P. 1
Yusif Vezir Çemenzeminli

Yusif Vezir Çemenzeminli

|Views: 2,067|Likes:
Yayınlayan: Mehmet Kayasar KAYA
Azerbaycan XX.yy Türk Edebiyatı
Azerbaycan XX.yy Türk Edebiyatı

More info:

Published by: Mehmet Kayasar KAYA on Mar 27, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

03/27/2011

pdf

text

original

Yusif Vezir Çemenzeminli

(12 Eylül 1887, Şuşa -1942, Gorki vilayeti, Rusya) Edebiyat ve kültür tarihinde yazar, araştırmacı, politikacı olarak tanınmaktadır. 12 Eylül 1887'de Transkafkaz'm Paris'i diye anılan Şüşa'da doğdu. Babası Mirbaba, geleneksel Müslüman kültürünü sahiplenmiş birisiydi. Mesleği ıtriyatçılık ve halk tabipliği olmakla beraber, Fars ve Türk dillerini, bu dillerdeki Edebiyat örneklerini iyi bilirdi. Evi Şuşa'nm güzelsanat adamlarının, müzisyenlerin, mugannilerin, şairlerin daimî toplantı yeriydi. Evladlarının ilk eğitimiyle kendisi meşgul olmuş, hatta bu amaçla bir kitap (ders kitabı) da yazmıştı. Anası Seyid Eziz oldukça güzel, şefkatli, dindar ve adaletli bir kadındı. Eşinden 25 yaş küçüktü. Lakin bu büyük yaş farkı onların aile hayatını bozmamıştı. Yusif Vezir şöyle diyordu: "Anam atama karşı hürmetsizlik etmirdi. Vefasızlığı ağlına bile getirmirdi. Ancak kısmetine tapınarak bahtmdan küsmüşdü. Bu hayata karşı olan küskünlük bize de sirayet etmişdi. Bilhasse men hayatımın sonuna kadar uğursuz olacağına çocukluğumun ilk dövründen inanıp kalbimde gem kitapı taşıyırdım". Anasının söylediği masallar, bayatılar, efsaneler, onu gelecekte bir yazar olmağa teşvik etmişti. 1906'da, babasının ölümünden sonra, ailenin tüm ağırlığı ananın üzerine kalmıştı. Yusif Vezir, ilk tahsilini babasından ve Şuşa'da "Kar Helfa Okulu" olarak tanınan mollahanede aldıktan sonra, Şuşa realnı mektebine, girer ve burada Rus Dilinde eğitim görmeye başlar. Bu mektepte ilk defa Rus Edebiyatı ile tanış olur. Rus yazarlarını geniş bir şekilde okur ve anlamaya çalışır. Bu yazarlar içerisinde onu en fazla Çehov etkilemektedir. Gençlik yıllarında yazdığı pek çok hikâyede, Çehov etkisi açık şekilde göze çarpmaktadır. Sanat çalışmalarına şiirle başlamış, incelediği Rus yazarlarının etkisi altında ilk şiirlerini de Rus dilinde yazmıştı. Şahsî hayatını ve yakın çevresindeki hadiseleri anlatan bu şiirler, genellikle karamsar ruhtadır. Amcasının oğlu, realnı mektebin talebesi, Mir Hasan Vezirov'la birlikte, el yazması halinde, yine Rus dilinde "Fokusnik" adlı bir dergi de hazırlayan Yusif Vezir, ayrıca resim çalışmış, tablolar, portreler, natürmortlar, karikatürler yapmıştır. 1908'de Bakü'de, realnı mektebin son sınıfını, 1910'da ise Taşkent ortaokulunu bitiren Yusif Vezir, aynı yıl Kiev Üniversitesi'nin Hukuk Fakültesi'ne girdi ve 1915'te bu fakülteden mezun oldu. 1907'de "Molla Nesreddin" mecmuası ile tanıştıktan sonra, Azerî Türkçesi ile yazmaya başladı ve "Şahkulunun Hayır işi" adlı ilk hikâyesini de aynı dergide yayınlattı. 1911-1913 yılları arasında, genç Çemenzeminli'nin 7 hikâye kitabı yayınlandı. Sade, açık, anlaşılır bir dille, olgun bir üslûpla yazılan bu hikayelerde, çağdaş Azerbaycan hayatının çok farklı konuları ele almıyor, özellikle sosyal hayattaki, maneviyat ve kültürdeki gerici eğilimler, cahillik ve fanatizm keskin şekilde eleştiriliyordu. 1915-1917 yıllarında Yusif Vezir, Kırım'daAkmescid'de-yaşar, avukatlıkla meşgul olur, aynı zamanda Bakü'de yayınlanan gazetelere makaleler yazar. Bu devirde, tarihle, özellikle de Türk Tarihi ile devamlı şekilde meşgul olur, Litvanya Tatarlarına (Karaimlere) hasrolunmuş araştırmasını, "İlminski ve Mezhebi" vb. eserlerini yazar. 1917 Rus ihtilalinden sonra vatanında daha gerekli olduğunu düşünerek Azerbaycan'a gelir. 1918 sonlarında Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Türkiye Büyükelçisi olarak İstanbul'a döner. İstanbul'da diplomatik faaliyetini sürdürmekle beraber, arşiv ve kütüphanelerde de çalışır, "Azerbaycan Edebiyatına Bir Nezer" adlı kitabını yazıp, 1920 de İstanbul'da, Azerî Türkçesi ile, 1922'de ise Paris'de, Fransızca yayınlatır. Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin çöküşünden sonra (1920), Yusif Vezir Fransa'ya göç-

mek zorunda kalır. 1920-1925'de Paris'te yaşar. İhtisasına uygun bir iş bulamadığından fabrikalarda çalışır, Fransız gazetelerine makaleler yazar, aynı zamanda Paris'teki millî Kütüphanede de Şark tarihine ve felsefesine dair araştırmalar yapar. Paris Siyasî Bilimler Akademisi'nden mezun olan küçük kardeşi Miri'nin ölümünden sonra, ne olursa olsun, vatana dönmeye karar verir. 1925'te pişmanlık mektubu Azerbaycan Sovyet matbuatında yayınlandıktan sonra vatana dönmesine izin çıkar. Burada yayınevlerinde çalışır, aynı zamanda edebiyatla uğraşır. 1926-1930'da "Keçmişden Sesler" ve "Kazanç Yolunda" adlı hikâye kitapları yayınlanır. Rus ihtilalinden önce yazmış olduğu "Bir Cavanm Defteri", "Arvadlarımızm Hah", "Kızlar Bulağı", "Studentler" (Öyrenciler) gibi eserlerinin üzerinde yeniden çalışır, onları sanatkârlık açısından daha da zenginleştirir. Sonuncu iki eserini Rus ve Batı romanı geleneklerine dayanan çağdaş romanlar seviyesine yükseltir. Özellikle "Studentler" romanında, ihtilalden önce Rus üniversitelerinde tahsil alan farklı düşünce tarzlarına, farklı siyasî bakışlara, farklı sosyal kökenlere mensup Azerî talebelerinin birbirinden farklı, lakin bir toplum halinde; aynı devirdeki sosyetenin ibret verici portretleri tasvir edilir, muhtelif fikir akımları ve millî-manevî mefkurenin gelişmesi gözler önüne serilir. Teferruatlı tarihi bilgiler, Batı dillerindeki ilmî kaynaklara dayanarak yazılmış "Kızlar Bulağı" romanında ise Türklüğün en eski dönemleri canlandırılır. Yusif Vezir, 1930 yıllarında Karabağ Hanlığı'nm ve Azerbaycan'ın ünlü şairi, politika adamı Molla Penah Vagif'in (1717-1797) hayatını ve mücadelelerini konu alan "Kan İçinde" tarihî romanını yazıp bitirir. Lakin devamlı takibler yüzünden bu kitabını yayınlatamaz. Çemenzeminli'nin konu ve üslûp açısından birbirini tamamlayan bu üç romanı, XX. yy. Azerbaycan romancılığının önemli örnekleri olarak şimdi de dikkati çekmektedir. 1930 yıllarında yazar, o döneme kadar uğraşmadığı yeni bir edebî türe -daramaturgiyayayönelir ve Kemalist Türkiye'den kaçarak, Batının türlü memleketlerinde, manasız ve kendi milletine ihanetle dolu bir mülteci hayatı yaşayan Türk muhacirlerinin gereksiz mücadelelerini konu olarak ele alan "Hezreti-Şehriyar" komedisini kaleme alır. Stalin terörünün şiddetlendiği 1937'de, Yusif Vezir de takibe uğrar. Onu aynı zamanda Bolşevikler aleyhine propoganda yapmakla, milliyyetçilikle, pantürkizmle, İngiliz ve Japonlar lehine casuslukla ve daha akılalmaz suçlarla itham ederler. Hapse atılmasının yakın olduğunu gören Yusif Vezir, Orta Asya'ya kaçar, burada Ürkenç Pedagoji Enstitüsü'nde Rus Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak çalışır. Talebesi Yunus Yusuf'la birlikde "Hakikatin Tentenesi" adlı film senaryosunu yazar. Lakin ailesiyle görüşmek için, 1939'da gizli şekilde Bakü'ye dönen Yusif Vezir, burada tutuklanır, askerî mahkemenin kararıyla 10 yıllık

