort. 84,68 9,55 19,99 18,64 SS 15,87 9,72 5,40 3,33 VK 18,74 101,77 27,04 17,88 Basıklık 0,03 5,06 0,62 0,35 Yatıklık -0,27 27,60 0,21 -0,77

34 34 34 34

6,50 0,85 7,60 0,59

21.20 12.04 25,00 9,13

10,54 3,48 14,95 1,92

2,93 2,49 4,67 2,11

27,77 71,64 31,27 109,87

1,64 1,88 0,26 2,24

4,56 3,63 -0,78 4,38

n: örnek sayısı, SS: Standart Sapma, VK: Varyasyon Katsayısı Çizelge 2. Bitki ve toprak örneklerinde analiz edilen mikro bitki besin elementlerine ait semivariogramlara ait karakteristik parametreler
model Bitkide Fe Cu Mn Zn Üssel Üssel Üssel Üssel Co 178,00 0,02 18,60 0,03 Co+C 566,90 4,63 37,22 9,58 Co/(Co+C) 31,40 0,43 49,97 0,31 ** * ** * Etki aralığı (m) 6630 897 2694 486

Toprakta Fe Gaussian 0,01 Cu Gaussian 0,001 Mn Gaussian 5,55 Zn Gaussian 0,0001 Uzaysal bağımlılık: * kuvvetli **orta

mg kg-1

3,34 0,28 24,78 0,09 *** zayıf

0,30 0,36 22,40 0,11

* * * *

353 769 976 379

Bitkide Fe ve Mn orta derecede, diğerleri kuvvetli derecede uzaysal bağımlılık gösterirken toprakta tüm mikro besin elementleri kuvvetli derecede uzaysal bağımlılık göstermektedir. Çalışmada örnekleme yapılmayan noktalardaki mikro bitki besin elementi miktarlarını tahmin etmek için kriging yöntemi kullanılmıştır. Laboratuvarda analizle bulunan ve Kriging ile çalışma alanına ait 8836 noktada toprak ve bitkiler için tahmin edilen değerlerin aritmetik ortalaması ve standart sapmaları Çizelge 3’ de sunulmuştur. Kriging ile tahmin edilen değerlerin standart sapmasının, ölçülen ile bulunandan daha düşük olması seçilen modelin uygunluğunu göstermektedir (Trangmar ve ark., 1985). Kriging ile tahmin edilen değerlerin yüzey dağılım haritaları şekil 2’ de sunulmuştur. Ayrıca bitkilerde mikro besin elementleri kritik düzeyler için yeniden sınıflandırılmış ve yeterli görülen yerler yeşil ile belirtilmiştir. Şekil 2’de görüldüğü gibi topraktaki ile bitkideki Fe arasında uyuşmazlık görülmektedir. Ancak bitkilerde Fe içeriği çalışma alanının çoğunluğunda yeterli

149

görülmektedir. Bitkideki Fe’in aktif kısmının incelenmesi durumunda toprak ile yaprak arasında uyumluluk görülebileceği düşünülmektedir.. Topraktaki alınabilir Cu miktarı ile bitkilerin Cu içeriği oldukça uyumlu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine Cu yönünden çalışma alanının büyük çoğunluğunda bitkiler yeterli düzeyde beslenmiştir. Mikro besin elementlerinden Mn ve Zn yönünden ise söz konusu alandaki mandarin bitkileri yeterince beslenememiştir. Çizelge 3. Ölçülen ve tahmin edilen değerlere ait ortalama ve standart sapma değerleri
Bitkide Fe Cu Mn Zn Toprakta Fe Cu Mn Zn n 34 32 33 34 Ölçülen değerler ortalama Standart sapma 84,68 15,87 7,60 2,17 19,61 5,01 18,64 3,33 Kriging ile tahmin edilen değerler n ortalama Standart sapma 8836 84,36 5,24 8836 7,52 1,59 8836 19,88 1,37 8836 18,51 2,01

32 31 34 28

10,00 2,86 14,95 1,04

1,95 1,48 4,67 0,35

8836 8836 8836 8836

10,06 2,89 15,30 1,05

1,34 1,31 3,18 0,22

n: örnek sayısı Sonuç ve Öneriler Çalışmamızda Satsuma mandarini bahçelerinden alınan yaprak ve topraklardaki mikro bitki besin elementleri analiz sonuçlarının, tanımlayıcı istatistikleri yapılmış ve jeoistatistiksel yöntemlerle değerlendirilerek aşağıdaki bulgular elde edilmiştir. 1-Bitki örneklerinde en düşük değişkenliği Zn mikro elementi (VK=17,88) gösterirken, en yüksek değişkenlik Cu (VK=101,77)’da bulunmuştur. Toprak örneklerinde ise en az değişkenlik Fe (VK= 27,77)’de, en yüksek ise Zn (VK=109,87)’da saptanmıştır. 2-Uzaysal bağımlılık, toprakların alınabilir mikro bitki besin elementlerinde 353-966 m arasındaki mesafelerde son bulmaktadır. Özellikle toprakta alınabilir Fe ve Zn’nun kısa mesafelerde değişkenlik göstermesi nedeniyle çalışma alanının toprak yönetiminde bu bitki besin elementlerinin durumuna dikkat edilmesi gerektiği belirlenmiştir. 3-Çalışma alanında örnekleme yapılmayan yerler için nokta Kriging enterpolasyon yöntemi kullanılarak Satsuma mandarinin mikro elementler yönünden beslenme durumları değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeye göre Cu açısından bahçelerin bir sorununun olmadığı, Fe için ise bu alanlarda yetersiz beslenmenin olabileceği ortaya çıkmıştır. Buna karşın çalışma alanındaki mandarin ağaçları Zn ve Mn açısından yeterli beslenmemiştir. Özellikle Mn açısından dikkate değer noksanlık söz konusudur.

150

Toprakta alınabilir Fe (mg kg-1)
1888 y ekseni (m)
y ekseni (m) 1888
> > > > > > > > > > 13.0 12.3 11.6 10.8 10.1 9.4 8.7 8.0 7.2 6.5

Bitkide toplam Fe (mg kg-1)
1888
> > > > > > > > > > 93.4 91.1 88.8 86.5 84.2 81.9 79.6 77.4 75.1 72.8

944 472 0 0 642 1283 x ekseni (m) 1925

944 472 0 0 642 1283 x ekseni (m) 1925

y ekseni (m)

1416

1416

1416 944 472 0 0 642 1283 x ekseni (m) 1925
> 80.0 > 40.0

Toprakta alınabilir Cu (mg kg-1)
1888 y ekseni (m)

Bitkide toplam Cu (mg kg-1)
1888
> > > > > > > > > > 7.02 6.33 5.63 4.94 4.24 3.54 2.85 2.15 1.46 0.76

1888
> > > > > > > > > > 11.1 10.3 9.5 8.7 8.0 7.2 6.4 5.6 4.8 4.0

y ekseni (m)

1416 944 472 0 0 642 1283 x ekseni (m) 1925

944 472 0 0 642 1283 x ekseni (m) 1925

y ekseni (m)

1416

1416 944 472 0 0 642 1283 x ekseni (m) 1925
> 5.0 > 1.0

Şekil 2. Kriging ile toprak ve bitkiler için tahmin edilen mikro besin elementi değerlerinin yüzey dağılım haritaları

151

Toprakta alınabilir Mn (mg kg-1)
1888 y ekseni (m) y ekseni (m) 1416 944 472 0 0 642 1283 x ekseni (m) 1925
> > > > > > > > > > 20.7 19.3 18.0 16.6 15.2 13.9 12.5 11.1 9.8 8.4

Bitkide toplam Mn (mg kg-1)
1888
y ekseni (m) 1888
> > > > > > > > > > 22.9 22.2 21.5 20.8 20.0 19.3 18.6 17.9 17.2 16.4

1416 944 472 0 0 642 1283 x ekseni (m) 1925

1416 944 472 0 0 642 1283 x ekseni (m) 1925
> 25.0 > 20.0 > 0.0

Toprakta alınabilir Zn (mg kg-1)
1888 y ekseni (m) y ekseni (m) 1416 944 472 0 25 658 1292 x ekseni (m) 1925
> > > > > > > > > > 1.72 1.59 1.47 1.34 1.22 1.09 0.96 0.84 0.71 0.59

Bitkide toplam Zn (mg kg-1)
1888

1888
> > > > > > > > > > 24.2 23.0 21.7 20.5 19.3 18.1 16.8 15.6 14.4 13.2

944 472 0 0 642 1283 x ekseni (m) 1925

y ekseni (m)

1416

1416 944 472 0 0 642 1283 x ekseni (m) 1925
> 25.0 > 15.0 > 0.0

Şekil 2. (devam)

152

KAYNAKLAR Aşkın, T., 2002. Toprak Aşınabilirliğinin Topoğrafik Pozisyonla lişkili Olarak Jeoistatistiksel Tekniklerle Değerlendirilmesi. Doktora Tezi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü. Samsun. Camberdella, C.A., Moormann, T.B., Novak, J.M., Parkin, T.B., Karlen, D.L., Turco, R.F., Konopka, A.E., 1994. Field-Scale Variability Soil Properties in Central Iowa Soils. Soil Sci. Soc. Am. J. 58:1501-1511 Chapman, H.D., 1964, Foliar Sampling for Determining the Nutrient Status of Crops. World Crops. 16(3): 36-46. Chapman, H.D., and Pratt, P.F, 1961, Methods of Analysis for Soils, Plant and Waters. University of California, Division of Agricultural Sciences. brikçi, H., Kaya, Z., Güzel, N., 1996, Yüksek Verim ve Kalite için Narenciye Beslenmesi. IPI Çukurova Üniv. Ziraat Fak. Toprak Bölümü,Adana. Kacar, B., 1972, Bitki ve Toprağın Kimyasal Analizleri ΙΙ. Bitki Analizleri. A.Ü Ziraat Fak. Yayınları, 453, A.Ü. Basımevi- Ankara Kılıç,C.C.,1997, Gümüldür Büyükalan Mevkiindeki Turunçgil Bahçelerinin Beslenme Durumunun ncelenmesi. E.Ü Fen Bilimleri Enst. Yüksek Lisans Tezi. Lindsay, W.I. and Norvel, W.A., 1978, Development of a DTPA. Soil Test For Zinc, Iron, Manganese and Copper. Soil Sci. Soc. Amer. Jour. Vol.42, No:3. Oktay, M., 1983, Satsuma Mandarinlerinde (Citrus unshiu Marcovitch) Görülen Kloroza Etkili Etmenler Üzerinde Bir Araştırma. E.Ü Ziraat Fak. Toprak Bölümü, Doktora Tezi. Özbek, N., 1966, Turunçgil Bahçelerinde Yaprak ve Toprak Analizleri Besin Maddeleri Durumu Teşhis çin Kriteryumlar, Gübreleme ve Toprak Amenajman Pratiği çin Rehber (H.D. Chapman’ dan çeviri) Köyişleri Bakanlığı Yayınları 32, Topraksu Genel Müdürlüğü Yayınları 181. Tercan, A.E., Saraç, C., 1998. Maden Yataklarının Değerlendirilmesinde Jeoistatistiksel Yöntemler. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yayınları: 48, Ankara. Trangmar, B.B., Yost, R.S., Uehara, G., 1985. Application of Geostatistics to Spatial Studies of Soil Properties. Advances in Agronomy, vol. 38, 45-93. TU K, 2007, Türkiye statistik Yıllığı. T.C. Başbakanlık Devlet statistik Enstitüsü. (http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?tb_id=45&ust_id=13)

153

ÇEL KL HAVZASI TARIM ALANLARINDA MAKRO VE M KRO BES N ELEMENT KAPSAMLARININ VE GÜBRE HT YAÇLARININ CBS DESTEKL OLARAK BEL RLENMES rfan OĞUZ Tekin SUSAM Ertuğrul KARAŞ

Sabit ERŞAH N

Ö. Faruk NOYAN

Toprak ve Su Kaynakları Araşt. Enst., Tokat. irfanoguz@tokattopraksu.gov.tr ÖZET Bu araştırma, Tokat Çelikli Göleti su toplama havzasında yürütülmüştür. Çelikli havzası 10.412 km2 alan kaplamakta olup 7.069 km2’si tarım alanıdır. Tarım alanlarının tamamında buğday-nadas ekim nöbeti uygulanmaktadır. Havzanın bitki besin elementi içeriklerini belirlemek amacıyla 142 noktada GPS yardımıyla koordinatlı toprak örnekleri alınmıştır. Aynı noktalardan buğday ve mera örnekleri alınarak tarım ve mera alanları için ürün verimleri belirlenmiştir. Toprak örneklerinde makro ve mikro besin elementi tayini yapılmış ve CBS ortamında alansal haritalara dönüştürülmüştür. Havzada yeterli düzeyde makro ve mikro besin elementi kapsamına sahip olan alanlar ile besin elementi ihtiyacı olan alanlar buğday verimleri bakımından karşılaştırılmıştır. Çalışmada havza tarım alanlarının toplam azot ve fosfor ihtiyacı 56610 kg saf azot ve 42456 kg P2O5 olarak belirlenmiştir. Havza topraklarının K2O düzeyleri yeterli olduğu için ilave potasyumlu gübrelemeye ihtiyacı bulunmadığı belirlenmiştir. Havza tarım ve mera alanlarında B ve Zn gübre ihtiyacı bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gübreleme, buğday, mera, toprak özellikleri, Tokat. DETERMINATION OF THE MACRO AND MICRO NUTRITION ELEMENT CONTENTS AND FERTILIZATION REQUIREMENTS WITHIN THE ÇEL KL CATCHMENT FARMLAND WITH CBS ABSTRACT This research was conducted in Çelikli ponds catchment. Çelikli basin covers 10.412 km2 and 7.069 km2 of total area are farmland. Wheat-fallow crop rotation is applied in farmland. Soil samples are collected at 142 locations with the help of GPS, to determine the crop nutrition element contents, Wheat and grass samples are collected from the same locations, crop productivity is determined for farmland and grassland. Macro and micro nutrition elements were assigned in soil samples and converted to area maps in CBS environment. Within the basin area, the areas with sufficient levels of macro and micro nutrition element contents and areas which need nutrition element are compared based on their wheat productivity. Research showed that, the total nitrogen and phosphorus need is determined as 56610 kg nitrogen and 42456 kg P205. Because the K2O level of the basin soil was sufficient, no additional fertilization was needed. The farm and grass areas of the catchment need B and Zn fertilizers. Key words: Fertilization, wheat, grassland, soil properties, Tokat.

154

GRŞ Sürdürülebilir bir tarım için toprak verimliliğinin korunması ve geliştirilmesi oldukça önemlidir. Aksi halde toprağın üretkenliği gittikçe azalmakta ve belli bir noktadan sonra geri dönüşümsüz verimlilik kayıpları meydana gelmektedir. Kimyasal bozulma süreciyle karşı karşıya kalan topraklar aşırı gübreleme veya gereğinden az gübreleme uygulamalarına maruz kalmaktadırlar. Toprakların makro ve mikro besin elementi kapsamlarında görülen düzensizlikler ürün veriminde azalmalara ve toprakta kalıcı bozulmalara neden olmaktadır. Dengeli bir gübreleme ancak toprak analizine dayalı olarak mümkün olabilmektedir. Ancak Tokat yöresini temsilen 69 köyde yürütülen bir araştırma sonucuna göre, yöre çiftçilerinin % 94’ ü toprağını gübreleme amacıyla daha önce hiç analiz ettirmediği bildirilmiştir (Oğuz, ve Tetik, A., 2004). Bu araştırmada, Tokat yöresi kuru tarım alanlarını temsil özelliğinde olan Çelikli Göleti su toplama havzasında yer alan tarım ve mera alanlarının makro ve mikro besin elementi kapsamları ve gübre ihtiyaçları belirlenmesi amaçlanmıştır. Havzada, buğday verimi belirlenerek ürün verimi ve besin elementi düzeyleri arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. MATERYAL VE METOD Bu çalışma, Tokat ili, Artova lçesi, Çelikli beldesinde yer alan Çelikli Göleti su toplama havzasında yürütülmüştür. Çalışma yeri 40o06’31’’ enlem ve 36o21’40’’ boylamında yer almaktadır. Havza alanı 10.412 km2 olup deniz seviyesinden yüksekliği 1300 m dir. Çalışma yeri yarı kurak iklim koşulları altındadır. Yıllık ortalama yağış 535.9 mm ve ortalama sıcaklık 8.1 oC’ tir. Havzada, buğday-nadas ekim nöbeti uygulanan tarım alanı, mera alanı ve orman alanı olmak üzere 3 farklı arazi kullanım türü bulunmaktadır (Oğuz ve ark., 2006). Araştırmada Çelikli Havzası tarım topraklarının bazı mikro ve makro besin elementi kapsamlarını belirlemek amacıyla, GPS yardımıyla 142 noktadan üst (0-20 cm) ve 115 noktadan alt toprak (20 cm +) toprak örnekleri alınarak çeşitli analizler yapılmıştır. Toprak pH’ sı, saturasyon macunundan cam elektrodlu pH metre ile (Tüzüner, 1990); organik madde (%), modifiye Walkley - Black metoduna göre (Tüzüner, 1990); yarayışlı fosfor, olsen metoduna göre (Tüzüner, 1990); yarayışlı potasyum Fleym fotometre ile (Tüzüner, 1990); toplam Cu, toplam Zn, toplam Mn, toplam Fe ve toplam Cd atomik absorbsiyon cihazında belirlenmiştir (Kacar, 1994). Araştırmada CBS işlemleri için Arcmap 9.2 yazılımından yararlanılmıştır (ESRI, 2006). Havzanın besin maddesi düzeylerini tanımlamak ve alansal dağılımını haritalamak amacıyla toprak analiz sonuçları Arcview yazılımında Krigging yöntemi ile alansal verilere dönüştürülmüştür. Uydu görüntüleri ve arazi çalışmaları ile havza kuru tarım alanı ile mera alanları ayrımı yapılarak katman oluşturulmuştur (Oğuz ve ark., 2006). Ayrıca toprak analiz sonuçlarına göre belirlenen toprak özellikleri standart gruplamalar yapılarak önce grid ve daha sonra poligona dönüştürülmüştür. Buğday verim katmanı Krigging yöntemi ile oluşturulmuş ve farklı makro veya mikro element düzeyleri için ortalama ürün verimini belirlemek amacıyla ilgili yazılımın zonal istatistik özelliğinden yararlanılmıştır.

155

ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Çelikli Havzasında arazi kullanım türleri kuru tarım, orman ve mera olarak belirlenmiştir (Şekil 1). Kuru tarım alanı 7.069 km2, mera alanı 2.589 km2, orman alanı 0.567 km2, çıplak kayalık alan 0.085 km2 ve su yüzeyi 0.102 km2 olmak üzere toplam 10.412 km2 alan kaplamaktadır(Oğuz ve ark., 2006).

Şekil 1. Çelikli Havzası arazi kullanım türü haritası Çalışmada havzanın farklı yerlerinden alınan toprak örnekleri analiz sonucuna göre havzanın üst ve alt toprak pH dağılımı belirlenmiştir. Havzada, toprak reaksiyonu, hafif asit, hafif alkali ve kuvvetli alkali olmak üzere üç farklı sınıfta yer almaktadır (Çizelge 1). Çalışma havzasının fazla büyük olmamasına karşın üç farklı toprak reaksiyon sınıfının var oluşu, toprağın farklı ana materyallerden oluşmasıyla açıklanabilir. Çizelge 1 Çelikli Havzası pH değerlerinin alansal dağılımı Toprak Reaksiyonu Hafif Asit 6 – 6.9 Üst Alt Toprak Toprak 1.090 0.180 10.47 1.73 Hafif Alkali 6.9 – 7.9 Üst Alt Toprak Toprak 9.040 9.148 86.82 87.86 Kuvvetli Alkali 7.9 – 8.9 Üst Alt Toprak Toprak 0.282 1.084 2.71 10.41

Alan, Km2 Alan, %

Çelikli Havzası tarım, orman ve mera alanlarından alınan yüzey ve yüzey altı toprak örneklerinde çeşitli mikro element analizleri yapılarak havzanın mikro element kapsamları belirlenmiştir. Bu amaçla, bor, çinko, bakır, mangan, demir ve kadmiyum içerikleri belirlenerek haritalanmıştır. Belirlenen mikro element içerikleri Viets ve Lindsay (1973)’ e göre değerlendirilmiştir. Buna göre, demir (Fe) için 4.5 ppm, bakır (Cu) için 0.2 ppm, çinko (Zn) için 0.5 ppm, mangan (Mn) için ise 1 ppm değerleri yeterli miktar kabul edilmiştir. Yapılan değerlendirmeye göre mikro besin elementi kapsamları ve alansal dağılımı Çizelge 2’de verilmiştir.

156

Çelikli Havzası bor dağılımı, üst toprakta 0.01 – 4.67 ppm arasında, alt toprakta ise 0 – 1.48 ppm arasında değişmiştir. Buna göre, üst toprakta havza alanının % 86’ da bor içeriği düşük, % 12’ de yeterli ve % 2’ de fazla olmuştur. Alt toprağın bor dağılımı ise % 98 düşük, % 1.9 yeterli ve % 0.1 fazla olarak belirlenmiştir. Çelikli Havzası çinko içeriği, üst toprakta 0.05 – 1.82 ppm arasında, alt toprakta ise 0.03 – 0.32 ppm arasında değişmiştir. Buna göre, üst toprakta havza alanının % 99.79’ da çinko içeriği düşük, % 0.14’ de yeterli ve % 0.07’ de fazla olmuştur. Alt toprağın çinko dağılımı ise % 100 düşük olarak belirlenmiştir. Çelikli Havzası bakır dağılımı, üst toprakta 0.41 – 5.03 ppm arasında, alt toprakta ise 0.17 – 3.83 ppm arasında değişmiştir. Yapılan alansal değerlendirmeye göre, üst ve alt toprakta havza alanının % 100’ de bakır içeriği fazla olmuştur. Çelikli Havzası mangan dağılımı, üst toprakta 3.11 – 31.45 ppm arasında, alt toprakta ise 3.01 – 35.90 ppm arasında değişmiştir. Buna göre, üst ve alt toprakta havza alanının % 100’ de mangan içeriği fazla olmuştur. Çelikli Havzası demir dağılımı, üst toprakta 2.20 – 24.02 ppm arasında, alt toprakta ise 2.57 – 20.50 ppm arasında değişmiştir. Buna göre, üst toprakta havza alanının % 5.85’ demir içeriği yeterli, % 94.15’ de fazla olmuştur. Alt toprağın demir dağılımı ise % 6.22’ de yeterli, % 93.78’ de fazla olmuştur. Çelikli Havzası kadmiyum dağılımı, üst toprakta 0.00 – 0.10 ppm arasında, alt toprakta ise 0.00 – 0.12 ppm arasında değişmiştir. Yapılan değerlendirmeye göre, üst ve alt toprakta havza alanının tamamında kadmiyum fazla olarak belirlenmiştir. Havzada elverişli bakır, mangan, demir ve kadmiyum içeriği fazla olmakla birlikte toksisiteye neden olacak düzeyde bulunmamaktadır. Çizelge 2. Çelikli Havzası toprakları mikro element kapsamlarının alansal dağılımı Üst Toprak Düşük Yeterli 0-0.5 0.5-1 8.970 1.259 86.00 12.00 0-0.5 0.5-1 10.392 0.015 99.79 0.14 < 0.2 0.2 <1 1 0.0-2.0 2.0-4.5 0.609 5.85 <1 1 Fazla 1-1.5 0.184 2.00 1< 0.006 0.07 0.2 < 10.413 100.00 1< 10.413 100.00 4.5 < 9.804 94.15 1< 10.413 100 Alt Toprak Düşük Yeterli 0-0.5 0.5-1 10.201 0.193 98.00 1.90 0-0.5 0.5-1 10.413 100 < 0.2 0.2 <1 1 0.0-2.0 2.0-4.5 0.648 6.22 <1 1 Fazla 1-1.5 0.019 0.10 1< 0.2 < 10.413 100.00 1< 10.413 100.00 4.5 < 9.765 93.78 1< 10.413 100

B, ppm B, Km2 B, % Zn, ppm Zn, Km2 Zn, % Cu, ppm Cu, Km2 Cu, % Mn, ppm Mn, Km2 Mn, % Fe, ppm Fe, Km2 Fe, % Cd, ppm Cd, Km2 Cd, %

157

Çelikli Havzası Topraklarının Organik Madde, P2O5 ve K2O Kapsamları Çelikli Havzası makro besin elementi kapsamlarını belirlemek amacıyla organik madde, P2O5 ve K2O analizleri yapılmıştır. Çelikli Havzası organik madde kapsamları ve alansal dağılımları Çizelge 3’ te verilmiştir. Çelikli Havzası organik madde dağılımı, üst toprakta % 0.41 – 4.33 arasında, alt toprakta ise % 0.14 – 2.32 arasında değişmiştir. Buna göre, üst toprakta organik madde düzeyi, havza alanının % 2.82’ de çok az, % 87.61’ de az, % 8.82’ de orta, % 0.68’ de iyi ve % 0.07’ de yüksek olmuştur. Alt toprakta ise organik madde düzeyi, havza alanının % 27.11’ de çok az, % 72.83’ de az ve % 0.06’ da orta olmuştur. Havzada gerek üst ve gerekse alt toprak katmanlarında organik madde düzeyi çok az ve az düzeyindedir. Organik madde düzeyinin artırılması için ahır gübresi, yeşil gübreleme ve yem bitkisi tarımı gibi uygulamalar gerekmektedir. Çizelge 3. Çelikli Havzası organik madde düzeyleri ve alansal dağılımı Organik Madde OM, % OM, Km2 OM, % Organik Madde OM, % OM, Km2 OM, % Üst Toprak Çok Az Az 0-1 1–2 0.294 9.123 2.82 87.61 Alt Toprak Çok Az Az 0–1 1-2 2.823 7.584 27.11 72.83 Orta 2–3 0.918 8.82 Orta 2-3 0.006 0.06 yi 3–4 0.071 0.68 yi 3–4 Yüksek 4-5 0.007 0.07 Yüksek 4-5 -

Çelikli Havzası P2O5 kapsamı ve alansal dağılımı Çizelge 4’ te verilmiştir. Buna göre, üst toprakta P2O5 kapsamı 0.53 – 20.15 kg/da arasında, alt toprakta ise 0.23 – 12.82 kg/da arasında değişmiştir. Üst toprakta P2O5 düzeyi, havza alanının % 30.43’ de çok az, % 63.24’ de az, % 5.21’ de orta, % 0.83’ de yüksek ve % 0.29’ da çok yüksek olmuştur. Alt toprakta ise P2O5 düzeyi, havza alanının % 90.25’ de çok az, % 9.32’ de az, % 0.38’ de orta ve % 0.05’ de yüksek olmuştur. Havza topraklarının fosfor düzeyleri ağırlıklı olarak çok az ve az düzeyinde oluşundan dolayı arazi kullanım türleri dikkate alınarak farklı düzeylerde fosforlu gübre uygulamaları gerekmektedir. Toprakta aşırı fosfor birikimi gözlenmemiştir. Çizelge 4. Çelikli Havzası toprakları P2O5 kapsamlarının alansal dağılımı Fosfor P2O5, kg/da P2O5, Km2 P2O5, % Fosfor P2O5, kg/da P2O5, Km2 P2O5, % Üst Toprak Çok Az Az 0-3 3–6 3.169 6.585 30.43 63.24 Alt Toprak Çok Az Az 0-3 3-6 9.398 0.971 90.25 9.32 Orta 6-9 0.542 5.21 Orta 6-9 0.039 0.38 Yüksek 9 - 15 0.086 0.83 Yüksek 9 – 15 0.005 0.05 Çok Yüksek 15 - 25 0.031 0.29 Çok Yüksek 15 - 25 -

Çelikli Havzası K2O kapsamı ve alansal dağılımı Çizelge 5’ te verilmiştir. Havzada K2O kapsamı, üst toprakta 10.25 – 303.74 kg/da arasında, alt toprakta ise 10.16

158

– 139.11 kg/da arasında değişmiştir. Üst toprak K2O düzeyi, havza alanının % 0.01’ de az, % 39.27’ de orta, % 57.61’ de yeter, % 3.11’ de fazla olmuştur. Alt toprakta ise K2O düzeyi, havza alanının % 0.36’ da az, % 79.92’ de orta, % 19.55’ de yeter ve % 0.17’ de fazla olmuştur. Havzada genellikle K2O düzeyi orta ve yeter düzeydedir. Havzada genel olarak elverişli potasyum düzeylerinin yeterli olduğu söylenebilir. Çizelge 5. Çelikli Havzası toprakları K2O kapsamlarının alansal dağılımı Potasyum K2O, kg/da K2O, Km2 K2O, % Üst Toprak Az Orta 0-20 20-60 0.001 4.089 0.01 39.27 Yeter 60-100 5.999 57.61 Fazla >100 0.324 3.11 Alt Toprak Az Orta 0-20 20-60 0.037 8.322 0.36 79.92 Yeter 60-100 2.036 19.55 Fazla >100 0.018 0.17

Çelikli Havzası Tarım ve Mera Alanlarının Makro ve Mikro Besin Element Kapsamları ve Havzanın Gübre htiyacı Çelikli Havzasının tamamında buğday ekilmekte ve nadaslı kuru tarım yapılmaktadır. Havzada ürün verimini belirlemek üzere 115 tarladan buğday örnekleri alınmıştır. Yapılan değerlendirmeye göre, ortalama buğday verimi 60 – 379 kg/da arasında, saman verimi ise 150 – 1395 kg/da arasında değişmiştir (Çizelge 6). Havzada buğday dane verimi ağırlıklı olarak 150 - 250 kg/da arasında değişmiştir. Havzada görülen düşük verimliliğin önemli nedenlerinden biri de dengeli ve yeterli gübrelemenin yapılmayışıdır. Çizelge 6. Çelikli Havzası buğday dane veriminin alansal dağılımı Buğday Dane Verimi, kg/da Alan, Km2 Alan, % 60-150 1.715 24.26 150-250 5.016 70.96 250-380 0.338 4.78

Havzada yer alan kuru tarım alanlarının buğday bitkisi esas alındığında ihtiyaç duyduğu azotlu, fosforlu ve potasyumlu gübre miktarları yörede benzer koşullarda daha önce yapılmış azot ve buğday kalibrasyon çalışmalarından ve diğer çalışmalardan yararlanılarak belirlenmiştir (Aydın ve ark., 1985; Güçdemir, 2006). Çelikli Havzası organik madde kapsamları tarım ve mera alanları için karşılıklı olarak belirlenmiştir (Çizelge 6). Organik madde düzeyleri tarım alanlarının % 88.73’ de ve mera alanlarının ise % 84.82’ de % 1 – 2 arasında değişmiştir. Organik madde düzeyleri yöre koşullarında önceden yapılmış azot kalibrasyon çalışmalarının sonuçlarına dayalı olarak değerlendirildiğinde, havza tarım alanlarının gübre ihtiyacı 56610 kg saf azot olarak belirlenmiştir. Yörede buğday tarımında gereğinden az azotlu gübre kullanılmakta ve bağlı olarak oldukça düşük ürün verimi söz konusu olmaktadır. Bu nedenle toprak analizine dayalı olarak azotlu gübre kullanımı gerekmektedir. Tarım alanlarının yanı sıra mera alanlarında da organik madde içerikleri oldukça düşük düzeyde bulunmuştur. Sürdürülebilir bir tarımsal üretim ve mera amenajmanı için meralarda da azotlu gübreleme ihtiyacı bulunmaktadır. Çelikli Havzasında yer alan kuru tarım ve mera alanlarının fosfor düzeyleri belirlenmiştir. Havza tarım ve mera alanları için fosfor düzeyinin çok az – az düzeyinde olduğu söylenebilir (Çizelge 7). Buğday bitkisi esas alındığında kuru tarım alanları için ihtiyaç duyulan fosforlu gübre miktarı toplam 42456 kg olarak hesaplanmıştır. Havza topraklarının gerek tarım alanları ve gerekse mera alanlarında fosforlu gübreleme uygulamalarına ihtiyaç bulunmaktadır.

159

Çizelge 6. Çelikli Havzası tarım ve mera alanları organik madde düzeyleri Organik Madde, % Tarım Alanı Önerilen Azot Miktarı, Kg/da 10 8 7 6 5 Alan, Km2 Alan, % Toplam Azot htiyacı, Kg 2910 50176 3416 108 0 56610 Mera Alanı Alan, Km2 Alan, % Organik Madde Düzeyi

0–1 1–2 2–3 3–4 4+ Toplam

0.291 6.272 0.488 0.018 0.000 7.069

4.12 88.73 6.90 0.25 0.00 100

0.003 2.196 0.328 0.054 0.008 2.589

0.11 84.82 12.67 2.08 0.32 100

Çok az Az Orta yi Yüksek

Çizelge 7. Çelikli Havzası tarım ve mera alanları P2O5 düzeyleri Topraktaki P2O5, kg/da Tarım Alanı Önerilen P2O5 Miktarı, Kg/da 12 10 9 7 5 3 1 0 Alan, Km2 Alan, % Toplam P2O5 htiyacı, ton 0.624 2.640 13.212 12.894 9.885 2.901 0.300 0.000 42.456 Mera Alanı Alan, Km2 Alan, % P2O5 Düzeyi

0–1 1–2 2–3 3–4 4–5 5–6 6–7 7+ Toplam

0.052 0.264 1.468 1.842 1.977 0.967 0.300 0.201 7.069

0.73 3.73 20.77 26.05 27.97 13.67 4.24 2.84 100.00

0.021 0.293 0.766 0.792 0.556 0.104 0.045 0.012 2.589

0.82 11.33 29.57 30.58 21.47 4.03 1.75 0.44 100.00

Çok Az Çok Az Çok Az Az Az Az Orta Orta

Çelikli Havzası K2O kapsamları tarım ve mera alanları için belirlenmiştir (Çizelge 8). Tarım ve mera alanlarının K2O düzeyleri orta ve yeter düzeyde bulunmuştur. Yörede kuru koşullarda buğday yetiştiriciliği için, topraktaki elverişli potasyum miktarı 25 kg/da altında olduğunda potasyumlu gübreleme önerilmektedir (Güçdemir, 2006). Araştırma sahası topraklarının neredeyse tamamının potasyum kapsamları bu değerin üzerinde olduğu için buğday tarımı amacıyla ilave potasyumlu gübre uygulamaları önerilmemektedir. Çelikli Havzasında buğday tarımında yeterli azotlu ve fosforlu gübre uygulanmamaktadır. Buğday veriminde artış sağlanması için yeterince azotlu ve fosforlu gübre uygulamalarına ihtiyaç bulunmaktadır. Aynı şekilde mera alanlarında da azotlu ve fosforlu gübre uygulamaları gerekmektedir. Havzada yer alan tarım ve mera alanlarının potasyumlu gübre ihtiyacı bulunmamaktadır. Çelikli havzası mikro besin elementi kapsamlarını belirlemek üzere alınan toprak örnekleri analiz edilerek alansal veri katmanları oluşturulmuştur. Araştırma bulguları sonucuna göre, Çelikli Havzasında B ve Zn kapsamları düşük, Cu, Mn, Fe ve Cd kapsamları toksik düzeyde olmamakla birlikte fazla bulunmuştur. Tarım alanlarının % 85.58’ de ve mera alanlarının % 82.96’ da bor içeriği 0.5 ppm değerinin altında olduğu belirlenmiştir. Çinko içeriği ise tarım alanlarının % 99.70’ de ve mera alanlarının tamamında 0.5 ppm değerinin altındadır. Buğday tarımında elverişli bor ve çinko

160

düzeylerinin düşüklüğü ürün verimi üzerine olumsuz etkide bulunmaktadır. Buğdayda bor gübrelemesi ile makarnalık buğdayda % 9.6, ekmeklik buğdayda ise % 10.9’ a varan ürün artışı mümkündür (Soylu ve ark., 2005). Diğer taraftan Tokat yöresinde yapılan bir çalışmada çinkolu gübrelemenin verim üzerine etkisi önemli bulunmuştur (Demir ve ark., 2004). Eskişehir’ de 40 buğday çeşidi ile yapılan bir araştırmada ise çinko uygulaması ile ürün veriminde birinci yıl % 31, ikinci yıl ise % 32 oranında verim artışı sağlanmıştır (Kalaycı ve ark., 1999). Çelikli havzasında bor ve çinko içeriklerinin düşük olduğu alanlarda bor ve çinko içeren gübrelerle gübreleme gerekmektedir. Tokat yöresinde yapılan bir araştırma sonucuna göre çinko noksanlığı görülen alanlarda buğday bitkisi için 0.5-1.0 kg Zn/da düzeyinde ve ZnSO4 formunda çinko takviyesi en optimal olarak belirlenmiştir (Sönmez, F., Kıral, A.S., 2004). Tarım ve mera alanlarında görülen düşük bor ve çinko içeriği dikkate alınarak havzada mikro element gübrelemesi yapılması ürün verimini artıracaktır. Çizelge 8. Çelikli Havzası tarım ve mera alanları K2O düzeyleri Topraktaki K2O, kg/da 0 – 20 20 – 60 60 – 100 Toplam Tarım Alanı Alan, Km2 0.003 2.906 4.160 7.069 Alan, % 0.04 41.11 58.85 100.00 Mera Alanı Alan, Km2 0.001 1.409 1.179 2.589 Alan, % K2O Düzeyi

0.04 Az 54.42 Orta 45.54 Yeter 100.00

Çizelge 9. Çelikli Havzası tarım ve mera alanları B düzeyleri B, ppm Tarım Alanı Mera Alanı Alan, Alan, Alan, Alan, % Km2 % Km2 6.050 85.58 2.148 82.96 0.817 11.56 0.416 16.07 0.202 2.86 0.025 0.97 7.069 100.00 2.589 100.00

0 – 0.5 0.5 – 1.0 > 1.0 Toplam

Çizelge 10. Çelikli Havzası tarım ve mera alanları Zn düzeyleri Zn, ppm Tarım Alanı Mera Alanı Alan, Alan, Alan, Alan, % Km2 % Km2 7.048 99.70 2.589 100.00 0.015 0.20 0.000 0.00 0.006 0.10 0.000 0.00 7.069 100.00 2.589 100.00

0 – 0.5 0.5 – 1.0 > 1.0 Toplam

Çelikli Havzasında Farklı pH, Makro ve Mikro element Düzeylerinin Buğday Verimine Etkisi Çelikli havzası tarım alanlarını temsil etmek üzere Bezostaya buğday çeşidi ekilmiş 115 çiftçi tarlasından üç tekerrürlü örnekler alınarak ürün verimleri belirlenmiştir. Elde edilen veriler GIS ortamında değerlendirilerek buğday verim katmanı oluşturulmuştur. Buğday verim katmanı diğer veri katmanlarıyla (pH, B, Zn,

161

K2O, organik madde, P2O5) karşılıklı olarak sorgulanarak farklı düzeyler için ortalama buğday verimleri belirlenmiştir (Çizelge 11) Çizelge 11. Çelikli Havzasında çeşitli pH ve besin elementi düzeylerinde ortalama buğday verimi Toprak Özelliği pH Buğday Verimi, kg/da B, ppm Buğday Verimi, kg/da Zn, ppm Buğday Verimi, kg/da K2O, kg/da Buğday Verimi, kg/da Organik Madde, % Buğday Verimi, kg/da P2O5, kg/da Buğday Verimi, kg/da Değişim Aralığı 6.0 – 6.9 6.9 – 7.9 164.55 178.75 0.0 – 0.5 0.5 – 1.0 160.82 172.57 0.0 – 0.5 0.5 – 1.0 179.06 202.87 0 - 20 20 - 60 165.07 174.29 0-1 1-2 140.88 157.73 0-3 3-6 136.88 166.17 7.9 – 8.9 187.82 > 1.0 180.65 > 1.0 232.62 60 - 100 185.64 2-3 3-4 178.45 181.09 6-9 9 - 15 181.29 184.44

Elde edilen verilere göre üç farklı toprak reaksiyonu sınıfında ortalama buğday verimleri farklı olmuştur. En fazla buğday verimi 7.9 – 8.9 toprak reaksiyonunda elde edilmiştir. Farklı bor değişim aralığında ortalama buğday verimi 160.82 – 180.65 kg/da arasında değişmiştir. Çinkoda ise ortalama buğday verimi 179.06 – 232.62 kg/ da olarak belirlenmiştir. Farklı çinko kapsamında buğday verimindeki ortalama değişkenlik bor değişimine oranla daha fazla olmuştur. Toprak içeriğinde artan organik madde, fosfor ve potasyum düzeyleri ortalama ürün verimini artırmıştır. Bu araştırma sonucunda Çelikli Havzası makro ve mikro element kapsamları ve gübre ihtiyaçları ortaya konulmuştur. Havzada gerek üst ve gerekse alt toprak katmanlarında organik madde düzeyi çok az ve az düzeyde belirlenmiştir. Havza topraklarının fosfor düzeyleri ağırlıklı olarak çok az ve az düzeyinde oluşundan dolayı farklı düzeylerde fosforlu gübre uygulamaları gerekmektedir. Havzada K2O düzeyleri yeterli olarak belirlenmiş ve ilave gübreleme ihtiyacı bulunmamıştır. Mikro elemen içeriği olarak B ve Zn düşük olurken Cu, Mn, Fe ve Cd kapsamları fazla bulunmuştur. Gübreleme yapılmaması durumunda bor ve çinko noksanlıkları buğday ürün verimini azaltabilecek düzeydedir. Havzada yer alan kuru tarım alanlarının buğday bitkisi esas alındığında ihtiyaç duyduğu azotlu gübre miktarı saf azot olarak 56610 kg, fosforlu gübre miktarları P2O5 olarak 42456 kg olarak belirlenmiştir. Mikro element kapsamları dikkate alındığında bor ve çinko gübrelemesi gerekmektedir. KAYNAKLAR AYDIN, A.B., ÖZTÜRK, O. 1985. Tokat, Amasya, Sivas, Yozgat yöresi kuru şartlarında yetiştirilen buğdayın azotlu ve fosforlu gübre isteği ve Olsen fosfor analiz metodunun kalibrasyonu. Köy Hizmetleri Tokat Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Yayınları Genel Yayın No: 64, Rapor Seri No: 42, Tokat. ESRI, ArcMap 9.2, 2006. GIS Software, Redland, USA. KACAR, B., 1994. Toprak analiz metotları. A.Ü. Ziraat Fakültesi yayınları, 3, Ankara. KALAYCI, M., TORUN, B., EKER, S., AYDIN, M., ÖZTÜRK, L., ÇAKMAK, ., 1999. Grain yield, zinc efficiency and zinc concentration of wheat cultivars

162

grown in a zinc deficient calcerous soil in field and greanhouse. Field Crops Research 63, 87-98. GÜÇDEM R, .H. 2006. Türkiye gübre ve gübreleme rehberi. Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Yayınları. Genel Yayın No: 231, Teknik Yayın No: 69. Ankara. OĞUZ, ., TET K, A., 2004. Tokat yöresi çiftçilerinin gübreleme konusundaki eğilimleri. 3. Ulusal Gübre Kongresi (11-13 Ekim 2004), s 535-544, Tokat.

OĞUZ, ., KARAŞ E., SUSAM, T, TET K, A., NOYAN, Ö.F., AKAR, Ö. 2006. Tokat Artova Çelikli Havzasında toprak bozulmasının belirlenerek sürdürülebilir bir tarım için havzanın planlanması. Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Enstitü Yayın No: 230, Teknik Yayın No: 45, Tokat. SOYLU, S., SADE, B., TOPAL, A., AKKÜN, N., GEZG N, S., HAKKI, E.E., BABAOĞLU, M. 2005. Responses of irrigated durum and bread wheat cultivars to boron application in a low boron calcareous soil. Turkish Journal of Agriculture and Forestry 29, 275-286. Ankara. SÖNMEZ, F., KIRAL, A.S., 2004. Çinkonun iki ekmeklik buğday (Triticum aestivum L.) çeşitlerinde verim ve bazı verim ögelerine etkisi. 3. Ulusal Gübre Kongresi (11-13 Ekim 2004), s 535-544, Tokat. TÜZÜNER, A. 1990. Toprak ve su analiz el kitabı. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Ankara. VIETS, F.G., LINDSAY, W.L., 1973. Testing soils for zinc, copper, manganese and iron. Soil Testing and Plant Analysis, pp 153-172. Soil Science Society of America Inc., Madison, Wisconsin, USA.

163

SPEKTRORADYOMETRE VER LER LE B TK BES N ELEMENT ÇER Ğ N N TAHM N ED LEB L RL Ğ Levent BAŞAY Ğ T1* Hüseyin ŞENOL1
1

Sebahattin ALBAYRAK2 Hüseyin AKGÜL3

S. Demirel Üniv. Ziraat Fak. Toprak Böl., Isparta. *levent@ziraat.sdu.edu.tr 2 S. Demirel Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Böl., Isparta. 3 Eğirdir Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü, Eğirdir/Isparta. ÖZET

Hiperspektral yansıma teknikleri uzaktan algılama teknolojilerinin bir kolu olarak gelişmiştir. Bu tekniklerin, toprak, mineral, su ve bitki gibi birçok doğal objenin fiziksel, kimyasal, biyolojik ve mineralojik özelliklerini belirlemeye yönelik kullanımları araştırılmaktadır. Hiperspectral yansıma ölçümlerinin en yaygın kullanım şekli ise Spektroradyometrelerdir. Bu araçlar yardımıyla ölçülen çeşitli dalga boylarındaki yansıma değerleri ile bitki ve toprak özellikleri arasında bir ilişki bulunduğu bilinmektedir. Daha çok görünebilir kızılötesi bölgede yansıyan enerjinin (VNIR) ölçümünü temel alan bu sistemler ile yapılan ölçümlerin bitkilerin kimyasal içeriklerini belirlemede kullanılabilirliğine ait çalışmalar ise devam etmektedir. Geleneksel olarak kullanılan laboratuar yöntemlerine alternatif olarak gösterilen bu tekniklerin temeli, bitkilerin yeşil aksamlarından olan yansıma değerleri ile kimyasal kompozisyonu arasındaki ilişkinin çeşitli istatistiksel yöntemlerle tahminine dayanmaktadır. Bu çalışmada, bitkilerin içerdiği besin elementleri ile spektroradyometre kullanılarak elde edilen yansıma değerleri arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Spektroradyometre, görünebilir yakın kızılötesi yansıma (VNIR), bitki besin elementleri. ESTIMATION POSSIBILITY OF PLANT NUTRITION CONTENTS USING SPECTRORADIOMETER DATA ABSTRACT Hyperspectral techniques were developed as the part of remote sensing. The application of hyrspectral techniques to determine the properties of physical, chemical, biological and mineralogical of soil, water, rock and plant was investigated. The best widespread type of Hyperspectral techniques was Spectroradiometers. It was well known that there is a correlation between reflectance values on different wavelength and the properties of soil and plant. The researches on determine possibility of biochemical properties using spectroradiometers based on VNIR have continued. The principle of hyperspectral sensing, seemed as alternative to traditional laboratory analyses, was statistically correlation between the reflectance value of green vegetation and biochemical properties In this study there was evaluation of correlation between plant nutrition contents and reflectance values obtained from spectroradiometer. Key Words: Spectroradiometer, visible near infrared (VNIR), plant nutrition.

164

GRŞ Bitkilerin içerdikleri besin elementi miktarları, bitkinin çeşidi, organı, yaşı ve ekolojik faktörlere bağlı olarak farklılık göstermekle birlikte yaklaşık olarak % 3’ü bulmaktadır (Kacar ve Katkat, 2006). Bitki besin elementleri bitkideki miktarlarına, fizyolojik işlev ve biyokimyasal davranışlarına göre sınıflandırılmakta, bitki analizleri besin ihtiyacının belirlenmesinde temel kıstas olarak kullanılmaktadır (Aydemir, 1992). Bitki analiz yöntemleri, uygulanan usullere ve dayandıkları ilkelere göre gravimetrik, volumetrik, fotometrik, fleymfotometrik, spektometrik analizler ve doku testleri olmak üzere altı ana sınıf altında toplanmaktadır. Ayrıca bu analiz yöntemleri dışında X ışınları floresans, nötron aktivasyon ve kromotografik gibi bitki analizlerinde yaygın kullanımı olmayan yöntemlerde bulunmaktadır. Bitki analiz yöntemi olarak sunulan doku testlerinde bir besin maddesinin görsel belirtisini doğrulamak için bitkinin beslenme durumunun hızlı bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca klorofil ölçümünde kullanılan kolorimetre okumaları da bu yöntem içerisinde değerlendirilebilmektedir (Kacar ve nal, 2008). Bitki analizlerinde belirlenecek besin elementine göre uygun yöntemin seçilmesi ve seçilen yöntemin esaslarına uygun yürütülmesi ile besin elementi içerikleri en doğru sonuçlar alınabilmektedir. Ancak yöntemlerin bazı kusurları ve kısıtları bulunmakta, doğru sonuçlar alabilmek için çeşitli koşulların yerine getirilmesi gerekmektedir. Ayrıca analizler sıcaklık, basınç ve nem gibi ortam koşulları, konsantrasyon, belirlenecek element miktarı, ortam pH’sı, renk oluşum süresi, işlem sırası, iyon konsantrasyonu gibi iç faktörler, elektrik akımı, gaz basıncı, alet ve ekipmanlar ile bunlara ait aparatların çeşit, tip ve markası gibi faktörlere bağlı olarak doğruluğu ve hassasiyeti değişmektedir. Analizi yapan kişinin becerisi ve deneyimi de doğruluk ve hassasiyeti etkileyen diğer bir faktördür. Bu yöntemlerden doku testleri dışında kalanlarının tamamı örneklerin çözeltilere aktarılmasını ve çeşitli kimyasallar ile muamelesini gerektirmektedir. Laboratuar yöntemleri birden fazla cihaz ya da ekipman kullanmayı, çok fazla emek harcamayı dolayısıyla yüksek bir maliyeti gerektirmesi bir dezavantaj olarak düşünülmektedir. Bitki analizlerinin ancak laboratuar koşullarında yapılabilmesi ve çoğu zaman bir bitkinin örneklenmesinden sonuçların alınmasına kadar geçen süre vejetasyon dönemi için acil bilgilerin sağlanmasında olumsuzlukları birlikte getirmektedir. Bitki analizleri sonucu ortaya çıkan element konsantrasyonuna göre besin elementi yeterli ya da yetersiz şeklinde (Sezen, 2002) ya da noksan, az, yeter, yüksek ve fazla şeklinde sınıflama yapmak mümkün olmaktadır (Jones, 1967;Kacar, 1982;Sezen, 2002). Eğer besin elementi içeriğinin belirlenmesinde arazide uygulanabilen, tekrarlanabilir ve belirli doğruluğa sahip bir yaklaşım sağlamak mümkün olursa uygulamaya yönelik büyük avantajlar sağlanabilecektir. Bu nedenle 1970’li yılların başlangıcından bu yana bitkilerin kimyasal kompozisyonunun belirlenmesinde spektroradiometrik ölçümlerin kullanılabilirliği araştırılmaktadır (Curan ve ark. 1995; Wessman, 1994; Norris ve ark., 1976). Günümüzde ise gelişen teknolojiye bağlı olarak, arazi koşullarında taşınabilir özellikte spektroradyometrelerin geliştirilmesi arazide uygulamaya yönelik olarak kullanılabilirliğini artırmış, pratikte kullanılabilirliğini cazip hale getirmiştir. Bunun sonucu olarak bitkilerde beslenme, stres, yeterlilik ve kalite konularında spektroradyometrelerin kullanılabilirliği araştırılmaya başlanmıştır. Bu amaçla spektroradyometreler kullanılarak ölçülen farklı dalga boylarındaki yansıma değerleri ve bu değerlerden türetilen (log, türev, integral) yeni değerler istatistiksel modeller ile

165

laboratuar analizleri sonucu belirlenen besin elementi içerikleri karşılaştırılmış ve en iyi yaklaşım belirlenmeye çalışılmıştır. Spektroradyometrik yöntemlerin esasları ve spektroradyometreler Spektrometre uygulamaları atomların, molekül veya iyonların bir enerji düzeyinden bir diğerine geçişi esnasında absorblanan veya yayılan elektromagnetik ışımanın ölçülmesi ve matematiksel metotlar ile yorumlanması esasına dayanmaktadır. Spektroradyometrik cihazlar spektrometrik ölçümlerin radyometrik kalibrasyonlarının sağlandığı aygıtlardır. Spektroradyometreler uydu ve diğer uzaktan algılama sensörlerinde olduğu gibi radyans (radiance) , irradyans (irradiance), reflektans (reflectance) ya da transmisyonun kantitatif ölçümlerine dayanırlar. Spektroradyometrik yöntemlerde temel dayanak ise objelerin elektomagnetik bölgelerde kendine özgü bir yansıma (reflectance/radiance) değerlerinin bulunmasıdır. Bu yansıma değeri objeye renk, doku, parlaklık ve görünüş gibi özellikleri veren kimyasal yapısından kaynaklanmaktadır. Bitkiler de her obje gibi tipik yansıma değerlerine sahiptir. Bitkinin kompozisyonunda yer alan –CH, –OH, –NH, C=O ve –SH gibi organik yapılardaki atomları arasında bulunan bağların esnemesi ve eğilmeleri sonucu ortaya çıkan enerji IR bölgede absorbe edilmektedir (Chang ve ark., 2001; Pasquini, 2003; Viscarra Rossel ve ark., 2006). Bunun sonucu olarak görünebilir kızıl ötesi bölgede (VNIR) belirgin farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıklar Spektroradyometreler yardımıyla her bir dalga boyu için belirlenmekte ve grafik verileri olarak sunulmaktadır. Spektroradyometrik yöntemler, her hangi bir objeden yansıyan enerjinin reflektans, radyans ya da irradyans değerlerinde ölçümüne dayanmaktadır. Burada radyasyon kaynağı olarak güneş ya da yapay ışımalar kullanılabilmektedir. Spektroradyometreler bir fotokotlandırıcı veya IR algılayıcı kullanılan sistemlerdir. Işık kaynağından gelen radyasyon dağıtım sisteminde dalga boylarına ayrılarak fotokotlandırıcı veya IR kaydedici tarafından 1-10 nm arasında yüksek çözünürlükte kaydedilmektedir. Spektroradyometreler 375-2500 nm dalga boylarında yansıma ölçümü yapabilen cihazlardır. Bu cihazlar 700 nm de 3.5 nm spektral çözünürlüğe sahiptir. Her bir spektral adım 1.6 nm dir. Radyometrenin dalgaboyu doğruluğu ±1 nm dir. Spektroradyometre 512 kanalda topladığı 16 bitlik analog veriyi sayısal hale dönüştürmektedir. Cihazın kalibrasyonunda beyaz referans olarak alçı bloktan imal edilmiş spektralon kullanılmaktadır. Işınım algılanması 1°, 2°, 3°, 3.5°, 4°, 5°, 7.5°, 8°, 10° ve 25° lik mercekler (foreoptic) ya da kontak prob ve bitki probu ile yapılmaktadır. Arazide kullanmak için tasarlanmış bataryaları ve şarz cihazı, laburatuvar çalışmaları için enerji sağlayıcı adaptörü, ışık kaynağı olarak kullanılan spot lambası (pro lamb), açı ayarlayıcısı su düzeneği ve üç ayaklı sehpa aparatları bulunmaktadır. Verilerin toplanmasında bir ara yüz ve işlenmesinde ise özgün yazılımlar kullanılmaktadır. Bu sayede ölçüm sonucu anında diz üstü bilgisayarda grafik ya da ASCII dosyası olarak görülebilmektedir. Yine arazide bu dosyalarda yer alan rakamlar kullanılarak uygun tahmin modeli kurulabilmektedir. Çalışmada kullanılan metot spektroskopi de olduğu gibidir. Geliştirilen kantitatif modellerin çoğunda olduğu gibi güvenilir bir standart yöntem ile kalibrasyonu gerekmektedir. Kalibrasyon, spektral veriler ile referans veriler arasında en iyi istatistiksel ilişkiler elde edebilmek için matematiksel olarak hesaplanmış spektral veriler ile yapılmış istatistik işlemlerden oluşmaktadır (Yücel, 2005, Günal ve ark., 2007). Günümüze kadar yapılmış çalışmalarda PCA (temel bileşenler analizi), PLSR (kısmi en küçük kareler regresyonu), GLM (General Linear Model) ve MRA (çoklu regresyon analizi) gibi istatistik modeller kullanılmıştır.

166

Spektroradyometrik çalışmalarda, ölçülen yansıma değerlerinin logaritması, 1. ve 2. türevi gibi yeni veri türetmeleri kullanılabilmektedir. Ayrıca iki farklı dalga boyunda ölçülmüş yansıma değerlerinin birbirlerine oranlanması ile elde edilen indisler de kullanılmaktadır. NDVI (Normalized Difference Vegetation Index), DVI (Difference Vegetation Index), IPVI (Infrared Percentage Vegetation Index), RVI (Ratio Vegetation Index), SIPI (Structure intensive rigmen index), PSRI (Plant senescene reflectance index), PRI (phothochemical reflectance index), SR680, SR705, mSR705, mND705, Red-Edge, CI (Curvature Indeks), R1, R2, R3, R4, R5 en yaygın kullanılan indislerdir (Penuelas ve ark., 1995, Merzlyak ve ark., 1999, Gamon ve ark., 1997, Sims ve Gamon, 2002, Zarco-Tejada ve ark., 2002, Haboudane ve ark., 2002, Read ve ark., 2002). Bitkilerin yansıma karakteristikleri Bitkiler de ışıma teorisine uygun olarak herhangi bir kaynaktan gelen radyasyonu absorbe ederler, yansıtırlar, yayarlar veya dağıtırlar (Dinç ve ark., 2001). Bu işlemler genellikle bitki yapraklarında gerçekleşir ve hücre duvarından epidermise, hücreler arası boşluktan stomalara her bir yaprak parçası elektromagnetik ışımaya farklı tepkiler gösterirler. Absorpsiyon, özellikle atomlar içindeki elektronların dönme ve açısal ivmelerine bağlı olarak değişmektedir. Elektron yörüngeleri arasındaki geçiş ve çok atomlu moleküllerdeki titreşimsel ve döngüsel hareketler ışık geçişini etkilemektedir (Chandrasekharan, 2005). Bitkiler farklı dalga boylarında farklı absorbsiyon ve yansıtma özellikleri gösterirler (Şekil 1). Görünür bölge (visible) olarak ifade edilen dalga boyları mavi, yeşil ve kırmızı renklerden oluşmakta ve bunlardan mavi dalga boyları klorofil ve karotenid pigmentleri tarafından, kırmızı dalga boyları ise sadece klorofil pigmenti tarafından soğurulmakta, sadece yeşil renk yansıtılmaktadır. Bu nedenle bitkiler yeşil görülmektedir. Absorbe edilen dalga boyları ise çoğunlukla fotosentezde kullanılmaktadır. Fotosentez bitki hücresinin dış kısmında yoğunlaşan kloroplastlarda gerçekleşmektedir. Farklı bitki hücresi kısımlarında soğurulan ışık dalga boyları farklılık göstermektedir (Merzlyak ve ark., 2003).

Şekil 1. Bitkilerin elektromanyetik ışımanın farklı dalga boylarındaki yansıma karakteristikleri

167

Klorofil 500-700 nm dalga boyları arasında enerjiyi absorbe ederken, su ve hücre duvarı ise 1500-2500 nm dalga boylarında daha fazla enerjiyi absorbe etmektedir. Bitkilerde en büyük yansıma değerleri yakın kızılötesi olarak ifade edilen 700-1300 nm dalga boylarında elde edilmekte ve bir çok bitki özelliği bu dalga boylarındaki farklılıklarla ortaya koyulabilmektedir. Bitkilerde yansımayı etkileyen bazı faktörler vardır. Bu faktörler bitkiden kaynaklanabileceği gibi bazı dış etkilere bağlı da olabilirler. Yaprağın morfolojik yapısı yansımayı etkileyen faktörlerden birisidir. Yaprak morfolojik yapısı özellikle yakın kızılötesi bölgede oluşan yansıma üzerinde etkilidir. Zira bu bölgede çok az absorbe olmaktadır. Bu dalga boylarında absorbe edilecek enerji yaprak sıcaklığının fazla yükselmesine neden olur. Bu da proteinlerin zarar görmesine sebep olacağından bitki gerektiği kadar enerjiyi absorbe ederken aşırı ısınmayı önlemek için kızılötesi ışınları yansıtmaktadır. Öte yandan yaşlı yapraklarla genç yaprakların yansıma değerleri farklıdır. Genç yapraklar yaşlı yapraklara göre daha az yansıma yaparlar (Chandraseharan, 2005). Yaprak yaşının yanında yaprağın taze veya kuru olması da yansımayı etkilemektedir. Kuru yapraklar taze yapraklara göre daha fazla yansımaya neden olmaktadır (Şekil 2).

Şekil 2. Taze ve kuru yapraklarda yansıma ve iletme değerleri Bitkilerin büyüme dönemleri, bitkilerin yaprak yapısı (geniş yapraklı yada iğne yapraklı olması) gibi etkenlerde yansımayı etkilemektedirler (Dinç ve ark.,2001). Yapraklardaki su kaybı dış etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan ve yansımayı etkileyen bir durumdur (Şekil 3). Farklı bitkilerde yapraklar koparıldıktan sonra geçen zaman içinde su kaybına bağlı olarak ortaya yansıma farklılıkları çıktığı belirlenmiştir (Foley ve ark, 2005). Yüksek tuzluluk, besin elementi eksiklikleri veya hastalık ve zararlılar nedeniyle yapraklarda oluşan kloroz veya diğer belirtiler de yansıma özelliklerinde değişime neden olmaktadır (Şekil 4). Şekerpancarına hasta ve sağlıklı bitkilerden oluşan yansımalar karşılaştırıldığında özellikle yakın kızılötesi bölgede hastalıklı bitkiler sağlıklı bitkilere göre daha az yansıma göstermişlerdir (Laudien ve ark., 2003). Yapılan çalışmalarda, bitkilerin en tipik yansımayı yakın kızılötesi bölgede (400-1100 nm) gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle bitkilerde yapılan spektroradyometrik ölçümler yakın kızılötesi bölgede yoğunlaşmıştır (Jacquemoud and Ustin, 2001).

168

Şekil 3. Farklı bitki yapraklarının koparıldıktan sonra zamanla oluşturdukları yansıma değerleri

Şekil 4. Sağlıklı (solda) ve hastalıklı (sağda) şekerpancarında yansıma değerleri Bitki besin elementi belirlenmesine yönelik çalışmalar Yansıma karakteristiklerinin yaprak klorofil miktarı ve mineral içeriği ile doğrudan ilişkili olduğu gerçeği (Jacquemoud and Ustin, 2001), besin elementi eksikliklerinin de spektral yöntemlerle belirlenebileceği yolunu açmıştır. Yapılan ilk çalışmalarda bitki gelişimi dolayısıyla besin elementi alımının en önemli belirtisi olan klorofil gelişimi üzerine olmuştur. Bütün besin element eksiklikleri de klorofil azalması ya da deformasyonu şeklinde ortaya çıkmakta, klorofil gelişimi ise görünür bölgede (400-700 nm) ve kızılötesi (700-1100 nm) bölgesindeki yansımalarda artışla belirlenmektedir. Klorofilin yapısında en fazla bulunan besin elemeti ise N ve Mg’dur. Bu nedenle N ve Mg eksikliğini yansıma değerlerinde çok yüksek artışlara neden olmaktadır. Bu artış % 90’lara kadar ulaşmaktadır (Silva ve Beyl, 2005). Diğer besin elementlerinin eksikliğinin belirlenmesinde elektromagnetik ışımanın aynı bölgeleri en doğru sonuçları vermiştir. Bu çerçevede mısır bitkisinde azot eksikliği kırmızı ve yeşil bölgede (500-700 nm), fosfor eksikliğinin mavi bölgede (400500 nm) belirlenmekte (Osborne ve ark. 2002), buğday bitkisinde ise kontrollü koşullarda oluşturulan N, P, K, Ca ve Mg eksikliği en iyi 280- 1100 nm dalga boylarında ölçülen reflektans değerleri ile saptanabilmektedir (Silva ve Beyl, 2005). Bitki çeşidinin değişmesi besin elementlerinin hassas olduğu dalga boyu üzerinde çok fazla değişiklik göstermemiştir. Bunun temel nedeni ise yansımanın görünebilir kızıl ötesi bölgede daha çok klorofil ve karotinlerden kaynaklanmasıdır. Nitekim pamuktaki azot miktarının belirlenmesinde bitki N içeriğinin % 80’inin 690-730 nm dalga boyundaki enerji yansımasına karşılık geldiği görülmektedir (Read ve ark., 2001).

169

Diğer yeşil bitkilerde olduğu gibi meyve ağaçlarında da spektroradyometrik yöntemlerle yaprak mineral içeriklerinin tahmin edilebileceği ve elde edilen yansıma değerleri ile laboratuar analizleri arasında çok önemli korelasyonların bulunduğu ifade edilmektedir. Elma ağaçlarında N, Mg, Fe, Zn, ve klorofil miktarlarını belirlemek için ölçülen yansıma değerleri ile analiz sonuçları arasında r2 değerlerinin sıra ile 0.99, 0.68, 0.94, 0.92 ve 0,98 olarak bulunduğu, P, K, Ca, Cu ve Mn için ise 0,97, 0.99, 0.71, 0.92 ve 0.99 olarak belirlendiği ifade edilmiştir. Ayrıca bu çalışmada farklı açılara sahip foreoptik mercekler ile bitki probu kullanımına ilişkin tercihler de tartışmaya açılmıştır (Başayiğit ve ark, 2008). Yem bitkilerinin kimyasal kompozisyonunun belirlenmesinde de yakın kızıl ötesi bölgede yansıma ölçüm yöntemi ile (NIR) kullanılabilmektedir (Shenk ve ark., 1979). Çalışmalarda yem bitkilerinin protein, selüloz ve lignin gibi kimyasal öğelerinin kesin olarak tahmin edilebildiği bildirilmektedir (Martinello ve ark., 1997; Osborne ve ark. 1993; Fairbrother ve Brink, 1990; Mündel ve Schaalje, 1988; Norris ve ark. 1976). Yembitkilerinde en önemli kalite ölçütleri ise kül, ham protein oranı, ADF, NDF ve makro besin maddeleridir (Mutanga ve ark. 2004; Kellems ve Church, 1998). Son dönemlerde araştırmacılar spektroradyometrik ölçümlerle yembitkilerinde kalitenin belirlenmesine yönelik çalışmalar yapmaktadır (Shenk ve Westerhaus, 1994). Spektroradyometrik ölçümlerde bitki yeşil alanından olan yansıma (canopy reflectance) görülebilir (400-700 nm) ve yakın kızılötesi (700-900 nm) dalga boylarında birincil olarak klorofil ve yaprak hücre yapısına bağlılığı, bu nedenle belirtilen dalga boyunda bitkideki ham protein, NDF ve ADF içeriğindeki değişimler bitki yeşil alanından olan yansıma (canopy reflectance) verileri ile ölçülebilmektedir (Penuelas ve Filella, 1998). Nitekim taşınabilir arazi spektroradyometreleri (Hand-Held spactroradiometer) kullanarak bitki yeşil alanından olan yansıma (canopy reflectance) değerleri ile bitki bioması ve azot içeriği arasındaki ilişkiler, mera ıslahı için görülebilir bölgede ölçülen yansıma değerlerinin kullanılabilir olduğu bildirilmiştir (Richardson ve ark. 1983). Bu çalışmalarda görülebilir dalga boylarının kullanımına yönelik uygulamaları başlatmıştır. Ayrıca yembitkilerinde kalitenin esas öğesini oluşturan azot ve klorofilin kimyasal analiz yapılmadan belirlenebilirliği ortaya konmuştur. Manda otu bitkisinde, 500 ve 550 nm’de ölçülen yansıma değerleri ile yapraktaki azot ve klorofil konsantrasyonu arasında çok önemli ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (Everitt ve ark. (1985). Benzer sonuçlar farklı bitkiler kullanılarak farklı dalga boylarında elde edilmiştir. ngiliz çiminde, 690740 nm’lik dalga boyunda belirlenen yansıma (canopy reflectance) değeri ile azot ve klorofil konsantrasyonu arasındaki ilişki ortaya konulmuş, azot ve toplam azot konsantrasyonunun tahmin edilebilmesinde kullanılabileceği bildirilmiştir (Lamb ve ark. 2002). Bu çalışmalarda yalnızca azot ve klorofil içeriğine yoğunlaşmamış, aynı zamanda ADF ve NDF’in belirlenmesine de çalışılmıştır. 368-1100 nm’lik dalga boyunda ölçülen yansıma değerleri ile köpekdişi merasının ADF, NDF ve N içerikleri arsında yakın ve doğrusal bir ilişkinin olduğu belirtilmiştir (Starks ve ark. 2006a). Belirtilen çalışmalardan farklı olarak, 3 farklı köpek dişi merasında canopy reflectance ve bitkinin ham protein, ADF ve NDF içeriği arasındaki ilişkinin belirlendiği çalışmanın sonucuna göre, ADF ve NDF değerleri ile canopy reflectance arasında düşük bir ilişkinin olduğu buna karşın ham protein içeriği ile canopy reflectance arasında çok önemli bir ilişkinin bulunduğu bildirilmiştir (Starks ve ark. 2006b) Buna karşın, yakın kızıl ötesi bölgede alınan yansıma değerleri ile ak üçgülün kül, ham protein oranı, NDF, ADF ve ADL değerleri arsındaki belirtme katsayıları sırasıyla, % 95, % 97, % 97, 5 96 ve % 88 olarak bulunmuştur (Berardo, 1997). Mera bitkilerinin azot, kalsiyum, magnezyum, fosfor ve potasyum içerikleri ile yansıma

170

değerleri arasındaki ilişkide ise belirtme katsayıları sırasıyla, % 73, % 67, %77, %17 ve % 33 olarak bulunmuştur (Mutanga ve ark. 2005). Tüylü meyveli fiğde farklı dozlarda azotlu gübre uygulanarak N, P, K içeriğinin yakın kızıl ötesi spektroradyometrik yöntemlerle belirlenmesinde ölçülen ve tahmin edilen regresyon değerlerinin 0.935, 0.797 ve 8.884 olarak belirlendiği ve tarla koşullarında bitkiye zarar vermeden yüksek doğrulukla tahmin edilebildiği rapor edilmiştir (Albayrak ve ark., 2007). Sonuç Spektroradyometreler çok az bir geçmişe sahip uygulamalardır. Henüz bu uygulamalar gerek spektrometre gerekse fotometre uygulamaları gibi standart bir analiz metodu olarak kullanılmamaktadır. Ancak yapılan araştırmalar yakın gelecekte standart bir metot olarak kullanılabileceği izlenimini vermektedir. Nanoteknolojinin gelişimi ile bu aygıtların daha küçük, taşınabilir ve arazide kullanılabilir pratikliğe ulaşması spektroradyometri uygulamaları konusunda daha fazla araştırma yapmayı zorunlu kılmaktadır. Spektroradyometrik uygulamalar analitik yöntemlerle karşılaştırıldığında çeşitli avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır. Bu avantajlardan en önemlisi tüm aparatları ile birlikte arazide taşınabilir olmasıdır. Bu sayede örnekleme ile analiz aynı anda, kısa bir sürede ve arazide yapılabilmektedir. Bu araçlar ile canlı bitkiler üzerinde ve bitki yaprağı ya da dokusu tahrip edilmeden analiz yapılabilmektedir. Geleneksel analiz metotlarına göre çok hızlıdır. Birkaç saniyelik ölçüm ile yüzlerce rakam elde etmek mümkündür (her bir dalga boyunda 325-2500 nm arasında reflektans ve radyans olarak). Elde edilen bu değerler ile birden fazla parametre veya bileşen için tahmin yapılabilmektedir. Bu rakamlar kullanılarak uygun modelleme ve istatistiksel sonuca ulaşmak mümkün olabilmektedir. Bu sistemlerde örneklerin analize hazırlanması için özel bir çalışmaya gereksinim duyulmamaktadır. Analitik metotlarda olduğu gibi çözelti hazırlama ve kimyasal madde kullanılmadığından özel bir kimya bilgisi gerektirmeyen çevre dostu bir metot olacaktır. Spektroradyometri uygulamalarının avantajları yanında dezavantajları da bulunmaktadır. En önemli dezavantajı ise mevcut hali ile tüm bitkilerin istatistik olarak değerlendirilebileceği kadar veri kaydının bulunmamasıdır. Bu nedenle uzun bir süre tek başına kullanılabilmesi mümkün görünmemektedir. Spektroskopik yöntemlerin doğruluğu kalibrasyona ve kullanılan referans metodun hassasiyeti ve doğruluğuna bağlıdır. Benzer olarak spektroradyometrede de karşılaştırmaların yapılabildiği doğruluğu kabul edilmiş olan referans metotların kullanılması gerekmektedir. Her şeye rağmen spektroradyometre uygulamaları gelecek için ümit vermektedir. Sonuçta, spektroradyometreler ile arazide elde edilen bitkilere ait yansıma değerleri yine arazide diz üstü bilgisayar ile değerlendirilebilecektir. Böylece bitkinin besin elementi eksikliği belirli bir doğrulukta tahmin edilebilecek, çeşit-vejetasyon dönemi-iklim ve toprak gibi diğer özellikler de göz önünde bulundurarak ihtiyaç olan gübrenin çeşit ve miktarının hesaplanabildiği standart bir metot geliştirilebilecektir. KAYNAKLAR Albayrak, S., Başayiğit, L. ve Türk, M., 2007. Azotla Gübrelenen Tüylü Meyveli Fiğin N, P ve K çeriğinin Yakın Kızılötesi Spektroradyometrik Yöntemle Tahmin Edilebilirliğinin Araştırılması, Türkiye VII. Tarla Bitkileri Kongresi, 25-27 Haziran Erzurum.

171

Aydemir, O., 1992. Bitki Besleme ve Toprak Verimliliği. Atatürk Üniversitesi Yayınları No: 734, Ziraat Fakültesi Yayın No: 315, Ders Kitap Seri No: 67, s 274. Başayiğit. L., Albayrak. S and Senol. H., 2009. Analysis of VNIR Reflectance for Prediction of Macro And Micro Nutrient and Chlorophyll Contents in Apples Trees (Malus Communis) Asian Journal of Chemistry Vol. 21, No. 2 (2009), (in pres). Berardo, N. 1997. Prediction of the chemical composition of white clover by nearinfrared reflectance spectroscopy. Grass and Forage Science. 52, 27–32. Chang, C.-W., Laird, D.A., Mausbach, M.J., Hurburgh Jr.,C.R., 2001. Near-infrared reflectance spectroscopy principal components regression analysis of soil properties. Soil Sci. Soc. of Am. J. 65:480–490. Curran, P. J., Windham, W. R., and H.L. Gholz 1995. Exploring the relationship between reflectance red edge and chlorophyll concentration in slash pine leaves. Tree Physiology, 15, 203–206. Dinç, U., Yeğingil, ., Peştemalcı, V., Dinç, A. O., Kandırmaz, H. M., 2001. Uzaktan Algılamanın Temel Esasları ve Bazı Uygulamalar. Lisans Üstü Yaz Okulu, Ders Notları. Everitt, J.H., A.J. Richardson, and H.W.Gausman. 1985. Leaf reflectancenitrogenchlorophyll relations in buffelgrass. Photogramm. Eng.Remote Sens. 51:463– 466. Fairbrother T.E. and G.E. Brınk. 1990. Determination of cell wall carbohydrates in forages by near infrared reflectance spectroscopy. Animal Feed Science and Technology, 28, 293–302. Gamon, J. A., Serrano, L., and Surfus, J. S., 1997. The photochemical reflectance index: an optical indicator of photosynthetic radiation use efficiency across species, functional types, and nutrient levels. Oecologia 112:492-501. Garcia-Ciudad A, Garcia-Criado B, Perez-Corona ME, Vazquez de Aldana BR and Ruano-Ramos AM, 1993. Application of near-infrared reýectance spectroscopy to chemical analysis of heterogeneous and botanically complex grassland samples. J Sci Food Agric. 63:419.426. Günal, H, Erşahin, S., Akbaş, F., ve Budak, M., 2007. Toprak Biliminde Kızıl Ötesi Spektrometrenin Potansiyel Kullanımı Omü Zir. Fak. Dergisi, 2007,22(2):219226 Haboudane, D., J. R, Miller, N., Tremblay, P. J., Zarco-Tejada, P. J., and Dextrase, L. 2002. Integrated narrow band vegetation indices for prediction of crop cholorophyll content for application to precision agriculture. Remote sensing of environment 81:416-426. Jacquemoud, S. and Ustin, S. I., 2001. Leaf Optical Properties: A state of the art. Proc. 8th Int. Symp. “Phyisical Measurements and Signatures in Remote sensings” (Aussois, France, Jan. 8-12). CNES, 2001, pp 223-232. Kacar, B.ve Katkat, V., 2006. Bitki Besleme. Nobel Yayınları No: 849, s 595. Kacar, B. ve nal, A., 2008. Bitki Analizleri. Nobel Yayınları No: 1241, s 891.

172

Kellems, R.O., and D.C. Church. 1998. Roughages. p. 59-84. In R.O. Kellems and D.C. Church (ed.). Livestock feeds and feeding. +the d., Prentice Hall, ınc., Englewood Cliffs, NJ. Laudien, R., Bareth, G. and Doluschitz, R., 2003. Analysis hyper spectral field data for detection of sugar beet diseases. EFITA 2003 Conference, Debrecen. Hungary. Marten, G. C., Shenk, J. S., and F.E. Barton. 1989. Near Infrared Reflectance Spectroscopy (NIRS): Analysis of forage quality. USDA Handbook, vol. 643. Washington, DC: US Department of Agriculture, 1 – 96 pp. Martınıello P., Paolettı R. and N. Berardo. 1997. Effect of phonological stages on dry matter and quality components in Lucerne. European Journal of Agronomy. Merzlyak, M. N., Gitelson, A.A., Chivkunova, O. B.and Rakitin, Y. 1999. Nondestructive optical detection of pigment changes during leaf senescence and fruit ripening. Physiologia plantarum 106:135-141. Merzlyak, M. N., Gitelson, A.A., Chivkunova, O. B., Solovchenko, A. E. and Pogosyan, S. I. 2003.Application of reflectance spectroscopy for analysis of higer plant pigments. Russian journal of plant physiology 50:704-710. Mutanga, O., A.K. Skidmore and H.H.T. Prins. 2004. Predicting in situ pasture quality in the Kruger National Park, South Africa, using continuum-removed absorption features. Remote Sensing of Environment 89: 393–408. Mutanga, O., A. K. Skıdmore, L. Kumar and J. Ferwerda. 2005. Estimating tropical pasture quality at canopy level using band depth analysis with continuum removal in the visible domain. International Journal of Remote Sensing 26 (6), 1093–1108. Mündel H.-H. and G.B. Schaalje. 1988. Use of near infrared reflectance spectroscopy to screen soybean lines for plant nitrogen. Crop Science, 28, 157–162. Norris, K. H., Barnes, R. F., Moore, J. E., and J.S. Shenk. 1976. Predicting forage quality by infrared reflectance spectroscopy. Journal of Animal Science, 43(4), 889– 897. Osbourne, B.G., Fearn, T. and P.H. Hındle. 1993. Practical NIR spectroscopy with applications in food and beverage analysis (Singapore: Longman). Osbourne, S.L., Schepers, J.S., Francis, D., Schlemmer, M.R., 2002. Detection of Phosphorus and Nitrogen Deficiencies in Corn Using Spectral Radiance Measurements. Agronomy Journal. University of Nebraska Agronomy and Horticulture Department, Agronomy Faculty Publications. 94(6): 1215-1221. Pasquini, C., 2003. Near infrared spectroscopy: Fundamentals, practical aspects and analytical applications. J. Braz. Chem. Soc. Vol. 14:2, 198-219. Penuelas, J., F. Baret and Filella, I. 1995. Semi-emprical indices to ases carotenıids/chlorophyll a ratio from leaf spectral reflectance. Photosynthetica 31:221-230. Penuelas, J., and I. Filella. 1998. visible and near-infreared reflectance techniques for diagnosing plant physiological status. Trends Plant Sci. 3: 151-156. Ramos, A.R., A.G. Ciudad and B.G.Criado. 1999. Determination of nitrogen and ash contents in total herbage and botanical components of grassland systems with near infra-red spectroscopy. Journal of the Science of Food and Agriculture. 79: 137-143.