hapis cezasına mahkum edilir. 1942 Mayıs ayında Gorki vilayetinin Sukobezvodnoe köyündeki mahkûmlar kampında hastalanarak hayatını kaybettiği, son zamanlarda KGB arşivlerinden elde edilen kaynaklardan öğrenilmiştir. Yazarın kullandığı "Çemenzeminli" mahlası, Güney Azerbaycan'daki köylerden birinin adıdır. Yusif Vezir, hiçbir zaman bu köyde bulunmamıştı. Lakin 1905'te bir lokma ekmek peşinde Kuzey Azerbaycan'a o köyden gelmiş insanlarla görüşmüştü, onlara yardımcı olmuş ve bu insanlara duyduğu sevgi ve bağlılığın nişanesi olarak, eserlerinde "Çemenzeminli" mahlasnıı kullanmaya başlamıştı. Çemenzeminli'nin zengin külliyatının yanısıra, hâlâ incelenmemiş ve yayınlanmamış tarihî-filoloji araştırmaları da mevcuttur. Lakin son yıllar ister Türkiye'de, isterse de Azerbaycan'da, Yusif Vezir'in yazdığı tekidle belirtilen "Ali ile Nino" romanını o yazmamıştır. Eserleri: iki Hekaye: Ağ 8uxaqda Qara Xal, Toy. Bakı, 1911; Melik Mehemmed (Xalq ağzından toplanmış nağıl), Bakı, 1911; Yeddi Hekaye, Bakı, 1912; Üç Hekaye, Bakı, 1912; Arvadlanmızın Hah (Kiyevde tehsil alan müslüman talebeler karşısında okunmuş mühazirenin metni) Bakı, 1913; Qanlı Göz Yaşları. Arvadlanmızın Meişetinden, Bakı, 1913; Heyat Sehifeleri, Bakı, 1913; Cennetin Qebzi, Bakı, 1913; Litva Tatarlarının Tarixi Krım, Ağmescid, 1919; Azerbaycan Edebiyyatına Bir Nezer. istanbul, 1920, Un Coup D'oeil Sur La Litterature De V Azerbaidjan, Paris, 1922, Azerbaycan Edebiyyatına Bir Nezer, Paris, 1922, (Fransız Dilinde); Cennetin Qebzi. Hekayeler. Bakı, 1923; 1927; 1937; 1957; Keçmişden Sehifeler, Bakı, 1926; Qazanc Yolunda, Bakı, 1930; Studentler, Bakı, 1930; Qaranhqdan İşığa, Bakı, 1931; Qızlar Bulağı, Bakı, 1931; Yaramaz, Bakı, 1934; Gelecek Seher, Bakı, 1934; Studentler. 1917-ci II, Bakı, 1935; Qızlar Bulağı, Bakı, 1964, 1972; Bir Cavanın Defteri. Hatireler. Bakı, 1966; Eserleri, 3 Cildde, C.I, Bakı, 1966; C. II, Bakı, 1976; C. III, Bakı, 1977; Qan içinde, Bakı, 1968; Con Bahar. Hekayeler, Bakı, 1968; Romanları, Bakı, 1968; Çaynanın Oyunları. Hekayeler. Bakı, 1970; Aynhq Axşamı, Bakı, 1971; Seçilmiş Eserleri, Bakı, 1976; Qan içinde. Çhzlar Bulağı. Azerbaycan Romanı Seriyasından, Bakı, 1987; Azerbaycan Edebiyyatına Bir Nezer, Erzurum, 1992. Kaynakça: Kamran Memmedov. Yusif Vezir Çemenzeminli. Bakı, 1981; Meryem Axundova. Yusif Vezir Çemenzeminli. Bakı, 1981; Behlul Abdullahyev. Yusif Vezir Çemenzeminli Ve Folklor. Bakı, 1981; Qulu Xelilov. Azerbaycan Romanının inkişaf Tarmnden, Bakı, 1973; Penah Xelilov. Nesrimizin Üfüqleri, Bakı, 1982; Yavuz Axundov. Azerbaycan Sovet Tarixi Romanı, Bakı, 1986; Tofiq Hüseynov. Yusif Vezir Çemenzeminli. Bakı, 1987; Arif Memmedov. Nesrin Poetikası, Bakı, 1990.

HİKAYELER MÜSELMAN ARVADININ SERGÜZEŞTİ (Yusuf Vezir Çemen Zeminli, Eserleri, üç cilt, Bakı1966, c. I, s.182-183)

Dedemin övladı olmadığına göre nezir eleyiri ki, bir qızım olsun, Seyid'e verim. Odur ki, meni onbir yaşım tamam olanda Mir Qasım adlı bir qırmızı saqqala ere veribler. Bir ilden sonra Seyid yox oldu. Ora Seyid, bura Seyid? Me'lûm oldu ki, Seyid kendde evlenib, bir uşağı da var. Dedem meni getirdi eve. Üç il qalıb "kebinim2 halal, canım azad3" deyib Seyid'den ayrılışdıq. Birazdan sonra kebinim sövdeger Hacı Kerim'e kesildi. Gelin hamamından çıxanda cahıllar tökülüb meni Şerif oğlu Sâmân'a götürüb qaçanda bizimkiler de bir terefden çıxdılar. Aralıqda bir nece4 adam ölüb bir nece nefer^ de yaralandısa, meni Şerif oğlunun elinden alabilmediler. Köhneö kebin pozulub teze kebin kesildi. İki il yarım keçdi, bir gün erimin qanlı meyitini^ eve getirdiler. Meherremlikde deyib: "Men deste8 başı çekeceyem". Bir ayrısı deyib: "Xeyr, men çekeceyem". sözleri çep gelib, erimi vurub öldürüb. Ondan bir yetim ile yeddi il evde dul qaldım. Hana9 toxumaqdan barmaqlarım topal oldu, su daşımaqdan çiynim yara; dedem de mene çörek vermekden tenge geldiio. Âxırda meni götürüb dua yazan bir İranlı'ya verdi. Daha sevindiyimden gece-gündüz yatmırdım, deyirdim: "Allah, qurtardım hananm üzünden". Molla da adam ölecek, pis adam deyildi. Eline düşeni bozbaşa11 verirdi, yeyirdik. Döyende de özge kişiler kimi çox döymezdi, qabırğalarıma, qarnıma beş-altı tepik salandan sonra üreyi soyuyardı. Xülase, ele güç ile rahat olmuşdum, bir gün Molla geldi ki, gedirem. "Ay balam, harai2?" dedi "bes!3 qasid kağız getiribdir ki, İran'daki arvadın qaçıb, oğul-uşağın yaman!4 gündedir". Haray-heşirlS, daha haray-heşir hara çatar^? Molla çıxdı getdi. Yene qayıtdım atam evine. Uşağım bir idi, oldu üç. Dedem başladı günde meni mezemmet elemeye*7: "Gerdin, bu küçükleri de dalına qoşduni8 getirdin". Üç aydan sonra toya!9 getdiyim yerde meni bir doğmayan arvadın üste götürüb qaçdılar ve ortalıq sâkit olunca aparıb20 mollanın evine qoydular. Günüm eşitcek mene bele bir sifariş elemişdi: Gülü gülüstan üstüne, Şeh2l düşdü bostan üstüne. Gedin, deyin o tülküye22, Gelmesin aslan üstüne. Doğrusu, günüme23 çox acığım.24 tutdu, men de ona bele bir sifariş eledim:

Gülü gülüstan üstüne, Gün düşdü bostan üstüne, Gedin, deyin o "aslana", Dağ gelir aslan üstüne. Xülâse, kebin kesildi25, aralıq26 sâkit olan kimi erim meni apardı27 eve. Bunun çubuqdan hörme28 birce29 otağı var idi. Bir terefde günüm olurdu, bir terefde men. Bir gün olmazdı ki, davamız30 düşmesin, bir-birimizin hörüklerini çıxartmayaq, üzünü cırmayaq3l. Günüm gündüzler menimle dalaşırdı, geceler de erimle. Erimin yanında menim esnaf qızı olmağıma pişxend eleyib32 deyirdi: Men âşıq, gözel alma, Tutubdur gözel alma. Esil al, çirkin olsun, Bedesil33 gözel alma. Men de bunun qabağmda34: Men âşiq gözel oxlar, Tutubdur gözel oxlar. Çirkin oxlayabilmez, Oxlasa gözel oxlar, deyende erim de mene teref olurdu, günüm qalırdı yana-yana. Aradan biraz keçdi, Allah vurdu mene bir oğlan da verdi. Erimin mene daha mehebbeti35 artdı, günümün de sözü olabilmedi. Havaxt deyindi36, erim ile basdıq döydük. Yaxşıca rahat olmuşduq, birden haradansa qarnı yanmış molla geldi. Erim de ters kimi evde idi. Bunların davası düşdü. Erim mollanın başına bir aftafa37 vurub öldürdü. Divan-zad töküldü38, erimi tutdular... İndi üç ildir ki, erim Sibir'e gedib, heç sessoraq yoxdur, men de dörd yetimle damın39 altında acından ölürem... 1909 XANIN QEZEBİ (Keçmiş meişetimizden40)
(c. I, s.182-183)

Xan sese yuxudan ayıldı. Evvel qulaqlarına inanmayıb durdu, yatağın üstünde oturdu. Amma ses onun sesi idi. Buna şübhe etmek olmazdı. Xan açığından şebkülahını4l başına basıb bir az vehşi heyvanlar tek42 nerildedi43. Başını pencereden çıxarıb bir de qulaq asdı. Ses Mehter Zaman'm sesi idi.

1. adak adar 2. nikahım 3. özgür, hür 4. kaç 5. kişi 6. eski 7. ölüşünü 8. topluluk 9. ipekli kumaş 10. bekle 11. yemeğe 12. nereye 13. yeter 14. zar, kötü 15. kem-küm 16. ulaşır 17. kınamaya 18. arkana alıp 19. düğüne, eğlenceye 20. götürüp 21. kırağı 22. tilki 23. kumama 24. öfkem 25. nikâh kıyıldı 26. ortaklık 27. götürdü 28. örme 29. bir tek 30. kavgamız, atışmamız 31. tırmalayalım 32. alap edip, kötüleyip 33. soyu bozuk, saygısız 34. önünde 35. sevgisi 36. ne zaman söylendiyse 37. kova 38. mahkeme aleyhte karar verdi 39. evin 40. hayatımızdan 41. gecelik külahını 42. gibi 43. böğürdü

:

-Men onun başını bedeninden aralatdıraram 1 , onda biler ki, nökeri bayatı deyib, xanı yuxudan oyatmaz 3 . Xan öz-özüne mırıldanıb hirsinden saqqalmm tüklerini4 yolmağa başladı. Dodaqlarını gemire-gemire pencerenin qabağına yeriyib ele çığırdı ki, xanım yatacaqdan dik atıldıS. -Onda biler ki, men kimem. Biler ki, men xanam, o nöker. Bir de xanm yumruğunun zerbindenö pencere çilik-çilik7 olub yere töküldü. Ev adamları tamam yuxudan ayılıb zağ-zağ esdilerS. Mehter Zaman'm dünya vecine deyildi. Elindeki desmalında9 sovqatıi°, ayağında qıvraq çarığı seherin yavıqlığmdakiiı kende nişanbazlığai2 gedirdi. Herden nişanlısını yâda salıb oxuyurdu: Men âşiqem, gül bağda, Bülbül bağda, gül bağda. Sensiz bağa girmerem, Xezan olsai3 gül bağda. Kende yavıqlaşdı. İtler hürüşdüler!4, kenar damlardan bir adam çıxıb tutqun sesi ile öskürdü. Bir ayrı yerden de uşaq ağlamağı eşidildi. Sonra ses-semiri5 kesilib kend böyük bir sükûta qerq oldu. Zaman bir bayatı da dedi. Sese bir qız çıxıb çepere*6 teref geldi. Zaman nişanlısı ile görüşdü. Sovqatı verdi ve sonra üzüne hesretle baxıb bağrına basdı. Zaman sehere qayıdanda 17 gün hele çıxmamışdı. Ona dek xan qezebinden yuxuya getmeyib saqqalmm tüklerini yolurdu. Zaman'ı eşik ağası işden xeberdar etdi. Bîçare Mehter Xan'm ayağına yıxıldı ve gözlerinin yaşını tökdü: -Xan, atam sene qurban, oxuyan men deyildim. Xan Zaman'm sözlerine inanmaq istemirdi ve cavabmda yeriyib onun birçeklerindeniS yapışıb ayağının altına saldı. Nöker yere düşüb qeşş etdii9. Xan qezebinden çekinmeyib dedi: -Üç gün qızılquşlarıma et vermeyin. Zaman'ı da dâra20 çekin. Nökerler2l emre tâbe olub baş endirdiler. Zindanxanada dar ağacı quruldu. Zaman'ı lüt soyundurub dara çekdiler. Ac quşlar içeri buraxıldı ve qapılar qapandı. Bir gün keçdi. Eşik ağası keçerken zindandan Zaman'm zarıltısmı 22 eşitdi. Qapmı açıb içeri baxanda ürekyandırıcı bir menzereye rast geldi: Zaman'm bedenini quşlar didik-didik edib qan ile elvan23 etmişdi. Eşik ağası dehşetten gözlerini yumub Xan'm yanma qaçdı ve ağlaya-ağlaya: -Xan, meğer senin insafın yoxdur, meğer Allah'dan qorxmursan? Allah yaratdığına o zulmü

etmir ki, sen edirsen... -deyib göz yaşları ile Xan'm ayaqlarım islatdı. Xan eşik ağasının sözlerinden müteessir oldu, hirsi yatdı. Nökerlere emr verildi ki, Zaman'ı yırtıcı quşlardan xilâs etsinler24. Bir deqiqede zindarocananm menhûs25 qapıları açıldı, quşlar tutuldu. Lakin... Zaman'da dirilik eseri qalmamışdı. 1912 Tacir Âzad tez-tez arvadı Mehri'ni götürüb qayınatasıgile oturmağa gederdi. Qapıdan içeri giren kimi26 baldızları Meryem ve Ziba yüyürürdüler bunların qabağına27. Âzad baldızlarına hemişe28 sovqat29 getirirdi: sabundan, şirniden32, her ne ağlına gelse idi. Qızlar Âzad'ı çox isterdiler ve heresi3i onun bir terefinde oturub güleş üzlerini ondan çekirtmezdiler. Meryem on iki yaşında qırmızıyanaq, sadelövh bir qız idi. Ziba ise ondan kiçik idi. Birden Meryem elini Âzad'ın saqqakna sürtüb deyirdi: -Âzad emi, saqqalın ne yaman ağarıb. Ve sonra ağzmı büzüb ele qehqehe çekirdi ki, etrafmdakıları da gülmeye vadar edirdi33. Kerbelâyı Mehdî cırt çubuğunu34 ağzından çıxarmadan tebessümle: -Ortancıl qızım mene oxşayıb, sözi dik deyir. Âzad, Meryem'in sözlerine ciddi me'nâ vermeyib hamı35 ile bir yerde gülmeye başlardı. Mehri sükûtda olardı. Etrafındakılar deyerdiler, gülerdiler, bu heyran-heyran baxardı ve hemişe derûni bir fikirle meşgul olardı. Mehri'nin bu halı hamının nezerini özüne celb ederdi görürdüler yanaqları solur, gözleri çökeye düşür. Anası Mehri ile diz-dize oturub deyerdi: -Bala, niye deyib-danışmırsan? Hemişe seni dinmez görürem. Belke demeli bir derdin var, men bilmirem. Mehri anasının üzüne şikayetçi bir nezerle baxıb, başını aşağı salardı, gözleri yaşla dolardı. Anası tekraren: -Balam, âxır36 de görüm, derdin hayandadır37? -Belke çörekden, paltardan38 yarımırsan? Belke seni evde baldızların, qaymlarm yola vermirler? De görüm, âxır ne olub? Mehri dinmezdi39, çünki hâlini beyan etmeye dili yox idi, acılıqlara qarşı e'tiraza da qâdir deyildi cesaretsiz, ixtiyârsız, şexsiyyetsiz bir şey idi. Üreyindeki derdine sebir edib günü-günden fövt olurdu40. * * * Âzad. arvadı Meryem'i götürüb qayınatasıgile oturmağa gederdi. Mehri'nin vefatından bir ay keçmiş toyları olmuşdu. Qapıdan içeri giren kimi qarşılarma Ziba çıxıb güle-güle onları otağa aparırdı4i. Oturardılar, çay