173

Read, J.J., Tarpley, L., McKinion,J.M., Reddy,K.R., 2002. Narrow-Waveband Reflectance Ratios for Remote Estimation of Nitrogen Status in Cotton. Journal of Environmental Quality 31:1442-1452 Richardson, A.J., J.H. Everitt, and H.W. Gausman. 1983. Radiometric estimation of biomass and nitrogen content of Alicia grass. Remote Sens. Environ. 13:179– 184. Ryan, J., Estafan, G., Rashid, A., 2001. Soil and plant analysis laboratory manual 2nd ed. ICARDA and NARS, Aleppo, Syria. P: 135-140 Sezen, Y., 2002. Toprak Verimliliği Ders Kitabı. Atatürk Üniversitesi Yayın No: 922, Ziraat Fakültesi Yayın No: 339, Ders Kitapları No: 86, Erzurum. Shenk J.S., Westerhaus M.O. and Hoover M.R. 1979. Analysis of forage by infrared reflectance. Journal of Dairy Science, 62, 807–812. Shenk, J.S., and M.O. Westerhaus. 1994. The application of near infreared reflectance spectroscopy (NIRS) to forage analysis. p. 406-449. ın G.C. Fahey Jr.etal (3d.) forage quality, evaluation and utilization. ASA-CSSA-SSSA, Madison, WI. Silva, T.A., Beyl, C.A., 2005. Changes spectral reflectance of wheat leaves in response to specific macronutrients deficiency. Advances in Spaces Research. COSPAR Publication. 35: 305-317. Sims, D. A. and Gamon, J. A., 2002. Relationships between leaf pigment content and spectral reflectance across a wide range of species, leaf structures and developmental stages. Remote sensing of environment 81: 337-354. Starks, P. J., D. Zhao, W. A. Phillips and S. W. Coleman. 2006a. Herbage mass, nutritive value and canopy spectral reflectance of Bermuda grass pastures. Grass and Forage Science, 61, 101–111. Starks, P.J., D. Zhao, W.A. Phillips, and S.W. Coleman.2006b. Development of Canopy Reflectance Algorithms for Real-Time Prediction of Bermuda grass Pasture Biomass and Nutritive Values. Crop Sci. 46:927–934. Ünal, Y., Near nfrared Reflektans Stroskopinin Hayvan Besleme Bilim Alanında Kullanım mkanları. 2005. Lalahan Hay. Araş. Derg. 45 (1) 33-39. Viscarra Rossel, R.A., D.J.J. Walvoort, A.B. McBratney, L.J. Janik, J.O. Skjemstad 2006. Visible, near infrared, mid-infrared or combined diffuse reflectance spectroscopy for simultaneous assessment of various soil properties Geoderma 131:1-2, 59-75. Wessman, C. A. 1994. Estimating canopy biochemistry through imaging spectroscopy. In J. Hill, and J. Me´gier (Eds.), Imaging spectroscopy a tool for environmental observation (pp. 57– 69). Brussels: ECSC,EEC, EAEC. Zarco-Tejada, P. J., Miller, J. R., Mohammed, G. H. Noland, T. L, and Sampson, P. H. 2002. Vegetation stress detection thought chlorophyll a+b estimation and fluorescence effects on hyper spectral imagery. Journal of environmental quality 31:1433-1441.

174

AŞAĞI BÜYÜK MENDERES VAD S TOPRAKLARINDA YET ŞEN 2. ÜRÜN MISIRIN BESLENME DURUMU, GÜBRE UYGULAMALARI VE SORUNLARI Mehmet AYDIN1*
1

Hüseyin BAŞAL2 Gökhan ŞEKER1 Mustafa Ali KAPTAN1

Özen MERKEN1

Adnan Menderes Üniv., Ziraat Fak., Toprak Böl., Aydın. *maydin@adu.edu.tr 2 Adnan Menderes Üniv., Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü, Aydın. ÖZET

Bu çalışma ile Aşağı Büyük Menderes Vadisi koşullarında 2. ürün mısır alanlarının toprak özellikleri, mısırın beslenme durumu ve çiftçilerin kullandıkları gübre miktarları ve yöntemleri değerlendirilmiştir. Üretim materyali ve yöntemleri hakkında 100 farklı çiftçi ile anket çalışması yapılmıştır. Üretim sırasında yaygın olarak kullanılan gübre çeşitleri, miktarları ve kullanım yöntemleri belirlenmiştir. Ayrıca tepe püskülü oluşumu devresinde 75 farklı araziden seri bazında toprak ve bitki örnekleri alınmış ve temel toprak özellikleri ile besin elementi analizleri yapılmıştır. Toprak ve bitki analizleri sonucu ortaya çıkan sorunlar mevcut üretim teknikleri ile birlikte değerlendirilmiştir. Bu bilgiler ışığında gübrelemenin mısır üretimine katkısını artırmak amacıyla gerekli öneriler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Toprak serisi, besin elementi, anket çalışması. NUTRIENT STATUS, FERTILIZER APPLICATIONS AND PROBLEMS OF SECOND CROP MAIZE GROWN IN THE LOWER PART OF GREAT MENDERES VALLEY ABSTRACT In this research, soil characteristics, nutritional status and fertilizer practices of second crop maize grown in the Lower Part of Great Menderes Valley were determined. A survey has been carried out with 100 different farmers about their growth material and practices. The widespread fertilizer types, application rates and methods used by farmers were determined. Furthermore, soil and plant samples depending on soil series were taken from 75 different fields at tasseling. Main soil properties and nutrient analysis were done. Problems arising from soil and plant analysis were evaluated with current production techniques of farmers. According to evaluation, solutions were proposed to increase effect of fertilization on maize production. Key Words: Soil series, nutrient, survey study. GRŞ Ülkemizin sulu tarım alanlarının temel tarla bitkisini pamuk, buğday ve mısır oluşturmaktadır. Son yıllarda bu ürünlerin fiyatlarında ve buna bağlı olarak da ekim alanlarında büyük dalgalanmalar yaşanmaktadır. Özellikle ürün bazında üreticiye verilen teşvik primindeki yetersizlikler ve mısır ithalatındaki kota uygulamalarındaki değişiklikler ile sulama suyunda yaşanan sıkıntılar bu ürünlerin ekim alanlarının belirlenmesinde etkili olmaktadır. Özellikle Ege ve Akdeniz Bölgelerinde, tarla bitkileri üretim deseni içinde buğdayın tercih edilmesi 2.ürün mısır üretimin yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

175

Ayrıca son yıllarda mısır getirisinin alternatif ürünlerden fazla olması ve makineli tarıma uygunluğu nedeniyle ana ürün olarak üretimini de yaygınlaştırmaktadır. Mısır, ülkemizde ekseriyetle yem sanayinde, bir kısmı ise nişasta, glikoz, ve bitkisel yağ yapımında kullanılmaktadır. Mevcut üretim genellikle ihtiyaca yetmemektedir. 2002 yılında 2.100.000 ton olan Türkiye mısır üretimi 2006 yılında 5.360.000 ton olarak gerçekleşmiştir (Anonim, 2007). Aydın ilinde ise 2006 yılı verilerine göre 30432 ha alanda 196.496 ton dane mısırı ve 131.000 ton silajlık mısır üretimi gerçekleşmektedir. Tarla bitkileri içinde mısırın payı ise %10.8 civarında bulunmaktadır (Anonim, 2008). Mevcut tarım ürünlerimiz arasında mısır, verim düzeyi en yüksek olan bitkilerdendir. Bu özelliği nedeniyle yetiştirme koşullarındaki olumsuzluklar ve uygulamadaki eksikliklerin verim üzerine yansımaları bitkilere göre çok daha yüksek düzeylerde olmaktadır. Mısır üretiminin doğru bir şekilde planlanabilmesi için verim düzeyinin artırılarak dünya fiyatlarıyla rekabet edebilecek düzeylere getirilmelidir. Bunun için her şeyden önce topraklarımızın verimlilik durumunun iyi bilinmesi ve sorunlarının çözümüne yönelik araştırma faaliyetleri yapılmalıdır. Aydın ili tarım alanlarının verimlilik durumları ile ilgili çok fazla çalışma bulunmamaktadır. Mevcut çalışmalar dar bir lokasyon için (Bilgehan ve ark., 1999) veya zeytin (Akıllıoğlu, 1993), incir (Aksoy, 1986), turunçgil (Selimoğlu, 1993) gibi mısır ekim alanlarına hitap etmeyen çalışmalar şeklindedir. Bu çalışma, Aydın yöresinde yapılan 2. ürün mısırın beslenme dengesinin ortaya konulması, üretim aşamasında yapılan uygulamaların belirlenmesi ve gübre uygulamalarına yönelik sorunlar ile çözüm önerilerinin bildirilmesi amacıyla yapılmıştır. MATERYAL VE METOD Aydın yöresinde 2001 yılı 2. ürün mısır yetiştiriciliğine ait bir anket çalışması yapılmıştır. Çoğunluğu kahve toplantılarında olmak üzere toplam 100 üretici ankete katılmıştır. Bu çalışmada anket sorularının sadece gübreleme ile ilgili olanları değerlendirilmiştir. Altınbaş ve ark. (1999) tarafından Aşağı Büyük Menderes Vadisi topraklarının en yaygın serisi olarak belirlenen Köşk, Yenipazar ve Karahayıt toprak serileri araştırma alanı olarak belirlenmiştir. Bu toprak serileri Nazilli ile Söke deltası arasında yer almaktadır. Yukarıda adı geçen araştırıcılar tarafından yapılan harita üzerinden yapılan belirlemeler yardımı ile koçan püskülü oluşumu döneminde toplam 75 çiftçi tarlasından toprak ve bitki örnekleri alınmıştır. Seçilen her tarladan 20 adet koçan yaprağı alınmış ve laboratuvarda saf su ile yıkandıktan sonra 65 0C’de 48 saat kurutulmuş, paslanmaz çelik Wiley değirmeninde öğütülmüş ve cam şişelere konulup etiketlenerek analize hazır hale getirilmiştir. Kurutulup öğütülen bitki örneklerinde makro ve mikro besin elementi analizleri Kacar (1972)’ye göre yapılmıştır. Bitki örneği alınan alanlarda 0-20 cm ve 20-40 cm derinliklerden toprak örnekleri alınmıştır. Alınan toprak ve yaprak örnekleri laboratuvarda rutin analize hazırlama işlemlerinden geçirilmiş ve aşağıdaki metodlara göre analiz edilmiştir: Bünye: (Bouyoucos, 1955), CaCO3: Scheibler kalsimetresi (Çağlar, 1949), Toplam Eriyebilir Tuz: Toprak saturasyon ekstraktında (Richards, 1954), Organik Madde: Modifiye edilmiş Walkey-Black metoduna (Black, 1965), Toprak pH’sı: 1/2.5 sulandırılarak (Jackson, 1958), Toplam Azot: Kjeldahl (Gaines, 1977), Toprakta Alınabilir Fosfor: Spektro fotometrede (Olsen ve Dean, 1965), Toprakta Değişebilir K, Ca, Na ve Mg:

176

Amonyum asetat (Kacar, 1995), Toprakta Yarayışlı Fe, Cu, Zn ve Mn Miktarı: DTPA (Lindsay ve Norvell, 1978). ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Anket Çalışması Aydın yöresinde 2001 yılı 2. ürün mısır yetiştiriciliğine ait bir anket çalışması yapılmıştır. Buna göre, 2. ürün mısır verimi 650 ile 1100 kg/da arasında değişmiş, ancak üreticilerin %55’i 900 kg/da’nın üzerinde verim almıştır. Bu değer Türkiye mısır verimi (ana ürün ve 2.ürün birlikte) olan 711 kg/da’nın oldukça üzerindedir (Anonim, 2007). Ekim öncesi gübrelemede yaygın olarak kullanılan gübre 20-20-0 (%50) ve 1515-15 (%48) olmuştur (Çizelge 1). Diamonyum fosfat, triple süper fosfat ve amonyum sülfat gübresi kullanımına rastlanmamıştır. Dekara verilen azot (N) ve fosfor (P2O5) 3.75 kg ile 10 kg arasında, potasyum (K2O) ise 3.75 ile 7.5 kg arasında değişmiştir. En yaygın taban gübresi kullanım dozu ise 20 kg/da ile 20-20-0’dir. Üreticilerin %6’sının Zn katkılı 15-15-15 gübresi kullandığı görülmüştür. Bu gübreler çoğunlukla (%62) pulluk veya diskaro altına verilmiştir. Bir kısım üretici (%19) ise taban gübresini kombine mibzer ile birlikte vermişlerdir. Ayrıca diskaro ve pulluk altına gübre veren çiftçilerin %47’si bunu ikiye bölerek yarısını da çıkıştan sonra sıra arasına 5-10 cm derinliğe verdiklerini belirtmişlerdir. Üst gübreleme olarak azot kullanımı dekara 5.2 kg ile 11.5 kg arasında değişmiştir. En yaygın kullanım dozu ise 20 kg/da ile üredir (Çizelge 1). Üre kullanımı amonyum nitrata göre daha yaygındır. Ayrıca amonyum nitratın %33 N ve %26 N’lik formları benzer yaygınlıkta (%22) kullanılmaktadır. Üretim sırasında yaprak gübresi kullanımı %13 düzeyinde olmuş ve bu gübrelerin tamamı çinko katkılıdır. 2.ürün mısır yetiştiriciliğinde bulunan üreticilerin sadece %3’lük bir kısmı ekim öncesinde toprak tahlili yaptırdıklarını belirtmişlerdir. Çizelge 1. Aydın yöresi 2. ürün mısır yetiştiriciliğinde kullanılan gübrelerin kullanım dozu ve frekans dağılımları Toprak Altı Gübreleme Gübre Kullanım Çeşidi Dozu Kg/da 20:20:0 30 40 50 15:15:15 25 30 35 40 45 50 Üre 20 Toplam Frekans Dağılımı, % 18 20 12 13 7 6 2+2* 0 12+4* 2 100 Üst Gübreleme Gübre Kullanım Çeşidi Dozu Kg/da A. nitrat 20 (%26 N) 25 30 A.nitrat 25 (%33 N) 30 35 Üre 10 15 20 25 Toplam Frekans Dağılımı, % 4 8 10 5 8 9 7 16 25 8 100

* + ile ifade edilen ikinci rakamlar Zn katkılı gübre formlarının kullanım oranını ifade etmektedir.

177

Survey Çalışması Toprak Mısır bitkisinin koçan püskülü döneminde alınan bitki ve toprak örnekleri seri esasına göre alınmıştır. Dikkate alınan seriler yöredeki mısır ekim alanlarının çoğunluğunu oluşturmaktadır. Toprak örneklerinin ortalama kimi fiziksel ve kimyasal özellikleri Çizelge 2’de verilmiştir. Araştırma alanı içindeki toprakların ortalama yüzde kum, kil ve silt içerikleri sırasıyla 52.10, 15.24 ve 32.66 şeklindedir. Yani tüm toprakların ortalama değerleri itibarıyla tınlı bünye hakim durumdadır. Karahayıt serisi toprakların biraz daha kaba bünyeli olduğu görülmektedir. Karahayıt serisini sırasıyla Köşk ve Yenipazar serisi izlemektedir. Toprakların % tuz değerleri 0.01 ile 0.10 arasında değişmiştir. Bu değerler tuz etkisi çoğunlukla ihmal edilebilir grubunda yer almaktadır (Bunt, 1988). Ancak seri bazında değerlendirme yapılacak olursa Karahayıt serisi toprakların tuz içerikleri daha düşük olarak bulunmuştur. Toprakların kireç kapsamları %1.33 ile %25.15 arasında değişmiş ve ortalama olarak %9.49 olarak bulunmuştur. Yenipazar, Köşk, ve Karahayıt serisi toprakların ortalama % kireç içerikleri ise sırasıyla %11.33, %8.94 ve %8.21 olarak bulunmuştur (Çizelge 2). Ancak Yenipazar serisi topraklarda ortalama kireç içeriği yüksek olmasına karşın az kireç içeren (%1-5 CaCO3) topraklar da en fazla bu seride bulunmuştur. Her üç serinin de kireç içerikleri çoğunlukla orta seviyede (%5-15 CaCO3) çıkmıştır. Araştırma kapsamında incelenen toprakların pH değerleri 7.20 ile 8.77 arasında değişmiş ve ortalama olarak 8.12 olarak bulunmuştur. Yenipazar, Köşk ve Karahayıt serisi toprakların ortalama pH seviyeleri ise sırasıyla 8.16, 8.16 ve 8.18 olarak bulunmuştur. Her üç seri toprakların pH değerleri ağırlıklı olarak alkali (7.9-8.5) grupta yer almıştır. Toprakların %14.7’ü kuvvetli alkali, %84’ü hafif alkali, %1.3’ü nötr gruba girmiştir. Çizelge 2. Aydın yöresi 2. ürün mısır yetiştiriciliği yapılan alanlarda 0-40 cm derinlikteki toprak örneklerinin ortalama temel toprak özellikleri Değerler S. doy. Kum Kil Silt Tuz O.M CaCO3 ---------------------------%-------------------------------Yenipazar serisi Minimum 35.2 21.3 5.6 11.1 0.01 0.61 2.27 Maksimum 93.2 83.3 36.8 55.4 0.10 2.38 25.15 Ortalama 59.4 47.1 16.8 36.2 0.03 1.61 11.33 Köşk serisi Minimum 41.6 32.1 2.2 11.2 0.01 0.67 3.42 Maksimum 79.4 79.6 23.8 53.2 0.09 2.56 18.18 Ortalama 56.9 53.4 13.3 33.4 0.03 1.46 8.94 Karahayıt serisi Minimum 42.6 31.3 4.7 16.0 0.01 1.14 1.33 Maksimum 74.2 78.2 34.3 38.0 0.05 3.57 18.03 Ortalama 54.8 55.9 15.7 28.4 0.02 2.29 8.21 Tüm seriler Minimum 35.2 21.3 2.2 11.1 0.01 0.61 1.33 Maksimum 93.2 83.3 36.8 55.4 0.10 3.57 25.15 Ortalama 57.0 52.1 15.2 32.7 0.02 1.79 9.49 pH

7.95 8.77 8.16 7.81 8.65 8.16 7.16 8.66 8.18 7.16 8.77 8.17

178

Toprakların organik madde kapsamları %0.61 ile %3.57 arasında değişmiş ve ortalama olarak %1.78 olarak bulunmuştur. Yenipazar, Köşk ve Karahayıt serisi toprakların ortalama % organik madde içerikleri ise sırasıyla %1.61, %1.46 ve %2.29 olarak bulunmuştur. Karahayıt serisi toprakların organik madde içerikleri belirgin bir şekilde daha yüksek seviyede bulunmuştur. Yenipazar ve Köşk serisi topraklarının büyük bir grubu (%68)’nin organik madde seviyeleri az (%1-2); Karahayıt serisi topraklarının ise ekseriyeti (%52)’nin organik madde seviyeleri orta (%2-3) olarak bulunmuştur. Araştırma topraklarının besin elementi içerikleri Çizelge 3’de verilmiştir. Yarayışlı P içerikleri 4.6 ile 105.7 mg kg-1 arasında değişmiş ve ortalama olarak 22.3 mg kg-1 bulunmuştur. Yarayışlı P, toprakların %53.2’sinde yüksek (>20 mg P/kg), %39.6’sında orta (7-20 mg P/kg), % 4.8’inde düşük (3-7 mg P/kg) ve % 2.4’ünde çok düşük (<3 mg P/kg) seviyesinde bulunmuştur. Frekans dağılımına göre Köşk serisi topraklarının %48’inde yarayışlı P yüksek seviyede bulunmuştur. Yenipazar ve Karahayıt serilerinde ise bu değer sırasıyla %40 ve 44 olarak bulunmuştur. Araştırma yöresi topraklarının değişebilir K içerikleri 34 ile 498 mg kg-1 arasında değişmiş ve ortalama olarak 168 mg kg-1 olmuştur. Yöre topraklarının %50.7’sinde değişebilir K az, %24’ünde çok az (<100 mg K/kg), % 12’sinde iyi (250320 mg K/kg), %8’inde orta (200-250 mg K/kg), ve % 5.3’ünde yüksek seviyede (>320 mg K/kg) bulunmuştur. Bu değerlerden anlaşılacağı üzere genel olarak bölge toprakları yarayışlı potasyum içeriği mısır üretimi açısından fakirdir. Ayrıca Karahayıt serisi toprakların K içerikleri diğer serilere göre belirgin olarak daha düşük olarak belirlenmiştir. Araştırma yöresi topraklarının değişebilir Ca içerikleri 905 ile 4621 mg kg-1 arasında değişmiş ve ortalama değer ise 2929 mg kg-1 olarak bulunmuştur. Yöre topraklarının %54.7’sinde değişebilir Ca iyi (2867-6120 mg Ca/kg), %44’ünde orta (1440-2867 mg Ca/kg) ve %1.3’ünde az seviyede (715-1440 mg Ca/kg) bulunmuştur. Köşk serisinde daha fazla oranda (%70) iyi seviyede Ca içeren topraklara sahip olduğu gözlenmiştir. Araştırma topraklarının değişebilir Mg içerikleri 146.5 ile 1330 mg kg-1 arasında değişmiş ve ortalama olarak 773 mg kg-1 bulunmuştur. Bu değerlere göre toprakların tamamına yakınında değişebilir Mg içeriği yüksek veya çok yüksek (>200 mg Mg/kg) düzeyde çıkmıştır. Araştırma topraklarının DTPA ile ekstrakte edilebilir demir, mangan, bakır ve çinko içerikleri sırasıyla 11.5-55.2, 3.97-42.60, 1.40-5.98 ve 0.24-4.07 mg kg-1 arasında; değişmiş ve ortalama olarak yine sırasıyla 27.34, 11.11, 2.75 ve 0.77 mg kg-1 olarak elde edilmiştir. Bu değerlere göre, tüm toprakların Fe, Mn ve Cu içerikleri Lindsay ve Norvell (1978)’in belirttiği kritik değerlerin üzerinde bulunmuştur. Çinko seviyeleri bakımından ise toprakların %25.3’ü noksan (<0.5 mg Zn/kg), %61.3’ü kritik (0.5-1.0 mg Zn/kg), %10.7’si yeterli (1-1.5 mg Zn/kg) düzeyde olduğu görülmüştür. Köşk ve Yenipazar serilerinde Zn seviyesi daha düşük bulunmuştur. Koçan Yaprağı Besin Elementi çerikleri Tepe püskülü oluşumu devresinde alınan koçan yapraklarında besin elementi içerikleri Çizelge 4’te ve bunların kritik seviyelere göre dağılımları ise Çizelge 5’de verilmiştir. Genel olarak değerlendirildiğinde yaprakların magnezyum, demir ve mangan konsantrasyonları yeterli düzeylerde bulunmuştur. Ancak diğer besin elementi içeriklerinde önemli düzeyde noksanlıklar tespit edilmiştir. Belirlenen noksanlık oranları önem sırasına göre N (%99), Zn (%91), Ca (%68), P (%63), Cu (%12) ve K (%12) şeklindedir.

179

Çizelge 3. Aydın yöresi 2. ürün mısır yetiştiriciliği yapılan alanlarda 0-40 cm derinlikteki toprak örneklerinin ortalama yarayışlı besin elementi konsantrasyonlarının seri bazında minimum, maksimum ve ortalama değerleri (mg kg-1) K Ca P Yenipazar serisi 4.6 34 905 49.0 374 4400 18.8 197 2920 Köşk serisi 6.1 58 2100 105.7 498 3800 26.4 180 2988 Karahayıt serisi 7.6 45 1600 54.8 251 4621 21.6 126 2834 Tüm seriler 4.6 34 905 105.7 498 4621 22.3 168 2929 Mg 239 1330 943 226 1305 709 147 1325 667 147 1330 773 Na 29 259 121 49 419 146 20 337 114 20 419 127 Fe 12.4 51.6 26.0 14.9 53.3 27.9 11.5 55.2 28.2 11.5 55.2 27.3 Zn Mn Cu 1.40 5.98 2.61 1.51 4.30 2.30 1.61 4.63 3.33 1.40 5.98 2.75

Minimum Maksimum Ortalama Minimum Maksimum Ortalama Minimum Maksimum Ortalama Minimum Maksimum Ortalama

0.27 5.14 1.44 42.60 0.66 14.70 0.24 3.97 4.07 17.90 0.79 10.00 0.47 4.00 1.54 16.90 0.86 8.57 0.24 3.97 4.07 42.60 0.77 11.11

Azot değerlerinin düşük olması üzerine etkili faktörler düşük organik madde içeriği, kullanılan gübre miktarının azlığı ve kaba toprak bünyesi, nitrat formunda gübre uygulaması ve yaz aylarında nitrifikasyonun daha hızlı olması ile sulama sayısının fazla olması şeklinde sıralanabilir. Ayrıca yörede mısır verimi 10-15 yıl önceki verimlere göre oldukça yükselmiştir. Anket çalışmasında da görüldüğü gibi dekara verilen azotlu gübre miktarı ekim öncesi 3.5- 10 kg ekim sonrası da 5.2-11.5 kg arasında değişmiştir. Bu miktarların çoğunlukla yeterli gelmediği ortaya çıkmıştır. Örneğin Ege bölgesinde mısır üretiminde verilmesi gereken azotlu gübre miktarının organik madde miktarı 0 ile %3 arasında değiştiğinde 15–19 kg N/da dozunda olması gerektiği belirtilmektedir (Güçdemir ve Usul, 2005). Ancak bu değerlerin 2. ürün mısır veriminin günümüzde 1200 kg/da civarlarına çıkmış olması ve araştırma alanı içinde yer alan ADÜ Ziraat Fakültesi Üretim Çiftliği deneyimleri ile birlikte değerlendirildiğinde 5-6 kg N/da daha artırılmasının uygun olacağı kanaati uyanmıştır. Yaprakların fosfor konsantrasyonları değerlendirildiğinde örneklerin % 62.7’si P için %0.24 olarak belirtilen kritik seviyesinin (Jones et al., 1991) altında çıkmıştır. Özellikle Karahayıt ve Yenipazar serilerinde bu değerler daha da düşüktür. Fosfor noksanlığının bu ölçüde yaygın oluşunun nedenleri toprakların yaygın bir şekilde alkali karakterde ve organik madde seviyesinin az olmasından kaynaklanmaktadır. Toprakların yarayışlı P içerikleri genellikle orta ve yüksek seviyede olması ve ayrıca ekim öncesinde dekara 3.5-7.5 kg P2O5 verilmesine rağmen bitki analizlerine göre fosfor eksikliği yörede yaygındır. Bunun temel nedeni artan verim düzeyi ile birlikte fosfor gereksiniminin de daha fazla olmasındandır. Özellikle eski çalışmalar üzerinden halen daha fosforlu gübre tavsiyelerinin yapılıyor olması fosfor noksanlığının yüksek oranda görülmesi üzerine etkili olmaktadır. Yaprakların potasyum konsantrasyonları değerlendirildiğinde örneklerin sadece %12’sinde K için %1.6 olarak belirtilen kritik seviyesinin (Jones et al., 1991) altında çıkmıştır. Yöre çiftçisinin bilinç düzeyi ve gübreleme amaçlı toprak analizi yapılmasının çok düşük oranlarda olduğu dikkate alındığında, bu değer gayet iyidir. Ayrıca, ekim öncesi 15-15-15 gübresi kullanımının yaygın olması yani K kullanımının P’ye bağımlı

180

olması ve P gereksiniminin K’dan fazla olması K noksanlığına düşük oranlarda rastlanmasının temel nedenleri olarak söylenebilir. Ancak yörede mısır için bazı özel firmalarca geliştirilen ve giderek yaygınlaşan potasyum sülfat bazlı kompoze gübrelerin (genellikle fosfora göre daha düşük oranda potasyum içermekteler) fiyatının biraz daha yüksek oluşu nedeniyle düşük dozda kullanımı K noksanlığının doğmasına neden olabilir. Yörede yapılan 2. ürün mısır yetiştiriciliğinde önemli sorunlardan biri de yaprakların Ca içeriklerinin yaygın bir şekilde (%68) kritik seviyenin (%0.2) altında bulunmuştur. Özellikle Karahayıt serisinde üretilen bitkilerde Ca noksanlığı %92 gibi çok yüksek bir oranda görülmektedir. Çizelge 4. Aydın yöresi 2. ürün mısırda tepe püskülü oluşumu döneminde koçan yaprağında besin elementi içerikleri Seri Yenipazar Minimum Maksimum Ortalama Köşk Minimum Maksimum Ortalama Karahayıt Minimum Maksimum Ortalama Genel Minimum Maksimum Ortalama N P K Ca Mg -------------------%----------------1.27 2.03 1.58 1.24 1.90 1.62 1.47 2.54 1.85 1.24 2.60 1.70 0.15 0.38 0.22 0.16 0.32 0.24 0.11 0.33 0.21 0.11 0.38 0.22 0.12 0.29 0.21 0.12 0.29 0.22 0.12 0.26 0.19 0.12 0.29 0.20 0.09 0.39 0.20 0.08 0.36 0.21 0.07 0.27 0.15 0.07 0.39 0.18 0.20 0.47 0.33 0.18 0.61 0.32 0.11 0.52 0.30 0.11 0.61 0.32 Zn Fe Mn Cu ---------mg kg-1-------------9.1 41.2 18.2 10.9 23.7 17.3 13.7 30.8 19.8 9.1 41.2 18.5 143 652 256 65 816 285 138 445 232 65 816 257 28.6 108.0 60.2 28.7 124.0 65.2 34.0 79.2 54.8 28.6 124.0 60.2 3.8 18.0 8.3 2.9 14.7 8.2 4.1 11.7 6.7 2.9 18.0 7.8

Çizelge 5. Aydın yöresinde değişik toprak serilerinde yetişen 2. ürün mısırda tepe püskülü oluşumu döneminde koçan yaprağında besin elementi içeriklerinin kritik seviyeden düşük olanların miktarları ve % dağılımları
N* P* K* Ca* Mg* ----------------%-------------Kritik seviye 2.6 0.24 1.6 0.2 0.19 Yenipazar adet 24 17 3 15 % 96 68 12 60 Köşk adet 25 12 3 13 % 100 48 12 52 Karahayıt adet 25 18 3 23 % 100 72 12 92 Toplam adet 74 47 9 51 % 99 63 12 68 *Jones et al. (1991) **Melsted et al. (1969) *** Bayers ve Coetzer (1979) Besin elementi Fe* Mn* Zn** Zn*** Zn* -----------------mg kg-1-----------------20 19 15 17.2 24 5 14 23 20 56 92 6 7 25 24 28 100 4 10 20 16 40 80 15 31 68 20 41 91 Cu* 5 4 16 5 20 9 12

181

Toprakların ve bitki örneklerinin Zn seviyeleri literatürde verilen kritik seviyelerin altında oluşu ve Zn’li gübrelemenin çok düşük oranda yapılması yörede yapılan 2. ürün mısır yetiştiriciliğinin ana sorunlarındandır. Çinko noksanlığı özellikle Karahayıt serisi topraklarda belirgin bir şekilde daha düşük bulunmuştur. Yaprakta kritik Zn konsantrasyonları için farklı bildirimler bulunmaktadır. Buna örnek olarak 24 mg kg-1 (Jones et al., 1991), 15 mg kg-1 Melsted et al., 1969) ve 17.2 mg kg-1 (Bayers ve Coetzer, 1979) verilebilir. Türkiye’de püskül oluşumu devresinde mısır koçan yaprağı için kritik seviye 24 mg kg-1 referans değer olarak gösterilmektedir ( brikçi ve ark., 1994; Alpaslan ve Güneş, 1998; Kacar ve Katkat, 2007). Buna göre yöredeki mısır üretiminde çinko noksanlığı görülme oranı %91 düzeyine ulaşmaktadır ki bu çok ciddi bir durumdur. Yöre topraklarında yetişen mısır bitkisinde Cu noksanlığı %12 olarak belirlenmiştir. Ancak bu noksanlık Köşk ve Karahayıt serileri için geçerlidir. Yenipazar serisinde Cu noksanlığına rastlanmamıştır. Sonuç olarak değerlendirildiğinde, mısır üretimi Aşağı Büyük Menderes Vadisi’nde pamuk ile münavebeli yapılan alanlarda buğdaydan sonra ikinci ürün olarak yapılmaktadır. Bu bölgenin genel toprak özelliği; tınlı bünye, düşük organik madde ve alkali toprak şeklinde özetlenebilir. Kullanılan azotlu gübre dozları yetersiz durumda olup arttırılması gerekmektedir. Ayrıca yavaş çözülen azotlu gübre formlarının kullanımı veya azotlu gübrenin bir kısmının sulama suyu içine karıştırılarak verilmesi gibi alternatiflerin değerlendirilmesi önerilir. Fosforlu gübre kullanım dozu yeterli düzeylerde değildir. Toprak analizlerine bağlı olarak fosforlu gübre kullanımının biraz daha artırılması gerekmektedir. Toprakların değişebilir K seviyeleri mısır üretimi için genellikle yetersiz düzeyde olduğu ve buna paralel olarak yeterli gübrelemenin yapılmadığı görülmektedir. Ayrıca potasyumlu gübre kaynağı olarak KCl bazlı 15-15-15 tercih edilmektedir. Bu gübrenin önemli düzeyde klor içerdiği ve bunun mısır için fitotoksik olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle K2SO4 bazlı kompoze gübrelerin kullanımının yaygınlaştırılması önerilir. Yaprak analizi değerlerine göre bitki Ca konsantrasyonu değerleri önemli düzeyde kritik seviyenin altında olduğu belirlenmiştir. Toprakların pH seviyelerinin de yüksek oluşu dikkate alınarak yöreyi temsil edecek yeni kritik değerlerin belirlenmesi ve Ca gereksiniminin gerçek anlamda açıklığa kavuşturulması için yeni araştırmaların planlanması gerekmektedir. Yöredeki mısır üretiminin en ciddi sorunlarından birisi toprakların Zn seviyesinin düşük olmasıdır. Özellikle topraktan Zn uygulamasının neredeyse hiç yapılmadığı belirlenmiştir. Toprak Zn seviyesinin 0.5 mg/kg’nin altın olduğu durumlarda mutlaka toprağa gübre uygulamaların yapılması önerilir. Fosfor-çinko interaksiyonu nedeniyle çinko katkılı kompoze gübreler yerine mümkün olduğunca çinko sülfat gibi teksel gübreler tercih edilmelidir. KAYNAKLAR Akıllıoğlu. A., Dikmelik Ü., Püskülcü G., Özgen N. 1993. Aydın Yöresi Zeytinliklerin Beslenme Durumunun Tespiti. Tarım ve Köy şleri Bakanlığı. Zeytincilik Araştırma Enstitüsü Yayınları. Bornova.

182

Aksoy. U., Anaç D., Hakerlerler H., Düzbastılar M. 1986. Germencik Yöresi Sarılop ncir Bahçelerinin Beslenme Durumu ve ncelenen Besin Elementleri ile Bazı Verim ve Kalite Özellikleri Arasındaki lişkiler. Tariş Araştırma Geliştirme Müdürlüğü. Bornova/ zmir. Alpaslan M., Güneş A. ve nal A. 1998. Deneme Tekniği. A.Ü. Ziraat FakültesiYayınları, No:1501, s. 437, Ankara. Altınbaş. Ü., Seçmen Ö., Bolca M., Çokuysal B., Türk N., Kurucu Y., Delibacak S., Türk T. 1999. Ege Bölgesi Örneğinde Büyük Menderes Havzası Batı Bölümü Arazilerinin Uzaktan Algılama Tekniği Kullanılarak Toprak Taksonomisi ile Arazi Kullanım Haritalarının Yapılabilirliği Üzerine Araştırmalar. E.Ü. Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü. DPT Proje No:96 K 120670. Anonim, 2007. Tarımsal Yapı ve Üretim. T.C. Başbakanlık. D E. Ankara. Anonim, 2008. www.aydintarim.gov.tr/tarimsalyapi/Tarimsal_yapi.htm. tarihi:30.07.2008. Erişim

Bayers. D.L.C.P., Coetzer F.J. 1979. The Influence of Zinc Fertilizing on Yield of Maize and the Mineral Composition of the Leaves. Agric. Sci. S. Agric. Agroplantae. 1:41-46. Bilgehan. G., Aksoy E., Seferoğlu S. 1999. ADÜ Araştırma ve Uygulama Çiftliği Topraklarının Detaylı Etüd ve Haritalaması. ADÜ Araştırma Fon Saymanlığı. Proje No: ZRF 004. Kesin Sonuç Raporu. Aydın. Black. C. A. 1965. Methods of Soil Analysis. Part 2. American Society of Agronomy Inc. Publisher. Madison. Wisconsin. USA. Bouyoucos. G. J. 1955. A Recalibration of the Hydrometer for Making Mechanical Analysis of Soils. Agronomy J. 43: 434-443. Bunt. A.C. 1988. Media and Mixes for Horticultural Crop Production. FAO Plant Production and Protection Paper 101. Rome. Çağlar. K.Ö. 1949. Toprak Bilgisi. A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları. No:10. Ankara. Eyüpoğlu. F., Kurucu N., Talaz S. 1988. Türkiye Topraklarının Bitkiye Yarayışlı Bazı Mikroelementler (Fe, Cu, Zn, Mn) Bakımından Genel Durumu. TGAEM. Ankara. Gaines T. P. 1977. Determination of Protein Nitrogen in Plants. Journal of the AOAC, 60: 590. Güçdemir. . H., Usul M. 2005. Toprak Analiz Sonuçlarına Göre Gübre Tavsiyeleri. 3. Ulusal Gübre Kongresi. Tarım Sanayi Çevre. 2. Cilt. s.1339-1413. brikçi H., Gülüt Y. ve Güzel N. 1994. Gübrelemede Bitki Analiz Teknikleri. Ç.Ü. Ziraat Fakültesi, Yayın no: 95, s. 85, Adana. Jackson. M. L. 1958. Chemical Analysis. Engle Wood Cliffs. New Jersey. Jones. B.J., Wolf Jr. B. and Mills H. A. 1991. Plant Analysis Handbook. Micro-Macro Publishing. Inc. p. 1-213. USA. Kacar. B. 1972. Bitki ve Toprağın Kimyasal Analizleri. 1-2. A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları. 468. Yardımcı Ders Kitabı 161. Kacar. B. 1995. Toprak ve Bitkinin Kimyasal Analizleri III.Toprak Analizleri. A.Ü. Zir. Fak. Yayınları. Kacar B. ve Katkat A. V. 2007. Gübreler ve Gübreleme. Nobel Yayın Dağıtım. Ankara.

183

Lindsay, W.L., Norvell W. A. 1978. Development of DTPA Soil Test for Zn, Fe, Mn, and Cu. Soil Sci. Amer. Journal. 42. 421-428. Melsted. S.W., Motto H.L., Peck T.R. 1969. Critical Plant Nutrient Composition Values Useful Interpreting Plant Analysis Data. Agron. J. 61:17-20. Olsen. S.R., Dean L.A. 1965. Phoshorus (Ed. C. A. Black) Methods of Soil Analysis. Part 2. American Society of Agronomy. Inc. Publisher Madison. Wisconsin. U.S.A. Richards, L.D. 1954. Diagnosis and Improvement of saline and Alkaline Soils, U.S. Dep. Of Agr. Handbook 60. Selimoğlu F. 1993. Aydın ve Muğla llerindeki Turunçgil Alanlarının Çinko Durumu ve Bu Topraklardaki Alınabilir Çinko Miktarının Tayininde Uygulanacak Metodlar. (Doktora Tezi) Ankara Üni. Fen Bilimleri Enst. Ankara.

184

B TK SU STRES N N BEL RLENMES VE SU KAYNAKLARININ YÖNET M NDE UZAKTAN ALGILAMA VE COĞRAF B LG S STEMLER YAKLAŞIMLARI Şelay SAYDAM1
1 2

Mustafa SARI1

Namık Kemal SÖNMEZ2

Erdem TUNÇ1

Akdeniz Üniv. Ziraat Fak. Toprak Böl., Antalya. selaysaydam@hotmail.com Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fak. Tarımsal Yapılar ve Sulama Böl., Antalya. ÖZET

Tarımsal üretimde bitki gelişiminin ve verimliliğinin azalmasına yol açan en önemli çevre faktörlerinden birisi su stresidir. Diğer taraftan içme ve kullanma suyu miktarının giderek azalması, bu suyun etkin kullanımı konusunu gündeme getirmektedir. Özellikle sektörel su kullanımında tarım sektörünün başta olması ve dünya gıda ihtiyacının önemli bir kısmının da sulu tarım alanlarından karşılanması, suyun önemini bir kat daha arttırmaktadır. Tüm bu nedenlerden dolayı, bitkisel üretim için gerekli olan suyun iyi bir şekilde yönetilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Günümüzde, bitki su tüketimi tespitlerinin ve su yönetiminin yapıldığı bazı klasik yaklaşımlar bulunmakla birlikte yakın zamanlarda özellikle yeni teknik ve teknolojiler konusunda önemli adımlar da atılmış bulunmaktadır. Söz konusu bu yeni adımlardan birisi de Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri bilim ve teknolojisidir. Bu yaklaşımın temeli, bitkilerin su statülerinin ve bu statüyü etkileyen içsel ve/veya dışsal unsurların nitelik ve niceliklerinin, elektromanyetik spektrumun farklı dalga boyu aralıklarındaki spektral karakteristikleri ile ilişkilendirilmesi esasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri bilim ve teknolojisi ile bitkilerin su statülerinin izlenmesi ve olası su streslerine karşı erken müdahalelerin güvenle yapılması ve ayrıca su kaynaklarının optimum kullanımı ve yönetimi ile ilgili kararların da daha doğru ve daha hızlı bir şekilde alınması mümkün olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Uzaktan algılama, coğrafi bilgi sistemleri, su stresi, kaynak yönetimi. DETERMINATION OF PLANT WATER STRESS AND RS AND GIS APPROACHES IN MANAGEMENT OF WATER RESOURCES ABSTRACT Water stress is one of the environmental factors affecting plant growth and yield in agricultural production. Among the water consuming sectors agricultural sector is on the top of the list and irrigated lands supply the majority of global food demand. However, available water become more limited. Therefore, more efficient utilization of water resources and more effective water management is needed for plant growth. There are some classic approaches available toward determination of plant water consumption and water management. Recent studies showed that Remote Sensing (RS) and Geographic Information System (GIS) technologies could be employed in determination of plant water stress and in management of water resources. The RS and GIS approach is based on the relationship between plant water status, characteristics and quantity of internal and external components affecting water status and their spectral characteristics in different wavelengths of electromagnetic spectrum. In conclusion, by RS and GIS technologies, monitoring plant water status and early intervention in case of water stress become possible, and also making more accurate and speedy decisions regarding optimum utilization of water resources is possible. Key Words: Remote sensing, geographic information systems, water stress, resource management.

185

GRŞ Su, canlı yaşamı için vazgeçilemez öneme sahip bir çevre bileşenidir ve sanılanın aksine, sınırlı bir kaynaktır. Bu nedenle su kaynaklarının etkin kullanımı ve yönetimi, günümüz dünyasının en önemli güncel sorunlardan biridir. Bu konuda çok ciddi çalışmalar yapılmakla birlikte, su kaynaklarının etkin ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili hala kesin ve uygulanabilir yöntembilim geliştirilememiştir. Diğer taraftan yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının çevresel etkileşimlerindeki hassas ve kırılgan dengelerin yeterince anlaşılamamış olması ve tarım, endüstri ve evsel kullanıcıların giderek artan ve önlenemeyen ihtiyaçları, su kaynaklarının kullanımını ve yönetimini daha da karmaşık bir hale getirmektedir. Tekrar hatırlamak gerekir ise; yeryüzündeki suların yaklaşık %3’ü tatlı su ve yaklaşık %97’si de içme ve kullanma suyu olarak kullanılamayacak kadar tuzlu sudur (Çakmak ve ark. 2005). Tatlı suların yaklaşık %78’i kuzey ve güney kutuplardaki buzullarda bulunmaktadır ve geriye kalan %22’lik bölümü de tüm dünya ülkeleri arasında içme ve kullanma, sulama ve sanayi sektörleri tarafından paylaşılmaktadır (Çakmak ve ark. 2005). Türkiye'nin 779.452 km2 olan toplam alanının 765.152 km2’si kara, 14.300 km ’si su yüzeyidir. Karasal alanların yaklaşık 1/3'ü olan 28.05 milyon ha alan ise tarım arazisi olarak kullanılmaktadır. Sulanabilir arazi 25.85 milyon ha olmasına karşın, teknik ve ekonomik olarak sulanabilecek arazi bu alanın 8.5 milyon ha’lık kısmıdır ve yaklaşık 4.5 milyon ha'ı sulamaya açılmış durumdadır (Çakmak ve ark. 2005). Günümüzde Türkiye’de toplam su kullanımı 37.4 milyar m3/yıl olup bunun %75’ini tarımsal kullanımlar, %15.2’sini içme ve kullanma ve %9.8’ini ise sanayi sektörünün kullanımları oluşturmaktadır. Ülkemizde mevcut durumda sulanan alanın yaklaşık %94’ünde yüzey sulama (karık, tava, salma) sistemleri; %6’lık kısımda ise basınçlı sulama sistemleri (yağmurlama ve damlama) bulunmaktadır (Çakmak ve ark. 2005). Yapılan değerlendirmelere göre, ülkemizde ekonomik olarak sulanması mümkün olan 8.5 milyon ha alanın yaklaşık 7.9 milyon ha’ının yerüstü ve geri kalan 0.6 milyon ha’lık alanın da yer altı su kaynakları ile sulanabileceği sonucuna ulaşılmış olması, ulusal su kaynaklarının kullanımının planlanması açısından son derece önemli bir husustur. Bununla birlikte, 1995 yılı sonu itibarıyla tarımsal amaçlı sulamaların %90 gibi büyük bir çoğunluğunun halen yüzeysel (karık, tava, salma) sulama yöntemi ile yapılıyor olması ve yıllık yeraltı suyu kullanımının ise 2.1 milyar m3 olduğunun tahmin edildiği dikkate alındığında, kıt olan su kaynaklarımızın şu an içinde bulunduğu olumsuz koşulların gerekçesi çok açık bir şekilde ortaya çıkmış bulunmaktadır(DS , 1995).
2

Yukarıda açıklanmış olan hâlihazır duruma göre, kullanılabilir nitelikteki su kaynaklarından en yüksek payı almakta olan tarım sektöründe etkin bir su kullanımı ve yönetimini sağlayacak yöntemlerin geliştirilmesi, ülkemizin öncelikli hedefleri arasında kesinlikle yerini almak durumundadır. Bu husus, gelecek nesillerin gıda ihtiyacı ile tarım dahil diğer tüm sektörlerin su ihtiyaçlarının sürdürülebilir bir şekilde karşılanabilmesinin bir ön koşulu olarak da kabul edilmektedir (Köksal ve ark. 2003). Diğer taraftan, kentsel ve sanayi için günümüzde ertelenemez olan içme ve kullanma suyu talebinin tarımsal amaçla kullanılan su kaynaklarından karşılanacağı gerçeği de dikkate alındığında sürdürülebilir bir tarımsal üretim için suyun ve arazinin kullanım etkinliğinin artırılmasından başka çıkar bir yol bulunmadığı çok açıktır. şte Uzaktan Algılama (UA) ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) teknik ve teknolojileri gerek su ve gerekse toprak-arazi kaynaklarının etkin kullanımının sağlanması, izlenmesi ve kontrolü için eşsiz olanaklar sunmaya ve günümüzün modern yaklaşımları arasında önemli bir yer almaya başlamıştır.

186

Arazi kullanımı, sulanan alanlar, bitki tipi, ürün tahmini, bitki su ihtiyacı, evapotranspirasyon, tuzluluk ve su kaybı gibi çeşitli alanlarda bilgi sağlayabilen UA ve CBS teknolojileri, sulama mühendislerine suyun daha etkin kullanımıyla ilgili çeşitli kolaylıklar da sağlamaktadır (Uçar ve Başayiğit 2001). Bazı araştırmacılara göre bu teknoloji ile sulu tarımda ve su kaynaklarının yönetiminde; • • • • Yeni su kaynakları hangi sınırlara kadar geliştirilebilir? Suyun verimliliğinin artırılmasında potansiyel noktalar nerelerdir? Bir sulama şebekesi içerisinde suyun dağıtıldığı yerler nerelerdir? Suyun kullanıcıları ve alanları arasında yeniden paylaşımı hangi noktalarda olmalıdır?

gibi bazı temel sorulara hızlı ve etkin cevaplar bulmak mümkündür (Anonim 2008a). Bilindiği üzere uzaktan algılama bilim ve teknolojisinde yeryüzü genelde “su yüzeyleri, toprak-kaya kompleksleri, bitki örtüsü ve insan yapısı objeler” olmak üzere 4 temel örtü tipine ayrılmaktadır. Bütün bu nesneler, kendilerine has karakteristik özellikleri nedeni ile elektromanyetik spektrumun (EMS) farklı dalga boyu aralıklarındaki enerji biçimlerini de farklı olarak kullanmaktadırlar. Örneğin, EMS’un görünür dalga boyu olarak tanımlanan (0.4-0.6 mikron) bölgesinde, hemen bütün cisimlerin enerjiyi kullanma/yansıtma karakteristikleri büyük oranda birbirine benzerlik göstermektedir. Buna karşılık EMS’un yakın-kızılötesi (0.7-1.4 mikron) bölgesinde güneşten gelen enerjinin büyük bir kısmı, yaşayan bitkiler tarafından onların stres ve/veya beslenme durumuna ve morfolojik özelliklerine bağlı olarak geri yansıtılmakta ve yaşayan bitkiler özellikle bu enerji boyutunda diğer örtü tiplerinden kolayca ayırt edilebilmektedir. Cracknell ve Hayes’e (1991) göre, EMS’un yakın kızılötesi bölgesi, tarım ve ormancılık çalışmaları açısından oldukça önemli bir spektrum bölgesidir (Anonim,2008b). Yukarıda açıklanmış olan hususların grafik gösterimi, aşağıdaki Şekil1'de verilmiştir.

Şekil 1. Bazı yeryüzü örtü tiplerinin EMS içerisindeki yansıma karakteristikleri Uzaktan algılama çalışmalarında başta akarsu, baraj, göl ve göletler olmak üzere hemen bütün yüzeysel sular incelenebilmektedir. Uzaktan algılamada su yüzeylerinden oluşan yansımalar suyun klorofil içeriğine, askıdaki organik ve inorganik parçacıkların miktarına ve suyun derinliğine bağlı olarak değişim göstermektedir. Su yüzeylerinden güneş enerjisinin bir kısmı geri yansır, ancak önemli bir kısmı ise su içerisinde iletilir. Su içerisinde bulunan partiküller ise enerjiyi önemli oranda yansıtırlar (Anonim 2008c). Bu parçacıklar aktif algler, organik parçacıklar ve su molekülleridir. Bu parçacıklardan biri olan yeşil algler, yüksek bitkilere benzer şekilde yansıma karakteristiği göstermekte

187

ve mavi ile kırmızı dalga boyundaki enerjinin önemli bir kısmını soğurmakta, yeşil dalga boyundaki enerjiyi ise yansıtmaktadır. Diğer taraftan suyun parçacık içeriği düşükse yani su temiz ve berrak ise sadece mavi dalga boyundaki ışığın son derece az yansıması söz konusu olduğundan hava fotoğraflarında ve uydu görüntülerinde siyah olarak belirmekte. Bulanık sular ise, içerdikleri sedimentlerin görülebilir dalga boyundaki ışığı yansıtmaları sonucu berrak suya kıyasla açık gri veya beyaz görülmektedir. Su içerisinde askıda bulunan kil ve ince kuvars gibi tanecikler de EMS’un yeşil ve kırmızı dalga boyunda gelen enerjiyi önemli miktarda geri yansıtmaktadır. Fitzgerald (1972) de yaptığı bir çalışmada, (0.40-0.44 µm) dalga boyunda sediment içeren su yüzeyi temiz su yüzeyi ile benzer, 0.62-0.66µm dalga boyunda ise sedimen içeren suyun temiz sudan daha fazla yansıma karakteristiği gösterdiğini görülmüştür (Anonim 2008c). Şekil 2. Sudaki fitoplankton zenginliği haritası (Clark ve ark. 2003)

Elektromanyetik spektrumun kızılötesi dalga boyunun su tarafından emilmesi, fakat bitki örtüsü tarafından yansıtılması, su ve kara yüzeylerinin dağılışını belirlemede oldukça önemli bir etkendir. Bu sayede, su yüzeyleri diğer coğrafi varlıklar içerisinden kolaylıkla ayırt edilebilmektedir (Özdemir 2004). Bu olanak ile yüzeysel su varlıklarının konum ve şekilleri çok kolay bir şekilde belirlenebilmektedir. Uzaktan algılama teknikleri, gerek el radyometreleri ile tarla düzeyinde, gerekse farklı araçlar kullanılarak havadan bitkilerin gelişme durumlarının izlenmesine olanak tanımaktadır. Bunun yanı sıra yüzey enerji dengesi bileşenlerinin bir bölümü UA ile tespit edilebilmektedir. Özellikle yüzey sıcaklığının UA ile ölçülmesi, yüzey enerji dengesine dayalı bitki ve bulunduğu topraktan meydana gelen buharlaşmanın zamansal ve mekânsal olarak belirlenmesine olanak tanımaktadır (Köksal 2007). Bitkinin içerisinde bulunduğu su stresi düzeyinin tespit edilmesi için uzaktan algılanmış verilere dayalı çeşitli su stresi ve vejetasyon indeksleri geliştirilmiştir (Köksal 2007). Bu sayede, sulama zamanı, sulama suyu ihtiyacı uzaktan algılamaya dayalı olarak tespit edilebilmektedir. Bu çalışmada UA ve CBS tekniklerinin sulu tarımda kullanılmasının; suyun daha verimli ve etkin kullanılmasında, su kaynaklarının yönetiminde sağlayacağı avantajlar konuyla ilgili yapılan çalışmalar ışığında açıklanmaya çalışılmıştır. B TK SU STRES N N BEL RLENMES Uzaktan Algılama le Bitki Su Stresinin Belirlenmesi Uzaktan algılama (UA), Nesnelerle fiziksel bir temasta bulunmaksızın herhangi bir uzaklıktan ve/veya uzayda yörüngeye oturtulmuş uydular tarafından yapılan ölçümler aracılığıyla yeryüzü objeleri hakkında bilgi edinme, işleme ve yorumlama tekniğine dayalı bir bilim dalıdır. Yeryüzündeki bütün cisimler elektromanyetik dalga şeklindeki enerjiyi yansıtırlar, yayarlar, soğururlar ve/veya geçirirler. Farklı özelliklere sahip cisimlerin elektromanyetik yelpazenin belirli bölgelerinde ışığı yansıtma veya yayma farklılıklarından yararlanarak o cisimler hakkında bilgi elde edilebilir (Şenol

188

1986). UA’nın temelinde de cisimlerin yaymış oldukları elektromanyetik enerjinin değerlendirilmesi yatmaktadır. Bitki stresi, bitkinin olağan işlevlerini bozan etmenleri tanımlamak için kullanılan anlaşılması zor bir terimdir (Baştuğ ve Ödemiş 1996) Bu zor terim kapsamında olan bitki su stresinin yaygın nedeni ise, bitkilerin atmosferik buharlaşma isteminden daha az bir hızda terleme yapmasına neden olacak biçimde, toprak suyunun yetersiz bulunmasıdır (Baştuğ ve Ödemiş 1996). Bitki örtü sıcaklığı, bitki su tüketimi ve su stresine ilişkin önemli bir göstergedir ve ilk zamanlarda bitkiye temas ile ölçümler yapılmıştır ve bu amaçla termokopl kullanılmıştır. Bitkilerde yeteri kadar terlemenin oluşması ile bitki örtü sıcaklığı hava sıcaklığından (Tc-Ta) daha düşük olmaktadır. Su stresi bitki örtü sıcaklığının hava sıcaklığına yaklaşmasına ve üzerine çıkmasına neden olmaktadır (Köksal 2007). Şekil 3. San Luis vadisi bitki örtüsü su varlığı haritası. Birleşik renklerdeki alanlardan, beyaz-mavimsi olan bitki yapraklarında oldukça çok su içeren, kırmızımsı görülenler su eksikliği olan bölgeler ve sarı bölgeler kuru ve bitkisiz alanlar (Clark ve ark. 2003) Uzaktan algılama ile yüzey sıcaklığı, uyduların termal bantları kullanılarak belirlenebileceği gibi, uydular ile aynı temele dayalı tarla düzeyinde ölçüm kabiliyetindeki infrared termometrelerle de ölçülebilmektedir. Uzaktan algılama ile yüzey sıcaklığının belirlenmesi amacı ile geliştirilen enstrümanlar termal infrared bölgede gerçekleşen spektral yansıma oranını ölçmekte ve yüzey yayım gücünden yararlanmaktadır (Köksal 2007). Jackson ve ark.(1980)’e göre spektral yansıma oranlarına dayalı hesaplanan, spektral indisler, yaprak alan indeksi, kuru madde, yeşil ağırlık, kuru ağırlık, örtü yüzdesi gibi bitki karakteristiklerinin, spektral veriler kullanılarak tahmin edilmesinde önemli araçlardır. ki banda ait yansıma değerlerinin bir birine oranlanmasıyla, doğru bantlar seçildiğinde oldukça yararlı vejetasyon indeksleri elde edilebilmektedir. Jackson ve ark.(1980)’a göre spektral indislerin belirlenmesinde doğru bant seçimine ilişkin yaklaşım, ağırlıklı olarak vejetasyon düzeylerinin tahmin edilmesine yönelik olmasına rağmen, spektral yansıma oranı verilerinden yararlanılarak su stresi, bitki-yaprak su içeriği vb. bitki karakteristiklerinin belirlenmesi de geliştirilecek indislerle mümkün olabilmektedir. Yine yapılan araştırmalara göre bitki katsayısı (Kc) ile bitki indeksleri arasında önemli istatistiksel ilişkiler bulunmaktadır (Köksal 2007). Köksal (2007)’ye göre, yaygın olarak kullanılan spektral indisler, su stresinin direkt olarak belirlenmesinden çok, su stresinin neden olduğu etkileri ortaya koymada daha etkindir. Yani spektral yansıma oranına dayalı vejetasyon indeksleri su stresinden daha çok su stresinin bitkideki etkilerine duyarlıdır. Yapılan araştırmalarda tespit edilen, Tc-Ta’ ya dayalı su stresi indisleri ile spektral indisler arasında istatistiksel bakımdan önemli ilişkilerinin temel kaynağı budur. Bu nedenle, spektral indislerin, sulama suyuna ilişkin planlamalarda doğrudan kullanımı istenen düzeyde hassasiyet sağlayamayabilmektedir. Aynı şekilde, Thomas ve ark. (1971), spektral yansıma ölçümleri ile yaprak su içeriğinin tahmin edilebilmesine yönelik yaptıkları bir çalışmada, elektromanyetik spektrumun 1.45 ve 1.93 µ bandındaki yansıma değerleri ile su absorbsiyonu ve yaprak su içeriği arasında önemli ilişkiler bulmuşlardır. Bununla

189

birlikte araştırmacılar, yaprağın iç yapısındaki değişmelerden dolayı, yaprağın su durumunun yansıma değerleri ile tahmin edilebilme yeteneğinin zayıf olduğunu vurgulamışlardır. Araştırma sonuçlarına göre, pamukta en büyük yansıma değişikliğinin, yaprak su içeriğinin %70'in altında olduğu zaman meydana geldiği ve yaprakların solduğu belirtilmiştir. Kamat ve ark. (1985) ise spektral parametrelerin fizyolojik değişkenler ve verim ile yüksek düzeyde korelasyona sahip olmasının, bu parametrelerin bitkilerde azot ve su stresinin belirlenmesinde kullanımını olanaklı kıldığını belirtmiştir. Hatfield ve ark. (1985) tarafından yapılan çalışmada, tüm yetişme dönemi irdelendiğinde yakın kızıl ötesi (NIR) ve kırmızı (Red) bant oranı ile yaprak alan indeksi (YA )’inin istatistiksel bakımdan önemli ilişkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Carter (1993)’ın yaptığı bir çalışmada pigmentlerin azalan soğurmasının bir sonucu olarak, su stresine girmiş yapraklarda, görünür dalga boylarındaki yansımanın arttığını ve 535-640 nm ve 685-700 nm dalga boyu aralıklarının su stresine en duyarlı spektral bölgeler olduğunu, NIR yansıma oranlarının ise su stresine duyarsız olduğunu tespit etmiştir. Moran ve ark. (1994) ise bitki vejetasyon düzeyini dikkate alan, infrared yüzey sıcaklık ölçümlerine dayalı farklı bir gösterge olarak Su Eksiklik ndeksini (WDI) geliştirmiştir. Söz konusu indeks, bitki örtü sıcaklığı (potansiyel transpirasyon ve transpirasyonsuz), kuru toprak sıcaklığı, doygun toprak sıcaklığı ile atmosfer sıcaklığı farklarını ve spektral vejetasyon düzeyini bir trapez biçiminde işleyerek, mevcut bitki yüzey sıcaklığına dayalı bir biçimde hesaplamaktadır. Ayrıca geliştirilen bu indeks ile ET arasındaki ilişki bir eşitlikle belirtilmiştir. Benzer sonuçlar Boegh ve ark. (2002)’ de verilen çalışmada da yer almaktadır. Şekil 4. SPOT uydusu ile çalışma alanındaki bitkilerin temmuz 23-25 ve ağustos 27deki su stresi fotoğraftaki mavi düzgün çizgi uydudan siyah alanlar ise bulut kaynaklı (Anonim 2008e)

Bitki Su Stresinin Belirlenmesinde Coğrafi Bilgi Sistemlerinin Kullanılması Coğrafi bilgi sistemi, genel anlamıyla konuma dayalı gözlemlerle elde edilen grafik ve grafik olmayan bilgilerin toplanması, saklanması, işlenmesi ve kullanıcıya sunulması işlevlerini bir bütünlük içerisinde gerçekleştiren bir bilgi sistemidir (Yomralıoğlu ve ark. 2007). CBS’nin önemli beş bileşeni vardır. Bunlar; donanım, yazılım, veri, insan ve yöntemlerdir (Anonim 2008d). Coğrafi bilgi sistemlerinde kullanılacak verilerin toplanmasında çeşitli yöntemler vardır. Bu yöntemler; Yersel Ölçü Yöntemi, Fotogrametri, Uzaktan Algılama, Global Konum Belirleme (GPS) ve Mevcut Verilerin değerlendirilmesi olarak sıralanabilmektedir (Anonim 2008d). Coğrafi bilgi sistemlerinin tarımsal uygulamalardaki etkinliğinin artırılması, değişik ürün gelişimi modelleme çalışmalarının yapılabilirliği ve sonuçların güvenilir olması açısından yüksek çözünürlükte, alansal dağılım özelliği gösteren güncel veri kaynaklarına ihtiyaç vardır. Bitkiler, kuraklık, yüksek sıcaklık ve hastalık gibi uzun süreli stresler altında kaldığı zaman, verim tahminlerinde ve özellikle su stresi konularında CBS ve iklim parametreleri yaygın olarak kullanılmaktadır (Güler ve ark. 2007). Ines ve ark.(2001)’nın yaptığı bir çalışmada ürün gelişim modellemelerinde su verimliliğinin CBS uygulamalarıyla değerlendirilmesi konusunu araştırmıştır.

190

Çalışmada havza ölçeğinde, su verimliliğinin bir göstergesi olan su kullanımını analiz etmek için CBS ile birleştirilen ürün büyüme simülasyon modelleri uygulanmıştır. Araştırmacılar su verimliliğini belirlemede pirinç, mısır ve yerfıstığı bitkilerinde çalışmışlardır. Yapılan ürün büyüme simülasyonları, hem var olan hem de potansiyel tarım arazilerinde gerçekleştirilmiş ve kullanılan ürünlerin rekolte mevsimindeki potansiyel üretimleri, su verimliliğini belirlemede temel olarak kullanılmıştır. Araştırma sonuçları, su verimliliğinin uzaysal ve yer gözlem platformları ile analizinin, suyun korunması ve bu nedenle sulu tarım stratejileri için elverişli ve çok önemli bilgiler sağladığını göstermiştir. SU KAYNAKLARININ YÖNET M Su Kaynaklarının Yönetiminde Uzaktan Algılamanın Kullanımı Uzaktan algılamanın tanımında da belirtilmiş olduğu gibi dünya’yı belirli uzaklıklardan gözlemleyebilmek için gerekli algılama aletlerini taşıyacak araçlara gereksinim vardır. Bunlardan biri olan uzay platformları (uydular), yeryüzündeki çok geniş alanların ayrıntılarıyla birlikte algılanmasına olanak tanımaktadır. Günümüzde, çeşitli uzaktan algılama çalışmalarına hizmet etmek üzere pek çok uydu uzaya gönderilmiştir. Su kaynaklarının yönetiminde kullanılacak uyduların seçiminde, sahip oldukları spektral bantlar, çözünürlükleri, veri alabilme zamanları temel kriterleri oluşturmaktadır (Çizelge 1). Çizelge 1. Tarımda su yönetiminde kullanılan uydular veya sensörleri (Uçar ve Başayiğit 2001)
Amaç Sulanan Alan Yaprak Alan ind. Bitki Katsayısı Transp. Katsayısı Potansiyel Evp. Aktüel Evp. Yüzey Nemi Kök bölg. Nemi Su Kaybı Nehir Akışları Yağış SPOT IRS TM
♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦ ♦

MSS

NOAA AVHRR
♦ ♦

ERSSAR

Radar-sat

ERSALT

ERSATSR
♦ ♦

Meteosat

GOES

GMS

JERSSAR

Sulama suyu yönetiminde bitkinin ne zaman ne kadar suya gereksinim duyduğu temel bir bilgidir ve sulama alanı büyük, bitki deseni karışık olduğunda bu bilginin zamansal ve konumsal değişiminin saptanması, geleneksel yöntemlerle olanaksızken, uzaktan algılama tekniklerinin kullanımıyla mümkün olabilmektedir. Geleneksel yöntemlerle uzun süreli arazi çalışmaları hem ekonomik açıdan hem de teknik açıdan çevre faktörlerine bağlı kalmaktadır. Oysa bu yöntem yardımıyla zaman, iş gücü ve ekonomi açısından önemli avantajlar sağlanmaktadır. Uzaktan algılama çalışmaları ile sulu tarım çalışmaları için gerekli olan, bitki deseni, arazi kullanımı, yaprak alan indeksi, bitki katsayısı ve toprak tuzluluğuna ait özellikler doğrudan belirlene bilirken, sulanan alanlar, evapotranspirasyon, su kaybı ve verime ait tahminler dolaylı olarak yapılabilmektedir.

191

Evapotranspirasyon; tarla denemelerinde, lizimetre gibi geleneksel yöntemlerle ve yaygın olarak da iklim parametrelerine dayalı olarak geliştirilen amprik metotlarla saptanmaktadır. Sulu tarım alanlarında evapotranspirasyon (ET) su dengesinin temel bir unsurudur. Evapotranspirasyon (bitki su tüketimi) bitki yapraklarından terleme ve toprak yüzeyinden buharlaşma olarak tanımlanır. Evapotranspirasyonda etkili olan faktörler, sıcaklık, rüzgâr, güneşlenme süresi ve oransal nem gibi iklim faktörleri yanında bitki cinsi ve bitkinin yetişme süresidir. Potansiyel (ETp) ve gerçek evapotranspirasyon (ETa), büyük ölçekli sulama alanlarında yönetimin etkinliğini belirlemede kullanılan önemli parametrelerdir. Doğrudan ölçme ve iklim verilerinden yararlanmak gibi geleneksel yöntemlerle ETp ve ETa’nın belirlenmesi, hesaplamalar için gerekli parametrelerin alansal değişimiyle ilgili bilgilerin eksikliği nedeniyle, özellikle sistem veya havza bazında zordur. Evapotranspirasyon, karmaşık hidrolojik parametreleri ölçmeksizin uzaktan algılama (UA) kullanılarak belirlenebilmektedir. Uydu verileriyle evapotranspirasyonun belirlenmesinde; öncelikle uydudan alınan verilerden, bitkilerin albedo haritası, yaprak alan indeksi haritası ve bitki yüksekliği haritası çıkartılmakta ve daha sonra uydulardan alınan farklı bantlardaki yansımalar spektroradyometre ile yapılan yer ölçümleri ile ilişkilendirilmekte ve geliştirilen amprik denklemlerle belirlenmektedir. Şekil 5. San Pedro akarsu havzasının termal infrared multispectral scanner (TIMS) kullanılarak hesaplanmış vapotranspirasyon ve arazi yüzeyindeki su dolum bölgelerinin 4 farklı görüntüsü. (Clark, ve ark. 2003).

Uydu verileriyle potansiyel evapotranspirasyonun belirlenmesiyle ilgili Karataş ve ark. (2006) tarafından yapılan bir çalışmada, UA tekniği kullanılarak ETp ve ETa’nın alansal değişimi hakkında bilgi elde etmenin mümkün olduğu ifade edilmiştir. Aynı şekilde Trezza (2006) Venezuela’da yaptığı bir çalışmada, uydu verilerinden, sulanan alanlarda günlük sınırlayıcı ET miktarını tahmin etmiştir. Uzaktan algılama çalışmalarında bitki su kullanım kapsamını saptamak için, bitki indeksleri arasındaki ilişki, ürün katsayıları ve EMS’un yakın kızılötesi alanındaki değişiklikler değerlendirilmektedir (Bar nes ve ark. 2001). Bu kapsamda birçok bitki indeksi geliştirilmiştir. Bunlardan en çok kullanılanı EMS’un kırmızı (0.6-0.7 µ m) dalga boyu ile yakın kızılötesi (0.7-0.90 µ m) dalga boylarınını değerlendirlimesi ile elde edilen NDVI dır (Sönmez ve ark. 2008). Sönmez ve ark. (2008) de bermuda çimindeki su stres koşullarının uzaktan algılama teknikleri ile inceledikleri bir çalışmada, su stresi altındaki bermuda çiminin, NDVI ile belirlenebildiğini, yalnızca yakın kızıl ötesi dalga boyunun kullanılmasının yeterli olmadığını ifade etmişlerdir. Nitekim araştırmacılar NDVI ile farklı su stresi altındaki çim bitkisinde oldukça yüksek istatistiksel bulgular elde etmişlerdir. Benzer şekilde, Penuelas ve ark.(1997), Bell ve ark.(2002)’da çim bitkisinin su stresinin, klorofil içeriğinin ve çim kalitesinin belirlenmesinde NDVI’nin yeterli olduğunu ifade etmişleridir (Sönmez ve ark. 2008). Jang ve ark.(2006)’nın uydu görüntülerinden sıcaklık ve su stres indeksini belirlemek için yaptıkları çalışmada, kuzey Amerika’da orman yangınlarına maruz kalmış bir test alanında, spot uydu görüntülerinden alınan vejetasyon indislerinden yaprak su durumu ve spektro radyometre ile de yüzey sıcaklığını belirlemişlerdir. Araştırmada, Spot uydu

192

verilerinden bitki gelişimi ve su durumunu değerlendirmek için (NDVI) ve normalleştirilen fark su indeksi (NDWI) verilerini değerlendirmişlerdir. Araştırmacılar ayrıca her iki bitki indeksini bitki gelişimi ve su durumunu değerlendirmek amacı ile yeni bir indeks olarak “normalleştirilen nem indeksi (NMI)” birleştirmişlerdir. Ayrıca araştırmacılar, elde edilen NMI değerini spektro radyometrik ölçümlerle elde edilen yüzey sıcaklığı değerleri ile ilişkilendirilmiştir. Sonuç olarak uzaktan algılama ile ET hesaplaması sayesinde bitki stres göstergeleri elde edilerek, sezon içinde dinamik bir planlama yapılabilmektedir. Nitekim bu sayede, su kullanan sektörlerden hangisinin ne miktarda su kullandığının belirlenmesi, su dengesinin ve su bütçesi ile performans değerlendirmesinin yapılması mümkün olmaktadır. Bitki su stresinin ortaya çıkmasında dolaylı parametrelerden bir tanesi de toprak nemidir. Toprak neminin doğru bir şekilde izlenmesi sulama suyu yönetiminin başarısını da artırmaktadır. Çeşitli uzaktan algılama teknikleri ile toprak nemi belirlenebilmektedir. Toprakta depolanan nem, yağışlarla veya sulama ile toprağa verilen suyun yüzey akışı, derine sızma ve buharlaşma kayıplarından arta kalan kısımdır. Toprakların içerdiği su miktarı arttıkça, hemen bütün dalga boyundaki ışıkta topraktan yansıma miktarının azalmasına neden olmaktadır. Bunun nedeni, toprakta bağlı suyun hidroksil grubu tarafından gelen ışığı soğurarak yansıyan ışık miktarını azaltmasıdır. Dolayısıyla sürekli yaş ve drenajı bozuk topraklar uydu görüntüleri üzerinde daima koyu-gri siyah renkli görülmektedir (Uçar ve Başayiğit 2001). Toprak nemi, bitkilerin çimlenmesinden başlayarak bütün gelişme periyotların da çok büyük bir öneme sahiptir. Bitki için büyük bir öneme sahip olan toprak neminin tayininde kullanılan klasik yöntemler sadece ölçümün yapıldığı yöre ve buna bağlı olarak çok küçük bir bölge için geçerli olmaktadır. Elde edilen verileri geniş alanlara yaymak, toprak bünyesi ve yağışın farklılık göstermesi nedeniyle sakıncalı olmaktadır. Bu nedenle belirtilen dezavantajları ortadan kaldıran ve geniş alanlara ilişkin bilgi edinilmesini sağlayan uzaktan algılama teknikleri bir alternatif oluşturmaktadır (Uçar ve Başayiğit 2001). Evapotranspirasyon ve toprak nemi su kaynaklarının rasyonel biçimde kullanımı için etkendir. Ancak tek başına bu iki parametrenin değerlendirilmesi yeterli değildir. Verimli ve başarı oranı yüksek bir sulu tarımın gerçekleştirilebilmesi için arazi kullanım planlarının yapılmasına ihtiyaç vardır. Aynı şekilde, uydu verileri kullanarak bitki deseninin belirlenmesi hem daha kolay hem de daha kısa sürede yapıldığından su kaynağının planlanmasıyla ilgili ileriye dönük sağlıklı karar alınmasına yardımcı olacaktır. Yine uydu verileri yardımıyla, bitki yapraklarında meydana gelen fotosentez olayında katalizör olarak görev yapan aktif radyasyonun tutulması yönünde büyük öneme sahip olan yaprak yüzey genişliği bitki verimini belirleyen önemli bir parametredir. Yaprak yüzey genişliğini belirleyen parametreler içinde en yaygın olarak kullanılan Yaprak Alan ndeksi (YA ) dir. Yaprak alan indeksinin belirlenmesinde kırmızı veya kızılötesi bantlardan birinin kullanılması zorunludur. Farklı bitkilerin sahip olduğu farklı tip ve yoğunluktaki kloroplastlar ancak bu bantlarda anlamlı farklılıklar göstermektedirler. Sulu tarımda özellikle tuz içeriği yüksek olan suların sulamada kullanılmaları sonucu oluşan tuzlu toprakların belirlenmesinde uydu verilerinin kullanılması, bu alanlarda tuzluluğun yayılımının daha hızlı ve daha yüksek doğruluk oranında belirlenmesine olanak sağlamaktadır. Şenol ve Dinç (1992) tarafından, Aşağı Seyhan Ovasında yapılan bir çalışmada, LANDSAT-5 TM uydu verilerinin tuzlu toprakların belirlenmesinde başarıyla kullanılabileceği sonucuna varmışlardır.

193

Su Kaynaklarının Yönetiminde Coğrafi Bilgi Sistemlerinin Kullanımı Günümüzde su, tarım, ekoloji, orman yönetimi gibi ve birçok farklı disiplinde yürütülen CBS çalışmalarında, değişik iklim, toprak, topografya, idari sınırlar, su yüzeyleri, jeoloji, nem rejimi, sulanabilir alanlar, arazi kullanımı/arazi örtüsü, ormanlık alanlar, üretim sistemi, bitki istekleri, nüfus vb. veri katmanlarına ihtiyaç duyulmaktadır (Güler ve ark. 2007). Su kaynaklarının yönetiminde, yüzeye düşen yağışların mekânsal olarak belirlenmesi birçok hidrometeorolojik modelleme çalışmaları için son derece önemlidir. Yine bu veriler CBS ortamında, oluşturulacak veri tabanı için de son derece önemlidir. Bu veri tabanı içerisine iklim verilerinin ve bölgeye ait sayısal yükseklik modelinin (DEM) ilave edilmesi, su kaynaklarının yönetiminde CBS teknolojisinin başarısını oldukça artırmaktadır. Nitekim, Avustralya’da CBS ile yapılan bir modelleme çalışmasında, elde edilen konumsal yağış verileri veritabanı olarak kullanılmıştır. klimsel yağış verilerinin CBS ortamında diğer veri setleri ile kullanılması neticesinde tarımsal gübrelerin temiz su kaynaklarına karışmasını etkileyen faktörlerin belirlenmesi mümkün olabilmektedir. Su kaynaklarının yönetiminde yer altı sularının akışı, yönü gibi birçok bilgi CBS ortamında veri setlerinin değerlendirilmesi belirlene bilmektedir. Japonya’nın Saga bölgesinde yapılan bir çalışmada, yeraltı suyu akışı ve yönü ile ilgili birçok veri katmanı konumsal olarak üretilmiş ve CBS kapsamında değerlendirilmiştir (Güler ve ark. 2007). Tarımsal su ihtiyacının belirlenmesine, sulama ve su kaynaklarının planlanmasına yönelik CBS ortamında yapılacak olan hidrolojik çalışmalarda, bölgeye ait bitki su tüketim oranlarının bilinmesi gerekmektedir (Güler ve ark. 2007). Bitki su tüketim oranlarının bilinmesi ve bu bilgilerle, diğer veri setlerinin entegrasyonu ile CBS ortamında daha sağlıklı hidrolojik modelleme çalışmaları yapılabilmektedir. Demir ve ark. (1997) Şanlıurfa-Harran Ovasında, yaptıkları bir çalışmada, klasik yöntemlerle yapılan su kaynağı yönetim planı çalışmalarını, CBS ortamında yaptıkları planlama çalışmaları ile karşılaştırmışlardır. Araştırmacılara göre, bölgeye ait bitki su tüketim oranlarının da CBS ortamında değerlendirildiği planlama çalışması arasında farkların olduğunu tespit etmişlerdir. Araştırmacılara göre CBS kullanarak yapılan sulama projesi daha doğru sonuç vermiştir. Rinaldi (2004) de bölge düzeyinde uzaktan algılama, coğrafi bilgi sistemlerini ve yer bilgilerini kullanarak su kaynaklarının yönetimi başlığı altında yaptıkları çalışmanın amaçları arasında, uzaktan algılama bilgileri, uzaysal veri ve sulama bölgelerindeki su kaynaklarının yönetimi simulasyon modelleri ile kombine karar destek sistemi geliştirmek ve sulama yöntemlerinin değerlendirmesi sonucu su stresinin ürün verimi üzerindeki agro-ekolojik göstergelerini saptamak olduğunu ifade etmiştir. Araştırmacıya göre bu amaçla verilerin, uzaktan algılama görüntüleri ile entegre edilerek, ürün ve toprak değişkenliğinden kaynaklanan kuraklılığı tahmin etmek, bölgesel ölçekteki simülasyon modelleri içine bu değişkenleri özümsetmek ve son olarak evapotranspirasyonu, bitki su seviyesini ve kuraklık göstergelerini tahmin etmek en önemli hedefler arasındadır. Sonuç olarak uzaktan algılama verileri kullanılarak, enerji denge eşitlikleri ve termal infrared bilgileri ile evapotranspirasyon tahmini için farklı metotlar geliştirilebilmekte ve bu veriler, ürün ve toprak değişkenleri ve uydu görüntüleri ile bütünleştirilerek, coğrafi bilgi sistemi ortamına entegre edile bilmekte ve bir simülasyon modeli içinde bölgesel ölçekte ürünün su ihtiyacını, su durumunu ve kuraklık göstergelerini tahmin etmede kullanılabilmektedir.

194

Sonuç Bitki su stresinin belirlenmesi ve su kaynaklarının yönetiminde uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemlerinin uygulanabilirliği irdelendiği çalışmada, uzaktan algılama teknik ve teknolojilerinin kullanıldığı araştırmalardan örnekler verilerek, su stresinin belirlenmesi ve su kaynaklarının yönetimi hakkında bilgi elde etmenin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim, geleneksel yöntemlerle yapılan çalışmalar, uzun süreli olmakta ve hem ekonomik ve hem de teknik açıdan oldukça yüksek maliyetler getirmektedir. Oysa uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemler, arazi yüzeyinin tarımsal ve hidrolojik koşullarıyla ilgili geleneksel yöntemlere göre daha sık, objektif ve güvenilir bilgiler sağlamaktadır. Aynı zamanda bu teknik ve teknoloji ile özellikle sulama şebekelerinde suyun kullanıcılar arasında eş dağılımı ve adil kullanımının sağlanmasında ve proje performansının değerlendirilmesinde önemli bir karar destek aracıdır. Bu nedenle, bu teknolojinin günümüzde yaygın olarak kullanılması son derece önem arz etmektedir. Özellikle ülkemizde su kaynaklarının sınırlı oluşu bu önemi daha da artırmaktadır. KAYNAKLAR Anonim, 2008a. www.iwmi.org Anonim,2008b.http://209.85.135.104/search?q=cache:1Pm9QPfYuJgJ:www.gislab.ktu.e du.tr/yayinlar/tez_selcuk/14tanim.pdf+(Cracknell+ve+Hayes,+1991).&hl=tr&ct =clnk&cd=9&gl=tr (12.08.08) Anonim,2008c.http://209.85.135.104/search?q=cache:ze57_xoICNoJ:www20.uludag.ed u.tr/~rsgis/UAnedir.html+Fitzgerald+1972&hl=tr&ct=clnk&cd=1&gl=tr Uludağ Üni. Zir. Fak. Top. Böl. UA ve CBS Merkezi (12.08.08) Anonim,2008d.http://209.85.135.104/search?q=cache:1Pm9QPfYuJgJ:www.gislab.ktu. edu.tr/yayinlar/tez_selcuk/14tanim.pdf+(Kraus,+1993%3B+Kennedy,+1996%3 B+Heywood,+1998%3B+Yomral%C4%B1o%C4%9Flu,+2000%3B+Longley, +2001).&hl=tr&ct=clnk&cd=1&gl=tr (12.08.08) Anonim,2008e.http://archimede.bibl.ulaval.ca/archimede/files/65544e22-42c9-42f3a99d-e925a6c05ba3/ch06.html (12.08.08) Baştuğ, R., Ödemiş, B.1996. nfrared Termometre Tekniği Kullanılarak Pamukta Bitki Su Stresinin Değerlendirilmesi ve Sulamaların Programlanması. Tr. J. of Agriculture and Forestry 23 (1999) 31-37 TÜB TAK. Boegh, E., Soegaard, H., Broge, A., Hasager, C.B., Jensne, N.O., Schelde, K., Thomsen, A. 2002. Airborne multispectral data for quantifying leaf area index, nitrogen concentration and photosynthetic efficiency in agriculture. Remote Sens. Environ., 81:179-193. Carter, G. A. 1993. Responses of leaf reflectance to plant stress. American J. Botany, 80:239-243. Clark, R.N., Swayze, G.A., Livo, K.E., Kokaly,R., Sutley, S., Dalton, j.B., McDougal, R. and Gent, C.A. 2003. Earth and Planetary Remote Sensing with the USGS Tetracorder and Expert Systems. rclark@usgs.gov Çakmak, B., Aküzüm, T., Çiftçi, N., Zaimoğlu, Z., Acar, B., Şahin, M. Ve Gökalp, Z., 2005. Su Kaynaklarının Geliştirme Ve Kullanımı. Tmmob Ziraat Mühendisleri Odası Türkiye Ziraat Mühendisliği Vı.Teknik Kongresi, Cilt:1, sf:191-211, Ocak 2005, Ankara.

195

Demir, H., Kodal, S., Yıldırım, Y., 1997. Şanlıurfa-Harran Ovaları Sulamasında Planlamadan Günümüze Bitki Su htiyacı. DS , 1995. 50.Yılında DS . Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı DS Genel Müdürlüğü, DS dari ve Mali şler Daire Başkanlığı, Basım ve Fotofilm Şb.Md. sf:84, Ankara. Güler, M., Kara, T.,2007. Alansal Dağılım Özelliği Gösteren klim Parametrelerinin Coğrafi Bilgi Sistemleri le Belirlenmesi Ve Kullanım Alanları; Genel Bir Bakış. OMÜ Zir. Fak. Dergisi, 2007,22(3): 322-328 Hatfield, J.L., Kanemasu, E.T., Asrar, G., Jackson, R.D., Pinter, P.J., Jr., Reginato, R.J., Idso, S.B. 1985. Leafarea estimation from spectral measurements over various planting dates of wheat. Int. J. Remote Sensing, 6(1):167-175. Ines , A. V.M., Das Gupta, A., Loof, R.,2001. Application of GIS and crop growth models in estimating water productivity. Water Engineering and Management, School of Civil Engineering, Asian Institute of Technology, November 2001. Jackson, R. D., Pinter, Jr., P.J., Reginato, R.J., Idso, S.B. 1980. Hand - held radiometry. A set of notes developed for use at the workshop on hand-held radiometry. Phoenix, Ariz., February, 1980. Jang, J., Viau, A. A., Anctil, F., 2006. Thermal-water stress index from satellite images. International Journal of Remote Sensing, Volume 27, Issue 8, pages: 1619 – 1639, April 2006 Kamat, D. S., Gopalan, S. K. A., Shashikumar, N. M., Sinha, K. S., Chaturvedi, S. G., Singh, K. A. 1985. Assessment of water stress effects on crops, Int J. Remote Sensing, 6:577-589. Karatas, B., Akkuzu, E., Avcı, M. 2006. Uzaktan algılama tekngyle evapotransprasyonun belirlenmesi. 4. Cografi Bilgi Sistemleri Bilisim Günleri, Eylül 2006 Köksal, E.,2007. Sulama suyu yönetiminde uzaktan algılama tekniklerinin kullanımı, OMÜ Zir.Fak.Dergisi 2007, Cilt:22(3), sf: 306-315 Köksal, E.S., Büyükcangaz, H. ve Benli, B. 2003. Besin Güvenliğinin Sağlanmasında Su Kaynaklarının Akılcı Yönetimi Ve Alınması Gerekli Önlemler. I. Ulusal Su Mühendisliği Sempozyumu 22-26 Eylül 2003, Gümüldür, ZM R Moran, M.S., Clarke, T.R., Inoue, Y., Vidal, A. 1994. Estimating crop water deficit using the relation between surface – air temperature and spectral vegetation index. Remote Sens. Environ., 49:246-263. Özdemir, ., 2004. Orman Envanterinde Uydu Verilerinden yararlanma Olanakları Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi Seri: A, Sayı: 1, Yıl: 2004, ISSN: 1302-7085, Sayfa: 84-96 Rinaldi M., 2004. Water availability at sowing and nitrogen management of durum wheat: a seasonal analysis with CERES-Wheat model. Field Crops Res. 89, 2737. Sönmez, N.K., Emekli, Y., Sarı, M., Baştuğ, R. 2008. Relationship between spectral reflectance and water stres conditions of Bermuda grass (Cynodon dactylon L.). New Zealand Journal of agricultural reserch,2008. Cilt: 51, sf: 223-263.

196

Şenol, S., 1986. Uzaktan Algılama Lisansüstü Yaz Okulu Ders Notu. Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, TÜB TAK-TUFUAB, Adana. 2.1-2.8, 5.36-5.40 Şenol, S., Dinç, A. O., 1992. Aşağı Seyhan Ovası Tuzlu Topraklarının LANDSAT-5 TM Sayısal Uydu Görüntülerinden Yararlanarak ncelenmesi Üzerine Araştırmalar. Doğa-Turkish Journal. of Agriculture and Forestry v. 16, 38-49. Thomas, J. R., Namken, L. N., Oerther, G. F., Brown, R. G., 1971.Estimating Leaf Water Content by Reflectance Measurements. Argon. J 63:845-847. Trezza, R. 2006 Evapotranspirasyon from a remote sensing model for water management in a irrigation system in Venezuela. nterciencia, Cilt:31, Sayı:6, sf: 417-423. Uçar, Y., Başayiğit, L., 2001. Sulu Tarımda Uzaktan Algılama Tekniklerini Kullanma Olanakları. 4. Tarımda Bilişim Sempozyumu 2001. Yomralıoğlu, T., Nişanci, R., Uzun, B., 2007. Ankara Raster Tabanlı Nom Nal Değerleme Yöntem Ne Dayalıarsa-Araz Düzenlemesi Uygulaması. TMMOB Harita Ve Kadastro Mühendisleri Odası 11. Türkiye Harita Bilimsel ve Teknik Kurultayı Nisan 2007.

197

DEĞ Ş K M KTARLARDA UYGULANAN AZOT VE POTASYUMLU GÜBRELEMEN N YAZLIK EKMEKL K BUĞDAYIN AZOT ÇER Ğ ÜZER NE ETK S Cengiz ÖZCAN1
1 2

S. Rıfat YALÇIN2

Karadeniz Tarımsal Araşt. Enst., Samsun. cengizozcan06@mynet.com Ankara Üniv. Ziraat Fak. Toprak Böl., Ankara. Rifat .Yalcin@ agri.ankara.edu.tr ÖZET

Bu araştırmada, farklı miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun zmir-85 yazlık buğday çeşidinin yaprak, dane ve sap nitrat azotu ve amonyum azotu kapsamı üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, serada yürütülen çalışmada deneme toprağına 0-40-80-120-160-200 ppm 6 azot dozu ve 0-30-60-90-120-150 ppm olmak üzere 6 da potasyum dozu uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildiğinde, değişik dozlarda uygulanan azot ve potasyumun, yazlık buğdayın, yaprak, dane ve sap amonyum azotu ve nitrat azotu kapsamı üzerine istatistiki yönden güvenilir düzeyde etkili olduğunu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Azot, potasyum, yazlık buğday, yaprak, sap, dane. THE EFFECTS OF NITROGEN AND POTASSIUM FERTILIZATION APPL ED IN D FFERENT DOSES ON N TROGEN COMPONENT IN SUMMER BREAD WHEAT ABSTRACT The objective of this study was to determine the effect of nitrogen and potassium in different doses on ammonium nitrogen and nitrate nitrogen in grain, leaf and stalk of summer bread wheat. For this purpose, 6 doses of nitrogen at the amount of 0-40-80-120-160-200 ppm and 6 doses of potassium at the amount of soil in the research done under greenhouse conditions. Based on the result obtained, the effect of increasing amount of nitrogen and potassium was to be statistically significant on nitrate and ammonium nitrate in grain, leaf and stalk of summer bread wheat. Key Words: Nitrogen, potassium, spring wheat, leaf, stalk, grain. GRŞ Kaliteli ve yüksek ürün elde edilmesinde bilinçli bir şekilde gübreleme yapmanın önemi büyüktür. Kültür bitkilerinin beslenmesinde azotlu gübrelemenin önemli bir yeri vardır. Ülkemizde tüketilen kimyasal gübrelerin çoğunluğunu azotlu gübreler oluşturmakta ve azotlu gübre tüketimi ise gereksinmenin çok üzerinde bulunmaktadır. Bu durum başta üreticiyi zarara sokmakta ve ayrıca görülen çevre kirliliğine de neden olmaktadır. Bitkilerin azota gereksinimlerinin genellikle fazla olmasına karşın kültür toprakları oluşumları yönünden ise azotça fakirdirler. Bu nedenle azotlu gübrelerin gerektiği kadar zamanında uygulanma zorunluluğu vardır. Nitrat topraktan bitkiler tarafından alınarak yenilen gıdalarla insan bünyesine girmektedir. Bilinçsizce yapılacak fazla azotlu gübreleme ile gıdaların nitrat içerikleri artmakta yüksek nitrat içerikli gıdalarla beslenen insanlarda ise (vücut ağırlığının her

198

bir kg’ı için 15-70 mg NO3) nitratın toksik etkisi görülebilmektedir. Özellikle nitrat hasattan sonra gıdalarda nitrite indirgenerek toksik etki yapmakta ve bu gıdalarla beslenen insanlarda kusma, ishal gibi rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır (Lee, 1970). Bitkiler tarafından alındıktan sonra nitrat (NO3), nitrit (NO2) üzerinden amonyağa indirgenir. Amonyak daha sonra glutamat dehidrogenaz, glutaminsentetaz ve glutamatsentetaz enzimleri aracılığıyla özümlenerek glutamin asidine dönüştürülür (Mengel, 1984). Bitkiler toprağa verilen kimyasal gübrelerdeki besin elementlerinden tam olarak yararlanamaz. Bu oran azot için %50-70 (Anonymous 2004). Toprağa verilen azotlu gübrelerin küçük bir bölümünden yararlanabildiğini göstermiştir. Azotlu gübreler genellikle toprak yüzeyine saçılarak verilmekte bu durum ise gübrelerde bulunan azotun bir kısmının amonyak (NH3) şeklinde buharlaşarak atmosfere karışmasına bir bölümünün nitrat (NO3) şeklinde toprağın derinliklerine yıkanmasına ve bir bölümünün de immobilizasyona uğrayarak bitkiler tarafından yararlanılmaz şekle dönüşmesine neden olmaktadır (fınk, 1979). Azotun köklerden alındıktan sonra yapraklara hangi dönemlerde inorganik azotun organik azota ne miktarda dönüştürüldüğünü, sapta bu durumun nasıl gerçekleştiği ve organik azotun yapraklardan ve saptan başağa hangi dönemlerde ve ne miktarda taşındığının bilinmesi azotla yapılacak gübreleme çalışmalarına yol gösterecektir. MATERYAL VE METOD Bu çalışma, değişik dozlarda uygulanan azot ve potasyumun zmir-85 yazlık buğday çeşidinin yaprak, dane ve sap nitrat azotu ve amonyum azotu kapsamı üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Jenny vd. (1950) tarafından geliştirilen yöntem esas alınarak Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü serasında yapılmıştır. Üç tekerrürlü olarak olarak düzenlenen denemede tekerrürün seradaki yerleri rastlantılı olarak seçilmiş ve tekerrüre giren saksıların yerleri kendi aralarında her gün değiştirilmiştir. Denemede toplam 108 saksı kullanılmıştır. Deneme toprağına ait fiziksel ve kimyasal analiz sonuçları Çizelge 1’de sunulmuştur. Çizelge 1. Araştırma toprağının fiziksel ve kimyasal özellikleri pH (1:1süsp.) 7.65 CaC03 (%) 2.70 Org.Mad. (%) 1.76 P (ppm) 5.98 K (me/100 g) 1.80 KDK (me/100g) 28.28 Tekstür Killi-tın

Çizelge incelendiğinde, deneme toprağı killi tınlı tekstürlü olup alkali tepkimelidir. Kireç ve organik madde yönünden de yoksuldur (Jackson 1962 ). Değişebilir potasyumca varsıl olan araştırma toprağı yarayışlı fosfor yönünden ise yoksuldur (Yurtsever 1978). Tesadüf parselleri deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak kurulan sera denemesinde içerisinde polietilen torba bulunan saksılara mutlak kuru madde ilkesine göre 3600 g. toprak konulmuş, denemede yazlık zmir-85 buğday çeşidi kullanılmıştır. Deneme topraklarına ekimden önce 0, 40, 80, 120, 160 ve 200 ppm N ve 0, 30, 60, 90, 120, 150 ppm K çözelti şeklinde verilmiş ve toprakla iyice karıştırılmıştır. Ayrıca denemedeki saksıların hepsine ekimden önce 100 ppm P fosforik asitten çözelti şeklinde deneme toprağına uygulanmıştır. NO3 ve NH4 azotu Chibogu (1975) tarafından açıklandığı şekilde belirlenmiştir. Deneme sonuçlarının istatistiki analizleri Düzgüneş (1963)’e göre yapılmıştır.

199

SONUÇLAR VE TARTIŞMA Yaprak Amonyum Azotu Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun yazlık zmir-85 buğday çeşidinde yaprak amonyum azotu miktarı üzerine yapılan istatistiki analiz sonucunda azot işlemi, potasyum işlemi ve azot x potasyum interaksiyonu (p<0.01) düzeyinde önemli etki yapmıştır. Çizelge 2. Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun yazlık zmir-85 buğday çeşidinin yaprak amonyum azotu üzerine etkisi (ppm)
N/K şl N0 N1 N2 N3 N4 N5 K0 6283 Aa 4750 CDb 6733 Aa 4733 Bb 6750 Ba 6317 Aa K1 5808 ABab 6683 Ba 4767 Ccd 5508 ABbc 4417 Cd 5842 ABab K2 4217 Cd 4858 CDcd 5508 BCbc 5983 Ab 8725 Aa 5533 ACbc K3 4713 Cc 5458 Cab 5775 ACab 6108 Aab 6433 Ba 5150 BDbc K4 4533Cc 7875 Aa 6225 ABb 5642 ABb 6400 Bb 4375 Dc K5 5808 BCbc 4025 Dc 6700 Aa 5733 AB 4117 Cc 4583 CDc

* Aynı harfle gösterilen uygulamalar arasındaki fark istatistiki olarak önemli değildir. ** Büyük harfler yatay, küçük harfler düşey karşılaştırma içindir.

Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun yazlık buğdayda yaprağın amonyum azotu miktarı üzerine etkisine ilişkin değerler çizelge 2’de verilmiştir. Çizelgenin incelenmesinden de anlaşılacağı gibi yazlık buğday bitkisinin yaprak amonyum azotu miktarı toprağa ilave edilen azot ve potasyum miktarları ile ilgili olarak artmıştır. En yüksek yaprak amonyum azotu miktarı N4K2 işleminde 8725 ppm olarak saptanmıştır. En az yaprak amonyum azotu miktarı ise N1K5 işlemi sonucunda 4025 ppm olarak saptanmıştır. Yaprak Nitrat Azotu Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyum yazlık buğday bitkisinin yaprak nitrat azotu miktarı üzerine yapılan istatistiki analiz sonucunda azot işlemi, potasyum işlemi ve azot x potasyum işlemi, (p<0.01) düzeyinde önemli etki yapmıştır. Çizelge 3. Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun yazlık zmir-85 buğday çeşidinin yaprak nitrat azotu üzerine etkisi (ppm)
N/K şl N0 N1 N2 N3 N4 N5 K0 4363 Cd 6153 ABb 7000 Aa 5795 Abc 5202 Dc K1 5428 Bbc 5800 Bb 4290 Cd K2 6780 Aa 5840 Bb K3 4950 Cc 5438 Bbc 4955 BCc K4 3897 Cd 6580 ABa 5310 Bbc 5653 ABbc K5 4580 Cc 6430 ABb 5933 Bb 5922 Ab 8428 Aa 8585 Aa 6178 ABab 6650 Aa

5970 BCcd 4550 Cc 6775 Ba 6630 Ba

5300 CDbc 6018 BCab 5790 Bb 5185 BCc

5510 BCbc 5472 BCbc 4725 Cc

* Aynı harfle gösterilen uygulamalar arasındaki fark istatistiki olarak önemli değildir. ** Büyük harfler yatay, küçük harfler düşey karşılaştırma içindir.

Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun yazlık buğdayda yaprağın nitrat azotu miktarı üzerine etkisine ilişkin değerler çizelge 3’de verilmiştir. En yüksek

200

nitrat azotu miktarı N5K5 işleminde 8585 ppm olarak, en düşük nitrat azotu ise N0K4 işleminde 3897 ppm olarak saptanmıştır. Prezemeck ve Eıssa (1983) buğdayın çeşitli gelişim dönemlerinde yararlandığı azot kaynaklarını incelemişler ve nitrat formundaki azotun yaprakta yüksek olduğunu saptamışlardır. Sap Amonyum Azotu Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun yazlık buğday bitkisinin sap amonyum azotu miktarı üzerine yapılan istatistiki analiz sonucunda azot işlemi, azot x potasyum işlemi ve potasyum işlemi (p<0.01) düzeyinde önemli etki yapmıştır. Çizelge 4. Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun yazlık zmir-85 buğday çeşidinin sap amonyum azotu üzerine etkisi (ppm)
N/K şl N0 N1 N2 N3 N4 N5 K0 4875Cab 4067 Bcd 3375 Dd 4092 Dcd 4225 Bbc 5458 Ba K1 6575 Aa 4167 Bc 5542 Ab 6383 Ba 4000 Bc 4392 CDc K2 4533 CDbc 3583 Bd 4375 Bc 5625 Ca 5167 Aab 4158 Dcd K3 4333 CDbc 6083 Aa 4125 BCc 4975 Cb 4708 ABbc 5000 BCb K4 3967 Bc 3583 Bc 5225 Ab 7267 Aa 5092 Ab 5033 BCb K5 5692 Bac 5975 Aab 3550 CDd 5317 Cbc 5125 Ac 6308 Aa

* Aynı harfle gösterilen uygulamalar arasındaki fark istatistiki olarak önemli değildir. ** Büyük harfler yatay, küçük harfler düşey karşılaştırma içindir.

Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun yazlık buğdayın sap amonyum azotu miktarı üzerine etkili olmuştur ve etkisine ilişkin değerler çizelge 4’de verilmiştir. En yüksek amonyum azotu N3K4 işleminde 7267 ppm olarak, en düşük amonyum azotu miktarı ise N2K0 işleminde 3375 ppm olarak saptanmıştır. Prezemeck ve Eissa (1983) yapmış oldukları çalışma sonucunda sapta amonyum azotu miktarının düşük olduğunu tesbit etmişlerdir. Sap Nitrat Azotu Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun yazlık buğday bitkisinin sap amonyum azotu miktarı üzerine yapılan istatistiki analiz sonucunda azot işlemi, azot x potasyum işlemi ve potasyum işlemi (p<0.01) düzeyinde önemli etki yapmıştır. Çizelgenin incelenmesinden de anlaşılacağı gibi uygulanan azot ve potasyum miktarları sapın nitrat azotu miktarını arttırmıştır. En yüksek nitrat azotu miktarı N3K1 işleminde 7060 ppm olarak, en düşük nitrat azotu ise N0K1 işleminde 2642 ppm olarak saptanmıştır. Katkat (1988) tarafından artan miktarlarda verilen azotun buğday bitkisinin sap ürün miktarını arttırdığı yapılan tarla denemesiyle de saptanmıştır. Prezemeck ve Eıssa (1983) ise buğdayın çeşitli gelişme dönemlerinde yararlandığı azot kaynaklarını incelemişler ve nitrat formundaki azotun sapta yüksek olduğunu saptamışlardır.

201

Çizelge 5. Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun yazlık zmir-85 buğday çeşidinin sap nitrat azotu üzerine etkisi (ppm)
N/K şl N0 N1 N2 N3 N4 N5 K0 3375 Ac K1 2642 Ae K2 3302 Ab 3248 Db 4813 BCa 4913 Ba 4380 Ba 4770 BCa K3 3032 Ac 4150 BCab 4580 Bab 4942 BCa 4645 Bab 4105 Cb K4 3043 Ac 4407 ABb 5670 Aa 5520 Ba 4620 Bb 6260 Aa K5 2778 Ad 5135 Ab 4920 ABbc 4220 Bc 4350 Bbc 6208 Aa

3537 CDc 3718 BDd 4645 Bab 5060 ABc 5417 Ba 4563 Bb 7060 Aa 6010 Ab

4985 Bab 4925 Bc

* Aynı harfle gösterilen uygulamalar arasındaki fark istatistiki olarak önemli değildir. ** Büyük harfler yatay, küçük harfler düşey karşılaştırma içindir.

Dane Amonyum Azotu Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun yazlık buğday bitkisinin sap amonyum azotu miktarı üzerine yapılan istatistiki analiz sonucunda azot işlemi, potasyum işlemi ve azot x potasyum işlemi, (p<0.01) düzeyinde önemli etki yapmıştır. Çizelge 6. Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun yazlık zmir-85 buğday çeşidinin dane amonyum azotu üzerine etkisi (ppm)
N/K şl N0 N1 N2 N3 N4 N5 K0 14130 Aab 12840 Cb K1 14540 Aab 12980 Cb K2 12050 Bd 13770 Cac 12720 Bcd K3 11850 Bd 15910 Ab 14760 Abc K4 11730 Bc K5 13700Aac

15430 ABb 14170 BCac 14800 Ab 14700 Ab 13170 ABc 14960 Aab

13650 ABab 14170 ABab 14690 Aa 15150 Aa 15280 Aa 14660 ABab

14670 Aab 13670 Ac 15180 Aa 14560 ABbc

14870 ABb 13420 Bbc 17020 Aa 15180 Ba

13680 BCab 13070 Cb

13500 Cbd 13800 Aa

* Aynı harfle gösterilen uygulamalar arasındaki fark istatistiki olarak önemli değildir. ** Büyük harfler yatay, küçük harfler düşey karşılaştırma içindir.

Çizelgenin incelenmesinden de anlaşılacağı gibi uygulanan azot ve potasyum miktarları danenin amonyum azotu miktarı üzerine etkili olmuştur. En yüksek amonyum azotu N5K4 işleminde 17020 ppm olarak, en düşük amonyum azotu N0K4 işleminde 11730 ppm olarak saptanmıştır. Mehrotra ve ark. (1967) buğdayın gelişmesi için etkili olan besin maddelerinin N,P,K olduğunu ve azotun ise başat bir rol oynadığını belirlemişler ve yapılan çalışmada dane ile maksimum azot kaldırıldığını saptamışlardır. Prezemeck ve Eissa (1983) yapmış oldukları çalışma sonucunda danede amonyum azotu miktarının yüksek olduğunu tesbit etmişlerdir. Özdeş bulgular Özcan (1992) tarafından da saptanmıştır. Dane Nitrat Azotu Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyum yazlık buğday bitkisinin sap nitrat azotu miktarı üzerine yapılan istatistiki analiz sonucunda azot işlemi, potasyum işlemi, azot x potasyum işlemi (p<0.01) düzeyinde önemli etki yapmıştır. Çizelgenin incelenmesinden de anlaşılacağı gibi azot ve potasyumun yazlık buğdayın dane nitrat azotu miktarı üzerine önemli miktarda bir etki yapmamıştır. En

202

yüksek nitrat azotu miktarı N2K4 işleminde 2093 ppm olarak, en düşük nitrat azotu miktarı ise N2K2 işleminde 1460 ppm olarak saptanmıştır. Çizelge 7. Değişik miktarlarda uygulanan azot ve potasyumun yazlık zmir-85 buğday çeşidinin dane nitrat azotu üzerine etkisi (ppm)
N/K şl N0 N1 N2 N3 N4 N5 K0 1593 Ac 1787 Aac K1 1813 Aa 1777 Ab K2 1537 Ac 1920 Aab 1460 Cc K3 1557 Ab 1933 Aa 1740 BCab K4 1740 Abc 1867 Aac 2093 Aa 2007 Aab 1883 Aac 1640 Bc K5 1850 Aab 1887 Aab 1730 BCab 1573 Cb 2000 Aa 1857 ABab

1917 ABab 1637BCab 1636 BCbc 1753ACab 1907 Aab 2070 Aa 1473 Bb 1710 Bab

1937 ABab 1890 ABa 2063 Aa 1670 Bbc 1767 Aab 1640 Bab

* Aynı harfle gösterilen uygulamalar arasındaki fark istatistiki olarak önemli değildir. ** Büyük harfler yatay, küçük harfler düşey karşılaştırma içindir.

KAYNAKLAR Anonymous, 2004. http/www.qfaqf.org/agrenv/en/amedments.html Bremner, J.M., 1965. Methods of soil analysis part 2. Chemical and microbiological properties ad. C.A.Black Amer. Soc.Agron.Inc.Publischer Agronomy Series No:9 Madison Wis., U.S.A. Chıbogu, M.B.A., Meyer, C.B., Narsin, P. , 1975 . Boden und dünger (N15) stickstoff in ackerparabraunerder aus löss jahrensbilans und umverteilung auf versciedene Nbindungsformen in abhangigkeit von bewachs. N-düngungs formundzusatzvon nitrifikationshemmern. Göttinger Bodenkuntliche Berichte. 34, 1-67. Düzgüneş, O., 1963. Bilimsel araştırmalarda istatistik prensipleri ve metodları. S.375. Ege Üniv. Matbaası, zmir. Fınck, A., 1979. Dünger und Düngüng Grundluagen und Anleitung zur Düngüng der Kulturpflanzen. Varlag Chemie. Weinheim. New York. Jackson, M.I., 1962. Soil chemical analysis prentice hall. Onc. Englewood cliffs. N.S. U.S.A. Jenny, H., Valamis, J., and Martin, W.E., 1950. Green house assay of fertility of california soils. Hilgardia 20:1-8. Lee, D.H.K., 1970. Nitrates,nitrites and methemoglobinemia Environ. Rex.No.2 Nat.Inst. of Environ. Helath Sci. Nat. Ins. Health Dept. Of Hew Washington, D.C. Mengel, K., 1984. Ernahrung und stoffwechsel der pflanze gustovfischer verlag Stutgart. Metrotra, O.N., Sınha, N.S. , ve Srivastava, R.D.L. , 1967. The uptake of nitrogen by wheat plants at various stages of growth as ınfluenced by phosphorus. Plant and soil xxvı, No: 2 April 1967. 361-366. Özcan, C., 1992. Farklı gelişim dönemlerinde bölünerek uygulanan değişik miktarlardaki azotun yazlık buğdayda ürün miktarı ile azot kapsamı üzerine etkisi üzerine araştırmalar (Yüksek Lisans Tezi), Ankara.

203

Prezemeck, E. and Eissa, S., 1983. Incorporation of nitrogen into the wheat grain as affected by nitrate or ammonium seminar on plant nutrition and soil science P.P. 69-75, January 1983. Yurtsever, N., 1978. Orta Anadolu bölgesi topraklarının fosfor statülerinin tayininde kullanılan Olsen fosfor analiz metodunun buğday tarla denemeleri ile kalibrasyonu, Top. ve Güb. Araş. Ens. Müd. Yayınları Genel Yayın No: 74, Rapor Yayın No: 10. Ankara.

204

DEĞ Ş K B LEŞ MLERDEK AZOTLU GÜBRELER N VE FARKLI DOZLARININ ŞEKER PANCARININ VER M VE KAL TES NE ETK S Mustafa TURHAN Ahmet P ŞK N* TŞFAŞ Şeker Enstitüsü, Etimesgut, Ankara. *a-piskin@hotmail.com ÖZET Araştırma, Şeker Enstitüsü Ilgın Deneme stasyonunda 2006 ve 2007 yıllarında tesadüf blokları deneme deseninde, 4 tekrarlamalı olarak yapılmıştır. Denemede, değişik bileşimlerdeki; kireçli amonyum nitrat ( %26 N ), amonyum nitrat ( % 33 N ), amonyum sülfat (%21 N), üre (%46 N) ve amonyum sülfat nitrat (% 26 N) azotlu gübreleri kullanılmıştır. Gübre çeşitlerinin 9, 12 ve 15 kg N da-1 dozları deneme konuları olarak uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, gübre çeşitlerinin; pancar verimi, şeker varlığı, arıtılmış şeker varlığı ve zararlı azot üzerine etkisi iki yılda da önemsiz bulunmuştur. Gübre dozlarının pancar verimi üzerine etkisi her iki yılda da önemli bulunmazken, şeker varlığı üzerine etkisi %5 düzeyinde önemli bulunmuştur. Gübre dozlarının, arıtılmış şeker varlığı üzerine etkisi 2006 yılında istatistikî olarak %1 düzeyinde, 2007 yılında ise % 5 düzeyinde önemli çıkmıştır. En iyi kalite değerleri her iki yılda da 9 ve 12 kg N da-1 dozlarından elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şeker pancarı, azotlu gübre çeşitleri, azot dozları, pancar verimi. EFFECTS OF DIFFERENT FORM OF NITROGEN FERTILIZERS AND THEIR DIFFERENT DOSES ON YIELD AND QUALITY OF SUGAR BEET ABSTRACT The research was carried out at Ilgın Experiment Station of Sugar Institute in 2006 and 2007. Experiments were conducted in a randomised block design with 4 replications using five different nitrogen fertilizers (calcium ammonium nitrate, ammonium nitrate, ammonium sulphate, urea, ammonium sulphate nitrate). In trials were used three doses of nitrogen (9, 12 and 15 kg N da-1).According to the results, the effects of different nitrogen fertilizer on beet yield, sugar content, extractable sugar content, harmful nitrogen, Na, K and extractable sugar yield were not significantly important in two years. As the effects of different nitrogen doses on beet yield were not significantly important, sugar content was significantly important at p<0,05 level in two years. The effects of different nitrogen doses on extractable sugar content was significantly important at p<0,01 in 2006,but it was significantly important at p<0,05 in 2007 level. The highest quality values obtained from 9 and 12 kg N da-1 in two years Key Words: Sugar beet, different nitrogen fertilizers, nitrogen doses, beet yield. GRŞ Dünyada değişik formlardaki azotlu gübrelerin karşılaştırılması çalışmaları hız kesmesine rağmen, ülkemizin iklim ve toprak özellikleri nedeniyle tartışmalar hala devam etmektedir. Son zamanlarda bu tartışma, gübre fiyatlarındaki aşırı artış ve nitrat azot oranı yüksek azotlu gübrelerin, terör odaklarınca kötü amaçlı kullanılması gibi nedenlerden dolayı ivme kazanmıştır. Ülkemizde şeker pancarı yetiştirilen alanlardaki toprakların organik maddesi düşük, orta alkali reaksiyonlu ve çok fazla kireçlidir (Sueri ve Turhan 2003). Şeker

205

pancarı yetiştiriciliğinde kullanılacak azotlu gübrelerin bileşimi ve miktarı, hem toprak özellikleri hem de bitkinin genetik özellikleriyle yakından ilgilidir. Bitkiler NH4+ ve NO3- formundaki azot ile beslenir. Bitkilerin bu iki azot formu arasındaki tercihleri, bitki çeşidi, yaşı ve bazı çevre şartlarına bağlı olarak değişir. Şeker pancarı her iki azot formunu da kullanır (Güneş vd. 2004). Amonyum sülfat asit karakterli olduğu için toprağı asitleştirmekte, amonyum nitrat toprağı asitleştirme eğiliminde, ürenin toprak pH’sına etkisi hafif asit, kalsiyum amonyum nitratın toprak pH’sı üzerine etkisi ise nötr’dür (Güneş vd. 2004) . Üre gübresi, üretim, depolanma, taşınma ve dağıtım yönünden ekonomik avantaja sahip olması gibi nedenlerle son yıllarda azotlu gübreler içinde çok önemli konuma gelmiştir. Kalsiyum amonyum nitrat gübresinde bulunan kireç toprağa verildikten sonra toprağa ve bitkilere zarar vermez, toprağın kireç sınıfını değiştirmez yani toprakta kireçleme etkisi göstermez (Finck 1969, Çolakoğlu 2007). Şeker pancarına, ekim öncesi tohum yatağı hazırlığında veya haziran ayı sonuna kadar baş gübresi olarak verilen üre, amonyum sülfat ve kalsiyum amonyum nitrat gübrelerinin şeker verimi üzerine etkileri aynı olmuş ve bu gübrelerin çimlenme üzerine olumsuz bir tesiri tespit edilmemiştir(Adams 1960). ngiltere’de Draycott ve Holliday (1970) sıvı amonyak ve kireçli amonyum nitrat (Nitro-Chalk) gübrelerinin, 12,5 kg N da-1 dozunu kullanarak yaptıkları çalışmada; iki gübrenin de şeker pancarı kök, şeker ve yaprak verimi üzerine aynı etkiyi yaptığını, fakat hasatta bitkide kireçli amonyum nitrata göre sıvı amonyak konusunda daha az azot olduğunu bulmuşlardır. Yaprak gelişme durumu, pancar kökündeki şeker birikimini sağlayan enerji ve kökte biriken zararlı maddelerin artışının önlenmesi, gübrelerin doğru ölçüde verilmesi ve bitki besin maddelerinin alımının düzenlenmesi yetiştiricilikte anahtar noktadır. Alınabilir azotun çok yüksek olduğu topraklarda, sadece çok küçük bir miktar gübre ilavesi dahi şeker yüzdesi ve şerbet arılığında ani düşüşlere neden olabilmektedir. Bu nedenlerden dolayıdır ki, azot gübrelemesi yer ve yıla göre daima çok spesifik bir uygulama gerektirmekte ve bu konu azot uygulama oranının hesaplanmasında önemli bir rehber olmaktadır (Barbanti 1999). Yavuz ( 1976) 1969-1975 yılları arasında yaptığı şeker pancarında azot miktar artırma çalışmalarında, Konya şartlarında şeker pancarının azot gübrelemesi için 30 kg N da-1 dozunu önerirken, Nuh (1973) azotlu gübrenin porsiyonlar halinde verilmesinin pancar verim ve kalitesine etkisi konusundaki çalışmasında, şeker oranı ve pancar verimi değerleri dikkate alındığında, dekara10-20 kg azotun iki seferde verildiğinde şeker verimini artırdığını bildirmiştir Turhan ve Pişkin (2004), Konya’da şeker pancarına azotun 9 değişik dozunu (0, 4, 6, 8, 12, 16, 20, 24, 28 ve 32 kg N da-1) uygulayarak yaptıkları çalışmadan elde ettikleri sonuçlara göre; en yüksek pancar kök ve şeker verimleri 8 ile 12 kg N da-1 arasındaki azot uygulamalarından elde etmişlerdir. Draycott ve Martindale (2000), ngiltere’de 1970 li yıllarda %16 şeker içeren bir ton şeker pancarı için yaklaşık 6 kg N kullanılırken, 2000 yılına kadar bu miktarın üçte bir oranına kadar düşerek 1,7 kg N düzeyine indiğini bildirmektedirler. Draycott ve Christenson (2003); araştırıcıların, gübrelemeye başlanılan yıllardan itibaren 1970’li yıllara kadar azotun yalnız pancar veriminin artırılması, daha sonra hem üreticinin hem de fabrikanın maksimum kazanç elde etmeleri üzerinde

206

çalışmalar yaptıklarını, 1980 ve 1990’lı yıllarda azotun çevreye etkilerini incelemeye başladıklarını, günümüzde ise azotun bitkiye olan etkisinin yanında, daha ağırlıklı olarak da toprağa, suya ve çevreye olan etkileri üzerine araştırmalara devam ettiklerini bildirmişlerdir Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’nin son yıllara ait şeker pancarı ekim, verim ve çiftçiye dağıtılan kimyasal gübre miktarları Çizelge 1'de verilmiştir. Çizelge 1. TŞFAŞ’nin son yıllardaki şeker pancarı ekim alanı, pancar verimi ve çiftçiye dağıtılan kimyasal gübre dağıtım durumu Ülke Belçika/Lükse. Fransa Almanya Yunanistan talya ngiltere AB Ort. Şili Mısır Fas Türkiye A.B.D. Orta Batı A.B.D. Göller Böl. N 13.0 13.0 10.0 13.9 9.5 10.5 13.0 14.0 10.9 24.0 13.3 8.5 16.0 Uygulama (kg/da) P2O5 8.0 11.0 7.0 11.1 13.5 6.5 10.2 30.0 3.7 12.0 7.7 6.5 6.5 K2O 29.0 24.0 14.0 12.7 12.5 12.5 13.7 9.0 0.0 25.0 3.1 1.5 22.0

Çizelge 2’de Avrupa Birliği ülkelerinin 1990’lı ve şeker pancarı üreten bazı ülkelerin 2000’li yıllarda şeker pancarı için verdikleri NPK miktarları görülmektedir (Draycott 2003). Çizelge 2. Bazı ülkelerin şeker pancarı için verdikleri NPK miktarları
Yıllar 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 Ekim alanı (da) 3.476.496 3.876.630 4.115.555 3.433.611 3.303.386 2.762.080 2.837.503 2.331.290 2.267.687 2.219.500 1.545.900 1.752.576 Pancar Verimi (kg/da) 3.340 3.903 4.318 3.943 4.468 3.558 4.283 3.931 4.207 4.330 4.364 3.952 N 12.2 12.0 11.0 13.0 14.0 14.8 16.9 15.7 16.2 15.7 17.0 18.8 Verilen Gübre (kg/da) P2O5 11.7 12.0 7.0 8.0 8.0 8.6 9.9 9.1 9.4 9.2 9.9 11.0

K 2O 3.9 4.0 3.0 3.0 3.0 3.5 3.9 3.6 3.8 3.7 4.0 4.4

Bu çalışma, ülkemizde şeker pancarının azot gübrelemesinde azot kaynağı olarak kullanılan değişik azotlu gübrelerin ve farklı dozlarının şeker pancarının verim ve kalitesine etkisini belirlemek ve pratikte yapılan azotlu gübre uygulamalarını yönlendirmek amacıyla yürütülmüştür.

207

MATERYAL VE METOD Araştırma Şeker Enstitüsü, Ilgın Deneme stasyonunda yapılmıştır. Deneme tarlası kestanerengi büyük toprak grubu içerisinde bulunmaktadır. Deneme alanına ait uzun yıllık, 2006 ve 2007 yılları vejetasyon süresindeki ortalama bazı iklim verileri çizelge 3’ de verilmiştir. Çizelge 3. Deneme alanlarına ait Ilgın Meteoroloji stasyonundan alınan bazı ortalama iklim verileri klim Değerleri Deniz Seviyesinden Yükseklik (m) Yıllık Yağış (mm) Ortalama Yüksek Sıcaklık (oC) Ortalama Düşük Sıcaklık (oC) Ortalama Sıcaklık (oC) Uzun yıllık (40 yıllık) 1034 424.2 17.3 4.4 10.8 2006 448.3 25.2 -2.8 11.2 2007 423.1 26.2 -1.7 11.7

Ilgın, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk geçen “sıcak-yarı kurak” olarak karaktersize edilebilen bir iklime sahiptir (Toprak Su 1978). Araştırmada fosfor ve potasyum gübrelemesi toprak analiz sonucuna göre yapılmıştır. Denemede, değişik bileşimlerdeki; kireçli amonyum nitrat (%26 N), amonyum nitrat (% 33 N), amonyum sülfat (%21 N), üre ( %46 N) ve amonyum sülfat nitrat (% 26 N ) azotlu gübreleri kullanılmıştır. Amonyum sülfat nitrat (%26 N) dışındaki azotlu gübreler piyasadan temin edilmiş, amonyum sülfat nitrat gübresi ise BAGFAŞ gübre fabrikasına özel yaptırılmıştır. Bu gübreler ait Ülkemizin 2007 yılı tüketimleri grafik 1 de verilmiştir. Deneme, tesadüf blokları deneme tertibinde, 4 tekrarlamalı olarak, 2 yıl süreyle yürütülmüştür. Denemelere 2006 yılında 8 kg P2O5 da1 , 12 kg K2O da-1, 2007 yılında 7 kg P2O5 da-1, 12 kg K2O da-1 verilmiştir.

ÜRE(%46N) 473.955; %28

AS(%21N) 163.287; %10

CAN (%26N) 600.895; %35

AN(%33 N) 449.862; %27

Grafik 1. Ülkemizde 2007 yılında kullanılan azotlu gübre miktarları(ton) ve oranları (%) Fosforlu gübrenin 2/3’ü ile potasyumlu gübrenin tamamı sonbaharda son güz sürümünde pulluk altına verilmiş, fosforlu gübrenin geriye kalan 1/3’ü ile verilecek azotlu gübrenin 1/2’si ilkbahar tohum yatağı hazırlığı sırasında kombi kürümler altına verilerek toprağa karıştırılmıştır. Azotlu gübrenin kalan 1/2’si ise baş gübrelemesi olarak seyreltme ve tekleme tamamlandıktan sonra yapılan çapanın önüne atılmış ve çapa ile toprağa karıştırılmıştır. Çalışmada kontrol dahil her konu 45 m2’lik ekim, 20 m2’lik hasat parsellerinde denenmiştir. Leila şeker pancarı çeşidi sıra arası 45 cm, sıra üzeri 5 cm olacak şekilde

208

hassas mibzerle ekilmiş, daha sonra sıra üzerinde 20 cm de bir pancar kalacak şekilde seyreltilmiştir. Denemelerin gerekli bakım, sulama, hastalık ve haşerelerle mücadele işlemleri zamanında aksatılmadan yapılmıştır. 2006 yılında 6 sulama, 2007 yılında birisi pancar çıkışı için yağmurlama sulama olmak üzere 7 defa sulama yapılmıştır. Deneme alanlarından gübre uygulanmadan önce 0-20 ve 20-40 cm derinlikten alınan (Jackson 1962) toprak örneklerinde bünye (Bouyoucos 1951), pH (Jackson 1962), CaCO3 (Hızalan ve Ünal 1966), Organik madde (Jackson 1962), bitkilerce alınabilir fosfor (Olsen vd. 1954), bitkilerce alınabilir potasyum (Knowels ve Watkin 1967) tayinleri yapılmıştır. Teknolojik olgunluğa erişen şeker pancarı ekim ayı ortasında hasat edilmiş, hasat edilen şeker pancarının pancar verimi kg da-1 olarak belirlenmiştir. Frezeden geçirilerek elde edilen kıyımdan alınan örneklerde ICUMSA (1958) tarafından bildirildiği şekilde soğuk digestion yöntemine göre % şeker varlığı, Kubadinow (1972) ve Kalinenko (1975) tarafından bildirildiği şekilde sodyum ve potasyum miktarları, Kubadinow ve Wieninger (1972) tarafından açıklandığı şekilde, zararlı azot (α-amino azotu) miktarları belirlenmiştir. Arıtılmış şeker varlığı (AŞV) =ŞV-{0.343 (Na+K)+(0.094N)+0.29} formülü ile, Arıtılmış Şeker Verimi (AŞVE) = AŞV x Pancar Verimi/100 formülü ile hesaplanmıştır. Veriler varyans analizine tabi tutulmuş analizlere göre istatistiksel olarak önemli çıkan muameleler arasındaki farkı belirlemek için LSD testi uygulanmıştır (p< 0.05).

ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Araştırma alanlarından alınan toprak numunelerinin bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri ile bitki besin kapsamları çizelge 4’te verilmiştir. Çizelge 4. Araştırma alanlarından alınan toprak örneklerinin bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri ile bitki besin kapsamları
Tekstür Toplam N (%) O.M. (%) P2O5 (ppm) K2 O (ppm)

Yıl

Derinlik (cm)

Kum (%) 2.35 1.33 2.34 2.34

Silt (%)

Kil (%)

pH Kireç (%)

Sınıfı Kil Kil Kil Kil 0.206 0.205 0.215 0..210 7.8 8.0 7.7 8.2 24.8 23.6 23.9 22.8 2.46 2.38 3.02 2.81 34.9 32.9 44.6 29.9 60 59 71 66

2006 2007

0-20 20-40 0-20 20-40

36.42 61.23 36.80 61.89 36.41 61.25 36.45 61.21

Deneme alanları topraklarının pH’ları alkali, kireç kapsamları çok fazla kireçli, organik madde kapsamları orta, fosfor kapsamları yüksek, potasyum kapsamları az düzeylerde bulunmaktadır. Değişik bileşimlerdeki azotlu gübrelerin ve bu gübre dozlarının şeker pancarının verim ve kalite değerlerine ait 2006 yılı analiz sonuçları Çizelge 5’te, 2007 yılı analiz sonuçları ise çizelge 6’te verilmiştir. 2006 ve 2007 yılına ait varyans analiz sonuçlarına göre azotlu gübre çeşitlerinin pancar verimi, şeker varlığı, arıtılmış şeker varlığı, arıtılmış şeker verimine, amino azot, sodyum ve potasyum değerlerine etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır.

209

Çizelge 5. Değişik bileşimlerdeki azotlu gübrelerin ve farklı dozlarının şeker pancarının verim ve kalite değerlerine ait analiz sonuçları (2006)
Pancar Verimi kg da-1 7.751 7.786 7.803 7.524 7.469 Arıtılmış Arıtılmış Şeker Zararlı Şeker Şeker Varlığı Azot Sodyum Potasyum Varlığı Verimi % mmol/100g mmol/100g mmol/100g % kg da-1 16.69 2.75 1.52 4.33 14.14 1.097 16.75 2.53 1.57 4.18 14.25 1.111 17.02 2.54 1.52 4.33 14.48 1.129 16.89 2.49 1.58 4.12 14.41 1.083 16.76 2.72 1.61 4.25 14.21 1.061 1.568 1.715 0.442 1.032 1.241 1.119

Gübre Çeşitleri KAN (%26 N) AN (% 33 N) AS (%21 N) ÜRE (%46 N) ASN (% 26 N)

F Değer. Tablo %5 2.61 1.100 LSD (0.05) Arıtılmış Arıtılmış Pancar Şeker Zararlı Şeker Şeker Verimi Varlığı Azot Sodyum Potasyum Varlığı Verimi % mmol/100g mmol/100g mmol/100g % kg da-1 Azot Dozları (kg da-1) kg da-1 7.646 16.96 a 2.42 a 1.51 4.18 14.50 a 1.108 9 7.660 16.88 a 2.63 ab 1.55 4.26 14.35 a 1.099 12 7.694 16.62 b 2.77 6 1.63 4.28 14.05 b 1.081 15 4.778* 6.015** 0.747 0.612 F Değer. Tablo %5 3,23 0.046 0.23 0.20 LSD (0.05) 0.31 0.27 (0.01) (*): P<0.05 , (**):P<0.01 Aynı sütunda farklı harfle gösterilen ortalamalar arasındaki fark önemlidir. 5.199** 0.29 0.38 0,528

Çeşitli bileşimlerdeki azotlu gübrelerin şeker pancarının kök verimine etkisi incelendiğinde; 2006 ve 2007 yılı için gübre dozlarının pancar verimi üzerine etkisi istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. Her iki yılda da azot dozlarının şeker varlığı üzerine etkisi %5 düzeyinde önemli bulunmuştur. 2006 yılında en yüksek şeker varlığı % 16,96 ile 9 kg N da-1 ve %16,88 ile 12 kg N da-1 dan elde edilmiştir. 2007 yılında ise en yüksek şeker varlığı % 19,46 ile 9 kg N da-1 ve %19,29 ile 12 kg N da-1 dan elde edilmiştir. Şeker varlığı taze pancar kökünde bulunan şeker miktarının ağırlık bakımından % ifadesidir. Bu değerin şeker pancarı destekleme alım fiyatının tespitinde kullanılan bir kriter olması, şeker varlığı miktarı arttıkça pancar taban fiyatının artması, veya tersi olarak düşmesi, çiftçinin geliri yanında, fabrikasyon esnasında şeker elde edilmesinde işletme değeri ile bu değerin yakından ilgili olması, yani düşük şeker varlığına sahip bir pancarın fabrikasyondaki işletme giderlerinin yüksek şeker varlığına sahip pancara göre daha pahalıdır. Bu nedenlerle şeker pancarı ve şeker üretiminde şeker varlığı değerinin yüksek olması istenmektedir Çiftçiden alınan pancarın içerisinde bulunan Na, K, ve zararlı azot miktarları şekerin alınmasına engel olmaktadır. Arıtılmış şeker varlığı; alınamayan bu şeker miktarının düşüldükten sonraki kalan miktarıdır. Arıtılmış şeker varlığı üzerine azot dozlarının etkisi 2006 yılında % 1 seviyesinde önemli bulunmuş ve en iyi değerler % 14,50 ile 9 kg N da-1 ve %14,35 ile 12 kg N da-1 dan elde edilmiştir. 2007 yılında ise %

210

5 seviyesinde önemli bulunmuş, en iyi değerler % 17,37 ile 9 kg N da-1 ve %17,19 ile 12 kg N da-1 dan elde edilmiştir. Birim alandan teorik olarak elde edilen şeker miktarı olan arıtılmış şeker verimi üzerine azot dozlarının etkisi, 2006 yılında istatistiksel olarak önemli bulunmamış fakat 2007 yılında %5 düzeyinde önemli bulunmuş ve en iyi değerler 1.349 kg da-1 ile 9 kg N da-1 ve 1.382 kg da-1 ile 12 kg N da-1 dan elde edilmiştir. Şeker pancarının önemli kalite faktörlerinden olan zararlı azot , Na ve K miktarları artan azot düzeylerine bağlı olarak yükselmekte , pancardan üretilebilen şeker miktarının azalmasına neden olmaktadır.Azot dozlarının, pancar içerisindeki Na ve K artışı üzerine etkisi her iki yılda da istatistiksel olarak önemli olmazken; azot dozlarının, şekerin ekstraksiyonunu güçleştiren zararlı azot üzerine etkisi 2007 yılında önemli bulunmamış, 2006 yılında ise %1 seviyesinde önemli bulunmuş ve en küçük değer 9 kg N da-1 dozundan elde edilmiştir. Araştırmada, değişik bileşimlerdeki azotlu gübrelerin şeker pancarının verim ve kalitesi üzerine etkisini değerlendirme amaçlanmış ve daha önce Turhan ve Pişkin (2004) tarafından yapılan ve şeker pancarın en çok yetiştirildiği ç Anadolu ve geçit bölgelerinde, şeker pancarı verim ve kalitesinin optimum olması için önerilen 12 kg N da-1 dozunun bir alt dozu olan 9 kg N da-1 ve bir üst dozu olan 15 kg N da-1 dozu kullanılmıştır. Denemede kullanılan beş farklı bileşimlerdeki azotlu gübre çeşidinin azot dozları ile arasındaki interaksiyon her iki yılda da önemsiz bulunmuştur. Gübre çeşitlerinin şeker pancarının verim ve kalitesi üzerine etkisi üç dozda da önemsiz bulunmuştur. Azot dozlarının şeker pancarının verimi üzerine etkisi önemsiz bulunurken, şeker pancarının kalite değerleri üzerine etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmuş ve en iyi değerler 9 ve 12 kg N da-1 dozlarından elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar topluca değerlendirildiğinde, her iki yılda da değişik bileşimlerdeki azotlu gübre çeşitlerin şeker pancarının verim ve kalitesi üzerine etkisi azotun etkisi dışında, gübre çeşitlerinin; şeker pancarın verim ve kalitesi üzerine etkisi bulunmamıştır. Deneme yapılan Konya-Ilgın şartlarına benzer yerlerde bileşimleri farklı beş azotlu gübre çeşidinin, şeker pancarının verim ve kalitesi üzerine etkisinin bulunmadığını ve azotun 9 ile 12 kg N da-1 arasındaki uygulamaların pancar ve şeker verimi için en uygun miktarlar olduğunu söyleyebiliriz. Azot pancar verimini artırmasına karşılık, kalite düşüşlerine neden olan iki yönlü bir besin maddesi olması ve fazla azotun kalite üzerindeki olumsuz etkisi uygulamada büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, şeker pancarı üretiminin gayesi şeker elde etmek olduğuna göre, fazla azotlu gübre vererek kaliteyi bozmamak gerekir. Dünyada ve ülkemizde yapılan çalışmalarda şeker pancarına verilmesi gereken azot miktarı, iklim ve toprak koşullarına bağlı olarak değişmekle birlikte, 8 ile 12 N da-1 arasındaki uygulamalar ideal azot dozu olarak belirlenmiştir (Turhan ve Pişkin 2004, Fürstengeld vd. 2008, Jaggard 2008). Ülkemizde son zamanlarda verilmesi gereken bu azotun, hangi azotlu gübre ile karşılanmasının daha uygun olacağı tartışmaları gündeme gelmektedir. Özellikle %33 azot içeren amonyum nitrat gübresinin temininde bazı kısıtlamaların olacağı ve %26 N içeren azotlu gübrelerin içindeki diğer maddelerin (kireç ve dolamit gibi) toprağa zarar verebileceği gündeme gelmektedir. Yüksek oranda azot içeren üre (%46 N) gübresi fiyat avantajının yanında, bitkilerin faydalanması için uygulamadan sonra belirli bir süre geçmesi gerektiği, toprağa derhal karıştırılmadığında kurak koşullarda azot kaybı olabileceği ve tohum yatağı hazırlarken verilen ürenin çimlenmeyi olumsuz

211

etkileyebileceği gibi olumsuzluklarından bahsedilmektedir. Amonyum sülfat (%21 N) kristal olması nedeniyle uygulamada zorluklarla karşılaşılabilmektedir. Çizelge 6. Değişik bileşimlerdeki azotlu gübrelerin ve farklı dozlarının şeker pancarının verim ve kalite değerlerine ait analiz sonuçları (2007)
Arıtılmış Arıtılmış Zararlı Şeker Şeker Pancar Şeker Verimi Varlığı Azot Sodyum Potasyum Varlığı Verimi kg da-1 % mmol/100g mmol/100g mmol/100g % kg da-1 7.750 19.18 1.74 0.81 4.08 17.05 1.322 7.952 7.851 7.998 7.610 19.01 19.35 19.33 19.03 0.429 F Değer. Tablo %5 2,61 1.245 LSD (0.05) Arıtılmış Arıtılmış Pancar Şeker Zararlı Şeker Şeker Verimi Varlığı Azot Sodyum Potasyum Varlığı Verimi kg da-1 % mmol/100g mmol/100g mmol/100g % kg da-1 7.766 19.46 a 1.62 0.72 4.11 17.37 a 1.349 a 8.033 19.29 ab 7.698 18.79 b 2.363 3.901* 0.51 1.65 1.88 2.597 0.71 0.81 0.747 4.10 4.12 0.092 17.19 a 16.63 b 3.561* 0.58 1.382 a 1.283 b 3.474* 77 1.70 1.62 1.87 1.66 0.650 0.72 0.68 0.83 0.68 0.437 4.15 4.10 4.13 4.09 0.152 16.89 17.27 17.16 16.95 0.340 1.344 1.357 1.374 1.292 1.356

Gübre Çeşitleri KAN (%26 N) AN (% 33 N) AS (%21 N) ÜRE (%46 N) ASN (% 26 N)

Azot Dozları (kg da-1) 9 12 15 F Değer. Tablo %5 3,23 %1 5,18 LSD (0.05)

(*): P<0.05, (**):P<0.01 Aynı sütunda farklı harfle gösterilen ortalamalar arasındaki fark önemlidir.

Sonuç olarak; Şeker Enstitüsü Konya-Ilgın deneme tarlası şartlarına benzer yerler için kullanılan beş farklı azotlu gübre çeşidinin, TŞFAŞ’nin önerdiği şekli ile uygulandığında şeker pancarının verim ve kalitesi üzerine etkisi istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. TŞFAŞ, 1993 yılından beri fiyat avantajı nedeniyle çiftçilerine üre gübresi vermekte ve bir olumsuzlukla karşılaşılmamaktadır. Şeker pancarı nitrat azotu seven bir bitki olmakla birlikte, kullanılan üre ve amonyum kaynaklı gübrelerin uzun yetişme sürecinde nitrifikasyonla nitrata dönüşmesi sonucunda gübre çeşitleri şeker pancarının verim ve kalitesi üzerine etki edecek bir fark oluşturmamaktadır. Buna göre, şeker pancarı çiftçileri uygulama koşullarına dikkat etmek koşuluyla, istedikleri azotlu gübre çeşidini kullanmalarında bir sakınca görünmemektedir. Azot dozu olarak ta çiftçi geliri ve fabrikanın ekonomik çalışması birlikte düşünüldüğünde,9 ile 12 kg N da-1 arasında azot gübrelemesi yapılması önerilebilir. Zira fazla azotlu gübre kullanmak, şeker pancarının verim ve kalitesini olumsuz etkilemesinin yanında, ülke ekonomisine de gereksiz bir külfet getirmektedir.

212

KAYNAKLAR Adams, S.N.,1960. The value of calcium nitrate and urea for sugar beet and the effect of late nitrogenous top dressing. Journal of Agricultural Science, Cambridge 54,395-398. Barbanti, L., 2000. IIRB Mediterranean Section. nterlaken (CH), 1-12. Bouyoucos, G.J., 1951. A recalibration of the hydrometer method fo making mechanical analysis of soils. Agronomy Jour. 43: 434-438. Çolakoğlu, H., 2007. Kimyevi Gübre Notları. Toros Tarım. Draycott, A.P., Christenson, D.R., 2003. Nutrients For Sugar Beet Production. CAB Publushing CAB International Wallingford Oxon Oxlo 8DE UK Draycott, A.P. and Holliday, R., 1970.Comparisons of liquid and solid fertilizers and anhydrous ammonia for sugar beet. Journal of Agricultural Science, Cambridge 24, 675-685. Draycott, A.P. and Martindale, W. 2000. Effective Use of Nitrogen Fertilizer. British Sugar Beet Reviev 68 (2), 18-21. Güneş, A., Alparslan, M., nal, A.,2004.Bitki Besleme ve Gübreleme. A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları: 1539. Finck, A.,1969. Pflanzenernahrung in Stichworten, Verlag Ferdinand &Hirt, Germany. Fürstenfeld,F., Horn, D.,Bürcky,K.,2008.Management of Nitrogen in Quality Sugar Beet Production-Directly Availably and Easily Mineralizable Soil Nitrogen By EUF Method;25 Years of fertilizer Recommendation for Sogar Beet Growers.71.IIRB Congress.13-14.02.2008.Brussels. Hızalan,E., Ünal.H.,1966. Topraklarda Önemli Kimyasal Analizler. A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları: 278. Icumsa, 1958. Report of the Proceedings. 12 th Session, Subj. 23, Rec. 4: 97. Jackson, M.L., 1962. Soil chemical analysis. Prentice-Hall, Inc. New York. Jaggard,K.W.,2008.Soil Mineral N and the Response to N Fertilizer in England. 71.IIRB Congress.13-14.02.2008.Brussels. Kalinenko,I.G., 1975. Sec. Pishch. Prom. 6: 8-10; Sugar Ind. Abs. 1975, 1034. Knowels, F., Watkin, J.E., 1947. A Practical Course in Agricultural Chemistry. Mc Millian Co. Ltd New York. Kubadinow,N., 1972. Jahresbericht Zuckerforschungs Institute Österreich 8:83-94. Kubadınow,N., Wıenınger, L., 1972.Compt. rent. XIV. Ass. Comm. Int. Tech. Sucr. (CITS) Brüssel, 1971, 539; s.a.Zucker 25 (1972): 43. Nuh, M.C., 1973. Şeker Ens. Çalışma Yıllığı. TŞFAŞ Yayın No 191 S: 1, 159-161. Olsen, S.R., Cole, C.V., Watanabe, F.S. ,Dean, L.A. 1954. Estimation of available Phosphorus in soil by extraction with sodium bicarbonate. U.S. Dept. of Agri. Circ. 939, Washington. Sueri,A., ve Turhan, M., 2002. kinci Ulusal Şeker Pancarı Üretim Sempozyumu. TŞFAŞ. Mithatpaşa Cad. No:14 06100 Yenişehir /Ankara. 413-422. Şeker Sanayii statistikleri, 1989. TŞFAŞ Genel Müdürlüğü, Ankara.

213

Topraksu Genel Müdürlüğü, 1978. Konya Kapalı Havzası Toprakları. Toprak Etüdleri ve Haritalama Dairesi Topak Etüdleri Fen Heyeti Md., Ankara. Yayın No: 288. Turhan, M. ve Pişkin,A.,2004.Değişik Dozlarda Uygulanan Azotun Şeker Pancarının Verim ve Kalitesine Etkisi.3.Ulusal Gübre Kongresi.11-13 Ekim 2004, Tokat. TŞFAŞ Faaliyet Raporları, 1998, 1999, 2000, 2001, 2002, 2003,2004, 2005, 2006, 2007 .TŞFAŞ Genel Müdürlüğü, ANKARA. Yavuz, M.L., 1975-76. Şeker Ens. Çalışma Yıllığı. TŞFAŞ Yay. Say: 3, 227-234 www.tugem.gov.tr/tugemweb/gubre_istatistik2007.htm.

214

HARRAN OVASINDA MERC MEKTEN SONRA EK LEN II. ÜRÜN PAMUK TARIMINDA TOPRAK ŞLEMES Z SIRTA EK M LE FARKLI AZOT DÜZEYLER N N PAMUK VER M NE VE KAL TES NE ETK LER Nesibe Devrim ALMACA1* Halil POLAT2 1 Mehtap SARAÇOĞLU Abdulkadir SÜRÜCÜ1
1

Ahmet ALMACA3 Ayşe Gülgün ÖKTEM1

Toprak ve Su Kaynakları Araşt. Enst., Şanlıurfa. *almacand@hotmail.com 2 Toprak ve Su Kaynakları Araşt. Enst., Eskişehir. 3 Harran Üniv. Ziraat Fak. Toprak Bölümü, Şanlıurfa. ÖZET

Araştırma, uygulanan ekim nöbetinde bir baklagil bitkisinin yer alması ile toprağın azot kapsamının artırılmasını sağlamak, kimyasal gübre kullanımını azaltarak çevre kirliliğinin azalmasına ve toprağın verimliliğinin sürdürülebilirliliği çerçevesinde, toprak işlemeyi asgariye indirerek toprağın fiziksel yapısını korumak amacı ile 20022005 yılları arasında Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitüsü’nün Harran Ovası’nda bulunan Koruklu-Talat Demirören Araştırma istasyonunda yürütülmüştür. Deneme tesadüf blokları deneme deseninde 7 konulu ve 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Denemede, ikinci ürün pamukta kontrol konusunun yanı sıra 0, 3, 6, 9, 12 ve 15 kg-N/da konuları yer almıştır. Yıllar ortalaması itibarı ile yapılan regresyon ve maliyet analizleri sonucunda optimum ve ekonomik gübre dozu 9 kg N/da belirlenmiştir. Dolayısıyla Harran Ovası sulu koşullarında mercimekten sonra ekilen ikinci ürün pamuk için 9 kg N/da dozu önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Harran ovası, mercimek, azot, pamuk. EFFECTS OF NO TILLAGE RIDGE PLANTING WITH DIFFERENT NITROGEN LEVELS IN THE SECOND CROP COTTON FARMING AFTER LENTIL CULTIVATION IN HARRAN PLAIN ON THE QUALITY AND YIELD OF THE COTTON ABSTRACT This study was conducted to improve the nitrogen fixation capacity of soil through incorporation of a legume in the plant rotation. Additionally, protection of physical properties of soil by minimizing the soil processing applications and minimizing the risk of environmental pollution by reducing the level of chemical fertilizers and so, contributing the sustainability in agriculture were among the aims of the present work. The study was carried out in Koruklu-Talat Demirören Research Station of Soil and Water Resources Research Institute (located in Harran Plain). The experiment was run according to the randomized block design with 7 treatments and 3 replications. In the experiment, in addition to the cotton as second crop control treatment, nitrogen treatment at levels of 0, 3, 6, 9, 12 and 15 kg N/da was applied. According to the cost and regression analysis, the optimum and most economical fertilizer level was determined as 9 kg N/da. Therefore, this level was recommended for Harran Plain for cotton plant sown as second crop after lentil. Key Words: Harran Plain, lentil, nitrogen, cotton.

215

GRŞ Dünya ve ülkemiz nüfusunun hızla arttığı günümüzde gıda ve giyim ihtiyacı da artmaktadır. Tarımsal üretimin artırılması için, tarım alanlarının artırılması veya birim alandan daha fazla ürün alınması gerekir. Artık tarım alanları daha fazla artırılamayacağına göre artan ihtiyaçların karşılanması için mevcut tarım alanlarından daha fazla verim alma yoluna gidilmelidir. Ülkemizde ticari olarak en fazla üretimi yapılan yemeklik baklagiller; nohut, mercimek, kuru fasulye ve bakladır. Yemeklik tane baklagiller son yıllarda tarla bitkileri içerisinde en fazla ekim alanı artışı kaydedilen ürün grubunu teşkil etmektedir. Bu ürün grubunun tarla tarımına ayrılan alan içersindeki payı 1980 yılında % 3 iken bu oran 1990 da % 10’a yükselmiştir.Yemeklik dane baklagil ekim alanları içinde kırmızı mercimek % 28,1, yeşil mercimek % 12,3, nohut % 47,9, kuru fasulye % 9,6 ve bakla ise % 2’lik yer işgal etmektedir. Yemeklik tane baklagillerin insan beslenmesindeki önemi tartışılmaz bir gerçektir. Ayrıca bu bitkilerin havanın serbest azotunu fikse edebilme özellikleri, çevrecilik ve sürdürülebilir tarımın popülaritesinin arttığı günümüzde önemini daha da artırmaktadır. Aşırı kimyasal gübre kullanımının toprağın fiziksel yapısını bozduğu bir gerçektir. Son zamanlarda Türkiye’de olduğu gibi GAP Bölgesinde de bilinçsiz gübre kullanımı söz konusu olmaktadır. GAP’nin yürütüldüğü Güney Doğu Anadolu Bölgesi'nde baklagillerin ekim alanı (kuru+sulu) toplam ekim alanının %25'ini kapsamaktadır. Yemeklik dane baklagiller içerisinde ise kırmızı mercimek %85’lik ekim sahası ile birinci sırada yer almaktadır (TK B-2001). Bitkisel tekstil hammaddesi olan pamuk değişik kullanım alanlarıyla ülkemiz ve dünyada tarım, sanayi ve ticarette önemli bir konuma sahiptir. Dünya nüfusunun hızla artması, öte yandan sanayileşen ve kalkınan toplumlarda hayat seviyesinin yükselmesi pamuk tüketim ve gereksinimini artırmıştır. Pamuğun GAP Bölgesinde birinci sırada yer alması ve bölgede gübre tüketiminin aşırı derecede artması; buna bağlı olarak toprağın sürdürülebilirliliğinin sağlanması, baklagil üretiminin artırılması ve girdi maliyetlerinin düşürülmesi açısından bakıldığında böyle bir araştırmanın yapılması gerekli olmuştur. MATERYAL VE METOD Materyal Bu araştırma Şanlıurfa iline bağlı Harran Ovasında bulunan Köy Hizmetleri Koruklu-Talat Demirören Araştırma istasyonunda yürütülmüştür. Şanlıurfa, Güneydoğu Anadolu iklim bölgesine dahil olmakla beraber, Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. Yazları sıcak ve kurak kışları ise ılık olan bir iklim özelliği göstermektedir. Güneyden kuzeye ve batıdan doğuya gittikçe yağış miktarları artmaktadır. Araştırmanın yapıldığı Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsünün Harran Ovası'ndaki Koruklu Meteoroloji stasyonu'na ait 24 yıllık rasat değerlerine göre, yıllık toplam yağış 365,2 mm’dir. Araştırmanın yürütüldüğü Harran Ovasında, kırmızı kahverengi büyük toprak grubu hakimdir. Araştırma, Harran Ovası kırmızı kahverengi toprak grubunda yaygın olarak yer alan Harran serisinde yapılmıştır. Anılan seri toprakları alüviyal ana materyalli düz ve düze yakın eğimli derin topraklardır. Harran Ovası genellikle zengin bitki desenli tarıma uygun bir yapı göstermesine rağmen, bu durum tam olarak gerçekleşmemiştir. Ovanın kuru tarım yapılan

216

kısımlarında genellikle buğday, mercimek ve susam yetiştirilmekte, ayrıca antepfıstığı ve bağ tesislerine yer yer rastlanmaktadır. Sulu tarım yapılan bölgelerde pamuk, sebze (patlıcan, biber, domates), meyve (kayısı, nar, erik), yonca ve ikinci ürün mısır yetiştirilmektedir. Denemede yerli kırmızı mercimek çeşidi kullanılmıştır. Kırmızı mercimek kuru tanelerinde protein oranı en yüksek olan yemeklik tane baklagillerden biridir. Ülkemiz mercimek üretiminin % 86,6’ını oluşturan kırmızı mercimek, kışlık olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yetiştirilmektedir. Araştırmada test bitkisi olarak Deltapine-5111 pamuk çeşidi kullanılmıştır Amerika menşeli erkenci bir pamuk çeşididir. Metod Deneme tesadüf blokları deneme deseninde 7 konulu ve 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Parsel alanı hasatta 33.6 m2 olup, denemede kontrol konusu (A) ve ikinci ürün pamukta olmak üzere 0, 3, 6, 9, 12 ve 15 kg N/da konuları (sırasıyla B, C, D, E, F, ve G) uygulanmıştır. Deneme topraklarının organik madde ve total azot analizleri Tüzüner (1990)’e göre yapılmıştır. Toprak örneklerini alma işlemi her yıl ekimden önce ve hasattan sonra yapılmıştır. Deneme yeri her yıl Kasım ayında pullukla derin sürülerek diskaro ile ikileme yapılmış ve sırta ekim makinesi ile sırtlar oluşturularak mercimek ekimi yapılmıştır. Her sırta iki sıra mercimek ekilmiştir. Sırtlar arası mesafe pamuğa göre ayarlanmış ve 70 cm olmuştur. Dekara 10 kg mercimek tohumu atılmıştır. Tohumlar 4-5 cm derinliğe ekilmiştir. Ana ürün pamuk için ayrılan parseller pullukla derin sürülmüş ve ilkbaharda pamuk ekimi yapılmak üzere boş bırakılmıştır. lkbaharda kontrol konuları kazayağı ile kabartılarak, ardından rototil ile toprak işleme yapılmış ve ekime hazır hale getirilmiştir. Bu konulara Nisan sonu Mayıs başında pamuk ekimi yapılmıştır. Diğer konularda pamuk ekimi mercimek hasadından sonra ve toprak işleme yapılmadan genellikle Mayıs ayının ikinci yarısında yapılmıştır. Ekim, pamuk ekim makinesiyle 70 cm sıra arası olacak şekilde yapılmıştır. Dekara 1,5 kg delinte Deltaphine-5111 pamuk tohumluğu kullanılmıştır. Yörede mercimek için önerilen 10 kg P2O5/da ve 3 kgN/da gübre dozlarının tamamı ekimle birlikte verilmiştir. Bakteri kültürü uygulanmamıştır. Pamukta tüm konulara fosforlu gübrenin tamamı B konusu hariç (0 kgN) diğer konuların azotlu gübrelerinin yarısı ekimde, yarısı da ikinci sudan önce verilmiştir. Gübre kaynağı olarak azot için amonyum sülfat (%21), fosfor için triple süper fosfat (%43) kullanılmıştır. Kontrol konusuna 13 KgN/da ve 7 Kg P2O5/da verilmiştir. Mercimeğe ihtiyaca göre genellikle bir su verilmiştir. Pamukta ise sulamalara kontrol konusunda ekimden 45-50 gün sonra diğer konularda ise ekimden 20 gün sonra başlanmış, bitkinin su ihtiyacına göre sulamalara devam edilmiş ve sezon boyunca 8 su verilmiş olup, %10 koza açımında sulamalara son verilmiştir. Pamukta birinci çapayla birlikte sıra üzeri 20 cm olacak şekilde seyreltme yapılmış olup, yetişme dönemi içerisinde iki-üç defa çapalama yapılmış, trips ve kırmızı örümceğe karşı ilaçlı mücadele ihtiyaca göre yapılmış ve koza açmadan uygulanmıştır. Hasat mercimekte genellikle Mayıs ayının ortalarında yapılmış, pamukta ise kozaların 2/3’ü açtığında 1.el hasadı ana üründe genellikle Eylül ayının ikinci yarısında ve ikinci üründe Eylül ayının sonlarında, 2.el hasadı da 20 gün sonra yapılmıştır. Hasat pamukta yanlardan birer sıra ve başlardan 1 metre atılarak yapılmıştır. ARAŞIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Yıllar itibarı ile konu ortalamalarına ait pamuk verim sonuçları Çizelge 1’de verilmiştir. Birleştirilmiş verimlere ait sonuçlar Çizelge 2’de verilmiştir. Çizelgeler

217

incelendiğinde yıllar ortalaması itibarı ile ikinci ürün pamuktan en yüksek verimin 418,2 kg/da ile E konusundan alındığı, en düşük verimin de 347,0 kg/da ile B konusundan alındığı tespit edilmiştir. Birleştirilmiş verimlerde A konusu dahil yapılan homojenlik testlerinde chi-kare önemsiz çıkmıştır (chi-kare:11,33 ns), A konusu hariç yapılan homojenlik testlerinde chi-kare %1 seviyesinde önemli çıkmıştır (chi-kare:1,90**). A konusu dahil yapılan varyans analizlerinde konular arasında %1 seviyesinde istatistiksel anlamda farklılık (Çizelge 3), A Konusu hariç yapılan varyans analizlerinde de konular arasında %5 seviyesinde istatistiksel anlamda farklılık (Çizelge 4) belirlenmiştir. A konusu dahil yapılan Duncan gruplandırmasında konular üç değişik grupta yer almışlardır (Çizelge 5). A konusu hariç yapılan Duncan gruplandırmasında ise konular iki grupta yer almışlardır (Çizelge 6). Çizelge 1. Deneme yıllarına (pamuk) ait konu ortalamaları verim sonuçları
Yıllar 2003 Tek. I II III 2004 I II III 2005 I II III Konu Ort.kg/par Verim (kg/d) A 10,3 14,0 18,0 16,1 16,0 14,7 13,20 15,00 16,35 14,85 441,9 B 13,5 12,8 11,5 11,0 11,3 9,9 12,25 12,05 10,70 11,66 347,0 KONULAR C D 13,8 15,5 12,8 11,8 9,4 10,1 14,7 15,2 14,1 13,2 13,4 14,7 14,25 15,35 13,45 12,50 11,40 12,40 13,03 13,42 387,8 399,4 E 13,5 13,2 13,5 14,1 14,5 15,5 13,80 13,85 14,50 14,05 418,2 F 13,0 13,5 13,3 14,0 13,3 15,2 13,50 13,40 14,25 13,72 408,3 G 13,1 12,8 13,5 15,0 12,6 12,9 14,05 12,70 13,20 13,32 396,4

Çizelge 2. Denemeye (pamuk) ait birleştirilmiş verim sonuçları
Konular A B C D E F G Tekerrürler I II 13,20 15,00 12,25 12,05 14,25 13,45 15,35 12,50 13,80 13,85 13,50 13,40 14, 05 12,70 III 16,35 10,70 11,40 12,40 14,50 14,25 13,20 Toplam verim (kg/parsel) 44,55 35,00 39,10 40,25 42,15 41,15 39, 94 Ortalama Verim (kg/parsel) 14,85 11,66 13,03 13,61 14,05 13,71 13,31 Verim (kg/da) 442 347 387 405 418 408 396

Çizelge 3. Pamukta birleştirilmiş verimlere ait varyans analiz sonuçları (A dahil)
Varyasyon Kaynakları Bloklar Yıllar Konular Yıl x konular Hata Genel S.D 6 2 6 12 36 62 K.T 3,06 8,28 52,32 16,99 79,56 160,20 K.O 0,51 4,14 8,72 1,42 2,21 F 0,23 ns 1,87 ns 6,16 ** 0,64 ns Tablo F 0,05 2,34 3,23 3,00 2,00 0,01 3,29 5,18 4,82 2,66

218

Çizelge 4. Pamukta birleştirilmiş verimlere ait varyans analiz sonuçları (A hariç)
Varyasyon Kaynakları Bloklar Yıllar Konular Yıl x konular Hata Genel S.D 6 2 5 10 30 53 K.T 16,54 5,44 30,86 15,56 35,27 103,67 K.O 2,76 2,72 6,17 1,56 1,18 F 2,34 ns 2,31 ns 3,97 * 1,32 ns Tablo F 0,05 2,42 3,32 3,33 2,16 0,01 3,47 5,39 5,64 2,98

Çizelge 5. Pamukta birleştirilmiş verimlere ait Duncan gruplandırması (%1) (A dahil)
Konular A E F G D C B SSR %1 SSR*Sx Ortalamalar Duncan Grupları 4,30 2,13 14,85 A 4,24 2,10 14,05 A 4,17 2,07 13,72 AB 4,10 2,03 13,32 AB 3,99 1,98 13,19 AB 3,82 1,89 13,03 AB 11,67 B

Çizelge 6. Pamukta birleştirilmiş verimlere ait Duncan gruplandırması (%5) (A hariç)
Konular E F D G C B SSR %5 SSR*Sx Ortalamalar Duncan Grupları 3,25 1,17 14,05 A 3,20 1,16 13,72 A 3,12 1,13 13,42 A 3,04 1,10 13,32 A 2,89 1,04 13,03 A 11,67 B

Evliyaoğlu ve Kızıl (1998) tarafından Harran Ovası iklim ve toprak koşullarında kırmızı mercimek, arpa ve buğdaydan sonra II.ürün pamuk yetiştirilmesi olanaklarını araştırmak amacıyla 1994-1997 yılları arasında yürütülen denemelerde Sayar-314 ve Nazilli-87 pamuk çeşitleri kullanılmış ve araştırma sonucunda ekim tarihlerinin Haziran’ın ilk haftasını geçmemsi halinde kırmızı mercimekten sonra Sayar-314 den ortalama 387 kg/da, arpadan sonra Sayar-314’den ise 381 kg/da ve buğdaydan sonra Nazilli-87’den 207 kg/da verim alınmıştır. Wiatrak ve ark. (1998) Quincy’de Kuzey Florida Araştırma ve Merkezinde 1995-97 yılları arasında kışlık olarak buğday ve acı bakla sonrası ikinci ürün pamuk yetiştirilmesinde verilmesi gereken azot miktarını araştırmışlardır. Araştırmada buğday ve acı bakla ekimi Kasım ayında yapılmış ve Mayıs ayı sonunda iki bitkinin de hasadı yapılmıştır. Hasadı takiben pamuk ekimi aynı yere yapılmış ve 0, 6, 12 ve 18 kgN/da azot dozları uygulanmıştır. Azot uygulaması çıkıştan dört hafta sonra yapılmış ve amonyum formunda kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda en yüksek verim acı bakla için uygulanan 12 kgN/da dozunda alınmış verimde %15 artış olmuştur. Yapılan analizler sonucunda acı bakla sonrası pamuk ekiminde ekonomik azot dozu 6 kgN/da olarak belirlenmiştir. Muehlbaur ve ark.’nın (1978) azot fiksasyonuna mercimek çeşitlerinin etkisi konusunda yaptıkları araştırma sonucunda çeşitler bazında değişim göstermek kaydıyla mercimeğin yılda dekara 3,5-11,5 kg azot fikse ettiğini tespit etmişlerdir.

219

Touchton ve Reeves (1988) tarafından yapılan bir araştırmada verimle birlikte azot tasarrufu üzerinde durmuşlardır ve baklagillerin kendilerinden sonra ekilen pamuk için %50 oranında azot tasarrufu sağladıklarını tespit etmişlerdir. Gür ve ark. (2000) tarafından Harran Ovası koşullarında farklı ekim zamanlarının pamuk verim ve kalitesine etkilerini belirlemek amacıyla, 1998-1999 yıllarında yürütülen araştırma sonuçlarına göre en uygun ekim tarihinin 4 Nisan-10 Mayıs arası olduğu tespit edilmiştir. Yapılan bütün bu araştırmalar gösteriyor ki, mercimeğin hasat tarihleri ile pamuğun ekim tarihleri; pamuğun hasat tarihleri ile mercimeğin ekim tarihleri çakışmaktadır. Bu sebeple mercimek sonrası toprak işlemesiz ikinci ürün pamuk üretiminin başarılı olması hem toprağın korunması (gerek baklagil kullanarak gübre tüketimini azaltarak ve gerekse toprak işlemeyi minimuma indirerek) hem de çiftçinin gelirini yıl içerisine yaymak bakımından önemlidir. Öneri oluşturmak üzere yapılan regresyon analizi A konusu hariç tutularak yapılmıştır. Denemeden alınan mercimek verimleri yıllar ortalaması 191,5 kg/da olarak belirlenmiştir. Yapılan ekonomik analizler Çizelge.7’de verilmiştir. Şekil 1’de birleştirilmiş verimlerde ikinci ürün pamuk verimlerine ait regresyon analizi verilmiştir. Pamukta kalite unsurlarında (teknolojik özellikler) ise lif uzunluğunda tüm konular “uzun” grubuna girerken, düzgünlükte A konusu “yüksek” grubuna, diğer konular “mükemmel” grubuna girmişlerdir. Kısa elyafta bütün konular “düşük” grubuna girerken, lif mukavemetinde yine bütün konular “çok kuvvetli” grubunda yer almışlardır. Esneklikte bütün konular “çok yüksek” grubunda yer alırken, lif inceliğinde tüm konular “kalın” grubunda yer almışlardır. Renk değerinde F ilk sırayı, A son sırayı, çırçır randımanında ise A ve C konuları ilk sırayı alırken D konusu son sırayı almıştır (Çizelge 7). Çizelge 7. Deneme pamuğuna ait kalite değerleri (teknolojik özellikler)
YAPILAN ŞLEM Lif uzunluğu(mm) Düzgünlük (%) Kısa elyaf (%) Lif muk, (gr/ tex) Esneklik (%) Lif inceliği (mic) Renk değeri (%) Çırçır rand, (%) A 30,1 84,5 6,9 36,1 8,7 5,1 70,1 39,3 B 30,2 85,8 6,7 36,4 9,3 5 74,5 38,4 C 30,5 86,5 6,5 36,2 9 5,2 73,7 38,6 KONULAR D 30,9 86,9 6,4 36,9 9,8 4,8 75,6 37,9 E 30,7 85,5 6,4 36,3 9,8 5,1 75,1 38,4 F 30,6 85,5 6,7 36,8 9,1 5,1 76,1 37,7 G 30,6 86,5 6,7 36,8 9,2 5,3 76,1 37,7

Ekim öncesi ve hasat sonrası yapılan toprak analizlerinde total azot ve organik madde içeriklerinde genellikle artış olduğu görülmektedir. Çizelge 8’de ekim öncesi, Çizelge 9’da ise hasat sonrası toprak örneklerine ait total azot ve organik madde analiz sonuçları, Çizelge 10’da deneme yeri topraklarına ait fiziksel analiz sonuçları verilmiştir.