1. ayırırım 2. hizmetçi 3. uyandırmaz 4. tüylerini 5. ayağa fırladı 6. darbesinden 7. parça-parça 8. korkudan titrediler 9. mendilindenlO. hediyesi 11. yakındaki 12. sevdiğiyle buluşmaya '13. sararsa, solsa 14. üçüştüler 15. ses-seda 16. çift 17. dönüşünde 18. saçlarından, kaküllerinden 19. kendini kaybetti 20. darağacma 21. hizmetçiler 22. inilti 23. rengârenk 24. kurtarsınlar 25. uğursuz 26. girdiği an 27. önüne 28. herzaman 29. hediye, arman 30. şeker 431. herbirisi 32. temiz yürekli 33. zorluyorduk, mecbur ediyorduk 34.nargilenin marpucunu 35. hepsi, herkes 36. sonunda 37. nerendedir 38. giyeceksin 39. konuşmazdı, 40. eriyordu, sararıp saluyordu 41. eve götürürdü

qoyardılar, çerez gelerdi. Deyerdiler, gülerdiler, he-renin ne metai olsa idi, ortalığa qoyardı. Tekçe Meryem sükût edib bir söz söylemezdi. O diribaş, müdrik, hemişe şâd qız indi qeyr-i tebii bir halda ciddileşmişdi, vaxtsız qocalmışdı. Yanaqlarında evvelki teravetf, gözlerinde dirilik qalmamışdı. Bahar çiçeyini şaxta vurub qurudan kimi, ere getmek de bu zerif, gözel, heyatla memlu qızcığazı qüvve-yi menhusesi ile bir cansız, rengsiz heykele döndermişdi. Meryem'in günü-günden fövt olub getmeyi hamıya me'lûm idi. Lakin heç kes onun esil derdinden xeberdar deyildi. Qanacaq2 o dereceye yetmezdi ki, birce adam onun derûni âlemine el aparıb üreyini delib yaralayan qemlere çare arasın. Etrafındakılar tamam qanmaz, nadan idiler. Bu nadanlığa yaşlı gözleri ile baxa-baxa bîçare Meryem saraldı, soldu: bir gün de şedîd heyatdan aralanıb rahatlığa çıxdı.

Kerbelâyı Mehdi baxdı, gördü ki, Âzad kimi adlı, sanlı ve dövletli qohum3 bunun eline düşmeyecek. Kerbelâyı adam yollayıb bir nece ağsaqqal çağırtdırdı, getdiler qâzının4 yanına. Axşama Ziba'nın kebini kesilib5 qurtardı getdi. İki günden sonra Âzad t»ir kise hena6 alıb saqqalını qaraltdı. O biri gün de müxteserce? bir toy olub gelini getirdiler. Tacir Âzad yene arvadı ile qaymatasının evine oturmağa gederdiler. Lakin qabaqlarına8 çıxan olmazdı. Oturardılar, yeyib-içerdiler. Artıq deyibgülen, şadlıq eleyen yox idi. İki teref de hemişe? sükûtda olardı. Âzad fikrinden keçirerdi: -Arvad günü-günden saralır, deyesen bu da bacıları kimi gönü duzlayacaq, yene xerce düşüblO tezeden evleneceyem. Kerbelâyı Mehdî de qızma baxıb üreyinde vuruşdururdu: "Qız ölecek, Âzad kimi qohumdan elimiz çıxacaq. Ters kimi yerde bir ayrı qız da yoxdur ki, yerine verek".. 1913

ZEYBEK KIZI (c. I, s.281-289) KONU: İstanbul'un işgali ve Türk milletinin Kurtuluş Savaşı konu olarak almmışdır. Darülfünun öğrencisi olan Midhet düşmenlerin Türk topraklarında sahiplik etmeleri nedeni ile bir bunalım içerisindedir. O, câmede dua edirken gözlerine bir zeybek kızı görünür ve nemin*1 kız onu Anadolu'ya gedib mücadileye katılmağa sesleyir. Midhet sultan yanlısı olan babasının itirazlarına rağmen Kurtuluş Savaşma katılır, heyah ile yaşadığı zeybek kızına kovuşur ve milli mücadileye hizmetini verir.

Anadolu'ya keçer-keçmez Midhet Efendi könüllü yazüıb İzmir cephesine getdi. Medeniyyetce çox geri qalmış bu torpaqlarda Midhet Efendi'nin nezerini özüne celb eden coşqun bir heyat, qüvvetli bir milli herekât oldu. Memleketin bütün varlığı toplanıp düşmene qarşı poladi2 bir süper teşkil etmişdi. Herkesden de evvel göze çarpan çalışqan ve fedakar Türk qadım idi. Bunlar çiyinlerindeis silah daşıyırdılar, xestelere baxırdılar. Bunlarla beraber dit*4 ve hışdani5 da el çekmirdiler. Geyimleri ile gadm şıklığını heç de xatırlatmayan qadmlar Midhet Efendi'nin bütün reğbetini qazanmışdılar. "Qadınlar Türkiye'ni qurtaracaqlar"-deye onda kuvvetli bir qenaet hâsil olmuşdu. Cebhe sâkitiö idi. Herkes vazife başmda sâkit durmuşdu. Bir gün bir deyişiklikler oldu. Midhet Efendi'nin alayını biraz şimalal? köçürdüler ve bir zeybek bölüyü ile yan-yana oturdular. Siper heyatı ise evvelki kimi yekrengis ve sıxmtılı idi. Aylardan beri davam eden bu heyatı yalnız vuruşma deyişebilerdi. Vuruşmaların da ne vaxt başlanacağı siperdekilere belli deyildi. Sıkıntılı heyata arabir teğyir vermek^ üçün neferler20 Yunan karovuluna2i "ova22" gedirdiler. Bir axşam zeybeklerden iki neferinin keşfiyyata çı-

xacağım Midhet Efendi duydu. O da onlara qoşulub çıxdı. Tel hörgülerden23 keçdiler ve yerle sürüne-sürüne düşmen qaravoluna yaxmlaşdılar. Tepe arasında, saxlı bir yerde tonqa!24 yanırdı. Kenarında bir nefer yatmışdı, biri de tüfengine söykenib25 mürgü26 döyürdü. Türkler biraz gözlediler, sonra zeybeklerden biri celd27 yüyürüb bir qılmc zerbesi ile mürgü döyen neferin başını bedeninden ayırdı. Midhet Efendi o biri zeybekle yatanı bıçaqladı. Hezin bir insan iniltisi gecenin sükûtunu pozdu. Bir deqiqe keçmemiş yene evvelki sükût berpa olundu. Yunan neferlerinin silahlarını toplarken ilk hücum eden zeybeyin üzüne ocaq düşdü. Midhet Efendi bu simaya diqqetle baxdı. Birdinbire dondu. Evvel gözlerine inanmadı. Sonra "Zeybek kızı" deye içini çekdi. ve soyuq bir titretme vücuduna yayıldı. Midhet Efendi o axşamı anlaşılmaz bir neşe içerisinde keçirdi. İndiye qeder gördükleri ona yuxu kimi gelirdi. Tekrar-tekrar Boğaziçi ve Süleymaniyye menzeresini xeyalmda ehyâ etdi, bu axşam gördüyü ile müqayise etdikde şaşırdı. Dan yeri yavaş-yavaş söküldü. Güneşin ilk qızartısı Midhet Efendi'nin qaranlıq şübhelerini tenvir edebilmedi... 1920-1927