220

Çizelge 8. Mercimek ekimi öncesi deneme yeri topraklarının total azot ve organik madde durumları
Tek. I.Tek.. Konu A B C D E F G A B C D E F G A B C D E F G Der. (cm) 0-20 2003 Total OM Azot(%) % 0.14 1.2 0.11 1.2 0.13 1.4 0.11 1.7 0.10 1.6 0.11 1.3 0.11 1.4 0.13 1.4 0.11 1.3 0.12 1.1 0.11 1.3 0.10 1.3 0.11 1.2 0.10 1.3 0.14 1.3 0.12 1.2 0.11 1.4 0.10 1.2 0.11 1.1 0.11 1.2 0.11 1.4 2004 Total OM Azot(%) % 0.10 1.3 0.90 1.2 0.90 1.3 0.10 1.3 0.10 1.2 0.12 1.2 0.10 1.4 0.10 1.7 0.90 1.4 0.90 1.2 0.10 1.1 0.90 1.2 0.10 1.2 0.10 1.4 0.90 1.6 0.90 1.3 0.11 1.4 0.90 1.4 0.10 1.3 0.90 1.1 0.10 1.3 2005 Total OM Azot(%) % 0.88 1.1 0.83 1.6 0.85 1.2 0.79 1.4 0.82 1.3 0.92 1.2 0.85 1.4 0.91 1.2 0.98 1.4 0.89 2.2 0.69 2.1 0.91 1.3 0.83 1.2 0.91 1.7 0.80 1.6 0.72 1.5 0.81 1.4 0.93 1.4 0.89 1.3 0.96 1.1 0.89 1.3

II.Tek.

0-20

III.Tek.

0-20

NOT. 1: Ekim, çapalama, tohum, taban gübresi, ilaç, sulama ve kira giderleri tüm konular için sabit olduğundan dikkate alınmamıştır. NOT.2: Mercimek verim ortalaması 191.5 kg/da , fiyatı da 0,8 YTL/kg kabul edilerek, girdileri düşülerek net YTL/da üzerinden gelirlerde dikkate alınmıştır. NOT .3:: Ekonomik analizde 1 kg saf N için satış 3,095 fiyatı YTL alınmıştır. -1 kg pamuk için satış fiyatı 1 YTL alınmıştır (prim desteği dahil). -1 litre mazot 3 YTL olarak alınmış,1 dekar toprak işleme için toplam 5 litre mazot tüketimi öngörülmüştür. -1 kg. pamuk hasat maliyeti 0,18 YTL. Sonuç: Yıllar ortalaması itibarı ile yapılan regresyon ve maliyet analizleri sonucunda optimum ve ekonomik gübre dozu 9 kg-N/da olarak tespit edilmiştir. Dolayısıyla Harran Ovası sulu koşullarında mercimekten sonra ekilen ikinci ürün pamuk için 9 kg-N/da dozu önerilebilir.

221

Çizelge 9. Mercimek hasadından sonra alınan deneme yeri topraklarının total azot ve organik madde durumları
Tek. I.Tek.. Konu Der. (cm) A 0-20 B C D E F G A 0-20 B C D E F G A 0-20 B C D E F G 2003 Total OM Azot(%) % 0.11 1.8 0.90 1.3 0.10 0.9 0.10 1.7 0.90 1.3 0.90 1.6 0.10 1.5 0.90 1.6 0.90 1.6 0.10 1.6 0.10 1.7 0.10 1.6 0.90 1.5 0.10 1.1 0.12 0.8 0.10 1.6 0.10 1.5 0.90 1.6 0.90 1.5 0.10 1.5 0.90 1.2 2004 Total OM Azot(%) % 0.14 1.0 0.76 1.3 1.03 1.9 0.56 1.7 0.62 1.6 0.68 1.6 0.81 1.8 0.13 1.6 0.21 1.5 1.12 1.6 0.65 1.7 1.36 1.8 0.71 1.8 0.94 2.1 0.84 1.8 0.72 1.6 0.46 1.6 1.19 1.8 0.76 1.8 1.35 1.5 0.82 1.9 2005 Total OM Azot(%) % 0.16 0,9 1.76 1,9 1.13 1.8 1.76 1.9 1.63 2,1 1.67 2,2 1.71 1.9 0.13 1.2 1.31 2,5 1.13 1,9 1.67 1.8 1.36 1.9 1.71 1.9 1.86 2.1 0.76 1.5 1.73 1.9 1.66 1.9 1.18 2,1 1.76 2,3 1.37 1,9 1.73 1,9

II.Tek.

III.Tek.

Çizelge 10.Deneme yeri topraklarının bazı fiziksel özellikleri
Tek. I.Tek.. Konu A B C D E F G A B C D E F G A B C D E F G Der. (cm) 0-20 Sat. % 62 61 62 61 62 60 62 62 62 62 62 62 61 61 62 62 61 62 61 62 61 Bünye Kum (%) Silt (%) Kil (%) 21,0 22,0 57,0 21,9 23,8 54,3 22,1 22,3 55,6 22,9 20,9 56,2 22,2 21,7 56,1 23,2 21,3 55,5 21,4 21,3 57,3 21,5 23,6 54,9 22,3 22,2 55,5 21,2 22,6 56,2 21,9 23,6 54,5 24,8 20,7 54,5 22,9 20,8 56,3 23,2 21,3 55,5 20,4 24,4 55,2 23,1 21,6 55,3 20,3 22,4 57,3 20,4 21,3 58,3 23,4 20,1 56,5 22,1 22,0 55,9 21,1 22,6 56,3 Bünye Sınıfı Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil Kil

II.Tek.

0-20

III.Tek.

0-20

222

500 450 400 350 Verimler (kg/da) 300 250 200 150 100 50 0 -5 0 5 10 15 20 Azot dozları (kg/da) y = -0,7045x 2 + 14,511x + 347,02 R2 = 0,8233 Y Polinom (Y)

Şekil 1.Birleştirilmiş verimlerde ikinci ürün pamuk verimlerine ait regresyon analizi Çizelge 11. Ekonomik analiz sonuçları
Uygulanan azot dozu (kg/da) A Kontrol B 0 C 3 D 6 E 9 F 12 G 15 Pamuk verimi (kg/da) 442 347 387 405 418 408 396 Top.N maliyeti (YTL/da) 40,23 0,00 9,28 18,57 27,85 37,14 46,42 Giderler Toprak Toplam işleme Hasat (YTL/da) Maliyeti (YTL/da) 15,00 79,56 0,00 62,46 0,00 69,66 0,00 72,90 0,00 75,24 0,00 73,44 0,00 71,28 Toplam gider (YTL/da) 134,79 62,46 78,94 91,47 103,09 110,58 117,70 Gelirler Mercimek Pamuk Geliri geliri (YTL/da) (YTL/da) 0,00 93,20 93,20 93,20 93,20 93,20 93,20 442,00 347,00 387,00 405,00 418,00 408,00 396,00 Kar
(YTL/da)

307,21 377,74 401,26 406,73 408,11 390,62 371,50

KAYNAKLAR EVL YAOĞLU, N., KIZIL, A., 1998. GAP Bölgesinde Harran Ovası koşullarında kırmızı mercimek, arpa ve buğdaydan sonra ikinci ürün pamuk yetiştirilmesi. KHŞAE yayınları, Şanlıurfa. GÜR, A.,ÇOPUR,O. ,ÖZEL, H., 2000. Harran Ovası koşullarında farklı ekim zamanlarının pamuk bitkisinde verim ve kalite unsurlarına etkisi üzerinde araştırmalar. Harran Üniversitesi Ziraat Fak. Şanlıurfa. MUEHLBAUER, F.J., SUMMERF ELD, R.J., KA SER, W.J., CLEMENT, S.L, BOERBOOM, C.M., WELSH-MADDUX, M.M., AND SHORT, R.W.,1978. Principles and Practice of Lentil Production USDA-Agricultural research service. TARIM BAKANLIĞI, 2001. Tarım istatistikleri kesin ve tahmini sonuçları. ANKARA. TOUCHTON, J. T. AND REEVES, D. W., 1988. A Beltwide look at conservation tillage for cotton.p.36-41.In Proc.1988 Beltwide Cotton Prod. Res. Conf. New Orleans, LA.

223

TÜZÜNER, A. (1990) Toprak ve su analizleri el kitabı. Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı Köy Hiz. Genel Müdürlüğü, Ankara. W ATRAK P. J.,WR GHT D. L.,KOZ ARA W.,AND PUDELKO J.1998 Wheat/Lupine Double Crop With Cotton .North Florida Research and Education Center, Quincy, FL32351-9529.

224

FARKLI DOZLARDA UYGULANAN AZOTLU VE POTASYUMLU GÜBRELER N ANTEPFISTIĞI YAPRAKLARININ BES N MADDES ÇER KLER ÜZER NE ETK S Saime SEFEROĞLU1
1

H. Güner SEFEROĞLU2 Kadir KIZILKAYA4

F. Ekmel TEK NTAŞ3

2

Adnan Menderes Üniv. Ziraat Fak. Toprak Böl., Aydın. sseferoglu@adu.edu.tr Adnan Menderes Üniv. Ziraat Fak. Bahçe Bit. Böl., Aydın. gseferoglu@adu.edu.tr 3 Adnan Menderes Üniv. Ziraat Fak. Bahçe Bit. Böl., Aydın. fetekintas@adu.edu.tr 4 Adnan Menderes Üniv. Ziraat Fak. Zootekni Böl., Aydın. kkızılkaya@adu.edu.tr ÖZET

Aydın da iki farklı yörede (Uzun–Paşaköy) ve çeşitte (Siirt ve Uzun) fosfor sabit, 3 farklı azot ( 0-250-500-750 gr/ağaç ) ve 3 farklı potasyum (0-250-500-750 gr/ağaç ) gübre dozları iki yıl kış dinlenme döneminde (Şubat- Mart ) topraktan uygulanmıştır. Projenin amacı Aydın koşullarında Antep fıstığı için en uygun azot ve potasyum dozunu belirlemektir. Deneme 2002-2003 yılları arasında üç tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Yaprak örnekleri deneme başlangıcı da dahil olmak üzere üç kez alınmış ve N, P, K, Ca, Mg analizleri yapılmıştır. Uygulanan gübre dozlarının Siirt ve Uzun antepfıstığı çeşitlerinin yapraklarının besin maddesi içeriklerine etkili olduğu belirlenmiştir. Siirt ve Uzun çeşidi yapraklarının N, P ve K içeriklerini arttırmış ve yıllar arasında farklılıklar istatistiki açıdan önemli bulunmuştur. Yaprakların Ca ve Mg içeriklerini, artan N ve K dozları önce düşürmüş daha sonra biraz arttırmış ve yıllar arasında önemli farklılıklar belirlenmiştir. Antep fıstığı yetiştiriciliğinde iki çeşit için de en uygun dozun N4K4 dozu olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Antepfıstığı, gübreleme, besin maddesi, yaprak, azot, potasyum. EFFECT OF APPLICATION OF DIFFERENT DOSES OF NITROGEN AND POTASSIUM FERTILIZERS ON MINERAL NUTRITION ELEMENT CONTENTS OF PISTACHIO LEAVES ABSTRACT One constant phosphor, and three nitrogen (250-500-750 g/tree) and three potassium doses (250-500-750g/tree) together with control group were applied to soil in two cultivars of pistachios (Siirt and Uzun) in two locations (Uzun-Paşaköy) in dormant winter period (February-March). The objective of this project is to determine the best doses of nitrogen and potassium fertilizers in Aydın province conditions. This experiment was carried out as three replications in 2002 and 2003 years. Leaf samples were taken three times including initial stage of experiment and N, P, K, Ca, Mg analyses were done. The doses of fertilizers were found as effective on mineral nutrition contents of leaves of Siirt and Uzun cvs of pistachio. N, P, K content of these cultivars increased and significant differences between the years were obtained. In the early stage, N and K doses resulted in Ca and Mg decreases. In contrast, in the later stage, it caused some Ca and Mg increases and significant differences occurred between the years. The best dose of application was determined as N4K4 for both cultivars in pistachio growing. Key Words: Pistachio, fertilization, mineral nutrition element, leaf, nitrogen, potassium.

225

GRŞ Antepfıstığı, dünyada kuzey ve güney yarımkürelerinin 30º ve 45º paralellerinin uygun mikro klima alanlarında yetişen sert kabuklu meyve türlerinden birisidir. Anadolu, antepfıstığının gen merkezlerinden birisi olup, özellikle Güneydoğu Anadolu bölgemiz konumu itibariyle antepfıstığı yetiştiriciliğinin kalbi durumundadır. Güneydoğu Anadolu’nun kayalık, taşlık, besin elementlerince yoksul ve kireçli topraklarında yayılma göstermiş ve hiçbir kültür bitkisi tarafından ekonomik olarak değerlendirilemeyen bu topraklara zenginlik getirmiştir (Tekin et. al., 2001). Türkiye antepfıstığı yetiştiriciliği ve üretimi bakımından ran ve A.B.D.’den sonra 3. sırada yer almaktadır (Tunalıoğlu ve Taşkaya 2005). Ülkemizde antepfıstığı yetiştiriciliği çok eski zamanlardan beri yapılmasına rağmen, üretim miktarımız, potansiyelimize uygun bir biçimde gerçekleşememektedir. Bunun nedenleri arasında, yetiştiriciliğinde, bitkinin zenginliğinin istismar edilmesi yatmaktadır. Ülkemizde antepfıstığı genellikle kıraç, taşlık ve hemen hiçbir kültür bitkisinin ekonomik anlamda yetişemeyeceği kadar kötü topraklarda yetiştirilmekte, oysaki ABD ve ran gibi ülkelerde antepfıstığı yetiştiriciliği sulanabilir koşullarda ve taban arazilerde gerçekleştirilmektedir. Bu durumda ülkemizin ekolojik avantajlarını iyi kullanamaması söz konusu olmakta ve maalesef dünya antepfıstığı üreticisi ülkeleri arasında Türkiye 3. sırada yer bulabilmektedir (Çizelge 1). Çizelge 1. Dünya Antepfıstığı Üretimi (1000 ton) (Tunalıoğlu ve Taşkaya, 2005)
Yıllar/Ülkeler ran A.B.D. Türkiye Suriye Yunanistan talya 2000 304.0 49.9 30.0 30.1 6.0 3.2 20001 112.0 111.7 70.0 40.0 6.2 O.1 20002 249.0 78.3 35.0 42.5 6.5 4.0 2003 220.0 137.2 45.0 46.0 6.2 1.9 2004 184.9 81.6 110.0 48.0 9.0 1.9 2005 190.0 157.4 30.0 21.0 8.0 3.8 2006 190.0 140.0 53.0 60.0 9.5 0.2

Antepfıstığı yetiştiriciliği, ülkemizde yaygın olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yoğunlaşmış olup, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Siirtde, son 10 yıl içerisinde de Ege bölgesinde yaygınlaşmaya başlamış ve Manisa, Muğla, Çanakkale, Aydın ve zmir gibi Batı Anadolu illerinde yapılmaktadır (Çizelge 2). Ayrıca 2000-2003 yılları antepfıstığı üretim miktarları (verim) karşılaştırılacak olursa her geçen yıl yıllık üretim miktarlarının tüm illerde arttığını söyleyebiliriz (Anonim, 2004 ) Türkiye ekolojik avantajlarından dolayı yetiştiriciliğe uygun bir konumda bulunmaktadır. Antepfıstığı yazları kurak, sıcak ve uzun, kışları ise soğuk olan bölgelerde ekonomik olarak yetiştirilmektedir. Toprak isteği bakımından da anaçlara göre değişmekle birlikte seçici bir bitki değildir. Antepfıstığı bitkisi dinlenme döneminde yeteri kadar düşük sıcaklık bulamayıp dinlenme ihtiyacını karşılayamadığı durumlarda çok sayıda çiçek açmamakta, çiçek açımları gecikmekte, meyvelerin olgunlaşması gecikmekte, meyve içleri tam gelişememekte ve çıtlama oranı, çıtlama aralığı az olmaktadır (Arpacı, 2001). Ekolojik faktörlerden özellikle sıcaklık, antepfıstığı yetiştiriciliği ve kalite özellikleri için büyük bir önem taşımaktadır. Antepfıstığında peryodisiteyi azaltmak, verim ve kaliteyi arttırmak için yeterli ve dengeli gübreleme yapılması gerekmektedir (Aydeniz, 1990).Bu yönde organik ve kimyasal gübrelerle ilgili yapılan çalışmalar N’lu ve K’lu gübrelerin yapraklardaki besin maddesi içeriğini ve verimi arttırdığını ortaya koymuştur (Tekin et. al., 1995). Ayrıca gübrelemenin meyve kalite özelliklerine de olumlu etkide bulunduğu saptanmıştır (Aydeniz,1990).

226

Her meyve türünde olduğu gibi antepfıstığında da vejetatif ve generatif gelişme için belli bir süre düşük sıcaklıklara ihtiyaç vardır. Antepfıstıkları dinlenme döneminde yeteri kadar düşük sıcaklık bulamadıklarında, gözler düzgün ve çok sayıda açılmamakta, çiçek açılmaları gecikmekte, dişi çiçekler reseptif duruma gelmeden ölmekte, meyvelerin olgunlaşması gecikmekte, erkek çiçeklerde ise çiçek tozu miktarı azalmaktadır (Kaşka et. al. 1990, Arpacı, 2001). Tüm bu sebeplere rağmen zirai üretimlerde temel hedef ürünün kalite ve kantitesinin yüksek olmasıdır. Bu bağlamda da tozlanma, döllenme ve meyve tutumuna yönelik uygun altyapının da sağlanmış olması ve kültürel tedbirlerin (toprak işleme, mücadele, gübreleme ve sulama) alınması büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, antepfıstığı yetiştiriciliğine aday illerimizden birisi olan Aydın’da doğadaki P. terebinthus’lara aşılanmış ağaçlarda en yaygın olarak yetiştirilen Siirt ve Uzun çeşitlerinde yürütülmüştür. Böylelikle uygulanan farklı dozlardaki azotlu ve potasyumlu gübrelerin bitkilerin beslenme durumlarına, etkilerini inceleyerek çeşitlere göre hangi dozların daha uygun olduğunu belirlemektir. Çizelge 2. Türkiye’de llere ve yıllara göre Antepfıstığı Üretimi (ton) (Anonim 2004)
Yıllar/ ller GAZ ANTEP ŞANLIURFA ADIYAMAN KAHRAMANMARAŞ S RT ÇEL MAN SA MUĞLA MARD N KLS ÇANAKKALE AYDIN ZM R D YARBAKIR
(D E, 2001-2002-2003)

2000 34.127 22.915 4.269 3.918 1.93 623 461 204 625 667 521 671 789 754

2001 7.552 9.101 968 2.480 2.118 755 485 206 686 701 153 691 787 913

2002 8.454 12.053 1.127 3.360 2.012 639 539 201 591 721 150 634 780 829

2003 36.225 29.763 3.000 4.890 2.118 678 719 201 564 1.030 597 655 897 851

MATERYAL VE METOD Materyal Araştırma; Aydın’da iki farklı yörede (Paşaköy-Uzunlar), Siirt (Paşaköy) ve Uzun (Uzunlar) çeşidinde yapılmıştır. Deneme, üretici bahçelerinde mevcut P. terebinthus’lar üzerine aşılı 18-20 yaşlarındaki antepfıstığı ağaçlarında iki yıl (20022003) yürütülmüştür. Uygulamalar dört farklı azot ( 0 (N1)-250 (N2)-500 (N3) -750 (N4) gr/ağaç N) ve dört farklı potasyum (0 (K1)-250 (K2)-500 (K3) -750 (K4) gr/ağaç K2O) dozu olarak üç tekerrürlü olarak yapılmıştır. Fosfor besin elementi tüm parsellerdeki ağaçlara (kontrol dahil) sabit olarak 400 gr/ P205/ ağaç olacak şekilde verilmiştir Deneme alanlarından uygulama öncesi (Paşaköy-Uzunlar) alınan 0-30 ve 30-60 cm derinlikteki toprakların fiziksel ve kimyasal analiz sonuçları Çizelge 3-4’de verilmiştir. Metod Deneme parsellerinin beslenme durumlarını belirlemek için deneme kurulmadan önce her iki çeşidin yetiştirildiği yörelerden 0-30 ve 30-60 cm derinliklerden alınan toprak örneklerinde analizler yapılmıştır.

227

Toprak örnekleri laboratuar ortamında kurutulduktan sonra 2mm’lik çaplı elekten elenerek analize hazır hale getirilmiştir (Chapman ve Pratt 1961). Analize hazır hale getirilen toprak örneklerinin fiziksel ve kimyasal özelliklerini belirlemek amacıyla; Bünye (Bouycous, 1952), pH (Kacar, 1995), %CaCO3 (Çağlar, 1949),%Toplam Tuz (Soil Survey Staff, 1960), % Organik madde (Walkey ve Black Metod, 1947), %Toplam Azot; (Kacar, 1962), Değişebilir Fosfor (Olsen et.al., 1965), Değişebilir K,Ca,Mg ve Na içerikleri (Kacar, 1962), Fe, Zn, Mn ve Cu içerikleri (Kacar, 1995), Bor Azomethin –H yöntemi (Wolf, 1971)’e göre belirlenmiştir Çizelge 3. Deneme öncesi Toprakların Fiziksel Analiz Sonuçları
Yer/ Derinlik Paşaköy/ 0-30 cm 30-60cm Uzunlar/ 0-30 cm 30-60cm Kum % 76.08 72.08 42.08 48.08 Kil % 7.92 8.92 21.92 17.92 Mil % 16.00 19.00 36.00 34.00 Bünye Toplam Tuz% 0.008 0.004 0.005 0.004 pH CaCO3 % 1.34 1.26 9.73 2.75 Org. Mad.% 3.48 3.35 2.61 1.61

Tınlı-Kum Kumlu-Tın Tın Tın

6.81 6.66 7.75 7.79

Çizelge 4. Deneme Alanı Toprakların Kimyasal Analiz Sonuçları Yer/ Derinlik
Paşaköy/ 0-30 cm 30-60cm Uzunlar/ 0-30 cm 30-60cm

N %

P

K

Ca

Mg ppm

Na

Fe

Mn

Zn

Cu

B

0.065 43.5 0.045 36.8 0.038 7.8 0.024 9.4

180 244 46 77

1900 175 1500 121 4961 24 5144 28

22 13 24 46

41 39 12 12

14.5 9.9 2.2 5.0

1.43 1.06 0.62 0.61

7.96 4.42 4.17 2.66

0.87 0.75 0.55 0.54

Araştırmada yaprak örnekleri Antepfıstığı için yaprak örneği alma zamanı olan meyvelere pembe renk (ben) düşünce (Temmuz ayının ikinci yarısında) (Kuru, 1993)’e göre alınmıştır. Yaprak örnekleri 2002, 2003 ve 2004 yıllarında olmak üzere üç kez iki çeşitten de alınmıştır. Yaprak örnekleri analize hazır hale getirildikten sonra bu örneklerde Toplam N kjeldahl yakma yöntemine göre, alınabilir P, toplam K, Ca ve Mg, içeriklerinin belirlenmesi için örnekler önce nitrik asit: perklorik asit (HNO3:HCLO4) (4:1) karışımında yakılmış ve 100 ml’ye saf su ile tamamlanmıştır. Daha sonra hazırlanan yaş yakma ekstraktında Vanado molibdat sarı renk yöntemine göre P belirlenmiştir. K, Ca, flame fotometrede Mg ise Atomik Absorbsiyon Spektrofotometresi ile ölçülmüş sonuçlar % olarak değerlendirilmiştir (Kacar, 1972). Araştırma 3 tekerrürlü olarak tesadüf blokları deneme desenine göre kurulmuş olup, yaprak ve meyve örneklerinde yapılan analizlerin sonuçlarının istatistiki değerlendirmeleri SAS programında 3’lü interaksiyon yıl*N*K arasında ilişkiler şeklinde yapılmıştır. ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Araştırma sonuçlarının yaprak analiz sonuçları; Tekin et. al.,(1985)’a göre, kuru koşullarda yetiştirilen ve istikrarlı ürün veren bahçeler için verilen sınır değerler dikkate

228

alınarak yapılmıştır (Çizelge 5). Yaprakların analiz sonuçları istatistiki olarak incelendiğinde; üç yılda da (2002-2003-2004) yaprak örneği alındığı için yıl, azot (dört dozu) ve potasyumun (dört dozu) farklı dozları arasındaki ilişkiler (üçlü ) yaprakların azot, fosfor, potasyum, kalsiyum ve magnezyum içerikleri için belirlenmiş ve istatistiki açıdan P ≤ 0.05 düzeyinde önemli bulunmuştur. Çizelgelerde bu farklılıklar harflerle ifade edilmiştir. Çizelge 5. Kuru koşullarda yetiştirilen Antepfıstıklarının yapraklarının besin maddesi yeterlilik sınırları (Tekin ve ark. 1985). Besin elementi N P K Ca Mg Yeterlilik sınırı (%) 1.8-2.2 0.06-0.13 0.8-1.2 2.2-3.7 0.8-0.9

Uygulanan azot dozları Siirt ve uzun çeşidi yapraklarının azot içeriklerini (Tekin et. al., 1985)’ın belirlediği sınır değerlere göre değerlendirdiğimizde (%1,8-2,2) yakın ve yeterli seviyededir. Artan azot ve potasyum dozları Siirt ve Uzun çeşidinde yaprakların azot (%) içerikleri üzerine etkisi 1. ve 2. yılda istatistiki açıdan önemli ilişki belirlenirken,, 3. yılda ise önemli ilişki belirlenememiştir (Çizelge 6). Yaprakların azot içerikleri 2. yılda hem azot hem de potasyum dozlarına paralel bir artış göstermiş ve en yüksek değer azotun ve potasyumun en yüksek olduğu N4 ve K4 dozlarında en yüksek olduğu belirlenmiştir. Uzun çeşidinde 1. yılda tüm potasyum dozlarında artan azot miktarına bağlı olarak istatistiki yönden sadece K1 dozunda ilişki belirlenmiştir. Her iki çeşidinde de 2. yılda tüm potasyum uygulamalarında artan azot dozunun yaprakların N içeriğini artırdığı belirlenmiştir. 3. yılda ise ilişki belirlenememiştir. (Tekin et.al, 1995)’da yaptıkları çalışmada antepfıstığı ağaçlarına uyguladıkları N’lu gübre dozlarının (0-400-800 gr/N/ağaç) 600 gr/ P2O5/ağaç ve organik gübrenin (60 kg/ koyun gübresi/ağaç)’nin yaprakların N içeriğini arttırdığı belirlemişlerdir. Azot ve potasyum uygulamaları sonucunda yaprakların fosfor içeriği Siirt çeşidinde % 0,0603-0,123, Uzun çeşidinde % 0,066-0,133 arasında belirlenmiştir. Yıllar arasında farklılığın olduğu Siirt çeşidinde 1. ve 2. yıl uygulamalarında istatistiki açıdan ilişki belirlenirken, 3. yılda bir ilişki bulunamamıştır. Siirt çeşidinde 2. yılda K3 dozunda ise artan azot dozları ile fosfor içeriği artmıştır Artan azot uygulamaları ile 1. yılda ve 2. yılda K2 dozunda Uzun çeşidinde ise 1. yılda K1, 3. yılda ise K2 dozunda yaprakların fosfor içeriklerinin azaldığı belirlenmiştir (Çizelge 7). Yaprakların fosfor içerikleri (Tekin et.al., 1995)’nın belirlediği sınır değerlerle karşılaştırıldığında ( %0,06-0,13) yaprakların P içeriklerinin tüm uygulamalarda sınır değerler arasında olup yeterli seviyededir. Yaprakların fosfor içeriğinin en yüksek olduğu kombinasyon Siirt çeşidinde 2. yılda N4 K3’de Uzun çeşidinde ise N1K1 (kontrol)’de olduğu belirlenmiştir. (Tekin et.al., 1995)’de yaptıkları çalışmada antepfıstığı ağaçlarına uyguladıkları 600 gr/ P2O5/ağaç yaprakların fosfor içeriğini arttırdığı belirlemişlerdir. Yaprakların potasyum içerikleri Tekin et.al., (1985)’in belirlediği sınır değerlere göre (%0,8-1,2) Siirt çeşidi yeterli seviyelerde olmasına rağmen Uzun çeşidinde özellikle potasyum kontrol parsellerinde artan N miktarıyla potasyum içeriği düşmüştür. Siirt çeşidinde 1. 2. ve 3. yılda da yaprakların K içeriklerinin yeterli sınırlar içinde olduğu ve hatta 2. yıldan sonra ise yeterli seviyenin daha da üstünde olduğu belirlenmiştir. Yaprakların potasyum içeriği yönünden yıllar arasında farklılığın olduğu 1. ve 2. yılda uygulamalar arasında istatistiki açıdan önemli ilişki belirlenirken, azot ve

229

fosforda da olduğu gibi 3. yılda bir ilişki belirlenememiştir. 1. yılda K1 dozunda artan azot dozları ile yaprakların potasyum içeriği açısından belirgin ve düzenli bir değişkenlik elde edilemezken, K2 dozunda artan azot dozları ile yaprakların potasyum içerikleri önce artmış, N2 dozundan sonra düşmüştür. 2. yılda ise K2 dozunda benzer durum oluşmuştur. Çizelge 6. Azot ve potasyum gübre dozlarının yaprakların azot (%) içeriğine etkisi*
YIL2 YIL3 Siirt Doz K1 K2 K3 K4 K1 K2 K3 K4 K1 K2 K3 K4 N1 1.66a 1.73ab 1.73a 1.73a 1.64b 1.70 1.61b 1.62b 1.20 1.31 1.38 1.44 N2 1.87a 1.73ab 1.79a 1.69a 1.74ab 1.66 1.82ab 1.73ab 1.40 1.36 1.40 1.26 N3 1.65ab 2.12a 1.99a 1.27b 1.88ab 1.96 1.94ab 1.90ab 1.29 1.34 1.42 1.46 N4 1.32b 1.47b 1.40b 1.81a 2.09a 1.99 1.99a 2.07a 1.43 1.48 1.51 1.51 YIL1 YIL2 YIL3 Uzun Doz K1 K2 K3 K4 K1 K2 K3 K4 K1 K2 K3 K4 N1 1.66b 1.68 1.89 1.81 1.26b 1.31b 1.31b 1.27b 1.27 1.28 1.25 1.25 N2 2.18a 1.59 1.68 1.73 1.77a 1.69a 1.66a 1.69a 1.34 1.40 1.36 1.31 N3 1.72b 1.86 1.75 1.94 1.68a 1.75a 1.63b 1.77a 1.36 1.44 1.36 1.38 N4 1.73b 1.69 1.81 1.76 1.90a 1.75a 1.67a 1.76a 1.32 1.46 1.48 1.42 * Farklı harflere sahip ortalamalar arasındaki fark P≤ 0,05 seviyesinde önemlidir N; Azot-K; Potasyum YIL1

Çizelge 7. Azot ve potasyum gübre dozlarının yaprakların fosfor (%) içeriğine etkisi *
YIL1 Doz N1 N2 N3 N4 K1 0.097 0.105 0.101 0.099 K2 0.101a 0.088b 0.096ab 0.094a YIL1 K3 0.091 0.107 0.120 0.098 K4 0.097 0.107 0.088 0.097 K1 0.079 0.117 0.086 0.126 YIL2 Siirt K2 K3 0.100ab 0.078b 0.102a 0.102ab 0.070ab 0.092ab 0.090b 0.106a YIL2 YIL3 K4 0.094 0.155 0.116 0.107 K1 0.078 0.086 0.060 0.099 K2 0.097 0.110 0.099 0.102 YIL3 K3 0.082 0.104 0.100 0.106 K4 0.095 0.103 0.091 0.079

Uzun Dozlar K1 K2 K3 K4 K1 K2 K3 K4 K1 K2 K3 K4 N1 0,133a 0,096 0,096 0,105 0,075 0,066 0,087 0,084 0,107 0,105a 0,110 0,101 N2 0,110a 0,092 0,093 0,093 0,095 0,090 0,082 0,080 0,079 0,081b 0,066 0,097 N3 0,088b 0,093 0,092 0,113 0,086 0,084 0,110 0,095 0,080 0,088b 0,092 0,105 N4 0,093b 0,086 0,087 0,089 0,072 0,096 0,080 0,098 0,104 0,088b 0,100 0,106 *Farklı harflere sahip ortalamalar arasındaki fark P≤ 0,05 seviyesinde önemlidir. N; Azot-K; Potasyum

Uzun çeşidinde ise 1. yılda tüm potasyum dozlarında, 2. yılda K1 ve K2 dozlarında istatistiki açıdan önemli ilişkiler belirlenmiştir. Artan N dozları artan potasyum dozlarına rağmen yaprakların K içeriğini düşürmüştür. Bu da N ve K arasındaki antogonistik etkiyi açıklamaktadır. 3. yılda ise ilişki elde edilememiştir (Çizelge 8). Bilgen ve Kaşka (1995) da yaptıkları çalışmada 6 çeşit antepfıstığı çeşidinin besin maddesi içeriklerini araştırmış ve yaprakların K besin maddesinden iyi yararlandıklarını bildirmişlerdir. (Zeng et.al., 1999) 3 farklı Antepfıstığı çeşidine uyguladıkları K’lu gübre dozlarının (0-120-240-360 lb/K2O/A) yaprakların K içeriğini dozlara paralel olarak arttırdığını ancak önemli bulunmadığını bildirmişlerdir. Çeşitler arasındaki farklılık önemli bulunmuş 360 lb/K2O/A dozunun önemli bir doz olduğunu bildirmişlerdir. (Tekin et. al.,1995) de yaptıkları çalışmada uygulanan N’lu, P’lu gübreler ile koyun gübresinin yaprakların K içeriğini arttırdığını belirlemişlerdir (Zeng

230

et. al., 1998)’da yaptıkları çalışmada K’lu gübrelerin yaprakların K içeriğini olumlu yönde etkilediğini ve uygulanan dozlara bağlı olarak arttırdığını bildirmişlerdir. Çizelge 8. Azot ve potasyum gübre dozlarının yaprakların potasyum(%)içeriğine etkisi*
YIL1 Doz N1 N2 N3 N4 K1 1.03a 1.06ab 1.44a 0.93b K2 1.41ab 1.57a 1.34ab 1.13b YIL1 K3 1.31 1.16 1.29 1.13 K4 1.24 1.16 1.29 1.29 K1 1.08 1.21 1.25 1.02 YIL2 Siirt K2 K3 1.53a 1.41 1.65a 1.27 1.28ab 1.27 1.06b 1.13 YIL2 YIL3 K4 1.55ab 1.19b 1.59a 1.43b K1 2.26 2.53 2.74 2.94 K2 K3 2.64 2.70 2.40 3.25 2.75 2.77 2.87 2.91 YIL3 K4 2.58 2.41 3.12 2.48

Uzun Doz K1 K2 K3 K4 K1 K2 K3 K4 K1 K2 K3 K4 N1 1.13a 1.29a 1.39a 1.60a 0.81a 0.86b 1.15 1.46 2.22 2.38 3.30 2.59 N2 1.26a 1.24a 1.13a 1.13a 0.94a 1.42a 1.33 1.47 2.05 3.18 3.50 3.34 N3 0.78b 0.81b 0.91b 0.83b 0.55b 0.95a 0.98 1.10 1.68 3.18 2.49 3.29 N4 1.24a 1.57a 1.49a 1.31a 0.80a 1.06a 1.29 1.50 1.94 3.39 3.36 3.49 * Farklı harflere sahip ortalamalar arasındaki fark P≤ 0,05 seviyesinde önemlidir. N; Azot-K; Potasyum

Yaprakların kalsiyum içerikleri artan azot ve potasyum dozları ile Siirt çeşidinde % 0,957-1,7924, Uzun çeşidinde %0,945-2,663 arasında belirlenmiştir. (Tekin et.al., 1985)’in belirledikleri (% 2,2-3,7) yeterlilik sınır değeri dikkate alarak incelediğimizde Siirt çeşidinde yaprakların K içeriklerinin sınır değerlerin altında olduğu (düşük), Uzun çeşidinde ise uygulamalarla yaprakların Ca içeriğinin yeterli seviyeye yükseldiğini görmekteyiz (Çizelge 5). Bunun sebebi de Uzunlar yöresinin topraklarının Paşaköy yöresine göre % CaCO3 ve Ca içeriklerinin daha yüksek olmasıdır (Çizelge 3). Yaprakların kalsiyum içerikleri üzerine Siirt çeşidinde yıllar ortalaması olarak üç yılda da istatistiki açıdan önemli ilişkiler belirlenmiştir. 1. yıl K1 dozu ile N1 dozunda yaprakların kalsiyum içeriklerinin arttığı saptanmıştır. 2. yılda N4K3, 3. yılda N3K2 dozunda artan azot dozları ile yaprakların kalsiyum içerikleri artmıştır ve istatistiki açıdan önemli bulunmuştur. Uzun çeşidinde ise 1. yılda K2 ve K4 dozunda 3. yılda ise K1, K3 ve K4 dozunda önemli ilişkiler belirlenmiştir. Tüm ilişkilerde artan N dozları ve K dozları önce yaprakların Ca içeriğini arttırmış sonra düşürmüştür. Bu bağlamda artan azot ve potasyum dozları yaprakların kalsiyum içeriklerini önce olumlu etkilemiş daha sonra ise ters etki yaparak azalmasına neden olmuştur (Çizelge 9). Bu durumu, (Kacar ve Katkat 1998)’ın ortamda fazla miktarda K’un veya Ca’un bulunmasının bir diğerinin alınımının azalmasına neden olduğunu bildirmesiyle açıklayabiliriz. Bir başka çalışmada (Claassen ve Wilcox, 1974) mısır bitkisine artan miktarlarda uygulanan K’lu gübrelerin Ca alınımını azalttığını belirlemişlerdir. Yaprakların magnezyum içerikleri Siirt çeşidinde % 0,191-0,559, Uzun çeşidinde % 0,130-0,345 arasında olarak belirlenmiştir. (Tekin et.al., 1985)’ın belirlediği sınır değerlere göre (%0,5-0,9) iki çeşidin de magnezyum içerikleri yeterli seviyenin altındadır. Bunun da toprakların Mg içeriği ile yakından ilişkili olduğu her iki yöre topraklarının Mg içeriğinin düşük olması ile açıklanabilir (Çizelge 4). Yaprakların magnezyum içerikleri Siirt çeşidinde 2. yılda K1 ile K2 dozunda artan azot dozuyla düşmüştür. 3. yılda K4 dozunda artan azot dozları ile yaprakların magnezyum içerikleri önce arttırmış N2 dozundan sonra tekrar düştüğü belirlenmiştir. statistiki olarak artan azot ve K4 potasyum dozu dışında diğer potasyum dozları yaprakların magnezyum içeriğini olumsuz yönde etkilemiş ve kontrole göre azalmıştır.

231

Çizelge 9. Azot ve potasyum gübre dozlarının yaprakların kalsiyum(%)içeriğine etkisi*
YIL1 Doz N1 N2 N3 N4 K1 1.16ab 1.37a 1.22ab 0.99b K2 1.23 1.29 1.32 1.23 YIL1 K3 1.15 1.24 1.14 1.18 K4 1.22 1.16 1.39 1.18 K1 1.79 1.68 1.74 1.93 YIL2 Siirt K2 K3 1.65 1.51b 1.53 1.64ab 1.75 1.72ab 1.70 1.79a YIL2 YIL3 K4 1.76 1.71 1.76 1.76 K1 1.15 1.36 1.34 1.29 K2 K3 1.13ab 1.19 1.36a 1.25 1.16ab 1.26 0.96b 1.23 YIL3 K4 1.29 1.30 1.16 1.25

Uzun Doz K1 K2 K3 K4 K1 K2 K3 K4 K1 K2 K3 K4 N1 1.35 1.54b 1.82 1.45a 2.52 2.03 2.31 1.81 2.32a 1.76 1.25a 1.29a N2 1.73 1.54b 1.73 1.82a 2.11 2.19 2.35 2.45 1.52a 1.19 0.95b 1.04b N3 1.89 2.14a 1.54 1.86a 2.35 2.02 2.4 2.63 1.18b 1.38 1.02a 0.97b N4 1.26 1.23a 1.79 1.06b 2.29 2.13 2.22 2.38 1.51a 1.12 1.69a 1.80a * Farklı harflere sahip ortalamalar arasındaki fark P≤ 0,05 seviyesinde önemlidir.N; Azot-K; Potasyum

Çizelge10.Azot ve potasyum gübre dozlarının yaprakların magnezyum(%)içeriğine etkisi*
YIL1
Doz N1 N2 N3 N4 K1 0.27 0.30 0.40 0.36 K2 0.29 0.22 0.19 0.22 YIL1 K3 0.36 0.24 0.34 0.24 K4 0.25 0.20 0.37 0.29 K1 0.20b 0.33ab 0.51a 0.42a

YIL2 Siirt
K2 K3 0.34ab 0.31 0.24b 0.35 0.42ab 0.52 0.47a 0.41 YIL2 K4 0.32 0.56 0.42 0.36 K1 0.21 0.33 0.31 0.21 K2 0.19 0.27 0.24 0.19

YIL3
K3 0.21 0.27 0.25 0.17 YIL3 K4 0.36a 0.19b 0.19ab 0.22ab

Uzun Doz K1 K2 K3 K4 K1 K2 K3 K4 K1 K2 K3 K4 N1 0.22 0.30 0.35 0.27 0.28 0.17 0.21 0.19 0.25 0.23 0.26a 0.17 N2 0.29 0.19 0.25 0.24 0.21 0.20 0.25 0.22 0.25 0.19 0.13b 0.17 N3 0.19 0.19 0.18 0.23 0.25 0.19 0.28 0.27 0.19 0.18 0.22a 0.19 N4 0.21 0.29 0.26 0.22 0.17 0.18 0.23 0.19 0.17 0.18 0.20a 0.19 * Farklı harflere sahip ortalamalar arasındaki fark P≤ 0,05 seviyesinde önemlidir.N; Azot-K; Potasyum

Uzun çeşidinde ise sadece 3. yılda K3 dozunda artan N dozları ile yaprakların Mg içerikleri azalmıştır. Bilgen ve Kaşka (1995) altı (6) antepfıstığı çeşidinde yaptıkları çalışmada, yapraklarını besin maddesi içeriklerini belirlemiş ve yaprakların Mg besin maddesinden iyi yararlandıklarını bildirmişlerdir. Bu konu ile ilgili başka bir çalışmada (Kurvits ve Kirkby, 1980), ortamda K ve NH4+’un fazla miktarlarda bulunması Mg+2 alımını olumsuz şekilde etkilediğini ve bitkilerin göreceli olarak daha az Mg+2 aldığını bildirmişlerdir. Sonuç ve Öneriler Türkiye de son yıllarda antepfıstığı yetiştiriciliğinde önemli bir yere sahip olan Aydın da yoğun olarak yetiştirilen Siirt ve Uzun çeşitlerinde daha önce yapılan survey çalışmaları sonucunda toprakların besin maddesince fakir olduğu belirlenmiş ve gübreleme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Paşaköy’de Siirt ve Uzunlar’da Uzun çeşidine uygulanan N (0-250-500-750 gr/ağaç), P, K (0-250-500-750 gr/ağaç) gübre dozları yaprakların besin maddesi içerikleri üzerine etkili olmuş ve önemli ilişkiler belirlenmiştir. Uygulanan azot ve potasyum dozları yaprakların N, P, K, Ca ve Mg besin maddesi içeriğini etkilediği belirlenmiştir. Uygulanan azot ve potasyum dozları yaprakların azot, fosfor içeriklerini arttırmış, K miktarını ise önce arttırmış (N2)

232

daha sonra düşürmüştür. Her iki çeşitte de benzer sonuçlar elde edilmiş ve istatistiki açıdan önemli bulunmuştur. ki çeşitte de yaprakların kalsiyum içeriklerini artan N ve K dozlarında önceleri artış (N3’e kadar) daha sonra düşüşler belirlenmiştir. Magnezyum içerikleri ise artan azot ve potasyum dozları ile sadece Siirt çeşidinde 2. yılda K1 ve K2 dozunda artış belirlenmiştir. Uzun çeşidinde, artan N ve K dozlarında artış yerine azalmalar belirlenmiştir. statistiki olarak önemli ilişkiler saptanmamıştır. Antep fıstığı yetiştiriciliğinde iki çeşit için de en uygun dozun N4K4 dozu olduğu belirlenmiştir. Antepfıstığı yetiştiriciliğinde gübreleme yaparken toprakların besin maddesi içeriklerinin analiz edilerek belirlenmesi çok önemli olup özellikle araştırmamızda da olduğu gibi verilen gübrelerle diğer besin maddelerin (Ca, Mg vb.) noksanlıklarının ortaya çıkmasına neden olabilir. KAYNAKLAR Anonim, 2004. D E 2001,2002,2003,2004. Arpacı, S. 2001. Antepfıstığı Yetiştiriciliği. Antepfıstığı Araş. Enst. Müdürlüğü Yay. No: 13. Gaziantep, Turkey. pp: 12-19. Aydeniz, A., Antepfıstığında Verimliliğe Gübrelemenin Katkısı. Türkiye 1. Antepfıstığı Sempozyumu. Gaziantep, Turkey. pp: 108-119 (1990). Bilgen, A. M.,Kaşka, N.,.Nutrient Contents of Different Pistachio Varieties Budded on Different Spicies of Rootstocks Under Gaziantep Wcologıcal Conditions., First International Symposium on Pistachio nut, Adana, Turkey, Acta Horticulture. No: 419, pp:75-79 (1995). Bouyoucous, G.J., A Recalibration of the Hydrometer for Making Mechainical Analysis of Soils. Agronomi Journal. 43. pp: 434-438 (1952). Chapman, H.D., Pratt, P.F., Parker, F.,., Methods of Analysis for soils, plant and Waters. Univ. Of California. Division Of Agrcultural. Scince. pp: 3095 (1961). Claassen, M.E. and Wılcox, G.E., Comparartive Reduction of Calcium and Magnesium of Corn Tissue by NH4-N and K fertilization. Argon. Jounal. 66 pp: 521-522 (1974.). Çağlar, K.Ö., Toprak Bilgisi Ders Kitabı. A.Ü. Ziraat Fak. Yayınları No:10 pp:8688, Ankara. (1949.). Kacar, B., 1962. Plant and Soil Analysis. Universty of Nebraska, College of Agriculture. Department of Agronomy, Licoln, Nebraska, U:S:A: Kacar, B.,1972. Bitki analizleri II. A. Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları: 453. Ankara Kacar, B.,1995. Bitki ve Toprağın Kimyasal Analizleri III. A. Ü. Ziraat Fakültesi Eğitim Araştırma ve Geliştirme Vakfı Yayınları: No: 3. Ankara Kacar, B.,Katkat, V..1998. Bitki Besleme Ders Kitabı. U. Ü. Ziraat Fak.Yayını. Bursa. Kaşka,N., Küden, A., Ak, B:E:,1990. Üzerine Çalışmalar. Gaziantep Antepfıstıklarında Soğuklama Gereksinimi

Kuru, C. 1993. Dikimden Hasada Antepfıstığı. Ar Ajans Gaziantep pp: 102 Kurvits A. Kirky, E. A. 1980. The uptake of Nutriens by Sunflower Plants (Helianthus annus) Growing in a Continuous Flowing Culture Systemm Supplied with Nitrate or Amonium as Nitrogen Source. Z.Pflanzenernahr Bodenkunde. 143:140-149.

233

Olsen, S.R. and Dean, L: A.;.1965. Phoshorus (Ed. C. A. Black) Methods of soil Analysis.Part 2. American Society of Agronomy. Inc. Publisher Madison Wisconsin U.S.A. Soil Survey Staff,1960. Soil Classification a Comprehensive System, 7th Approximation. Univ. St. Dep. of Agr. U.S. Covernment Printing Office. Washington pp:265. Tekin, H., Arpacı, S., Atlı, H. S., Karaca, R., Mart, C., Turan, K.,. 1995. Antepfıstığı Yetiştirme Tekniği. Antepfıstığı Araş. Enst. Yay. No:4 pp::90-91. Gaziantep. Tekin, H., Genç, Ç., Kuru, C., Akkök, F.,1985.Antepfıstığı Besin Kapsamlarının Belirlenmesi Üzerinde Araştırmalar. Bahçe Bitk. Yayın No: 14 (1-2). Tunalıoğlu, R., Taşkaya,B.,2005. Fındık ve Antepfıstığı Durum ve Tahmin. Tarım Ekonomisi Araştırma Enstitüsü. Ankara. Walkey Black, A.,1947. An Examination of Methods For Determining Organic Carbon and Nitrogen In Soils. Agr.Sci.Eng.25. Wolf, R.;1971. The Determination of Boron in soil Extractes Plant Materials Compost, Manures, Waters and Nutrient solutions. Soil Science and Plant Analysis. 2(5): pp:263-374. Zeng, Q.D., Patrıck, H., B., And Brent, A. H., 1998. Potassium Fertilization and Diagnostic Criteria for Pistachio Trees. Better Crops , Vol: 83 No: 3 Zeng Q.D., Brown, H. P., Holtz, B.A., 1999. Potassium Fertigation mproves Soil K DEstribution, Builds Pistachio Yield and Quality. Issue 31, Fluid Journal Vol. 8 No. 4-Fall 200-Pages, 18-22.

234

DEĞ Ş K AZOT VE Ç NKO DOZLARININ BUĞDAYDA BÜYÜME VE VER M ÜZER NE ETK S Bülent TORUN1
1 2

Gönül TAŞDEM R2

Çukurova Üniv. Ziraat Fak. Toprak Böl., Adana. mbtorun@cu.edu.tr Toprak Reformu, Ankara. ÖZET

Çinko (Zn) noksanlığı bitkide, insanda ve hayvanda sorunlara neden olan yaygın bir mikro element noksanlığıdır. Çinko noksanlığında bitkide verim ve bitkisel ürünlerin besleme kalitesinde düşüşler görülmektedir. Çinko ayrıca bitkide protein sentezi için gereklidir ve bir çok enzimin fonksiyonlarında yaşamsal roller oynamaktadır. Çinko eksikliğindeki bitkilerde protein sentezinin gerilediği ve buna bağlı olarak bitkide amin ve amino asitler gibi çözünür azot (N) formlarının biriktiği bilinmektedir. Çinko ve N arasındaki bu ilişki, farklı Zn (0.00, 0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1) ve N (25, 75 ve 225 mg kg-1) uygulamalarının, Seri-82 ekmeklik buğday çeşidinin kuru madde ve dane verimiyle yeşil aksamdaki ve tanesindeki Zn, N, NO3- ve amino asit konsantrasyonları üzerine etkisini saptayarak sera koşularında belirlenmiştir. Toprağa yapılan 25 mg N kg-1 (kontrol) uygulamasına göre, 75 ve 225 mg kg-1 N uygulamalarının Seri-82 çeşidinin kuru madde verimini sırasıyla % 19.4 ve % 38.5 oranında arttırdığı bulunmuştur. Çinko verilmeyen kontrol uygulamasına (0.00 mg Zn kg-1) göre, diğer Zn uygulamalarının (0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1) verimi sırasıyla % 14.4, % 27.6 ve % 67.4 oranında arttırdığı belirlenmiştir. Bitkinin N’la beslenme düzeyi iyileştikçe Zn’nun bitkisel verim üstündeki etkisi daha da belirgin olmuştur. Örneğin en düşük N uygulamasında Zn ile sağlanan verim artış oranları % 4.6 - % 29.3 arasında değişirken aynı değerler 75 mg kg-1 N uygulamasında % 25.9 - % 90.3 arasında değiştiği görülmüştür. Aynı şekilde, bitkinin Zn beslenme düzeyi iyileştikçe N uygulamalarının da verim üstündeki etkisi daha büyük olduğu gözlenmiştir. Azot uygulamaları bitkinin yeşil aksamındaki ve tanedeki Zn, N, NO3-1 ve amino asit konsantrasyonlarını arttırmıştır. Buna karşılık Zn uygulamaları bitkinin yeşil aksamdaki ve tanesindeki Zn konsantrasyonlarını arttırırken genelde N, NO3-1 ve amino asit konsantrasyonlarını azaltmıştır. Örneğin N uygulamaları dikkate alınmaksızın toprağa Zn verilmediği durumda, bitkinin yeşil aksamındaki amino asit konsantrasyonu 9738 mg kg-1 iken Zn’nun 0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1 verildiği durumda yeşil aksamdaki amino asit konsantrasyonunun sırasıyla 5302, 4036 ve 1990 mg kg-1 olduğu saptanmıştır. Bu bulgular Zn eksikliğinde buğdayda yeşil aksam ve tanede NO3-1 ve amino asit birikimi olduğunu ortaya koymuştur. Bu da olasılıkla Zn eksikliğinde bitkide protein sentezindeki gerilemeyle ilişkili olabileceği düşünülmüştür. Sonuç olarak, beslenme ortamında Zn ve N düzeyi optimize edildiğinde bitkinin büyümesinde ve veriminde artışlar olabildiğini ve bitkide aynı zamanda çözünür N bileşiklerinin de indirgenebildiğini göstermektedir. Bu nedenle bitkilerin Zn ve N gereksinim düzeylerinin belirlenmesi oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: Çinko, azot, verim, amino asit ve protein.

235

EFFECT OF DIFFERENT NITROGEN AND ZINC DOSES ON GROWTH AND YIELD IN WHEAT ABSTRACT Zinc eficiency which induces several problems in plants, human, and animals is the most commonly occurring micronutrient disorder. Crop production and nutritional quality of edible parts of crop plants are decreased by Zn deficiency. Moreover, Zn is necessary for protein synthesis and plays a vital role in functions of many enzymes. It has been demonstrated that Zn deficiency gives rise to decreases in protein synthesis of plants and thus leads to the accumulation of soluble N forms, such as amino acids, in plants. This interrelationship between Zn and N has been investigated in a greenhouse experiment by studying the effect of different Zn (0.00, 0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1) and N (25, 75 ve 225 mg kg-1) applications on dry matter and grain yield, and Zn, N, NO3and amino acid concentration in shoot and grain of Seri-82 that is wheat cultivar. It is found that 75 and 225 mg kg-1 N applications increased dry matter production of Seri-82 cultivar by 19.4 % and 38.5 %, respectively compared to 25 mg N kg-1 application. Also, Zn applications (0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1) increased dry matter production cultivar by 14.4 %, 27.6 % and 67.4 %, respectively compared the control. It was observed that as the nutritional N status of crop improved, Zn’s effect on plant production was markedly increased. For example, while the rates of dry matter yield increases at the lowest N application (25 mg kg-1) were between, at it is found that the ratios of the dry matter increases with Zn applications changed 4.6 to 29.3 % compared no Zn, at 75 mg kg-1 N application same values changed 25.9 to 90.3 %. Similar enhancing effects of Zn on N nutrition were also observed. Concentrations of Zn, N, NO3- and amino acids in shoots and grain were increased by N applications. In contrast, Zn applications lead to decreases concentration N, NO3-, and amino acid contents but increased that of Zn. While amino acid concentration in shoots of cultivars without Zn applications was 9738 mg kg-1, with Zn applications of 0.02, 0.10 and 5.00 mg kg-1 same values were 5302, 4036 and 1990 mg kg-1, respectively. These results showed that Zn deficiency affects the accumulation of NO3- and amino acid concentrations in shoots and grain of wheat. It is believed that this is related to impaired protein synthesis under Zn deficiency. The results also suggest that when Zn and N are optimized in nutritional zone, the growth and yield of crops could be increased while realizing reductions in contents of soluble N forms in plant. Therefore, the determination of Zn contents and N requirement of crops is of great importance. Key Words: Zinc, nitrogen, yield, amino acid and protein. GRŞ Çinko noksanlığı bitkisel üretimde ve bitkisel ürünlerin besleme kalitesinde ciddi sorunlara yol açan bir mikro element noksanlığıdır (Çakmak, 2008). Çinko noksanlığının dünyada özellikle tahıl üretim alanlarında en yaygın görülen mikro element noksanlığı olduğuna inanılmaktadır (Graham ve Welch, 1996; Alloway, 2004). Tahıl üretim alanlarının yaklaşık % 50’sinin bitkilerce alınabilir Zn konsatrasyonunun düşük olduğu bildirilmiştir. Bir çok ülkede yapılan çalışma sonuçlarına göre hemen hemen her ülkede ve iklim bölgelerinde Zn noksanlığı olabildiği gösterilmiştir (Çakmak,

236

2004). Çinko noksanlığı genelde yüksek pH, kireç ve metal oksitlerle düşük organik maddeden kaynaklanmaktadır (Marschner, 1993). Çinko noksanlığının bitkisel üretimde önemli sorunlara yol açtığı belirlenmiştir. Türkiye’de Orta Anadolu Bölgesinden alınan 72 toprak ve 134 buğday yaprağı örneğinde, Çakmak ve ark. (1996)’nın yaptıkları analizlere göre, bölgenin % 80 den fazlasında Zn eksikliğinin olduğu belirlenmiştir. Nitekim bu bölge topraklarında yapılan çalışmalarda Zn uygulamasıyla tahıllarda önemli verim artışlarının olduğu saptanmıştır (Çakmak ve ark., 1997, 1998; Ekiz ve ark., 1998; Kalaycı ve ark., 1999). Benzer sonuçlar Hindistan’da (Takar ve ark.,1989) ve Avustralya’da (Graham ve ark., 1992) da alınmıştır. Çinko noksanlığı yalnızca bitkilerde değil insanlarda birçok biyolojik, fiziksel ve zihinsel bozuklukların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Örneğin kısa boyluluk, zeka gelişiminin yetersizliği, seksüel olgunlaşmanın geriliği, saç dökülmesi, deri hastalıkları, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi sorunlar Zn eksikliğinden kaynaklanmaktadır (Welch and Graham, 2004; Hotz ve Brown, 2004; Black, 2003). Çinko noksanlığı altında yetişen bitkilerin tüketilmesi durumunda insanda ve hayvanda özellikle gelişmekte olan ülkelerde sözkonusu edilen sağlık sorunlarının olabildiği bildirilmiştir. Bu sorunların nedenlerinden biri olarak, gelişmekte olan ülkelerdeki tek yönlü tahıl özellikle buğday beslenmesi gösterilmiştir. Gelişmekte olan ülkelerde günlük kalori gereksiniminin yarısına yakını buğdaydan karşılanırken gelişmiş ülkelerde bu oran % 20 düzeylerinde olduğu görülmektedir (Çakmak, 2004). Çinkoca fakir gıdalar ayrıca insan ve hayvan hücresinde Zn’nun biyolojik yarayışlılığını artıran bazı organik (özellikle sitrik asit, elma asidi, askorbik asit) ve aminoasitlerce (özellikle methionin, sistein, histinin, lisin) de fakirdir. Bu maddelerin gıdalarda yeterli düzeyde bulunmama nedenlerinden biri protein sentezindeki gerilemeden kaynaklanabileceği düşünülmüştür. Bilindiği gibi Zn protein sentezi ve biyolojik membranların bütünleşmesinde gerekli olan bir elementtir. Çinko eksikliğinde bitkilerde protein sentezinin gerilediği ve buna bağlı olarak amino asit ve amin birikiminin arttığı bilinmektedir (Çakmak ve ark., 1989; Kitagishi ve ark.,1987). Çinko noksanlığında bitkide aminoasitlerin ve diğer çözünür azot bileşiklerinin birikmesi köklerin topraktan yapacağı azot alımı üzerine olumsuz etki yapabilir. Bitkide bu şekilde çözünür N bileşiklerinin birikmesi, bitkinin yeşil aksamda N’la beslenme düzeyinin yeterli olduğu bilgisini köke ileterek kökün beslenme ortamında N alımını sınırlandırmasına ve sonuçta bitkide gizli azot noksanlığının ortaya çıkmasına neden olabilir. Bitkide ortaya çıkan gizli N eksikliği hem bitki büyümesinin gerilemesine hem de o bitkinin danesinde yeterince protein sentezlenememesine yol açabilir. Tanedeki protein konsantrasyonu ayrıca buğdayın öğütülme ve pişirilme kalitesini belirlemede önemli bir faktördür. Buğdayın pazar payında protein konsantrasyonu oldukça önemlidir ve belirli bir düzeyin üzerindeki protein artışlarına özel prim verildiği bildirilmiştir ( Woolfolk ve ark., 2002). Yüksek protein içeriği kırmızı sert taneli kışlık buğday çeşitlerinde arzulanan bir durumdur. Ekmeklik un, belli gıdalarda (makarna ve erişte gibi) ve hayvan yeminde yüksek bir protein konsantrasyonu gerekliyken (% 12-16) buna karşılık kırmızı yumuşak kışlık buğdayda protein konsantrasyonunun düşük (% 8-11) olması tercih edilir (Woolfolk ve ark., 2002). Toprak N’nun protein üzerinde sınırlayıcı bir faktör olduğu bildirilmiştir. Azotun ayrıca bitkinin Zn beslenmesi üzerine önemli etkisinin olabildiği bilinmektedir. Bitki yetiştirmek için kullanılan N’lu gübrenin formu bitki kök bölgesindeki toprağın (rizosfer) pH’sı üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktadır. Amonyumlu gübreler (NH4+) rizosferde asidik etki, nitratlı (NO3-) gübrelerin ise bazik

237

etki yapabildiği bildirilmiştir (Marschner, 1995). Bilindiği gibi düşük pH’larda Zn’nun bitkilerce alınabilirliği yüksektir. Çinkonun ve azotun protein sentezindeki rolleri ve birbirlerinin alımındaki etkilerini buğdayda Zn ve N interaksiyonunu çalışılması gereğini ortaya koymuştur. Bu amaçla sera koşullarında Seri-82 ekmeklik buğday çeşidinde, farklı Zn ve N uygulamalarının bitkinin yeşil aksam ve dane verimi ile yeşil aksam ve tanedeki Zn, N, NO3- ve amino asit konsantrasyonu üzerine etkisini belirlemek için bir deneme gerçekleştirilmiştir. MATERYAL VE METOD Sera denemesinde Zn eksikliğine sahip Eskişehir-Sultanönü toprağı kullanılmıştır. Toprağın DTPA ile extrakte edilebilir Zn konsantrasyonu 0.16 mg kg-1 görüldüğü üzere uluslararası düzeyde kabul gören kritik eksiklik sınırı olan 0.5 mg Zn kg-1‘dan (Lindsay ve Norvell, 1978) çok düşüktür. Ayrıca denemede Seri-82 Ekmeklik buğday çeşidi kullanılmıştır Deneme Çukurova üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü seralarında yürütülmüştür. Bitkiler 2.5 kg toprak içeren saksılarda yetiştirilmiştir. Saksılara 4 değişik Zn [Zn: 0, 0.02, 0.1, 5 mg kg-1 ZnSO4.7H2O formunda] ve 3 değişik N [yeşil aksam için N: 25, 75, 225 mg kg-1; dane için 200, 400 ve 600 mg kg-1 N Ca(NO3-)2 4H2O formunda sırasıyla noksan, düşük ve yeterli] dozu uygulanmıştır. Tüm saksılara ilave olarak 1 kg toprak başına 100 mg P (KH2PO4) uygulanmıştır. Denemeler 4 paralelli yürütülmüştür. Saksılara toprakların tarla kapasitesi % 70 olacak şekilde günlük sulama yapılmıştır. Denemede 2 ayrı hasat yapılmıştır. lk hasat ekimden 35 gün sonra ikinci hasat ise dane olum döneminin tamamlanmasıyla (110 günlük) gerçekleştirilmiştir. Hasattan sonra bitkiler kuru madde ve dane veriminin belirlenmesi için 70 °C’ de kurutulmuştur. Kurutulan örnekler agar değirmeninde öğütüldükten sonra analize uygun hale getirilmiştir. Kurutulmuş ve öğütülmüş bitki örneklerinden 200’er mg alınmış ve bunlar mikrodalga fırında H2O2 ve HNO3 ile yaş yakma metodu ile yakılıp, ICP ile Zn ölçümü yapılmış ve ayrıca örneklerde Kjeldahl yöntemiyle total N ve standart kalorimetrik yöntemlerle de çözünür N (NO3-, aminoasit) ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Ninhidrin kullanılarak gelişmiş kalorimetrik yöntemle aminoasit ölçümü yapılmıştır (Ya Pın Lee ve ark., 1966), salisilik asitin nitritleşmesi yoluyla bitkilerde kolorimetrik olarak nitrat tayini yapılmıştır( Catolda ve ark., 1975). ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Farklı N (yeşil aksam için 25, 75 ve 225 mg kg-1, dane verimi için 200 400 ve 600 mg kg-1) ve Zn (0.0, 0.02, 0.1 ve 5.0 mg kg-1) uygulamalarının Seri-82 çeşidinin kuru madde ve dane verimi ile yeşil aksamdaki ve tanedeki toplam Zn ve N, amino asit ve NO3-1 konsantrasyonları üzerine olan etkisi sera koşullarında belirlenmiştir. Yeşil Aksam ve Dane Verimi Çinko uygulamalarını dikkate almaksızın, toprağa yapılan N uygulamaları ve N uygulamalarını dikkate almaksızın toprağa yapılan Zn uygulamaları Seri-82 çeşidinin yeşil aksam kuru madde verimini arttırmıştır (Şekil 1).

238

4 K r m d ev r i ( b i ) uu a d eim g itk
K r m d ev r i ( b i ) uu a d eim g itk
-1
-1

4

3

3

2

2

1

1

0 25 75 N uygulama dozu (mg kg )
-1

0

225

0,0

0,02

0,1
-1

5,0

Zn uygulama dozu (mg kg )

Şekil 1. Farklı N (25, 75 ve 225 mg kg-1) ve Zn uygulamalarının (0.0, 0.02, 0.1 ve 5.0 mg kg-1) 35 günlük Seri-82 çeşidinin yeşil aksam kuru madde verimine etkisi Sonuçlar, bitkinin hem Zn hem de N’la beslenme düzeyinin iyileşmesi, bitkinin yeşil akam kuru madde veriminde olumlu yönde etkilenme sağladığını göstermektedir. Elde edilen bulgular, özellikle Zn’nun hiç verilmediği durumda, bitkinin kuru madde veriminde ciddi sorunlar görüldüğü ve bu koşulda yapılan N uygulamalarının etkisinin düşük buna karşılık, optimum düzeyde Zn uygulaması yapıldığı durumda ise N uygulamalarının kuru madde verimini arttırma üzerindeki etkisinin belirgin olduğunu ortaya koymaktadır (Şekil 2). Aynı bulguların bitkinin dane verimi için geçerli olduğu saptanmıştır. Ancak Zn ve N etkileşimin dane verimi üzerindeki etkisinin boyutu yeşil aksama göre daha düşük düzeyde olduğu gözlenmiştir (Şekil 3)

100,0 75,0 50,0 25,0 Zn5.0 0,0 Zn0.02 N225 N75 N25 Veriminde oransal artış (%)

Şekil 2. Farklı azot (N) uygulamaları (N25= 25 mg N kg-1, N75= 75 mg N kg-1 ve N225= 225 mg N kg-1) altında kontrol Zn uygulamasına (0.0 mg Zn kg-1) göre 0.02 (Zn0.02), 0.1 (Zn0.1) ve 5.0 (Zn5.0) mg kg-1 Zn uygulamalarıyla sağlanan verim artış oranları (%). Şekil 3. Farklı Zn uygulamaları 0.0 (Zn0), 0.02 (Zn0.02), 0.1 (Zn0.1) ve 5.0 (Zn5.0) mg kg-1 altında, kontrol azot (N) uygulamasına (200 mg N kg-1) göre 400 mg N kg-1 (N400 )ve 600 mg N kg-1 (N600) uygulamalarıyla, 110 günlük Seri-82 çeşidinde sağlanan dane verim artış oranları

Veriminde oransal artış (%)

70,0

45,0 Zn5.0 Zn0.1 Zn0.02 Zn0 N400 N600

20,0 -5,0

239

Yeşil Aksam ve Tanedeki Çinko, Azot, Amino Asit ve Nitrat Konsantrasyonları Zn Konsantrasyonu Azot uygulamalarını dikkate almaksızın, toprağa yapılan Zn uygulamaları, Seri82 çeşidinin yeşil aksamındaki Zn konsantrasyonunu arttırdığı ve artışın en belirgin olarak en yüksek Zn dozunda olduğu görülmüştür. (Şekil 4). Çinko uygulamaları dikkate alınmadığında ise, toprağa yapılan N uygulamaları da bitkinin yeşil aksamdaki Zn konsantrasyonunu artırmıştır. Azotun 25, 75 ve 225 mg kg-1 uygulandığı durumda, Seri-82 çeşidinin yeşil aksamındaki Zn konsantrasyonunun sırasıyla 8.1, 11.0 ve 11.7 mg kg-1 olduğu bulunmuştur (Şekil 5). Sonuçlar, bitkinin N’la beslenme düzeyi iyileştikçe Zn’dan yararlanma etkinliğinin de iyileştiğini göstermektedir. Özellikle N’la birlikte bitkinin kuru madde veriminde artışlar olmasına karşılık (Şekil 1), bu sonucun elde edilmiş olması oldukça önemlidir. Bu bulgular dışında, Zn (Şekil 4) ve N (Şekil 5) uygulamalarının tanedeki Zn konsantrasyonunu arttırdığı da bulunmuştur. Özellikle N uygulamasıyla taneye taşınan Zn düzeyinin artmış olması (Şekil 5), Zn’nun taşınmasında bitkideki protein düzeyinin önemli olabileceğinin işaretidir. Tanedeki Zn düzeyinin yeşil aksamdaki Zn düzeylerinden (Şekil 4) oldukça yüksek olduğu görülmüştür.

Yeşil aksam 50 Znkonsantrasyonu mg kg-1) 40 30 20 10 0 0.00 0.02 0.10
-1

Tane

Şekil 4. Azot uygulamalarını dikkate almaksızın, toprağa yapılan farklı Zn uygulamalarında (0.00, 0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1) Seri-82 buğday çeşidinin yeşil aksamındaki ve tanesindeki Zn konsantrasyonu

5.00

Zn uygulaması (mg kg )

Yeş il aks am 24

Tane

18

12

6

0 noks an düş ük N uygulam as ı (m g kg -1) yeterli

Şekil 5. Çinko uygulamalarını dikkate almaksızın toprağa yapılan farklı N uygulamalarında (noksan, düşük ve yeterli düzede sırasıyla yeşil aksam için 25, 75 ve 225 mg kg-1, tanede 200, 400 ve 600 mg kg-1), Seri-82 çeşidinin yeşil aksamındaki ve tanesindeki Zn konsantrasyonu

Zn konsantrasyonu (mg kg-1)

240

N konsantrasyonu Azot uygulamaları dikkate alınmadığında, toprağa yapılan Zn uygulamaları bitkinin yeşil aksamındaki toplam N konsantrasyonunu azalttığı bulunmuştur. Çinkonun 0.00, 0.002, 0.10 ve 5.00 mg kg-1 dozlarında yeşil aksamdaki N konsantrasyonunun sırasıyla % 2.27, % 1.89, % 1.76 ve % 1.56 olduğu bulunmuştur (Şekil 6). Bu konsantrasyon azalması Zn ilavesiyle bitki büyümesindeki ve kuru maddesindeki artışla (Şekil 1) yakın ilişkili olduğu düşünülmüştür. Ayrıca Zn uygulamalarının tanedeki N konsantrasyonu üzerine etkisinin çok belirgin olmadığı görülmüştür (Şekil 6). Çinko uygulamaları dikkate alınmadığında toprağa yapılan N uygulamaları beklenildiği gibi bitkinin yeşil aksam ve tanedeki (Şekil 7) N konsantrasyonunu arttırmıştır. Aynı N dozunda, artan Zn uygulamalarıyla bitkinin yeşil aksamındaki N konsantrasyonunun azalması, tanedeki N konsantrasyonu için de geçerli olduğu görülmüştür. Ancak en yüksek N dozunda bu bulgunun tersi elde edilmiştir. Azotun 600 mg kg-1 dozunda, Zn’nun uygulanmadığı yerde bitkinin tanesindeki N konsantrasyonu % 2.40 iken, Zn’nun 5.00 mg kg-1 uygulandığı yerde aynı değerin % 2.89 olduğu bulunmuştur (Şekil 7). Bu sonuç, daha öncede ifade edildiği gibi, bitkinin N ve Zn ile beslenmesi optimize edildikçe her iki elementin bitkilerce alınımının arttığını göstermektedir.
Yeşil aksam 2,5 Tane

2 N konsantrasyonu (%)

1,5

1

0,5

Şekil 6. Azot uygulamalarını dikkate almaksızın, toprağa yapılan farklı Zn uygulamalarında (0.00, 0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1) Seri-82 buğday çeşidinin yeşil aksamındaki ve tanesindeki N konsantrasyonu
0.00 0.02 0.10
-1

0 5.00 Zn uygulaması (mg kg )

Yeşil aksam 3 2,5 N konsantrasyonu (%) 2 1,5 1 0,5 0 25 50 N uygulaması (mg kg )
-1

Tane

Şekil 7. Çinko uygulamalarını dikkate almaksızın toprağa yapılan farklı N uygulamalarında (noksan, düşük ve yeterli düzede sırasıyla yeşil aksam için 25, 75 ve 225 mg kg-1, tanede 200, 400 ve 600 mg kg-1), Seri-82 çeşidinin yeşil aksamındaki ve tanesindeki N konsantrasyonu
225

NO3-1 konsantrasyonu Bitkinin Zn ile beslenme düzeyi iyileştikçe yeşil aksamdaki NO3-1 konsantrasyonunun önemli oranlarda azaldığı saptanmıştır. Azot uygulamaları dikkate alınmadığında, Zn’nun verilmediği koşulda Seri-82 çeşidinin yeşil aksamındaki NO3-1 konsantrasyonu % 1.26, Zn’nun 0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1 verildiği uygulamalarda ise aynı değerin sırasıyla %0.87, % 0.73 ve % 0.57 olduğu belirlenmiştir (Şekil 8). Ancak

241

tane NO3-1 konsantrasyonuyla bitkinin Zn beslenmesi arasında bu yönde belirgin bir ilişkinin olmadığı görülmüştür (Şekil 8).

Yeşil aksam 1,5

Tane

N0 -1 konsantrasyonu (%) 3

1,2

0,9

0,6

0,3

0 0.00 0.02 0.10 5.00 Zn uygulaması (mg kg-1)

Şekil 8. Azot uygulamalarını dikkate almaksızın, toprağa yapılan farklı Zn uygulamalarında (0.00, 0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1) Seri-82 buğday çeşidinin yeşil aksamındaki ve tanesindeki NO3-1 konsantrasyonu

Çinkonun aksine, N uygulamaları bitkinin yeşil aksamındaki ve tanesindeki NO3-1 konsantrasyonunu arttırmıştır. Bu artışın özellikle yeşil aksamda belirgin olduğu görülmüştür (Şekil 9). Tanedeki artış düzeyinin düşük olması olasılıkla taneye taşınan N’lu bileşiklerin büyük çoğunluğunun organik formda olmasıyla ilişkili olabilir.
Yeş il aks am 2,25 Tane

N03-1 konsantrasyonu (%)

1,8

1,35

0,9

0,45

0 noksan düşük N uygulam as ı (mg kg-1) yeterli

Şekil 9. Çinko uygulamalarını dikkate almaksızın toprağa yapılan farklı N uygulamalarında (noksan, düşük ve yeterli düzede sırasıyla yeşil aksam için 25, 75 ve 225 mg kg-1, tanede 200, 400 ve 600 mg kg-1), Seri-82 çeşidinin yeşil aksamındaki ve tanesindeki NO3- konsantrasyonu.

Amino Asit konsantrasyonu Çinko uygulaması bitkide amino asit konsantrasyonunda önemli düzeyde azalışlara neden olmuştur. Azot uygulamaları dikkate alınmaksızın toprağa Zn verilmediği durumda, bitkinin yeşil aksamındaki amino asit konsantrasyonu 9738 mg kg-1 iken Zn’nun 0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1 verildiği durumda yeşil aksamdaki amino asit konsantrasyonu sırasıyla 5302, 4036 ve 1990 mg kg-1 olmuştur (Şekil 10). Aynı bulgular tanedeki amino asit konsantrasyonu için elde edilmiş, ancak, Zn uygulamasıyla azalan amino asit konsantrasyonun boyutu yeşil aksama kıyasla oldukça düşük kaldığı gözlenmiştir (Şekil 10). Beklenildiği gibi, N uygulamaları yeşil aksamdaki ve tanedeki amino asit konsantrasyonunu arttırmıştır. (Şekil 11). Bu artış yeşil aksamda oldukça belirgin olmuş ve en düşük N uygulamasına göre en yüksek N uygulamasıyla bitkinin yeşil aksamının 5.2 kez daha fazla amino asit konsantrasyonuna sahip olduğu bulunmuştur.

242

-1 Amino asit konsantrasyonu (mg kg )

Yeşil aksam

Tane

7500 6500 5500 4500 3500 2500 1500 500 0.00 0.02 0.10 kg-1) 5.00 Zn uygulaması (mg

Şekil 10. Azot uygulamalarını dikkate almaksızın, toprağa yapılan farklı Zn uygulamalarında (0.00, 0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1) Seri-82 buğday çeşidinin yeşil aksamındaki ve tanesindeki amino asit konsantrasyonu

Bitkide en fazla amino asit birikimi N uygulamasının yeterli ve Zn’nun hiç verilmediği koşulda olduğu görülmüştür. Söz konusu durumda, bitkinin yeşil aksamındaki amino asit konsantrasyonu 10082 mg kg-1 olduğu belirlenmiştir (Şekil 12). Aynı azot uygulamasında ve 5.00 mg kg-1 Zn uygulamasında bitkideki amino asit konsantrasyonunun ise 3318 mg kg-1 olduğu saptanmıştır (Şekil 12). Sonuçlar Zn’nun amino asit düzeyini bir şekilde azatlığını ortaya koymuştur. Bu sonuç Zn’nun protein sentezinde de önemli görevler aldığına işaret etmektedir. Bilindiği gibi, bitkiye alınan N indirgenerek amino asitlere, amino asitlerden de proteinlere dönüşür. Bu dönüşümün Zn eksikliğinde tam gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
Yeşil aksam 7500 Amino asit konsantrasyonu (mg kg -1) 6500 5500 4500 3500 2500 1500 500 noksan düşük N uygulaması (mg kg -1) yeterli Tane

Şekil 11. Çinko uygulamalarını dikkate almaksızın toprağa yapılan farklı N uygulamalarında (noksan, düşük ve yeterli düzede sırasıyla yeşil aksam için 25, 75 ve 225 mg kg-1, tanede 200, 400 ve 600 mg kg-1), Seri-82 çeşidinin yeşil aksamındaki ve tanesindeki amino asit konsantrasyonu.

10000 8000 6000 4000 Zn0 Zn0.02 Zn0.1 Zn5.0 N225 2000 0 N75 N25

Şekil 12. Farklı azot (N) (25, 75 v 225 mg kg1 ) ve çinko (Zn) (0.0, 0.02, 0.1 ve 5.0 mg kg-1) uygulamalarının 35 günlük Seri-82 yeşil aksamındaki amino asit konsantrasyonu üzerine etkisi

Yeşil aksam aminoasit -1 kons. (mg kg )

243

Tartışma Toprağa yapılan N uygulamaları bitkinin kuru madde verimini artırmıştır (Şekil 1). Bu artış oranının uygulanan doza bağlı olarak değiştiği görülmüştür. Varga ve Svecnjak (2006), tarla koşullarında yaprak uygulamasının buğday çeşitlerinin dane verimini % 7.8 civarında arttırdığı toprağa uygulanan N’la sağlanan verim artış oranının ise % 24.9 olduğu belirlemişlerdir. Bu çalışmada Zn sınırlayıcı bir faktör olduğunda N uygulamalarının kuru madde ve dane verimi üzerine etkisinin küçük boyutta olduğu buna karşılık Zn’nun sınırlayıcı bir faktör olmadığı durumda aynı N uygulamalarının kuru madde ve dane verimi üzerine olan etkisinin büyük boyutta olduğu belirlenmiştir. Örneğin Zn’nun 0.02 mg kg-1 dozunda en düşük N (25 mg kg-1) uygulamasına göre 75 ve 225 mg kg-1’lık N uygulamalarıyla sağlanan kuru madde verimi sırasıyla % 14.8 ve % 26.9 olduğu buna karşılık 5.00 mg kg-1 Zn dozunda aynı değerlerin % 40.6 ve % 63.6 olduğu bulunmuştur. Sonuçlar Zn beslenmesi iyileştikçe N’nun bitki büyümesi üzerindeki etkisinin de arttığını göstermektedir. Benzer bulgular N ve demirle (Fe) yapılan çalışmalarda da elde edilmiştir. Örneğin Assimakopoulou (2006), ıspanakta düşük Fe veya Fe verilmeyen uygulamaya göre, yeterli düzeyde Fe içeren uygulamadaki N’un kuru madde verimindeki etkisinin daha yüksek olduğunu saptamıştır. Çinko uygulamasıyla Seri-82 çeşidinin kuru madde veriminde önemli artışlar görülmüştür (Şekil 1). Çinko uygulamasıyla buğdayda ve tahıllarda verim artışının olduğunu gösterir çok sayıda çalışma literatürde yer almıştır (Cakmak ve ark., 1998; Cakmak ve ark., 1999). Bu bulgulara ilave olarak, Kalaycı ve ark., (1999) tarafından geçekleştirilen denemelerde, sera koşullarında Zn verilmeyen uygulamaya göre Zn’la sağlanan verim artış oranlarının % 47-83 arasında, tarla koşullarında dane veriminde görülen artış oranlarının ise % 57-92 arasında değiştiği belirlenmiştir. Bir başka çalışmada ise, dört farklı deneme alanında kontrol uygulamasına göre farklı dozlarda uygulanan Zn’nun çeltiğin dane veriminde % 12 ile % 180 arasında değişen artışlara yol açtığı bulunmuştur (Slaton ve ark., 2005). Sera koşullarında farlı Zn ve N dozlarında gerçekleştirilen bu denemede de Zn uygulaması Seri-82 çeşidinin yeşil aksam ve tane Zn konsantrasyonunu arttırmıştır (Şekil 5). Çinko uygulamasıyla buğdayın veya tahılların yeşil aksamdaki ve tanedeki Zn konsantrasyonunu arttırması başka çalışmalarda elde edilmiş bir bulgudur (Çakmak ve ark., 1997; Çakmak ve ark., 1998; Kalaycı ve ark., 1999; Torun ve ark., 2000). Çinko uygulaması bitkinin yeşil aksamındaki ve tanesindeki Zn konsantrasyonunu arttırırken amino asit konsantrasyonunu azalttığı görülmüştür (Şekil 10). Çinko eksikliğindeki buğdayda amino asit konsantrasyonunun yüksek olması fasulye bitkisinde yapılan bir çalışmada da belirlenmiştir. Çinko eksikliğine sahip fasulye yapraklarında kontrol uygulamasına göre yapraklarda 6.5 kez daha fazla amino asit biriktiği ve bu bitkilere 24., 48., ve 72. saatte yapılan Zn uygulamasından sonra amino asit konsantrasyonu sırasıyla 5.1, 2.7 ve 1.4 kez azaldığı saptanmıştır (Çakmak ve ark., 1989). Amino asit konsantrasyonundaki bu azalma aynı zamanda protein konsantrasyonundaki artışa bağlanmıştır. Bu sonuç da Zn’nun protein sentezinde temel bir rolünün olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuçlardan Zn eksikliğinde bitkide sentezlenen protein düzeyinde azalmalar olduğu anlaşılmaktadır. Çinko eksikliğine sahip bir bitkiye artan dozlarda uygulanan N’un amino asit konsantrasyonunu arttırmasına (Şekil 11, 12) karşılık protein sentezinde gerilemeye yol açması beklenen bir olasılıktır. Bilindiği gibi bitkide NO3-1 ve NH4+1 şeklinde alınan N bitki içinde indirgenerek aminli bileşiklere, aminli bileşikler amino asitlere ve amino asitlerde proteinlere dönüşür (Marshner, 1995). Bu dönüşümde Zn’nun rolü olduğu bilinmektedir. Bitkide amino asitin temel kaynağı N’lu bileşiklerdir. Bu

244

yönüyle de N protein sentezinin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Azotun protein sentezindeki önemi gösterir çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Düşük ve yüksek dozda N uygulamasına ilave olarak yapılan üre şeklindeki yaprak uygulamasının farklı çeşitlerin protein düzeyini ortalama 5 g kg-1 düzeyinde arttırdığı bulunmuştur (Varga ve Svecnjak, 2006). Proteinin temel bileşenlerinden olan N’un ekim öncesinde ve ekimden sonra uygulamaları buğdayda hem dane verimi hem de protein için önemli olduğu bildirilmiştir (Cassman ve ark., 1992). Çinko, protein sentezindeki rolüyle bitkinin N beslenme düzeyi üzerine önemli bir etkisinin olabileceğini göstermektedir. Aynı şekilde N’unda bitkinin Zn beslenme düzeyi üzerinde bir rolünün olabileceğini göstermektedir. Azotun yeşil aksam Zn konsantrasyonunu arttırması toprakta N’un rizosfer bölgesindeki etkisine bağlanabilir. Bitki kök bölgesindeki toprak (rizosfer) bitki büyümesinde Zn’nun ana kaynağıdır ve bu nedenle rizosfer kimyasındaki herhangi bir değişim Zn’nun veya diğer elementlerin bitkiye yarayışlılığında önemli değişimlere yol açacaktır. Bu değişimlerden en önemlisi belki de rizosfer pH’sındaki değişimdir. Marschner (1991), bir Luvisol toprakta fasulyenin rizosferinde NH4+1 ile beslendiğinde rizsofer toprağının pH’sı 6.8 den 5.4’e düştüğünü, NO3-1 ile beslendiğinde 6.8’den 7.4’e yükseldiğini saptamıştır. Aynı çalışmada NO3-1’la beslenen bitkilerde Zn konsantrasyonu 34 mg kg-1 iken NH4+1 ile beslenenlerde aynı değerin 49 mg kg-1 olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar bitkinin beslenme ortamı optimize edildikçe elementlerin bitki büyümesindeki pozitif rollerinin daha da belirgin hale geldiğini göstermektedir. Optimum beslenme ortamının özelliklerinden uzaklaştıkça (eksik veya toksik) bitki büyümesinde sorunlar ortaya (örneğin yüksek amino asit birikimi veya protein düzeyinin azalması) çıkmaktadır. Bu sorunların boyutunun beslenme ortamındaki besin elementlerinin düzeyine, bitki türlerine ve çeşitlerine ve çevre koşullarına bağlı olarak değiştiği anlaşılmıştır. KAYNAKLAR Alloway, B.J., 2004. Zinc in Soils and Crop Nutrition. International Zinc Association Communications. IZA Publications, Brussels. Assimakopoulou A., 2006. Effect of iron supply and nitrogen form on growth, nutritional status and ferric reducing activity of spinach in nutrient solution culture. Scientia Horticulturae, 110 (1): 21-29. Banziger, M., Feil, B., Schmid, J.E., Stamp, P., 1994. Utilization of late-applied fertilizer nitrogen by spring wheat genotypes. Eur. J. Argon. 3, 63-69. Black, M.M., 2003. Micronutrient deficiencies and cognitive functioning. J. of Nutriiton 133, 3927S-3931S Çakmak, I., 2004. Identification and Correction of Widespread Zinc Deficiency in Turkey- A Success Story. Proceedings 552, The International Fertiliser Society, York, UK. Çakmak, I., Yılmaz, A., Kalaycı, M., Ekiz, H., Torun, B., Erenoğlu, B., and Braun, H.J., 1996. Zinc deficiency as a critical problem in wheat production in Central Anatolia. Plant and Soil. 180: 165-172. Çakmak, I., Ekiz, H., Yılmaz, A., Torun, B., Köleli, N., Gültekin, I., Alkan, A. and Eker, S. 1997. Differential response of rye, triticale, bread and durum wheats to zinc deficiency in calcareous soils. Plant and Soil, 188, 1-10.

245

Çakmak, I., Marschner, H. and Bangerth, F. 1989. Effect of zinc nutritional status on growth, protein metabolism and levels of indole-3-acetic acid and other phytohormones in bean ( phaseolus vulgaris L.). J. Of Experimental Botany, 40: 405-412. Casman, K.G., Bryant, D.C., Fulton, A.E., Jackson, L.F., 1992. Nitorgen supply effects on partitioning of dry matter and nitrogen to grain of irrigated wheat. Crop Sci. 32, 1252-1258. Dhugga, K.S., Waines, J.G., 1989. Analysis of nitrogen accumulation and use in bread and durum wheat. Crop Sci. 29, 1232-1238. Ekiz, H., Bağcı, S.A., Kıral, S., Eker, S., Gültekin, I., Alkan, A. and Cakmak, I. 1998. Effects of zinc fertilization of various cereals grown in zinc-deficient calcareous soils. Journal of Plant Nutrition, 21, 2245-2256. Gauer, L.E., Grant, C.A., Gehl, D.T., Bailey, L.D., 1992. Effects of nitrogen fertilization on grain protein content, nitrogen uptake, and nitrogen use efficiency of six spring wheat cultivars, in relation to estimated moisture supply. Can. J. Plant Sci. 72: 235-241 Graham, R. D., Ascher, J. S., and Hynes, S. C., 1992. Selecting zinc efficient cereal genotypes for soils of low zinc status. Plant and Soil. 146: 241-250. Graham, R.D., and Welch, R.M., 1996. Breeding for stable-food crops with high micronutrient density: Working papers on Agricultural Strategies for Micronutrients, No.3. International Institute, Washington D.C. Hotz, C., and Brown, K.H., 2004. Assesment of rhe risk of zinc deficiency in populations and options for its control. Food Nutrition Bull. 25, 94-204. Kalaycı, M., Torun, B., Eker, S., Aydın, M., Oztürk, L. and Cakmak, I. 1999. Grain yield, zinc efficiency and zinc concentration of wheat cultivars grown in a zincdeficient calcareous soil in field and greenhouse. Field Crops Research 63, 8798. Kitagishi, K., Obata, H., and Kondo, T. 1987. Effect of zinc deficiency on 80S ribosomc content of meristematic tissues of rice plant. Soil Sci. Plant Nutr. 33, 423-429. Kitagishi, K., and Obata, H. 1986. Effects of zinc deficiency on the nitrogen metabolism of meristematic tissues of rice plants with reference to protein synthesis. Soil Sci. Plant Nutr. 32, 397-405. Marschner, H., 1993. Zinc Uptake from Soils, Chap 5 in Robson, A.D. (ed) Zinc in Soils and Plants, Kluwer Academic Publishers, Dordrecht. pp 59-78. Marschner, H., 1995. Mineral Nutrition of Higher Plants 2nd. Edition. Academic Pres Inc. London, G.B.,p,446. Navak, R., Chauhan, R.P.S., and Singh, G., 1997. Effect of nitrogen and zinc on wheat (Triticum aestivum) yield, and nutrients uptake under partially reclaimed sodic soil. : Indian J. Of Agro., 42 (2): 293-296. Slaton, N.A., Norman, R.J., and Wilson, C.E., 2005. Effect of zinc source and application time on zinc uptake and grain yield of flood-irrigated rice. Agronomy J. 97 (1): 272-278. Sowers, K.E., Pan W.L., Miller, B.C., Smith, J.L., 1994. Nitrogen use efficiency of split nitrogen applications in soft white winter wheat. Argon. J. 86, 942-948.

246

Spiertz, J.H.J., 1983. Agronomical and physiological aspects of the role nitrogen in yield formation cereals. Plant Soil, 75, 379-391. Takkar, P.N., Chibba, I.M., and Mehta, S.K., 1989. Twenty Years of Coordinated Research of Micronutrients in Soil and Plants (1967-1987). Indian Institute of Soil Science, Bhopal, IISS, Bull. I. p.314.0 Torun, B., Bozbay, G., Gültekin, I., Braun, H.J., Ekiz, H. & Çakmak, I. 2000. Differences in shoot growth and zinc concentration of 164 bread wheat genotypes in a zinc-deficient calcareous soil. Journal of Plant Nutrition, 23, 1251-1265. Welch, R.M., and Graham, R.D., 2004. Breeding for micronutrients in staple food crops from a human nutrition perspective. Journal of Experimental Botany 55, 353364. Woolfolk, C.W., Raun, W..R., Johnson, G.V., Thomason, W.E., Mullen, R.W., Wynn, K.J., and Freeman, K.W., 2002. Influence of late-season foliar nitrogen applications on yield and grain nitrogen in winter wheat. Agron. J. 94: 429-434. Wuest, S.B., Cassman, K.G., 1992. Fertilizer-nitrogen use efficiency of irrigated wheat. I. Uptake efficincy of preplant vs. late-season application. Argon. J. 84: 682688.

247

ÇUKUROVA’DA YAYGIN OLARAK YET ŞT R LEN BAZI EKMEKL K BUĞDAY ÇEŞ TLER NDE Ç NKO UYGULAMASININ VER M VE BAZI TARIMSAL ÖZELL KLER ÜZER NE ETK S N N SAPTANMASI Hatun BARUT * Tuğba SEMERC OĞLU

Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitüsü. *baruthatun@yahoo.com ÖZET Proje, Çukurova da yaygın olarak ekimi yapılan bazı ekmeklik buğday çeşitlerine çinko uygulamasının buğdayın gelişimi, verim ve verim unsurları üzerine etkilerini tespit etmek amacıyla 2005-2006 ekim sezonunda yürütülmüştür. Denemeler Tesadüf Blokları Bölünmüş Parseller deneme deseninde, 3 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Çinko dozları ana, çeşitler alt parselleri oluşturmuştur. Alt parseller 8 sıra 5 m uzunlukta olup tüm çeşitlerde ekim sıklığı 400 tane/m2 alınmıştır. Denemelerde, 3 ekmeklik (Adana- 99, Ceyhan- 99, Pandas) buğday çeşidi kullanılmıştır. Çinko uygulama şekli; toprak ve toprak+yaprak şeklinde olmuştur. Çinko dozları, topraktan saf 0, 0.5, 1, 2, 3 ve 4 kg Zn/da (%22’lik ZnSO4) kullanılmıştır. Yapraktan çinko uygulamaları için % 0.4‘lük ZnSO4 solüsyonu kullanılmıştır. Ekmeklik buğdaylarda çinko uygulamalarının, bitki boyu, başak sayısı, biyolojik verim, sap verimi, 1000 dane ağırlığı, hasat indeksi ve dane verimi üzerinde etkisi incelenmiştir. Toprak, toprak+yapraktan uygulanan çinko; verim ve diğer tarımsal karakterler üzerinde etkili olmuştur. Anahtar Kelimeler: Ekmeklik buğday, çinko, verim. DETERMINATION OF EFFECT OF ZINC APPLICATION ON YIELD AND SOME AGRICULTURAL CHARACTERS OF BREAD WHEAT CULTIVARS WHICH GROWN N ÇUKUROVA REGION ABSTRACT This research carried out to determinate of effect Zinc applications on grain yield and some agricultural characters of bread wheat cultivars grown in Çukurova Region. The experiment is carried out in Doğankent location of Çukurova Agricultural Research fields. Bread wheat varieties; Adana-99, Ceyhan-99 and Panda is used as material. The experiment arranged in Split Plot Design with 3 replications and Zinc doses ( 0, 0.5, 1, 2, 3 and 4 kg Zn/da) randomized in main plots, varieties randomized in sub-plots. Sub- plots used 8 plant rows and 5 m in length, as seeding rate 400 grain/m2 is used. Zinc application methods are Soil application and Soil+Leaf application. Determination of zinc application effect on plant height, number of spike per m2, 1000 kernel weight, harvest index and grain yield of some bread wheat cultivars were examined. Soil and soil+leaf aplication zinc affected on increases in grain yield and yield component. Key words; Bread wheat, zinc, yield. GRŞ Bitkisel verimi ve bunların kalitesini azaltan en önemli sorunlardan birisi de topraklardaki mikro element eksikliğidir. Mikro elementler içerisinde Zn, hem bitkisel

248

verimi kısıtlaması hem de ürün kalitesini azaltması nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir. Gerek insan ve gerekse hayvan ve bitkilerin beslenmesinde vazgeçilmez bir mikro besin maddesi olan Zn’nun eksikliği, bitki sağlığında birçok olumsuz faktörün ortaya çıkmasına davetiye çıkarmaktadır. FAO’nın global düzeyde yaptığı çalışmalara göre yeryüzünde tarımı yapılan alanların %30’u Zn eksikliği problemini yaşamaktadır (Sillanpaa,1982). Türkiye’de de tarım yapılan toprakların %50’sinde Zn eksikliği tespit edilmiştir (Eyüpoğlu ve ark.,1995). Çinko eksikliği yaygınlığı Çakmak ve ark.(1996a)’nın yaptıkları çalışmalara göre Konya ovasında %90’lara yaklaşmaktadır. Topraklarda görülen düşük organik madde, yüksek kireç içeriği, yüksek pH, düşük yağışlar vb. faktörler Zn eksikliği problemini şiddetlendirici faktörlerdir. Gerçekte Zn eksikliği problemi, topraktaki Zn’nun bitkilerce kullanılamayacak formlarda bulunmasından kaynaklanmaktadır. Çinko bitkisel verimi özelliklede kireçli topraklarda yetiştirilen tahılların verimini sınırlandıran önemli bir mineral besin elementi problemidir. Örneğin; Türkiye’de Çakmak ve ark.(1996a) ve Avusturalya’da Graham ve ark.(1992)’nın yapmış oldukları çalışmalar Zn eksikliğinin kireçli topraklarda tahıl üretimini ciddi şekilde sınırlandırdığını ortaya koymuştur. Topraklardaki alınabilir Zn’nun düşüklüğü yalnızca bitkisel verimi değil aynı zamanda danenin beslenme kalitesini de düşürmektedir (Graham ve Welch, 1996). Orta Anadolu’nun değişik bölgelerinde buğdayda çinko uygulamasının dane veriminde %5-550 arasında artışlar sağladığı belirtilmektedir (Çakmak ve ark.,1995, Yılmaz ve ark.,1995). Bu çalışmada, Çukurova da yaygın olarak yetiştirilen ekmeklik buğdaylarda çinko uygulamasının verim ve verim unsurları üzerine etkilerini belirlemek amaçlanmıştır. MATERYAL VE METOD Bu araştırma, Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitü arazilerinde, Doğankent lokasyonun da kurulmuştur. Yapılan araştırmada, deneme alanının toprak özellikleri; %18 kum, %29 kil, %53 arasında silt, %19 kireç, %1.2 organik madde, %0.085 tuzluluk, pH 7.9, Fosfor 5.56 kg/da P2o5, Zn çeriği 0.2 ppm, Fe çeriği 7.6 ppm, Cu çeriği 1.13 ppm ve Mn içeriği 2.9 ppm olarak belirlenmiştir. Toprakta çinko noksanlığı belirlenmiştir. Araştırmada, 3 ekmeklik (Adana-99, Ceyhan-99 ve Pandas) buğday çeşidi kullanılmıştır. Denemeler Tesadüf Bloklarında Bölünmüş Parseller deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Çinko dozları ana, çeşitler alt parsellere tesadüfi olarak dağıtılmıştır. Denemelerde, 0, 0.5,1, 2, 3 ve 4 saf Zn kg/da Çinko dozları toprak ve toprak+yaprak ’tan uygulanarak incelenmiştir. Topraktan çinko uygulamasında, çinko dozları ekimden hemen önce toprak yüzeyine püskürtülüp, diskaroyla toprağa karıştırılmıştır. Zn kaynağı olarak %22’lük Çinko Sülfat (ZnSO4.7H2O) kullanılmıştır. Yapraktan Zn uygulamalarında ise %0.4’lük ZnSO4 solüsyonu ( 50 gr Zn/da hesabıyla) kullanılmıştır. Yapraktan solüsyon uygulamaları, kardeşlenme ve sapa kalkma aşamasında 10 -15 gün arayla iki kez uygulanmıştır. Alt parseller 8 sıra 5 m uzunlukta olup tüm çeşitlerde ekim sıklığı 400 tane/m2 olarak alınmıştır. Taban gübresi olarak, ekimle beraber saf 6 kg N/da Amonyum Sülfat ve saf 4 kgP/da %42- 44’lük Triple Süper Fosfat kullanılmıştır. Kardeşlenme aşamasında ise ilave 10 kg N/da düşecek şekilde Üre verilmiştir. Denemeler kurulduktan sonra bitki gelişimi takip edilmiş, bitki boyu, metrekarede başak sayımı, biyolojik verim, sap verimi, bin dane ağırlığı, hasat indeksi ve dane verimi gibi gözlemler alınmıştır.

249

ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Denemenin ekildiği 2005-2006 ekim yılı Şubat ayında uzun yıllar ortalamasına göre yüksek yağış düşmüştür. Bu su basmalarına neden olmuş ve bitki gelişimini olumsuz etkilemiştir. Daha sonraki aylarda özellikle Nisan ve Mayıs aylarında uzun yıllar ortalamasına göre oldukça düşük yağışlar düşmüştür. Bu aylar da düşecek yağış buğday gelişimi ve verim üzerinde oldukça önemlidir. Bu nedenle beklenen yağışın düşmemesi verim düşüklüklerine neden olmuştur (Çizelge 1). Çizelge 1. Adana linin Buğday Yetiştirme Sezonundaki Uzun Yıllar ve 2005-2006 Ekim Yılı Ortalama Aylık Sıcaklık, Nisbi Nem ve Yağış Değerleri
Aylar Uz. Yıl. Ort. Sıcaklık ( 0C) Sıcakl ık ( 0C) Ekim- 2005 Kasım- 2005 Aralık- 2005 Ocak- 2006 Şubat- 2006 Mart- 2006 Nisan- 2006 Mayıs- 2006 Haz.- 2006 Toplam 21.6 15.3 11.1 9.7 10.4 13.3 17.5 21.7 25.6 19.8 13.9 12.1 8.8 10.6 14.1 18.5 22.4 26.0 Uz. Yıl. Ort. Yağış (mm) 43.5 73.9 124.4 109.4 88.9 65.8 52.5 47.0 20.6 626 Yağış ( mm) 37.9 64.6 64.1 36.3 131.6 46.2 9.3 19.8 4.5 414.3 Uz. Yıl. Ort. Nem (%) 60 63 67 65 65 65 67 66 67 Nem (%) 60.6 66.6 69.7 62.9 73.0 76.4 71.2 69.0 73.2

Yapılan araştırmada toprak ve toprak+yapraktan yapılan çinko uygulamalarının verim ve tarımsal karakterler üzerine etkili olduğu belirlenmiştir. Toprak ve toprak+yapraktan çinko uygulamasının bitki boyu üzerine etkisi incelendiğinde; toprak uygulamasında, çinkonun bitki boyu üzerine %1 düzeyinde etkili olduğu belirlenmiştir. Bitki boyu 105-110.9 cm arasında değerler almıştır. Çeşitler arasında fark görülmüş, Adana-99 ve Ceyhan-99 aynı gruba girerken (111-110cm) bunu Pandas (106cm) izlemiştir. Toprak+yapraktan çinko uygulamasında, çinko bitki boyu üzerinde istatistiki olarak etkili olmamıştır. Bitki boyu 110-114 cm değerleri arasında değişmiştir (Çizelge 2). Toprak ve toprak+yapraktan çinko uygulamasının metrekarede başak sayısı üzerine etkisi incelendiğinde; topraktan çinko uygulamasının başak sayısı üzerinde %5 düzeyinde etkili olduğu belirlenmiştir Metrekarede başak sayısı 543- 634 adet arasında değerler almıştır. Çeşitler arasında fark görülmemiştir. Toprak+yapraktan çinko uygulamaları başak sayısı üzerinde %1 düzeyinde etkili olmuştur. Metrekarede başak sayısı 539- 641adet arasında değerler almıştır. Çeşitler arasında fark görülmemiştir. Çinkoxçeşit interaksiyonu önemli bulunmuştur. Metrekarede başak sayısı 520- 667 adet arasında değerler almıştır. Çinko noksanlığı, kurak ve ani sıcaklıkların yaşandığı yıllarda erken görülürken, ilkbaharı yağışlı ve serin geçen yıllarda daha geç devrelerde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle çinko uygulamasının, çinko noksanlığının erken görüldüğü durumlarda başakta dane sayısı ve bitki boyu üzerine olumlu etkide bulunduğu, geç çıktığı durumlarda ise bin dane ağırlığı üzerinde olumlu etkiler bıraktığı bildirilmiştir (Özbek ve Özgümüş, 1997). Yılmaz ve ark.,(1995), çinko uygulamasının m2’deki başak

250

sayısını, başakta dane ve 1000 dane ağırlığını etkilediğini, değişimin m2’deki başak sayısında yüksek, 1000 dane ağırlıklarında düşük olduğu bildirilmektedir. Toprak ve toprak+yapraktan çinko uygulamasının 1000 dane ağırlığı üzerine etkisi incelendiğinde; topraktan çinko uygulaması 1000 dane ağırlığı üzerinde %1 düzeyinde etkili olmuştur. 1000 dane ağırlığı 40.4- 45.5 gr arasında değerler almıştır. Çeşitler arasında fark görülmemiştir. Toprak+ yapraktan çinko uygulamasının 1000 dane ağırlığı üzerinde %1 düzeyinde etkili olduğu belirlenmiştir. 1000 dane ağırlığı 41.6- 46.0gr arasında değerler almıştır. Çeşitler arasında fark görülmüş, 44.9gr ile Ceyhan- 99 ilk sırayı alırken bunu 44.2gr ile Pandas ve 43.4gr ile Adana-99 izlemiştir. Gültekin ve ark. (2001) çinko uygulamasının bin dane ağırlığını önemli düzeyde arttırdığını belirtirken, Mungan ve Duran (2003) ve Taban ve ark. (1997) çinko uygulamasının bin dane ağırlığını arttırdığını ama bunun istatistikti olarak önemli olmadığını bildirmişlerdir. Elde edilen bulgular kısmen benzerlik göstermektedir. Toprak ve toprak+yapraktan çinko uygulamasının biyolojik verim üzerine etkisi incelendiğinde; toprak uygulamasında, kontrole oranla çinko uygulamaları biyolojik verim üzerinde %1 düzeyinde etkili olmuştur. Biyolojik verim 2340- 2667 kg/da arasında değerler almıştır. Çinkoxçeşit interaksiyonu önemli olmuştur. Çeşitlerin biyolojik verim değerleri 2280-2933 kg/da arasında değerler almıştır. Toprak+yapraktan çinko uygulamasında; çinko uygulamasının %1 düzeyinde etkili olduğu görülmüştür. Çeşitler arasında fark belirlenmiş, 2717 kg/da ile Ceyhan-99 ilk sırayı alırken bunu Adana-99 ve Pandas izlemiştir. Çeşitxçinko interaksiyonu önemli bulunmuş ve 22632944 kg/da arasında değerler almıştır. Toprak ve toprak+yapraktan çinko uygulamasının Sap verimi üzerine etkisi incelendiğinde; toprak uygulamasında, kontrole oranla çinko uygulamaları sap verimi üzerinde %1 düzeyinde etkili olmuştur. Sap verimi 1754- 2011 kg/da arasında değerler almıştır. Toprak+yapraktan çinko uygulaması da sap verimi üzerinde %1 düzeyinde etkili olmuştur. Sap verimi 1697- 2019 kg/da arasında değerler almıştır. Çeşitler arasında fark görülmüş, Ceyhan- 99 2003 kg/da sap verimi verirken, bunu 1936 kg/da ile Adana -99 ve 1868 kg/da ile Pandas izlemiştir. Toprak ve toprak+yapraktan çinko uygulamasının hasat ndeksi üzerine etkisi incelendiğinde; toprak uygulamasında, kontrole oranla çinko uygulamalarının hasat indeksi üzerinde %5 düzeyinde etkili olduğu görülmüştür. Çeşitler arasında fark görülmüş, Ceyhan -99 %27.7 ile ilk sırayı alırken bunu %26.4 ile Pandas ve %4.9 ile Adana-99 izlemiştir. Toprak+yapraktan çinko uygulamasında da kontrole oranla çinko uygulamaları hasat indeksi üzerinde %1 düzeyinde etili olmuştur. Çinkoxçeşit interaksiyonu önemli bulunmuş; hasat indeksi, %21.4- 30.4 arasında değerler almıştır. Çinko uygulamalarının dane verimi üzerine etkileri incelendiğinde; toprak ve toprak+yapraktan çinko uygulamalarının dane verimi üzerinde %1 düzeyinde etkili olduğu belirlenmiştir. Topraktan çinko uygulamasında, kontrole oranla çinko uygulamaları verimi arttırmıştır. 0 kg/da çinko dozunda verim 439 kg/da iken artan çinko dozlarıyla birlikte verimde artmalar olmuştur. En yüksek dane verimi (537 kg/da) 2 kg/da çinko dozunda elde edilmiştir. Toprak+ yapraktan çinko uygulaması da verim üzerinde etkili olmuştur. 0 kg/da çinko dozunda verim 473 kg/da iken artan dozlarla birlikte verim artmış, en yüksek verim değeri (626 kg/da) 2 kg/da çinko dozundan elde edilmiştir. Dekara 3 ve 4 kg/da çinko uygulamalarında verimde azalma eğilimleri olmuştur. Çeşitler arasında fark görülmüştür. En yüksek verimi 587 kg/da ile Adana-99 verirken bunu 550 kg/da ile Ceyhan-99 ve 502 kg/da ile Pandas izlemiştir. Toprak+ yapraktan çinko uygulamasında, topraktan çinko uygulamasına göre daha yüksek verim değerleri elde edilmiştir.

251

Çizelge 2. Topraktan Çinko Uygulamasının Çeşitlerin Bitki Boyu (cm), Metrekarede Başak Sayısı (adet) ve 1000 Dane Ağırlığı (gr) Üzerine Etkisi
Çinko (kg/da) 0 0.5 1 2 3 4 Çeşit Ort. LSD CV (%) Adana-99 Bitki Boyu (cm) Ceyhan-99 Pandas Ort. 105 b 107 ab 110 a 110 a 110ab 111 a Adana-99 Başak/M2 (Adet) Ceyhan-99 Pandas 532 624 606 692 600 608 610 Ort. 543 b 593 ab 614 a 634 a 621 a 583 ab 1000 Dane Ağırlığı (gr) Adana-99 Ceyhan-99 Pandas 40.4 46.1 42.9 42.9 45.4 43.2 43.5 çinko (% 1): 1.7 4.04 39.8 45.5 44.8 47.7 45.1 44.6 44.6 41.0 46.5 47.1 45.2 44.9 42.2 g 44.5 Ort. 40.4 c 46.0 a 44.9 ab 45.3 a 45.1 a 43.3 b

108 106 102 108 107 108 113 111 106 112 112 106 112 111 107 113 112 108 111 a 110 a 106 b çeşit (%1): 1.8, çinko (%1): 3.8 3.66

555 542 585 568 611 624 591 620 595 668 579 562 586 597 çinko (% 5): 54.8 9.53

Çizelge 3. Topraktan Çinko Uygulamasının Çeşitlerin Biyolojik Verim (kg/da), Sap Verimi (kg/da) ve Hasat ndeksi (%) Üzerine Etkisi
Çinko (kg/da) 0 0.5 1 2 3 4 Çeşit Ort. LSD CV (%) Biyolojik Verim (kg/da) Adana-99 Ceyhan-99 Pandas Ort. Sap Verimi (kg/da) Adana-99 Ceyhan-99 Pandas 1666 1901 1956 1988 1821 1835 2144 2024 2022 2092 1808 2089 1903 1988 çinko (% 1): 171.6 9.31 1694 2055 1761 1811 1920 1881 1854 Ort. 1754 c 2000 a 1806 bc 1993 a 2011 a 1926 ab Hasat ndeksi (%) Adana-99 Ceyhan-99 Pandas 23.2 23.1 26.2 25.2 27.6 26.4 23.4 26.7 27.4 25.0 31.5 27.7 26.1 29.0 25.8 26.7 28.6 24.9 24.9 b 27.7 a 26.4 ab çeşit (% 5): 1.6, çinko (% 5): 2.7 10.73 Ort. 24.1 b 26.4 ab 25.8 ab 28.1 a 27.0 a 26.8 ab

2280 f 2440 def 2301 ef 2340 b 2547 bf 2747 ad 2858 ab 2717 a 2540 bf 2540 bf 2586 af 2555 a 2853 abc 2640 ae 2507 cf 2667 a 2815 abc 2840 abc 2280 f 2645 a 2551 bf 2933 a 2507 cf 2664 a 2598 2690 2506 çinko(%1): 200.7,çinkoxçeşit int.(% 5): 347.6 8.02

252

Çizelge 4. Topraktan Çinko Uygulamasının Çeşitlerin Dane Verimi (kg/da) Üzerine Etkisi
Çinko (kg/da) 0 0.5 1 2 3 4 Çeşit Ort. LSD CV (%) Dane Verim (kg/da) Adana-99 Ceyhan-99 Pandas 462 453 403 453 508 523 565 517 525 554 582 476 579 508 443 539 484 476 525 509 474 çinko (%1): 49.8 10.29 Ort. 439 b 494 a 536 a 537 a 510 a 500 a

Yapılan benzer bir çok araştırmada da çinkonun verim ve diğer tarımsal karakterler üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Kalaycı ve ark. (1993), topraktan çinko uygulaması ile arpa ve buğdayda %50-60’ın üzerinde dane veriminde önemli artışlar olduğunu belirtmektedirler. Yılmaz ve ark. (1997) tarafından yürütülen çalışmalarda topraktan, yapraktan, tohumdan veya bunların kombinasyonu halinde yapılan Zn uygulamalarından genotip ve türlere göre değişmekle birlikte dane verimi, bitki ve dane Zn konsantrasyonlarında önemli artışlar elde edilmiştir Bu çalışmalarda en etkin uygulamanın topraktan yapılan uygulama olduğu, bunun yanında topraktaki bakiye etkisinin birkaç yıl devam etmesi nedeniyle de en ekonomik uygulama olduğu görülmüştür. Öte yandan, tohum ve yaprak uygulamaları ile bunların kombinasyonlarının da verimi önemli düzeyde artırdığı, toprak uygulamasının yapılmadığı durumlarda tohum veya yaprak uygulamalarının başarı ile kullanılabileceği tespit edilmiştir. Başka bir çalışmada; çinko uygulamaları toprağa, yaprağa uygulama ile tohuma yapıştırmanın farklı dozları araştırılmıştır. Topraktan çinkolu gübreleme verim ve verim komponentlerinde önemli artışlar sağlamıştır. Bunu sırası ile tohumdan ve yapraktan çinko uygulamaları takip etmiştir (Özbek ve Özgümüş, 1988). Sonuç olarak, değişen iklim koşulları nedeniyle, özellikle toprakta noksanlığı durumunda çinko gübrelemesinin verim üzerinde etkili olduğu bir çok araştırmayla ortaya konmuştur. Çukurova koşullarında yapılan bu çalışmada; farklı ekmeklik buğday çeşitlerine toprak, toprak +yapraktan uygulanan çinkonun verim ve verim ögelerine etkisi araştırılmıştır. Toprakta noksanlığı durumunda uygulanacak çinko gübresinin bitki boyu, başak sayısı, biyolojik verim, sap verimi, 1000 dane ağırlığı, hasat indeksi ve dane verimi üzerinde olumlu etkide bulunduğu tespit edilmiştir. Dekara 1-2 kg Zn uygulamasının verim üzerinde etkili olduğu, daha yüksek dozlarda (3 ve 4 kg Zn/da) verimde azalmalar meydana geldiği belirlenmiştir. Çinkonun toprak + yaprak’ tan uygulanması dane verimi üzerinde toprak uygulamasına göre daha etkili olmuştur.

253

Çizelge 5. Toprak+ Yapraktan Çinko Uygulamasının Çeşitlerin itki Boyu (cm), Metrekarede Başak Sayısı (adet) ve 1000 Dane Ağırlığı (gr)Üzerine Etkisi
Çinko (kg/da) 0 0.5 1 2 3 4 Çeşit Ort. LSD CV Bitki Boyu (cm) Adana-99 Ceyhan-99 Pandas 113 114 115 112 113 113 113..3 öd 2.94 113 112 113 113 108 108 111..3 108 115 109 113 109 110 110..9 Ort. 111 114 113 113 110 110 Başak/M2 (adet) Adana-99 Ceyhan-99 Pandas 568 cde 572 cde 657ab 667 a 568 cde 603 abc 606 6.99 527 de 591 bce 664 a 624 abc 643 ab 520 e 595 523 de 590 bcd 564 cde 633 abc 610 abc 644 ab 594 Ort. 539 d 584 c 628 ab 642 a 607abc 589 bc 1000 Dane Ağırlığı (gr) Adana-99 Ceyhan-99 Pandas 41.0 43.3 45.9 44.4 42.3 42.9 43.3 b 4.70 41.2 46.7 47.3 47.3 44.2 42.9 44.9 a 42.6 46.2 44.8 45.5 44.3 41.9 44.2 a Ort. 41.6 c 45.4 ab 46.0 a 45.7 a 43.7 bc 42.6c

çinko (% 1): 40.28, çinkoxçeşit (% 1): 59.76

çeşit (%1): 7.9, çinko (% 1): 1.99

Çizelge 6. Toprak+ Yapraktan Çinko Uygulamasının Çeşitlerin Biyolojik Verim (kg/da), Sap Verimi (kg/da) ve Hasat ndeksi (%) Üzerine Etkisi
Çinko (kg/da) 0 0.5 1 2 3 4 Çeşit Ort. LSD CV Biyolojik Verim (kg/da) Adana-99 Ceyhan-99 Pandas 2142 g 2944 a 2731 ad 2427 dg 2527 bf 2907 a 2613 b 8.16 2517 bf 2766 ad 2671 ae 2827 ab 2787 abc 2733 ad 2717a 2367 efg 2818 ab 2460 cg 2613 af 2633 ae 2263 fg 2526 b Ort. 2342 c 2843 a 2621 b 2622 b 2649 ab 2634 b Sap Verimi (kg/da) Adana-99 Ceyhan-99 Pandas 1518 1876 1698 2173 1985 1987 1890 1837 1750 1907 2111 2040 1941 2162 1893 2125 2049 1841 1926 ab 2003 a 1868 b çeşit (% 5): 106.3, çinko (% 1): 167.8 9.02 Ort. 1697 b 2048 a 1815 b 2019 a 1999 a 2005a Hasat ndeksi (%) Adana-99 Ceyhan-99 Pandas 23.1 30.4 29.2 24.7 28.0 26.9 27.1 çinko (% 1): 3.2 12.56 22.6 28.5 28.6 25.2 29.8 25.1 26.6 24.4 29.4 28.1 26.5 26.1 21.4 26.0 Ort. 23,4 c 29,4 a 28.6 ab 25.5 bc 27.9 ab 24.5 c

çeşit (%1):77.7,çinko(% 1): 205.7, çinkoxçeşi t(% 5): 356.4

254

Çizelge 7. Toprak+ Yapraktan Çinko Uygulamasının Çeşitlerin Dane Verimi (kg/da) Üzerine Etkisi
Çinko (kg/da) 0 0.5 1 2 3 4 Çeşit Ort. LSD CV (%) Dane Verim (kg/da) Adana-99 Ceyhan-99 Pandas 494 486 439 565 611 545 601 550 533 693 642 544 601 481 525 570 531 424 587 a 550 b 502 c çeşit (% 1): 33.5, çinko (% 1): 46.05 8.8 Ort. 473 d 574 b 562 b 626 a 536 bc 508 cd

KAYNAKLAR Çakmak, ., ve ark, (1995). Zinc deficiency as a critical nutritional problem in wheat production in Central Anatolia.(submitted for puplication) Çakmak, ., Yılmaz, A., Kalaycı, M., Ekiz, H., Torun, B., Erenoğlu, B., Braun, H.J., (1996a). Zinc deficiency as a critical problem in production in Central Anatolia. Plant and Soil.180: 165-172. Eyüpoğlu, F., Kurucu, N., Talaz, S., (1995). Türkiye topraklarının bitkiye yarayışlı mikro elementler bakımından genel durumu. Toprak Gübre Araştırma Enstitüsü. 620/A- 002 Projesi Toplu Sonuç Raporu. Graham, R. D., Ascher, J.S., and Hynes, S.C.,(1992). Selecting Zinc-defficient Cereal Genotypes For Soils Low in Zinc Status. Plant and Soils.146, 241-250. Graham, R.D and Welch,R.M., (1996). Breeding for staple food cropswith high micronutrient density. Working papers on Agricultural stratages for Micronutrients, No. 3. nternational Food Policy Research nstitute, Washington, D.C. Gültekin, ., Yılmaz. A., Ekiz, H.,Arısoy, R.Z. , Şahin, M., ve Kaya, Y., (2001) Çinko Noksanlığı Görülen Orta Anadolu Topraklarında Uygulanan Çinko Ve Kükürt’ün Buğdayın Verim, Verim Komponenetleri ve Bazı Kalite Özelliklerine Etkisi. Türkiye 4. Tarla Bitkileri Kongresi 17-21 Eylül Tekirdağ. Kalaycı, M., Aydın, M., Kaya, F., Özbek, V., ve Siirt, S., (1993). Mikro Besin Maddesi Denemeleri. Sayfa 25-31. Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü 19921993 Yılı Serin klim Tahılları Projesi Gelişme Raporu. Eskişehir. Mungan, S., ve Doran, ., (2003) Farklı Doz ve Yöntemlerle Uygulanan Çinkonun Makarnalık Buğday Ve Arpanın Verim ve Verim Unsurlarına Etkileri. Türkiye 5. Tarla Bitkileri Kongresi 13-17 Ekim. Özbek, V. ve Özgümüş, A., (1988). Farklı Çinko Uygulamalarının Değişik Buğday Çeşitlerinin Verim Ve Bazı Verim Kriterleri Üzerine Etkileri. I. Ulusal Çinko Kongresi, 183-190.12-16 Mayıs 1997 Eskişehir. Sillanpaa, M., (1982).Micronutrients and the nutrient status of soils. A global study. FAO Soils Bulletin, No: 48, FAO, ROME Taban, S., Alparslan, M., Güneş, A., Aktaş, M., Erdal, ., Eyüpoğlu, H., ve Baran, .,(1997). Değişik Şekillerde Uygulanan Çinkonun Buğday Bitkisinde Verim ve Çinkonun Biyolojik Yarayışlılığı Üzerine Etkisi. I. Ulusal Çinko Kongresi 1216 Mayıs 1997 Eskişehir.

255

Yılmaz, A., Ekiz, H., Torun, B., Aydın, A., ve Çakmak, ., (1995). Determination of Zinc Application Methods in Zinc-Deficient Wheat Growing Areas of Central Anatolia. Soil Fertilizer Management 9 th nternational Symposium of CIEC 25-30 September, Kuşadası,Turkey. Yılmaz, A., ark., (1995). ç Anadolu Bölgesinde yetiştirilen bazı arpa genotiplerinin çinko noksanlığına tepkileri.III. Arpa Malt Simpozyumu, 5-7 Eylül1995, Konya. Yılmaz. A., Ekiz, H., Torun, B., Gültekin, ., Karanlık, S., Bağcı, S.A. Çakmak, ., (1997). Effect of different zinc application methods on yield and zinc concentration in wheat grown on zinc-dificient calcerous of Central Anatolia. Journal of Plant Nutrition, 20: 461-471.

256

BUĞDAY GENOT PLER N N KÜKÜRT ALIM KAPASTELER N N VE B TK DEK KÜKÜRT DAĞILIMININ BEL RLENMES Bülent TORUN* Hüseyin YALÇIN Halil ERDEM Nuri DÖLEK Pınar YARDIM Çukurova Üniv. Ziraat Fak. Toprak Böl., Adana. *mbtorun@cu.edu.tr ÖZET Son yıllarda kükürt (S) eksikliğinin toprak ve bitkide arttığı bildirilmiştir. Kükürt eksikliğinde dane veriminde ve kalitesinde düşüler olduğu belirlenmiştir. Kükürt eksikliğine karşı bitkilerin S kullanım etkinliğinin bilinmesi oldukça önemlidir. Bu nedenle bitkilerin S alım kapasitelerinin ve bitki içindeki dağılımı ve hareketinin belirlenmesi bir zorunluluktur. Bu amaçla besin çözeltisinde farklı S dozlarında (0.1, 5, 10, 50, 100 ve 1000 µM) yetiştirilen ve değişik zamanlarda (0, 4, 8, 16, 24, 48 ve 72 saat) hasat edilen Bezostaja, Bal-Atilla ve Golia buğday çeşitlerinin yeşil aksam kuru madde verimleri ile aynı çeşitlerin tüm bitkideki, yaşlı yapraktaki, orta yaşlı yapraktaki, genç yapraktaki ve saptaki S konsantrasyonları saptanmıştır. Denemeden elde edilen sonuçlara göre, en düşük S uygulamasına göre (0,1 µM) artan S uygulamalarıyla çeşitlerin kuru madde verimleri % 44 ile % 619 arasında arttığı bulunmuştur. Çeşitlerin kuru madde verim artışı 50 µM S dozuna kadar belirgin olmuş ve bu dozdan daha yüksek dozlardaki verim artışı önemli olmamıştır. Düşük S uygulamasında ( 5 µM) kuru madde verim artışında Bezostaya’da belirgin olduğu buna karşılık yüksek ( 100 ve 1000 µM-S) S uygulamalarında ise Golia ve kısmen de Bal Atilla çeşitlerinde olduğu görülmüştür. Farklı S uygulamalarında bitkilerin tüm yeşil aksamdaki S konsantrasyonları Bezostaja’da 0.86-4.27 gr kg-1, Bal-Atilla’da 0.91-4.27 gr kg-1 ve Golia’da ise 0.92-5.69 gr kg-1 değerleri arasında değiştiği ve en yüksek S değerlerine Golia çeşidinin sahip olduğu bulunmuştur. Ayrıca, bitkideki en yüksek S konsantrasyonunun yaşlı yapraklarda olduğu bunu sırasıyla orta yaşlı yaprak, genç yaprak ve sapın izlediği bulunmuştur. Bu bulgulara ilave olarak bitkinin S’le beslenme düzeyinin belirlemede genç yaprak örneklemesinin doğru sonuç verdiği saptanmıştır. Sonuçlar, buğday çeşitlerinin S’den yararlanma etkinliklerinin ve bitki içindeki dağılımının beslenme ortamındaki S düzeyine bağlı olarak değiştiğini ortaya koymuştur. Ayrıca S’ün bitkideki hareketliliğinin düşük olduğu anlaşılmıştır. Bu sonuçlar gelecekte yapılacak çalışmaların ağırlıklı olarak, S’ün kullanım etkinliğini ve dağılımını etkileyen genetik ve fizyolojik karakterlerin belirlenmesi üzerine olması gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Kükürt, buğday, verim, S alımı, bitkideki S dağılımı. DETERMINATION OF SULPHUR UPTAKE CAPACITIES OF WHEAT GENOTYPES AND IT’S DISTRIBUTION WITHIN THE PLANT ABSTRACT Research works reveal the increased incidence of sulfur deficiency in soil and plant, and corresponding decreases in both yield and quality of crops were reported. In

257

dealing with sulfur deficiency, its use efficiency by plant and its distribution among the tissues, as well as the uptake capacities of plants fort his element are crucial. In order to invesitgate this matter, wheat varieties Bezostaja, Bal-Atilla and Golia were grown in solution cultures containing 0, 1, 5, 10, 50, 100 ve 1000 µM sulfur. Wheat plants were harvested at 0, 4, 8, 16, 24, 48 ve 72 hr and S contents of whole plants; young, middle-aged and old leaves along with dry matter yield were determined. According to the results dry matter yields were increased by 44 to 619 % by S applications, compared to the lowest S application of 0,1 µM. In general there were marked increases in dry matter yields of the experimental varieties up to 50 µM S applications. The Bezostaya variety the Golia and to some extent the Bal-Attila were responsive to S application at the low 5 µM concentration whereas the Golia and to some extent the Bal-Atilla were responsive to the higher concentrations of S (100 ve 1000 µM) in this respect. Under varying rates of S applications S contents of green tissues were in the range 0.86 to 4.27 g kg-1, 0.91 to 4.27 g kg-1 and 0.92 to 5.69 g kg-1 in Bezostaja, BalAtilla and Golia varieties, respectively, Golia having the highest S concentration. In addition, the highest S concentrations were found in the old leaves followed by middle aged, young leaves and petioles. However, the S statuses of young leaves were decided to be a better indicator of the nutritional status of the wheat varieties. Results of this work suggest that S efficiency of the wheat varieties and the distribution on S among plant tissues depend on the S concentration of the nutrient medium. Also concluded that the S mobility in the plant were very low. It is recommended that in future work on S nutrition the emphasis should be on the genetic and physiological factors effecting the plants S efficiency and S within the plant. Key Words: Sulphur, wheat, yield, S uptake, S distribution in plants. GRŞ Kükürtçe fakir alanlar dünyanın bir çok yerinde yaygınlaşmaktadır. Özellikle düşük S’lü gübre kullanımının artması, hayvansal gübrelerden S’ün toprağa giriş düzeyinin düşük olması, yüksek verimli çeşitlerin ıslah edilmesi ve intensiv tarımın artması, S içeren fungusitlerin kullanımdaki azalma ve toprağa atmosferik kaynaklı S girişinin ciddi çevresel önlemlerle önlenmesi bu sonucu doğurmaktadır (Scherer, 2001). Son on yılda Batı-Avrupa’da tarım alanlarında bitkilerde S noksanlığı gittikçe artmaktadır. Bu artışta SO2 emisyonundaki azalma, S depozitlerindeki azalma ve kısmen de gübre kullanımındaki alışkanlıkların değişmesi büyük rol oynamaktadır (Blake-Kalff ve ark., 2001; Hawkwsford ve De Kok., 2006). SO2 emisyonundaki azalma 1996 yılında Avrupa Ekonomik Komisyon protokolün bir sonucu olarak geçekleşmiştir. Bu protokolde ngiltere, 2000’de yıllık 2.5 milyon olan SO2 emisyonunu 2010 yılında 0.98 milyon tona indirmeyi taahhüt etmiştir. Bitkisel üretimde S noksanlığının gelecekteki 10 yıl içinde artması beklenmektedir. Benzer bulgular Türkiye’de görülmüş ve çevresel önlemlerin alındığı Ankara’da SO2 düzeyindeki azalışların bitkilerde S noksanlığına yol açtığı bildirilmiştir ( nal ve ark., 2003). Kükürt noksanlığı dünyanın bir çok yerinde verim kayıplarına ve ürün kalitesinde bozulmalara yol açmıştır. Topraklara S ilavesiyle bitki büyümesinde ve veriminde meydana gelen artışların dünyanın bir çok ülkesinde özellikle Kuzey Kanada, A.B.D’nin Kuzey bölgelerinde, Güney Asya’da, Avusturalya’da ve Yeni-Zelanda’da görüldüğü bildirilmiştir (Tisdale ve ark.,1986; Rasmusen ve Kresge, 1986; Beaton ve Soper, 1986; Pasricha ve Fox, 1986). ngiltere’de S uygulamalarıyla sağlanan verim

258

artışları % 5-20 arasında gerçekleşmesine karşın tarla koşullarında toprağa yapılan S ilavesiyle sağlanan artışların % 5-50 arasında değişiği belirlenmiştir (Rasmusen ve Kresge, 1986; Beaton ve Soper, 1986). Yetersiz S, bitkisel verimde azalmalara yanısıra protein sentezinde de gerilemeye ve amino asitlerin yapısında bulunan ve S içeren methionin ve sistein gibi enzimlerin faaliyetlerinde ise önemli oranda azalmaya ve sonuçta ürün kalitesinde düşüşe neden olur. Kükürt ayrıca Koenzim A, biotin, thiamin, B1 vitamini sentezinde de S’ün önemli etkisi vardır. Klorifilin sentezinde ve ferrodiksinin yapısında yer aldığı bildirilmiştir (Marschner, 1995; Mengel ve Kirkby, 2001). Ayrıca ürün kalitesi açısından önemli role sahip olan glütatiyon gibi bileşiklerin sentezlenmesinde de S’ün önemli rolleri olduğu bilinmektedir (Zhao ve ark., 1999a). Bilindiği gibi bitkilerin S gereksinimleri birbirlerinden farklıdır. Genelde buğday 1 ton tane için yaklaşık 2-3 kg S’e gereksinim duyar ( Zhao ve ark., 1999) oysa kolza bitkisinde bir ton tane için gereksinilen S düzeyenin 16 kg S olduğu saptanmıştır (McGrath ve Zhao, 1996). Bitkiler S gereksinimini büyük ölçüde toprak çözeltisindeki SO4-2-S’den karşılarlar. Ayrıca havadaki S’lü gazlardan bitkiler yaprakları aracılığıyla faydalanabilirler. Bitkilerin S alım karakteristiklerinin bitki türleri ve aynı türün çeşitleri arasında farklı olabildiği bildirilmiştir. Örneğin toprağa yapılan farklı S uygulamalarına buğday çeşitlerinin kuru madde verimi açısından tepkileri farklı olmuştur. Kükürt uygulamasıyla bazı çeşitlerin veriminde önemli artışlar görülürken bazı çeşitlerde önemli bir artışın olmadığı saptanmıştır (Erdem, 2004). Ayrıca benzer koşullarda kontrol uygulamasına göre en yüksek S uygulamalarında (80 mg kg-1 toprak) Golia çeşidinin yeşil aksamındaki S konsantrasyonu artışının % 120 olduğu buna karşılık, BalAtilla çeşidinde aynı değerin % 33 olduğu bulunmuştur (Erdem, 2004) . Söz konusu çalışmada, Bal Atilla ve Bezostoja çeşitlerinin en düşük oranda S almalarına karşılık, en yüksek oranda kuru madde verimi artışı gösterdikleri belirlenmiştir. Bu sonuçlar, buğday çeşitlerinin S alım karakteristikleri ile S kullanım etkinliğinin farklı olabileceğini göstermektedir. Ayrıca bitkinin S’lu gübreye gereksiniminin olup olmadığına karar vermede veya bitkinin S’e gereksinimi yoksa gübre uygulamasından kaçınmak için bitkinin S’le beslenmesinde güvenilir ve pratik olan göstergelere gereksinim vardır. Kükürt noksanlığını gösteren başarılı bir parametre bitki gelişim dönemleri boyunca güvenilir olmalı ve değişkenlik göstermemelidir. Aynı zamanda doğru, kolay ölçülebilir ve mümkünse az emek harcanmalıdır (Blake-Kalff ve ark 2001). Yukarıda kritize edilen konuların S açısından test edilebilmesi için kontrollü koşullar altında denemelerin gerçekleştirilmesi bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu amaçla farklı S dozları altında, değişik buğday çeşitlerinin S alım karakteristiklerinin besin çözeltisi ortamında belirlenmesi amaçlanmıştır. lave olarak bitkinin S’le beslenme düzeyini belirlemede hangi bitki organın örneklenmesi gerekir sorusunu yanıtlamak için farklı S uygulamaları altında bitkinin tüm yeşil aksam kuru madde verimi ile aynı uygulamalardaki bitkinin tüm yeşil aksam, yaşlı yaprak, orta yaşlı yaprak, genç yaprak ve saptaki S konsantrasyonları arasındaki ilişki R2 değeriyle belirlenmiştir. MATERYAL VE METOD Bu tez çalışması Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü iklim odaları ve bitki fizyolojisi laboratuvarlarında gerçekleştirilmiştir. Su kültürü denemesinde Golia, Balatilla ve Bezostaja gibi üç farklı ekmeklik buğday çeşidi kullanılmıştır. Buğday tohumları, içerisinde perlit bulunan 40x25x5 cm boyutundaki

259

beyaz plastik küvetlere ekilmiş ve inkübatörde 27 0C’de 3 gün süreyle çimlenmeye bırakılmıştır. Daha sonra bulundukları ortamdan çıkarılıp 3 cm genişliğinde ve 15 cm uzunluğundaki süngerlere sarılıp, içerisinde buğday bitkileri için hazırlanmış ve KNO3 1,5 mM; Ca(NO3)2 x4H2O 2,0 mM; KCl 0,3; KH2PO4 0,2 mM (makro besin) ile H3BO3 µM; MnCl2 x2H2O 0,5 µM; ZnCl2 0,5 µM; CuCl2 x2H2O 0,2 µM; (NH4)6 Mo7O24 x4H2O 0,01 µM; Fe-EDTA 100 µM (mikro besin) besin çözeltisi bulunan saksılara, 7 demet ve her bir demette ise 3 bitki, toplamda 21 bitki olarak transfer edilmiştir. Su kültürü denemeleri Toprak bölümü iklim odalarında gerçekleştirilmiştir. Bilgisayar kontrollü iklim odalarında sıcaklık gündüz 20±2 0C, gece 20±2 0C nem % 6570 oranında , ışıklanma süresi ise 16 saat aydınlık (300 µmol m-2 s-1) 8 saat karanlık olarak ayarlanmıştır. Su kültürü denemelerinde uygulanan S dozu 0.1, 5, 10, 50, 100 ve 1000 µM olarak belirlenmiştir. Kükürt kaynağı olarak MgSO4-2 kullanılmıştır. Magnezyum açığı ise MgCl2 ile giderilmiştir. Her bir saksıya 300 ml makro besin çözeltisi, 3 ml mikro besin çözeltisi ve 100 µM Fe-EDTA verildikten sonra saksılar saf su ile 3000 ml’ye tamamlanmıştır. Denemenin kurulduğu ilk 3 gün yukarıdaki besin çözeltisi konsantrasyonlarının yarısı ve 0,1µM S dozu uygulanmış daha sonra asıl dozlar ve besin çözeltileri uygulanmıştır. Saksılardaki besin çözeltileri 3 güne bir değiştirilmiş ve aynı zamanda saksıların yerleri de değiştirilmiştir. Bitkinin yetiştiği ortamın pH’sı 1/30’luk HCl ile 5.5’e ayarlanmıştır. Bütün çeşitlerde S noksanlık simptomlarının görülmesiyle bitkilerin saksılara transferinden 17 gün sonra örneklemeye geçilmiştir. Öncelikle bitkilerin örnekleme saatleri belirlenmiştir (0.saat, 4.saat, 8.saat, 16.saat, 24.saat, 48. saat ve 72.saat). Daha sonra her bir örnekleme saatinde bitkilerden, yeşil aksam, yaşlı yaprak, orta yaşlı yaprak, genç yaprak ve bitki sapı alınarak örnekleme yapılmıştır. Her örnekleme saatlerinde saksılardan birer demet (3 bitki) azaltılarak 72. saat sonunda bütün bitkilerin örneklemesi tamamlanmıştır. Hasat edilen bitki materyalleri saf su ile yıkanarak 48 saat boyunca 70 0C’ ye ayarlanmış etüvde kurutulup, kuru ağırlıkları alınmıştır. Kuru ağırlıkları alınan örnekler daha sonra Agat değirmeninde öğütülerek analize hazır hale getirilmiştir. Öğütülen bitki örneklerinden 0,125 gr. alınıp yaş yakma metoduna göre M LESTTONE marka mikrodalga fırınında H2O2-HNO3 asit karışımında yarım saat süreyle yakılıp, mavi bantlı filtre kağıdından süzülmüştür. Süzülen örneklerin son hacmi saf su ile 20 ml’ye tamamlanmış ve elde edilen süzükte S analizi ICP cihazında 182.037 nm dalga boyunda gerçekleştirilmiştir (Zhao ve ark., 1994). ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Kükürt uygulamasının buğday çeşitlerinin tüm yeşil aksam kuru madde verimi üzerine etkisi Bitkiye yapılan S uygulamalarıyla buğday çeşitlerinin tüm yeşil aksam kuru madde verimlerinin arttığı saptanmıştır. En düşük S dozunda (0.1 µM-S) yetiştirilen ve besin çözeltisine alındıktan sonra 17. günde hasat edilen Bezostaja, Bal-Atilla ve Golia çeşitlerinin 0. saatteki kuru madde verimleri sırasıyla 36.8, 26.8 ve 26.3 mg bitki-1 olduğu belirlenmiştir (Şekil 1). Kükürt ilavesiyle bitkilerin kuru madde verimleri önemli düzeyde arttığı bulunmuştur. Bu artış özellikle S’ün 50 µM düzeyine kadar belirgin olduğu gözlenmiştir (Şekil 1). Aynı S uygulamasında, çeşitlerin sahip oldukları kuru madde verim değerlerine göre kıyaslandıklarında, genelde, en yüksek ortalama kuru madde verim değerine Bezostaja’nın sahip olduğu görülmüştür. Bunu sırasıyla BalAtilla ve Golia çeşitlerinin izlediği gözlenmiştir (Şekil 1).

260

Buna karşılık, S uygulamasıyla sağlanan en yüksek verim artış oranları ise genelde en düşük verim değerine sahip olan Golia çeşidinde olduğu saptanmıştır. Özellikle Golia’nın, en yüksek S uygulama dozunda dahi verim artışının devam ettiği gözlenmiştir. Bu sonuçlar, Golia’nın beslenme ortamında aşırı miktarda S bulunduğu koşulda dahi yüksek S zararından kendini koruyabildiğini göstermesi açısından oldukça önemlidir. Kükürt uygulamasının buğday çeşitlerinin yeşil aksamdaki ve farklı organlardaki kükürt konsantrasyonu üzerine etkisi Beslenme ortamına yapılan S uygulamaları beklenildiği gibi bitkilerin yeşil aksamdaki S konsantrasyonlarını önemli düzeyde arttırmıştır. Örneğin Bozostaja çeşidinin 0. saat hasat zamanında bitkinin tüm yeşil aksamındaki S konsantrasyonu 0.1 µM S dozunda 1.10 gr kg-1 iken 5, 10, 50, 100 ve 1000 µM S dozlarında aynı değerin sırasıyla 1.45, 1.94, 3.96, 4.04 ve 4.27 gr kg-1 olduğu saptanmıştır (Şekil 2). 0.1 ile 10 µM arasındaki S uygulama dozlarında, yeşil aksamdaki S konsantrasyon değeri 1-2 gr kg-1 iken, 50 µM düzeyinde aynı değer birden 4 gr kg-1 düzeyine hatta Golia çeşidinde 5 gr kg-1 düzeyine çıkmıştır. Söz konusu dozdan daha yüksek dozlarda Golia’nın diğer çeşitlerden daha yüksek yeşil aksam S konsantrasyonlarına sahip olduğu görülmüştür (Şekil 2).
0. saat 150,0 kuru madde verimi (mg bitki )
kuru madde verimi (mg bitki )
-1
-1

48. saat 210,0 180,0 150,0 120,0 90,0 60,0 30,0 0,0 0,1 5 10 50 100 1000

120,0 90,0 60,0 30,0 0,0 0,1 5 10 50 100 1000 S uygulaması (µM)

S uygulaması (µM)

genel ortalama

Bezostaja

Bal-Atilla

Golia

genel ortalama

Bezostaja

Bal-Atilla

Golia

24. saat 210,0 kuru madde verimi (mg bitki )

72. saat 270,0 kuru madde verimi (mg bitki ) 240,0 210,0 180,0 150,0 120,0 90,0 60,0 30,0 0,0 0,1 5 10 50 100 1000
-1

-1

180,0 150,0 120,0 90,0 60,0 30,0 0,0 0,1 5 10 50 100 1000 S uygulaması (µM)

S uygulaması (µM)

genel ortalama

Bezostaja

Bal-Atilla

Golia

genel ortalama

Bezostaja

Bal-Atilla

Golia

Şekil 1. Farklı kükürt (S) uygulamaları altında değişik zamanlarda (0, 24, 48 ve 72. saat) hasat edilen Bezostaja, Bal-Atilla ve Golia buğday çeşitleri ile aynı çeşitlerin genel ortalama yeşil aksam kuru madde verimleri

261

0. saat 8,00
-1 Yeşil aksam konsant. (gr kg )

24. saat 6,00 Yeşil aksam konsant. (gr kg )
-1

6,00

4,00

4,00

2,00

2,00

0,00 0,1 5 10 50 100 1000 kükürt (S) uygulama dozu (µM)

0,00 0,1 5 10 50 100 1000 kükürt (S) uygulama dozu (µM)

48. saat 6,00 Yeşil aksam konsant. (gr kg )

72. saat 6,00 Yeşil aksam konsant. (gr kg )
-1

-1

4,00

4,00

2,00

2,00

0,00 0,1 5 10 50 100 1000 kükürt (S) uygulama dozu (µM)

0,00 0,1 5 10 50 100 1000 kükürt (S) uygulama dozu (µM)

Şekil 2. Farklı kükürt (S) uygulamaları altında değişik zamanlarda (0, 24, 48 ve 72. saat) hasat edilen Bezostaja, Bal-Atilla ve Golia çeşitlerinin tüm yeşil aksamdaki S konsantrasyonları Kükürt uygulamaları bitkinin tüm yeşil aksam S konsantrasyonunu arttırması yanında bitkinin yaşlı yaprak, orta yaşlı yaprak, genç yaprak ve sapta bulunan S konsantrasyonunu da arttırmıştır. Örneğin Bezostaja’da 5 µM S dozunda 0. saatteki örneklerde yaşlı yapraktaki S konsantrasyonunun 1.11 gr kg-1 olduğu, 50 ve 1000 µM dozlarında ise aynı değerin sırasıyla 5.17 ve 6.63 gr kg-1 olduğu belirlenmiştir (Şekil 3). Benzer S konsantrasyon artışları diğer çeşitlerde ve diğer bitki fraksiyonlarında da olduğu görülmüştür. Optimum veya fazla S uygulamalarında bitki fraksiyonları içinde en yüksek S konsantrasyon değerlerine genelde yaşlı yaprakların sahip olduğu bulunmuştur. Örneğin en yüksek S dozunda 24. saatte hasat edilen Bezostaja çeşidinde yaşlı yapraktaki S konsantrasyonu 5.81 gr kg-1 iken orta yaşlı yaprak, genç yaprak ve sapta aynı değerin sırasıyla 4.91, 3.80 ve 2.48 gr kg-1 olduğu saptanmıştır. Genelde yüksek ve optimum S koşullarında yaşlı yapraktan sonra en yüksek konsantrasyon değerlerine orta yaşlı yaprakların bunu sırasıyla genç yaprak ve sapın takip ettiğini bulunmuştur (Şekil 3). Yeterli S koşullarında bu şekildeki S dağılımı, -aktif büyümenin hızlı olduğu genç yapraklarda konsantrasyonun yaşlı ve orta yaşlı yapraklardaki S konsantrasyonundan düşük olması-, bitkideki S’ün hareketliliğinin sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Kükürdün fraksiyonlar içindeki hareketliliği açısından değerlendirildiğinde diğer iki çeşide göre Bezostaja çeşidinde S’ün kısmen daha hareketli olduğu söylenebilir. Bu en düşük S uygulamasına göre S uygulamasıyla fraksiyonlarda görülen konsantrasyon artışının oranına bakıldığında, genelde, en düşük değerlerin Bezostaja ait olmasından veya aynı S uygulamasındaki farklı fraksiyonlardaki S konsantrasyonlarının birbirine yakın olmasından anlaşılabilir. Bu bulgular dışında bitkinin S’le beslenme düzeyini göstermede hangi bitki fraksiyonlarının belirleyici olacağı da saptanmıştır. Bulunan ilişkiler içinde en yüksek R2 değerleri genelde bitkinin kuru madde verimiyle ile genç yaprağındaki S konsantrasyonu arasında elde edilmiştir. Bu ilişki zaman bağlı olarak değişmediği ve R2 değerlerinin farklı zamanlarda hasat edilen bitkiler için 0.727*** ve 0.851 arasında değiştiği belirlenmiştir (Şekil 4). Diğer fraksiyonlar ve bitki kuru madde için elde edilen R2 değerleri genç yapraktan sonra genelde en yüksek ikinci değerlerin tüm bitkideki S

Bezostaja

Bal-Atilla

Golia

Bezostaja

Bal-Atilla

Golia

262

konsantrasyonuna ait olduğunu göstermiştir. Ayrıca hasat zamanları içinde en yüksek R2 değerleri 24. saatte yapılan örneklemelerde elde edilmiştir. Bu da S uygulamasının hemen ardından veya çok geç yapılacak örneklemenin bitkinin S beslenme düzeyini tam olarak belirlemede sorunlara yol açabileceğini göstermektedir.
Bezostaja Kükürt (S) konsantrasyon (gr kg-1)
Kükürt (S) konsantrasyon (gr kg-1) Bal-Atilla 8,00 6,00

8,00 6,00 4,00 2,00 0,00 Yaşlı Y. Orta Y.Y Genç Y Sap

4,00 2,00 0,00 Yaşlı Y. Orta Y.Y Genç Y Sap

Golia Kükürt (S) konsantrasyon (gr kg-1) 8,00 6,00 4,00 2,00 0,00 Yaşlı Y. 5 µM-S Orta Y.Y 50 µM-S Genç Y Sap 1000 µM-S

Şekil 3. Farklı kükürt (S) uygulamaları altında (5, 50 ve 1000 µM-S) ve 0.saatte hasat edilen Bezostaja, Bal-Atilla ve Golia çeşitlerinin yaşlı, orta yaşlı ve genç yapraklarındaki ve sapındaki S konsantrasyonu.
0. Saat
6,0 Genç yaprak S kons.(gr kg ) R = 0,791*** 4,0 Genç yaprak S kons. (gr kg )
-1 -1 2

4. Saat
6,0 R = 0,727*** 4,0
2

2,0

2,0

0,0 20 40 60 80
-1

0,0 100 120 20 50 80 110
-1

140

Kuru madde verimi (mg bitki )

Kuru madde verimi (mg bitki )

8. Saat
6,0 Genç yaprak S kons. (gr kg ) Genç yaprak S kons. (gr kg ) R = 0,803*** 4,0
-1 -1 2

16. Saat
8,0 R = 0,851*** 6,0
2

4,0

2,0

2,0

0,0 20 50 80 110
-1

0,0 140 20 50 80 110
-1

140

Kuru madde verimi (mg bitki )

Kuru madde verimi (mg bitki )

24. Saat
Genç yaprak S kons. (gr kg )
6,0 Genç yaprak S kons. (gr kg ) R = 0,830*** 4,0
-1 2

48. Saat
6,0 R = 0,846*** 4,0
-1 2

2,0

2,0

0,0 20 60 100
-1

0,0
140

20

60

100

140
-1

180

Şekil 4. Değişik zamanlarda hasat edilen buğday çeşitlerinin farklı kükürt uygulamaları altındaki kuru madde verimleriyle aynı uygulamalardaki genç yapraktaki kükürt konsantrasyonu arasındaki ilişki (n = 18).

Kuru madde verimi (mg bitki )

Kuru madde verimi (mg bitki )

263

Tartışma En düşük S uygulama dozuna (0.1 µM) göre, besin çözeltisine artan düzeyde yapılan S uygulamalarının Bezostaja, Bal-Atilla ve Golia buğday çeşitlerinin kuru madde verimlerini arttırdığı belirlenmiştir (Şekil 1). Kükürt uygulamalarıyla söz konusu çeşitlerin kuru madde verimde artışları sera koşullarında yürütülen bir başka çalışmada da görülmüştür (Erdem, 2004). Tahılların yağlı kolzadan S gereksinimi daha düşük olmasına karşın, skoçya’da tahıllarda S noksanlığının olduğu bildirilmiş (Scott ve ark., 1994) ve S uygulamalarının verim artışlarına neden olduğunu gösterir çalışmalar ise Kauka, (1993), Withers ve ark., (1995) ve McGrath ve ark. (1996) tarafından gerçekleştirilmiştir. Kuzey Oregan’da 44 lokasyonda yapılan denemelerde buğdayın dane verimi 2 ton ha-1 altında ise S uygulamasıyla buğday veriminde çok önemsiz artışların olduğu fakat bu verim değerinden daha yüksek düzeyde verim alınması durumunda toprağa yapılan S uygulaması sonucunda sözkonusu lokasyonların % 27’sinde verim artışının olduğu saptanmıştır. Kükürt uygulamasıyla sağlanan verim artışları bitkilerin beslendikleri ortamda S’ü rahatlıkla kullanabilmesine oldukça bağlıdır. Artan S uygulamasıyla çeşitlerin yeşil aksamdaki S konsantrasyonun arttırmasına karşın, çeşitlerde S’ün toksik bir etkisiyle verim azalmasının olmadığı da gözlenmiştir (Şekil 1). Bu sonuç S’ün bitkide bir şekilde inaktif hale geldiğini veya değişik bileşikler içinde tutulabildiğini göstermektedir. Bilindiği gibi, bitki dokularında bir çok S kaynağı (formu) bulunmaktadır. En yaygın olarak bilinen S formları sülfat ve proteinlerdir. Bu iki formun göreceli miktarı spesifik dokuya ve bitkinin beslenme düzeyine bağlıdır (Blake-Kalff ve ark., 1998). Diğer S formları ise serbest amino asitler , sistein, methionin , tripepti glutatiyon, sulfolipidler ve turpgillerde bulunan glukosinolatlar gibi ikincil bileşiklerdir (metabolitler). Bu formlar içinde en önemli ve sürekli hareketli olan sülfat formudur. Sitoplazmik sülfat konsantrasyonu sabit tutulmasına karşılık bitkilerce alınan sülfat vakuollerde depo edilir. Vakuollerdeki bu sülfatın hareket etkinliği üzerine yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular, birbirinden farklı olmuş ve bunlar türsel farklılıklara veya büyümeye uyum sağlamak için S’ün bitkide bir yerden diğer bir yere hareket etme yeteneğine bağlı olduğu bildirilmiştir. Vakuolledeki bu S kaynağının hareketliliği köklerde (Bell ve ark., 1994; 1995a;) yaşlı yapraklarda (Bell ve ark., 1995b) ve özellikle de kolzada (BlakeKalff ve ark., 1998) yavaş olduğu bulunmuştur. Yaşlı yaprakların S noksanlığında bitkinin S gereksinimini karşılamada yetersiz olması ve yaşlı yapraklarda S’ün birikmesi besin çözeltisinde gerçekleştirilen bu çalışmada da görülmüştür. Tüm bitkide ve bitkinin diğer fraksiyonları içinde en yüksek S konsantrasyonları yaşlı yapraklarda olduğu bulunmuştur (Şekil 5). Yaşlı yapraklar yeşil olmasına karşılık, S noksanlığı ilk olarak genç yapraklarda görülür. Bu da S’ün yaşlı yapraklarda hareketsiz olduğunu göstermektedir. Bu yaygın kabule karşılık, son zamanlarda yapılan çalışmalarda S’ün farklı yerlerde ve kaynaklardan hareketli olabileceğini göstermiştir. Büyümesini tamamlamış yaşlı yapraklarda çözünmez S formları (örneğin protein-S) S noksanlığı altında genelde hareketsiz olduğu (Adiputra ve Anderson, 1995; Sunarpi ve Anderson 1996) buna karşılık, N noksanlığı altında ise hareketli olduğu saptanmıştır (Sunarpi ve Anderson, 1997). Mezofil hücrelerde vakuollerde depolanan sülfatın (SO4-2) yalnızca devamlı S stresi altında bulunan bitkilerde serbestlendiği ve bu serbestlenen düzeyinin çok yavaş olduğu, bitkide oluşan yeni dokular için serbestlenen S’ün yetersiz olduğu bildirilmiştir (Clarkson ve ark., 1983; Bell ve ark., 1995). Bir sonuç olarak, S noksanlığının gelişimini tamamlamamış yapraklarda ortaya çıkmaktadır.

264

Yaşlı yapraktaki S’ün kısmen hareket edebileceği yapılan bu çalışmada da görülmüştür. Özellikle şiddetli veya düşük düzeydeki Bal-Atillanın orta yaşlı yapraklarındaki S konsantrasyonunun yaşlı yapraktan daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu yaşlı yaprakta depo edilen S kaynaklarının bir şekilde çözünür formlara dönüşüp hareket edebildiğini göstermektedir. Nitekim literatürde bu durum özellikle N noksanlığı altında koşullarda görüldüğü anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi, S methionin ve sistein gibi amino asitlerin yapısında yer alarak protein sentezinde önemli bir rol oynar (Zhao ve ark., 1999b; Hawkesford ve De Kok, 2006). Protein sentezinde her iki besin elementinin (N ve S) optimum düzeyde olması oldukça önemidir. Kükürt noksanlığında protein sentezi gerileyecek ve bitkide çözünür N formaları artacaktır. Bu da bitkide köke N’un yeterli düzeyde beslendiği sinyali gelmesine ve sonuçta bunun bitkide N alım kapasitesinde gerilemeye neden olacağı bildirilmiştir (Marschner, 1995). Böyle optimum N’la S’ün büyüme ve kalite üzerine olumlu etkisi sera koşullarında toprakta yapılan bir denemeyle de gösterilmiş ve söz konusu çalışmada bitkinin S’le beslenme düzeyi iyileştikçe bitkinin N kullanım etkinliğinin de arttığı saptanmıştır. Söz konusu çalışmada, farklı S uygulamalarında tüm bitkilere aynı düzeyde N verilmesine karşılık, bitkinin S’le beslenme düzeyi iyileştikçe yeşil aksamdaki N konsantrasyonun da artığı bulunmuştur (Erdem (2004). Bitkinin S’le beslenme düzeyini belirlemede hangi doku veya yaprak örneklemesinin dikkate alınacağı ve hangi parametrelerin kullanılması gerektiğiyle ilgili literatürde çok sayıda çalışılma yapılmıştır. Bu çalışmada genç yapraktaki total S konsantrasyonun bitkinin S’le beslenme düzeyini belirlemede en doğru sonucu vereceği saptanmıştır (Şekil 6). Kükürt noksanlığı artmasına karşın S’lü gübre kullanımı çevresel ve ekonomik nedenlerden dolayı arzulanan düzeyde değildir. Bu nedenle S’lu gübrelerin kullanımı sağlamak ve verim ve kalitedeki düşüşü önlemek için S noksanlığını gösteren güvenilir bir teste gereksinim olduğu bildirilmiştir. Bu testin bitkinin veya toprağın S durumunu doğru şekilde belirlemeli ve olası S noksanlığından kaynaklanan verim ve kalite kayıplarının tahmininde de kullanılabilmelidir. Bitki analizleri bitkinin S gereksinimini doğru şekilde belirleyen bir yöntemdir. Bu yöntemin başarısı seçilen parametre ve bu parametre için bulunan kritik sınır değerine bağlıdır. Kritik sınır değerin bitkinin tüm büyüme dönemlerinde, farklı iklim ve toprak koşullarında da geçerliliğinin olması oldukça önemlidir. Bununla birlikte üç yaklaşım içinde bitki analizleri tercih edilmelidir. Örnekleme zamanında bitkiye elverişli S miktarını doğruya yakın olarak bitki dokusundaki S konsantrasyonunun olduğu görülmektedir (Melsted ve ark., 1969). Kükürt noksanlığında kullanılan başarılı bir parametrenin farklı S konsantrasyonlarında geçerliliğinin olması ve gelişim dönemleri boyunca değişkenlik göstermeden kalmalısı gerektiği bildirilmiştir. Seçilecek parametrenin ölçümü kolay ve doğruluğu oldukça yüksek olmalıdır. Ancak potansiyel olarak S teşhisinde kullanılan parametreler söz konusu koşullardan biri veya daha fazlası için kolaylıkla başarısız duruma düşebilmektedirler. Örneğin total S, S noksanlığı için oldukça güvenilir bir parametre olduğu bulunmuştur (Randall ve ark., 1981; Pinkerton, 1998). Buna karşılık son yıllarda ngiltere’de ticari laboratuarlarda aynı bitki materyalin total S konsantrasyonunun 2.0-3.8 mg gr-1 arasında değiştiği belirlenmiştir (Crosland ve ark.,2001). Buğdayın ilk büyüme dönemlerinde kritik sınır değer 2.5-3.0 mg g-1 arasında değiştiği (Spencer ve Freney, 1980; Blake-Kalff ve ark., 2000) göz önünde bulundurulduğunda, bazı laboratuarlar bu kritik sınır değerine göre bitki örneğinin S noksanlığına sahip olduğu sonucuna ulaşacaklar ve doğal olarak o bitki için S’lü gübre kullanılmasını önereceklerdir. Buna karşılık yeterli düzeyde S bulan laboratuarlar ise S gübresi önerisi yapamayacaklardır.

265

Sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde S uygulamasıyla çeşitlerin verimlerim arttığı bu artışta beslenme ortamındaki S düzeyinin önemli olduğu söylenebilir. Çeşitlerin dokusundaki S’e karşı farklı tepkileri olabildiği yüksek S’e dayanım gösteren çeşitler yanında (örneğin Golia) beslenme ortamındaki düşük S’ü yüksek etkinlikte kullanabilen çeşitlerin de (örneğin Bezostaja) olabileceğini göstermiştir. Ayrıca genelde bitki içinde S’ün hareketsiz olduğu ve bu nedenle yaşlı yapraklarda biriktiği ortaya çıkmıştır. Ancak S beslenmesinin çok düşük veya yetersiz olduğunda yaşlı yapraklardan orta yaşlı yapraklara kısmen S’ün taşınabildiği görülmüştür. Bu bulgular dışında bitkinin S’le beslenme düzeyinde genç yaprak örneklenmesinin en doğru sonuç vereceği bulunmuştur. Ancak bu tür parametrelerin kullanılmasında bitkinin büyüme dönemi, örnekleme yeri ve bitkinin yaşı yanında toprak ve iklim özelliklerinin göz önünde bulundurulmasında büyük yarar olacaktır.
KAYNAKLAR

Adiputra, I.G.K and Anderson, J.W., 1995. Effect of sulphur nutriton on redistribution of sulphur in vegatative barley. Physiologia Plantarum, 95 pp 643-60 Beaton, J.D., and Soper, R.J., 1986. Plant response to sulfur in Western Canada. Sulphur in agriclture, pp 375-403, Agron. Monogr. 27. ASA, CSSA and SSSA, Madison, WI. Bell, C.I., Clarkson, D.T. and Cram, W.J., 1994. Compartmental anaysis of 35 S exchange in oots and leaves f a tropical legmume Macropitilium antropurpureum cv. Sirarto. J. Exp. Bot 45: 879-886. Bell, C.I., Clarkson, D.T. and Cram, W.J., 1995a. Sulphate suply and its regulation of transport in roots of a tropical legume Macropitilium antropurpureum cv. Sirarto. J. Exp. Bot 46:65-71. Bell C.I., Clarkson, D.T. and Cram, W.J., 1995b. Partitioning and redistribution of sulphur during S-stress in Macropitilium antropurpureum cv Sirarto. J. Exp. Bot 46:73-81. Blake-Kalff, M. M. A., Zhao, F.J., Hawksford, M. J. And McGrath, S. P., 2001. Using plant analysis to predict yield losses caused by sulphu deficiency. Annals of Applied Biology 138, 123-127. Blake-Kalff, M. M. A., Hawksford, M. J., Zhao, F.J., And McGrath, S. P., 2000. Diagnosing sulphur deficiency in field grown oilseed rape (Brassica napus L.) and wheat (Triticum aestivum L.). Plnt and Soil 225: 95-107 Blake-Kalff, M. M. A., Harrison, K.R., Hawksford, M. J., Zhao, F.J., And McGrath, S. P., 1998. Ditriution of sulphurwithin oilseed rape leaves in esponse sulphur deficiency duing egatative growth. Pant Physiol 118, 1337-1344. Clarkson, D.T., Smith, F. W. And Vanderberg, P.J., 1983. Regulatin of sulphate transport in a tropical legume, Macropitilium antropurpureum cv. Sirarto. J. Exp. Bot 34: 143-1483. Crosland, A.R., Zhao, F.J., and McGrath, S. P., 2001. An inte-laboratory comparison of sulfur and nitrogen analysis in plants and soils. Comm. In Soil Sci. and Plant Analysis 32, 685-695 Erdem, H., 2004. Farklı bölge topraklarında kükürt uygulamasının buğdayın kuru madde verimi üzerine etkisinin sera koşullarında belirlenmesi. Yüksek Lisans tezi, Ç.Ü.Fen ilimleri Enstitüsü Toprak Anabilim Dalı-Adana.