1. dolu 2. zihniyet, fikir 3. akraba 4. kadının, müftünün 5. nikâhı kıyılıp 6. kına 7. kısaca 8. önlerine 9. her zaman 10. marafa girip 11. aynı 12. çelik 13. omuzlarında 14. çift 15. karasaban 16. sessiz, sükut 17. kuzeye 18. tekdüze 19. değişiklik yapmak 20. kişiler 21. karakoluna 22. ava, baskına 23. tel örgülerden 24. ateş 25. dayanıp 26. silahın horozu 27. hızca

STUDENTLER (c. I, s.29,32,33) (Roman) KONU: Student-talebe, öğrenci demektir. Lakin romanın yazıldığı dönemde (19131914) bu^söz ÂzerîTürkcesi'ne dâhil olduğundan ve özel bir sosial mana taşıdığından yazar bilerek "student" kelmesini "talebe" kelmesine tercih etmişdir. Roman belli bir açıda yazarın kendi özgeçmişidir. Buradaki Rüstembey'in timsalında Yusif Vezir kendi hayat hekayeşini ver-mişdir. insan tipleri ile zengin olan "studentler" romanında Kiyev'de yaşayan Azeri talebelerin hayatı, düşünceleri, karşılıklı münasibetleri, milli duygu düşünceleri, onların kendilerini bulma, milletlerini layikli bir şekilde temsil etme yolunda verdikleri mücadileler meraklı ve karakterik lövhelerle eks etdirilmişdir.

Rüstembey'in yapdığı tebligatı neticesinde üç nefer talebe Türkçe savadsızlıqlarını2 leğv etmeye3 razı olmuşdu. Rüstembey heftede iki defe bunlara ders deyirdi. Bu axşam Feremezgilde toplanmalı idiler. Rüstembey Xelü'i orada buldu. Feremez'in özü ise yox idi. Rüstembey: -Ay Xelil, balanv* bes ev sahibi hanı?-deye sordu. Xelil qehqehe ile: -Ev sahibi kürseyeS gedib, dedi siz oxuyun, men de geleceyem. Bilirsen ki, o, babaları Qacar terefe çekmişdir: bütün qüvvetini bığla6 kürseye verir. -Yaxşı, bes Perviz haradadır7? -Perviz'in de kefi yoxdur, seherden axşama kimi laboratoriyadaS "Eceb asûde^ idim, geldi düçâr oldu mene"-deye oxuyub zehlemi tökür10. Rüstembey heyretle: -Bax, bunu anlamıram: telebe olasan, özünü de könlün olmadan evlendireler... -Her şeyi sen öz arşınınla ölçme: tacirlerin özlerine mexsus bir en'eneleri var. Bunlar servet dağılmasın deye hemişeiı zengin yerden evlenirler. Perviz'in atası fabrikant, qızm da atası mülkedâr, vesselam. Çox da Perviz başkasını sevir. Onun ağzına vurarlar, o da dinmez. Bu hâl sene-mene yabancıdır. Çünki biz tacir ailesi deyilik... 10 Sofya Xamm yene yatabilmirdi, bütün fikir ve xeyalı Rüstembey idi: xeyalmda cilvelenen simaya oxşanaraql2 böyük bir hezz duyurdu: vücudu mest olmuşdu, üreyi de xoş bir sızıltı ile dolu idi... Xanım öz-özüne: -İlâhi,-deyirdi, -onun baxışı ne qeder gözeldir. Sofya Xamm ağlayaraq o biri üzüne döndü ve elini yorganın altından çıxararaq başına söykeki3 verdi, köksünü ötürdül4 ve yene xeyala daldı. -Ne üçün Rüstem Bey menim deyildir?-dedi. Ne üçün onun mehbûbesi, dostu ve sevgilisi deyilem? Ne üçün? Xanım hövlnâkl5 bir sûretde sıçradı, yatağın içinde oturdu, gözleri erine sataşdıiö... Yuxudan oyanan kimi oldu, bir az öz-özünden utandı, vic-

dan ezâbı duyan kimi oldu. Xanım yavaşça uzandı, yorganı başına çekerek gözlerini berk-berkl7 yumdu. Derûni bir ses ona rah"atlıq vermir, "Ne yapmaqdasan, ey vefasız qadm?"-deyirdi... Sofya Xanım gözlerini açdı, yuxusu qaçmışdı. Bir de o biri üzüne çevrildi. Üreyi yene xoş bir iztirabla dolu idi. Rüstembey hâl ve hereketleri ile artıq ona hakim idi. Sofya durdu, yatağında oturdu. Gözlerini hesretle erine dikdi, fikre getdi: "Ne üçün Fedya qaraşıiSn deyildir? Ne üçün reftârı Rüstembey'inkine , benzemir? Ne üçün onda qısqanclık yoxdur?" Sofya Xamm ayaqlarını çarpayıda^n aşağı salladı ve bedenini düz tutaraq öz-özü ile cesaretle danışmağa başladı: "Heç kesden qorxmuram, her ne könlüm isteyir, onu eleyirem. Ne olacaq olsun. Çox. olar Fedya'dan boşanaram. Bir parça çörek tapmağa20 müsteid2l deyilem mi? Günah tamam Fedyadadır: sabahdan axşamadek işleyir, gece başını qoyub yatır, esla menden xeberi olmur. Fedya menim halımı anlamalı, ele etmeli ki, men darıxmayım. İşsizlikden az qahr bağrım çatlasın. Âxır men gencem, eylenmek isteyirem indi de yaxşı gün görmeyib bes ne zaman göreceyem?" Sofya'nın gözlerinden bilâixtiyâr22 yaş süzülmeye başladı. O qeder ağladı ki, geceliyinin döşIeri23 tamam islandı. Birden ne teher oldusa24, erine yazığı gelmeye25 başladı. "Zavallı, cemi26 zehmeti menim üçün çekmir mi?-dedi. -Menim yemek, geymek ve, istirahetimi o te'min etmir mi? Fedya menim bütün arzularımı te'min etmeye çalışır, her ne isteyirem, haman alır, getirir. Men de bunun evezinde27..." Xanım ezâba uğradı, bir de cesaretle: "Günahkâram. Exlâqı pozgunam. Vefalı erimi qoyub geldi-geder bir Qafqazlıya heveslenirem..." Birden hanım qeyri şüuri bir halda yerinden sıçrayıb küncde28, qarşısmda sönük işıq yanan İsa'nın tesvirine29 yanaşdı, dizi üste düşüb tövbeye başladı: -İlâhi, efv düeyirem. Günahımdan geç30, meni haqq yola hidayet ele. Zeifem, bağışla... Sofya Xamm'ın solmuş yanaqlarından yeniden yaş axmağa başladı...
1914

1. açıklama, duyuru 2. bilgisizliklerini 3. gidermeye 4. yavrum 5. evin üst köşesine 6. bıyıkla 7. nerededir 8. laboratuarda 9. sessiz, rahat 10. bezdiriyor 11. daima 12. benzeyerek 13. dayanarak 14. geçirdi 15. ilişti 16. ilişti 17. sıkıasıkı 18. esmer 19. sedirden 20. ekmek bulmaya 21. yetenekli 22. elinde olmayarak 23. göğüsleri 24. nasıl olduysa, her nasılsa 25. acımaya 26. sütun 27. karşılığında 28. köşede 29. resmine 30. bağışla

HAYATIMIN İYİRMİ İLİ
(Yusuf Vezir Çemenzeminli Eserleri, üç cilt, Bakü-1977, c. III. s. 292 - 295)