266

Hawkwsford, M. J. And De Kok, L.J., 2006. Managing sulfur metabolism in plants. Plant Cell Environ in pres. nal, A., Güneş, A., Alpaslan, M. And Adak, M.S., 2003. Diagnosis sulfur deficiency and effects of sulfur on yield and yield components of wheat grown in Central Anatolia, Turkey. Journal of Plant Nutrition 26, 1483-1498. Kauka, A., 1993 Stickstoff und Scwefelvrsorgung bei landwirtschaftlichen klturpflanzen und ihe bedeutung fir die backqulitat bei winterweizen in Nordhein-Westfalen und Rheinland-Pflaz. PhD. Thesis, University of Bonn,Germany. Marschner, H., 1995. Mneral Nutrition of Higer Plants. 2nd edt. Academic Press, London. McGrath, S.P. and Zhao, F.J., 1996. Sulphur uptake, yield rsponses and the interaction between nitrogen and sulphur i winter oilseed rap (Brassica napus). J. Agri.Sci. 126, pp 53-62. McGrath S.P. Zhao, F.J. and Withers P.J., 1996. Devlopment of suphur deficiency n crops and its treatment. Proceedngs of te Fertiliser Society, No: 379. Peterborugh, The Fertiliser Society. Melsted, S.W., Motto, H.L. and Peck, T.R., 1969. Critical plant nutrient composition values useful in interpreting plant analysis data. Agronomy Journal 61: 17-20. Mengel, K. and Kirkby, E.A., 2001. Principles of Plant Nutrition. Kluwer Aademic Publishers, Netherlands. Pasricha, N.S. and Fox, R.L., 1986. Plant nutrient sulphur the tropics and subtropics. Advance in Agronomy 50, 209-269. Pinkerton, A., 1998. Critical sulfur concentration in oilseed rape (Brassica napus) in relation to nitrogen supply and to plant age. Australian J. of Exp. Agr. 38: 511522. Randall, P.J., Spencer, K. and Freney, J.R., 1981. Sulfur and nitrogen fertilizer effects on wheat. 1. Concentrations of sulfur an nitogen and nitrogen to sulfur ratio n grain, in relation to yield response. Australian J. of Agr. Research 32: 203-212. Rasmusen,P.E. and Kresge, P.O., 1986. Plant response to sulfur in Western United States. In Sulfur in Agriculture, pp 357-374, (Tabatabai Eds), Madison. Scherer, H. W., 2001. Sulphur in crop production. European Journal of Agonomy 14, 81-111. Spencer, K. and Freney, J.R., 1980. Assessing the sulfur tatus of field grown wheat by plant analysis. Agronomy Journal 72: 469-472. Sunarpi, and Anderson, J.W., 1996. Effect of sulphur nutrition redistribution of sulfur in vegatative soybean plants. Plant Phys. 112, 623-631. Sunarpi, and Anderson, J.W., 1997. Effect of nitrogen nutrition on remobilization of protein sulfur in the leaves of vegetative soybean and associated changes in soluble sulfur metabolites. Plant Physio. 115: 1671-1680. Tisdale, S. L., Reneau, R. B. Jr. Nd Platou, J.S. 1986. Atlas of sulfur deficiency. In: Tabatabai, MA. (Ed) Sulfur in Agriculture. Agron. Monogr. 27, ASA, CSSaA and SSSA, Madison,W.L., pp : 295-322. Withers, P.J.A, Tytherleigh, A.R.J. and O’donnell, F.M. 1995.Effect of sulphur fertilizers n the grain yield and sulphur content of cereals. J. Agric. Sci. 125, pp: 317324.

267

Zhao, F.J.,Hawkesford, M.J. and McGrath, S.P. 1999a. Sulphur assimilation and effect on yield and quality of wheat. Journal of Cereal Science 30, pp. 1-17. Zhao, F.J., Salmon, S.E., Withers, P.J.A., Monaghan, J.M., Evans, E.J., Shewry, P.R. and McGrath, S.P. 1999b. Variation in the bread making quality and rheolgical properties f wheat in relation to sulphur nutrition under field conditions. J. Cereal Sci. 30: 19-31. Zhao, F. J., Evans, E. T., Bilsborrow, P. E., Seyers, J. K., 1994. Influence of nitrogen and sulphur on the glucosinolate profile of rapeseed (Brassica napus L.). J. Sci. Food Agric. 64, 295-304.

268

EKMEKL K VE MAKARNALIK BUĞDAY ÇEŞ TLER N N GEL Ş M VE M NERAL MADDE ÇER Ğ NE KÜKÜRTLÜ GÜBRELEMEN N ETK S Figen ERASLAN1* Ali NAL2 Aydın GÜNEŞ2 2 Nuray Ç ÇEK Mehmet ALPASLAN2
1

Süleyman Demirel Üniv. Ziraat Fak. Toprak Böl., Isparta. *eraslan@ziraat.sdu.edu.tr 2 Ankara Üniv. Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü, Ankara. inal@agri.ankara.edu.tr agunes@agri.ankara.edu.tr cicek@agri.ankara.edu.tr alpaslan@agri.ankara.edu.tr ÖZET

Dünyada yapılan çalışmalardan elde olunan sonuçlar, toprak ve bitkide kükürt (S) noksanlığının son yıllarda gittikçe yaygınlaştığını ortaya koymuştur. Ülkemizde yaygın olarak yetiştiriciliği yapılan 5 ekmeklik (Bezostaya, Gün-91, Uzunyayla, Türkmen, kizce) ve 5 makarnalık (Kızıltan-91, Altın40/98, Altın, Yılmaz, Ç-1252) olmak üzere 10 buğday çeşidinin sera koşullarında kükürtlü gübrelemeye göstermiş oldukları tepkiler araştırılmıştır. Bu amaçla 71 gün süreyle 0, 20, 40, 80 mg S kg-1 olacak şekilde jips (CaSO4 2H2O) uygulanarak yetiştirilen bitkilerin kuru madde miktarları, S içeriği, N, P, K, Ca, Mg, Zn, Fe, Mn ve Cu içerikleri belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; artan miktarlarda kükürt uygulanarak sera koşullarında yetiştirilen ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin kuru madde miktarları ve çeşitlerin kükürt gübrelemesine tepkileri birbirlerinden ayrımlı olmuştur. Genel olarak ekmeklik çeşitlerin oluşturduğu kuru madde miktarı, makarnalık çeşitlere göre daha fazla olmuştur. Kükürt gübrelemesi, buğday çeşitlerinin kuru ağırlıklarında, S, N, Ca, Mn ve Cu içeriklerinde kontrole göre genelde artışa sebep olurken, P içerikleri azalma eğilimi göstermiştir. Makarnalık buğday çeşitlerinin S, N, Ca, Mg, Fe, Mn ve Cu içerikleri genel olarak ekmeklik çeşitlere göre fazla olurken, ekmeklik buğdayların ortalama potasyum içerikleri makarnalık buğday çeşitlerine göre daha fazla bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Ekmeklik buğday, makarnalık buğday, kükürt, besin maddesi. EFFECTS OF SULPHUR FERTILIZATION ON GROWTH AND MINERAL NUTRIENT CONTENT OF BREAD AND DURUM WHEAT CULTIVARS ABSTRACT There is increasing evidence that sulphur (S) deficiency becomes a global nutritional problem in soils and plants. In the present this study, the effects of different rates of S on growth and mineral nutrient content of bread (Bezostaja, Gün-91, Uzunyayla, Türkmen, kizce) and durum (Kızıltan-91, Altın40/98, Altın, Yılmaz, Ç1252) wheat cultivars were investigated during the 71 days of growth under greenhouse conditions. For this aim, S was applied at the rate of 0, 20, 40 and 80 mg S kg-1 as a CaSO4 2H2O and at the and of the experiment dry weights and S, N, P, K, Ca, Mg, Zn, Fe and Mn contents of wheat cultivars were determined. According to the results, bread and durum wheat cultivars showed varied responses to sulfur fertilization with respect to the dry weights. Dry weights of bread wheat cultivars showed higher dry weights than that of durum wheat cultivars. However, sulfur fertilization caused increases in the dry weights, and S, N, Ca, Mn and Cu contents as compared to control, it was decreased the P contents of the cultivars. While the S, N, Ca, Mg, Fe, Mn and Cu contents of durum

269

wheat cultivars were higher than that of the bread wheat cultivars, K content of the bread wheat cultivars was found higher than that of the durum wheat cultivars. Key Words: Durum and bread wheat, sulfur, plant nutrient. GRŞ Kükürdün bitkiler için mutlak gerekli bir besin elementi olduğunun yaklaşık iki yüzyıldan beri bilinmesine ve bitkilerin yaklaşık fosfor kadar kükürde gereksinim göstermelerine rağmen, son yıllara kadar S noksanlığının N, P ve K noksanlığı kadar yaygın olmadığı kanısıyla, bu temel besin elementine gösterilen ilgi diğer besin elementlerinin çok gerisinde kalmıştır. Kükürt, sistein, metionin, biotin, ko-enzim A, tiamin, pirofosfat lipoik asit gibi bir çok ko-enzimin, tioredoksinlerin, sülfolipidlerin ve proteinlerin yapısında bulunmaktadır. Kükürdün glutation tioredoksin gibi peptitlerin sentezinde, redoks reaksiyonlarında, protein yapısının dayanıklılığında ve disülfid bağının (S-S) oluşumunda yaşamsal rolü vardır (Zhao et al. 1999). Dünyada, son 20 yıldır çevre kirliliğinin azaltılması için alınan önlemler ve tarım tekniklerinde meydana gelen gelişmeler toprağın ve bitkilerin S bütçesinde eksilmelere neden olmuştur. Bu eksilme nedenlerinden bir tanesi S içeren N’ lu ve P’ lu gübrelerin kullanımından kısmen vazgeçilmesidir. Washington Kükürt Enstitüsü dünyada mevcut yıllık 7.5 milyon ton S’ lü gübre açığının olduğunu ve değerin 2010 yılında yıllık 11 milyon ton’a çıkacağını tahmin etmektedir (Scherer 2001). Endüstrileşmiş ülkelerde, katı yakıt kullanımının bir sonucu olarak endüstriyel kirlenme, bitkilerin kükürt ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunmuştur. Fakat son yıllarda S noksanlığındaki artışın en önemli sebeplerinden birisi de 1970’li yıllardan itibaren atmosfere SO2 girdisindeki azalmadır. Ülkemiz genelinde atmosferdeki SO2 konsantrasyonu izlendiğinde, dünya genelinde olduğu gibi bir azalma eğilimi gözlenmektedir. 1989 yılında Türkiye ortalaması 251 µg/m3 olan SO2 emisyonu miktarı 2000/01 döneminde 104 µg/m3’ e düşerek %59 oranında azalmıştır (Anonim 1991, Anonim 2001). Dünyanın tarım yapılan birçok bölgesinde S gübrelemesine ürün gelişimi ve verimin verdiği tepkiler belirtilmiş ve özellikle Batı Kanada, Batı Amerika, Güney Asya, Avustralya ve Yeni Zelanda’ da bu durumun yaygın olduğu araştırıcılar tarafından tespit edilmiştir (Tisdale et al. 1986, Rasmussen and Kresge 1986, Pasricha and Fox 1993). Geçen 10 yıl içerisinde Batı Avrupa’da havanın daha temiz hale gelmesi ile birlikte S noksanlığı daha yaygın hale gelmeye başlamıştır (Zhao et al. 1999, McGrath et al. 1996). Almanya’nın kuzeyinde ise N’ tan sonra bitki büyümesini sınırlayan ikinci elementin S olduğu saptanmıştır (Schnug, 1991). Buğday, dünyada üretimi yapılan en yaygın bitkidir. Kükürde gereksinimi düşük olmasına karşın buğdayda S noksanlığı bir çok ülkede gözlenmiş ve tarla koşullarında S uygulamasına bağlı olarak buğdayın veriminde meydana gelen artış oranlarının %5-50 arasında olduğu (Riley et al. 2000, McGrath and Zhao 1995, Randall and Wrigley 1986) belirtilmiştir. Ülkemizde S beslenmesinin buğdayda verim ve kalite özelliklerine etkisine yönelik çalışma sayısı yok denilebilecek boyuttadır. Inal et al. (2003) tarafından, bitkilerin kükürtle beslenme durumunu tespit etmek üzere 1999/2000 sezonunda yapılan bir tarama çalışmasında, Ankara yöresi (Elmadağ, Gölbaşı, Haymana) topraklarında ve bu topraklar üzerinde yetiştirilen buğday bitkilerinde yaklaşık %50 oranında S noksanlığı olduğu tespit edilmiştir.

270

Bu çalışmada, toprağa uygulanan kükürde ekmeklik ve makarnalık buğday genotiplerinin göstermiş oldukları tepkiler ortaya konmaya çalışılmış, bu amaçla Türkiye’de yaygın olarak yetiştirilen kışlık ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin kuru madde miktarları, S içeriği, N, P, K, Zn, Fe, Mn ve Cu içerikleri bir sera denemesi yürütülerek belirlenmiştir. MATERYAL VE METOD Ülkemizde yaygın olarak yetiştirilen 5 ekmeklik (Uzunyayla, Gün-91, Türkmen, Bezostaya, kizce) ve 5 makarnalık (Ankara, Altın 40/98, Yılmaz, Kızıltan, Ç-1252) buğday çeşidinin artan dozda kükürt gübrelemesine tepkisini araştırmak amacıyla yürütülen bu denemede; toprak örnekleri A.Ü.Z.F. Araştırma ve Uygulama Çiftliğinden buğday yetiştirilen alanlardan 0-20 cm derinlikten alınarak deneme kurmaya ve analize hazır hale getirilmiştir. Sera denemesinde kullanılan toprağın bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri aşağıdaki gibidir: Bitkiler için elverişli S, 9.8 mg kg-1 , toplam N, %0.24, bitkiler için elverişli P, K, Ca, Mg, Fe, Mn, Cu ve Zn sırasıyla 31 mg kg-1, 250 mg kg-1, 1954 mg kg-1, 144 mg kg-1, 7.3 mg kg-1, 6.4 mg kg-1, 1.3 mg kg-1 ve 8.3 mg kg-1’dır. Deneme toprağının pH, 7.87, EC, 0.28 dS m-1, Organik Madde, % 1.46 ve Kireç içeriği % 24.6’dır. Kum,Kil,Silt içeriği sırasıyla; %35.31, %25.69 ve %39.00’dur. Deneme için hazırlanan topraklar 1600 g hava kuru toprak alabilen plastik saksılara konulmuştur. Kükürt 0, 20, 40, 80 mg S kg-1 olacak şekilde jips (CaSO4 2H2O)’ ten uygulanmıştır. Temel gübreleme olarak 100 mg N kg-1 azot, NH4NO3’ tan, 100 mg P kg-1 Ca(H2PO4)2’ tan uygulanmıştır. Deneme 4 yinelemeli olarak tesadüf parselleri deneme deseninde yürütülmüştür. Buğday tohumlarından her saksıya 25 adet ekilip çimlenme sonrası 18 bitki kalacak şekilde seyreltme yapılmıştır. Bitkiler 71 günlük gelişim döneminden sonra toprak yüzeyinden kesilerek hasat edilmiş, yaş ve kuru ağırlıkları belirlendikten sonra Kacar ve nal (2008)’ a göre analize hazırlanmış ve toplam kükürt, “Eltra CS 500” marka C-S belirleme cihazı ile belirlenmiştir. Bitkilerin toplam N kapsamı Kjeldahl yöntemiyle, bitkide toplam P, vanadomolibdofosfoik sarı renk yöntemine göre; toplam K fleymfotometrik olarak, Ca, Mg, Fe, Cu, Mn ve Zn Kacar ve nal (2008) tarafından bildirildiği şekilde atomik absorbsiyon spektrofotometresiyle belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarının güvenilirliliği MINITAB paket programı kullanılarak varyans analizi ile belirlenmiş ve uygulamalar arasındaki farklılıkların önemliliği MSTAT paket programı kullanılarak Duncan Çoklu Karşılaştırma Test’i ile belirlenmiştir. ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Kükürtlü Gübrelemenin Buğday Çeşitlerinin Kuru Madde Miktarı Üzerine Etkisi Artan dozlarda kükürt uygulanarak sera koşullarında yetiştirilen ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin kuru madde miktarları Çizelge 1’ de verilmiştir. Çizelge 1’ in incelenmesinden de görüleceği üzere, kükürtlü gübrelemeye bağlı olarak ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin oluşturdukları kuru madde miktarları ve çeşitlerin kükürt gübrelemesine tepkileri birbirlerinden ayrımlı olmuştur. Kükürt gübrelemesi Türkmen ve kizce çeşidinde 40 ve 80 mg S kg-1 dozlarında kuru ağırlığı azaltırken, Ankara çeşidinde istatistiki olarak önemli derecede artırmıştır. Diğer çeşitlerde kükürt uygulaması kuru ağırlığı kontrole göre artırmış ancak bu artışlar istatistiki olarak önemli bulunmamıştır. Genel olarak ekmeklik çeşitlerin oluşturduğu kuru madde miktarı makarnalık çeşitlere göre daha fazla olmuştur.

271

Kükürt uygulamasının buğdayda bitki kuru ağırlığını ve saman verimini artırdığına ait benzer bulgular Inal et al. (2003), Gupta et al. (2004), Girma et al. (2005), Zhao et al. (1996) tarafından da bildirilmiştir. Çizelge 1. Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin kuru madde (g saksı-1) miktarları üzerine artan dozlarda uygulanan S’ ün etkisi KURU MADDE M KTARI (g saksı-1) Çeşit 0 ppm S 20 ppm S 40 ppm S 80 ppm S Bezostaya 8.38 aC 8.74 aC 8.85 aB 8.78 aB Gün-91 10.57 aA 10.63 aA 11.08 aA 10.91 aA Uzunyayla 9.92 aAB 10.67 aA 10.59 aA 10.67 aA Türkmen 9.26 abB 9.63 aB 8.52 bB 8.74 bB kizce 9.35 aB 9.23 aBC 8.27 bB 8.38 bB Kızıltan-91 6.32 aE 6.76 aDE 7.03 aCD 6.99 aC Altın40/98 5.92 aE 6.48 aDE 5.78 aE 6.21 aD Ankara 6.25 bE 6.60 abBD 7.16 aC 7.13 aC Yılmaz 6.39 aD 6.89 aD 6.81 aCD 6.75 aCD Ç-1252 5.92 aE 6.11 aE 6.28 aDE 6.12 aD (küçük harf: Doz, büyük harf: Çeşit ortalamaları arasındaki farklılıkları göstermektedir) F-Test: Çeşit: **, Doz:öd, ÇeşitxDoz:* (**:P<0.01, *:P<0.05, öd:önemli değil) Kükürtlü Gübrelemenin Buğday Çeşitlerinin Kükürt, Azot, Fosfor, Potasyum, Çinko, Demir, Mangan ve Bakır çerikleri Üzerine Etkisi Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin kükürt kapsamları üzerine artan dozda S uygulamasının etkisi incelendiğinde; Gün-91 ve Altın 40/98 çeşitlerinin S içeriğinin etkilenmediği, Bezostaya ve Uzunyayla çeşitlerinin S içeriğinin arttığı, Kızıltan-91 çeşidinde ise yüksek dozda S uygulaması ile S içeriğinin arttığı görülmüştür. Çizelge 2. Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin kükürt içerikleri üzerine artan dozlarda uygulanan S’ ün etkisi S (%) Çeşit 0 ppm S 20 ppm S 40 ppm S 80 ppm S Bezostoya 0.1728 bC 0.1833 bE 0.2386 aBC 0.2567 aB Gün-91 0.1961 aC 0.2109 aDE 0.2148 aBCD 0.2089 aC Uzunyayla 0.1894 bC 0.2289 abDE 0.2527 aB 0.2069 bC Türkmen 0.2018 aB 0.2109 aDE 0.1819 bD 0.1719 bC kizce 0.2481 aB 0.2595 aCD 0.2359 abBC 0.2063 bC Kızıltan-91 0.2404 bB 0.2444 bCD 0.2088 bCD 0.3344 aA Altın40/98 0.1946 aC 0.2123 aDE 0.2331 aBC 0.2037 aC Ankara 0.2303 bB 0.2746 abBC 0.2368 bBC 0.3692 aA Yılmaz 0.2601 cB 0.3084 bcB 0.3711 aA 0.3452 abA Ç-1252 0.3786 abA 0.4124 aA 0.3629 bA 0.3692 bA (küçük harf: Doz, büyük harf: Çeşit ortalamaları arasındaki farklılıkları göstermektedir) F-Test: Çeşit: **, Doz:*, ÇeşitxDoz:** (**:P<0.01, *:P<0.05) Ayrıca ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin S gübrelemesine tepkilerinin birbirlerinden farklı olduğu da görülmüştür (Çizelge 2). Makarnalık buğday çeşitlerin S içerikleri genel olarak ekmeklik çeşitlere göre fazla olmuştur. Kontrol uygulamasında en yüksek S içeriği Ç-1252’de (% 0.3786) belirlenirken en düşük S, Besoztaya çeşidinde (% 0.1728) belirlenmiştir. Benzer bulgular, Inal et al. (2003), Eraslan (2006), Wieser et al. (2004) ve Zhao et al. (1999a) tarafından da belirtilmiştir.

272

Artan dozlarda S uygulanarak sera koşullarında yetiştirilen ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin N içerikleri incelendiğinde; buğday çeşitlerinin N içeriklerinin uygulanan S’ e bağlı olarak kontrole göre arttığı ancak bu artışların istatistiki olarak önemli olmadığı görülmektedir (Çizelge 3). Makarnalık buğday çeşitlerinin N içerikleri ekmeklik çeşitlere göre daha fazla olmuştur. Denemede en düşük N içeriği Gün-91 çeşidinde %1.43 ile kontrol uygulamasında belirlenirken, en fazla N içeriği Ankara ve Ç-1252 buğday çeşitlerinde %3.40 ile 40 ve 80 mg S kg-1 uygulamalarında belirlenmiştir (Çizelge 3). Kükürt uygulaması ile bitkilerde N içeriğinin arttığı Inal et al. (2003), Eraslan (2006), Hitsuda et al. (2004), Wieser et al. (2004) tarafından da belirtilmiştir. Çizelge 3. Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin azot (%) içerikleri üzerine artan dozlarda uygulanan S’ ün etkisi
Çeşit Bezostoya Gün-91 Uzunyayla Türkmen kizce Kızıltan-91 Altın40/98 Ankara Yılmaz Ç-1252 0 ppm S 2.56 aBC 1.43 aDE 1.46 aE 2.11 aCD 1.93 bCDE 2.62 aBC 2.91 aAB 2.44 bAB 2.70 bAB 3.29 aA N (%) 20 ppm S 2.63 aB 1.60 aC 1.82 aC 2.05 aC 1.79 bC 2.97 aAB 3.13 aAB 2.61 bB 3.34 aA 3.33 aA 40 ppm S 2.14 aB 1.78 aBC 1.51 aC 1.95 aBC 1.96 bBC 3.10 aA 3.09 aA 2.27 bA 3.28 abA 3.40 aA 80 ppm S 2.09 aC 1.59 aCD 1.73 aD 2.07 aC 2.65 aB 2.98 aAB 3.36 aA 3.40 aA 2.92 abAB 3.19 aAB

(küçük harf: Doz, büyük harf: Çeşit ortalamaları arasındaki farklılıkları göstermektedir) F-Test: Çeşit: **, Doz: öd, ÇeşitxDoz:* (**:P<0.01, *:P<0.05, öd:önemli değil) Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin P içeriklerinde çeşitler arasında ve çeşit x doz etkileşiminde istatistiksel olarak %1 düzeyinde önemli farklılıklar bulunmuştur (Çizelge 4). Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin P içeriklerinde uygulanan S’e bağlı olarak genelde kontrole göre azalma eğilimi göstermiştir. Bu azalışlar özellikle yüksek dozda S uygulamasında Gün-91, Uzunyayla, Altın40/98 çeşitlerinde önemli olmuştur. Öte yandan Ç-1252 çeşidin P içeriğinde ise uygulanan kükürde bağlı olarak artış olmuştur. Makarnalık ve ekmeklik buğday çeşitlerinin P içeriklerinin birbirlerine yakın olduğu görülmektedir (Çizelge 4). Benzer sonuçlar Eraslan (2006) tarafından da bildirilmiştir. Artan miktarlarda kükürt uygulanarak sera koşullarında yetiştirilen ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin K içerikleri Çizelge 5’ de verilmiştir. Çizelge incelendiğinde, artan dozlarda uygulanan S’ ün buğday çeşitlerinin K içeriklerini istatistiksel olarak %1 düzeyinde önemli etkilediği görülmektedir. Çeşitlerin ortalama K içerikleri incelendiğinde en yüksek K içeriği ekmeklik çeşit olan Bezostaya’ da %0.43 olarak belirlenirken, en düşük K içeriği ise makarnalık çeşitlerden Altın 40/98 çeşidinde (%0.30) saptanmıştır (Çizelge 5). Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin Ca içerikleri Çizelge 6’ da verilmiştir. Çizelge 6’da görüleceği üzere artan dozlarda uygulanan S’ e bağlı olarak buğday çeşitlerinin ortalama Ca içeriklerindeki değişimler istatistiki olarak %1 düzeyinde önemli bulunmuştur. Ekmeklik ve makarnalık buğdayların ortalama Ca içerikleri incelendiğinde en yüksek Ca içeriği makarnalık çeşitlerden Altın 40/98 çeşidinde (%1.02), en düşük Ca içeriği ise ekmeklik çeşitlerden Gün-91 çeşidinde (%0.22) saptanmıştır. Makarnalık buğday çeşitlerinin ortalama Ca içerikleri ekmeklik buğday çeşitlerine göre daha fazla bulunmuştur.

273

Çizelge 4. Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin fosfor (%) içerikleri üzerine artan dozlarda uygulanan S’ ün etkisi
Çeşit Bezostoya Gün-91 Uzunyayla Türkmen kizce Kızıltan-91 Altın40/98 Ankara Yılmaz Ç-1252 0 ppm S 0.46 aAB 0.38 aBCD 0.36 aCD 0.33 aD 0.36 aCD 0.49 aA 0.50 aA 0.39 aCD 0.39 aBCD 0.44 bABC P (%) 20 ppm S 0.43 aBC 0.39 aCDE 0.33 abDE 0.32 aE 0.42 aBC 0.54 aA 0.41 bBCD 0.40 aBCD 0.40 aBCD 0.48 bAB 40 ppm S 0.43 aB 0.33 abBD 0.30 abD 0.32 aCD 0.40 aBC 0.53 aA 0.40 bBC 0.38 aBCD 0.34 aCD 0.58 aA 80 ppm S 0.40 aB 0.29 bCD 0.27 bD 0.36 aBC 0.40 aB 0.50 aA 0.41 bB 0.35 aBC 0.38 aB 0.51 abA

(küçük harf: Doz, büyük harf: Çeşit ortalamaları arasındaki farklılıkları göstermektedir) F-Test: Çeşit: **,Doz:öd, ÇeşitxDoz:* (**:P<0.01, *:P<0.05, öd:önemli değil) Çizelge 5. Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin potasyum (%) içerikleri üzerine artan dozlarda uygulanan S’ ün etkisi
Çeşit Bezostoya Gün-91 Uzunyayla Türkmen kizce Kızıltan-91 Altın40/98 Ankara Yılmaz Ç-1252 0 ppm S 0.42 0.35 0.32 0.39 0.35 0.33 0.30 0.34 0.29 0.33 20 ppm S 0.39 0.33 0.33 0.37 0.35 0.34 0.32 0.33 0.32 0.36 K (%) 40 ppm S 0.46 0.33 0.43 0.37 0.33 0.32 0.27 0.37 0.31 0.35 80 ppm S 0.45 0.31 0.31 0.36 0.34 0.33 0.31 0.34 0.31 0.37 Ortalama 0.43 A 0.33 CDE 0.35 BC 0.37 B 0.34 BCD 0.33 CDE 0.30 F 0.34 BCD 0.31 DE 0.35 BC

F-Test: Çeşit: **, Doz:öd, ÇeşitxDoz:öd (**:P<0.01, öd:önemli değil) Çizelge 6. Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin kalsiyum (%) içerikleri üzerine artan dozlarda uygulanan S’ ün etkisi
Çeşit Bezostoya Gün-91 Uzunyayla Türkmen kizce Kızıltan-91 Altın40/98 Ankara Yılmaz Ç-1252 0 ppm S 0.56 0.20 0.30 0.37 1.22 0.73 0.89 0.68 0.83 0.60 Ca (%) 20 ppm S 40 ppm S 0.68 0.47 0.21 0.23 0.32 0.30 0.49 0.49 0.47 0.69 0.83 0.98 0.98 0.98 0.74 1.27 0.84 0.86 0.59 1.05 80 ppm S 0.43 0.26 0.26 0.45 0.46 0.94 1.21 0.87 1.03 0.86 Ortalama 0.53 CDE 0.22 F 0.29 EF 0.45 DEF 0.71 BCD 0.88 AB 1.02 A 0.89 AB 0.89 AB 0.78 ABC

F-Test: Çeşit: **,Doz:öd, ÇeşitxDoz:öd (**:P<0.01, öd:önemli değil) Artan dozlarda S verilerek sera koşullarında yetiştirilen ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin Mg içerikleri Çizelge 7’de verilmiştir. Çizelge 7’de görüleceği üzere ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin Mg içerikleri çeşit bazında farklılıklar göstermiş ve bu farklılıklar istatistiksel olarak %1 düzeyinde, yine uygulanan S dozlarının çeşitler ile karşılıklı etkileşimi de istatistiksel olarak %1 düzeyinde önemli

274

bulunmuştur. Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin Mg içerikleri uygulanan S’e bağlı olarak kontrole göre artışlar ve azalışlar göstermiştir. Genel olarak makarnalık buğday çeşitlerinin Mg içerikleri ekmeklik çeşitlere göre daha fazla olmuştur. Çizelge 7. Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin magnezyum (%) içerikleri üzerine artan dozlarda uygulanan S’ün etkisi
Çeşit Bezostoya Gün-91 Uzunyayla Türkmen kizce Kızıltan-91 Altın40/98 Ankara Yılmaz Ç-1252 0 ppm S 0.64 bCD 0.54 aD 0.67 abCD 0.64 aCD 0.78 aABC 0.80 aABC 0.93 aA 0.70 aBCD 0.86 aAB 0.72 aBCD Mg (%) 20 ppm S 0.87 aAB 0.49 aE 0.72 aBCD 0.68 aCD 0.65 abCDE 0.55 bDE 0.94 aA 0.66 aCDE 0.78 aABC 0.74 aBC 40 ppm S 0.60 bE 0.54 aE 0.72 aBCDE 0.67 aCDE 0.70 abBCDE 0.80 aABCD 0.90 aA 0.65 aDE 0.85 aABC 0.87 aAB 80 ppm S 0.60 bDE 0.62 aCDE 0.53 bE 0.72 aBCD 0.58 bDE 0.84 aAB 0.93 aA 0.67 aBCDE 0.91 aA 0.80 aABC

(küçük harf: Doz, büyük harf: Çeşit ortalamaları arasındaki farklılıkları göstermektedir) F-Test: Çeşit: **, Doz:öd, ÇeşitxDoz:** (**:P<0.01, öd:önemli değil) Artan dozlarda S verilerek sera koşullarında yetiştirilen ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin Fe içerikleri Çizelge 8’ de verilmiştir. Çizelge 8’de görüleceği üzere artan dozlarda uygulanan S’ e bağlı olarak ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin Fe içerikleri farklılıklar göstermiş ve bu farklılıklar çeşit bazında istatistiksel olarak %1 düzeyinde önemli bulunmuştur. Makarnalık buğday çeşitlerinin ortalama Fe içerikleri ekmeklik buğday çeşitlerine göre daha fazla olmuştur. Çizelge 8. Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin demir (mg kg-1) içerikleri üzerine artan dozlarda uygulanan S’ ün etkisi
Çeşit Bezostoya Gün-91 Uzunyayla Türkmen kizce Kızıltan-91 Altın40/98 Ankara Yılmaz Ç-1252 0 ppm S 62.1 58.4 49.1 50.8 72.8 66.9 84.3 80.5 70.7 89.1 Fe (mg kg-1) 20 ppm S 40 ppm S 70.0 77.1 49.6 62.4 62.4 51.2 58.8 59.4 60.3 57.9 67.3 70.5 80.6 76.5 85.5 91.8 94.9 80.9 70.3 79.5 80 ppm S 63.5 53.9 35.8 81.6 75.4 76.6 71.7 66.8 87.5 92.3 Ortalama 68.2 BCDE 56.1 EF 49.6 F 62.7 DE 66.6 CDE 70.3 ABCD 78.3 ABCD 81.1 AB 83.5 A 82.8 A

F-Test: Çeşit: **, Doz: öd, ÇeşitxDoz: öd (**:P<0.01, öd:önemli değil) Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin Zn içerikleri üzerine S’ ün etkisi Çizelge 9’ de verilmiştir. Buğday çeşitlerinin Zn içerikleri bakımından S gübrelemesine tepkileri birbirlerinden farklı olmuştur. Buğday çeşitleri arasında belirlenen farklar ile çeşit x doz etkileşimi ve uygulanan kükürt dozları istatistiksel olarak %1 düzeyinde önemli bulunmuştur (Çizelge 9). Makarnalık buğday çeşitlerinden Yılmaz ve Ç1252’nin çinko kapsamları genel olarak diğer tüm çeşitlere göre belirgin olarak daha düşük olmuştur. Ankara çeşidinin çinko kapsamı Kontrol uygulamasına göre ilk S artırma basamağında yükselirken, yüksek S düzeylerinde belirgin bir biçimde azalmıştır (Çizelge 9).

275

Çizelge 9. Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin çinko (mg kg-1) içerikleri üzerine artan dozlarda uygulanan S’ ün etkisi
Çeşit Bezostoya Gün-91 Uzunyayla Türkmen kizce Kızıltan-91 Altın40/98 Ankara Yılmaz Ç-1252 0 ppm S 9.08 bD 10.88 abBC 10.75 aC 12.25 aAB 10.68 aC 13.18 aA 13.35 aA 12.23 aAB 5.35 bE 6.50 aE Zn (mg kg-1) 20 ppm S 13.03 aA 11.30 aBCD 11.05 aCD 12.25 aAB 10.70 aD 12.83 aA 13.45 aA 12.55 aAB 6.35 abE 6.05 aE 40 ppm S 12.40 aBC 11.73 aBC 11.50 aBC 11.58 abBC 10.93 aC 14.23 aA 12.83 aB 6.88 bDE 5.53 bE 7.08 aD 80 ppm S 11.88 aBC 9.73 bD 10.50 aCD 10.58 bCD 11.30 aC 13.53 aA 13.00 aAB 5.93 bE 7.20 aE 6.95 aE

(küçük harf: Doz, büyük harf: Çeşit ortalamaları arasındaki farklılıkları göstermektedir) F-Test: Çeşit: **, Doz:**, ÇeşitxDoz:** (**:P<0.01) Artan dozlarda S uygulanarak sera koşullarında yetiştirilen ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin Mn içerikleri Çizelge 10’ da verilmiştir. Çizelge 10’da görüleceği üzere ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin Mn içeriklerine çeşit etkisi istatistiksel olarak %1 düzeyinde, uygulanan S dozlarının etkisi de istatistiksel olarak %5 düzeyinde önemli bulunmuştur. Kontrol ve 20 mg S kg-1 uygulamasında bitkilerin ortalama Mn içeriği 171 mg kg-1 iken 80 ppm S uygulamasında 179 mg kg-1’ a çıkmıştır. Genel olarak makarnalık buğday çeşitlerinin Mn içerikleri ekmeklik çeşitlere göre daha fazla belirlenmiştir. En düşük ortalama Mn içeriği Gün-91 çeşidinde 113 mg kg-1 iken, en fazla ortalama Mn içeriği 217 mg kg-1 olarak Altın 40/98 makarnalık buğday çeşidinde belirlenmiştir. Çizelge 10. Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin mangan (mg kg-1) içerikleri üzerine artan dozlarda uygulanan S’ ün etkisi
Çeşit Bezostoya Gün-91 Uzunyayla Türkmen kizce Kızıltan-91 Altın40/98 Ankara Yılmaz Ç-1252 Ortalama 0 ppm S 122 109 129 163 187 198 212 192 189 204 171 B Mn (mg kg-1) 20 ppm S 40 ppm S 122 123 115 100 136 132 163 184 180 187 187 188 213 227 194 196 201 202 199 201 171 B 174 AB 80 ppm S 130 129 138 180 200 192 214 197 195 214 179 A Ortalama 124 F 113 G 134 E 173 D 189 C 191 C 217 A 195 BC 197 BC 204 B

F-Test: Çeşit: **,Doz:*, ÇeşitxDoz:öd (**:P<0.01, *:P<0.05, öd:önemli değil) Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin Cu içerikleri Çizelge 11’de verilmiştir. Çizelge 11’in incelenmesinden de görüleceği üzere artan dozlarda uygulanan S’e bağlı olarak ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin Cu içerikleri farklılıklar göstermiş ve bu farklılıklar gerek çeşit, doz ve çeşit x doz karşılıklı etkileşimleri bakımından istatistiksel olarak %1 düzeyinde önemli bulunmuştur. Uygulanan S’ e bağlı olarak ekmeklik buğday çeşitlerinin Cu içeriklerinde genel olarak kontrole göre artış (Bezostaya, Gün-91, Kızıltan-91 çeşitlerinde) gözlenmiştir. Makarnalık buğday çeşitlerinin Cu içerikleri ekmeklik buğday çeşitlerine göre daha fazla olmuştur.

276

Çizelge 11. Ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin bakır (mg kg-1) içerikleri üzerine artan dozlarda uygulanan S’ ün etkisi
Çeşit Bezostoya Gün-91 Uzunyayla Türkmen kizce Kızıltan-91 Altın40/98 Ankara Yılmaz Ç-1252 0 ppm S 7.04 bE 7.54 bE 8.62 aDE 9.87 aD 9.79 aD 11.59 bC 14.72 aB 14.43 aB 15.31 aAB 16.48 aA Cu (mg kg-1) 20 ppm S 10.68 aCD 6.57 bF 8.94 aDE 8.96 aE 9.10 aDE 11.51 bC 14.18 aB 14.40 aB 15.34 aAB 16.80 aA 40 ppm S 7.54 bE 8.25 ab 7.99 aDE 8.63 aDE 9.52 aD 13.05 abC 14.30 aBC 15.12 aAB 15.60 aAB 16.75 aA 80 ppm S 10.16 aD 9.48 aDE 7.93 aE 9.31 aDE 10.16 aD 14.22 aC 15.01 aBC 15.90 aABC 16.14 aAB 17.52 aA

(küçük harf: Doz, büyük harf: Çeşit ortalamaları arasındaki farklılıkları göstermektedir) F-Test: Çeşit: **, Doz:**, ÇeşitxDoz:** (**:P<0.01) Sonuç olarak; artan miktarlarda kükürt uygulanarak sera koşullarında yetiştirilen ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin kuru madde miktarları ve çeşitlerin kükürt gübrelemesine gösterdikleri tepkiler birbirlerinden ayrımlı olmuştur. Genel olarak ekmeklik çeşitlerin oluşturduğu kuru madde miktarı, makarnalık çeşitlere göre daha fazla olmuştur. Kükürt gübrelemesi, buğday çeşitlerinin kuru ağırlıklarında, S, N, Ca, Mn ve Cu içeriklerinde kontrole göre genelde artışa sebep olurken, P içerikleri azalma eğilimi göstermiştir. Makarnalık buğday çeşitlerinin S, N, Ca, Mg, Fe, Mn ve Cu içerikleri genel olarak ekmeklik çeşitlere göre fazla olurken, ekmeklik buğdayların ortalama potasyum içerikleri makarnalık buğday çeşitlerine göre daha fazla bulunmuştur. KAYNAKLAR Anonim, 1991. Çevre statistikleri, Hava Kirliliği. T.C. Başbakanlık Devlet statistik Enstitüsü. ,Ankara. Anonim, 2001. T.C. Tarım Bakanlığı gübre tüketimi verileri, Ankara. Eraslan, F. 2006. Küresel SO2 Emisyonundaki ve Kükürt çeren Gübrelerin Tüketimindeki Azalmaya Bağlı Olarak Buğdayda Olası Kükürt Noksanlığının Belirlenmesi. Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Toprak Anabilim Dalı. Doktora Tezi. 2006, Ankara. Girma, K., Mosali, J., Freeman, K.W., Raun, W.R., Martin, K.L. and Thomason, W.E. 2005. Forage and grain yield response to applied sulfur in winter wheat as influenced by source and rate. J. Plant Nutr. 28: 1541-1553. Gupta, V.K., Sanjeev, K. and Singh, A.K. 2004. Yield and quality of wheat (Triticum aestivum) as influenced by sulphur nutrition and weed management. Indian J. Agric. Sci. 74(5): 254-256. Hitsuda, K., Sfredo, G.J. and Klepker, D. 2004. Diagnosis sulfur deficiency in soybean using seeds. Soil Sci. Soc. Am. J. 68(4): 1445-1451. Inal, A., Gunes, A., Alpaslan, M., Adak, M.S., Taban, S. and Eraslan, F. 2003. Diagnosis of sulfur deficiency and effects of sulfur on yield and yild components of wheat grown in Central Anatolia, Turkey. J. Plant Nutr. 26(7): 1483-1498. Kacar, B., nal, A. 2008. Bitki Analizleri. Nobel Yayın No:1241, Fen Bilimleri:63, Ankara.

277

McGrath, S.P. and Zhao, F.J. 1995. A risk assessment of sulphur deficinecy in cereals using soil and atmospheric deposition data. Soil Use and Management. 11: 110114. Cu içerikleri McGrath, S.P., Zhao, F.J. and Withers, P.J.A. 1996. Development of sulphur deficiency in crops and its treatment. Proceedings of the Fertiliser Society, No. 379. Peterborough, The Fertiliser Society. Pasricha, N.S. and Fox, R.L. 1993. Plant nutrient sulfur in the tropics and subtropics. Advences in Agronomy. 50: 209-269. Randall, P.J. and Wrigley, C.W. 1986. Effects of sulfur supply on the yield, composition and quality of grain from cereals, oilseeds, and legumes. Advances in Cereal Science and Technology. 8: 171-206. Rasmussen, P.E. and Kresge, P.O. 1986. Plant response to sulfur in the Western United States. In ‘Sulphur in agriculture’, (M.A. Tabatabai, ed.), American Society of Agronomy, Crop Science Society of America, Soil Science Society of America, Madison, Wisconsin, U.S.A. 357–374. Riley, N.G., Zhao, F.J. and McGrath, S.P. 2000. Availability of different forms of sulphur fertilizers to wheat and oilseed rape. Plant and Soil. 222: 139-147. Scherer, H.W., 2001. Sulphur in crop production-invited paper. European Jr. of Agronomy. 14: 81-111. Schnug, E. 1991. Sulphur status of European crops and consequences for agriculture. Sulphur in Agriculture. 15: 7-12. Tisdale, S.L., Reneau, R.B. and Platou, J.S. 1986. Atlas of sulhur deficiencies. In ‘sulfur in Agriculture’. (M.A., Tabatabai, ad.). American Society of Agronomy, Crop Science Society of America, Soil Science Society of America, Madison, Wisconsin, USA. 295-322. Wieser, H., Gutser, R. and Tucher, S. 2004. Influence of sulphur fertilization on quantities and proportions of gluten protein types in wheat flour. J. Cereal Sci. 40: 239-244. Zhao, F.J., Hawkesford, M.J., Warrilow, A.G.S., McGrath, S.P. and Clarkson, D.T. 1996. Responses of two wheat varieties to sulphur addition and diagnosis of sulphur deficiency. Plant Soil. 181: 317-327. Zhao, F.J., Hawkesford, M.T. and McGrath, S.P. 1999. Sulphur assimilation and effects on yield and quality of wheat. J. Cereal Sci. 30: 1-17.

278

FARKLI B TK LER N BOR GÜBRELEMES NE TEPK LER Sait GEZG N Mehmet HAMURCU*

Selçuk Üniv. Ziraat Fak. Toprak Böl., Konya. *mhamurcu@selcuk.edu.tr ÖZET Bitki gelişimini sınırlandıran faktörlerin en önemlilerinden biri olan mikro element eksikliği veya toksisitesi; bitkilerde metabolizmanın işlevini engellemekte ve bitkide hasarlara neden olabilmektedir. Bitkiler büyümeleri için dokularında farklı konsantrasyonlarda bulunmak üzere makro (N, K, Ca, Mg, P ve S) ve mikro (Fe, Zn, Mn, Cu, B, Cl, Mo ve Ni) elementlere ihtiyaç duyarlar. Mikro elementlerin sadece noksanlığı değil, aynı zamanda gereğinden fazla bulunması da bitki gelişimini sınırlandırmaktadır. Bitkilerde noksanlık veya toksisiteye neden olan toprak bor seviyeleri arasında çok az bir fark vardır. Bu nedenle, bor noksanlığı ve toksisitesi belirtileri bitkilerde çok yaygın olarak görülmektedir. Yeterli bora sahip olan topraklarda yetişen bitkilerin bor içerikleri 25 –100 mg kg-1 arasında değişmektedir. Gerek duyulan borun çok az da olsa fazlası bor noksanlığında olduğu gibi pek çok bitki tür veya varyetesinin gelişmesi üzerine olumsuz etki yapmakta ve gelişme çoğu kez durmaktadır. Bitki türleri arasında olduğu gibi aynı türün çeşitleri arasında da bora duyarlılıkta büyük farklılıkların olduğu ve bu farklılıkların nedeninin de bitkilerin bor toksisitesinden aynı derecede etkilenmemesinden kaynaklanmaktadır. Hem bor noksanlığı ve hemde bor toksisitesi durumunda bitkilerin verim ve kalitelerinde önemli düzeylerde kayıplar meydana gelmektedir. Bor toksisitesi olan topraklarda bor ihtiyacı yüksek olan bitki tür ve çeşitleri yetiştirilebilir. Bu amaçla derlemede bor uygulaması yapılmak suretiyle çeşitli bitkilerin noksanlık ve toksisite koşullarında verdikleri tepkileri değerlendirmek suretiyle bitkiler açısından en uygun doz miktarının ve uygulama şeklinin belirlenmesine yardımcı olmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bitki besin elementi, bor, gübreleme. RESPONSES OF DIFFERENT PLANTS TO BORON FERTILIZATION ABSTRACT Micro element deficiency or toxicity that prohibits metabolic functions and makes damages to plants is among the most important stress factors in plants. For their proper growing, plants need different concentrations of macro (N, K, Ca, Mg, P and S) and micro elements (Fe, Zn, Mn, Cu, B, Cl, Mo and Ni) in their tissues. Not only deficiency, but also excessive amounts of microelements delimit the development of plants. Boron content of plants grown in soil with adequate boron varies between 25 and 100 mg kg-1. Excessive boron, even a minute amount in excess of the required, just like in the case of the deficiency, has negative effects on growth of most plant species and or varieties and usually the plant development ceases. With this purpose, responses of the various plants to boron under the deficiency and toxicity conditions were evaluated applying boron and to be help to determining of suitable dose and applying form for the plant were aimed in this paper. Key Words: Nutrients, boron, fertilization.

279

GRŞ Bor, bitki metabolizmasında çok önemli görevleri olan mutlak gerekli mikro besin elementlerden birisidir. Tarım topraklarının bitkiye elverişli bor miktarları çok değişken ve birçok faktörün etkisi altında bulunmaktadır. Bitkiye elverişli bor miktarı; Toprakların tekstürü, sulu demir ve alüminyum oksitlerin miktarı, reaksiyonu (pH), elektriksel iletkenliği (Tuzluluk), organik madde içeriği, değişebilir katyonların cins ve miktarları, kireç içeriği, nem içeriği ve sulama suyu kalitesi gibi faktörlere bağlı olarak değişir. Bitki cins, tür ve varyetelerine bağlı olmakla birlikte topraklarda elverişli bor noksanlığı (0.5 mg B/kg toprak) genellikle; 1-Toprağın, sulama suyu veya yağışlarla borun yıkanmasına neden olabilecek kadar kumlu olması, 2-Toprağın kireç içeriği ve pH değerinin yüksek, organik madde içeriğinin az olması, 3-Toprağın, boru kuvvetli derecede adsorbe veya fikse eden kil mineralleri ( llit ve Montmorillonit ) veya demir ile alüminyumun sulu oksitlerince zengin olması, 4-Borun çözünüp bitki kök yüzeyine taşınması ve köklerce alınmasını sağlayan toprak neminin yetersiz veya yağış ve sulamanın kısıtlı olması ve 5-Dengesiz veya bilinçsiz gübreleme yapılması durumlarında ortaya çıkar. Bunun yanında özellikle kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde, sulamada bor içeriği (1 mg B/l’den yüksek) ) yüksek suların kullanılması veya toprağın drenajının yetersiz ve tuzlu veya sodyumlu olması durumunda genellikle topraklarda bor toksisitesi (fazlalığı) ortaya çıkmaktadır ( Keren ve Bingham, 1985; Sakal ve Singh, 1995 ). Bitkilerde noksanlık veya toksisiteye neden olan toprak bor seviyeleri arasında çok az bir fark vardır. Bu nedenle, bor noksanlığı ve toksisitesi belirtileri bitkilerde çok yaygın olarak görülmektedir. Bitkilerde bor noksanlığı belirtileri önce genç yaprak, organ ve büyüme noktalarında ortaya çıkmaktadır. Bütün bitkilerde bor noksanlığı öncelikle büyüme noktalarına zarar verdiği için bitkilerde büyüme yavaşlar. En genç yaprakların biçimleri bozulur, büzülüp kıvrılır, yüzeylerinde kabarıklıklar ve çukurluklar oluşur. Çoğu zaman bu yapraklar normalden kalın, koyumsu mavi yeşil bir renk alır. Boğum araları kısalır. Büyüme bodurlaşır, bitki çalılaşmış bir görünüm kazanır. Tomurcuk, çiçek ve meyve oluşumu azalır yada tamamen durur. Bütün bitkilerde genel olarak çiçek kısırlığı görülür. Yaprak sapları ve gövde kalınlaşır. Noksanlık ilerledikçe, uç büyüme noktaları ölür ve tüm bitki büyümesi duraklar. Kerevizde çatlak gövde, karnabahar da kahverengi çürüklük ve bronzlaşma oluşur. Noksanlık belirtileri şeker pancarı, patates, havuç ve kereviz gibi yumru köklü bitkilerde “öz çürüklüğü” olarak ortaya çıkar (Bergmann,1992; Marschner,1995). Bor noksanlığında tahılların dişi ve erkek üreme organlarının gelişmesinin olumsuz olarak etkilenmesi, özellikle de erkek kısırlığı nedeniyle yetersiz döllenme sonucu dane oluşumu, başakta dane sayısı ve verimin önemli düzeyde azaldığı tespit edilmiştir (Rerkasem ve ark., 1993; Rerkasem ve Loneragan, 1994; Anantawiroon ve ark.,1997; Rerkasem ve Jamjod,1997, Soylu ve ark, 2004 ve 2005). Bor fazlalığında ise tohumların çimlenmesi azalır, bitkilerde yaşlı yaprakların uçları sararır, kın gibi kıvrılır ve nekrozlar oluşur. Daha sonra sarı ve kahverengi renkli benekler şeklindeki belirtiler yaprak kenarlarına ve orta damarlara doğru yayılır. Toksitenin ileri aşamalarında yapraklar yanık bir görünüm alır ve erken dökülür. Bor toksitesi durumunda da bitkilerin verim ve kalitelerinde çok önemli kayıplar meydana gelir (Bergmann,1992 , Marschner,1995). BOR UYGULAMASINA FARKLI B TK TÜR VE ÇEŞ TLER N N TEPK S Bor ihtiyacı, bor noksanlığı ve toksisitesine tepki bakımından bitki türleri ve hatta aynı türün çeşitleri arasında büyük farklılıklar vardır. Nitekim Soylu ve ark (2004

280

ve 2005)’nın bor noksan topraklarda (0.19 mg B/kg) yaptıkları çalışmalarda dekara 300 gram saf bor uygulamasıyla bazı makarnalık ve ekmeklik buğday çeşitlerinin dane verimlerinde (Kızıltan-91, Bezostaja-1 ve Yılmaz-98) %20’nın üzerinde artışlar meydana gelirken, bazı çeşitlerin (Ç-1252, Çakmak-79, Kınacı-97) dane verimlerinde de %10 civarında azalmalar olmuştur. Aynı şartlarda bor uygulamasıyla arpa çeşitlerinden sadece Tokak 157/34’ün dane veriminde önemli düzeyde artış olmasına rağmen diğer çeşitlerin dane verimlerinde önemli bir artış olmamış veya azalma meydana gelmiştir (Çizelge 1). Çizelge 1. Bor uygulamasıyla bazı buğday ve arpa çeşitlerinin dane verimlerinde meydana gelen artış ve azalma oranları (%) Makarnalık Çeşitler Kızıltan-91 Ç-1252 Selçuklu-97 Kunduru-1149 Yılmaz-98 Çakmak-79 Ortalama Değişim* (%) 38 -11 8 15 24 -11 9 Ekmeklik Çeşitler Gün-91 Kınacı-97 Göksu-99 Türkmen Bezostaja-1 Sultan-95 Ortalama Değişim (%) 13 -6 14 10 33 4 10 Arpa Çeşitleri Tokak 157/34 Karatay-94 Kıral-97 Bülbül-89 Tarm-92 Hamidiye Ortalama Değişim (%) 20 -2 1 1 3 -6 2

*Değerler iki yılın ortalaması olup, Kontrol parsellerine (0 kgB/da) göre 0.3 kgB/da bor uygulamasıyla dane verimindeki artış ve azalma (-) oranlarıdır.

Orta Anadolu Bölgesinde yaygın olarak yetiştirilen hibrit mısır çeşitlerinin bora tepkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılan çalışmalarda bor noksanlığına tepkileri bakımından DK 647 ve TTM 8119 çeşitleri dayanıklı, LG 60, LG 55, DK 585 ve PIAVE çeşitleri yarı dayanıklı (toleranslı), BC 566, LUCE, MAT 97, TTM 815, T 1595 çeşitleri yarı hassas ve P 3394 ve RX 770 çeşitleri ise hassas olarak bulunmuştur (Gezgin ve ark., 2006; Palta ve Gezgin, 2006) Ülkemizde yaygın olarak yetiştirilen bazı bodur fasulye genetiplerinin bora tepkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılan çalışmalar sonucunda Eskişehir-855 Karacaşehir-90, Noyanbey, Terzibaba, Yakutiye, Fasulye sıra, Yalova-17, Romano, Nazende, Seminis Gina Yunus-90, Akman-98, Zülbiye, Horoz Fasulye ve Kanada genotiplerinin bor noksanlığına toleranslı olduğunu yani bor noksan topraklarda bor gübrelemesi yapmadan yetiştirilebileceğini, Şehirali-90, Göynük-98, Akdağ, Şahin-90, Önceler-98, Aras-98, Sarıkız, Magnum, May Gina ve Efsane genotiplerinin ise bor noksanlığına hassas yani bor gübrelemesine ihtiyaç duyabileceğini, Aras-98 ve Kanada genotiplerinin ise bor toksisitesine toleranslı olduğu bulunmuştur (Hamurcu ve Gezgin, 2007). Bor noksan alanlarda farklı nohut çeşitleriyle yapılan çalışmalarda 0.1 kg B/da bor uygulamasıyla Menemen, Akçin-91, zmir-92 ve Populasyon çeşitlerinde %9-23 arasında değişen oranlarda artışla en yüksek dane verimleri elde edilirken, Gökçe çeşidinin veriminde %22 oranında azalma belirlenmiştir (Ceyhan ve ark., 2007). Şeker pancarıyla yapılan çalışmalarda bor ihtiyacının diğer bitkilerden daha fazla olduğunu, buğday, fasulye, nohut için toksik düzeyde bor içeren topraklarda bile şekerpancarının iyi bir şekilde yetişebildiği, bor noksan alanlarda şekerpancarına uygulanan bor’un kalıntı etkisinin bu bitkiden sonra ekilen buğday, fasulye ve nohut için yeterli olduğunu belirlenmiştir. Konya ovasında 0.26-042 mg B/kg miktarında bor içeren topraklarda şekerpancarına 0.62 kg B/da düzeyinde bor uygulanması ekonomik olarak önemli düzeyde verim artışı elde edildiği, 0.8 mg B/kg’dan daha fazla bor içeren topraklarda ise bor gübrelemesinin bir yarar sağlamayacağı belirlenmiştir. Buğday,

281

fasulye, nohut ve birçok bitki için yeterli düzeyde bor içeren (0.54 mg B/kg toprak) topraklarda şeker pancarına 0.3 kg B/da bor uygulamasıyla kök veriminin %12 ve arıtılmış şeker veriminin %18 oranında arttığı belirlenmiştir. Ayrıca şeker pancarına bor gübresinin en iyi uygulama şeklinin ekim öncesi topraktan veya yarısının topraktan kalan yarısının yapraktan olduğu, ayrıca 0.4-0.8 mg B/kg bor içeren topraklarda sadece yapraktan bor uygulamasının da yeterli olabileceği belirlenmiştir (Gezgin ve ark, 2001, ve Işık ve ark, 2004). SONUÇ VE ÖNER LER Bor noksanlığı ve toksisitesine (fazlalığı) tepki bakımından bitki türleri ve aynı türün çeşitleri arasında çok büyük farklılıklar olduğu gibi tarım topraklarının bitkiye elverişli bor miktarları da küçük alanlar içerisinde bile büyük farklılıklar gösterebilmektedir. Yapılan araştırmalarda hem bor noksanlığı ve hem de bor toksisitesi durumunda bitkilerin verim ve kalitelerinde çok önemli düzeylerde kayıplar meydana gelmektedir. Bu nedenle tarımda toprak analizi sonuçlarına göre yetiştireceğimiz bitki çeşitlerinin ve gübreleme programlarının belirlenmesi gerekir. Bor toksisitesi olan (3 mg B/kg topraktan yüksek) topraklarda bor ihtiyacı yüksek yani toksisiteye dayanıklı bitki tür ve çeşitleri yetiştirilebilir yada fazla boru topraktan temizleme çalışmaları yapılabilir. Bor noksan olan (0.5 mg B/kg topratan düşük) topraklarda da bitkilerin bor ihtiyacına göre Çizelge 2’deki öneriler doğrultusunda bor gübrelemesi yapılabilir. Bor gübresi olarak BOREN’ce geliştirilen Tarımbor (%18 B), Boraks (Na2B4O7.10H2O, %11 B), Borik asit (H3BO3, %17.5 B) ve bor içeren başka bir gübre kullanılabilir. Çizelge 2. Farklı bitkiler için bor gübrelemesi Bitki Doz Metot Toprak Yaprak, 2-4 defa

Buğday, Çeltik, Kanola, Ayçiçeği, 0.15-0.3 kg B/da %0.2 B çözelti Haşhaş, Tütün, Lahana, Karnabahar, Şekerpancarı, Pamuk, Yonca gibi bor ihtiyacı fazla olan bitkiler %0.2 B çözelti Meyveler Sebzeler 0.1-0.3 kg B/da 0.05 –0.1% B 0.1-0.15 kg B/da % 0.05 B çözelti

Yaprak 2-4/yıl Toprak Yaprak,2-4 defa Toprak Yaprak,1-2 defa

Hassas bitkiler

Topraktan uygulamalar ekim öncesi yapılmalıdır. Yapraktan uygulamaların en az birisi çiçeklenme dönemi başlangıcından 15 gün önce olmalıdır. Meyve oluşum döneminde uygulama da yararlıdır. KAYNAKLAR Anantawiron, P.; Subedi, K. D.; Rerkasem, B., 1997. Screening Wheat for Boron Efficiency..In R.W. Bell and B. Rerkasem (eds.), Boron in Soils and Plants.101104, Kluwer Acd. Pub., The Netherlands. Bergmann, W.,1992. Nutritional Disorders of Plants. Gustav Fischer Verlag Jena, Stuttgart, Germany.

282

Ceyhan, E., Önder, M., Harmankaya, M., Hamurcu, M., Gezgin, S., 2007. Response of Chickpea Cultivars to Application Boron in the Boron –Deficient Calcareous Soils. Comm. in Soil Sci. and Plant Analy., 38:17, 2381-2399. Gezgin, S., Hamurcu, M., Apaydın, M., 2001. Bor Uygulamasının Şeker Pancarının Verim ve Kalitesine Etkisi. TÜB TAK, Türk.J. Agric. Forest., 25 : 89-95. Gezgin, S., Harmankaya, M., Palta, Ç., Gökmen, F., Babaoğlu, M., and Hakkı, E.E. 2006. Determination of Response Widely Growth Hybrid Maize Varieties (Genotypes) to Boron in Central Anatolia Region. 18th International Soil Meeting(ISM) On 'Soil Sustaining Life On Earth, Managing Soil and Technology". May 22-26, 2006 Şanlıurfa- Turkey. Hamurcu, M., Gezgin, S., 2007. Türkiye’de Yetiştirilen Bazı Bodur Fasulye (Phaseolus Vulgaris L.) Genotiplerinin Bor Ve Çinko Uygulamalarına Tepkilerinin Belirlenmesi. S.Ü. Fen Bilimleri Ens. Doktora Tezi (yayınlanmamış). Işık, Y., Göksu, N., Gültekin, S., Gökmen, F., Gezgin, S., 2004. Şeker Pancarına Uygulanan Borun Buğday Üzerine Bakiye Etkisi. Türkiye 3. Ulusal Gübre Kongresi, Tarım-Sanayi-Çevre, 11-13 Ekim 2004. Tokat. Keren, R.; Bingham, F. T., 1985. Boron in Water, Soils and Plants. In Adv. in Soil Sci.,( Ed.by B.A. Stewart ) Vol. 1:229-276, Springer-Verlag. Marschner, H.,1995. Mineral Nutrition of Higher Plants. 2nd Ed., Academic Press, New York. Palta, Ç., Gezgin, S., 2006. Orta Anadolu Bölgesinde Hibrit Mısır Çeşitlerinin Bor Toksisitesi ve Noksanlığına Tepkilerinin Belirlenmesi. S.Ü. Fen Bilimleri Ens. Doktora Tezi (yayınlanmamış). Rerkasem, B.; Jamjod, S., 1997. Boron Deficiency Induced Male Sterility In Wheat (Triticum Aestivum L.) and Implications For Plant Breeding. Euphytica (In Prees Ref. MS No EUPH 4247) Rerkasem, B.; Loneragan, J.F., 1994. Boron Deficiency In Two Wheat Genotypes In a Warm, Subtropical Region. Agron. J. 86. Rerkasem, B.; Netsangtip, R.; Lordkaev, S.; Cheng, C., 1993. Grain Set Failure in Boron Deficient Wheat. Plant and Soil 155/156. Sakal, R.; Singh, A.P.,1995. Boron Research and Agricultural Production. In Micronutrient Res. Agric. Prod.( Ed., Tandon, HLS ), p:1-31, Fert. Dev. and Cons.Org, New Delhi, India. Soylu S, Topal A, Sade B, Akgün N, Gezgin S and Babaoglu M., 2004. Yield and yield attributes of durum wheat (Triticum durum Desf.) genotypes as affected by boron application in boron-deficient-calcareous soils: An evaluation of major Turkish genotypes for B efficiency. Journal of Plant Nutrition 27(6):1077-1106. Soylu S., Sade B., Topal A., Akgün N., Gezgin S., Hakkı E.E., Babaoglu M., 2005. Responses of Durum and Bread Wheat Cultivars to Boron Application in a Low Boron Calcareous Soil. T J of Agric Res., 29(4): 275-286.

283

M9 ANAÇLI GRANNY SM TH ELMA ÇEŞ D NDE FARKLI AZOT SEV YELER N N VER M, KAL TE VE BAZI MAKRO VE M KRO BES N ELEMENTLER N N ALIMINA ETK LER Hüseyin AKGÜL Kadir UÇGUN

Eğirdir Bahçe Kültürleri Araştırma Enst., Isparta. hakgul96@ebkae.gov.tr ÖZET Bodur elma bahçelerinde farklı azot dozlarının etkilerini saptamak anacıyla Eğirdir Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünde 2000-2005 yılları arasında yürütülen çalışmada biri kontrol olmak üzere 4 farklı azot düzeyi kullanılmış ve fosfor ve potasyum ise ağaç başına 40 g P2O5 ve 100 g K2O sabit olarak uygulanmıştır. Deneme sonunda azot uygulanan bütün parsellerde kontrole göre verim artışı sağlanmış, meyve iriliklerinin değişen azot dozlarından çok verimin artışından olumsuz etkilendiği belirlenmiştir. Artan azot dozları fosfor ve potasyum alımını olumsuz etkilerken, dolaylı olarak magnezyum, kalsiyum ve demir alımını artırmıştır. Yine yaprak azot içeriği ile verim arasında doğrusal pozitif, meyve iriliği arasında ise doğrusal negatif bir ilişki belirlenmiştir. Yaprak azot içeriği % 1.8-2.0 aralığında iken suda çözünebilir kuru madde (SÇKM) içeriği yüksek olurken daha düşük veya daha yüksek N kapsamlarında SÇKM azalmıştır. Artan azot dozlarının titre edilebilir asit oranını artırdığı da belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Elma, M9, azot, verim, besin alımı. EFFECTS TO YIELD, QUALITY AND UPTAKE OF SOME MACRO AND MICRO ELEMENTS OF DIFFERENT NITROGEN LEVELS ON GRANNY SMITH APPLE VARIETY GRAFTED ON M9 ROOTSTOCK ABSTRACT This trial was carried out in order to determination of influence of different nitrogen doses in dwarf apple orchard between 2000-2005 years. The experiment was established in field of Horticultural Research Institute of Egirdir and used 4 nitrogen levels which 0, 30, 60,90 g N per tree. Phosphorus and potassium were applied 40 g P2O5 per tree and 100 g K2O per tree that in order to no restrict growing,. In the end of this trial, It was provided increasing yield at all nitrogen doses according to control. Means fruit weight was negative affected from increasing yield. Increasing N doses were decreased to uptaking P and K and increased to uptaking Mg, Ca and Fe as indirect. On the other hand, It was determined linear relation between leaf N content and cumulative yield per tree. Solid soluble dry mater content of fruits was more height while leaf N content between % 1,8- 2,0. Besides, increasing N doses increased fruit malic acid content. Key Words: Apple, M9, Nitrogen, Yield, Nutrient uptaking.

284

GRŞ Elma, üretim miktarı bakımından Türkiye’nin dünyada söz sahibi olduğu bir meyve türüdür. Yıllık ortalama 2,5 milyon ton ile dünya elma üretiminde 3. sırada yer almasına rağmen, dış satımda aynı başarıyı sağlayamamıştır (Anonim, 2008). Bunun bir çok nedeninin yanında önemli nedenlerinden birisi de kalite problemidir. Bilindiği üzere kalite artırıcı faktörlerin başında yeterli ve dengeli besleme gelmektedir ve Türkiye’de özellikle bodur elma bahçeleri için yapılmış yeterince bitki besleme çalışması yoktur. Bu deneme ile Türkiye’deki bu açığın kapatılmasına ve özellikle elma üretiminin yoğun olarak yapıldığı Isparta (Eğirdir) ve benzeri ekolojilerde yeterli ve dengeli besleme yoluyla elmada kalitenin artırılmasına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Çizelge 1. Elma ve armudun hektara topraktan kaldırdıkları besin elementi miktarları
Meyve Türü Elma Armut N (kg/ha) 57.8 33.1 P2O5 (kg/ha) 15.7 7.8 K2 O (kg/ha) 61.7 37.0 Ca (kg/ha) 63.0 42.3

Yumuşak çekirdekli meyve türlerinin topraktan en fazla kaldırdıkları besin elementleri azot ve potasyumdur. Çizelge 1'de elma ve armudun ayrı ayrı topraktan kaldırdıkları besin elementi miktarları görülmektedir (Özbek, 1981). Özbek (1981), meyve ağaçlarında uygulanacak azot miktarlarının çok iyi belirlenmesi gerektiğini, azot noksanlığının büyüme ve gelişme geriliğine sebep olduğu gibi azot fazlalığının da vegetatif gelişmeyi teşvik ettiğinden meyve verimi üzerine olumsuz etki yaptığını ve fazla azotun meyvelerin iri kaba dokulu ve yavan tatlı olmasına yol açacağını bildirmiştir. Aydemir ve nce (1988), yaprağın azot kapsamı arttıkça bitkileri azota tepkilerinin azalacağını, toprağa uygulanan azota rağmen bitki tepkisi görülmüyorsa toprak azotunun bitki ihtiyacını karşılayacak seviyede olduğunun düşünülmesi gerektiğini söylemektedir. Aktaş ve Ateş (1998)'e göre aşırı azotlu gübreleme bitkinin vegetatif gelişme periyodunu uzatır, çiçeklenmeyi geciktirir. Vegetatif aksam yani dal, sürgün, yaprak miktarı fazla, iri, geniş ve uzun olurlar. Buna karşılık bitkinin generatif gelişmesi zayıf kalır. Dolayısıyla azot fazlalığında başlangıçta bitkinin genel durumu iyi görünse bile ürün miktarı az olacaktır. Öte yandan azot fazlalığı şeker sentezini azaltmaktadır. Ayrıca aynı araştırıcılar, azot fazlalığının meyvelerde geç olgunlaşmaya neden olacağını, bazen erken meyve dökümü görüleceğini ve meyvelerin depolanma yeteneklerinin çok düşük olacağını söylemektedirler. Burt ve ark. (1998), bitki bünyesine besin elementlerinin alınması sırasında anyon-katyon dengesinin önemli olduğunu, gübrelerin bu anyon-katyon dengesi gözetilerek verilmesi gerektiğini bildirmişleridir. Araştırıcılar, verilen gübrelere göre hangi elementin az, hangisinin çok alınacağının ortaya çıktığını, herhangi bir anyon veya katyonun eksik verilmesi halinde yerinin mutlaka bir başka anyon veya katyon tarafından doldurulacağını, dolayısıyla anyon veya katyonlardan herhangi birisinin fazlalığının bir diğerinin eksikliğe sebep olacağını, bu dengenin oluşturulmasında birinci derecede azot formunun etkili olduğunu belirtmişlerdir. Yanı azot Amonyum (NH4+) formunda ise diğer katyonların alımının azalacağını, buna karşılık H2PO4-, SO4- gibi anyonların alımının artacağını, eğer azot formu Nitrat (NO3-) ise diğer anyonların alımının azalacağını K+, Mg+ ve Ca+ gibi katyonların alımlarının artacağını bildirmektedirler. Bu çerçevede aynı araştırıcılar, besin elementleri arasında Çizelge 2’de görüldüğü gibi bir etkileşim olduğunu söylemişlerdir.

285

Çizelge 2. Besin elementleri arasındaki etkileşimler
Alınan besin elementi NH4+ NO3P K Ca Mg Fe Zn Mn Alımı azalan besin elementi Mg, Ca, K, Mo Fe, Zn Cu, Zn Ca, Mg Ca, K Cu, Zn Cu Zn, Ca, Mo Alımı artan besin elementi Mn, P, S, Cl Ca, Mg, K, Mo Mo Mn (Asit topraklarda) Mn (Asit topraklarda) Mo

Çizelge 3. Elma yapraklardaki besin elementi düzeyleri
Besin Elementi N (%) P (%) K (%) Ca (%) Mg (%) Mn (ppm) Fe (ppm) B (ppm) Zn (ppm) Cu (ppm) Elmanın Yapraktaki besin elementi düzeyleri 1,5-3,0 0,12-0,25 1,2-2,0 1,5-2,0 0,2-3,5 25-150 40-400 20-50 15-200 5-20

Peterson ve Stevens (1994), hektara 50-60 ton elma alabilmek için fertigation sistemi ile 80-100 kg/ha N, 20-30 kg/ha P2O5 ve 140-160 kg/ha K2O uygulanması önermişlerdir. Araştırıcılar azotun damla sulama sistemi ile mümkün olduğunca bölünerek verilmesi gerektiğini bunun verimi artırdığını söylemektedirler. Aynı araştırıcılar M9 anacı üzerine aşılı Elstar ve Jonagold çeşitleriyle farklı sulama ve gübreleme kombinasyonlarını denemiş; kış gübre uygulaması ve fertigation yöntemlerini karşılaştırmışlardır. Deneme sonunda en yüksek verim Jonagold'ta toplam 93 kg/ağaç ile fertigation 15 g N/ağaç uygulamasında, Elstar'da ise toplam 74 kg ile yine aynı uygulamada elde edilmiştir. Yine aynı araştırıcılar, elmanın yapraklardaki besin elementi düzeylerinin Çizelge 3’te verildiği düzeylerde olması gerektiğini bildirmektedirler. Normal gelişim şartları altında yapraktaki Ca ile N arasında pozitif bir ilişki vardır. Artan azot miktarı gelişimi ve dolayısıyla yaprak alanını artırır ve bu da transprasyonla daha fazla su alınmasına neden olur. Böylece alımı ve taşınması büyük oranda transprasyona bağlı olan Ca alımı da artmış olur. Çok aşırı N uygulamaları yaprak/meyve oranını arttıracağından meyvede düşük Ca’a bağlı olarak ortaya çıkan problemleri beraberinde getirir. Bu durum özellikle toprak neminin yetersiz olduğu durumlarda önemlidir. Çünkü su stresi olduğunda meyvedeki Ca meyvedeki suyun yaprağa hareketi ile yaprağa taşınır (Hoying ve ark., 2004).

286

Özelkök ve ark. (1993), çöğür ve MM 106 anacı üzerine aşılı Starking Delicious, Starkrimson Delicious, Golden Delicious, Starkspur Golden Delicious ve Granny Smith elma çeşitlerinde uygun hasat olum kriterlerinin belirlenmesi amacı ile yapmış oldukları çalışmalar sonucunda, MM 106 anacı üzerine aşılı Granny Smith çeşidinde uygun derim zamanında suda çözünebilir kuru maddeyi % 11.0 ve meyve eti sertliğini de 8.1 kg (11.1 mm çaplı başlık ile) bulmuşlardır. Westwood (1993), yumuşak çekirdekli meyvelerde kalite kriterlerinin irilik, şeker oranı, asit oranı, renk, sertlik, suda çözünebilir kuru madde, tat, hastalıklardan arilik ve genel görünüm olarak bildirmektedir. Türk Standartları Enstitüsü taze elma ile ilgili standartlarında iri elmalarda 110 g ve üzerini, normal elmalarda ise 90 g ve üzerini ekstra sınıfına dahil ederken, ABD tarım Bakanlığı Standartlarına göre Golden Deliciousta 134 g ve Red Delicious’ta ise 139 g ve üzeri iri meyve sınıfında yer almaktadır. Avrupa Birliği Standartlarında ise iri meyvelerde 140 g ve diğer meyvelerde 90 g ve üzeri ekstra meyve sınıfına girmektedir (Anonim, 1983; Anonim, 2002; Anonim, 2004). MATERYAL VE METOD Deneme 2000-2005 yılları arasında Eğirdir Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü arazisinde yürütülmüştür ve ve deneme yerinin toprak özellikleri Çizelge 4’de verilmiştir. Çizelge 4. Deneme arazisinin toprak özellikleri
Derinlik (cm) 0-30 30-60 pH 7,9 7,9 Kireç (%) 4 4,8 EC (micro mhos) 187 161 Bünye Killi-tın Killi-tın Org. Mad (%) 2,0 1,8 P (ppm) 34 31 K (ppm) 196 170 Ca (ppm) 1902 1896 Mg (ppm) 418 418

Denemede bitki materyali olarak M9 elma anacı üzerine aşılı Granny Smith elma çeşidi, gübre materyali olarak ise Üre, Potasyum Sülfat ve Fosforik asit kullanılmıştır. 4 tekerrürlü ve her tekerrürde 3 bitki olacak şekilde tesadüf blokları deneme desenine göre kurulan denemede azotun 0, 30, 60, 90 g N/ağaç dozları uygulanmıştır. Gelişimi sınırlandırmamak için tüm parsele ağaç başına 40 g P2O5 ve 100 g K2O sabit olarak verilmiştir. Denemede tüm gübreler fertigasyon yöntemi ile verilmiş olup verilecek su miktarı Pan buharlaşma kaplarından faydalanılarak belirlenmiştir (Kanber, 1999). Denemede ilk yıl toprak analizi, her yıl yaprak analizleri ve pomolojik analizler yapılmıştır. Yaprak analizlerinde Jones ve ark, (1991), toprak analizlerinde Kacar, (1995) ve pomolojik analizlerde Burak ve ark (1997) esas alınmıştır. ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Verim ve Pomolojik analiz sonuçları Denemede 4 yıl boyunca elde edilen ağaç başı kümülatif verim değerleri ile diğer bazı pomolojik değerler Çizelge 5’de verilmiştir. Verim değerleri incelendiğinde, N0 dozunun en düşük verim değerini verdiği (16289 g/ağaç), diğer azot dozlarının aynı grupta yer aldığı görülmektedir. (Çizelge 5, Şekil 1). Yine en iri meyveler N0 dozunda elde edilirken, N1 ve N2 dozlarında bir miktar düşen meyve ağırlığı N3 dozu ile birlikte yeniden artış göstermiştir. N0 ve N3 dozlarındaki meyve iriliğindeki artışın azot dozlarının doğrudan etkisiyle değil, verimdeki azalmadan kaynaklandığı düşünülmektedir. Nitekim Şekil 2’de ağaç başı

287

verim ile ortalama meyve ağırlığı arasındaki zıt ilişki görülmektedir. Öte yandan N1 ve N2 dozlarındaki meyve ağırlığındaki düşüş meyvenin Pazar değerini etkileyecek boyutta olmadığından kabul edilebilir bulunmuştur (Anonim, 1983, Anonim, 2002, Anonim, 2004). Granny Smith çeşidinde azot dozları ile ortalama meyve ağırlığı arasındaki regresyon eğrisi Şekil 3’de görülmektedir. Çizelge 5. Azot dozlarına göre verim ve bazı pomolojik değerlerin değişimi
Doz N0 (0 g/ağaç) N1 (30 g/ağaç) N2 (60 g/ağaç) N3 (90 g/ağaç) Verim 16289 b 18363 a 18388 a 18040 a * Meyve Eni 83,25 a 82,43 ab 81,5 b 82,93 a * Meyve Boyu 75,77 ab 75,81 ab 74,71 b 76,42 a * Meyve Ağırlığı 251,36 a 244,67 ab 238,95 b 249,52 a * M.Eti Sertliği (lb) 18,65 b 18,88 ab 19,15 a 18,53 b * SÇKM (%) 14,54 15,21 14,90 15,01 T.E. Asitlik (M.A) 0,98 c 1,09 b 1,14 a 1,10 b ** pH 3,23 b 3,27 a 3,26 a 3,24 b **

- Önemli değil. * % 5 seviyesinde önemli. ** % 1 seviyesinde önemli.

20000 19000 18000 17000 16000 15000 N0 N1

y = -605,5x + 3555,3x + 13423 R = 0,9532
2

2

Verim

N2

N3

Şekil 1. Farklı azot dozlarına göre verimdeki değişimler
256 Ortalama meyve ağırlığı (g) 252 248 244 240 236 160 y = -0,4045x + 318 R 2 = 0,5304

165

170

175

180

185

Ağaç başı verim /100 (g)

Şekil 2. Ağaç başı verim ile ortalama meyve ağırlığı arasındaki ilişki
257 Ortalama Meyve Ağırlığı (g)

249

241

233

y = 4,315x - 22,699x + 270,51 R = 0,8732
2

2

225 N0 N1 N2 N3

Şekil 3. Azot dozları ile ortalama meyve ağırlığı arasındaki ilişki

288

Meyve eti sertliği bakımından en sert meyveler N2 dozunda elde edilirken (19,15 lb), N3 ve N0 dozları en düşük değerleri vererek aynı grupta yer almışlardır (Çizelge 5). Bu durum N2 dozunda meyve iriliğinin diğerlerine göre daha az olmasının yanında Burt ve ark, (1998) ‘nın da ifade ettiği gibi besin dengesinin bu dozda sağlanmış olmasına bağlanabilir. Bu çerçevede ortalama meyve ağırlığı ve meyve eti sertliği arasındaki doğrusal zıt ilişki Şekil 4’de görülmektedir. Öte yandan azot dozları ve meyve eti sertliği arasındaki regresyon da önemli bulunmuş ve regresyon eğrisi Şekil 5’de sunulmuştur. SÇKM oranı bakımından azot dozları arasında % 5 seviyesinde önemli bir fark bulunamamasına karşılık azot uygulanan dozlarda SÇKM miktarının daha fazla olduğu görülmektedir (Çizelge 5). Titre edilebilir asit miktarı en yüksek N2 dozunda elde edilirken (%1,14), en düşük değer N0 dozunda görülmüştür (%0,98). Bu bulgulara göre artan azot dozlarının meyvede asitliği artırdığı ifade edilebilir. Bu bulgu Aktaş ve Ateş (1998) ile uyumludur. Yapılan regresyon analizine göre titre edilebilir asit miktarı ile N dozları arasındaki regresyon önemli bulunmuş ve regresyon eğrisi Şekil 6’da verilmiştir. pH seviyeleri bakımından en yüksek pH değeri N1 dozunda tespit edilirken (3,27), en düşük değer N0 dozunda görülmüştür (3,23). Azot dozları ile pH arasındaki regresyon önemli bulunurken Şekil 7’de regresyon eğrisi sunulmuştur. Yaprak Analiz Sonuçları Denemede 4 yıllık yaprak analiz sonuçlarının ortalamaları alınarak elde edilen veriler Çizelge 6’da verilmiştir. Sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde Ca dışında diğer elementlerin yapraklardaki düzeylerinin normal seviyenin altında olmadığı, kalsiyumun ise topraktan alımı zor ve hareketsiz bir element olması nedeniyle yapraklardaki konsantrasyonunun düşük olduğu söylenebilir (Peterson ve Stevens, 1993).
27

19,5
y = -1,0087x + 43,659 R = 0,3535
2

Ortalama Meyve Ağırlığı /10

26

19,2 Meyve eti sertliği (lb)

25

18,9

24

18,6

23

18,3

y = -0,2125x + 1,0535x + 17,763 R = 0,8072
2

2

22 18,2 18,6 19 Meyv e Eti Sertliği (lb) 19,4

18 N0 (0 g/ağaç) N1 (30 g/ağaç) N2 (60 g/ağaç) N3 (90 g/ağaç)

Şekil 4. Meyve eti sertliği ile ortalama Şekil 5. Azot dozları ile meyve eti meyve ağırlığı arasındaki ilişki sertliği arasındaki ilişki
1,2

3,3

1,15 Titre edilebilir asit

3,28

1,1

3,26 pH 3,24
y = -0,0375x + 0,2285x + 0,7875 R = 0,9968 0,9 N0 (0 g/ağaç) N1 (30 g/ağaç) N2 (60 g/ağaç) N3 (90 g/ağaç)
2 2

1,05

1

0,95

3,22

y = -0,015x + 0,077x + 3,17 R = 0,92
2

2

3,2 N0 (0 g/ağaç) N1 (30 g/ağaç) N2 (60 g/ağaç) N3 (90 g/ağaç)

Şekil 6. Azot dozları ile titre edilebilir asit Şekil 7. Azot dozları ile pH arasındaki miktarı arasındaki ilişki ilişki

289

Çizelge 6. Azot dozlarına göre yapraklarda elde edilen makro ve mikro besin elementi düzeyleri.
Doz N0 (0 g/ağaç) N1 (30 g/ağaç) N2 (60 g/ağaç) N3 (90 g/ağaç) N (%) 1,75 b 1,99 a 2,04 a 1,95 a P (%) 0,26 a 0,15 b 0,15 b 0,14 b K (%) 1,45 a 1,23 b 1,25 ab 1,11 b * Ca (%) 0,70 b 0,72 b 0,77 b 1,00 a * Mg (%) 0,33 b 0,35 b 0,40 a 0,41 a ** Fe (ppm) 97,3 a 84,2 b 95,6 ab 107,2 a * Mn (ppm) 36,50 32,38 31,88 35,25 Zn (ppm) 46,88 48,88 52,25 45,75 -

* * - Önemli değil. * % 5 seviyesinde önemli. ** % 1 seviyesinde önemli.

Yapraklardaki azot seviyeleri bakımından en düşük değer N0 dozunda elde edilirken (%1,75), en yüksek değer N2 dozunda olduğu tespit edilmiştir (%2,04). Şekil 8’de azot dozları ve yapraklardaki N düzeyleri arasındaki regresyon eğrisi görülmektedir. Şekilden de görüleceği gibi artan azot dozları ile bir miktar artan yaprak azot miktarı, dozun daha da yükselmesi ile yeniden azalmaya başlamıştır. Bu bulgu Aydemir (1992) ile uyumludur. Yaprak fosfor içerikleri açısından N0 dozunda % 0,26 ile en yüksek değer elde edilirken, azot uygulanan diğer dozlarda Nitrat (NO3-) ile fosfat (H2PO4-) arasındaki rekabetten kaynaklandığı düşünülen, yaprak fosfor içeriğindeki düşme Çizelge 6’da görülmektedir. Azot dozları ve yaprak fosfor içerikleri arasında yapılan regresyon analizi sonucundaki aralarındaki regresyon önemli bulunmuş ve regresyon eğrisi Şekil 9’da verilmiştir.
2,1
0,3 y = 0,025x - 0,161x + 0,39 R = 0,9258
2 2

2

0,25

1,9

0,2

1,8

0,15

1,7

y = -0,0825x + 0,4775x + 1,3575 R = 0,9974 1,6 N0 (0 g/ağaç) N1 (30 g/ağaç) N2 (60 g/ağaç) N3 (90 g/ağaç)
2

2

0,1

0,05 N0 (0 g/ağaç) N1 (30 g/ağaç) N2 (60 g/ağaç) N3 (90 g/ağaç)

Şekil 8. Azot dozları ile yaprak azot Şekil 9. Azot dozları ile yaprak fosfor içeriği arasındaki ilişki içeriği arasındaki ilişki Burt ve ark. (1998) ile uyumlu olarak Artan azot dozlarına zıt olarak yapraklardaki potasyum içeriği azalmakta olup, değişen azot dozlarına göre yaprakların potasyum içeriklerindeki değişim yapılan regresyon analizine göre önemli bulunmuş ve regresyon eğrisi Şekil 10’da verilmiştir. Yaprak kalsiyum içerikleri bakımından en yüksek değer N3 dozunda elde edilmiş (%1), değişim azot dozlarındaki değişimle doğru orantılı olarak meydana gelmiştir. Bu bulgular Hoying ve ark (2004) ile uyumludur ve artan azot dozlarının yaprak alanını artırmasından ve buna bağlı olarak transprasyonla su akışının artmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Yapılan regresyon analizinde azot dozları ile yaprak kalsiyum içeriği arasındaki ilişki önemli bulunmuş ve bu ilişki Şekil 11’de gösterilmiştir.

290

1,5 y = -0,1016x + 1,5138 R 2 = 0,839 1,4 Yaprak K değeri (%)

1,08

1

0,92

1,3
0,84

1,2

0,76

1,1

0,68

y = 0,0525x - 0,1675x + 0,8225 R = 0,9804
2

2

1 N0 N1 N2 N3

0,6 N0 (0 g/ağaç) N1 (30 g/ağaç) N2 (60 g/ağaç) N3 (90 g/ağaç)

Şekil 10. Azot dozları ile yaprak potasyum Şekil 11. Azot dozları ile yaprak içeriği arasındaki ilişki kalsiyum içeriği arasındaki ilişki Yine kalsiyumda olduğu gibi yaprak magnezyum içeriklerinin de artan azot dozlarına paralel olarak arttığı Çizelge 6’da görülmektedir. Azot dozları ile yaprak magnezyum miktarları arasındaki doğrusal ilişki Şekil 12’de verilmiştir. Ancak bu durumun azotun direkt etkisi ile değil artan azot dozlarına bağlı olarak potasyum alımının azalmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Burt ve ark. (1998) ve Özbek (1981) ‘inde ifade ettiği gibi potasyum ile magnezyum arasında ki zıt ilişki bilinmektedir. Yaprak demir içerikleri bakımından en düşük değer N1 dozunda elde edilirken (84,25 ppm) en yüksek değer ise N3 dozunda bulunmuş (107,25 ppm), azot dozları arttıkça yaprak demir içerikleri artmıştır (Şekil 13). Bu durumun yaprakta azalan potasyum miktarına bağlı olduğu düşünülmektedir. Mangan ve çinko yönünden azot dozları arasında bir farklılık oluşmamıştır (Çizelge 6).
115

0,45

0,42 Yaprak Mg değeri (%)

107

0,39

99

0,36

91

0,33

y = 0,0283x + 0,3006 R 2 = 0,9634

83 y = 6,1875x - 26,839x + 116,82 R = 0,8895
2 2

0,3 N0 N1 N2 N3

75 N0 (0 g/ağaç) N1 (30 g/ağaç) N2 (60 g/ağaç) N3 (90 g/ağaç)

Şekil 12. Azot dozları ile yaprak Şekil 13. Azot dozları ile yaprak demir magnezyum içeriği arasındaki ilişki içeriği arasındaki ilişki Denemede yaprak azot içerikleri ile, yaprak fosfor, kalsiyum, magnezyum ve çinko içerikleri arasındaki regresyon önemli bulunmuş ve Şekil 14, Şekil 15, Şekil 16 ve Şekil 17’de verilmiştir. Bu bulgular anyonların ve katyonların kendi içlerinde var olan rekabetle ve azotun bitki gelişimini ve yaprak alanını artırmasıyla artan transprasyon oranı ile açıklanabilir. (Hoying ve ark, 2004; Burt ve ark, 1998).

291

0,33 0,29 Yaprak P miktarı (%)

y = 0,6999x - 2,8811x + 3,117 R = 0,4341
2

2

y = 0,5062x - 0,1931 R = 0,2113 1,3 Yaprak Ca miktarı (%) 1,1 0,9 0,7 0,5 0,3
2

0,25 0,21 0,17 0,13 0,09 0,05 1,6 1,7 1,8 1,9 2 2,1 2,2

1,6

1,7

1,8

1,9 Yaprak N miktarı (%)

2

2,1

2,2

Yaprak N miktarı (% )

Şekil 14. Yaprak azot içeriği ile yaprak Şekil 15. Yaprak azot içeriği ile yaprak fosfor içeriği arasındaki ilişki kalsiyum içeriği arasındaki ilişki
y = 0,183x + 0,0158 0,45 R = 0,4367
2

75 65 Yap rak Zn miktarı (%) 55 45 35 25

y = 34,233x - 17,533 R = 0,261
2

0,41 Yaprak Mg miktarı (%)

0,37

0,33

0,29

0,25 1,6 1,7 1,8 1,9 Yaprak N miktarı (%) 2 2,1 2,2

15 1,6 1,72 1,84 1,96 2,08 2,2

Yaprak N miktarı (%)

Şekil 16. Yaprak azot içeriği ile yaprak Şekil 17. Yaprak azot içeriği ile yaprak magnezyum içeriği arasındaki ilişki çinko içeriği arasındaki ilişki Yine yaprak azot düzeyleri ile ağaç başına verim arasındaki ilişki önemli bulunmuş olup regresyon eğrisi Şekil 18’de verilmiştir. Yaprak N içeriği arttıkça ağaç başı verimde de bir artış görülmektedir. Yaprak azot içerikleri ile ortalama meyve ağırlığı arasında doğrusal ters ilişki belirlenmiş olup (Şekil 19), bu durumun azot seviyesinin artmasının direkt etkisiyle değil, yaprak azot içeriği arttıkça verimin artması, buna bağlı olarak ortalama meyve ağırlığının azalmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Yaprak azot miktarı ile SÇKM arasında quadratik bir ilişki belirlenmiş olup, Şekil 20’de regresyon eğrisi verilmiştir. Şekilden görüleceği üzere SÇKM oranı önce bir miktar artmış ancak yüksek yaprak azot düzeyi ile yeniden azalmıştır. Bu durumun, yüksek azot alımının özellikle potasyum ve kalsiyum gibi SÇKM üzerinde etkili besin elementlerinin alımını olumsuz etkilemesinden kaynaklandığı düşünülmektedir (Burt ve ark.,1998). Yaprak azot düzeyi ile titre edilebilir asit miktarı arasında da doğrusal bir ilişki belirlenmiş olup (Şekil 21), bu durum fazla azotun hasatta gecikmeye neden olması dolayısıyla titre edilebilir asit kapsamı daha yüksek meyvelerin oluşması ile açıklanabilir (Aktaş ve Ateş,1998).

292

265

y = -25,523x + 295,44 R 2 = 0,3774

24000
Ortalama Meyve Ağırlığı (g)

22000 Verim (g) 20000 18000 16000 14000 12000 1,6 1,72 1,84 1,96 2,08 2,2 y = 5981,7x + 6650,2 R = 0,312
2

257

249

241

233

225 1,6 1,72 1,84 1,96 2,08 2,2

Yaprak N miktarı (%)

Yaprak N miktarı (%)

Şekil 18. Yaprak azot içeriği ile ağaç başı Şekil 19. Yaprak azot içeriği ile verim arasındaki ilişki ortalama meyve ağırlığı arasındaki ilişki
16 15,5 15 SÇKM (%) 14,5 14 13,5 13 1,6 1,72 1,84 1,96 2,08 2,2 y = -8,9509x 2 + 34,511x - 18,136 R 2 = 0,4503

1,25 1,17 Titre edilebilir asit 1,09 1,01 0,93 0,85 1,6 1,72 1,84 1,96 y = 0,3098x + 0,4809 R2 = 0,5981 2,08 2,2

Yaprak N miktarı (%)

Yaprak N miktarı (% )

Şekil 20. Yaprak azot içeriği ile SÇKM Şekil 21. Yaprak azot içeriği ile titre arasındaki ilişki edilebilir asit miktarı arasındaki ilişki Sonuç olarak; 1. Verilen azot dozları verimi olumlu etkilerken en yüksek verin 60 g N/ağaç dozunda elde edilmiştir. Ancak 30 g N/ağaç uygulamasında da yakın değerler elde edilmiştir. Bu bulgu Peterson ve Stevens (1993) ile uyumludur. 2. Meyve iriliği azot dozlarından çok verimdeki artıştan olumsuz etkilenmiştir. 3. Azot uygulanan tüm parsellerde SÇKM kontrole göre artış göstermiştir. 4. Azot dozları arttıkça fosfor ve potasyum alımı azalmış, buna karşılık potasyum alımın azalmasına bağlı olarak kalsiyum, magnezyum ve demir alımı artmıştır. Yine bu elementlerin yapraklarındaki konsantrasyonlar arasında da benzer ilişkiler belirlenmiştir. 5. Yaprak azot içeriği ile ağaç başı verim arasında doğrusal pozitif, ortalama meyve ağırlığı ile yaprak N içeriği arasında verim arışına bağlı olarak dolaylı ortaya çıktığı düşünülen doğrusal negatif ilişki saptanmıştır. KAYNAKLAR Aktaş, M., M. Ateş, 1998. Bitkilerde Beslenme Bozuklukları, Nedenleri ve Tanınmaları. Engin Yayınevi. 247 s. Ankara. Anonim, 1983. TSE Elma Standartları. TS 100. Türk Standartları Enstitüsü. Ankara. Anonim, 2002. United. States Standards for Grades Apples. United. States Department of Agriculture Agricltural Marketing Service Fruit and Vegetable Programs Fresh products Branch. USA.

293

Anonim, 2004. Standards for Apples. Official jurnal of The Europen Union Commission regulation. (ec) no: 85/2004. Anonim, 2008, Fao Statistical Database. Aydemir, O., F. nce, 1988. Bitki Besleme. Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları. No: 2. 655 s. Diyarbakır. Burak, M., M. Büyükyılmaz, F. Öz, 1997. Granny Smith elma çeşidinin farklı anaçlar üzerindeki verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi. Yumuşak Çekirdekliler Sempozyumu. s.61-69. Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü. Yalova. Burt, C., K. O’Connor, T. Ruehr, 1998. Fertigation. The Irrigation Training & Research Center. ISBN: 0-9643634-1-0. 320 s. Hoying, S., Fargione, Mike., Lungerman, K., 2004. Diognosing Apple TreeNutritional Status: Leaf Analysis Interpretation and Defiency Symptoms. New York Fruit Quarterly, Volume 12, Number 1, New York. Jones, J.R., B. Wolf, H.A. Mills, 1991. Plant Analiysis Handbook. Micro Macro Publishing Inc. Kacar, B., 1995. Bitki ve Toprağın Kimyasal Analizleri III. Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Eğitim Araştırma ve Geliştirme Vakfı Yayınları, No: 3, Ankara. Kanber, R., 1999. Sulama. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları. Genel yayın no:174. 530 s. Adana. Özbek, N., 1981. Meyve Ağaçlarının Bakanlığı Yayınları. 280 s.Ankara Gübrelenmesi. Tarım ve Orman

Özelkök, S., K. Kaynaş, M. Burak, 1993. Üretimi öngörülen bazı elma çeşitlerinde önemli olan olgunluk parametreler (ölçüt)'nin saptanması. 1. Starkikn Delicious, Starkrimson Delicious, Golden Delicious, Starkspur Golden Delicious, Granny Smith. Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü. Yayın no: 12. 53 s. Yalova. Peterson, A. B., G. Robert, Ph. D. Stevens, 1994. Tree Fruit Published by Good Fruit Grower. 211 p. Yakima.Washington. Nutrition.

Westwood, M. N., 1993. Temperate Zone Pomology Physiology and Culture. 523 p. Timber press. Portlant, Oregon.

294

DEM R UYGULAMASININ BODUR VE YARI BODUR ELMA ANAÇLARININ DEM R BESLENMES NE VE M NERAL ELEMENT KONSANTRASYONLARINA ETK S brahim ERDAL1*
1

Fatma YILDIRIM2 Zeliha KÜÇÜKYUMUK1 2 Adnan YILDIRIM

Süleyman Demirel Üniv. Ziraat Fak. Toprak Böl., Isparta. *ierdal@ziraat.sdu.edu.tr 2 Süleyman Demirel Üniv. Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Böl., Isparta. ÖZET

Bu araştırma, Fe uygulamasının farklı elma anaçlarının Fe beslenmesi ile kimi besin elementi içeriklerine etkilerini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Bu nedenle M9 (bodur), M26 ve MM106 (Yarı bodur) anaçları üzerine aşılı elma ağaçlarına (Red Chief) 0, 25, 50 ve 75 g/ağaç olacak şekilde FeSO4 7 H2O uygulanmıştır. Yaprak örneklerinde, toplam Fe, aktif Fe ve SPAD ölçümleri yanında, N, P, K, Mg, Mn, Cu ve Zn analizleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, elma yapraklarının toplam Fe, aktif ve SPAD değerleri artan Fe uygulamalarıyla önemli derecede (p<0.001) artmıştır. Anaç farklılığı, toplam Fe üzerine önemli etki yaparken (p<0.001), aktif Fe ve SPAD değerleri üzerine etkili olmamıştır. Demir uygulamalarından bodur anaç üzerine aşılı elma ağaçları, yarı bodur anaçlara oranla daha fazla etkilenirken, toplam Fe, aktif Fe ve SPAD değerleri arasında önemli ilişkiler saptanmıştır. Demir uygulaması ve anaç farklılıkları P hariç, diğer besin elementlerini önemli derecelerde etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Bodur ve yarı bodur elma, demir gübrelemesi, besin elementleri. EFFECT OF IRON APPLICATION ON IRON NUTRITION AND MINERAL NUTRIENT CONCENTRATIONS OF DWARF AND SEMI-DWARF APPLE ROOTSTOCKS ABSTRACT This study was conducted to determine the effect of Fe fertilization on Fe nutrition and mineral element concentrations of different apple rootstocks. For this, 0, 25, 50 and 75 g/tree of FeSO4 7 H2O were applied to the apple trees (Red Chief) on M9 (dwarf), M26 and MM106 (semi-dwarf) rootstocks. On leaf samples, total Fe, active Fe and SPAD index measurements were made. In addition, N, P, K, Mg, Mn, Cu and Zn concentrations were measured. According to the results, total Fe, active Fe and SPAD values significantly (p< 0.001) increased with Fe doses. While rootstock had significant (p<0.001) effect on total Fe concentrations, active Fe and SPAD index were not affected. Effect of Fe application on dwarf rootstocks was higher than other rootstocks. Significant correlations among total Fe, active Fe and SPAD index were determined. Other nutrients except P, significantly affected from Fe applications and rootstocks. Key Words: Dwarf and semi-dwarf apple, iron fertilization, nutrients. GRŞ Demir, bitkilerin beslenmesi açısından son derece önemli bir element olup, bitkilerde birçok görev üstlenmektedir. Demir, doğrudan klorofil molekülünün yapısında yer almamakla beraber, renk pigmentlerinin oluşumunda doğrudan etkili olan elementlerden birisi olup, çeşitli enzim mekanizmalarıyla klorofil sentezini etkiler (Bergmann, 1992).Yüksek pH ve kireç, düşük organik madde, toprak su içeriğinin

295

yetersizliği, besin elementleri arasındaki dengesizlik gibi faktörler bitkilerin demir alımını sınırlandırmaktadır. Yukarıda belirtilen çevresel faktörler yanında, bitkisel faktörler de (bitki türü, çeşidi) bitkilerin Fe beslenmesini belirlemede önemli bir faktördür. Bitkilerin Fe beslenmesi bitki türlerine göre farklılaşabildiği gibi aynı türe ait çeşitler arsında da ayrımlar görülebilmektedir. Yapılan çeşitli araştırmalarda, bitkilerin beslenmeleri üzerine çeşit farklılığının etkisi açık olarak ortaya konmaktadır (Tsipouridis, 2005; Küçükyumuk, 2007; Erdal ve ark. 2008). Küçükyumuk (2007), aynı koşullarda yetişen M9, M26, MM106 ve MM111 anaçları üzerine aşılanmış Lutz Golden, Skyline Supreme, Mondial Gala ve Granny Smith elma çeşitlerinde N, P, K, Ca, Mg, Fe, Zn, Cu ve Mn analizleri yapmış, yapılan yaprak analiz sonuçlarına göre MM106 anacının diğer anaçlara göre besin maddesi içeriğinin genel olarak en yüksek, M9 anacının ise en düşük olduğu, çeşitler arasında Mondial Gala çeşidi en yüksek, Granny Smith çeşidi ise en düşük düzeyde besin maddesi içerdiğini belirtmiştir. Bitkilerin Fe beslenmesini belirlemede toplam ve aktif Fe tayini yanında, yeşil renk yoğunluğunun bir ölçütü olan SPAD değeri de sıklıkla kullanılmaktadır (Fernandez ve ark., 2004; Erdal ve ark., 2008). Bu çalışmada, kireçli toprakta yetişen farklı anaçların topraktan uygulanan demire (FeSO4 7H2O, %19 Fe) tepkileri ölçerek, anaçlar arasındaki farkın N, P, K, Mg, Mn, Cu, Zn, Fe, Aktif Fe içerikleriyle SPAD indeksine etkisini belirlemek amaçlanmıştır. MATERYAL VE METOD Çalışma, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi deneme ve uygulama alanında 2005–2006 gelişim sezonunda yürütülmüştür. Deneme alanı toprağının alkali karakterde, fazla kireçli, organik maddesi az, N, P, Ca, Mg, Fe ve Cu bakımından yeterli Zn ve Mn bakımından ise sınır düzeyde olduğu belirlenmiştir. Araştırmada bitki materyali olarak, 5’ er yaşlarında M9, M26, MM106 anaçları üzerine aşılı Red Chief çeşidi kullanılmıştır. Temel gübreleme amacıyla topraklara, 10 kg/da N, 6 kg/da P,14 kg/da k, 3.5 kg/da Mg olacak şekilde sulama suyuyla beraber, mono amonyum fosfat, amonyum nitrat, fosforik asit, potasyum nitrat, magnezyum sülfat uygulaması yapılmıştır. Topraktan Fe uygulaması ise 0, 4.75, 9.50, 14.25 g/ ağaç olacak (FeSO4 7H2O, %19 Fe) şekilde verilmiştir. Yaprak örneklemesi ve analizler Yaprak örnekleri, elma ağaçlarının gelişim dönemlerine uygun olarak Temmuz ayının ortalarında, ağacın her yönünden, omuz hizasından, o yıla ait sürgünlerin orta kısmından alınmıştır (Bergmann 1992). Alınan yaprak örnekleri etiketlenip plastik torbalara konularak laboratuara getirilmiş, çeşme suyu, seyreltik asit (0.2 N HCl) ve saf su ile yıkandıktan sonra 65±5 oC’de kurutulup öğütülmüştür. Öğütülmüş örneklerden 1 gram alınarak 50 ml’lik erlenmayere konulmuş ve 12 ml nitrik-perklorik asit karışımı ile ıslatılmıştır. Sıcak tabla üzerine konulan örnekler yavaş-yavaş ısıtılmış ve 150-200 o C’de berrak renk oluncaya kadar yakılmıştır (yaş yakma). Yakılan örnekler süzülerek ölçü balonlarına aktarılmış ve analizler süresince buzdolabında saklanmıştır. Bu örneklerde P (Vanado-molibdo fosforik sarı renk yöntemi, Shimadzu UV–1208 spektrofotometresi) K, Ca, Fe, Cu, Zn ve Mn (AAS, Varian AA240FS), analizleri yapılmış olup, bitki örneklerindeki azot (N) içeriği ise Kjeldahl yöntemine göre belirlenmiştir (Kacar ve nal, 2008). SPAD indeksi ölçümü arazide sabah saatlerinde, Minolta Spad–502 klorofil ölçer ile belirlenmiştir. Bunun için ağacın etrafından, gelişmesini tamamlamış 20 yaprak seçilerek her yaprağın orta damarı ile yaprak kenarı

296

arasından 4 okuma alınmış ve bu okumaların ortalaması tek bir değer olarak kaydedilmiştir. ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Farklı elma anaçlarının toplam Fe, N, K, Mg, Mn, Cu ve Zn içerikleri üzerine anaç, farklı önemlilik derecelerinde etkili olurken, aktif demir, P ve SPAD indeksi üzerine etkili olmamıştır. Dozun etkisi, P hariç diğer besin elementlerinde önemli bulunmuştur. Toplam Fe, aktif Fe, N, K, Mg, Cu ve Zn içerikleri üzerine, anaç x doz etkileşimi önemli bulunurken, diğer parametreler üzerine önemli etki yapmamıştır (Çizelge 1). Çizelge 1. Demir gübrelemesinin elma anaçlarının besin elementi içeriklerine etkisine ilişkin varyans analizi
F değerleri Toplam Aktif S.D. SPAD N P K Fe Fe Anaç 2 1172*** Öd Öd 43** Öd 1000*** Doz 3 139*** 85*** 8** 50*** Öd 167*** Anaçxdoz 6 146*** 14*** öd 27*** Öd 25*** Hata 8 *p<0.05; **p<0.01; ***p<0.001; öd, önemli değil; S.D., serbestlik derecesi Kaynak Mg 13* 43*** 39*** Mn 9100*** 107*** öd Cu 218*** 164*** 26*** Zn 37** 207*** 5.8**

Yaprakların toplam Fe içerikleri kontrol koşullarında en düşük düzeyde bulunmuş, FeSO47H20 uygulamasıyla anaçların Fe içerikleri artmıştır. Anaçlar karşılaştırıldığında, toplam Fe en fazla MM106 anacında bulunurken, M9 ve M26 anaçları bunu izlemiştir. Demir uygulamasıyla birlikte yaprakların aktif demir içeriği ve SPAD indeksleri kontrole göre artış göstermekte, anaçlar arasında ise fark bulunmamaktadır. Farklı düzeylerde Fe uygulamalarının sonuçları incelendiğinde, toplam ve aktif Fe içeriğinin en fazla Fe50 dozunda olduğu belirlenmiştir (Çizelge 2). Erdal ve ark. (2008), elmada demir beslenmesi üzerine anacın etkisini incelediği çalışmada, M9 ve M26 anacının MM106 anacına göre daha fazla demir içerdiğini belirtmişlerdir. Yaprakların N içerikleri M9 anacında kontrole göre değişiklik göstermezken, M26 ve MM106 anaçlarında artmıştır. Ortalama değerlere göre Fe75 dozunda en yüksek N değeri belirlenirken, anaç farklılığının da yaprak N içeriğine etkisi önemli olmuştur. Bitkinin P içeriği üzerine anaç ve Fe uygulamalarının etkisi önemli olmamıştır. Demir uygulamasına bağlı olarak bitki K içeriği artış gösterirken, anaçların bitki K içeriğine tepkileri ayrımlı olmuştur (Çizelge 1, Çizelge 3). Elma yapraklarının Mg, Mn, Cu ve Fe içerikleri Fe dozlarıyla artmış ve bu artış istatistiksel anlamda önemli bulunmuştur. Demir uygulamasının elma yapraklarının Mg ve Mn içeriklerine etkisi incelendiğinde, kontrole göre arttığı görülmekte, MM106 anacının Mn içeriği diğer anaçlara göre daha fazla artarken, Mg içeriklerinde anaçlar arası fazla fark görülmemektedir. Elma bitkisinin Mg, Mn, Cu ve Zn içerikleri üzerine anaç farklılığı önemli düzeyde etki yapmıştır (Çizelge 1, Çizelge 4, Çizelge 5). Çizelge 2. Demir gübrelemesinin farklı anaçların toplam Fe, aktif Fe ve SPAD indeksine etkileri
Anaç M9 M26 MM106 Ort. Fe0 86 88 109 94 c Toplam Fe Fe25 Fe50 114 118 78 81 115 132 102 b 110 a Fe75 120 87 107 105 b Ort. 110b 84 c 116a Fe0 13.6 15.8 16.9 15.4c Aktif Fe Fe25 Fe50 Fe75 18.8 20.7 20.1 19.5 18.5 19.8 16.4 20.3 18.6 18.2b 19.8a 19.5a Ort. 18.3 18.4 18.1 Fe0 33.4 32.3 34.2 33.3b Fe25 38.0 38.3 36.8 37.7a Spad Fe50 38.3 38.7 38.3 38.4a Fe75 39.9 40.0 37.7 39.2a Ort. 37.4 37.3 36.8

297

Çizelge 3. Topraktan demirli gübrelemenin farklı anaçların N, P ve K içeriklerine etkileri
Anaç Fe0 M9 3.4 M26 3.4 MM106 3.3 3.4 c Ort. Fe25 3.5 3.6 3.3 3.5b N Fe50 3.4 3.5 3.4 3.4c Fe75 3.4 3.6 3.7 3.6a Ort. 3.4 b 3.5 a 3.4 b Fe0 0.21 0.21 0.20 0.21 Fe25 0.20 0.20 0.22 0.21 P Fe50 0.18 0.22 0.21 0.20 Fe75 0.20 0.23 0.22 0.22 Ort. 0.20 0.22 0.21 Fe0 1.16 1.65 1.34 1.38 c Fe25 1.17 2.13 2.12 1.81 b K Fe50 1.84 2.30 2.0 2.05 a Fe75 1.99 2.21 2.1 2.10 a Ort. 1.54 c 2.10 a 1.90 b

Çizelge 4. Topraktan demirli gübrelemenin farklı anaçların Mg ve Mn içeriklerine etkileri
Anaç M9 M26 MM106 Ort. Fe0 0.28 0.28 0.29 0.28 b Fe25 0.34 0.31 0.30 0.32 a Mg Fe50 0.34 0.32 0.29 0.32 a Fe75 0.29b 0.34a 0.29b 0.31 ab Ort. 0.31 0.31 0.29 Fe0 55 103 129 96 c Fe25 66 118 139 108 b Mn Fe50 63 119 136 106 b Fe75 73 128 150 117 a Ort. 64 c 117 b 139 a

Çizelge 5. Topraktan demirli gübrelemenin farklı anaçların Cu ve Zn içeriklerine etkileri
Anaç M9 M26 MM106 Ort. Fe0 11 13 9 11 c Fe25 18 19 9 15 b Cu Fe50 18 19 10 16 b Fe75 20 20 10 17 a Ort. 17 a 18 a 10 b Fe0 28 25 27 27 c Fe25 36 32 35 34 b Zn Fe50 38 34 35 36 b Fe75 41 40 36 39 a Ort. 36 a 33 b 33 b

Elde edilen sonuçlardan da anlaşılacağı üzere, Fe gübrelemesinin elmanın Fe beslenmesi üzerine etkisi, kullanılan anaçlara göre farklılık gösterebilmektedir. Aynı şekilde, Fe uygulamasının elma ağaçlarının besin elementi içeriklerine etkisi, anaçlara bağlı olarak değişiklik göstermiştir. Bu farklılığın, anaçların kök yapıları, kök katyon değişim kapasiteleri, kök salgıları, kökün rizosfer pH sı üzerine olan etkileri gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanabileceği, çeşitli araştırmalarda da dile getirilmektedir (Marschner, 1995; Kocakaya ve Erdal, 2005; Toğay ve ark., 2005; Tsipouridis, 2005; Küçükyumuk, 2007; Erdal ve ark. 2008). KAYNAKLAR Başar B., Özgümüş H. 1999. Değişik Demirli Gübre ve Dozlarının Şeftali Ağaçlarının Bazı Mikro Besin Elementi çerikleri Üzerine Etkisi Tr. J. of Agriculture and Forestry 23 (1999) 273–281. Bergmann, W. (1992). Nutritional Disorders of Plants: Development, Visual and Analytical Diagnosis. Gustav Fisher Verlag; Jena, Stuttgart, Germany. Erdal ., Aşkın M.A., Küçükyumuk Z., Yıldırım F., Yıldırım A. 2008. Rootstock has an Important Role on Iron Nutrition of Apple Trees. World Agricultural Sciences 4 (2):173–177. Eyüpoğlu F., Talaz S. 1999. Elma Bahçelerinde Görülen Demir Eksikliğinin yileştirilmesinde Kullanılan Organik ve norganik Demir Formlarının Etkisi ve Etki Süreleri.Türkiye III. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi, 14-17 Eylül 1999, Ankara 81-86.

298

Fernandez, V., Winkelmann, G. Eber, G. 2004. Iron Supply to Tobacco Plants through Foliar application of Iron Citrate and Ferriz Dimerum Acid . Physiologia Plantarum. 122: 350–385. Kacar,B., nal A., 2008. Bitki Analizleri. Nobel Yayın No:1241. Kocakaya, Z., Erdal, . 2005. Çinko Uygulamasının Van Yöresinde Yetiştirilen Buğday Çeşit ve Hatlarının Çinko Beslenmesi ve Verim Üzerine Etkisi. Ankara Üniv. Zir. Fak. Tarım Bilimleri Dergisi. 11 (4), 379-383 Küçükyumuk, Z. 2007. Elma Çeşitlerinin Mineral Beslenmesine Anaç ve Çeşit Etkisinin ncelenmesi. Yüksek Lisans Tezi. Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Isparta. Marshner, H. 1995. Mineral Nutrition of Higher Plants .Second Ed. Academiz Press Inc. San Diego, CA 92101. Togay, Y., Togay, N., Kocakaya, Z., Erdal, . ve Çığ, F. 2005. Van Koşullarında Çinko Uygulamasının Farklı Buğday Çeşit ve Hatlarında Verim ve Verim Öğelerine Etkisi. Türkiye VI. Tarla Bitkileri Kongresi, 5–9 Eylül, 2005. Araştırma Sunusu Cilt 1: Sayfa 595–600. Tsipouridis, C., Thodimis, T. and Isaakidis K.E.A. 2005. Effect of Peach Cultivars, Rootstocks and Phytopthora on Iron Cholorosis. World Journal of Agricultural Sciences, 1 (2): 137–142.

299

KONYA EKOLOJ S SULU KOŞULLARINDA YET ŞT R LEN MALTLIK ARPADA FARKLI AZOT DOZLARININ VER M VE MALT KAL TE KR TERLER NE ETK S Serpil GÜLTEK N1
1 2

M. Ali TOKGÖZ2

Bahri Dağdaş UTAEM, Konya. serpilkarabay@hotmail.com Ankara Üniv. Ziraat Fak. TYS Böl., Ankara. tokgoz@agri.ankara.edu.tr ÖZET

Araştırma, Konya ekolojik koşullarında, 2002-2003 ve 2003-2004 üretim yıllarında iki yıl süreyle yürütülmüştür. Aydanhanım maltlık arpa çeşidinin kullanıldığı çalışmada; Ekim, sapa kalkma ve başaklanma dönemlerinde sulama suyu verilmiştir. Tesadüf blokları deneme deseninde 3 tekrarlamalı olarak Kontrol (azot verilmeyen), 4 kg/da, 8 kg/da ve 12 kg/da azot konularından oluşmaktadır Azot uygulamalarının yarısı ekimle birlikte arta kalan kısmı ise kardeşlenme sonu sapa kalkma başlangıcında verilmiştir. Uygulamanın, verim unsurlarından, çıkan bitki sayısı, biyolojik verim, metrekarede başak sayısı, metrekarede tane sayısıyla, birlikte verime olan etkisi yanında kalite kriteri de olan 1000 tane ağırlığı ve maltlık arpa kalite kriterlerinden, protein oranı ve 1 kalite oranı incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, artan dozlarda verilen azot miktarı verim ve unsurları için olumlu etkide bulunurken, incelenen kalite kriterleri açısından, elde edilen ürünü istenilen ölçütlerden uzaklaştırdığı görülmüştür. Konya koşullarında kaliteli maltlık arpa üretimi için Aydanhanım çeşidinde ekim, sapa kalkma ve başaklanma dönemlerinde yapılacak üç sulamayla yetiştirilen arpada uygun kültürel tedbirlerin alınmasının yanında 4-8 kg/da azot uygulaması ile yüksek verimli ve istenilen kalitede maltlık arpa yetiştirilebileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Maltlık arpa, azot, verim, verim unsurları, kalite EFFECT OF NITROGEN DOSES ON YIELD AND MALTING QUALITY TRAITS OF BARLEY UNDER IRRIGATED CONDITION OF KONYA PROVINCE ABSTRACT This study aiming to determine the effects of nitrogen doses on yield, yield components and malting quality traits of Aydanhanım, a newly registered malting barley variety, was carried out in a randomized complete block design with three replications under irrigated condition of Konya province during the 2002-2003 and 2003-2004 growing seasons. All of experiment plots were three times irrigated at planting stem elongation and heading stages respectively. Halves of nitrogen (N) doses, consisting of control (without N), 4 kg N da-1, 8 kg N da-1 and 12 kg N da-1, were applied at planting and the remaining were applied at stem elongation stage. The yield components viz. number of emergent plant, biomass, spike per square meter, and number of kernel per square meter and quality traits viz. thousand kernel weight, protein content and first quality rate were evaluated. According to the results, yield and yield components proportionally increased with increasing nitrogen doses. Meanwhile, quality traits were negatively affected with nitrogen treatments. It is recommended that if higher yielding and better malting quality is targeted when barley variety Aydanhanım is grown, an N dose between 4 kg N da-1 and 8 kg N da-1 should be applied under appropriate management techniques. Key Words: Malting barley, nitrogen, yield, yield components, quality

300

GRŞ Dünya’da 56 milyon ha ekim alanı bulunan arpanın, 138 milyon ton üretimi gerçekleşmektedir. Ülkemizde ise 3,6 milyon ha ekim alanında 265 kg/da verimle 9,5 milyon ton yıllık üretim yapılmaktadır (Anonymous 2008) . Dünyada üretilen arpanın % 85’i başta hayvan yemi olmak üzere değişik alanlarda değerlendirilirken % 13-15’i malt endüstrisinde hammadde olarak işlenmektedir. Malt üretimi yapan ülkelerin bir kısmı gerekli maltlık arpayı ithal ederken, yarattığı pazar 4 milyon tondur (Townsend 2008). Genel olarak yemlik arpaya göre % 10-40 daha yüksek fiyattan alıcı bulabilen maltlık arpa, malt üretim maliyetinin % 70’ini oluşturmaktadır (Anonymous 1999). Ülkemizde ise çoğunlukla hayvan yemi olarak değerlendirilen arpanın yaklaşık % 2,5’ini teşkil eden 200 000 tonluk kısmı malt sanayinde kullanılmaktadır. Ülkemiz malt sanayinin işleme kapasitesinin 150 000 ton olduğu göz önüne alınırsa, maltlık arpa için miktar sorunu olmadığı söylenebilir. Ancak malt endüstrisinin ihtiyacı olan kaliteli maltlık arpa üretiminde yaşanan sorunlar dolayısıyla, zaman zaman ithalat yapılmaktadır (Başgül ve ark. 1999). Sanayi hammaddesi olan maltlık arpa, ondan elde edilecek malt ve bira kalitesini doğrudan etkilemektedir (Koçak ve Atlı 1995). Kaliteli malt için arpada, başta protein oranı olmak üzere 2,5 mm elek üzeri (birinci kalite) ve 1000 tane ağırlığı yaygın olarak kullanılan ana kriterlerdir. Maltlık arpalarda % 10-12 arasında protein, en az % 85 oranında birinci kalite ve 35-48 g arasında 1000 tane ağırlığı olması istenir (Atlı ve ark. 1989). Engin (2005) ise ülkemizin malt endüstrisinde % 80 oranında paya sahip Anadolu Efes Biracılık Malt ve Gıda Sanayi A.Ş. maltlık arpa alımlarında kabul edilebilir sınırları ; % 9-11,5 arasında protein oranının yanında en az % 85 birinci kalite oranı ve 37 g üzerinde 1000 tane ağırlığı koşulunun arandığını ifade etmiştir. Ekolojinin maltlık arpa kalitesi üzerine etkisinin çeşitten fazla olduğu bilinmekle birlikte, malt kalitesini belirleyen unsurlar çeşitle birlikte iklim, toprak ve yetiştirme tekniği uygulamalarıdır (Atlı ve ark. 1989). Ülkemizde 1950’li yıllarda başlanan ve kamu eliyle yürütülen maltlık arpa geliştirme çalışmaları 1980’li yıllarda özel sektörün (Atılır 1995) ilgisiyle yeni bir boyut kazanmıştır. Günümüzde 10’un üzerinde çeşit kamu ve özel sektör aracılığı ile maltlık arpa olarak tescil ettirilmiştir. Fakat çeşitlerin yetiştirme teknikleri ile ilgili yeterli çalışmaların varlığından söz etmek de oldukça zordur. Ekolojik olarak maltlık arpa üretimine uygun olan ç Anadolu bölgesinde ülkemiz toplam arpa üretiminin % 54’ü gerçekleşmektedir (Anonymous 2008 a). Ekim alanlarının Avrupa ülkelerinin çoğundan büyük olmasına rağmen genellikle kuru şartlarda yetiştirilmesinden dolayı toplam üretim, daha önemlisi birim alandan alınan verim oldukça düşük ve üretilen arpada maltlık olarak değerlendirilmekten uzaktır. Bölgede yağışın miktar ve dağılımı, verim ve kaliteyi belirleyen en önemli öğedir (Atılır 1995). Diğer yandan yurdumuzda ilk modern sulamanın 1908 yılında başlatıldığı Konya ovasında 2,7 milyon ha tarım alanının % 15’i sulanabilmektedir (Anonymous 2008 a). Su kaynaklarının sınırlı olduğu ve uzun yıllardır yapılan sulamanın beraberinde tuzluluk problemi getirdiği de bir gerçektir. Böylesi bir durumda, diğer bitkilere göre hem daha az su kullanan hem de tuzlu alanlarda yetiştirilebilen arpanın önemi artmaktadır. Sulama yapılarak artırılacak verimle birlikte kaliteli maltlık arpa üretim şansı yakalanabilir. Ancak toprakta suyun yeterli olduğu zaman bitki gelişimi ve verim üzerinde diğer besin maddelerine göre azot çok daha fazla bir etkiye sahiptir (Güneş ve ark. 2004). Kaliteli maltlık arpa üretiminde azotun temel gübreleme öğesi olduğu ve artan dozunun verim ve protein oranını artırırken birinci kalite oranını düşürdüğü bilinmektedir (Ruiter 1999 ). Sulanabilen alanda yapılan azotlu gübrelemede artan verime karşılık kalitenin kabul edilebilir sınırlar içerisinde tutulması gerekmektedir. Böylece üretilen maltlık arpa, kurulu sanayide hammadde ya da ihracat ürünü olarak değerlendirilebilir.

301

MATERYAL VE METOD Araştırma, 2002-2003 ve 2003-2004 üretim yıllarında Konya Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü arazisinde yürütülmüştür. Aslım adıyla anılan eski bir bataklığın uzantısında bulunan arazideki yüksek taban suyu seviyesi, drenaj ve tahliye kanalları yardımıyla düşürülmüştür. Toprakları allüviyal büyük toprak grubuna girmektedir. Taban arazisi durumunda olan bu topraklar düz ve düze yakın, eğimli (% 01) bir topografyaya sahiptir. Deneme alanlarından her yıl için deneme kurulmadan önce alanı temsil edebilecek 5 ayrı noktadan 0-90 cm lik toprak profilinin her 30 cm lik katmanının ortasına en az 3 adet iç hacmi 100 cm3 olan özel çakma silindirleri çakılarak bozulmamış toprak örnekleri ve yine her katmandan bir kürekle 1,5-2 kg kadar bozulmuş toprak örnekleri Güngör ve ark (1996) belirttiği şekilde alınmıştır. Her iki deneme tarlasına ait bazı toprak özellikleri çizelge 1.’de verilmiştir. Çizelge 1. de verilen bu sonuçlara göre deneme alanı topraklarında bünye sınıfı kildir ve tuzluluk problemi bulunmamaktadır. Kireç içeriği ve pH yüksek, organik madde içeriği ise düşüktür. Fosfor bakımından fakir, potasyum bakımından orta gruba girmektedir (Richards 1954). Çizelge. 1. Deneme alanları toprak örnekleri analiz sonuçları
Yıllar DER NL K (cm) Kum (%) Silt (%) Kil (%) Bünye Sınıfı Hacim Ağırlığı (gr/cm3 ) Tarla Kapasitesi (%) Solma Noktası (%) Organik Madde (%) pH EC (dS/m) Fosfor (P2O5) (kg/da) Potasyum (K2O) (kg/da) Kireç (CaCO3) (%) 0-30 8.05 26.04 65.91 C 1.7 29.52 20.94 1.61 7.9 1.61 3.69 270.5 29.34 2002-2003 30-60 7.84 17.84 70.32 C 1.63 29.19 21.24 0.88 8.0 1.68 2.72 240.9 33.63 60-90 7.34 14.64 70.72 C 1.66 29.95 22.19 0.99 7.8 1.89 1.71 207.8 42.94 0-30 18.80 18.91 62.29 C 1.46 31.66 21.59 2.24 8.2 1.04 2.21 118.5 25.71 2003-2004 30-60 18.90 16.79 64.31 C 1.44 29.31 22.28 1.44 8.1 0.8 1.21 99.7 25.71 60-90 21.37 14.62 64.01 C 1.53 29.53 24.20 0.99 8.2 0.8 1.21 65.3 26.45

Karasal iklimin hüküm sürdüğü Konya il merkezinde çalışmanın yürütüldüğü yıllarda kaydedilen iklim elemanları farklılıklar göstermiştir. Konya il merkezine ait bazı iklim elemanlarının aylık ortalamalarına ilişkin değerler Çizelge 2.’de verilmiştir. Arpanın yetiştirme dönemi (Ekim-Temmuz) içerisindeki kaydedilen değerlere göre; denemenin ilk yılında kış aylarının daha soğuk, başaklanma sonrasının ise daha sıcak geçtiği belirlenmiştir. Bu dönemde alınan 255,4 mm’ lik toplam yağışın uzun yıllar ortalamasının % 20 altında kaldığı görülmektedir. kinci yılda sıcaklık ve toplam yağış açısından belirgin farklılık gözlenmemiştir. Fakat 310,9 mm olarak gerçekleşen yağışın 108,6 mm kısmı Aralık ayında düşmüştür. Ayrıca 56,9 mm olarak tespit edilen 2004 yılı Haziran yağışının tamamı ayın 18’inden itibaren alınmıştır.

302

Çizelge 1. Konya il merkezine ait bazı iklim elemanlarının aylık ortalamaları (DM )
AYLAR UYO OS (0C)
Eylül Ekim Kasım Aralık Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Haz Tem Ağu

18.2 12.3

6.2 6.6 6.6 31.9 15.3 9.8

1.7 -3.1 1.6 40.4 48

-0.3 4 -1.4 37.3 17.6

1.3 -1.7 2 29.3 47.5 31.1

5.2 1.8 6.2 29.2 24.6 3.1

11 9.5 10.4 31.7 50.2 40.6

15.7 17.2 15.2 43.3 30.9 17.2

19.8 23.2 22.8 21.2 23.6 23.6 19.8 22.8 23.1 24.5 2.3 56.9 6.9 0 4 5.5 0 21.4

02-03 18.1 12.8 03-04 18 14.4

UYO 11.2 29.7 Yağış 02-03 65.8 24.6 (mm) 03-04 16.6 9.5

108.6 34.1

OS: Ortalama sıcaklık UYO:1939-2000 Yılları arasında kaydedilen değerlerin ortalaması

Aydanhanım arpa çeşidi nadas deneme alanlarına ekim ayının ilk haftasında m2’ye 500 adet tohum sıklığında, sıra arası 20 cm olan deneme mibzeri ile 2.40 x 7 = 16,8 m2 olarak ekilmiştir. Sulama uygulamaları ekimde bir, sapa kalkma döneminde bir, başaklanmada bir olmak üzere üç farklı fenolojik dönemde gerçekleştirilmiştir. Toprak profilinin ekimde 60 cm, diğer dönemlerde ise 90 cm derinliğindeki mevcut nem miktarını tarla kapasitesine getirecek kadar (Güngör ve ark. 1996) sulama suyu uygulanmıştır. Araştırma konusu olan azotlu gübrelemede gübrenin yarısı tohum yatağına ekimde mibzerle kalan yarısı erken ilkbaharda kardeşlenme dönemi içerinde elle serpilerek amonyum sülfat olarak uygulanmıştır. Ayrıca tüm deneme parsellerine 8 kg/da P2O5, fosforlu gübre bir defada tohum yatağına ekimde mibzerle TSP gübresi olarak verilmiştir. Yabancı ot kontrolü için gerekli mücadele yapılmış Temmuz ayının ilk haftasında parselin alt ve üst kısımlarından 1 m, kenarlardan 60 cm lik kısımlar deneme dışı olarak elimine edilerek (5 x 1,2 m) 6 m2 parsel biçerdöveri ile hasat edilmiştir. Tesadüf blokları deneme desenine göre, 3 tekrarlamalı olarak düzenlenen çalışmada deneme konusu olarak ele alınan azotlu gübre dozları: Kontrol (azot uygulanmayan), 4 kg/da N, 8 kg/da N ve 12 kg/da N olmak üzere dört farklı düzeyde uygulamıştır. Verim, biyolojik verim, metrekarede başak sayısı, 1000 tane ağırlığı ve metrekarede tane sayısı özelliklerinin belirlenebilmesi için her parselde hasat alanı olarak bırakılan alandan tesadüfî olarak seçilen 50 adet sap toprak yüzeyinden kesilerek kese kâğıtlarına alınmıştır. Örnekler gölgede 5 gün süreyle kurumaya bırakılmıştır. Kurutma işlemi sonunda tartımı yapılarak 50 sap için biyolojik verim, 50 sapın harmanlaması sonrasında 50 sap tane verimleri ve 400 adet tane sayılarak ağırlığı kaydedilmiştir. Parsel verimi yardımıyla da verim unsurları hesaplanmıştır (Bell ve Fischer 1994). Erken ilkbaharda bitkiler üç yaprak halinde iken her parselde tesadüfî olarak seçilen iki yerden m2 de bulunan bitki sayılarak, ortalaması metrekarede bitki sayısı adet/m2 olarak ifade edilmiştir. Tanede protein oranı, ICC Standart No: 105’e göre yapılmış ve (%) olarak ifade edilmiştir (Anonymous 1994). Williams ve ark (1986)’na göre yapılan elek analizi sonucunda, 2,5 mm üzerinde kalan arpa taneleri % olarak birinci kalite oranı olarak ifade edilmiştir. Veriler yıllar birleştirilerek varyans analizine tabi tutulmuş ve önemlilik gösteren konu ve interaksiyonlar için asgari önemli faklılık (AÖF) hesaplanmıştır. Azot dozunun etkili bulunduğu konularda yapılan regresyonda istatistiksel olarak anlamlı bulunan en iyi denklemin formülü verilmiştir.

303

ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Konya ili ekolojisinde sulanabilen koşullarda 2002-2003 ve 2003-2004 yıllarında farklı azot dozlarında Aydanhanım arpa çeşidinden elde edilen; çıkan bitki sayısı, tane verimi, biyolojik verim, metrekarede başak sayısı, , metrekarede tane sayısı,1000 tane ağırlığı, 1 kalite oranı ve protein oranına ilişkin ortalamalar ve yapılan istatistiksel analiz sonuçları Çizelge 3.’de verilmiştir. Çıkan bitki sayısı 308 ile 354 adet/m2 arasında değişim gösterirken, ortalama olarak 328 adet/m2 tespit edilmiştir. Bu değişimin istatistiksel olarak yıldan (p<0,05) etkilendiği görülmüştür. lk yılda ortalama 342 adet/m2 olan çıkan bitki sayısı ikinci yılda 314 adet/m2 olarak belirlenmiştir. Değişen yıllık iklim koşullarının buna neden oluşturduğu düşünülmektedir. Ekimde genel olarak % 13 oranında nem içeren arpa tohumu ekimden sonra sıcaklık nem ve havanın uygun olmasıyla çimlenmektedir (Kün 1988). Çimlenen tohumun toprak yüzeyine çıkabilmesi de, ekim derinliği, sıcaklık ve nemle yakından ilgilidir (Akkaya 1994). Ekimde yapılan sulama ile Shimshi ve Kafkafi (1978)’nin belirttiği gibi yıllar içerisinde homojen bir çıkış gözlenmiştir. Fakat ilk yıl ekim döneminde alınan yağışın ve daha yüksek oranda seyreden hava sıcaklıklarının etkisiyle (Çizelge 2.) daha fazla sayıda bitki çıkışı gerçekleşmiş olabilir. Tane verimi 513-797 kg/da arasında belirlenmiştir. Elde edilen tane verimlerine yılların (p<0,01), azot dozlarının (p<0,01) ve yıllara göre azot dozlarının (p<0,05) etkili olduğu tespit edilmiştir. Ortalama olarak 596 kg/da olarak gerçekleşen ilk yıl verimlerine karşın ikinci yıl verimleri 741 kg/da olarak gerçekleşmiştir. Elde edilen verimlerin yıllara göre değişmesi, yıllar arasında değişen iklim ve yapılan sulama uygulamaları arasındaki farklılıktan kaynaklanmış olabilir. Çünkü ilk yıl arpanın yetiştirme döneminde (EkimTemmuz) 255,4 mm olarak belirlenen yağış miktarı, ikinci yıl 310,9 mm olarak kaydedilmiştir. Ayrıca ilk yıl için uygulanan sulama suyu miktarı toplamı 263 mm iken, ikinci yıl için 313 mm dir. Hem toplamda alınan yağış hem de sulama suyundaki miktar fazlalığı ikinci yıl verimlerinde belirlenen farklılıklara yol açmış olabilir. Burada yağışın daha az olduğu yılda daha az miktarda sulama suyu, fazla olduğu yılda daha fazla sulama suyu verilmesi bir çelişki olarak görülebilir. Fakat bu durum yağışın yetersiz ve düzensizlik gösterdiği bölgede: Fenolojik olarak belirlenen sulama zamanında, toprakta bulunan eksik nemi tarla kapasitesine tamamlayacak miktar üzerinden yapılan hesaplamanın bir sonucu olarak gelişmiştir. Dolayısıyla ikinci yılda yapılan sulamanın hemen arkasından gelen yağışlar yüksek verimlerin nedeni olabilir. Zaten, Kalaycı ve ark. (1990) ve McMaster ve ark. (1994) fenolojik dönemlerle ilgilendirilerek yapılan sulamaların etkinliğini sulama yapıldığı zaman toprakta bulunan nem miktarı belirlemektedir şeklinde ifade etmişlerdir. Tane verimlerinin arpaya verilen azot dozundan etkilendikleri görülmüştür. Ortamda bulunan azotun ihtiyaç duyulan miktardan az olmasının tane verimini olumsuz yönde etkilemesi ve genelde verilen azotlu gübre ile verimin arttırılması beklenen bir sonuçtur (Ulonska ve Baumer 1976). Çünkü azot arpa için mutlak gerekli makro besin elementi olup, bitkide protein sentezinde yer alarak gelişmeye ve dolayısıyla tane verimine olumlu katkıda bulunmaktadır (Ruiter 1999). Azot dozlarının verimle doğrusal bir ilişki içinde olduğu tespit edilirken (R2=0,966), y=12,42x + 593,7 şeklinde formüle edilmiştir. En yüksek doz olan, 12 kg/da N da eğimin bulunamamış olması yadsınmayan bir sonuçtur. Çünkü Ülgen ve Yurtsever (1995), Orta Anadolu Bölgesinde yetiştirilen arpa için sulu şartlarda 11-15 kg/da N arasında olmasının uygun dozlar olabileceğini ifade etmektedirler. Fakat Tugay (1981), yemlik arpada 12 kg/da N uygun bulmakla birlikte maltlık arpada kalitenin korunabilmesi için 8 kg/da N dozunun yeterli olduğunu savunmaktadır. Bu çalışmada da maltlık arpada kalite konusunun ele alınması nedeniyle 12 kg/da N en yüksek doz olarak belirlenmiştir.

304

Çizelge 3. Konya ili ekolojisinde sulanabilen koşullarda 2002-2003 ve 2003-2004 yıllarında farklı azot dozlarında Aydanhanım arpa çeşidinde incelenen özelliklere ilişkin ortalamalar ve istatistiksel analiz sonuçları.
Azot Dozu (kg/da) 0 Yıl 2002-2003 2003-2004 Ortalama 2002-2003 2003-2004 Ortalama 2002-2003 2003-2004 Ortalama 2002-2003 2003-2004 Ortalama 2002-2003 2003-2004 Genel YIL AZOT YIL* AZOT YIL AZOT YIL* AZOT Çıkan Bitki Sayısı (m2/adet) 347 319 333 329 308 319 354 314 334 338 312 325 342 314 328 3.78 * ÖD ÖD 21.9 Tane Verimi (kg/da) 513 679 596 534 730 632 623 797 709 713 759 736 596 741 668 6.28 ** ** * 50.17 52.85 74.75 Biyolojik Verim (kg/da) 1055 1380 1218 1113 1619 1366 1261 1729 1495 1533 1757 1645 1241 1621 1431 5.06 ** ** * 122.5 91.1 128.9 Başak Sayısı (m 2/adet) 421 934 677 435 880 658 536 1041 788 554 1017 786 487 968 728 8.64 ** ** ÖD 29.43 79.13 Tane Sayısı (m 2/adet) 9657 14698 12177 9860 16091 12975 11633 17599 14616 13761 17057 15409 11228 16360 13794 7.27 ** ** ÖD 1051.25 1262 1000 Tane Ağırlığı (g) 53.18 46.26 49.72 54.15 45.33 49.74 53.56 45.31 49.44 51.86 44.55 48.20 53.19 45.36 49.27 1.35 ** ** ÖD 0.55 0.83 Birinci Kalite Oranı (%) 98.88 95.45 97.16 96.85 94.16 95.50 95.37 93.92 94.64 94.77 92.09 94.43 96.46 93.90 95.18 1.25 ** ** ÖD 3.86 1.49 Protein Oranı (%) 10.82 9.21 10.01 11.17 9.84 10.50 12.70 10.12 11.41 12.10 10.52 11.31 11.70 9.92 10.89 4.95 ** ** ÖD 1.01 0.67 -

4

8

12

Ortalama DK p

AÖF

DK : Değişim Katsayısı p : statistiksel Farklılık * : % 5, **: %1 AÖF: Asgari Önemli Fark ÖD: Önemli Değil

305

Azotlu gübre dozlarının yıllara göre değişimi bu konu ile ilgili yapılan çalışmalarda olduğu gibi görülebilecek bir sonuçtur (Ceylan 1966, Brich and Long 1990). lk yıl için verilen azotlu gübrenin verim üzerinde doğrusal bir artışa neden olduğu görülmüş (R² = 0.943) ve ilişkinin denklemi y = 17,22x + 492,4 olarak formüle edilmiştir. kinci yılda verilen azotlu gübrenin verim üzerinde etkisinin quadratik olduğu tespit edilmiş (R² = 0.901) ve ilişkinin denklemi y= -1,390x2 + 24,36x+ 672,9 olarak ifade bulmuştur. Yıllara göre değişimde göreceli olarak daha düşük verimin alındığı ilk yıl doğrusal, daha yüksek verimin alındığı ikinci yılda quadratik bir etki görülmesi beklentilere karşı bir durum oluşturmaktadır. Çünkü yapılan birçok araştırmada artan verimle birlikte ihtiyaç duyulan azot miktarının da artığı bilinmektedir (Knap and Knap 1990). Çalışmaların yürütüldüğü alanlara ilişkin toprak analiz sonuçlarında yer almamakla birlikte topraktaki birikmiş olan N, azot kullanımına etkilidir ( brikçi 2001). Ayıca da çizelge 1. de verilen sonuçlarda görüldüğü gibi, organik madde miktarı farklılıklar göstermektedir. Ülgen ve Yurtsever (1995), de ifade ettiği gibi ilk yıl daha az organik madde içeren toprağın daha fazla azotlu gübrelemeye ihtiyaç duymasından kaynaklanabilir. Dubetz (1977) böylesi durumları geneller iken toprak verimliliğinin düşük olduğu yerlerde artan azot dozlarına olan yanıtın daha fazla olduğunu bildirmiştir. Ayrıca da Birch ve Long’ un (1990) ifadesinde olduğu gibi verim kapasitesinin uç noktasına ikinci yılda 8 kg/da dozda erişen Aydanhanım çeşidin de verilen 12 kg/da azotlu gübre ile Mattson ve Johnson (1974) tarafından belirttiği gibi, yatma tespit edilmiştir. Bu durumda verimlerin daha üst seviyede gerçekleşmesi engellenmiş (Riley 1999) olabilir. Arpadan elde edilen biyolojik verimin 1055-1757 kg/da arasındaki değişimine yılların (p<0,01), azot dozlarının (p<0,01) ve yıllara göre azot dozlarının (p<0,05) etkili olduğu tespit edilmiştir. Ortalama olarak 1431 kg/da olarak gerçekleşen biyolojik verim ilk yılda 1241 kg/da olarak tespit edilirken ikinci yılda 1621 kg/da olarak belirlenmiştir. Elde edilen verimlerin yıllara göre değişmesi, yukarıda tane veriminde açıklandığı üzere yıllar arasında değişen iklim ve yapılan sulama uygulamaları arasındaki farklılıktan kaynaklanmış olabilir. Azot dozlarının biyolojik verimle doğrusal bir ilişki içinde olduğu tespit edilirken (R2=0,999), y=35.25x + 1219 şeklinde formüle edilmiştir. Artan azot miktarı vegetatif gelişmeyi artırarak daha fazla biyolojik verim elde edilmesine neden olmuştur (Brich and Long 1990, Güneş ve ark 2004). Azotlu gübrelemenin biyolojik verim üzerindeki etkisi yıllara göre değişim göstermiştir. lk yıl verilen azotlu gübrenin verimi doğrusal bir şekilde artırdığı (R2=0,915) ve tespit edilen ilişkinin denkleminin y=39,55x + 1003 olduğu belirlenirken, ikinci yıl azot dozu ile verim arasındaki ilişkinin quadratik olduğu (R2=0,998) ve denkleminin y=3,296x2 + 70,58x +1382 olduğu görülmüştür. Yapılan azotlu gübrelemenin etkinliğinin yıllara göre farklılıklar gösterdiği bilinmektedir. kinci yılda iklim yada toprak şartlarından kaynaklanan gelişmelerinde etkisiyle artan azot dozunun kardeşlenmeyle birlikte vegetatif aksamı artırmıştır. Yeşil aksamda ki karbonhidrat ve azotlu bileşikler arasındaki denge bozukluğu, bitkiye mekanik destek sağlayan dokuları zayıflatmış ve yatmaya neden olarak biyolojik verimin daha da yükselmesini engellemiş olabilir (Güneş ve ark 2004). Metrekarede başak sayısının 421-1041 adet arasında değiştiği görülmüştür. Değişimlerin kaynağı olarak yıl (p<0,01) ve azot dozları (p<0,01) tespit edilmiştir. Ortalama 728 m2/adet olarak gerçekleşen başak sayısının ilk yıl 487 m2/adet ikinci yıl ise 968 m2/adet olarak tespit edilmiştir. Metrekarede başak sayısının kardeşlenme ve sapa kalkma dönemindeki sıcaklık ve toprakta bulunan su miktarından etkilendiği bilinmektedir (Rubin ve Musick 1967). lk yıla göre ikinci yılın erken ilkbaharının daha sıcak ve yağışlı geçmesi (çizelge 2.) daha fazla sayıda başak sayısının oluşumuna etken olmuş olabilir. Azotlu gübrelemede, metrekarede başak sayısının artan dozla birlikte artışı beklenilen bir gelişmedir (Brich and Long 1990, Güneş ve ark 2004). Artan azot

306

dozuyla birlikte belirlenen artışın quadratik bir ilişki içinde olduğu tespit edilirken (R2=0,727), y = 0.2656x2 + 8.2375x +662,95 şeklinde formüle edilmiştir. Fettel ve ark (1999) da azotun metrekarede başak sayısını belli bir noktaya kadar artırmakla birlikte belirli bir noktadan sonra bunun gerçekleşmediğini ifade etmektedirler. Metrekarede tane sayısının 9657-17599 adet arasında değiştiği görülmüştür. Değişimlere yıl (p<0,01) ve azot dozlarının (p<0,01) etkili olduğu belirlenmiştir. Ortalama olarak 13794 m2/adet olarak gerçekleşen tane sayısının ilk yıl 11228 m2/adet ikinci yıl ise 16360 m2/adet olarak tespit edilmiştir. Metrekarede tane sayısının artan kardeş ve metrekarede başak sayısından etkilendiği bilinmektedir (Bell ve Fischer 1994, Fettel 1999). lk yıla göre ikinci yılda artan başak sayısı aynı zamanda tane sayısının artmasına da neden olmuştur (Rubin ve Musick 1967). Metrekarede tane sayısı azotlu gübreleme ile artırılabilmektedir (Knap and Knap 1990, McMaster vd 1999). Artan azot dozuyla birlikte belirlenen artışın doğrusal bir ilişki içinde olduğu tespit edilirken (R2=0,9782), y = 283,43x + 12094 şeklinde formüle edilmiştir. Bin tane ağırlığının 44,55-54,15 g arasında değiştiği belirlenmiştir. Değişimlerin kaynağı olarak yıl (p<0,01) ve azot dozları (p<0,01) tespit edilmiştir. lk yıl genel olarak belirlenen 53,19 g bin tane ağırlığına karşın ikinci yıl 45,36 g olarak gerçekleşmiştir. Daha yüksek verimli ve daha fazla metrekarede tane sayısının gerçekleştiği ikinci yılda daha düşük düzeyde bin tane ağırlığı belirlenmiştir. Fettel ve ark (1999) ve Geçit (1988) belirtiği gibi artan başak sayısının çok sayıda meydana getirdiği tanelerin cılız olması bin tane ağırlığının düşmesine neden olmuş olabilir. Ayrıcada Gooding (2003) ifade ettiği gibi ikinci yılın Mayıs ayında alınan daha az miktardaki yağış bin tane ağırlığını düşürmüş olabilir. Yapılan azot uygulamasının bin tane ağırlığını olumsuz etkilediği ve artan dozla birlikte daha belirgin olduğu görülmektedir (Ceylan 1966, Ulonska ve Baumer 1976). Azot verilen parsellerden elde edilen bin tane ağırlığındaki azalmaların quadratik bir ilişki içinde olduğu tespit edilirken (R2=0,988), y = -0.0197x2 – 0,1148x + 49,689 şeklinde formüle edilmiştir. Birinci kalite oranlarının % 92,09 ile 98,88 arasında değiştiği belirlenmiştir. Değişimlerin nedeni olarak yıl (p<0,01) ve azot dozları (p<0,01) tespit edilmiştir. lk yıl genel olarak belirlenen % 96,46 birinci kalite oranına karşın ikinci yıl % 93,9 olarak gerçekleşmiştir. Daha yüksek verimli ve daha fazla metrekarede tane sayısının gerçekleştiği ikinci yılda daha düşük düzeyde birinci kalite oranı belirlenmiştir. Fettel ve ark (1999) artan tane sayısının birinci kalite oranında düşüşlere neden olduğu şeklindeki bulgularıyla da uyum içerisindedir. Yapılan azot uygulamasının birinci kalite oranını olumsuz etkilediği ve artan dozajın etkisini sürdürdüğü görülmektedir (Ceylan 1966, Ulonska ve Baumer 1976)). Azot verilen parsellerden elde edilen birinci kalite oranındaki azalışların quadratik bir ilişki içinde olduğu tespit edilirken (R2=0,9998), y = 0.0227x2 – 0,4981x + 97,152 şeklinde formüle edilmiştir. Tane protein oranlarının % 9,21 ile 12,7 arasında değiştiği belirlenmiştir. Değişimlere yıl (p<0,01) ve azot dozlarının (p<0,01) nenen olduğu tespit edilmiştir. lk yıl genel olarak belirlenen % 11,7 protein oranına karşın ikinci yıl % 9,92 olarak gerçekleşmiştir. Daha yüksek verimli yılda daha düşük protein oranı ve nispeten daha düşük verimli yılda daha yüksek protein oranı elde edilmiştir. Sowers vd (1994), azot kullanılarak verimde kaydedilen artışın dışında kalan uygulamaların sonucunda artan verime paralel olarak tanedeki protein oranının düştüğünü belirtmiştir. Smika ve Greb (1973) belirttiği gibi ikinci yılda toprakta bulunan suyun artması protein oranını düşürmüş olabilir. Yapılan azot uygulaması tanedeki protein oranını artırıcı yönde etkide bulunmuştur. Ulonska ve Baumer (1976), Petrie ve ark (2003) tarafından arpada yaptıkları çalışmalarında, azot dozları arttıkça tane proteininde artışın olduğunu bildirmişlerdir. Azot verilen parsellerden elde edilen tane proteinindeki artışların quadratik bir ilişki içinde olduğu tespit edilirken (R2=0,924), y = -0.147x2 + 1.218x +

307

8.867 şeklinde formüle edilmiştir. Bu konuda yapılan birçok araştırmayla benzerlik göstermiştir. Birc and Long (1990) da belirttiği gibi çıkan ilişkinin doğrusallıktan quadratik şekle geçiş dozajı çeşide bağlı olmasından kaynaklanmaktadır. Konya ekolojisinde maltlık arpa yetiştiriciliğinde fenolojik dönemlere göre yapılan sulamada verilecek sulama suyu miktarı yıllara göre değişebilmektedir. Gelişen iklim elemanlarının etkisi ve değişen sulama suyuna bağlı olarak; çıkan bitki sayısı, tane verimi, biyolojik verim, metrekarede başak ve tane sayısı, 1000 tane ağırlığı, birinci kalite oranı ve protein oranını etkilenmektedir. Aydanhanım arpa çeşidinin tane verimi, biyolojik verimi, metrekarede başak ve tane sayısı ve protein oranı yapılan azotlu gübrelemeden etkilenerek artmaktadır. Buna karşın bin tane ağırlığı ve birinci kalite oranı ise azotlu gübrelemeden etkilenerek azalmaktadır. Dolayısıyla maltlık arpa üretiminde yapılacak azotlu gübrelemede tane verimi ve verim unsurları yanında istenilen kalite kriterlerinin elde edilebilmesi için 4-8 kg/da N uygulamasının yararlı sonuç verdiği görülmüştür. KAYNAKLAR Akkaya, A. 1994. Buğday Yetiştiriciliği. Kahramanmaraş Sütçü mam Üniversitesi. Genel Yayın No: 1. Ders Kitabı Yayın No: 1. Kahramanmaraş. Anonymous. 1994. ICC Standart No: 105/2. Determination of protein in cereal product for food and feed. Anonymous . 1999. Agribusiness handbooks. FAO Vol. 1, Barley/Malt/Beer, Rome. Anonymous . 2008. www. faostat.fao.org/faostat. Anonymous . 2008 a. http://www.tuik.gov.tr/ Atılır. A. 1995 Açılış konuşması. Arpa-Malt Sempozyumu III, s. 3. Konya. Atlı, A., Koçak, N., Köksel, H. ve Tuncer, T. 1989. Çeşit ve üretim koşullarının arpa kalite kriterleri üzerine etkisi. Arpa-Malt Semineri I, Konya. Başgül, A., Engin, A., Özkara, R. ve Yücalan, T. 1999. Efes Pilsen arpa geliştirme çalışmaları. Hububat Sempozyumu, s. 602-607, Konya. Bell, M. and Fischer, R.A. 1994. Guide to plant and crop sampling: Measurement and observations for agronomic and physiological research in small grain cereals. Wheat Special Report. No. 32, CIMMYT, Mexico D.F. Birch, C.J. and Long, K.E. 1990. Effect of nitrogen on the growth, yield and grain protein content of barley (Hordeum vulgare). Australian Journal of Experimental Agriculture 30(2) 237-242. Ceylan, A. 1966. Einfluss van standart, sorte und düngung ouf die ertrasgsbidung und diegualitat van sommerung wintergeste. Der Handwirtschaftlichen Fakültat der Justus Liebig Universitat zu Giessen. Dubetz, S. 1977. Effects of high rates of nitrogen on neapawa wheat grown under irrigation. I. Yield and Protein Content. Canadian Journal of Plant Science, 57(2); 331-336. Fettell, N.A., Moody, D.B., Long, N. and Flood, R.G. 1999. Determinants of grain size in malting barley. Proceedings of the 9th Australian Barley Technical Symposium. Engin, A. 2005. Sözlü Görüşme. Anadolu Efes Biracılık Malt ve Gıda Sanayi A.Ş. Tedarikçi arpa alım baremi. Konya.

308

Geçit, H.H. 1988. Arpada ekim sıklığına bağlı olarak ana sap ve çeşitli kademedeki kardeşlerde verim ve verim öğelerinin değişimi. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları No: 1069, Bilimsel Araştırma ve nceleme: 572, Ankara. Gooding, M.J., Ellis, R.H., Shewry, P.R. and Schofield, J.D. 2003. Effects of restricted water availability and increased temperature on the grain filling, drying and qualiaty of winter wheat. Journal of Cereal Science, 37; 295-309. Güneş, A., Alparslan, M. ve nal, A. 2004. Bitki Beleme ve Gübreleme. Anakara Üniversitesi Ziraat Fakültesi. Yayın No:1539. Ankara Güngör, Y., Erözel, A.Z. ve Yıldırım, O. 1996. Sulama. Ders Kitabı. Ankara Üniversitesi ziraat Fakültesi. Yayın No: 1443, Ders Kitabı :424. brikçi, H., Büyük, G., Yağbasanlar, T., Keklikçi, Z., Toklu, F., Güzel, N. And Özkan, H. 2001. Contribution of soil mineral nitrogen in wheat production. Journal of Plant Nutrition, 24(12) 1871-1883. 2001 Kalaycı, M., Siirt, S., Aydın, M., Özkan, V. ve Kaya, F. 1990. Yetiştirme tekniği çalışmaları. Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü Araştırma Projesi. 19891990 Yılı Gelişme Raporu, Eskişehir. Koçak, N. ve Atlı, A. 1995. Türkiye’de maltlık arpa yetiştirmeye uygun bölgelerin belirlenmesi. Arpa- Malt Sempozyumu III, s. 25-35, Konya. Kün, E. 1988. Serin iklim tahılları. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayın No: 1032/299, Ankara. Knapp, W.R. and Knapp, J.S. 1980. Interaction of planting date and fall fertilization on winter barley performance. Agron. J. Vol, 72; 440-445. Mattson, L. and Johnson, L. 1974. Trials with ıncreasing rates of nitrogen to the covercrop and the following grass-dominated ley in central Sweden. Lantbrukshogskolans Meddelanden, A 213, 26 p. McMaster, S.G., Wallace, W., Bartling, W. and Bartling, P. 1994. Irrigation and culm contribution to yield and yield components of winter wheat. Agronomy Journal Vol 86; 1123-1127. Petrie, S., Hayes, P., Rhinhart, K., Kling, J. and Corey, A. 2003. Fertilizer management for winter malting barley. Agricultural Experiment Station Oregon State University Special Report 1047. Smika, D.E. and Greb, B.W. 1973. Protein content of winter wheat grain as related to soil and climatic factors in the semiarid central great plains. Agron. J., 65(3); 433-436. Shimshi, D. and Kafkafi, U. 1978. The effect of supplemental irrigation and nitrogen fertilization on wheat (Triticum aestivum L.). Irrigation Science, 69(2); 231233. Sowers, K.E., Miller, B.C. and Pan, W.L. 1994. Optimizing yield and grain protein in soft white winter wheat with split nitrogen applications. Argon. J., 86; 10201025. Riley, E.A., Thompson, T.S., White, S.A. and Ottman, M.J. 1999. Tissue testing guidelines for n management in irrigated malting barley, maricopa. University of Arizona College of Agriculture Foage and Grain Report, Index at. http://ag.arizona.edu/pubs/crops/az11477.

309

Richards, L.A. 1954. Diagnosis and improvement of saline and alkali soils. dept. of agriculture handbook. No:60, USA. Robin, J.S. and Musick, J.T. 1967. Grain and field crops. Irrigation of Agricultural Lands. R.M. Hagen (Ed.). Ruiter, J.M., Armitage, J.E. and Cameron, B.W. 1999. Effects of irrigation and nitrogen fertilizer on yield and quality of malting barley grown in Canterbury, New Zealand. Proceedings of the 9th Australian Barley Technical Symposium. Townsend, N. 2008 Barley Outlook for 2008 http://www.cwb.ca/public/en/newsroom/ events/grainworld/present/pdf/022508_ntownsend.pdf Tugay, E. M. 1981. Ege bölgesi için seçilmiş bazı biralık arpa çeşitlerinde ekim sıklığının azot miktarı ve azot verme zamanının verim ve diğer bazı özellikler üzerine etkileri. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları: 437, s. 33-36. Bornova, zmir. Ülgen, N. ve Alemdar, N. 1979. Azotlu gübrelerin çeşitli kültür bitkilerinin verimlerine olan etkilerinin karşılaştırılması. Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü Yayınları. Genel Yayın No: 82, Rapor Yayın No: 15, Ankara. Ulonska, E. and Baumer, M. 1976. Investigation of the value of water uptake and germination for the estimation of malting quality in barley. In Barley Genetics III, 579- 593. München. Williams, P.C., El-Haramein, F.J., Nakkous, H. and Riwhaul, S. 1986. Crop quality evaluation methods and guidelines. ICARDA p.142, Aleppo, Syria.