(Hâtireleri) ... Ailemiz mütavazi bir hayat sürerdi. Ne biz qonaqi geder, ne bize qonaq gelerdi. Atamın vaxtı ile çoq qonaqlıq etmiş olduğuna anam serzenişle söylerdi. Men yalnız son ziyafeti xatırlayıram-atam2 şâire Fatma Xamm Kemine'ni qonaq ça-ğırmışdı. O axşam yâdımdadır, uzun-uzadı münâqişe oldu. Böyük qardaşım İran şahlarının eleyhine danışır, Kemine onları müdâfie edirdi. Kemine çarşaf örter, amma üzünü gizlemezdi. Şairler ve edebiyat maraqlıları onun evine toplanardılar. Yâdımdadır, bir xüsusiyyeti vardı: turş3 şeyleri çox severdi. Atam bunu bilirdi ve Ağdam'dan bir-iki defe ona güleyşe nar4 göndermişdi. ... Bizim ailenin bir tuhaflığı vardı: bütün çocuklar Iunatik5 idi. Yatabilmediyim axşamlar qe-ribeö menzerenin şahidi olurdum: böyük qardaşım yataqdan qalxır, gözleri yumulu halda otaqları dolaşır ve gündüz oxuduqları dersleri tekrar edirdi. Gündüz elediyi kimi derslerin tekrarından sonra bir nece Fars qezeli söyleyib yene yatağına uzanırdı. Bunu qeyrişüuri olaraq yapırdı, özünün xe-beri olmazdı, o biri gün söyledikde heyret ederdi. Aydın bir yay? axşamı kiçik bacım yatağından qalx-dı, gözleri yumulu olaraq çırağa yanaşdı, xodumı8 yuxarı çekdi. Sonra kilidli qapını açıb artırmadan heyete endi, darvazanr? açıb qonşudakı bacılığmı bir nece defe berkdenio çağırıb geri döndü. Yene darvazanı ve otaq qapısını kilitledi, ancaq çırağın xodunu aşağı çekmeyi unutdu. Kiçik qardaşım yastığından senger qayırırlı, arxasına uzanıb güya tü-feng atırdı. Sesi evle bir olardı. Menim de lunatik olduğumu söylerdiler. Geceler otaqda gezermişem. Bir gece ayılıb gördüm ki, masanın arxasmda otur-muşam, elimin biri mürekkeb qabmm yanında idi. Yene bir gece arxamda iri bir döşek apardığıml2 yerde ayıldım. Ayıldıqda insan utanır ve qorxu da duyur, ayılan deqiqelerden evvel olanların da heç biri yâdında olmur. Bu deqiqelerde celd qaçıb yatağıma soxulardım. Evimiz ala-yarımçıq da olsa hazır idi, suvağı, tavanı ve taxta döşemesi yox idise de, damcısıi3 da yox idi, geniş idi. Daha bundan artıq!4 ummaq olmazdı, çünki atam da qocalmışdı, seneti de qa-zanclı senet deyildi. Yeni doktorlar ve aptekleris artdıkca nüsxebendliki6 debden düşürdü!?. Bu esnada qardaşım Ebülhesen xestelendi, boğazına iri bir fıris çıxdı. Hekimlere gösterildi. Tiflis'e gelmesini meslehet gördüleri9. Mektebin kömeyi20 ile Tiflis'e getdi, elac olmadı. Geri döndü. Bir müddet sonra Kislovodsk'a gönderdiler. Yene elac olmadı. Bu defa Peterburg'a getdi. Mektub aldıq, hekimler vetenine gelmeyi meshehet görmüşdüler. Ümidimizi itirdik. Anam heyecan içerisinde qardaşımm yolunu gözleyirdi. Men de onu qarşılamaq üçün darvazaya çıxdım. Bu esnada mehelle uşaqlarmdan birisi ke-çirdi, sözleşdik2l, meni iteledi, ayağım daşa ilişib yıxıldım, o da menim üstüme yıxıldı. Sağ ayağımda acı bir sancı duyaraq çığırdım. Qoluma girib qal-dırdılar. Qılçam smmışdı. Atam da xeste qar-daşımm qoluna girib gelirdi. Darvazanı açıb bizi içeri götürdüler. Anam divara söykenib22 dur-muşdu. Ebülhesen'in sönmüş çöhresini gördükde, rengi üzünden götürüldü. Dırnaqlarmı divarın daşlarına ilişdirerek baygın bir halda qaldı. Üç yataq salındı, anam da qadm xesteliyine tutulmuşdu. Xesteliyim bir ay davam etdi. Her gün smıqçı gelir, qılçamı sığallayır23, sümükleri24 yerine salır, sonra bal yaxıb etrafına qamışlar düzüb bağlayırdı. Cehennemi ezablar çekirdim. Anam da yataqdan qalxmış, lakin son derece zeiflemişdi. Çjardaşım ya-taqda idi. Ümidsiz bir xeste de olsa, deyir, gülür, be'zen kart25 bele oynayırdı. Atam, tebii, bir hefte qalıb Ağdam'a dönmüşdü. Heyatımızı te'min etmek lazım idi. Novruz yetişdi. Hamımız bayram süfresinin etrafına toplanmışdıq. Birden Ebülhesen dedi: -Bir nece gün size qonağam, gelin görüşek. Hamımız göz yaşları axıdaraq ona sarılıb öpdük. Özü de ağladı. Dörd gün sonra, martın 23'de 1901 'de Ebülhesen söndü26. "Xeyir-şer" otağımızda27 birinci şer meclisi qu-ruldu. İndi evin böyüyü men idim. Qardaşımm kitabxanasının açarİarı28 mene verildi. Rus ve ecnebi klassikleri ile tanış olmağa başladım. Bayron ve Lermontov'u yaxın dost kimi qebil etdim. Sanki heyat yene yoluna girdi, eziz ölü de yâddan çıxdı, lakin ruhumdaki aheng pozulmuşdu. Dünyada haqq ve edalet olmasına inanırdım, bu inam anamın südü ile beraber bütün varlığıma yerleşmişdi. İndi bu inam29 şübhe ile zeherlenmişdi; edalet var-dısa iyirmi bir yaşında işte dadlı bir gene, yoxsul bir ailenin ümidi necin sönürdü? Qardaşımm ölümüne heç inanabilmirdim, mene bele gelirdi ki, o, müveqqeti30 uyuyur ve bir gün qebirden durub bizi yeniden sevindirecekdir. Heyhat, heyat karvanı öz yolu

1. konuk 2. babam 3. turşu türü 4. iyi bir çeşit nar 5. uyurgezer 6. acaip 7. yaz 8. bedenini, et özünü 9. bahçe kapısını 10. sertçe, yüksek sesle 11. siper yapar 12. götürdüğüm 13. çatısı (ev sahibi) 14. çok, fazla 15. eczaneler 16. muskacılık 17. değerim yitiriyordu 18. şiş, zır 19. uygun gördüler 20. yardımı 21. ağız kavgası yaptık 22. yaslanıp 23. sıvazlar 24. kemikleri 25. kâğıt oyunu 26. öldü 27. evimizde 28. anahtar açkı 29. inanç 30. geçici 31. iniltilerini