310

POTASYUM VE MAGNEZYUMLU GÜBRELEMEN N ŞEKER PANCARI VER M NE ETK LER Mehmet ZENG N1*
1

Fatma GÖKMEN1

Sait GEZG N1

smail ÇAKMAK2

Selçuk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Böl., Konya. *mzengin@selcuk.edu.tr 2 Sabancı Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Tuzla- stanbul. ÖZET

Konya ilinde 2004, 2005 ve 2006 yıllarında üç farklı lokasyonda (Kuzucu, Karaarslan, Alakova) yetiştirilen Asist, Variditi ve Esperanza çeşidi şeker pancarlarının (Beta vulgaris var. Asist, Variditi, Esperanza) verimine farklı gübrelerin (kalimagnesia, kieserite, 15.15.15, DAP, TSP, üre, potasyum sülfat ve kükürt) etkileri araştırılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, üç yılda da şeker pancarı kök verimlerine uygulanan gübrelerin etkileri yıllara bağlı olarak değişmekle birlikte çok önemli ve farklı düzeylerde olmuştur. Azot ve P yanında K ve S uygulamasını sağlayan gübre uygulaması ile sadece N ve P uygulamasını sağlayan kontrole göre kök verimleri % 5.64 ile 29.07 arasında değişen oranlarda artmıştır. Üç yıl ortalaması olarak en yüksek kök verimi ‘DAP + üre + potasyum sülfat + kükürt’ gübreleri ile hektara 180 kg N, 105 kg P2O5, 81 kg K2O ve 46 kg S’ün uygulandığı 3 nolu muamele ile elde edilmiş olup bunu ‘DAP + üre + kalimagnesia’ gübrelerini içeren 8 nolu muamele takip etmiştir. Anahtar Kelimeler: Kalimagnesia, kieserite, şeker pancarı, verim. EFFECTS OF POTASSIUM AND MAGNESIUM FERTILIZATION ON SUGAR BEET YIELD ABSTRACT Effects of different fertilizers such as kalimagnesia, kieserite, 15.15.15, DAP, TSP, urea, potassium sulphate and sulphur on the yield of sugar beets (Beta vulgaris var. Asist, Variditi, Esperanza) grown in three different locations (Kuzucu, Karaarslan, Alakova) of Konya province in 2004, 2005 and 2006 years were investigated. According to the results, the effects of fertilizers on the root yields were determined significantly in all years. According to only N and P application (control), root yields increased between 5.64 and 29.07 % by the fertilizer applications supplying K, and S in addition N and P elements. As average of three years, the highest root yield was got by trial 3 contained ‘DAP + urea + potassium sulphate + sulphur’ fertilizers (180 kg N, 105 kg P2O5, 81 kg K2O and 46 kg S per ha) and this followed by the trial 8 which had ‘DAP + urea + kalimagnesia’. Key Words: Kalimagnesia, kieserite, sugar beet, yield. GRŞ Türkiye şeker pancarı üretim alanlarının (315 314 ha) yaklaşık % 21’i (66 127 ha) Konya il sınırları içerisinde yer almaktadır. Türkiye’nin takriben 13 517 241 tonluk şeker pancarı üretiminin ise % 20.6’sı (2 786 019 ton) bu ilden sağlanmaktadır. Türkiye ve Konya ili için hektar başına ortalama kök verimleri sırasıyla 42.9 ve 42.1 ton olup, gelişmiş ülkelerin ortalama verimlerine göre (ABD 45.3 ton/ha, Avusturya 54.8 ton/ha, Belçika 58.1 ton/ha, Fransa 57.4 ton/ha, Almanya 52.5 ton/ha, Yunanistan 59.5 ton/ha, talya 44.9 ton/ha, Hollanda 58.0 ton/ha, spanya 47.8 ton/ha, ngiltere 50.0 ton/ha,

311

Avrupa Birliği ortalaması 52.1 ton/ha, Japonya 54.3 ton/ha, dünya ortalaması 32.7 ton/ha) daha düşüktür (Anonymous 1999, Anonymous 2006, Anonymous 2007). Şeker pancarı yetiştiriciliğinde kaliteli yüksek düzeyde kök verimi elde etmenin en önemli yollarından biri ihtiyaç duyduğu bütün besin elementlerini toprak analizi sonuçlarına göre sağlayan dengeli bir gübreleme programının uygulanmasıdır. Ancak ülkemizde şeker pancarı bitkisinin gübreleme programında genellikle azot ve fosforla birlikte şeker pancarı bitkisinin topraktan en fazla kaldırdığı (Eakin 1972) potasyum bulunmaktadır. Oysaki şeker pancarı için dengeli bir gübreleme programında, bir çok bitkiye göre daha fazla ihtiyaç duyması nedeniyle toprak analiz sonuçlarına göre bu elementlere ilaveten Mg ve S’ün, ayrıca noksan olan diğer elementlerin bulunması gerekir. Çünkü bütün besin elementlerinin bitki metabolizmasında çok önemli görevleri vardır. Potasyum, magnezyum ve kükürt bitkilerde fotosentez, karbonhidrat ve protein metabolizmalarında ve bunun yanında potasyum ve magnezyum enerji transferinde, bir çok enzimin aktivasyonunda, hücrelerde ozmotik basıncın oluşturulması yoluyla bitkinin su alımında ve hücre büyümesi gibi bir çok metabolik proseslerde görev alarak bitki gelişmesini etkilemektedirler. Bu metabolik görevleri nedeniyle potasyum, magnezyum ve kükürt şeker pancarında sadece kök verimini artırmakla kalmaz aynı zamanda kuru madde, protein, şeker, nişasta miktarını ve bitkinin hastalık ve zararlılara karşı dayanıklılığını artırdıklarından verim ve kalite bakımından çok önemli besin elementleridirler (Bergmann, 1992, Anonymous 2005). Yörede önemli bir tarım ürünü olmasına karşılık şeker pancarı tekniğine uygun olarak yetiştirilememekte, gübreleme programları uzun yılların bir alışkanlığı şeklinde uygulanmaktadır. Bu durum yörede bazı beslenme sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Aşırı miktarlarda uygulanan azotlu ve fosforlu gübreler pancarın besin dengesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar yüksek düzeyde azot ve fosfor uygulamasının pancarın gelişimi ve besin elementleri alımını olumsuz bir şekilde etkileyerek ürünün kalitesini düşürdüğünü göstermektedir (Demirer ve ark. 1994). Çimlenmeden 120 gün sonra yapraktaki N/K oranı 0.7, kökün K kapsamı % 0.9-1.0 olduğunda şeker oranı en yüksektir. Potasyumun kökteki oranı % 1.2’den fazla olduğunda ise şeker oranı azalmaktadır. Ayrıca toprakta N:P:K’nın 1:0.8:1.2 olması halinde şeker pancarında verim ve kalite optimum düzeyde olmaktadır (Arslan ve Gürbüz 1994). Şeker pancarı tarımında birim alandan yüksek şeker oranı ve kaliteye sahip fazla kök verimi almak sulama, zirai mücadele gibi diğer kültürel önlemlerin iyi bir şekilde uygulanması yanında dengeli gübreleme ile mümkündür. Dengeli gübreleme toprak analizi sonuçlarına göre toprakta noksanlığı veya diğer besin elementlerine göre dengesi bozuk besin elementlerinin gübrelerle uygun miktarda, formda, zamanda ve şekilde karşılanmasıdır. Şeker pancarı 1 ton kök ve yapraklarıyla birlikte topraktan 4-5 kg N, 1.5-2 kg P2O5, 5-7 kg K2O, 1.2-1.5 kg MgO ve 0.5-0.8 kg S kaldırmaktadır (Er ve Yıldız 1994). Bu veriler, ülkemiz açısından değerlendirildiğinde şeker pancarının topraktan gübrelerle en fazla miktarda verilen azota göre potasyumu daha fazla ve ayrıca gübrelerle hiç verilmeyen magnezyumu genellikle gübrelerle azottan sonra ikinci sırada verilen fosfora yaklaşık miktarda kaldırdığını göstermektedir. Nitekim Mg eksikliği şeker pancarında gelişme ve biyoması engellemekte ve özellikle kök ile yapraklar arasında biyo kütle dengesizliği ortaya çıkmaktadır (Hermans ve ark. 2003). Magnezyum noksanlığı tarımda verim ve kaliteyi etkileyen ve henüz üzerinde az çalışılmış olan, bitkilerde yaygın bir problemdir (Hermans ve ark. 2004). Potasyum şeker pancarı bitkisince diğer bitki besin maddelerine göre topraktan en fazla alınmaktadır. Potasyum bitki büyümesindeki enzimleri aktifleştirmekte, şekerin oluşumunu, iletimini ve depolanmasını sağlamakta, protein sentezi ve su bilançosunu olumlu yönde etkilemektedir (Arslan ve Gürbüz 1994). Alabileceği yeterli miktardaki

312

potasyumu toprakta bulamaz ise bitkinin gelişmesi geriler ve durur (Johnson ve ark. 1971). Bütün besin elementlerinin bitki metabolizmasında çok önemli görevleri vardır. Potasyum, magnezyum ve kükürt bitkilerde fotosentez, karbonhidrat ve protein metabolizmalarında ve bunun yanında potasyum ve magnezyum enerji transferinde, bir çok enzimin aktivasyonunda, hücrelerde ozmotik basıncın oluşturulması yoluyla bitkinin su alımında ve hücre büyümesi gibi bir çok metabolik proseslerde görev alarak bitki gelişmesini etkilemektedirler. Bu metabolik görevleri nedeniyle potasyum ve magnezyum şeker pancarında sadece kök ağırlığı ve büyüklüğünü artırmakla kalmaz aynı zamanda teknolojik kalite ve şeker oranı ile bitkinin hastalık ve zararlılara karşı dayanıklılığını da artırmaktadır (Bergmann 1992). Azot, fosfor ve potasyumun şeker pancarının verim ve kalitesine etkilerinin araştırıldığı bir çalışmada 16 kg N/da, 16 kg P2O5/da ve 5 kg K2O/da dozları en uygun olarak bulunmuştur ( lbaş 1995). Şeker pancarına 0, 5.7 ve 11.4 kg K2O/da ile 1.2 ve 2.4 kg MgO/da dozlarının uygulandığı bir araştırmada Mg kök verimini önemli ölçüde artırmıştır. En yüksek kök (10.84 ton/da) ve şeker (1.98 ton/da) verimleri 5.7 kg K2O/da ve 1.2 kg MgO/da dozları ile sağlanmıştır (Osman 2005). Şeker pancarına 18, 24 ve 30 kg N/da ve 0, 0.9 ve 1.8 kg MgSO4/da dozlarının uygulandığı iki yıllık bir araştırmada azotun 24 kg/da dozu ile en yüksek kök verimi, 30 kg/da dozu ile de en yüksek şeker verimi elde edilmiştir. Diğer taraftan her iki yılda da MgSO4 en yüksek kök verimi, şeker oranı ve arıtılmış şeker verimine sebep olmuştur. 1.8 kg MgSO4/da dozuna kadar artan magnezyum seviyesi ile her iki sezonda da kök verimi, şeker verimi ve arıtılmış şeker verimi artmıştır (El-Sayed 2005). Potasyum ve magnezyumlu gübrelemenin mısır bitkisinin gelişimi ve K ile Mg alımına etkileri araştırılmış ve özellikle Mg bakımından fakir topraklarda potasyumlu gübrelemenin magnezyumla orantılı olarak yapılması gerektiği belirlenmiştir (Karaman ve ark. 1999). Magnezyum eksikliği görülen alanlarda 50 ppm’den daha düşük Mg içeren topraklarda yetiştirilen şeker pancarına yapraktan veya topraktan uygulanan MgSO4.7H2O, noksanlığın giderilmesinde çok faydalı olmuştur. Magnezyuma çok ihtiyaç duyan bitkilerin yetiştirilmesinde Mg noksanlığı gösteren topraklarda, çabuk yarayışlılığından dolayı kireçli topraklardaki yarayışlılığı göz önünde tutularak kieserite gübresi tercih edilmektedir. Cambridge Üniversitesinde yapılan son yıllardaki çalışmalar Mg alımı üzerine özellikle N ve K’un olumlu etkisinin bulunduğunu göstermiştir (Draycott ve Allison 1998). Bu araştırma 2004, 2005 ve 2006 yıllarında Konya ilinde üç değişik lokasyonda yetiştirilen Asist, Variditi ve Esperanza çeşidi şeker pancarlarının verimlerine potasyumlu ve magnezyumlu gübrelemenin etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır Tarla denemeleri 2004 yılında Konya- Çumra ilçesi Kuzucu köyünde, 2005 yılında Konya-Merkez Karaarslan mevkiindeki TKB Toprak ve Su Kaynakları Araşt. Enst. ve 2006 yılında ise Konya-Merkez Alakova mevkiindeki Şeker Enstitüsü arazisinde yürütülmüştür. Söz konusu denemelerde ilk yılda yetiştirilen Asist, ikinci yılda yetiştirilen Variditi ve üçüncü yılda yetiştirilen Esperanza çeşidi şeker pancarlarına (Beta vulgaris var. Asist, Variditi, Esperanza) 15.15.15, üre, TSP, toz kükürt, DAP, potasyum sülfat, kieserite ve kalimagnesia gübreleri uygulanmıştır. Kalimagnesia gübresi Mg ve S ihtiva eden granül bir potasyum magnezyum sülfat gübresidir. Suda çözünebilir şekilde % 30 K2O (% 25

313

K), % 10 MgO (% 6 Mg) ve % 42.5 SO3 (% 17 S) içermektedir. Kieserite gübresi ise bir magnezyum sülfat gübresidir. Suda çözünebilir halde % 27 MgO (% 16.3 Mg) ve % 55 SO3 (% 22 S) kapsamaktadır. Yukarıda sıralanan gübrelerden 1. muamelede 15.15.15, üre ve TSP ile hektara 180 kg N, 105 kg P2O5, 81 kg K2O, 2. muamelede 15.15.15, üre, TSP ve S ile hektara 180 kg N, 105 kg P2O5, 81 kg K2O, 46 kg S, 3. muamelede DAP, üre, potasyum sülfat ve S ile hektara 180 kg N, 105 kg P2O5, 81 kg K2O, 46 kg S, 4. muamelede 15.15.15, üre, TSP ve kieserite ile hektara 180 kg N, 105 kg P2O5, 81 kg K2O, 23 kg S, 28.75 kg Mg, 5. muamelede 15.15.15, üre, TSP ve kieserite ile hektara 180 kg N, 105 kg P2O5, 81 kg K2O, 46 kg S, 57.40 kg Mg, 6. muamelede 15.15.15, üre, TSP ve kieserite ile hektara 180 kg N, 105 kg P2O5, 81 kg K2O, 69 kg S, 86.25 kg Mg, 7. muamelede DAP, üre ve kalimagnesia ile hektara 180 kg N, 105 kg P2O5, 40.5 kg K2O, 23 kg S, 13.5 kg Mg, 8. muamelede DAP, üre ve kalimagnesia ile hektara 180 kg N, 105 kg P2O5, 81 kg K2O, 46 kg S, 27 kg Mg, 9. muamelede DAP, üre ve kalimagnesia ile hektara 180 kg N, 105 kg P2O5, 121.5 kg K2O, 69 kg S, 40.5 kg Mg ve 10. muamelede (kontrol) ise DAP ve üre ile hektara 180 kg N ve 105 kg P2O5 verilmiştir. Deneme alanları Orta Anadolu’nun güney batı kısmında yer almakta ve deniz seviyesinden yaklaşık 1000 m yükseklikteki allüviyal taban araziler üzerinde bulunmaktadır. Denemelerin yürütüldüğü Konya yöresi yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı geçen ‘sıcak-yarı kurak’ derecesi ile karakterize edilen bir iklim tipine sahiptir. Uzun yıllar ortalamasına göre yıllık yağış toplamı 330 mm olup şeker pancarının gelişme mevsimi olan Nisan-Eylül ayları arasındaki toplam yağış 2004 yılında 67.2 mm, 2005 yılında 100.6 mm ve 2006 yılında ise 101.4 mm’dir (Çizelge 1). lgili Çizelgede aylık ortalamalar olarak hava sıcaklıkları (oC) ve hava nispi nem değerleri de (%) verilmiştir. Söz konusu aylar ile uzun yıllara ait iklim verileri arasında uyum olmakla birlikte denemelerin ikinci yılında ilk yıla göre yağış miktarı ve nispi nemin daha yüksek ve ortalama sıcaklığın daha düşük olması şeker pancarı bitkisinin yetişmesi için daha iyidir. Çizelge 1. Şeker Pancarı Yetiştirme Alanlarına Ait Meteorolojik Değerler
Yıllar Parametreler Hv sıcaklığı (oC) 2004 Hv nispi nemi (%) Yağış (mm) Hv sıcaklığı (oC) 2005 Hv nispi nemi (%) Yağış (mm) Hv sıcaklığı (oC) 2006 Hv nispi nemi (%) Yağış (mm) Nisan 9.8 57.0 37.6 10.16 56.8 29.6 11.3 60.3 48.8 Mayıs 14.6 56.2 11.1 15.08 51.7 24.0 15.1 58.1 14.2 Haz. 19.1 52.7 9.7 19.16 44.4 6.0 20.8 39.1 9.8 Tem. 22.2 41.7 1.2 22.96 39.1 14.0 22.0 39.4 4.4 Ağus. 21.9 49.0 7.6 22.98 42.1 25.1 34.3 11.8 Eylül 17.1 44.5 0.0 16.15 59.0 27.0 17.3 53.7 12.4 Ort. 17.4 50.2 Topl. 67.2 17.75 48.8 Topl. 100.6 18.6 47.5 Topl. 101.4

Denemelerin yürütüldüğü tarla topraklarından ekim ve gübre uygulama öncesi alınan örneklerin bazı fiziksel ve kimyasal analizleri yapılmış ve elde edilen sonuçlar Çizelge 2’de sunulmuştur. lgili Çizelgenin incelenmesinden de anlaşılacağı gibi, topraklar hafif alkalin pH, tuzsuz, az organik maddeli, fazla kireçli (Alakova lokasyonunda orta kireçli), kumlu-killi-tın ve kumlu kil tekstürdedirler. Azot yönünden noksan, fosfor ve potasyum bakımından ise zengindirler. Tüm lokasyonlarda kalsiyum ve magnezyum yeterli, Kuzucu lokasyonu hariç diğerlerinde kükürt yeterli seviyelerdedir. lk yılda demir yetersiz, ikinci ve üçüncü yıllarda yeterli, bakır tüm lokasyonlarda yeterli, mangan Kuzucu lokasyonunda yetersiz iken diğer lokasyonlarda yeterli, çinko bütün lokasyonlarda yetersiz ve bor ise Alakova lokasyonu hariç yetersiz bulunmuştur (Ülgen ve Yurtsever 1974, FAO 1990).

314

Çizelge 2. Şeker Pancarı Deneme Yerlerine Ait Toprak Analiz Sonuçları
Toprak özellikleri pH (1:2.5 toprak:su) EC (1:5 t:s; µS/cm) Org. madde (%) Kireç (%) Kil (%) Silt (%) Kum (%) Tekstür sınıfı NO3-N (ppm) P (ppm) K (ppm) Ca (ppm) Mg (ppm) K (me/100 g) Ca (me/100 g) Mg (me/100 g) Ca/Mg Ca/K Mg/K Ca doygunluğu (%) Mg doygunluğu(%) K doygunluğu (%) S (ppm) Fe (ppm) Cu (ppm) Mn (ppm) Zn (ppm) B (ppm) lk yıl kinci yıl (2004) (2005) Kuzucu Karaarslan 8.05 7.56 105.6 196.7 1.8 2.2 21.3 20.56 31.4 33.2 23.8 19.3 44.8 46.5 Kumlu Killi Kumlu Killi Tın Tın 4.45 246.9 21.6 39.9 185 439 4120 2249 164 273 0.47 1.12 20.6 11.24 1.37 2.28 15 4.93 43.8 10.03 2.9 2.03 91.8 76.77 6.1 15.57 2.1 7.65 0.37 13.66 0.73 4.63 0.51 0.72 2.80 5.69 0.23 0.45 0.42 0.40 Üçüncü yıl (2006) Alakova 7.63 124.3 0.83 5.25 Analiz metotları (Kacar 1997) pH metre EC metre Walkley-Black metodu Scheibler Kalsimetresi Bouyoucos hidrometre Bouyoucos hidrometre Bouyoucos hidrometre 2 N KCl ile ekstraksiyon NaHCO3 metodu NH4OAc ile ekstraksiyon NH4OAc ile ekstraksiyon NH4OAc ile ekstraksiyon KH2PO4 ile ekstraksiyon Soltanpour ve Workman (1981) Soltanpour ve Workman (1981) Soltanpour ve Workman (1981) Soltanpour ve Workman (1981) Kacar (1997)

Kumlu Kil 60 331 3648 262 0.85 18.24 2.18 8.37 21.46 2.56 85.75 10.2 4.0 28.28 4.91 0.79 5.84 0.18 1.14

lk yılda Kuzucu lokasyonundaki denemede 28 Nisan 2004 tarihinde ekim ve ilk gübreleme, 3 Haziran 2004 tarihinde birinci çapa ve birinci azot gübrelemesi, 1 Temmuz 2004 tarihinde de ikinci çapa ve ikinci azot gübrelemesi yapılmıştır. Ekimde 380 g/da tohum kullanılmıştır. Birinci sulama 24 Haziran 2004 tarihinde yapılmış ve 20 Eylül 2004 tarihinde yedinci sulama olmak üzere 13 gün ara ile toplam yedi kez yağmurlama sulama yapılmıştır. Hasat ise 8 Ekim 2004 tarihinde gerçekleştirilmiştir. kinci yılda Karaarslan lokasyonundaki denemede 13 Nisan 2005 tarihinde ekim ve ilk gübreleme, 29 Mayıs 2005 tarihinde 1. çapa ve 1. üst gübreleme, 19 Haziran 2005 tarihinde 2. çapa, 4 Temmuz 2005 tarihinde 2. üst gübreleme, 17 Temmuz 2005 tarihinde ise 3. çapa yapılmıştır. Ekimde 380 g/da tohum kullanılmıştır. Birinci sulama 15 Haziran 2005 tarihinde yapılmış ve 21 Eylül 2005 tarihinde 11. sulama olmak üzere 9 gün ara ile toplam 11 kez yağmurlama sulama gerçekleştirilmiştir. Hasat ise 4 Ekim 2005 tarihinde yapılmıştır. Üçüncü yılda Alakova lokasyonundaki denemede ise 21 Nisan 2006 tarihinde ekim ve ilk gübreleme, 2 Haziran 2006 tarihinde birinci çapa ve birinci azot gübrelemesi, 14 Haziran 2006 tarihinde de ikinci çapa ve ikinci azot gübrelemesi yapılmıştır. Ekimde 380 g/da tohum kullanılmıştır. Birinci sulama 15 Haziran 2006 tarihinde yapılmış ve 4 Eylül 2006 tarihinde altıncı sulama olmak üzere 13.5 gün ara ile

315

toplam altı kez yağmurlama sulama yapılmıştır. Hasat ise 4 Ekim 2006 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Tarla denemeleri tesadüf parselleri faktöriyel deneme desenine göre kurulmuştur. Yukarıda bahsedilen gübreler kullanılarak her biri 4 tekerrürlü olmak üzere 10 farklı muameleden 40’ar tarla parseli tüm lokasyonlarda oluşturulmuştur. Parseller ekimde 2.25 m x 8.00 m ebadında olup 18 m2’dir. Ekimde sıralar arası 45 cm tutulmuş, sıra üzeri mesafeler ise birinci çapada seyreltme yapılarak 20 cm’ye ayarlanmıştır. Hasatta kenarlardaki birer sıra kenar tesiri olarak atıldığından ortadaki üç sıra alınmış, ilk yılda parsellerin baş ve son taraflarındaki 1.5 m’lik kısımlar, ikinci yılda 2 m’lik kısımlar ve üçüncü yılda ise 2.5 m’lik kısımlar kenar tesiri olarak atıldığından orta kısımdaki sırasıyla 5, 4 ve 3 m’lik uzunluğa sahip sıralar elle hasat edilip başları kesildikten sonra verim belirlemeleri için Konya Şeker Fabrikası Laboratuarına götürülmüştür. Orada yıkama kazanında basınçlı su ile kir ve topraklarından arındırılan yumruların net ağırlıkları baskül yardımıyla saptanmıştır. Parsel kök verimleri t/ha cinsine dönüştürülmüştür. Muamelelerin kök verimi üzerine etkilerini belirlemek için istatistiksel analiz yaparken dört tekerrürden ortalamadan sapma gösteren birer rakam atılarak değerlendirmeye üç rakam alınmıştır. Araştırmada elde edilen sayısal değerlerin istatistiksel analizlerinde ise Minitab paket programından yararlanılmıştır. Orta Anadolu’da 2004 yılında Konya kent merkezinin 65 km güneyinde Kuzucu lokasyonunda Asist, 2005 yılında şehir merkezinin 10 km güneyinde Karaarslan lokasyonunda Variditi ve 2006 yılında ise yine kent merkezinin 10 km güney batısında Alakova lokasyonunda farklı gübrelerin uygulanması ile yetiştirilen Esperanza çeşidi şeker pancarı denemelerinden elde edilen verilerin varyans analiz sonuçlarına göre, yıl, gübre ve ‘yıl x gübre’ interaksiyonunun kök verimine etkisi istatistiksel olarak 0.01 düzeyinde önemli bulunmuştur (Çizelge 3). Çizelge 3. Şeker Pancarının Kök Verim Değerleriyle lgili Varyans Analiz Sonuçları
Varyans Kaynağı SD 2 Yıl 9 Gübre YılxGüb. 18 60 Hata **(P<0.01) Kareler Ortalaması Kök verimi 5801.61** 235.14 ** 130.60** 36.79

Diğer taraftan, en yüksek kök verimi (76.94 t/ha) kontrole göre % 29.07 oranında artışla 3 nolu muamele (DAP + üre + potasyum sülfat + S) ile elde edilmiştir (Çizelge 4). Öbür muamelelerle kök veriminde kontrole nazaran % 5.64 ile % 24.88 arasında değişen oranlarda artış meydana gelmiştir. Kontrole göre en düşük kök verim artışı 9 (% 5.64) ve 5 (% 13.22) nolu muamelelerden sağlanmıştır. Bu araştırmada her üç yılda tüm lokasyonlardan elde edilen sonuçlara göre, yukarıdaki açıklamalardan ve Çizelge 4’ün incelenmesinden de görülebileceği gibi, gübre uygulamalarının şeker pancarı verimine, kontrole göre olumlu veya olumsuz etkileri büyük oranda topraktaki K, Ca ve Mg arasındaki dengeler üzerindeki etkilerine bağlı olarak değiştiği ifade edilebilir. Çünkü Doll ve Lucas (1973) bitkilerin K, Ca ve Mg ile beslenmesinin yeterli olabilmesi için toprak KDK’sının yaklaşık olarak % 3-5 K, % 65-85 Ca ve % 6-12 Mg iyonları tarafından doyurulmuş olması gerektiğini belirtmişlerdir. Buna benzer şekilde Jokinen (1981) tarafından da bitkilerin topraktan Ca, Mg ve K alımının yeterli düzeylerde olması için bu elementlerin topraklardaki miktarlarının yeterli düzeylerde olması yanında K doygunluğunun % 5, Ca doygunluğunun % 60 ve Mg doygunluğunun ise % 10 civarında ve bu değişebilir

316

katyonlar arasındaki ideal oranların da Ca/K = 12, Ca/Mg = 6 ve Mg/K = 2 şeklinde olması gerektiği bildirilmiştir. Oysa ki denemelerin yürütüldüğü her üç lokasyon toprağında da söz konusu elementlerin hem doygunluğu hem de aralarındaki dengeler bu araştırıcıların bildirdikleri doygunluk ve denge değerlerine göre çok farklılık göstermektedir (Çizelge 2). Nitekim gübre uygulamalarının şeker pancarının kök verimine etkileri de bu elementlerin doygunluk ve denge oranları üzerine olan etki oranlarına bağlı olarak değiştiği çok açıktır. Çizelge 4. Farklı Gübre Uygulamalarının Şeker Pancarının Kök Verimine Etkisi*
Muamele 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Minimum Maksimum Kök Verimi (t/ha) 69.21 68.94 76.94 69.20 67.49 71.94 71.74 74.44 62.97 59.61 59.61 76.94 Değişim (%) 16.10 15.65 29.07 16.09 13.22 20.68 20.35 24.88 5.64 -

*Değerler 3 tekerrürün ortalamasıdır.

En yüksek kök veriminin elde edildiği 3 nolu muamelede kontrolde uygulanan azot ve fosfor miktarı yanında potasyum sülfat ve kükürt ile diğer muamelelerin (40.5 kg K2O/ha ve 121.5 kg K2O/ha) arasında bir potasyum (81 kg K2O/ha) ile birlikte 46 kg kükürt/ha uygulanması sonucunda elementler arasında uygun bir dengenin sağlandığı ve kükürt uygulaması ile yüksek pH’nın kısmen düşürülerek özellikle besin elementlerinin alınmalarının kolaylaşmış olduğu ifade edilebilir. Diğer muameleler (1, 2, 4, 5, 6, 7, 8 ve 9) ile uygulanan K ve Mg’un artması veya diğer muamelelerde olduğu gibi uygulanan Mg ve K miktarlarının değişmesi ile kök veriminde kontrole göre meydana gelen artışlar 3 nolu muameleye göre daha düşük düzeylerde bulunmuştur (Çizelge 4). SONUÇ Sonuç olarak; Konya ilinde 2004, 2005 ve 2006 yıllarında üç farklı lokasyonda (Kuzucu, Karaarslan, Alakova) yetiştirilen şeker pancarlarının (Beta vulgaris var. Asist, Variditi, Esperanza) verimlerine farklı gübrelerin (kalimagnesia, kieserite, 15.15.15, DAP, TSP, üre, potasyum sülfat ve kükürt) etkileri yıllara bağlı olarak değişmekle birlikte istatistiksel bakımdan çok önemli ve farklı düzeylerde olmuştur. Bütün yıllarda N ve P yanında K, Ca, Mg ve S uygulamasını sağlayan gübre uygulamaları ile sadece N ve P uygulamasını sağlayan kontrole göre kök verimleri % 5.64 ile 29.07 arasında değişen oranlarda artmıştır. Yıllar ortalaması olarak en yüksek kök verimi (76.94 t/ha) DAP + üre + potasyum sülfat + kükürt gübreleri ile hektara 180 kg N, 105 kg P2O5, 81 kg K2O ve 46 kg S’ün uygulandığı 3 nolu muamele ile elde edilmiş olup bunu DAP + üre + kalimagnesia gübrelerini içeren 8 nolu muamele (74.44 t/ha) takip etmiştir. Farklı lokasyonlardaki üç yıllık tarla denemeleri ile kireçli topraklarda yetiştirilen şeker pancarı veriminin artmasında potasyum, magnezyum ve kükürt uygulamalarının gerekli olduğu anlaşılmıştır. Benzer toprak ve iklim şartlarında şeker pancarı tarımında hektara yaklaşık 50 kg S’ün uygulanması önerilebilir. Daha değişik lokasyonlarda farklı gübre ve doz çalışmaları ile denemelerin sürdürülmesi yararlı olacaktır.

317

KAYNAKLAR Anonymous, 1999. www.tarim.gov.tr Anonymous, 2005. http://www.sjbagnutri.com.au/crops/potatoes.htm Anonymous, 2006. www.die.gov.tr Anonymous, html 2007.http://www.fas.usda.gov/WAP/circular/1996/96-11/nov96wap2.

Arslan, N. ve Gürbüz, B., 1994. Dünya Şeker Pancarı Gübrelemesinde Son Yıllardaki Gelişmeler. Şeker Pancarı Yetiştirme Tekniği Semp., II. Gübreleme ve Sulama Bildiriler Kitabı, sf: 11-17, 6-7 Mayıs 1994, Konya. Bergmann, W., 1992. Nutritional Disorders of Plants. Development, Visual and Analytical Diagnosis. Gustav Fisher Verlag Jena, Stuttgart, New York. ISBN 3334-60422-5. Demirer, T., Brohi, A.R., Koç, H. ve Karaman, M.R., 1994. Değişik Azot ve Fosfor Dozlarının Şeker Pancarının Verim ve Kalitesine Etkisi. Şeker Pancarı Yetiştirme Tekniği Semp. II. Gübreleme ve Sulama, 6-7 Mayıs 1994, Konya. Doll, E.C. and Lucas, R.E., 1973. Testing Soil for Potassium, Calcium and magnesium. In: Soil Testing and Plant Analysis. Publ. Soil Sci. Soc. Amer. Madison, Wisc. USA, 133-151. Draycott, A.P. and Allison, M.F., 1998. Magnesium Fertilisers in Soil and Plants: Comparisons and Usage. The International Fertiliser Society - Proceeding 412, 1998, http://www.fertiliser-society.org/Proceedings/UK/Prc412. HTM Eakin, J.F., 1972. Food and Fertilizers. p. 1-21. In: The Fertilizer Handbook. The Fertilizer Inst., Washington D.C., U.S.A. El-Sayed, G.S., 2005. Effect of Nitrogen and Magnesium Fertilization on Yield and Quality of Two Sugar Beet Varieties. Egyptian J. of Agric. Research, 83(2): 709-724. Er, C. ve Yıldız, M., 1994. Şeker Pancarında Beslenme ve Kalite lişkileri. Şeker Pancarı Yetiştirme Semp., II. Gübreleme ve Sulama Bildiriler Kitabı, sf: 125131, 6-7 Mayıs 1994, Konya. FAO, 1990. Management of Gypsiferous Soils. Soils Bulletin 62. Rome, Italy. Hermans, C., Bourgis, F. and Faucher, M., 2003. Magnesium Deficiency in Sugar Beets Alters Sugar Partitioning and Phloem Loading in Young Mature Leaves. Planta, 220(4): 541-549. Springer-Verlag GmbH http://www.cabi-publishing.org/pdf/ Books/085199623X/ 085199623xCh1.pdf Hermans, C., Johnson, G.N., Strasser, R.J. and Verbruggen, N., 2004. Physiological Characterisation of Magnesium Deficiency in Sugar Beet: Acclimation to Low Magnesium Differentially Affects Photosystems I and II. Planta, 220(2): 344355. Springer-Verlag GmbH http://www.cabi-publishing.org/pdf/Books/ 085199623X/085199623xCh1.pdf Ilbaş, A. ., 1995. Van’da Farklı Miktarlarda Uygulanan Azot, Fosfor ve Potasyumlu Gübrelerin Şeker Pancarında (Beta vulgaris L.) Verim ve Kalite Üzerine Etkileri. YYÜ Fen Bil Enst. Tarla Bitkileri ABD Doktora Tezi, Van. Johnson, T.R., Alexander, T.J. and Hawkes, R.G., 1971. Advances in Sugar Beet Production. Principles and Practices. The Iowa State Univ. Press. Ames, Iowa, USA.

318

Jokinen, 1981. The magnesium Status of Finnish Mineral Soils and the Requirement of the Magnesium Supply. Magnesium-Bull. 3, H. 1a: 1-5. Kacar, B. 1997. Bitki ve Toprağın Kimyasal Analizleri. III. Toprak Analizleri. A.Ü. Ziraat Fak. Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Vakfı Yay. No: 3, Ankara. Karaman, M.R., Aksu, A, Demirer, T. and Er, F., 1999. Effect of Potassium and magnesium on the Growth Some Nutrient Status and K-Mg Efficiency Parameters of Corn. Osman, M.S.H., 2005. Effect of Potassium and magnesium on Yield and Quality of Two Sugar Beet Varieties. Egyptian J. of Agric. Research, 83(1): 215-228. Soltanpour, P.N. and Workman, S.M., 1981. Use of Inductively-Coupled Plasma Spectroscopy for the Simultaneous Determination of Macro and Micro Nutrients in NH4HCO3-DTPA Extracts of Soils. In Barnes R.M. (ed). Developments in Atomic Plasma Analysis, USA, pp. 673-680. Ülgen, N. ve Yurtsever, N., 1974. Türkiye Gübre ve Gübreleme Rehberi. Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı, Toprak Gübre Araşt. Enst. Yay. No: 28, Ankara.

319

BAZI EKMEKL K BUĞDAY ÇES TLER NDE FARKLI AZOTLU GÜBRELEME UYGULAMALARININ, TANE DOLUM SÜRES VE TANE DOLUM ORANI LE VER M VE KAL TE UNSURLARINA ETK LER Turhan KAHRAMAN11
1 2

Temel GENÇTAN2

Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Edirne. turhankahraman@hotmail.com Namık Kemal Üniv. Tekirdağ Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Böl., Tekirdağ. ÖZET

Bu araştırma; 2003-2004 ve 2004-2005 yıllarında Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü deneme alanında, Tesadüf Bloklarında Bölünmüş Parseller Deneme Desenine göre dört tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırmada; 14 kg/da azotun 4.6 kg ekim öncesi verildikten sonra kalan azotun iki farklı şekilde uygulamasının (1.uygulamada ; 4.6 kg/da N kardeşlenme döneminde üre şeklinde, 4.6 kg/da N sapa kalkma döneminde amonyum nitrat olarak, 2. uygulamada; azotun 3.1 kg/da N kardeşlenme döneminde üre şeklinde, 3.1 kg/da N sapa kalkma döneminde amonyum nitrat olarak ve 3.1 kg/da başaklanma döneminde amonyum nitrat olarak) Trakya Bölgesi’nde yaygın olarak ekilen altı ekmeklik buğday çeşidinde (Pehlivan, Kate A-1, Flamura 85, Tekirdağ, Gelibolu ve Atilla-12) tane dolum süresi ve tane dolum oranı ile verim ve ürün kalitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yapılan varyans analiz sonucunda tane verimi, tane dolum süresi, tane dolum oranı, bin tane ağırlığı, hektolitre ağırlığı, protein oranı, gluten miktarı ve sedimantasyon yönünden çeşitler arasındaki farklılık istatistiki anlamda önemli bulunmuştur. Çeşitlerin tane verimi 565.0-661.2 kg/da, tane dolum süresi 788.56-959.88 BDG, tane dolum oranı 0.04670-0.06231 g/tane/BDG, bin tane ağırlığı 41.29-51.49 g, hektolitre ağırlığı 82.16-83.76 kg/hl, protein oranı % 12.406-13.369, gluten miktarı % 24.71-32.29 ve sedimantasyon 30.94-46.06 ml arasında değişim göstermiştir. Tane verimi yönünden en yüksek tane verimi 661.28 kg/da ile Kate A-1 ve 637.1 kg/da ile Gelibolu çeşitlerinden, tane dolum süresi yönünden 959.88 BGD ile Gelibolu çeşidinden, tane dolum oranı yönünden ise 0.06231 g/tane/BDG ile Pehlivan çeşidinden elde edilmiştir. Başaklanma dönemindeki II. azotlu gübreleme, tane verimi ve bazı verim unsurlarını etkilemezken, tane dolum süresi, 1000 tane ağırlığı ile kalite unsurlarından tane protein oranı, gluten miktarı ve sedimantasyonu pozitif olarak etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Ekmeklik (T. aestivum L.) buğday, azotlu gübreleme uygulamaları, tane dolum süresi, tane dolum oranı, tane verimi, verim öğeleri, kalite ve kalite unsurları. EFFECTS OF DIFFERENT NITROGEN FERTILIZER APPLICATIONS ON GRAIN FILLING DURATION, RATE, YIELD AND QUALITY COMPONENTS IN SOME BREAD WHEAT ( T. AESTIVUM L. ) CULTIVARS ABSTRACT This study was conducted in the experimental field of Trakya Agricultural Research Institute in a randomized split blocks design with four replications in two years (2003-2004 and 2004-2005 growing seasons). The objective of this study was to determine in the effects of two different nitrogen fertilizer applications after applicated 4.6 kg N before planting time of 14 kg/da N per decare (1.application ; 4.6 kg/da N tillering stage as urea , 4.6 kg/da N stem elongation stage as ammonium nitrate, 2. application; nitrogen 3.1 kg/da N tillering stage as urea, 3.1 kg/da N stem elongation

320

stage as ammonium nitrate and 3.1 kg/da heading stage as ammonium nitrate ) in grain filling duration, grain filling rate with yield and quality components of six bread wheat cultivars (Pehlivan, Kate A-1, Flamura 85, Tekirdağ, Gelibolu ve Atilla-12) commonly grown in Trakya region. According to the results obtained from analyses, differences between cultivars in terms of grain filling duration, grain filling rate, grain yield, thousand kernel weight, test weight, protein rate, wet gluten, and sedimentation were found statistically important. Some important results obtained from the study were given as follow; grain yields 565.0-661.2 kg/da, grain filling duration 788.56-959.88 BDG , grain filling rate0.04670-0.06231 g/tane/BDG, thousand kernel weight 41.29-51.49 g, test weight 82.16-83.76kg/hl, protein rate % 12.406-13.369, wet gluten % 24.71-32.29 and sedimentation 30.94-46.06 ml . The highest yield were obtained Kate A-1 (661.28 kg/da) and Gelibolu (637.1 kg/da), in terms of grain filling duration Gelibolu (959.88 BGD) and in terms of grain filling rate Pehlivan (0.06231 g/tane/BDG). Based on the results of study, although the 2nd nitrogen fertilizer application at heading time did not affect to grain yield and some yield components, this application influenced positively to grain filling duration, thousand kernel weight and some quality components, such as protein rate, wet gluten and sedimentation. Key Words: Bread wheat, nitrogen fertilizer applications, grain filling period, grain filling rate, grain yield, yield and quality components. GRŞ Dünya’da buğday verimi ve ürün kalitesinde iklim koşullarına bağlı olarak yıldan yıla önemli farklılıklar görülmektedir. Bu farklılığın ortaya çıkışında çeşidin genetik yapısı, iklim koşulları, toprak yapısı, topraktaki azot miktarı, topraktaki azotun kullanılabilme etkinliği ve uygulanan yetiştirme teknikleri büyük rol oynamaktadır. Taneye besin maddesi birikimi başladıktan sonra tanenin hacim olarak artışı çok hızlı olur ve döllenmeden yaklaşık 25 gün sonra, en yüksek hacmine ulaşır. Tanede ilk depolanan besin maddeleri proteinler olup, protein taşınımı döllenmeden 20-25 gün sonraya kadar devam eder. Proteinlerden sonra tanede yoğun şekilde nişasta birikimi olmaktadır. Nişasta tanecikleri, endosperm içerisinde daha önce oluşmuş protein ağlarına doldurulur. Sarı olum dönemi olarak adlandırdığımız bu dönemin uzunluğu çevre koşullarından çok fazla etkilenmekte ve 10-25 gün sürmektedir. Yüksek sıcaklık, düşük yağış sarı olum dönemini kısaltırken, düşük sıcaklık ile yüksek yağış ise uzatmaktadır (Sepetoğlu 1994). Birim alandan elde edilen verim ve ürünün kalitesi üzerine en fazla etkili olan girdilerinin gübreleme ve sulama olduğu herkesce bilinmektedir. Buğday verimindeki artışın % 50’sinin gübreleme ile ortaya çıktığı kabul edilmektedir (Sağlam 1992). Kaliteli, yüksek proteinli tane elde etmek için azotun, başaklanma sırasında baş gübre olarak verilmesi uygundur. Fosforlu gübreleme, tane verimini artırmakla birlikte; toprakta bitkiler tarafından alınabilir azotun yetersiz olması durumunda, tanede protein oranının düşmesine yol açmaktadır (Kün 1983). Azotun kullanılma zamanı verim komponentlerini ve tane kalitesini farklı şekillerde etkileyebilmektedir.Toprakta nemin yeterli olması durumunda başaklanma döneminden önce uygulanan azotun, tane verimini ve protein oranını arttırdığı görülmüştür (Fowler and Brydon 1989). Metrekaredeki başak sayısı azot uygulamasından önemli derecede etkilenmektedir. Çiçeklenmeden önceki dönemde uygulanan azotun yetersiz olması tane sayısının azalmasına yol açmaktadır (Fischer,

321

1993; Sing ve ark. 1997). Çiçeklenmeye yakın dönemde uygulanan azotun, çiçeklenme sonrası azot alımını ve tanedeki protein oranını artırdığı belirlenmiştir (Wuest ve Chassman 1992). Trakya Bölgesi’nde buğday verimi ve ürün kalitesinde iklim koşullarına bağlı olarak yıldan yıla önemli farklılıklar görülmektedir. Bu farklılığın ortaya çıkışında tane dolum süresi ve tane dolum oranındaki değişimler büyük rol oynamaktadır. Tane dolum süresi ve tane dolum oranı, aynı zamanda ekim zamanına ve gübreleme uygulamalarına göre de değişebilmektedir. lkbaharda yapılacak azotlu gübrelemenin uygulama zamanı ve verilen gübre miktarı bu iki unsur üzerinde önemli değişimlere yol açmaktadır. Tane dolum süresi ve tane dolum oranındaki değişimler tane verimine ve ürün kalitesine dolaylı olarak etkide bulunmaktır. MATERYAL VE METOD Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü deneme alanında 2003-2004 ve 20042005 yetiştirme sezonlarında yürütülen bu araştırma 6 ekmeklik buğday çeşidinden (Pehlivan, Kate A-1, Gelibolu, Tekirdağ, Atilla-12 ve Flamura-85) kurulmuştur. Araştırmada, Trakya Bölgesi’nde yaygın olarak yetiştirilen bazı ekmeklik buğday çeşitlerinde buğday bitkilerinin azota en fazla gereksinim duyduğu ve tükettiği ilkbahar döneminde farklı azotlu gübre uygulamalarının tane dolum oranı ve tane dolum süresi ile verim ve ürün kalitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Deneme, Tesadüf Bloklarında Bölünmüş Parseller Deneme Desenine göre 4 tekrarlamalı olarak kurulmuştur. Denemede; ana parsellere çeşitler; 6 ekmeklik buğday çeşidi (Pehlivan, Kate A-1, Flamura 85, Tekirdağ, Gelibolu ve Atilla-12) ve alt parsellere azotlu gübre uygulaması yerleştirilmiş; 2 farklı gübre uygulaması: 1. uygulamada gübrenin 1/2’ si kardeşlenme döneminde üre şeklinde, 1/2’ si sapa kalkma döneminde amonyum nitrat olarak, 2. uygulamada; gübrenin 1/3’ ü kardeşlenme döneminde üre şeklinde, 1/3’ ü sapa kalkma döneminde amonyum nitrat olarak ve 1/3’ ü başaklanma döneminde amonyum nitrat şeklinde verilmiştir. Denemelerde buğdaylara 14 kg/da saf azot; ekim öncesi tüm parsellere 4.6 kg/da saf azot 20-20-0 kompoze gübre olarak; 1. gübre uygulamasında kardeşlenme döneminde 4.6 kg/da azot üre şeklinde, sapa kalkma döneminde 4.6 kg/da azot amonyum nitrat olarak, 2. uygulamada; kardeşlenme döneminde 3.1 kg/da azot üre şeklinde, sapa kalkma döneminde 3.1 kg/da azot amonyum nitrat olarak ve başaklanma döneminde 3.1 kg/da azot amonyum nitrat şeklinde verilmiştir. Tane dolum süresi: Başaklanma zamanında her parselde ilk başaklanan 50 başak etiketlenmiş, başaklanmadan 10 gün sonra her 5 günde bir hasada doğru ise 2 günde bir etiketlenen başaklardan tesadüfi olarak 5 adedi 80 0C’de fırında (48 saat) kurutulduktan sonra tane sayısı ve ağırlığı belirlenmiştir. Başaklanmadan itibaren maksimum tane ağırlığına erişinceye kadar toplam büyüme derecesi günü (BDG) tane doldurma süresi olarak hesaplanmıştır. BDG günlük maksimum sıcaklık ile minimum sıcaklık toplamının ikiye bölünmesinden baz sıcaklığın çıkarılması ile bulunan değerdir. Mak. Sıc. (0C) + Min. Sıc. ( 0C) Büyüme Derecesi Günü (BDG) = ------------------------------------- - 0 0C (Baz Sıc.) 2 Baz sıcaklığı bu tip çalışmalarda genellikle 0 (sıfır) olarak alınmaktadır. Ancak bazı araştırıcılar baz sıcaklığının önemli olduğunu bildirilmektedir (Gbur ve ark. 1979). Her parsel için tane ağırlığı ile başaklanmadan itibaren kümülatif BDG arasındaki ilişki;

322

Y = a + bt + ct2 kuadratik denklemiyle açıklanmıştır. Burada; Y= Kuru tane ağırlığı, t= zaman (BDG), a, b, ve c regresyon katsayılarıdır. Tane dolum oranı: Hesaplanan maksimum kuru tane ağırlığının tane doldurma süresine bölünmesi ile mg/tane/BDG olarak bulunmuştur. Örneklerde hektolitre ağırlığı ve bin tane ağırlığı Uluöz’e (1965) göre, protein oranı çekiçli değirmende öğütülen buğday ununda PerCon nframatic 8600 NIR ( Near nfrared Reflectance Spectroscopy ) cihazı kullanılarak (Anonim, 1980), yaş gluten miktarı buğday ununda Standart Glutomatik metoduna göre Glutomatik 2200 aleti ile ICC Standart No: 137’de verilen yönteme göre ( Anonim 1982; Elgün ve ark. 2001), ve zeleny sedimantasyon, ICC Standart No: 116’ da verilen yönteme göre yapılmıştır ( Anonim 1972; Anonim 2001). Elde edilen verilerin değerlendirilmesi MSTAT-C ve JUMP bilgisayar paket programları kullanılarak yapıldı. Çeşitler arasındaki farkların belirlenmesinde F-testi; ortalamaların karşılaştırılmasında en küçük önemli fark (EKÖF) testi kullanılmıştır. ( Kalaycı 2005; Yurtsever 1984). ARAŞTIRMA SONUÇLARI VE TARTIŞMA Altı ekmeklik buğday çeşidinde incelenen özelliklerde elde edilen verilerde yapılan varyans analiz sonucunda tane verimi, tane dolum süresi, tane dolum oranı, metrekarede başak sayısı, başakta tane sayısı, bitki boyu ile kalite unsurlarından bin tane ağırlığı, hektolitre ağırlığı, protein oranı, gluten miktarı, ve sedimantasyon yönünden genotipler arasındaki farklılık istatistiki anlamda önemli bulunmuştur. Başaklanma döneminde uygulanan II. azotlu gübreleme, tane dolum oranı, tane verimi, başakta tane sayısı, metrekarede başak sayısı, bitki boyu ve hektolitre ağırlığını etkilemezken, tane dolum süresi, 1000 tane ağırlığı ile kalite unsurlarından tane protein oranı, gluten miktarı ve sedimantasyonda önemli artışlar sağlamıştır. Tane Verimi Çizelge 1. 2003-2005 yılları altı ekmeklik buğday çeşidinin tane verimlerinin (kg/da) ortalama değerleri ve oluşturdukları gruplar
Yıllar 2003-2004 612.5 Çeşitler
N’lu Gübre Uyg. Kate A-1 Pehlivan Flamura85 Gelibolu Tekirdağ Atilla-12 Ortalama

2004-2005 610.2

I. Uyg. 606.3 669.4 II.Uyg. 595.5 652.9 Ortalama 661.2a 600.9b EKÖF (P <0.05): Çeşit: 29.67

574.7 555.3 565.0c

642.2 632.0 637.1a

599.7 609.8 604.8b

605.4 593.2 599.3b

616.3 606.5

Çizelge 1 incelendiğinde tane verimi yönünden; çeşit ortalamaları arasındaki farklılıklar istatistiki anlamda önemli; azotlu gübre uygulaması ve çeşit x azotlu gübre interaksiyonu önemsiz bulunmuştur. Tane verimi yönünden yıllar arasında farklılık önemli olmazken, genotiplerin tane verimi 565.0-661.2 kg/da arasında değişim göstermiştir. En yüksek tane verimi 661.2 kg/da ile Kate A-1 çeşidi ve 637.1 kg/da ile Gelibolu çeşidinden elde edilmiştir. En düşük tane verimi ise 565.0 kg/da ile Flamura-85 çeşidinden elde edilmiştir.

323

Denemede azotlu gübre uygulamaları incelendiğinde; çeşitlere bağlı olarak azotlu gübre uygulamalarının tane verimine etkisinin önemli olmadığı görülmüştür. Azotlu gübre uygulamalarında, I. uygulamadan 616.3 kg/da, II. uygulamadan ise 606.5 kg/da tane verimi alınmıştır. Bulgularımıza benzer sonuçlar; Ooro vd. (1999), Halaç ve Yürür (1999), Tümsavaş (2001) ve Savaşlı (2005) tarafından da bulunmuştur. Buna karşılık, azotlu gübrenin farklı zamanlarda uygulanmasının tane veriminde önemli artışlara neden olduğunu bildiren; Wuest ve Chassman (1992), Sade ve Soylu (2001) ve Kaplan (2003)’ın bulgularıyla farklılık göstermiştir. Tane Dolum Süresi Tane dolum süresi yönünden çeşit ve azotlu gübre uygulaması ortalamaları ve çeşit x azotlu gübre uygulaması interaksiyonları istatistiki anlamda önemli bulunmuştur. Çeşitlerin ortalama tane dolum süresi değerleri, 788.56-959.88 BDG arasında değişmiştir. En uzun tane dolum süresi 959.88 BDG ile Gelibolu çeşidinde, en kısa tane dolum süresi ise 788.56 BDG ile Atilla-12 çeşidinde bulunmuştur. Azotlu gübrelerin, II. uygulamasında tane dolum süresi 886.65 BDG olurken, I. uygulamada bu süre 872.40 BDG olarak bulunmuştur. Buğdayda tane verimini etkileyen en önemli özelliklerden birisi tane dolum süresinin uzunluğudur. Buğday tanelerine besin maddelerinin taşınımı farklı zamanlarda olmaktadır. Tanede ilk depolanan besin maddeleri proteinler olup, proteinlerden sonra tanede yoğun şekilde nişasta birikimi başlar. Bu dönemde yağışın yetersizliği, yüksek sıcaklıklar sarı olum dönemini kısaltırken, düşük sıcaklıklar ile alınan yüksek yağış bu sürenin uzamasına yol açmaktadır (Sepetoğlu,1994). klim koşullarına bağlı olarak tanenin olgunlaşma periyodunun uzaması, tanede fazla miktarda nişasta birikimine neden olacağından; tanede protein miktarı oransal olarak düşmektedir (Anonim, 2001). Çizelge 2. 2003-2005 yılları altı ekmeklik buğday çeşidinin tane dolum sürelerinin (BDG) ortalama değerleri ve oluşturdukları gruplar
Yıllar 2003-2004 899.33a EKÖF (P <0.05): 1.014 Çeşitler
N’lu Gübre Uyg. Kate A-1 Pehlivan Flamura85 Gelibolu Tekirdağ Atilla-12 Ortalama

2004-2005 859.71b

I. Uyg. 905.75e II.Uyg. 924.63c Ortalama 915.19b EKÖF (P <0.05): Çeşit:

823.50h 891.25f 782.13j 872.40b 879.88g 951.88b 823.13h 921.00d 795.00ı 886.65a 888.25f 967.88a 823.31e 884.06d 959.88a 906.13c 788.56f 1.757. N’lu Gübre Uyg.: 1.471 . Çeşit x N’lu Gübre Uyg.: 3.604

Tane Dolum Oranı Çizelge 3’ün incelenmesinde de görüleceği gibi tane dolum oranı yönünden; yıl, çeşit, azotlu gübre uygulaması ortalamaları ve çeşit x azotlu gübre uygulaması interaksiyonları istatistiki olarak önemli olduğu görülmektedir. Çeşitlerin ortalama tane dolum oranı değerleri, 0.052999-0.06231 mg/tane/BDG arasında değişmiştir. En yüksek tane dolum oranına 0.06231 mg/tane/BDG ile Pehlivan çeşidinde, en düşük tane dolum oranına ise 0.04670 mg/tane/BDG ile Kate A-1 çeşidinde ulaşılmıştır. Azotlu gübrelemenin, II. uygulamasında 0.05603 mg/tane/BDG tane dolum oranı elde edilmiş, I. uygulamada ise bu değer 0.05197 mg/tane/BDG düzeyinde kalmıştır.

324

Çizelge 3. 2003-2005 yılları altı ekmeklik buğday çeşidinin tane dolum oranlarının mg/tane/BDG) ortalama değerleri ve oluşturdukları gruplar
Yıllar 2003-2004 0.05197b EKÖF (P <0.05): = 0.00010 N’lu Gübre Kate A-1 Pehlivan FlamuraUyg. 85 I. Uyg. 0.04685g 0.06221a 0.05400c II.Uyg. 0.04655h 0.06240a 0.05421c Ortalama 0.04670f 0.06231a 0.05411c EKÖF (P <0.05): Çeşit: 0.00018. Çeşit x N’lu Gübre Çeşitler Gelibolu 2004-2005 0.05603a

(

Tekirdağ

Atilla-12 0.05336d 0.05261f 0.05299d

Ortalama 0.05403 0.05397

0.05258f 0.05519b 0.05301e 0.05501b 0.05279e 0.05510b Uyg.: 0.00026

Buğdayda tane verimini etkileyen önemli özelliklerden biri de tane dolum oranıdır. Sayed ve Ghandorah,1984; Pong vd., 1996; Keser,1996 başakta tane ağırlığının belirlenmesinde tane dolum oranının en önemli parametre olduğu açıklanmaktadır. Motzo vd.1996 ise tane dolum oranı yüksek çeşitlerin tohumları iri, maksimum tane ağırlığı ile çevre ve fenotip arasında önemli ilişki olduğunu belirtmektedir. Öztürk ve Çağlar (1999), tane ağırlığının çeçeklenme sonrası gelişme süreleri, çevre koşullarına ve tane dolum oranından çok tane dolum süresine bağlı olduğunu belirtmiştir. Bin Tane Ağırlığı Çizelge 4’ünn incelenmesinde de görüleceği gibi bin tane ağırlığına ilişkin veriler değerlendirildiğinde; yıl, çeşit ve azotlu gübre uygulaması ortalamaları, istatistiki anlamda önemli bulunmuştur. Çizelge 4. 2003-2005 yılları altı ekmeklik buğday çeşidinin bin tane ağırlıklarının (g) ortalama değerleri ve oluşturdukları gruplar
Yıllar 2003-2004 45.31b EKÖF (P <0.05): 0.20 Çeşitler
N’lu Gübre Uyg. Kate A-1 Pehlivan Flamura85 Gelibolu Tekirdağ Atilla-12 Ortalama

2004-2005 49.29a

I. Uyg. 51.44 40.93 48.85 46.60 II.Uyg. 51.54 41.66 49.81 47.96 Ortalama 41.29f 51.49a 49.33c 47.28d EKÖF (P <0.05): Çeşit: 0.347. N’lu Gübre Uyg.: 0.281

49.86 50.24 50.05b

44.31 44.36 44.34e

47.00b 47.60a

Çeşitlerin ortalama bin tane ağırlığı değerleri, 41.29-51.49a g arasında değişmiş, en yüksek bin tane ağırlığı 51.49 g ile Pehlivan çeşidinden, en düşük bin tane ağırlığı ise 41.29 g ile Kate A-1 çeşidinde bulunmuştur. Buğdayda tane verimini belirleyen ana verim unsurlarından biri olan bin tane ağırlığı ile tane verimi arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla yapılan birçok çalışmada, genotip ve yöreden kaynaklanan nedenlerle farklı sonuçlar elde edilmiştir.Yürür ve Turgut, 1991; Mikheev, 1992 tane verimi ile bin tane ağırlığı arasında olumlu, Noaman ve Taylor 1990 ise olumsuz ilişki bulmuştur. Azotlu gübrelemelerinin, II. uygulamasında bin tane ağırlığı 47.60.7g olarak bulunmuş, I. uygulamasında ise bu değer 47.00 g olmuştur. Azotlu gübre uygulamasının bin tane ağırlığı üzerine etkisi; yıllara göre farklılık göstermiştir. Azotlu gübre uygulaması çeşitlerin bin tane ağırlığını artırmıştır.

325

Hektolitre Ağırlığı Çizelge 5 incelendiğnde de görüleceği gibi hektolitre ağırlıklarının; yıl ve çeşit ortalamaları istatistiki anlamda önemli, azotlu gübre uygulaması ve çeşit x azotlu gübre interaksiyonunun önemsiz olduğu dikkati çekmektedir. Çizelge 5. 2003-2005 yılları altı ekmeklik buğday çeşidinin hektolitre ağırlıklarının (kg/hl) ortalama değerleri ve oluşturdukları gruplar
Yıllar 2003-2004 80.36b EKÖF (P <0.05): 0.420 Çeşitler
N’lu Gübre Uyg. Kate A-1 Pehlivan Flamura85 Gelibolu Tekirdağ Atilla-12 Ortalama

2004-2005 85.21a

I. Uyg. 82.56 83.49 II.Uyg. 82.59 83.03 Ortalama 83.26b 82.57cd EKÖF (P <0.05): Çeşit: 0.727

83.92 83.60 83.76a

82.40 82.96 82.68c

82.15 82.44 82.29de

82.08 82.23 82.16e

82.76 82.81

Çeşitlerin ortalama hektolitre ağırlığı değerleri, 82.16-83.76 kg arasında değişmiştir. En yüksek hektolitre ağırlığı 83.76 kg ile Flamura-85 çeşidinde bulunmuş, en düşük hektolitre ağırlığı ise 82.16 kg ile Atilla-12 çeşidinde saptanmıştır. Azotlu gübrelerin, I. uygulamasında 82.76 kg, II. uygulamasında ise 82.81 kg olarak bulunmuştur. Buğdayın fiziksel özelliğinin belirlenmesinde önemli bir kalite faktörü olan hektolitre ağırlığı ile un verimi ve bin tane ağırlığı arasında pozitif ilişki vardır. Hektolitre ağırlığı buğdayın çeşidine, ekim mevsimine ve yetiştirilen çevrenin iklim koşullarına göre değişmektedir (Anonim 2001). Geç dönemde uygulanan azotlu gübreleme hektolitre ağırlığını etkilememiştir.. Elde ettiğimiz bu sonuçlar; Ellen ve Spiert (1980), Mooleki ve Foster (1993), Ayoub vd. (1994), Tümsavaş (2001), Savaşlı (2005)’ın bulgularıyla desteklenmektedir. Protein Oranı Protein oranına ilişkin veriler incelendiğinde; çeşit, azotlu gübre uygulaması ortalamaları ve çeşit x azotlu gübre uygulaması interaksiyonları istatistiki anlamda önemli olduğu görülmektedir. Çizelge 6. 2003-2005 yılları altı ekmeklik buğday çeşidinin protein oranlarının (%) ortalama değerleri ve oluşturdukları gruplar
Yıllar 2003-2004 12.756 2004-2005 12.769 Ortalama 12.629b 12.896a

Çeşitler N’lu Gübre Kate A-1 Pehlivan FlamuraGelibolu Tekirdağ Atilla-12 Uyg. 85 I. Uyg. 12.688de 12.875c 12.163g 12.600e 13.075b 12.375f II.Uyg. 13.100b 12.775cd 12.700de 12.700de 13.663a 12.438f Ortalama 12.650c 12.894b 13.369a 12.406d 12.825b 12.431d EKÖF (P <0.05): Çeşit: 0.097. N’lu Gübre Uyg.: 0.048 . Çeşit x N’lu Gübre Uyg.: 0.119

326

Ele alınan çeşitlerin ortalama protein oranı değerleri, % 12.406-13.369 arasında değişmektedir. En yüksek protein oranı % 13.369 ile Flamura-85 çeşidinde bulunurken, en düşük protein oranı ise % 12.406 ile Gelibolu çeşidinde bulunmuştur. Azotlu gübrelemelerin, I. uygulamasında % 12.629 protein oranı bulunmuş, II. uygulamasında ise bu değer % 12.896 olarak saptanmıştır. Tahıllarda protein oranı çeşit, iklim koşulları, çevre ve toprak faktörlerine göre değişmektedir. Protein oranına; topraktaki alınabilir azot miktarı ve çeşitlerin azotu kullanma etkinliğinin önemli etkileri vardır. Azotlu gübre uygulamasının protein miktarı üzerine etkisi önemli bulunmuş ve yıllar arasında benzer sonuçlar elde edilmiştir. Stuber vd. (1962), geç çiçeklenme ile tanedeki protein arasında önemli ilişki olduğunu, geç ekimde başaklanma gün sayısının kısa olması süt olum dönemini etkilemezken, sarı olum döneminin kısalmasına bunun sonucunda da taneye nişastanın taşınmasının azalmasıyla tanedeki protein miktarı artmaktadır. Elde ettiğimiz bu sonuçlar; Ellen ve Spiert (1980), Zabunoğlu (1983), Kurten (1984), Halaç ve Yürür (1999), Tiryakioğlu vd. (1999), Ottman vd. (2000), Sade ve Soylu (2001), Woolfolk vd. (2002), Garrido-Lestache vd. (2004), Savaşlı (2005)’ın bulgularıyla desteklenmektedir. Yaş Gluten Miktarı Yaş gluten miktarı verileri incelendiğinde; yıl, çeşit, azotlu gübre uygulaması ortalamaları ve çeşit x azotlu gübre uygulaması interaksiyonu istatistiki anlamda önemli olmuştur. Çeşitlerin yaş gluten miktarı, % 24.71-32.29 arasında değişmektedir. En yüksek yaş gluten miktarı % 32.29 ile Pehlivan çeşidinde, en düşük yaş gluten miktarı ise % 26.80 ile Gelibolu çeşidinde bulunmuştur. Azotlu gübrelemelerin, II. uygulamasında yaş gluten miktarı % 30.14 olarak bulunmuş, I. uygulamasında ise bu değer % 29.02 olarak ölçülmüştür. Buğdayda yaş gluten miktarı; çeşide, yetiştirme yerinin ekolojik özelliklerine ve tane dolum devresindeki iklim koşullarına göre değişir. Yaş gluten; hamurun iskeletini oluşturan ve mayalanma sırasında oluşan gazı tutarak ekmeğin kabarmasını sağlar. Aktan (1993), buğdaya verilen azotlu gübre miktarı artıkça gluten miktarının yükseldiği, Kulik ( 1991) gluten ile bin tane ağırlığı, Yağdı (2004) gluten ile bin tane ağırlığı, protein ve hektolitre ağırlığı arasında pozitif ilişkinin olduğunu belirtmektedir. Geç dönemde azotlu gübre uygulaması yaş gluten miktarını artırmıştır. Bu sonuçlar; Aktan (1993), Dere ve Köycü (1997), Sade ve Soylu (2001)’un bulgularıyla desteklenmektedir. Çizelge 7. 2003-2005 yılları altı ekmeklik buğday çeşidinin yaş gluten miktarlarının ( %) ortalama değerleri ve oluşturdukları gruplar
Yıllar 2003-2004 28.63b EKÖF (P <0.05) = 0.177 Çeşitler
N’lu Gübre Uyg. Kate A-1 Pehlivan Flamura85 Gelibolu Tekirdağ Atilla-12 Ortalama

2004-2005 30.53a

I. Uyg. 31.35d 31.15d 25.94h 29.02b 31.74c 29.48f 24.49j II.Uyg. 33.24a 32.31b 27.66g 30.14a 32.53b 30.15e 24.93ı Ortalama 32.13a 32.29a 29.81c 24.71e 31.73b 26.80d EKÖF (P <0.05): Çeşit: 0.307. N’lu Gübre Uyg.: 0.154. Çeşit x N’lu Gübre Uyg.: 0.378

327

Sedimantasyon (Zeleny) Sedimantasyona ilişkin veriler değerlendirildiğinde; yıl,, çeşit ve azotlu gübre uygulaması ortalamaları ve çeşit x azotlu gübre interaksiyonu istatistiki anlamda önemli olduğu görülmektedir. Çizelge 8. 2003-2005 yılları altı ekmeklik buğday çeşidinin sedimantasyonlarının ( ml) ortalama değerleri ve oluşturdukları gruplar
Yıllar 2003-2004 37.15b EKÖF (P <0.05): = 0.295 Çeşitler
N’lu Gübre Uyg. Kate A-1 Pehlivan Flamura85 Gelibolu Tekirdağ Atilla-12 Ortalama

2004-2005 37.67a

I. Uyg. 30.13h 37.63d 38.00d 36.67b 32.50g 45.25b 36.50e II.Uyg. 31.75g 37.75d 39.25c 38.15a 35.13f 46.88a 38.13d Ortalama 33.81d 30.94e 46.06a 37.31c 37.69c 38.63b EKÖF (P <0.05): Çeşit: 0.510. N’lu Gübre Uyg.: 0.330. Çeşit x N’lu Gübre Uyg.: 0.808

Genotiplerin ortalama sedimantasyon değerleri, 30.94-46.06 ml arasında değişmiştir. En yüksek sedimantasyon değeri 46.06 ml ile Flamura-85 çeşidinde, en düşük sedimantasyon değeri ise 30.94 ml ile Pehlivan çeşidinde bulunmuştur. Azotlu gübrelemelerin, II. uygulamasında elde edilen sedimantasyon değeri 38.15 ml, I. uygulamasında ise elde edilen sedimantasyon değeri 36.67 ml olarak bulunmuştur. Buğdayda sedimantasyon değeri, protein kalitesini belirten genetik bir özelliktir. Sedimantasyon değerinin yüksek olması kalitenin yüksek olduğunu gösterir. Geç dönemde uygulanan azotlu gübrelemenin sedimantasyon değeri üzerine etkisinin önemli olduğu Ooro vd.(1999)’nun bulgularıyla benzerlik, azotlu gübre uygulama zamanının sedimantasyon değerini etkilemediğini belirten Savaşlı (2005)’ nın bulguları ile farklılık göstermiştir. Son yıllarda Trakya Bölgesi’nde buğday tarlalarında ilkbaharda görülen yabancı ot, bazı hastalıklar ve süne mücadelesinin yer aletleriyle yapılacak mücadelelerinde buğdayların zarar görmemesi için ize ekim yöntemlerinin uygulanması ilkbaharda geç dönemdeki (başaklanma) azotlu gübreleme uygulanabilmesine olanak vermektedir. Azotlu gübre uygulamalarından II. uygulamanın (4.6 kg/da N ekim öncesi kompoze, 3.1 kg/da N kardeşlenmede üre, 3.1 kg/da N sapa kalkma döneminde A.nitrat ve 3.1 kg/da N başaklanma döneminde A.nitrat ) tane veriminde önemli bir artış sağlamamasına rağmen buğday kalite kriterlerinden protein, gluten ve sedimantasyon değerlerini önemli derecede artırmasından dolayı kaliteli ürün elde etmek için bu uygulama önerilebilir. KAYNAKLAR
Anonim, 1972. ICC Standart No: 116, Determination of The Sedimentation Value (According to Zeleny) as an Approximate Measure of Baking Quality. Anonim, 1980. ICC Standart No: 105/1. Method for Determination of Crude Protein in Cereals and Cereals Products for Food and for Feed.

328

Anonim, 1982. ICC Standart No: 137, Mechanical Determination of The Wet Gluten Content of Wheat Flour ( Glutomatic). Ayoub, M., Guertın, S., Lussıer, L ., Smıth, D.H., 1994. Timing and Level of Nitrogen Fertility Effects on Spring Wheat Yield in Eastern Canada. Crop Sci. No:3, Vol: 34: 748-756. Dere, Ş. ve Köycü, C., 1997. Samsun Ekolojik Şartlarında Farklı Zamanlarda Uygulanan Azotlu Gübre ve Yabancı Ot laçlarının Ekmeklik Buğdaylarda Verim, Verim Unsurları ve Bazı Kalite Kriterleri Üzerine Bir Araştırma. Türkiye II. Tarla Bitkileri Kongresi, 22-25 Eylül, Samsun, 529-533. Elgün, A., Türker, S. ve Bilgiçli, N., 2001. Tahıl ve Ürünlerinde Analitik Kalite Kontrolü. S. Ü. Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Ders Notları, Konya Ticaret Borsası Yayın No:2, Konya. Ellen, J. and Spıertz, J. H. J., 1980. Effects of Rate and Timing of Nitrogen Dressings on Grain Yield Formation of Winter Wheat. Australia Fertizer Res., 1:177-190. Fischer, R.A., 1993. Irrigated Spring Wheat and Timing and Amount of Nitrogen Fertilizer. Ll. Physiology og grain Yield Response.Australia Field Crops Res.,33:57-80. Fowler, D. B. and Brydon, J., 1989. No-Till Winter Wheat Production on The Canadian Prairies: Placement of Urea and Ammoium Nitrate Fertilizers. Soil Sci. Soc. Am. J.:81:518-524. Garrido-Lestache, E., Lopez-Bellido, R. J. and Lopez-Bellido, L., 2004. Effect of N rate, timing and splitting and N type on bread-making qualty in hard red spring wheat under rainfed Mediterranean conditions. Field Crop Research, Vol: 85, Issues 2-3, p: 213-236. Gbur, E. E., Thomas, G. L. and Miller, F. R., 1979. Use of Segmented Regression in the Determination of The Base Temperature in Heat Accumulation. Crop Science. 29: 949-954. Halaç, . ve Yürür, N., 1999. Azotlu Gübre Verme Zamanlarının Buğdayın Verim ve Kalitesine Etkisi. Türkiye 3.Tarla Bitkileri Kongresi, 15-18 Kasım 1999, Adana, Cilt-I , Genel ve Tahıllar, 145-150. Kalaycı. M., 2005. Örneklerle Jump Kullanımı ve Tarımsal Araştırma çin Varyans Analiz Modelleri. Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Yayınları, Yayın No:21, Eskişehir. Kaplan, A., 2003 . Kahramanmaraş Koşullarında Azot Uygulama Zamanlarının Üç Ekmeklik Buğday Çeşidinde (Triticum aestium L.) Verim ve Verim Unsurlarına Etkisi (Yüksek Lisans Tezi, Kahramanmaraş Sütçü mam Üniversitesi Tarla Bitkileri Anabilim Dalı). Kulik, L. A., 1991. Nature of the inheritance of 1000-grain weight and its interrelation with the main indices of grain quality in winter wheat. CAB: 6T Wheat, Barley and Triticale Abstracts. Kurten, P.W., 1984. Düngung von Qualitaetsweizen Boden und Pflanze, 11, 32-48. Kün, E.,1983. Serin klim Tahılları. A.Ü.Z.F. Yayınları: 875, Ders kitabı: 240. A.Ü. Basımevi, Ankara.307s. Mikheev, L. A., 1992. Correlation of grain weight per ear with yield components in wheat hybrids . Sekektsiya-i Semenovdstvo Moskva. No: 2-3, 17-21. Moolekı, S.P. and Foster, R.K., 1993. Effects of N and P Rates and proportional Timing of Application on Rainfed Wheat in Zambia. Plant and Soil, 149:73-86.

329

Noaman, M. M. and Taylor, G. A., 1990. Morphophysiological characteristics, grain protein and grain yield in high and low protein winter wheat. Cereal Research Communications, Vol: 18 :1-2, 59-65. Ooro, P.A., Lıavoga, A.B., Tanner, D.G. and Payne, T.S., 1999. Effect of Rate Timing of Nitrogen Application on Grain Quality and Yield of Bread Wheat in Kenya. Africa Crop.Sci.Con. Pro. Vol:4:183-186 Ottman, M. J., Thomas, A.D. and Edward, C.M., 2000. Durum Grain Quality as Affected by Nitrogen Fertilization Near Anthesis and Irrigation During Grain Fill. Soil Sci. Soc. Am. J. 92:1035-1041. Öztürk, A. ve Çağlar, Ö. 1999. Kışlık Buğdayda Kuraklığın Vejetatif Dönem, Tane Dolum Dönemi ve Tane Dolum Oranına Etkisi. Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Derg., 30(1),110. Sade, B. ve Soylu, S., 2001. Makarnalık Buğdayda Azot Dozları ve Uygulama Zamanlarının Verim ve Kalite Üzerine Etkileri. Türkiye 4. Tarla Bitkileri Kongresi, 17-21 Eylül, Tekirdağ, 141-146. Sağlam, T., 1992. Gübreler ve Gübreleme ( kinci Baskı). T.Ü.Tek. Zir. Fak. Yayın No: 149, Ders No: 74, TEK RDAĞ. Savaşlı, E., 2005. lkbahar Dönemi Üst Gübrelemesinde Kullanılan Azotlu Gübre Çeşit, Doz ve Uygulama Zamanlarının Buğday Bitkisinde Gelişme ve Azot Alımına Etkisi (Doktora Tezi). Gaziosmanpaşa Ün.Fen Bilimleri Ens. Toprak Anabilim Dalı, Tokat, 116 s. Sepetoğlu, H., 1994. Tarla Bitkileri-1. E.Ü.Zir. Fak. Yayınları, Teksir No: 30, E.Ü.Zir. Fak. Ofset Basımevi, Bornova, zmir. Tiryakioğlu, M., Barutçular, C. ve Koç, M., 1999. Güncel Makarnalık Buğday Çeşitlerinde Geç Dönemde Uygulanan Azotun Verim ve Protein Verimine Etkisi. Türkiye 3.Tarla Bitkileri Kongresi, 15-18 Kasım 1999, Adana, Cilt-I , Genel ve Tahıllar, 139-144. Tümsavaş, Z., 2001. Değişik Zamanlarda ve Artan Miktarlarda Uygulanan Azotlu Gübrenin Ekmeklik Otholom Buğday Çeşidinin Verim ve Verim Öğeleri Üzerine Etkisi. Ulud. Üniv. Zir. Fak. Dergisi, 15 : 19-29. Yağdı, K., 2004. Bursa Koşullarında Geliştirilen Ekmeklik Buğday (Triticum aestivum L.) Hatlarının Bazı Kalite Özelliklerinin Araştırılması. Ulud. Üniv. Zir. Fak. Dergisi, 18 (1) : 11-23. Yurtsever, N., 1984. Deneysel statistik Metotlar. Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü Yayın No: 121, Teknik Yayın No:56, Ankara. Yürür, N., 1994. Serin klim Tahılları (Tahıllar-I).Uludağ Üniversitesi Basımevi. 250s. Woolfolk, C. W., Raun, W. R., Johnson, G. V., Thomason, W. E., Mullen, R. W. , Wynn, K. J. and Freeman, K. W., 2002. Influence of late-Season Foliar Nitrogen Applications on Yield and Grain Nitrogen in Winter Wheat. Agron. J. 94: 429-434. Wuest, S.B, and Chassman, K.G., 1992. Fertilizer Nitrogen Use Efficiency of irrigated Wheat: l. Uptake Efficiency of Preplant Versus Late-Season Application. Soil Sci. Soc. Am. J.84:682-688 Zabunoğlu, S., 1983. Gübreler ve Gübreleme. Ankara Üniv. Ziraat. Fak. 877: 60-72, Ankara.

330

ORTA ANADOLU BÖLGES TOPRAK VE BUĞDAYLARININ SELENYUM ÇER KLER Mustafa HARMANKAYA1*
1

Sait GEZG N1

smail ÇAKMAK2

Selçuk Üniv. Ziraat Fak. Toprak Böl., Konya. *mharmankaya@selcuk.edu.tr 2 Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, stanbul. ÖZET

Selenyum bitki gelişimi için gerekli olmamakla birlikte insan ve hayvan sağlığı açısından kritik öneminden dolayı bitkilerdeki ve bitkisel kökenli gıdalardaki miktarının yüksek olması arzu edilmektedir. Buğdayın insanların günlük selenyum alımında önemli bir gıda kaynağı olması nedeniyle çalışmamızda Orta Anadolu Bölgesi topraklarının ve buğdaylarının selenyum içeriğinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Toprakların elverişli selenyum konsantrasyonları 0.56-9.76 µg kg-1 (ortalama 2.25 µg kg-1)aralığında değişim göstermiştir. Bu topraklar üzerinde yetişen buğdayların selenyum konsantrasyonları 10.13-96.01 µg kg-1 (ort. 24.31 µg kg-1) arasında değişmiştir. Anahtar Kelimeler: Selenyum, buğday, toprak. GRŞ Günümüzde mikroelement noksanlıkları ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sağlık sorunları giderek artan ve ciddi boyutlara ulaşan bir sorun durumundadır. Mikro element eksikliği problemleri içinde selenyum eksikliği problemi apayrı bir öneme sahiptir. nsan ve hayvan sağlığında önemli rollere sahip olan selenyum dünya ülkelerinde son yıllarda giderek artan ilgi ile araştırılan bir mikro elementtir (Çapraz, 1999). Se'un gıdalardaki eksiklik ve toksik seviyeleri arasındaki mesafe oldukça dardır. Hem insan hem de hayvanların uygun beslenmesi için yiyecek ve yemlerdeki Se konsantrasyonunun 0.1-1.0 mg kg-1 arasında olması arzu edilmektedir ( Alloway, 1968). Hayvanların minimum beslenme gereksinimi yemlerde 0.05-0.10 µg Se g-1 (Mayland ve ark., 1989)’ dır ve bu miktarın altında selenyum alımı ise çeşitli noksanlık hastalıklarına yol açabilir (NRC, 1983). Bununla birlikte söz konusu konsantrasyonun 5 mg kg-1’ın üzerinde olması durumunda ise selenyum toksisitesi sorunu ortaya çıkmaktadır (Mikkelsen ve ark., 1989; Arvy, 1992; Dhillon ve Dhillon, 1992). Yetişkinler için 50-200 µg gün-1 düzeyinde selenyum alımı güvenli ve yeterli kabul edilmektedir. ABD’de önerilen günlük selenyum alım düzeyleri kadın ve erkekler için 55 µg gün-1’dür. Gebelikte 60 µg gün-1, laktasyon döneminde ise 70 µg gün-1 önerilmektedir. Tolere edilebilir selenyum alım seviyesi ise 400 µg gün-1 (NAS, 2000)’dür. ngiltere’de önerilen selenyum alım düzeyleri ise kadınlar için 60 µg gün-1 ve erkekler için 75 µg gün-1’dür. Topraktaki selenyum seviyesi genellikle insan popülasyonunun selenyum seviyesini ve gıdalardaki mevcudiyetini yansıtır. Gıdaların selenyum içeriği coğrafik olarak hem ülkeler arasında hem de ülke içinde değişiklik gösterir (Navarro-Alarcon ve Cabrera-Vique, 2007). Çin selenyum elementinin doğada ve insanda dağılımı açısından en fazla değişiklik gösterdiği ülkedir. Selenyum eksikliğine bağlı hastalıklar (Keshan ve Keshan-Beck hastalığı) dünyada ilk kez selenyumca çok fakir topraklara sahip olan

331

Çin’de görülmüştür (Rayman, 2000). Çocuklarda ve doğurganlık yaşındaki kadınlarda görülen ve endemik kardiyomiyopatiye neden olan (Reilly, 1996) Keshan hastalığının görüldüğü yerlerde selenyum alımı ortalama 8 µg gün-1 (Wada ve King, 1994) gibi çok düşük düzeylerde iken yüksek selenyumlu alanlarda 240-6990 µg gün-1’dür. Keshan Hastalığını önlemek için ihtiyaç duyulan minimum günlük selenyum alımnın yaklaşık 17 µg gün-1’ olduğu bulunmuştur (Yang and Xia, 1995). Diyet selenyumunun yetersizliği insan sağlığında geniş kapsamlı etkilere neden olmaktadır (Foster ve Sumar, 1997; WHO, 2002). Düşük selenyum seviyesi kardiyomiyopati, hipertansiyon, kısırlık, kistik fibrosis, eklem iltihabı, kas gelişememesi, viral enfeksiyonlara karşı hassasiyet (Johnson ve ark., 2000), kardiyovasküler hastalıklar, troid fonksiyonu bozukluğu, depresyon ve kanser ( Brown ve Arthur, 2001; Combs ve Lu, 2001; Rayman, 2002) gibi hastalıklarla ilişkilendirilmektedir. Son yıllarda giderek kabul gören kanıya göre Se ayrıca savunma sisteminin kuvvetlenmesinde ve AIDS hastalığının önüne geçilmesinde de çok etkin olan bir mineral elementtir. Günde 200 µg Se kullanımının AIDS hastalarında çok olumlu sonuçlar verdiği bulunmuştur (Rayman, 2000). Hayvanlarda ise selenyum eksikliğinden dolayı beyaz kas, iskelet bozuklukları, sığırlarda karaciğer nekrozu ve yavrularda da ölümler meydana gelmektedir (Kishckak, 1998) Selenyum fazla alınması durumunda ise insanlarda deride, saçta ve tırnaklarda şekil bozuklukları ve kayıpları, diş çürümeleri, gastrointestinal ve nörolojik rahatsızlıklar, baş ağrısı ve mide bulantısı gibi rahatsızlıklara yol açabilmektedir ( Dhillon ve Dhillon, 2003). Değişik ülkelerde yapılan çalışmalar, insanların günlük Se alımında diyetteki gıda kaynaklarının önemli olduğunu göstermektedir. Tüketilen gıdalar Se bakımından fakir ise zamanla insanlarda Se eks