ARVADLARIMIZIN HALI Azerbaycan (Türk) arvadlarmm hal-hazırdaki veziyyetleri (c.III, s. 133-139) ... Arvad sözünü ifade eden lefzler Farsça "zen" ve Türkçe "qadın"dır. "Zen" vurmaq mesderinden emel gelib, "qadm" ise emr etmek demek olan "qadamaq" dan. Bu lefzlerin esil me'nası Farslar ve türkler arasında arvadm alçaq bir mövqe meşgul etmeyine delalet edir. "Vurmaq" ve "emr etmek" sözlerinden cehalet eyyamının qoxusu gelir. O zamanlar da arvadın şexsiyyeti nezere alınmazdı. Onlar qul ve esir kimi ömür sürmekte idiler. Üçüncü lefz Azerbaycan Türkcesinde işledilen "övret" sözüdür, "övret" Erebce insan bedeninin görünmesi ve gösterilmesi eyib sayılan ve haram olub namzada örtülmesi vacib olan yerleridir. "Övreteyn" kelmesinin de "övret"den olduğunu ve dilimizden mezmunda is"temal edildiyini nezere aldıqda deye bilerik ki, "öret" bedinin qol, qılça ve döş kimi açılmağı eyib hesab olunan üzvlerine deyilmeyib, mehz aleti-tenasülü ifade eden bir kelmedir. "Övret" in dilimizde "arvad" menasında is'temal olunmağına meşhur Tövrat xurafatı da te'sir etmiş gerek olsun. Bu xurafata göre arvad kişinin qabırğasından emele gelib, pes, arvadm her cehetden kişiden alçaq olmağı tebiidir. Doğrudan da el nezerinde arvad axmaq bir şey hesab olunur. Bu fikri atalar sözü beyan eder: "Arvadın saçı uzun olar, axlı gödek"; "Arvad nedir ki, dediyi de ne ola?"; "Arvadın xirdeyi olmaz"; "Ata ve arvada e'tibar yoxdur"; "Arvaddan vefa, zeherden sefa" ve s. Bu vefa ve e'tibarsızlıqdan arvadı özbaşma qoymaq olmaz, onlar hemişe kişilerin tehtiemrinde saxlanmalıdırlar. Bele de edirler. Çhzlar evlerinde atalarına tabe olurlar. Ata ailenin (külfetin) söyüyü ve sahibidir. İndi bir çox yerlerde uşaqlar atalarına "ağa" deyirler. Ataya kağız yazılanda "sahiba" deye başlarlar. Ata olmadıqda qızlar qardaşlarımn ve qeyri qohumlarmm tehti-riyasetine keçirler. Kişiler (erkekler) qohum qızlarını ve arvadlarını gerek yadlardan gözleyerler. Onlar ayaqlarınm me'lum daireden ireli qoyduqda, memaniet edib ağır tenbehden de çekinmirler. Kişiler (erkekler) bu barede ne qeder diqqetli olsalar bir o qeder namuslu hesab olunurlar. Bunlar onun üçündür ki, camaatımız arvadlara inanmır ve onları namuslarını özleri mühafize etmeye müsteid bilinirler, bir balaca oğlan uşağının namusu böyük arvadmkından çox hesab olunur. Bunu uşaqlara da telqin edibler. Odur ki, arvadlar pencereden küçeye ve ya çeperden dışarıya baxdıqda oğlan uşaqları arvadlara mane olurlar ve sözlerine e'tina olunmayanda da daşa ve ağaca el atıb dediklerini yerine yetirirler. Bele "namuslu" uşaqlar hemişe atalarından "berekallah" alırlar. Atalıq riyaseti ebedi olmağına göre her kes öz sağlığında qızmı ere verib "başından redd etmeye" çalışır. "Gözün göre-göre ver qızmı başmdan redd ele"; "Qızı evde saxlayıp un çuvalına tay etmeyeceksin ki?"; "Oğluna qız axtarınca qızma oğlar axtar" vs. On yeddi, on sekkiz yaşma çatdıqda qız "bedbext olub ocaq başında qarımış" hesab olunur. Bele olduqda da hemişe ere verilmeyi istenilen qızlarm sayı artır: "Ağ dolağım sağ olsun, Qoy tapılmayan qız olsun". Subay oğlanları evlenmeye sür'etle mecbur eden bir sebeb. olmadığından qızlara teleb az olur. Tebiidir ki, erzin çoxluğu ve telebin azlığı malı qiymetden salır. Bu sebebden de subay qızların sayı artdıqca qedir-qiymeti de azalır. Valideyn telaşından savayı qızlarm özlerinde ere getmeye artıq meyi görünür. Bunlar ata evinden çıxmağı özlerine qenimet bilirler. Çünki bir terefden cemi ev işleri bunların üstlerine tökülür, o biri terefden de aileden qızlar ile oğlanlara tefavüt qoyulmağı qızlara xeyli vaxt ağır gelir. Çox valideynler oğlanlarını artıq derecede istediyi halda, qızlarına qarşı nifret ve acılıq besleyirler. Tez-tez analar qızlarmm başına çırpırlar: "Seni olunca suya döneydin"; "Seni allah mene verince bir qara daş vereydi"

vs.

Biçare qızlar valideynin bele edaletsizliklerini düşüne bilinirler. Bunu bayatı gözelce beyan edir: Meşedi, kerbeleyı, men hacıyam, Ağ üzde qoşa xalın möhtacıyam.

İkimiz bir ağacın meyvesiyik, Bes neden sen şirin, men acıyam? Övladm birinin "şirin" ve birinin "acı" sanılmağı qıçları ere getmeye, ye'ni yeni bir heyata çıxmağa daha artıq vadar edir. Eve bir yad arvad geldikde diqqetle qulaq asırlar görsünler elçi deyil ki? Elçi olduqda arzuları bu olur, evdekilerin "ağzı yaxşıya açılaydı" belke onlan ere vereydiler. "Yağış yağar, qar çiler, Çapını kesib elçiler. Dedem deyir qoy verek, Nenem deyir qoy görek. Dilin lal olsun, mama Sen de bir dillen görek... Demeli, "dili lal olmuş mam" da razı olsa, qızı ere veresidirler. Qızların ere getmek meyli aşağıdaki ata ile qızm sohbetinde daha da aydın beyan olunur: "Qızım, sene corab alım? Yox, dedecan, ağrın alım. Qızım sene başmaq alım? Yox, dedecan, ağrın alım. Qızım, seni ere verim? He, dedecan, ağrın alım. Derdden xeberdar dede... Bunu bayaqdan deyeydin, Şekerçöreyi yeyeydin..." Qızlar ere verildikde nişanlılarının en zahirini görürler ve ne de deruni aleminden xeberdar olurlar. Çünki qızlar şexsiyyetsiz ve ixtiyarsız bir şeydir. Atalıq riyasetinin qabağında onlar yox kimidirler. Onların geleceyi atalarına bağlıdır. Her kese ere vermeye ve hiç vermeyib evde saxmalaqa tekçe atalar faili-muxtardırlar. ... Atalar qızlarmı ere verdikde qızm cemi ixtiyarmı erine verirler. Erin riyasetinden edaletsizlik baş verdikde ata işe. qarışıb qızınm terefini saxlamağa özünü haqlı bümir. Çox qızlar erlerinin reftarmdan şikayet etdikde atalarından cavab alırlar: ixtiyar onundur, er arvadm sahibidir. Görün bu barede qezet ne yazır: "Quba qezası Nüvedi kendinin sakını Behrameli Feteli oğlunun arvadı atasının evine qaçıb erinin onu çox döyüb eziyyet elemeyinden şikayet edir. Atası qızınm terefini saxlamağın yerine biçareye acıqlanıb geri

qovur. Behrameli arvadmm qaçmağmdan xe~ berdaro lub ona tenbeh elemek üçün tutub elayağm bağlayıp sabahadek döyür, nece defe elindeki xencerle başını kesmek isteyir. Sehere yaxm Behrameli yorulub yatır. Arvad bundan istifade edib bir nov iplerden xilas olur,çıxıb qaçır. onun tappıltısma qaynı Ali Şeyx oyanıb dalınca bir gülle atır, amma gülle deymir. Biçare arvad yarımcan halda qaçıb qurtarır ve polise penah aparır". Zenimce, nikahın alış-veriş olub, satdığı şeyin de qız olduğuna bu deliller kifayetdir. Bizim hemmiletimiz türkmen xalqmın meişetine müraciet edirikse, onlarda daha açıq qız alış-verişi görerik. İrandan ve ya qeyri yerlerden qızlardan getirirler. Onlarm zahir ve işgüzarlıqlarma müvafiq qiymet qoyurlar. Müştireler alırlar, pulun yarısı qabaqca verilir ve yarısı da sonra, hergah sonra pul lenge düşerse, qızı çekib aparırlar. Biz qız alış-verişine medeni bir reng vermişik. Meselen, kebine qızm qiymeti kimi baxmayıb onu qızm gelecek te'minatı hesab edirik. Bundan elave be'zi qaydalar var ki, zahirden baxdıqda bele güman edirsen ki, eqdinikah bizlerde qızm razılığı ile olur. Meselen, qızdan şâhidler xesber alırlar ki, razısanmı? Bunun cavabmda qız çarşabm altında başını terpedir. Bele ittifaqlar tek-tek tapılır ki, qız razılıq vermesin. Çünki ana razılıq verenden sonra qız razılıq vermese, o qız el nezerince binamus ve biedeb sayılır. Elbette, bele "razılığın" ne derecede batil olmağı aşkardır. Evvela, qızları bizde çox vaxt uşaqlıqda ere verirler. Atası evinden çıxdıqda eylencelerinden göz yaşı axıda-axıda ayrılır. İkincisi, qızlar valideyn riyaseti qabağmdan öz re'y ve şexsiyyetlerini büruze vere bilinirler, bisavadlıq ve avamlıq da bir terefden qollarım qırır. Üçüncüsü, qızm razılığını sorduqda demirler ki, seni kime veririk, ya qız ere verildiyi adamın zahirinise de görmür. Bele olan suretde qızlarımızdan asuda re'y gözlemek olmaz ve onların verdiyi razılığ da bit qepiye deymez. Bu qayda ancaq "hiyleyi şe'ri" üçün icra lunur. Be'zi vstraliya vehşilerinin arasında buna benzer bir adet var. Lakin çox qızlarmm qaçınlmağma atalar re'y verMer. Bele olduqda bütleri özlerinden rencide-xatir etmemek üçün atalar qız aparan oğlanı tutub başlayırlar bunların qabağında döymeye. Bununla vehşiler allahlarına me'lum edirler ki, qız qaçırmadan onların xeberleri olmayıb. Bizim "hiyleyi-şe'rimiz" bu vehşilerin hiylesine benzeyir. Tefavüt burasındadır ki, onlar bütlerini aldadırlar, biz hem allahı, hem de özümüzü aldadırıq...

AZERBAYVAN EDEBIYYATINA BİR NEZER- ŞİFAHİ VE YAZILI EDEBİYYAT (Yusuf Vezir Çemenzeminli, Azerbaycan Edebiyatına bir Nazar, İstanbul-1920, s.9-11)

Her bir milletin edebiyyatı misli bizim dexi edebiyyatımız iki qisme ayrılır: şifahi ve yazılı. Azerbaycan şifahi edebiyyatı Türk xalqmm qüvveyi-fikriyye ve zihniyyesinin mehsuludur. Yazılı eserler ise son zamana qeder fars te'siri altında olmuş. Şifahi edebiyyatımız türk milleti qeder qedimdir, onun ilebirlikde Altay dağlarından çıxıb, ölkeler istila edib, çox tecrübeler qazandıqdan sonra Azerbaycanda yerleşmiş, oturmuşv e sulhperver bir heyatın, rahat ve farağat bir yaşayışın felsefesini axtarmış. Yazılı edebiyyatımız başqa bir yolda inkişaf edib. Fars medeniyetinin te'sirinden doğub, böyük sarayları, tenteneli meclisleri oxşayaraq insanların mümtazlarına mal olmuş. Ancaq Türk qövmü yerleşdikce edebiyyatımıza öz sadeleyini, öz ruhunu vere bilib. Edebiyyat get-gede saraylardan, eşraf ve e'yan meclislerinden xalqa doğru axmağa başlayıb. Ve uzun müddet Fars bürokratimzmi ile türk demokratizmi mübarize etmiş ve axırda türk xalqçılığı qelebe çalmışdır. İşte edebiyyatımızın keçdiyi yollar. Bu yolları tedqiq etmek üçün Azerbaycan dair yazılanlara müraciet etmeliyik. Osmanlı coğrafiyyun Katib Çelebi Azerbaycanı tesvir ederken ricallarına dair yazır: "Bu iqlime mensub olan meşahirden Xaqani-Kebir Menuçehre mensub şair meşhur olub beş yüz seksen ikide vefat etmişdir. Feleki şair; ve Mövlana Kemaleddin Mesud ki, kelam ve mentiq ve hekimanda feridiesrdir, doqquz yüz beşde vefat etmişdir, ve Mövlana Nasirredin ki, oğlu Rum'a gelmişdir ve Mövlana Rükneddin ki, tibbde yedi-tulaye sahib idi. "Mirati-Şefayi" Ebülfeth Sultan Mehemmed xana te'lif etmişdir. Ve Mövlana "Yusufi Xarabaği ki, Mirzecan şagirdidir, mekulatda mahir idi. Bu esrlere qerib zamanda vefat etdi. Ve Ebül-Ula Gencevi Şirvanda şairi-meşhurdur. Ve fükhayi-şafeiyyeden tebeqat sahibi Tiflisidir. Ve "Qanunül-edeb" sahibi daxi ol beldeye nisbet olunur." Feleki, Ebül-Üla ve s. Azerbaycan'a mensub edilirse de, bunlara dair lazım derece me'lumatımız yoxdur. Mehemmed Mö'min Feleki Xaqani ile müasirdir. İkisi de Genceli Ebül-Üla'nm şagirdi olmuşlar ve eyni zamanda Şirvan şahı Menuçöhrün meddah şairlerindendir. Eserleri Fars dilinde yazılmış olmalıdır.

Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi XI esri-thicrinin ortasında Tebriz'i geçmiş ve orada 78 eded divan sahibi "fesihül-lisan", "Bediül-beyan", "emlehülşüera", "erbabi-mearif" olduğunu xeber verir. Yaveri, Sabi, Saibi, Elhemi, Sakeri, Cai Razi, divan sahibi Seyyidi ve Ehedi... kimi adlar sadalayır. Yene eyni seyyah Tebrizde "Sürxab" unvanlı qebristanlıqda Enveri Zehireddin Faryabi, Feleki Şirvani, Şemseddin Sübhani, Feleki Şirazi kimi şairlerin defn olunduqlarım xeber verir. Evliya Çelebi'nin rivayetleri mübaliğeli olsa bele, Azerbaycanm paytaxtı orta Şerqin yegane türk merkezi olaraq şair ve erbabi-elm adamları özüne celb ede bilirdi. Bu hal tebiidir. Lakin indilik Evliya Çelebi'nin xeberlerini tehqiq etmeye elimizde kafi me'lumatımız yoxdur. Gelecekde Şerg ve Qerbin kitabxana ve müzeleri tedqiq olunarsa, zenn edirik ki, bir çok meseleler aydmlaşar. Hacı Kemal "Cameünnezair" inde 266 "kamil" şairlerin eserlerinin numunelerini toplayıb. Lehçe e'tibarı ile bu şairlerin bir çoxları Azerbaycan'a mensubdurlar. Lakin bir çoxlarınm tercümeyihallarm dair elimizde heç bir vesiqe yoxdur. Gilanlı "sadiqi"nin tezkiresi bir az bize izahat verir: Qarpa oğlu Şahqulu bey, Tebriz'de hekim Bedii, Pirqulu bey, Tenhai bey, Mövlana Kelbeli Tebrizi kimi bir çox şairlerin qısa tercümeyihallarmı ve şe'rlerinin numunelerini gösterir. Lakin esli divanlar toplanmasa, divanı olmayanların şe'rleri elde edilmese qeti bir hökm vermek olmaz. Çünki Azerbaycan türklerinde bir çoxları Fars dilinde yazmışlar. Fars Edebiyyatma xidmet etmiş bir şexsi Türk Edebiyyatmm mensub etmek eceba olurmu? Alman şairi Henrix Heyne irqen yehudi idi. Lakin heç kes ona yehudi şairi demir. Çünki eserlerini alman dilinde yazıb Zennimizce, Azenbaycan Edebiyyatmm başlangıcını ehemiyyetsiz me'lumatlara istinaden te'yin etmek olmaz. Bizce yazılı edebiyyatın başlanması yazılı eserlerin meydana gelmesinde deyildir. Edebiyyata q%vvetli bir sirna7~ıqtidarlı bir qelem başlaya biler. Bunun üçün, madam ki, elde etdiyirhiz me'lumat lazım derece edebi tariximizin evvelerini tenvir ede bilmir, yazılı edebiyyatımızın banisi olaı raq ancaq "Nesimi"ni göstere bilerik.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->